Page 1


YAZARLARlN İNZiVASI: ÜÇ AYLIGINA HAYATINlZI TERK EDiN. Ortadan kaybolun. Sizi başyapıtınızı yaratmaktan alıkoyan her şeyi geride bırakın. işinizi, ailenizi ve evinizi; tüm bu sorumluluk.larınızı ve dikkatinizi dağıtan şeyleri üç aylığına askıya alın. işinize tam anlamıyla odaklanmanızı sağlayacak bir ortamda, kafa dengi insanlarla birlikte yaşayın. Katılmaya hak kazananlar için kalacak yer ve yemek bedavadır. Profesyonel bir şair, romancı veya senarist olarak yeni bir gelecek kurma şansını yakalamak için hayatınızın küçük bir bölümüyle kumar oynayın. Çok geç olmadan, hayalini kurduğunuz hayatı yaşayın. Yer çok sınırlıdır.


Asilerin,

k a y b ede n l e r i n , h a y alperestlerin, küfürbazları n, günahkarların,

beyaz zencilerin, aşağı tırmananların, yola çıkmaktan çekinmeyenlerin, uçurumdan atlayanların ... dili, sesi

Yeraltı Edebiyatı ...


CHUCK PALAHNIUK: Washington eyaJetinin dogusundaki bir çiftlikte büyüdü. Bir süre Eyalet üniversitesi'ne devam ettikten sonra Oregon Üniversitesi'ne geçti ve ögrenimini orada tamamladı. üniversite yılları boyunca yazar olmayı aklından bile geçirmedi. Geçimini Preightliner adlı şirkette otomobil tamirciligi yaparak kazanmakta iken, ı996'da. arkadaşlarıyla birlikte devam ettigi bir edebiyat grubu çerçevesinde Projecı Ma!J(tern (Kargaşa Projesi) adlı kısa hik§yeyi yazdı. Söz konusu hik§ye üç ay gibi kısa bir süre içinde Fighı Club'a ( ı996) JDiivüş Kulübü, Çev. Elif özsayar. Ayrıntı Yayınları, 20001 dönüştü. Ilk romanını yayımiatmayı başarana kadar yayınevleri tarafından pek çok kez geri çevrildi. Genellikle adında "nehir" kelimesi geçen agırbaşlı romanlara esin kaynagı olmuş bir cografyada. ilk romanı büyük ses getirdi. Palahniuk, 1999'da katıldığı bir yazarlar konferansında. Writing to Faii(Reddedilmek Için Yazmak) adlı bir çalışma grubu yürüttü. Pacific Nortwest Booksellers Assodation Award ve Oregon Book Award ödüllerine değer bulunan Fi glıt Club. 1999'da filme çekildi. Survivor ( 1999) !Gösteri Peygamberi, Çev. Funda Uncu lrklı. Ayrıntı Yayınları. 20021. Clıoke (200 ı) JTıkanma. Çev. Funda Uncu ırkiı. Ayrıntı Yayınları, 20031. lnvisib/e Monsters ( 1999) JCörüıırneı Canavarlar, Çev. Funda Uncu lrklı. Ayrıntı Yayınları. 20041. Fı.ıgitives and Re{ugees (2003) i Kaçaklar ve Mülteciler. Çev. Esra Arışan, Ayrıntı Yayınları. 20051. Diary (2003) JGünce, Çev. Funda Uncu lrklı. Ayrıntı Yayınları. 2005). Lı.ıllaby (2002) !Ninni. Çev. Funda Uncu lrklı. Ayrıntı Yayınları. 20071. R a nt (2007). Sııuff (2008). Pygm!J (2009), Teli-All (2010) adlı kitapları kaleme alan Palahniuk. üregen'un Partiand şehrinde yaşamını sürdürüyor.

Ayrınt ı Y a y ınl a r ı Yeraltı Edebiy atı

Tekinsiz Cfıuck Palafıniuk


Ayrıntı: 538

Tekinsiz

Tekinsiz

Chuck Palahniuk

Yerallı Ede6iyalı Dizisi: 45

Chuck Palahniuk Kitabın Özgün Adı

Ayrıntı Yayınları

Ingilizce'den Çeviren

Yeraltı Edebiyatı

Hauııled Fııııda Uncu

Yayıma Hazırlayan

Gökçe Gökçeer Kapak lllüstrasyonu

Seviııç Altan

Kapak Düzeni

Gökçe Alper Son Okuma

Gökçe Çiçek Çetiıı

Dizgi Esiıı Tapan Yetiş

© 2005 by Chuck Palahniuk

Tı1rkçe yayım haklan Aymıtı Yaym/an'na aittir

Baskı

Kaylıa ıı Mal&aacılık Sa ıı. ve Tic Ud. Şti Davutpaşa Cad Güı•en Saıı. Sit. C Bwk No.: 244 Topkapıl/sl. Tel.: (02121612 31 85 Sertifika No.: 12156

Birinci Basım 2009 ikinci Basım 2010 Üçüncü Basım 2012

Baskı Adedi 2000

ISBN 978-975-539-550-0 Sertifika No.: 10704

AYRlNTI YAYlNLARI Hobyar Mah Cemal Nadir Sok. No: 3 Eminönü - istanbul Tel· {0212) 512 15 00- Ol- 05 Faks. (0212) 512 15 l l www.ayrintiyayinlari.com.tr & info@ayrintiyayinlaricom.tr


TEKİN.SİZ

Bir Hikayeler

Romanı


YERALTl EDEBiYATI

DIZISI

ADSIZ DEVLER

SlKlGÖZETlM Jraıı Ceııtl

ANNEM

PARAVANLAR /taıı Ctııel

DÖVÜŞ KULÜBÜ Chuı� Palalıniuk

EŞIKTEKILER rfıi/ippt Diian

SON SÜRGÜN Dragan Babic

PQSQI/ Bruı�nrr

Crorges Balaille ÇARPlŞMA /.C Baliard

ACEMI PEZEVENK Ola Baıırr TAVANDAKl KUKLA

/ııgvar Aııı&jarnsen

GÖNÜLLÜ SÜRGÜN

Kym Lloyd

BROOKLYN'E SON ÇlKlŞ

YATAK ODASlNDA FELSEFE Marquis de Sadr

ERSKINE'NIN KUTUSU

MELEKLER Ornis/oluııoıı

FA HiŞE

Hııbtrt 5.!/by Jr

CENAZE MERASIMI Jean Genel

NellyArcan

TEKINSIZ KAÇAKLAR VE MÜLTECiLER

Clnıck Palahııiıık

pek çok tuhaf. ayrıca korkunç

YOLDA

bir şey vardı ve bunun tiksindiriciliği

CENNETTE BiR GÜN DAl lA

Jack Kerouaı

EROJEN BÖLGE

SEVDALI TUTSAK

LANETLILER/N SAÇ ST/ı./ /ııtMeııo

Phi/ippt Ojiaıı

Jean Genel

KOZMIK HAYDUTLAR

YALANlN ERDEMI

ZEN KAÇIKLARI /ack Ktroııaı

HAYRAN OLUNASI CASANOVA

ISA'NIN oGLU

YERALTISAKINLERI /ack Kerouaı

rfıilıppe Sall<rs

Den� Johıısoıı

GÖSTERI PEYGAMBERI Clıuck Palahnıuk

UYKU Aıııırfieı Verbekt

KUZEY GÖZCOSO

GO NCE

Ola Baııer

Clıuck Palaluıiuk

lsls

ARA BÖLGE

Suerle Ciaııde Lucas

A.C IVıis&ı.tkır

Eddie Lilllı

Joachım ltiter

'l'ristıaıı Hawkins

William S. Bıırrouglıs

TlKANMA

BEYAZ ZENCiLER

Chuık Pafahııiıık

lııgı•ar !ırnbjönıseıı

HlRSlZlN GÜNLüCü

BALKON

Jcnıı Gwt

Jeaıı Genel

DENIZCI JıııııGeııeı

AMERiKA MEK'fUPLARI joochim Zeller

FLAMENKO'NUN IZINDE Duende

Chuck Pafafiııiui

/asoııiVroster

ODA HIZMETÇISiNIN GÜNLÜCÜ Oılalll Mirfıcau

GÖRÜNMEZ CANAVARLAR Clıııık Pafahniıık

NINNi

IŞKENCE BAHÇESi OılalllMirb,'tlıı

BETTY BLUE rfıilippi Djian

Pek çok güzel. pek çok ahlaksız,

Clnıck l'alalıııiuw

ÇARPlŞMA PARTISI Chuck Palalıniıık

BIR DÜŞ IÇIN ACIT Hubtrt Selby Jr

SUÇLULUK KITAI31 Kynı Lloyd

ÖLÜM PORNOSU

Clıııık Palaluıiıık

BÜYÜK MAYMUNLAR \Vii/ Sri/

LAZZARO. DIŞARI ÇlK Andrca C Pinkılis -

BIZ RÜYA GÖRÜRKFN Clemıns Mıyer

ÇAMUR KRALININ KlZI Birgitıa Trotzıg

hiç de az değildi. "Kızıl ölümün Maskesi" Edgar Alien Poe


Ko

bay lar

Bunun yazarların inzivası olması gerekiyordu. Güvenli olması gerekiyordu. Whittier adındaki yaşlı mı yaşlı, ölmek üzere olan bir adam tarafından yönetilen, çalışabileceğimiz, tecrit edilmiş bir yazarlar kolonisi. .. Meğer öyle d�ğilmiş. Ve şiir yazacağımızı sanıyorduk. Güzel şiirler. Onun yetenekli öğrencileri olan bizler, alıştığımız dünyadan üç aylığına koptuk. Ve birbirimize "Çöpçatan" diye hitap ettik. ıı


Ve: "Kayıp Halka." Veya: "Tabiat Ana." Saçma etiketler. Serbest çağrışımlı isimler. Tıpkı -küçükken- hayvan ve çiçeklere isimler uydurman gibi. Nektar yüzünden yapış yapış olmuş, üzerinde karıncaların gezdiği �akayıklara "karınca çiçeği" derdin. Iskoç çoban köpeklerine ise: Lassie. Gerçi bugün bile birine "şu tek bacaklı adam" diyorsun ya, tıpkı onun gibi. Veya: "işte şu zenci kız ... "

Komik kısa hikôyeler. Birçoğumuz koca bir bahar, yaz, kış, sonbahar ... yılın bütün bir sezonu boyunca dünyadan kaçtık. Yaşlı Bay Whittier için insan olarak kim olduğumuzun bir önemi yoktu. Ama bunu başta söylemedi. Bay Whittier için biz laboratuvar hayvanlarıydık. Bir deneydik. Ama bunu bilmiyorduk. Hayır, bu bize göre sadece yazarların inzivasıydı, ta ki, onun kurbanlarından başka bir şey olmadığımızı onlayana dek, ki o zaman da artık çok geçti.

Birbirimize "İftira Kontu" diye hitap ettik. Veya: "Rahibe Vigilante."· Hikôyelerimize istinaden kazandığımız isimler. A ilemize değil de, hayatımıza istinaden birbirimize verdiğimiz isimler: "Leydi Çöpçü." "Ajan Fitneci." İşierimize değil de, günahlarımıza dayalı isimler: "Aziz Bağırsaksız." Ve: "Vandal Dükü." Hatalarımıza ve suçlarımıza dayalı isimler. Süper kahraman isimlerinin tam tersi. Gerçek insanlara uydurma isimler. Sanki bir bez bebeği kesip açınca içinde gerçek bağırsaklar, gerçek c iğerler, atan bir kalp ve kan bulmuşsun gibi. Sıcak ve yapışkan kan. Ve kısa hikôyeler yazacağımızı sanıyorduk. • "Süper kahraman" örneklerinde olduğu gibi. kanuni yetkisi olmadığı halde, kendi koyduğu kurallarla düzen sağlamaya çalışan kişi. (ç.n.)

12

----

--·

------

--------�


=-=

ı. 2 3 4. 5. 6. 7. 8. 9. lO. ll.

ı2 13 14 15. 16. 1 7.

18. !9. 20.

21.

O

tobüs, Yoldaş Huysuz'un beklemeyi kabul ettiği köşeye yanaşırken, o, ordu-fazlası (artık) uçaksavar topçusu çelik

ycleği -zeytin yeşil i- ve piyade batları görünecek şekilde paçalt1rı sıvanmış bol kamuflaj pantelonuyla orada dikiliyor. Kadın ın lıcr iki ya n ı n da da birer bavul var. Daracık siyah bereli bu kadın, herhangi biri olabilir. Aziz Bağırsaksız kullandığı direksiyenun üzerinde asılı olan ıııikrofona, "Kurallara göre . . . " diyor. Yoldaş Huysuz. "Pekala" diyerek eğilip bavullardan biri. n i n diketini çıkarıyor. Etiketi zeytin yeşili cebine sokuyor, sonra �·�ilip diğer bavulu alarak otobüse biniyor. Bir bavulu kaldı rırnın 15

22. 23 24


--=--

Şehrin her yanında otobüsü bekledik. Aziz Bağırsaksız yanı­

üzerinde terk ed i l m i ş , yetim bırakıl m ı ş ve ya l mz kalmış olan Yoldaş H u ysuz oturuyor ve "Tamam" diyor. "Gidelim" diyor.

•ı

O sabah hepimiz notlar b ırakıyorduk. Gün ağarmadan önce. Bavulumuzla birl ikte kara n l ı k merdivenlerden ayakucumuzda, sessizce i n i p , bize çöp kamyonlarından başka bir şeyin e ş l i k etmediği karan l ı k sokaklar boyunca yürüdük. G ü n e ş i n doğuşu­ nu da h iç görmedik. Yoldaş Huysuz'un yanında oturan i ftira Kontu cep boyu b i r b loknota b i r şey yazarken gözleri o n u n la kalemi arasında gidip geliyordu. Bakmak için yana doğru eğilen Yoldaş Huysuz, "Gözleri m i n rengi yeşil. kafıve değil v e saçiarım d a doğal kumral" diyor. Adamın yeşil yazışını izledikten sonra, "Ayrıca popomda küçük, kırmızı bir gül dövmesi var" diyor. Gözleri adamın gömlek cebin­ den görünen gümüşrengi kayıt cihazının küçük, süngerli m i kro­ fonuna takılıyor. "Saçları boyalı yazma. f<adı n l a r saçları n ı n rengini ya bir-iki ton koyu/tur ya da açtırırlar'' diyor. Yanlarında lekeli. titreyen elleri anca tekerl ekli sandalyesi­ n i n katlanmış krom iskeleteni tutabilen Bay Whittier oturuyor. O n u n yanında ise göğüsleri neredeyse göbeğine değecek kadar büyük olan Bayan Clark var. . Yoldaş Huysuz i k i s i n i süzdükten sonra Iftira Kontu'nun gri fan i ladan gömleğine eğiliyor ve "Tamamen süs amaçlı olduğu­ nu sanıyorum. üstelik besleyici öze l l iği de yok . . . " diyor. O gün. güneşin doğuşunu son kez kaçırdığımız gündü. Rahibe Vigilante' n i n beklemekte olduğu b i r sonraki kara n l ı k sokak köşesine varınca Rahibe bileğindeki k a l ı n . siyah _saati göstererek. "Dört otuz beş diye a n l aşm ıştık" diyor. Diğer eliyle

mıza yanaşana dek cadde köşelerinde veya otobüs duraklarında bekledik. Önde Bay W hittier ve Bayan Clark oturuyor. iftira Kontu. Yoldaş Huysuz ve Rahibe Vigilante. Aziz Bağırsaksız kapıyı açmak için kol u çekiyor ve kaldı­ rıında küçük Bayan Aksırık duruyor. Kazağının kolları. içine sokuşturduğu p i s mendiller yüzünden yamru yumru görünüyor. Bavul u n u kaldınnca içinden mikrodalga fırında patlayan mısır­ ların sesine benzer gürültülü bir ses geliyor. Otobüs ü n mer­ clivenlerini tırmandıkça bavuldan maki neli tüfeklerin uzaktan duyulan sesine benzer takı rtı sesleri yükseliyor ve Bayan Aksınk bize bakarak. "İiaçlarım" diyor. Bavulu gürültü bir şekilde s a l l ı­ yor ve "Üç ayl ı k erzak . . . " diye ekliyor. Çok fazla bagaj getirilmemesine i l işkin kural işte bu yüzden var. Hepimiz sığışabilelim diye. Tek kural kişi başı b i r bavuldu; ama Bay Whittier bavul u n n e IJüyüklükte veya n a s ı l olması gerektiğ i n i söylememişti. Leydi Çöpçü otobüse bindiğinde parmağında mısır tanesi bUyükl üğünde bir elmas yüzük ve elinde de bir tasma vardı ve ı .ıs ma küçük tekerlekleri olan deri bir bavu l u çekiyordu.

Yüzüğünün parıldaması i ç i n parmaklarını sa l layan Leydi Çöpçü, "Merhum e ş i m . Kendisi yakılarak üç kıratlık b i r elmas lıcıline getirildi . . . " diyor. O sırada Yoldaş H uysuz. iftira Kontu'nun üzerine yazmakta nlduğu bloknota eğilerek, "Yüz gerdirme ayrı yazılır" diyor. Birkaç blok sonra. birkaç trafik lambası geçtikten ve bazı köşeleri döndükten sonra Katil Aşçıbaşı'nı beklerken b u l uyoruz. Origami yapareasma düzgün bir şe ki lde katlanmış beyaz lastikli donların ı n . tişörtleri n i n ve çoraplannın b u lunduğu a l ü m inyum­ d.ın bir bavul taşıyor. Bavulda ayrıca aşçılar için üret i l mi ş , bir­

saa t i n i n cam ı n ı tıklatarak. "Saat ş u anda dört otuz dokuz" diye

lıirine uyumlu bir bıçak seti var. O n u n altında ise, bavul un içine

ekliyor.

k<ılıp halinde sıkıştırılmış, hepsi yüz dolarlık banknotlardan

Rahibe Vigilante yan ı n a kayış sapı olan. deri taklidi bir bavul ve içindeki i n c i l ' i korumak için çıtçıtla kapatılan bir k ı l ı f almış. Tanrı ' n ı n Sözleri'ni kaplamak için elde yap ı l m ı ş b i r kese. 16

oluşan desteler. B u nl a r yüzünden bavul öyle ağır ki, otobüse l.ışımak için iki elini de k u l l a n d ı . Bir cadde geçip, b i r parkın uzak köşesinde. köprü n ü n altın17


---

daki kaldırım kenarına yanaştık; ama bekleyen kimse yoktu.

Diyelim ki sadece b i r bavul getirebiliyorsunuz; çünkü sizin

"Kayıp Halka" diye hitap ettiğimiz adam kaldırırnın kenarındaki

gibi bir sürü i n s a n var ve sizi ıssız adaya götüren otobüs de

çalılıkların arkasından çıktı. Kollarında top h a l i n e getirdiği siyah

ancak o kadar a l a b i l iyor.

bir çöp poşeti vardı ve poşetin yırtılan yerlerinden düz beyaz

Bavulunuza ne koyardınız? Aziz Bağırsaksız kutular dolusu domuz eti kaplı atıştırmalık­

fanilaları sarkıyordu. Kayıp Halka'ya bakarken bir yandan da iftira Kontu'yla konu­

lar ve kurutulmuş peyn irli puf börekleri getirmişti; tatlandırıcı

ş a n Yoldaş Huysuz, "Sakalı tam Hemingway' i n vuracağı t ü rden"

tozlar yüzünden parmakları ve çenesi turuncu olmuştu. Kemik! i

dedi.

ellerinden biri direksiyonu tutarken, diğeriyle kutuları teker

Rüyalar aleminde,

deli olduğumuzu düşün ü rlerdi.

Hala

yatakta olan bu insanlar bir saat daha uyuduktan sonra kalkıp yüzlerini, koltukaltiarını ve apış aralarını yıkayacak ve her g ü n gittikleri işlere gideceklerdi. H e r g ü n yaşadıkları hayatın aynısı­

Leker incecik suratı n ı n içine boşaltıyordu. Rahibe Vigilante üste bir el çantası yerleştirdiği, giysilerle dolu bir a lışveriş torbası getirmişti. Kucağında bebek tutarmış gibi tuttuğu devasa göğüslerin i n üzerine eğilen Bayan Clark, Rahibe Vigi l a nte insan başı m ı getir­

n ı yaşayacaklardı.

Gittiğimizi an ladıklannda ağlayacak olan bu insanlar, okya­ nusun ötesinde yeni bir hayata başlamak için bir gemiye b i n i yar olsaydık da ağlayacaklar dı. Göç etseydik. Öncü olsaydık.

('1 çantasın ı aralayan Rahibe, "Hobim" diyor.

n ı ktık.

ı<ontu'na, sonra da Rahibe Vigilante'nin tek bir teli bile yerin­

Bu sabah bizler astronottuk. Kaşiftik. Onlar uyurken, uya­

Bu insanlar ağlayacak, sonra da servis yapmaya, evleri boya­

di, diye sordu. İçindeki siyah bovling topunun üç deliği görünecek şekilde Yoldaş Huysuz önce, bloknotuna bir şeyler karalayan iftira elen oynamamış olan sımsıkı örülü siyah saçiarına bakıyor. " I şte bu" diyor Yoldaş Huysuz. "koyu/tu/muş b i r saç."

maya, b i lgisayar program lamaya geri döneceklerdi.

Bir sonraki durakta Aziz Bağırsaksız kapıyı açtı ve bir kedi . merd ivenleri tırmandığı gibi otobüsün koltukl a rı n ı n arasın­

daki koridorcia koşturmaya başladı. Kedinin peşinden M ü d i re Tekzip geldi ve "Adı Cora" dedi. Kedinin adı Cora Reynolds'tı . "Adı n ı ben koymadım" diyen Müdire Tekz i p ' i n tüvit döpiyesi kedi tüyüyle kaplıydı . Bir yakası göğs ü n ü n üstünde kabarı

k

duruyordu.

Yoldaş Huysuz, iftira Kontu'nun gömlek cebindeki kayıt ciha­ zı na doğru eğilerek, "Omuza a s ı l a n tabanca kıl ı fı " diyor. Tüm bun lar -kara n l ıkta fısıldamak, notlar b ı rakmak, s ı r tut­ mak- bizim maceramızd ı. üç aylığına ıssız bir adada kalmayı planlasaydın ız, yanınıza

Bir sonraki durakta, gözüne dayadığı kamerasıyla otobüsün kaldırıma yanaşmasını kaydeden Ajan Fitneci duruyordu. özel dedektif olduğunu kanıtlamak için dağıttığı bir deste kartvizit t:ctirmişti. Arkadaki boş koltuklardan birine oturmak üzere kori­ darda i lerlerken yüz ü n ü n yarısını maske gibi kaplayan kamera­ sıyla bizi çekti ve ışığıyla hepimizi kör etti. B i r blok sonra otobüse binen Çöpçatan kovboy çizmeleriyle

.ıl bakundan bir iz b ı raktı. E l indeki hasır kovboy şapkası ve

nmzuna astığı spor çantasıyla oturup penceresini açtı ve oto­ hüsün çelik kenarlıktarı n ı n bulunduğu yere kahverengi tütün Huyu tükürdü. Dünyadan ayrı geçireceğimiz üç ay için işte bunları getirmiş­

ne alırdınız? Diyelim ki tüm yiyecek ve içecekleriniz tedarik edilecek olsay

lik. Ajan Fitneci kamerası n ı . Rahibe Vigilante bovl i n g top u n u .

dı ya da siz öyle sansaydınız.

YilÇ duyacağımız şeyler bunlardı işte. Bayan Aksırık ilaçlarıyla,

ı .cydi Çöpçü e lmas yüzüğünü. H i kayelerimizi yazmak i ç i n ihti­

19

18

-

-


mend i l leri n i . Aziz Bağırsaksız atıştırmalıklannı. iftira Kontu bloknotuyla. kayıt cihazı n ı .

Müdire Tekzip kedisini okşuyor. Bayan Clark göğüslerini okşuyor. Bay Whittier ise kromdan tekerlekli sandalyes i n i . i lerideki köşede. b i r sokak lambası n ı n altında b i r diğer sözde

Katil Aşçıbaşı bıçaklarını. Otobüsün loş ışığında hepimiz atölyen i n organizatörü olan Bay W h ittier'ı gözetledik. Öğretmenimizi. B i r uçtan öbür uca taradığı birkaç gri saç t e l i n i n altındaki lekeli ve parlak kafa derisi görünüyordu. Gömleğinin düğmeleri açık olan yakası i n ce ve lekeli boynunun önünde kolalı. beyaz bir çit gibi diki liyordu.

yazarın kara n l ı k s i l ueti bekliyor. "Anne Frank en azından" diyor Yoldaş Huysuz. "kitabıyla tur­ neye çıkmak zorunda kalmadı." Ve Aziz Bağırsaksız freniere asıldığı gibi yanaşmak için direk­ siyonu kırıyor.

"Kaçtığınız insanlar" derdi Bay Whittier. "sizin aydınlanmanı­ zı istemiyorlar. Ne u m u l ması gerektiğini bilmek istiyorlar." Bay Whittier size. "Aynı anda hem onların tanıdığı hem de olmak istediğiniz önemli ve şanlı kişi olamazsınız" derdi. Bizi aslında gerçekten seven insanlar bize gitmemiz için yal­ varırlardı, dedi Bay Whittier. Hayalimizi gerçekleştirmek için. Yeteneğimizi kullanmak için. Ve geri döndüğüm üzde bizi severlerdi. üç ay. Her birimizin kumar oynayacağı küçük b i r yaşam parçası. Riske atacağımız . . . B u süre zarfında b i r başyapıt yaratmak i ç i n hepimiz kendi yeteneklerimiz üzerine bahse girecektik.

Hayatımızı anlamlı

bir hale getirecek kısa bir hikaye, b i r senaryo, bir biyografi. Bir kocaya , ebeveyne veya şirkete karşı köleliğimizi parayla sona erdirecek bir başyapıt Özgürlüğümüzü satın a l acak bir eser. Hep birl ikte karanlık sokaklardan geçerek ilerl iyoruz. Bayan Aks ı r ı k kazağ ı n ı n kolundan nemli bir mendil çıkararak sümkürü­ yor. Bumunu çektikten sonra, "Böyle gizlice kaçarken yaka lana­ cağımdan çok korktum" diyor. Mendili koluna sakuşturuyar ve "Kendimi tam olarak Anne Frank gibi hissediyorum" diyor. Yoldaş Huysuz ceketinin cebinden, terk ettiği bavul.undan geri kalan bagaj etiketin i çıkarıyor. Terk ettiği hayatı. E l i nde döndürüp durduğu etikete bakarken , "Bana göre" diyor. "Anne Frank'in güzel bir hayatı vardı." Ağzı m ı s ı r gevreği dolu olan ve dikiz aynasından bizi izler­ ken sırf yağ ve tuz çiğneyen Aziz Bağırsaksız, " N as ı l yani?" diye soruyor.

20

21


Sahnede spot ışığı yerine bir filmin fragmanı var: Ev ve kaldırımların, sokak tabelalarının ve park etmiş arabaların renkleri, yüzünün bir yanını boydan boya siliyor. Yoğun trafikten bir maske. Karavan ve kamyonlardan.

Dönüm Noktaları

A z i z Bağırsaks ı z i le İlg i l i B i r Ş i i r

"Buraya gelmek için bıraktığım iş b u işte" diyor Aziz. "Ve vazgeçtiğim hayat." Tur otobüsünde şoförmüş. Aziz Bağırsaksız sahnede kollarını kavuşturmuş; öyle zayıf ki, elleriyle sırtına dokunabilir. Aziz Bağırsaksız, iskeletinin üzerine tek kat geçilmjş teniyle orada duruyor. Kazan kulpları kadar büyük olan köprücükkemikleri göğsünden fırlamış. Beyaz tişörtünün altından kaburgaları görünüyor blucininin düşmesini kemeri engelliyor... götü değil. 22

"Tur otobüsünü kullandığım şu iş ... " diyor. Hepsi de Japon, Alman ve Koreliymiş; İngilizce hepsinin yabancı diliymiş hepsinin elinde sı kıca tuttukları deyimler kitabı varmış ve otobüsü köşelerden döndürüp film yıldızlarının veya eli kanlı azılı katil lerin evlerinin veya rock yıldızlarının aşırı dozdan öldüğü apartmanların bulunduğu sokaklardan geçerken, mikrofona söylediği her şeye kafa sallayıp gülümsüyorlarmış. Her gün aynı tur, aynı cinayet mantrası , film yıldızlar ı , kazalar. Barış anlaşmalarının imzalandığı yerler. Başkanların uyumuş olduğu yerler. O gün Aziz Bağırsaksız ilk kez büyük bir çiftlik evinin kazıkit çitlerinin önünde duruyor, ailesinin dört kapılı Buick marka arabasının orada olup olmadığına bakmak, hôlô orada oturup oturmadıklarını anlamak için yolu biraz uzatıyor; ve ön bahçede elindeki çim biçme makinesiyle gezinen bir adam var. Aziz, mikrofonunu eline alarak klimalarla seriniemiş kargosuna diyor ki: "Aziz Mel'i görüyorsunuz." Ve babası otobüsün renkli caml.a rına bakarak gözlerini kırpıştırırken, Aziz Bağırsaksız, 23


"Utanç ve Öfkenin Koruyucu Azizi" diyor. Ondan sonraki her gün tura "Aziz Mel ve Azize Betty'nin Tapınağı" da ekleniyor. Azize Betty, İnsan İçinde Küçük Düşürme'nin Koruyucu Azizesi oluyor. Kız kardeşinin oturduğu gökdelenin önüne park eden Aziz Bağırsaksız, üst katlardaki bir apartman dairesini işaret ediyor. Orası, Azize Wendy'nin tapınağı. "Şifalı Kürtaj ı n Koruyucu Azizesi."

Ba ğır sak lar

Kendi apartmanının önüne park edip, otobüstekilere, "Burası da Aziz Bağırsaksız'ın tapınağı" diyor, güvercin omuzları , paket lastiği kadar ince dudakları ve bol gömleğiyle, dikiz aynasında olduğundan da küçük görünen Aziz. " Mastürbasyonun Koruyucu Azizi." O an otobüsünün koltuklarında sallanan kafalar, boyunlarını döndürüp uzatarak, ilahi bir şey görmek için bakıyorlar.

Aziz Bağırsaksız'dan Bir Hik&ye

(

çinize çekin. Mümkün olan en fazla havayı içinize çekin. B u hikaye, nefesi n iz i tutabildiğiniz sürece devam etm e l i ,

•:onra belki biraz daha. O yüzden m ü m k ü n olduğu kadar hızlı dinleyi n . Bir arkadaşım on üç yaşındayken "protezle sikiş"i duymuş. Y;ıni erkeklerin dilde marifetiyle götten sikilmesi. Rivayete göre, prestat bezin i yeteri kadar uyarırsanız, e l i nizi bile sürmeden

ilüyük bir orgazm patlaması yaşıyormuşsun uz. Arkadaşım daha

o yaşta küçük bir seks manyağı. Hep daha iyi boşalabilmek

Için yanıp tutuşuyor. Çıkıp b i r havuç ve biraz saf vazel i n alıyor.

24

25


Küçük ve özel b i r araştırma yapmak için. Sonra süpermarketin kasasına gidince, yalnız bir havuçla saf vaze l i n i n , taşıyıcı bandı n üzerinden kasiyere doğru kayarken nasıl görüneceğini hayal edi­ yor. Sırada bekleyen bütün müşteriler izliyor. Plan l adığı büyük akşamı herkes görüyor. İşte bu yüzden . arkadaşım havuçlu kek yapmak için gereken malzemeleri satın a l ıyor: süt, yumurta, şeker ve bir havuç. B i r de vaze l i n . Sanki eve gidip götüne havuçlu kek sokacakmış gibi . Eve varınca havucu kör bir bıçakla yontuyor. İyice yağiayıp götüne sokuyor. Sonrasında . . . hiçbir şey olm uyor. Orgazm da o l muyor. Sadece canı yanıyor. Sonra bu çocuğun annesi akşam yemeği vakti n i n geldiğini haykırıyor. Hemen aşağı inmesini söylüyor. Çocuk havucu çıkarıp. bu kaygan ve p i s şeyi yatağı n ı n altın­ daki kirli çamaşırların arasına sokuşturuyor. Yemekten sonra havucu almak için gittiğinde yerinde yeller estiğini görüyor. O yemek yerken annesi bütün kirli çamaşırları yıkamaya götürmüş. Mutfağındaki patates soyma bıçağıyla dik­ katli bir biçimde şekillendir i l m i ş . vazelin yüzünden parlak görü­ nen ve p i s kokan havucu a n n e s i n i n bulmamasına imkan yok. Bu arkadaşım aylar boyu annesiyle babası n ı n bu yüzden karşısına dikileceğinden şüphetenerek beklemiş. Ama onlar asla öyle bir şey yapmamış. Hiç. Şimdi büyümüş olmasına rağ­ men her Noel yemeğinde ve yaş günü partisinde o görünmez havuç var. Çocuklarıyla, yani annesiyle babası n ı n torunlarıyla her Paskalya'da yumurta aramaya çıktıklarında o hayalet havuç tepelerinde gezi n i p duruyor. Adlandırılamayacak kadar berbat olan o şey. Fransa'daki insanların bir deyimi vardır: "Merdivenin Ruhu." Fransızca ' sı: Esprit d'Escalier. Anlamına gelince: Cevabı buldu­ ğunuz anda iş işten geçmiştir. Diyelim ki bir partidesi niz ve biri size hakaret ediyor. Bir şey söylemeniz gerek. Ama baskı altında, herkes sizi izlerken saçma sapan bir şey söylüyorsu n uz. Partiden .ıyrı ldıgınız anda . . . J(ı

Tam merdivenlerden i n meye başladığınız anda sanki b i r mucize gerçekleşiyor. Söylenebilecek e n mükemmel şey aklınıza geliyor. En mükemmel ve yaralayıcı cevap. İşte bu, Merdiveni n Ruhu'dur. Sorun şu k i , baskı altındayken hakikaten söylediğiniz aptal şeyler için Fransızların bile bir deyimi yok. Hakikaten düşündü­ P,Unüz veya yaptığınız aptalca. umutsuz şeyler için. Bazı h a reketler adiandı rı lamayacak kadar ucuzdur. Hakkında konuşulmayacak kadar ucuz. Geriye baktıklarında çocuk psiko l oj is i uzmanları, okul danış­ ınanları erge n l i k intiharlarının zirve yaptığı dönemdeki olayların ı,oğunun çocukların boşalırken nefes a l mamaya çalışmaların­

ıl<�n kaynaklandığını söylüyorlar. Aileler çocuklarını buldukla­ llnda, boyunlarına bir hav l u dolanmış, havlu yatak odasındaki dolabın rayına bağlan mış, çocukları da ölmüş oluyordu. Her yt•rde ölü spermler. Aileler elbette hemen odayı temizliyorlard ı . <.'ncuklarına temiz b i r pantolon giydiriyorlardı. D a h a iyi görün­ nıesini sağlıyorlardı. En azından kasıtlı görünmes i n i . S ı radan ve !lt.Ucü bir erge n l i k intiharı gibi görünmesi. Okuldan

başka

c >1tadoğu'daki

bir

arkadaşı ı n ı n

donan madaki

abisi

heriflerin bizim burada yaptığımızdan farklı

·,t•kilde boşaldığın ı anlatmış. Bu abinin askeri birliği, halk p.ıt.arlarında süslü mektup açacakla r ı n ı n satıldığı bir deve ülke­ •,Jııdeym iş. Bu süslü aletler, en fazla e l i n iz büyüklüğünde, parlak pl1inç veya gümüşten ince bir çubuktur ve b i r ucunda ya büyük lltctal bir top veya b i r kılıçta görebileceğiniz türden oyma! ı sapı ııl.ın bir başlığı vardır. Donanmadaki bu abi Arapların yarakla-

11111 kaldırdıktan sonra bu metal çubuğu ereksiyonları boyunca vıımklarına nasıl soktuklarını a n l atıyor. Çubuk içerideyken boşa­ l ıyorlarm ış ve boşalmak çok daha zevkli bir hale geliyormuş.

<,'ı ık daha

yoğun.

Fransızca deyimler gönderen kişi. dünyayı dolaşan bu abi­

ılı·n başkası değil. Rusça deyimleri gönderen. Boşalmayla i l g i l i l.ıyda l ı ipuçları n ı . 27


Daha sonra b i r g ü n küçük kardeş okula gelmiyor. O gece. bir� kaç hafta boyunca uğrayıp ödevini almaını rica etmek için ben i arıyor. Çünkü kendisi hastanede. Lağman yaptıran yaşlılarla aynı adayı paylaşmak zorun� da. Aynı televizyonu paylaşmak zorunda olduklarını söylüyor. Mahremiyet sağlayan tek şey bir perde. Ailesi o n u ziyaret etme� ye gelmiyor. Telefonda , a i lesi n i n , donanmadaki abisini hemen şu anda öldürebileceğ i n i söylüyor. Telefondaki çocuk bir gün önce kafa s ı n ı n biraz iyi olduğunu söylüyor. Yatak odasındaymış, kendini yatağa bı rakıvermiş. Bir m u m yakıp eski porno dergi leri n i n sayfala rı n ı karıştırarak boşa!� maya hazırlanıyormuş. Donanmadaki abisinden onu duyduktan sonra oluyormuş bun lar. Arapların nasıl mastürbasyon yaptı� ğıyla ilgi l i o fayda lı bilgiyi duyduktan sonra. Çocuk işe yarar b i r şey bulabilmek için etrafa bakınıyor. Tükenmezkalem çok büyük. Kurşunkalem çok büyük ve sert. Ama m u m u n kenanndan dam� layarak i nce ve yumuşak bir hat oluşturan ba l m u m u işe yaraya� bilir. Çocuk bir parmağın ı n ucuyla bal m u m u n u n uzun sarkıt ı n ı mumdan ayı rıyor. Avuçları n ı n içinde yuvarlayarak yumuşatıyor. Uzun ve yumuşak ve i n ce olana dek.

Kafası güzel ve azgın, elindekini erekte o l m u ş sikinin sidi k

borusuna sokup derinlere itiyor. Tepesinden sağlam bir parça balm u m u çıkmış vaziyette işe koyuluyor. Bugün bile o Arap heriflerin çok zeki olduğunu söyler. Mastürbasyonu yeniden icat ettiklerine i n a n ır. Yatakta sırtüstQ

yatarken o kadar zevk a lıyor ki , balmumunu takip etmekten vaz� geçiyor. Güzelce boşaldıktan sonra bal m u m u n u n ucunun artı dışarıda o l madığını fark ediyor. ince balmumu çubuk içeri kaçm ış. Taa derinlere. Öyle_derine kaçmış ki, sidik borusundaki varlığını bile hissedemiyor. Aşağıdan annesi akşam yemeği vaktin i n geldiğini haykırıyor. Hemen aşağı i n mesi n i söylüyor. Balmumu çocukla, havuç çocu aynı kişi değil; ama hepimiz aşağı yukarı aynı hayatı yaşıyoruz. Akşam yemeğinden sonra çocuğun bağırsakları ağrımaya baş lıyor 13rılmumu olduğu için, belki içeride erir ve işeyerek dışarı

.ılarım diye düşünüyor. Sonra sırtı ağrımaya başlıyor. Böbrekleri. l)ik duram ıyor. Çocuk hastanedeki yatağından konuşurken arkadan zil sesle­

ıl ve insan çığlıkları geliyor. Yarışma programları. X ışınları gerçeği gösteriyor. Mesanesinde ikiye katl a n m ı ş ,

Ince ve uzun b i r şey var. içindeki bu u z u n v e ince V, çişindeki ı Um m in eralleri topluyor. Kalsiyum parçalarıyla kaplı bu şey

lıüyüyüp sertleşerek mesanesinin yumuşak çeperini parçalı­ yor ve çişin i n dışarı çıkmasını engelliyor. Böbrekleri dolmuş. Yarağından sızan azıcık sıvı ise kan yüzünden kırmızı. Doktor ve hemşireler orada dikilirken, tüm ailesiyle birlik­ lt• siyah x ı ş ı n ı nda herkesin görebileceği şekilde bembeyaz

parlayan V şeklindeki balmumuna bakan çocuk gerçeği söyle� ınck zorunda kalıyor. Arapların nasıl mastü rbasyon yaptı ğ ı n ı .

Abisinin donanmadan yazdığı şeyleri. Şimdi telefonda ağlamaya başlıyor. Mesane ameliyatını çocuğun ü n iversite parasıyla karşı lamış� l.ır. Aptal bir hata yüzünden hiçbir zaman avukat alamayacak. insanın içine b i r şeyler sokması. i n sa n ı n bir şeylerin içine •,oku l ması. Ha yarağına m u m sokmuşsun, ha ilmeği kafana Hl'Çirmişsin; her h a l ü karda başına bela a ç ı lacağı bilinen b i r şey. Benim başımı belaya sokan ise inci Dalışı olarak adlandır­ dıgım şeydi . Yani ailemi n yüzme havuz u n u n dibinde oturup su ı�ltında boşalmak. Derin bir nefes a t ıp dibe dalardım ve mayo­ ınu sıyırırdım. Orada iki, üç, dört dakika otururdum.

Boşalmaktan ciğerlerimin kapasitesi artmıştı. Ev bana kal· .. ıydı bunu bütün öğleden sonra yapardım. Spermlerim boşal­

dıktan sonra orada büyük, tombul ve beyaz bir kütle olarak a s ı l ı k.ı l ı rdı. Sonrasında heps i n i yakalamak için biraz daha da !ış yapmam �(·rekiyordu. Toplamak ve avcumdaki leri havluya s i l mek için. t >ııun için buna İnci Dalışı diyordum. Su klor! uydu ama yine de

�ı1. kardeşim

olduğu için endişelen iyord u m . Veya , Tanrı koru�

·.ıın, annem. 29


Bu benim hayattaki en büyük korkumdu: ergenlik çağındak'

Sonra olmasına izin veriyorum. Büyük, beyaz kütleler fışkır­

bakire kız kardeş i m i n şişmanlamaya başlayıp, sonra da iki kafa

rıl<ıya başlıyor. inciler.

de bana benziyor. Bense, hem baba oluyoru m , HEM DE dayı.

�ıyorum a m a ol muyor. Ayaklarımı altıma alamıyorum. Götüm

lı, geri zeka l ı bir bebek doğurd u ğ u n u düşünmek. Kafaların ikis' Sonunda yakanıza yapışan şey asla endişelendiğiniz şe

olmaz. İnci Dalışı'nın e n iyi kısmı, yüzme havuzundaki filtre ve sirkü� !asyon pompas ı n ı n giriş deliğiydi. En iyi kıs m ı , soyun u p b u n u n üzerine oturmaktı. Fransızların dediği gibi: Götünü emdirmeyi kim sevmez ki? Her şeye rağmen, bir an boşalmak üzere olan bir çocukken, öteki an hiçbir zaman avukat olamayacak biri oluyors u n . Bir a n havuzun taba n ı n a yerleşiyorum , üzerimdeki iki buçu metrelik suyun içinden bakınca gökyüzü dalgalı ve açık mavi görünüyor. Kalp atışlarıının kulaklanındaki sesi dışında dünya sessiz. Sarı çizgili mayom güvenl i k sebebiyle boynuma dolan� mış durumda, olur da bir arkadaşı m , bir komşumuz veya herJ hangi b i ri neden futbol antrenm a n ı n ı salladığımı sormak için uğrar diye. Havuzun giriş deliğ i n i n düzenli emişi beni yalıyor; ben de kemikli, beyaz götümü bu hisse değdiriyo ru m . B i r a n , yeterli havam var ve aletim e l i mde. A n n e m l e babam işte. kız kardeşim ise balede. Saatler boyu kimsenin eve gele� ceği yok. E l i m l e tam boşalmak üzereyken duruyorum. Derin bir nefes daha almak için yukarı yüzüyorum. Dalıp dibe oturuyorum. Bunu tekrar, tekrar yapıyorum. Kızların yüzümüze oturmak istemesi n i n sebebi bu olsa gerek. E m i l m e hissi sürekli sıçmak gibi bir şey. Aletim kalkmış, götüm e m i liyerken havaya i h tiyacım yok. Kalp atışiarım kulak� larımda, gözümün önünde yıldızlar uçuşmaya başlayana dek suyun altında kalıyorum. Sacaklarımı uzatıyorum . dizlerimin arkası beton zemine sürtün üyor. Ayak parmaklarım morarmaJ ya başl ıyor; suda uzun s ü re kalmaktan ayak ve el parmaklarım buruşuyor. ·ı

n

Sonrasında nefes a l ınam gerekiyor. Dipten fırlamaya çal ı ­ ,,,ınki yere yapışınış. Acil servisteki sağlık görevlileri her sene yaklaşık 1 50 kiş i n i n hıı şekilde sirkülasyon pompalarına sıkıştığını söyleyeceklerJ ıllı

Uzun saçları nı veya götlerini bu poınpalara kaptırdıkla­

ıını ve boğulayazdıkların ı . Her sene yüzlerce insanını. Çoğu l lorida'dan. Sadece bu konu hakkında konuşmazlar. Fransızlar bile HER

•,,ı:v hakkında konuşmaz.

Bir dizimi yukarı kaldırıp ayağıını altıma a larak kalkmaya ı.ıl ışırken popomdan bir şeyin çekildiğini hissediyoru m. Diğer ı ıyağımı da altıma a l ı p yere bir tekme s a l l ıyorum. Ne var ki , tekJ

ıııt'm boşa gid iyor; ayağım beton zemine değmiyor ama yukarı

ıl,ı yükselmiyorum. Kollarımla çırp ı n ı p suyu tekmeleyerek havuzun yarısına

� .ıdar yükseliyorum ama daha yukarı çıkamıyorum. Kafaının lr;lndeki kalp atışları hızlanıyor. ses yükseliyor. Gözüm ü n önünde yıldızlar uçuşup d u rurken dönüp geriye l ı.ıkıyorum . . . ama bu çok a n lamsız. K a l ı n bir kordon, mavi­ l ıı·yaz renkli ve damarl ı bir tür yılan. havuz kanalından çıkarak popomu tutmuş. Bazı damarlardan kan sızıyor ve suyun altında •, lyrıh görünen kırmızı kan damlaları , y ı l a n ı n solgun derisindeki ırıiııik yarıklardan d a m l ı yor. Kan ardında bir iz bı rakarak suyun lı,lnde yok oluyor; y ı l a n ı n ince ve mavi-beyaz renkli derisin i n lı,l ııde yarısı öğüt ü l m üş yemek topakları olduğunu görebiliyo­ ı ı ıın. Ancak bu şekilde d ü ş ü n ü nce a n la m l ı o luyor. B i r çeşit kor­ �ııııç deniz canavarı. b i r denizyı l a n ı , h i ç g ü n ışığı görmemiş b i r

Jı'y havuz kana l ı n ı n kara n l ı klarında saklanıyor, b e n i yemek içi n , i ıl' kiiyor. O yüzden . . . ona tekme atıyorum; kaygan. lastik gibi esnek

w düğüm düğüm o l m uş deriye ve üzerindeki damarlara tekme 31


atıyorum ama sanki havuz kanalından gerisi de geliyormuş gib' görünüyor. Artık boyu bacağımın uzunluğunu buluyor ve halA göt deliğime sıkıca tutunmuş durumda. Bir tekme daha atıyo rum ve nefes alınama birkaç santimlik mesafe kalıyor. Yılanı

l�ağırsaklarınızı hissetmek isterseniz koyun derisinden yapıl­ ııı.ı prezervatiflerden bir paket alın. Bir tane çıkarıp açın. Üzerini lı .ıık ezmesiyle kaplayın. Saf vazelin sürün ve suyun altına lllltı n. Sonra da parçalamaya çalışın. ikiye ayırmaya çalışın. Çok

götüme asıldığını hissetmeye devam ediyorum; ama kaçınam

rıj?.lnm ve esnektir. Öyle kaygandır ki tutamaısınız bile.

birkaç santimden bile az kaldı.

Koyun derisinden prezervatif, bildiğiniz bağırsaktır.

Yılanın içinde düğüm olmuş mısır ve yerfıstığı görünüyor.

1\ıLık neyle karşı karşıya olduğumu biliyorsunuz.

Uzun ve parlak, portakalrengi bir kapsül görünüyor. Babamın

S<1larsanız. bağırsaksız kalırsınız.

kilo alınam için bana yutturduğu nal gibi vitaminiere benziyor. Futbol bursu kazanınam için. Şu ekstra demir ve Omega-3 ya

asidi içeren vitaminlerden.

Nefes almak için suyun yüzeyine çıkarsanız, bağırsaksız kalır­ ıtıııl

O vitamin hapını görmek hayatımı kurtaran şey oluyor.

ı•ı,lındir.

len kalınbağırsağımın alt kısmı. Doktorların "sarkma" olarak

l�len gelince annemle babam. kafasını ve bacaklarını karnına

adlandırdıkları şey. Havuz kanalı bağırsağımı emmiş.

300 litre su çektiğini söyleyecektir. Bu da yaklaşık iki yüz kiloluk basınca eşittir. Asıl sorun ise içinizdeki her şeyin birbirine bağlı olmasıdır. Götünüz, ağzınızın uzaktaki ucudur.

Bıraksaydım,

pompa dilimi yakalayana dek çalışmaya -yani içimi dışıma çıkarmaya- devam edecekti. iki yüz kiloluk bir bok yediğinizi düşünürseniz, bunun içinizi nasıl dışınıza çıkaracağını kestir­ meniz zor olmaz. Size bağırsakların fazla acı hissetmediğini söyleyebilirim. En azından teninizin hissettiği kadar değil. Sindirdiğiniz şeyleri doktorlar dışkı olarak adlandırır. Daha yukarıda kimüs, yani cepler dolusu mısır, yerfıstığı ve bezelye kaynayan, cıvık pislik

bulunur.

Kan ve mısır, bok ve sperm ve yerfıstıklarından oluşan bu

' �Ip yatmış, büyük ve çıplak bir cenin bulacak. Arka bahçele­ ılııık•ki havuzun bulanık suyunda yüzen. Damar ve burulmuş lııı�ırsaklardan oluşan kalın bir kordonla dibe bağlı. Boşalırken �ı•ıHIIni asan bir çocuğun tam tersi. Bu on üç yıl önce hastane­ ılı•ıı L've getirdikleri bebek. Futbol bursu kazanıp iş idaresinde lllk•.t•k lisans yapacağını umdukları oğulları. Yaşlandıklarında ııııl,ır.ı bakacak olan oğulları işte burada. Tüm umutları ve düş­

lı ıll-;;le burada. Çıplak ve ölü vaziyette burada yüzüyor. Etrafını, lı«'lın ettiği spermlerinden oluşan büyük ve sütlü inciler sarmış. Y.ı böyle olacak ya da annemle babam beni kanlı bir havluya ıııııınış ve bağırsaklarının paramparça olmuş artığı, sarı çizgili

ıwıyosunun paçasından sarkmış vaziyette. havuzdan çıkıp mut-

1 d !.ıki telefona ulaşınaya çalışırken yarı yolda yere devriimiş ' �Ilde bulacaklar. lliınsızların bile hakkında konuşmayacağı bir durum.

çorba çevremde dönüp duruyor. Bağırsaklarım sökülüp götürn­ den çıkıyorken, ben kalanına tutunuyorum ve o anda bile ilk yapmak istediğim şey bir şekilde mayomu giyebilmek. Annemle babamın aletimi görmesini Tanrı yazdıysa bozsun. Bir elimi yumruk yapıp götüme yerleştiriyorum, diğeriyle san çizgili mayomu kavrayıp boynurndan aşağı çekiyorum. Yine de mayomu giymem imkansız.

12

....

1\u, şimdi ölmekle, bir dakika sonra ölmek arasında bir

Bu bir yılan değil. Bu benim kalınbağırsağım, içimden çeki­

Sağlık görevlileri size yüzme havuzu pompalarının dakikada

..

YOzmezseniz, boğulursunuz.

1 >onanmadaki o abi bize bir başka güzel deyim daha öğret­

tııl·�ll Rusların bir deyimi. Biz nasıl. "ihtiyacım olan son şeydi" ıllvnısak, Ruslar da, "Götümde dişe ne kadar ihtiyacım varsa. ı

ı ıın

da o kadar ihtiyacım var" diyorlar. M H!Je etofı no.dofı kafık woflee v zo.dnetze. l'ıızağa düşen hayvanların bacaklarını çiğneyerek kopardıkla33


rına ilişkin h i kayeleri duymuşsunuzdur. İşin aslı. her çakal siz birkaç ısırığın ölümden çok daha iyi olduğunu söyleyecektir. Lanet olsun . . . Rus bile olsanız günün birinde götünüzde dişierin olmasını isteyebi l irsiniz. Aksi halde, yapmanız gereken şey bükülmektir. Bir kolu n uz

Diğer büyük sorun ise ailemin o yüzme havuzu için sağlam lıir meblağ ödemesi oldu. Sonunda babam havuzcu herife lıunun köpek yüzünden olduğunu söyledi. Ailemizin köpeği düşüp boğulmuştu. Cesedini pompa kapmıştı. Havuzcu herif

IIILre korumas ı n ı kırarak açtıktan . esnek bir tüp, içinde hala bacağın ı z ı n arkasına dolayıp o bacağı yüzünüze doğru çekin l ıüyük ve turuncu bir vitamin hapının durduğu sulu bir bağırsak Kendi götünüzü ısırıp kopar ı n . Nefesiniz tükendiği için. bi yumağı çıkardıktan sonra bile babam. "O köpek kafayı yemişti" yudum nefes için her şeyi çiğneyeceks i nizdir.

Bu. kız arkadaşı n ıza ilk bul uşman ızda söylemek isteyeceğini b i r şey değildir. Güzel b i r iyi geceler öpücüğü almak istiyorsan ı söyleyemezsiniz. Tadın ı n nasıl olduğunu a nlatsam b i r daha asla kalama yemezd i n iz. Ailemin hangisinden daha çok iğrendiğini söylemek zo başımı n a s ı l derde soktuğurndan mı yoksa hayatımı nasıl ku tardığımdan mı? Hastaneden sonra a n n e m . " N e yaptığını b i miyordun tatlım. Şoktaydın" dedi. V e çılbır pişirmeyi öğrendi. Benim yüzümden midesi bulanan veya benim için üzüle bütün insanlar . . .

Götürnde dişe n e kadar ihtiyacım varsa. size de o kadar iht'

dedi. Üst kattaki yatak adamın penceresinden bile yaşlı baba m ı n ,

"O köpeğe bir saniye d a h a güvenemezdik . . . " dediğini duyabi­ llrdiniz. Sonra kız kardeşimin adeti gecikti. Havuz suyunu değiştirdikten. evi satıp başka bir eyalete t.ışındıktan, hatta kız kardeşimin kürta j ı ndan sonra bile ailem lııı kon udan b i r daha asla söz etmedi. Hiç. Bu da benim ailemin görünmez havucuydu. Şimdi güzel, derin bir nefes alabi l i rsiniz. Çünkü ben hala alabilmiş değ i l i m .

yacım var.

Bugünlerde herkes bana çok zayıf göründüğümü söylüyo Akşam yemeği davetlerinde. pişirilen etli güveci yemediği de herkes susup kızıyor. Güveç beni öldürür. Pişmiş jambo Bağırsaklarımda birkaç saatten fazla kalan her yiyecek ayne yemek olarak çıkıyor. ister evde yapılmış ! i m a fasulyesi olsu ister çok yağlı tonbalığı, ayağa kalktığımda tuvalette aynen d u duğunu görüyoru m. Radikal bir bağırsak amel iyatı geçirdikten sonra eti- kolay s i n d i remezseniz. Çoğu insanda bir buçuk metre l i k kalınbağırs vardır. Bende on beş santim olduğu için şanslıyım. Böylece asi futbol bursu kazanamadı m . i ş idaresinde yüksek lisans yap madım. Arkadaşları m ı n ikisi de, hem balmumu çocuk hem havuç çocuk büyüyüp, gelişti; ama ben on üç yaşındaki kilom

d

kaldım, bir gram bile almadım. 34

35


Onun otobüse b i n i ş i n i izleyen Yoldaş Huysuz ceketindeki

ı.

dn�melerden birini açıyor. Düğmesini tekrar i l i klerken, iftira

2.

ı ontu'nun cebindeki kayıt cihazı na yaklaşmak için eğitiyor. M i nik, kırmızı KAYIT ışığına yaklaşarak PederTanrısız' ı n beyaz

3. 4.

! ı l ı bluz giydiğini söylüyor. B i r kad ı n bluzu. Düğmeleri solda. Yalancı e l mastan yapı l m ı ş düğmeler, sokak lambas ı n ı n loş '

5.

l ',. ıgı nda parlı yor.

6.

Bir sonraki caddeyi geçtikten, b i r sonraki dönemeci döndük­

7.

i l ' lı sonra sokak lambasının ı ş ı k huzmes i n i n dışında, gerideki

8.

L 1 1anlığın içinde Barones Frozbit' d u ruyor.

9.

Otobüsün açık kapısından içeri •önce e l i uzanıyor; normal b i r

l O.

ı• l . sigaras ı n ı tuttuğu parmakları sararmış. Alyansı yok. E l i , mer­

11.

ı l lvenlerin üstüne plastik bir makyaj çantası yerleştiriyor. Sonra

1 2.

l ı l ı diz görünüyor, b i r uyluk, güzel göğüsler. Trençkotun içinde

1 3.

1 ılı kemer. Sonra herkes başka tarafa bakıyor. Saatierimize bakıyoruz. Veya pencereden dışarıya, park

1 4.

ı•l ı n i ş arabalara veya gazete kutularına bakıyoruz. Yangın mus­

1 5.

l ı ı k larına.

16.

Barones Frozbit ağız çevresi için tüpler dolusu dudak ci lası

17

wı •l irdi.ği ni söyled i . Soğuk havada çatiayıp kanadıklarında sür­

18

ı ı ıı•k için. Ağzı , konuşmak için çevirerek açıp kapattığı yağlı ve

1 9.

J ldı lak bir delik. Ağzı. yüzün ü n altında pembe ru j l u bir büzük. i ftira Kontu'nun kayıt cihazına fısıldımak için e.ği len Yoldaş

20.

1 l ı ı ysuz, "Aman Tanrım . . . " diyor.

21. 22.

23. 24.

ir sonraki sokak lambası n ı n altında Peder Tanrısız bekliyor yanında dört köşe bir bavul duruyor. Hala sabahın ço erken saatleri olduğu i ç i n tüm renkler siyah veya gri. O kada

B

k i , bavul u n siyah kumaşı her yöne uzanan gümüş ferm uarlarl yara l a n m ı ş . küçük cepler, yuvalar, torbalar ve bölmeler-le dolu siyah renkli bir i sveç peyniri gibi görünüyor. Peder Tanrısız' ı yüzü, bir burun ve iki gözün çevresi n deki kırmızı renkli çiğ ette ibaret m i ş gibi duruyor: dikiş ve yaratarla birbirine tutturulmu

bir biftek gibi. Kulakları yam u l m uş ve ş i ş m i ş , kaşları tıraş edi! miş. Sonra da siyah kalemle saç dibine kadar şaşkı n l ıkla yükse Jen iki adet yay çizilmiş. 36

13arones Frozbit yerine otururken onu izleyen tek kişi, kame­ ı . ı.. ı n ın merceğin i n gerisinde güvende o l a n Ajan Fitneci. 13ir sonraki durakta, iki yanında siyah kauçuktan tutamak­ lı ı ı ı olan, tabak büyüklüğündeki, pembe plastikten egzersiz I Pkcrleğiyle Amerika Güzeli bekliyor. Tutarnakları kavrayarak v ı • ı c çöme l i yorsunuz. Tekerleğin üzerinde dengenizi bularak nııc doğru eğil iyorsunuz, sonra da m i denizi kasarak tekerleği

l lı • 1 1 geri yuvarlıyorsunuz. Amerika Güzeli bu tekerlekle birlikte j ll • ı ı ıbe bir mayo, balsarısı saç boyası ve evde yapılabilen hami­ l ı • l l k testlerinden getirmiş. lııı: Soguk ısırması. (ç.n.) 37


Tek elinin tırnaklarıyla türbanına dakunuyor ve "Evet. zihni­

Kayıp Halka'ya değil de, tekerlekli sandalyesindeki Bay Whittier'a gülümseyen Amerika Güzeli otobüsün ortasındaki koridorda yürürken kalçası ince görünsün diye adım attıkça ayağını diğer ayağın ı n hemen önüne koyuyor, öndeki bacak hep

ı ı ııi okudum . . . " diyerek cümlesini tamamlıyor. Bir sonraki köşeyi dönüyoruz, bir sonraki alışveriş merkezi

Vt.' motel zincirini geçiyoruz, bir başka fast-food restoranın ile­

ı lsindeki kaldırırnda Tabiat Ana mükemmel bir bağdaş kurarak

arkadakini saklıyor. "Mankenlerin Paytak Yürüyüşü" diyor buna Yoldaş Huysuz.

111 urmuş; dizlerine koyduğu ellerine koyu renkli kınadan asma

iftira Kontu'nun bloknotuna eğiterek, "Sarının bu tonuna kadın�

dt•senleri yapılmış. Boynundaki, pirinç tapınak zillerinden yapıl­

lar renk açma derler" diye ekliyor.

ııı.ı, kocaman gerdanlık şıngırdıyor.

Amerika Güzeli erkek arkadaşı televizyondaki sabah progra­

Tabiat Ana otobüse, korumak için giysilere sarılmış, yağ

mına çıkmadan ewel görsün diye birlikte kaldıkları motel oda­

;• i�cleriyle dolu. kartondan bir kutu getiriyor. Ve mumlar. Kutu,

s ı n ı n banyosundaki aynaya rujuyla şöyle yazmış: "Ben şişman

�·ıım kozatağı kokuyor. Çam çırasıyla yakılan kamp ateşleri gibi

OECILIM. "

kokuyor. Fesleğenli ve kişnişli salata sosu gibi. Sandal ağacı

Hepimiz geriye bir tür not bıraktık. Kedisini

okşarken

Müdire

Tekzip,

•.

şubedeki

herkese,

. ı lılan ithal ürünler pazarı gibi. Sarisinin eteğinde boydan boya

pOsküller sallanıyor.

''Kendinize sikecek başka bir obje bulun" içerikli bir muhtıra

Yoldaş Huysuz gözlerinin sadece akı görünene dek gözbe­

yazdığını söyledi. Bu sabah ekipteki herkesin bulması için, dün

lıt•klerini yuvarlıyor ve "Paçuli. . . " derken siyah, yumuşak keçe­

gece her masaya o muhtıradan bir tane bırakmış.

dl•n beresiyle havayı yelliyor.

Bayan Aksırık bile bir not yazdı, okuyacak hiç kimsesi olma

Yazarlar kolonimiz, ıssız adamız güzelce ısıtılmış ve hava­

dığı halde. Kırmızı sprey boyayla otobüs durağındaki banka, "Bi

l.ındı rılmış olmalı; ya da öyle olması gerektiğine inandırıldık.

çare bulursanız, beni arayın" yazdı. Çöpçatan, karısının gözünden kaçmaması için notu katlayı mutfak masasına bıraktı. Notta, ·· soğuk algınlığımın üzerinde

l ll•pimizin ayrı odaları olacak. Yeterince mahremiyet sağlana­ ı

.ı�ı için çok fazla giysiye ihtiyacımız olmayacak. Ya da bize öyle

•d\ylendi.

on dört hafta geçti ve sen beni hala öpmüş değilsin" diyordu.

Başka türlü düşünmemiz için hiçbir sebep yok.

"Artık bu yaz inekleri sağarsı n " yazdı.

Ödünç alınmış tur otobüsü bulunacak ama bizi bulamaya­

Kontes Basiret şartlı tahliye memuruna bir not bı rakara

ı -800-SIKTIR-GIT'i tuşlayarak kendisine ulaşabileceğini bildirmiş. Dantelli bir şalı türban şeklinde kafasına dolamış ola

ı

ı ı ıl• lleştirerek.

Kontes Basiret karanlıktan ç ı kıyor. Otobüsün koridorunda uçar casına yürürken bir dakikalığına Yoldaş Huysuz'un yanınd

. ıklar. En azından dünyayı terk ettiğimiz üç ay boyunca. O üç ayı

y.ıwrak. yazılarımızı okuyarak geçirecektik. Hikayelerimizi mükem­ Bir bloktan daha dönüp, başka bir tünelden daha geçtik ve

•.ı ııı bekleme noktası nda Vandal Dükü vardı; son binen de o ıldu. Parmakları pastel boya ve karakalemler yüzünden pis ve

duruyor. "Madem merak ediyorsun" diyor Kontes ve gevşek eliy­

ı

le, bileğindeki bol, plastik bilektiği sallıyor. Kontes Basiret, " B

lı·kcliydi. ipekli kumaş boyaları yüzünden elleri berbat olmuştu,

bir global yer belirleme sensörü. Hapishaneden bunu takma

ıılysileri ise sıçrayıp donmuş kuru boyalar yüzünden kaskatıydı.

şartıyla erken tahliye edildim . . . " diyor.

1 !.ılA sadece siyah ve gri görünen renklerle Vandal Dükü, yağlı­

Ağızları bir karış açık olan Yoldaş ve Kontu bir, iki . üç adım geçtikten sonra ardına bakmadan, "Evet" diyor Kontes Basiret.

, ı J t'l kutusunun üzerinde oturuyor.

38

l ıı ıycı tüpleri, fırçalar, suluboyalar ve akriliklerle dolu metal bir

39


Bizi bekletirken ayağa kalkıp sarı saçla r ı n ı geriye atıyor ve at kuyruğu yaparak kırmızı b i r barıdanayla bağlıyor. Otobüsün kapısında d i ki lmeye devam ederken koridorda göz gezdiriyor, Ajan Fitneci' n i n kamerası n ı n ı şığıyla aydınlanarı bizleri teker teker s üzüyor ve "Artık vakti dir. . . " diyor. Hayır, biz geri zekalı değildik. Gerçekten mahrum bırakılacak olsaydık, asla zor durumda kalmayı kabul etmezdik. H içbirimiz ö l meyi di leyecek kadar saçma, ortalam a n ı n altındaki. cılkı çık­ m ı ş , vasat hayattan b ı kmamıştık. H içbiri m i z . B u koşullarda, e l bette biri merdivenlerden yuvarlandığında veya apand i s i t i patla maya karar verdiğinde en kısa yoldan acil servise götürül meyi um uyorduk. O yüzden hepimiz şuna karar vermeliydik: Bavulumuzda n e getirmem i z gerekiyor. Bu atölyede zaten sıcak ve soğuk suyun olması beklen iyordu. Sabunun. Tuvalet kağıdın ı n . Tampax' ı n . Diş macununun. Vandal Dükü ev sahibine şöyle b i r not bıraktı: Kira kontratma sakayı m . Daha d a önem l is i ise n e getirmediği mizdi. Vandal Dükü yanına sigara ve çiğnenen n i kotin sakızı paketlerin i almamıştı. Aziz Bağırsaksız porno dergi lerini getirmemişt i . Kontes Basiret ve Çöpçatan alyansını getirmemişt i . Bay Whittier'ın d a söyleyeceği gibi: " D ı ş dü nyada sizi durdu� ran şey, içeride de durduraca ktır." Felaketin geri kalanı bizi m suçumuz deği ldi. Yanım ızda tes� tere getirmek için hiçbir sebebi m i z yoktu. Veya bir çekiç ya da dinarnit çubuğu. Veya b i r s i lah. Hayır, bu ıssız adada tamamen ve kes i n l i kle güvende alacaktık.

G ü n doğmadan önce, doğduğunu asla göremeyeceği m iz bu

tatlı yeni günde. O yüzden i nan mamıza izin veri l m i şt i . Belki de fazla güvenli olduğuna. Tü m bu sebeplerden ötürü bizi kurtarabilecek hiçbir şey getirmedi k. 40

Bir köşeden daha dönüp bir çevre yoluna daha çıktık ve b i r ı ı ı ı n padan aşağı indik, ta ki Bay Whittier, " Buradan dön" diyene � .ıdar. Tekerlekli sandalyes i n i n krom iskeletini kavradı ve tüt­ •,O lcnm i ş et gibi görünen parmağını i leri uzattı . Teni ölgün ve ��·kil miş, tırnağı kemik sarısıydı. Yoldaş Huysuz kafas ını yukarı kaldırıp havayı kokladı ve ' "(� nümüzdeki o n iki lıafta boyunca bu paçuli kokusuyla m ı yaşa� ı ı ııık zorunda kalacağım?" dedi. Bayan Aksırık avcuna öksürdü. Ve Aziz Bağırsaksız, otobüsü dar ve kara n l ı k bir yola soktu. l l l ı birine çok yakın olan b i nalar. Çöpçatan ' ı n kahverengi tükürü� �Onü geri sıçrattı ve tütün lekesi i ş tulumunun ö n ü n ü lekeledi. 1 ıııvarlar birbirine öyle yakındı ki. beto n , Kayıp Halka' n ı n açık

ı a •ncereye dayadığı dirseği n i n tüylerini havaya kaldırdı. Otobüs kenara çeki l i p durdurulduktan ve kapısı açıld ıktan •.onra , bir kapı görünüyor. .. beton duvarda çel i k bir kap ı . Yol o

1 ı �dar dar k i , uzantısı hiçbir şekilde görünmüyor. Bayan Clark yı•rinden kalkarak merdivenlerden in iyar ve bir asma k i l idi açıyor. Sonra içeri giriyor ve otobüsün kapısı tamamen boş bir kori­ do ı a açılıyor. Sadece kara n l ı k var. Koridor sıkışarak geçebilece­ p,l ı ı iz kadar dar. [çeriden keskin b i r fare sidiği kokusu geliyor. Bu fı ıkuya , kitap kurdu tarafından yarısı yenmiş eski ve nemli bir l ı ı r�bı açtığı n ızda yayılan kokuyu ekleyi n . Bun lara toz kokusunu

ı•klcyin. Karanl ığın i ç i n d e n Bayan Clark'ın sesi, "Acele edin , içeri

v, l ı i n" diyor. Aziz Bağırsaksız polis tarafından bulunması için otobüsü ı ıı ı ı k ettikten sonra bize katılacak. ı<.anıtı terk edecek. B i rkaç blok, belki kilometrelerce öteye. ı l ı ı l tlukları yerden, beton ve karanlığa göm ül ü bu çel i k kapıya 1 .ı ı Idr iz sürmeleri i m kansız olacak. Yen i evim ize. ıssız adamıza 1 ı�dor. 1 !epimiz otobüsle zifiri kara n l ı k arasındaki o dakikaya top­ ! . ı ı ı ıyoruz. Dışarıda olduğumuz o son anda Ajan Fitneci bize, 'l : ı l l ümseyin"

diyor. 41


Bay Whittier'in kameranın gerisindeki kamera n ı n gerisindeki kamera olarak adlandıracağı şeye. Yeni ve gizli hayatımızın o ilk a n ı nda patlayan kamera n ı n ı ş ı ğ ı öyle parlak v e hızlı ki, kara n l ığ ı , siyahtan daha koyu b i r hale getiriyor. O dakika birbirimizin ceket ve dirsekierine tutunarak ayakta kalmaya çalışıyoruz; kör vaziyette gözlerimizi kırpıştırıp Bayan Clark'ın o çel i k kapıdan içeriye doğru bize yol gösteren sesine güven iyoruz. O video anına doğru: gerçek hakkındaki gerçeğe doğru yol gösteren.

Giz li

"Kokular çok öneml idir" diyor Tabiat Ana. Kartondan kutuJ sunu çekerken , pirinç zilleri şıngı rdayarak karanlığı kavrıyor ve diyor ki: "Gülmeyin a m a ammaterapide m umağacı tütsüsünün yanında asla sandal ağacı m u m u yakınarnanız konusunda uya­ r ı l ı rsınız . . .

"

Tabiat A n a i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

"Rahibe olmaya çalıştım" diyor Tabiat Ana "çünkü saklanmam gerekiyordu." Ama uyuşturucu testini hesaba katmamıştı. Tabiat Ana sahnede; kollarını kırmızı kınadan asma desenleri sarmış. Parmak uçlarından, düğüm atılarak boyanmış, gökkuşağı renklerindeki pamuklu elbisesinin omuz askılarına kadar. Boynundaki pirinç tapınak zil lerinden oluşan gerdanl ı k tenini yeşile boyamış. Teni paçuli yağından parlıyor. 42

43


"Kim bilebilirdi?" diyor Tabiat Ana. "Üstelik sadece idrar analizi de değildi." "Saç ve tırnak örneklerini analiz ediyorlar" diyor. "Buna ilaveten geçmişinizi araştırıyorlar" diyor. Ahlaki şartlar. Geçmiş araştırması. Kredi kontrolü. Kıyafet yasası. Sahnede çıplak ayak dururken, yüzünde spot ışığı veya gülüş veya kaş çatma yerine, gece semalarıyla ilgili bir fragman var. Yıldızlar ve aylardan bir galaksi. Pancar suyu yüzünden dudakları kıpkırmızı. Gözkapaklarına sarı safran tozu sürülmüş. Orada pembe bulutsulardan değişen bir maske. Halkalı ve kraterli gezegenlerden.

Tabiat Ana, bunların hepsini şu soruya cevap bulmak için yapıyorlar, �iyor: "Hayal kırıklığından ötürü mü Isa'yla evleniyorsun?" Uzun saçlarını geriye doğru örerek, sırtına bırakmış olan Tabiat Ana, "Tabii ki başarısiz oldum. Sadece uyuşturucu testi değil, hepsinde başarısız oldum" diyor. Sadece rahibe olarak değil , hayatın ın büyük kısmında ... Düğüm atarak boyanmış askılar ın altında ki çilli omuzlarını silkiyor: "Sonuç olarak işte buradayım." Yüzünde takımy ı ldızlar gezinip sürünen Tabiat Ana, "Hôlô, saklanacak bir yere ihtiyacım vardı" diyor.

Tabiat Ana, "Bir sürü referans mektubu istiyorlar" diyor. Artı yalan makinesi testi. Dört adet resimli kimlik fotokopisi. Bir elinin kınalı parmaklarını havaya kaldıran Tabiat Ana, "Dört" diyor. Pirinç tel ve pis gümüşten bilezikleri, bileğinin çevresindeki rüzgôr çanlarını şıngırdatıyor. "Hiç kimsede resimli kimliğinin dört nüshası bulunmaz ... " diyor. Rahibe olabilmek için, diyor, oturma testine girmen gerekiyor, ki üniversiteye giriş sınavlarından bile zor. Ve bir sürü şaşırtmacalı soruyla dolu. Şunun gibi: "Bir toplu iğnenin üzerinde kaç melek dans edebi lir?" 44

45


Masaj oku l undaki son haftanızda size ayak topuğundaki ı,ı ıpraz refleks bölgesine asla masaj yapmamanız öğreti lir. Sol 1ıyııgın arka yüzeyindeki kavise asla dokunmamanız. özellikle

ı lı• sol. e n kenardaki bölgeye. Ama size sebebini söylemezler. 1 'iynsanın aydı n l ı k tarafmdakiyle, kara n l ı k tarafındaki terapistle­

ı l l ı farkı budur işte.

ı

Refleksoloji öğrenmek için okula gidersiniz. Vücudun bel l i

Ayak işi

l ıl\lgeleri n i iyi l eştirmek veya harekete geçirmek için insan aya­ nıııın elle manipüle edildiği bir b i l imdir b u . Vücudunuzun on t.ııklı enerji meridye n i n e bölünmüş olduğu fikrine daya n ı r.

O ı ncğin ayak başparmağınız doğrudan kafanıza bağlıdır. Kepeği r\ıılemek için ayak başparmağınızin tırnağ ı n ı n hemen gerisindeki l llçOk noktaya masaj yaparsınız. Boğaz ağrısını tedavi etmek için l ıı ı�parmağın orta bölümüne masaj yaparsınız. B u . sigorta söz­ lı•'Jmelerin i n kapsadığı türden bir sağlık bakımı değildir. Bu para l ııt,,�nmayan bir doktor olmaya benzer. Beyin kanserin i n tedavisi lı,l11 ayak parmakları n ı n aras ı n ın ovuşturulmasını isteyen-insan­ lıı l i n genellikle çok parası yoktur. G ü l m eyin ama, insanların ııy, ıklarına masaj yapma konusunda yılların tecrübesi n e sahip r ıl•"ınız bile, kendinizi fakir ve önceliği hiçbir zaman para kazan­ ı ı ı r ı k olmayan insanların ayaklarını ovarken b u l u rsunuz. Tabiat Atıa'darı B i r Hikaye

G ü lmeyin ama, günün birinde masaj oku l u n a birl ikte gitti­

(tlıılz bir kızı görü rsünüz. Bu kız sizin l e aynı yaştadır. ikin i z de vııkı iyle bencuklar takmışsınızdır. Enerji alanınızı temizlemek

G

ü l meyin ama, ammaterapide limon ve tarçın l ı m u m u n yanında asla kara n f i l l i m u m ile sedir v e m u s kat!ı m u m

yakınarnanız konusunda uyarılırsınız. Ama size sebeb i n i söyle­ mezler . . . Sırrını asla ifşa etmezler; a m a feng shu i'de sırf bir -yatağı yanlış bir noktaya koyarak, bir insanı öldürebilecek kadar ener­

h;lıı birl i kte kuru adaçayı örüp yakmışsınızdır. iki n iz de düğüm ,il ı lflrak boya n m ı ş kıya fet! er giyen, yalın ayaklı ve okul u n ücret''· kliniğine gelen p i s ve evsiz insanların ayaklarını ovarken

l ı ııdin izi onurlu h issedecek kadar gençsinizdir. Bunlar yıllar, yıllar önceydi.

Siz, siz h a l a fakir s i niz. Saçlarınız dökü l m eye başlamış. Kötü

j iyi odaklayab ilirsiniz Sırf akupunktu r yoluyla, gecikmiş kürtaj yapabilirs iniz. Kristalleri kullanarak veya aura'nızla insanların

I H "·ı lcnme veya yer çekiminden ötürü insanlar somurtmadığınız

Gülmeyin ama, Yeni Akım olan herhangi bir şeyi öldürücü

ı ıı ı•lden çıkarken görüyorsunuz; hiçbir refleksoloji uzmanımn

cilt kanserine yakalanm asına neden olabilirsin iz.

bir alete dönüştürmenin gizli yolları vardır.

46

rıınan bile somurttuğunuzu düşünüyor. Birlikte okula gittiği n i z bu kızı şehir merkezindeki l ü ks bir ııvııı{ı n ı sokmayacağı kadar yüksek topuklu ayakkabıları ve

47


savurduğu kürküyle dışarı süzülürken otel görevlisi ona kapıy açıyor. Görevli onun için eliyle bir taksi çağınrken siz, "Mercimek? demek için yanına yanaşıyorsunuz. Kadın dönüyor ve gerçekten de o. Boynundaki gerçek elmas lar parıldıyor. Kızıl ve kahverengi dalgalar halinde kabaran gü ve uzun saçları parlıyor. Çevresindeki hava güller ve leylakla gibi tatlı kokuyor. Ve kürk mantosu ... Elinde deri eldivenler var eldivenlerin derisi yumuşak, renksiz ve yüzünüzün derisinde daha hoş görünüyor. Kadın dönüp güneş gözlüğünü kaldırıyo ve saçlarının üzerine yerleştiriyor. Size ba kıyor ve "Sizi tanıyo muyum?" diyor. Birlikte okula gittiniz. Gençken. . . yani daha gençken. Otel görevlisi taksinin kapısını açıyor. Ve kadın elbette hatırladığını söylüyor.

Elmasları öğlen

güneşinde kör edecek gibi parıldayan kol saatine bakıyor v yirmi dakika içinde şehrin öbür yakasına geçmiş olması gerekti ğini söylüyor. Benimle gelmek ister misin diye soruyor. Birlikte taksinin arka koltuğuna geçiyorsunuz ve kadın, ote görevlisine yirmi dolarlık bir banknot uzatıyor. Görevli şapka sına dakunuyor ve onu görmenin her zaman büyük bir zev olduğunu söylüyor. Kadın, taksi şoförüne şehir merkezinin biraz dışındaki adresi söylüyor ve taksi trafiğe karışıyor. Gülmeyin ama, bu kadın -eski dostunuz Mercimek- kürklü kolunu çantasının sapından çıkarıp çantasını açıyor ve bakı yorsunuz içi sadece nakit parayla dolu. Tomar tomar ellilik v yüzlük. Eldivenli elini bunların arasına daldırıp bir cep telefonu çıkarıyor. Size, "Bir dakika bile sürmez" diyor. Onun yanında H i n t baskılı pamuklu dolama eteğiniz, parmak arası terlikleriniz ve pirinç zilli kolyeniz artık şık ve etnik görün­ müyor. Gözünüze çektiğiniz kalem ve elinizdeki solmuş k.ına desenleri asla yıkanmıyormuşsunuz gibi görünmenize sebep oluyor. Onun çivili elmas küpelerinin yanında en sevdiğiniz 48

.. ıliantılı gümüş küpeleriniz ucuzcu dükkanından alınmış yılbaşı 1ı:t.ıcı süsü gibi görünüyor. Cep telefonuyla konuşuyor ve "Yoldayım" diyor. "Saat üçte­ � 1 1 1 1 alabilirim ama sadece yarım saatim var" diyor. Hoşça kal

ı lı•yıp telefonu kapatıyor. Yumuşak ve pürüzsüz eldiveniyle elinize dakunuyor ve iyi •ı\ı!Jndüğünüzü söy!Uyor. Son z�manlarda ne yaptığınızı soru­

vııı

l·� h . aynı, b i ldiğin gibi işte, diyorsunuz ona. Ayak masaj ı .

ı ı. . vamlı müşterilerden oluşan güzel bir portföyümüz var.

Mercimek, altdudağını ısırarak size bakıyor ve "Demek hala

ı ı·lleksoloji işindesin ha?" diyor. Yaa evet, diyorsunuz. Sizi emekli edip etmeyeceğinden emin ılı•ı:tilsiniz ama en azından faturaları ödemenizi sağlıyor. Taksi bir blok boyunca i lerliyor ve o tek kelime etmeden size

l ı ıl ıyor. Ve sonraki bir saat boyunca müsait olup olmadığı nızı ı ııııyor. Sıradaki müşterisine dört elle ayak masajı yaparak ver­

�·1 .11. para kazanmak ister miyim diye soruyor. Sadece bir ayağa q ı.ıcaksınız.

Ona hiçbir partnerle refleksoloji yapmadığınızı söylüyorsu-

l t l ll

"Sadece bir saat" diyor, "ve iki bin dolar alacağız." 1\u yasal mı, diye soruyorsunuz. Ve Mercimek, "Adam başı iki bin" diyor.

:iırf bir ayak masa j ı için mi, diye soruyorsunuz. " Ilir de" diyor. "Bana Mercimek deme. Oraya vardığımızda

ıı l ı ın Angelique." l : O imeyin ama, bu gerçek. Reflekso l o jinin karanlık yönü. llıl/1 yönlerini elbette biliyorduk. Başparmağın taban yüzeyini ı ıvııı,ık birini kabız edebileceğimizi biliyorduk. Ayak bileğinin

ll .ı k1c;mını ovarak insanları ishal edebilirsiniz. Topuğun i ç y n !lnü ovarak birini iktidarsız kılabilir. migren ağrısı çekmesi n i 1�l .ıyabilirsiniz. Ancak bunların h i çbiri i n sana para kazandır­

l l llll o yüzden boş yere uğraşmak niye?

'l'ı1ksi, oymalı bir taş yığın ı n önünde duruyor. Ortadoğu'daki

ı ıı l ı ııl

ekonomisi

ü l kelerinden

birinin

büyükelçiliği

bu. 49


Üniformalı bir güven l i k görevlisi kapıyı açıyor ve Mercimek ara�

Gülmeyin ama, o söylentiler doğru. Angelique'in bastırdığı

badan i n iyor. Siz de iniyorsunuz. Lobideki başka bir güve n l i k

yıore bastırarak, yani topuğun altındaki genital refleks bölgesini

görevlisi m e t a l dedektörü n ü üstün üzde gezdirerek sila h , bıçak

ı ıv; ırak, yatakta yüzükoyun yatan adamı i nletiyorsunuz. E lleriniz

beyaz taş plakadan yapı l mış b i r masanın üzerindeki telefonla

! ılle yoru l madan, terden sırılsıklam olduğu için mavi ipek pijama­ .ı •;ırtına ve bacaklarına yapışan adam böğürüyor. Sustuğu anda,

veya benzeri bir şey arıyor. Başka bir görevli . üstü pü u��· u �··· bir yeri arıyor. Başka bir görevl i Merci mek'in çantasını arıyor, kağıt paraları kenara itiyor ama içinde cep telefonundan başka bir şey bulamıyor. Asansörün kapıları açtlıyor ve başka b i r görevli gelmeniz için ikinize e l ediyor. Mercimek, "Ne yaparsam aynısını yap" diyor. "En kolay kazandığın para o l acak." Gülmeyin ama, okuldayken söylentileri duyarsın ız. İyi reflek­ soloji uzma n la r ı n ı n nasıl kara n l ı k tarafa kayabi ldikleriyle i l g i l i söylentileri: Ayak tabanındaki bel l i zevk merkezlerini ov insanların sadece fısıldadıkları şeyi yapmak. Yani kıkırdayan insanların "ayak saksosu" olarak adlandırdı kları şeyi. Asansör, sizi sadece çift kanatlı bir kapıya yöneiten uzun bir koridora açıl ıyor. Duvarlar cilalı beyaz taştan. Yerler taş. Çift kanatl ı kapı buzlu camdan ve bir adamı n beyaz bir ma oturduğu bir odaya açılıyor. Adamla Mercimek birbirini yanak­ larından öpüyor. Masanın gerisi ndeki adam size bakıyor ama Mercimek'! konuşuyor. Ona Angelique diyor. Arkasındaki başka bir çi kanatlı kapı yatak odasına açılıyor. Adam içeri geçmeniz i ikinize el ediyor; kendisi geride kalıp kapıyı k i l itliyor. Sizi içeri ki litl iyor. Odadaki beyaz ipek çarşaf l ı , koca m a n , yuvarlak yatakta b i adam yüzüstü yatıyor. İpek pijama giymiş, parlak mavi ipe çıplak ayakları yatağın kenanndan sarkıyor. Angelique el_diven­ lerinden birini çıkarıyor. Diğerini de çıkardıktan sonra birli yumuşak h a l ıya diz çöküyorsu n uz ve e l i n ize ayaklardan birin al ıyorsun uz. Yüzü yerine sadece adamın briyantinle geriye doğru yapıştırıl­ mış siyah saçların ı ve siyah tüylerle kaplı büyük kulakları n ı görü­ yorsunuz. Kafas ı n ı n geri kalanı beyaz ipekli yastığa göm ülmüş. 50

"ıl/, nefes alıp almadığından bile e m i n o l amazken, Angelique wıı ıne vakti n i n gel d iğini fısıldıyor. Masadaki. adam her i k i n ize de iki b i n dolar veriyor, nakit. Dışarı, sokağa çıkınca güvenl i k görevl i l erinden biri Angelique

h,l ı ı bir taksi çağırıyor. Arka koltuğa geçerken Angelique size bir kartvizit uzatıyor. l ı ı ıtta b i r bütünsel şifa kl i n i ğ i n i n n u marası yaz ı l ı . Numaranın

d l ına e l yazısıyla "Lenny'yi isteyiniz" yazı l m ış. l�l i ndeki eldiverlin yumuşak derisi. parfümünün gülleri. sesi­ ı ı l ı ı lonu: hepsi birden "Ara beni" diyor. Insanların ayak saksosu yapma i ş i ne girmelerinin birçok '�"lıcbi var. Adenize daha iyi bir hayat yaşatma fikri. Annenizle l ıııbanıza biraz konfor ve güvence sunabili rsiniz. Belki bir araba. l lııı ida sahi l i nde b i ev. O evin anahtarını ailen ize verd i ğ iniz g ü n ,

hayat ı n ı z ı n en

ı ı ı ı ı l l u günüdür. O gün her ikisi de ağlayıp bebekleri n i n sırf lil'irınların kokuşmuş ayaklarını ovarak hayatı n ı kazanabilece­ plı ı l akıllarından b i le geçiremeyeceklerini itiraf ederler. O gün lı. ıyrılın ızın sonuna kadar bedeli n i ödeyeceği n i z gündür. c; ülmeyin ama bu yasadışı bir şey değil. Basit b i r ayak ı ıvına işi yapıyorsu n uz. Cinsel b i r şey olm uyor ama m üşteri niz •ııı ı rrı ki birkaç gün boyunca yürüyemeyecek kadar kendisini ı ıyıl düşüren bir o rgazm yaşıyor. Erkek veya kadın olması fark

·�l ırıcz. Ayaklarındaki doğru noktayı ovarsınız ve onlar nöbet wı•ı, l rircesine boşalırlar. Öyle boşalırlar k i , bağırsaklannı kontrol ı•ı lı ·ınedikleri i ç i n bir koku çıkar. Öyle boşalırlar ki , ağz ı n ı n suyu ı l ı ı ı ı çoğu m üşteri size bakmaktan ve ş i foniyer veya sehpanın ıı·ı • ı i n deki yüz dolarlık banknot deste s i n i a l m anız için titreyen l t. ı ı ı ı ı c� ğını size uzatmaktan başka b i r şey yapamaz. Klinikten Lenny arar ve ki ra l ı k jetle Londra'ya gidersi-

51


niz. Kl i nikten ararlar ve Hong Kong'a uçarsınız. Klinik, Park Hampton Hotel'deki bir sü itte kalan ve kazancınızın yarı s ı n ı paylaştığınız, R u s aksanıyla konuşan Lenny'den ibarettir. Hangi uçağa bineceğ i n iz i , bir sonraki m ü şterin i n hangi otel odasında veya özel adada beklediğini söyleyen Lenny'nin telefondaki aksanı dır. G ü l meyin ama işin kötü tarafı asla a l ı şveriş yapacak vakti­ nizin olmamasıdır. Para birikip durur. Ü n i formanız kürk man­ todur. Bu yeni dü nyaya uyum sağlamak için kaliteli altın ve platinden m ücevherler a l ı rs ı n ız. Saçınız hep m ü kemmel ve parlaktır. Ritz-Carlton' ı n lobisinde otururken refleksoloji üni­ versitesinden tanıdığınız bi rkaç çocuk göreb i l i rsiniz; ama artık Arınani takımlar ve Chanel kokteyl elbiseleri giymektedirler. Bir zamanlar her yere bisikletle giden ve vejetaryen olan o çocuklan l i m uzin lere i n i p bi nerken görürsünüz. Otel restora n larındaki küçük masalarda tek başlarına yemek yerken görürsünüz. Özel havaalanlarındaki barlarda kokteyl içerek bir sonraki kiralık jeti beklerke n . E s k i n i n idealist hayalperestleri, profesyonel ayak i ş i n i n cazi­ besine kapı l m ıştır.

ıl l ı na gireceksiniz. A i l e n izin huzu revi kirasını ödeyebilmek için

ı ı ı ı bol takımındaki, bekarlığa veda partisindeki herkesin ayakla­ ı ı ı ı ı ovmak için kocaman, sahte yaş günü pastalarımn içinden lı ı l.ıyacaks ı nız. l'ransız manikürü yüzünden, tedavisi olmayan bir ayak tırna­ nı ınantan ka p rn a n ı z an meselesi. , Hunların hepsini Lenny ve Rus Mafyası'ndan ödünç aldığı­ '"' para n ı n faizini ödemek için yaparsı nız. Dibe vurmuş h i sse Ptıetlerini satın al mak için ödünç a ldığınız para n ı n . Lenny'nin l ı ıvslye ettiği hisse senetlerini satın a l mak için ödünç a l ı nan ı ı. ı ı . ı n ı n . Ya da Lenny' n i n almanız gerektiğini söylediği m ü cev­ lıılı ve ayakkabıları satın almak i ç i n a lı n a n . J>ark Hampton Hote l ' i n Iobi barındasınız, sarhoş b i r işada­

ı ı ı ı ıı ı kendisine erkekler tuvaletinde on dolara ayak saksosu yap­ l ı t t i k için ikna etmeye ça l ı ş ıyorsunuz. işte tam onda Angel i q ue'in

lı ılıiden asansörlere

ı lıtki halıya değiyor. Angelique hala harika görünüyor. Göz göze ı;ı •ll yors un uz ve o, eldivenli e l i n i sallıyor. Asansör gelince Lenny'nin çatı katındaki süitine çıktığını

Rasta saçlı, h i p i kadınlarla, keçisakallı, kaykaycı punkçı­

ı\ylüyor. Kliniğe.

lann telefondan bankerlerine satış emri verdiğini duyarsınız. Denizaşırı hesaplarda ve isviçre'deki emanet kasalarında para saklarlar. Kesilmemiş elmas ve Krugerrand'lar' için pazarlık yapmaktadırlar. ismi Trout ve Pony, Lizard ve Oyster olan oğlanların hepsine artık Dirk deniyor. Buttercup i s i m l i kızların hepsine Dominique den iyor. Ayak saksosu yapan bu i n s a n seli fiyatların düşmesine sebep o luyor. Çok yakında yazılım m ilyarderleri ve petrol şeyh­

Aşınmış yüksek ökçelerinize ve boyası çıkmış, uçları kırılmış l ıllırıklarınıza bakıyor ve "Gel de yeni gelişen sanayinin ne oldu­

ıı ı ı ı ı u gör" diyor. Asansör ellinci katta duruyor; bütün çatı katı Lenny'ye kira­ lı�ıı ıııış ve katın kapısını içi kas dolu, iki çizgili takım elbise koru­

v ı • ı Lenny' n i n pay ı n ı , yani kazandığıniZ her şeyin yarısını işte l 11 ı kc� tillere ödüyorsunuz. Korumalardan biri isminizi yakas ı n a ırııt•lcnmiş olan m i krofona söylüyor ve kapı kilidi gürültülü b i r l l •,ı•siyle açı l ıyor.

leri yerine, üzerin izde geçen seneden kalma Prada elbisenizle

lı,:eride sadece siz, Angelique ve Lenny var.

bir otel barında aylak aylak vakit geçirirken yirmi dolara ayak numaraları yapıyor olacaksınız. Restoranların arka bölümünde otura n kongre üyelerinin ayaklarını ovalamak için masaların •

doğru yürümekte olduğunu görüyorsu n uz.

••ıt,ları parlıyor. Kürk mantosu yüksek topuklu ayaklan n ı n altın-

< � U l meyin a m a , Lenny'nin hayatı, ayak saksosu yaptığınız

vıı l ı ı ız ve izole hayatınızdan çok daha kötü görünüyor. Bu çatı

I ll i t nda

hapso l m u ş vaziyette, bütün g ü n ü üzerindeki bornozla

[ ıı H ı ı ları n ı sayıp telefonda konuşarak geçiriyor. Tek mobilya bir

Güney Afrika'nın altın sikkesi. (ç.n.)

52

53

-

_:ııı ıa ı . _ �


ofis sandalyesi, onun da oturak yeri lekeli ve kirli. Bütün şehri gören camdan duvarın kenarına bir yatak atılmış. Bir bilgisayar ekranında durmaksızın hisse senedi fiyatları geçiyor. Lenny ikinize doğru geli rken bornozu n u n önü açılıyor; çizgili ve kırışmış bir paçalı don giymiş, ayağındaki beyaz çoraplar

Gülmeyin ama, hayal edebileceğiniz en kötü işlerden de kötü

1 lı•ı var. Yüksek tansiyon sorunu olmayan bir medya patronu Four ıı•ıısons Hotel'deki bir odada kalp krizi nden ölmüş vaziyette bul un­ ılıı Son derece sağlıklı olan bir rock yıldızı, Marmot Şatos u'ndaki

l ıl ı ı1yak masajından sonra böbrek yetmezliğinden öldü.

13dşkanların ve sultanların ayaklarına ulaşma imkanımız var. ' .ııh•t patronları ve fi lm yıldızları nın. Kral ve kraliçeleri n. Parası

sararmış. Lenny ellerini Angelique'in yüzüne doğru uzatıyor ve "Meleğim, en sevdiğim" diyor. Yüzünü avuçlarının arasına a l ıyor ve "Nasılsın?" diye soruyor. Ayağındaki topuklu ayakkabıtarla Angelique. Lenny'den bir kafa boyu uzun. Angelique gülümsüyor ve "Lenny . . . " diyor. Ve Lenny, Angelique'in suratına sert bir tokat atıyor. tek

nılı•n m i ş bir sui kastı, doğal sebeplerdenm i ş gibi göstermenin ,ıılunu biliyoruz. Angelique bunları size asansörle aşağıya inerken anlatıyor. l ı•ııııy inleyip boşaldıktan sonra. Lenny doğr ulup uzunca bir lll!' yatakta oturana kadar Angelique onun ayağını ağzına

eliyle yüzünün ortasına vuruyor ve "Beni dolandırıyorsu n , sen busun işte!" di yor. Tek elini havaya kaldırıp avcunu açıyor ve tekrar vurmaya hazırlanırken, "Benden habersiz randevu alıyor� sun, değil mi?" diyor. Eldivenli eli yle yüzünü tutarak Lenny'nin kırmızı el izini sak� !ayan Angelique, "Bebeği m , hayır . . . " diyor. Ve

Lenny elini

indiriyor.

Angelique'e

sırtını dönüyor.

Yatağının hemen yanında uzanan şehre bakmak üzere pence� reye gidiyor. "Bebeğim" diyor Angelique, "sana yeni bir şey göstermek istiyorum." Angelique bana bakıyor. Lenny' nin yanına gidip arkasında duruyor ve eldivenli elle� rini omuzlarına koyuyor ve "Bırak da Annecik bebeğini hala ne kadar çok sevdiğini göstersin . . . " diyor. Yatağa oturması için Lenny'yi çeviriyor. Sonra onu yatırıyor. Ayaklarındaki sarı çarapiarı çıkarıyor. "Hadi bebeğim" diyor. El indeki eldivenleri çıkarırken, "Harika ayak saksosu yaptığımı biliyorsun . . . " diye ekliyor. Sonra Angelique daha önce h i ç görmediğiniz bir şey yapıyor. Dizlerinin üzerine çömeliyor. Ağzını açıyor; dudakları geri J ip i nceliyor ve dilini Lenny'nin çıplak ayak tabanında gezdirmeye başlıyor. Angelique, Lenny'nin topuğunu ağzına alıyor ve Lenny inlemeye başlıyor. 54

ı ıkl uktan sonra, Lenny iki eliyle birden göğsünü kavrayıp, hala ı ı ıpıığunu yalamakta olan Angelique'e ağzı açık bir şekilde baka­ l dılı Kalbi durduktan sonra Angelique çarşafı Lenny'nin çene­ lıll' kadar çekti. Lenny'nin ayağındaki r u j izini sildi ve dudağına

i ılııli daha ruj sürdü. Lenny'nin telefonlarının kablolarını söktü ·ı•

korumalara Lenny' n i n uzun bir uykuya yattığını söyledi. /\ı;ansörle aşağı inerken Angel ique size bunun yaptığı son

ıy.ık saksosu olduğunu söylüyor. Bu tür ayak suikastlarında ı ı.ıhl bir milyon dolar para varmış. Rakip acente Lenny'yi lı ıııızlcmesi için onu tutmuş ve artık bu işten sonsuza dek e l i n i ı

lı·�! ni çekiyormuş. l .t'nny'nin ayağının tadı gitsin diye, ikiniz lobi barda birer

� ı�l\'y l içiyorsunuz. Son bir veda içkisi. Sonra Angelique ote­ l l ı ı lubisine bakınanızı söylüyor. Takım elbiseli adamlara. Kürk ııı.ıııı ulu kadınlara. Bu nların hepsi Rolfing katilleri . Reiki katil­

lı ı l l�rığırsak temizleme s u i kastçıları.

/\ngelique değerli taşlarla yapılan terapide, sırf birinin kalbi­

ıcı � ı iı;tal kuvars, böbreğine ametist, alnına da turkuvaz koyarak. ı f l·�lyi ölümle sonuçlanacak bir komaya sokabilirsin, diyor. Bir lı l l�\ <ıhui uzmanı, sırf birinin odasına gizlice girip yatak odası ı ı�ııııının yerini değiştirerek böbrek hastalığının tetiklenmesini ııı1lrıydbilir.

hı tedav isi" diyor Angelique. yani insanların akupunktur

ııı ı� ı . ı idrında tütsü yakma bilimi, "öldürebilir. Şiatsu da öyle." 55


Kokteyl i n i n bardağın dibinde kalanını içiyor ve boynundak

ı.

inci dizisini ç ı karıyor.

2.

Yüzde ı 00 doğal içerikli, dolayısıyla da yüzde I 00 güveni

3.

olduğu iddia edilen tüm bu tedavi ve ilaçlar. diyor Angelique v

4.

kahkaha atıyor. Siyanür doğaldır. Arseni k de. İnci

5.

kolyeyi size uzatıyor ve "Bundan böyle ben yin

6.

' Mercimek' o lacağım" diyor. Angel ique'i işte bu haliyle hatırlamak istiyorsunuz, ertes

7.

gün gazetede s ı rı l s ı klam olmuş vizon kürküyle n e h i rden ç ı karı

8.

l ı rken göründüğü haliyle değil. Soygun izlenimi yaratmak içi

9.

küpeleri ve e l mas saati a l ı n m ı ş . Ölmesi için ayaklarıyla oynan

lO

mamış; mükemmel Fransız saç örgüsünün arkasında bir deli

l l.

açan kurşunla modası geçmiş şekilde öldürülmüş. Aniden iş

1 2.

b ı rakıp başkası için çalışmaya başlama ihtimali olan tüm Dir

ı 3.

ve Dominique'lere bir uyan. Klinikten Lenny değil de Rus aksan t ı başka biri arayıp siz

1 4.

müşterilere göndermeye çalışır ama onlara güvenmezsiniz

ı 5.

Korumalar sizi Mercimek'in yanında görd üler. Çatı katında Kafan ızın arkasına delik açmak için hazırda bir kurşun bulundu

1 6. ! 7.

ruyor olmalılar.

\ 8.

Annenizle babanız Florida'dan arar ve siyah bir l i muzini kendilerini takip edip durduğunu, b i r i n in de sürekli arayıp sen

19 20

den ötekine koşturarak gizli ayak masajı yapmaya başlamışsı

1

nızdır bile.

ıı l r·ı ı , biz Welli n gton usulü sığır eti yedik.

nasıl bulabileceğ i n i sorduğunu söyler. Hayatta kalacak kada yete r l i para kazanabilmek için siz zaten şimdiden bir ucuz otel

H lı;1ftamızda Amerika Güzeli her kapı koluna eği l i p Vandal

21

I Hl k O ' nden ödünç aldığı palet bıçağıyla k i litleri açmaya çal ı ­

22.

1 \, ıyan Aksırık bavulunda takırdayıp duran kavanozlardaki

Anne babanıza dikkatli olmasını söylers i n iz. Tanımadık.la kimselere masaj yaptırmamalarını. Ödemeli telefondan ara yıp asla aromaterapiye bulaşmamalarını. Auralara. Reikiye

lı q ıl , ı ı ı ve kapsülleri yerken biz çizgil i levrek yedik. O , avcuna

11 ıflt flp bumunu süveterinin koluna s i l erken.

l .ı•ydi Çöpçü elmas yüzüğüyle aynarken biz Tetrazzini usulü

Gülmeyin ama, uzun b i r süre seyahat ediyor olacaksınız; bel de hayatınızın sonuna kadar. Nedenini açıklayamazsınız. Şimdiden bozuk paranız bitmiş tir, o yüzden ailenize hoşça kalın dersiniz.

l 1 l ı ı d l yedik. Yüzüğün p l atin çemberin i dışa döndürmüş, avcuna

ıl ı ı ı l ıı l m uş gibi görünen büyük elmasla konuşuyor. "Packer?"

l11·ı 11 "Buran ı n , düşünmemi sağladll<Jan şeyle hiçbir i lgisi yok" II 11 1 1 ı .cydi Çöpçü. "Ortam ideal olmadıktan sonra nasıl derin 1 lı

56

ıoy yazabii i r i m ki?" 57

23. 24 .


Elbette Ajan Fitneci onu kameraya kaydediyor. iftira Kont

!\merika Güzeli kilitli kapıları zorluyordu. italyan Rönesans

her kel im eyi yakalayabi lmek için kayıt cihazı n ı tutuyor. Burada bir öhö-öhö. Orada bir öhö-öhö. Burada bir mızmız

t l ı ı n u ndaki yeşil kadife perdeleri çekiyor ve pencerelerin tuğ­ i ly l . ı örülmüş olduğunu görüyordu. Pembe plastikten egzersiz ıı fı•ıleğinin sapıyla, Gotik sigara odasındaki vitrayı kırdı ve gün ı ıaı varmış gibi görünsün diye üstüne ampul ler taktlmış olan

!anma. Orada b i r sızlanma. Her yerde ş i kayet. Bayan Aksırı havada toksik küf sporların ı n uçuştuğunu söylüyor. Orada bir dır-dır. Burada bir öhö-öhö. Kimse çalışmıyor Hiçbir şeyin yazılıp çizildiği yok. Çel i msiz Aziz Bağırsaksız'ı n yüzü hep yukarıya bakıyordu gümüşrengi Mylar poşetlerindeki acı biberleri, e l m a l ı turtatar veya püreli ve etli börekleri ağzına boşaltırken ağzı yavru kuş . larınki gibi açılıyordu. Her yutku n uşunda ademelması aşağ yukarı inip çıkıyor, d i l i ı l ı k karışımı dişleri n i n gerisine itiyordu. Tütü n ü n ü çiğneyen Çöpçatan lekeli halıya tükürdü ve b nemli ve soğuk b i n a n ı n , bu !oş ve duvarları nemli odaların haya l i n i kurduğu yazarlar kolonisiyle h içbi r ilgisi olmadığın söyledi : biçilm i ş yeşil çimenlere bakarak el yazısıyla yaza insanlarla; her biri kendine ait özel, küçük kulübesinde otur muş, karton kutulardan öğle yemeği ni yiyen yazarlarla. Beya yapraklı çiçeklerden o l uşan bir örtünün içinde şeftali ağaçların dan b i r meyve bahçesiyle. Kestane ağaçları n ı n altında öğlede sonra uykularıyla. Kroketle. Amerika Güzeli hayatı n ı n başyapıtı olacak senaryo n u n tas !ağını b i le çıkarmaya başlayamayacağını söyledi. Göğüsler yazamayacak kadar ağrıyordu. Kolları çok yorg u n d u . Bir gü önce yediği yengeçli çöreği birazcık kusmadan bugünkü dan p i rzolası n ı n kokusunu alamamıştı. Adeti yaklaşık bir hafta gecikmişti . "Hastalık hastalığı" dedi Bayan Aksırık ona. Ç i ğ e t kırmızıs burnu sürekli yanağına doğru s i l i nmeye hazır beklemekten yan kaymıştı. Parmaklarını tırabzanlarda ve sandalyelerin oymalı sırtla rında gezdiren Leydi Çöpçü bize tozu gösterd i. Eli ndeki ş i ş k e l m a s ı kast ederek, "Bak" d e d i , "Packer? Packer bu kabul edili gibi deği l . " K i l i t l i geçen i l k haftaınııda Bayan Aksınk öksürüyor, boru! orgun çıkaracağı türden derin notalarda ağır ağır nefes a lıyordu 58

• l tıll'lltodan b i r duvarla karşılaştı. ı 1'ıansız xv. Louis lobisincieki sandalye ve koltukların hepsi ı ıı•vnnmber çiçeği mavisi kadifeden d i ; duvarlar alçıdan bukle­

lı ı vP altınrenginde boya n m ı ş nakışlarla kalabalık ve hareketli �ı\I t l ı ı üyordu , Amerika Güzeli sentetik kumaştan pembe spor lıv1 1kliyle orada durup anahtarı istedi . Saçları , kafası n ı n arkaııı.ı doğru dalgalar ve fiskeler h a l i nd e kırılan sarı okyanus

ı l. d �ı ı ları gibiydi ve sırf bi rkaç g ü n l ü ğü ne dışarı çıkabilmek i ç i n t ! l ı ı l ı l ııra i h t iyacı vardı. ''Siz romancı m ı s ı n ız?" dedi Bay Whittier. Tekerlekli sandal­ y . l 1 1 i ıı krom kolçaklarında d i n i en i r ke n b i le parmakları görün­ Illi'/ lıir telgrafın tuşlarına basar gibiydi. Damarlı ve buru ş u k llı•ı l ni n kemikleri sürekli aynı sesle titriyordu. "Senaristi m " dedi Amerika Güzel i . iki e l i n i de yumruk yapıp n ııılıc sentetik kumaş kaplı kalça l a r ı n ı n üzerine koyarak. ı ı ıwn ve ince kadına bakan Bay W h i ttier, "Tamam" dedi. ı ıylı•yse yorgun o l makla i lgili bir f i l m senaryosu yazın." l lı ıyır, Amerika Güze l i ' n i n bir doğum uzmanına gitmesi gere� l l ,ı lldll. Kan tah l i. l i ne i htiyacı vardı. Doğum öncesi vitam i n l eri ılııııı•,ı gerekiyordu . "Birini görmem gerek" dedi. Erkek arkadaşım. Vı · �ay l Whittier, "Musa'nın isra i l kavi m l e r i n i çöle sürmesinin ı l ıı •l ıl buydu işte . . . " dedi. Çünkü o i n s a nlar asırlar boyu köle d ıııık yaşam ışlard ı . Çaresiz kalmayı öğre n m işlerdi. 1· (\Ic bir ırktan, efendi lerden o l uşan bir ırk yarattığı için,

lı ı ll l\.ıy Whittier, güdümlü bir insan grubuna kendi hayatlarını tl ı l l ı ıı.ıyı öğrettiği için Musa orospu çocuğunun teki olma l ı . M ; ıvi kadifeden bir sandalyen i n kenarında oturan Amerika ı dl ı•ll sarı kafa s ı n ı sallayıp d u ruyord u . Saçları z ı p l ıyordu. ıılıvnı d u . Anlıyordu. Sonra da, "Anahtar?" diye sordu. Vı• ! \ay Whittier ona " H ayır" ded i . 59


içinde Marsala u s u l ü tavuk olan gümüşrengi Mylar poşeti dizlerinin üzerine yerleştirdi; onu çevreleyen, mavi hal ı n ı n üze

/\kşam yemeği pişirmek için çoğu insan bu poşetleri bir ı ı ıı ıkds veya bıçakla keserek açar. Eli nizi poşetin içine daldırıp

lekeli ve küf yüzünden yapış yapıştı. Her ıslak leke, kolları v

ıl •,ljcn kalıntılarını emsin diye kon u l m u ş olan demir oksitli çay

bacakları olan bir gölge gibi görün üyord u. Küflü bir hayalet gib Marsala u s u l ü tavuğunu kaşıklayan Bay Wh ittier, ''Koş u lları göz ardı etmeyi başarıp söz verdiğin şekilde hareket etmey

ı n ıı;rtini bulana dek gezdirirsiniz. Çay poşet i n i çıkarıp bardak­

başlayana dek" diyor, "daima dünya tarafından kontrol ediliye olacaksı n . " "Peki y a b u n a n e diyeceksi niz?" diyor Amerika Güzeli v e tozl havayı e l l eriyle dağıtıyor. Ve Bay Whittier daha sonra bir m ilyon kere yineleyeceği ş cümleleri i l k kez söyledi: "Ben sadece verd i ğ i n iz sözü tutman sağl ıyoru m . " Ve " B u rada size engel olan şey, tüm hayatını engel olan şeydir." Hava her zaman bir şeylerle çok dolu olacak. Vücudun uz ço ağrıyacak veya çok yorgun olacak. Babanız çok a l kolik. Karını çok soğuk. Hayatınızı yaşamamak için her zaman bir bahaneni olacak. "Peki ya bir şey olsaydı? Mesela yiyeceğimiz bitseydi?" diyo Amerika Güzeli. "O zaman kapıyı açard ınız, değil mi?" "Ama bitmedi" diyor Bay Whittier, ağzı çiğnenmiş tavuk v kapari dolu bir halde. "Yiyeceği miz bitmiyor." Evet. doğru, yiyeceği miz bitmemişti. En azından şimdilik. içerideki o ilk hafta pi lav üzeri körili sebze yedik. Teriy soslu sornon yedik. Hepsi dondurulmuş-kurutulmuştu.

l ıı dolusu kaynar suyla yıkarsınız. Mikrodalga fırınımız vardı.

J llıı•,Lik çatal ve kaşık) arımız vardı. Kağıt tabaklarımız. Ve akan ııyıı muz. l iir vampir rom a n ı n da n on sayfa okudu n uz ve akşam yemeği lııımdı. Bu gümüşrengi yastığı n içi çubuk ve sıcak su yerine ev 11 ı ı l ü rulo köfte ve Stroganoff u s u l ü biftekle doluydu.

l ,obi merdiven l erindeki, bir şelale gibi görünen mavi halıya ı ıl l l ı u rduk; her basamak öyle genişti ki, hepimiz aynı basamakta ı ıı ı ı ısFık bile dirseklerimiz birbirine değmezd i . Bu, n ü kleer bir

nv.ış çıksa Başkan ve Kongre üyelerinin yerin altında yiyecekle­ ıl ' il ıoganoff u s u l ü bifteğin aynısıydı. Aynı üreticidendi.

ı ı ıger güm üşrengi poşetlerde "Kakaolu Pasta" ve "Karamelli �11 1!.'' damgası vardı. Patates püres i . Makarna ve peynir. l ıc ıı ı d u rularak kurut u l m uş patates k.ızartması. 1 \t•slenmek için değil de, rahatlamak için yenen yemekler. l 'oşetlerin üzerindeki son kullanma tarihi ancak biz öldükten ı ı t ıı.ı geçerd i . Çoğu bebek öldükten sonra sona erecek b i r raf

I i l i l ll YOz yıl ömrü olan çilekli kekler. l llz dondurularak kurutulmuş n a n e l i j ö l e ve dondurularak

Yemek olarak, çıplak elle yırtamayacağınız Mylar poşetlerin

� ı ı ı ı ı t ulmuş kuzu eti yerken Leydi Çöpçü kalbinin ta derinle­

hapsedjJmiş taze fasulyemiz vard ı . Tüm gümüşrengi poşetleri arkasına siyah boyayla "Bakteri Üretmez" damgası vurulmuşt Bakteri üretmeyen taze fasulyemiz ve tavuklu böreğimiz ve ta taneli tatlı mısırımız vardı. Her poşetin içinde bir Şeyler takitdıyo

l l l lı l( • , aslında ö l m ü ş olan kocasını sevmiş olduğunu fark etti. ı l lcıı lyle yüzünü kapatıp, onu sevdiğini söyledi. Vizon kürkün ü n

du: darmadağın çalı çırpı ve taş ve kum. içindekiler ölmüş vaziye te kalsın diye her poşet bir nefes n itrojen le gümüşrengi bir yastı gibi şişirilmişti. Kıyma soslu lazanya veya peynirli ravyoli de. Bakteri üretir veya üretmez. bizim Kayıp Halka kasık bölge tüylerine benzeyen kıllarla kaplı e l l eriyle bu poşetleri yırtara açabiliyordu. 60

h lııd\•ki

omuzları kamburlaşmıştı v e hıçkırıklarla sarsılıyordu.

vı ı ı ı ı daki şişko elması beşik sallar gibi s a l l ıyor ve üç kıratl ı k

l • ıı ı ı•;ı n ı aile mezarlığına gömmek için çıkması gerektiğini söy­ ltıvııı d u . 1 111. Denver u s u l ü omlet yerken , Vandal D ükü nikotin sakızı­

ııı �I·J lrip patiattı ve sigarayı bırakmak için çok kötü bir zaman ılı lııı1,ı ı n u söyledi. Ve Aziz Bağırsaksız'ın resim olmadan boşa!61


ı

maya çalışmaktan sol eli hissizleşti; sürekli tekrarlanan hareke lerden kaynaklanan bir sakatiıktı bu. Müd ire Tekzip'in Cora Reynolds isimli kedisi artakalan çizg levreği yerken, Kontes Basiret ve Peder Tanrısız yeteri kad güvende olmadığımız için endişelendi.

Kapana kısılmıştı

Birinin bizi bulacağından endişeleniyorlardı ... Bay Whittier güvende olmak için hareket etmemiz, saklanmamız ve kaçm mız gerektiğini söylediler. Elindeki Barbra Streisand albümünün kapağındaki sözle

Ürün Geliştirme

okurken domates sosundaki yarık sosis gibi görünen duda ları kımıldayan Peder Tanrısız. iftira Kont u ' n u n kayıt cihazın "Burada bir müzik setimiz olacağın ı varsaymıştım" dedi. Ajan Fitneci'nin video kamerasmın vizöründeki Katil Aşçıba bir kaşık dolusu ıspanak su flesini etrafa saçarak ş işman suratıli götürürken, "Ben profesyonel bir aşçıyım. Yemek eleştirme

değilim. Yine de üç ayı hazır kahve içerek geçiremem . . . " dedi. Elbette herkes öyle ya da böyle işini yapacağını, şiir ' hikaye yazacağını söyledi. Başyapıtlarını tamamlayacaklard Sadece burada olmazdı. Şimdi olmazdı. Sonra, d ışarıda olurd Buradaki ilk haftamızda hiçbir şey yapmadık. Şikayet etmE dışında.

A m e r i ka G ü z e l i i l e İ lg i l i B i r Ş i i r

"Bu bir mazeret değil" dedi Amerika Güze l i iki eliyle dümd� karnını tutarken, "insan hayatı." Bayan Aksırık yurnru ğ u n u n içine öksürdü. Ağlamaktan şiş kançanağına dönmüş gözlerle burn u n u çekti ve "Burada hayı tım tehlikede" dedi. Bir hap daha içmek için tek eliyle cebi karıştırıyordu. Ve Bay Whittier elbette başını hayır anlamında salladı.

.,

Mavi kadifeden sandalyesinde oturan ve lobinin altınren ve kadifesiyle çevretenmiş olan Bay Whittier, Mylar poşetinde deniztarağı zıkkımını kaşıklarken, "Bana bebeğin babasıyla ilg bir hikaye a n lat" dedi. Amerika Güzeli'ne, "Bana onunla tanı ma sahneni yaz" dedi.

Ve Ajan Fitneci, tepkisini yakın plan çekmek üzere Amer n

Güzeli'nin yüzüne kamerasıyla zum yaptı. 62

"Her zaman" diyor Amerika Güzeli, "hoş OLMAYAN bir şey ararım." Aynaya her baktığında. Amerika Güzeli sahnede, yüzü mümkün o lduğunca küçük görünsün diye, o:açları bükülüp kıvrılıyor, dalgalanıp süzülüyor. Yüksek ökçeli ayağını, diğerinin hemen önüne yerleştirmiş ki, bacakları aynı hizada olsun, böylece kalçası daha küçük görünsün. l lafif yan durup, izleciye tam karşıdan bakabilmek için omuzlarını döndürüyor. 63


'

Tüm bu nefes bile aldırmayan bükülmeler beli ipincecik görünsün diye. Sahnede spot ışığı yerine bir fragman var: Yüzünde egzersiz videolarından bir peçe. Yüzündeki organlar, gözleri ve dudakları şeker pembesi mayo ve taytla boyanmış. Amerika Güzeli teni, her biri kendini aynada izleyen bir kadın güruhuyla zıplayıp dans ediyor. Film: bir yanılsamanın imgesinin yansımasının gölgesi.

f

)

Uzun vadede hedefi ise, Birinin uzun vadeli yatırımı olabilmek, Dayanıklı tüketim malıymışçasına.

.•

\

1

" Aynaya her bakışım, gizli bir piyasa araştırması" ı 'ı diyor. Kendi kendinin deneme kitlesi. Çekiciliğine birden ona kadar puan veriyor. Her gün, kendisinin-bir-nokta-beş güneellenmiş ve yeni versiyonunu beta deneyine tabi tutuyor. Piyasa trendlerine uygun olabilmek için ince ayar çekiyor Elbisesi, mayo kadar dar, tayt kadar dar, taytı, saatte bin kalori i le bisiklet pedalı çevirdiği haldı hiçbir yere gitmeyen kadınlarla birlikte koşuyor. "Programımın Yetenek bölümünde" diyor, "size nasıl yutulmayacağını göstereceğim." jl Haddinden fazla şeftal i l i dondurma. Caddar Bayramı çantası dolusu minyatür şekerleme, altı tane dondurulmuş şekerli çörek, iki tane duble cheeseburger. ıj Her zamanki şeyler. Ve bazen de meni. Yüzün aerobik hareketleriyle yüzüp oynaşıyor; en birincil tutkusu, alıcının ilk direncini kırmak. 64

65

ı'l


l l içbir reklamcı bir yatırım videosu. kitap veya yepyen i havuç ı ıyıııa- aletini satmak için yola koyulan bir çayiağa önceden lıııtı l<�rdan söz etmeyi düşünmez.

1 lu yüzden . Uyan Chattanooga! progra m ı n ı n kulisinde otur­ tııı ıkıa olan. saçları geriye yapıştırılmış genç bir adam. bizim ı ı ı -;ı ı na hayatın bazı gerçeklerin i a n latıyor. . Adam kadına aşırı, yani gereğinden fazla sarışın olduğunu

Ku lis

ııy!Oyor. B u kadar açılmış sarı renk program ı n sahne a m i ri n i l ı l l ı l iyormuş; çünkü parıldadığı i ç i n ışıklandırılması zormuş.

Il 111

sahne amirleri buna "patlama" der. Sarı kafa alev a l m ış ll ıl görü nür. Yııvşak herif sarışına, "Her n e yapıyor ol ursan ol" diyor. ııyı·L elinde notlar varsa sakın onlara bakma; çünkü bakarsan 1 l l ı l l'ra kafa n ı n tepesi n i çeker." �irıhne amirleri yanında not getiren kon u klardan nefret eder. ı llyııı Ajandalarını saklamaya çalışmayan konuklardan nefret • ı l ı • r lcr. Amirler size şöyle diyecektir: "Ürünün kendisi o l . O n u ı ııııl ma." l•;in komik yanı. aynı a m i rler size "Spor Tekerleği" diye hitap

A m erika

B

C ü z e l i ' ııderı B i r

Hik8y

ombalar patladığında ortada kişisel bir şey yoktur. Vey stadyumdaki s i l a h l ı bir adam birini rehin aldığında. Yayı

Mon itörü özel b i r uyarı gösterdiğinde. tüm televizyon istasyon ları . u l usal yayındaki sun ucuya döner. Eğer televizyon izliyorsanız. önce yerel yayın teknisyeni v yönetmen ekranı çift-kutu formatına döndürecektir. Çoğu insa na göre ikiye böl ünmüş ekrandır b u . Sonra da yerel sunue şunun gibi bir şey söyleyecektir: "Batan transatlantikten so

dakika; New York'tan joe Blow·a bağlanıyoruz." işte buna "bağ !anmak" denir. Program yay ı n ı diğer istasyona nakledilir ve yerel oğlanla arkalarına yaslanıp istasyonu n özel uyarı yayın ı n ı n bittiği n i bil diren sinya l i gönderme s i n i beklerler. 66

ı lrı rcklerdir çünkü e l l erindeki progra mda sizin olduğunuz bölü­

ıı ır• ııol düşülm üştür. Notta. yavşak herifin bölümü için "Yatırım l ı l ı •nları" yazıyor. Yaşlı adam için ise notta "Leke Çıkarıcı" yaz­ ııı ı k l ııdır. �i.ı rışınla yavşak herif k u listeki defolu deri koltukta oturu­ \ ı ı ı , ô n lerindeki masada terk edi l m iş eski kahve fincanları var; ı ıvo ı ı ı n köşelerine monte edilmiş, göz kırpan birkaç monitor l ı pı•lı•rine doğru eğilmiş. M o n itörlerden birinde u lusal s u nucu­ ııtııı t ı ansatlantik hakkında konuştuğu görülüyor; sonra görüntü

Ir Rl•,ılyor ve batan gemiyle çevresinde yüzen turuncu can yelekI t l t ı l n gösterildiği video desteğine dön ü l üyor. ikinci m o nitörde ı l ı l ı , , da üzücü b i r şey olduğunu söylüyor sarışın. ı ı köşede A Grubu'ndaki herif, yani icat ettiği özel leke çıka­ I lı ı l ı ı çasın ı tanıtmak için sabahın beşinde motel odasındaki V ılııP,ından kalkıp bu raya gelen, saçları taralı yaşlı herif var. ıvı ı l l ı aptal! M ikrofonu takıl ıyar v e yapay bitkilerle neredeyse 67


ııııı•lmen, " . . . Tanrım. süreyi aşıyoruz! Köpek-Besleyin'e döne­ llııı, sonra da reklam gireriz . . . " diyor ve hatun canlı yayında ıyıı ıı.;ı n ı söylüyor.

yağmur ormanı gibi görünen "oturma odası set''ine çıkarılıyor Canlı yayın sunucusu açılış konuşmasını yaparke n , o, yakı ışı kların altında oturmuş bekliyor.

1 >Opedüz bir odun.

Otuma odası seti, "mutfak seti"nden de, "ana set''ten de fa

ı >l nlemekte olan bizim sarışı n gülmüyor. Gülümsemiyor bile. Y.ıvşak herif ona gördüğü diğer sunucudan söz ediyor: Olay • ı l ııe canlı bağla ntı yapılmış, arka planda bir depo yanıyormuş,

lı: çünkü orada daha fazla yapay bitki ve kırlent var. Bu herif koca on dakikalık bölümün kendisine ayrıldığı sanıyor; çünkü istasyon saati gösteriyor ve başladıktan sonra dakika boyunca reklama girilmeyecek. Çoğu istasyon sekiz dekuncu dakikada girer. Böylelikle izleyicinin kanalları gezm engellenir ve on beş dakikalık arada en yüksek izleme oranı el

ııılı yayın sunucusu saçıyla oyna rken çekim yapan kameranın

ı ıııı ortasına bakrnış ve canlı yayında, "Soruyu tekrar edebilir ıı11'ılııiz? IUA'm düştü . . . " demiş.

M u habir iGA demek istiyormuş. iç Geribesleme Aygıtı, diyor ıv•,.ık herif. Monitörde görünen sunucuyu işaret ediyor ve I I I I IICuların saçlarının hep böyle ya muk olduğunu söylüyor. Tek

edilir. Yavşak herif bizim sarışı na, "Hoş değil" diyor ve iyi bir Kateli kadar hızlı bir şekilde haç çıkarıyor. "Ama ikimizden de iyi." Leke çıkarıcısının tanıtım filmine bir kalp atışı kala. Grubu'nun görüntüsü kesiliyor ve görüntüye zavallı tra tik giriyor. Iki haneli DEA'sı olan bir yerdeki bu kuliste, pejmürde

lııl.ı�1ı gizlemek için o tarafı kabartılmış saçlar. Çünkü yönet­ lltı 11dcn bilgi ve ipucu almak için kulağında minik bir telsiz var.

ıııı•ııin uzadığı nı öğrenmek veya yakıt nüvesi eriyen nükleer.bir

1• ı� ı öre bağlanmak için.

1 \izim sarışın kilo vermek için üzerinde yuvarla ndığınız bir ,lı egzersiz tekerleğiyle seyahat ediyor. üzerinde pembe bir

deri koltukta oturan yavşak herif bizim Amerika Güzeli'ne bütü dünyayı öğretmek için aşağı yukarı yedi dakikası olduğunu

ı ı ıyu ve mor tayt var. ı vN, zayıf ve sarışınsın; ama yüzün ne kadar girintili çıkıntılı

lüyor.

DEA, Doğrudan Etki Alanı demek. Örneğin Boston ü

üç numaralı DEA çünkü medyası üçüncü büyük tüketici pi

l l i h ıJ , diyor yavşak herif. ekranda o kadar iyi görünürsün.

sına ulaşıyor. N ew York birinci DEA. Los Angeles ikinci. Dali yedinci. Bul undukları yer DEA listesinde sonlarda. Day Break Li veya New Day Tulsa. Toplam hiç kimseden ibaret tüketici pi demografisine ulaşan bir medya birimi. Bir diğer önemli tavsiye: Beyaz giymeyin. Siyah , beyaz çizgi bir şeyi ise asla giymeyin: çünkü kamera b u n u "tarar." Ve zaman biraz kilo verin. Bizim sarışın, yavşak herife, "Bu kiloda kalmaya çalı bile" diyor, "başlı başına bir iş." Canlı yayındaki kişi, yani Chattanooga'nın sunucusu, di yavşak herif, düpedüz bir odun. Kulağındaki IGA'ya ne Ierse, kırmızı rujlu dudaklarından aynı kelimeler dökülü

68

"O yüzden önceki halimin resmini saklamak zorundayım" lıt ııı ı;arışın. Oturduğu sandalyede, göğüsleri dizlerine değene lı f öne doğru eğiliyor ve yerdeki spor çantasını karıştırıyor. 1 1 1 1 , diğer zayıf ve sarışın kızlardan biri o l madığırnın tek gerçek ılı ll ı" diyor. Çantasından iki parmağıyla köşesini tuttuğu bir 1!111 çıkarıyor. Bu bir fotoğraf ve yavşak herife, "insanlar bunu lı ııwdiği sürece benim bu şekilde doğmuş olduğumu sanı­ ıı l.ıı

Hayatımı nasıl bir noktaya getirdiğimden hiç haberleri

ı l ı n ı ıyor" diyor.

'l'ı ·lcvizyona ç ıktığında birazc ı k faz l a n olsa bile, diyor yavşak

lu ı l i ona, hiçbir şeye benzemezsin. Bir maske. Dolunay gibi

l ııı y l l z . insanların hatıriayacağı hiçbir özelliği olmayan koca lı11 . ı l ı r

69


"O yağların hepsini eritmek hayatımda yaptığım tek kanramanca şeyd i" diyor. "O kiloları geri a l ı rsam, hiç yaşamam gibi olurum." Görüyorsun ya, diyor yavşak herif, televizyon üç boyutlu bi şeyi -yan i seni- alıp iki boyutlu bi r şeye çevirir. O yüzden ekran da şişman görünürsün. Yassı ve şişman. Resmi iki tırnağ ı n ı n arasında tutarak eski haline bakan bi sarışı n , "Kemik torbası · kızlardan biri olmak istemiyorum" di Yavşak herif kızın saçının çok "sert'' olmasıyla ilgili olarak. yüzden porno fil m lerde hiç doğal bir kızıl göremezs in. Ge insanların yanında onlara doğru ışığı vermek imkansızdır" di işte bu yüzden bu herif son ve nihai gerçeği gösteren ka ranın gerisindeki kameranın gerisindeki kamera olmak istiyor. Hepimiz en uzakta duran kişi olmak istiyoruz. Neyin neyin kötü olduğunu söyleyen kişi olmak. Doğru veya yanlış. Yavşak herif ekranda ışıkların patlamasına sebep olacak aş sarışın kızırnıza bu tür yerel yapı m iarın al t ı bölüme ayrıldığı aralarda da reklam olduğunu anlatıyor. A Grubu, B Grubu, Grubu, vesaire. Rise and Sfıine Farqo ve Sun-Up Sedona gibi ramların nesli tükeniyor. Boşluğu doldurmak için ulusal söyleşi progra m ı n ı satın almakla kıyaslandığında prodüksi mal iyeti çok yüksek. Bunun gibi promosyon turneleri, yeni vodvil türü. Bir kas badan diğerine, bir otelden ötekine gezip yerel televizyon radyolarda tek gecelik gösteriler yapmak. Yeni ve gelişti ri l m i saç maşası veya leke çıkarıcı veya egzersiz tekerleği satmak. Ürününüzü tanıtmak için yedi dakikanız var. Tabii eğer Grubu'nda -bir önceki bölüm çok uzun sürdüğü için izleyicileri yarısının zapladığı son bölüm- yer a l mıyorsanız. Çok kom ik çekici olduğu için konuklardan birini reklam larda d a tuttu! Ona "çift böl ü m " ayırdılar. Veya batan gemi yayı nı böldü. O yüzden A Grubu tercih sebebidir. Gösteri başlar, sunu girişi yapar ve yayındasınızdır. Hayır, yavşak herifin edindiği bu zor kazanılmış teknik bi !erin çok yakında kimseye faydası olmayacak. ·

70

1 \('lki de sarışına bedavadan öğretiyer olmasının sebebi lıııı l t ı r . Gerçekten. diyor, lanet olası bir kitap yazmal ıydım. ıııı ·rikan Rüyası bu işte: Hayatınızı, satabileceği n iz bir şey lı d l ı ıP getirmek. ',i i->man h a l i n i n fotoğrafına bakmaya devam eden sarışın, ı ı ı� garip ama bu şişkolar şişkosu fotoğraf benim için her şey­ Ir ıı kıymetli" d iyor. "Eskiden buna bakınca üzülürdüm. Şimdi l •ı ııl l ck neşelendiren şey bu." l . lıni uzatıyor ve "O kadar çok bal ıkyağı yiyorum ki, kokusu­ ı ı ı ı nl.ı bilirsin" diyor. Fotoğrafı yavşak herife doğru uzatıyor ve ı liıni kokla" diyor. ı ll el gibi, ten . sabun ve temiz tırnak cilası kokuyor. Aciilm kızın elini koklayıp fotoğrafı a l ıyor. Kağıt üzerinde ı ,ıl.ıştı rı l m ış, en ve boy haline gelmiş olan kız, düşük bel l i � · 1 Uzerine kısa bluz giymiş b i r inek gibi görünüyor. Eski saçı rııııııı.ıl, sıradan bir kahverengiymiş. Y.ıvşak herifin giydiklerine gelecek olursak: açık pembe bir 'ıııılı·k. ardıç kuşu yum urtası mavisi bir kravat. l acivert spor l ı oı Tek kelimeyle kusursuz. Pembe. teninin rengine can l ı l ı k i i l ı ynı Mavi. gözlerinin rengini ortaya çıkarıyor. Daha ağzını l ıllı• .ı�madan , diyor, elin yüzün düzgün olacak. Eli yüzü düzgün , 1 ııı11 pak bir yayın içeriği. Kırışmış bir gömlek giyer, lekeli bir f ı ıv.ıı takarsan, vakit yetmediğinde süresini kesecekleri konuk ı ı ııl ursun. l lt•r televizyon istasyonu sizin temiz, bakımlı ve çekici bir ı l i olman ızı ister. Kamera dostu ol manızı . Hoş bir yüzünüz l ı ı ı ı ı • . ı n ı ister; çünkü bir leke çıkarıcı veya egzersiz tekerleği � ı ı ı ıı•,,ıınaz. Sadece mutl u ve enerjik bir içerik bunu yapabilir. Mıırıitördeki yaşlı adamın boynundan sarkan deri, mavi düğ1 ıı ll, kolalı yakasına soktuğu yerde katlanmış ve pili olmuş. Bu 1 ılılı•ykcn bile. orada oturmuş yutkunu rken, kızın eski halin i n l ıl ı ın ı . ı fında nasıl göbeğindeki yağlar blucininin bel kısmından 1 ı ıyuı';rı aynı şekilde, fazladan bir deri yakasının üzerine taşıyor. 1 \ı ı fotoğraf o kıza benzemiyor bile. Benzernemesi n i n en 11ı ı ı ı l l sebebi ise kızın fotoğrafta gülümsüyor olması. 71


Kulisteki monitöre bakan yavşak herif kayıttaki kameranı asla izleyiciyi panaramik bir şekilde çekmeyeceğin i , bize asi

Vı· Güvenlik'e bizim sar ı ş ı n a kapıya kadar e ş l i k etmesini

ıvl1 •yccek. I ll i n ların hepsi, yayını topariayıp saat onda şebekenin bes�

geniş açı vermeyeceği n i işaret ediyor. Çünkü o zaman mekanı çürük d i ş l i yaşl ı h a n ı m tarla dolu olduğu a n la ş ıl ı r. Seyirci getir

1 IIII 'YC başlayacağı pembe dizi i l e ü n lüterin katıldığı söyleşi

rnekten sorumlu kişi bir anlaşma yapmış o l m a l ı . Bu zava l l ılar

ı l l ıijl . l ! Tı J n a vaktinde girebilmek için yapı lıyor.

sabahın yedisinde buraya sürükleyip bir izleyici kitlesi oluşturu

yarlar ve kanal Yaşlıların El Sanatları Fua r ı ' n ı n reklamını giriyor Bu yerel programlardaki şakşakçıları işte bu şekilde stüdyoy dolduruyorlar. Cadılar Bayram ı ' nda gelen leri n çoğu gençle oluyor, dolayısıyla kanal per i l i ev için para toplama kampanyas rekla m ı n ı giriyor. Noel'de bu tribün , yardım derneklerinin ker mesine d i kkat çekmek isteyen yaş i ı iarta doluyor. Bedava rekla karşılığı sahte alkış ticareti. Yayın mon itörUndeki ul usal sunucu m ikrofonu yerel sunu

M l ı n ltördeki yaşlı apta l ı n gömleğiyle kravatı yavşak heri�

l l ı 1 l lyle aynı. Aynı/mavi gözler. Fikrinde b i r hata yok. Sadece ıııııınlama yan l ı ş . V.ıvşak herif sarı ş ı n a , "Sana b i r i y i l i k yapayım" diyor. Kızın 111 ı1kl şişman h a l i n i n fotoğrafını elinde t utmaya devam ederek,

1 1 1 ı ı Iyi bir öğüt versem dikkate a l ı r m ısın?" diyor. 1 l lıette, diyor sarışın, ne olursa. D i n l e rken soğuk kahve bar�

l ıl l ı ı ı ı ndan birini a l ı yor; kağıt bardağın kenarındaki pembe ruj

1 l ı ıi. dudağındakiyle aynı renk. l 'ı•ngi çok sert o l a n saçlarıyla bu sarışın kız, yavşak herifin

cuya bırakıyor, yerel sunucu yarınki makyaj gösterisiyle ilgi! önceden hazırlanmış bir reklam band ı n ı sunarak yayına soku yor, sonra da görüntü değişiyor: Dışarıda yağan yağmurun güze bir görüntüsü. coşkul u bir müzik parçasından kısa bir bölüm v reklam giriyor. Gemi battı, yüzlerce ölü var. On birde film. Yavşak herif yat ı r ı m aralığını kafasında tekrar yazarak mücbi sebepleri de ekliyor. Önceden tah m i n edi lemeyen felaketleri Size bağlı i n sanlar için iyi ve makul bir yatırım plan ı n ı n can a l ıc derecede önemli olduğunu da ekliyor. Kendi kendis i n i n ü r ü n ' oluyor. Ajandasını saklıyor. Kamera n ı n gerisindeki kamera oluyor. Transatlantiğin batması o kadar uzun sürdü ki. bizim sarışı nın boyalı saçı kendisine yol verilmesine sebep o lacak. Reklam l a r ve sonrasında bir otobanda canlı çekim �yapa kamera görüntüsü ve dış sesten ibaret olan yol durumu bitme den önce sahne amiri leke çıkaneıyı ku lise getirecek. Amir tel s' m i krofonu Yatırım Videosu'na verecek. Egzersiz Tekerleği'ne, "Geldiğiniz için teşekkür ederiz ama üzgünüz. Fazla yoğun oldu ğumuz için bize verilen süreyi aştık . . . " diyecek. 72

1

V\' şahsi DEA'sı o l uveriyor.

tıt\• l l ikle, diyor yavşak herif kıza, bunun gibi gündüz yayım�

1 ı l i i l l i söyleşi program l a r ındaki Romeo'ların seni yatağa atma111•1 lt.in verme. Canlı yayındaki s u n u cuyu kastetmiyor izlemek

ılllıHia kaldığınız bölüm heriflerinden söz ediyor, şehir şehir 1 ılıı•1 ı p mucize yaratan toz bezleri n i veya zengin olma p l a n ları nı u ı l 1 1 ı1 ıı heriflerden. Ü l kenin dört b i r yanındaki DEA' l a r ı n kulis�

1 ı l ı 1 1 lc• birlikte bekleyeceks i n iz. Tüm vaktiniz yollarda geçtiği 1 l ı ı •,Iz ve onlar hep yalnızsınız Her g ü n ü n son unda sizi motel lıı•jı ı ı dan başka bekleyen bir şey yok. l'ı·\ rübelere dayanarak konuşmak gerekirse, bu kulis aşkları l ıı l il ı ye re varmaz.

A•,I-A�Koşma Külotlu Çorap Kızı'nı hat ı r lıyor musun?" diye ı ıı ııyt ıı adam kıza. ' ı1 1 1 ı�ın kız evet a n la m ı nda başını s a l l ıyor.

·ı ı l ıcn i m annemdi" diyor yavşak herif. Babasıyla satış turne�

t ı ı ı lı• l .ı n ışmış; b u n u n gibi kulislerde devam l ı karşıtaşıp duru­ ! l l o ı ı ı ı ı ış. i ş i n aslı adam as.la o n u n l a evlenmemiş. Öğrendiği j 1 1 ı lı ı l t' kmeyi basmış. Hamile kaldığı için külotlu çorap reklam ııd ı•Jı ı ıası da feshed i l m i ş . Ve yavşak herif Out�o.-Bed Boulder ve

73


Wakey Wakey Tampa gibi progra m l a r izleyip gülüm seyen ve h ı z konuşan b u adamlardan hangi s i n i n babası olduğunu b u l ma çalışarak büyümüş. "işte bu yüzden bu işteyi m'' diyor bizim sanşına. Bu yüzden: Buna sadece i ş olarak bakmak onun ilk kuralı. Sarışın, "Annen gerçekten ama gerçekten çok hoş . . . " diyor. Annesi . . . Şu Asl-A-Koşma külotlu çarap iarında amyant ku l a n ı lıyordu sanırım, diyor yavşak herif. Annesi bi rkaç ay ön kanser ol muş. ''Öidüğünde" diyor, "acayip çirkindi." Kulisin kapısı her an açılacak ve sah n e a m i ri içeri girer üzgün olduğunu ama mecburiyeHen konuklardan biri n i a l a m yacaklarını söyleyecek. Amir, kızın parlak s a r ı saçiarına bakaca Amir, yavşak herifin lacivert spor ceketine bakacak. F Grubu, yayın transatiantik haberiyle kesildiği anda zate atılmıştı. Sonra da program ı n uzun süreceği an laşı lı nca E Grub -programda Renk Da n ı ş m a n ı yazıyordu- atı l d ı . D Grubu içi planlanan bir Çocuk Kitabı çıkarıldı. Acı gerçek ise saçınızı doğru sarıya boyasanız ve koml enerjik ve iyi içerik n u marası yapsanız bile, maket bıçaklı b teröristin yedi dakikalık bölü m ü n üzü e l i nizden alabileceğidi Elbette çekim i yapıp ertesi gün banttan yayımlayabil irler; a m büyük ihtimalle öyle ol maz. B u haftan ı n tüm konukları bellid ve yarın sizi banttan yayımlamaları başkası n ı n böl ü m ü n ü atma a n l a m ı na gelecektir . . . K u l iste yalnız oldukları son dakikalarında, yavşak herif bizi sarışına son bir i y i l i k yapmayı teklif ediyor. "Bana kendi böl ü m ü n ü mü vereceksin?" diyor sarışın. V aynen fotoğraftaki gibi gülümsüyor. Ve dişleri de o kadar ko kunç değil. "Hayır" diyor. "Ama birisi çekici ol maya çalıştığında . . . san bir espri yaptığı nda . . . " diyor yavşak herif ve fotoğrafı ortası dan yırtıyor. iki parçayı üst üste koyup dört parçaya ayırıyo Sonra sekiz. Sonra her neyse ona. Parçalara. Küçük zerreler Konfetiye. "Televizyonda başarılı olmak istiyorsan, en azında gülü msüyormuş gibi yapmalısın" diyor. 74

ı r ı ;ızından i n sa n lardan h oş l a n mışsın gibi yap. ı ıı . ı cla kul iste, sarış ı n ı n pembe r u j l u ağzı açıl ıyor, açılıyor, k . ı t ı ş olana dek a ç ı lıyor. Bir balığın nefes almaya çalışması ılı! ı lııdakları bir, iki, üç kez açı l ı p açıl ı p kapanıyor ve "Seni 1 ''

'' d iyor.

l'ı ı ı r ı işte o anda sahne a m i ri yaşlı aptalla birl i kte içeri giriyor.

a"

Aııılr, "Tamam, s n ı rı m son bölümde yatırım videos u n u gire­

lt diyor. �ıl';ılı aptal. bir m i lyon adet sipariş veren bir mağaza müşteri­ "

ı

I i li

ıırısıl bakarsa n ı z öyle bakıyor ve ''Thomas . . . " diyor. ıı t ı ışı n e l i ndeki soğuk ve sade kahveyle öylece oturuyor. ıı ı l ı n e amiri yaş l ı ada m ı n kemerincieki telsiz a lıcısım sökü­

l

All'Lİ yavşak herife uzatıyor. Vı• yavşak herif, yaşlı aptala, " G ünayd ı n , baba" diyor. l'ıiV!;iRk herifin e l i n i yaka ladığı gibi s ı kmaya başlayan yaş l ı

ıJıl ı l , "Annen nasıl?" diye soruyor. 1\•.1 A-Koşma Külotlu Çorap Kızı. Terk ettiğin kız. l lltim Bayan Sarışın ayağa kalkıyor. Vazgeçmek, eve dönmek l ıı ı ·,rırısız olmak üzere ayağa kalkıyor. l'ı•l• , iz m i krofonu a l ı p çok sıcak olmadığından emin o l m a k

ı l ı ı ı IO�rnesini kontrol eden yavşak herif, "Öldü" diyor. ı ılıltı ve göm ü l d ü ve mezarı nın yeri n i kesi n l i kle söylemeyel •:oylese bile şehrini uyduracak. Vı•

.

foş.

'ıııı;l;.ırı ve yüzü, soğuk ve ıslak. 1 lı•ı yeri kahve o l d u . Soğuk kahve. Gömleğiyle kravatı mah­ ılı lıı ısianan yavşak saçları yüzüne yapıştı. l ll ı l n ı sarışın m i k rofonu at mak üzere u za n ı rken, "Tavsiye içi n ııl ı ıl" diyor. "Bu durumda sanırım sıradaki konuk ben o laca­ ıııı

" 1\'J I I ı sarışı n olmaktan da, ada m ı n yavşak kıyafetleriyle saçını

ı l ıı ı l l'tırıekten de beter bir şey oluyor ve bizim sıska kız herife

lj ll

� tıibi aşık o l u yor.

75


1.

l ı •ydi Çöpçü elması n a , "Packer" diyor, "buraya bizimle birlik­

2.

l ll i l lenmiş olan b i r şey var." Sesi n i alçaltıp neredeyse fısılda­

ıııı�. "Sen misin?" diye soruyor el masa. ' 1, ıdece yangında kırılması gereken küçük, kare camı Amerika

3. 4.

f lıı•ll çoktan kırdı b i l e . Yan ı n a zincirle küçük bir çekiç a s ı l m ı ş

5.

1 11 1 11 kırmızı boya l ı metal çerçevelerdeki camları kırıp içindeki

lll[ ItH'Yi aşağıya i �d i r i yor. Amerika Güzel i bunu Iabide yapıyor.

6. 7.

•ııııı kırmızı l a ke l i , Çin lokantası s t i l i nde döşenmiş, alçıdan

8.

ıılıı ıuş Buda'larta dol u bala s a l o n unda yapıyor. Sonra zemin

1 ı l lıtkl Maya tapınağı stilinde, pis pis sırıtan savaşçı yüzleri

9.

ııırıl , ırıyla dolu f u a yede yapıyor. Sonra ikinci kattaki locaların

1 0.

ııl ı·.ıııda b u l u n a n Binbir Gece Masalları galerisinde yapıyor.

l l.

" ' ' ''' çatıya s ı kıştırıveri l m iş projeksiyon kabininde yapıyor.

1 2.

ıi l ı ı ra hiçbir şey olm uyor. Ziller çalmıyor. Kilitl i yangın kapı-

1 3.

l ı ı ı ı ı ı k ırıp onu kurtarmaya kimse gelmiyor. Bizi kurtarmaya.

1 4.

l ll�·bir şey olmadı. Hiçbir şey olmamaya devam etti.

ı 5.

1 \,ıy Whittier lobi.de, tepesinde parlayan gri b i r bulut gibi

1 6.

ı llnım avize n i n cam yaprakla n n ı n a l t ı nda, mavi kadifeden bir

1 7.

� 1 1 ıı•pı'cle oturuyor. ı ı, d ıa o andan i tibaren Çöpçatan. avizelere "ağaç" demeye 1 1 ı . ıd ı . Avize sıraları her uzun salon veya galerinin ortasından

1 8. 1 9.

ı

20. 21. 22. 23. 24.

M

avi kadifeden lobide. birinci balkanun kara n l ıklarında

çıkan b i r şey merdivenlerden gümbürdeyerek i niyo Adım adım gümbürtü artıyor ve ikinci katın loş zem i n i n e düş

ıl ı ıv.ı ııda olan cam bağları diyordu onlara. l lı•pimiz aynı büyük odalarda kendi evimizdeki özel gerçek­ ll l ı ı ı lzl görüyoruz.

l l l l ı .ı Kontu bloknotuna yazıyor. Aj a n Fitneci videoya kayde11�1 ır l<ontes Basiret türba n ı n ı takıyor. Aziz Bağırsaksız yemek lyıtl

yuvarlak ve kara bir şey gürültüyle yuvarlanmaya başlıyo Merdive n i n ortasından gümbü rdeyerek inen bu şey bir bovli

topu. Lobi n i n mavi halısında sessizce yuvarlanan bu siyah1ı yani Rahibe Vigilante'nin bovli n g topu, patilerini yalayan Co

Reynolds'ın yanından geçiyor, sonra tekerlekli sandalyesind hazır kahve içen Bay Whittier'ın yanından geçiyor, sonra Ley Çöpçü ve elmas koca s ı n ı n yanından geçiyor, sonra da çift kana lı kapıya sert-kara şekilde çarpıp oditoryuma girerek gözd kaybol uyar. 76

ıpıy.ı sarkıyordu . Kadife kapl ı zincirlerden boy veren ve kökle­

M !ldire Tekzip bütün gücüyle oyuncak bir fareyi fırlatıyor ve

1

'' t ıı litoryum u n kapısına varmadan yarı yolda yere düşüyor.

1 ll <'o ra Reynolds pençesine h a l ıd a n takılan toz yumağıyla 1 ı ı l ı l ı ı • fareyi geri getirirke n , o da diğer eliyle atışı yapan kolu­

l ı i l l i 1 ıııızunu ovuşturuyor.

1 \l ı kol u n u kıvararak göğüslerinin a l t ı n a destek yapan, öteki

ıJııyl1ı da ensesini ovan Bayan Clark o n l arı izlerken, "Diodati 77


''O kadar yanlış yaptım ki, ben aptal ı n tekiyim . . . " deseniz bile

Viiiası' nda beş kedi vardı" diyor. Aziz Bağırsaksız plastik bir kaşıkla bir Mylar poşetinden kre süzet yiyor. lımparalı tırnak törpüsüyle tırnaklarına şekil veren Ley Çöpçü, pembe pembe damlalar saçan her kaşığın torbada Aziz Bağırsaksız ' ı n ağzına gidişini izliyor ve "Bunun bir faydas

olamaz" diyor. Ve hiçbir şey o l mamaya devam ediyor Daha çok hiçbir şe olm uyor. Bu, Amerika Güze l i ' n i n gel i p ortamııda d u rarak, "Bu yasadı şı" dediği ana kadar devam ediyor. Bay Whittier'ın yaptığı şey adam kaçırmak. insanları zorla burada tutuyor ve bu bir suç. "Verdiğiniz sözü ne kadar erken tutmaya başlarsantz" diyo Bay Whittier, "bu üç ay o kadar çabuk geçer." Oyuncak fareyi fırlatan Müdire Tekzip, "Diodati Viiiası nedir? diye soruyor. "Como Gölü' nde bir ev" diyor Leydi Çöpçü şişko elmasına. "Cenevre Gölü" diyor Bayan Clark. Geçm işe bakı nca, Bay W h ittier b i z i m hep h a k l ı o l d uğ u m u zu iddia ederdi. " B u n u n haklı o l u p olmamakla bir ilgisi yok" derdi Ba Whittier. Yanlış diye bir şey yok gerçekten . Kendi kafamızda yok. Ken gerçekliğimizde. Asla yanlış şeyi yapmak üzere yola çıkamazsınız. Asla yanlış şeyi söyleyemezsiniz. Kendi kafanızda hep haklısınızdır. Her eyleminiz -ne yap tığınız veya söylediğiniz, nasıl görünmeyi seçtiğiniz- o eylem -

yaptığınız anda otomatik olarak doğrudur.

Fincan ı n ı kaldırırken eli t itreyen Bay Whittier, "Kendi kendL nize 'Bugün kahveyi yanlış şekilde içeceğim . . . Mesela bir botu içinden' deseniz bile bu doğru o l urdu; çünkü kahveyi o botta içmeyi seçtiniz" diyor. Çünkü hiçbir şeyi yanlış yapamazsınız. Her zaman haklı s ı n ı

78

lıııklısınız. Apta l ı n teki olduğun uıda bile haklısınız. "Fikriniz n e kadar aptalca o l u rsa o l s u n" derdi Bay Whittier, lıııklı olmaya mecbursunuz; çünkü o sizin fikriniz." "Cenevre Gölü mü?" diyor Leydi Çöpçü gözleri kapalı. ıkııkiarını çimdikleyip baş ve işaret parmağıyla ovuşturuyor ı "Diodati Viiia si Lord Byron ' ı n Mary Shelley'ye tecavüz ettiği ı ı . .. diyor. I layan Clark, "Hayır. değil" diyor. l lepimiz haklı olmakla h ü k ü m l üyüz. Düşünebi ldiğimiz her ıy

hakkında.

l lerkesin haklı olduğu bu değişen, akışkan dünyada, düşün­ I1Wlnüz anda her fikir doğrudur, derdi Bay W hittier, kesin olan l ı � ·�ey verd i ğ i n iz sözdür. "Oç ay diye söz verdiniz" diyor Bay Wh ittier kahvesi n i n buha­ ı1ı 11ı1 arasından. ! !onra bir şeyler o luyor ama fazla değil . I lir sonraki görüntüyle birlikte göt deliğinizin büzüştüğ ü n ü l ı i •,ı'dersi n i z. Parmaklarınız. ağzınızı kapatmak i ç i n a niden ıldıı�u yerden fırlar. Amerika Güzeli e l i nde bir bıçak tutuyor. Diğer eliyle Bay ..V I ıl ı l ler' ı n kravatını n düğümünü kavrıyor, adamın yüzünü kendi ll•!lne doğru kaldırıyor. Bay Whittier'ın kahvesi düşüp yere l ıl ll lerek buharlar saçıyor. Ada m ı n e lleri titreyerek iki yanında­ l i lı ıt.l u havayı dövüyor. t\t.lz Bağırsaksız' ı n hazır krep süzet poşeti yere düşüyor ve YHıtmberçiçeği mavisi hal ıya kiraz ve süt tozuyla yapı l m ış. 1" ı ı ıı•.• yapış krerna dökülüyor. ifL'di tadına bakmak için koşuyor. ı lözleri neredeyse Bay Whittier'ın gözlerine değen Amerika ı ıfl11•l l . "Bu d u ru mda. seni öldürürsern haklı m ı olurum?" diyor. V ı ı t l l Aşçıbaş ı ' n ı n a l ü minyum bavu l unda getirdiği setten bir lııı ıı l bu. Vı· 3ay 1 Whittier. Amerika Güze l i ' n i n gözlerin i n içine bakıyor; ,

1 ıd. ır yakı n lar ki, göz kırptıklarında kirpikleri birbirine değiyor.

79


ı nra Reynolds ' ı n pembe süetten d i l i yapışkan halıyı yalayıp

"Evet ama burada hapsolmaya devam edeceks i n " diyor:

lııtııyor.

nın arkasından birkaç gri saç teli gevşek gevşek sarkıyor. Kra

lll ira Kontu bloknotuna bir şeyler yazıyor.

sıkıldığı için sesi karga gibi çıkıyor. Amerika Güzeli bıçakla Bayan Clark'ı işaret ederek, "Peki

l.ec Bayan Clark" diyor Leydi Çöpçü, "Villa Diodati?" ·o11ların beş kedisi vardı" diyor Bay Whittier.

o? Onun anahtarı var mı?" diye soruyor.

1 leş kedi, sekiz büyük köpek" diyor Bayan Clark. "üç may­

Bayan Clark hayır anlamında kafasını sallıyor. Gözleri fal gibi açılmış: ama oyuncak bebek gibi sarkık dudakları sili

flııııı bir karta! ,

bi r karga ve bir de şahin."

l tl l 6 yazında. bir grup gencin yağmur yüzünden çoğu günü

dondurulmuş gibi duruyor. Hayır. anahtar binanın bir yerinde gizl i . Sadece Bay Whittier' bakabi !eceği bir yerde.

ı k.ıpanarak geçird iği bir ev partisiydi. Bazıları evliydi, bazıları i11 1 � � Kadın ve erkek. Birb irlerine hayalet h i kayeleri okudular

ı ı w ı l· l l erindeki kitaplar berbattı. Ondan sonra hepsi bir hikaye

Yine de, o n u öldürse bile haklı.

ı ıır.ıya karar verdi. Herhangi bir korku h i kayesi. Birbirlerini

Binayı ateşe verip hepimi z boğulmadan önce i tfaiyecil

lı ııdirmek i ç i n .

dumanı görüp kendisini kurtarmaya gelmesini umut etse b i

Algon q u i n Yuva rlak Masa Günleri'ndeki gibi mi?" d i y e soru­

y i n e d e haklı.

'' l.l'ydi Çöpçü avcunun içindeki elmasa.

Bıçağın ucunu Bay Whittier'ın pelte gibi görünen kata

Ilirbirini korkutmaya çalışan b i r arkadaş grubu sadece.

gözüne sokup kedinin aynaması için yere atsa bile . . . yine

'ionuç olarak n e yazdılar?" diye soruyor Bayan Aksırık.

Kravatı Amerika Güzel i ' n i n eline dolanmış, yüzü kızarın başlayan . sesi de bir fısıltı halini alan Bay Whittier. "Bu koşul altında" d iyor, "söz verdiğimiz şeyi yapmakla başlayalım." üç ay. Başyapıtın ı yaz. Son.

V,ıkit geçirmeye çalışan. orta halli, sıkılmış insanlar. Küf

1 ı l . ı ı ı . rutubetli yazlıklarında kısılıp kalmış insanlar. <.' nk değil" diyor Bay Whittier. "sadece Frankenstein efsane­ ıııl

Amerika Güzeli'nin bırakrnasıyla birlikte Bay Whittier yor ve oturduğu anda krom tekerlekli sandalyesi çatırd

1 \ı ı yan Clark, "Ve Dracula . . . " di yor.

Halının tozu havayı dolduruyor ve düşme n i n hızıyla san

l'ıılıibe Vigilante ikinci kat merdivenlerinden iniyor. Lobiyi ı ı,lp masaların altına, sandalyelerin arkasına bakıyor.

yenin ön i ki tekerleği halıyı havaya kaldırıyor. Bay Whittier

1'11 rek parmağını oditoryumun çift kanatlı kapısını işaret

elini birden yakasına götürüp kravatını gevşetiyor. Yerden ka

t ı ııı•k için kaldıran Bay Whittier. "Orada" diyor.

fincanını almak için eğiliyor. Yana taradığı gri saçları düm aşağıya sarkarak kel kafasının iki yanında kakü 1 gibi görü n ·

l ı•ydi Çöpçü, Amerika Güzeli'yle bovling top u n u n gözden

Cora Reynolds. Aziz Bağırsaksız'ın sandalyesinin yanı

l ıyl ııılduğu oditoryumun kapısına yan yan bakarak, "Merhum

tozlu halının üzerine dökülen kiraz ve kremayı yiyor. Amerika Güzel i. "Bu iş burada bitmez . . " d i yor. Ve bıçağı .

keskin ucun u lobideki herkese sallıyor. Kolun u n hızlı bir h siyle kasları titreyip seğiriyor ve bıçak odanın diğer ucundaki saray sandalyesi nin arkasına saplanıyor. Bıçağın keskin mavi kadifeye gömülüyor. sapı ise titremeye devam ediyor.

1 ı ı ı ı ı ı l a ben sıkılma konusunda uzmandık" diyor ve sandalye­

Jıtıı ıııkasındaki bıçağı ç ı karmak i ç i n Iabinin öbür ucuna üç, dört,

.ıd ı m atarken

ı

bizi bekletiyor.

llıt,ağı kaldırıp keskin ucuna bakıyor, parmağıyla dokunarak

ıı 1 fltı

ıdar keskin old u ğ u n u kontrol ediyor ve "Size zengin ve sıkıi­

l llsanların nasıl vakit öldürdüğünü a nlatabilirim . . . " d i yor.

Ajan Fitneci kamerasının gerisinden. "Bas bunu" d iyor.

80

81


1 �itimli uzmanlar çok para karşılığı 111u n ve ağır bir tempoyla çalışırken, ıı kıpırdamadan bir heykel gibi duruyor.

Beyin Takımı

Leydi Çöpçü i le İ l g i l i Bir Ş i i

Ortadan kaybolmak için" diyor Leydi Çöpçü, "sadece üç doktora ihtiyaç var." Hem de doğal yaşamınızın sonuna kadar. Leydi Çöpçü sahnede, bacaklarına pürüzsüz bir ağda yapı lmış. Kirpikleri, yoğun siyaha boyanmış. Dişleri, incileri gibi pırıl pırıl parlatı lmış. Tenine, masaj yapılmış. Elmas yüzüğü fener ışığı gibi parıltılar saçıyor. Keten döpiyesi önce iğnelenip sabunla çizilmiş, sonra da dünya üstünde başka kimsenin üzerine olmayacak şekilde katlanarak kesilmiş. 82

'ıahnede spot ışığı yerine bir fragman var: Kurk mantolarını çekiştiren kadınlardan bir peçe. t peğin verdi § i his yüzüne yerleşiyor. 1 llmde altın ve platin mücevherlerden bir zırh, ynkutların kırmızı parıltıları vı• kanarya sarısı safirlerle sizi uyarıyor. 1 r.ydi Çöpçü, �Babanızın bir dôhi olması eğlenceli değildir" ılıyor. V(•ya annenizin veya kocanızın veya karınızın, 1 tediğinize sorun. ir.ngin olan herhangi birine sorun. Yine de, diyor, sadece üç doktor gerekir ... llı•yin Takımı Sanatoryumu'na teşekkürler.

"&erçekten muhteşem insanlar" diyor, "kendilerini tamamen işlerine adadıkları için, ııf"rçekten çok mutlular." 1 homas Edison hayatta olsaydı. Mndam Curie. Albert Einstein. rocaları , karıları, oğulları , kızları, lwpsi gerekli evrakı imzalardı. l lıç düşünmeden. •r,elir akışını korumak için" diyor Leydi Çöpçü. l'cıtent ve icatlardan gelen luwç ve telif ücretlerinin parası. � cıplıca tedavileri ve pedikürler, yıwdım baloları ve opera localarından bir peçe l ı•ydi Çöpçü'nün pürüzsüz tenini siliyor, 83


"Öz babam da dahil. Kendi iyiliği için" diyor. "0 .. oynuyordu" diyor. "Genç bir kadınla görüşüyordu. Peruk takıyordu." Ürün grubundan gelen kazaneını paylaşmıyordu. İşini ihmal ediyordu. Sonuç olarak -üç doktor sonra- oradaydı: Bütün diğer dôhi mucitlerle birlikte. Kilitli kapıların ardında. Telefon yoktu. Doğal yaşamının sonuna kadar. .

Kenar Mahalle Gezmesi

·

Özel adalar ... atlı gösteriler ... müzayedelerden oluşan peçesinin ardında, Leydi Çöpçü, "Armut dibine düşer" diyor. "Hepimiz biraz dôhiyiz." "Sadece bazılarımız başka biçimlerde sergiliyor dehasını." Leydi Çöpç ü ' d e rı B i r H i k a y e

Fıl

l'lcv izyon ve gazetelerden vazgeçti ten sonra i ş i n e n ber� l ı,ıl kısmı sabahlardır: O i lk kahve. Uyanık olduğunuz o i l k

ı ıl l v dünyada neler olup bittiğini öğrenmek isters i n iz, doğru. ı ı ı . ı t ı n un yeni kuralı şu: Radyo yok. Televizyon yok. Gazete yok

1 ıOıı ı ı l ı l ı klarından b i r anda vazgeçiyorsun. l lıtyi:l n Keyes'e Vogue dergis i n i n bir kopyası n ı gösterirseniz l tı•• l ıoğulacak g i b i o lur. ı :.ıt.cteyi geldiği gibi dön üştü rü r. üzerindeki paket lastiğini lıllı r, ıkarmaz. Manşetin ne zaman şöyle olacağını a s l a b i lemez­ lı ı l

84

ı·:.ı ı i l , Evsizlere Gizlice Yaklaşmaya Devam Ediyor." 85


Veya: "Çöpçü Kadın Parça l a n m ı ş Şekilde Bul undu." Bayan Keyes çoğu sabah kahvaltıda katalog okur. Te

1 11 ' 1 gece n i n b i r teması vardı:

sadece bir tek m ucizevi ayakkabı kal ı bı sipariş eders i n iz ve tınızın sonuna dek her hafta yığınlarca katalog yollarlar. Evi için seçenekler sunan. Bahçeniz için. Vakit kazandıran. Al

kazandıran cihaziarı tanıtan. Aygıtları ve yeni icatları.

Mutfak tezga h ı n da eskiden televizyo n u n durduğu yere. değiştirerek dekcra uyum sağlayan kertenkeleli bir akvaryu koydu. Isı lambasın ı n düğmesine bastığınızda size, başka gezgin ayyaşın vuru larak öldürü l üp cesedi n i n nehre atıldığın şehirdeki evsizleri hedef alan rastgele cinayetierin o n beşi kurbanı olduğunu. b u l u nan cesetlerin bıçakl a n ı p silahla vuru

m u ş ve yakıcı bir sıvıyla ateşe veri l m i ş olduğunun anlaşıldığın sokaktaki insanların paniğe kapıldığını ve yeni tüberküloza men geceleri barınaklarda yer kapmak için birbirleriyle ettiklerin i söylemeyen bir akvaryum . Yurtd ışına sefer yapan vagonları ağzına kadar dolu . Kam u davalarına bakan avu dilencilere yapılan saldırıları şehrin başiattığı n ı iddia ediyor] Bunların hepsini bir gazete bayi i n i n önünde durup bir ba öğrenebilirsiniz. Veya radyos u n u n sesi sonuna kadar açık bi taksiye binerek. Camdan bir s u tankı a l ı p eskiden televizyo n u n durduğu koyarsınız. tek yapmanız gereken bir kertenkele a l maktır. . .

metçi taşların yerini h e r değiştirdiğinde kilometrele ce ö bırakıldığını sanan aptal bir yaratık.

Tüm dünyanız evinizden ibaret olduğunda buna Sarınmak deniyor. Bay ve Bayan Keyes -Packer ve Evelyn- eskiden böyle di. Eskiden onlar çek yazmaya koşmadan hiçbir yunusöalı tonbalığı ağiarına takıl ı p ölmezdi. Veya parti vermeden. Mayı yüzünden paramparça olan insanlar için verilen bir

·

ev sahipliği yaptılar. Ağır beyin travmaları için dan s l ı akşa yemeği verdiler. Fibromya l j i için. B u l i m ia için. Tiksindi rici D Sendromu için bir kokteyl ve yaz ı l ı m üzayede düzenlediler.

86

l'!lm insanlar İçin Evrensel Barış." Vı•ya: "Doğmamış Geleceğimiz İçin U m ut." l l. ıyatınızın sonu n a kadar her gece mezuniyet balosuna git­ ,, lt\11.1 düşü n ü n . Her gece Güney Amerika kesme çiçekleri ve ınıp sönen m i l yarlarca beyaz ışıkla yap ı l m ış farkl ı bir sahne 1 l ı ı ı l l Buzdan oir heyke l , bir şampanya şadırvanı ve bir Cole

1 ıılı•ı şarkısı çalan beyaz smokin! i bir grup. Her bir sahne deko­ l l l Aıııp saltanatı n ı ve internet dahisi çocukları göstermek için ı ı ı ı ı l ı nuş. Spekülasyon sermayesiyle kısa yoldan zengin olmuş 1 tıı,ıık Insan. Hiçbi r kara parçasında jetlerinin bakım süresinden l ılııı uzun kalmayan insanlar. Hayal gücünden yoks u n olan bu llt ı ı ı l.ır. Town & Country dergisin i n herhangi bir sayfasını açıp \ylı•ı derler: r,, ı ı ı ı u istiyoru m . ı,ucuk istismarı için düzenlenen t ü m hayır işlerinde herkes ıli l ıı ıcağı üstünde yürüyüp ağzıyla çikolata soslu krep yedi; liıı lııkları aynı deri dolgusuyla şişirilm işti. Aynı Cartier saatle­ ı .ıyııı elmaslarla çevretenmiş ayn ı zamanlara baktılar. Hatha

' 'll• ' Ilc uzun ve ince bir şekle soku l m u ş boyunlarda aynı Harry l l l ' . l o n kolyelere. l lt•ıkes farklı renklerdeki aynı dört kap ı l ı Lexus'lara b i n i p

ıııll l l ı ııse etki l e n miyordu. Her gece eksiksiz ve mutlak bir sosyal 1

l l l ı l/.d i . l lı ıyll n Keyes ' i n e n yakın arkadaşı E lizabeth Ethbridge Fulton lıı •lps. namı diğer "Mürekkep", her şeyin sadece bir tane "en 1 1 v;ırdır derdi. Bir gece Mürekkep, "Herkes en iyi s i n i satın ıl ı l ı l ldiğinde, a l ı n a n şey biraz... sıradan görünür doğrusu" dedi. ı ı ı ı rıda Kaymak Tabaka'dan kimsecikler yoktu. Etkinliklerde l ı •V ıı,üsteren piyasaya yeni sürülmüş medya patronların ı n ıtı• . ı .ırttıkça, eski tüfek demiryolu veya transatiantik sahipleri

ııı ı ıl ı ı ı n u n sayısı azaldı. M O ı ckkep hep namevcut o l m a n ı n . yeni mevcut olma şekli l ı l ı ı p, u n u söylerdi.

87


Sila h l ı şiddet kurban l arı için düzenlenen kokteyl res yonundan sonra Keyes'ler sokağa çıkıyorlar. Packer ve Eve] sanat müzesin i n merdivenlerinden i niyor; dışarıda, araba

park eden valeleri bekleyen , kürk mantoları içindeki önem kimselerin oluşturduğu her zamanki uzun kuyruk var.

önlerindeki kaldırırnda otobüs durağının bankı duruyor. Ba herkesin görmezden gelmeye çalıştığı bir ayyaş, bir de çö kadın oturuyor.

Ya da kokusunu duymamaya ça l ı ştığı. ikisi de genç deği l : çöpte bulabileceğiniz türden g

giymişler. Dikişlerin büyük kısmı sökülmüş; kumaş kaskatı leke l i . Çöpçü kadının ayağında bağcıkları olmayan bir s

l l.ıfir bir ses duyuluyor; valeyi bekleyen herkesin cep telefo­ ııııııı çıkarmak için elini kürk mantasunun cebine sokmasma

· l ıı• p olacak türden tiz bir zil sesi.

!\ınan Tanrım, diyor Bayan Keyes. Packer'a, ayyaşın eliediği ı ı ı llpçü kadın var ya, onu neredeyse Mürekkep sandım, diyor. l ll .ıbcth Ethbridge Fulton Whelps.

l'lz ses tekrar "duyuluyor ve çöpçü kadın elini aşağıya uzatı­ ''

l ıllıııının arasından parmaklarıyla küçük. siyah bir şey çıkarıyor.

l'l1. zil sesi tekrar duyuluyor.

1 velyn'in aldığı son duyuma göre, M ü rekkep bir dergi çıka­ ııdıı. Vogue olabilir. Bir sonraki sezonun etek boyuna karar

ayakkabı var. Bulaşık teli gibi duran, sert ve gri renkl i, p

kıllardan yapılma peruğun filesin i n altından birbirine do yassılaşmış saçları görünüyor. Ayyaşın kafasında kahverengi yünden örülmüş b i r bere Bir e l i n i çöpçü kadının l ikralı pantolonunun içine, öbürü kadın ı n eşofman üstünün altına sokan ayyaş, kadını ell başlıyor. Çöpçü kadın elbiseleri n i n içinde kıvranıp i n liyor d i l iyle dudakları[lı yalıyor. Çöpçü kadın ı n eşofman üstü yukarı sıyrılıyor ve düz, sı göbeğiyle, masaj pembesi teni ortaya çıkıyor. Ayyaş ı n bol eşofmanının ö n ü , ereksiyon olmasıyla birli havaya kal kıyor. Çadırın ın tepesi n de koyu renkli bir ısiakl beliriyor. Bu ik.i k i ş i n i n birbirini elley i ş i n i Packer'la Evelyn'den izleyen olmasa gerek. Valeler burasıyla bloğun sonundaki park arasında koşturup duruyor. Yeni zengin ayaktakımı el saatlerinde dönüp duran yelkovanlara bakıyor. Ayyaş, çöpçü kad ı n ı n yüzünü pantolonundakl izin üstü bastırıyor. Çöpçü kadının dudakları gittikçe büyüyen kara le nin çevresinde geziniyor. Evelyn, Packer'a çöpçü kadının dudaklarını tanıdığını lüyor.

88

1\ıntolonun paçalarından tekin i yukarı çekiyor; kıvrım yeri

� rılınüş bej polyester yukarı kalkınca, bacağına sarılı pis ban1 ıj �1\rülüyor. Dudakları hala ayyaşın apışarasındayken, bandaj

· ı ı ı n•k için yılın yarısını Fransa'da geçi riyordu. Milana'daki 1 1 1 \ ı ·\crde podyum kenarında oturuyor. kablolu televizyondaki

ıtıııll.ırdan biri n de yayımlanan moda yorumları için görü n t ü ı

ıhl iyordu. Kırmızı halılarda durup Akademi Ödül Töreni'nde

liıılıı ne giydiğini anlatıyordu.

ı li nbüs durağındaki bankta oturan çöpçü kadın siyah objeyi

ı l plı1stik peruğunun yan tarafına dayıyor. Parmağıyla basıyor Alu?" diyor. Dudaklarını ayyaşı n pantelonundaki ıslak çıkın­

I ıi i kaçırıyor ve "Bunu yazıyor m u s u n uz?" diyor. "Yeni trend, rııı lı•l limonu sarıs ı . "

ı,l\pçü kadının sesi, diyor Bayan Keyes kocasına, bu sesi ııııılıı�ını söylüyor. M O rekkep?" diyor. ı

ı\pçü kadın küçük telefonu bacağındaki banda jların arasına

ı l ı ıyur.

' ıı ı leş kokulu ayyaş" diyor Packer, "Global Havayolları'nın ı l ı ıı ıı. "

\ ,ı ı• o anda çöpçü kadın kafas ı n ı kaldırıp bakıyor ve "Hamur? 1 ' ' l ı · ı t' diyor. Ayyaşın eli hala kadın ı n likralı pantolonunun 1 ıııılı·, derinlikleri n i ellerneye devam ederken, kadın elini banka ııı ııyur ve "Ne hoş bir sürpriz" diyor. 89


Ayyaş e l i n i çekiyor; sokak lambas ı n ı n ışığında ıslak parma ları parlıyor ve "Packer! Gel de selam laşa l ı m" diyor. Ve elbette Packer her zaman olduğu gibi hakl ı . Fakirlik, diyor M ü rekkep, yeni zenginlik şekli. Adsızlık. m eş h u r o l m a şekli. "Toplumda dibe vurmak" diyor M ü rekkep, "yeni yüks şekli." Zengin ve seçkin kişiler, özgün evsizler, diyor M ü t:hl\.�::u• • Hepsi farklı şehi rlerde bir düzine evi m i z olabi l i r ama hepi bir bavulla yaşamaya devam ediyoruz. Mantıklı bir şey bu; çünkü Packer ve Evelyn hiçbir za hiçbir şeyin kıyısında olmadı. Bu sosyal sezon boyunca gösterilere, galeri açılışiarına ve m üzayedelere gidip birbirleri Kaymak Tabaka'dan herkesin detoksta veya estetik operasyon olduğunu söylediler. Mü rekkep. "ister alışveriş arabasıyla yap, ister G G 5 5 0 ile. aynı içgüdüyle yapılıyor. Her zaman hareket halin olmak içi n . ÖzgürlüğünUn kısıtlanmaması için" diyor. Artık. diyor. Oper@ Yönetim Komitesi'nde yer a l mak i nakit para n ı n olması yeterl i . Cömert bir bağışta b u l u n uyors ve M üze Vakıf Kurulu'nda yer edin iveriyors u n . Çek yazıyors u n , ü n l ü oluyorsun. G işe yapm ı ş bir filmde bıçaklanıyors u n . ünlü oluyorsun. Başka bir deyişle: Özgürlüğün kısıtlanıyor. M ü rekkep, "Yeni ü n l ü ler. adı san ı bel i rsiz olanlar" diyor. Global Havayolları ayyaş ı n ı n elinde kesekağıdına sarılı şarap şiŞesi var. Şaraba, diyor, eşit miktarda ağız gargara öksürük şu rubu ve Old Spice kolonyası karıştırdım ve dördü karı ş ı m ı ndan b i r yudum a l d ı ktan sonra geceleri asla gitm ğiniz parkta, kara n l ı kta gezin iyorum. içki içm e n i n sevilmesi gereken yan ı . her y u d u m u n geri dön şü olmayan bir karar olmasıdı r. Oyunun kontrol ü n ü e l i n ize al i lerlersiniz. Haplarda, sakinleştiricilerde ve ağrı kesicilerde durum aynıdır; h e r yudum bir yolda atılmış ilk adımdır. 90

M!lıckkep, " K a m u , özel o l m a n ı n yeni şekli" diyor. En butik 1 • lı lı• -beyaz mermerden banyodaki taharet küvet i n i n yanın­ l ııt l ıı1yaz arkideler sarkan şu beyaz cüppeli yerlerden b i r i n de­ ıl ı ı ı ı bile. büyük ihtimalle seni gözetlernek için bir yere m i n i k l ı lıı mera gizlenmiş olacaktır. Seks yapmak i ç i n geriye b i r tek ı l<ıddı , diyor, o da açıkhava. Kaldırımlar. Metro. insanlar ıı lı•t ı • izlemeyeceklerini düşündüklerinde izlemek istiyorlar. ll•ıldik. diyor, şampanya ve havyarlı yaşam tarzı can l ı lığını lllillttCn yitirdi. Buradan Roma'ya altı saatte uçan özel jete ıııı ııı•k kaçınayı çok kolaylaştırd ı . Dünya çok küçük ve modası

1 1 1 1 � bir yer h a l i n e geldi. Dünyayı dolaşmak, daha fazla yeri 1 ı l ı ı hızlı gezerek sıkılmak için bir şans sadece. Sali'de sıkıcı

l i ı l ı ılıva ltıdan. Paris'te öngörülebilir bir öğle yemeği nden. New ııl l.ı sakli bir akşam yemeğinden ve Los Angeles'ta biri size ıl ı ılıın çekerken sarhoşl uktan uyuyakalınaktan. 1 l ı l ıirine çok yakın. uçlardaki şeyleri birçok kez tecrübe l l l l••k "Getty Müzesi gibi" diyor M ü rekkep. 1 1\pürt, durula ve tekrar et" diyor Global Havayo lları ayyaşı. l l ıl orta sınıf insan ların sıkıcı yeni dünyasında, hiçbi r taharet ı l , hi rkaç saat boyunca sokağa işernek kadar keyif vermiyor, 1 • ıı Mürekkep. Kokuşana kadar yıkanmaktan vazgeçtikten ı ı ı . ı s ıcak bir duş. arındıcrrı çamur banyosu yapmak için ııııırıı ı'ya seyahate gitmek kadar keyifli o l uyor. l l ı ı ı ı u " diyor M ü rekkep, "bir t ü r yoks u l l u k şerbeti gibi d ü ş ü n ." ı ıı•ıı,l'k yaşam ı ndan keyif a l ınana yardımcı olan küçük ve hoş 1 ı l11 lvt penceresi. l ı ı l i l ın bize" diyor M ürekkep. Yeş i l , yapışkan öksürük şurubu ı ı l ı � l ı ı ı ına bulaşmış, peruğundaki plastik saç telleri de o teke­ y ıpı•,,ııı ış vaziyette, "Önümüzdeki cu m a gecesi" diye ekliyor. 1 tıltl �örü n mek. diyor, iyi görü n m e n i n yeni şekli. I I I I I O ıı doğru insanlar orada olacak diyor. Eski aristokratlar. ı ı ı .ı•lt•ıılerin Y ı l l ığ ı ' n ı n en iyi böl üm l e r i . Akşam onda, köprü� l ı ı l ıı ı l ı l arafındaki rampalarda. 1 ıı lı•ı ncyiz, diyor Evelyn. Çarşamba akşamı Packer' l a birlikte ı lıı 1\ıncrika'daki Açlığa Son Verme Valsi'ne katılmaya söz 91


verdiler. Perşembe günü Yardıma Muhtaç Aborj i n ler Ziya var. Cuma. erge n l i k çağındaki evden kaçmış seks işçileri i yazılı müzayede yapılacak. Verdikleri parlak akri l i k ödüllerle bu faaliyetler i n sa n ı n . Amerika lıların bir numaralı korkusu

1 u . ı k takıp ucundan çıkan tel ve prizi bir yandan sarkıtlığında 1 ı ııw von Furstenberg tarzı kumaş dalarnalı elbiseler gibi üste ı ıtı ı ıyor. 1\ıı sezon herkes peruğ u n u ters takıyor. diyor M ürekkep. d·krıbıların ı ters giyiyor. Pis b i r battaniyenin ortas ı n ı keserek

topl u l u k önünde konuşmak olduğu günleri özlemesine ol uyor. "Şehir

merkezindeki

Sheraton'a gitmeniz yeterli"

Mürekkep. "Bir oda tut u n . "

l·u ı lı•lik aç, pan_ço olarak giy, diyor; böylece sokaktaki eğlenceli "YC hazırsı n .

Evelyn şu kırışık suratlı köpekl erinkine benzer bir i fade mış olmalı ki. M ü rekkep ona. "Rahatla" diyor. "Elbette orada kalmıyoruz. Sfıeratorı'da kalmıyoruz.

ıl

köprünün rampaları n ı n altında. Packer ve Evelyn Keyes' i n her daim en öncelikli sorunu giyecekleridir. Bir erkek içi n zor b i r şey değil. Smokinini

i

l�rıvul getiriyor. Sararıp s ü n m ü ş sutyenlerle dolu. Sökülen 1ılı� ı ı ıop top oldugu için kal ı n görünen eşofman üstleriyle

kıyafetlerimizi değiştirdiğimiz bir yer orası" diyor.

. Cuma akşamı saat ondan sonra herhangi b i r saatte, d ı

'ıı•hir merkezindeki Sheraton'da oda tuttukları gece. Evelyn ı, . ıına almak i ç i n yanında b i r orduya yetecek kadar giysi dolu

t d ı ı 13unları kirletmek için bir kavanoz çamur maskesi al ıyor.

ı ı ı ı ı •ıı•ye çaktırmadan otelin yangın merdiveninden on dört kat lı ip . ı ı ka sokağa açılan kapıdan çıkıyorlar ve özgür! er. Onlar . ı ı ı l önemsiz kişiler. Adı sanı beli rsiz. Herhangi bir şey yapma ı ı ı ııılulukları yok.

giy. Ayakkabılarını ters giy. işte o l d u ! Sakat ve deli gibi

f Imse onlara bakmıyor. b i r şeyler satmaya çalışmıyor ve

nürsün.

ı ıl ııclan para istemiyor.

" De l i l i k" derdi M ürekke�. "aklı başında o l m a n ı n yeni şekl

ı ı1prüye yürürken adeta görün mez ol uyorlar. Fakirlikleri için­

Çarşamba günü açl ı k valsinden sonra otel i n balo sa nundan çıkan Packer ve Evelyn sokakta b i ri n i n , "Oh Amhe Brave Amherst" şarkısını söylediğini duyuyor. Sokaktaki Fra " K ı vırcık" Dunlop Colgate Nelson. Schuster "Ayakkabı" Fr ve Weaver "Kemik" Pullman i l e b i r l i kte en büyük boy te malt likör içiyor. Üçü de pis pantolonları n ı n paçası n ı sı çıplak ayakların ı fıskıyeye sokm uş. Kıvırcık, suryen i n i bluzun üstüne takmış. Kötü g i y i n mek, diyor M ü rekkep, yeni süslenip püslen şekl i .

Evelyn evde bir düzine yeşil ve siyah çöp torbası den

ama içine e n kaz alabilecek kadar büyük olan bu plastik !erin hepsi onu şişman gösteriyor. İyi görünmek için mutfa daki dikey çöp tenekeleri için üretilen dar. beyaz çöp rinden a lmaya karar veriyor. Ş ı k görünüyor, hatta portakal güve n l i k çizgisiyle. erimiş, eski b i r elektrik kablosunu 92

j,

tlvendeler.

Ayakkabıs ı n ı ters giydiği içi n Packer topallamaya başlıyor. 1 ı lyıı ağzın ı açıyor. Sonra tükürüyor. Evet. toplum içinde

j

ı 1 ı ı ınaması gerektiği öğretii m i ş olan o kız yere tükürüyor.

ıı lı•ı dengesini kaybedip Evelyn'e çarpıyor, Evelyn onu kolun­ i lll k;ıvrıyor. Packer, Evelyn'i kendine çeviriyar ve öpüşmeye f ı lıyor lar; çevrelerindeki şehir ortadan kaybolurken, onlar iki

1

ı ! ıl dudaktan ibaret oluyorlar.

' ınkaktaki o i l k gece, Mürekkep üzeri çatlaklarla dolu marka­

ı. ı l ı lı • n siyah bir çantanın içinden yayılan pis kokularla birlikte llynı Sıcak b i r günde deniz çekildiğinde sahile yayılan koku ı l ıl Koku için, " B u yeni anti-statü sembolü" diyor. Çantanın ı ındı• Chez Heleise'in paket servisinden a l ı n m ı ş b i r karton kutu ıı � ı ı ı unun i ç indeyse yumruk büyüklüğünde b i r kütük balığı 1 ııı ı • ı "Dört günlük" diyor Mürekkep. "Yanında taşı. Kokusu. .

lıı tııl.ırı uzaklaştırmada korumalardan daha çok işe yarıyor."

93


Mahremiyet için kötü koku, i n s a n ı n özel alanını korumasın yeni yol u . Kokuyla yıldırma.

Ne kadar kötü olursa olsun, diyor M ü rekkep, her a l ışıyors u n . "Calvin Klein'ın Eternity'sine a l ı ş m a m ış m ıydın? .. Mürekkep' le Evelyn partiden ayrılıp biraz kafa d i nlemek çevrede yürüyüşe çıkıyor. i leride m i n i etekli bir heyke l i n ma l i m uzinden i niyor: ağızlarıyla kulakları arasında telsiz kulakl olan bu zayıf insanların hepsi uzaktaki biriyle muhabbet

Paytak paytak yanlarından geçerlerken Mürekkep tökez! içi bayat balık dolu çantasını deri ve kürk ceketierin kolları

1 ı.ıha sonra sanayi bölgesi gibi bir yerde a lışveriş arabalarını • l ı ı 1 l.ır. Mürekkep'le Hamur aynı arabayı iterken, Packer ve İzci

ıılı ı ı ı ı ı peşi s ı ra geliyor. Ve M ü rekkep, "Bilirsin, eskiden aşkta l ı, l ıı-trnekten daha beter olan tek şeyin kazanmak olduğuna lıı ııı1 1 d 1 m . . . " diyor. "Ta okuldan beri izci'ye deli gibi aşıktım:

1tı ı olayların bizi nasıl hayal kırıklığına uğrattığı n ı b i l i rsi n . . .

lı l ıl l rnek için parmaksız eldivenlerden takmışlar. M ü rekkep, lııl l t r sonu yakalamanın sırrı n ı n , perdeyi e n doğru zamanda ıı l t ı l l l <'k olduğuna i nanırdım. Mutlul uktan bir dakika sonra her y l ı ı c yan l ı ş oluyor" diyor.

sürtüyor. Korumaların koyu renk takımlarına. Özel asistan üzerine tam oturan siyah elbiselerine.

Maiyet birbirine sakuluyor ve manikürlü ellerini ağız burunlarına bastırarak söylenip uzaklaşıyor. Mü rekkep yürümeye devam ediyor. "Bunu yapmaya bayıl rum" diyor.

Bu sonradan görmelerin koş u l larına göre, diyor Müre kuralları değiştirmenin vakti geldi. "Fakirlik, yeni asalet" d <.

ileride i n ternet m i lyonerleriyle Arap petrol şeyhlerin oluşan bir sürü var: hepsi bir sanat galeris i n i n önünde s içiyor ve M ü rekkep, "Hadi gidip bozuk para isteyerek taciz lim şunları" diyor. Bu onlar için, tekstil firması icra kurulu başkanı Packer ve tütün ürünlerinin varisi H a m u r Keyes ol maktan çıktı bir seyahat. Sosyal emn iyet ağında geçirilen küçük hafta kaçamağı.

Global Havayolları ayyaşı meğer Webster "izci" Banners'm O, Mürekkep ve Hamur, Sıska ve Kıvırcık'la karşılaşıyorla!. Packer ve Gemici de onlara kat ı l ıyor. Sonra Ayakkabı ve Kem

"

" M O rekkep'le H a m u r eski teneke kutuları daha iyi tasnif

l ı ıp l u mda yükselen ve -yanl ı ş çata l ı kullanma korku ları veya

l ı " ' ı ızatı l d ığrnda paniklerneleri yüzünden- işlerinin zor oldu­ ııııl '>t!nan şu insanlarla kryasla n ı n ca evsizlerin kaygılanmak '

l 1 1 ı,ıık daha fazla sebebi var. Gıda zehirlenınesi mesela. Soğuk ı ı ı ı ı . ı •.;ı Kaplama dişlerinin a n i bir parıltısı foyanı ortaya çıka­ ı l i l l i Veya Chanel No. 5 esintisi. M i lyonlarca küçük ayrıntıdan bir tanesi seni ele vereb il ir. ı 1 ıl ı ı ı artık M ü rekkep'in "Mübadele Evsizleri" olarak adlan­ ı ı l1ı11 kişiler oldular. 1

ı l l ı ıdi mi?" diyor. "Artık izci'yi seviyorum . Onu sanki o n u n l a

ı

ı vlc•nınemişim gibi seviyoru m . " B u şekilde sokaklarda o l u n ­ l l ı .. ı ı ı kend i n i el değmemiş b i r bölgede y e n i bir hayata baş­

ıı ı 1i1ıcüler gibi hissediyor. Tek farkı ş u : Ayı veya kurtlardan

ı l ı lt•, eliyor Mürekkep ve omuzlarını si lkiyor, uyuşturucu satıl ıı ıııı l , ı ı ı ve yoldan geçenlerin ateş etmesinden korkuyorsun. l lı•ı !;ieye rağmen bu. hayatıının en iyi zamanı" diyor. "Ama

ı ı "'" dek sürmeyeceğini n farkındayım . . . ı p,y;ıl takvimi şimdiden dal maya başladı bile. Bütün bu V ı l dıbe vuruş. Salı günü Minik ve Çita'yla birlikte paçavra "

Hepsi sarhoş ve sessiz sinema oyn uyorlar ve b i r zaman so Packer. "Bu köprünün altında değeri en az kırk m i lyon do

l 'l ı 1 1 1ııyı planladığı için başka bir şey yapması söz kon usu bile ıl : o ( )nrası nda Packer ve izci a l ü minyUm kutuları tasnif etmek

olmayan biri var mı?" diye bağırıyor.

l!ı l ı ı ı l ı ı-;;acak. Sonrasında herkes ayaklarını vampir aksanıyla ı ı ı 1 ı ı r ı , kara kaşlı, kara gözlü, genç doktorlardan birine m uaye­

Ve tabii ki yukarıdan geçen arabaların sesinden başka bir duyulmuyor. 94

ı ı ı ı ı ııt'k için parasız hizmet veren kliniğe uğrayacak.

95


ı ıı.ı Mürekkep haklı. Bu sonsuza dek süremez. Sonu öyle

Packer a l ü m i ny u m kutuların sokakların altın sikkesi old nu söylüyor.

Arabaların etabandan çıktığı b i r rampa n ı n üzerinde du M ü rekkep, "Büyük konsept/i H o llywood f i l m leri n i d ü ş ü n .

televizyon fi l m i n i n b i r perdesinde tek satırlık b i r r o l ü n va

ılııı� geliyor k i , ertesi günkü gazetede görene dek h i ç kimse ne l lııı:tı ı n u tam olarak b i lmiyor. lllı deponun kapısında uyuyorlar ve kendilerini Banff veya

l l 11� Kong'daki evlerinde olduğundan çok daha rahat his­ lıyoılar. Battaniyeleri kendileri gibi kokmaya başladı bile.

gibi davran" diyor.

llıı •I'INini ve bedenlerini evleri gibi hissediyorlar. Packer'ın

Mürekkep. kahverengi bir m u kawa n ı n üzerine siyah

ı ı •lııtı doladığı kolu , Park Caddesi ' n deki dubleks bir daire gibi.

le şöyle yazıyor: Bekar Anne. On Çocuk. Göğüs Kanseri.

ı ı ı•'deki bir villa gibi.

" B u n u yapıyorsun, tamam mı?" diyor. "Ve insanlar

1

bunun i ç i n para veriyorlar. . . " Hamur şöyle yazıyor: Savaş Gazisi. Aç. Eve Dönmesi Ge Mürekkep, "Harika" diyor. "Soğuk Dağ fi l m i nden bir sa

r l 1ıı l.ın iki parlak daire doğrudan Bay ve Bayan Keyes'in üzerine ı ı ı ı p onları uyandınyor. Arka kap ı n ı n açılmasıyla birlikte arka

oynadın." Bu onların şehrin göbeğindeki minik kampları.

lı 11� ı .ın çığlıklar duyulmaya başlıyor. Ellerini kollarını salla­

ı ı l �ııpınan bir kız kaldırıma kafa üstü düşüyor. Kızın siyah,

Bu, açıkhavada saklanmak. Bu, tam da göz önündeyken lan mak.

H i ç kimse evsizler kadar görmezden gelinm iyor. yürürken öğle sıcağında üç kat pis giysilerle , bıyık altından rederek alışveriş sepetini itekliyorsa n , Jane Fonda veya Ro Redford olsan bile kimse seni fark etmez. B u n u hayatları n ı n sonuna kadar yapabi lirlerdi.

tıp öğrenciler inin kendilerin e bedavaya diş bakımı yapın istiyorlar. Bedava metadon kul lan ınakla başlayıp işi kadar götürecek ler. Yetişkinle r için meslek kursuna gid Hamburger pişirecekler. Arabayı kullanmay ı ve çamaşır yı

yı öğrenip, alt orta sınıf mensubu olana kadar çalışacakl� r. Geceleri b i r köprü n ü n altında veya buharı tüten. sıcak

rögar kapağın ı n üzerine koydukları mukawan ın üzerinde birlerine sarı ldıkları vakit, Paeker ellerini Evelyn'i n giysi leri içine sokup yabancıla r yanlarınd an geçip giderken Eve! orgazm olmasına yardımcı olurken, Packer ve Evelyn bi

96

1111 •. . ıçları yüzünü örtüyor ama bedeni çıplak ve emekleyerek

· ıl ıııd.ın uzaklaşmaya çalışıyor.

ı ıl, eski çaput ve neml i hattaniyelerden yapılma evlerinin hıı Iyice gömülen Packer ve Evelyn'e doğru emekliyor. l ll l 1 1 gerisindeki araban ın açık kapısında siyah bir erkek ı�Lıbısı beliriyor. Ayakkabıyı koyu renk pantolon! u b i r bacak

İzci

Mürekkep düşük geliriiierin oturduğu bir apart m a n ı n listes girmeyi p l a n lıyorlar. Bekleme odalarında oturup genç ve

görülmemiş b i r şekilde tutkuyla bağlanıyor.

l ı • o gece bir l i m uzin kaldırıma çarpıyor, freninden acı bir

vOkseliyor ve bir tekerleği kaldınma çıkıyor. Uzunları yanan

ı

lı ı ı ı•diyor. Kız çığlıklar atarak ayağa kalkarken, araba n ı n arka lı ı ıAı ından siyah deri eldiven l i bir adam i n iyor. Kız, "Lütfen" lıııgırıyor. Yardım edin diye bağınyor. O kadar yakında

ı ı l lyııı ki , kulaklarından birinde bir, iki, üç altın halka küpe

1 lı111t ı ı ı u göreb i l i rs i n iz. Öbür kulağı yok.

1 ıl111 bir saç örgüsü gibi görünen şey aslında boy n u n u n

ııııııl.ııı akan kan. Kulağının olması gerektiği yerde giri n t i l i l ıı ı ı ı l ı ve kabarık b i r e t parçası var. 1 ı

lı.ıttaniyenin altından sadece gözleri görünen Keyes'lerin

ı ı ı ı ıı ı viırıyor. ı l1 1 1 1 1 kızı saçından yakaladığı anda, kız da onların paçavra­ · 1 1 1 1 l. . ıvrıyor. Adam tekmeler savurarak, ağlayan kızı arabaya

l ıılııf ilzere havaya kaldırınca, kız da asılıp paçavraları çeke­ ı ı . ılıı� n ı n parlak farları yüzünden gözlerini kırpıştıran, yarı ı ı l ı ı lı.ıldeki çifti ortaya çıkarıyor. 97


Adam onlan görmüş olmalı. Arabayı kullanan kişi kesin müştür. Kız, "Lütfen" diye bağınyor. "Plaka . . . " diye bağınrken ara

11

vc·ııçti. Temiz ve hoş ve zengin görünüyo rdu. M ü rekkep, ı ıylwdecek b i r şeyinin olmamas ı" dedi, "varlıklı olmanın yeni lll '

Ve• Packer, "Köpürt, durula ve tekrar et" dedi.

n ı n içine çekiliyor. Araban ı n kapısı çarpılarak kapatılıyor; !ekler tiz bir ses ç ı kanyar ve geride kızın kanıyla siyah fren b ı rakarak uzaklaşıyor. Mazgaldaki. hazır yiyecek firmala kağıt bardaklannın arasında, düşürülmüş veya itiş kakış sı da kopmuş olan solgun bir kulak, hala üzerinde duran iki a

ı ı. ıyır, M ü rekkep m u t l u l uğundan vazgeçip zengin ve ü n l ü l lııp,ıı hayatına geri dönmek istemiyor du. V e g ü n geçtikçe , 1 ıı � ••, o gecelere daha çok o n u n l a gider oldu. Onu korumak ııı diyordu. ıı

halka küpe yüzü nden panldıyor. Sheraton'daki sü itlerinde, oda servisinin getirdiği yağlı tarlı omlet, küçük ingiliz ekmekleri. ı l ı k kahve ve soğuk pirzolasından ibaret kahvalt ı l a n n ı ettikleri sırada

birinde, Kolon Kanserine Karşı Yardım ı ılı ı•,u' ndayken Evelyn'in cep telefon u çalıyor. Arayan M ü rekkep; ı � ul.ın da bağıran bir adaının sesi duyul uyor. O da Packer' ı n 1

haberi görüyorlar. Yerel haberlerde Brezilyalı petrol kaçırıldığı yazıyor. Fotoğrafta, b i r gece önceki uzun siyah çıplak kız var; ama b u rada g ü l ü msüyor ve tepesinde m i n i k

oııııki bir tünele girmiş gibi. Üstgeçid i n altındaym ış gibi.

ı ı l esi günkü gazeten i n manşeti şöyle:

Yt�yıncı ve Teksti l Firması İcra K u r u l u Başkanı Bıçaklana rak l l l l ı Oldü."

y ü z ü n ü görmediler. Plakayı görmediler. Tek gördükleri Ve kan. Packer ve Evelyn'i n yardım etmesi gerçekten i m Polise giderek sadece kendilerini küçük düşürmüş o l Şimdiden manşetleri tahmin edebilirsiniz: "Sosyetik Çift Tatmin Olmak İçin Kenar Mahalle Çıkmış." Tan n onları. M ü rekkep ve izci, Sıska ve Ayakkabı ve söz etmekten esirgesin. Packer'la Evelyn'in kendileri n i toplum önünde küçük d mesi bu zava l l ı kızı kurtarmazdı . Acı çekmeleri. kızın a cısını dakika bile azaltmazdı. Bir hafta sonra gazetede kaçırılan varisin ö l ü b u l u yazıyordu. M ü rekkep yine de endişeli değildi. Sokaktaki fakir ve

98

ötürü

endişelen mezler.

ll

1\ ı l ık hemen her sabah, uzak d u r u l ması gereken bir manşet

ı:c\pçü Kadın Parçalanm ış Şekilde Bulundu." Vı•yn: "Katil, Evsizlere Gizlice Yaklaşma ya Devam Ediyor." l lı•ı gece o siyah l i muzin bir yerlerde suçun tek tanığı olan ı ı, ı ı ı Keyes ' i arıyor. Birisi. sokaklard a ona benzeyen herkesi

l ll l ı !lyor. Paçavrala r giyip battaniye yığınların ın altında uyu­ tl lu•rkesi.

Veya: "Fakir N u marası Yapan M i l yarderler."

insanlar hiçbir şeyden

Nefes nefese olan M ü rekkep, "Hamur, lütfen. H a m u r .

ı ı ı l ı ın et; kayboldu k ve bizi takip eden b i r i var" diyor. "Polisi ı ı ı ı ı ı ıy ı denedik ama . . . " derken hat kes i l i yor.

tenisçi şeklinde dizayn edil m i ş , altın b i r kupa tutuyor. Gazeteye göre, polisin elinde olaya şahit olan hiç kimse " Elbette Keyes'ler bir açıklama yapabi l i rler; ama k i m

gecelerde n

Öldür

ı ı olaydan sonra Evelyn aniden bağı m l ı l ığından vazgeçt i .

ı ı•lı•lcri iptal etti. Televizyo nun yerine koymak i ç i n , içinde her

ıı� lı·ıı ortama uyum sağlayan bir kertenkele olan, camdan b i r ı ı ıııkı aldı. ıııınünlerde Bayan Keyes evsizlerin tam tersi haline geldi.

•h l.ıl.la evi var. Ev yüklü. Eve göm ü l ü . Kataloglar ını okuyor. lıı ı• ;üsler • i n i n parlak resimlerin e bakıyor. Yitirdiğini z sevdik­

ı l ı ıl/In küllerinden yapılma elmas m ü cevherlere.

99


Elbette arkadaşları nı hala özlüyor. Kocası n ı . Ama M ü rekkep'! de diyeceği gibi: Namevcut olmak, yeni mevcut olma şekli. Yardım faaliyetlerine bilet a l maya devam ediyor. Yazı

ı 2. ') .:>.

müzayedelere ve daris resitallerine. Dünyayı biraz da olsa dah

4.

iyi b i r yer haline getirmek için bir şeyler yaptığı nı bilmek onu

5.

için öneml i . En yakın zamanda, nesli tükenmekte olan gri bal

6.

nalarta yüzrnek istiyor.

Gittikçe küçülen bir yağmur ormanımn sayvanında uyum Yok olan zebraların fotoğrafını çekmek. Ekoloj i k gezinti ya

7. 8.

mak. Farkında o l m a k önemli. Hala fark yaratmak istiyor.

9. 1 0. ıı. 1 2. 13 1 4. 1 5. ! 6. 17. 18. 1 9. 20. 21.

ııy,m Clark bize o yaz Diodati Viiiası'nda sadece beş kişi

ltılduğunu söylüyor:

23.

ı d ı Lord Byron.

24.

l 'ı•ıcy Bysshe Shel l ey ve sevgilisi Mary Godwin. �lıııy'nin üvey kardeşi ve Byron'dan hamile olan Claire

1 oı•ıııont. Vt� llyro n ' ı n doktoru John Polidori. l l· l ı ı d galerideki sigara içme salonunda, elektrikli şömine­

ııı ,., ı.ıfında toplanıp oturmuş, d i nliyoruz. Gotik sigara içme ılı • ı ı ı ı ı ı d a. H e r birimiz b i r yerlerden sürükleyerek getirdiğimiz ı l ı , ı ve yanları yüksek sarı renkli. deri koltukları veya dantel1 00

22.

101


l i sedirieri veya iki kiş i l i k goblen kanepeleri ortaya çektik v oymalı, sivri ayaklar. tozlu ve keçe gibi o l m uş h a l ı n ı n üzerind buruşuk izler bıraktı. Erkenden yatmaya giden Leydi Çöpçü hariç, hepimiz burada yız. Ve kilitlerle uğraşmaya giden Amerika Güzeli hariç. Elektri kli şömine, birbirine yapıştırılmış kırmızı ve sarı ca parçalarından bir tabaka n ı n altında dönen b i r ışıktan ibare lsısız bir ışık. Tavana ası l ı kristal ağaçlarımızın hepsini sön dürdük; sarı�kırmızı ışık yüzüm üzde dans ediyor ve san�kırmı ıŞıktan şeki l l er lambriler i l e birbirine yaslanmış yassı taşlarda oluşan zemine vu ruyor. O beş kişi, diyor Bayan Clark . s ı k ı l m ı ş ve yağmur yüzün den içeri hapsolmuştu. S helley ve arkadaşları. Alman hayale h i kayeleri nin toplaması olan Farı tasmagoriarıa a d l ı kitaptan s ı ray

l a birbirlerine h i kayeler okuyorlard ı . "Lord Byron" diyor Bayan Clark, "kitaba katlanamadı." Byron, odada, ok):lduklar'ı kitaptakinden daha fazla yetene olduğun u söyledi. Heps i n i n daha iyi bir korku h i kayesi yazabi Jeceğini söyledi. Her biri b u n u yapmalıydı. H i kaye yazma l ıydı. Bu, Bram Stoker'ın Dracu/a'sından yaklaşık bir asır önceyd ama o yaz Dr. j o h n Palidari' n i n Tfıe Vampwre i s i m l i kitabı çıktı kan emen şeytan l a i l g i l i modern bir fikre sahip olduk. O yağmurlu gecelerden birinde, Cenevre Gölü'nün üze

gök gürültüsü ve şimşek doluyken. on sekiz yaşındaki Ma Godwin sonradan Frankenstein efsanesine dön üşecek ola rüyayı gördü. H e r iki canavar da, sonradan yazılacak sayısız kit ba ve çekilecek fi l m e konu oldu. Ev partisi b i l e kendi başına bir efsane haline geldi. Cenevr Gölü kıyısındaki oteller, misafirleri viilada yapıldığı söylene ensest toplu seks alemlerini izieyeb i l s i n diye göle bakan oda! rı n pencerelerine teleskoplar yerleştirdi. Yaz gezisinden s ıkılını orta h a l l i turistler en berbat korkularını Lord Byron'ın çatısını altına yerleştirdiler. insanlar canavar görmeyi u marak, kültü lerinin m i l yo nlarca kura l ı n ı n d ı ş ı n da yaşamak isteyen bir avu genç i n s a n ı teleskoplarta gözetlediler. 102

l llz burada, Diodati Viiiası'ndaki insan ların modern h a l i il !yorduk. Algonquin Yuvarlak Masa toplantı larının modern versiyo­

ıllydıık. Ilirbirine yüksek sesle h i �ayeler a n latan insanlarız sadece. /, .ı man ın sonuna kadar devam edecek b i r fikir arayan insan� 1 ı l i / Kitaplar. firm!er, oyu nlar, şarkı lar, televizyon, tişörtler ve 1 ııııda yer alacak bir fikir. I li r kafenin arka tarafındaki i l k tanışmam rzda bütün yüzler ı ıııyuı; sadece sayı bakırn ı nda n üç katı fazlaydık, bir güruhtuk. ı ı •,on noktayı koyan yüzler. Kontes Basiret ve forması olan ı ı ı l ı ı ı r ı ı . Vandal Dükü ve at kuyruğu sarı saçları. Kayıp H a lka ve ı ıı ı ı sarkan burnu ve kara n l ık bir orman gibi görünen sakalları rnı;.ından aynıyd ı . l llıgün insanlar nasıl Diodati V i i iası'yla ilgili dedikodu yapı� ıı lı t ısa , zaman içinde o kafe hakkında konuşmaya başlaya­ ü l. ı ı i lanı hiç görmemiş olan lar orada olduklarına yemin lı•ı t•kler. Zeki o l dukları için inzivaya çekilmeyi kabul etmedikI ı l ı ı l söyleyecekler. Yoksa ölebilirlerdi. Veya zengin olabi l irler­ l l l h •tlava gazete rafları ve kolon irrigasyonu ve holistik hayvan t ını•J ma n l ığıyla i lg i l i kartvizitlerin asılı olduğu ilan tahtasıyla 1 ı l ı • n i n , zaman içinde o gece orada olduğunu iddia edecek hi o l l ı lı m içeri alabi l mek için stadyu m büyüklüğünde olması ı ı·�ı'Cek. ı ı gece bir efsane h a l i n e gelecek. 1 \lt.im Mito ! o j i m iz. 1 • . ı n rkeşler. şairler, ev kadınları ve biz, kağıttan kahve bar­ l �l l, l l ı mız!a d iki l i p , Bayan Clark konuşu rken onu d i nledik. Ben l ııı ı d.ı y ım diyen göğüsleri ve s i l i ko n l u d udaklan bazı insan ların l � ı ı ı L ımasına sebep oldu. Birisi inzivadaki i nsanlara u l aşmak IH lılr telefon n u marası olup o lmadığını sorduğunda Bayan l , ı k l'Vet ded i . "Numara l -800�SiKTİ R-GlT." l 1 ı ı· o an bazıları çıkıp gitti. V, ı r ı l , hayır. Dış d ünyayla bağlantı yok. Televizyon , radyo, lı lııll veya i nternet yok. Sadece siz ve bavulunuıda ne getir­ l t, ll' l i lZ, O. .

1 03


Y a n i , birkaç kişi daha çıkıp gitti Çıkıp

giden

i n s a n l a r,

i l k raunttan

Hohte ateşin sarı�kırmızı ışığında otururken kafamızda gele­ kurt u l a nl a r d ı .

Kend

hikayelerin i a n l atabilecek zekiler. Kameranın gerisindeki kame ranın gerisindeki kamera, derdi Bay Whittier. Hepsi n i n kendin

göre bir n i h a i doğrusu var; ama sadece o geceyle i l gi l i . itimat etmeyen zava l l ı idiyotlar.

ilanı hepimiz gördük ama farklı şekillerde. Şehrin farklı yerle

ı ı•Qf şimdiden canlandırabiliyorduk: insan lara bu maceranın 1�1111' nasıl çeki l d i ğ i m iz i ve deli bir adamın bizi üç ay boyunca

ll b i r tiyatroda hapsettiğ i n i a n lattığımız sahneyi. Şimdiden ılııyiarı

romancı veya senarist olarak yeni bir gelecek kurma şansın yakalamak için hayat ı n ız ı n küçük bir bölümüyle kumar oynayı

Çok geç olmadan, hayalini kurd u ğ u n uz hayatı yaşayı n . Yer ço sınırlıdır. İlan bir kartotekse b a s ı l m ıştı. Bir yemek tarifi kartına Kestiğiniz kuponlar gibi, kesik kesik çizgilerden oluşan bir kutu

n u n içine a l ı n mıştı. En altta b i r telefon numarası yer a lıyordu Bayan Clark'ın n u marasaydı ve kütü p h a n e ni n fuayesinde

mantar i l a n panosuna asılmıştı. Süpermarketterin arka tarafın daki tuvaletlere. Çamaşırhaneler e. Kartateksteki o i l a n bir haft boyunca h e r yerdeyd i . Sonraki h a fta hiçbir yerde yoktu. Kartların hepsi yok o l m uştu.

Kartı görenler numarayı aradıysa, Bayan Clark'ın hepim izi toplanacağı kafenin adresi n i , saati ve tarihi söyleyen, öncede kaydedi l m i ş sesiyle karşı laştılar.

1 011

hale

getiriyorduk.

Abartıyorduk.

!�unların hiçbiri doğru değildi a m a h ikayeyi güzelleştiriyor­

I i i l layır, gerçeği çarpıtacaktık. Abartacaktık. Uzatacaktık. Etkil i

YAZARLARlN iNZiVASI:

kafadar i n s a n l a r l a birlikte yaşayın. Katılmaya hak kazanan lar için kalacak yer ve yemek bedavadı r . Profesyonel b i r şai

bir

• ıı ı ında olduğumuzu.

•liı ı.ısı için.

ÜÇ AYLIGINA HAYATINIZI TERK EDi N .

luluklarınızı ve dikkatinizi dağıtan şeyleri üç aylığırıa askıya a l ın İşinize t a m a n la m ı y l a odakl a n manızı sağlayacak b i r ortamda

beter

lı yııcektik. Musluklardan su akmadığın ı . Yiyeceği paylaşmak

rindeki i l a n tahtalannda şöyle yazıyordu:

Ortadan kaybol u n . Sizi başyapıtınızı yaratmaktan a l ı koya her şeyi geride bıraktn. i ş i n i z i , a i lenizi ve evin izi; tüm bu sorum

daha

1 ıldığımız yerin dondurucu derecede soğuk olduğu n u söy­

I JUnya dedikodu yapsın diye, i nsan ve hayvanların ensest h ıp l t ı seks yaptığı kendi h i kayemizi yaratacaktık. K u l isteki küçüksoyunma odalarım ızdan söz ederken h i kayeye ••l ı l ı l i örümcekler ek.leyecektik. Aç fareler. Cora Reynolds'ın

ıııy;ı buraya yapışan tüyleriyle yetinmeyecektik. I l i r hayalet. H i kayeyi geliştirmek ve özel efektlere yer açmak ıı l ı ı eski tiyatroya bir hayalet ekleyecektik. Ah, b u rayı tekinsiz l t ılı• getirecek, kayıp ruhlarta dolduracaktık l lrıyatlarımızı berbat b i r serüvene çevirecektik. Mutlu sonia l ı ı l ı• ı ı gerçek hayata dayalı bir korku h i kayesi n e . Anlatabilmek 1 ı ı ı lıayatta kalacağımız bir tecrübeye.

Avcundaki merhum kocasıyla Leydi Çöpçü hariç. içinde hücre

lı ılı lt' bir çığ gibi büyüyen ceniniyle Amerika Güzel i. Ve küf aler1 1 lylt' Bayan Aks ırık. Geri kalanımız daha fazlasını istedik. Daha ı ıııııı ulusal sohbet programlarında anlatı lacak daha fazla acı ve

ı

1 11 . ı p . Amerika Güze l i ' n i n söz ettiği televizyon progra mlarında

ı ı ılııl ılacak. iyi bir fikir bulamayıp başyapıtımızı yazamasak bile, l ıı ı l l k l e hapsolduğumuz bu üç ay b i r hatırat oluşturmaya yeter. 1111 I l i m yapmaya. S ı radan bir işte çalışmadığınız bir gelecek kur­ ııı ıy . ı Sadece ü n l ü olduğunuz.

' i .ı t ı lmaya değer bir h i kayeye.

',il ınd i l i k camdan şöm i n e n i n etrafında oturmuş, u lusal tele­

ı y ı ı ı ıda bu s a h n eyi yaratmak için hatırlamamız gereken detay­ I ıl i gözden geçiriyoruz. Böylece fil m i n "otantik" olması için 1 05


"sette" tavsiyeler verebili riz. N as ı l kaçırıl ı p rehine olarak tutul· duğumuzun, Bayan Aksı rık'ın n a s ı l gün geçtikçe daha da hasta· landığ ı n ı n ve Amerika Güzel i ' n i n karnındaki bebeğin nasıl gün

geçtikçe daha da büyüdüğünün hikayesi n i a n l atabiliriz. Kimse dile getirmese de, Bayan Aksı rık'ın ö l ü m ü üçüneO

perde içi n m ükemmel bir düğüm noktası o l u rdu. En karanlık anımız.

Kentrat sona erdikten sonra mal sah i b i n i n tam zama nında içeri dalarak kırılgan Amerika Güze l i ' n i kurtarması en mükemmel son olurdu ve çıldırmış Leydi Çöpçü'yü kurtarması Birkaçımız dışarı çıkarken topallar, gün ışığını görünce gözleri· m izi kırpıştırıp ağlardık. Geri kalanırrıız sedyeyle taşınarak çıkar t ı l ı r ve siren eşliğinde hastaneye götürülmek üzere ambulansa bindiril irdik. Film b i raz i leri atlayarak hepim izi doğum yapan Amerika Güze l i ' n i n yanında gösterebi l i rdi. Sonra tekrar atla

yıp bizi Bayan Aksırık'ın cenazesinde gösterirdi. Zava l l ı Bayan

Aksırık'ın r u h u , konuya rı:ınk katmak içi n feda ed i ld i . Video desteği için A j a n Fitneci'n i n kamerası vardı. Ses senk· ronizasyonu için iftira Kontu'nun kasetleri. Sonra fi l m i n sonunda Amerika Güzeli yeni doğan bebeğine Bayan Aksırık adı nı verirdi ya da gerçek adı her neydiyse onu. Çemberin tamamlanması hissi. Hayatı n yenilenerek devam etmesi. Zava l l ı , güçsüz Bayan Aksırık. Film-kitap-tişört olayları gerçekleşirken çizilen görüntü şu olurdu: Bayan Aksırık'ı sever dik . . . Büyük cesareti n i . . . Neşeli esprileri n i . i ç çeki ş . Hayır, içim izden biri yepyeni b i r Frankenstein veya y u m urtlamadığı s ü rece, h i kayemizin satılacak kadar değerli olma sı için çok daha dramatik bir h a l alması gerekiyor. Bunlar sona ermeden önce her şeyin çok, çok daha beter olması gerekiyor. Orijinal b i r şey yaratma fikrin i n canı cehenneme. Sankı olmuş türü bir roman yazm a n ı n faydası yok. O kadar çaba har camaya karş ı l ı k üç kuruş para a l ı rsınız. Öze l l i kle de on yediye bölü ndüğünde. Telif bazında. Ölmeye mahkOm olan Bayan Aksırık'ı çıkarırsanız, on altıya bölündü ğünde.

106

l lepirniz içimizden ona şöyle emrediyoruz: öksür.

l·:llni çabuk tut ve öl, hemen. l layır, kafede yaptığımız toplantıdan çıkark�n. zeki olan

lıl1dik. Evet, büyük belalara yol açabilecek delice bir girişim ll ı l görünüyordu; ama hayır. . . büyük paralar getirebilecek delice bir

•ı ılven gibi görünüyordu. I lcpirniz burada oturmuş, içimizden Bayan Aksırık'a emre· ı llyl ıruz: Öksür. l lepimiz, meşhur o l m a m ıza yardım etmesi için o n u n yerine ı ı \l' kiyoru z. l�u yüzden Peder Tanrısız t ü m yangın alarmiarı n ı n kabloları·

ı ı1 kopardı. Hem de içeri girdiğimiz ilk bir saat içinde. En azın· ılılll Çöpçata n'a öyle söylemiş. Tanrısız. kablolama i ş i n i askerde ' ıı•nıniş, Kayıp Halka da el fenerini tutarak ona yardım etmi ş . 1 f nlarak t ü m telefon hatları n ı kontrol etmişler. Kayıp H alka ılı�nn tek hattı kı l l ı kaslarıyla duvardan sökmüş. 1 \u yüzden Kontes Basiret plastik çata l l arın dişlerini kapı­ l o ı l i k i l itlerine sokup kırdı. Artı k kilitl ere anahtar sokmanın ııı ık.ln ı yok. Şartlı tahliye memuru şu bileklik yardı mıyla kendi· lııl l..ıkip eder diye yapmış b u n u . Hayır, hiçbirimiz kurtarılmak ı l ı•ıniyorduk. . . şimdilik. I lc p i rn iz kendi adımıza bahse giriştik. Filmde o l m ayacak ı l ı ı ıe ler üzeri ne. Bu n ları n hepsini Bay Whittier yapıyormuş gibi , nıO necek. Kötü kal p l i , sadist ve yaşlı Bay Whittier. '.!Imdiden Bayan Clark ve Bay Whittier' ın takım ın a karşı h ııt ll takım ı mızı kurmaya başlamıştık. /\merika Güzeli ve Bayan Aksırık h i kayede sadece iki konu 1 ı�;lı�ı h a l i n e gelmişlerdi bile. Kurbanlarımiz h a l i n e . Kaderleri l n• l l l 1

iotik sigara i ç m e salon u n u n oyma! ı lambrilerinin ve elekt­

r l l l l �öm i n e n i n sarı ve kırmızı ışıklarının altındaki yüksek kollu

lı ıl koltuğun m inderine g ö m ü l m ü ş olan Bayan Clark'ın başı l l l l kçe daha öne düşüyor; neredeyse çenesi dekaltesine değe· ı � Hahibe Vigi lante'ye bovli ng topunu b u l up b u lmadığını · ıı ı ıyor. 1 07


Rahibe kafası n ı hayır anlam ında sallıyor. Kol saatin i n üstü vurarak, "Gü n l ü k tan kırk beş dakika . . . kırk dört dakika son

'f• "Bay Whittier şimdi eve gitmeme izin vermeniz gerekiyor. . . " liyt• ekliyor.

ağıracak" diyor. Baya n Aksırık öksürüyo r -uzun, gürültülü ve hırıltılı bir rük bu- ve neşelenmemek için kendimizi zor tutuyoruz. Bir veya kapsül çıkarmak için elini cebine atıyor ama e l i boş çı Rahibe Vigilante izin isteyip merdivenlerden lobiye in ordan da yatağına doğru giderken her adımda küçülüyor, ta siyah boyal ı saçlarının tepesi gözden kaybolana kadar.

Dirseğiyle iftira Kontu'nu dürten Yoldaş Huysuz. "Ben sana '"' dedim? işte bak" diyor. Kanlı örgünün en üst kıs m ı n ı işaret dı • ıek, "Şimdi yüz gerdirme izini görebilirsin" diyor.

Ve Leydi Çöpçü öldü. Rahibe Vigilante b i r parmağını

l ı ydi'nin boyn u na koyduktan sonra bunu söylüyor. Rahibe'n i n

ı r 11 makları n a kan bulaşıyor. 13u noktada geleceğimize yön verildi. Geleceğimiz belirlendi.

Amerika Güzeli'miz bir yerlerdeki kapı koluna eğilmiş, kil

lltt bizim öğle yemeği biletimiz olacak; insanlara masum bir

açmaya çalışıyor. Çalışmayacağı n ı bildiğimiz bir yangın alarmı

ııı• •.ın ı n intihar etmeye mecbur bırakılışına nasıl şahit olduğu­

basıyor.

ıııııt.u anlatacağız ve Leydi Çöpçü ' n ü n kenar mahalle gezmesiy-

Peder Tanrısız sağ olsu n .

1· Ilgili h i kayesi ni de buna ekleyeceğiz. Kocas ı n ı n trajedisini.

iftira Kontu'nun kayıt cihazı n ı n kırmızı ışığı yanıyor. A i

ı tı,ırılan Brezilyalı petrol varisi n i . Canavar yaratma fikri n i n canı

Ve b i r kat aşağıdan bir çığlık duyuluyor. Bir kad ı n ı n

·

Fitneci video kamerasını bir gözünden ötekine geçirip duru

llt'nneme. Burada sadece etrafımıza bakmamız yeter. Dikkat

·

ı tıa•miz. /\ji'ln Fitneci kameras ı n ı n vizöründeki görüntüyü geri sar­

feryadı. Rahibe Vigilante'nin slsi bize hemen aşağıya i n söylüyor. Ayağı b i r şeye takı l m ı ş . Leydi Çöpçü. Yeni bir leke. Parmakları bir bıçağı kavram

ltı ırak Leydi Çöpçü'nün sahnede h i kayesini a n i atış ı n ı izliyor. l··�ı.ır ve tekrar anlatıyor.

Lob i n i n mavi halısına bulaşan. kendi kanından kara b i r göl

ı<uklamız. Konumuzun olayı.

Ir ı i ra Ko nt u kayıt cihazı nı geriye sardırıyor ve Ra hibe

ortasında yatıyor. Uzun, siyah saçları yüzünün b i r yan ı ndan dotanıyor ve kü mantas u n u n yakas ının içine girerek kayboluyor. Ancak en

tııll.ınte'nin çığlığını tekrar tekrar duyuyoruz. t ı.ıpağa n ı m ız.

Vt• camdan ateşin sarı-kırmızı ışığında Bay Whittier, "Demek

basamağa vardığımızda, onu sahici boyutlarında gördüğüm de, dolanan siyah saçın kan olduğunu anlıyoruz. Yüzünün

lıı tdiden başladı . . . " diyor.

yanındaki kaskatı olmuş saçın ı n altında kulağ ı n ı n b u l u n dığın ı fark ediyoruz. Sere serpe yattığı yerde kırmızı ve pem dolusu e l i n i ileri doğru uzatm ı ş ve istridye-bu lamacının o da sahte şömi n e ışığıyla parlayan inci bir küpe var. Avc.unda pembe kulağın yanında merhum kocası n ı n elması duruyor.

" l lııy Whittier?" diyor Bayan Clark. 1 l . ı i n i m i z , efendimiz, şeytan ı m ız, bize işkence ettiği için •

vlp Laptığı mız Bay Whittier iç çekiyor. Leydi Çöpçü ' n ü n cansız

ı ılıınine bakarken titreyen, sarsılan, zangırdayan ellerinden ı lt lııl kaldırıp ağzını kapatıyor ve esniyor.

Hepimiz merdivenlerin başında durmuş, Leydi bakarke n , o gülümsüyor. Bize bakabilmek için kafasını d yor ve "Çok kan . . . kaybediyorum . . . " diyor. Solgun yüzüyle el rinden akan kan ardında bir iz b ı rakarak sonsuzluğa uza muş gibi görünüyor. Parmakları gevşiyor, bıçak h a l ı ya düşü 1 08

M!idire Tekzip cansız bedene bakarken kollarındaki kediyi

1 ııyor; tekir kızılı kedi tüyleri havada uçuşarak her yere konu''

1 \, ı ı ones Frozbit ve Kontes Basiret bedenin yanı n a diz çöküt ıı /\�lamıyorlar ama gözleri öyle açı l m ı ş ki, gözbebeklerinin 1 09


çevresindeki beyaz kısım tamamıyla görünüyor; kazanan biletine bakarken gözleriniz n a s ı l görünürse tıpkı öyle. Aziz Bağırsaksız, cansız bedene bakarken g ü m ü ş rengi poşetten kaşık kaşık soğuk spagetti yiyor. Her kırmızı ısı damlayan sosta kedi tüyü var. Bu, ö n ü m üzdeki üç ay boyunca bize karşı o l a n bizim ka olduğumuz biz. Tekerlekli sandalyesinde oturan Bay Whittier merdivenleri tepesinden bizi izliyor. Yanındaki iftira Kontu kağıt ve k a l aynatarak n ot l a r a l m aya devam ediyor.

Ticari Sırlar

Titrek parmağını ileri uzatan Bay Whittier, "Sen b u n u yazı musun?" diye soruyor. Gerçeğin kendisine özgü versiyonundan başın ı kaldırın Kont kafasını evet a nlamında s a l lıyor. "Öyleyse . . . bize bir h i kaye a n lat" diyor Bay Whittier. "Ateş başına dön" diyor ve titreyen e l i n i çevirerek ekliyor: "Lütfe n ! " Ve iftira Kontu gülümsüyor. Bloknotunun b i r sonraki tem sayfasını açıyor ve kaleminin kapağını kapatıyor. Kafasını kaldı bakıyor ve "Yan-Komşumu.ı-Dann!J isiml i televizyon p hatırlayan ınız var mı?" diye soruyor. Sesini alçaltıp, kalı rarak, "Bir g ü n . . . " diyor. "Bir gün köpeğim çöpten a l ü minyu folyoya sarılı b i r şey yedi . . . "

İ f t i r a Kontu i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

Bir filmin golasından b i r hafta önce diyor Kont, "sırada bekleyen şu insanlar." O insanlara sırada beklemeleri için para veriyorlar. 1ftira Kontu sahnede, t ek elini havaya kaldırmış, rlinde bir kôğıt var; beyaz kôğıt yüzünü kapatıyor. Gerisinde mavi bir takım elbise ve kırmızı bir kravat var. 1 aba ayakkabı lar. ı lO

ıı1


Kaldırdığı elinin bileğinde altın bir saat; üzerinde "Tebrikler" yazıyor. Sahnede spot ışığı yerine, bir surat yerine, kôğıda yansıtı lmış 72 puntoluk bir başlık var: Yerel Muhabir Pulitzer Ödülünü Kazandı.

"Yaratılmasına yardımcı olduğu cıltın buzağı ları yok etmek, bir gazetecinin hem hakkı hem de görevidir" diyor.

Bu başlığın gerisinden Kont, "O insanlar hayatlarını sırada bekleyerek geçirir ... " diyor. Yaz boyu gişe yapan bir filmden öbürüne. Film stüdyoları bu sözümona hayran çocukları o şehir senin bu şehir benim dolaştırır. Bilimkurgu filmlerinden, süper kahraman fantezilerine. Her hafta yeni bir kasaba, yeni bir mo tel, (.. tapıyormuş gibi yaptıkları yeni bir 13 yaş sınırı olan film. Bariz ev yapımı görünen o yaldızlı taklit kostümleri, Kostüm Departmanı yapar ve kargoya verir. Tüm çabalar yerel medya gerçek bir haber sanıp atlasın da bedava reklam olsun diyedir. İnsanların bu filmi ne kadar çok sevecekleriyle ilgili güvenilir bir tantana yaratmak içindir. Harcanan tüm bu vakit ve paraya "izleyiciyi yemlemek" denir. Gömleğinin cebinde her kelimeyi kaydeden kayıt cihazının küçük kırmızı ışığı yanıp sönüyor._ Kont, " Kim daha aptal?" diye sorarken. Hayata yeni bir anlam katmayı reddeden muhabir mi? Yoksa bunu isteyen, bir yabancının kelimeleriyle sunulmuş bu anlamı kabul etmeye hazır bekleyen okur mu? Sesi kôğıdın gerisinden duyulan İftira Kontu, 112

1 13


l ıl ı odada, çelik bir masanın yanında durmuş, köpeği ensesinde­ li ıll'risinden tutmuş, kalp kurduyla ilgili bir şey söylüyor. Telefon rehberinde onu ararken köpeğim ölecek diye ağla­ ııı.ıkLan gözlerim açılmıyordu. Yine de adı oradaydı: Kenneth

\Illit ox, Veteriner Hekim. ismini bir şekilde sevmiştim. Bir rılwpten. Kurtancım.

K uğunun Son Ötüşü

�imdi köpegin kulaklarını arkaya çekip içine bakarken genç­ lif l ıastalığıyla ilgili bir şey söylüyor. Beyaz önlüğünün göğüs ·•lılnde işlemeyle "Dr. Ken" yazıyor. Scsi bile eski günlerden ya n kılanıyor sanki. "iyi ki doğdun" ıı kısını söylerken duydum o sesi. Beyzbol maçlarında "Birinci ııııış!" diye bağırdığında. 1\u o. eski dostum ama boyu çok daha uzun; gözkapaklan l ı ınorarmış ve sarkmış. Gıdısı çıkmış. Dişleri biraz sararmış ve ı ı lı•ri de olması gerektiği kadar parlak mavi değil. "iyi görünü­ , ,, · diyor.

Ilim diye soruyorum "Köpeğiniz'' diyor. Kcl kafası n a ve mavi gözlerine bakmaya devam ederken,

tlı ıt>de okula gittiniz?" diye soruyorum. {'tı lifornia'da bir üniversite söylüyor. Adını hiç duymadığım l ıı nkul. i ll'n küçükken o da küçüktü ve biz birlikte büyüdük. Skip ' lıııılcı bir köpeği vardı ve bütün yaz yalınayak dolaşıp balık m falyaya sarıl ı bir ir gpn köpeğim çöpten alüm inyu geçmek zorunda kal yedi ve b i n dolarlık X ışını ndan çöp ve kırık cami alan ki Oturduğum apar tman ı n arkasında e. herh angi bir yerd i dolu. insan ların arabaları nı park ettiğ z göletleri var. veya köpeği zehirieyebilecek a ntifri iner, eski bir Kel kalmış olma sına rağm en veter çocuğa. Çocukluğurnun benz i yor. Birlikte büyüdüğüm bir Çenesind eki çu kuru, var. şü gününde görd üğüm bir gülü ki iki dişin in arası önde . nund aki çilleri, heps ini tanıyorum lıyorum. hatır ığını boşluğu kullanarak nasıl ıslık çald or. Beyaz fayan stan Şimd i burada köpe ğime iğne yapıy

B

1 14

ıııt ıı ıııya veya ağaç ev yapmaya giderdik. Ona bakarken soğuk bir -'lı•den sonra mükemmel bir kardan adam yapışımızı ve büyü-

1 ıııl ll'c;i n i n bizi mutfak penceresinden izleyişini hatırlıyorum. l ı ı ı ı ıı y ?" diyorum. Vı· o gülüyor. /\ynı hafta bir editöre onunla ilgili b i r hikaye anlatıyorum. 1 1 1 1 1 , yani milyonlarca yıl önce televizyondaki Yan-Komşumuz, •ıllllllt isimli dizideki Danny rolünü oynayan çocuk oyuncuyu ı

ı l bulduğumu. Birlikte büyüdüğümüz Küçük Danny şimdi l ı• ı l ı ıer. Gelişmekte olan banliyölerden birindeki bir sitede

ı ıvnr Çimini kendi biçiyor. Bu o; kel, orta yaşlı. biraz tombul ı ı5


ve görmezden gel in e n haliyle Danny. Sönmüş bir yıldız. Mutl u ve iki yatak adalı bir evde yaşı

ııılı lcsi Vicodin ve Prozac dolu b i r halde karavanda ölü b u l u n�

tıliıo.;ını okumak istiyor. Acı yoksa, diyor editör, h i kaye de yok.

yor. Gözleri n i n kenarında g ü l rnekten ol uşmuş çizgiler var Kolestrol ü n ü dengelemek için hap k u l l a n ı yor. İlgi odağı olduğu onca y ı l m ardından kendi s i n i biraz ya l nız h issett i ğ i n i i l k baştan

G ü lrnekten göz kenarları kırışmış olan mutlu Kenny W i l cox 11i ınaz. l·:ditör, "Wilcox'un b i lgisayarında çocuk pornosu b u l . Evi n i n ı l l ından cesetle( çıksın. O za man h i kayen o l u r işte" diyor.

i t i ra f etti. Ama mutlu.

En önemlisi de Dr. Ken kabul etti. E l bette röportaj yapacak

Gazete n i n Pazar eki için m i n i k b i r profi l .

Bunları a n l attığım editör tükenmezkalem in u c u n u kulağına sokup kulak kirini eşeliyor. S ı k ı lmıştan d a beter görünüyor.

Editör, okurların doğuştan ş i r i n ve yetenekli o l a n , televizyo na çıkarak b i r servet kazan m ı ş ve ş i m d i mutlu b i r hayat s ü ren b i r i n i n h i kayesini okumak istemediğini söylüyor. Hayır, i n s a n l a r m u t l u son istemiyor.

insanlar Babam Için B i r Oda'daki küçük çocuğu oynayan ve kendini vura n Rusty Hamen· okumak istiyor. Veya Nine VI Profesörde oynayan ve parkın çitine ken d i n i asan ş i r i n çocuk Trent Leh m a n ' ı . Aile ilişkileri'nde Buffy'yi oynayan ve Bayan Beasly adındaki bebeğine sarılıp Los Angeles tarih indeki en fazla uykU ilacı n ı içerek doz aşıınından ölen küçük Anissa jones' u. insanların istedikleri bu işte. Nasıl ki. yarış a l a n larına araba ların kaza yap ı ş ı n ı izlemek için gidiyoruz, burada da sebep aynı

Almanların dediği g i b i : "Die reirr.ste Freude ist die Scfıadenfreude imrendiğimiz i n sa n l ar acı çektiğinde sevincin en katışıksızını yaşarız. Sevincin e n içten h a l i n i . B i r l i m uz i n y a n l ı ş yöne saparak

tek yönlü b i r yol a tersten girdiğinde duyduğumuz türden bir sevinç.

Veya P inky olarak b i l inen :·Küçük Yaramaz" )ay S m i t h , La Vegas'ın dışındaki çölde bıçaklanarak öldürüldüğün de. Farklı Vuruş/ar'daki küçük kız Dana Plato tutuklandığın cia Pla(dbo(d'a çıpl a k poz verdiğinde ve bi.r sürü uyku hapı içtiğind

duyduğumu z sev i n c i n aynı s ı n ı . Süpermarkette s ı ra bekleyen, kupon biriktiren v e yaşianan

insanların gazete a l masını sağlayan başlıklar b u n l ar işte.

İnsanların çoğu, Sekiz Yeter'deki güzel kız Lani O'Grady'nln

ı 16

Aynı editör, "iyisi mi söz ettiklerimizle beraber onun ölüsünü

l ıtıl" diyor. nir sonraki hafta köpeğim antifriz göletini yaladı. Köpeğime

�Ip adını vermişti m, Yarr.�Komşumuz�Dann(d'deki küçük Danny' n i n lı\p('ği ni n a d ı . Ben i m Skip'im de aynen televizyondaki gibi

l ıı y:ız üzeri n e s iyah benekliydi ve kırmızı bir tasması vardı.

/\ntifrizin tek tedavisi köpeği n midesinin yıkanmasıdır. Sonra

ı ı ı l l lesi köm ü r parça l a r ı n ı n ısıtılmasıyla elde edilen karborıla lııldurulur. Bir damar b u l u n u r ve köpeğe etanal şırınga edil i r. llı\l ııekl eri yıkayıp temizlemek için saf i s p i rto. Köpeği , yani l ır•lıc'ği mi kurtarmak için o n u ölümüne sarhoş etmem gerekiyor. ilıı da , "Elbette, röportaj yapmak i ç i n gelecek hafta uygundur"

llyı•rı Dr. Ken'i ziyaret etmek a n la m ı n a geliyor. Ancak hayatının 1 11 � de heyeca n l ı olmadığı konusunda beni uyarıyor. Ona . bana güvenıne s i n i söylüyorum. Güzel yazı yazmak. sıra� l1111 gerçekleri a l ı p o n l a rı seksi b i r şekilde sunmak demek. Hayat

lti i nyen

için endişe etme, diyorum ona, benim i ş i m bu.

llugü n l e rde iyi bir h i kaye i ş i nden faydalanabi l i r i m Son b i r­

I tı, yıldır serbest çalışıyorum. Eğlence sektörüyle i lg i l i yazılar ı

ıtıı ıcık işinden kovulduğumdan beri. İyi paraydı, gazeteci ola­

ı � ıcyahatlere • çıkmak, film l a n s m a n l a r ı n ı aktarmak, esneme­

lıJı•k için kendini zor tutan. basından b i r masa dolusu i n s a n la

!ılı Il i m yıldı z ı n ı paylaşmak.

ı ·ı ı m galaları. Yeni a l bümler. Kitap lansmanları. Sabit bir iş tl 1 '1 t vardı a m a yanlış b i r fikir beyan ettiğin i z anda h ızlı para

l ı 1 1 ı ıdığı nız b u işten anından kovu luyordunuz. Bir fil m stüd� ı ı .ıı perakende teşhir i la n ı n ı geri çekmekle tehdit ediyordu ve lıı 1k 1 ıs pokus- makaleniz yok oluveriyordu.

1 17


B i r keresinde insanları uyarmaya çalıştığım için şimdi mete· liksizim. B i r film içi n , insanların paralarını başka bir şeye harca·

malarının daha iyi olabileceğini yazdım ve beni kap ı n ı n önüne koydular. Yaz sezonunda vizyona giren ve şu gençlerin kesilip

biçildiği korku filmlerinden biri ve arkasındaki güç yüzünden gazetedeki ö l ü m ilanlarını yazabiirnek için yalvarır hale geldim.

Fotoğraf altlarını yazmak için. Herhangi bir şey yazmak için. iskarnbil kağıtlarından bir ev yapıp da onu yıkmamak düpe·

Ken'in banl iyödeki küçük evinde tozlu kupalar, parlak resim­ h•ı ve devletin verdiği ödüllerle dolu bir cameka n olacağını sanı­ yıııdum. Çocukluğundan yadigar. Öyle bir şey yok. Kazandığı l f l 1 n parayı bankaya faize yatırmı ş . Evinde kahverengi halılar, l ıııyalı duvarlar ve pencerelerdeki çizgi l i perdelerden başka bir

ı • y yok. Ve pembe faya nslı bir banyodan başka.

Ona biraz Kırmızı şarap doldurup konuşmasına izin veriyo­

l l l ı ı ı . Ona biraz durmasını söyleyip, anlattığı her şeyi kelimesi

düz sahtekarl ıktır. Bütün o y ı l ları hiçbir şey biriktirmeden, sadece bir yanılsama yaratarak geçirirsiniz. Bir insan eviadını

�ı•llmesine yazıyorm u ş gibi yapıyorum.

çamaşırlarını ortaya dökers i n iz. Kadınların bayıldığı yakışıklıyı götüne gerb i l tıkarken gösterirsiniz. Komşu kızı n ı n ağrı kesici·

ııyrırlamam. Kenny'nin sahne ışı klarından. otopsi masasına

Ve o haklı. Hayatı . yaz sezonunda tekran verilen siyah beyaz

film yıldızına dönüştürerek. Asıl ödeme günü ise anlaşmanın en sonundadır. Sonra altlarındaki sandalyeyi çekiverirsin iz. Kirli

ı lltller kadar sıkıcı. Öte yandan. benim yazdığım h ikaye zaten harika. Benim

lerden kafayı bulmuş vaziyette dü kkan soyduğunu ortaya çıka rırsınız. Tanrıça n ı n , çocukların ı tel askıyla dövdüğünü.

ılı•l(•de masumiyet i n i bi rçok televizyon yöneticisiyle kaybetti .

Editör hakl ı . Ken Wilcox da öyle. Hayatı. kimsenin satın ala cağı bir röportaj değil. Röportajdan önceki bir hafta boyunca internet'te sörf yapa rak hazırlanıyorum. Eski Sovyetler Birliği'nden dosyalar indiri yorum. işte size farklı bir çocuk yıldız: Yaşlı ve şişko adamların

ıltıindn hikayesinden ibaret: Danny olmak için verdiği müca­ •ı ıonsorları mutlu etmek için para karş ı l ığı cinsel oyuncak haline ııı l l rildi. Zayıf kalabilmek için uyuşturucu kullandı. Ergenliğin lın�.IRngıcını ertelernek için. Bütün gece uyumadan peş peşe ı ı•l·imler yapmak için. Hiç kimse, arkadaşları ve ailesi bile uyuş­ ı ıııııcu bağıml ılığının ve ilgi çekmeye olan sapkın ihtiyacının ııı• boyutta olduğunun farkında değildi. Kariyeri sona erdikten ı ı t mı bile. Veteriner hekim olması bile kolay yoldan sağlam

şeyini emen. tüyü bitmemiş Rus öğrenciler. Maym unlar fından götleri sikilen, henüz adet görmemiş Çek kızlar. Tüm bu

11yıı�turucular bulmak ve küçük hayvanlarla seks yapmak içindi.

dosyaları i n ce b i r co'ye kaydediyorum. Başka bir gece. Skip'e tasmasını takıp bizim semtte uzu

l ııoıny sona erdikten sonra yaşamaya başladığ ı n ı n altını daha

bir yürüyüşe çıkmayı göze alıyorum. Ceplerimi plastik sa viç poşetleri ve küçük kağıt zarflarla doldurup eve dönüyo

Kare katlanmış a l ü mi ny u m folyolarla. Percodan'larl OxyContin'lerle. Vicodin' lerle. Taş kokain ve eroin ampul leriyle

rum.

Ken W i l cox daha ağzını bile açmamışken on dört bin kel l i k bir röportaj hazırlıyorum. Karş ı l ıklı oturmadan önce.

Kc n Wilcox daha fazla şarap içtikçe, asıl olarak Yan-Komşumuz­ 1 ı L ı çiziyor. Sekiz sezon boyunca küçük Danny Bright olmak ıııı .ık ikinci s ı n ı f anılarınız ne kadar gerçek görünürse o denli ı•ıı,<'kti. Birbiriyle bağlantısı olmayan flu görüntülerdi sadece. l lıoı g ü n , her diyalog sadece b i r sınavdan geçene dek akl ı n ızda l i i l l ıı�unuz b i r şeydi. Iowa eyaletin i n Heartland kasabasındaki ı ,lı ın çiftlik evi göstermelikti. Pencelere asılı danteli i per­ lı lı•ı in gerisinde sigara izmaritlerinden oluşan görünür bir

Yine de bozuntuya vermemek için ses kayıt cihazıın ı yanıma alıyorum. Bloknotumu da yanıma a l ı p , m ü rekkebi kurumuş kaç kalemle not tutar gibi yapıyorum. İçine şırıngayla Vicodin

pl .llk vardı. Danny'nin büyükann e s i n i oynayan aktris karş ı l ı k l ı

Prozac e n jekte ettiğim bir şişe kırmızı şarap getiriyorum.

l tl l l l ı üğünde salyadan çok cin vardı.

118

•,ı ı ı ıdıkları sahnelerde tükürerek konuşurdu. Tükürüğü sterildi:

1 19


Şarabından bir yudum alan Ken Wilcox artık hayatının çok daha önem l i olduğunu söylüyor. Hayvanları iyileştirmenin Köpekleri kurtarmanı n. Her yudumda konuşması teker teker söylediği ve aralarında gittikçe daha uzun boşluklar bıraktı�ı kelimelere dönüşüyor. Gözleri kapanmadan önce Skip 'in nasıl olduğunu soruyor. Köpeğim Skip'in. iyi, diyorum, Skip gayet iyi. Ve Kenny Wi lcox. "iyi. Bunu duyduğuma sevindim . . . " diyor. G ülümserneye devam ederken uykuya daldığı sırada silahı ağzına sokuyorum. "Mutluluğun" kimseye faydası yok. Silah biri n i n üstüne kayıtlı değil. Elim eldivende, silah onu ağzında, parmağı da tetikte. Küçük Kenny koltuğunda çıpl vaziyette oturuyor; sikine yemek yağı bulaşmış ve televizyon da eski dizisinin videosu 0ynuyor. Olaya son noktayı koyacak olan ise bilgisayarı n ı n sabit diskine yüklenmiş çocuk pornosu Becerilen çocu kların resimlerinin çıktıları a l ı nmış ve yatak sı nın duvarlarına yapıştırılmış. Ağrı kesicilerle dolu poşetler yatağının altına tıkıştırılm Eroin ve sert kokain, şeker kutus un un içine saklanmış. Bir gün içinde. Kenny Wilcox'u seven dünya ondan etmeye başlayacak. Küçük Yan-Komşumuz-Danny çocuk! muzun ikonu olmaktan çıkıp canavara dönüşecek. Benim uyarlamamda o son gece, Kenneth Wi lcox s i l havada salladı. Kimsenin kendisini umursamadığını haykı Dünya onu kullanıp atmıştı. Bütün gece içki içip hap yuttu ölmekten korkmadığını söyledi. Benim uyarlamamda, ben gittikten sonra öldü. Bir hafta sonra h i kayeyi sattım. Dünyanın dört bir yanı da m i lyonlarca hayranı olan çocuk yıldızın son röporta j ı Komşusu intihar kurbanı n ı n ölüsünü bulmadan bi rkaç önce yapıl m ı ş röportaj ı . Bir hafta sonra Pul itzer Ödülü'ne aday gösterildim. Birkaç hafta sonra da ödü l ü kazandım. Ödül sadece iki bi 1 20

dııl.ırdı ama önemli olan uzun vadede kazanacağım paraydı. ı ı ık gelen işleri reddetmeden geçirdiği m bir günüm bile yok. l ı ııısilcim bana gelen teklifleri topluyor. Hayır, sadece dikkat ı ı•fı•n, çok para kazandıran işleri alıyorum. Büyük dergilerin f ı p.ık h i kayeleri bunlar. U l usal okura seslenen. Artık adım Kalite demek. Makalede adı m ı n geçtiği satır l ıı ıflru luk demek. Adres defterime bakarsanız içinin film afişlerinden tanıdığı­ l l l isimlerle dolu olduğunu görürsünüz. Rock yıldızlarının isim­ lı l lylc. Ve çok satan yazarların. Dokunduğum her şeyi Meşhur • diyorum. Apartman dairesinden çıkıp, Skip'in rahatça koşabi­ lı ı ı•�i bahçeli bir eve taşındım. Bahçemiz ve bir yüzme havumuz 11 Hir tenis kortumuz. Kabiolu televizyonumuz. x ışınları ve 1 ıı lıon gazından kalan bin dolar borcumuzu ödedik. ı .lbette, kabiolu yayındaki kanallardan birini açınca Kenneth Vl lıox' un bir canavara dönüşmeden önce yüzünde cinli tükü­ ıllhlt•rle ı s l ı k çalarak beyzbol oynadığı o küçük h a l i n i gör­ ııır•k mümkün. Ve Küçük Danny'i köpeğiyle birlikte lowa'nın ! lı ıJı liand kasabasında ya l ı n ayak gezinirken. Onun müşterisi lıııl hayaleti beni m h i kaye m i n h ayatta kalm asın ı sağl ı yor. lı ı ıı1ıılar çok mutlu görünen o küçük çocukla ilgili ben i m gerçel ı l l l öğrenmiş olmaktan çok mutlular. '/ Jie reirıste Freude ist die Scfıaderıfreude." l l tı hafta köpeğim bahçeyi kazıp çıkardığı sağanı yedi. 1 \0tün veteri nerleri arayıp onu kurtarabilecek biri n i b u lmaya ıl ı•,.ıyorum. Artık benim için para sorun değil. Bedeli neyse ıı lı•yubi 1 i ri m . � flpeğimle birlikte harika bir hayatımız var. Çok mutluyuz. l ı ll'lon elimde rehberi karıştın rken bebeğim Skip son nefesini ı lyor.

121


1. 2 3. 1\ 5 6. 7 8. 9. 10 l l 12 13 l 4.

<

15 16. 17 l 8. 19 20.

2l.

s

ondan başlayalım" diyecekti Bay Whittier. "Konu n u n sonunu deşifre etmekle başlayalım " diyecekti. Hayatın anlamını . Birleşik alan teorisini. Büyük bilinmey eni. 24 . Hepimiz Binbir Gece Masallar ı galerisin de oturuyor olacak tık; küf lekesi olmuş ipek yastık ve m inderlerde bağdaş kurup oturacakt ık. Üzerine oturduğun uıda çıkan hava. kirli. çamaşırla r gibi kokan sanda lye ve koltuklard a. Hiç gün ışığı almadığı için asla solmayan . mücevhe r renklerin e boyanmış , yüksek ve yankı yapan kubbenin altında, her birinde kı rmızı, mavi veya porta kalrengi bir ampul bulunan ve desenli pirinç kafesleri n i n geri sinden parlayan pirinç lambalar ın arasında oturan Bay Whittier '2.2

23

1 22

lvl.ır poşetlerinden çatırtılı sesler çıkaran, avuç dolusu kuru' ı ı ı ı ı� bir şeyler yiyecekti. " l laydi büyük, büyük sürprizi söyleyip işini bitirelim" diye' �ll. 1 >ünya, diyecekti, büyük b i r makinedir. Büyük b i r işleme tesil Ilir fabrika. Bu, sizin önemli cevabın ızdır. Önemli hakikattır. Ilir taş pe;dah makinesi düşünün, içi su, taş ve çakıl dolu Plyctte yedi gün yirmi dört saat dönüp duran bir tambur. lılı ıdekileri eze n . Dönüp duran. Çirkin taşları perdahlayarak ı lı �!'ıli taşlar haline getiren. işte bu, dünya. Dönmesinin sebebi l ııı lliz taşız. Ve başımıza gelenler -dram ve acı ve mutluluk ve ıvıı);; ve hastalık ve zafer ve istismar- bizi aşındıran su ve kum. lllll t•zen. Güzel ve parlak olmamız için bizi perdahlayan. 1\.ıy Whittier size böyle söyleyecekt i . (', ım gibi d ü z olan Bay Whittier'ımız. Acıyla cilalanm ış. Cilalı , p.ırlak. t,' clişkileri bu yüzden severiz diyor. Nefret etmeyi severiz. 1\lı •.tıvaş ı bitirmek için başka bir savaş açarız. Fakirliği ortadan l ıldırmalıyız. Açlıkla mücadele etmeliyiz. Mücadele ederiz, ıııı•ydan okuruz, yeneriz, yok ederiz. lıısanoğlu olarak i l k emrimiz şudur: Ilir şey olması gerekir. n.ıy Whittier ne denli haklı olduğunun farkı nda değildi. l lrıyan Clark konuşmaya devam ettikçe, biz bunun Diodati llLısı olamayacağını daha da iyi a n l ıyorduk. Frankenstein'·ı yazan ıvı ı ı n u n annesi de babası da yazard ı: Politik Adaletsizlik ve Kadın 1 /ıı�·lurırıırı Korunması adındaki beyin takımı kitaplarıyla ünlü ılııııı� iki profesör. Davet edilmedikleri halde deva m l ı evlerine ııı�o ıy.ın zeki insanlar vardı. Akıllı kitap kurtların ı n düzenlediği bir yazlık partisinde değillll l l:ıyır, bu binadan çıkarabileceğimiz e n iyi h i kaye, nasıl lı,ıy, ıt ta kaldığımız olurdu. Deli Leydi Çöpçü'nün kederli kolla­ l i l l l lt.da nasıl öldüğü o l u rdu . Yine de bu hikayeni n bile yeteri ı u l. ı 1 iyi olması gerekiyord u . Yeteri kadar heyecan verici olması. 1 23


Yeteri kadar korkunç ve tehlikeli olması. Öyle olduğundan emin olmalıydık

Bay Whittier ve Bayan Clark dırdır etmekle meşgu ldü. Bize

karşı sert o l m alarına ihtiyacımız vardı. pataklayıp dövmeleri gerekiyordu.

H i kayemiz için bizi

Can ı m ızı sıkmalarına ihtiyacı m ız yoktu. "Dünya barışı için yapı l a n konuşmaların hepsi" d i yecekti Bay Whittier, "yalandır. Güzel m i güzel bir yalan." Savaşa devam etmek için b i r bahane daha. Hayır, savaşmaya bayı l ıyoruz. Savaş. Açlık. Veba. B u n l a r bizi kısa yoldan aydınlanmaya götürür.

"Dü nyayı düzeltmeye çalışmak" derdi Bay Wh ittier, "çok, çok genç bir ru h u n işidir. Herhangi b i r i n i kendi payına düşen sefa Jetten kurtarmaya çalışmak."

' Savaşı oldum olası sevdik. s lıvaş var; çünkü biz b u radayız ve bunu bilerek doğuyoruz. Ve hastalıkları da seviyoruz. Kanseri Depremleri seviyoruz. Bay Whittier d ünya dediğimiz bu ! u na parkta orman yangınianna bayıldığımızı söylüyor. Petrol sızıntı !arına. Seri cinayet işleyen kat i l lere. Teröristleri

seviyoruz.

Hava

korsa n la rı n ı .

D i ktatörlerl

Sübyancıları.

Tanrım, televizyondaki haberleri n a s ı l da seviyoruz. Uzun vı açık bir mezarın yanında s ıraya girmiş, yeni b i r i n faz mangası tarafı ndan vurulmayı bekleyen i n sanların res i m l e r i n i . Ca n l ı bir bomba tarafından kanlı parça l a ra ayrılmış s ı radan insanların haber dergil e r i n deki parlak fotoğraflarını. Otobandaki zincirle me kaza larta ilgili radyo bültenleri n i . Toprak kaymaların ı. Satan

gemileri.

Havada telgraf çekiyormuş gibi görünen titrek e l leriyle Bay Whittier, "Uçakların düşmesini seviyoruz" diyecekti. Çevre kirli l iğine tapıyoruz. Asit yağm urlarına. Küresel ısın maya. K ı t lığa. Hayır, Bay Whittier'ın hiçbir fikri yoktu . . . 124

Vtındal Dükü, içinde kökü yenir bitkiler b u l u n an tüm poşet-

1• ıl buldu. içindeki d i l imlenmiş kök bitkilerin oyun taşları kadar l ı ıı ııyup takırdadığı tüm gümüşrengi Mylar poşetle r i n i . /Vi.iz Bağırsaksız içinde domuz veya tavuk veya dana eti olan

l ıfll !In poşetlere b i r delik açtı. Et asla sindiremediği bir şeydi .

N i l rojen gazıyla ş i ş i r i l m i ş t ü m Mylar poşetleri içindeki yiye' 1 be göre tas n i f edil m i ş ve kahverengi o l u k l u m u kawadan l ı l l l!lara yerleştirilm işti. Üzerinde "Tatlı" şablonu o l a n kutular­ I ı, kurutulmuş sukabağ ı n ı n içinde takırdayan çekirdekler gibi ı .kr çıkaran kuru kurabiye poşetleri vardı. Üzerinde "Aperitif" ılılonu o l a n kutularda dondurularak kurutu l m u ş tavuk kanatl ı ı ı , kuru kemikler gibi takırdıyordu.

ıjişmanlama korkusu yüzünden Amerika Güzeli üzerinde 1 ıılı" şablonu o l a n bütün kutu l a r ı b u l d u ve Kat i l Aşçıba ş ı ' n ı n ıyııı.ı bıçağın ı kul l a n a rak bütün poşetlere delik açtı.

l •l • ı rabı m ızı hızlandı rmak için. K ı s a yoldan aydınlanmamız

i ll i l � l r del i k ve ardından nitrojen dışarı sızıyordu. Bakteriler ve

lıııvıı içeri doluyordu. I l ı k ve n e m l i havayla taşınan ve Bayan 1 .ıı ık'ı öldüren küf sporu, gü m ü ş rengi poşetlerdeki tatlı ve ��� domuz eti n i , çiftlik üret i m i kalkan balığını ve makarna

ılıılasını yiyerek ürüyordu. Alan Fitneci bütün krep süzetleri i m h a etmek için lobiye

ıvı-;:ınadan evvel etrafta kimse o l madığından emin old4.

Kontes Basiret az m i ktarda kişniş içerme i h t i m a l i olan tüm

ı ll i ! I Oşrengi poşetleri bıçaklamak için lobiye sıvışmadan önce

lıııı foitneci' n i n gittiğinden e m i n o l d u .

l ll!pimiz sadece nefret ettiğimiz yiyecekleri bozuyorduk. I li n b i r Gece Masalları galerisinde arka ayakla r ı n ı n üzerine 1 ılk.ırak ö n ayaklarıyla tavana destek olan fil şeklinde oyul­ ııııı•,. i:llçı sütunların altında bağdaş kurmuş, b i r avuç kuru taş

ı •.opayı d i ş leriyle kütürdeterek ezen Bay Whittier. "Gizliden

!•liye ev sahibi takımdan desteğimizi esirgerneyi seviyoruz" l l yı'< ekti. lıısanlığa olan desteğimizi de. Bize karşı biz. Siz, kendinizin

l ı ıı l ı. ı n ı s ı n ız. 125


'Siz kalıcısınız ama hayat geçici" diyecekti Bay W h ittier. "Bir

Savaşı seviyoruz; çünkü buradaki işimizi bitirmenin tek yol bu. Ruhlarımızın d ünyadaki, yani büyük işleme istasyon

lıııı.ıparka gidip de sonsuza dek kalmayı ümit edemezsi n iz."

i ş i n i bitirmesinin tek yolu. Taşı perdahiayan tambur. Tek yol acı, öfke ve çelişkiden geçiyor. Sonrasında ne olduğunu bilm iyoruz.

l layır, biz sadece ziyaret ediyoruz ve Bay Whittier bunu bili­

yııı Ve burada acı çekmek için doğmuşuz. "Bunu kabullenebilirseniz" diyor, "dünyada olup biten her

"Doğduğumuzda pek çok şeyi un utuyoruz" diyor.

ı yi kabullenebilirsiniz."

l�in acı am a komik yanı ise. bunu kabullen irseniz bir daha

Doğmak, bir binaya girmek gibi. Dışarıyı gösteren pencere olmayan bir binaya kendinizi kilitliyorsunuz. Ve herhangi

ı ıl ı l acı çekmeyecek oluşunuzdur.

binada yeteri kadar kaldıktan sonra dışarısının neye benzediğ

Acı çekmek yerine kendinizi eziyetin kucağına atars ı n ız. ı ıdrın keyif alırsınız.

unutuyorsunuz. Ayna olmasaydı kendi yüzünüzü de u nuturdu Galeride otururken, sürekli bir kişinin eksildiğini fark

1\rıy Whittier ne den l i haklı olduğu n u n farkında değ i l d i .

yorm uş gibi görünmüyord u . Hayır. içinde yeş i l biber olan tü

o akşam bir ara, Katil ,Aşçıbaşı hala e l i n d e tuttuğu kemik

Mylar poşetlerini yok etmek için birisi aşağı kata sıvışırken, Whittier konuşup duruyordu. İşte olanlar böyle oldu. Herkesin planının aynı olduğu hiç kimse b i l miyordu. Hepirrıiz çıtayı biraz olsun yükse istiyorduk. Bizi kurtaracak olan ekibin bizi. çeşit çeşit gömülmüş, sadece sıkıntı ve gut hastalığından mustarip halde bulmaması için e l i m izden geleni yapıyorduk. Acı ama hayatta kalmış olan bizlerin Bay Whittier'ın bizi rehin ald zamankinden yirmi kilo fazlası olmasın diye. El bette hepimiz neredeyse kurtarılacağımız ana kadar ve(eCeK.W

IVIl ına bıçağıyla salona girdi. Bay Wh ittier'a baktı ve "Çamaşır

ııııtkl nesi bozulmuş. Art ı k gitmemize izin vermen gerekiyor . . . " 1

! lay Whittier kafasını kaldırıp bakt ı ; ağız dolusu Tetrazzin i ı ı ı ı i U kurumuş h i ndiyi çiğnemeye devam ederken, "Makinenin ııı •,1 varmış?" diye sordu. Ve Katil Aşçıbaşı diğer e l i ndeki. bıçağı değil de, boşlukta sal­ l ııııın bir şeyi havaya kaldırdı. " Ü mitsiz rehinelerden biri elektrik

1 ılılosunu kesmiş . . . " dedi. ı >bje elinden sarkarak boşlukta sallanıyordu.

yiyecek bırakmak istiyorduk. Gerçekten hiçbir şey yemeyip

Ondan sonra elbiselerimizi yıkayamadık. Para kaynağımız

ka ldığımız ve acı çektiğimiz o son b i rkaç güne kadar. Tekra

ılııı ık h i kayemize bir konu başlığı daha! ı

aniatımda bu sü reyi birkaç haftaya uzatabi l i rdik. Kitapta. Filmde. Televizyon içi n yapılacak m i n i dizide. Yoldaş Huysuz' u n , "Ölüm Kampı Elmacık Kemikleri" o adlandırdığı şeylere sahip olacak kadar aç kalacaktık Yüzün ne kadar girintili çıkıntılı ol ursa diyor Amerika Güze l i , _ televiz yonda o kadar iyi görü n ü rsünüz. Bakteri üretmeyen o poşetler öylesine kalındı ki soym bıçakları. aşçıbaşı bıçakları. satırları. fileto bıçakları ve et kesme makaslanndan birini ödünç alabilmek için hepimiz Katli Aşçıbaşı'na yalvarıyorduk. Ayı kapanı çenesiyle Kayıp Halka hariç; o. dişlerini kullanıyord u . 1 26

lı•c ll

O anda Bay Whlttier iniedi ve parmaklarını pantolonunun

lı lı n• soktu. "Bayan Clark?" dedi. Parmakların ı kemer i n i n altın­ ıl ıli bir noktaya bastırdı ve "Artık, bu acımaya başladı. . . " diyerek ı

l l ı ı ı iPsi n i tamamladı. l<'ı•sik elektrik kablosunu havada saliayarak Bay W hittier'ı

1 Jı.yen Katil Aşçıbaşı, "Umarım kanserdir" dedi. Pı� rmakları hala pantolonunun içinde olan ve Arap tarzı ı .l ıklarına gömülen Bay Whittier belinden bükülerek başını ll lı·ıi n i n arasına sokuyor.

ı \,ı yan Clark bir adım öne çıkarak, "Brandon?" diyor. 1 27


Ve Bay W hittier dizleri göğsüne çekili vaziyette yere ka i nl iyor. Fi l mdeki bu sahneyi ancak kırmızı ve mavi renklerdeki i halısının üzerinde sahte acıyla kıvranan bir film yıldızı yabilir ve hepimiz kafamızda bu sahne için şunu not ed "Brandon ! " Bayan Clark. Bay Wh ittier' ı n ipek yastıkların arasına d düğü Mylar poşetini almak üzere yere çömeliyor. Gözleri tin üzerindeki şablon yazının üzerinde hızlıca geziniyor ve Brandon" diyor. Hepimiz kameranın gerisindeki kamera n ı n gerisindeki ka ra olmaya çalışıyoruz. Kod lanan son hi kaye. Gerçek. Bu sahnenin gelecekte çekilecek film ve televizyon için lacak mini dizi versiyonunda hepimiz ünlü güzell i k kraliçesi rise şöyle demesi için koçluk yapıyor olacağız: "Aman Ta Brandon! Ah. ıstırap içindeki sevgili tatlı isa ! " Bayan Clark görebilmesi i ç i n poşeti Bay Whittier'a d uzatıyor ve "On akşam yemeği öğününe eşit m i ktarda h i yedin . . . " diyor. "Neden?" Ve Bay Whittier inl iyor. "Çünkü" diyor. "ben hala çağındaki bir çocuğum . . . " Gelecekteki versiyonunda güzellik kraliçesi ağlıyor: "i parçalanıyors u n ! Patlayan bir apandisit gibi infilak edeceksi Fi lm versiyonunda Bay Whittier çığlık atıyor; gömleği, şi göbeğ i ni sımsıkı sarıyor ve o, tırnaklarıyla düğmelerini rak açıyor. işte o anda gergin teni , kaçan naylon çoraplar yırtılmaya başlıyor. Kırmızı kan, hava del iğini temizleyen balina nasıl su fışkırtırsa aynı şekilde. dümdüz yukarı fış maya başlıyor. izleyic i n i n çığlı k atmasına sebep olacak bir fıskıyesi. Gerçekte gömleği bi raz daralmış gibi görünüyor. E lleri kemeri ni çözüyor. Pantolonunun en üstteki düğmesini açı Bay Whittier osu ruyor. Bayan Clark bir bardak su uzatıyor ve "Brandon al. Biraz diyor. 1 28

Vt• Aziz Bağırsaksız. "Su vermeyi n . Onu daha çok şişirir" lı i' \ 1 1\ııy Whittier vücudunu, midesi kırmızı-mavi h a l ı n ı n üzerinde • ı l lı•ne dek döndürüyor. Alıp verdiği her nefes bir köpeğinki ılıi lı ızlı ve kesik kesik. lliyaframı yüzünden" diyor Aziz Bağırsaksız. Midesinde ıl l·,lcyen yemek şimdiden nemi emerek ince bağırsağın lı iJiııi tıkıyor. Yukarı doğru şişen on öğünlük Tetrazzini usulü lltııı ll. diyaframına baskı yaparak ciğerlerinin nefes almasına ı 1�·ı•l oluyor. Aziz Bağırsaksız bun ları söylerken elindeki gümüşrengi ı ı�ı I l en bir avuç dolusu kuru bir şey yemeye devam ediyor. ı ı ı ıında hem çiğniyor hem de konuşuyor. lı,t>ride olabilecek bir başka şey ise midenin çatiayarak karın • lıı�unu kan. safra ve şişen hindi eti parça larıyla kirletmesi l ıl ıll lr. incebağırsaktan bakteri yayılıyor olabilir. Bu da peri­ l ııill ı•. diyor Aziz Bağırsaksız, yani karın duvarının enfeksiyon 1 ı p 1 ı ı ısı na yol açabilir. ı ı l ın versiyonum uzda Aziz Bağırsaksız uzun boylu ve düzgün 1 1 1 1 1 1 ıılu; kalın çerçeveli bir gözlüğü var. Gür ve dağılmış saçları ı1 lııcebağırsak ağzı ve peritonit derken göğsündeki stetoskop ıll.ııuyor. Ağzı da dolu değil. Filmde elini ileri doğru uzatıyor, l l l l ll açıyor ve "Neşter!" diyor. .

ı .ı·ıçek-bir-hikayeden-alınma olan versiyonda su kaynatı­ ııı ıJ. Bay Wh ittier'a birkaç kadeh kanyak ve ısırması için bir ııı ıııı veriyoruz. Aziz Bağırsaksız'ın alnını m i n i k bir süngerle lı ı �ı·n. bir saat gürült ü l ü bir şekilde tik tak, tik tak, t ik tak diye ılı ıyor. 1 (' 1 O adamı kurtaran asil kurbanlar. Tıpkı zava l l ı Leydi lı ır O'nün rahat etmesine yardım ettiğimiz gibi. ı ,ı•ıçekte, öylece duruyoruz. Osuruğunun kokusunu uzaklaş­ ııttıık içi n elimizi sallıyoruz. Belki de Whittier'ın bu sahneyi il oynayacağını, ölüp ölmeyeceğini düşünüyoruz. Gerçekten lı ylınclmene ihtiyacımız var. Karakterlerimizin ne yapacağını vlı•Yl'Cek birine.

1 29


Bay Whittier sadece i nliyor ve e lleriyle vücu d unun yan taral !arına vuruyor. Bayan Clark onun üzerine eğiliyor. Göğüsleri olduğundan daha büyük ve korkunç görünüyor ve "Onu odasına götürmek için biri bana yardım etsin . . . " diyor. Kimse yardım etmek için yerinden kımıldamıyor. Onun ölmesine i h tiyacımız var. Bayan Clark'ı hikayenin yeni kötU karakteri yapabi l i riz. Sonra Amerika Güzeli konuşuyor. Gömleğinin etek kısmı pan tolonundan çıkmış, kemeri aşağı kaydığı için iç çamaşırı n ı n !as tiği görünen Bay Whittier' ın yüzüstü duran şişkin karnma doğrU adım atıyor. Amerika Güzeli onun yanında duruyor ve ayakkabı sıyla Bay Whittier' ı n karnının davul gibi geri lmiş yanına küt diyt bir tekme atıyor. Sonra da. "Şimdi söyle bakalım. şu lanet olası anahtar nerede?" diyor. < Bayan Clark kolunu büküp di rseğiyle Amerika Güzeli'n vuruyor ve onu adamın bedeninden uzaklaştırıyor. Bayan Clark "Evet, Brandon. Seni b i r hastaneye götürmemiz gerek" diyor. Bay Whittier kendi usulünce bunu yaptı. Bize anahtarı verdi Midesi içeriden yırtılmaya başladığı için karın boşluğu kani doluyor, kurutulmuş h i ndi parçacıklan s u . kan ve safrayı emdik çe genişliyor ve karnı hamileymiş gibi görünecek kadar şişiyor Göbek deliği, küçük bir parmak gibi kaskatı şekilde dışarı fırl ıyor Bunların hepsi Ajan Fitneci' n i n kamerasının ışığında meyda na geliyor; Ajan bunları Leydi Çöpçü'nün ölüm görüntülerinin üzerine kaydediyor. Dünkü trajik olayın yerini bugünkü alıyor. iftira Kontu içinde aynı kaset olan kayıt cihazını iyice yak laştırıyor ve bu korkunç olayın bir öncekinden beter ol masını diliyor. Bu an. hayalini kurmaya bile cüret edemediğimiz bir döntim noktasıydı. Hayatlarımızı nakit para kadar değerli kılacak bır giriş sahnesi düğümü. Bay Whittier'ın yarılarak açı lması. ünlü biri, ü n l ü bir otorite olmak için şahit olacağımız b i r olaydı Leydi Çöpçü'nün kulağı gibi. Bay Whittier'ın karnının yarılarak açılması da bizim biletimizdi. Boş bir çekt i . Pasoydu . 1 30

l lepirniz bunu emiyorduk. Olayı içimize çekiyorduk. Tecrübeyi tııdlrerek h ikayeye çeviriyorduk. Senaryoya. Satabileceğimiz bir ' Vl'

lltısınçla birlikte diyaframı sönünce kabak gibi görünen karnı lılııt/. indi, bi raz düzleşti. Yüzünün nasıl göründüğüne. ağzının Il liı l i geriterek açıldığına, daha fazl a hava alabilmek için dişleri­ ııl ııHsıl sıktığına baktık. Daha da fazla hava için. ''lnguinal herni" dedi Aziz Bağırsaksız. Ve hepimiz daha kolay lı ıl trlayabilmek için bu kelimeleri içimizden tekrarladık "Sahneye . . . " diyor Bay Whittier; yüzü tozlu halıya gömülmüş. l ı ı i O rn ü oynamaya hazırım . . . lııguinal herrı i . . . Bu kelime hepimizin kafasında yankılanıyor. 1 1 1 1 dakikaya kadar yaşanan olayların hiçbir esprisi yoktu. Bir ıı.ını, geri zeka l ı n ı n kandırılarak bir binaya hapsedilmesinin. l lı,lıuşı gaza gelir ve kaçarız. Bu hiçbir işe YARAMAZ. '1\ıbiat Ana şimdiden pirinç zilli gerdanlığını çıkarıp, ona giz­ lh ı• biraz su getirmeyi planl ıyor. Müdire Tekzip, Cora Reynolds'ı onun odasının önünden • ı,lılyormuş gibi yaparken su dol u büyük bir sürahiyi gizlice ıılıı ;• ına sokmayı planlıyor. Kııyıp H a l ka bütün gece boyunca parmak uçlarına basa­ ı ıl llay Whittier'ın soyunma odasın a girdiği n i ve adam güm liyı• patlayana dek boğazından aşağıya bardaklar dolusu su lu ı•t ı l ltığını hayal ediyor. "Lütfen Tess" diyor Bay Whittier. "Yatağa gitmeme yardım lı•ı misin?'' Vt• hepimiz aklı m ıza not düşüyoruz: Tess ve Brarıdorı. gardiJ,Jarı� "

IIIIIIIZ.

!'ııbiat Ana ayağa kalkmasına yardım ederke n , "Çabuk. sah­ rıı yı• üşüyorum" diyor Bay Whittier. tımacağımız versiyonda o zaten bir ölü. Kötü adamlardan lılıl ölecek ve onun dişi versiyonu geri kala n ı m ıza öfkesi ne 1 ıı l ı ı r şiddetliyse o kadar işkence etmeye devam edecek. Metres lı ıı Lıizi esir tutacak. Yiyecekten mahrum edecek. Pis paçavra­ l ıl Hlymeye zorlayacak. Biz o nun masum kurbanları o lacağız. ı31


Aziz Bağırsaksız ayağa kalkıp kolunu Bay Whittier'a dol Tabiat Ana yardım ediyor. Bayan Clark bir bardak suyla on! takip ediyor. iftira Kontu, kayıt cihazıyla. Ajan Fitneci, vi kamerasıyla. "Bana güvenebil i rs i n " diyor Aziz Bağısaksız. "insanın organlarıyla i lg i l i istemesem de çok şey öğrendim." Bayan Aksırık, sanki ölmesine hala ihtiyacımız varmış avcuna öksürüyor. Bayan Aksırık, buranın müstakbel hayaleti Koluna sıçrayan tükürüğü silen Yoldaş Huysuz, "i diyor. "Plastikten bir baloncukta falan mı yetişti ri ldin sen?" soruyor. Ve Bayan Aksırık, "Eh, öyle sayılır" diyor. Çöpçatan yorgun olduğunu ve uyuyacağ ı nı söyleyerek istiyor. Ve kalorifer kazan ı n ı sabote etmek üzere alt bodru sıvışıyor. Bunu tahmin etmiyor ama Vandal Dükü zaten bu ondan önce davrandı. Geri kalanımız Binbir Gece Masalları kubbesi n i n altında, lekeli ipek yastık ve minderierin üzerinde oturuyoruz. usulü hindi yemeğinin gümüşrengi boş poşeti h a l ı n ı n duruyor. Oymalı fil sütunların orada. Hepimiz kafamıza şu cümleyi kazıyoruz: İnsan iç organla ilgili isternesern de çok şey öğrendim . . . Ve hiçbir şey olmamaya devam ediyor. Daha çok hiçbir olmuyor. Ta ki geri kalanımız bacaklarımızı uzatıp elbiselerim · ki tozu e l i m izle silkeleyene dek. Oditoryuma yönelirken Whittier'ın son sözlerini duymayı dil iyoruz.

E roı yon

Bay W h i t t i e r i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

Moğara adamıyken yaptığımız hataların aynısını diyor Boy Whittier, "hôlô yapıyoruz." ı 7te bel ki de bu yüzden bırbirimizle kavga etmemiz, lıırbirimizden nefret etmemiz V�" birbirimize işkence etmemiz ... llny Whittier tekerlekli sandalyesini cıhnenin kenarına itiyor, lekeli elleri ve kel kafasıyla. l'brsümüş yanakları aşırı büyük gözlerinden, lıtığulu, sulu-gri gözlerinden sarkıyormuş gibi görünüyor. Uıırun deliğine bir halka takılmış,

1 32

1 33


CD çalarının kulaklığı ise tütsülenmiş et gibi görünen boynunun kıvrım kıvrım katiarına dolanmış.

Sahnede spot ışığı yerine, siyah beyaz bir fragman Bay Whitti�r'ın kafasında orduların resmi geçidini gösteren haber filminden bir duvar kağıdı var. Ağzıyla gözleri, yanaklarında gezinen botların ve süngülerin gölgesinde kaybolmuş. "Belki de hayatın anlamı çile ve ıstırap çekmektir" d' Dünyanın bir işleme tesisi, bir fabrika olduğunu Taşları cilalayan bir tambur düşünün: Su ve kumla dolu, dönen bir davul. Ruhunuzun çirkin bir taşJ bir çeşit hammadde veya doğal bir kaynak, ham petrol, maden cevheri şeklinde bunun içine atıldığını düşünün. Ve tüm çatışmalarla acılar, bizi ovalayan, ruhumuzu cilalayan, bizi saflaştıran, bize öğreten ve her yaşamda bizi son halimize getiren aşındırıcılardır. Sonra tekrar tekrar onun içine atlamayı seçtiğinizi, çünkü bu ıstırabın dünyaya gelmek için yegane sebebiniz olduğunu düşünün. İncecik çene kemiği için sayıca çok fazla görünen dişleri, çürümüş horozibiği gibi görünen kaşları, ardına kadar açılmış yarasa kanadı gibi kulakları ve gölge orduların resmi geçit yaptığı yüzüyle Bay Whitt· "Tek seçenek var, hepimizin edebiyen aptal oluşu" diyor. Savaşlar yapıyoruz. Barış için savaşıyoruz. Açlıkla savaşıyoruz. Savaşmaya bayılıyoruz. l l l

L..---- --- --

Silahlarımızla, çenemizle ve paramızla savaşır da savaşırız. Ve gezegen bizden önceki halinden asla bir adım ileri gitmiş değil. Makineli tüfekleri ve tankları ve toplarıyla orduların haoer filmeleri yüzünden, suratında kımıldayan dövmeler varmış gibi görünürken t>ne eğilip iki eliyle birden tekerlekli sandalyesinin kolçaklarını yakalayan Bay Whittier şöyle diyor: "Belki tam da yaşamamız gerektiği gibi yaşıyoruz." Belki de fabrika gezegenimiz ruhlarımızı işliyor ... hem de ... gayet iyi.

1 35


Köpek Yaşı

B a y WfıiiUer'dan B i r H i

B

u melekler kendilerini melek gibi görürler. Bu merh simsarları . Zengin kocaları , iyi genetikleri, düzgün dişleri ve ciltle Tanrı ' n ı n plan lamış olduğundan çok daha fazla güzelliği b araya toplamışlardır. Erge nl i k çağındaki çocukları okulda olan evde-oturan annelerdir bunlar. Evde oturan ama ev işi yap yan. Ev h a n ımı olmayan. Kesinlikle eğitimli ama çok zeki olmayan. Tüm zor işler için yardım a lırlar. Konusunda uzman kişile çalıştırırlar. Yanl ı ş temizlik tozunu kullanırlar ve granit tezgahları veya kalker zeminleri beş para etmez hale gelir. Yanlış sonucu peyzajlan yanar. Yanlış renk boya sonucu tüm it 1 36

t l ıiıları, yatırımları zarar görür. Çocuklar okulda. Tanrı da ofi­ lııdeyken. meleklerin boşa ha rcayacak bütün bir günleri vardır. Işte o yüzden buraya gelirler. Gön ü l l ü olarak. Çok önemli herhangi bir şeyi berbat edemeyecekleri bu ııll'. Emekiiierin bulunduğu bir merkezde, kitaplarla dolu el ıı.ıbasını gezdiri rler. Yoga ile kitap gruplannın arasında. Bir ı•, lılar evine Cadılar Bayramı süsleri asarlar. Çok yaşlı kimseleı lı ı bakıldığı tüm hastanelerde onları, bu canı sıkılan melekleri l ıııl.ıbi l i rsiniz. Özel yapım düz taba n i t ayakkabıları İtalyan marka olan bu ıııı•lckleri. Çocukları okul sonrası gittikleri futbol veya bale kur­ ı ı ı ıclan dönene dek boşa harcayacak iyi niyetleri ve sanat tarihi lı•H•celeri ve uzun öğleden sonraları olan melekleri. Çiçekli yaz­ ltı t'ibiseleri n i n içinde güzel görün e n , temiz saçları at kuyruğu ıpılmış olan melekleri. Ve gülümseyen. Gü lümseyen. Gizlice l ı.ıklığınız her an. l ler hastaya söyleyecek güzel bir sözü olan. TuvaJet masası­ ıııı koyduğunuz geçmiş olsun kartlarından ne hoş bir koleksiyo­ ıııı .,,ıhip olduğunuza i l işkin yorum yapan. Ve pencere önündeki ılsılarda ne hoş Afrika menekşeleri yetiştirdiğinize i lişkin. nay W hittier bu melek kadınlan seviyor. Koridorun sonundaki lekeli, kel, yaşlı Bay Whittier için l.l ! rııa şöyle derler: Yatağ ı n ı n başucuna yapıştırdığı, karanlıkta 1 ıı ı ı l.ıyan butt-rock· konserleri n i n posterleri ne hoş. Kapının lı'llttrına dayadığı rengarenk kaykay ne hoş. Yaşl ı Bay Wh ittier, patlak gözlü, cüce Bay Whittier. "Sallanan ı•y ııedir hanımlar?" diye soruyor. Ve melekler gülüyorlar. Cenç olma hevesindeki bu yaşlı adama gülüyorlar. Kalbinin lırr denli genç olması çok hoş. lıılernette sörf yapan, tatlı . budala Bay Whittier, snowboard l• ' it-! ı leri. Hip-hop CD'leri. Ve siperini baş ı n ı n arkasına çevirdiği 1 l ' . keliyle, tıpkı liseli çocuklar gibi. 111111 rock: 70' l e rin sonundan günümüze dek devam eden. genellikle uzun saçlı ve

1 ıl i .ıkı lı

dört erkekten kurulu grupların yaptıgı, sert ve kadınlarla ilgili sözleri olan 1 müzik türü. (ç.n.)

1 37


Okuldaki ergen çocukları nın eskiden kalma birer versiyonu onlar. Fingi rdemeden edemiyorlar. Sesi çok açık olduğu için dinlediği kafa saliatan rock m üziği , ters şapka l ı ve lekeli kaf<ı sına taktığı kulaklıklardan dışarı taşan bu ada m ı sevrneden edemiyorlar. Tekerlekli sandalyesi n i koridora park etmiş olan Bay Wh ittier e l i n i açıp avcunu yukarı kaldırıyor ve "Çak baka l ı m . . . " diyor. Ve yanından geçmekte o l a n t ü m gönü l l ü h a n ı mlar eline vuruyor. Evet, lütfen. Melekler doksan yaş ı n a aynen bu şekilde girmek istiyorlar: H a l a hayat d o l u . Yeni trendlere açık. Ş u anda hisse' tikleri gibi fos i lleşmiş bir şekilde değil . . . Pek çok açıdan bu yaşlı ada m , otuz veya kırklarındaki gönül l ü lerin her birinden daha genç görünüyor. Bu orta yaşlı melek ler, onun yan veya üçte biri y�şında. Bay Whittier'ın tırnakları siyah o j e l i . Tekerlek kadar geniş, yaşlı adamlara özgü burnunun deliğinde gümüş bir halka var M u kawa terlik içindeki ayağı n ı n bileğine yapılmış dikenl i tel dövmesi göze çarpıyor. Hantal bir kurukafa şeklindeki yüzüğü bol geldiği için , sert ve küçük b i r sopa parçası g i b i görünen parmağında takı rdayıp duruyor. Bulan ık-katarakttı gözleri n i kırpıştıran Bay Whittier, "Lise mezun iyet töreninde flörtüm o l m aya n e dersiniz?" diyor. Ve meleklerin hepsi kızarıyor. Tehlikeli olmayan b u komik v� yaşlı adama kıkırdıyorlar. Tekerlekli sandalyedeki kucağına otu ruyorlar; belirgin kaslı, özel o larak çalıştırı l m ı ş uylukları, onun

keskin , kemikli dizlerine yaslan ıyor. Meleklerden biri n i n g ü n ü n birinde hisleri n i açığa vuracak olması gayet normal. Gönü l lülerden biri Bay Whittier'in .ne harika ve genç bir ruhu olduğu konusu ndaki hislerini başhem ş i re veya hastabakıcıyla paylaşacak. Hala nasıl da hayat dolu olduğuyla i lg i l i .

O a n d a hemşire dönüp bakacak, gözlerini kırpıştırmayacak. ağzı bir dakika açık kalacak, bir şey söylemeden önceki o sessıı 1 38

ı k l n bir dakika boyunca ağzı açık kalacak ve sonra, " E lbette

W'IIÇ biri gibi davra n ı r . . . " diyecek.

Melek, "Hepimiz o n u n gibi hayat dolu kalmal ıyız" diye karılık verecek. Canlı. O n u n gibi enerjik. Çok neşeli. nay Whittier tam bir i l h a m kaynağı. Bunu hep söylerler.

13u merham t melekleri. Bu yardım melekleri. 13u salak mı salak melekler.

Ve hemşire veya hastabakıcı, "Hepimiz öyleydik . . o kadar , ıu•rjiktik" diyecek. Uzaktaşırken ekleyecek: "Onun yaşındayken."

O yaşlı değil. Işte gerçek hep böyl e açığa çıkar. 13ay W hittier progeria hastası. Gerçek şu ki, o on sekiz yaşın­ lı ı, yaşlılıktan öl mek üzere o l a n b i r ergen. Hekiz milyon çocuktan birinde Hutchinson-Gilford progeria ı�ndromu görülüyor. Larni n A proteinindeki genetik b i r hata ı ıııucu bu kişilerin hücreleri parça lanmaya başlıyor. Normalin ndi katı h ızlı b i r şekilde yaş i a n m aianna sebep oluyor. iç içe ır ı, miş dişleri ve koca kulakları, damarları görünen kafatası ve p.ıı lak gözleriyle erge n l i k çağındaki Bay Whittier' i n bedeni I 26 � 11J ında gösteriyor. nay W h ittier buruşuk e l i n i havada sal layarak meleklerin , ııdlşesi n i uzaklaştım ve hep şöyle der: "Benim köpek yaşına ıl ı l ' yaşlandığı m ı söyleyeb i l i rsiniz." Ilir yıl sonra kalp rahatsızlığı yüzünden ö l m ü ş olacak. Yirıni / ı l'1 ına bile basmadan yaş l ı l ı ktan ö lecek. Hundan sonra melekler b i r süre orta l ı kta gör ü n m ezler. ı ıı·ı�·ek şu ki, b u çok üzücüdür. Bir oğlan, belki de kendi çocuk­

ı ı ı ı ı ırlan b i l e genç olan bu oğlan b i r bakımevinde yapayalnız ılflınü beklemektedir. Bu oğla n h a l a hayat doludur ve yalnızca ı•vı csi ndeki insanlardan -yan i ondan- yardım dilemektedir, çok �111; olmadan. nu kadarı çok fazladır. ı ıu melek her yoga dersinde. her Veli Öğretmen Derneği top­ l t l l l ısı nda, ergen lik çağındaki çocukları gördükçe ağlamak istiyor. ! 39


Bir şeyler yapması gerek. Geri geliyor ama eskisi gibi gülümsemiyor. Ona, "Anlıyoru diyor. içeriye gizlice bir pizza sokmuş. Yeni bir video oyu n u . dilek t u t k i gerçekleştirmene yardım edeyim" diyor. Bu melek tekerlekli sandalyeyi yangın çıkışından onu l unaparka götürüyor. Veya al ı şveriş merkezinde çıkıyorlar. Ergen l ik çağındaki bu yaşlı, tuhaf adam ve onu a n nesi olacak yaştaki güzel kadın. Paintball oynarken kendisi delik deşik etmesine izin veriyor; renkli boya lar meleğin saçla nı mahvediyor. Onun da tekerlekli sandalyesi n i . Lazer oyun da dalış yapıyor. Güneşli ve sıcak bir günde tüm öğleden sonra oğlanın yarı çıplak ve buruşuk bede ni ni n yarı s ını su kaydıra n ı n tepesi n e tekrar tekrar taşıyor. Şimdiye kadar kafası hi ç gü�l olmadı diye oğl u n u n zu sından esrar çalıp Bay Wh ittier' a"' çubuğu kullanmayı öğreti Muhabbet ediyorlar. Patates cipsi yiyorlar. Melek, kocasının artık karİyerinden başka bir şey düşün olduğun u söylüyor. Çocukları ise büyüdükleri içi n ondan u !aşmaya başlamışlar. Aile parçalanıyormuş. Bay W . ise kendi ailesinin geçinernediğini söylüyor. Bakmal gereken dört çocukları daha varmış. Bakımevinin masrafları karşılamanı n tek yolu onu vesayet altına almakmış. Daha rasında ise her geçen gün o nu daha az ziyaret eder olmuşlar. Hafif bir gitar baladı eşliğinde bunları anlatan Bay W. aği maya başlar. Gerçekleşmesini en çok istediği dileği birini sevmektır Gerçekten sevişmek. Bakir olarak ölmemek. Tam o anda, esrardan kızarmış gözlerinden yaşlar .a devam ederken şöyle der: "Lütfen . . . Bu yaşlı ve buruşuk oğlan çocuğu bumunu çekerek deva eder: "Lütfen bana Bay diye hitap etmekten vazgeç!" Melek on u n kel ve lekeli kafas ı nı okşarke n , o, "Adım Bra der. Ve bekler. "

1 40

Ve o da söyler: Hrandon. l�lbette, bunun ardından, düzüşürler. O , nazik ve sabır l ı . Hem Meryem, hem fahişe. Uzun ve yogay­ m iş bacaklarını , bu çıplak ve buruşuk gulyabaniy e • l ı 1ckillen ''. 1yor. o. hem s u nak hem kurban . n u leke l i . damarlı v e yaşlı ten i n yanında h i ç olmadığı kadar llll'l görünüyor . O, tükürükler saçarak üzerinde t itrerken kendi­ ııı lıiç bu kadar güçlü hissetmem iş olduğunu fark ediyor. Ve, lanet olsun. bir de bakir olmasaydı ne olacaktı acaba? r1ı•,yoner pozisyonun da başladı. sonra kadın ı n bir bacağın ı lı ıv.ıya kaldırarak şeftatiyi yardı. Sonra kadının iki bacağını da lı. ıv.ıya kaldırdı ve bileklerini sımsıkı tutup, nefes nefese kalmış

ııl 111 yüzün ü n iki yanına yasladı.

Tanrı yogadan razı olsun. Vlagra-sertliğiyle kad ı n ı n arkasına geçti. köpek sti l i nde q ıl ı , hatta şeyini çıkarıp kad ı n ı n götüne sokmaya bile çal ıştı , 1 ı � 1 kadın ona d u rmasını söyleyene dek. Kad ı n ı n can ı yanınıştı Vı k.ıfası güzel olmuştu; ama bacaklarını kafasının arkasından lı ıv.ıya kaldırmaya çalışınca parlak ve sahte melek gülüşü geri ı ı ldi i \ütün bunlardan sonra boşaldı. Kadının gözlerine. Saçlarına. yerde duran · ıııd.ın sigara istedi ama yoktu. Yatağın yanında ona ikram ama doldurdu dumanla içini ateşleyip aldı. ıılıııgu i l ıH'di. Melek giyindi, çocuğunun çubuğun u ceketi n i n altına sakladı. , qıı� yapış olmuş saçiarına bir eşarp bağladı ve gitmek üzere � ıpıya yöneldi. Koridora açılan kapıyı aralarken, Bay Whittier arkasından , llll ıyor musun. daha önce hiç kimse bana saksofon da çekme­ ıli " d iyordu. 1\ndın odadan çıkarken , o gülü msüyordu. G ü l ü msüyordu. ı ı.ıha sonra arabasını sürerken kadı n ı n cep telefonu çala­ �� ı ı Arayan, kölelik, daha sıkı uyuşturucular. oral seks isteyen 141


Whittier olacaktı. Ve en n ihayetinde melek ona, "Yapamam . . diyecekti. "Brandon . . . " diyecekti kadına. "İsim Brandon." Kadın, Brandon diyecekti. Artık onu görmesinin m olmadığını söyleyecekti. işte bu noktadan sonra kadına yalan söylediğini itiraf cekti. Yaşı konusunda. Telefondaki kadın , " Progeria değil misin?" diyecekti. Ve Brandon Whittier. "Ben on sekiz yaşında değilim" diyecekti On sekiz yaşında değildi ve bunu ispatlayacak doğum fikası vardı. O n üç yaşındaydı. Şimdi artık reşit olmayan birin ırzına geçmekten suçluydu. Ama yeteri kadar nakit para karşılığında durumu polis ispiyonlamayabilirdi. O n bin karşılığında o da çirkin bir keme dramına katlanmak zorunda ka1mazdı . Birinci sayfa

"Lobideki halının üzerindeki lekelere bakın" dedi. "Lekelerin ıııll ı ırı ve bacaklan olduğunu görebil iyor musunuz?" Gönül l ü hanımlar gibi biz de, yaşlı bir adamın bedenindeki �1\ı,;llk bir çocuk tarafından tuzağa düşürülmüşt ük. Yaşlılıktan 1l ıııc•k üzere olan on üç yaşındaki bir çocuk tarafından. Ailesinin l"'tıdlsini terk ettiğine ilişkin kısım doğruydu. Ancak Brandon �lıı t lier'ın artık yok sayılıp yapayalnız bir şekilde ölüme terk

dildiği falan yoktu. (Jstelik, melekleri peş peşe kafeslediği gibi , bu onun i l k lı lll'yi d e değildi. Biz onun i l k kabayları değildik. V e o lekeler­ l•�ıı biri onu ele geçirmek üzere geri gelmediği sürece sonuncu l ı olmayacağımızı söyledi bize.

şetleri ne. Hayatı boyunca yaptığı hayır işleri ve yatırımlardan geriye yalnızca koca bir sıfır kalacaktı. Sırf küçük bir çocuk hızlı bir düzüşme yüzünden. En kötüsü de, artık bir sübya olduğundan, hayatının sonuna dek nerede olduğunu bildirm gereken bir seks suçlusu olacaktı. Belki boşanıp çocuklarını bedecekti. Reşit olmayan biriyle cinsel i l işkiye girmenin kes! olarak beş yıllık hapis cezası vardı. Öte yandan o, bir yıl içinde yaşlılıktan ölecekti. On bin, haya tının geri kalanı için ödenecek küçük bir bedeldi. On bin ve b ir de belki eski günlerin hatırına küçük bir oral seks . . . Sonuç olarak kadın elbette parayı ödedi. Hepsi ödediler Tüm gönüllüler. Melekler. Hiçbiri bir daha bakımevine adım atmadığı için biibiriyle de karşılaşmadı. Her melek kendinin tek olduğunu sanıyordu Aslında sayıları bir düzine, belki de daha fazlaydı. Peki y a para? Para birikmeye devam etti. Ta ki Bay Whittler çok yaşlanıp, yorgun düşene ve sadece düzüşmekten canı sıkı lana kadar. 1 42

1 43


ı. 2. 3. 4. 5 6

7. 8. 9. lO

l l J 2. ı 3.

)

1 4. 15 16 1 7. 1 8. 1 9. 20 21. 22. 23. 24

S

abah bir kadın çığlığıyla başlıyor. Kad ı n sesi, çığlık. Rah Vigilante'ye ait. Bağınşların arasında, tahtayı yumruk bir elin sesini duyabilirsiniz. Ahşap bir kapının çarptığını çerçevesinden oynadığını duyabilirsiniz. Sonra tekrar bir çığ! Rahibe Vigilante, "Hey Whittier!" diye çığlık atıyor. Rah Vigilante, "Siktiğimin gün doğumunu kaçırdın . . . " diye Sonra yumruk. vurma sesi. Odalarımızın, kulisteki soyunma odalarımızın önündeki dor karanlık. O nu n ötesindeki sa h n e ve aditaryum da karanlı Hayalet ışığı hariç her yer zifiri karanlık. Her birimiz kalktığımız gibi elbiseleri mizi kavrıyoruz; bir mi uyuduk yoksa bütün gece m i , bilemiyoruz. 144

l l.ıyalet ışığı, sahnenin ortasındaki bir direğe takılı olan çıp­ l ıl lıir ampul sadece. Gelenekiere göre, bu ışık tiyatro boş ve 1 ıı.ıııl ıkken hayaletlerin içeri girmesini engelliyor. l lııy Whittier elektrik bulunmazdan önceki t iyatrolarda haya­ l ı ı•, ığın em niyet subabı vazifesi gördüğünü söyleyecekti . Gaz ıli ında dalgalanma olursa. mekanı patlamaktan korumak için ıılılvn çakarak da ha da parlak yanarmış. ı ler iki şekilde de hayalet ışığı iyi şans demekti. lı1 ki bu sabaha kadar. l llıi öncelikle çığlık uyandırıyor. Sonra da koku. l .\•ydi Çöpçü'nün kenar mahalle gezmesi yaparken büyük ıp vcırillerinin dibi nde bulabiieceği kara pisliğin tatlı kokusu ı ııı ıd,ı Çöp kamyonu n u n , arkasındaki yapışkan. vıcık vıcık ağzı­ , ııı kokusu. Yutulmuş köpek boku ve bayat et kokusu. Beraber ıwnıniş, yutu lmuş ve sıkıca paketlenmiş. Evyenin altında ılyı•ıek kara bir çamur haline dönüşmeye başlayan çürük pata­ lı•ı l n kokusu. ı tıkuyu almamak içi n nefesimizi tutuyoruz; kapılardan çık­ -ıı,ı� ve karanlığın içinde, tüm çığlıklara doğru kara n l ık koridor­ l ııı Hllınek için yolumuzu el yordamıyla buluyoruz. llıırada geceyle gündüz bir yargı meselesi. Şimdiye dek Bay lıl l l lcr'a güven me konusunda mutabık olduk. O olmadan vak­ •ıı ''�lcden önce mi yoksa sonra mı olduğu bir tartışma kon usu. ı �ı ı 1 1dan ışık gelmiyor. Telefon sinyali yok. Ses yok. ı ı�pıyı yumruklamaya devam eden Rahibe Vigilante, "Günlük ı ııı •ıl'kiz dakika önce ağard ı ! " diye bağırıyor. l l.ıyır, tiyatrolar dışarıdaki gerçekliği yoksun bırakacak şekil­ I ııı·..ı edilirler ki oyuncular kendi gerçekliklerin i yaratabil sin. ı ııv,ıılar çift kat betondur, araya da talaş doldurulm uştur. 1 �lı ·re hiçbir polis sireni veya metro gürültüsü birisinin sahne­ i l l •,rıhte ölümünün büyüsünü bozamaz. Hiçbir araba alarmı Yıl lınvalı matkap, romantik bir öpücüğü gözden yaş getiren ! lı �.ılıkahaya çeviremez. ı illııeş her defasında, Bay W h ittier' i n saatine bakı.p iyi ı•lı•ı demesiyle batıyor. Projeksiyon kabinine tırmanıp şal145


teri indiriyor ve lobi. fuayeler, sergi salonları, sonra galeriler bekleme salonlarındak i ışıkları karartıyor. Kara n l ı k bizi ana odl toryuma s ürüyor. Bu alacakaranl ı k, kulisteki soyun m a odalarını aydınlatan ışığa kadar sırayla tüm odalara düşüyor. Orada her birimiz uyuyoruz. Her odada b i r yatak, bir banyo, bir duş ve bl tuvalet var. Bir kişi ve b i r bavula yetecek kadar b i r oda. hasır bir sepete. Veya m u kavva bir kutuya. Bay Whittier'ın odalarımızın önündeki koridorda günaydın diye bağırmasıyla sabah oluyor. Işıklar tekrar yandığında yen b i r gün başlıyor.

13ay Whittier'ın soyunma odas ı n ı n önündeki koridorda duran

1 . ı h ibe Vigilante kapıyı yumrukluyor ve "Hey, Whittier! Bu sabah

ı•ı ınen gereken bir sürü cevap var" diye bağırıyor. Rahibe'nin ıRnndan, söylediği her kelimeyle birlikte buhar çıktığını da , ı\ıcbilirsiniz. Güneş doğmadı. 1 Java soğu K ve leş gibi kokuyor. Yemek bitti.

1 lep birlikte Rahibe Vigilante'ye ş u n u söylüyoruz: Sus. l ll�tırıdaki insanlar işitip bizi kurtarmaya geleb i l i r.

diye bağırıyor.

Kilit sesi duyuluyor ve açılan kapıda, üzerindeki havlu l ı ııııaştan bornozuyla Bayan Clark beliriyor. Gözkapakları kızar� ıııı·� ve şi ş; koridora bir adım atıyor ve kapıyı ardından kapatıyor.

Pencereleri veya gün ışığı olmayan bu yer için Vandal DükO italyan Rönesans döıYemi uzay istasyonunda kapana kıstırıl

ı lııhr� iyi davranmcınız gerekir."

madeni veya bomba siperi olarak tabir ettiği yerde.

lıı ıdruma i n i p kalorifer kaza n ı n ı besleyen tüm telleri ekmek l ııı, . ı�ıyla kesti.

Bu sabaha kadar böyle oluyordu tabii. Rahibe Vigi lante, " i h l al ettiğin şey bir tabiat ka nunudur..

mış olabiliriz diyor. Çok eski bir Maya denizaltısıyla sualtını derinliklerind e olabiliriz. Veya Dük'ün xv. Louis dönemi köm Burada, b i r şehrin göbeği nde, yürüyen, çalışan, sosisli sa viç yiyen m i l yonlarca insandan birkaç santim ötedeyiz a dünyayla bağlantımız kes i l m i ş duru mda. Burada, kadife veya goblen perdeyle örtülü veya vitray cam kaplı bir pencere gibi görünen her şey sahte. Bir ayna. V vitrayı n ardındaki loş güneş ışığı aslında. Gotik sigara içme sındaki yüksek ve kemer l i pencerelere daima akşam karan

çökmüş gibi görünmesini sağlayacak kadar ufak ampul lorrı.��

geliyor.

çıkmanın yollarını araştırıyoruz. H a l a kili durup yardım edin diye bağırıyoruz. Ama önünde kapıların güçlü veya çok yüksek sesle değil. H i kayemizden iyi bir fıl Hala dışarı

çıkana kadar öyle bağırmayaca ğız. Her birimiz. oynayacak film yıldızı kadar hayali fener b i r karakter haline gelene kadar Bizi geç m i ş i m izdeki tüm h i kayelerden kurtaracak b i r h yakalayana kadar. 1 46

"Di n !eyin hanımefendi" diyor Ra h i be Vigilante. "Re h ineleri n ize Yanında Vandal Dükü duruyor. Aynı Vandal Dükü dün gece

I layan Clark eliyle gözleri n i ovuşturuyor. Ajan Fitneci kamerasının ardından, "Saatin kaç olduğunun l ı ı� ında m ı s ı n ız?" diye soruyor. Yoldaş H u ysuz, iftira Kontu'nun kayıt cihazına, "Sıcak su l ı ı ı.ıdığını b i l iyor musunuz?" diyor. 1\od r u m u n tavanındaki baku boruları takip ederek su ısıtma 1 1'1 1 1 \ ı n ı bulan ve gazı kesen kişi Yoldaş Huysuz' d u . B i l mesi

Lı• ı ııı Gaz vanası n ı n tokmağını manivelayla kopardı ve beton ırıl ndeki b i r kanala attı.

C rev yapıyoruz" diyor hayal i fener Aziz Bağırsaksız. 1 1 1 1 ınadığımız s ü rece göz alıcı ve hayret verici Frankenstein pis-

11 lııl yazmıyoruz."

1 111 sabah: Isıtma yok. Sıcak su yok. Yemek yok. Dinleyin hanımefendi" diyor Kayıp Halka. Soyunma odala­ ı ı ı ıııı önündeki dar koridorda öyle yakın d u ruyor ki sakalı nere­ lı Y' •l' Bayan Clark'ın alnına sürtünüyor. Tek e l i n i n parmaklarını ıı lıııın bornozunun altına kaydırıyor. Kayıp Halka eğilip göğsü1 47


n ü kadının göğsüne bastırıyor ve e l i n i yumruk yaparak d i rseğinl kıvırıp, avcunda tuttuğu flaneli h avaya kaldırarak Bayan Clark'ın ayaklarını yerden kesiyor. Terlikli ayaklarıyla havayı döven Bayan Clark kendisini tutan kıllı bileği yakalıyor; gözleri yuvalarından fırlıyor ve saçları kapal ı kapıya çarpana dek kafas ı n ı geriye atıyor. Kafası kapıy ı çarpınca güm diye bir ses çıkıyor. Kadını havada sallayan Kayıp Halka, "Yaşlı adam W hittier'a

bize yemek getirmesi gerektiğini söyle. Ve bizi biraz olsun ısıı mas ı n ı . Ya da bizi buradan çıkarmas ı n ı . Hem de hemen" diyor Biz: Fidye için insanları kaçıra n , şeyta n i , uyuyaka l m ı ş del! adamın masum kurbanlanyız . Mavi kadifeden Iabide kahvaltılık hiçbir şey o lmayacak. İçinde ciğerle yapılmış herhangi bir yemek olan t ü m poşel lerde on veya on be$ deli k açıldı. Herkesin o pusulaya damgası nı vurması gerekiyordu. Lobideki g ü m üşrengi My lar yastıkların hepsi dümdüz olm u� Herkesin akl ında aynı fikir var. Kalorifer çalışınıyerken bile, hava şimdiden soğuk, yemek bayatiarn ış.

"Onu sarmamız gerek" diyor Bayan Clark. Onu sarmalı v içinde Leydi Çöpçü ' n ü n de olduğu en derindeki bedruma bedt

n i n i taşımalıyız. "O koku" diyor, "yemekten gelmiyor." Onun nasıl öldüğüne ilişkin ayrıntıları sormuyoruz. Bay Whittier'ın sahne arkasında ölmüş olması daha iyi B u duru m . en kötü senaryoyu yazmamıza müsaade ediyor

Geceleyin karn ı n ı n gittikçe daha da şişmesini izlemek için gözlerini çevirip duruyor, ta ki ayaklarını gör.emeyene� kaddr Ta ki içinde b i r zar veya kas çatlayana kadar. Sonrasında, Sl<;ık yemeğin p üskürerek ciğerlerine baskı yaptığını h i s sediyor Karaciğerine ve kalbine de. Sonra şokun etkisiyle üşüdüğOııU hissedecek. Göğsündeki ak tüyler soğuk soğuk teriediği içlıl batakl ı k gibi olacak. Yüzü terliyor. Kolları ve bacakları soğukt<ıı titriyor. Kemanın i l k belirtileri b u nlar.

1 48

13ayan Clark'a h i ç kimse i nanmayacak; çünkü artık o yeni lı�IO adam. Bizim şeyta n i , süper dişi tilki, baskıcı yeni devlet ıııı•ınuremiz. l layır, bu sahneyi oynamamız gerek. Bay Whittier'in bir yan� ılıııı sayıkiayıp bir yandan bağırdığını duyacağız. Beti benzi ata� ık ve ellerini iyice açarak yüzüne siper edip, şeyta n ı n peşinde ıılılıığunu söyreyecek. Yardım istediğini haykıracak. Komaya girecek. Ve ölecek. Periton, on ikiparmakbağırsağı, yemek borusu ile ilgili kar­ ııııı�ık kelimeler ku l lanarak Aziz Bağırsaksız tersliğin resmi teri· ııılııi bilecek. Bizim adaptasyonda, Whittier'ın yatağı n ı n yanına diz çöküp • ııııın için dua edeceğiz. Zava l l ı , masum biz, aç bi ilaç buraya 1 ıp.ı l ı l m ı ş haldeyiz ama şeytanımızın sonsuz ruhu için dua ı n ıeye devam ediyoruz. Sonra anbean netliğini yitiren görün� l llnOn kayboluşu ve reklamiara geçiş. l . hit bir filmden bir sahne. Her yerine Emmy adayı yazı lmış �u l ıl ı sahne. ·

R u j u n u tazeleyen Barones Frozbit, "Ölü insanların en güzel

Illi

bu" diyor. "Onl a r seni düzeltmez." Yine de, iyi bir h i kaye, ısınma yok demek. Devamlı açlık, 1 d ıvaltı yok demek. Pis elbiseler vs. Biz, Lord Byron veya Mary lıı•lley kadar zeki-akıl l ı değiliz belki ama h ikayemizin başarılı ılııııısı için bazı bakiara katlanırız. llny Whittier, bizim yaş l ı , ölü canavarımız. l�ayan Clark, bizim yeni canavarımız. 'T�ugün" diyor Çöpçata n , "uzun, çok uzun bir gün olacak." Ve Ra hibe Vigilante e l i n i h avaya kal dırıyor; saati !oş koridor· l ı lrtdyum-yeşi l i parlıyor. Rahibe Vigilante saatini ışı ldatmak 1• lı ı s a l l ıyor ve "Bugün ben söylediğim kadar uzun o l a cak . . . " diyor. 1 \nyan Clark'a dönüp, "Lanet olası ışıkları nasıl açabileceğimi ı ııı.ı göster şimdi" diyor Ve Kayıp Halka terlikli ayaklarını yere basıyor. C la rk ve Rahibe karanlığa giden yollarını el yordamıyla his­ ı ıl iyorlar; koridorun nemli duvarlarına dokunuyorlar, sahnede­ lı lıı ıyalet ışığın griliğine doğru hareket ediyorlar.

149


Bay W hittier, bizim yeni hayaletin·ıiz. Aziz Bağırsaksız' ı n midesi bile gurulduyor. Amerika Güzeli mideyi küçültmek için bazı kad ı nların sirke içtiğini söylüyor. Açlık sancısı insanın canını o kadar acıtabili yor. "Bana b ir h i kaye anlatın" diyor Tabiat Ana. Üzerinde ısırık izleri olan, elma-tarçın koku l u m u m u yakıyor. "Herhangi biriniz diyor. "Yemek yeme isteği duymamı sonsuza dek engel leyecek bir h i kaye anlatın ... " Kedisine sarılan Müdire Tekzip, "Bir hi kaye senin iştahını kaçırabilir ama Cora hala aç" diyor. Ve Amerika Güzeli, "O kediye söyle, birkaç gün sonra kendisi yemek olmaya hak kazanacak" diyor. Pembe esnek kumaş için deki memeleri şimdiden daha büyük görünüyor. Ve Aziz Bağırsaksız, " �ütfen biriniz aklımı mideden uzaklaş tı rır m ı s ı n ız?" diyor. Sesi farklı ; ağzında i l k defa yemek ol madıAı için akıcı ve kuru. Pis koku, sis kadar yoğun. Kimsenin içine çekmek istemediQI bir koku. Ve sahneye doğru. hayalet ışığının etrafındaki daireye yürürken Vandal Dükü. "Sattığım i l k tablodan önce ... " Kendisini takip ettiğimizden emin olmak için geriye bakıyor "Eskiden sanat yapıtı hırsızının tam tersiydim . . . " diye ediyor. Bu arada tüm odaların güneşleri doğmaya başl ıyor. Ve hepimiz kafamıza şunu yazıyoruz: Sanat yapıtı hırsızının taııt tersi...

1 '30

Ki ra lık

Vandal Dükü i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

"Hiç kimse Michelangelo'ya Vatikan piçi demedi" diyor Vandal Dükü, -ıırf Papa Julius'a iş için yalvardı diye. Dük sahnede, pls sakalı ve soluk kıllı ovma fırçasıyla, dönüp duruyor, bir nitokin sakızının tomarını yoğurmak ve ezmek için. Gri kalın tişortü ve branda bezinden pantolonu, ınavi ve yeşil, kahverengi, siyah ve beyaz boyaya bulanmış; l<urumuş kırmızı, koyu kırmızı boya artıkları 151


kuru üzüm gibi yapışmış üzerine. Arkaya savurduğu, pirinç tellerden dolaşık saçı, yağ içinde kararmış ve her telini yapışkan kepek sarmış. Sahnede spot ışığı yerine bir fragman var: Portreler ve alegoriler, natürmortlar ve peyzaj lardan bir slayt gösterisi. Bu antik sanatın tamamı , yüzünü, göğsünü, sandalet içindeki çoraplı ayaklarını bir galeri duvarı yerine kullanıyor. Vandal Dükü, "Hiç kimse Mozart'a, kendisini müzik şirketine satmış fahişe demedi" > diyor, sırf Salzburg Başpiskoposu için çalıştı diye. Ondan sonra Sihirli Flüt'ü yazdı, Bir Küçük Gece Müziği'ni yazdı, zengin Giuseppe Bridi'den ve onun altın yumurtlayan ipek sanayisinden damlayan parayla. Veya Leonardo da Vinci'ye hain, bir kukla demedik; çünkü X. Papa'Leo'dan ve Lorenzo de' Medici'den altın almak için resim yaptı. "Hayır" diyor Dük, "Son A kşam Yemeği ve Mona Usa'ya bakarız ve onları yaratmak için gereken faturaları kimin ödediğini asla bilmeyiz." Önemli olan, diyor, sanatçının arkasında bıraktığıdır, sanat eseridir. Kirayı nasıl ödediği değil. _

ih ti ras

Vaıı d a l D ü k ü ' n d e n B i r H i k a y e

1)

ir yargıç olaya "mala zarar verme suçu" dedi. Bir başka. yar­

) g ıç ise "kamu m ü l kü n ü n tahribi" dedi.

Nl'W York şehrinde Modern Sanat Müzes i ' n i n m u hafızları

ııııı yaka ladıktan sonra yargıç, nihai kötü davra n ı ş olarak suçu ıııl l1.ı1 msızl ık"a indirdi. Los Angeles'taki Getty M ü zesi'nden ı ıı ı ı.ı yargıç, Terry Fletcher'ın yaptığı şeye "grafiti" dedi. 1 ldty veya Frick veya Ulusal Galeri'de olsun , Terry ' n i n suçu

lıı�ı 1.ıınan aynıydı. Sadece insanlar buna nasıl b i r ad verecekle­

llııı• karar veremiyordu . ı ıı

I ll i yargıçların hiçbirisi, sanat koleksiyoncusu v e kesinlikle iyi ııdnm olan, Los Angeles bölgesindeki Federal Mahkeme' n i n

ı ı ı h •IJeri Lester G . Myers i l e karışt ı rı l mamalıdır. Sanat eleştir1 52

1 53


m e n i , yazar ve kültürel her şeyi bilen Tannity Brewster değildir Ve rahatlayın , galerinin s a h i b i , insanların rastlantıyla arkasın dan vurulduğu PelllMeli Galerisi'yle ü n l ü olan Den n i s Bradshaw değildir. Z a m a n zaman arkalarından vurulurlar. Hayır, bu karakterlerle, yaşayan veya ölü herhangi birin i n arasındaki benzerlik tamamen tesadüftür. Burada meydana gelecekler olaylar tamamen uydurulmuş tur. Bay Terry Fletcher hariç insanları n hepsi hiç k imsedir. B u n u n b i r h i kaye olduğunu kendi kendinize tekrarlamaya devam edi n . Bunun tamamı gerçek değildir. · Fikrin teme l i , sanat öğrencileri n i n postaneye giderek hiç bir ücret ödemeden ucuz adres etiketi yığınlarından aldıQı ingiltere'ye dayanıyor. Her postanede b u etiket yığın larından var ve her b i r i n i n bcyu, parmaklarınızı birbirine yapıştırıp önft uzattığın ız e l i niz kadar. Avcunuzda kolayca saklayabileceğinl bir boyut. Etiketierin arkasında sıyırmak için m u m l u kağıt vardı Onun altında ise üzerine herhangi b i r şeyi sonsuza dek yapıştı racağı nız tutkal zem i n . B u n l a r ı n gerçek cazibesi buydu. Genç sanatçılar -gerçekten önemsizdiler- kendi stüdyolarında oturup m ü kemmel m i n yatürlerini yaparlardı. Veya etiketi beyaz fon rengine boyayıp üzerine karakalem ça l ış m a s ı . Sonra d a ellerindeki etiketle dışarı çıkarlar v e k e n d i küçük serg i l e r i n i

yapıştırırlardı.

Meyhanelere.

Tren

vagonlanna

Taksi lerin arka koltuklarına. Ve çalışmaları oralarda sandığınız dan çok uzun "asılı" kalırdı. Postane b u etiketleri çok ucuz kağıtlardan yaptığı için onları asılı o l d uğ u yerlerden sıyırmak i m kansızdı. Kağıt, köşelerinden ufak parçalar halinde yırt ı l ı p p u l pul olurdu; a m a tutkaldan dolayı a sı l ı kal maya devam ederdi. S ü m ü k gibi topaklı ve sarı görünen yen i tutka l , ça l ış m a küçük bir sanat oku l u resmi oldu ğu eski h a l inden çok daha kötü duran kara bir l e keye dönüşüncı kadar tozu d u m a n ı üzeri ne çekerdi. H a l k herhangi b i r resmin geride b ı raktığı çirkin tutkaldan daha iyi olduğunu fark etti. 1 54

nöylece . . . insanlar sanatın a s ı l ı olmasına izin verdi. Asansör�

lı ıdc• ve tuvaletlerde. K i l iselerdeki g ü n a h çıkarma h ü crelerinde

, ı l ışveriş mağazalarındaki soyunma kabinlerinde. B u tür ı ılvrin çoğunda birkaç res m i n yard ı m ı ol uyordu. Ressamların •

ı 1�1ı, yaptığı çalışmaların sergilenmesinden ötürü çok mutluy­

q

lıı Sonsuza ka ar. Yi ne de . . . bir şeyi sonuna kadar ilerietmek i ş i n i bir Amerikalıya l ıı t ıtkın. 1\Uyük fikir Terry Fletcher' ı n a k l ı n a geldiğinde, kendisi Mona.

1 ı rı'yı görmek için s ı rada bekliyordu. N e kadar yaklaşırsa yaklaş�

ı ı ı , ıesim büyümedi. Kendisinde resimden daha büyük sanat

lı ı•ıi kitapları vardı. Dünya n ı n en ü n l ü resmi b u radaydı a m a

livı ı ı ı yastığından daha küçüktü.

N e rede olursa o l s u n . resmi ceket i n izin içine gizlice sokmak

ı kollarınızı göğsün üzde kavuşturarak saklamak çok kolaydı.

ılınak için tabii.

riıra adım adım resme yaklaştıkça resim b i r mucize gibi de ı\ıfln m üyordu . Leonarda da V i n c i ' n i n şaheseri oradaydı ve

ı ı ı ns a da Paris'te koca b i r günü arka bacaklarının üzerinde lıı ı�ıı geçirmeye değecek gibi görünm üyord u . '

,

ı ırıns eden flütçü Kokopel l i ' n i n tarihöncesinde yapı l m ış taş ı ı l ı l i n i ve o n u n boyunbağları n ı n üzerine boya n m ı ş ve köpek� 1 1 1 1 1 maına kaselerine perdah i a n m ı ş h a l i n i gördükten sonra

l ı ı ı y Fletcher' ı n h i ssettiği hayal kırıklığının aynısıydı b u . Banyo 1 ' l'•pHslarına ve k lozet tak ı m l a rı na iliştiritmiş h a l i n i gördükten

ı ıı ı ı;ı. En sonunda New Mexico eyaletine giderek çekiçte işlen­ tııi'J ve kaya l ı ğ ı n yüzüne boyan m ı ş olan ori j i na l i n i gördü; aklına lı•ıı i l k fikir şuydu: Amma.

eskimiş ...

l1 1giliz postanesindeki etiketleri d ü ş ü n ünce, ü n ü şişiri l m iş , ııı•msiz, eski şaheser resi mlerin hepsinden dah a iyi s i n i yapa­

l ıll l ı ı l i . Daha iyi s i n i boyayabi l i r ve yaptığı işi çerçevetenmiş ve lı•l i n i n içinde s a rm a l a n m ış şekilde müzelere gizlice sokabi­

llıdl Çok büyük b i r şey o l m ayacaktı a m a arkasında çift taraflı

q ll',.kan bant b u l un acaktı ve doğru a n geldiğinde . . . sadece ııı ı l duvara yapıştıracaktı. Dünya n ı n görebi lmesi için tam 155


orada, Rubens ve Picasso' n u n arasında . . . Terry Fletcher' ın orij nal çalışması olacaktı. Turner'ın Tate Galerisi'nde kalabalık yapan Kar Hannival ve Ordusu. Alpleri Geçi!Jor tablos unun yeri n i Terry'n gül ümseyen annesi n i n tablosu a lacaktı. Annesi kırmızı beyaz gili mutfak havlusuna ellerin i kuru layacaktı. Prado Müzesi' Velazquez'in l n fanta portresine karşıl ı k kendi kız arkadaşı R olacaktı. Veya köpeği Soner. El bette bu onun çalışması, onun imzası o lacaktı a amacı, sevdiği insanları daha da onurlandırmaktı. Son unda res i m leri n i n çoğu, müzen i n tuvaletinde asılı ol caktı ve bu çok kötüydü. M u hafız veya güven l i k kamerası ol yan tek yer burasıydı. Kalabalık olmayan saatlerde kadın tuvaletine girip bir resim astığı bile olurdu. > Turistlerin hepsi müzenin t ü m galerilerine olmasa bile !ete girerdi. Resmin nasıl göründüğü neredeyse önem li değil Onu sanat. hatta şaheser yapa n , asıldığı yerdi . . . Çerçeven parlakl ı ğ ı . . . Ve yanlarına asılmış olan diğer resimler. Bu araşt mayı yaptıktan sonra doğru antika çerçeveyi bulmalı ve resm kalabalık bir duvarın merkezine asmalıydı ki , müze perso aramadan önce resm i orada günler, hatta haftalar boyu durabilsin. Veya polis aramadan önce ... Sonra da suçlamalar geldi: Mala zarar verme suçu, mülkü n ü n tahribi, grafiti. Bir yargıç onun sanatına "intizamsızlık" dedi ve Terry'yi ve bir gece hapis cezasına çarptırdı. Pol i s i n Terry Fietcher'i yerleştirdiği h ücrede, kendisi önce kalan herkes ressam olduğu için, duvarlardaki y�ş i l resim yapmak amacıyla kazı n m ıştı . Sonra da i s i m lerini mışlard ı . Taş resimler. Kokopel l i ' den çok daha özgün d ü . Lisa' da n . Pablo Picasso olmayan isimler tarafından yapıla bu resimler. O gece o resim lere bakarken Terry nered vazgeçt i . Neredeyse. 156

!�rtesi gün. Terry ' n i n tutuklandığı sırada resm ını yapmaya ılışt ığı bir meyve yığını üzerinde karasinekterin daireler çizdiği ı nclyosuna bir adam geldi. Bu adam bir gazete zincirinde sanat lı•':ilirrnenleri n i n şefiydi. Bir gece önceki yargıcın arkadaşıydı ı bu eleştirmen. evet dedi. hikayenin tama m ı n ı n son derece lıııııik olduğunu anladı. Sanat dünyasıyla ilgili köşe yazısı için lı nlka bir hikayt'!ydi . Bozu lan meyvelerin tatlı kokusuna, vızılda­ ııı sineklere rağmen bu adam Terry'nin eserlerini görmekten ıııı ıt lu olacağını söyledi. 1 ter biri trençkotu n içine sığsın diye küçük olan tuvailere lı ıhırken, "Çok iyi" dedi eleştirmen. "Çok, çok iyi." Karasinekler daire çizmeye, lekeli elmaların ve siyah muzla­ ıııı rızerine konmaya, sonra da iki adamın etrafında vızıldamaya ], v.ım ediyordu. 1 lcştirmenin, camları bir geminin lambozları kadar kalın ıl.ııı bir gözlüğü vardı. O n u n l a konuşurken bağırmak isterdiniz, ı ıpkı büyük bir evin üst katlarındaki pencerelerinden biri n i n ııı lıııda duran ve kilitli kapıyı açmak için aşağıya i n meyen birine lı ı�ıı ır gibi. Yine de adam kes inl ikle. olumlu manada, inkar edilemez · �Ilde Tannity Brewster DEGiLDi. (�t>lecekteki davalara kanıt olacak, dedi Terry adama, en iyi ı ılınierin çoğu cezaevi nde. ldeştirmen bunun önemli olmadığını söyledi . Bir sonraki llıı lıir galeri sahibiyle bir koleksiyoncuyu getirdi ve ikisi de ıılıı•uıl dergilerdeki her daim fikirleriyle ü n l ü olmuş adamlardı. ı ı ı ı ı ı , eseriere baktı. Ölmüş ü n l ü lerin karmakarışık baskılarıyla ' ııııı ı.ın ve eserlerini kırmızı püskürtme boyayla kocaman imza­ ı t\olll bir ressa m ı n adını söyleyip durdular. Yine de, galeri sahibi, Dennis Bradshaw değildi. Ve sanat 1 ı ılı•ksiyoncusu kadın Teksas aksanıyla konuşuyordu. Kızıl-sarı ıı ı, güneşten yanmış omuzlarının ve gerdanının ürpetici por­ l ı! d kabuğu rengiyle aynıydı ama o Bret H i llary Beales değildi. 1• .ıd ın tamamen düzmece bir karakterdi . Ancak adamın ı ı ı ı lcrine bakarken sürekl i , "kar getireceği kes i n " kelimelerini lııll. ıııJı. 1 57


Hatta sandaletli ayağ ı n ı n h e m e n üstünde, b ileğinde, si.isltl bir yazı ku l l a n ı l a rak yap ı l m ı ş , "Şeker" yazan küçük b i r dövmesi

• ıl i ndan kaldırabilirlerdi. Veya bunu çok daha kötü bir hale geti­ ı·�lıil irlerdi. Hiçbir şey yapmamış olsa bile Terry Fletcher hapse

vardı; a m a hayır, kendisi hiçbir şekilde, kes i n likle Bayan Bn l

ı ı ık. çok uzun bir süreliğine girebi I irdi. Duvarları kazınmış yeşil

H i llary Beales OLAMAZDI.

lı nereye.

13undan sonra, hapishane kuşu terimine kim i n a n ı rdı?

Hayır, bu sahte, düzmece eleştirmen, sanat koleksiyoncusu

O yüzden Terry Fletcher ş u n u diyor: Evet.

ve galeri sahibi. en sonunda bizim sanatçıya şöyle dedi: i$1 sana a n l aşma. Bu karmakarışık baskı ustas ı n ı n eserlerine mil yonlar yatırmışlardı; ama adamın o anki üretimi sanat piyasa s ı n ı boğuyordu. Büyük para kazanıyordu ama önceki eserlerinin değerini d ü ş ü rüyordu. Onların yatırım ı n ı n değerini de. Anlaşma şöyleydi: Terry Fletcher baskı ustasını öldürürse, o zaman sanat eleştirmeni. galeri sahibi ve koleksiyoncu Terry'yl ü n l ü yapacaktı. Onu iyi bir yatırıma dönüştüreceklerdi. EserlPti servet değerinde olacaktı.)Annesi n i n ve kız arkadaşı n ı n , köpe�l nin ve h a nısterının res i m leri , Mona Lisa kadar klasik o l m ak içın gereken desteği alacaktı. Hopi'lerin köt ü l ü k tanrısı Kokope l l l kadar. Stüdyosundaki karasinekler, yumuşak e l m a lar ve sertligini kaybet m i ş m u zlardan o l uşan öbeğin üzerinde daireler çizmey devam ediyordu. Yard ı m ı dokunur diye, Fletcher'a, baskı ustası. tembel b i r heykeltıraşı öldü rdüğü içi n ü n l ü o l m uştu, b u n a karş ı l ı k heykd tıraş, d ikkat çekmeye bayılan bir ressa m ı , aynı ressam da çok satan bir kolajcıyı öldürmüştü dediler. Bütün bu insanlar ö l m üştü ama eserleri bir müzede yt'l alıyordu ve her dakika kartopu gibi büyüyen bir banka hesahi gibiydiler. Bir van Gogh ayçiçeği gibi renkleri kahverengiyt dönen ve fazla değeri b i l e olmayan resimlerin vernikieri çathyo1 ve rengi sarıya dönüyordu. Bütün gün kuyrukta bekleyen insan ların umduğundan her zaman daha küçük oluyordu bu resimlt•r Eleştirmen sanat piyasası n ı n asırlardır bu şekilde i ş lediği n i söyledi. Terry b u n u , yani i l k gerçek "görevini" kabul etmenı0yl seçerse, bu sorun değ i l d i . Ancak kendisini sonuçlanmamı davatarla dolu uzun bir gelecek ve bir yığın suçlama bekliyordu Bu sanat insanları yalnızca bir telefon açarak b u n l arın hepsini

1 58

Baskı ustasıyta h i ç tanışmamış o l m ası i ş i n i kolaylaştuıyor.

ı ıı ı leri sahibi kendisine bir silah veriyor ve kafasına naylon i

1 ıı n p giymesini söylüyor. S i l a h , parmaklarınızı birbirine yapış­

l l l l p öne uzattığımz eliniz kadar uzun. Avcunuzda kolayca sak­ l ıy.ıbi leceği niz bir alet; sadece paket etiketi boyunda a m a i ş i n i

ıı ıı ısuza kadar s ü recek şekilde yapıyor. D ikkatsiz baskı ustası �ı ı l t•ri kapan a n a kadar orada olacak. Ondan sonra da evine

yılı (iyecek.

O gece Terry Fletcher adamı arkasından -pat, pat. pat- ü ç

1 "'e vuruyor. Köpeği Soner'ın resm i n i Guggenheim Müzesi'ne ı .ırıaktan çok daha h ı z l ı b i r iş.

B i r ay sonra Fletcher b i r galeride i l k gerçek sergisini açıyor. !�uras ı , PelllMeii Galerisi DEGiL. Yerde aynı siyah ve pembe

l11ına l ı karolar ve kapın ı n üzerinde karolara uyan çizgi li bir Jl ı\IHelik var ve sanata yatırım yapacak zeki insanların büyük b i r l ı•,ı ı ı ı oraya gidiyor; ama buranın başka bir çeşit galeri o l d uğu­ ı ı ı ı varsayal ı m .

Safıte zeki insanlarla dol u .

Ondan sonra Terry'n i n karlyeri karmaşıklaşmaya başlıyor.

1 l ı ı i çok iyi yaptığını söyleyebilirsiniz; çünkü sanat e l eştirnıeni. 1 lVIilmsal b i r ressaını öldürmesi için o n u Alınanya'ya gönde­ ılyııı San Francisco'daki gösteri ressam ı n a . Barcelona'daki

ı h•v l n i m sel heykeltıraşa. Herkes Andy Warh o l ' u n safrakesesi ııı1<•li yatından öldüğünü sanıyor. jean-Michel Basquiat'ın aşın

1ı ılııden öldüğünü sanıyorsunuz. Şu K.e i t h Haring ve Robeıt

�1ılpplethorpe'un AIDS'ten öldüğünü.

Ccrçek şu ki. insanlar n e d ü ş ü n m enizi istiyorsa siz onu düşü­

ııılyorsunuz. l lu zaman s ü recinde, eğer pes edersen, sanat dünyası i l k

l ı ı ı ıyetini ortaya çıkarır diyor eleştirmen , Fletcher'a. Veya daha lı\l !lsünü.

159


Terry, daha kötüsü nedir. diye soruyor.

ı.

Ve onlar söylemiyor.

2.

Bir şeyi sonuna kadar ilerietmek işini b i r Amerikalıya bırakın

3.

Çok satan ressamların hepsini. tembel. özensiz ressamların hepsi n i öldürmekten, Fletcher'ın kendi sanatını doğru düzgün

4.

yapacak zamanı yoktu. Sanki umrunda değ i l m i ş gibi. Rudy ve

5.

annes i n i n resi m leri aceleye getirilmiş, karmaka rışık görünü

6

yordu. G i derek daha çok, dans eden flütçü Kokope l l i ' n i n farklı

7.

versiyonları n ı yapıyordu. Mona Usa fotoğraflarını duvar boyunda

8.

büyüttükten sonra eliyle o y ı l ı n popüler ev dekorasyon u renkle

9.

rine boyuyordu. Her şeye rağmen altında imzası varsa, insanlcır

lO

bunları satın al ıyord u . Müzeler satın al ıyord u .

l l

Ü n l ü olduğu o yıldan sonra . . .

1 2.

O yıldan sonra b i r sanat galerisinde o yerin sahibiyle konu şuyor. Bir yıl önce kendisine silah veren adamla yan i . Dennl

1 3.

Bradshaw DEGIL. Dışarıdaki sokak karanlık. Kolu ndaki saat on

1 4.

biri gösteriyor. Galeri sahibi kapatması gerektiğini ve evine

ı 5.

gideceği n i söylüyor. Terry o silaha ne olduğunu bilmiyor.

16

Galeri sahibi giriş kapısını açıyor ve dışarıda kara n l ı k bir kal

17

dırım var. Siyah ve pembe çizgili gölgelik. Eve giden uzun yol

1 8.

Dışarıda, hiç bilmediğiniz insanların küçük resi m leri lamba

1 9.

direklerine yapıştırı l mış. Sokakta bu insanların i mzasız sanat

20.

eserleri var. Karanl ığa doğru giden bu uzun yürüyüş bir gOn yapılacak: bu akşam olmasa bile, başka bir gece. Bu bir sonraki adımla birl ikte her gece, her ressamın tanınmak için bir şan istediği dünyaya giden b i r yürüyüş olacak.

M

aya fuayesi n deyiz; alçı sıvalı duvarlar, lav taşları gibi görünsün diye oyulmuş. Sahte !av taşları. kasık kuşağı

lyı•ıı ve tüylü başlıkları olan savaşçılar gibi görünmesi için

yıılıııuş. Savaşçı lar, leepar gibi görünme k için benekli postlar lyıııi'?ler. Odanın tama m ı . gerçeği kabul etmeniz için h i kayeyi 1 ,. ı�n latıyor. C >yu i muş sıvadan papağanl arın arkasında turuncu ve kırmızı

·� � ı ı şağı renginde kuyruk tüyleri var. • :ıvalı taştaki sahte çatlaklar ve döküntüle r antik gibi görün­ I l l i diye yapılmış; kafalarım ızın üzerinde. yukarıda, kağıttan ıpılıııış, dolgu n, mor erkide buketleri var. 1 60

161

21. 22. 23. 24.


"Bay Whittier haklıydı" diyor Bayan Clark etrafına bakına "Hayatlarımızı dolduran dramları gerçekten biz yaratıyoruz." Turuncu tüyler i le mor çiçeklerin · donuk görünmesinin sebebi toz. Sahte-leopar-benekli postlar siyah ahşap sedirle seri l miş. Sedirler ve öfkeli savaşçı yüzleri ve sahte lav taşları, renkli örümcek ağlarıyla kapla n mış. Bayan Clark, hayatlarımızın ilk yarısını sanki bir fel arayarak geçiriyoruz, diyor. Hakiki göğsüne bakıyor; şişirilm dudaktan yüzünden neredeyse imkansız bir bakış. Genç i lar olarak biz, kendimizi yavaşlatacak ve dünyanın yüzeyini altına bakmamız için bizi bir yerde yeterince hapsedecek şey istiyoruz, diyor. O felaket, bir araba kazası veya bir savaşt Bizi hareketsiz kılmak için. 1\a nser hastası olmak veya hami kalmak olabilir. Önemli kısmı ise bizi yakalamak için yapmasıdır. O felaket, çocukken planını yaptığımız hayata vurur. Her daim seğirten hayatımıza. "Biz i htiyaç duyduğumuz dram ve acıyı yaratmaya ediyoruz" diyor Bayan Clark. "Ancak bu i l k felaket b ir aşıdır. bl aşılamadır." Hayatınızın tamamında, diyor, bir felaket arıyorsunuz -fe ketleri işitiyorsunuz- böylece n i h a i felaket geldiğinde tama hazır oluyorsunuz. "Ölmeye hazırsınız" diyor Bayan Clark. Maya fuayesindeki siyah ahşap sedirler ve sandalyeler, ku ban edilen insanların ka l b i n i n yerinden çıkarı l ma s ı için gitti piramitterin üstündeki sunaklar g-ibi oyulmuş. Halıda. iç içe dairelerden oluşan bir çeşit ay takvimi va turuncu üzerine siyah renkli ve dökülmüş sodalardan ötOrU yapış yapış olmuş. Ayaklarımızın altında, kolları ve bacaklar olan küflü bir leke uzanıyor. Sahte-kürklü yastıklara oturunca patlamış mısınn kokusunu alabiliyorsun uz. Bu, kad ı n ı n teorisiydi. Bayan Clark' ı n . Bay Whittier'ın teori si nin bir uzantısıydı. 1 62

Dünyada acı ve nefret ve aşk ve neşe ve savaş var; çünkü biz Lıııılmı istiyoruz. Bizi ölümle yüzleşme sınavına hazırlaması için lı!li On dramları istiyoruz, er ya da geç. 'l'rıbiat Ana kol larını öne uzatmış oturuyor. uyurgezer gibi ı•\ı(ln üyor; parmaklarını açıp tenine nakşolu n m u ş kına desen­ lı ı l ııe bakıyor. Parmaklarıyla, diğer e linin parmakların ı n dibine lıı�unuyor. Kemiğinin ne kadar kalın olduğun u hissediyor 1 "Leydi Çöpçü hazır mıydı sana göre?" diye soruyor. "Bay Vlıll lier hazır mıydı?" Ve Bayan Clark omuzlarını s i lkiyor. "Park eder m i?" diyor. 'l '<ıbiat Ana' n ın yanındaki sahte kürkün üstünde oturan 'llltil re Tekzip sol el bileğine naylon çorap bağlamış. Sağ eliyle ııı1bı o kadar sıkıyor ki, sol e l i n i n parmakları bembeyaz olu­ ı ıı O kadar beyaz ki, mavi-beyaz ten i n yanında kedi n i n solgun ı ı lyll•ri daha koyu görünüyor. Beyaz ve bir şey-hissetmeyen par­ ınııkiarı bileğinden sarkarak solgun bir şekilde sallan ıyor. 1\ıiz Bağırsaksız kucağında sağ e l i n i n başparmağını oyna­ l ıyı l l . sol yumruğuyla başparmağına alttan ve üstten vuruyor. .l. ı unutmamak için başparmağın ı n yumru ve mafsallarını lıl '•l'diyor. Onu kaybettikten sonra u n utmamak için. I lcpirniz burada oturup birbirimizi izliyoruz. Bir sonraki esas 11 ıııııyu veya gerçeğin pazarlanacak uyarlamas ı n ı yakalayıp lı Vd ın ettirecek bir diyalog parçasını bekliyoruz. /\jan Fitneci kameras ı n ı n projektör ışığını teker teker i nsan­ l ıı ı ı t utuyor. iftira Kontu'nun küçük-gözenekli m i krofonu. görn­ lı Rlııin cebinden çıkıp etrafı dikizliyor. l lu an, bir sonraki gerçek dehşeti önceden ima ediyor. lı! ldiden bu a n . Bay Whittier'ın ölümünün banda çekilm i ş kay­ lıııııı yerini alıyor, ki o da Leydi Çöpçü'nün ö l ü m ü n ü n , o da Bay lıll l ier'ın boğazına bıçak dayamış Amerika Güzeli'nin banda • l l lmiş kayd ı n ı n üzerine kaydedilm işti. 'l'. ıbiat Ana, Bayan Clark' a, "Onu neden sevdin?" diye soruyor. '< >nu sevdiğim için gelmedim buraya" diye karşıl ı k veriyor ıııynıı Clark. Ajan Fitneci'ye dönüp, "O kamerayı bana çevirme. lılı·oda korkunç görünüyorum . . . " diyor. Kamera n ı n projektör 163


ışığının sıcaklığında Bayan Clark dişlerin i sıkıp g ü l ü msüyor. balon dudaklarıyla pa.lyaço g i b i gülümsüyor ve "Buraya geldlın çünkü bir i lan gördüm . . . " diyor. Ve tanımadığı b u adama kendince güvendi m i ? Onu takip edip ona yardımcı mı oldu? Kendisini kilitli b i r kapının arkasına !ıkacağını b i lerek? Bunlar mantıklı değil . Dikiş l i-etten yüzü. tıraşianmış kaşları. yumruk yapamayacak kadar uzun tırnakları olan Peder Tanrısız. "Ama ağladı n . . . " diyor Bayan Clark, "Her m ü ri t veya havari. kendi kurtarıcısının peşinden gitmek için kaçtığı kadar, başka bir şeyden kurtulmak

Ajan Fitneci' n i n projektör ışığında, Bayan Clark, "Lütfen" ı llyor. Yüzünü kapatmak için avuçlarını çukurlaştırıyor ve sımsıkı p11rmaklarının arasından. "Evliliğimi parçalayan şey bir video lıııneraydı. .. " diye ekliyor.

için de kaçar" diyor. Bizi izlemeleri için oyulmuş savaşçılar ve doğal görünmesi için boyanıp kıvrıl m ı ş kağıt arkideler arasındaki Bayan Clark eskiden b i r kızı olduğunu söylüyor. Bir de kocas ı . "Cassie o n beş yaşındaydı" diyor. "Adı Cassandra'ydı" diyor. Bayan Clark, sığ bir mezar veya cinayet kurba n ı n ı n sahipsı bedenini bulduğunda, dedektiflerin oraya m ikrofon sakladığınl söylüyor. Bu standart b i r prosedürmüş. Başıyla iftira Kontu' n u ve cebindeki ses kayıt cihazını işaret ediyor. Polisler yakın bir yere saklanıp günler veya haftalar boyun ca din leyecekler. Çünkü çoğunl ukla katil geri gel i p kurbanıyi konuşur. Hemen hemen her zaman. Hayatı mızın h i kayesini başkasına aniatma i h t iyacı duyarız ve katil de suçunu ancak kend i s i n i cezalandırmayacak b i riyle tartışab i l i r. Yani avıyla. Kati l i n b i le konuşmaya. hayat h i kayesi n i a n l atmaya ihtiyall vardır; o kadar ki, b i r mezarın veya çürüyen b i r bedenin yanın oturup saatler boyunca d ı r , dır, dır konuşur. Anla m l ı .. konuşan kadar. Yeni gerçekliğinin h ikayesine kendi n i inandırdığı zaman kadar. Gerçeklik ise. onun haklı olduğudur. O yüzden polis bekler. Hala g ü l ümseyen kadın, "Ve b urada ol ma m ın sebebi bu işl r diyor Bayan Clark. "Sizin kadar ben de h i kayemi anlatma r ı l i yol u n u aradım . . . " 1 64

1 65

---�

- -

-


Geçmi şe Bakmak

Bayan C l a r k i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

"Eski sıkıcı işinizi devralması için" diyor Bayan Clark, "yeni bir personel yetiştiriyorsunuz." Bir çocuk yetiştirirken. Bayan Clark sahnede, kollarını önünde kavuşturmuş, çok daha cesur bir kadın tarafından seçilmiş göğüslerine yatak olsun diye elleriyle dirsekierini tutuyor. Daha güçlü bir sırtla. Bu göğüs, kendisini kurtaracağını ümit ettiği her yanlışın bir hatırlatması. l (ı6

Gözkapaklarına, yirmi yıl önce çok tarz görünen portakal dövmesi yapı lmış, dudaklarına vantuz büyüklüğünde ve şeklinde silikon katılmış, sonra da donmuş şeftalinin unutulmuş bir gölgesi dövmesi yapılmış. Saç biçimi -ve elbiseleri, cesaretini kaybettiği ve artık yeni riskler almadığı zamandan kalma. Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Amatör filmlerde, elastik iplerle çenenin altından bağlanmış, kôğıttan parti şapkası takmış, beş tane yaş günü mumu üfleyen küçük b i r kız görünüyor. " Kovulmadan önce" diyor Bayan Clark, "bu yeni kişiyi eğitmeye şunu söylerek başlarsınız ... " Elleme. Sıcak! Ayaklarını koltuktan indir. Ve... asla naylon fermuarı olan herhangi bir şey alma. Her eğitimle birlikte, yaptığınız her seçime, hayatınızdaki dersler zinciri üzerinden tekrar tekrar bakmaya mecbursunuz. Bunca yı ldan sonra elinizde ne kadar az iş olduğunu, hayatınızın ve eğitiminizin ne kadar sınırlı o lduğunu görürsünüz. Beklentilerinizi söylemeye bile gerek yok. Bayan Clark sahnede, iç geçiriyor, . göğüsleri sufle veya ekmek dilimleri kadar büyük; sonra bunları aşağıya indiriyor, yerine koyuyor, soluk alıyor. Verilebilecek en iyi tavsiyenin belki de hiç söylenemeyeceğini belirtiyor: 167


Kendini dünyanın merkezi olarak muhafaza et, her şey üzerinde otoriteni en iyi şekilde kullan; tüm konulardaki uzmanlığın mutlak, bilgece olsun. Daima, ayın her günü, sonsuza kadar: Doğum kontrolünden vazgeçme. Yapı m Sonrası

Ba rJ a n C l a r k ' t a n B i r Hikliye

f

1

\ •ss ve Nelson Clark i l k g ü n l e rde hiçbir şey olmamış g i b i

ı

11

A ı a bayı ofise sürdüler. O gece mutfaktaki masada konuşma­

y.ışadılar. Y a n i iş e l biseleri n i giyip arabalarının k i l i d i n i açtı­

l ılı

ı ıl urdular.

B i raz yemek yediler.

til · olmuş yani? 1• lıcıladıkları yer, kamera teçhizatlarını geri getirmeleri gerek-

I ı l i söylemek için aradı. . 1h ·l son , Tess' l e b i r l i kte evdeydi ; veya değildi. l lı,flncü gün Tess yaln ızca tuvaleti k u llanmak için yataktan ıliılı Işyerini hasta olduğ mu ı bildirmek için aıamadı bile. Ne ıııııı ı.;ıı yaps ı n , sadece kalbi atıp duruyordu. B u , herhangi bir y.ıpmaya çalıştığı anlamına gelmesin. 168

1 69


içmeye başlamaya veya egzoz borusu n u şoför pencerı• sinden sokmak için gereken horturnun uzunluğu için arab.ı yı ölçmeye başlamaya çabalamak gereksizdi. Sağ l ı k B � ıın Organizasyonu'n daki b i r doktoru görmeye gitmek ve kendısınt" iyi bir uyku ilacı vermesi için doktora esaslı bir yalan söylerney çaba lamak da gereksizdi. Tıraş bıçağıyla bileği ni kesrnek gılıl

herhangi bir şey yapması da, sorunlarını çözmek için bir başk aptalca plan gibi görünüyordu. Işıklar ve kamera hala Clark'ların yatağı n ı n etrafında durıı

yordu. i n t i h ar etmek, hayat ını düzeltmek için başka bir saldırgıııı plan gibi görünüyordu. Film ışıklarını ve kamerayı açsa, ölil m ü n ü kasete çekerlerdi. iki böl ü m l ü k ölüm fil m i . Bir m i n i dl1 l Başka B i r Büyük Proje. Şöyle bir film ortaya çıkardı: Tess Cleıık

i ş i n cılkını çıkarıyor. Başka bir başlangıç, gel işme ve son. işe gitmek del i l i k gibi görünüyordu. Bir daha yemek yeml•k düşmekte olan atom bombasının gölgesine lale sağanı ekrrıı·k kadar mantıklıydı. B u n l a r ı n hepsi geriye dön üşte n ibaret şi m di; lakin çif! lı

tasarruf hesabına bakan kişi Nelson'dı. Çocuk doğurmaya m.ıl güçleri n i n yetmesi için porno video çekmelerinin tek yol oldu ğ u n u söyleyen de oydu. " B i r gün" diyor Bayan Clark, "bu sizin de başınıza gelecek v o saniye içinde, hayatı nız yüz y ı l kadar uzunmuş h issine kapıl 1 caksınız."

Yatakta yattıkları beşinci g ü n , sonsuza kadar hayatta kaldık !arına küfretti ler. G ü n ler boyu yatakta ya tm ak, vampir oluııı h issettiğin duygutarla muhtemelen aynıydı. B i n l erce yıl boyıııı ca hayatta olduğunuzu ve aynı, salak hatayı yapmaya devııı ettiğinizi düşünün. B i n lerce yıl boyunca bariara ve kulüplere ,�ıı

meye devam ediyors u n uz ve çok eğlendiğinizi düşünüyorsunu i lgi odağı olduğunuzu hayal ediyorsunuz. Yakışıklı olduğun sandığınız bir kocanız var. iki n i z de kesinlikle çok seksi oldu�ıı nuzu düşünüyorsunuz. Clark'lar bir sürü çiftin porno film yaparak zengin oldu�uıı düşündü ler. Evde kaydedi l m i ş video endüstrisin i n revaçta ol nı 1 70

ı n ı n tek sebebi video porrıosunun talebi yaratmasıyd ı. Çiftierin lıı•psi boş zamanlarınd a ek para kazanıyordu . Diğer evli çiftler,

yıılıancılar tarafından izlenmeyece k, takdir e d i l meyecek cinsel i l l �ki · anlarını boşa harcamıyorla rdı. Önce bir kamera ve kurgu lı•c;h izatı kiraladılar. Film dağıtıcısını buldular. Evlendikler ine .ıı"re. Nelson bunun bir günah olmadığ ı n ı söyledi. Yataktan ka lkıp video kaseti silmek mantıklı değil artık. B u . lw gerçeği gösteren b i r aynayı kırmak gibi b i r şey olur. Kötü lıı 1lıerleri olan h a m i l i öldürmek gibi bir şey. "Günler boyu yatakta yattıkça" diyor Bayan Clark, "vampirleri nlılüren şeyin tahta kazıklar olmad ı ğ ı n ı fark ediyorsunu z." Her

1

ı•ı,en asırda, hep taşıdıkları duygusal yük ve durgunluk yapıyor lıııııu. %aman geçtikçe daha eğlenceli v e zeki olmaya başladığınız ı lıl�ünmek istiyorsunu z. Çabaladığı n ız sürece o Büyük Kazanç'a lııı:tru yol a l ırsınız. Vampir o l unca belki birkaç yüz yıl boyunca

l ı(,yle hissederse niz. Ondan sonra e l i n izde kalan tek şey, iki •!lflc çarpı l m ı ş aynı başarısız i l işkidir. Ne olmuş yani? Honsuz gençlik soru n u , erteleme eğiliminizd ir. Bu sebepten l.ıı k' lar video çekmeyi kendi kendilerine öğrendi ler. Buna, 1 h•l•;on'ın daha büyük görünsün diye yarağ ı n ı n di bindeki kılları ı ı ı .ı � etmesi de dahi Idi. Tess göğüslerin e, belkem i ğ i n i n taşıyabi­ •

h t ı·�i kadar büyük s i l i kon taktırdı. Öğle uykusu kadar kısa s ü re­ ı h•, yalnızca porno içerikli fim lerde görebileceğ i n iz standart dışı lılı ııöğüs ölçüsüne kavuştu. Dudaklarının içine şişkin-köpük lı ılı-ıu tüplerini dizdirdi ve hayatının sonuna kadar ağzına alacak

ll ıl sarkıt dudaklı bir ifadesi oldu. Clark çifti. günde iki kez yirıııır,ı•r dakikalık bronzlaşma seanslarına gittiler. Videonun kur­

""" · kaseti n her dakikasına veril m i ş doğru zaman koduyla olur, llyı 'lck kılavuzdaki bilgileri birbirlerine yüksek sesle okudular. l ler an. saat, dakika, saniye ve doğru kare n u m a rasıyla kodla­ ıııı O l : 34: 1 4 : 2 5 kodu, video kasetin birinci saat, otuz dördüncü

l ı� l kcı. on dördüncü saniye ve yirmi beşinci karesidir. Porno 171


içerikli videoları kurgulamak için b i l e , sahte b i r gerçeklik yaral

manız gerekir. Olayları birbirine bağlamak için b i r i lişki k rma n ı z lazımdır. Bu görüntüler. izleyen kişiyi bir seks sahnesınde•n diğerine yönlendirir. B i r devaml ı l ı k numarası yapmanız gerekir imgenin mantıklı olması gerekir. ı 0 : 2 2 : l 9: 0 2'den

önce oral seks bölümleri n i n n e redeys

tam a m ı n ı çektiler.

Sonra 25:44: 1 5 : l 7'ye kadar genital çekimleri n çoğunu ya]J

tılar. 3 1 : 2 5 : 2 1 :09'a kadar biraz perianal çekti ler ve sonra perivajl nal görüntü aldılar. ve 46:34:07: l 5'te anal görüntülerle i ş i bitirdi ler. B u tür filmler her zaman aynı şekilde bittiğinden, en önemli şey, h i kayeyi oraya getirmekt i r , büyük orgazma giden yolct:ı�ıJ Orgazm sadece bir formal itedir. Arşiv görü ntüsüdür.

. Akılda tutulacak başka b i r konu da, b i r videodakı ortalarn

çekimin sekiz ila on beş saniye arasında o l masıdır. Tess v Nelson b i r seferde yaklaşık y i r m i saniye birlikte çalışmak zorun

daydı. o süreyi geçince kalkıp DURDURMA düğmesine bas ctık lardı. Kamerayı başka bir açıya getireceklerdi ve h a reketı tek rarlayacaklardı. Başka b i r y i r m i saniyelik film kaydedeceklenl Evl i l i klerinde seks hala eğlenceliydi ama fi l m çekmeye baş! dıkları günden sonra devam etmelerinin sebebi kazanacakla r paraydı. Para v e bebek.

.. "iki miz de" diyor Bayan Clark, "mama yemeden once drırı

eden köpekler gibi enerj iktik." Tess ve Nelson o filmde olmak için hiçbir zaman görünın dikleri kadar iyiydiler. E n kötü yanı da buydu. Haftanın bUyll b i r k ı s m ı n ı yatak odasında geçiriyorlardı. B i r seferde çeK.IIn yirmi saniyelik görüntüleri birbirine bağlamak i ç i n toplam k ı t sekiz saat seks yapmalan gerekiyordu. Sıcak ışıklar. brone:laşıııı te!'llerindeki teri emiyordu. Heyecanlanmak için kadra j ı n dışına bir televizyon hırdul ve kendilerini kayderken izleyebilecekleri porno film leri oyn;ı t t lar. B u n l a r onların ufak pusulala rıydı veya m i m i k yapabilecek!

1 72

lılı optik suflör dü. Filmd eki insan lar da Clark 'lar gibi kame raya lıı � kmad an kendi filmle rine bakıy orlard ı. Herke sin bir başka s ı n ı ltll·ıne siyle ortaya çıkan röntg encili k zincir i onlar a kendi lerini Iy i hissettirdi. Tess ve Netso n'ın izledi ği video e n az beş y ı l l ıktı. ı lıımia rın favor ileri uzund u: kadın ların s a l l a n a n küpel eri· ve ll lıiVi, pırılt ılı farlar ı vardı . O insan ların izledi ği f i l m i n ne kadar • •,ki olduğ unu kimse b i l miyor du; ama hepsi nin tarihteki i nsan l ı , ı l kasın ın bir parça sı olduğ unu bilme k onlar a kend ilerin i daha lıı iyi hisse ttiyo rdu.

O video i nsanl arı. kame ranı n önün de Clark ' ların yaşın da ıııCınü yorlar dı ama o an orta yaş s ı nırını aşmış lardı bi le. Genç ıllrlnü yorla rdı, bacak ve kollar ındak i kasla r uzund u ve göze ı ı p ıyordu : ama kame raya bakm adan izledi kleri şey b i r saatm iş ilıl, hızlı h a reket ediyo rlardı . 1\irbi rlerin i g ü l ümse trnek için, Tess ve N e l s o n kazan acakla rı ı ııo ı ıy la n e yapacaklar ını aniat ıyorla rdı s ı rayla. l·: v alaca klardı .

Meksika'ya tatile gideceklerdi. <icrçek f i l mler yapacaklard ı. Kon u l u fil mler. Bağım sız yapım ı ı kı•l i kurac ak ve başka insan lar için asla çalışm ayaca klardı ; bir 1 ıhrı asla. ı;ocuk kız olurs a. ona Cassi e adını verece klerdi . l�ı kek olursa , Baxter. Eski doğu m video larınd an sa. b i r gün ıı lıkları na gebel iğin n a s ı l başla dığını göstereceklerdi. Baxte r, ıılı , l n i n eskide n nasıl çekici ve can l ı olduğu n u görecektL Bu ıl yenilikçi geliyo rdu kulağa . V(' onda n sonra bir daha asla seks yapm ak zorun da o l m aya­ ıl L ı ı d ı . ..

ı ı, ı ha fazla para kazan mayı bekle yince , i ş daha da zorlaş tı. ı ı dıı1 parla k bir gelec ek için çalışt ıkça, pütür pütür çaüa mış ttlı•ı ine dokun mak veya soğuk , terden ı s i a nm ı ş çarşafa s ı rtüs11 vı ı ı ınak gittikçe zorlaş tı. G ü lrnekten yüzler i ağrım aya başla dı. 1 ı ı ı ı makta n tenler i kıpkır mızıy dı. Marat on devam ettikçe, lrtl daha büyü dü ve i mkan sızlaş tı. 1 73


Sonra, hastalığınızın ölümcül olduğunu söyleyen doktor kadar, ö l ü m cezası h ükmünü veren yargıç kadar, h ız l ı b i r şekild durdular. Clark'lar birbirlerine hayal edebildikleri her şeyi yaptılar Geriye kalan tek iş, kaseti kurgulamaktı. Güya bu, işin eğlenceli kısmıydı. N a s ı l göründüğünüzle, kendinizi nasıl gördüğünüz arası nclıı ki fark, çoğu insanı öldürmeye yeterdi. Vam p i rleri n ölmemesin i n m u htemel sebe b i , kendilerlrıl fotoğraflarda veya aynalarda görmemeleriydi. " H içbir kurgu" diyor Bayan Clark, "bizi kurtarmayacaktı . " H i ç b i r aerobik egzersiz veya plastik ameliyat, o n l a r ı kast· l l

izlemeden önce göründ üklerini hayal ettikleri hale getirmezeli

Gördükleri . neredeyse kılsız iki hayvandı, kılsız ve koyu pembı ve tamamen yan l ış ora n t ı l ı ; melezierin çiftleşmesinden olmu� kısa bacaklı ve uzun boyun l u ve kalın gövd e l i ve bel i belirgl11 olmayan köpekler gibi görünen iki hayvan . Birbirlerine büyUk ayı tuzağı gibi görünen şekilde sırıtıyorlar, bir yandan da birinın hala i l gi gösterip göstermediği ni anlamak için gözlerini kam< raya odaklıyorlardı. Dümdüz görünmesi için m idelerini içNI çekiyorlardı. H e r günkü çirkinl iklerinden daha kötüsü ise yaşlan maya b<t� ladıklarının kanıtıydı. Dudakları b i rb i ri n i vantuzluyor ve sarkık tenleri içine pamuk tıkı l m ı ş g i b i görünüyordu. Bozulana kad.ıı en h ız l ı şekilde çalışmaya zorlan m ış, berbat, eski bir makine gilıl

vücutlarını birbirlerine çarpıyorlardı

Netson'ın aleti ereksiyon h a l i ndeyken b i l e kıvrıktı ve Çinll bakka l ı n arkasındaki çöpten çıkmış bir şey gibi kirl i-esnıı r görünüyordu. Tess ' i n dudakları ve göğsü çok büyüktü;-yara l. ıı ı kıpkırmızıydı. Ne o l m uş yani? Kendilerini her açıdan ve h e r pozisyonda izlerken Tess Clı ı ı k ağladı. Ayaklar ı n ı n taba n ı n d a n , kafatası derisine kadar vü c u l l. ı

l• ıllı ırı n ı n altına sakladıkları kılları, b u nların hepsini izlediler, ta l l kııs et biten e ve onları kara n l ı kta oturur halde bı rakana kadar. Işte onlar buydu. !�undan sonra, ağlamak bile o andan kurtulmak için bir

1 HJkı:ı aptalca yöntemdi. Bütün duygular, b i rl i kte gördükleri şeyi ıı ı lı lctmek için saçma ve yararsız görünüyordu. Bütün h areket­ lı ı başka b i r (ec i , aptal düşe başlamak a n l a m ı n a geliyordu. llaşka bir fi l m yapabilirlerdi. Yapım ş i rketlerini kurabilirlerdi.

Itti\ şimdi yaptıkları şeyin gerçek olmadığını biliyorlardı. Hayal I l ikleri h a l e gelemeyeceklerdi. Ve ne kadar içten deneseler de, ne kadar çok para kazansalar

1 ı, Ikisi de ölecekti. K lraladıkları kamerayla iki gün içinde, birbirlerine ömür boyu lı lytlcakları i l g i hakkını k u l landılar. ikisinde de gizemli bir yer

1 tlıııamıştı. Il K i Kiralama ışıkları ve kamerayı geri isternek için arayıp

l 1 ı ı ıl u . Kiralama ş irketi çiftin kredi kartından ödeme a lmaya h•vııın etti , ta ki Clark'lar tasarruf hesaplarına yatırdıklarından

l ı lıısını borçlanana kadar.

Nelson Clark yataktan çıkıp kamera ve ışıkları geri götürmek

ll ı lll' paketiediği g ü n , eve geri gelmedi. Ondan sonraki h a fta Bayan C l ark'tan da kan gelmedi. "nu kocaman göğüsler" diyor Bayan Clark, "vergi indirimin­

I· ıı laydalanabilecekt i . " Büyük ve anaç b i r görüntüden i baret bu

ı ylt1r. Ve artık bebek de yoldaydı. Ncison Clark bir daha eve gelmedi. Bu kadar büyük b i r ı l ıl rde h e r yıl yüzlerce koca çıkıp gidiyordu. Çocuklar evden ıvııl 1yordu. Kanlar kaçıyordu. insanlar ortadan kayboluyordu. Ne olmuş yani? '1\•ss Clark video kaseti yaktı; ama gözle r i n i kapattığı her an

1 1 1 1 1 1 1 görür. Şimdi. olayın üzerinden on a l t ı yıl geçmiş olsa bile ı\ıllyor. Çocuğu doğmuş, büyümüş ve ölmüş olsa b ile. ( ı kız bebeği n ismi: Cassandra'ydı.

rın ı n h e r yanı n ı , bacakları n ı n arasında m u hafaza ettikleri sırl1111 1 74

1 75


lll!'

bir adım atıyor, ipeği daha sıkı sarıyar ve "Kim yaptı bunu rtl\il?" diye soruyor.

2.

Müdire Tekzip naylon turnikeyi d a h a sıkı şekilde sarıyar ve

3.

!'ll ya ptı n diyor. O noktada herkes avantaj peşinde koşuyor. "

4. 5.

l lepirniz rolümüzü şişirmek için bir yol bulmak istiyoruz.

6

ı t ı ı l a rıldıktan� sonra karakterimizi projektör ışığında görmek

7.

lı l l l

8.

Aıtı , kediyi beslemek i ç i n d e b i r yol bu. 1\n kötü ıstırabı, en çok yarayı gösteren her kimse, halkın ''ı ı i Onde başrol kapacak. Şu an dı şa rı da k i dünya bizi k u rta rm ak " l1 ı içeriye girse, M üd i re Tekzip bi zim en büyük kurbanı mız ı l ı ı ı d u : Kesil m i ş el ve ayak par m a kları n ı n parçalarını bi lerek ' ı\•,I Nir, onların gözünde sempati kazanmak için azametle lı �hlr ederdi. Kendini başrol karakteri yapardı . Televizyondaki nyleş i program larında b ir A Grubu ka pard ı . i llzi kendisinin yardımcı oyuncuları yapardı . Ostün gelmek gibi bir niyeti olmadan, sıska Aziz Bağırsaksız. f 1 1 1 1 Aşçıbaşı'dan kasap satırı ödünç aldı ve sağ el in in başpar­ ıuı ıA ı ı ı ı kesti . Radikal bir başparmak-müdahalesi. Di kkati üzerine çekmek gibi bir niyeti o lmadan, Peder ı I I I I IStz satırı ödünç alıp alamayacağını sordu ve her iki ayağı­ lılll ı•n küçük parmağını doğradı. ''Ü n l ü olmak" dedi, "ve sonra lı ıwrçekten ince top ukl u ayakkabılar giymek." l ı .ılyan Rönesans salonundaki yeşil duvar kağıdı ve ipek ı ıı k• le r sıçrayan ve püsküre n kan yüzünden elektrik ışığının l i 1 ı ıda siyah görünüyorlar. Yer o kadar yapışkan ki. her adımda lı ıJı ,ıyakkabını çıkarmaya çal ış ıyor. 1 .ıyıp Halka bir parmağını· yitirince, aklın aç olduğunu l11 ll 11 ın ekte n vazgeçmiyor, diyor. Kayıp Halka'nın üzerinde pis­ ıııı ı'ı cüppesi va.r; yakadan siyah göğüs kılları fışkırmış, beyaz

9. 10. 1 1. 12 1 3. 1 4. 15. 16 ı 7. 1 8.

1 9. 20. 21 22. 23. 24.

ı •

ta l ya n Rönesans salonunda Bayan Clark ağır. koyu rer ı kl ahşap bir m asaya yığıl m ı ş Müdire Tekzip'i buluyor. Masaııı her köşesinden kan damlıyor. Yapışkan kan ın üzerinde kı ıl tüylerinden bir katman o l u ş m uş bile. Müdire Tekzip'in bile�ltt b u r u l m u ş n a ylo n çoraptan bir ip bağlanmış. Bir kasap sıı t ı r masaya saplanmış. M üdi re Tekzip'in naylon çorabın ü?erindı k solgun e li, koyu kırmızı bir göletin içinde duruyor. M a sa n ı n altındaki Cora Reynolds. kesik bir işaretparmanıı çiğniyor. "Cicim" diyor Bayan Clark ve Müdire' n i n örtrnek için çevrr· 1 ne sarı ipekten bir bez doladığı, kabuklu ve kanlı gövde paıı;. sına bakıyor. Kan sarıyı ıslatıyor. Bayan Clark yardım etmek tı,l

1 rı ıl. ı ı ı n tamamı uçlara kadar sırmayla işlenmiş. Kare yüzünü ve ı lı•ki �-ıbi duran saka l ı n ı iki kat daha büyük gösteren pudralı l i '1 ıı•ru k tak mış.

! 76

-------


At kuyruklu Vandal Dükü gücleri gömlek ve pantolon giymiş ve dikiş yerlerin i n hepsinden uzun saçaklar sarkiyar Nikotiıı sakızını çiğn iyor. Tabiat Ana topallıyor. kesi l m iş ayak parmak larını göstermek için .topuklu sandaletleriyle aksıyor ve ht•ı

aksamasında . pirinç z (llerden gerdanlığı şıngırdıyor. Karanfil muskatlı aramaterapi m u m u n u dişliyor.

Şair Lord Byron'ın farbalalı bluzlarının içinde ı s ı n ıyoruz Veya Mary Shelley'nin kat kat j üponlu uzun etekler i n i n içind(• Kırmızı astarlı Dracu la pelerinleri içinde. Ağır Frankenstein bol ları içinde. O sırada Aziz Bağırsaksız aşık olabilecek kişi olup olamaya cağını soruyor Her destanı n romantik bir alt olguya ihtiyacı vardır. diyor V( pantolon u n u eliyle yukarı çekip tutuyor Pazarlama esaslarının hepsine hakim olmak için derinden ve ölesiye birbirine aşık olan i ki genç insana ihtiyacımız var; ancak. za l i m kötü adaııı onları ayıracak. Aziz Bağırsaksız ve Bayan Aksırık'ın romantizm yaratma'il için , ayınalı sandalyeleri ve aynadan uzun pencereler arasııııı konmuş yeşil ipekten sancakları olan İtalyan Rönesans salantı uygu n . " B e n Yoldaş Huysuz'a a ş ı k olacağıını düşün üyordum" diyor Aziz Bağırsaksız. Hemen yan taraflarında, kasap satırı uzun ahşap masay ı saplanmış: Bay Whittier' ı n hayaleti bir sonraki kurbanını bck liyor. B u m u n u yandan silen Bayan Aksırık. Aziz'in aşık olmak içl rı bir de Yoldaş Huysuz'la m ı konuştuğunu soruyor. Kurtuldukt,ııı

pazarlama-ve-medya -promosyon kı sm ı nda . _ birliklı olmak için mücadele vermiş iki insanın n u maradan bile oı� ı aşık olduklarını göstermeleri gerekir. içeride nasıl davrandıklıu ı sonra,

..

önemli değil; ama o kapılar açıldıktan sonra kamera kendileıl ne her döndüğünde öpüşmek ve birbirlerine sarılmak zorund ı olacaklar insanlar evlenmelerini bekleyecek. Belki de çocıı� isteyecekler.

1 78

Kanlı gözlerini kırpan Bayan Aksırık. "Hayatın ın sonuna ı .ıdar yalandan aşık alacağın bir kız s eç ... " diyor. Aziz Bağırsak sız. "Ben ve Kontes Basiret nasıl o l u r?" diye ı 11 uyar. Aziz Bağırsak sız'ın bakış açısına göre. kendisiy le yalandan ııvll olmak, pa �makları kesrnekt en kurtulma k anlamın a geliyor. l l ııradaki hiçbir kadın bu şansı kaçırmak istemez. Ve Aziz'e yakın p l a n gül ümseyen Bayan Aksırık. "Sen ve &en ııııHıl olur?" diye soruyor

yı u

Ve Aziz Bağırsak sız. "Barone s Frozbit nasıl o l u r?" diye soru­ "Onun dudakla rı yok" diyor Bayan Aksırık. "Ya n i . gerçekten

ılı ıciakları yok."

Amerika Güzeli nasıl olur? "Hamile olduğu içi n şimdide n şöhreti yakaladı bile" diyor I lliyan Aksırık. "Ben hamile değilim ve dudaklarım da var. . . "

Müdire Tekzip zaten parmakl arını kesti. Rahibe Vigilante de . . . ı ı l ı . Leydi Çöpçü ' n ü n kulağını doğrama k i ç i n Katil Aşçıbaş ı'dan ııı lflnç aldığı aynı sayma bıçağıyla ayak parmakl arını da kesti. ııı11nlan, kurtuldu ktan son ra dü nyaya Bay Whittier 'in bir sahe�

yaratmad ıkları her g ü n için bir parçaları nı keserek kendiınıine işkence ettiğini söyleme kti. Veya . . . Bay Whittier . İtalyan ı't

l ı\ııesans salondak i uzun . koyu renkli ahşap masa üzerinde lııı�ıran kurbanı tutarken Bayan Clark'ın kesme i ş i n i yaptığı n ı . Masa, Katil Aşçıbaş ı ' n ı n kasap satırıyla yapılmış idrnan ııı ı ışiarı ve s i n i rl i vuruşlar ve başarılı vuruşlar la zaten şimdide n ' ıııılıydı. "Tamam" diyor Aziz Bağırsak sız. "Tabiat Ana nasıl olur?" Ayakların ın ovulmas ını. yani yeni usulde boşalma k istediği l ı 11 11.. Ayak i ş i . Görünm ez havuç, balm u m u ve yüzme havuzun un llı",inde, elierin kullanıl madığı başka bir metot. Seksüel ihti­ ır, l .ı n ileri gidemey en bir romanti zm alt olgusu. l );ıha iyi. diyor Bayan Aksırık. "Ana'nın kendi bumuna ne ıpı ığı n ı biliyorsun değil m i ? " 1 79


Zava l l ı Bayan Aksırık soluduğumuz küf sporları yüzünd<'tı durmadan öksürüyor a m a çektiği ıstırap, burun delikierin burun kemiğine kadar kesrnek için fileto bıçağı ödünç al.u Tabiat Ana'yla kıyaslandığında önemsiz görünüyor. Ana'nın pirinç zilleri şıngırdıyor ve ne zaman gülse etrafa yaranın kabuk larını püskürtüyor. Yine de romantik alt olguya ihtiyacımız vardı. Herhangi l l romantik olaylar dizisine. Gerçekte Tabiat Ana ' n ı n burnu n u yara n Bay Whittier'dı. "Ama o öldü" diyor Bayan Clark. Bay Whittier ölmeden ,önce yaptı b u n u , diyor Kayıp Halk Herkes el ve ayak parmaklarını ve kulaklarını kestiği için iyi l ıl yara almadan hiç kimse buradan çıkmayacak. Gövdeden geıly kalanı televizyonda yakından gösterebilirler. Bay Whittier J\zl Bağırsaksız ve Tabiat A � a'yı ayırmak için yaptı bunu. Aşık oldıık ları için onları cezalandırdı. Olayları uyarladığımızda, tüm el veya ayak parmaklan, kim senin güvenmeyeceği hain ler tarafından yen m işti. Çöpçatan etrafındakilere soruyu yönelterek, pen isini bud mayı isteyecek birini arıyordu. Çünkü bu mükemmeldi; bu t yet, eski b i r a i l e şakasına uyuyordu. Tek vuruş, diyor; ve bütün sorunlarınız biter. Pislik içiııd kesil m i ş tek bir penisle. "Üstelik, onu hiçbir şekilde kullanmıyorum" diyor Çöpçal ve gülümsüyor. Göz kırpıyor. O dakikaya kadar, satırı sallamayı kabul eden yok. Sebcıl çok iğrenç, çok korkun ç olması deği l ; adamın şoför koltu�ıın kuru l ması. Hiçbirimiz kesilmiş bir penisin üzerine çıkamayız Yine de, bunu yapmış olsa bile -ve aşırı kanamadan öl bile- tel i f hakları on beşe bölünürdü. Bayan Aksırık'\n <•l ı çabuk tutması ve küf yüzünden boğulması durumunda ı dörde. Amerika Güzeli'nin çocuğunu dağururken ölecek kt�d düşüneeli olması durum u n da on üçe. Herkes kendi lokma ve parçalarını kediye yedirdiğindr n Cora Reynolds kocaman oldu. 1 80

"Yarağınızı kesers e n iz" diyor Müdire Tekzip, "sakın kedime ı•ııneyin." "Cora her defası nda yüzümü yalayınca onu yediğini bilmek 1 iı'ıniyorum ... " diye devam ediyor. l3a ndaj ararken kostümleri bulduk. Yırtıp bandaj yapmak için � ı ıllste temiz giysi aramaya başladık; ama burada vodvil ve ope� ıı•l l t.:n kalmış cüppeler ve paltolar vardı. İnce kağıt ve naftal i n l e 1 t l !Eı nmış lardı; sand ı k ve giysi poşetlerinde tarlatani ı etekler ve lıı ı ı ı naniler vardı. Kimonolar ve iskoç etek! eri. Botlar ve peruklar v• ı. ı rh lar. Çamaşır makinesi n i n kablosunu kesen Bayan Clark saye11\dc, getirdiğimiz bütün elbiseler kir ve ter yüzünden berbat lı ıkuyordu. Kalorifer kaza n ı n ı bozan Bay Whittier sayesinde de, lılu11 her geçen gün daha da soğuyordu. O yüzden bu t u n ikleri ��· Malaya eteklerini ve yelekieri giymeye başladık. Şu kadife ve 111\'n brokarları. Gümüş kopçalan olan hacı şapka larını. Beyaz lı ılden, dirseğe kadar uzanan eldivenleri. "13u odalar . . . " diyor Kontes Basiret ve türbanın içinde güna­ lııt ı�iriyor; bileğindeki emn iyet takip bilekliğini değil de ayak pnıınaklarını kesiyor. "Bu elbiseler. . . bütün bu kan . . . " diyor, �ı•ııdimi Grimm'lerin tüyler ürpertici bir masalındaymış gibi lıl•,f:ediyoru m ." 13irbirlerini götten ısıran küçük hayvanlardan yapılmış kürk ı ı ı ı l l e r aldık omuzlarımıza. Vizonl a r ve dağ gelincikleri ve .11nurlar giydik. Ölüydüler ama dişleri hala gömülüydü, hem ılı• derine. Burada, italyan Rönesans salonunda, Aziz Bağırsaksız bir Iiiini yere koydu , Tabiat Ana'nın kanlı elini tuttu ve kesilmiş 1 1 1 1 1 n una baktı ve "Hayatının sonuna kadar beni seviyormuş gibi ı lııvıanabil i r misin?" dedi. Orada dizi n i n üzerinde dururken, Leydi Çöpçü ' n ü n e l i n i 1 ı••,Nek aldığı yapışkan-kırmızı ü ç k ı rat el ması çıkardı, parılda­ .ııı ·öl ü Lord Çöpçü'yü, Tabiat Ana'nın kızıl kınalı parmağına ·-

1 1� 1 1

V e midesi guruldad ı . 18\


Ve kadın güldü: kan ve kabuklar. . . her yerdeydi. Şu ana kadar, ipek gömlekler ve çamaşırlar bile kan yüzünden sertleşmiş ve keçeleşmişti. Eldivenin parmak yerleri boş bo� sallanıyordu. Ayakkabılar ve botlar, olmayan ayak parmaklannın yerini tutsun diye top şeklinde çoraplarla doldurulmuştu. Kürk etoller, sarnurlar ve dağ gelincikleri. kedinin tüyleri gibi yumuşaktı. "O kediyi beslerneye devam edin" diyor Amerika Güzeli "Böylece o da bizim Şükran Gün ü'ınüzün hindisi olur." Müdire Tekzip ked i n i n şişko göbeği n i kaşırken, "Bunun şakrı sını bile yapma" diyor ona. "Küçük Cora benim bebeğim . . . " Rengini açtığı saçı n t n d ib inden kahverengi çıkan ve bir anlamda bize ne kadar za mandır burada esir olduğumuzu göş teren, Amerika Güzeli kedi n i n başka bir parmağı yiyişini izl iyor Yukarıya bakan Müdire Tekzip, "Egzersiz tekerieğimi sen aldıy san, onu geri istiyorum" diyor. Ellerini birbirinden b i raz uzak tutan Amerika Güze l i , "En fazla bu büyüklükte pembe b i r plastik o. Hatırl ıyorsan" diyor. Yapışkan, sarı ipek bandajdaki kedi tüyü tabaka s ı n ı temizlt• yen Müdire, "Doğmamış çocuğuna ne oldu?" diyor. Küçük karnını sıvaziayan Amerika Güze l i , "Çöpçatan penisiy le beni beslemeli" diyor. " İ ki kişi için yemeyen bir tek benim .. .''

İş Tanımı

Müd i re Tekz ip i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

"Bir polis memuru" diyor Müdire Tekzip, "şeytana tapan birini korumalıdır." Bunu seçmez ve tercih etmezsiniz. Müdire Tekzip sahnede, ceketinin tüvit kolları, ellerinin birbirini gizlice tuttuğu arkasında kayboluyor; infaz mangasının önünde durur gibi duruyor. Saçı gri k ı rçı l l ı ve özellikle dik dik kısa kesilmiş. Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Bir şahit tarafından tanınması için ayakta dizi l i duran tutuklu sanıkları gösteren siyah-beyaz grenli bir güvenlik videosu. Şüphel iler kelepçelerle boğuşuyor

182

183


veya mahkemeye girerken yüzlerini gizlemek için ceketleri başlarının üzerinden çekilmiş. Müdire Tekzip sahnede ayakta dLJruyor, koltukaltı tabanca kılıfının çıkıntısı ceketinin yakasını kabartıyor. Tüvit eteğinin kenarı , beyaz koşu ayakkabı larının üzerinde kıvrılmış, ayakkabılarının bağcıkları iki kere düğümlenmiş. " Kanun adamı hemen hemen herkes için ölebilir" diyor. Köpekleri tekmeleyen insanlar için ölebilirsiniz. Uyuşturucu müptelaları. Komünistler. Lüter iyen ler. Geleceği fonlarla garantiye alınmış zengin çocukları korumak ve onlara hizmet etmek için ölürsünüz. Çocuk tacizcileri. Pornocular. Orospular. Yeter ki bir sonraki kurşunun üstünde adınız olsun. Yüzü kurban ve suçlularla dolu, siyah-beyaz Müdire Tekzip, "Refah kraliçelerinin uğruna ölürsünüz ... " diyor. Veya travestiler uğruna. Sizden nefret edenler veya size kahraman diyenler için Numaranız çekildiğinde hiçbir ayrım gözetmezsiniz. "Ve gerçekten salaksanız" diyor Müdire Tekzip, "umut ederek ölürsünüz." Dünyayı birazcık daha iyi bir yer yaptınız. Ve belki, o da belki, sizinki son ölüm olacaktır.

! 84

G ö ç

M üdire Tekz i p ' ten B i r H i k&ye

J O i fen anlayın. l ltıradaki h i ç kimse Cora'nın yaptığı şeyi savunmuyor. l l ı ı n u n gibi b i r olayın meydana gelmesi yalnızca iki y ı l önce ı111111kündü. Bahar ve güz döneminde ilçe personeli suni tenef­ ı ı ı• I l işkin bilgilerini tazeledi . Kalp masajına i l işkin. Grupların ı p•d kukla üzeri nde kalp masa j ı n ı uygulamak için revirde 1 ıJiıı�l u. Eşleştiler; daire müdürü göğsü pompaladı, diğer kişi 1 vı·rc çömelip parmaklarıyla burnu kapadı ve ağızdan içeri �v 1 llrledi. Kukla. gövdesi ve kafası olan Teneffüs Betty mode­ '"'hdi. Kolları ve bacakları yoktu. Kauçuktan mavi dudakları ! 85


vardı. Gözleri açık şekilde kalıplanmış, dik di k bakıyordu. gözleri. Bu kuklaları her kim yapıyorsa, gözlerine uzun kirpl yapıştırmıştı. Göz kamaştırıcı peruklardan yapıştırmıştı; kızıl o kadar yumuşaktı ki . oradan biri , "Yavaş olal ı m . . . " diyene saçı tarayan parmaklarınızı h issetmezd i n iz bile. Da i re müdürü olan Müdire Sedlak, yanına çömelip k ojeli parmaklarını kuklanın göğsüne koydu ve bütün Ten Betty oyuncak bebekleri n i n , bekar, Fransız b i r kızın ölüm kesine göre ka lıplandığını anlattı. "Gerçek bir hikaye" dedi gruba. Yerdeki yüz, bir asır önce sudan çıkarı lmış bir inti yüzü. Aynı mavi dudaklar. Aynı kör bakan gözler. Teneffüs bebeklerinin hepsi, ken d i n i Sen Nehri'ne atan genç kadı yüzüne göre kalıplanmıştı. Kızın aşk yüzünden mi yoksa yalnızl ıktan m ı öldüğünü h zaman bilemeyeceğiz. Ama dedektifler adı n ı bulmaya yardı olsun diye kızın ölü yüzünün kalıbını çıkarmak için alçı kul dı lar ve onlarca yıl sonra bir oyuncakçı ölüm maskesini alıp Teneffüs Betty'nin yüzünün kalıbını dökmek için kullandı. Okul, fabrika veya ordu biriminden birinin eğil ip kız ş i n i n , annesinin, kızı n ı n veya karısının uzun zamandır ölü beden i n i tanıması riskine rağmen, aynı ölü kızı milyonlarca öptü. Kuşaklar boyunca milyonlarca yabancı dudaklarını, k boğulmuş dudakları n ı n aynısı olan dudaklarına dayadı. Tari geri kalanında ise dünyanın her yerindeki insanlar bu aynı kad ı n ı kurtarmaya çalı şacak. Sadece ölmek isteyen bu kadı nı . Ken d i s i n i b ir nesneye çeviren bi r kızı. Bu son kısmı h i ç kimse söylemedi. Ama söylemeye de yoktu. Geçen y ı l , Cora Reynolds, sağlık odasına gidip Te Betty'yi mavi plastik bavuldan çıkaran grupta yer al Bebeği yerdeki muşambaya yatırıyorlar. Ağzı n ı oksijenli sil iyorlar. Standart hi jyen prosedürüne göre bu yapılır. i başka bir kuralıdır. Müdüre Sedlak avuçlarını Betty' nin 1 86

ııııı ortasına koymak için eğiliyor. Göğüs kemiğine . Başka birisi ''' l l y'nin bumunu kapatmak için yere çömeliyo r. Müdür, plastik ııa•.O aşağıya iteliyor. Ve ağzı, Betty'n i n kauçuk ağzında olan ·lııı�·lıniş adam, öksürmeye başlıyor. Cicriye çekiliyor, öksürüyor , topukları n ı n üzerine oturu­ · ıı Sonra tükürüyor. Tüü diye, revirin muşamba döşemes ine ııHirüyor. Ağızcı herif elinin tersiyle dudakları n ı sil iyor ve 1 dırctsin, o şey kokuyor!" diyor. ('ora Reynolds ile birl ikte diğer insanlar toplanıyor, sınıfın · ı l ka la n ı birbirine sokul uyor. Orada çömelmey e devam eden ağızcı herif, "Kızın içinde lıiı Ş<'Y var" diyor. Ağzını ve bumunu eliyle kapatıyor. Yüzünü ı .ıııııı:;Luruyor; kauçuk ağızdan uzakta duruyor ama ona bakmaya ı, v.ım ediyor ve "Devam et. Ona bir daha vur. Sert bir şekilde 111 diyor. Iki avcuyla göğsünü tutan ve Betty' n i n üzerine eğilmiş olan oııhlnrenin tırnakları nda koyu kırmızı oje var ve göğsü aşağıya ı ı.ı ıııyor. i ll'lly'nin mavi kauçuk dudaklar ının arasından haciınli bir •pflk çıkıyor. Kısmen sıvı, kısmen salata sosu kıvamında az ·ll tıırda, kar beyazı köpük kocaman olana kadar şişiyor. Y� ğlı ı l lılr inci. Sonra da pinpan topu oluyor. Bir beyzbol topu. 1 ıllııyana kadar. Yağl ı , bembeyaz çorba her yere fışkırıyor. Bu ılı , sulu bakteri kültürü patiayara k odaya pis koku bulutu ııııkriyor. ı ) güne kadar herkes reviri kullanabi lirdi. Kapıyı kilitle. ıl lııııan karyolayı aç ve öğle yemeği saatinde uyu. Baş ağrı n l lıı�unda. Veya kramp girdiğind e. i l kyardım çantasını da orada •ıl ılıılirdiniz . Tüm bandajla rı ve aspirini. Kimseden izin almaı �:erek yok. Katianan karyola, el yıkamak için alüminyu m ılıusu olan küçük kabin, ışık için duvardak i düğme gibi her t ıı rada bu lunuyor. Teneffüs Betty'n i n içinde geldiği mavi 1 ı�:�l l k bavul u n kilidi yok. ı '' up kukiayı yanına çeviriyar ve yumuşak kauçuk ağzı n • •,!nden önce tıp, tıp, tıp diye bir sıvı damlıyor, sonra da 1 87


kaymakı msı yulaf tapası gibi ince bir akıntı boşal ıyor. Sul çorbanın bir bölümü bebeğin pembe kauçuk yanağını yı Başka bir bölümü dudaklar ıyla plastik dişleri n i n arasına kaçı Çoğunlu ğu ise muşamb a döşemeye akıyor. Bu kukla. artık Fransız bir insan. Boğulan kız. Kendis kurbanı olan. Orada dikilen herkes avcunun veya bir mendilin gerisi nefes a l ıyor. Göz yaşartan kokudan ötürü gözleri n i kırpıştır lar. Çırpılmış yumurtal ar ve domuz pastırma ları n ı ve kahveyi yağı alınmış sütlü yulaf Japasını ve şefta l i l i yoğurdu ve ing! kelderini ve süzme peyniri aşağıda, yani midelerin in içi tutmaya çalıştıkla rı için sürekli yutkunm aktan, boyun derisin altındak i gırtlaklar ı bir yukarı b i r aşağı hareket ediyor. Ağııcı herif oksijenli su şişesini kaptığı gibi kafası n ı y e atıyor. Kocaman b i r yudum al ıyor v e yanaklar ını şişi Tavana bakıyor, gözleri kapal ı . ağzı açık ve oksijenli suyla gara yapıyor. Sonra da ağzındak ileri küçük a l ü minyum Java tükürmek için aniden harekete geçiyor. Odadaki herkes, Teneffüs Betty'n i n ciğerlerin den gel tuvaJet kokusunu n yanı sıra, çamaşır suyu gibi kokan oksij suyu soluyor. Müdür. biri cinsel suçları araştırma çanta kapıp gelsin diyor. Sünger parçaları nı ve kara cam plakaları

eldiven leri. Grubun içinde olan Cora Reynolds o kadar yakın du ki, kaygan pisliğin b i r kısm ı n ı masasına kadar üzerinde taş O günün i lerleyen saatlerin de ilçe Tesisleri kapıya bir kilit tr1 ve anahtarı Cora'ya verdi. O zamanda n beri. kramp problem varsa, anahtarı almadan önce tarih ve saatle birl ikte adınızı bir listeye yazıyorsu nuz. Başınız ağrıyorsa. Cora'dan iki ;:ısııll'll • istiyorsunuz. Süngerler i alıp kara cam plakaları ve kültürleri kontrol eyalet laboratuv arındaki ekip şu soruyu sordu: Bu bir şaka Evet, laboratuvar ekibi sızıntının sperm olduğu n u söy B i r kısmı m u htemelen altı aylıktı. Bu tarih, e n son yapılan, teneffüs sınıf toplantıs ı n a tekabül ediyord u . Ama bir da 188

pı•ımin miktarı da çoktu. Üstelik DNA testine tabi tutunca ••nctik işaretler bunun on iki, hatta on beş farklı adamın iş l ılıluğunu gösterdi. Ilçedeki herifler sonuçta, "Evet" dediler. "Kötü bir şaka. l ı ı ıdi unutun gitsin." Insanların h ep yaptığı bir şey bu; nesneleri insana. insanları , Lı nesneye çevirmek. Ilçe ekibinin ortalığı berbat ettiğini h i ç kimse söylemedi. l lt•ın de ne berbat etme! Cora'nın. Teneffüs Betty kuklasını evine götürmesi sürpriz lı·�l ı ldi. Ciğerlerini bir şekilde duruladı. Kızın göz kamaştıran l ı•ıl s�çı nı � ıkayıp yerine taktı. Kolsuz ve bacaksız gövdesi için • ı ı ı b ı r e\bıse satın aldı. Boyn una sahte incilerden bir kolye. . · •ıı.ı. ışe yaramayan şeyleri asla çöpe atmazdı. Mavi dudaktan­ ' ı ı ı ıj � ü rdü. Uzun kirpikierine rime!. All ık. Parfüm . . . kokuyu yok . l tıH'k ıçın çok parfüm sıktı. Güzel. klipsil küpeler taktı. Evindeki ı ıllu�� o� urup her gece televizyon izlediğini ve onunla geveze. lll l'll!gını fark eden hiç kimse buna şaşırmazdı. Srıdece Cora ve Betty. Fra nsızca konuşuyorlardı. lluna rağmen h i ç kimse Cora Reynolds'a kafadan çatlak l• ıııcdi. Bazen yumuşak imalar oluyordu, o kadar. Ilçe dedektifi eski kukiayı siyah poşete koyup kanıt odasın­ I ı� i en üst rafa atmak gerektiğini söylüyor. Onu orada unut­ ·ıııık gerek. Betty'yi elbette, Cora'yı değil. Tek başına kalacak. lııynlanacak. N urnaratanmış uyuşturucu ve kokain torbalarıyla 1 • ı.ıber yok sayılacak. içilebilir koka in ampulleri ve eroin balonı ı ıy l.ı. Mahkeme salonuna çıkacak olan bütün silahlar ve bıçak­ ı ı ı l . ı Yakala � m � ş bütün torbalar ve balonlar büzülüyor, her gün .. . l ılı.ı fazla kuçuluyor, ta ki ağır m a h kCımiyet alana kadar. Bu 11• nelerin hepsi, kullanılmış. Ama hayır, kuralları yıktılar. Cora'nın eski kukiayı evine l ! l ı ınesine izin verdiler. l l iç kimse kadı n ı n tek başına yaşianmasını istemedi. ı or� ··· O, bir tane bile doldurulmuş hayvan satın alamaya­ ıl lıır ınsandı. Ama iş tanımının bir bölümünde ifade vermeye 189


gelen çocuklara doldurulmuş oyuncaklar alması gerektiği yıııı yordu. Mahkeme tarafından gözetim altına a l ı n m ı ş her çocU�IA ihmal edilmiş ve üvey a i le evine kon ulmuş her çocuğa. OyunC'ak mağazasına giden Cora, içi hayvanlarla dolu seleden pelüşten küçük bir maymun aldı. .. ama alışveriş arabas ı n ı n içinde yapı1 yal n ız görünecekti. Ona arkadaşlık etmesi için kürklü bir zür(ıf seçti. Sonra da doldurulmuş bir fil. Bir suaygırı. Bir baykuş, Bil noktadan sonra a l ı şveriş arabasının içinde, teşhir selesindı • kl hayva n la rdan daha fazlası duruyordu. Geriye kalan hayvanlarıı bazı s ın ın gözü yoktu, bir kulağı kopmuştu, dikişi sökülmüşt il İ çi n e doldurulmuş şeyler dışarıya fırlamıştı. Bunlar kimserıli isterneyeceği hayvan lardı. O a n Cora' n ı n kalbinin çok kötü kı rı ldığ ı nı hiç kimse aniamu dı. Dünyanın en uzun hız tre ni ni n en yüksek yerinden uzun lıll sürede düşerken hissedilen o duygudan geriye Cora·nın eliııd sadece b i.r deri kaldı. iki uçta sıkı delikleri olan b ir deriden boru Bir nesne. P i s l i kten kirlenm iş. d i kişleri patlamış küçü k kaplanlur Dümdüz olmuş. doldu rulmuş Ren geyikleri. B u nlar ve parçaları mış pandalar ve lekeli küçük baykuşlar ve Teneffüs Betty evlrıl doldurdu. Bu, kanıt odasın ı n başka bir türüydü. insan ların yaptığı şey buydu . . . A m a zava l l ı . zava l l ı Cora. Şimdi i n sanların dil lerini kesmt•y çalışıyor. Onlara parazit bul.aştırmak için. Adaletin işlemesin engel oluyor. Kamu m a l ı n ı çal ı yor. Büro malzemelerinin zlm mete geçirilmesi hakkında h i ç kimse kon uşm uyor: Kalemli f zımbalar. kopya kağıtları . Büro malzemeleri n i sipariş eden kişi Cora'dır. Her cu r ı ı i n s a n l a r ı n i şe ge li nce bastığı kartları toplar. S a l ı l arı maaş Çl'k leri n i verir. Tüm harcama raporlarını ödenmesi için muha�tı beye verir. Telefanlara bakar: "Çocuk ve Aile Vaka H izmetl<.• ı l Departmandan biri'n i n yaş g ünü ise. bir pasta a l ı r ve telır tk kartı gönderir. B u nlar o n u n işidir. H i ç kimsenin, küçük bi r kız ve oğlan Rusya'dan gelene katl.ı Cora Reynolds'la i l g i li b i r sorunu yoktu. Aslında sorun, Cora'rııt 1 90

f lltl çil l i . saçları örgülü küçük kızı. biri onu becerene dek gör­ ltli'lt'l iş olmasıydı. Cora'n ı n tüm serseri küçük oğlanlarla, mama önlüklü ve arka l ıl ıı e sapan takan yaramaztarla tanışmasının sebebi, yarak ın ıneye zorlanmalarıydı. Çocukların eksik dişleriyle gülümsetlll HI, burada kamuflaj olarak algılanırdı. Çim lekeli dizler, ipu­ ııyılu. Bereler.-delildi. Göz kırpma veya ispiyonlama veya kıkır­ l ı i l la söz konusu olduğunda, kurbanın giriş formunda b u n u n 1 ırıt rol edilmesi i ç i n b ir boşluk bırakılırdı. Bu görüşme form la­ l l l l l lakip etmek Cora'n ı n işiydi. Çocukları, her dava dosyas ı n ı , l w ı devam eden tahkikatı takip etmek. Olay meydana gelmeden < 1 11 ı• Cora Reynolds gel m i ş geçmiş en iyi büro müdürüydü. Yine de, burada yapılan iş, zarar kontrolüdür. Bir çocuğu lıı ı ı•rdikten sonra, olanları geriye alamazsınız. Bir çocuğa ı ı .ıvüz ederseniz. c i n i lambanın dışına çıkaramazsınız. O çocuk lı ıyııl ının sonuna kadar fazlasıyla harap o l u r. l loyır, buraya gelen çocukların çoğu sessizdir. Çatlakları var­ lıı �imdiden orta yaşa gelmiştir. Gü l mez. (,'ocuklar buraya gel i r ve atılan i l k adım, anatomik olarak detay­ lı l ı l ı bebeği kullanarak bir değerlendirme görüşmesidir. Bu 1 l ıtık. anatomik olarak düzgün bir bebekten farklıdır ama halkın ıpı ı bu ikisini aynı görür. Cora da öyle yaptı. iki s i n i karıştırdı. 'l'lpik bir detaylı bebek bezden yap ı l ı r ve doldurulmuş hayvan­ ıl wlbi dikilir. Saç yerine iplik lifleri vardır. Bu nunl a, Pej m ü rde 1 1 1 1 adlı bebeğ i n i n arasındaki en büyük fark detaylardadır: ııııtı ışakça doldurulmuş penis ve toplar. Veya dantelden bez 'ılı VıJjina. Büzük a n ü s ü göstermek için arkadaki ip geri tip çekilir. 1• t l tl' başları için göğse iki düğme konulmuştur. Bu bebekler. ' t lye giren çocukların hem oyun oynamaları, hem de göster­ ııı•lı•ıi için kullan ı lan b ir şeydir. Annenin veya Babanın veya 1 11 ı ı • ı ı i n yeni erkek arkadaşı n ı n yaptığı şeyi göstermek için. ı 'ııcu kl ar parmaklarını bebeklere sokarlar. Bebekleri ip saç­ ı 1111ıılıın tutup çekerler. Bebekleri boyunlarından tutup doldu­ ıılııııış kafası düşene kadar sallarlar. Bebeklere vururlar, onları ılı u l; ı r ve ı sımlar ve emerler ve Cora'nın işi meme başını yerine 191


dikmektir. Ele küçük gelen erbezi torbaları b irden ve hızlı çekil mişse Cora iki yeni bilye bulacaktır. Çocuklara yapılan her şey, o çocuklar tarafından bebekler de yapılıyor. Bu yöntemle hiç kimse tökezlemiyor. Tacize uğramış bir sürü çocuğun bebekleri taciz etmesindt•n ötürü ipler sökülüyord u. Kandırılmış bir sürü erkek çocuk, aynı pembe pen is i emiyordu. B i r 1?ürü küçük kız çocuğu bi.r parmtı ğ ı n ı , iki parmağın ı , üç parmağını aynı saten astarlı vajimıy sokmaya çalışıyordu . Onu alttan ve üstten yırtıyorlard ı. Pamuk kaplamanın küçük fıtıkları belveriyord u. Elbiselerin in altınd.ıkl bebekler kirli ve pisti. Yapışkand ı ve kötü kokuyord u. Kum . ı küçük parçalara ayrılınıştı ve dikişlerin söküldüğü yerler yaıı1

! a n m ış gibi görünüyor du. Bu bezden küçük kız ve erkek bebekleri bütün dünya igl ıl ediyor. Ve e lbette Cora onları temiz tutmak için e l inden geleni yapı ı Onları d i kt i . Ama bi r gün başka bi r çift bebek almak için interıı te g ird i . Yeni b ir çift almak için. Kariyer i n i . küçük, cep şeklinde vajinalar veya bozukluk prır kesesi şeklinde erbezi torbaları dikerek yapmış kadınların oldu ğu bir yer buldu. Bu çocu kların, bu kadınların üzerinde çiçckl basma elbiseler ve t u l u m gibi mama önlükleri vardı. Ama Cıır bu defa dayanıklı bi r şey istiyordu. internete girdi. Adını dalı önce duymadığı bir imalatçıda n yeni bi r çift ısmarladı. Bu dı 1 anatomik olarak detaylı o l a n l a düzgün olanı birbirine karıştırdı. Erkek ve kız bebekler için anatomik olarak düzgün olanı isi d i . Mümkün olan en ucuzu n u . Dayanıklısın ı. Temizlernes i kolıı olanın ı . Arama motoru ona iki bebek çıkardı . Eski Sovyetler Birliği'ııd yapılmıştı. Esnek kolları ve bacakları vardı. Anatomik açıdıl doğruydu. Bunlar en ucuzları olduğunda n ve ilçenin satın a l ı n kuralları bulunduğund an, siparişi verdi. Sonra, ona bu bebekleri niye sipariş ettiğini hiç kimse sıır madı. Kahverengi kartondan ve dört çekmeceli dosya dol , ı 192

1.ıdar büyük kutu geldiğinde, teslim eden herif onu el arabask ıııı koydu ve kadının masasının yanına bıraktı, kadından e l inde l ı ıt luğu mandallı dosyadaki kağıdı imzalamasını istedi ve o an ı ııra bunun bir hata olabi leceğin i i l k kez anladı. Kutuyu . i l k açtıkları nda, kutunun içindekini gördükleri a n ,

l ı k çok geçti. Zımba te1lerini açıp köpük yığınlarını eşeleyen, bir ayak bula� ııı ı kadar eşelerneye devam edenler Cora ve ilçe dedektiflerin� ılı•ıı biriydi. Pembe bir çocuk ayağıydı bu: köpük topaklarının ve luılonlu naylonların içinden beş mükemmel parmak uzanıyordu. Dedektif parmaklardan birini kıpırdatt ı . Sonra Cora'ya baktı. "Bunlar en ucuz olanıydı" dedi Cora. "Çok fazla seçeneğin ı \k. " Ayak pembe kauçukdandı, ucunda da temiz. sert ayak tır­ ıı.ıkları ·vardı. Ten yumuşaktı: leke veya ben veya damar yoktu. 1 ıı,clektif eliyle ayak bileğ i n i tuttu ve yumuşak pembe dizi gös� 1 1 1 1nek için havaya kaldırdı. Sonra da pembe butu. Sonra beyaz �r\pük topakları üzerine yağmaya başladı. Köpükler fırlayıp yere ı ltı•10yordu. Ve çıplak, pembe, küçük bir kız, dedektifin neredeyI lnvana değecek yumruğunun altında sallanıyordu. Sarı saçı lı \lı•\cr halinde uzanıyor ve yeri süpürüyordu. Çıplak kolları kafa­ ıı ıııı iki yanından sarkıyordu. Ağzı açık kalmıştı ve usulca nefes ı ı•,c'n iz inci kadar küçük beyaz dişleri n i ve ağzındaki pembe l.11 1 ı..ığı görebi l i rd i niz. Küçük kızın yaşı, Paskalya yumurtası arall ıık ve i l k Komünyon'a katılacak ve Noel Baba'nın kucağına ıl ı ucık kadar küçüktü. Ayak bileği dedektifin elindeyken, kızın diğer bacağı dizinden lııtHlldü. Bacakl arının arasında, orada duran şey sadece anato­ ıı ı l � ;�çıdan düzgün değildi. .. tam anlamıyla m ükemmel görünen lıl1 pembe vajinaydı. Onun daha koyu pembe dudaktan içeriye lııP,ı u kıvrılıyordu. K u t u n un içinde b i r de, kıza, hepsine bakan çıplak küçük ı lı ı n vardı. Yl're b ir broşür düştü. u

193


Sonra Cora kollarıyla kızı sardı, kızın yumuşacık bedenırı sarıldı ve küçük bedenini örtrnek için bir ambalaj kağıdını k.ıv radı. Dedektif gülümsedi. kafasını salladı, gözler i n i kapadı v

"Teda rik işinde çok iyisin Cora" dedi.

Cora kızı tuttu ve pembe poposunu saklamak için ellıı çukurlaştırdı. Sarı saçlarını kendi göğsüne dayamak için dıt,ıı r e l i n i kullandı ve "Bu bir hata" dedi. Broşürde bebeklerin, göğüslerin içine konan yumuşak. kol.ıy ca şekil alan s i l i kondan yapıldığı yazıyordu. Elektrikli b i r bal ı ı niyenin a l tına kanabi l i r ve ısıyı zevk saatleri boyunca tutabi l i ı d l Tenin içinde, çelik eklem l i , cam elyafından bir iskelet vardı Saçı teker teker kafatası derisine soku l m uştu. Edep yerinde t ıı yoktu. Erkek bebeğin opsiyonel sünnet derisi vardı ve buııt penisin ucuna yerleştirebi l i rd i n iz. Kız bebeğin değiştirilelıl l t kızlık zarı vardı ve bunu postayla göndermelerini isteyebiliıılt niz. Broşürde, iki bebeğin de etki�ı oral veya anal giriş için derin, -.ık boğazı ve rektumu olduğu yazıyordu.

S i l i konun hafızası vardı ve ne yaptığınıza bakmadan c· k

haline dönebiliyordu. Meme başları ori j inal uzunluğunun l ıı katına kadar çekllebi l i yordu ve yırtılmıyordu. Dudak, erlıc torbaları. rektumlar her türlü arzııya göre çekip uzatılabiliyordu Broşürde bebeklerin sert ve şiddetli zevklere IJıllarca karş ı l ı k verl'lıl !eceği yazıyordu. Temizlik için sadece sabun ve su kullanıyordunuz. Broşürde Fransızca, ispanyolca, ingi lizce, İtalyanca ve

Iki birinin dava için onlara ihtiyacı olmuştur. dedi. Omzunu

ılkti ve "Onlar bunun için yapıldı. .. " diye ekledi. Dışarıdaki koridorda dedektiflerden birine onları görüp gör­ tıll'diğini sordu. Onlar. yani çocuk bebekler nerede, diye sordu. Dişleri kamaşıyordu. Kaşlarını çatmaktan gözleri n i n arası ı�ı ıyord u . Ku1akları ateş gibiydi. Eriten, kor haline getiren bir

ıtı•ş. Bebekleri müdürün odasında b u l d u.

Koltuğun üzerinde

ııı ı ıruyorlardı. G ü l ü msüyorlardı ve çıplaktılar. Yüzleri çill iydi ve lıl,'lıir şeyden utanmıyorlardı. M üd i re

Sedlak,

oğl a n ı n

meme

başı n ı

çekiyordu.

ı • ıı rnaklarıyla, başparmağı ve işaretparmağıyla, koyu kırmızı ı ıııı , ıklarıyla pembe meme başını çevirip çekiyordu . Diğer eliyle,

ıı ıı ınak uçlarıyla kızın bacaklarının arasını yukarı aşağı oynatı•ıtclu ve "Kahretsi n , gerçek gibi duruyor" dedi. C'ora, müdireye üzgün olduğunu söyledi. Oğlanın alnı ndaki ıı.lcırı taramak için eğildi ve bu konuda bilgisi olmadığını söy-

1 ı li

Kızın kollarını pembe meme başlarının üzerinde kavuştur­

lıı Sonra, plastik bacakları dizden çaprazladı. Oğlanın ellerini ı ı ırı k kucağına koydu . Bebekler orada oturmuş, gülümsüyor-

l ıtdı. ikisinin de mavi cam gözleri, sarı saçları vardı. Parlayan ııııı•.clen dişleri. " Neye üzüldün?" diye sordu müdire.

Çlııı

gibi görünen bir dilde, bebekleri direkt güneş ışığına maruz bıı kırsanız, gözlerin i n ve dudakların ı n rengin i n atacağı yazıyordıı Silikonun kokusuz ve tatsız olduğuna dair garanti veriliyoıdu Öğle yemeği sırasında Cora dışarıya çıkıp küçük b i r elbiSl' v

küçük bir pantelonla gömlek aldı. Masasına ger! döndüğüııd

kutunun içi boştu. Kadın adım attıkça etrafa köpük topakları v balonlu naylon saçılıyordu. Bebekler gitmişti. Gözetim odasında, güvenlik şefine bir şey b i l i p bilmedi�ıı sordu. Şef omzunu silkti. Mola odasında dedektiflerden l ıl r

1 94

lıı

Ilçe fonunu boşa harcadığını söyledi Cora. Malı görmeden l ıı k.ıdar pahalıya satın aldığı için. iyi bir pazarl ı k yaptığını ııı�nıı üyord u . Şimdi ilçe. eski bez bebekleri bir yıl daha kul­ l ııııııtık zorunda kalacaktı. ilçe tıkanmıştı ve bu bebeklerin yok d i i ı nesi gerekiyordu . MOdire Sedlak, "Saçmalama" dedi. Tırnaklarıyla kızın sarı '' l.ııını taradı ve "Ortada sorun görmüyorum" dedi. "Bunları ııll.ıııabiliriz." Anıa bebekler, dedi Cora, fazlasıyla gerçek gibi.

Vı• müdire, "Bunlar kauçuk" dedi. 'ıl l i kon, dedi Cora.

1 95


���

Ve müdire, "Sana yardımı alacaksa, bunları teker teker o l t J kiloluk b i r prezervatif olarak düşün . . . " dedi. O gün öğleden sonra Cora yeni elbiseleri oğlan ve kıza gıy dirmiş ol masına rağmen, dedektifler masasına gelip beb.ekl"' a l m a k istediler. Kabul görüşmeleri için. Tahkikatlar içi n . Gizli yerinde yap ı l m ayacak değerlendirme için onları rezerve etrn isted iler. Ertesi sabah erkenden kullanmak için gece götürııı istediler. Hafta sonu için istediler. Terci hen kızı ama o müi·dl

ılıııh görüşme için kızı o geceden a l mıştı. Dedektif, otel oda­ ıııın gözeti m altında olduğunu söy l e d i . Bir sonraki gece başka lılı tledektif. yine kız, b i r otel odası ve oda servisinin getirdiği

ı I I ICk. Televizyon kanalından porno fil m satın a l ı nm ıştı. Başka l ıl ı Hözetim a l a n ı , dedi.

Müdire Sedlak, kadına baktı. Cora orada d i ki lm i ş , o n u n ıl ı�.ıp masasın ı n üzerine eğiliyordu v e avcundaki fişleri sert bir , Hlde sall ıyordu. Müdire ona baktı ve " N e demeye çal ış ıyorsun?" dedi.

değilse, o zaman ağianı isted iler. O birinci g ü n ü n sonund

<:ok açık, dedi Cora.

bebeklerin ikisi de bir sonraki ayın sonuna kadar tamaın

Ve ahşap masasında oturan müdire güldü ve güldü.

ayırtıl m ıştı. O an biri hemen bebek istese, Cora ona eski bez bebekh•r öneriyordu. Çoğunlukla, dedekt i f bekl eyeceği n i söylüyordu. Ortada yeni bir dava yağmuru vardı ama Cora'ya yeni drıv

"l�unu, kısasa kısas olarak düşün" dedi.

"Bütün o kadınlar" diyor müdlre, "Hustler dergisini a l eyhinde ! l ı �eyl er söyleyip protesto ediyorlar, porn o n u n kadını bir nes­ '" yı• dönüştürdüğünü söylüyorlar ... O halde" diyor, "vibratör ne •lııynr? Veya b i r k l i n ikten a l ı n m ı ş donör spermi?"

dosyası veren bir kişi b i l e yoktu

lln zı adamlar çıplak kad ınların sadece resimlerini istiyor. ııı . ı bazı kad ı n l a r b i r adamın yarağını istiyor y a l n ızca. Veya

O aym neredeyse t a m a m ın d a Cora kız ve oğla n ı bir dakı görebiliyor, ondan sonra da hemen bir sonraki dedekt i fe v�t

ı ııııın i n i . Veya para s ı n ı . l iN iki cinsiyet de mahremiyetle i l g i l i aynı soruna sahip.

yordu. Sonra başka b i r dedektife. Ve b i r başkasına. Ve kiınl ne yaptığı bel l i değildi; a m a küçük kız merhume şekli ı ııJ geri geliyordu. b i r gün kulakları del i nm i ş , b i r başka gün k.ı ı ı

düğ ü m l e n m i ş , sonra ruj sürmüş halde, daha s o n r a d a l e ş �ı

Müdire Sedlak, "Lanet olası kauçuk bebekler hakkında yakın­ ııı.ıyı kes" dedi Cora'ya. "Kıskanıyorsan, dışarı çı k ve kendine

lltl' l bir vibratör a l . "

parfüm kokarak. Oğlan geldi ve bazı yerlerinde dövme varıl

I lir kez d a h a . insan ların yaptığı şey . . . ı ı u n u n n e reye yöneldiğini kimse göremezd i .

[(üçük baldırında dikenli b i r zincir vardı. Meme başlarına kOı, l gümüş h a l ka l a r takılmıştı. Sonra da penisine. Sarı saçları \ '

Aynı gün Cora öğle yemeğine çıktı ve kuwetli b i r tutkal a l d ı .

ekşi kokuyordu. Kadifeçiçeği gibi kokuyordu.

Kanıt odasındaki esrar torbaları gibi kokuyordu. O oda sil ·ve bıçaklarla doluydu.

Esrar ve kokain torbalarının ağ1 1 l ı

o l m a s ı gerektiğinden d a h a a z ol uyordu. Bebeklerden birini .ıl dedektifin bir sonraki durağı her zaman kanıt odasıydı. K ı kol u n u n altında tutarken kanıt torbasıyla uğraşıyordu. Bir ·•. cebine atıveriyordu. Müdire H a n ı m ' ı n odasında, Cora dedektiflerin verdiği ııı ı

raf fişlerini gösterd i . B i r fiş otel odasına aitti ve dedektif er ı 1 96

----

V\' b i r sonraki sefer, oyuncaklar ona döndüğünde, onları

1

ı l'.ı bir erkeğe vermeden önce, kızın vaj i n a s ı n a tutkal sıktı.

ı ııı ı • iki bebeğin ağzının içine de tutkal s ı karak, d i l lerini l ıı ı ı ı ı kları n a , dudaklarını d a birbirine yapıştırd ı . Sonra arka l a ­ ıııı �cvirip götlerine tutkal sıktı v e kalça l a r ı n ı kapattı. Onları ııı ı , ıı CJcakt ı . Y i ne de,

ertesi g ü n ,

b i r detektif ş u soruyu soruyordu:

• ll ı ı ' ı ı ı n , kullanabileceği bir j i leti var mıydı? Bir sustalısı? Bir

ı l t l l i tSi? 197


Ve Cora, "Neden, niye b u n u öğrenmek istiyorsun?" diyt

Küçük aği a n ı getiren dedektif topa l l ıyor.

sordu.

I i ietierin beşi birden yok olmuş.

Detektif, "Neyse, boş ver" dedi, "Deli l odasında bir şeyler

Ondan sonra Cora ' n ı n 1 l çe Sağlık Kliniği'nden biriyle konuş�

Ve ertesi g ü n , hem kız hem de oğlan kes i l i p açtlmıştı; hal.�

ıo.ısı gerekiyor. ı .aboratuvardan biyolojik�teh l i ke örneğini n a s ı l aldığını h i ç

b u l u r u m ben."

yumuşaktılar ama her yerleri n i yara kaplamıştı. Deşilmiş,

içieri

dışiarına çıkartı lmıştı. H a l a tutkal ama çok daha fazla Tenefnl•

� l ı ı ıse bilmiyor Ondan sonra, departmandaki

bütün a d a m l a r taşakları­

Betty bebeğ i n i n sızıntısı gibi kokuyorlardı, Cora ' n ı n divanıı1rı

ııııı derisini panto l o n l a r ı n ı n d ı ş ından çimdikliyor. Maymun

Bu damlaları Cora ' n ı n kedisi saatlerce kokladı. Yalamadı

ullıi, dirsekierin i yukarı kaldırıp koltukaltı k ı l l a r ı n ı kaşıyorlar. ı .ılalarından h i ç kimseyle seks yapmadıklarını geçi riyorlar.

dam layarak.

ama tutka l ı ya da del i l odası koka i n i n i n a s ı l kokladıysa onu du

öyle kokladı.

işte o zaman Cora yemek için dışarıya çıktı ve bir jilet aldı iki j i let. üç j i let. Beş.

Bir sonraki seferde, kız masasına geldiğinde, Cora onu tuvıı

lete götürdü ve lavabonun kenarına oturttu. Pembe yanaklann

daki a l lığı mendille s i ld i . Kızın karışmış sarı saçları n ı yıkadı ve taradı Sıradaki dedektif tuvaletİn kilitli kapısına vurdu ve Cor.ı kıza, "Üzgünüm. Üzgü n ü m . Üzgünüm . . . " dedi. "iyi olacaksın

dedi. Ve Cora yumuşak sil iken vaj in a n ı n derinlerine bir j i lt•l soktu. B i r a d a m ı n bıçağıyla oyduğu deliğe. K ı z ı n kafasını geriyı

llıınun kasık biti olması imkansız.

13u sıralarda b i r dedektifin karısı şehir merkezine geliyor. 1 ııo.;ık biti kapınca sızan kanın oluşturduğu lekeleri görüyor Dar l u •yrız don veya beyaz tişörtlerirıizde. vücut k t l l a r ı n a yakın giysi­

l ı1rl nizi n herhangi b i r yerinde bulduğunuz sıçramış kırmızı biber­ lı1ıl Kan ı n , kan ı n , kan ı n küçük lekelerini. Belki de kadın bunları

�ııı ,ısının şortunda b u l uyor. Belki de kendisinde buluyor. Bunlar, tııııversite bitirmiş, kenar mahalieli ve a lışveriş merkezine giden lııo.;ıı n l a r ve gerçek kasık biti tecrübesi yaşamarnışlar. Şimdi lıllt!'in şu kaşınma hadisesi kadına mantıklı gelmeye başlıyor. Ve şimdi bu kadın kızıyor, hem de çok fena.

attı ve Cora s i l i ken bağazın derinlerine başka b i r j i let soktıı

Cora ' n ı n soktuğu üçüncü j ilet, kızın yarılmış, bıçakla yontulaı.ık açılmış göt ü n ü n derinlikleriydi.

Oğlan masasına geri geldiğinde, oraya atı l m ıştı, sandalyı

s i n i n kolçağına yüzüstü d ü ş müştü. Cora onu e l i n deki iki b i rl i kte tuvalete götürdü.

jilel lro

Kısasa kısas.

l l içbir kadın b u kasık bitlerinin klozet yerine bir şişme bebek­ lı ıı kapıldığını b i l e mez. Kocası n ı n a n latacağı h ikaye şüphe ı ı\t('ırmez. Ancak Cora ' n ı n 11çe Sağlık Merkezi'nden bulduğu şey

lııı krıdardı. Spiral şeki l l i parazitleri, s i l i ken üzerinde yaşatamazıııı� Çürük deri yoksa hepatit bulaştıramazsınız. Kan. Salya.

l i ıyır, bebekler gerçekt i r ama o kadar da gerçek değildir. Kadın bu işten vazgeçiyor ama b i r sonraki h a fta adam kadına

Sonraki gün bir dedekt i f geldi; kızı saçlarından s ü rükl üyord i l

O n u Cora ' n ı n masası n ı n y a n ı ndaki yere attı. Ceketi n i n cebind\•ıı bir bloknot ve kalem çıkarıp şöyle yazdı: "Onu d ü n kim aldı?"

Kızı yerden alıp saçl a r ı n ı okşayan Cora ona bir isim söylüyor

Rastgele b i r i s i m . Başka b i r dedektifin i s m i n i .

Gözlerini kısıp kafa s ı n ı s a l l ayan ve bloknotla kalem i n i kavı . ı

yan adam, "Oyoşpuh çocu ş h u " diyor Siyah d i kişlerin d i l i n in ıkı yarısını b i rleştirdiğ i n i görebiliyorsunuz. 198

ı

�·ocuklara uçuk b u l a ştırıyor. Belsoğukluğu. Frengi. AIDS. O

fltılen kadın Cora ' n ı n üstüne gidip ş u n u sordu: "Öğle yemeği ı.ı l l ııde kocam k i m i beceriyor?" Cora'ya , saç spreyiyle yapılmış saç şek l i n e ve i n c i l erine ve diz lıııyı ı naylon çarapiarına ve pantolonlu tayyörüne iyice bakınca,

lılı, l ı ı r kadın o n u suçlamıyor. Örme yün ceket i n i n kollarının ıı luı• eski m e n d i l ler tıkan Cora'ya bakınca. Masasında, şeker199


!erin sert kurdeleli b i r kutusu olan Cora'ya. Mantar panosurıli Fa mily Circus çizgi f i l m i n i n afişini iğnelemiş Cora'ya. Yine de hiç kimse Cora' nı n itici olduğunu söylemiyor. Sonra kadı n . k� rmızı-kırmızı tımaklı M ü dire Sedlak'ı görüyor Cora küçük bir oturuma davet edildiğinde hiç kimse şaşırmadı Hiç kimse Cora Reynolds'a günlerinin say ı l ı olduğunu söy le m edi . Müdür, Cora'yı ahşap masasının karşısına oturttu. Müdireniıı odasında yüksek bir pencere var. Müdüre güneş ışığının vurdu ğu yerde oturuyor ve m a nzarası i l çe otoparkındaki arabalıır Cora ' n ı n yaklaşması için bir elinin parmaklarını sallıyor. "ilan etmek çok zordu" diyor. "seçmem gerekiyordu; ya bütOıı ekibirn deliydi veya sen . . . aşırı tepki veriyord u n . " O a n Cora ' n ı n kal b i n i n çok kötü kırıldığı n ı h i ç kimse anl.ı madı. Oturdu; buz kesilmişti. Yaptığı mız şey şudur: Kendimill nesnelere dönüştürürüz. Nesneleri kendim ize dönüştürürüz. Dünya n ı n her yerindeki m ilyonlarca insan hala Teneff!l Betty'yi kurtarmaya çal ı şıyor. Belki de kendi işleriyle meşgul o l m a l ı lar. Belki de çok geçtir. Bebekleri hırpalayan kişiler, diyor müd i re, çocuklardır. Ta( 1 edilen çocuklar edebildikleri her şeyi taciz ediyor. Her kurbı ıt1 kendine bir kurban bulur. Bu bir döngüdür. "Kend i ne biraz iıırı vermen gerektiğini düşünüyorum" diyor. Yardımı alacaksa. Cora Reynolds'ı e l l i beş kiloluk bir prezı•ı vatif olarak düşünün . . . B u son kısmı n ı h i ç kimse söylemedi. H i ç kimse söylenil zorunda değildi. işine devam etmesi n i n bir koşulu olarak, Cora aldığını resıni olarak bildirdiği Teneffüs Betty bebeğini geri geti recekti. ll\ fonuyla satın aldığı doldurulmuş oyuncaklardan vazgeçmt· gerekiyordu. Sağlık odas ı n ı n kendisinde olan anahtarlaıııı teslim etmesi gerekiyordu. Hemen. Bütün personel üyeleri ıılı odayı ve anatomik olarak düzgün bebekleri kullanmasını sa�l ı yacakt ı . Önce gelen, hizmeti önce görecekti. Hemen. 200

Cora . emn iyet kemeri kullanmadan, araba s ı n ı milyon m i lyar � I lometre boyunca çok hızlı kullandıktan sonra i l k kırmızı ışığı ııılrmüş biri gibi h issetti kendi n i . Bezgin bir ferah lamayla karışık 1 i lfa. Cora, iki ucunda delikleri olan deriden bir boru. Bu, kor­ lıınç bir duyguydu a m a bir plan yapmasın ı sağladı. Sonraki gün işe geldi; kanıt odasına gizlice girdiğini hiç llıııse görmed i . Orada herkesin alabileceği, kan ve kuvvetl i tut­ i .,ı kokan bıçaklar vardı. Masas ın ı n yanında b ir s ıra olu şmaya başlamıştı bile. l lı•psi, bebeği alan dedektifin onu geri getirmesini bekliyor. tinlıeklerden birini. İkisi de aynı görünüyordu. sil ikon yüzler öne nık Li. Cora Reynolds kimseye budalalık etmeyen biri . Hiç kimse ı111ı ltip kakmıyor. Oğlan bir kol u n u n , kız ise öbür kolunun altında sallanan bir lı dcktif geliyor. Adam ikisini birden h ızla masaya fırlatıyor ve 1 ılııbalık doluşup pembe si likon bacaklan kavnyor. K i mse gerçekten ki m i n deli olduğunu bilmiyor. Ve Cora elinde b i r silah tutuyor; bir ipin ucundaki kanıt eti­ lı l l hala duruyor. Dava numarası orada yazıyor. Silahı bebekle­ ı ılogru sallıyor. "Onları a l ı n" d iyor. "Ve benimle gel i n . " I<Liçük oğl a n ı n üzerinde beyaz bi r don var ama kıçındaki yağ lltrlnden don u n rengi koyu. Kızda, lekeler yüzünden kaskatı ılıı1 1 ış, beyaz, saten bir külot var. Dedektif ikisini birden alıyor • lıer iki bebeği de tek kolla göğsüne bastırıyor. Meme başlaıııııl.ıki halkaları ve dövmelerini ve kasık bitlerini. Esrar kokusu­ n ı ı Vl' Teneffüs Betty'den damlayan şeyi. l'ma silahı s a l iayarak adamın büronun kapısına doğru yürü­ ııı ,, ııli sağlıyor. Adamlar ona yaklaşıyor ve etrafını çeviriyorlar. Cora dedek­ ıi l l ı koridora geri geri girmesini sağlıyor, kız ve oğlanı müdire­ t l l l lıOrosunun ö n ünden geçiriyar ve sonra da sağlık adas ı n ı n . ı ı ıl ılyc geliyorlar. Sonra d a otoparka. O, arabas ı n ı n kiJidini 1 1 kcn, dedektifler onu bekliyor. 20 1


Oğlan ve kız a rka koltukta otururken, Cora gaza basıyor adamlara çakıl atıyor. Z i ncir bağlı kapıdan çıkmadan, sirenle ses i n i duyarsınız. Cora Reynolds'ın bu kadar hazır olduğunu hiç kimse b ilın yordu. Teneffüs Betty zaten arabadaydı ve e l i nde çifte vardı; saçına eşarp bağlan mı ş , kauçuk yüzüne de koyu renk güneş lüğü takılmıştı. Kırmızı-kırmızı dudaklarının arasında bir siga du ruyordu . Bu Fransız kız ölümden dönmüştü. Kuıtarılmış gövdesini dik tutmak için emniyet kemerini takm ıştı . Bi r nesneye dönüştürü lmüş b ir insan, şimdi tekrar insa dönüşüyor. Sakatianmış doldurulmuş hayvanlar, k.ı l ı ksız kaplanlar yetim ayılar ve penguenler. bunların hepsi arabanın yan ceresine dizi lmiş. içlerinde yaln ızca kedi gün eşte uyuyor. H hoşça kal demek için ellerini sal l ıyor. Cora çevre yoluna giriyor; arka tekerlekleri balık gibi sağa-sola dönüyor: h ız s ı n ı rını iki katı oranda aşıyor. kapı l ı , kahverengi arabası şimdiden polis kruvazörlerinden konvoyu peşine takmış; ışıkları mavi ve kırmızı yanıp sönüyo H e l i kopterleri. Çizgisiz ilçe araba la rı nda kızgın dedektifleri. H biri, yanında büyük bir n u mara olan beyaz kamyonetiere b in televizyon ekiplerini peşine takm ı ş . Halen, Cora' n ın kaza n amayacağı b ir durum söz konusu deRI Kız onda. Oğlan onda. Silah onda. Benzinleri bitse b i le, h i ç kimse çocuklarını düzmeyecek. EyaJet polisi tekerleklerine ateş etse bile. O zaman bl onların s ilikon vücutlarına ateş eder. Cora onların uçurur. Meme başlarını ve burunları n ı . Herhangi bir adam yarağını içine sakabileceği hiçbir şeyi ortada bırakm_az. Aynısı Teneffüs Betty'ye de yapar. Ve kendisine de ateş eder. Onları kurtarmak için. Lütfen anlayın. Hiç kimse Cora Reynolds' ın yaptığı doğru olduğunu söylemiyor. Hiç kimse Cora Reynolds'ın aklı n ı n başında olduğunu söylemiyor. Ama o kesi n l ikle kazandı. 202

Insanların yaptığı şey sadece budur; nesneleri insana. insan­ Iıli nesneye çevi rmek. Bir ileri, bir geri. Kısasa kısas. <;ok yaklaşırsa dedektifin bulacağı şey budur. Sakatianmış '" uklar. Hepsi ölmüş. Hayvanlar Cora'n ı n kanından iyice ıslan­ '" 1� Hepsi ölmüş, hep beraber. Aııcak, o dakikaya kadar Cora'nı n benzin deposu tamamen lı ılııydu. Kendisini uyanık tutacak, kanıt odasından aldığı koka­ ı ı ı do l u bir torbası vardı. Bir sandviç torbası. Birkaç su şişesi ve ıvıııken ınırıldayan bir kedisi. Kendisi ve Kanada arasında birkaç saatlik bir çevre yolundan ı ı•,ka hiçbir şey yoktu. Ancak. bütün bunlardan önemlisi, Cora Reynolds'ın ailesi ıııındaydı.

203


ı. 2.

3. 4. 5. 6. 7.

8. 9 1 0. 1 ı 12 1 3. 1 4. ı 5. 16 1 7. 18 1 9. 20. 21. 22. 23. 24

.

T

abiat Ana siyah renkli bir çeşit ceket giyiyor. Ya asker ll ıı forması ya da buz pateni kostümü olan ceket, siyah y(lıı den yap ı l m ı ş ve önünde pirinç düğmelerden bir çift sıra v.ı Bölünmüş burnu koyu kırmızı kabuk bağla m ı ş , siyah kadifed bir keçe gibi görünüyor. Kol ları n ı uzun manşonlarına sokuyoı v Aziz Bağırsaksız'a "Düğmelerimi kapatsa n?" diyor. Ellerinden geriye kalan kısı mları kıpırdatıyor ve " i_ htiyaUJ olan parmaklarım yok" diyor. Parmakları kökünden sökülmüş, sadece eklemler var. üııl olduktan sonra telefon numaralarını tuşlamak için yaln ızca 1� retparmakları yerinde duruyor. Para kasası n ı n butonlarına bıı mak için. Kendisini üç boyutludan, düz bir şeye dönüştürdO için şimd iden ünlü oldu bile. 2011

Tabiat Ana. Aziz Bağırsaksız, Peder Tanrısız, hepimiz Bay .IJiıiLtier'ı alt bodruma taşımadan önce siyah kıyafet giyiyoruz. 1111 �nemli sah neyi oynamadan önce yapıyoruz bunu. Cenazemizin sadece bir prova olduğuna aldırmayın. Biz lııı l t ı nduktan sonra kameralar önünde film yıldızlarının aynaya­ ını gerçek cenazenin dublörleriyiz sadece. Bay Whittier'ı sarıp ıı ınalamak ve oedenini paketi emek, sonra da merasim için l·•ı ıtl i si ni alt badruma götürmek gibi işleri yapacağız: hepimiz ıYI II tecrübeyi yaşa m ı ş olacağız. Hepimiz aynı trajik h i kayeyi ıııııhabirlere ve dedektiflere anlatacağız. nay Whittier' ın pis kokup kokmad ı ğ ı n ı söylemek zor. Bayan 1•, ırık ve Peder Tanrısız bozu lmuş yemekierin gümüşrengi tor­ l ı ıl.ıı ı n ı taşıyorlar: her torba arkası n d a kötü kokan bir sıvıdan ı lı·ı bırakıyor. Arkalarında damla daml a izler ve kötü koku lu lı \ ı•ler bırakarak, Iabiden geçip torbaları banyolara götürüyor ' ı uvalete atıp sifon u çekiyorlar. "Koku alaınamak" diyor Bayan Aksırık ve güçlü şekilde bur­ ııııııu çekiyor, "işiıne geliyor." !�Ir seferde bir torba taşımak işe yarıyor. Peder Tanrısız ıı ı•\C' etmeye kalkınca, koku bizi boğacak bir hal a l ıyor. Kuru­ ' ııı. ı u racak-kada r-fe n a . Pis koku onların elbiselerine ve saçla­ ı ı ı ı .ı !>iniyor. İki torbayı aynı anda tuvalete atıp sifonu çekmeyi lı•ıwdi kleri nde , tuvalet tıkanıp taşınaya başlıyor. Başka b i r ı ııvrılet t ı kanınası daha. H a l ihazırda s u zaten d ışarıya taştığı , ııı lobideki mavi h a l ı n ı n bataklık g i b i görünmesine sebep •ltıyor. Kanalizasyon borusuna sıkışmış torbalar suyu emdik­ lı ı l ıçin. Bay Whittier' ı öldüren h i ndi gibi şişiyorlar ve ana 1 • l l ıtyu tıkıyorlar, böylece iyi görünen tuvaletler bile içine atı­ f 111 her şeyi kusuyor. i<.ıhibe Vigilante'nin takv i m l i saatine ve Amerika Güzeli ' n i n ıl ıvcrengi s a ç dipleri n i n iyiden iyiye bel l i olduğuna bakılırsa, ıl 1 lı< ı ftadır buradayız. l 'irinç düğmelerin son u ncusunu i l i kled i kten sonra Aziz ı ın ıı saksız. Tabiat Ana'yı öpmek için eğitiyor ve "Beni seviyor ııııı ı. ı ı n ?" diyor. 205


"Romantik alt olgu işe yarayacaksa" diyor kadın. "sev zorundayım." Parmağındaki ölü Lord Çöpçü panldıyar ve Tabiat dudaklarını elinin tersiyle s i l iyor ve "Tükü rüğünün tadı berbat.. diyor. Aziz Bağırsaksız avcuna tükürüyor ve sonra bu tükürüğü yor. Elini kokluyor ve "Nasıl berbat?" diye soruyor. "Aseton" diyor Bayan Clark ama bunu kimseye söylem Veya herkese söylüyor. "Ekşi" diyor Tabiat Ana. "Limon-ve-uçak-tutkal arorna si m u mu gibi." "Açlıktan" diyor Bayan Clark ve bir yandan da. paketten Bay Whittier'ın etrafına altınrengi ipekten bir bağ dol "Vücunuzdaki yağı yakarsanız. kanınızdaki aseton yoğunlaş artar." Aziz Bağırsaksız elini kokluyor. kafasının içindeki sümü ses geliyor. Peder Tanrısız kol unu kaldırıp altını kokluyor. Oradaki n tafta ter yüzünden daha koyu siyah o l m uş: gözenekleri Chanel No. 5'ten çok fazla hatıra var. Bedeni yukarı ve aşağıya taşımaktan, değerli vücut yağım boşa harcıyoruz. Yine de, matem jestini yapmalıyız, diyor Rahibe Vigila ve İ ncil'ini elinde tutmaya devam ediyor. Bay Whittier bağlan alt badruma taşındığına, Çin-imparatorluk balo salon al ı nmış kırmızı kadife perdenin içine konulduğuna ve lo a l ı n m ış altınrengi ipekten, bağla sıkıca bağlandığı na göre der i konuşmak için etrafında ayakta durmalıyız. ilahi söyleme! Çok d i n i· oı ması gerekmez; en iyi söylediğimiz herhangi bir olabilir. Kimin ağlaması gerektiğine karar vermek için çöp çekiyoruz Zaman geçtikçe, Ajan Fitneci'nin kamerası için gruptaki kese odayı açık tutuyoruz. Konuşuyoruz ki iftira Kontu'nun kayıt cihazı bütün kelimeleri kaydedebilsin. Aynı kayıt ci veya bellek kartı veya yoğun disk sürekli kul lanıl ıyor. Bir 206

liikikanın daha üzücü, daha korkunç veya trajik olacağı üzerine l ııınar oynadığımız için, şu anki halimiz. eski halimizi sil iyor. Zaman geçtikçe, daha kötü b ir şeyin olması gerekiyor. Bay Whittier günlerdir veya saatlerdir ölü. Rahibe Vigilante ıkiarı açıp kapamaya başladığı için b u n u söylemek zor. ı • ı�'releri birinin etrafta yürdüğünü duyuyoruz, adımları bomba llıi patlıyor; ktıranlıkta lobi merdivenlerinden inen bir dev bu. Yi ne de, daha korkunç bir şey olması gerekiyor. Piyasa payı için. Dramatik çekici l i k için. Daha berbat bir şey olması gerekiyor. l�ay Whittier'ı kulisteki soyunma odasından çıkarıp, sah­ ııı•rlcn geçerek oditoryumdaki merkez koridora taşıyoruz. Onu ııı.ıvi kadife Iabiden geçiriyoruz ve zemin kattaki turuncu ve ı l l ııırengi Maya fuayeye taşıyoruz. l�ahibe Vigilante saatinin sürekli sıfırlandığını söylüyor. l l ıyaletin gelişine i l işkin klasik bir işareti bu. Barones Frozbit, ııılik sigara odasında soğuk b ir yer bulduğunu ileri sürüyor. Ilinbir Gece Masalları galerisinde Bay Whittier'ın sürekli otur­ lıı�u minderin yukarısındaki soğuk havada nefesinizin buhar­ l ı•1 1 ığını görebi l i rsiniz. Kontes Basiret ışıklar kapandıktan sonra l l ı Odüğünü duyduğumuz şey. Leydi Çöpçü'nün hayaletidir liyor. Cenaze alayını geriden takip eden Müdire Tekzip, "Cora l ı•ynolds'ı gördünüz mü?" diyor. l{ahibe Vigilante, "Bovl i ng topumu her kim aldıysa geri ver­ l l l , lıen de o ki şinin götünü tekmelemeyeceğime söz veri[Jorum . . . " llvıı r. Alaya rehberlik eden ve Bay Whittier'ın kafası olması gereken p l l ,'<lYı ! titizlikle tutan Bayan Clark. "Amerika Güzeli'ni gördünüz ı ıırr diye soruyor. llu iş bittikten sonra fi lmi burada çekmek hiçbir işe yaramaz. ı ı, bul unduktan sonra bu yer, dönüm noktası olacak. Ulusal l lMineierden biri. Bizim Müzemiz. l ldyır, yapım şi rketi kim alacaksa. büyük odaların hepsi l�lıı lıire bir aynı setler kurmak zorunda. Mavi kadifeli Fransız 207


�v.

Louis lobisi. Siyah tiftikli Mısır oditoryumu. Yeşil sate ıtalyan Rönesans salonu. Sarı derili Gotik s igara odası. Binbir Gece Masalları galerisi. Turuncu Maya fuayesi. Kırnı Çin-imparatorluk bala salonu. Her odanın farklı bir koyu var; ama hepsine de aynı altın vurgu yapılmış. Oda değil, diyecekti Bay Whittier, dekor denir. Sarmatan bedenini, insanların sinema bileti fiyatına içeri girip kral imparator veya düşes olduğu, eko yapan bu büyük localard1 1 geçiriyoruz. Lobideki atıştırmalık, barın arkasındaki büroya kilittenmiş lobi merdivenleri n i n altındaki, cilalanmış ahşap kaplama d ları olan küçük odanın içinde basılı program lar ve faturala rezervasyon listeleri ve çalışanların geliş saatlerini kaydedo delikli kartlarla ağzına kadar dolu dosya dalapiarı var. o kaA tabakaları kenarlarından tozlanmaya başlamıştı; her sayfanı en tepesinde ise şu yazıyor: Özgürlük Tiyatrosu. Bazılarına basıl mış : Capital Tiyatrosu. Bazılarına: Neptün Vodvil Tiyatros Diğerleri şöyle bas ı lm ı ş : Kutsal Toplantı Kil isesi. Diğeric H ı ristiyan Kurtarma Tapınağı. Veya: Melek Cemaati. Vey Başkent Yetişkin Tiyatrosu. Veya: Elmas Hayatları Taşlama. Bütün bu farklı yerlerin adresi aynıydı. Burada insanlar dua etmek için diz çökmüştü. Saygıyla. Eğlence ve korku ve kurtuluş için atı lan çığlıklar. hala m cuttu ve b un la r beton duvarların içine işlemişti. Hala bizim birl ikte b u rada yan k ı l a n ı yord u . Burada, bizim tozlu m izde. Bütün bu farklı h i kayeler bizim h i kayemizle son Oyunların ve filmleri n , dindarların ve striptizçilerin bini farklı gerçeğinden sonra bu bina sonsuza kadar Bizim Müzem olacak. Çöpçatan, kristal avizelerin hepsine "şeftali ağacı" di Yoldaş Huysuz, Gotik sigara odasına "Frankenstein Odası" di Peder Tanrısız, Maya fuayesi için şöyle diyor: Turuncu lar, Christian Lacroix'n ı n v i ntage bir çalışmasına i l iştir lalenin ipek taşlarından geçip podyumda parlayan ışıklar parlak. . . 208

Çin bala salonundaki ipek duvar kağıdı. h i ç güneş görmemiş l ılı kırmızı boya. Bir restoran eleşti rmeninin kanı kadar kırmızı, diyor Katil Aşçıbaş ı . Gotik sigara odasındaki arkası v e yanları yüksek koltuklar, llııcşte bir dakika bile kalmadığı için beyazlaınamış parlak sarı lı ıilerle kaplanmış. Bir ineği kaplayacak hal i yok ya, diyor Kayıp ı ı,ılka. ILalyan Rönesans salonunun duvarları koyu yeşil renkte ve ııwıine, yol yol, topak topak, çok dikkatli bakarsanız malakit ı t')ına dönen siyah bir boya atılmış. Mısır oditoryumunun duvarları alçı sıvayla kaplı ve bu sıva ,ı ı yer oyulmuş, yer yer p i ramitler ve sfenklerle, kartonpiyerle ıı•,lenmiş. Oraya buraya dev firavun l ar oturtulmuş. Sivri burun­ lll c,aka llar. S ıra s ı ra büyük gözlü hiyeroglifler asılmış. Bu asıl ı ı·ylcrin üstünde, yer yer bel vermiş, siyah kağıt kurdelelerden ıpılma sahte palmiye ağacı dizisi var. Ağaçların tozlu tepeleri­ ııltı üstünde, siyah alçıdan gece gökyüzü, elektrikli yıldız cenne­ ı ıvll' beraber yer alıyor. Büyükayı. Orion. Takımyıldızları, o gece ılkyüzünü an layabilmek için uydurdukları h i kayelerden ibaret. ııldızlar, örümcek ağı gibi asılı bulutların arkasında puslu. Koltukları kaplayan siyah moher, ağaç kabuğundaki kuru tıı•,un gibi bir hal a l m ış. Halılar siyah; geçilen bölümlerin orta­ lllıla gri kanvastan ızgaralar var. Odaların tamamındaki süsleıneler altın. Neon gibi parlak d l ı ı ı boya. Oditoryumdaki siyah olan her şey, bütün koltuk arka­ ld l.ırı ve halı uçları aynı parlak altınla çevrelenıniş. l·:ğer kalpten inanıyorsan , süslemeler gerçek altın. Bütün ıılıılar senin inancına bağlı. Masaisı ipekler ve kadifeler ve kurumuş kanla. grubumuz ly.ıhlığa karşı hareket eden bir siyah. Loş ışıkta, Bay Whittier n i l l l l bağla kapatılmış kırmızı kadife kozasında havada duruyor ı•llıl görünüyor olmalı. Artık bir karakter olmayan Bay Whittier lııı elekara dönüştü. Bize ait bir kuklaya. Anladığımızı söylemek lı l ı ı hikayelere koyacağımız bir takımyıldızına. YOzünü dantel mendilin arkasına gizleyen Yoldaş Huysuz, lll yc ağlamamız gerektiğini a n lamıyorum" diyor. Pis kokudan 209


kurtulmak için danteldeki çoktan uçup gitmiş parfümü soluyor. "Benim karakterim ağlamayacak" diyor. "Götümdeki gül dövme si üstüne yemin ederim ki, o yaşlı adam bana tecavüz etti" diyor Burada cenaze alayı duruyor. Bu noktada Yoldaş Huysuz hanların üstünde bir kurban. Geri kalan hepimiz o n u n yalnızc yardımcı oyuncularız. Bize rehberli k eden Bayan Clark arkaya bakıyor ve "Ne yaptı? diyor. Kameras ı n ı n arkasından Ajan Fitneci, "Bana da. Önce ban tecavüz etti" diyor.

ı ı ısunda Tabiat A n a beyaz b i r peruğu a l n ı n a kadar çekiyor, plı inç zilleri şakırdıyor. B i r operadan kalma, gri bu kle öbeği t ı ıkıyor. Yüzündeki , terden ısianmış bukleler sarkıyor ve Tabiat

t\ııa. "Terleyen var mı?" diye soruyor. Bay Whittier'ı tüm ağırlığıyla omuzlamış Vandal Dükü nefes ııl'fese kalmış ve smokin ceketi n i n yakas ı n ı çekiştiriyo r. Kırmızı ipek örtü bile terden ıslak. Asetonları n uçak-tutka l �nkusu. Açlık.

Ve Peder Tanrısız, "Senin yanman tuhaf değil. Peruğu nu ters

ı . ı kmışsın" diyor.

Aziz Bağırsaksız, "Vay be, kahrolası. .. Bana da soktu" diyor

Çöpçatan. "Dinleyin" diyor. Alt bedrum kara n l ı k . Ahşap merdivenle r dik. Karanlığın öte-

Zavallı sıska Aziz Bağırsaksız, sanki sokmaya yetecek bir götU kalmış gibi konuşuyor.

Inde bir şey gürüldeyip h ırlıyor.

Ve Bayan Clark, "Bu kemik deği l . Zerre kadar değil" diyor.

Esrarengiz bir şeyin olması gerekiyor.

"Zor" diyor Çöpçatan ona. "Sen bana tecavüz ettiğinde de hi

TeMikeli b i r şeyin olması gerekiyor.

Barones Frozbi t , "Hayalet bu" diyor ve ağzın ı n yağlı büzüğü

kemik deği ldi." At kuyruğunu sallayan Vandal Dükü, Çöpçatan'a, "Biri sana

tecavüz etsin diye para veremezsi n" diyor.

Ve Tabiat Ana gül üyor; her yere yara kabukları ve kan pO

Cenaze töreni o kadar h ı z l ı gerçekleşti ki, tutana aşk olsun. 1\nrulara sıcak hava pompalıyo r. Gaz ibriği pat pat sesler çıkarı­

yn ı Bay Whittier' ı n bozduğu kalorifer kazanı b u .

kürüyor. Şeytan öldü. Yaşasın şeytan. Şeytan i ç i n düzenlediğimiz cenaze töreni

l ıı•ş karış açılıyor.

Biri onu tamir etmiş.

işte bu.

Kara n l ı kta bir yerlerden bir kedi bağırıyor, sadece bir kez. Bir şey olması gerekiyor. Ve Bay Whittier'ın cansız bedeniyle

Bc:ıy

Whittier, kıyaslandığında eski günahlarımızı sıfır gösterecek hlr zeba n i . Suçların ı n hikayesi. bizi çıplak bırakacak ve kurbanın bakire-beyaz rengine boyayacak. Günah iş lemeye karş ı l ı k daha günahlı.

lılı likte ahşap merdivenle ri i n meye başlıyoruz . Hepimiz terliyoruz. Bu i m kansız yeni sıcak ortamda enerjimi­ l daha da fazla boşa harcıyoruz. /\şağıya, karanlığa giden bedeni takip eden Tabiat Ana, N<• bilirs i n sen peruk takmayı?" diyor. Elmas yüzük parlarken,

Yine de, kend i s i n i n ölüsü bile, hiç kimsenin isterneyeceği l ı l t iş açıyor başımıza. Böylece, film uyarlamasında Bayan Clark kırbaç vururken ağlayan ve Bay Whittier'ı affeden bizi göreceks i n iz. Şeytan öldü. Yaşasın şeytan. Biri n i suçlamadan bir dakika bile hayatta kalamayız. Oditoryumun siyah halıyla kaplı koridorundan, kırmızı Çlıı balo salonunun içinden geçip, mavi Fransız merdivenlerdf'n

1 ı•ı-;ilen ellerin i n geri kalan parçalarıyla , kafasındaki gri peruğu

ı•viriyor ve Peder Tanrısız'a, "Senin gibi b i r dangalak, Christian t ııuoix vintage bilmem nesinden ne anlar ki?" diye soruyor. Ve Muhterem Tanrısız, "Lacroix'n ı n laleli-eteği nden mi bah­

ı

ıı•diyorsun ?" diyor. "Çok şaşıracaksı n " diye ekliyor.

aşağı inerek Bay Whittier'ı taşıdık. Maya fuaye n i n parlak turun 210

211


çenenin altında şu kelimeler var: Onurunu Kaybetmeden Öldü

Boş Laf

Peder Tanr ı s ı z i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

"Bölüm Yaratılış, bab on bire kadar" diyor Peder Tanrısız, "savaşmıyorduk." Ta ki Tanrı, tarihinin sonuna kadar bizi, bizle kavgaya sokana kadar. Peder Tanrısız sahnede, koşları alınmış ve kalemle çizilmiş ikiz yay olana kadar tıraşlanmış, her birinin altında, kırmızıdan yeşile kadar gölgeli parı ltılı fardan bir gökkuşağı var. Kırmızı payetli gece elbisesinin ince askılarının altındaki çıplak bisep kasına, kabartı l ı , bir kurukafa dövmesi yapılmış, 212

Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Seyahatle ilgili film, kiliseleri, camileri ve tapınakları gösteriyor. Taşlı cüppeler giymiş dini liderler kurşun geçirmez limuzinlerinden kalabalıklara el sallıyorlar. Peder Tanrısız, "Şinar diyarında bir ovada insanlar gece gündüz çalıştı" diyor. Bütün insanlı k ortak bir görüşü paylaştı ve çok soylu rüyalarını gerçekleştirmek için, ordular ve silahlar ve savaşlardan önce yan yana çalıştılar. Sonra Tanrı onların kulesini görmek için aşağıya baktı, insanların paylaştığı rüya adım adım yükseliyordu; neredeyse huzura erişecekti. Ve Tanrı , "İşte, bunlar sadece halk ... ve bu yapacakları şeyin sadece başlangıcı. .. Yapmayı niyet ettikleri hiçbir şey bundan sonra onlar için imkônsız olmayacak ... " diyor. Kelimeleri, kendi İncil'inde var. Yaratılış Kitabı, bab on bir. "Böylece Tanrımız" diyor Peder Tanrısız, çıplak kol ve baldırındaki kaslarında, tıraşianmış kıllar bütün gözeneklerden uzamaya başladığı için siyah izler var. " Kadir-i mutlak Tanrımız o kadar korktu ki, insan ırkını dünyanın her yerine dağıttı, ve çocukları birbirini anlamasın diye dillerini ayırdı." 213


Kôh emekli bir Denizci kôh kadın taklitçisi, Peder Tanrısız, kırmızı payetierin içinde pırıldıyor, " Her şeye gücü yeten Tanrı, bu kadar güvensiz olur mu?" diyor. Zayıf kalmaları için, çocuklarını birbirine düşüren atan. "Bizim güya tapacağımız Tanrı bu mu?" diyor.

Yumruk Sersem i

Peder Tarırısız'daıı b i r H i k a y e

W

ebber etrafa bakıyor; yüzünün şekli değişmiş: Elmacık kemiklerinden biri diğerinden daha aşağıda. Bir gözü, 1 ıı,.ı n ı n altındaki kırmızı-siyah şişlikte kar beyazı bir top gibi ıtı\ r ü n üyor. Dudakları, Webber'in dudakları ortadan öyle bir ıyı ıl ını ş ki, iki yerine dört d udağı var. Dört dudağın içinde yerin• lı• duran tek bir diş bile yok. Webber jetin kabinine, duvarlardaki beyaz deriye, ayna gibi ı ıııı layacak şekilde vernik atılmış benekli isfendana bakıyor. Webber elindeki içkiye bakıyor; klimanın serinliğinden buzlar ı ı l ıniyor. Duyma kaybı olduğu için çok yüksek sesle, neredeyse lı11�ırarak. "Biz neredeyiz?" diye soruyor. 214

215


Kiralayabilecekleri en güzel özel jet olan G u lfstream G550' içinde olduklarını söylüyor Flint. Sonra Flint iki parmağ cebine sokuyor ve çıkardığı bir şeyi koridorun karşı tarafın Webber'e uzatıyor. Küçük bi r beyaz hap. "Bunu yut" diyor Fl "içki n i de iç; çok yaklaştık." "Çok yaklaştığımız yer neresi?" diyor Webber ve hapı içiyor Yatan ve dönen beyaz deri koltuklara bakmak için arkası dönmüş durumda. Beyaz halıya. Islak gibi görünene kadar ci !anmış benekli isfendana. Kabine diziimiş beyaz süet re. Benzer küçük yastıklara. Fi lm afişleri kadar büyük, E/it adlı, kapak fiyatı elli dolar olan dergilere. 24 kırat altın kapla fincan kulplarına ve banyodaki musluklara. Espresso maki si ve kristal züccaciyeyi pariatan halojen ışıklarıyla m Mikrodalga fırına ve buzdolabına ve buz makinesine. Bunl hepsi on beş bin metreden, sıfır-nokta-sekiz-sekiz Mach'da Akdeniz'in üzerinde uçuyor. Hepsi iskoç viskisi içiyor. Sizin i girebileceğiniz her şeyden güzel olan bir şeyin içindeler. İçi sadece tabut b u l unmayan bir şeyin. içkisini deviren Webber. büyük kırmızı-patates burnu soğuk havaya doğru kaldı rıyor ve deliklerinin içi görülü H i çb ir yere gitmediklerini anladınız değil m i ; artık hiçbir gitmiyorlar. Ama Webber, "Bu koku ne?" diye soruyor. Ve Flint bumunu çekiyor ve "Amonyum nitrat sana bir hatı rlatıyor mu?" diyor. Dostları Jenny'nin Florida'da hazırladığı amonyum nitrat Körfez Savaşı 'ndan bir dostları. Bizim Peder Tanrısız. "Gübre gibi bir şeyi mi kastediyorsun?" diyor Webber. Ve Flint, "Yarım ton" diyor. Webher'in eli öyle bi r titriyor ki, boş bardağın içindeki b rın takırdadığ ı nı duyabi l i rsiniz. O titreme, travmatik Parkinson'dan ibaret. Travmatik a falopati geçirince, beyin dokusunun bir kısmı ölür. S inir reterin i n yerini beyin ö l ü m ü gerçekleşen fibröz doku Kıvırcık kızıl peruk ve takma kirpik takarak, Collaris ilçe ve Rodeosu'nda Bette Midler gibi dudaklarınızı kıpırdatıp, 216

ı uıpele yüzünüze b i r vuruş yapacak insanl ara şans verirsiniz ve ıık para kazanırsın ız. Başka yerlerde kıvırcık sarı peruk takmanız, kıçınızı dara­ ı�, payeti i bir elbiseye ve ayaklarınızı da bulabileceğiniz en llk!-iek topuklu ayakkabıya sıkıştırmanız gerekir. "Evergreen" ı ı kısını söyleyen Barbra Streisand'ı dudaklarınızı kıpırdatarak , ı� lll etme! i ve bir a rkadaşınızın sizi acil servise götürmek üzere ıı ıda beklemesini sağlamal ısınız. Önceden birkaç Vicodin için. ıı tın, pembe Barbra Streisand tırnaklarını yapıştırmadan önce .ıpı n bunu; çünkü sonrasında e l i n ize bir bira şişesinden daha Hlc:Ok bir şey alamazsınız. Öncelikle ağrı kesici lerinizi alın ki, ı••·ı çekten iyi b i r y u m ruk sizi yere düşürmeden önce Color Me /lııtfıra'nın A ve B yüzündeki şarkıları söyleyebilin. Pcıra toplamak için i lk fikrimiz "Mim Yumruklamak Beş 1' ıpi'l"d i . Üniversitelerin bul unduğu şehirlerin çoğunda bu işe ııııdı. Tarım okullarında da. Bazı şehi rlerdeki insanlar parmak lll'ınierine şu palyaço beyazından bulaştırmadan evine gitmi­ ııdu. Palyaço beyazı ve kan. Sorun , yeniliğin hemen eskimesiydi. Bir Gu lfstream kira­ l ıınok çok pa halıyd ı. Buradan Avrupa'ya gitmek için gereken ı ,, ıı1.in ve yağı satın almak otuz bine patlıyordu. Bu bir yandan, Lıdar da kötü deği ldi; ama uçağı tek yön kullanmak üzere llı.ıladığınızı söylemek içi n bir kiralama şirketine gitmek istemi­ ı ııdunuz, kızıl bayraklardan bahsetmek istemiyordunuz. l lnyır, Webber siyah mayasu n u giyince, ona vurmak i ç i n can ıl ı ı ı bir sürü insan o luyordu. Yüzünü beyaza boyayıp görünmez ııl ı ısuna giriyordu ve pandomim yapmaya başlayı nca nakitler ıhyıırdu. En çok da ün iversitelerde; ama ilçe ve eyalet fuarların­ l ı d.ı iyi iş çıkardık. insanlar bunu şarkılı tiyatro oyunu olarak ıı•.ı'ler bile, ona vurmak için para verirlerd i . Kan ı n ı akıtmak ııı l ıir de. Miın ruti n i t ü kendikten sonra ş e h i r dışındaki barlarda ıı . ıı ıılaya Vurmak E lli Dolar" i ş i n i denemeye başladık. Flint, bu lı, ı n gönüllü bir kız buldu. Ama yüzüne bir yumruk yedikten ıııı.ı kız, "Olmaz. . . " dedi. 217


Yerdeki yerfıstığı kabuklarının üzerinde oturan ve burn u ı ı ı tutan kız, "Uçuş okuluna gitmeme izin verin . B u n u n yerine pilıı tu oynayayım. Yardımcı olmayı hala istiyorum" diyor. Bardaki adamların yarısından fazlası parasıyla birlikte sıray girmiş durumda aslında. Boşanmış babalar, terk edilmiş erklk arkadaşlar, eski aşk defterini kapatamam ış herifler; hepsi hayal larının en iyi yumruğunu atmaya hazır. Flint, "Bunun icabına bakabilirim" diyor. Kızı ayağa kaldı r ı yor. Di rseğinden tutup kadınlar tuvaletine sokuyor. Onunla iÇL' t l giren Flint parmaklarını açarak elini havaya kaldırıyor ve " Bt• dakikaya ihtiyacım var" diyor. Ordudan ayrılır ayrılmaz o kadar çok parayı nereden kaza11.ı cağımızı bilemedik. Yasal değildi. Flint'in buna bakışı, sizi yu111 ruklamak için insanların para veremeyeceğine ilişkin bir yasa ynk şeklindeydi. O s ırada Flint kadınlar tuvaletinden çıkıyor; kafasında kızın cumartesi-gecesi peruğu var. Tt;mizlenmiş ve tıraşianmış büyOk yüzüne kızın bütün malzemelerini kullanarak makyaj yapılını Meme yapmak için gömleğinin düğmelerini açmış, kağıt hFıv lu ları sıkıştırıp hemen altından gömleğin i n uçlarını bağiarnı Bütün ruju ağzına bulaştıran Flint, "Haydi şu işi yapalım diyor. Sırada bekleyen adamlar, bir herifi elli dolara yumruklanı,ık üçkağıtçı lıktı r diyor. Böylece Flint, "On dolar olsun . . . " diyor. Adamlar hala tereddütlü ; paralarını boşa harcamanın dalı ı iyi bir yolunu bulmak için etrafa bakıyorlar. Sonra Webber müzik kutusunun yanına gidiyor. Bir çeyreklık atıyor. Birkaç düğmeye basıyor ve . . . sihir. Müzik başlıyor ve lıll nefeslik sürede, bardaki bütün adamların uzun uzun yuhaladı ğını duyuyorsunuz. Şarkı, Titanik fil m i n in sonunda çalan ağlak şarkı. Şu Kanad.ılı pilicin şarkısı. Flint sarı peruğu ve büyük palyaço ağzıyla bir sandalye ı ı l ı ı üzerine, oradan d a b i r masaya çıkıyor v e şarkıyı söylerney 218

luı�l ıyor. Bütün bar izlerken Flint sahip olduğu her şeyi öne ıkıı rıyor; ellerini blucinin iki yan ı n a koyup bir aşağı bir yukarı l ıydırıyor. Gözleri kapal ı ; gördüğünüz tek şey parı ltılı mavi bir 1 ı O kırmızı ağız şarkıyı söylüyor. Tam zamanında o nu aşağıya indirmek için Webber elini l l l n l 'e uzatıyor. Flint bir kadın gibi eli tutuyor ve dudaklarıyla ıı kıya eşl i k ediyor. Tırnaklarına şeker kırmızısı oje sürülmüş ılı llığunu görüyorsunuz. Webber fısıldayarak "Çeyreklerden bir lım, dolar kapt ı m" diyor ona. Sıradaki ilk adamla yüz yüze gelsin ııv�· Flint'i indiren Webber. "Bütün gece boyunca duyacakları lı k şey bu şarkı olacak" diyor. Webber' in aldığı beş dolarla birlikte o gece neredeyse altı lll kazandılar. Sert olmayan ve elinde, Flint' i n yüzündeki mavi ıı kı rmızı ve yeşil renkten dövmeler bulunmayan bir yumruk l.ılıl kalmadı. Bazı herifler eli yorulana kadar vurdu, sonra da ll�vr elini kullanmak için tekrar sı raya girdi. O ağlamaklı Titarıik şarkısı Flint'i neredeyse öldürüyordu. Ve lıı• ı lflerin parmaklarında kocaman yüzükler vardı. !ionrasında yüzüklerle ilgili bir kural getirdik. Bununla birlik­ '' , yumruk daha fazla zarar versin diye avuçları n a sent veya balık ııılın a k için kul l a n ı l a n kurşun ağırlık alıp almadıklarını kontrol ı llyorduk. 1 \u insanların içinde en kötüsü kadınlardır. Dişlerinizin ağzı­ ııll ı ı ı öbür tarafından fırladığını görmeyince mutsuz olurlar. Kndınlar sarhoş old ukça , travestiye çok sert vurmayı daha, l.ılı.ı ve daha fazla seviyorlar. Onun adam olduğunu bil iyorlar. ı ıtı•llikle de, o adam süslenmişse ve kendilerinden daha güzel . 1110 nüyorsa. Tokat uygundu ama tırmalamak yoktu. I liyasa çabucak açıldı. Webber ve Flint akşam yemeklerin i ı ll1ıı naya başladı. Light bira içtiler. Yeni şehirlerde, ikisinden l d ı l ı ı i aynanın karşısına geçip yan dönmüş, midesine bakarken, ıııııızlarını geriye atıp götünü geriye doğru çıkanrken yakalaya­ l i llnliniz. l ler şehirde farklı bir lanet olası bavulları olduğuna yemin ı lı •lıilirdiniz. Bavul. şık elbiseler, gece elbiseleri içindi. Bir de, 219


çok kırışmasın diye ayrı bir giysi çantaları vardı. Ayakkabılar peruk kutuları için çantaları. Ve her ikisi n i n de farklı farklı bir makyaj seti. iş öyle bir hale geldi kL süsleri püsleri kar payını düşü du. Bununla ilgi l i bir söz söylenebilird i ve b u n u Flint söy

"Para kazanmak için harcaman gerekir." Müziğe harcadıkları parayı bile katınıyariard ı bunun içi Tesadüfi olarak. insanların çoğunun aşağıdaki plakları çaldı nızda sizi dövmek istediğini keşfettiler: Co/or Me Barbara Stoney End The Way We Were Thighs and Whispers Brokerı Blossoms Veya Beaches. Gerçekten, özellikle Beaches. Mahatma Gandhi'yi bir manastıra kapatsan ız, taşakla kesseniz, sonuna kadar Demerol verseniz bile, "Wind Your Wings" şarkı s ı n ı çaldığınız anda yüzünüze vuracakt Aşağı-yukarı, Webber'in tecrübesi de böyleydi. Bunların hiçbiri ord u n u n size verd iği eğitimde yer alm Öte yandan. eve döndüğün üzde, cephane eksperleri, hedefi uzmanları, misyon stratejicileri aranıyor yazan küçük ilanlar bulam ıyorsunuz. Eve döndüklerind e herhangi bir iş bula dılar. Yeşil satenden gece elbises i n i n yandaki yırtmacındıı bacakları görünen, altınrengi sandaletlerin in önünden nay çoraplı ayakları fırlamış olan Flint'in aldığı paraya yakın veren hiçbir iş yokt u . Flint iki şarkı arasında durup yaraları üzerine biraz daha fondöten sürüyor; sigarasında ruj u kırm halka şeklinde bir iz bırakıyor. Ruju ve kanı. ilçe fuarları iyi bir işti ama motosiklet i ş i n i n de ondan yanı yoktu. Rodeolar da çok iyiydi. Tekne sergileri de Büyük s i lah-ve-bıçak kongrelerini n dışı ndaki otoparklar Hayır, iyi ödeme yapan bir kalabalığı bulmak için çok u bakmalarına gerek yoktu. 220

Ilir gece. bütün makyaj larını Batı EyaJetleri Silah ve Cephane l llilli'nın dışındaki yola bulaştırdıktan sonra arabayla matele lı rıcrlerken. Webber öndeki yolcu koltuğunda oturan kendi­ liıl görmek için dikiz aynasını çeviriyor. Aynadaki kendi n i her •' ı dtı n görmek için yüzünü çevirip duran Webber, "Bu işe daha l ı l.ı daya namayacağım" diyor. Webber aslında iyi görünüyor. Üsteli k nasıl göründüğünün lı lılr önemi yok. Şarkılar daha önemli . Peruk ve ruj da. "l liçbir zaman, güzel diyeceğin biri olmadım zaten" diyor ı•lıher. "ama e n azından hoş görün meye çalıştım." Arabayı kullanan Flint d i reksiyo n u tutan tırnaklarındaki l ı ıwlmuş kırmızı boyaya bakıyor. Yontutmuş dişleriyle, kırılmış lılı l ı mağını koparan Flint, "Bir sahne ismi kullanmayı düşü­ •ıllyuıdum" diyor. Tırnaklarına bakarke n , "isim olarak Biber/i ' ı tırma nasıl sence?" diye soruyor. ',ilındiye kadar Flint'in kızı uçuş oku l u n u çoktan bitirmiş lııı. ı l ıydı. 1 \ l ı da gayet normaldi. işler çığrından çıkmıştı. Mesela, hazı rlanıp çıkacak hale gelmeden önce, Dağ ı dt>Lleri Cevher ve Mineral Sergisi ' n i n dışındaki otoparkta · lıber, Flint'e bakıyor ve "Lanet olası memeterin çok kocadiyor. "' 111 l l inl boyundan askılı, sırtı açık, uzun bir elbise giymiş, -ınllı,lerini yukarıda tutmak için askıları n ı ensesinde bağlamış. ı•vet, memeleri çok büyük; ama Flint bunun yeni elbiseden • lılııı1unu söylüyor. Vı· Webber, "Hayır, değil . Memeterin geride bıraktığımız dört ıı . . ı boyunca büyüdü" diyor. 1 lcp tenkit" diyor Flint. "Sen inkilerden daha büyük diye ıvlt• yapıyorsun." Vı· Webber r u j l u ağzını gererek, sessizce, "Eski Kurmay ı•ıı· u Flint Stedman, pasaklı, la net olası bir ineğe benzemek ı · lı".;i n" diyor. •l ll1rasında payetler ve peruklar her yöne uçuştu. o geceyi ·lll Ilakitle tamamladılar. H i ç kimse darmadağın olmuş bu ..

.•

22 1


adamları dövmek istemedi; zaten yaralanmış lardı ve kanıyar dı. Gözleri kanlıydı ve ağlamaktan rimeileri akmıştı. Geriye bakınca, o küçük kadın dalaşı, misyonları nı nered mahvedecekti.

Bu ülkenin herhangi b i r savaşı kazanamam asının ,.,,... , n·uı""' düşman yerine birbirimizle kavga etmernizdi r. Ordunun Işi yapmasına izin vermeyen Kongre'de de durum aynı. O şekl de hiçbir problem çözülemez. Webber ve Flint kötü insan değiller; bizim gibi, zirveyi hedefleyen t i p i k b i rer insan

Misyonları sadece bu terörizm durumunu halletmekle ilgi Hem de temelli. Ve b u n u yapmak için çok para lazım. Fl kızını okulda tutmak içi n . Ellerine jet geçmesi için. Kira! şirketinin kadrolu pilotunu nakavt etmeye yarayan ilaçları al için. Bunların heps i n i yapmak için nakit para lazım. Doğruyu söylemek gerekirse, Flint'in memeleri biraz ko cu ol maya başlamıştı. Burada, on beş bin metrede beyaz deriye yaşlanmış uç !ardı ve Kızıldeniz'in güneyine dümen kırdılar; Cidde'ye gidip oraya i necekler.

Diğer herifler de uçuyorlar; onlar için belirlenmiş hed doğru gidiyorlar ve paralarını nasıl kazandıkları da Nasıl bir acı ve işkenceden geçmişlerd ir k i m b i l i r.

Webber' i n kulakları n ı n neresine halka takıldığını, hal çekip uzatmaktan kulakları n ı n nasıl sal l a n t ı l ı küpelere ğini görebilirsiniz. Geriye dönüp bakınca, tarihteki savaşların çoğu başka b n i n inancı yüzünden çıkmıştır.

Bu, bütün savaşları bitirmek için yapılan bir saldırıdır. en azından çoğu n u bitirmek için. Flint memeler i n i kontrol ettirdikten sonra, birlikte ün _

siteler arası tura başladılar. Yapacak bir şeyi olmayan ve içen insanların b u l unduğu her yere gittiler. Ş i mdiden F!Lnt'iıı retinası yırtılmıştı ve o gözü görmüyordu . Beyni oraya ve bu çarp ı l maktan Webber'de yüzde 60'1ık duyma kaybı vardı. serviste b u , travmatik beyin fonksiyon bozukluğu olarak

lı• ı ı m i şti. ikisi de b i raz titriyor, rimeli doğru düzgün sürmek için ili elini birden kullanıyo rdu. Elbiseler i n i n arkasında ki fermuarı

1kcrken bir hayli geriliyorl ardı. Hafif topuklu ayakkabı giyince

lıill' yalpalıyo rlardı. Buna rağmen devam ettiler.

/.amanı gelince, Birleşik Arap Emirlikle ri'nin jet avcı uçakları ııılıırı gizlice gözetlernek için geldiğind e, Flint uçmak için fazla­

ıyl.ı kördü ama hava kuvvetler inde öğrendiğ i bütün bilgilerle lııkpite geçecekti. 1\urada, G u l fstream G550'nin beyaz deriden kabinind e Flint

1 otlrırını çıkarıp attı; üzerinde meme-p embesi oje olan tırnak­

l u ıyla ayakları ortaya çıktı. Ten i n i n kokusuyl a karışmış Chanel '�ıı 5 parfü m ü n ü n kokusunu hala a l a b i l i rdiniz.

Montana eyalet i n i n Missoula şehrinde ki son gösterile rin­ bir kız kalabalığ ın arasında n çıkıp o n lara iğrenç bağnazla r ldııkiarını söyledi. Ve barışçıl çoğulcu toplumu n karşıtı olan ' ı ı ılıun cinsiyetl erle-zıtla şan üyelerin i şiddetli nefret suçlarına

vlk ettiklerini. "13uttons and Bows" şarkısını n Dinah Shore tarafında n söy­ , ııı•ıı adi uyarlama sını değil de, mükemm el Doris Day uyarla­ , wı ı n ı söylerken Webber orada duruyord u ve göğsünd eki kılları \•Mren, askısız, mavi saten b i r elbise giymişti; omuzları ndaki fııliarınd aki kıllar, siyah tüylerde n gösterişl i bir etol gibi bir

1 ilı ı1inden diğerine dalgalan ıyordu ve Webber bu kıza, "Öyleyse •ııııruk satın almak istiyo musun istemiye musun?" dedi.

1 l l n t bir adım ötede, sıranın başında durmuş, insanları n ı u .!l,ırını a lıyordu ve "En iyi vuruşunu yap" dedi. "Manitala rdan ııı Ilcret al ıyoruz."

Vt• kız onlara bakıyor, tenis ayakkabı sının içindeki ayağını ıı• vuruyor ve ağzını yamultu yor. !o.ıı sonunda kız, "Şu Titanik şarkısını söylüyor muş gibi yapa­

lllı ıııisin?" diyor. Vı· Flint kızdan on dolar alıyor ve ona sarıl ıyor. "Senin için " IIVt ı ı , "o şarkıyı bütün gece çalabil i riz. . . "

l l gece, misyon için toplamay a çalıştıkla rı e l l i bir dolara

llıııyt'l. u l aştılar.

223

222

_ _ _ _ _ _ _ .. _ _ .... _ .... _ _

--

--

-


Şimdi, jetin penceresinden Suudi Arabistan'ın kahvereııw ve-san kıyı şeridi görünüyordu. Gulfstream'in pencereleri. sıv jet uçağındaki küçük tombarların iki veya üç katı büyüklükteyd Güneş ve okyanusa bakarken, bu kadar yukarıdan her şey birbl rine karışıyordu ve insan yaşamak istiyordu. Gelecek ne kad kasvetl i olursa olsun, insan misyondan vazgeçip eve dönın istiyordu. Gulfstream, yüzde 85 dik rüzgara karş ı l ı k 6 , 7 5 0 deniz ıni uçmaya yetecek kadar yakıt alır. Hedefleri 6,70 1 tutacağınd. ı eşya ları n ı , bavullarını. artı pilot hastalandığından indikl Florida'da )enson' ı n yüklediği çantalan taşıyacak kadar jet yukı ları vardı. Kendisine bir kahve verdikten sonra pilot hastatand Ezilip sade kahveye konmuş üç Vicodin insan ların çoğuıııı baş ı n ı döndürür, onları halsiz bırakır, hasta eder. Bu yüzd yere indi ler. Kadrolu pilotu indirdiler. Çantaları yüklediler. B )enson amonyum nitratları sırtında taşıdı. Ve orada Flint'in kı Sheila vardı; okuldan çıkmış, havalanmaya hazırdt. Kokpite giden açık kapıdan, Sheila' n ı n kulaklıklarını aşa�ı kaydırıp boyn una doladığını görebi \ i rdiniz. Omzundan geıl bakarak, "Radyoda duydum. Birisi gübre dolu bir jeti Vatikıı ıı doğru uçuruyormuş . . . " diyor. Anladık, diyor Webber. Beyaz deriden koltuğa uzanmış, penceresinden dışıır ı bakan Flint, "Misafirlerimiz var" diyor. Uçağın o yanında i k i l avcı uçağı görebil irdiniz. Flint onlara hafifçe e l sallıyor. Ane küçük avcı pilotları el sallamıyor. Ve Webber boş bardağındaki erimekte olan buzlara bakili "Nereye gidiyoruz?" diye soruyor. Kokpitteki Sheila, "Cidde'ye giriş yaptığımızdan beri c ırı l bizimle" diyor. Kulaklıklarını kulağına takıyor. Boş bardağa tekrar iskoç viskisi dökmek için koridor boyıııı uzanan Flint, "Sence Mekke bir şeyler hatırlatır m ı eski dostı ıt Al-Haram?" diyor. "Ya Kabe?" Kulağındaki kulaklığına eliyle doku n a n Sheila, " Mon n Tapınağı var . . . Ulusal Vaftiz M ukavele Merkezi . . . Ağlama Dııv ve Hacer-i Muallak . . . Beverly H i lls Otel i ... " 224

l iayır, diyor Flint. Silahsızlanm a işe yaramadı. Birleşmiş M i l letler'de de işe yaramadı. Buna rağmen bu belki yarayacaktır. Arkadaşları )enson, bizim P.eder Tanrısız, hayatta kalan tek � i�i olacak. Webber, "Beverly H i l l s Ote l i ' nde ne var?" diye soruyor. Viskisini bardağındaki son damlaya kadar içen Flint, "Dalai ı ıına ... " diyor. Webber o gece, Montana eyaletin i n Missoula şehrindeki lı,ın adını ve telefon n u marasını aldı. Son isteklerini ve vasi­ ı•(lcrini yazmaları gereken zaman geldiğinde, Webber, a ilesinin ıyvanına park edilmiş Mustang'ini, e l işi aletlerini ve on dört thıclı marka çantayla on lara uygun ayakkabı ve elbiseleri de lıı•rcn , dünyada sahip olduğu her şeyi kıza bıraktı. O gece Webber' i n götünü tekmeternek için verdiği elli dolar­ l.ıll sonra kız, adam ı n şişerek kapanmış kör gözüne, dağılmış lııdaklarına bakt ı . Ada m , kızdan üç yaş büyük ama kızın n i nesi llıl görünüyor ve kız, "Bunu neden yapıyorsun?" diye soruyor. Webber peruğunu çıkarıyor; burnunun ve ağzın ı n etrafında­ ı kurumuş kan yüzünden sarı saçın bütün telleri ve bukleleri ıp ıs mış. Webber, "Herkes dünyayı daha iyi bir yer yapmak 1 lyor" diyor. J .ight birasını içen Flint,'Webbe r'e bakıyor. Kafasını sallayıp, "'"i dangalak.. " diyor. Flint. "O benim peruğum mu?" diye ı ıı ııyor.

225


l ııı ıılklerinin arasındaki girintiyi ve kaburgakem ikleri n i n , elbise

ı.

ı•yı1 gömlek içinde kaybolduğunu görebiliyorsunuz.

2.

l l epirniz ellerimize kan l ı bezler sarmışız. Parmaklar olmadı­

3

Iiiidan eldivenler bomboş sarkıyor. Eksik ayak parmakların ı n

4.

ı • ı l n i alsın diye ayakkabılara top haline getirilmiş çoraplar

5.

ı ıkulmuş.

6.

Kendi m ize Ayd ı n l ığı Koruyan insanlar Komitesi diyoruz.

7

Çöpçatan, e l i n i korumak için kadifeye sarm a l a n m ı ş b i r ı•flali"yi a l ı p aşağıdaki sıska Aziz Bağırsaksız'a uzatıyor. O da

8.

l .ı l ll Aşçıbaş ı ' n a veriyor; Aşçıbaşı' n ı n koca göbeği, pantolon

o

� r•ıı ırri n i n üstüne sarkmış.

1 0.

Video kamerasın ı yüzüne bast ı r m ı ş o l a n Ajan Fitneci, elden

Il.

lı ı geçen şeftal iyi kaydediyor.

12

!�ski şeftal i lerde, kararmış o l a n l arın üzerinde kendi aksinizi

1 3.

1\tt'bUirsiniz. Çöpçatan, tungsten lamba teli olduğunu söy­

1 4.

ınyıır Içinden e lektrik geçtiğinde, ince tel alev çıkarıyor. Her ı l l ıılinin içi n i n atıl gazla dolu o lmas ı n ı n sebebi bu. Çoğun u n

ı 5.

ı Inde de argon var. Soluyamayacağınız bazı gazlar, lamba teli­

16.

lll t i yanması n ı sağlıyor. Çok eski o l a n ların içinde hiçbir şey yok.

17

ıııdl'Ce vakum.

18

Yanaklarında pembe çilleri olan , gömleğinin kollarını dir­

1 9.

' klcrine kadar sıvayan ve kollarının bu kısmında daha da

20.

l ı,lıı pembe ç i ! olan Çöpçatan bize, "Tungsten üç b i n beş yüz

22

H

") "ı >.

d ı rdı .

2ı.

24.

er günümüz terörle dol u değildi.

Çöpçatan bu işi "beyaz şefta l i l eri toplamak" olarak actl .ı n

ı n ı l igrat derecede erir" diyor. "Şeftal i " n i n normal sıcaklığı, b i r ı ın ı ı lma tavası n ı eritıneye yetecek kadardır. O kadar sıcaktır ki, l ı ı�ır paraları başlayabilir. iki bin santigrat derecede. 'l'ııngsten lamba teli alev şekli nde yanmaz; ancak içindeki

Nakışlı beyaz iki koltuğu yüz yüze yerleştirip bir "ağHt ır

J l ı \lıılar buharlaşır. Bazı atomlar, yani argonun atomları geriye

altına çekiyorsunuz. Bu koltuk adasında, altın varakl ı , oyııı 1 küçük masaları üst üste getirip bir "merdiven" oluşturuyoı ı n uz. Masaların üzeri ağır, pembe damarlı gri m ermer. Bunlltlı

üzerine, sert ama hemen kırılabil ir, yumurta kabuğu kadar ıı.ı ı saray sandalyeleri yığıyorsunuz ki daha da yukarı tırmtııııı Tozlu perukların oluşturduğu gri yumağa bakmak için kafı ı r ı ı eğiyorsunuz; herkes kafa s ı n ı o kadar geriye a t m ı ş k i , agııl boynuna kadar açılmış. O kadar yüksekten bakınca, köprOı ll� 226

ıı. ı ı ı ı ve kıymetli taşlar kadar küçük kristaller halinde tekrar l uııba teline ilişir. Tungstenin diğer atomları, cam "şeftali"ni n lı lııtleki soğutucuya ilişir. (öpçatan atomların "yoğunlaşması" diyor. Meta i l i camın

ı

i ı ı l kaplar ve cam ı n dışını aynaya dönüştürür.

k,! simsiyah olunca, ampul bizi şişman gösteren küçük ve ııvıırlak bir ayna o l uyor. Pantelonu ve gömleği içinde neredey­ ' kııybol a n sıska Aziz Bağırsaksız b i l e ş i ş m a n görünüyor. 227


Hayır, bütün günlerimiz, cinayet ve işkenceyle dolu

13uralarda elektriğin her yükselip düşüşünden. her sert cere­

Bazı günlerimiz ş u şekilde geçiyor:

ından veya t u h a f bir sesten veya yemek kokusundan hayaleti

Yoldaş Huysuz b i r şeftal iyi tutuyor ve yüzünü farklı açı la görmek için kavisli cam ı çeviriyor. Boştaki e l i n i n parmak uçla la, kulağının tepesindeki cansız deriyi çekiyor. Çekmeye

Agacın pirinçten dalları . . . Her dalı dönmüş, kıvn l m ı ş , bükül-

"Kulağa berbat gelecek" diyor Yoldaş H uysuz. Pa deriyi koparıyor ve yüz ü n ü n o yarısı gölge l i , sarkık ve kırışık h gel i yor. "Ölüm kamplarındaki dikenli tel i e r i n arkasında duran insan ların fotoğraflarını görürdüm" diyor. "Şu canlı iskelet/erin iftira Kontu, Yoldaş H u ysuz'a yaklaşıyor ve kadının kelime rini e l kadar, gümüşrengi kayıt aletine hapsetmek için kol

vı ıprakları" damla sesi gibi ses çıkarıyor. içine g i r i nce duyu l a n 11ıl.ıyan b i r h ı ş ı rt ı s e s i . H a l a parlak beyaz renkte yanan bütün ı ı ıkusu var. Avuç dolusu bez k u l l a nmadan dokununca, çok sıcak ıldııgundan, e l i n izi korumak için kadife etek veya brokar yelek ı ı. ı ıçasına i htiyaç o luyor. Diğer şefta l i l e r "çürümüş", kararmış ve ı ıj.luk; toz yüzünden donuk ve örümcek ağlarının beyaz l i fleri

uzatıyor.

lltflnden sanki kumaşta kaplanmış gibi. Cam-ve-kristal yaprak­

Yoldaş Huysuz şefta l i y i Barones Frozbit'e uzatıyor. . . K i o da, "Haklısın" diyor. "Gerçekten kulağa korkunç geliyor Ve Yoldaş H u ys u z m ikrofona eği l ip . " B u n u kaydediyo

·

·

Kahverengi ve ince olan kökünü ortaya çıkarmak için sivri miş olan beyaz dişleri, dişetinin üzerinde s a l l a n ı p takırdı Barones Frozbit şeftal i y i Vandal Dükü'ne uzatıyor. Dük'ün at kuyruğu dağ ı l m ı ş , saçlar yüzüne düşüyor. V D ü kü ' n ü n çenesi. mütemadiyen çiğnediği aynı n i kotin için yavaş daireler çiziyor. Saçlarında tütün yaprağı kokusu Dük şefta l i y i , oksijenli sarı saçlarının uzamış siyah dip

burada kaç zamandır kapana kıstırı lmış olduğumuzu ""''n'"ıt" Amerika Güzeli'ne uzatıyor. Zava l l ı , h a m i l e Amerika Güzeli'nı üzerim izdeki ağaç b i r dakikalığına kararıyor. O daki ka boyu ca biz var olamıyoruz. H i ç b i r şey var a l a m ı yor. Sonraki da e lektrik geri geliyor. Biz de geri geliyoruz. Kamerasının arkasından hemurdanan Ajan Fitneci, ''Haya diyor. iftira Kontu avcundaki kayıt cihazına, " H ayalet" sözcü�tı

228

ıııflş, asmaları donuk altına bat ı r ı l m ı ş . Ağacın cam ve kristal

' ıl ı ı ı uş" şeftal i leri n üzerindeki tozu n insa n ı n i ç i n i yakan b i r

hep ş u n u düşünürdüm: ' B u insanlar her şeyi giyebilir."'

tekrar ediyor.

/\jan Fitneci'ye göre, hayalet öldürülmüş özel bir dedektif. Iftira Kontu·na göre hayalet, b i r zamanların ü n l ü çocuk aktörü.

ederken, elmacık kemiğinin a ltındaki kara çukur kaybol

götün tekisin" diyor.

ı ı ı u ı n l u tutuyoruz.

l ;ı ı ı ı hepsi aynı anda beyaz ve g ü m ü ş ve gri renkte. Döndükçe ııı lıırı hal.3 p ı r ı ldıyor; b i r dakika sürüyor bu ve renksiz olana

� ıılm gökkuşağı ı ş ı ltısı yayıyor. Dallar bükül m üş ve paslanıp koyu kahv.erengiye dönmüş. l h•psinde kuru m uş fare bakundan siyah p i ri n ç tarlaları var. Vücudunu ileri geri sallayıp nefe s i n i tutan Çöpçatarı ağacın

tı l l lt' gi riyor ve şeftalileri topluyor. Hala sıcak o l a n şefta l i le­

ı ıı!;ıağıya, iki ipek yastık yardı mıyla onları yaka layan Kayıp l lı ı lhı ' n ı n durduğu yere atıyor. Spor kahramanız Kayıp H a l ka'ya.

1 • 1 kcış ı , edep yeri kılı kadar ka l ı n olan Bay Ü n i versite B u rs u ' n a . ı ı k ı ı rl u çenesi, kalça kadar b ü y ü k o l a n Bay Şampiyon Orta

ı l ııı Oyuncusu'na. l<ısa süren bu atma işi sırasında şeftali dekunacak kadar ıAııyor. Tabiat Ana yastıkların arasındaki şeftal i y i a l ı p Bayan

1 �ıı ık' ı n iki koluyla sarmaladığı ve göğs ü n ü n önünde tuttuğu

l l peruklarla d o l u şapka kutusuna koyuyor. 'l'ılbiat Ana' n ı n e l i n i n üstünü lekeleyen kızıl kına desenleri ı ı ı ı ı ıakları n ı n u c u n a kadar uzanıyor. Kafası her h a reket etti�

lııı ll' veya sallandığırıda, boynundaki p i r i n ç z i l l i kolyesi çın çın

ılllyor. Saçlarında sandal ve paçul i ve nane kokusu var.

229


Bayan Aksırık öksürüyor. Zava ll ı Bayan Aksırık sürekli öksll rüyor; burnu kırmızı ve gömlek koluyla sildiği yanağına d kaymış. Gözleri kocam an açı lmış, gözyaşları içinde yüzüyer kırmızı damarlarla dolu. Bayan Aksırık durmadan öksürüyor; cill dışarıda, elleri dizlerinde, öne eğilmiş. Bazen Çöpçatan merdiveni sabitlemek için sandalyelerin ayaklarını, altın masaların damarlı mermer köşeleri n i kavrıyor Bazen Kontes Basi ret parmak ucunda yükselip sert, tozlu çal süpürgesinin sapını iki eliyle tut\.)yor ve ağacı dürterek daha fazi "olmuş" şefta lilere uzanmanız için ağacı döndürüyor. Bazıları bakın haşlayaccık kadar sıcak. Parmak ucunda olduğundan ve kol larını da uzattığı için, hala bileğinde takılı olan elektronik bilek­ liğin i görüyoruz. Şartlı tahliye kurallarına göre takip aleti şart Kontes Basi ret'e göre hayalet, antikacı yaşlı b ir adam, bo�d ı usturayla kesi lmiş . Çöpçatan ' ı n "topladığı:· her şeftaliden sonra, ağaç biraz kcıra rıyor. Aziz Bağırsaksız'a göre hayalet. kürtajl a a l ı n m ış iki kafalı bl bebek, her iki kafası da onunki kadar zayıf. Barones Frozbit'e göre hayalet, bel i n e beyaz ö n l ü k bağlaını ve Tanrı'ya küfrediyor. Bazen Rahibe Vigilante kolundaki siyah saatine vurup "lşıkların sönmesine üç saat, on yedi dakika, otuz saniye var diyor. Rahibe Vigila nte'ye göre hayalet. yüzünün bir yanı göçın bir kahraman. Bayan Aksırık'a göre hayalet, ninesi. Çöpçatan, bu kadar yüksekte ayakta durunca, tavanı ki senin ayak basmadığı boş bölge olarak görüyorsunuz diyor Küçükken koltuğa ters otururdunuz ve bacaklar arka mindcr s ı rt oturma minderine gelir, kafa önden sallanırdı; böylec evinizin oturma odası değişik bir yere dönüşürdü. Bu da onun gibi bir şey işte. Ya da, amuda kalktığınızda, boyanmış zemind yürüyebilir, halıyla doldurulmuş ve aşağıya doğru sarkan mobil yalarla karmakarışık olmuş yeni tavana bakabilirdiniz. no

Va nda l Dükü aynı sebeple ressam ların tablolarını başaşağı vlrdikleri n i veya onu yabancı bir şeymiş gibi görmek için ıvıı.ıdan baktıklarını söylüyor. Sanki bilmediği bir şeymiş gibi. ı•ııi ve yeni çıkmış bir şey. Başkasının gerçekliğiymiş gibi . 1\ziz Bağırsaksız aynı şekilde bir sapığın pornografik yay ı n ı n ı " ı•.yüz ederek yenileyip b iraz daha heyeca n l ı olması n ı sağladı­ ıııı söylüyor. /\ynı şekilde, cam yaprak ve şeftalisi olan bütün ağaçlar. ı ı l ı ı ı zinci rlerden yapılmış örgülü bir gövdeyle yere kök salmış, ı lvde ise tozlu, kırmızı kadifeden şartatan kostümünün kolla­ ı ıyl.ı kapl ı . N�aç hemen hemen karanlık olduğunda merdivenimizi, yani ıı 1 tek sandalyeleri, tek tek koltukları bir sonraki ağaca taşıyo­ '' " Meyve bahçesi" kel kalınca, kapıdan çıkıp bir sonraki odaya lı iyoruz. 'l'opladığı m ız şefta l i leri şapka kutusuna yerleştiriyoruz. l layır. burada e s i r tutulduğumuz her gün adam kaçırma ve ıt1ılamayla dolu olmuyor. lltira Kontu gömlek cebinden b i r not defteri çıkarıyor. Mavi ''f!l lı sayfaya b ir şeyler yazarken, "Altmış iki ampul hala kulla­ "ıl.ıbilir. Yirmi ikisi ise ihtiyat olarak saklandı" diyor. •:;;ıvunma mızı n son cümlesi. Bütün ampuller yandığı için ı ı ı ın lıkta bırakı l mış şekilde yapaya l n ız ölme fikrine karşı son uı•ıniz. Güneşi olmayan bir dünyada, hayatta kalanlar soğuğa ·ı ı k ed ilmiş ve zifiri karanlığa mecbur kılınmış. Nemli duvar ll�ıd ı küf yüzünden daha da kaygan. K ı ınse bunu istemezdi. tkride bıraktığın ız olmuş şeftaliler kararıp çürüyor ve mobil­ ııl.ın oluşan merdiveni tekrar kurman ız gerekiyor. Tekrar yukarı l l l l ı ı. ınıyorsunuz. Kafanızı. cam ve kristal yapraklardan oluşan ıyv. ıııa, parlak pirinç dallardan oluşan arınana tekrar sokuyor­ ı ı ı ı ı tl.. Toz ve fare pisliği ve örümcek ağlarına. Ve hala olgun ve ' ul,ık ve sıcak yanan birkaç şeftaliyi. kara rm ı ş şeftaliterin yerine ı� ıyorsunuz. t.'öpçatan ' n ı n elindeki ölü şeftal i . bize nasıl olduğumuzu ı,ı ('rıniyor. Aksi n e . eskiden nasıl olduğumuzu gösteriyor. .

231


Kararmış cam hepimizi yansıtıyor; ancak, kavisli olduğu içi hepimiz şişkoyuz. Tungsten atomları n ı n içeriye çökeltmes oluşmuş katman, bir inci deği l , bir aynanın arkasındaki s ır gi üfleme cam, sabun köpüğü kadar ince. Kümes telleri kadar kal ı n bir peçe n i n arkasına gizlenmiş kırışıklıklarıyla Bayan Clark burada. Açlıktan zayıflamış ol na rağmen dudakları hala s i l i kon l u , saksofon çekerken don kal m ı ş gibi görünüyor. Göğüsleri şişkin ancak emmek c:t.:> ım ... .i yeceğiniz şeylerle dol u . Beyaz pudralı peruğu b ir yana kayını Boynu incecik ve her yanında tendonlar var. Yanaklarında koyu renkli ormanları ve gözleri nin altın başlayan derin kanyan larındaki tüyleriyle Kayıp Halka burada Bir şeyin olması gerekiyor. Korkunç bir şeyin olması gerekiyor. Ve . . . çat. Bir şeftali kayıp yerde kırılıyor. Cam iğnelerden bir küm Beyaz kıymıklardan arapsaçı. Bizi şişko gösteren görüntü a yok. iftira Kontu not defterine bir çizgi çekiyor ve "Yirmi bir ku l n ı labilir ampul ihtiyat olarak saklandı. . . " diyor. Rahibe Vigilante kolundaki saatine vurup, "lş ıkların sön sine üç saat. on dakika var. . . " diyor. işte o anda Bayan Clark, "Bana bir h i kaye anlat" d Peçesi n i n gerisinden, parlak, kristal ağacın tepesi Çöpçatan ' a bakıyor ve s i l ikonlu dudaklarıyla, "Çok aç olduğu unutturacak bir şey anlat. Kimseye anlatamadığın bir anlat" diyor. Elinde tuttuğu yapışkan ve üzerindeki kan kurumuş ol kadife parçasının içinde şefta l iyi döndüren Çöpçata n . �'Bir vardır" diyor. Sandalyeleri üst üste koyarak yapı lmış olan divenin tepesinde olan Çöpçatan, "Amcalarımın yalnızca 1 içerken yaptığı bir espri vardır. .. " diye yineliyor. iftira Kontu kayıt cihaz ı nı yukarıya uzatıyor. Ajan Fitneci de video kamerası nı . :.n :ı

Da n1ş man

Çöpçatan i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

" B i r şeyi seversen" diyor Çöpçatan, "onu özgür bırak." Hastalık kapıp gelirse de şaşırma. Çöpçatan sahnede, Lizerindeki mama önlüğünün ceplerinin dibine kadar soktuğu elleriyle kambur duruyor. Botları kurumuş at bokuyla sertleşip çatlamış. Gömleği kareli. Flanel. Düğme yerine inci çıtçıtları var. Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Gelinlerle damatların birbirine yüzük taktığı 233


ve pirinç yağmurundan korunmak için öpüştüğü düğün videoları. Yüzündeki sızıntılara rağmen Çöpçatan'ın altdudağı tütün topacını çiğnemek için yayılıyor. Çöpçatan, " Sevdiğim kız, daha iyisini yapabileceğini düşündü" diyor. Bu kız daha uzun boylu bir adam istedi , güneş yanığ ı esmer ten i , uzun saçı ve daha uzun yarağı olan b i r adam. Gitar çalabilen bir adam. Bu yüzden diz çöküp evlenme teklif ettiğinde kız "hayır" dedi ona. Böylece Çöpçatan da Aygır adlı bir orospu kiraladı; reklamı şöyle yapılıyordu bu erkek orospunun: Uzun saçlar ve en az konserve kırmızı biber şişesi kadar kalın bir yarak. Ve birkaç akoru çalmayı öğrenebilir. Ve Aygır, kızla tesadüfen karşılaşmış gibi yapacaktı, hem de kilisede. Sonra, bir kez daha aynısını kütüphanede yaptı. Çöpçatan günlüğüne iki yüz dolar ödedi ve orospu, kızın arkadan göğüs uçlarıyla oynandığında hoşuna gittiğini söylediğinde notlar aldı. Ve kızın iki veya üç kez gelmesi için yapılacak en iyi şeyi de. Aygır ona güller gönderdi. Şarkılar söyledi. Aygır onu arka koltuklarda veya sıcak su dolu küvetlerde sikti ve bunun sonsuza kadar sürecek aşk ve sadakat olduğuna yemin etti. 234

Sonra kızı bir hafta aramadı. İki hafta. Bir ay. Onunla tesadüfi karşılaşma numarasını yaptığı zamana kadaı·, hem de tekrar ki lisede. Orada Aygır ilişkinin bittiğini söyledi ... çünkü o kaltağın tekiydi. Neredeyse bir orospuydu. "Yemin ederim" diyor Çöpçatan, "ona gerçekten orospu dedi. Amma cesur bir adammış ... " Tanrı onu korusun. Bütün bunlar, Çöpçatan'ın kız arkadaşını faka bastırıp, hızlandırılmış şekilde kalbini kırmak için yaptığı gizli bir plandı. Ve geriye düşerken onu yakalamak için. Aygır'la son buluşmasında saksofon için ona fazladan elli gayme ödedi. Aygır diz çöküp Çöpçatan'ın dizlerinin arasında işini yaptı. Böylece, müstakbel karısı çok iyi araştırılarak uygulamaya sokulmuş, üst üste orgazmlar yaşadı. Ve artık kızın kafasındaki adam, kocasına, yani Çöpçatan'a çok da yabancı değildi.

235


Yengeler sesi duyarlar ve onlar da gülerler ve kafalarını sal­ I ıyıp, "Ah erkekler" derler. Yengeler espirinin anlamını b i l mez­

Tö ren

Çöpç a l a n ' d a ıı

A

B i r Hifıfly

mcalann içki içerken yaptığı bir es � ri v� r ır. . . . Espri n in yarısı çıkardıkları sesle ılgılıdır. Bırısı bogaıırı temizlerken çıkan sestir bu . Uzun, kulak tı rmalayan bir ses. A ı l etki n l i klerinin hepsinde, artık sadece içmekten başka yapac.ık bir şey kalmamışsa, arncalarım sandalyelerini ağaçların altırı çekerler. Yani kara n l ıkta onları göremediğimiz yere giderler. Yengeler bulaşık yıkarken. kuzenler başıboş kalırlar; amc�ıı, t da meyve bahçesinde, sandalyeleri n in i k i arka ayağı üzeriııd geriye yatıp şişeleri devirmeye çalışırlar. Kara n l ı kta amcalard.ıı birinin o sesi çıkardığını duyanz: Hı11rgk. Kara n l ı kta bile amcaıııı önündeki boşlukta e l i n i havada bir yandan öteki yana sallaclıRı n ı b ili riz. Hnırgk . . . ve amcaların hepsi güler. 236

.

. _

lı•ı ancak adamları katı la kat ı l a güldüren şeyin aptalca olması ııı•rektiğini b i lirler. Kuzenler espri. n i n anlam ı n ı bil mezler ama o sesi çıkarırlar. 1 /ıurgk. E l lerini havada sallarlar ve gülrnekten yere düşerler. ı ocukl u k çağında çocukların hepsi bunu yaptı lar. Hınrgk, ılı•diler. Bağı rdı lar. Ailedeki herkesi güldüren, ailenin s i h i r l i lnırnülüydü bu. Amca lar bunu öğretmeye meyi l liydi. Küçük çocuk olmalarına ı,ıı1men çıplak ayakları nın üzerinde sesi taklit ederlerdi. Htıırgk. ��· amcalar tek e l i boynun önünde bir yandan öteki yana çevir­ Illl'Yİ gösteri rlerd i . Sorarlard ı . . . Kuzenler amcalardan birinin koluna yapışır, lıııvadaki ayaklarıyla tekme atarlardı ve sorarlardı: Bu ses ne ılıoınek? Ve el hareketi? /\mcalardaıı biri bunun eski mi eski bir h i kaye olduğunu 1\ylerdi. Ses, amcaların gençken askere gittiğinde duyulmuştu. ı ıvrış vard ı. Kuzenler, amcalardan birinin ceketine tırmanır , ıyo �klarını cebe takıp elleriyle yukarıdaki cebe uzan ırlardı. Tıpkı ı�nca tırmanır gibi. l lepsi yalvarırdı: Anlat. H i kayeyi anlat. /\ncak amcaların yaptığı tek şey söz vermekti: Sonra. Onlar lırtyilyünce anlatacaklard ı . Amca kuzeni kollarının altından ı ıı l ı ıp omzun u n üzerine alırdı. Kuzeni bu şekilde taşıyıp koşar, vl ı ı içindeki diğer amcalada yarışır, yengeleri öper ve kekten bir llllın daha yerdi. Mıs ır patlatıp, radyo di n lenirdi. 1\u, aile içinde bir parolaydı. Çoğunun anlamadığı bir s ı rdı. ıtıl.ırın güvende olmaları için bir törendi. Bütün kuzenlerin lıi lıliği tek şey. bu sesin herkesi güldürdüğüydü Onların bildiği ı r 1 'jey buydu. Amcalar sesin en berbat korku ların bile ortadan kaybolabi­ I ı ı·�inin kanıtı olduğun u söylüyorlardı. Herhangi bir şey ne ıcl.ır korkunç görünürse görünsü n , yarın etrafiarında olmaya­ l ıi ll ı cli. Bir inek ölse, diğeri de hasta olsa, şişse ve ölecek gibi 237


görünse. yapılacak b i r şey de olmasa, amcalar bu sesi çıkarırdı

lı·rden sıcak kan sızıyormuş- i n faz mangasının bir sonraki esir

Hııırgk. Meyve bahçesindeki şeftal i ler olsa ve o gece don yapm ihtimali bulunsa. amcalar Hııırgk derlerdi. Teröre son verece

lıırın önüne çıktığında, subayın ateş edeceği ni sanmışlar.

ı.ıkımını öldürmek için beklediğini söyledi. Arncalarım o silah­

durumda değilsen, o kendine son vere b i l i r anlam ına geliyordu Aile bireyleri ne zaman bir araya gelse. birbirine bu şekild

Sonra b i r gün, diyor amcam: Hııırgk. Kaderin bir oyunu gibi , aniden oluvermiş.

selam veriyordu: Hııırgk. Kuzenlerin hepsi o saçma sesi çıkarın

Subay beğendiği b i r Çingene kadın görünce onu s ı radan

ca yengeler gözlerini şaşı yaparlardı. Hııırgk. Kuzenlerin hep havada ellerini sallarlardt. Hııırgk. Amcalar g ü l rnekten katıldık­

�ıkarırmış. Esir takımı öldükten sonra amcalar cesetleri çekerek

ları için eği l i p ellerini dizlerine koyarlardı. Hııırgk.

l l ııin içinde, ayd ı n l ı k güneşte altınrengi apoletleriyle hareketsiz

Aileden biriyle evlenmiş olan yenge şöyle sorardı: Bunun anlamı neydi? Sesle i lg i l i h i kaye neydi? Ancak amcalar kafaların sallarlardı. O yenge n i n kocası olan amca elini eşi nin beline a t ı yengeyi öper ve tatlım b u n u bilmek istemezs i n . derdi. On sekiz yaşıma girdiğim yaz amcalardan biri yalnızken brın anlattı. Ve bunu anlatırken hiç gülmedi. Askerlik yapmak için yazılmıştım ve geri gelip gelmeyece� l m hiç kimse b i l miyordu. Savaş yoktu ancak askeriyede kolera salgını vardı. Hasta lık! ve kazalar hep vardı. Arncam ve ben yal n ı z l ı k ve yanımda göt U mem için çanta hazırlarken, arncam Hııırgk dedi. Unutma dcd gelecek ne kadar kara n l ı k görünse de, bütün belalar yarın y olabilir. Çantayı hazırlarken ona sordum; An lamı ne? En son çıkan büyük savaştan kalma. dedi. Bütün arncal aynı alaydaydı. Yakalanmış ve bir kampta çalışmaya zorlanın ı !ardı. Orada. diğer ord u n u n subayı amcaları silah zoruyla Çrılı tırıyorınuş. Orada geçirdikleri her gün, bu adamın kendilt• r l öldüreceğini sanmışlar ve yapacak bi.r şeyleri d e yokmuş H hafta, işgal edilmiş ü lkelerde esir alınmış insanlarla _dolu I r ler geliyormuş: Askerler ve Çingeneler. Çoğu, trenden indlkl sonra iki yüz adım atıp ölüme gidiyormuş. Amcalar cesC'I I çekerek taşıyorlarmı ş . Nefret ettikleri subay i n faz mangasın başındaymış. H i kayeyi anlatan amcam. ölmüş insanları sürüklemek 1 ileri adım attıkJarı her gün -ölü insanların elbiselerindeki df' 238

Orüklerken subay, kadının soyunması nı istermiş. Askeri kıyafe­ ı l ı ı ran subay, etraftaki bir sürü tabaneaya karşı l ı k Çingene kadı­ I l i n çamura diz çökmesini sağlayıp ferm uarını açar. sonra da

kııciının ağzı nı açtırırmış. Amcalar bu sahneyi o kadar fazla görmüşler ki, hiç unutmu­ vııılar. Çingene kadın dudaklarını subayın pantolonun önüne ,.ıpıştırırm ı ş . Kadın gözleri kapalı halde emip dururmuş ve ııbayın kemerin i n arkasından bıçak aldığını da görmezmiş. Subay orgazm o l maya başladığı a n . saçından tuttuğu gibi llyle Çingene'nin kafasını geriye atıp sımsıkı tutarmış. Diğer ' llyle de boğazını kesermi ş . Çıkan ses hep aynıyınış: Hııırgk. Dölü fışkırırken subay, 1 ıdının boğazından kan fışkırınadan önce çıplak bedeni uzağa l l l l ı irmiş.

O ses

her

zaman

son

a n l a m ı na

geliyormuş.

Kader.

t · ı<;ı ı mayacakla rı bir ses. Veya un utamayacakları. 'l'a

ki

bir gün subay bir Çingene'yi alıp çamurun içinde

ııyıına kadar. idam mangası izlerken. ayakları cesetlerin içine , ,\ııı ülm üş arncalarım izlerken. subay Çingene kadına fermuarı-

111 •H.:tırmış. Kad ı n gözlerini kapatıp ağzını açmış sonra. llu, pek çok kez şahit oldukları için amcalarıının bakmadan

1 ı llleyebildikleri bir manzaraymış c;ubay, çingenin uzun saçını eliyle yakaladığı gibi yumruğuna

j, ıl.ıınış. Bıçak parlam ış ve sonra da ses duyu! muş. O ses. Artık ılı·ııın gülrnek için gizli şifresi olan ses. Birbirlerini selamlama l l l olan ses. Çi ngene geriye düşmüş ve çenes i n i n altından 239


kan fışkırmış. Bir kez öksürmüş ve öldüğü yerdeki şey düşmüş.

çamur<ı

l l

1

idam mangası, arncalarım ve subay. yani hepsi bakını 11

ve orada, çamurun içinde bir yarağın yarısı varmış.

Hııırgk

2.

v

3

subay, ö l m üş kadının boğazına takılan sertleşmiş peni s i n i kı

4.

m iş. Subayın pantolonunun fermuarına dölleriyle birlikte � ıt

5.

da fışkırıyormuş. Subay e l i n i , çamura b u l a n m ı ş olan yara�ın

6.

uzatmış. Dizleri bükü l müş.

7.

Sonra arncalarım gömmek için o n u n beden i n i de çekı·ı

8.

götürmüşler. Kamptan soru m l u b i r sonraki subay o kadar d

9.

kötü değ i l miş. Sonra savaş bitmiş ve arncalarım eve dönıı ı l l O l a n l a r olmasaymış b u a i l e kalmazınış. O subay hayatta kah.ı

l O.

m ı ş , ben dünyaya gelemezdim.

ll'

Arncam bana o sesin a i temizin gizli şifresi olduğunu söylı ı l

12.

Sesin a n la m ı şuydu: Evet, korkunç şeyler o l a b i l ir; a m a bazvıı

1 3.

korkunç şeyler i n s a n ı kurtara b i l i r .

1 4.

Pencereden bakınca, evleri n i n arkasında şeftali ağaçları v

1 5.

ve diğer kuzenler orada koşturuyor. Yengelerim ön verancl.ıd oturmuş, bezelye ayıklıyor. Arnca l a r ı m kollarını kavuşturrıııı

1 6.

şekilde ayakta durm uş, çiti n a s ı l güzel boyarız diye tartışıylıt

1 7.

Savaşa gideb i l i rs i n , diyor amcam. Veya kaleraya yakalcıııı

IS

ö l e b i lirsin. Veya diyor e l i n i kemer i n i n tokas ı n ı n önünde sold sağa kaydırıp:

1 9.

HıLLrgk.

ı csedi b u l a n k i ş i Rahibe Vigilan te oluyor . Lobide ki mer­

... d i enlerd en i niyor, birinci balkon fuayes inden geçiyo r, ı•ıııjt•ks ıyon kab i n i n deki ışıkları açtıkta n sonra iki cansız e l i n ıııı,ıtkı tuttuğ u Ameri ka Güzeli ' n i n pembe egzersiz tekerle ğine ıl il ıp sende liyor. VIdeo kamera s ı n ı n küçük görünt ü ekranı nda Vanda l Dükü ılıl ınerdiv enleri n i n ucund a vücud unu esnetiy or; gömle ği­ ıli\ H0derid en püskü l l ü eteği dışarı sarkmı ş, sarı saçı yelpaz e ılıl ı ıçılmış ve mavi halıda yüzüst ü yatıyor . Pembe plastik ten

ı ı•ı siz tekerle ği e l l erin i n arasınd a duruyo r. Yüzün ün bir yan ı , , ıı lınını o yöne verdiğ i için dümdü z; saçının her yerine kan ' ıılı ı·; ın ış. 240

241

20. 2 1. 22. 23. 24.


H i kayemiz den telif alacakla rın sayısı bir k i ş i eksildi. ı Video kamera sı Ra h i be Vigilant e'deym iş. Bay W h ittier kaı,lf plllı ı l ı kta yol u n u bulmak için b i r fener k u l l a n m ı ş ; ancak eski hllı Ra ölü. kadar Çöpçü Leydi de hem ş i mdi artık h e m kendisi ·ıı merdivı sonra ktan ı l karan ve Vigilant e g ü n ağarma dan önce ll p r i l i edileb şarj için lerden yukarı çıkmak veya aşağıya inmek l e r i takarak kamera n ı n proj ektör ı ş ı ğ ı n ı k u l l a n ı yor. ı Rahibe Vigilant e, "Subara knoid kanama " diyor ve kamewv i l iyor kaydıra rak bedeni çektiği için haliyle kelimel eri kayded ı travrn.ı beyin Ağır " kopma. kısmi a "Beyinc iğin sol yarısınd ı kafat.ı irleşik B diyor. r, hasardı sonrası nda kalan çok yaygın bir

çeknır k kırığını , beynin dış katm a n l a rındaki kanama yı yakında n i ç i n zum yapıyor. " Kafata s ı n ı n b i r noktası na basarsa nız" diyor, " içeridek i lt·r bölgede çağa l ı r ve kafatası n ı sert, daire şeklind e çatlatır. " ıll Kamera kafatas ı n ı n sivri kenarla rında ve üzerind eki kururı kırmızıl ıkta gezi n i yor; Rahibe Vigilant e, "Dışa bükülme yoğun diyor.

ı�ı Kamera , Iabide sendeleyen , esneye n ve projekt ör yukııı yüzünd en gözlerin i kırpan geri kalanım ızı kaydets in diye doğru !tu! uyar.

Bayan Clark, Dük'ün yere yığılmış güderiye benzer bedeııııı dişlı•ıl bakıyor; çiğneyi p durduğ u n i kotin sakızı -artı bütün a ı ıvl dudakl lmiş i r i ş !abi boyunc a orta yere fırlamış . Ve kadın ş i küçük bir çığlık atıyor. Amerik a Güze l i , "Piç" diyor. Beden i n üzerine basıp egıı•r pı tekerleğ i n i n siyah kauçuk tutma yerleri ndeki bükülm ez, ölü �ıl fazla daha izden m i p e H " r. makları sökmek için diz çöküyo ı li l s ü du, yapıyor vermeye çalışıyord u " diyor. "Bak herif aerobik daha berbat görünm ek i ç i n . . . " Amerika Güzeli bükülm ez parmak tarla boğuşu p onları •,ı meye çalışırk en, Bayan Clark, "Rigor mortis" ' diyor. ıııı Amerik a Güzeli bedeni döndür üyor, tekerleğ i ellerden k t pozisyıı yatar sırtüstü adam e rıyor ve bedeni döndür düğünd •

ölüm

242

sertli{!i. (Ç.n.)

ıwliyor. Vandal Dükü'nün yüzü güneşten yanmış gibi koyu renk lıurnunun ucu hariç mosmor. Çenesi ve burnunun ucu ve a l n ı lıı>yaz-ma vi renkte. "Livor mortis"· diyor Bayan Clark. Kan bed e n i n en altına ı,llker. H a l ı n ı n yüze basınç uyguladığı yerler hariç, vücudun ağır­ ııaı kılcalları çökerttiği için kan o noktalarda toplanama z.

Video kamera n ı n arkasında olan Rahibe Vigilante, "Ölü lıı•denlerle i l g i l i çok fazla bilgiye sahipsin" diyor. Bayan Clark, "Beyinciğin sol yansında kısmi kopma derken ne

ı lı•mek istedin sen?" diye soruyor. Video kamera vücudunun üzerinde gez i n i rken Bay Whittier'ın ı\I O m ünün üzerine kayıt yapıyor ve Ra hibe Vigilante, "Ya n i beyin l ı ı ı ı ıyor demek istedim" diyor.

Pembe tekerlek Dük'ün e l lerinden kurtuluyor ve parmaklar ı.i l ıat lamı ş gibi görünüyor . Rigor mortis, diyor Bayan Clark, vlkut dekarnpozi syona başladıktan sonra giderek kaybolur. Şimdiye kadar Ajan Fitneci geldi bile; iki gözü birden kıpırda­

lıP,ı için garip bakıyor. Peder Tanrısız cesedin yanında du ruyor. l ıılıiat Ana ve paçu l i kokusu da. Yanak dolusu tükürükle tütün IAnemek için geviş getirip duran Çöpçatan , cesede yakından lı.ıkmak için eği l iyor. (,'öpçatan , " Dekompozisyon ?" diye soruyor. Ve Bayan Clark s i l i ko n l u dudakları n ı büzüp kafasını s a l lıyor. ı l n rnde n sonra, diyor, kasların aktin ve miyozin filamentle ri, ı lııııozin-trif osfat üretimi olmadığınd an kompleks hale gelir . . . ııl,ımayacaksı n " diyor sonra da. ''Çok kötü" diyor Katil Aşçıbaşı. "O kadar i l eri gitmeseydi , flıı•l bir kahvaltı derdik."

'l'itbiat Ana, "Şaka yapıyors u n " diyor. V(' Aşçıbaş ı , "Hayır. Aslında şaka yapmıyorum " diyor. (.'Opçatan gözlerini fal taşı gibi açmış, cesedin yanına çömeltp p.ıntolonun arka ceplerin i kanştırıyor. !<ı na l ı ellerin i ovuşturup esneyen Tabiat Ana, "Bu kadar uya­ ııı ıı,ısıl olabil iyorsunuz? " d i yor. lıı lı·keleri. (ç.n.)

243


Ve adamın ağzı n ı kocaman açıp parmağıyla içerideki kah verengi pisliği gösteren Çöpçatan, "Çiğnemekten . . . " diyor Cüzdanı çekiyor, kağıt paraları çıkarıyor ve cüzdanı arka cebin koyarken, "Beni öpersen sen de sıçrayıp uyanırsın" diye devam ediyor. Kafasını iki yana sallayan Tabiat Ana, "Hayır. Sağ ol" diyor

1 ı ı ücadele etmen gerekiyor" diyor. Projek tör ışığı titreye rek yanı­ yor ve kadı n ı aydınl atıyor ve Ajan Fitnec i, "Bize tek bir şey anlat. l·.� leri � d� i a i lelerin birazcık da olsa sana acıma sı için bize geç­ llliŞle ılgılı doğru düzgü n b i r şey anlat . . . " diyor.

"Küçük kız" diyor Çöpçatan. Mavi halıya kahverengi su tükU rüyor ve ekliyor: "Senin b i raz daha seksi bir karakter olman gere kiyor; yoksa senin rolünü beş para etmeyen b i r aktris oynamak isteyecek. . . " Ve Aziz Bağırsaksız kadını kenara çekiyor. Rahibe Vigilante kamerayı kapatıp Ajan Fitneci'ye uzatıyor H i ç kimseye. Veya herkese, "Kimden şüphelen iyorsunuz? diye soruyor Bayan Clark. Ve Ajan Fitneci, "Senden" diyor. Bayan Clark . . . Dün gece geç saatte uyandı. Tek başına mid egzersizi yapan Vandal Dükü'nü gördü. Kafatasını ezd i . Resmi hikayenin sonu. "Eski hayatınızı sattıktan sonra ne yapacağınızı hiç mer1 etmiyor musunuz?" diye soruyor Bayan Clark. Dudaklarındaki tükürüğü yalayan Çöpçatan , "Ne anlamda diye soruyor. Üzerindeki tutumun askılarına başparmakla rın geçiriyor. "Bu hikayeyi sattıktan sonra" diyor Bayan Clark, "kendini başka bir kötü adam m ı arayacaksın ız? Hayatınızın sonun kadar her şeyin suçunu üzerine atacağınız birini m i arayaca sı n ız?" Ve Ajan Fitneci g ü l ü mseyerek, "Sakin o l . Bunun için içimizdl birini suçlaman gereksiz. Kurbanlar var" diyor ve p_armağıyl kendisini gösteriyor. "Ve kötü adamlar var" diyor ve parma�ıyl o n u gösteriyor. "izleyici kitlesinin anlamayacağı şeyler söylt•yl ortalığı bulandırma." Ve Bayan Clark, "Bu adamı ben öldürmedim" diyor. Ajan omuz silkiyor. Kamerasını omzuna koyup, "Bu n da izleyicilerin sana sempati duymasını istiyorsan, bunu 244

245


ıl,ırak oturma odasına gidiyor. Eski koltuğun içindeki yayların ı•sl geliyor. Çakmağın sürtünme -klik- sesi. Sonra derin bir

Kab us Kutusu

B a y a tı Cla r k ' t a n Bir Hik4v

rtadan kaybolmada n önceki gece Cassandra kirpikierin kesti . Cassandra Clark ev ödevi kadar kolay bir şekilde çantası n< küçük bir makas çıkarıyor ve bu küçük bir krorrı tırnak makas alıp banyodaki lavabonun üzerindeki aynaya yaklaşıp kend bakıyor. Sanki rime! sürüyormuş çasına Cassandra'n ı n gözl yarıya kadar kapa l ı . ağzı açık; tek e l i n i duvara yasl ıyor ve k

O

piklerini kırpmak için makası kullanıyor. Uzun, siyah klrpi düşüp lavabonun deliğinde birikirken. kız, aynaya arkasındaki annesine dönüp bakınıyar bile. O gece Bayan Clark kızın karanlıkta yataktan çıktığını duyu yor. Sokakta trafiğin olmadığı bir saatte, ışıkları açmadan çıp 246

ııı•fes çekme sesi. Ardından, üflenen dumanın sesi. Güneş doğduktan sonra bile Cassandra hala oradaki koltukta ı,ıplak halde oturuyor; perdeler açık, arabalar geçiyor. Soğuktan, kııllarıyla bacaklarını kendine doğru sımsıkı çekmiş. B i r elinde. Illiresine kadar yanmış bir sigara var. Koltuğun minderi kül için� h· kalmış. Uyanık ve televizyonun boş ekranına bakıyor. Belki de ly<1h camdaki çıplak aksine bakıyordur. Taramadığı için saçları 1 nınakarışık o l muş. Iki gün önce sürdüğü ruj hala dudakların� lıı ve yanağına bulaşmış. Göz farı gözü nün etrafındaki çizgileri H l nya çıkarmış. Kirpikleri gitmiş; gözlerini kırpmadığı için yeşil , \;-:leri ( don u k ve sahte görünüyor. Annesi. "Rüyanda mı gördün?" diyor. Bayan Clark. yumurtalı ekmek isteyip istemediğini soruyor. llııyan Clark duvardaki ısıtıcıyı açıp, Cassandra'nın banyo kapı� ııı.ı asılı bornozunu alıyor. C'assa ndra soğuk güneş ışığında kendine sarılmış; dizleri­ ııl bitiştirip oturmuş ve kollarıyla göğüslerini yukarı ittirmiş. ılı.ıoıra külllerinin gri renkli taneleri uyluklarına yapışmış. Gri llli laneleri edep yeri tüylerinin üzerine düşmüş. Ayaklarındaki ı ı•ııdonlar seğiriyor. Ayakları cilalı parkenin üzerinde dümdüz ve ııı yana duruyor; heykel gibi duruşunu bozan tek yeri ayakları. 13ayan Clark. "Bir şey hatıriadın mı?" diyor. Annesi, "Üzerinde ıyı ı l ı bir elbise vardı . " diyor. "Kısa m ı kısa bir elbise." 13ayan Clark bornozu kızının üzerine örtüyor ve açılmasın llyı• iyice çekip boynunun altına sıkıştmyor. "Galeride oldu. Şu. �ııl lkacının karşısındaki" diyor. Cassandra televizyondaki aksinden başka bir yere bakmıyor. · ıı\t.lcri ni bile kırpmıyor; ancak bornoz düşüp göğüslerini yine 1· •,oğukta bırakıyor. Ve annesi n e gördüğünü soruyor. llilmiyorum" diyor Cassandra. "Söyleyemem." ı ı.ıyan Clark. "Notlarımı alayım hemen" diyor. "Sanırım bunu .

.

ı ı1ı iOm." 247


E l i nde tuttuğu kahverengi dosyasıyla yatak odası ndan dön n yor; diğer eliyle notları çıkarmak içi n dosyayı açmış. Anecık oturma odasına göz attığında, görüyor ki Cassandra orada değil O dakika Bayan Clark. "Kabus Kutusu ' n u n çalışma yönll· m i . . . " diyor. Ancak Cassandra mutfak veya barıyoda yok. Cassanclrıı bodrumda değil. Evleri n i n tamamı zaten bu kadar. Arka batı çede veya merdivenlerde değil. Bornozu hala koltukta duruyor Çantasını, ayakkabısı n ı veya mantunu a l ma m ış. Yarısını daldur duğu bavu l u hala yatağın üzerinde. Sadece Cassandra gitmiş i l k başta Cassandra bir şey olmadığını söyled i . Notlara gört sanat galerisinin açı l ışı vardı. Bayan Clark'ın notlarında "Rastgele Zaman Ölçer. . . " yazıynı Notlarında "Adam kendini astı. . . " yazıyor.

Her şey bütün galerilerin ye i sergilerini açtığı gün başladı ve şehir merkezi çok kalabalıktı; herkes ofis veya okul kıyaf<'l lerini çıkarmadan gelmiş ve el e l e tutuşmuştu. Orta yaşlıJger ıı, çiftierin üzerinde taksi koltuğundan bulaşmış lekeleri gösterrm yecek kadar koyu renk elbiseler vardı. Metroda rakamayacakları güzel mücevherler takmışlardı. Dişleri o kadar beyazdı ki, saııkl o dişlerle başka bir şey yapmadan sadece g ü l ü msüyorlardı. Hepsi yemekte birbirini yemek yerken izlemeden önce birlıı rinin sanata bakı ş ı n ı izledi. Bunların hepsi Bayan Clark'ın notlarında var. Cassandra ' n ı n üzerinde yeni siyah bir elbise vardı. Kısa ı ı ı ı kısa olan. O gece içmek için değil, elinde tutmak için uzun kadelılr

beyaz şarap istedi. Elbisesi askısız olduğundan kadehi havcıy ı kaldırmaya cüret etmedi; o yüzden kollarını iki yanında tutı ıı d i rsekieri n i de bedenine yapıştırdı. Bu h a reket göğsündeki lılı adaleyi kastı . Okulda basketbol ayna rken keşfettiği yeni bir acl.ı leydi bu. Göğüslerini yukarı o kadar itti ki, dekaltesi boğazınci ı r ı başl ı yormuş g i b i göründü. Elbisesi siyahtı ve siyah payet ve boncuklarla süslenml�.ıı Elbise, içindeki pembe ve dolgun göğüsleriyle, siyah yaldızd . ı ı ı sert b i r kabuktu. Sert, siyah b i r kabuk.

248

Elleri, o j e l i tırnaklarının birbirine geçmesiyle birlikte, şarap kııdeh i n i n ayağın ı kelepçelemiş gibi görünüyordu. Saçı sarılmış vı• tepeye toplanmıştı; ağır ve kalın görünüyordu. Saç telleri Vt' kıvırcık bukleleri yerinden çıkmış, omzuna düşmüştü; ama

ııçını düzeltmek için e l i n i kaldırmaya cüret edemedi . Omuzları �ıplaktı, saçları dağılınıştı ve bacaklarındaki kasları ortaya çıka­ lılll yüksek topuklu ayakkabı ları, uzun fermuarın altındaki kıç ı n ı yukarı itip, kıvrıklı ğ ı n ı ortaya çıkarıyordu. R u j u mükemmel sürülmüştü. Havaya kaldırmaya cüret ede­ l ll<'diğinden kadehine kırmızı ruj bulaşmamıştı. Uzun kiprikle­ ılııin altındaki gözleri kocaman görün üyordu. Kalabalık odada lıııreket eden tek uzvu yeş i l gözleriydi. Bir sanat galeri s i n i n ortasında durup g ü l ümserke n , hatır­ lııyacağ ınız tek kadın oydu. Cassandra Clark. sadece on beş yıışındaydı. Ortadan kayboluşundan bir h a fta bile önce değildi: sadece

ıı� gün evve ldi. Cassandra' n ı n koltukta bıraktığı sıcaklığın ve kütlerin üzerine

ı ıl ııran Bayan Clark dosyasına bakıyor. Galeri sahibi o n l a rla konuşuyordu; onlarla ve yanlarına top­ lıt i i m ış insanlarla. Notlarında "Rand" yazıyor. Galericin i n adı Rand'dı. Galeri sahibi onlara üç uzun ayağın üzerinde duran bir kutu ı\<;teriyordu. Fotoğraf sehpasının üzerinde duran. Kutu n u n

11 ııgi siyahtı ve eski fotoğraf makinelerinin boyutundaydı. B i r ııl.ıının arkasında durup, üzerinde kimyasallar olan cam levhayı l ı ıt ıırnak için siyah bezin altına girdiği fotoğraf makinelerinden l ı l ı l gibiydi. Baruttan yapılmış flaşla fotoğrafın ızı çeken ve hani

11 Amerikan iç Savaşı döneminde ku l la n ı l a n . Burnunuzu yakan

ıl dumanın, m a n t a r şeklinde yükselen bir b u l u t oluşturduğu. ıııit'riye ilk gittiğinizde ü ç ayağın üzerindeki bu kutu öyle görü­ ııllyurdu . Kutu siyaha boyanmıştı. " l ,ake kaplı" dedi galeri sahibi .

249

------


Siyah lake kapl ı , cilalı ve parmak izlerinden ötürü gri lekelı Galeri sahibi, Cassandra'nın elbisesi n i n önündeki gerg l ı ı askısız bölüme doğru g ü l ümsüyordu. K a ş g i b i . m ükemrıı 1 şekilde a l ı n m ış ve düzeltilmiş ince bıyığı vardı. Çenesini t-;lvrl gösteren küçük keçisaka l ı vardı. Bankacılann giydiği mavi takır elbiselerden birini giymişti ve kulağına da gerçek elmast ı r başka b i r şey olması i m kansız, parlak taşlı ve çok büyük b i r kOp takmıştı. Kutu, karmakarışık süslemeleri, bombeleri ve yivleriyle lıı1 !antı yerlerine tam oturuyordu ve bu yüzden banka kasa dalrı kadar ağı r görünüyordu. Bağlantı yerlerinin hepsi, detaylı v kalın boya n ı n altına saklanmıştı. Galerideki insanlardan biri , "Küçük bir tabut gibi" th·dl Saçını at kuyruğu yapmıştı ve sakız çiğniyordu. Kutunun her yanında pirinç kulplar vardı. Galeri sahibi oııl ra ikisini birden tutmak gerek dedi. Devrini tamamlamak i�lıı Kutunun doğru çalışması için. iki kulpu da tutmanız gerekiyıır du. Gözünüzü öndeki, piri nçten dikiz deliğine yerleştirm(' l l l Sol gözünüzü. Ve içeriye bakmanız. Peş peşe neredeyse yüz kişi o gece baktı ama hiçbir J olmadı. Orada kalıp içine baktılar; gördükleri şey ise, kara n i ı k i camdan küçük !ense yansımış kendi gözleriyd i . Duydukları 1

kısa bir sesti. Tik tak yapan bir saat. Su sızdıran bir muslukl 1 gelen tıp . . . tıp . . . tıp . . . sesi kadar yavaş. B u ses siyah boy ılı lekeli kutunun içinden geliyordu. Kutu, üzerindeki pislik yüzünden dakunulunca yapışkafi 1 uyandırıyor. Galeri sahibi parmaklarından birini kaldırdı. Parmağının cklr ı yeriyle kutuya vurdu ve "Bir çeşit Rastgele Zaman Ölçe( dedi Tık sesiyle bir ay boyunca çalışabilir. Veya bir saat daha �·ıl şabilir. Ancak durduğu dakika, içine bakılması gereken daklkııılı "Burada" dedi galeri sahibi, yani Rand ve kutunun öbür l .ı ı fındaki, kapı z i l i kadar küçük, pirinçten küçük düğmeye bas t ı Kulplan tutun v e bekleyin. Tıklama sesi durduğu anda lııı�ı ve düğmeye basın dedi. 250

Kutunun tepesine vidalanmış, p i rinçten isim plakasını oku­ lltık için parmak ucunuıda yükselirseniz, "Kabus Kutusu" yaz­ hA ı n ı göreb i l i rsin iz. Ve "Roland Whittier" ism i n i . İnsanlar uzun llıt! sımsıkı tuttuğu için pirinç kulplar yeşil olmuş. Dikiz deli­ i l l i n etrafındaki pirinç teçhizat insanların nefesi yüzünden pas ı l l ınuş. insanlar iyice yaklaşıp dokundukları için tenlerinin yağı lııl ıınun siyah dış yüzeyini cilalamış. K u lplan tutunca içerisini hissedebiliyorsunuz. Tık t ı k ses i n i . l l ıt' ölçeri. Kalp atışı kadar şaşmaz ve ebedi. Durduğu a n , dedi Rand, basılan düğme içerideki flaşı hare­ �ı,ll' geçirir. B i r nabız atışı kadar ışığı. Sonrası nda insanların gördüğü şeyi Rand b i l m iyordu. Kutu, ıık.ı�ın karşısınaakL kapa n m ış antikacıdan gelmişti. Orada lııkuz yıl kalmış ve tıklama sesinin du rduğu olmamıştı. Sahibi lı11ı antikacı adam müşterilere kutunun bozuk olabileceğini ıyi Oyormuş. Veya bir şaka olduğu nu. 'l'l>z içinde kalana kadar dokuz yıl boyunca kutu tıklama 'ılyle birlikte bir rafın üzerinde durmuş. Ancak bir gün antika­ llılll tarunu onu bulmuş ve tıklama sesi gelmiyormuş. Torun ıı dokuz yaşındaymış ve avukat olmak için ün iversiteye gidiyor� ııllr,. Göğsünde h i ç kıl olmayan bu genç adamı süzmek için kız­ ı ı lıütün gün dükkana gelirmiş. Futbol bursu, bir banka hesabı kt'ndi arabası olan bu iyi delikanlı yazın antikacı dükkanında ılıo�ırmış: İşi toz almakmış. Kutuyu bulduğunda sessizmiş . . . ı ı11ı ve bekliyormuş. Delikanlı kulplan tutmuş. Düğmeye bas­ ııl� ve içine bakmış. Antikacı adam delikaniıyı bulduğunda sol gözün ü n etrafında vrırmış. Gözünü kırpıyormuş. Boş boş bakıyormuş. Süpürüp lı yere topladığı toz ve izmarit yığının üzerinde oturuyormuş. ı ıııın ün iversiteye bir daha gitmemiş. Arabası belediye çekene ıı l ı ı ı kaldırırnın yanında durmuş. O günden sonra her gün 1111 ktının olduğu sokakta, dışarıda oturmuş. Yirmi yaşında ve ı ıııur da yağsa, güneş de çıksa, bütün gün kaldırımda otu­ ıvı ı ı Ona herhangi bir şey sorunca. sadece gülüyor. Bugün ıık.ı l olup davalara g i rmesi gereken o çocuğu ucuz otellerden 25 ı


biri nde ziyaret edebi l i rs i n iz. Komple ruhsal depresyon yüı!ııı

Kutu n e amaçla yapıldığını göstermek i ç i n bekliyor.

den Sosyal S igorta' n ı n tahsis ettiği b i r sosyal konutta. ilaç l ıtl verilmemiş.

Içine bakacak kişi adamın sevdiği bir kişi olacak. Antikacı adam bütün hayatı boyunca çok çalışıyor. Makul

Galeri sahibi Rand, "Tam bir s i n i r krizi durumu" diyor. Gidip bu çocuğu ziyaret ederseniz. bütün gün yata�ııııl oturduğunu görürsünüz, hamamböcekleri n i n elbiselerine , pıır

telonun paçalarına ve gömleğinin yakasına girip çıktığını. 1·.1

llyrıılara güzel mallar buluyor. Onları b uraya taşıyıp sergiliyor. l ı ıt. al ıyor. Neredeyse hayatının büyük bölümü bu dükkanda ıı�lriyor; hala emlak satışlarına gidiyor, aynı lamba ve masal ıt ı satın a l ı p ikinci veya üçüncü kez satıyor. Ölü müşterilerden

ayak t ı rnakları çok uzundur ve ışı n demeti kadar sarıdır. Ona herhangi bir şey sorun: N a s ı l ? Bir şey yiyiyar mu? N gördü? Ve çocuk sadece güler. Hamamböcekleri her yc•ıd gezer, gömleğin i n altında şişkinlik yapar. Kafasında karasint•kl dönüp durur.

ılııı canlı olan l a ra satıyor. Dükkanı bu aynı mallarla nefes a l ı p ı ı lyor. Sandalyeler, masalar ve Çin m a l ı bebeklerden o l u ş a n aynı ııu•ılcezirle. Yataklar, dolaplar ve küçük biblolardan oluşan. tieliyorlar ve gidiyorlar.

Başka bir sabah a ntikacı adam gelip dükkanı açar; a ı ıı

Sabah boyu adam ı n gözü dönüp dolaşıp kutuya takılıyor.

tozlu yığın farkl ıdır. önceden h i ç gitmediği b i r yerdi r s.ııı� Kutunun tıklama sesi yine kesilmiştir. Her daim sessiz olcı t ı geri sayış. Ve Kabus Kutusu orada durmuş, adamın kendin bakmas ı n ı beklemektedir. Bütün sabah boyunca antikacı ön kapının kilidini aç,ııı d ı . insanlar gelip içeriyi görmek için e l leri n i cama siper

ı

ll

Kara n l ı kta bir şey görebilmek içi n . Dükka n ı n neden kapalı olı h ğ u n u an lamak için. Antikacı adam da aynı şekilde kutunun içine baka b l l l ı ı l

Muhasebesini tutuyor. Bütün gün o n t u ş l u hesap makinesine ı ı ıı ırıaklarıyla dokunup hesapları denkleştiriyor. Çok basamaklı ıvı la rı toplayıp karşı laştınyor. Aynı m a l ların . aynı şifoniyer ve

ıpka askılarının kağıt üzerinde gelip gittiği n i görüyor. Kahve qııyor. Daha fazla kahve yapıyor. Kahvenin telvesi n i b i l e içiyor. ı l,ılı ahşap ve temiz camda sadece kendi aks i n i görene kadar ııı�k�ndaki her şeyi temizliyor. Limon ve bademyağı kokusu ı ıııl ı sarıyor. Adam ı n terin i n kokus u . Kutu bekliyor.

Neden i n i görmek içi n . Ne olduğunu öğrenmek içi n . Ş u tl tııl yirmi yaşına gelmiş ve geleceğe umutla bakmak için bir •.ııı şeye sahip olan çocuğun ruhunu alıp götüren şeyin ne oldııQı nu öğrenmek i ç i n . Sabah boyunca antikacı adam içinden tıklama sesi gelmı y kutuyu izliyor. Bakmak yerrz?e, arkadaki klozeti n i fırçalıyor. Merd iven d. ı yıp bütün aydınlatma aparatlarındaki kurumuş öli:i sinı·kl top! uyor. Pirinçleri parlatıyor. Tahtala rı yaği ıyor. Öyle teri ı ki, kolalı beyaz gömleği kınşıp yumuşuyor. N efret ettiği her · yapıyor. Mahallede oturan ve antikacının uzun süredir müşterisi ı ıl insanlar dükka n a geli p kapıyı kilitli buluyorlar. Bazısı k.ıpı vuruyor. Sonra da çekip gidiyorlar.

252

Adam üstünü değiştirip temiz gömlek giyiyor. Saçlarını ta n "'

K.ırısım arayıp arabala r ı n ı n bagajında duran step n e n i n altınl ıki l n ce konserve kutusunda yıllardır para sakladığın ı söylüyor.

ı ı � y ı l önce kızları doğduğunda öğle yemeğine çıkan bir kızın

lıl�knna geldiğini ve onunla i lişkisi olduğunu söylüyor antikacı l ı ın karı s ı n a . Özür diliyor. Kendisine akşam yemek ayırmama­ ıııı ı-.öylüyor. Ona, onu sevdiğini söylüyor. l'ı•lefon u n yanında kutu duruyor ve tıklamıyor. l ı t esi gün dedektif, adamı b u l uyor. Hesaplardenkleştirilmiş.

1111 kfın mükke m m e l görünüyor. Antikacı adam portakalrengi b i r ı ı m a kablosu n u a l mı ş , banyonu n duvarında a s ı l ı mont çen­ llııı• bağlamış. Herhangi bir leke n i n kolayca temizlenebileceği 253


fayanslı banyoda kabioyu boynuna düğümlemiş, sonra da rahatlamış. Kendini aşağıya bırakmış ve duvarın yanına yıQI mış. Boğulmuş, ölmüş, fayansların üzerine neredeyse oturmu Dükka n ı n önündeki teşhir tezgahında duran kutu tekrar t ı lamaya başlamış. Bu geçmiş olayların hepsi Tess Clark'ın kal ı n dosyasında ve Sonrasında ise kutu Rand'ın sanat galerisine geliyor zamana kadar kutu zaten bir efsane oldu, diyor Rand kOç kalabalığa. Kabus Kutusu. Sokağın karşısındaki antika dükka n ı . ön vitrinin arkas ı n d bomboş ve boya l ı b i r oda gibi görünüyor. Bütün bunlardan sonra, o gece, Rand onlara kutuyu göster i ken, Cassandra elbisesinin düşmesini engellemek için kollcı r ı vücuduna yapıştırıyordu; .ancak o a n kalabalıktan biri, "Durdll dedi. Tıklama. Durmuştu. Kalaba l ı k bekledi, sessizliği d i n ledi ve herhangi bir ses maya çalıştı. Ve Rand. "Kafanıza göre davranın" dedi. "Böyle mi?" dedi Cassandra ve tutması için uzun kadeht beyaz şarabı Bayan Clark'a uzattı. Kendinden taraftaki pir kulpu tutmak için kol u n u kaldırdı. İçinde ruju ve acil duru ku llanılacak parası olan boncukl u . küçük gece çantasını Ra uzattı. " Doğru mu yapıyorum?" diye sordu ve diğer elini de dırıp kulpa götürdü. "Şimdi" dedi Rand. Bayan Clark, yani annesi orada duruyordu; her iki elindı• beyaz şarapla ağzına kadar dolu bir kadeh tutuyorken çares Kolayca dökülebilir ya da kırılabilirlerdi. Rand avcunu Cassandra'nın boynuna koydu ; orada sa bir kıvırcık bukle, omurgası n ı n üzerindeki çıplak tenine düşın tü. Poposunun hemen üzerindeydi. Rand kızın boynuna öylı bastırdı ki, kızın çenesi biraz yukarı kalktı ve hafifçe ağzı açı Bir eliyle kızın boynun u, öbürüyle de çantasını tutan Rand "İçine bak" dedi.

254

Kutu sessiz. H arekete geçmeden önce sessiz kalan bomba l l ı l . Patlamadan önce sessiz kalan.

Cassandra yüzünün sol tarafını harekete geçiriyor, kaşını 1 tltlı rıyor; o tarafta olan ve siyah rime! yüzünden ağır görünen liprikleri titriyor. Nemli ve yumuşak yeşil gözün ü , ne katı ne ıılu olan gözünü, küçük cama, içerideki karanlığa dayıyor. Kalaba l ı k etrafiarını sarmış. Bekliyor. Rand kızın boynunu 1 1 1 1 maya devam ediyor. Cassandra' nın ojeli parmağı düğmeye uzanıyor; yüzü kutu­ ıııııı siyah tahtasına dayalı ve "Zamanını söyle" diyor. Içine bakmak, gözünü kutuya yerleştirmek için yüzünü bi razı� sağa döndürmesi gerekiyor. Birazcık eğilrnek ve fazlasıyla ·Illi' uzanmak gerekiyor. İki kulpu da tutmak gerekiyor; çünkü bu ıı ı.ına denge kazandırıyor. Ağırtığınızı kutuya vermeli. elleriniz­ lı l ıtıstırarak yüzünüzü dengede tutmalısınız. Cassandra ' n ı n yüzü, eski kutunun siyah. karmakarışık köşe­ lı r l ı ıc ve açılarına karşı duruyor. Sanki kutuyu öpüyormuş gibi. ıc.ların ı n l ü leleri titriyor. Parlak küpeleri ışıldayarak sallanıyor. Ilcırmağı düğmeye basıyor. Ve zayıf tıklama sesi kutunun derinlerinde tekrar başlıyor. Olan şeyi sadece Cassandra görüyor. R.ıstgele Zaman Ölçer bir haftalık, b i r yıllık süre için çalışı­ ı li Bir saati i k süre içi n. Vtlzü dikiz deliğine bastı rılmış şekilde orada duruyor, ta ki ıııııızları çökene kadar. Kollarını yanlarına i ndirip öylece duru­ ıı. omuzları yuvarlak ve yalman. ı :iizlerini hızlı hızlı kı rpan Cassandra geriye adım atıyor ve ıl ı ... ını sall ıyor. H i ç kimsenin gözün ü n içine bakmıyor; yere, •ıı �oı rıla rı n ayağına bakıyor ve ağzı sımsıkı kapa l ı . Elbisesinin ıl ön kısmı gevşediğinden, sutyensiz göğüsleriyle arasında ı ı11ıık oluyor. Eliyle elbisenin ö n ü n ü göğsüne bastırıp kutudan . ı� l.ışıyor. Vnksek topuklu ayakkabılarını çıkarıyor, galerinin zemine çıp1 ,,y,ıklarıyla basıyor ve hacaklarındaki kaslar artık görünmüyor. ı ıpıısunun taş gibi sert kıvrımları artık yumuşak görünüyor.

255


Dağılmış saçlarından bir örtü yüzünü kapatıyor. Yeteri kadar uzunsanız meme uçlarını görebilirsiniz . Rand, "Evet?" diyor. Boğazını temizliyor; uzunca bir s(} sesli bir şekilde, tükürüğünü ve sümüğü n ü nefesle bastırıyor "Ne gördün?" diyor. Kirpikleri yeri gösteriyor; Cassandra ki mseye bakmadan el uzatıp kafasının iki yanında uzanan küpeleri çıkarıyor. Rand ona boncuklu çantasını uzatıyor; ancak Cassandra

almıyor. Aksine mücevherlerini Rand'a uzatıyor. Bayan Clark, "Ne oldu?" diye soruyor. Ve Cassandra, "Şimdi eve gidebilir miyiz?" diyor. Kutunun tıklamasını d i n l iyorlar. Birkaç gün sonra Cassandra kirpiklerini kesti . Yatağın ucun bir bavul koyup içine ayakkabı, çorap ve i ç çamaşırların ı d durdu, sonra bazılarını dıc:�rı çıkardı. Topladı, çıkardı. Ortad kaybolduktan sonra bavul hala oradaydı . Yarısı dolu veya ya boş. Artık Bayan Clark' ı n sahip olduğu tek şey notları; kal ı n yası, Kabus Kutusu'nun nasıl çalışması gerektiğiyle i l g i l i not! la dolu. Bir şekilde insanı hipnotize ediyor olmalı. Akla bir veya fikri yerleştiriyor . Eşikaltı bir bildiriyi. Herhangi bir beyni n o kadar derinlerine atıyor ki , insan buna erişeml Çözümleyem iyor. Kutu insana bu şekilde bulaşıyor. B i l i nen şeyi yanlış klıyor. Kutun u n içinde, insanın öğrenmeme şansı n ı n olmadı�ı gerçeklik var. Bazı yeni fikirler var ve bunları anlamama ŞH yok. Sanat galerisine gittikten birkaç gün sonra Cassandra o l ı ktan kayboluyor. Üçüncü gün, Bayan Clark şehir merkezine i niyor. Gal gidiyor. Kahverengi, kalın dosyası kolu n u n altında. Sokak kapısı açık, ışıklar kapal ı . Pencerelerden gelen loş ı ta Rand orada. kes i l m iş saçların üzerinde yerde oturuyor. ·

keçisakalı yok artık. Şişko el mas küpesi de. Bayan Clark, "Baktın, değil mi?" diye soruyor. 256

Galeri sahibi sadece orada oturuyor; yayılmış, bacaklarını ur,uk fayanslara uzatmış, ellerine bakıyor. Bayan C l a rk bağdaş kurup onun ya nına oturuyor ve Notlarıma bak" diyor. "Haklı olduğumu söyle." Kabus Kutusu'nun ilk işleyiş şartı diyor, önünde belli açı ılınası. Sol gözünü dikiz deliğine koymanı sağlıyor. Herkesin lı·� kapısında aynısından bulunan küçük balık-gözü lensi var ve plıinç teçhizatla oraya monte edi l miş. Kutunun önünde belli bir 1�1 olduğu gibi. içeriye sadece sol gözle bakmak gerekiyor. "Böylece" diyor Bayan Clark, "gördüğün şeyi beynin sağ tara­ lıyin idrak etmel isin." Içinde gördüğün her neyse, senin sezgisel, duygusal ve içgü­ lll•,el yan ı n ; onu gören kişinin sağ-beyni şahit oluyor bu şeye. Artı, her defasında sadece b i r kişi bakabilir. Istırap çekiyor­ l l l , bunu kendi başına çekiyorsu n . Kabus Kutusu'nun içinde hı ı ııe oluyorsa. sadece sana oluyor. Bunu paylaşabilec eğin h i ç ııınııe yok. İkinci bir insana yer yok. Artı, balı k-gözü lens, diyor, gördüğün şeyi çarpıklaştırır. � l l ni değiştirir. Artı , diyor, pirinç levhaya yazılmış isim -Kabus Kutusu­ ıık<ıcağını peşin peşin söylüyor. isim, senin karşılayacağ ın

1 · � IC'ntiyi ol uşturuyor.

l lrl yan Clark oturduğu yerde haklı olmayı bekliyor. O t u ruyor ve Rand'ın gözlerini kırprnasım izliyor. flutu tıklayarak üç ayağının üstünde tepelerinde duruyor. N efes a l ı p verdiği için hareket eden göğsü hariç, Rand kıpırl w ııyor. t ;,ı lerinin arkasındaki masasında Cassandra ' n ı n m ücevheri liııııyor. Küçük boncuklu çantası da. l layır'' diyor Rand. Gülümsüyo r ve "Öyle değil" diyor. i hız gibi sessizlikte tıklama sesi çok çıkıyor. l l.ıstaneleri arayıp orada yeşil gözlü ve kirpiksiz bir kız olup lııı.ıdığını sora b i l i rsiniz sadece. Ne kadar ararsanız arayın, ıı ı ıı Bayan Clark, bir süre sonra sizi duymamaya başlarlar. Sizi � lı·ıneye a l ı rlar. Vazgeçmeniz i isterler.

257


Kalın dosyasına. yani notlarına bakmaktan vazgeçip kafasını kaldıran Bayan Clark, "Anlat bana" diyor. Sokağın karşısındaki antika dükkanı hala boş. "Olan şey bu değildi" diyor Rand. Ellerine bakmaya devdm ederken ekliyor: "Ancak hissettirdiği buydu." Bir hafta sonu, eskiden çalıştığı şi rketin pikniğine gitrnek zorundaydı. işten nefret ediyordu. Şaka olsun diye yemek yerlrı içi eğiti m l i güvercinlerle dolu hasır sepet getirdi. Herkes bunu piknik sepetlerinden biri olduğunu, içinde daha fazla maka r n salatası ve şarap bul unduğunu düşündü. Rand bütün sabıt boyunca kapaklı sepeti masa örtüsünün altında tuttu; gölgPd ve serin yerde olmasını sağladı. Aslında tüm bu çaba lar güvı r cinlerin ses çıkarmaması içindi. Güverci nlere ekmek kırıntıları verdi. Sepetin deliklerinci içeri mısır taneleri attı. Bütün sabah boyunca birlikte çalıştığı i ş arkadaşları şartt veya soda içip şirketin hedeflerinden söz ettiler. Misyonlarındıı Ekip kurmaktan. Hepsi. güzel bir cumartesi saba h ı n ı heba ettiğini hissetm ye başladığı an. önemsiz muhabbetlerin sonuna gelindiği il sepeti açtığını söylüyor Rand. insanlar . . . Bunlar. her gün birlikte çalışan insanlrırdt Birbirlerini tanıdıklarını düşünürlerdi. Ve bu beyaz kaosu d Piknik yerinde olağanüstü bir kasırga çıktı. Bazı insanlar çıQI attı. Bazısı çimierin üzerine yuvarlandı. E llerini açıp yüziPrl kapattılar. Yemek ve şaraplar yere düştü. Güzel i m elbisf 1 leken lend i . insanların zarar görmeyeceklerini a n ladıktan sonraki , ı rıd insanların emn iyette olduklarını gördüğü a n . Şimdiye krıd gördükleri en hoş şeydi. Geri çekil d i ler; çok etkilendikleri I ç i gülemediler bile. Geçmek bilmiyor g i b i gelen o u z u n daki boyunca önemli saydıkları her şeyi unuttular ve beyaz kan.ı t l dan oluşmuş bulutun mavi semaya yükselmesini izlediler Sarmal hareketini izlediler. Ve sarmal açı ldı. Ve çok kez ulı tırma yaptıklarından. gerçek evlerine gittiklerini her defaı-ı n

lıilt•n kuşlar birbirl erinin peşine takı l ı p o yere uçmay a başlad ı­

lu

"Bu" diyor Rand, "Kabus Kutusu 'nun içinde ydi." Ölümd en sonrak i hayata giden b i r şey. Kutunu n içindek i şey, ııı•, ınların hayat dedikle ri şeyin olmad ığının kanıtı. Dünya mız lılı rüya. Son derece sahte. Bir kabus . Bir kez baktıkt an sonra. diyor Rand, hayatı n -kend ine çeki­ lıl;.rn verme n ve çabala rın ve endişe lerin- anlam sız. l lamam böcekl eriyle birlikte yaşaya n torun. antikac ı adam. iJqılkle ri olmad an çırıl çıplak gezine n Cassan dra.

IWtün sorunla rın ve aşk i l işkilerin . i lunları n hepsi bir yanılsa ma. "Kutu n u n içinde gördüğ ün şey" diyor Rand, "asıl gerçek liğin ıııı ıınlık görün tüsü sadece." llu iki kişi galerin in beton zemini nde oturma ya devam edi­ • 11 . pencer elerden gelen güneş ışığını ve sokağın sesini farklı ııı ı �.ekilde duyum suyorla r. Öncede n hiç gitmem iş oldukla rı bir ' ı ııibi. Ve kutu nun tıklama sesi o anda duruyo r. Ve Bayan Clark bakam ayacak kadar çok korkuyor.

258

259

-- --- _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ ..

..�------

--

---


Aziz kendisine, Dikkat Çekmek için Halk Komitesi diyor.

ı.

ı lll On gün dışa bakan duvarlar boyunca yürüyor, k i l it li , metal lllf\tn kap ı la r ı n a vuruyor ve bağırıyor. Ne var ki, e l i n i kapıya ıl pat vuruyor sadece. Bağınrken sesi kısık. Denediğini söy­

2. 3 4.

ıııcmize yetecek kadar yüksek. Biz de denedik. Cesur, güçlü

5.

· 1 1 . ıkterler olarak vaıiyeti kurtardık.

6.

l<omiteler kurduk. Sakin olduk. l layalet bir gece lağım borusunu temizleyip tuvaletlerin

7.

ılı�,ınası n ı sağladı; buna rağmen biz hala ıstırap çekiyoruz.

8

ıldaş H u ysuz valf kol u n u attıktan sonra, hayalet, su ı t ı os ı n ı n

9

ı•ı n ı açmak için pense k u l l a n d ı . Hatta çamaşır makinesini

l O.

lı kl rik kablosu na bağladı ve bir sürü giysiyi içine doldurup

l l.

l�ı ıd ı

12

l1l'der Tanrısız'a göre hayaletimiz,

Dalai

Lama.

Kontes

1 3.

ı .lı ct' e göre, M a r i lyn Monroe. Veya odasında kromları parla-

1 4.

1 1 1 , 13ay Whittier'ın boş tekerlekli sandalyesi. Durulama sırasında hayalet, çamaşır makinesine yumuşatıcı

1 5.

llıym.

1 6.

Ampull eri topladığı m ız, yardım etmeleri için bağırd ı ğ ı m ız ve

l 7.

ıtnlct in iyi niyetle yaptığı işleri tersyüz ettiğimiz için başka bir

1 8.

yı• zaman ı m ız kalmıyor. Kalorifer kaza n ı n ı sürekli bozmak bile

1 9.

tııı g ü n çal ışınamıza sebep oluyor.

20 . 2 l. 22 23 24.

1 ı. ı ha kötüsü ise ne biliyor m u s u n uz: Bu durumu senaryonun

emeğimiz yok. Sıcak su yok. Yakında karanlığa malık olacağız ve Braille metoduy la elleri m izi e l lerimizin üı:.l U koyup duvar kağıdında ki her küflü. yumuşak parçayı h is•.ı ı

Y

rek bir odadan ötekine yolumuzu b u l acağız. Veya e l leri n ı ı dizlerimi z kabuk b a ğ l a m ı ş b i r h a l d e , k u r u m u ş fare pisli�iııd ağırlaşmı ş yapışkan halıda emekleye ceğiz. Halıda �i . kollıtıı bacaklar ı olan sert lekelere dokunar ak. Kalorifer kazanı ozulduğu için ısıtm a m ı z yok; bir kere ı l bozuldu v e olması gereken de buydu zaten. Sık sık Aziz Bağırsaks ıı' ı n yardım edin, diye bağırdığı nı dı ı

b

yoruz; çok uıaktaki b i r duvardan gelen son yankı kadar cılı 1 bağınş b u . 260

ııııllne koya mayız. Hayır, yapmamız gereken şey a c ı n ı n peşine

11 nıck. Açlığın ve yara laman ı n . Yardım a lmak için dua etmeli­ ı ı.ıyan C l a rk bizi demir yumrukla yönetm e l i . l lıııılann hepsi yeterince kötü değil. Hatta çektiğimiz açl ı k ııl. ırlığımızdan bile az. Bir hayal k ı r ı k l ı ğ ı .

1 il ı sekieriyle

kucağındaki

bovl i n g

topuna

daya n m ı ş

ı ı ı Rahibe Vigilante, "Bir canavara ihtiyac ı m ız var" diyor. ı ı ı ı ı ı ıklarındaki tırnakları sökmek için b i r bıçak k u l l a nıyor; ı ı ı ı ı ı sokup, t ı rnağı kaldırmak için bıçağı bir yandan öteki yana ll ıyı H . sonra da tırnağı tutup çıkarıyor; bu arada da "Korku

1 ıyi ' lerini esas a lırsak. bu bina n ı n bize bir şeyler yapması ,, �lı" diyor.

261


Her t ı rnağı çıkardığında, kafası n ı sallıyor ve "Yaralarııı

ı

kadar fazla para ettiğini düşününce insanın canı acımıyor" dly Bayan Clark'ı kaldığı soyunma odasına hapsetmek ve l ı ı işkence etmesi içi n bıçağın ucunu gösterek on u kızd ı rmak �ı·r kiyor sadece. Rahibe Vigil ante kendisine, Makul Düşman Bulmak için ı ıı-1 Komitesi diyor. Müdire Tekzip, ayakları ipek bezlere sarılı o l d uğundan top 1 lıyor. Ayaklarındaki parmakların tamamı doğrandı. Sol elim i geriye neredeyse hiçbir şey kalmadı: bütün parmaklar doğrı.ı rıd ğı için orada sadece deri ve kemik. yani avucu var ve orası d ı ıh büyük bez parçalarıyla sarıl ı p sarmalandı. Sağ elinde ise h ve işaret parmağı var s9dece. ikisinin arasında ise tırnagııııl bordo oje olan yaralı bir parmak tutuyor. M ü dire bu parmağı tutarak odadan odaya, Binbir Gt Masalları galerisinden, İtalyan Rönesans salonuna yürüyor "Pisi, pisi, p i s i , gel" diyor. "Cora? Annene gel Cora, bebe�ır Akşam yemeği n hazır . . .

"

Ajan Fitneci kendisine, Kendimize Yeni Bir Şeytan Bulmak lı l ı ı Halk Komitesi diyor. Çöpçatan topladığı ampul "şeftal i l eri" Barones Frozbit'e uza­ ııyııı . . . O da bunları içinde eski peruklar olan kutulara dikkatlice wı leşti riyor . . . Her günün sonunda iftira Kontu kutuları badrum �.ıı.ı götürüyor ve onları beton zemine atarak içindekileri kırıyor. ı ı(lnyaya Bayan Clark'ın onları nasıl fırlattığını söyleyeceğini

ıiO:;.ünüyor ve o şekilde fırlatıyor. Şimdiden odalar daha büyük görünüyor. Daha loş. Renkler i'' duvarlar karanlığa gömülüyor. Ajan Fitneci kırılmış ampulleri vı• Rahibe Vigilante'nin yere attığı tırnaklarını videoya kaydedi­ iı ıı . Beyaz yarımaya benzer parçaları. ı layalete rağmen hayatımız neredeyse berbat. bir kah r a m a n . hayalet, l�a hibe Vigila nte'ye göre

ı . ıl ırama nlardan nefret ettiğimizi d e ekliyor. Rahibe Vigilante tırnağın ı n altındaki bıçağı çekerken , M l •deniyet" diyor, "bir umacımız olduğunda hep m untazam

• .ılışıyor."

Sık sık Aziz Bağırsaksız'ın fısıltı kadar yumuşak bağırı�ıı duyuyorsunuz. "Bize yardım edin . . . Birisi lütfen bize yarılı etsin . . . " Sonra da e l i n i n yumuşak tarafıyla çıkış kapılarına v u ı ı yor. Dışarıda birinin o l m a ihtimaline karşı fazladan yumuşak sessiz. Müdire Tekzip kendisine, Kediyi Beslemek İçin H a l k Kornit diyor. Bayan Aksırık ve Kayıp Halka, Boz u l m uş Yemeğin u Kalanını Tuvalete Atıp Sifonu Çekmek İçin Halk Komitesi'nd yer alıyor. Üzerine sifon u çektikleri bütün torbaların gitmesl l�l onların ardından bir yastık veya ayakkabı attıkları için tuval{• t l rin tıkanmasını sağlıyorlar.

Ajan Fitneci, Bayan Clark'ın kaldığı soyunma odasının k. ıı

sına vuruyor ve "Beni dinle" cJ..i yor. "Senin burada kurban alnı imkansız. Yeni kötü adam seçiminde sana oy verdik." 262

263

-----


Saçı, ayakkabısının cilası kadar koyu siyah bir renge boyanmış .. Kutsal Kitap kadar siyah.

Doğruluk Yemini

1

R a h i b e V i g i lante i l e İ lg i l i B i r Ş i l ı

" B i r adam milyonluk b i r dava açmış" diyor Rahibe Vigilante, " kendisine ters ters bakıldığı için." Jüri heyetine girdiği ilk gün. Rahibe Vigilante sahnede, bluzunun önünü kapatmak için bir kitabı kaldırıyor. Abartılı sarı bluzunun kenarlarında beyaz dantel var. 'Kitabının siyah deri kapağında varak altından bir isim var: Kutsal Kitap. Yüzünde siyah çerçeveli gözlük. Tek takısı, sallat:lan, şıngırdayan, gümüş yadigôrların asıldığı tılsım bileziği. 264

Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Gözlüğünün camları, elektrikli sandalyelerin ve asma tahtalarının imgeleri yansıdığı için parlıyor. Gaz odasına veya kurşuna dizilmeye götürülen tutsakları gösteren çizik çizik bir haber filminin metrajı. Gözlerinin olması gerektiği yerde, göz yok. Jüri heyetine girdiği ilk gün, bir sonraki davada, adamın biri kaldırıma takılmış ve üzerine kapaklandığı lüks arabayı dava ediyor. Aptal ve sokar olduğu için elli papellik ödül istiyor. "Fiziksel koordinasyon duyusu olmayan bütün bu insanlar" diyor Rahibe Vigilante. Hepsinin mükemmel suçlama becerileri var. Başka bir adam, ev sahibi bahçe hortumunu arka bahçeye çektiği için 'takılarak ayak bileğini kırıyor ve bu yüzden ev sahibinden yüz bin dolar istiyor, bu arada kendisi bambaşka bir olay, bir tecavüz olayı yüzünden polisten kaçıyordu. Sakat kalan bu tecavüzcü, acı ve ıstırap çektiği için neredeyse servet istedi. Sahnede, gümüş tılsımı manşetinin dantelinde parlıyor, Iki elinin parmaklarıyla Kutsal Kitap'ı tutuyor, ı· ırnakları , bluzunun rengiyle aynı abartılı sarıya boyanmış, Rahibe Vigilante vergilerini zamanında ödediğini söylüyor. Karşıdan karşıya hep sağına soluna bakarak geçiyor. 265


Plastiklerini geri dönüştürüyor. İşe giderken otobüse biniyor. Jüri heyetine girdiği ilk gün Rahibe Vigilante, "O an" diyor, "hakime dedim ki: Sik şunun anasını." Ya da bunun bileziklere yazı lan bir versiyonuyla söyledi Ve hakim, onu mahkemeye karşı saygısızlıktan içeriye atıyor ...

Günlük Ta rı

R a Fı i v e Vigila n te ' d e n B i r H i k ıi y e

l

ıısanların benzin fiyatlarından şikayetçi o lmaktan vazgeçtiği . ynzd ı . Insanların televizyondaki programlar hakkında kan gibi

ııııt.ınızlanmaktan vazgeçtiği yazdı. /.4 Haziran günü güneşin batış saati 8 . 3 5'ti. G ü n l ük tan

'' tl'/' de sona erdi. Bir kadın Lewis Sokağı'nın dik yokuşunu tır­ ııııııı ıyordu. 1 9. ve 20. Caddelerin ortasındaki bloğun orada bir 111 1na sesi duydu. Kazık çakma aletinin çıkardığı sese benzeyen, ınır vurma sesini, beton kaldırımdaki düz ayakkabısın ı n altında

lti

'•<'tti. Ses birkaç saniyede bir duyuluyordu; her vuruşta ses

lnlııı yüksek çıkıyordu. yaklaşıyordu. Kaldırım boştu; kadın

ı ı l ı n ı bir apart otelin tuğla duvarına yasladı. Sokağın karşısın­

l ıhl şarküteri n i n camdan kapısında Asyal ı bir adam dikilmiş, 266

267


ellerini beyaz havluya s i liyordu. Sokak lambalarının arasındaki

G ü n l ü k tan, diyor . güneşin batması ile ufkun a l t ı na altı

kara n l ı kt a camdan bir şey kırı l d ı . Bir kez daha vurma sesi geldi

ılı •rece inmesi arasında geçen süredir. Altı derece, yarım saat

ve bir arabının a larmı feryat etmeye başladı. Vurma sesi yakla�.ı yordu ve gecenin içinde görülmez bir şeyd i . Kaldırımdaki gaze ı kutusu uçup sokağa düştü. Bir kez daha ses geldiğinde, kad ı rı ı ı ı dediğine göre, kendisinin üç araba ötesindeki telefon kul übe�ı n i n camları tuzla buz o l d u . Ertesi günkü gazetede y e r alan küçük habere göre, kadıııııı adı Teresa Whel ler'mış. Otuz yaşındaymış. H ukuk bürosund.ı bir memurmuş. O zamana kadar Asya l ı adam şarküte r i n i n içine girdi. Kapıd.ıkl levhayı "Kapa l ı" yazısı okunacak şekilde döndürdü. E l i. nde h,ll havlu, dükka n ı n arka s ı n a doğru koştu ve ışıklar söndü. Sokak tamamen kara n l ığa büründü. Araba alarını fery.ıt

etmeyi sürdürdü. Vuruş sesi bir kez daha geldi; çok şiddetli v

yakındı, şarküteri vitri n i n i n camı titrediği için Wheeler'ın ak• ı de zayıf b i r ş eki lde parıldadı. Cıvatayla kaldırıma oturtutmuş I JII posta kutusu, tank topu gibi bir ses çıkard ı , sonra da sallaııdı

ı lı•mektir. Rahibe Vigilante günlük t a n ı n , deniz alacakara n l ığın­

ıl.ın farklı o l d u ğ u n u söylüyor: bu tan, güneşin ufkun a l t ı n a on 1�1 derece i n me s i n e kadar sürüyor. Gökbilim tan ı , güneşin ufkun !lt ına on sekiz derece i nmesidir. Rahibe. k i m s e n i n göremediği o şey, Teresa Whee l e r ' ı n ılıııduğu yerin yokuş aşağısındaki 16. Cadde'de kırmızı ı ş ı kta lıı•kleyen bir arabanın tava n ı n ı çökertti diyor. Aynı görünmez lilr,lik, neonlu Tropik Salon levhası nı neredeyse yok etti: neonun 1 1\bünü ezdi ve üçüncü kata konmuş çelik levhanın yarısını kırdı. Buna rağmen açıklayacak bir şey yoktu. Sebepsiz bir sonuç v. ı ı d ı . Bütün Lewis Caddesi boyunca. 20. Cadde'den neredeyse ıll•tıiz kenarındaki bir yere kadar, a kl ı n ı kaybetmiş, görünmez bir lıı ' lıgame.

29 Haziran g ü n ü diyor Rahibe Vigilante. güneşin batış saati

ll 'l6'yd ı . Günlük t a n 9.08'de sona erdi.

titredi, çöktü ve yana devri l d i . Ahşap bir e lektrik direği saUaııdı üzerindeki kablolar birbirine girdi. ardan çıkan kıvılcım lar, yai'ııı atılan parlak havai fişekler gibi aşağıya düştü.

Wheeler'ın yokuş aşağı bir blok ötesi n deki otobüs dureı� ı

n ı n pleksiglas tarafında, üzerinde sadece donu olan bir filııı yıldızı n ı n m o r ışıkla arkadan aydı n latı l m ış bir resmi vardı v p l e ksiglas patladı. Wheeler durdu; arkasındaki tuğla duvara yapışmış gibiydı parmaklarını tuğlaların arasındaki derzlere saplamıştı; parnı.ı uçları harca dokunuyor. sanki sarmaşık gibi s ı msıkı tutunuytıı

Olympia Yetişkin Tiyatrosu'n u n bilet gişesinde çalışan b i r u l.ıma göre. içinde olduğu bilet gişesi n i n camdan yapılmış 1ıı!lnden bir şey hızla geçtl. Adam geçen şeyi göremedi. Daha ı ık esinti sesi duydu; sanki görünmez bir otobüs geçiyordu vı•y. ı derin bir nefes a l ı n ıp veril m iş gibiydi ve adamın önündeki

ıl>ol üste koyduğu kağıt paraları uçurdu. Çok yüksek akorlu b i r ı •,

ı ı ı ı ı i:l m ı rı ı bir saniyeliğine s i lmişti. Ci şeci adam bir sonraki nefesi n i aldığı a n duyduğu vurma

du. Kafası nı geriye öyle güçlü çarptı ki , polise h i kayesini aıı l.ı tırken, sert tuğlanın saçlarının bir kısm ı n ı koparıp kel- bırakıı ı kısmını gösterdi. Sonra, hiçbir şey, dedi. H içbir şey o l m a d ı . Kara n l ı k sokaktan geçen hiçbir �· o l ma d ı . B u n u a n latan Rahibe Vigilante bıçağı tırnaklarının a l tııı sokup o n l a rı söküyor. 268

gibiydi. Adamın görebileceği köşe d e . sokağın karşısında

•'1 il lan lokantan ı n ışıkları titreyip parladı: sanki birisi dünya n ı n

ı

•ıl r ı i , Teresa Wheeler'ın i l k kez a n l attığı şekilde tasvir etti.

t ııı.ınlık bir yerde bir köpek havladı. Bilet gişesindeki çocuk

ı ıı ıli sc b u n u n yürüyüş sesi olduğunu söyledi. Kocaman adım ­

l ı ı .ılan b i r şeyin sesiydi. Hemen önünden geçmesine rağmen ı\rı•ınediği kocaman bir ayaktı sanki.

1 Temmuz g ü n ü insanlar su kesintisinden ş ikayet ediyorlar­

!\elediye bütçe kesintisinden ve polislerin kovu lmasından 269


yakınıyorlardı. Polis arabaları gezinip duruyordu. Sprey boyayl ı

ııkağı'na doğru yürümeye başladı. H i ç kimse görmedi a m a o

etiketierne ve s i l a h l ı soygun ol uyordu.

ı•y adama o kadar güçlü çarptı ki, adamın göğüs kafesi çöktü. \damın göğsü, i n s a n l arın herhangi b i r sepeti ezmesi gibi ezildi.

2 Temmuz g ü n ü b u n l arı yapmadılar.

1 Temmuz günü güneş 8. 34'te battı, g ü n l ü k tan 9.03'te soıı

2 5 Temmuz günü günlük tan 8 . 5 5'te sona erdi. Mary Leah

1

ılrınek en son U n ion Sokağı'nda tempolu koşarken görüldü.

erdi. 2 Temmuz g ü n ü köpeğin i y ü rüyüşe çıkarmış bir kadııı Lorenzo C u rdy' n i n cesed i n i buldu; adamın yüzünün bir yaııı çökmüştü. Adam ölmüştü, diyor Rahibe Vigilante.

por ayakkabısının bağcığını bağlamak ve kolundaki saati kulla­ ıı.ırak nabzını kontrol etmek için durdu. Kafasına taktığı beyzbol ıpkasın ı çıkardı. Uzun kahverengi saçlarını topladı ve tersine •11\ndürüp taktığı şapka n ı n içine soktu.

"Subaraknoid kanama" diyor.

Pacific Sokağı'nda batıya doğru koşmaya başladı ve sonra

Kendisine çarpılmadan b i r dakika önce adam bir şey hissvı miş olmal ı ; şiddetli esintiyi veya bir şeyi hissetmiş olmalı çünkfl elleriyle yüzünü kapatmış. Onu bulduklarında e l l eri yüzüne krı v

ılıı öldü. Yüzü kafatasından ayrılınıştı ve altındaki kaslar param­ pı H çaydı. "Avülsiyon" diyor Rahibe Vigilante.

namış, hatta gömülmüş; tırnakları beynine saplanmış. Sokakta, lambaların a·rasında durduğunuz anda. kara niıki ı duyardınız. Vurma sesi n i . Bazı insanlar buna şiddetli ve gürü l t t ı

Stanek'i öldüren şeyin üzerindeki parmak izleri s i l i n mişti. llwrinde kan ve saç vardı. C i n ayet s i l a h ı n ı . 2 . Bulvar'a park • l ıııiş bir araba n ı n altında bu ldular.

l ü yürüyüş sesi diyordu. Yakın b i r yerden gelen ikinci sesi duy.ıı

Polis si l a h ı n bovling topu olduğunu b i l d i rdi.

dınız veya daha da kötüsü, bir sonraki kurban siz olabilirdlııı insanlar onun geldiğini duyuyorlardı, bir kez, ikinci kez; daha d

1

yakıniaştığını b i l iyorlar ve donup kalıyorlard ı . Veya ayakla r ı ı ı ı zorlayarak, sol , sağ, sol , ü ç veya dört a d ı m atarak yakındaki l ılr kapı girişine sığın ıyorlardı. Çömelip, park etmiş arabaların ,,,,, sına s i niyorlardı. Vuruş sesi daha yakından geliyordu; çarpıı ı ı sesiyle birlikte b i r arabanın alarmı feryat etmeye başlıyordu Sokaktan aşağı doğru gelmeye devam ediyor, daha da yakln�ı yar, gittikçe daha yüksek ses çıkarıyor ve daha da hızian ıyord i i Zifiri karanlıkta, diyor Rahibe Vigilante, o şey çarpıyordu gü m- siyah renkli b i r şimşek gibiydi.

I 3 Temmuz günü güneş 8 . 3 3'te battı, g ü n l ü k tan 9.0'l't sona erd i . adı Angela Davis olan bir kadın Center Sokağı'ntlo ı k l kuru temizleme dükkanındaki işinden çıktı v e s ı r t ı n ı n ortaı. ı r ı ne olduğu belli olmayan bir şey çarptı; omurgasına öyle g!lı,lı l çarptı ki , kadı n ı fırlatıp attı.

17 Temmuz g ü n ü g ü n l ü k tan 9.0 l 'de sona erdi, adı Glı·ııı )acobs olan bir adam otobüsten indi ve 25. Cadde'deki Poı l ı ı 270

Ikinci e l mal satan dükkaniardan yanm dolara alabi leceğiniz, lı �vii. yağ l ı , siyah renkli şu bov l i n g toplarından biriydi s i l a h . •

ııılıırı koca bir seleye koydukları için biri n i öze n l e seçebilirsi­

ı ılt• . Bi r i n i n b u n lardan aralıksız satın aldığını düşüneli m ; b i r y ı l

lıııyunca kasabadaki ıvır zıvır satan bütün dükkanlardan b i r tane ıl•m , o kiş i n i n yüzlerce topu o l u r. Hatta bovling salonlarında ıııtıntunuzun a l t ı n a dört kiloluk bir topu sokup salondan çıkmak ıık kolaydır. Bebek arabasına kon m uş altı kiloluk bir top, olsa ıl• ıı gizli bir silahtır. ııolis bir bası n toplantısı yaptı. Otoparkta ayakta durdu l a r ve l ılı ls i bovli n g topu attı. topu çok sert bir şekilde betona attı. Ve

ııp zıplad ı . Uzaktan gelen, kazık çakma aletin i n çıkardığı sesi ı� ırdı. Top daha yükseğe zıpladı, ken d i s i n i atan adamın boyun­ lıııı daha yükseğe. Bir iz bırakmadı; polis, kaldırım eği m l i olsay­ Il dC'di. daha yukarı zıplar. h ı z l a n ı r ve yokuş aşağı uzun rnesa-

lı'l katedeb i l i rd i . Emn iyet müdürlüğünün üçüncü katındaki • ı ııçereden attılar ve top daha da yükseğe ııpladı. Televizyon lı ı l ıN ekibi b u n u kaydetti. O gece o kaydı bütün kan a l l a r verdi. 271


Belediye meclisi şiddetle, bütün topların parlak pembe baya nması hakkında kanun çıkarı lması n ı talep etti. Veya neo sarısına, turuncuya veya yeşile; gecen i n köründe sokağın kara l ı k kısmında yürürken yüzünüze uçan topu görebileceğiniz bt renge. Güm diye çarpıp yüzünü götürmeden önce insanla toptan kaçmak için bir dakika vermek amacıyla. Belediye meclis üyeleri siyah top sahibi olmanın suç sayı Id ğı bir kanun çıkarı lmasını şiddetle talep ettiler. Polis- buna, niyeti belirsiz katil, dedi. Güney California'da depremleri önlemek için on kişiyi öldüren Herbert Mullin �Ib Ekonomiye yardı m ı olacağı n ı düşündüğü içi n serserileri öld ren Narman Bemard gibi. Federal Araştı rma Bürosu'nun şa sebebi olan katiller dediği türdendi. Rahibe Vigilante, "Polis katilin düşman olduğunu düşürıd diyor. insanlar polisin bovling topunu olayı örtbas etmek ı 1 kullandığını söyledi. Bovling topu ilgiyi başka yöne çekecek b manevraydı. Canavar özentisiydi. Bovli n g topu herkesin sak olmasına yarayacak hızlı bir çözümdü. 3 I Temmuz günü 8.49'da güneş ufk.un altı derece altına In O gece Darryl Earl Fitzh ugh, Western Bulvan'nda uyuyarı evsizdi. Göğsü ezilip ciğerleri göçmeden ve kalp kası dan önce Fitzhugh, Strarıger irı a Strange Land ( Yaban Diyarla Yabancı) kita b ı n ı n karton kapaklı b i r kopyasını açarak yüz koymuştu. Bir şahit, kati lin koydan geldiğin i , dalgakıran boyunca sOr tendiğini söyledi. Başka bir şah i t , canavarın üzerinde bcı olduğunu ve sağanak lağımından çıktığını söyledi. Ayrıı insan, adli kanıtın, arka bacakları n ı n üzerinde yürüyen dt bir kertenkelenin e l i n i n tersiyle güçlü bir tokat atmasıyla uy lu olduğunu söyledi. Göğüs kafesinin göçmesi, bir çeşit di nı run kurban ı n üzerine bastığ ı n ı n kanıtıydı elbette. Diğer kişiler b i r şeyin hızla geçtiğini söylediler; yere bir şeydi ancak hayvan olamayacak kadar hızlıydı. Veya c ı ı geçirmiş bir manyak vardı v e elinde d e yirmi beş kiloluk bir 272

�ııı tutuyordu. Şahitlerden biri revrat'taki Tanrı'nın bize "vurdu­ �ıınu" söyledi. Kocaman pençesi olan bir şey ezmişti. Karanl ı k ııı·ce kadar siyahtı. Sessiz ve görü n m ezdi. Herkes başka b i r şey l'ırmüştü. "insanların" diyor Rahibe Vigilante, "inanabileceği bir cana­ ı ı ıa ihtiyacı olması önemliydi." Gerçek ve korkunç bir düşmana. Karşısında olduklarını ı\yleyebilecekler i · bir i bl ise. Yoksa kendimize karşılık kendimiz

� ılacaktı k.

Bıçağın ucu n u başka bir tırnağın ı n altına sokarken, aslında ıııL·mli olan şey, suç ora n ı n ı n düşmesiydi, diyor. Bunun gibi zamanlarda, her adam şüphelidir. Her kadın,

ı ııılansiyel bir kurbandır. White Chapel Kil isesi C i nayetleri sırasında kamuoyun u n lıi iHisi bu yöndeydi. Yani Karındeşen )ack döneminde. Yüz g ü n l u ıyunca ci nayet oranı yüzde 9 4 düştü ve sadece beş fahişe ılıl!lrüldü. Boğazları kesildi. Bir tanesinin böbreğ i n i n yarısı • ndi. Odadaki resim kancalarına bağırsakları asıldı. Cinsel -ıı"ıınları ve bir cenin hediye olarak a l ı n m ıştı. Hırsızlık yüzde 85 -lıı•,lü. Saldırı yüzde 70. l�ahibe Vigilante hiç kimse Karındeşen )ack'in sıradaki kur­ ı . ı n ı olmak istemiyordu, diyor. İnsanlar pencerelerini kapattı. ı ııhiı da öneml isi, h i ç kimse katil olarak suçlanmak istemiyor­ lıı 1 l i ç kimse geceleri dışarıya çıkmıyordu. Allanta'daki Çocuk Ci nayetleri döneminde otuz çocuk boğul­ ıııııı,, , ağaçlara bağlanmış ve bıçaklanmış, dövülmüş ve vurul­ •ııı ı�ı u; ancak şehir halkın ı n büyük kısmı güvenlik ve e m niyet ı lııılc> yaşadı ve buna daha önce şahit olmamışlardı. Cleveland'dak i Başsız ve Kolsuz Gövde C inayetleri döne­ ·ıııııle. Bostan'daki Boğazlamalar. Ch icago'daki Parçalamalar. ı ııl ı ı'daki Sopalamalar. Los Angeles'taki Doğrayıcılar . . . 1111 cinayet dalgaları döneminde bütün şehirlerdeki suç oranı lll· ı fl Kolları kesilmiş, kafaları başka yerde bulunmuş göster­ . lik bi r avuç kurban hariç, şaşırtıcı kurbanlar hariç, her şehir ıı ı lılııdeki en güvenli dönemin tad ı n ı çıkardı. 273


New Orleans'taki Saltalı Adam Ci nayetleri döneminde, k.ıt l yerel gazete Times-Picayurıe'a mektup yazdı . 1 9 Mart gecesi, cvlıı de caz müzik d i n l eyen hiç kimseyi öldürmemeye söz verdi gece New Orleans'ta sadece müzik vardı ve hiç kimse ölmedi "Polisin s ı nı r l ı bütçeye sahip olduğu şehirlerde" diyor Ra l ı l i

Vigilante, "kamuoyunca iyi tanınan b i r seri c i nayet işleyen k.ı t l l davra n ı ş değiştirme konusunda etkili b i r yöntemdir." O, şehir merkezinde sokakları turlarkan, bu korkun ç unı.u n ı n gölgesinde işsizlik oranı kon usunda h i ç kimse dırdır etrrıı d

Su kesintisi konusunda. Trafik kon usunda. Azra i 1 kapı kapı gezerke n , insanlar b i r l i k içindeydiler. Kahpı lt

yapmadı lar, terbiyelerini takındılar

Rahibe Vigilante ' n i n h ikaye s i n i n b u noktasında iÇl' r l Müdire Tekzip giriyor, Cor'a Reynolds'a sesleniyor ve hıçkırıyııı

Bir şey daha var, diyor Rahibe, bir insan ölürken, ölm0tl ı önce göğüs kafesi ezi lmiş olsa bile b i r nefes daha a l m aya çıı l ı yar, i ç geçirip i n liyor, ağzını sonuna kadar açıyor ve hava a l ıyı Göğüs kafesi ezilm iş, b i r i n i n yan ın a . etrafta izleyen kimse yok kara n l ı k bir sokakta çömelebilirsiniz , diyor. Gözünün karardıQıı

görebi lirsiniz. Ancak bir hayvanı ö l d ü rmek, açıkçası farkl ı ı l ı Hayvanlar, diyor, mesela b i r köpek bize i n s a n olduğu ı ı ı ı ı hatırlatır. Merhametli olduğumuzun kanıtıdır Başka i n s . ı ı ı l bizi gereksiz k ı l a r sadece. Bir köpek veya kedi. bir k u ş veycı

tenkele bizi Tanrı yapar.

Bütün g ü n , diyor. bizim en büyük düşma n ı m ız başka iıı• ıt lardır Trafikte etrafımıza top laşmış insanlar. Süpermarkı ı girdiğimiz s ı rada ö n ü m üzde duran insanlar. Kendilerini s O ı ı meşgul ettiğimiz i ç i n bizden nefret eden süpermarket konlrı ıl leri. Hayır, i n s a n l a r bu kati l i n başka biri olmasını iştemcd ll

Ancak insanların ö lmesini istediler. Eski Roma'da, diyor Rahibe Vigilante. Kolezyum'da, "edi lı ı insanları barış ve birlik içinde tutmak için kan l ı oyunlar orgı ı ı ı ı

eden adamdı. "Editör" kelimesi işte buradan geliyor. Bugtl ı ı ı 1 törlerimiz, g ü n l ü k gazeten i n ön sayfasındaki cinayet, tecı �vı kundaklama ve saldırı mönüsünü p l a n lıyor. 274

Elbette ortaya b i r kahraman çıktı. Tesadüfen, 2 Ağustos

�OnO, güneş 8.34'te battığında, yirmi yedi yaşındaki Maria �lvarez gece denetçisi olarak çalıştığı otelden çıktı. Kaldırırnda lp,.ıra yakmak i ç i n durduğu a n bir adam onu geriye doğru çekti. \yııı anda canavar önlerinden hızl ıca geçti. B u adam genç kızın l11ıyatını kurtard ı . Bütün şehir ada m ı televizyon başında alkış­ l.ııh ama içten içe, ondan nefret etti. F3ir kahraman, bir mesih istemiyorlardı. Dangalak piç bir

lırıyı-ıt kurtarın ı ş t ı ama o hayat kendilerinin değil d i . insanların ı i l•diği şey b i rkaç günde bir, biri n i n kurban olmasıydı; volkana ılnbi lecekleri bir şey istiyorlardı. Tesadüfi kader içi n , düzenli lılı ndak. Olay şöyle sonuçlandı: Canavar bir gece bir köpeğe rastladı. lllyl ü paçavra gibi görünen küçük bir köpek tasmasından Porter

uıkttğı'ndaki p arkmetreye bağlanmıştı: vurma sesi yak.laştıkça �ılpck havlıyordu. Ses yaklaştıkça köpek daha da fazla havlıyordu. Hir dükkanın vitrini, cam kırıklarından bir yapboz gibi oldu.

tıuıı.ıın

söndürme musluğu bir yana devrildi ve döküm demiri

illııyınca beyaz bir perde gibi görünen su tısl ıyarak fışkırdı. l lı pencere kenar ı çakıl ve beton püskürterek adeta infilak etti. ıı ı l ııden sökülmüş parkmetre durduğu yerde saliandı ve içindeki

lııı/.ıık paralardan

takırtı sesleri geldi. Çelikten "Park Yapılmaz"

ı vlııısı sallanıp metal direğinden ayrıldı. Ne olduğu belli olma-

llı çarpışmadan ötürü, metal direk vızıldamaya devam ediyordu. Vurma sesi b i r kez daha duyuldu ve havlama sesi kesildi.

Canavar o geceden sonra ortadan kayboldu. Aradan b i r hafta � l l . ancak, karanlık olunca sokaklar hala boştu. Aradan b i r w·çti v e editörler gazetenin ö n sayfasına koymak i ç i n yeni 'Ili korku n ç konu buldu. Başka bir yerdeki savaş gibi. Yeni b i r ııtıcr türü gibi.

ı O Eylül g ü n ü , güneş 8.02'de battı. Curtis Hammond, West

Illi

Sokağı, No. 257'de her hafta katıldığı grup terapi seansın­

l ııı çıktı. Olay olduğunda kravatı n ı gevşetiyordu. Yakasındaki lılRnıesini açtı. Sokağa bakmak için döndü. Yüzüne çarpan ı l ı k ıı ıı ıyle birli kte gülümsedi. gözlerini kapattı v e burnundan 275


nefes aldı. Bir ay önce kasabadaki herkes o n u gazetenin �\ı sayfasından tanıyordu. Televizyondaki haberlerden. Cancıv ı

ı. 2.

tarafı ndan öldürülmesin diye, gece denetçis i n i geriye çekmi�l l

3.

Tanrı'nın darbesinden korumak için.

4.

O, bizim istemediğimiz kahramandı.

5.

lO Eylül günü g ü n l ü k tan 8.34'te sona erdi ve b i r dakik sonra Curtis Hammond sese doğru döndü. Adam ı n kravatı gı v

6

şekti ve kara n lığa şaşı şekilde baktı. Dişleri parıldıyarak g ü i O ı ı ı

7.

s e d i v e "Selam?" dedi.

8. 9. 1 0. l l.

12 J 3.

1 4. 1 5. 1 6. 1 7. 1 8. 1 9. 20.

Y

oldaş Huysuz'u i k i n c i balkanun fuayesinde, goblen koltu-

21

gun önündeki halıya çökmüş halde buluyoruz. Mavi-beyaz

22

ıı ııkli yüzün ü n çevresinde, sert gri peruklardan sanki yastık var.

11Pi tıklar üst üste yığılıp birbirine iğnelenmiş. Hiçbir yeri kıpır-

l ıı ı ı ıyor. E l l e r i , siyah kadife eldivenlerinin içinde, tendonlada l ı l ı l ı l r i n e bağlanmış kemiklerden ibaret. ince boynundaki kor­

lııı ı lar, kırış kırış ten gibi görünüyor. Yanakları ve kapalı gözleri l ll!' çökmü ş , gömülmüş ve çukur halde. ()lmüş. lıı ira Kon tu başparmağıyla kadın ı n gözkapağ ı n ı yukarı çekin­ Hözbebeği n i n büyüklüğü değişmeden, topluiğne başı gibi ıt Onüyor. Kollarında rigor mortis, yani teninde leke veya kan 276

277

23. 24.


pıhtılaşması olup olmadığını kontrol ediyoruz; ancak kadın hA taze et. Artık telifimiz on dört kişiye bölünecek. iftira Kontu başparmağıyla kadının gözkapağını kapatıyor Bayan Aksırık öksürmeye devam ederse, on üç kişiye bö!Un cek. Çöpçatan yarağını kesecek cesareti bulabilirse, on iki kişi Artık Yoldaş Huysuz yardımcı oyuncularımızın daimi Oy Geriye kalan bizim an latacağımız bir trajedi. Ne kadar cesur nazikti ama öldü. H i kayemizde bir dekor sadece. "Ölm üşse . . . o zaman yemeğimiz olur" diyor Amerika GUz Lobi merdivenleri n i n tepesi nde duruyor; tek eliyle altınrc n tırabzanı Lutmuş. Diğer elini beline koymuş. "O sizi yerd i , bil yarsun uz değil mi?" diyor. Altınrengine boyan mış şişko aşk ' " rıla rıyla destektenmiş tırabza n ı kavrayan Amerika Güzeli eklly "Bizim de yememizi isterdi." Ve iftira Kontu, "işini kolaylaştıracaksa, onu çevir. Böyl yüzünü görmezsin" diyor. Böylece onu çeviriyoruz, Katil Aşçıbaşı halıya diz çöküyor kadının düz ve solgun götünden düşmüş sarı pamuklu külodu göstermek için etekleri ve jüponları, tarlatanları kadının göQ nün üzerine kaldırıyor. "Öldüğünden emin miyiz?" diye soruya Amerika Güzeli eğilip iki parmağını Yoldaş Huysuz'un d telli yakas ı n ın içindeki kırışık boynun üzerine koyuyor ve rn ı 1 beyaz tene bastırıyor. Oraya d i z çöken Katil Aşçıbaşı b u n u 1 1 yor; elinde kemik bıçağı var, parmağı n ı da bıçağın çelik a�ıı koym uş. Diğer eliyle geri çektiği beyaz ve gri dantelleri, muslin, j üpon ve etek yığı n ı n ı tutuyor. Bıçağa bakıyor ve " B u steril etmemiz gerekir mi?" diye soruyor. Parmakları n ı hala mavi-beyaz boynun bir kenqrına bu t makta olan Amerika Güzeli, "Apandistini kesmeyeceksin diyor. "Endişeliysen" diye ekliyor, "eti biraz daha fazla pl�l riz . . . Not defterine bir şeyler yazmaya devam eden iftira Koni Donner Party'nin bir şekilde şanslı olduğunu söylüyor. U� 1 972 y ı l ı nda And Dağları'na çarpıp-indiğinde içi Güney Amcrııı.

' ıı.ıbi oyuncularıyla doluydu. Onlar bizden daha şanslıydılar. ıAuk hava işlerine yarıyordu . Soğutucu işlevi görüyordu. Biri ilılnğünde kabul edileb i l i r insan davranışlarının ince taraflarını '1tl ışmaya zamanları vardı. Ölen birini kara gömüyorlardı, ta ki tıı�bir şey umrunda ol mayacak şekilde aç kalana kadar. 13urada, bodrumda bile, içinde Leydi Çöpçü ve Bay Whittier ' Vandal Dükü ' n ü n kadifeye sarılmış bedenleri olan alt bod­ ııııııda bile dondurucu soğuk yok. Şimdi yemezsek, Yoldaş ı ıı ıysuz' u n içindeki bakteriler kendi başlarına oturup onu [yı•ceği için kadın israf edi l m iş olacak. Şişecek ve bozulacak. ı•l ı l rl enecek ve m i krodalga fırında çevirip dursak da yemek ılıı ınayacak. l layır, bunu yapsak da . . . ş i md i ve burada, ikinci balkon ııı, ıycsinde goblen koltukların ve kristal aptikierin yanındaki ılt ııırengi, çiçekli h a l ı n ı n üzerinde onu kessek bile, içimizden ııl ı l yarın, burada ölmüş halde yatıyor olacak. Veya ertesi gün. ı . ınik bıçağı olan Katil Aşçıbaşı, pörsük-dümdüz, mavi-beyaz ıl llmüzü ve çöp gibi görünen butlarım ızı göstermek için iç ırııaşırlarımızın arkasını kesecek. ,Dizlerimizin arkası hep gri .ı. u ..ık.

Hirimiz bozulacak bir et olacak. Donu artık örtmediği için düz popo yanaklarından birindeki h'•mıe gözler önüne seri lmiş. Tam açılmış bir gül. Aynen kadı­ ııııı söylediği gibi. Kalil Aşçıbaşı kitabını okuduğu için, And Dağları'nda kaybo­ l uı o ragbi oyuncuları n ı n önce kaba etleri paylaştıklarını b i l i yor. /\merika Güzeli soğuk boyundaki parmaklarını çekiyor ve ıı,ı�ıı kalkıyor. l l ı k nefesi n i parmakianna üflüyor, ellerini hızlı ll lele ovuşturuyor ve eteğin i n katları n ı n içine sokuyor. "Huysuz lıııOş" diyor. Arkasında duran Barones Frozbit Iabiye inen merdivenlere

"

278

l·ıııOyor. Kabarık eteği hışırdıyor ve sesini peşinden sürükleye­ .

1 "Bir ta bak veya kullanacağıniz bir serviste alabilirim" diyor. , ı•mcği nasıl sunacağınız çok önemli" diye ekliyor ve gidiyor. 279


Katil Aşçıbaşı, "Bu baku biri önümden alsın" diyor. iş ya cağı yere düşmek isteyen etek yığınına ve sert kumaşiara atıyor. iftira Kontu bedenin üzerinden bir adım atıp, göğüs kısmı apışıyor ve sadece kadının ayaklarıni görüyor. Bacaklar. dam larla dolu incecik baldır kemiğine kadar çekil m iş beyaz çarapi rın içine girerek kayboluyor; ayağında kırmızı topuklu ayakk1 var. iftira Kontu iki kolunu kullanarak etekleri topluyor ve geri tutmak için çömeliyor. içini çekip oturuyor ve poposunu Yold Huysuz'un ölü kürekkemiklerine yerleştiriyor; dizleri tavrı bakıyor. kolları ise kadının etek ve dantel birikintisinde kaybol yor. M i n i k m ikrofonu. gömlek cebinden görünüyor. Minik KAY ışığı kırmızı renkte parl ıyor. Katil Aşçıbaşı parmakların ı açarak eliyle kaba etini SırTl!JI tutuyor. Diğer eliyle bıçağı saplıyor. Sanki Yoldaş Huysuz'ı& mavi�beyaz götüne dümdüz bir çizgi çizecekmiş gibi görün o çektikçe çizgi daha kal ı n ve derin bir hale bürünüyor. Bı götün çatalına paralel çekiyor. Çizgi, mavi�beyaz tenin ü de siyah görünüyor. damlayana kadar kırmızı�siyah. sonra kadı nın altındaki eteğe damlayarak kırmızı görünüyor. bıçağının ağzında da kırmızı var. Buğusu üstünde bir kırmızı! E lleri kırmızı ve buğulu olan Katil Aşçıbaşı. "Ölü insan bu çok kanar mı?" diye soruyor. Kimseden ses çıkmıyor. Bir. iki. üç. dört. başka bir yerde Aziz Bağırsaksız. "Bize d ı m edin ! " diye fısıldıyor. Küçük bıçak ağzını kul lanarak kırmızı dağınıklığı biçtiği için. Katil Aşçıbaşı'nın d i rseği bir yukarı bir aşağı 1 kalkıyor. i l k çizdiği düz çizgi kırmızı yah n i n i n içinde kaybol Buğu. Tampax' ı n kanlı kokusuyla. soğuk havada kadınlar t !etinden yükselen kokusuyla birlikte yukarı çıkıyor. Biçme• duruyor ve adamın e l i kırmızı bir şeyi yukarı kaldırıyor. Kaldı şeye bakmıyor. Jüpon yığının ortasında kırmızı görünen bakıyor. ikinci balkon fuayesinde seri l i h a l ı n ı n üzerindeki buğulu çiçeğe bakıyor. Havaya kaldırdığı elinde tuttuğu kır 280

ı•yi sallıyor. Bakmadığı şeyden koyu kırmızı damlalar düşüyor. ''' "Alı n b u n u . Birisi a l s ı n . . . " diyor. Hiç kimse elini uzatmıyor. Elinde tuttuğu şeyin ortasında kadının gül dövmesi var. Ona hala bakmayan Katil Aşçıbaşı. "Alın ş u n u ! " diye bağın� ll(

Peri masalı sateni ve brekardan yapılmış eteğin hışırtı� duyuluyor ve Barones Frozbit aramıza dönüyor. "Aman ı uırım . . . " diyor. Damlayan kırmızı şeyin altına kağıt tabak tutuluyor ve Katil "��ıbaşı eli ndeki şeyi bırakıyor. Tabakta et var. ince bir b i ftek. Plı;.ola gibi görünüyor. Veya kasapta "biftek d i l i m i " olarak eti� �.�ı ıcnmiş, uzun et parçası gibi. Katil Aşçıbaşı' n ı n d i rseği tekrar kalkıp i niyor; biçmeye devam , diyor. Diğer eli. kocaman beyaz çiçeğin buğulu kırmızı orta� ı ı ı ı çıkardıktan sonra başka bir parçayı havaya kaldırıyor. t ı�ıl tabak doluyar ve ağırlıktan ötürü ortasından bel veriyor. l ı'llimndan kırmızı renkli su dökülüyor. Barones gidip başka bir ı ıl ıilk al ıyor. Katil Aşçıbaşı onu da dolduruyor. Kadının sırtında oturan iftira Kontu ağırlığının yönünü değiş� ı ııı•ıck yüzünü buğulu pislikten uzaklaştırıyor. Orada. süpermar­ �·•llcn a l ı n m ış soğuk, temiz etin kokusu yok. Üzerinden araba 1 •'ı,ıniş ve sıcak yaz günü kırıl m ı ş arka bacaklarını otobanda l l ı llklerken, arkasında bok ve kan izi bırakan hayvanların koku11 vıır. Doğdukları an bebeklerin üzerinde olan o pis koku var. ııonra cesetten, yani Yoldaş Huysuz'dan minik bir i n ilti geliı

lll

l lykusunda rüya gören birinin sızianmasına benziyor. V<• Katil Aşçıbaşı geriye doğru düşüyor; ellerinden kan süzü­ llylır Bıçak orada kalıyor. çiçeğin kırmızı ortasına saplanmış. lııııdik duruyor. serbest kalan etekler çırpınıp, düşüp, pisliği ı� l.ıyana kadar. Barones tıka basa etle dolu tabağı düşürüyor. lıı•k kapanıyor. iftira Kontu ayağa fırlıyor ve kadının üzerinden ! ıll.ıyor. Hepimiz geriye çeki !iyoruz. Bakıyoruz. Dinliyoruz. Ilir şey olması gerekiyor. 281


Bir şey olması gerekiyor. Sonra, bir, iki, üç, dört, başka bir yerde Aziz Bağırsaksız, "Bl yardım edi n ! " diye fısı ldıyor. Yumuşak, sis düdüğü sesiyle. Başka bir yerden Müdire Tekzi p'in, "Al bakalım . . . kedic l kedicik, kedicik . . . " diye seslendiğini duyuyoruz. Kelimelerin yayarak söylüyor ve hıçkırdığı için kelimeler aniden kesiliyo "Gel . . . annene . . . bebeğim benim . . . " diyor. Ellerinde yapış yapış kırmızı olan Katil Aşçıbaşı parmaklan nı kasıyor, hiçbir şeye dokunm uyor, sadece bedene bakıyor "Ama bana dediniz k i . . . " diye haykırıyor.

Her şeye rağmen, diyor Bayan Clark, o öldü, ki çoğumu z da 1 11 1 şekilde öleceğiz. Tabii yemezsek . En sonunda şeytanım ız bize emir veriyor. Var olduğu için ıl lll ur duyuyoruz. ''Tavuk göğsünü n derisini yüzrnek kadar kolay" diyor Katil �,·ıbaşı ve kenannd an kan dökülen kağıt tabağa et parçası fqyuyor. "Yüce isa, bu bıçaklar ı çok seviyorum . . . " diyor sonra.

Ve Amerika Güzeli çömeliyor; deri batları gıcı rdıyor. Dant yakaya iki parmağını koyuyor ve mavi-beyaz boyuna bastırıyo "Huysuz ölmüş" diyor. iftira Kontu'na dönüp kafasını sal l ıyor "Ciğerlerinde kalmış hava n ı n dışarı çıkmasına sebep olabi lirsin diyor. Tabaktan düşmüş ve fuaye halısı ndaki toz ve iplik tiftl üzerine yapışmış eti gösteriyor ve "Onu yerden al . . . " diyor. iftira Kontu kaset i n i geriye sarıyar ve Yoldaş Huysuz ay i n iltiyi çıkarıp susuyor. Papağanımız. Leydi Çöpçü'nün ölüm üzerine kayded i l m iş Bay Whittier'ın ölümü üzerine kaydediimi Vandal Dükü'nün ölümü üzerine kaydedi l m i ş Yoldaş Huysuz'U ölümü. Yoldaş Huysuz'un ölmesinin sebebi m uhtemelen kalp krl ziydi. Bayan Clark tiamin eksikliğinden olduğunu söylüyor. yı -ın bizim B 1 dediğimiz vitam inin eksiliğinden. Veya kan dolaşımın daki potasyum eksikliğinden de olabilir; kasların zayıflamasın sebep olur, o da yine kalp krizi geçirtir. Yıllarca anoreksiya nerv za hastası olarak yaşadıktan sonra 1983 y ı lında Karen Carpenl bu şekilde öldü. Aynen bu şekilde bayılıp yere düş!ü ve öldU Bayan Clark, bunun kalp krizi olduğuna şüphe yok, diyor. H iç kimse açlıkt a n ölmez, diyor Bayan Clark. Beslenme ycto sizliği yüzünden geçirdikleri zatürre yüzünden ölürler. Potasyu eksikliğinden, böbrek yetmezliğinden ö l ü rler. üsteapor yüzünden kemikleri kınldığı için şoktan öl ürler. Tuz almadıklH için kasılma nöbetlerinden ölürler. 282

283


kıllar ön kolundaki kasları örtmüş. Kalı n kol ve bacakları , diz ve dirsekierinden bükülüyor ancak eğilmiyor.

B

Planı

Kat i l A ş ç ı başı i l e İ l g i l i Bir ş ı ı r

"Ünlü biri olmak istiyorsan" diyor Katil Aşçıbaşı, "sadece bir tüfeğe ihtiyacın var." Bunu erkenden öğrenmiş, haberleri izlemiş. Gazeteyi okumuş. Katil Aşçıbaşı sahnede duruyor, üzerinde sadece profesyonel aşçıların giydiği beyaz ve siyah ekose pantolon var. Bayrak gibi dalgalandıracak kadar büyük, ancak götünü sarmalamayacak kadar dar. Elleri, parmakları kabuk bağlamış yaralardan, kesik izlerinden geçilmiyor. Parlak, eski yanıklar. Beyaz gömleğinin kolları sıvanmış, 284

Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var ve çırpınıyor: İki ele yakın plan çekim yapılıyor, tırnaklar temiz ve avuç, pembe eldivenler kadar mükemmel, eller tavuk göğsünün derisini ç ı karıyor. Yüzü yuvarlak elek gibi ve yağın altında kaybolmuş, ağzı fırça gibi görünen küçük bir bıyığın altında kaybolmuş Katil Aşçıbaşı, "Yani yedek planım bu" diyor. Aşçıbaşı, "Garaj grubu m albüm anlaşmasıyapamazsa ... " diyor, kitabı yayınevi b.ulamazsa ... senaryosu hiç izin alamazsa... pilot çekimini hiçbir internet ağı seçmezse ... Yüzü kaşınıyor ve Aşçı başı mükemmel elleriyle onu kaşıyor: ölü et parçasını yenemeyecek kadar hoş görünene kadar işl iyor; derisini yüzüyor ve kemiklerini ç ıkarıyor, eziyor ve terbiye ediyor, pane ediyor ve kızartıyor ve garnitürle süslüyor. Bir silah. Bir amaç. İyi niyet ve bir kortej. Çocukken her gece haberlerini televizyondan izlemeyi öğrenmiş. "Böylece unutulmadım" diyor Aşçıbaşı. Böylece hayatı heba olmamış. "Yani B Planım bu" diyor. 285


ıwrekir. Mükemmel kesiş tel kadar ince ve bir parmak patatesin yı1rısı kadar olmalıdır. içindeki yağla sıcak sote tavası beklerken lt. havuçları brunoisette şeklinde keserek paranızı kaza n ı rsınız; ınsanlar patatesleri min ınıetle kes diye sesleniyor ve insan kötü ıııçakla Kutting-Blok arasındaki farkı hemen öğreniyor. Size bir sürü h i kaye anlatabil i r i m . Bıçaklannızın götümü kaç

Ürün Konum/andırma

1 ı•z kurtard ı ğ ı n ı a n latabiliri m. Belçika h indibasın ı sekiz saat

ı ı()yunca dilimlerseniz, hayatıının nasıl olduğu hakkında fikir .ıhibi olabilirsiniz. Yine de, bütün g ü n aksatmadan minik havuçları tourn.e şek­ llııde keser, hepsini mükemmel, portakalrengi futbol topu şek­ llııe getirirsiniz ve içlerinden kötü o l a n biri başarısız b i r aşçının lııbağına düşer; önemsiz bir insan olan bu kişi devlet ü niverllesi n i n konaklama hizmetleri böl ü m ünden mezun olmuştur, ıııızeteye yazıyor diye kendisini restoran eleştirmeni zanneder.

(, 1aneyip yutmayı ıar zor öğre n m iş bu aşağılık herif, gelecek ltııfta gazeteye Chez Restora nt' ı n aşçıbaşısı havuçları tourne şek­ llııde kesmede s ı n ı fta kaldı yazar. Sırf mantar kesrnek için bile yiyecek dağıtım şirketine a l ın­ nınyan bir orospu, biitonnet yaban havucumun çok kal ı n olduğu­ Katil Aşçıbaşı'darı Bir Hlkau

ıııı yayımlar. Bu gibi i h a n etler. Hayır, yemeği pişi rmektense her şeye lıısur b u l m ak çok daha kolay.

B

ay Kenne� h MacArthur'a Kurumsal ıletişim Müdürü

Kutting-Biok Bıçak Ürün leri Şirketi

Sayın Bay MacArthur. Çok iyi bıçak yaptığınızı zaten b i l iyorsunuz. Gerçek l ı 1 1 mükemmel bıçaklar. Kötü bir bıçağa katianmadan da, profesyonel mutfak ı 1

yapmak yeterince zordur. Mükemmel b i r allumette patates YI I J I

maya girişirsiniz, ki d i l i mierin kalemden daha ince olmııl. u ı 286

Birisi dauphinoise patates veya Carpaccio biftek ısmarlarsa, ırt tılfakta çalışan birinin Kutting-Blok bıçaklarına şükrettiğ i n i ! ı! l ı ı ı . Bıçakların m ü kemmel dengesine, Perçi n l i kabzasına. Aman tahtaya vurun, elbette h e p i m iz daha az iş yapıp daha

l ıt.la para kazan m a k istiyoruz. B a s ı l ı yayın ların hepsini satmak,

lı·ştirınen o lmak, her şeyi b i l i yormuşçasına öne atılmak ve lıııyatını dana d i l i n i soyarak kazanmaya çalışan i n sa n l a r ı n ucuz ıı".imleri n i çekmek . . . böbreğin yağını a l a n i n sa n ları n . . . ciğerin

1 1 1 11 1 çekerek çıkaran insanların . . . bu arada i n s a n l a r bunları

ııpürken eleştirmenler temiz ve hoş ofislerinde oturup temiz 1ı• hoş parmaklarıyla karın ağrılarını daktiloya çekerler. Bu adil lı·�il. 287


Elbette bun l a r onların fikirleridi r. Ancak o fikirler, açlık v seri cinayet i şleyen katiller ve depremle r gibi gerçek haberlc:ılı yanında yer a l ı r ve aynı p untoda harflerle yazı l ır. Makarnal arı 1 dente pişmediğ i için biri acı çekiyor diye olur b u . Sanki o n l w ı ı ı

Bir tavşan ı n kemiklerini çıkarmakla. internet sitesinde tuttu­ Qıı günlüğe p i ş i rdiğim castatine al fi nocch io n u n üzerine biraz daha

yor.

yıırulm uyor.

fikirleri Tanrı' n ı n işidir. Olumsuz bir güvencedir. Reklamın tersidir. Bence yapabile nler yapıyor. Ancak, yapamay anlar acı çdı

B u , gazeteci l i k deği l . Tarafsız değ i l . B u haberei l i k duç, ı l

yargı lama.

B u eleştirme nler hayat memat meselesi bile olsa güzel l ılt yemek p i ş i remezle r. Bu fikirler aklımdayken projeme başladım. Ne kadar iyi o l ursanız olun , bir m utfakta çalışıyorsaı ı ı mi lyonlarca küçük b ı çak sizi kestiği için yavaş yavaş ölürsüııll Veya on b i n küçük yanık yüzünden . Haşlandı ğınız i ç i n . B U l l l l

gece beton zeminde ayakta durursun uz veya yağlı veya ı•.l.ı� Karıştırmaktan ve dağrama ktan ve kaşıU zeminde yürürsü n üz. ( sendrom u geçirirsin iz, yani s i n i rl e r h;ı• ır el n ü a lmaktan karpal t görür. Okyan us kadar karidesin buz gibi suyun altında kalııık larını çıkarmak tan. Dizler ağrır, bacaklarda varis o l u ş u r. Rııtlt hareketle rden ötürü bilek ve om uzlarda yaralar. Mükemm el rı�l� mares rellenos konusuda kariyer yapmak, yaşam boyunca s O ı ı ı işkenced ir. ideal ossobuco alla milarıese yapmak için harcanmı � lı! hayat, azap çekerek ölmenin uzun ve yavaş yavaş şeklidir. Her şeye rağmen bir gazetede veya internette yazı yazan l ıt kişi sizi kamu önünde eleştirdiğ inde duyarsız olmanızı n hl�lıı

faydası yoktur. internetteki eleştirme nlerin sürüsüne bereket! Herkesin lıl ağzı, b i r de bilgisay arı var. Hedefler i m i n ortak yönü de bu işte. Polisin biraz daha yıtkıı çalışmam ası bir lütuf. Seattle'da bağımsız bir yazarı. Mianıl"d öğrenci olan bir eleştirme ni. fikirlerin i i nternetteki b i r sey. ı l ı sitesine göndere n orta batı l ı b i r turisti keşfedebi l irlerd i . . 1 ana kadar on altı hedefimin bir modeli var. Evet. yıllardır sOrı hevesim de var tabii. 288

'

M ı ı rsala koymam gerektiğini söyleyen sinirli bir adamın kemik­ lı· ı i n i çıkarmak çok da farklı değil.

Kutting-Biok bıçaklarına teşekkürler. Dövülmüş tourne b ı çak­ lıııınız iki i ş i birden harika yapıyor; üstelik daha ucuz, damgalı oyma bıçağı k u l l a n ı rken olduğu gibi, ellerim ve bileklerim

Ayrıca. kontrfile temizlerken, b i r yandan da, Wel l ington ııı., u l ü sığır etin i çok fazla kaz ciğeri koyduğum içi n berbat ı l i iğimi anlatan b i r makale göndermiş küçük çaka l ı n derisini

ı ıydum; yirmi santimlik fileto bıçağın ı z ı n esnek ağzına şükürler nlo.;un ki. iki iş de çok hızlı ve kolay.

B i lemek ve temizlemek çok kolay. Bıçaklarınız bir n i met. Işin kötüsü hedefler her daim hayal kırıklığına sebep oluyor. • l !nsanlarla yüz yüze geldiğinizde çok fazla bir şey beklemedi­

lıılı halde.

Bir araya gel m e k için b i raz övgü düzmeniz gerekiyor. ıııılayabilecekleri cinsel b i r partner olduğunuzu i m a edin. ııııha da iyisi, u l usal bir derg i n i n editörü olduğunuzu ima edin;

ı ı ı ı ı n fikirleri n i d ünyaya duyurmak istediğinizi söyleyin . Dibine 1 ıdm ihtiyaç duyduğu övgüyü o n a verin. Şöhret basamakla r ı n ı ııı ınandırın. Bütü n bu ihtimam zırvaları n ı n yarıs ı n ı teklif edin, o

1111 rıd ı m söyleyeceği n iz herhangi b i r karan l ı k ara sokakta sizi n l e

ı ııluşacaktır.

Şahsen, bu i n sanların gözleri hep küçüktür; h e r b i r göz. ş işko lılı , ıdamın göbek deliğine kaçm ı ş siyah bir m isket gibi görünür.

' ııt ! Ing-Blok bıçaklarına şükürler olsun

ki, te m izlenmiş ve yon­ itl t ı ı uş ve düzeltil m i ş olduğu için daha iyi görünürler. Et. iyi ' ııllıınım için hazırdır. Yüzlerce Afrika tavuğu n u n i ç organlarını çıkardığımz içi n , ıı·l eğlence kılavuzunda beyaz peynirli hindiba turta n ız ı n sakız ıl ıl olduğunu yazan bağımsız yazarın karnı n ı yarınan ız da kolay

l.ıı .ıktır. Hayır, Kutting-Blok' u n yirmi beş sant i m l i k {Fransız) ' ''• tı1 ı o görevi bUe. alaba l ı k veya sornon veya yuvarlak herhangi lı l w lığın barsakJar ı n ı çıkarmak kadar kolay bir hale getiriyor. 289


Aklımızdan geçen bazı şeyler ne gariptir. Birinin ince, bey bileğine bakar, yemekiere saidırmadan önce okulda nas l b . kız olduğunu düşünürüm. Veya kahverengi ayakkabı gıymış b

eleştirmeni n , onları creme brOlee üzerindeki karamel taba gibi pariatmış olduğun u .

Gösterdiğim bu özen, sizin bütün bıçakJara gösterdi�ln özenin aynısıdır.

. .. B u , mutfak işine eskiden verdiğim önemin ve gosterdıjtl

özenin aynısıdır.

. . Yine de ne kadar d ikkatli o l u rsam olayım, polısın b�

yakalaması an meselesi. Bu aklımdan h i ç çıkmıyor; ancak t . korkuın, kamu zih niyetin i n Kurting-Blok bıçakların ı , ınsarıl . u yanlış anlayacağı bir fiil iyar zincirine bağlaınasıdır.

. span insanların çoğu benim şahsi terci h i ın i , b i r çeşıt

olarak görecektir. Karındeşen ıack'in televizyondaki reklamla çıkması gibi . Ted Bu ndy ve Fal m � Filan Marka ip. Lee Harvey Oswald. Falan Filan Marka tüfeği kuruyor. B u n u n bir çeşit olumsuz spansorluk olduğu doğru. 13 1 de sizin pazar payınıza ve net satışların ıza zarar verecek şey olduğu. öze l l i kle de yakın zamandaki, perakende satışla olduğu Noel sezonu için .

Bütün büyük gazeteler büyük b i r iet yolcu uçağının -h<ıvu

ıı:

çarpışma. uçak kaçırma. havaalanı pistin e düş e gibi::- erlhl . . bir kaza yaptığını duyunca. havayol ları şırketlerının buyuk tı• . reklamlarını o gün gazetede yayımlamazlar; bu standart bı 1 sedürdür. Çünkü b i rkaç dakika içinde, kullan mayacakları bır 1

n ı n tüm ücretini ödemek gerekse bi\e. bütün havayolları � I r leri reklamlarının iptal edilmesi için arayacaktır. O �oş alar ı

dakikada Amerikan Kanser Kurumu veya Adale Erimesi ilc· l l beleş reklamla doldurulur. Çünkü hiçbir havayolu şirket i g!ln . kötü, berbat haberiyle i l işkilendirilme riskini göze almak ısll' l l l Yüzlerce insan ölmüştür. Ve halkın zihninde bu şekilde kal ı r Sözde Tylenal C inayetleri ' n i n ürün stoğuna yaptığı şı•yl anımsamak için çok fazla çaba göstermeye gerek yok. s. ı ı J

290

.•ıli kişi öldü ancak 1 982 yılında Johnso n & Johnso n ' ı n , ürünü ı ıly11sadan toplam a gideri ı 25 milyon dolard ı. Bu tür o l u msuz sponso rluk, reklam ın tersi gibidir . N e kadar · U oldukl arını ve ne kadar acı çektikl erini göster mek için say­

ı•dzca tenkitt e b u l unan eleştir menler e benzer. Kulland ığım bıçak dahil bütün hedefle rimin detayla rı tam •1ıııına aklımd a. itiraf etmem ve kulland ığım çok çeşitli mükem ­ mr•l bıçakla rınızı ve hangi amaçla k u l landığı ını kamu arşivin e

ıydetme k için polisin çok fazla çaba göster mesine gerek yok. Sonras ında insanl ar sonsuz a kadar olaya "Kuttin g-Blok ı ıı,.ık Cinaye tleri" veya "Kutti ng-Biok Seri Cinaye tleri" d iyecek. lıkl•tiniz , adı meçhu l olan bende n çok daha fazla b i l i n iyor. ılı•n neredeyse her m utfakta bıçağın ız var. Nesille rdir süren ı l l l cniz ve zorlu çalışm alarınız projem yüzünd en zarar görürs e. ı ıı lıcnim için korkun ç b i r utanç olur. Yemek eleştir menler inin çok fazla bıçak satın almad ığını •lllı•n akl ı nızda tutun. Aman tahtaya vurun; ancak bu duru mda ıııııyinin sempat isi benden yana olur. Halka yakın b i r kahra­ lltllı olurum . Ne olacağı nı asla bi lemezs iniz. Vtıbabi leceğin iz herhan gi bir küçük yatırım , hem size hem de

ı11ı1 faydalı olacak .

l•;.ı n u ndan kaçma k için bana daha fazla kayna'k s u narsan ız. " ııl.ın bıçak tüketic isi n i n bu ta l ihsiz gerçeği b i l m e ihtima li ıl.ıraktı r. Beş m ilyon dolar kadar küçük b i r hediye , benim ltıı•ırl demeg rafiğin izin dışında olan uzak bir ü l keye göçüp · ıı l.ı yaşam amı sağlar. O para. ş i rketiniz in parlak gelecekte ı ılıova m l ı yüksel mesini garanti edecektir. Benim açımda n ise ıt.ı yeni bir iş dalında eğitim almam a, yeni bir kariyer yapma ­ ı ıl.ırak sağlayacaktır.

Vı·ya bir m ilyon gibi azcık para karşılığ ında Sta-Sha rp bıçak­ ıııııı geçerim ve eğer yakalcuıırsam. projem dahilinde aniann standart ı rltliıılerini kul/and ığıma yemin ederim . . . lllı ın i lyon dolar. B u miktarı markay a bağı m l ı l ı k için verseni z

•ılı ll. ını?

29 1


lşbirlik yapmak istiyorsa nız, gelecek Pazar günü yerel güııl gazeten ize teşhir reklamı verin lütfen. O reklamı görür görııı yardımı nızı kabul etmek için sizinle irtibat kuracağı m . A ı ı ı o güne kadar işime devam edeceği m . Yok; kabul etmezs<• rıl

ı. 2. 3. 4.

başka bir hedefim olacağın dan şüphe etmeyin. Talebim i düşünec eğiniz için teşekkijr ler. Sizden haber alıı

5. 6

yı dört gözle bekliyoru m . Bu dünyada sadece birkaç insan hayat ı n ı kaliteden lıi�l zaman ödün vermeyen bir ürün çıkarmaya adardı. o yüzdeıı 1

7. 8. 9

alkışlıyor um.

1 0.

Her daim en büyük hayra ı ı ı n Richar d Tallı'

ı l .

ı 2. ı 3. 1 4. 1 5. 16. ı 7. 1 8. 1 9. 20.

ı

21. obideki büfenin arkasındaki m i krodalga fırından bir, iki, üç

22 .

.Jkez zil sesi geliyor ve içerisindeki ışık sönüyor. Katil Aşçıbaşı

23.

111 1 1 1 11 kapağı n ı açıp üzerinde kağıt havlu olan kağıt tabağı çıka­ ı,ııı Havluyu kaldırıyor ve buhar lobideki. soğuk havaya mantar � ll ni alıp yayılıyor. Tabaktaki b irkaç uzun et kıvrı m ı çok sıcak ı ızırdıyor; erimiş yağ birikintisinden buhar çıkıyor.

�:r1til Aşçıbaşı tabağı büfenin mermer tezgah ı n ı n üstüne ıy1ıvor ve "Üçü n c ü leri kim istiyor?" diye soruyor. l .obi n i n sağ ve solunda ayakta d u ruyoruz, cumba ve n işleri. l lyerci penceresini ve teşrifatç ı n ı n standını doldurmuşuz; ıy,ııı Clark ve Amerika Güzeli, Kontes Basiret ve iftira Kontu, 292

293

24.


hepimiz ayakta durmuş çiğniyoruz. Çene ve parmak uçlarımı daki yağ parlıyor. Hepimizin bir e l i nde nemli kağıt tabak v Çiğniyoruz . "Soğumadan hemen yiyin" diyor Katil Aşçıbaşı. "Bunlar Ca j u n baharatı var. Çiçek kokusunu bastırsın diye koydum." Yoldaş Huysuz'un parfü m ün ü n veya pudrasının kokusu lıu belki de dantel mendi l i n i n veya gül kokan tatlı bir şeyin kokU su. Katil Aşçıbaşı tat alma duyumuzu n üçte ikisi yemeğin nıJ koktuğuna bağlı, diyor. Amerika Güzeli öne çıkıp tabağın ı uzatıyor. Katil Aşçıba ağzına kahverengi et kıvrı m ı n ı atıyor ve attığı eti parmaklarıyi hemen dışarı çıkarıyor. "Çok sıcak" diyor ve ete üflüyor. DiQ eliyle Amerika Güzel i ' n i n tabağına küçük et kıvrımlarını bırakı yor. Tabağı tıka basa dol u olan Amerika Güzeli bir yerde aya k i durmak üzere gözden kayboluyor; vesteriyerin arkasına n<'f deyse saklan ıyor. Arkasında duvar ve tahta askılar var. Askı lıar üzerindeki numara l ı pirinç etiketler hariç bomboş. Lobideki havada barbekü kokul a n , yağlı domuz pastınnot koku ları , hamburger kokuları, yanmış yağ ve et kokuları var V hepimiz burada durmuş çiğniyoruz. H i ç kimse ş u n u söylt>rııl yor: B i raz daha a l a l ı m mı? H i ç kimse ş u n u söylemiyor: H<Jlkı sağlığını tehdit etmeden önce geri kalan şeyi sarıp alt bodrurn indirmemiz gerekiyor. Hayır, burada durmuş parmaklarımızı yalıyoruz. Şu an meydana gelen olayın hikayesi ni hepimiz tekrar y.ııı duruyoruz. Bay Whittier' ı n Yoldaş H u ysuz'u nasıl biçtiğini uydu ruyoruz. Ve kad ı n ı n hayalet i n i n intikam için ne yaptığ ı n ı . Onun merdivenlerde n indiğini görmüyoruz. ikinci balkc fuayesindeki halıda yürüyüşünü duymuyoruz. "Yemek mi vı ı r

diye sorana kadar kimse ona bakmıyor. Gelen Yoldaş H u ysuz. iyi l ik meleği balo giysis i n i n üst O t yığıl m ı ş katları n ı n içinde d uruyor. Şal ve peruk katları üst ıı 1 binmiş. Lobin i n ana merdiven i n i n geniş basamağında duruyı mavi-beyaz ellerini eteğinin katları n ı n içine sokmuş. Göıl 294

vücudu n u n geri kalanına odaya gi rerken yol gösteriyor; gözleri vt' burnu o n u harekete geçiriyor. "Ne pişiriyorsunu z?" diyor. l�ana da verin . . . " Hiç kimse konuşmuyor Ağzım ı z tıka basa dol u . Dişterimizin .ırasındaki et parçalarını yiyoruz. Yoldaş Huysuz, büfe tezgahı n ı n üzerinde duran ve dumanı l tllen, b i r kağıt tabak dolusu, kıvrıl m ış kahverengi eti görüyor. Hiç kimse o n u durdurmayı düşünmüyor. Yoldaş Huysuz sendeleyere k mavi lobiyi geçiyor. pembe ıııermer zemine düşüyor, eteğine ta kıl ıyor, sonra uzanıp büfenin IPzga h ı n ı n kenarına tutun uyor ve ayağa kalkıyor. Orada durur­

�l'n yüzünü ve peruğun u et tabağına daldırıyor. Arkasında, aşağıya inen mavi halı kaplı merdivenler de kan l ı ııyak izleri var. Suranın b i r görünen, bir kaybolan hayaleti. Hepimiz. kadın ı n gri lüleli saçlarının mermer tezgahın üze­ l i ndeki kağıt tabakta sağa sola, yukarı aşağı hareket ettiğini ı.torüyoruz. Elbisesi � i n kıçında bir çiçek açıyor. gittikçe büyüyor vı· kocam a n , kırmızı bir çiçeğe dönüşüyor. Sonra kafa s ı n ı kaldı­ ııyor ve boş tabağa arkasını dönüyor. Kahverengi bir et kıvrı m ı n ı ııı<.ıvi-beyaz eliyle kavramış o l a n Yoldaş Huysuz dudaklarını yalı­

yur ve "Tanrı m , çok kart ve acı" diyor. Biri n i n b i r şey söylemesi gerek. Nezaketen. Sıska Aziz Bağırsaksız, "Ben genellikle et yemem; a m a bu et. . . w'rçekten lezzetliydi" diyor. Etrafı na bakıyor. Yağlı avcunu karşısındakin i durdurmak için havaya kaldıran t . ı l i ! Aşçıbaşı gözlerini kapatıyor ve "Seni uyarıyorum . . . aşçılı­ �trnı eleştirme. . . " diyor. Geri kala n ı m ız, kafamızı evet a n l a m ında sall ıyoruz. Lezzet l i . lll•ri kal a n ı m ızın tabakları boş. Hepimiz çiğnemekte olduğumuz lııkmalarımız ı yutuyoruz. Geriye yağ katm a n ı kal mıştır diye dil­ lı •riınizle dişlerimizi kontrol ediyoruz. Yağ var mı yok mu diye l ı. ıkıyoruz. Yoldaş Huysuz Iabin i n ö l ü m olan alanına, dünya n ı n en htıyük kristal avizesinin d o n u k p ı rıltısının altındaki goblen 295


koltukların bulunduğu yere geçm iş. Dört köşesinde altınren1ı1 püskül olan mavi kadife yastığı elleriyle havaya kaldırıyor ve kol tuğun ucuna koyuyor. Ayakkabı l arını çıkarıyor. Beyaz çorapldP kırmızı lekeli. Önce oturuyor. sonra da kafasını yastığa koya r c ı k koltuğa uzanıyor. Ve Yoldaş H uysuz irkil iyor. B i r dakika boyu ne yüzü ası lıyor. sonra rahatl ıyor. E l i n i arkasına götürüyor, etek v jüponun nemli katmaniarına dokunuyor. Sanki ayağa kalkacı�k mış gibi öne uzanıyor; gözleri mavi h a l ı boyunca merdivenlcr den büfeye, oradan da koltuğa kadar kendisini takip etmiş kcı r ı l ı ayak izlerine takılıyor. Hepimiz ayakkabıdan dökülen kana bakıyoruz. Hala çiğniyor, çiğnerken çenesi dönüp duruyor; geviş geti rı n inek gibi görünen Yoldaş Huysuz bize bakıyor. Bu sahneyi hazınetıneye çalışıyor. Eteğ i n i n arkasındaki e l i n i öne getiriyor;

e l i nde

K.ı t l l

Aşçıbaş ı ' n ı n kemik bıçağını tutuyor. Bıçağı n üzerindeki kan ht•ın pıhtılaşmış hem de bıçağı parlatm ış. Büfen i n arkas ı nda duran Katil Aşçıbaşı öne çıkıyor. E l i n açıyor ve yağlı parmakları nı kadına sallayarak. "Onu alayım benim" diyor. Ve Yoldaş H u ysuz çiğnemeye son veriyor. Ve lokmasını yut u yor. "Ben . . . " d iyor. Yoldaş Huysuz bıçağa ve e l i nde tuttuğu et kıvrı m ı na bakıyor Et parçasının üzerinde önceden hiç görmediği bir gül d1IV mesi var. Belki aynada görmüştür. Ancak artık rengi açık kahvr Kağıt tabağını yaladığı için iftira Kontu'nun yüzü görünmil yar. Yoldaş Huysuz şunu söylüyor: "Ben sadece bayı ldım . . . " Ş u n u söylüyor: "Ben· bayıldım . . . ve siz benim götümü mü yedi niz?" Büfede duran yağlı kağıt tabağa bakıyor ve şunu söylüyor "Bana kendi götüm ü mü yedirdiniz?" 296

'l'abiat Ana e l i n i ağzına kapatıp geğiriyor ve "Affedersiniz " liyor. Kat i l Aşçıbaşı bıçağı a l mak üzere elini uzatıyor; başpar­ ııııığındaki tımağın altında ince b i r kırmızı halka var. Yoldaş l lııysuz'u n tozlu avizen in krista l i nde parlayan b i n lerce-binlerce ınin ik versiyon u na bakmak için kafa s ı n ı kaldırıyor. Kad ı n ı n elin­

lı• binlerce-bi n lerce Cajun baharatlı pişirilmiş gül var. Kontes Basi ret arkası n ı dönüyor ama bu gerçekliğin daha rll;ük versiyonu n u izlemeye devam ediyor; Yoldaş H uysuz'un ılın veya televizyon boyutundaki h a l i büfen i n arkasındaki ayna­

ı yansıyor. l lepirniz kendimizce düşündüğüm üz Yoldaş H uysuz uyar­ l ıi n n s ı n ı görüyoruz. Olup bitenlere i lişkin hikayeyi hepimiz , ııdimizce yazıyoruz. Ve hepimiz kendi uyarlamamızı n gerçek ıldıığundan eminiz. Kolundaki saate bakan Rahibe Vigilante, "Yiyin. Işıklar bir ı.ıl sonra sönecek" diyor. · Yoldaş H uysuz' un küçük versiyonları ağızlarındaki şeyi zar 11 yutuyor. Mavi-beyaz yanaklar kabarıyor. Boğazlar kapanıyor; •'l!cl i acı ten i n i n tad ı n ı öğürüyor. l lepirniz gerçekliği hikayeye dönüştüyoruz . Kitap yazmak için t ııııu hazmediyoruz . Gördüğümüz olay zaten sinema senaryosu ılı ıyor. Bizim Mitolojimiz. Sonra tam zamanında. goblen koltukta boylu boyunca uzan­ ''7 Yoldaş H uysuz yere düşüyor. Gözleri azıcık açık olduğun­ I ı ı ı avizeye bakıyor. Pembe mermer zeminin üzerindeki kadife l ırokar öbeğinin içinde yatıyor. Sonra da ölüyor. Bıçak hala

llııde. Kızart ı lm ı ş popos u n u n kahverengi kıvrı m ı hala e l i nde. Coblen koltuğa oturduğu yerde koyu kırmızı leke var. Mavi ııllfe yastıkta kafasının bıraktığı girinti var. Yoldaş Huysuz ' 1 1ı ıNanı n arkasındaki kamera n ı n arkası n daki kamera değil . ı11ı ıııla i l g i l i gerçeği aklımııda tutuyoruz. Dişlerimizin arasına 111yoruz. 297


Fısıltı gibi çıkan sesiyle Yoldaş Huysuz, "Sanırım . . . ben buru hak ettim . . . " diyor. Geriye sarmak için bir dakika geçiyor ve iftira Kontu'nun k.ıyıt cihazındak i sesi ''ben bunu hak ettim . . . ben bunu hak ettin\ sözünü tekrarlayıp duruyor.

Ön

gör me

Y o l daş Huysuz i le İ l g i l i B i r Ş i i r

"Bakireliğimi" diyor Yoldaş Huysuz, "kulağımdan kaybettim." O kadar toy ki, hôlô Noel Baba'ya inanıyormuş. Yoldaş Huysuz sahnede duruyor, matsaliarını kalçasının üzerinde dinlendiriyor, kollarını bükmüş; bu yüzden deri dirsekieri iki yanından dışarı fırlamış. Bağları düğümlenmiş, çelik burunlu botlarının arasında mesafe var. Bacaklarında kamuflaj bol pantolonu var: bileklerinden pantolonu bağlamış. Öne o kadar eğilmiş ki, çenesinin gölgesi, ordu malı zeytin yeşili-mat kahverengi 298

299


parkasının önüne düşüyor. Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Protesto pankartları ve grev gözcülerini gösteren haberler, megafon şeklindeki dudaklar bağırıyor, sonuna kadar açı lmışlar. S ı rf diş var, dudak yok. Ağızlar sonuna kadar açılırken gözler kapanıyor, sımsıkı

Acı Konuşmak

"Hakim çifte velayete karar verdikten sonra" diyor Yoldaş Huysuz, "annem bana şunları söyledi ... " Gecenin yarısında, kofanı yastığa koymuş uyurken, baban gizlice odana girerse, sen gelip bana söyleyeceksin. Annesi, "Eğer baban pijamanın altını çıkarıp seni parmaklarsa ... " diyor. Sen gelip bana söyleyeceksin. Pantolon fermuarını açıp şişko, ağır bir yılan -sıcak, kötü kokan yapışkan bir cop- çıkarırsa, ve bunu ağzına sokmaya çalışırsa ... Sen gelip bana söyleyeceksin. "Bunların yerine" diyor Yoldaş Huysuz, "babam beni hayvanat bahçesine götürdü." Onu baleye götürdü. Onu futbol antremanına götürdü. Öperek iyi geceler, dedi.

Q

Yüzünde, oturma eylemlerinin renkleri, pasif direnişierin şekilleri topluca yürümeye, yürümeye, yürümeye devam ediyot• Yoldaş Huysuz, "Ancak" diyor, "hayatımın sonuna kadar ben hep hazırdım." _

300

Yo ldaş H u ysuz' d a n B i r 1-/ikaye

turduğu andan itibaren açıklamaya çalıştık. . .

Erkeklerin girmesine i z i n vermiyoruz. Burası sadece kadın­ lıırın alındığı güvenli bir yer. Bu grubun amacı kadı nlara bakmak vı• on l a rı kendilerini özel h i ssettirip güçlendirmek. Kadınların ı ı rguya girmeden, yargılanmadan özgürce konuşmalarına izin vı·ı mek. Erkekleri dışarda bırakmak zorundayız; çünkü erkekler �.l(lınlara ket vuruyor. Erkek enerjisi kadınların gözün ü korkutu­ ym ve küçük d ü ş ürüyor. E rkeklere göre bir kadın ya bakired i r ya 1 . ı i Lak. Ya bir annedir ya da bir orospu. Dışarı çıkmasını istediğimde adam bizi d uymazdan geliyor. l ı·ndisine " M i randa" dememizi i stiyor. 301


Tercihine saygı duyuyoruz. Fiziksel açıdan kad ı n gibi görüıı meye heves etmiş ve çaba harcamış. Ancak bu yer kadın olaıcı� doğmuş kadınlar içindir diyoruz kibar, yumuşak bir şekilde. M i randa Joyce W i l l iams olarak doğmuş. Bunu söylüyc ır ve kertenkele derisinden yapılmış, pembe renkli el çantaS i l l i açıyor. Ehliyetini çıkarıyor. Uzu n , pembe tımağıyla ehliyeliııı masanın ortasına itiyor ve cinsiyet böl ü m ü n ü n altındaki "K harfini gösteriyor. Devletin yeni cinsiyetini kabul edebileceğini ancak bizlııı kabul etmediğimizi söylüyoruz. Üyelerimizin çoğu küçükkı •ıı erkeklerle ilgili travmalar geçirdi. Beden leri n i n a l çaltılmasındtı l ı korkuyorlar. Nesne gibi kullanıl maktan. Erkek olarak doğdu('.l l için bu konulan o adam asla anl.ayamazdı Adam diyor ki: Ben kız olarak doğd um. Gruptan biri. "Bize doğum belgeni gösterebilir misin?" diyııı " M i randa" d i yor ki: Elbette hayır. Başka biri. "Adet görüyor musun?" diye soruyor. Ve " M i randa" diyor ki : Şu an değil. Boynuna doladığı, gökkuşağı renklerindeki eşarpla oynuy1ı1 onu çeviriyor, çekiyor. Sinirli kadın davranışları sergileyen l ııı karikatür gibi üstünü başını düzeltiyor. Omuzlarını örttO�ıı canlı, pırı l pırıl eşarpla oynuyor ve onun omuzlarından dirsı·� lerine düşmesine izin veriyor. Parmaklarıyla uzun kakülle 1 l ııl tarıyor. Eşarbını bir o yana bir bu yana çekiştiriyor. Bacak ba(ıı� üstüne atıyor. Sonra bacak değiştiriyor. Kucağındaki küıklll montu kaldırıp katlıyor. Çevirip bir eliyle kürklü kısmı okşuy< ıt pembe renk ve mücevherler kadar parlak oje sürdüğü tıma klı ı l ı bunu yaparken yan yana d u ruyor. Dudaktan ve ayakkabıları ve çantası , tırnaklan ve saat kayı·,ı hepsi kızıl saçlı biri n i n göt deliği gibi şeker pembesi. Gruptan biri ayağa kalkıyor, d i k d i k bakıyor. "Lanet olıı ı amaç ne?" diye soruyor. Örgüsünü ve su şişesini büyük el ça ı ı l . ı sına sakuşturuyar ve "Bütün hafta bugünü bekledim. Şimdldı 1 ı berbat oldu bile" diyor. "Miranda" orada oturuyor; gözleri uzun, kalın kiprikl ı ·ı lıı altına çadır kurmuş. Gözleri mavi-yeşil göz kalemi havuzund 302

-��---

yflzllyor. R u j u n urı üzerine kırmızı ruj sürmüş. Allığının üzerine ıllık bulaştırmış. Rimelinin üzerine rime!. Kısa bluzu neredeyse ııil�süne çıkıyor. Bluzun pembe ipek kumaşı, iki meme ucunu �Izliyor; göğsünün her biri yüzü kadar büyük ve göğüs katesi n i n l11onzlaşmış üst kısmından balon g i b i fırlıyor. Midesi görünüyor; ıınsıkı ve bronz, erkek midesi. Ancak bir erkeğin dönüşeceği bir �.ıdın modeli olm uş; fantezilerdeki şişme bebek gibi görünüyor. " M i randa" rap grubu için biraz daha rap beklediğini söylüyor. Biz ise sadece ona bakıyoruz. Saçma sapan bir adam. Şu " M i randa." Klişe Frankenstein ı .ı navarlarında olduğu gibi onda bütün erkeklerin fantezisi ger­ ı ı•kleştiri lmiş: M ü kemmel büyük yuvarlak göğüsler. Uzun uyluk­ l.mia sert kaslar. Mükemmel bir şekilde kıvrı m l ı ve rujdan ötürü ı•.lak dudaklar. Çok kısa ve seksten başka hiçbir işe yaramayacak pı•ınbe, dar bir deri etek. Konuşurken küçük bir kız veya f i l m ­ lı rdeki g e n ç bir y ı l d ı z gibi b u ğ u l u b i r sesi var. Kocaman b i r ıı. ıvayı dışarıya gönderiyor ancak çıkan ses çok az. Adamların l ııyabilmek i ç i n yaklaşması gerektiğinden Cosmopolitan dergisi­ nin kızlara önerdiği fı sıltılı ses var onda. Konuşmadan, paylaşmadan orada öylece otu ruyoruz. �lıısanın altında penis olduğunu b i lince dürüst konuşmak ııı ıkansız Frida Kahlo ve Georgia O'Keeffe posterlerin i n ara­ llıda otursak b i le . . . elma-tarçın kokulu m u m ları n arasında . . . kll.ıbevlerindeki beyaz, siyah, turuncu renkli kedi olsa bile . . . Ta mam, diyor " M i randa", o zaman ben başlayayı m . " M i randa"nın oksijenli saçı güzell i k salonunda topuz yapıl­ liılı;;, sprey sıkıldığı için sert ve üzerine metal tokalar takılmış. "Miranda"nın çalıştığı yerde sırılsıklam aşık olduğu bir adam ,,, Adam, "Miranda"yla flört etmiyor. Parlak saçlı bu genç satış ı"rıısilcisi kesinlikle çok tatlı ve Porsche kullanıyor. Adam evli ama Mlranda" adamın katışıksız hayvarısı bir ilgi duyduğunu biliyor. 1111 defa işten sonra, diyor "Mi randa", adam gelip elini koydu ... l lepirniz sadece bakıyoruz. /\dam e l i n i " M i randa"nın koluna koymuş ve onu içki içmeye l.ıvct etmiş. 303


"Miranda"nın kolları ince; yağdan salianmamak bir y.ııı bronztaşmış kastan ibaret. Plastik gibi p ü rüzsüz. Adam kıkırd yor. Yani "Miranda" kıkırdıyor. Gözlerini kaldırıp tavana bakıyı "Miranda" iş arkadaşı satış temsilcisinin kendisini çok ka ı . ırı l ı k bir bara götürdüğünü söylüyor. Kimsen i n fark edemeyc( ı

Erkeklerin sırf zevkleri için mükemmel ve robot bir kadın yrıratması fikri bu zaten; kendi zevkleri için her gün o luyor. Sokakta gördüğünüz o en "güzel" kadınların hiçbiri gerçek değil. Onlar kendi sapık kadın kalıplarını ölümsüzleştiren erkekler

bir yere . . . Bu, adamların bütün gece tamamen benle ilgil i , ben, lır ben dediği türden bir konuşma. Biz buraya erkeklerden , pis çaraptarını toplamayan koctılı l t ı m ı zdan kaçmak i ç i n geldik. Bize tokat atıp sonra d a bizi ald.ı t . ı r koca larımızdan. Erkek doğmadığımız için üzülen babalarımı dan. Bizi m l e aynaşan üvey babalarımızdan. Bize zorba l ı k y<ı P H kardeşlerimizden. Patronlarımızdan. Papazlardan. Trafik poll•.l rinden. Doktorlardan. Genel l i kl e tartışmalara izin vermiyoruz; ancak gruptan l ıl "Miranda?" diyor.

ndece. Dünyadaki en eski h i kayedir bu. Nereye bakacağınızı lıl lirseniz Cosmopolitan dergi s i n i n her sayfasında bir penis oldu­ Aunu görürs ü n üz . "Miranda" kendisini çok i y i karşılamadığımızı söylüyor.

Ve biri, "Sen kadın değilsin" diyor. Wymyn Kitap Ortak Satış Noktası'nın arkasında, sadece Lıdınların katıldığı güvenli toplanma yerinde b u l u şuyoruz. llnskıcı fallik yang enerj i n i n , yerimizi kirletmesi n i kes i n l ikle

ı•,( emiyoruz. Kadın olmak özeldir. Kutsaldır. Katılabileceğin i z herhangi bir �tılüp değildir. Östrojen iğnesi olup soluğu burada alamazsınız.

Ve çenesi düşmüş "Miranda" susuyor. B i l i nci yükseltmenin köken i nde ş i kayet etmek oldu�ıııı söylüyoruz ona. Çoğu insanın orospu seansı dediği Şt'Yit Komünist Çin'de, Maa'nun devriminden sonraki y ı llarda yı ııl bir kültür inşa e <il i liyordu ve bunu yaparken insanların geçml 1 1 r i hakkında ş i kayet etmesine izi n vermek en önem l i kısımdı

Gruptan biri, "O zaman seni burada istemiyoruz" diyor.

ll

başlarda, insanlar şikayet ettikçe geçmiş daha da beter gör!lııl.l yordu. Ancak insanlar a nlatarak geçm işi çözmeye başlayac. ı k t ı Şikayet ederek v e şikayet ederek v e şikayet ederek kendi kı 1 kunç h i kayelerin i n tüm acısı n ı boşaltacaklardı. Sıkıl acakl. n ı l Sonrasında da hayatları i ç i n yeni bir h i kayeyi kabul edeceklı·ııl i lerleyeceklerdi. Her çarşamba gecesi buraya. b i r kitabevi n i n pen_ceresiz ı-• t 1 odasına gelip, büyük kare bir masanın etrafındaki katlanır n ı ı ı iskemiere oturmamamızın sebebi bu. Devrim buna "Acı Konuşmak" derdi.

"Miranda" diyor ki: Sizin biraz makyaj yapmanız lazım. jq•ndinizi güzelleştirin.

·

Erkekler bunu a nlamıyorlar. Kadın olmak, sırf makyaj yapıp lııpuklu ayakkabı giyrnek değildir. Bu t ü r cinsel taklit, c i nsiyeti pnpağan gibi tekrarlama e n kötü hakarettir. Bir adam sadece ıııJ sürüp, s i k i n i kestirmenin onu bizim kız kardeşi m iz yaptığını ı lllşünür. Biri iskemieden kalkıyor. Biri daha kalkıyor ayağa ve ikisi lılıden hareketleniyor. "Miranda" ş u n u soruyor: Ne plan lıyorlar? /\yağa kalkan üçüncü kadın, "Büyük dönüşüm" diyor. "Miranda"nın pembe tırnakları el çantasına gidiyor. Göz vıı�artıcı spreyi çıkarıyor ve b u n u kullan maktan çekinmediğini ı\ylüyor. Dudaklarının arasına g ü müşrengi tecavüz düdüğün ü �ııyuyor.

"Miranda" omuzlarını s i l kiyor. Kaşlarını kaldırıp kafasını , ıl

Birisi masanın etrafından dolanıp ona çok yakın bir yerde

lıyor ve kendisinde korkunç bir h i kaye olmadığını söylüyoı 1

lıııuyor; ancak "Miranda" beyaz sprey kutusunu sımsıkı tutmuş.

geçiriyar ve g ü l ü msüyor ve gözünü kırpıyor.

ıınra gruptan biri, "Meme lerini göre l i m . . . " diyor.

304

305


Gruba lider seçmedik. Bilinci yükseltmenin kuralları gerc•ll m ü nakaşaya yer yok. Hiç kimse başkasının tecrübesine meyd1ı1 okuyamaz. Herkes sırayla konuşur. Gümüşrengi tecavüz düdüğü " Miranda"nı n dudaklarınd ı düşüyor. Pqris dudaktan kolajenle şişirilmiş. Mankenler dud'l büküp "Üç" deyince nasıl görünüyorsa aynen öyle. "Miranda" şaka yaptığımızı söylüyor. Erkeklerin kadın olmanın avantaj ianna sahip olmak istem ancak bunun gibi baktan şeyleri kaldıramaması çok sıradandır Başka biri. "Biz ciddiyiz. Haydi göster . . . " diyor. Burada hepimizkadın ız. Haliyle meme de gördük. "Mirandrı"y yakın duran biri. ada m ı n pembe bluzunun en üstteki düğme::; l f l uzanıyor. Bluz pembe ipekten v e göğüslerini örtüyor. Pürüz�ıı dümdüz karnı n ı gösterecek şekilde kes i l m i ş ve kemerli ete�l ııl üzerine parça parça dökülüyor. Kertenkele derisinden penıl kemeri. köpek tasmasından büyük değil. Pembe eliyle kad ı n a tokat atarak onu uzaklaştı rı yor. Klnt kıpırdamıyorken "Miranda" m i n ik bir i ç geçiriyor. Hepim iz I z i ken e n üstteki düğmeyi açıyor. Pembe tırnakları bir soıı ı ıı ı k düğmeyi açıyor. Sonra da ötekini. Bütün düğmeler açılana krıd dönüp hepimize bakıyor. gözleri bir kadından ötekine kayıyor sonra bluz açılıyor. içeride gül nakışlı. dantel l i . pembe sateııd bir sutyen var. Teni pistalenin boyadığı pembe renginde, ıırt sayfa kadar temiz; normal tenlerde gördüğümüz ben. tüy vı kırmızı böcek ısınğı yok. Boynunda inci kolye var ve göt y.ııı kadar kocaman olan göğüs arasını işaret ediyor. Sutyenin kopçası önde ve "Miranda" kopçayı tutup birıı

bekliyor ve kadınlara bakıyor. Gruptan biri, "O kadar kocaman kafesi taştmak içln ne krı ı l östrojen aldın?" diye soruyor. Başka biri ıslık çalıyor. G n ıhı geri kalanı da ısl ı k çalıyor. Göğüsler çok mükemmel. Aynı ili deler ve birbirlerinden uzakta değiller. Mühendis elinden çıkın gibi görünüyorlar. Pembe tırnaklar kopçayı açıyor ve sutyen açı l ı p dü�Oy Sutyen açıl ı p düşüyor ancak gögüsler' yukarıda kalıyor; s ık ı 306

111varlakla r. meme uçları ise tavanı gösteriyor. Ancak b i r ada m ı n ıır,:eceği göğüsler bunlar. Yakında duran biri elini uzatıp göğsü avcuna alıyor. Eti sıkı­ ııı Başparmağıyla meme ucuna dakunuyor ve " M i l let. Bunu lıhi'ietmeniz gerekiyor. Tanrım. çok iğrenç" diyor. Göğsü sıkı­

ııı. bırakıyor. Bir kez daha sıkıyor ve "Şey gibi. . . bilemedim . . . lınek hamuru olabil i r mi?" diyor. "Miranda" kurtulmak için kıvrılıyor ve iskemieye iyice yasla­ ıllyor. Adamın göğsünü sıkan el daha kuwetli tutuyor ve kad ı n , loıpma" diyor. 13aşka biri, "Bu kadar güzel memelerim olsa fena o lmazdı" lıyor. nunlar s i l ikonlu olmalı. Başka b i r el uzanıp düğmeleri açık ıılııwn içindeki diğer göğsü kavrıyor ve altı ndan tutup inci kol­ • Yt' doğru itti riyor. böylece göğsün altında ameliyat izi olup lıııııdığını görüyoruz. " M i randa" orada oturuyor; kollarını d i rsekierinden kırmış , llı1ılyle pembe sutyeni tutuyor. biz bakalım diye sutyeni açık ııı ııyor. içine göğüsleri yerleştirmek üzere sutyeni kapatmaya ıl ı�ıyor. Memeyi tutanlardary biri. "Şimdi olmaz" diyor. Wıliyeti m a s a n ı n üzeri nde, ö n ü müzde duruyor; cinsiyet 111\ınün ün altına kocaman "K" harfi basılmış. l lrışka biri. "Sahte memeler hiçbir şeyi kanıtlamaz" diyor. 1 \i.tşka biri. "Koca m ı n daha büyük memeleri var" diyor. " Mira nda" nı n arkasından uzanan eller omuzlarındaki eşarbı llp alıyor. pembe bluzu kollarından sıyırıp çıkarana kadar �l•.. ı i riyor. Teni, kulaklarındaki inci küpeler kadar berrak bir l llele parlıyor. Meme uçları, kertenkele derisinden e l çantası ılı11 pembe ve bunlara izin veren kendisi. I l i risi bluzu odanın köşesine fırlatıyor. ı ı. ışka biri. "Haydi arnını görelim" diyor. Vı• "Mi randa" diyor ki: Hayır. 307


Her şey açık. Bu zava l l ı , üzgün, yan lış yola saptırılmış 1 bizi kullanıyor. Sadisti kışkırtan mazohist gibi. Bir suçlunu yakalanmak istemesi gibi. " M i randa" b u n u n için yalvarıyor 1 yüzden buraya geldi. Bu şekilde giyinmes i n i n sebebi bu kısa mı kısa etek. kavun gibi duran memeler gerçek bir kadı gerçekten delirtiyor. Bu durumda "hayır", "evet" demek. " l · v lütfen" demek. "Bana vur" demek. "M i randa" diyor ki: Büyük bir hata yapıyorsu n uz. Ve herkes gülüyor. Bilinci yükseltmek demek. kiş i n i n genital bölgesiyle mut . ıl ı kalması demek, diyoruz. Diğer toplantı l arda hepimiz el ayrı getirip üstüne apıştık. Bir speku l u m u paylaştık ve bir baklır bir annenin rahim boynu arasındaki farkı etüt ettik. Kadın lığı merkezindeki hoparlörleri buraya getirdik ve Karman kı.ıııııl ile aybaşı n ı özütlemeyi gösterdik. Evet, bunların hepsi ı buradaki ahşap masanın üzerinde old u . Birlikte seks oyuncrıkl rı satın aldık ve G-noktasını inceledik. Biraz iterek "Miranda"yı masanın üzerine çıkarıyoruz. Ell\•rl 1 dizlerinin üzerinde durmasına rağmen göğüsleri yuvarlak vı• t görünüyor; esnem iyor, aşağıya sarkmıyor. On beş santimlik 1 muarla birlikte eteği kuru götünden kayıyor. Altına ,tayt giyıni Gerçek bir kadın olmadığının daha da büyük kanıtı. Gruptaki kadınlar, yani biz, birbirimize bakıyoruz. E mirleri ı n yerine getiren b i r adam var burda. B i r kısmımız taciz edllın Diğerlerine tecavüz edilmiş. Hepimiz gözlerimizi ayırnı.ul bakıyoruz, eli iyoruz ve erkek gözüyle onu soyuyoruz. Sı rrı 111 bizde; ama nereden başlayacağımızı b i l m iyoruz. Biri taytı adamın götünden aşağı çekiyor. Başka biri "D1ıııı diyor. " M iranda"nın aşağıdaki dudaklarının görüntüsü hiç kl ı n şaşırtmadı . Teni çok gösterişli. Islak çiçek gibi görünen bolu sanki Playboy veya Hustler'da yer alabilsin diye stilist tara l ırıc üzerinde çok fazla çalışılmış gibi görünüyor. Yine de eti V rince yumuşak görünmüyor ve rengi donuk: pembe veyıı kahverengi değil. Ameliyat izi göze çarpıyor. Edep yeri �ıli 308

� ı•ı.;ll miş ve ortada ince çizgi kalana kadar ağda yapılmış. Parfüm �ııkuyor. Bir a m ı n görünmesi gerektiği gibi deği l . Daha fazla l ı.ıkl ıkça , bunun gerçek olmadığına karar veriyoruz. Biri araba anahtarıyla " M i randa"yı dürtüyor. Parmağını bile ııllanmıyor. Başka biri tenin katmanlarını dürtüyor ve "Umarım lıııııun için çok fazla para vermemişsindir. . . " diyor. Gruptan başka bir üye ne kadar derin olduğuna bakalım liyor. Cinsiyeti ne olursa olsun, "Miranda" ağlamaya başlıyor. Bu llı,.Uk dramın içine düştüğü için, bütün göz makyaj ı ve a l l ığı lılılıirine g iriyor. fondöten yanaklarından süzülerek ağzının ıl! it.ı rlarına dam lıyor. Bileklerin i n arasında geril m i ş olan taytı ı ı.u lç adam çırı l ç ıplak; ayağında altı nrengi, modaya uygun, ıpuklu sandalet var. Bluzu yok: pembe dantelli sutyeni açık ı omuzlarından sarkıyor. H ı çkırdığı için sıkı , yuvarlak göğüs­ ıl Litriyor. Bu şekilde konferans masasının üzerinde duruyor. llıklü montu yerde, bir köşeye fırlatılmış. Sarı saçı dağı lmış. ıl.ımın küçük, korkunç h i kayesi işte b u . Biri " Miranda"ya çeneni kapat diyor. Çeneni kapat ve dön. �i l ri bileğini tutuyor. Diğeri öbür bileğini tutuyor ve adam ıılıılk bir çığ l ı k atıp dönene kadar bacaklarını büküyorlar. Adam ııi Ostü yatıyor, bacakları ayrık: farklı eller altınrengi sandalet­ ıl sıkıca kavrıyor. nıJ bir kadın deği l . Belki Mars gezegen i nden biri Cosmopolitan ıı ınisinde bir kadın görm üştür ve yarattıkları şey de böyledir. lllorisi n i göstererek, penisinin yontularak bu hale getirildiği­ ı •;öylüyoruz . Biri suni vaj i n a n ı n sadece penis olduğu n u , içi ı•�, ı l t ılarak içeriye sokulduğunu, derinlik vermek için bağırsak� 1111 mukus ü reten alt bölümüne bağlandığını açıklıyor. Rahim .ıyıı u n u n olması gereken yer için, boş erbezi torbası n ı n derisi­ ıl �ııllan ıyorlar. ''Sakla samanı, gelir zamanı" diyor biri. 1\lrisi büyük el çantasından el feneri çıkarıyor ve "Bunu gör­ wııı laz1m" diyor. llnşka birisi, "Amma yaygara yaptı. Leğenkemiği olmadığı n ı n mıl ı bu" diyor. 309


Şimdiye kadar çoktan eve gitmeleri gerekiyordu. Ama hay bütüm bunlar kurnazca bir aydınlanma, ta ki birin i n canı yana dek. Yine de her hafta burada toplaşıp kimin hangi i ş i alamtıdı konusunda dır dır konuşuyorlar. Kimin karlyerine görünm engellerle set çekilmiş. Kim benzin istasyonunda çalışanldrt ya da inşaat işçilerinin onu gözleriyle soyduğunu hissetml Yaptıkları tek şey konuşmak. E n sonunda karşı lık verecekleri b şans yakaladılar. Takım kurma alıştırması yapıyorlar. Adam niye burda, diye soruyorlar. Casus mu? Uzmanlar, aynı işten bir erkek bir dolar kazanırken, kadı n sadece altmış sent kaza ndığını söylüyor. Ekstra parayı bu �eki de kazanmış, şimdi de hava atıyor. Makyaj ve plastik memelt r i Herhangi b i r gerçek kadında çatlak izleri olur. Gri saçlar olu Yumuşak. sel ü l i t l i butlar olur. Burada ne bulmayı düşündün, diye soruyorlar adama. Birisi parmaklarıyla adamı dürtüyor. Bir diğeri el feneriyi Grup, seksi kızların üst üste çıkıp bir araya geldiği, C' r k lerden nefret eden maganda lezbiyen çetesini bulacağını u muyordun diye soruyor. El fenerindeki küçük halojen ampul sıcak olmalı ki ad haykırıyor; güçlü şekilde kıvrandığından, kalkamasın diye but grup onu tutuyor. Bacakları n ı tutup ayınyarlar ve açması 1 onu zorluyorlar. Birisi. "Neye benziyor?" diye soruyor. Grubun gerisi sırasını bekliyor. " M i randa" masanın üzerinde boşa çabalıyor; grup adrım üzerine eğiliyor, inci kolye kopuyor ve inciler her_yere yuv. ırl nıyor. Saçındaki tokalar düşüyor. Göğüsleri, yani iki jelatin ı zıplayıp titriyor. Birisi adamın meme uçlarını birer birer çimdikleyip çeki ve "Salla onları seksi kız" diyor. Başka biri. "Taşaklarını nereye koyduğunu görmek istiyor orospu" diyor. 310

Ortada ilginç bir paralell i k var. Üzerinde sadece m ücevher topuklu ayakkabı olan, baskı altında tutulan çıplak insanı, l11ınamıyla giyinik olan insanların incelemesi demek, ortada 11lkileyici bir sosyopolitik güç il işkisi var demek. Adamı n bacakların ı n arası n ı eşeleyen iki kadın duruyor. Bir lıınesi, "Bekleyin" diyor. Küçük el fenerini tutan kad ı n , "Adamı kıpırdatmayın" diyor ve eğilerek el fenerini daha derine itiyor. Adama, "Bunun olma­ ı n ı mı istedin?" diye soruyor. Hıçkıran "Miranda" diyor ki: Hayır. Diyor ki: Lütfen durun. i)lyor ki: Acıyar Ah. acıyorm uş. Ü h ü ü h ü . Can ı m ı acıtıyorsunuz. En uzun bakan kişi el fenerli kadın oluyor; gözleri n i kısarak lı.ıkıyor, kaş çatıyor, el fenerini çevirip itiyor. Sonra dikiliyar ve Pllleri bitti" diyor. Tıpkı bir kule gibi yukarıdan "Miranda"ya lıı tkıyor; adamın bacakları kadının önünde açık duruyor. Kadın makyaj ve gözyaşları bulaşmış masaya bakıyor; inciler yt•ıe saçı lmış. Ve bize adamı bırakmamızı söylüyor. Yutkunuyor, ııı.,ısada yatan beden i n her yerine bakıyor. i ç geçiriyar ve Miranda"ya kaiRmasını söylüyor. Kalk ve giyin. Giyin ve dışarı ık. Dışarı ç ı k ve geri gelme. V('

Birisi belki de el feneri düğmeden kapanmıştır, diyor ve lı.ıkabilir miyim, diye soruyor. Kadı n el feneri ni büyük el çantasına koyuyor ve "Hayı r" diyor. Biris i , "Ne gördün?" diye soruyor. Ne görmek istediysek onu gördük, diyor kad ı n . Hepimiz öyle y1ıplık. El fenerli kadın, "Burada ne oldu?" diyor. "Bu hale nasıl geldik?" Oturduğu andan itibaren açıklamaya çalıştık. Erkeklerin �lı ınesine izin vermiyoruz. Burası sadece kadınların katıldığı wOvenli bir yer. Bu grubun amacı . . .

311


!.

Pirinç zil lerden gerdanlık Tabiat Ana'nın boynu n u ortadan

2.

�lyt• ayırmış; kolye o kadar sıkı ki , ne zaman bir şey yutsa z i l lerin

3.

llll{ırdadığını duyuyorsunuz. "Kahretsin" diyor. "Yoldaş Huysuz' ıııusunda fazladan yardım etmeseydim keşke." Sonraki kapıdan Kayıp Halka çıkıyor; kafasını öyle bir geriye

4. 5.

ııııış ki, ada m ı n en tepesinde burun kılları var. Havayı koklaya­

6.

, ,� Müdire Tekzip ve Peder Tanrısız'ın yanından geçiyor. Havayı

7.

l<�klamaya devam ediyor; burun delikleri kocaman, siyah k ı l l ı

8.

l ı likler g i b i görünüyor. Sahne v e gerisindeki oditoryuma doğru

9.

ıııt rıdım daha atıyor.

1 0.

Müdire Tekzip, "Cora . . . " diyor ve ayağı kayıp düşüyor.

l l.

Başka bir kapıdan Bayan Clark çıkıyor ve "Bugün Yoldaş

12

l lııysuz'un bedenini sarmamız gerekiyor. Bay Whittier'la birlikte ıl ınesi lazım" diyor.

l3

Yerdeki Müdire Tekzip, "Cora . . . " diyor.

1 4.

"O kedi y i sikiyim" diyor Amerika Güzeli. Çin'de üst kademe­

J 5.

'"ıı memurların giydiği, üzerinde ejderha nakışlan olan uzun

1 6.

!ılı ceket giymiş, soyunma odası n ı n kapısında öne eğiliyor; zarif llı·riyle kapı çerçevesi n i kavramış. Si.msiyah olmuş dudakları-

1 7. 1 8.

'1ı çevreleyen suratı solgun olan Amerika Güzeli, "Başım beni

1 9. 20. 21. 22. 23. 24.

ılıiOrüyor" diyor ve açık eliyle yüzünü ova lıyor.

B

azılarımıza geceler uzun geliyor. Diğerlerine , günler Rahibe Vigilante güneşi doğurduğun da ışıklar açılıyo ancak bugün güneş doğuran şey, bizi yataklarım ızdan kaldırn bir koku oldu. Bir koku n u n mükemme l düşü bizi soyunma od larımızdan koridora çekti. Burnumuz bizi nereye çektiyse orrı zombi gibi yürüdük. Müdire Tekzip koridora a d ı m atıyor, açık kapısın ı n_ karşısın daki duvara tutunamad an yarı yolda yere düşüyor. Doğrulm için duvara yasianıyor ve "Cora? Pisi, pisi?" diyor. Koridorda duran Peder Tanrısız üzerindeki matador pantol nun fermuarın ı iki eliyle birden kapatmay a çalışıyor; pantolu dün üzerine o l uyordu. "Hayalet" diyor, "bizim elbiseleri dara l t ı yor herhalde ."

312

Amerika Güzeli ceketinin bir omzu n u geriye atıyor ve ince, lıı•y;ız kolunu kıvırarak dışarı çıkarıyor. Kolunu kafası n ı n üzerine ıldırıyor; eli gevşek, koltuka ltında koyu kıllar var. "Lenf bezleri­ ıııı• bir bakı n . Kocamanlar" diyor. Ince, çıplak kolunun her yerinde uzun, kırmızı çizikler var. lllılıirine çok yakın kedi tırmıkları. Yol yol ve uzun kedi tırmık ı

lı•ri. Kadının yüzüne yakından bakan Kayıp Halka, " Berbat görü-

111\yors u n " diyor. " D i l i n siyah o l m u ş . " Amerika Güzeli kolunu aşağıya bırakıyor v e kapı çerçevesine ııııınuyor. Kalın, siyah diliyle dudaklarını yalıyar ve dudakla­ rııııı bi raz daha siyahlık bulaştı rıyor ve "Çok acıktı m . Dün gece lııılcıklarımın tamamını yed i m " diyor.

313


Müdire Tekzip'in üzerinden atlıyar ve "Bu koku da ne?" dıy soruyor. Yağda kızartı lmış ekmek ve yumurta kokusu alıyoruz. YJQI bir koku. Aç almamızın getirdiği ve hep birlikte paylaştığım ız hi sanrı bu. Salyangaz ve ıstakoz kuyruğu kokusu. i n g i l iz usulü k

kokusu, eriyen yağ kokusu. iftira Kontu, Kayıp Halka'yı, Kayıp Halka. Bayan Cla r k ı Bayan Clark, Rahibe Vigilante'y i takip ediyor. Kokuyu takip cd rek sahneden geçiyoruz, Iab i n i n karşısında ki merkez koridu çıkıyoruz. Bayan Aksırık s ü mkürüyor. Sonra havayı kokluyor v "Margarin" diyor. Erimiş margarin kokusu. Her sinemada olan hayalet. Yoldaş Huysuz'un yağlı hayaletinin kokusu bu ve m ikrodrJ I" fırını her kullanı şı mızda bu kokuyu alacağız. Onun ruhunu solu yoruz. Onun tatlı, yağlı kokusu bize dadanacak . Bir koku daha var; meyvel i aramatera pi m u m u n u ylyc Tabiat Ana'nın nefesi . Koridorun ortasına gelince duruyoruz. Dışarıdan gelen, cılız bir ses duyuyoruz ; dolu yağıyor. Vry makineli tabancayla ateş ediliyor. Veya bir davul çalıyor. Çat ve bom seslerinden oluşan tipi üst üste bindiriyor 1 hızl ı , cı l ı z cayırtı lobiden geliyor. Biz Mısır oditoryumu nun siyah alçıdan yapılmış ortasııni duruyoruz; tepemizde toz! u, örümcek ağı bağlamış yıldızlar lı . ıv meyal parlıyor; destek almak için siyah koltukların altınrenlı: l l l boyanmış arkalıkianna tutunuyoruz. Ayakta durup diniiyoruz

Tabanca ateşi, dolu fırtınası duruyor. Heyecan verici bir şey olması gerekiyor. Şaşırtıcı bir şey olması gerekiyor. Mavi kadifeli Iabide mi krodalga fırın bir, iki, üç kez çınlıyıır Yoldaş H uysuz' u n hayaleti. Kolyesini çekiştirmeye devam eden Tabiat Ana bir koltuQıı koyu siyah tiftiğine oturuveriyor . 314

Aziz Bağırsaksız Peder Tanrısız'a bakıyor; Peder Tanrısız C,:öpçatan'a bakıyor, Çöpçatan. not alan iftira Kontu'na bakıyor ve evet anlamında kafasını sallıyor. Koridora giriyorlar. geri kalan bizler de onları b i r adım öteden takip ediyoruz. Ajan Fitneci'nin kamerasının projektör ışığı hepimizi takip ediyor. Oditoryumun kapısından bakınca Fransız kadife] i lob i n i n boş nlduğunu görüyoruz. Bütün saray iskemle ve koltuğun u n arka­ �ında bir gölge var. Almadığımız birkaç ampulün ışığı, odanın uzak köşesindeki duvarları aydınlaramayacak kadar az. Lobideki lıa nyolara açılan kapılar aralanmış; t uvaletten gelen su yüzün­ den yerdeki faya n s l a r parlıyor. Isianmış tuvaJet kağıtları , orada burada oluşan su birikintilerinin içine düşmüş. Margarin kokusu, tuvalet kokusunu da, bozulmuş Tetrazzi n i ıısulü h i n d i kokusu n u d a , Yoldaş Huysuz' u n pişiri lmiş götünün kokusu n u da . . . bastırıyor. Mikrodalga fırının buğulu camından, içinin t ı ka basa dolu ıılduğun u görebilirsiniz. Ciyaklayan kişi Kayıp Halka oluyor. Bizim tüylü hayvan­ ııdamımız. Ciyaklamasıyla ellerini büfenin üstüne koyup diğer l.ırafa attaması bir oluyor. Büfen i n arkasına geçince m i krodalga tırının kapağın ı açıyor ve içi ndeki şeyi kavrıyor. Bir kez daha ciyaklıyor ve elindeki şeyi yere düşürüyor. O anda Barones Frozbi t büfenin mermer tezgahına hamle ynpıyor. Kontes Basiret ne olduğunu görmek için öne fırlıyor. Tabiat Ana, "Patlamış m ıs ı r" diyor. Her kelimesinde zilleri ı,.ılıyor. Tezgahın arkası ndan bir ciyaklama sesi daha geliyor ve beyaz lılr şey havaya zıplıyor. Onu takip eden eller sanki voleybol oynu­ yormuş gibi ona v uruyor. beyaz bir kağıt top olan bu şeyi kimse l ı ı t masın diye onu uzaklaştırıyor. Kameranın projektör ışığında o �··y, dönen ve dumanı tüten beyaz bir ay gibi görünüyor. Bayan Aksırık gülüyor, öksürüyor. Kontes Basiret ağlıyor. l h•pimiz onu tutmaya çalışıyoruz. Dönen, yağlı, sıcak kokusunu y.ıkalamak için uzanıyoruz. 315


Çöpçatan , "Yapamayız" diyor. Kollarını sallayarak, "Bundf.l yiyemeyiz!" diye bağırıyor. Elleriyle vurduğu kağıt top dönüyor ve tavana zıplıyor. l<ontes Basiret, "O haklı" diye bağırıyor. "Bugün bizi ku r ı a rab i l i rler!" Hayvan-insan zıplayışı yapan Kayıp Halka iki eliyle birlikt topu tutuyor. Halka, topu Kontes'e atıyor; Kontes, topu Çöpçatan'a atıyor Çöpçatan tuvalete koşuyor. Geri kalanlar -Aziz ve Amerika Güzeli ve Rahibe ve Barone onun peşinden yarışa başl ıyoruz, bağırıyoruz ve ağlıyoru Hepimizin gerisinde olan Ajan Fitneci kamerasıyla bizi tak l i t ediyor ve " Lütfen kavga etmeyelim. Lütfen kavga etmeyin Lütfen . . . " diyor. iftira Kontu, m ikrodalga fırında hala sıcak olan patiarnı mısırın davul çalma sesini duymak için şimdiden kayıt cihazını geriye sarıyor. Küçük "ding" sesi, mısırın hazır olduğunu söylU yor. Büfenin arkasında sadece Katil Aşçıbaşı ve Bayan Clark var Tabiat Ana'ya göre, hayaletimiz onun arkadaşı Mercim�k Bayan Aksırık'a göre hayalet, kanseri! İngil izce öğretmeni. Tıpkı yemeğimizi mahvettiğ i rn iz zaman olduğu gibi, hayalet de I k i veya üç kişinin ortak işi olabilir. Bizim işimiz. Tuvaletten sifon sesi geliyor. Sifon bir kez daha çekiliyor Tuvaletın açık kapısından fayans larda yankılanan ses duyu! uyor Temiz su kapı eşine gelip lobin i n mavi halısını parlatıyor. Suyun orasında burasında erimiş kağıt var. Kağıt ve patiarnı mısır. Hayaletimizin verdiği yeni hediye. Kapağı açık olan m i krodalga fırına bakmaya deyam edt"n Bayan Clark, "Onu öldürdüğümüze inanamıyorum . . . " diyor.

a� B u dakikaya kadar Müdire Tekzip bizi soyun ma odasın dışlı küçük attığı e lıuraya kadar takip etmiş. Birinin a l ı p tuvalet kafatas ını görme si an mesele si. Tasma nın üzerin de "Bayan Cora" yazıyor. büfeni n Müdire Tekzip 'in yüzünd eki i fadeyi izlemektense, Clark, Bayan izleyen asını yansım ı r kasınd aki aynada küçük soru­ diye olur?" nasıl şey "Nasıl? Birini öldürm ekten daha kötü

yor.

Margarin l i havayı içine çeken Ajan Fitneci, "Daha kötO'O olabilirdi" diyor. Tuvaletten gelen su lobideki halıyı yıkadığı için, artık kOrk açık seçik görülebiliyor. Tekir kedi kürkü. ince, siyah bir der tasma. Bazısı kalem inceliğinde kemikler. 316

317


Sarı bir papyon, beyaz düğmel i frak gömleği. Orada, gömleğinin beyazı parlıyor, üzerinde film yıldızları var. Sahnede, spot ışığı yerine, yedek haber görüntüsünün yansıdığı bir ekran olan Ajan Fitneci var: bir tiyatro izleyicisinin çekimi. Sıra sıra insanlar, hepsi , hiç ses çıkarmadan ellerini çırpıyorlar.

Amerikan Tatilleri

Ajan Fitneci sahnede ayakta duruyor, sol bacağını her defasında birazcık sağa kıvırıyor. Bir gözünün yerine, video kamerasının kırmızı ışıklı KAYDET spotu var, izliyor. Bir kulağının yerine, o tarafa yerleşik mikrofon konulmuş. Kendisinden başka hiçbir şeyi duymuyor.

Ajan F i t n e c i i l e İ l g i l i Bir

Ajan Fitneci, "Amerikalı lar dünyada işini en iyi yapan insanlardır" diyor. Çalışmakta ve rekabette üstümüze yoktur. Ancak sıra rahatlamaya gelince, sıçarız. Kôr etmez. Ödülü yoktur. Olimpik Oyunlarda, En Geride Kalan Atlet'e hiçbir şey verilmez. Dünyanın En Tembel bilmem neyi diye bir ürün tanıtımı görülmez.

Ş i li'

'Ameri kalılar ilaç alırlar " diyor Ajan Fitnec i, 'çünkü fazla boş zaman ları yoktur ." Bunun yerine, Percodan, Vicodin , OxyCon tin'leri vardır Ajan Fitneci sahnede, bir eliyle kamerasını maske gibi tutmuş, yüzünün yarısını gizliyor. Geri kalanında, hazır giyimden aldığı kahverengi bir takım var. Kahverengi ayakkabılar. Hardal sarısı bir yelek. Kahverengi düz saçları geriye taranmış. 318

Kamera gözü otomatik odaklamada, "Kazanmak ve kaybetmekte en büyük biziz" diyor. Canla başla çalışırız ama kabul etmeyiz. Omuz silkmeyiz ve hoş görmeyiz.

1

319


"Bununla birlikte" diyor kendi kendine, "marihuana ve televizyonumuz var. Bira ve Valium." Ve sağlı k sigortamız. Gerektiğinde yenilernek için. Sa kat

Ajan Fitneci' de'ı Bir Hik&ye

l_1 u an Sarah Broome en iyi tahta okiavası n a bakıyor. �) Sal layarak ağırlığını tartmaya çal ışıyor. Avcuna güçlü şekil­

lı vuruyor. Çamaşır makines i n i n üzerindeki rafta duran kutuları •1işeleri kenara al ıyor; içinde çamaşır suyu olan kutuyu salla­ ı .ık ne kadar kaldığını anlamaya çalışıyor. l >uyabilse, sadece dinlese, ona beni öldürmesinin sorun lı ııı ıd ığı n ı söyleyeceğim. Hatta nasıl yapacağını da söyleyece­ lııı Kiraladığım araba yol u n aşağısında; eğer radyo d i n l iyorsa­ ll bir şarkı kadar uzakta. Eğer korkunca adımlarınızı sayıyor­ Illi/, muhtemelen iki yüz adım ötede. Oraya kadar yürüyerek lı lı•r, dönüşte arabayı kullanır. Bordo renkli bir Buick; mıcırlı

320

321


yoldan geçen arabalar yüzünden şimdiye kadar toz o l m uşt u Alet edavat veya bahçe barakasma veya beni içine kilitledi şeye yakın bir yere park eder arabayı. Dışarıdadı r diye, belki duyabilir diye .. "Sa rah? Sara h Broorn diye bağırıyorum. "Kötü hissetmene gerek yok" diye bağırıyorum . Bu şeyin i ç i n e kilitlendim ancak ona koçluk yapabi l i ı l t Ona yardım edebilirim. N a s ı l yapacağı n ı anlatırım. Şimdi b tornavida alması gerek; kurutma makinesinin arkasındaki, tıkl

diyon gibi görünen folyo boruyu tutan mengeneleri açacak. 1\y mengeneyi, arabarnın egzoz borusunun ucuna sabitleyecek. 1 borular tahmin ettiğinizden daha fazla genişler. Depom nc•r deyse dolu. Sonra belki barakan ı n tahta kısmına veya kapı•.ın delik açmak için elektrikli matkabı kullanacak. Kadın olduğu 1 1 sonradan görünmeyecek herhangi bir yere del i k açabilir. Meka n ı n ı n ne kadar güzel göründüğü önem l i . Sahip oldu�!

rının nasıl göründüğü. "Onun hayatı benimdi" diyorum. "Şeyler hakkında ne dUşU düğünü biliyorum." Selobanttan parçalar kopararak. horturnun ucunu bartık sabitleyebilir. Beni öldürme işini hızlandırmak içi n . barakı ın üstüne muşamba tente atabilir, sonra da bunu iple kenarımı sımsıkı bağiayabil ir. Bu barakayı, bal ık veya etin tütsüleıır . r m uhafaza edildiği küçük bir yere dönüştürebilir. Beş saat i�lıı

elinde doksan kiloluk yazlık dana sosisi olur. insan öldürmek şöyle dursun, bazıları tavuk bile öldll ı r n miştir. insanlar bunun nasıl zor olacağını b i lmezler. Derin derin nefes alacağıma söz veriyoru m. Sigorta ş irketinden gelen raporda kadın ı n açiının olduğu yazıyor. Sara h Broome kırk dokuz yaşında. On yedi yıl ticari bir fırında, kıdeml i bir fırıncı; neredeyse o n yaşında ı ıQI çocuğu kadar ağır olan b i r un çuva l ı n ı bir omzuna atıp öııd düğümü çözerken çuvalı dengede turabiliyor ve unu azar . ı m i ksere dökebiliyor. Rapora göre, bir gün önceden yerleı -.rı diği için işyerindeki son gün yerler ıslakmış. içerideki ışık d ı ı

322

ıyı değilmiş. U n çuva lının ağırlığı yüzünden kadın sırtüstü düş­ ıııüş, kafasını bir masanın köşesindeki hadde çeliğine çarpmış VP bu, hafıza kaybı, m igren ağrıları ve herhangi bir işte çalışama­ (.ıcak kadar genel dermansızlığa sebep olmuş. Bilgisayarlı tomografi hiçbir şey bulamamış. MR, hiçbir şey lııılamamış. X ışınları bir şey bulamamış. Ancak Sarah Broome l�lne bir daha gitmemiş. Sarah Broome üç kez evlenm i ş . Çocuğu o l ma m ı ş . Sosyal 'ılgorta'dan azıcık maaş alıyor. Yaptığı anlaşma çerçevesinde 1i ı ket her ay küçük bir meblağ ödüyor. Beyn inden o murgasına Inen ve iki kolunu etkileyen kronik ağrıyı tedavi etmek için yirmi l ıL�ş mi ligramlık OxyContin içiyor. Bazı aylarda Vicodin veya l'ı•rcodan istiyor. Anlaşmanın üzerinden üç ay bile geçmeden. komşunun ılınadığı, hiçbir yerin ortası n a , buraya taşındı. Şu a n kadının barakasının içinde oturuyor u m ; sağ ayağım nı•redeyse ters dönmüş. Dizim kırılmış olmalı, içerideki sinir ·ı• tendonlar kopmuş. O dizin altını hissetmiyorum. Karanlık ılduğu için etrafı görem iyorum; ancak oturduğum yer inek boku lııkuyor. Hissettiğim kaygan plastik, kadının yeni bahçesi için ıltlığı çürümüş orga nik gübre torbaları olmalı. Duvara yaslan­ ıııı� bir kürek, bir çapa ve bir tırmık var. Zava l l ı Sarah Broome şu an elektrikli aletlerine bakıyor. llıına yuvarlak testere sokma fikri o n u delirtiyor. Testere n i n 11\nen bıçağı talaş yerine kan, e t v e kemikten oluşan ıslaklı­ ıl havaya püskü rtecek. Tabi i , kadı n ı n buraya kadar yetişecek ııtrıtma kablosu varsa. Boya kutuları. kapan yemi ve tem izl i k lı•ıcrj a n l a r ı n ı n üzerine bakıyor v e üzerinde kafatası ile çapraz �ı•ıniklerin olduğu etiketi arıyor. Bay Yuck' ı n ' yeş i l , asık suratı­ ııı Zeh i r Kontro l ü isimli ücretsiz hattı arıyor, bir i n s a n ı n ölmek lıı çakmak gazından ne kadar içmesi gerekir diye soruyor. ı•lıir uzmanı sebebini sorunca, Sarah hemen telefonu kapa­ ıynr �ull'rika'daki bir çocuk hastanesinin buldu�u. ürünlerin içinde zehir oldugunu be­

tlı•ıı grafik resim. (ç.n.)

323


Bunu nereden mi biliyorum? On yıl önce bira fıçılannı di ribütörden alıp, bir sürü küçük bar ve gazinoya dağıtıyordu Bu yerler çok küçük olduklarından yükleme alanları da yokt dolayısıyla arabayı yolun ortasında bırakmak gerekiyordu. V hem geliş hem gidiş yönünde hızlı şeritlerin ortasındaki intih şeritine park ediyordum. Fıçıları sırtımda taşıyordum. Şişe bt kasalarını el arabasına yükleyip caddeden koşarak geçmek 1 trafikte boşluk olsun diye bekliyord u m . B i r gün yanlışlıkla fıçı raftan yuvadanarak beni kaldırıma yapıştırana kadar, pr ramın hep gerisinde kalıyordum. O olaydan sonra en az bu yer kadar güzel bir yerim old Ormanın yanındaki mıcırlı yolun üzerinde kocaman bir y yapılmış, tek delikli kenefin yanı başına park etmiş ve hiçbir y gitmeyen, toz! u Winnebago marka bir karavan aldım. Beni şt'h götürsün diye dört silindirl i , vitesli Ford Pinto'm vardı. Tümd

ı ıyııadığı n ız için kendinizi berbat hissedersiniz. Bir semptomu lltun süre taklit ederseniz, b i r süre sonra gerçekten hissetmeye h.ışlars ı n ız. Topa l larsanız, diziniz gerçekten ağrımaya başlar. ı ııurursunuz ve kocaman, şişko bir kambur olursunuz. Boş zamanlarla ilgili Amerikan rüyası bir süre sonra insanı ıkar. Y i ne de sakat olduğunuz için size para verilmektedir.

çalışamaz durumda olan ve hep dünyada kalan biri için uy ııu bir pansiyondu. Hayatımın sonuna kadar yapmam gereken tek şey arabil çalıştırmaktı. Çok fazla Vicodin aldığımdan kafam hep gOz ve güneşin altında yürümek bile masaj yaptırmışını gibi his tirirdi. Hatta masajın üstüne elle boşalma kadar iyiydi. Yem kabında duran kuşları izled i m . Sinekkuşlannı. Kaf güzelken dışarıya fıstık koydu m ve sincaplar birbirleriyle kd ederken güldüm; güzel bir hayatını vardı. Çalar saat olnı . ı yaşanan Amerikan rüyası. Bir saati yumruklamadan, saç lll takmadan yaşamak. Sıçmak için herhangi bir götten izin istt•ı ye gerek olmayan, rüya gibi bir hayat. Hayır, bugün öğleden sonraya kadar Sarah Broome kütUp neye gidip kitapların arkasını okumaktan başka bir. şey yapı yordu. Sinekkuşların ı izliyordu. Küçük, beyaz haplarını içiyor Sanki sonu hiç gelmeyecek, bir çeşit rüya tatili yapıyordu İşin berbat kısmı ise, sakat olun veya olmayın, sakat gibı d ranma gerekl i l iği. Topailanıanız veya döndüremediğinizi terrnek için boyn unuzun üstündeki kafayı kaskatı tutmanil Damarlarınııda ağrı kesiciler olmasına rağmen, bu tür rol

Gündüz kuşağını izliyorsanız, yeni demografik tanı m ı n ız lıııdur: Ayyaşsınızdır. Veya sakat. Veya geri zeka l ı . Birkaç hafta­

324

lı levizyonunuzun karşısına oturursunuz. Lanet olası hayvanları lı.!mek için hamağa uzanırsınız. Çal ışmazsanız, uyayamazsınız . •i ı Gece gündüz, yarı uykulu bir halde sıkılırsınız. Televizyonun gündüz kuşağında, kim i n üç çeşit reklam izle­ IlAini söyleyeb i l i rsin iz. Ya ölümün eşiğine ge l m i ş sarhoşlar lı lıı bir kl i niktir. Ya da yaralanma davalarını çözmek isteyen lıııkuk bürolarıdır. Veya m u hasebeci olmanız için posta havaleIyle size sertifika sunan okullardır. Özel dedektif olmanız için. ı Ilingir o l m a n ız için.

i ın sonra, göt deliği emen tembel hayvan olursunuz. Seyahat edecek paranız yoktur; ancak kürek dolusu pisl ik­ ı uğraşmak için para ödemezsi n iz. Arabanızla ilgilenirsiniz. 1\,ıl ıçenize sebze ekersin iz. Bir gece karanlık çökmüştü, sivrisinek ve atsİneklerinden olu­ ı ı ı bir bulut, verandadaki ışığın etrafına üşüşmüştü. Karavanın ıııde oturuyordum, elimde sıcak çay kupası, kanımda Vicodin ıllclı; pencerenin dışındaki böcekleri görmek için kafam ı elim­ lı•ki kitaptan kaldırdıın. O anda bir ses geldi. Kara n l ığın, •lllli:t nl ığın içinden bağıran bir erkek sesiydi bu. B i ri s i yard ı m edin diye bağırıyordu. Lütfen. Yard ı m ed i n . 1 ıyın ı ş v e s ı r t ı n ı incitm i ş t i . Ağaçtan düştüğünü söyledi lııııırı . Gecenin köründe, kahverengi takım elbise, sarı yelek ve bağ­ ıl lı kahverengi deri ayakkabı giymiş bu adam, burada durmuş ı ı,.lcırı izlediğini söylüyor. Boy n u n a taktığı askın ı n ucunda dür­

lılll ı var. Açıköğretimde size öğretilen şey bu işte. Sizden şüp­ hı•lı•n i l i rse, kuşları izlediğinizi söyleyi n . Çantasını taşımayı teklif 325


ettim. Birbirimize sarılarak karava n ı m ı n veranda ışığına dönrn(!k

Bir dedektifi nasıl parçalayacağı nızı anlatan bir şey yok.

için üç bacaklı yavaş m ı yavaş bir yarışa girdik. Tam karavana yaklaşmıştık ki adam benim eski kenefi göreli

Belki b e n i m yakalanmak istemem, senin düşünmen gereken

ve bir dakikalığına durabilir m i y iz . diye sordu. Tuvaletini yaprnl4 sı gerekiyordu. i.çeri girsin diye adama yardım ettim. Kapı kapan ı r kapanmaz, kemerin i n tokası tahta zemine ççırp tığı a n ben hemen çantasını açtım. içinde bir sürü kağıt vcı rdı Bir de video ka mera. Kamera n ı n yanı hemen açıldı ve içiıtd kaset vardı. Eli me a l ı p kamerayı açar açmaz kaset kendi kencl l 1 1 çalışmaya başladı ve küçük izleme ekra n ı n ı n ışığı yandı. Ekra nda ufak tefek bir adam külüstür, eski bir Pinto'nun a r k tekerleğ i n i çıkarıyor. O adam, benim; tekerleklerimi ekse n i nde dönd ürüyorııırı Bijonları gevşeterek tekerlekleri çıka r ı p a rabaya tekrar takan kı 1 ben i m . Başka b i r şey yok. incelenen kuşlar yok. Kısa bir p a ı ı � ı görüntüsünden sonra ekra nda · benim üstü çıplak. küçük ! ıl versiyon u m görün üyor ve ağzına kadar propan gazla dolu tıırık havaya kaldı rıyor. Tankı karavan ı n önüne taşıyorum. onu bırııkı ı boş tankı a l ıyorum. Eğer Sarah benim gibiyse. şu an mutfaktaki çekmecell· t ı ı birinden ekmek bıçağını a l ıyordur. Bana, içi ne attığı Vicodin'lı•ı l bir bardak su verse, beni nakavt edebilir. Şu an neredeyse ��� olmuş vaziyette bıçağın tırtıklı kenarına dibinden bakıyor , ıı kadar keskin olduğunu a n la maya çalışıyor. Tavuğu dilim lı ı

bölmek kolaysa. boğaz kesrnek de farklı değildir. Belki yüzll ı l l eski b i r havlu koyar ve böylece benim sadece ekmek oldu�uını varsayar. Ekmek veya köfte kestiğini düşün ür; ancak b i r df! t ı ı lf kestiği anda kalp kanı iter, kan oluk oluk dışarı fışkırır. Şu ıı ı u l bıçağı çekmeceye koyuyordur. Hayatı n ı n yarısı kadar önce kendisine düğün hediyesi ı ıl rak verilmiş ve h i ç kullanmadığı et bıçağı n ı kullanabil i r lıl'lk Üstünde şık baskılar olan bir kutuda duruyor ve b i r h i n d iyi ıııı ı d i l i mleyeceğinizi anlatan küçük bir broşürü var. . . veya dtıııııı budunun kemiklerini nasıl çıkaracağınızı. . . veya bir kuzıııııı budunu n a s ı l keseceğinizi.

326

1 ı1k şeydir. Kötü ben. zava l l ı Sara h Breome ve onun kedilerden ol uşan i l lesi n i gizlice gözetliyordum. Belki onun yakalanmak istemesi. sizin düşünmeniz gereken ıek şeydir. Bizi bul unduğumuz m ü kemmel rahimden çıkarması ır,·ln hepimizin doktora ihtiyacı var. Ağlayıp sızlıyoruz ama bizi ı pnnetten kovduğu içi n Tanrı'yı takdir ediyoruz. Yargılarımızı jl'viyoruz. Düşmanlarımıza tapıyoruz. O l u r da Sarah Breome yakındadır diye, "Lütfen bu konuda kt•ndin i harap etme . . . " diye bağırıyorum. Bir insanı kenefe kilitlemenin yolu olmadığından, kenefin ı•lrafına ü ç kez i p doladım, sonra ipi gerdim ve ü ç gevşek düğüm ı l l ıın İçeride adam domuz gibi homurdanıyor, pisliğini üstüne ı ıl u rduğu deliğe b ı rakıyordu. Kara n l t ktan çıkıp toplaşan sivrisi� ııt'k ve atsineklerine vurduğu için kenefe i p bağladığıını duyma� dı. ben de b i raz bakmak için çantası n ı karavana götürd ü m . Dedektifin çantasında, m a l ul l eri n isimleri v e adresleri bulu� 1111n. bi lgisayardan çıkt ı s ı a l ı n m ı ş bir tablo var. Karpal-tünel ll'ndromu geçirmiş adamların i s i mleri. Belinde t a n ı m lanama­

y.ın hassas doku zedelenmesi olan adamların isim leri. Boyun ı ıınurgası nda kronik ağrı o l a n adamların. Malullerin aileleri de I I•.Lelenmiş. Her rna l u l e reçeteyle verilen ağrı kesiciler de. O tabloda ben de varım: Eugene Denton. Çantanın içinde, etrafına paket lastiği dolan m ış kartvizit yığı­ ııı var; heps i n i n üstünde şöyle yazıyor: Lewis Lee Orleans. Özel l lııriye. Bir de telefon n u m a ra s ı . N umarayı çevirince çantanın içinden bir cep telefonu sesi ı1ı•liyor. Dışarıda. Lewis Lee Orleans kenefin kapısını açmam için tıılvarıyor. Dedektifin nasıl ağladığını anlatsam, Sarah Breome beni ılldü rme konusunda kend i n i daha iyi h issederd i . Soğuk b i r sesle, lııı,kı rarak, evde bir karısı, ü ç de çocuğu olduğunu söyledi. Küçük

327


çocukla r ı n ı n olduğunu. Ancak parmağında alyans, cüzdanın için

nelip sosyal yardım a l ma hakkı kazanana kadar boş zamanı da

de de resim yoktu.

ol mayacak.

insanlar kendilerine bakıldığını h i ssettiklerini söylüyorlt ı r izlenmek, pantel o n u n paçasından karıncalar girmiş gibi h i setti riyormuş Bana öyle o l madı. O g ü n öğleden sonra tektır

teklerimi yeniledim, frenin daya n ı k l ıl ı ğ ı n ı kontrol ettim . Yr1Q1 değiştird i m ; kışın ı o- ı O ağı r l ı kta olan yağım ı , yazın ki ı 0-40 a�ır lığına getirdim. Videonun küçük ekra n ı nda ben ve dolu motor yağı kutusu var; kutuyu karava n ı n altından çekip ç ı karıyorum v kolumun altına alıyorum. Tümden çalışamaz durumdayım y

zaval l ı dağıtım şoförü mahkemede dişlerimi fırçalamak için bil kollarımı kaldıramadığıma yem i n etti. Doğal hayatı n ı n sonun

kadar emekl iye ayrılması gereken sakat b i r malul olduğunı� Buradaki kamerada üstüm çıplak; koltukaltımdan çıkan ter yu kutusunun üzerinde koyu kahverengi bir gölge gibi birikiyııt sirklerde çalışan kaslı adamlar gibiyim.

Güzel havada dışarıda yaşayan, çok fazla yemek yemeyt.'ll

gece uzun uyuyan, bu bronzlaşmış kaslı küçük adam ancak n t ı dokuz yaşındaki halim olabilir. Şimdiye kadar bildiğim en iyi hayat buydu ve kenefte tuzrıA

Şu an Sarah Broome'a e m l a k vergisini ödemek, arabasını kaybetmek ve sokakta a l ı şveriş arabasını itmektense c i nayetten lıapiste yatmak çok daha iyi gel iyor. Onun yaşadığı şeyleri yaşarken elimde sadece dört adet

böcek ilacı bulu nuyordu. içinde yaşadığım karava n ı n a l tında

ıışekarısı yuvası vardı. Böcek ilaçla n n ı n üzerindeki ta l imatlar­ tla, kutuyu iyice sallamak ve tepesindeki küçük başlığın ucunu koparmak gerektiği yazıyordu.

Etiketinde her şeyi öldü rebi leceği yazıyordu.

Zava l l ı dedektif. Merdiven yasiayıp tepesine t ı rm a n d ı m

ve dört i laç k u t u s u n u da kenefin hava la n d ı r ma borusuna

ııltı m . Sonra sızmasın diye e l i m l e borunun tepesi n i kapadım. Kahrolası Adolf Hitler olan ben yukarıda d u r m u ş, zehirli gaz . ı larak dedektifin öksürmesini ve hava a lmaya ça l ışmasını ılinledim. Çı kardığı seslerden ıslak ıslak kustuğunu duydum;

kusmuğu yapış yapış tahta zem i n e çarptı ve sadece gelen ses lıi le küfretmeme yetti. Böcek sprey i n i n sülfür kokusu ile kusmak

kokusu al ıyordum. Böcek bombaları, beyaz esinti her çatlak

düşürdüğüm adam hayatım ı neredeyse berbat ediyordu.

ve çivi deliğinden geçene kadar t ı s lamaya devam ediyordu.

rını takip etmek için bi rkaç y ı l ister. Adamın rotat i l leri kald ı r ı p kamyonetine yerleştirmesini gösteren beş dakikalık temiz, Iyi bir video kayd ı n ı a lm a k için. O kaydı mahkemede gösterirler v

.ıttı. Güzel kahverengi takım elbisesinin vatkaları altındaki teni­

Büyük m a l u l iyet d u ru m l a n n ı n çoğunda kişiler hep ta k l ı edi l i r . işçiler, yani i l g i l i sigorta ş i rketinde çalışan a h a l i , adaml.ı

sonuç şu o l u r: Dava kapandı. M a l u l iyet reddedildi. Davacı rı ı r l b i r hayatı var, h e r a y i y i kötü b i r maaşı var, sağlık yard ı r ı ı ı

alıyor, artı bütün Vico d i n ' l er ve Percocet'ler, a lm a k zoruııılr.ı olduğu Oyx:Contin sayesinde günlerini tatlı bir şekilde"" geçiriyoı M a h kemede kaydı -rotatiller kamyonete taşınıyor- göste r ı • t ı müdafinin hiçbir şeyi yok.

Adam kırk beş veya kırk altı yaşında ve sigorta sahtekarlı�ıyl� itharn ediliyor. Hayat ı n ı n sonuna kadar asgari ücretten ba�k

b i r şey alamaz . Hak ve menfaati o lmayacak. Altmış küsur yaş ı t ıtı

328

Kenefin her yanından gaz ko kul u d u m a n l ar çıkıyordu ve dedektif kendi n i duvarlara vurdu, sonra d a kırıp dışarı çıkmak için kapıya ni zedeleyecek ve cılkını çıkaracak şekilde kol l a r ı n ı kapıya vurdu. Ken d i n i tüketti.

Ayağım b e l i m den aşağı ağrırken, burada oturmuş, Sarah

l iraome'un sorunu çözmesini

bekliyorum ve ona a n i atmayı

lsrediğim çok şey var. Böcek öldürücülerin hem dedektifi hem

ı le beni n a s ı l hasta ettiğ i n i . B i j o n anahtanyla b i ri n i n kafa s ı n ı n kenarına vurmanın i n s a n a ne h issettirdiğini. i l k bir düzinelik vuruşun ortalığı nasıl berbat ettiğin i . insan iki eliyle b i rden ıısılsa bile, sadece saç çekiyor ve kan döküyor, üstelik çok fazla kemik de k ı r mıyor. Kan, b i j o n anahtarını öyle kaygan yapıyor ki, l�i kökten bitirmek için başka bir şey bulmak gerekiyor. 329


Bay Lewis Lee Orleans'ı öldürmeden önce ben malul de�ll dim. öldürdükten sonra oldum. Birini öldürmek zor iş. Zor pis bir iş. Zor, pis, gürültülü bir; iş çünkü adam yüksek sesi böğü rüyor ve kullandığı kelimeler, kesim yerindeki i nekten dalı anlamlı değil. Bay İşime Burnunu Sokan Dedektif'imi öldürmeseydi m , u1.un ve soğuk gece zaten onu öldürürdü. Atsinekleri ve kırılan bacra ğının şoku öldürürdü. Ölüm ölümdür ve bu durumda biri ni n ıl ı çekmesi gerekiyordu. Ama çok değil. Yakalansam , dedektifi öldürmüş olmam, malul olmamn wv kini berbat ederdi. Tabioyu gördüğüm için, insanların izled i�tnl bil iyorum; bir gün başka bir dedektif de beni gözetleyecek. Sonuç olarak onları yenemiyorsan ız, onlara katıl ı n . Bir mektupla eğitim oku lunun reklamı televizyoncia oynt1r ken onları aradım. Bir şüphe l i n i n gözetim altında nasıl tuttıiH cağını öğretiyorlar. Delil için bir çöpün nasıl eşeleneceğini Altı hafta sonra, benim özel hafiye olduğumu bildiren bir mekt up aldım. Ondan sonra da, benim izleyeceğim, borcunu ödemeıni insanların tablosuna sahip oldum. lslık çalarak, "sezdirmedt'n ava yaklaşma belgeseli" dediğim şeyi yapmaya başladım. işe, zeki olup yoldaş malulleri tesl i m etmekle başlarsını Çoğun l ukla mahkemeye bile çıkmazsınız. Motel. kira l ı k arcıb• restoranda yenmiş yemeklerle ilgili harcama raporunuzu ver i r seniz, çekiniz postayla gönderilir. Artı komisyon a l ı rsınız. Şu ana dönersek ... Bayan Broome'u beş gündür takip ediyor dum ve ortada hiçbir şey yoktu. Sezdirmeden ava yaklaşma lıC 'I geseli çekerken, insan üstünde çalıştığı insanla evlenmiş v,lbl oluyor. Onun postalarını almak için postaneye gidersiniz. Ba�k bir kitap almak için kütüphaneye gidersin iz. Manava _gidersi r ı l Bütün perdelerini kapadığı karavanda oturup televizyon izle bile, ben m ı cırlı yola park edip, kaykılarak kiralık arabarnın ('ın koltuğuna yerieşiyorum ve yolcu kapısına koyduğu m yası ıQ t başımı dayayıp yatıyorum. Böylece gözlüyorum onu. H i çbir �cıy olmasa bile. Bu bir evlilik. 330

Bütün bir öğleden sonra kadının karavanının arkasındaki ı,.ılılara çömelip sivrisineklere vurdum. Video kameradaki vizör­ dcn kadını izledim, KAYIT düğmesine basmak için b i r şans çıkar ıllye bekled i m . Sarah'nın yaptığı tek şey ise eğilip propan kutu­ •,unu al mak oldu. Bagaj kapısını açıp ağır kedi maması torbala­ I II I I çıkarması beş dakika sürdü ve işini bitirdi. Kiralık arabaını ııı'ri verip evime giden i l k uçağı yakalamaktan başka yapacak bir �l'Y kalmamıştı. Elbette ş u a n kadın ı n barakasında oturuyoru m ; çünkü bir �ı'ye takılıp düştüm. Hava karardıktan sonra. kadımn yapabile­ ı l'ği her şeyden -tabancayla vurma k, bıçakla yaralamak- kötü ıılan sivrisinekler den sonra kadın gelip beni buldu. Yardım ı•lmesi için bağırmak zorunda kaldım ve kadın e l i n i belime ata­ ı.ık beni b u raya kadar sürükledi. Beni buraya oturttu. Bir dakika

ı . ıhatla, dedi. Ben çok orijinal falan değil i m . Ona kuşları i ncelediğimi söy­ Jnyoru m. Bu arazi kırmızı tepeli. tüylü yağmurkuşlarıyla ünlü. Yılın bu zamanlarında mavi boyun l u sülünler çiftleşrnek için buraya gelir. Kad ı n video kamerarnı a lıyor, çekip çıkardığı izleme ekranına l ırıkıyor ve "Ah lütfen. Bana gösterin" diyor. Kamera vızlıyor, klik ,ı'si geliyor ve kırmızı OYNAT ışığı parl ıyor. Kafası güzel olduğu

lr,in kadın gülümseyerek ekranı izliyor. Ona hayır, d iyoru m. Kamerayı geri almak için h ızlıca uzanı­ yıırum. Ona hayır. d iyor um. Yüksek sesle. Ancak Sarah Brçıome geri çeki l iyor, kameraya uzanmamam l�ln dirsekierini ve elleri n i geri çekiyor. Küçük ekrandan çıkan ı•A kadının yüzüne m u m ışığı gibi yansıyor; kadın gülümsüyor vı•

izlemeye devam ediyor. izlemeye devam ederken. yüzü sarkıyor, artık gülümsemiyor. y.ınakları neredeyse gerdanına düşüyor. Kamerada. içinde inek gübresi olan kaygan beyaz plastik tor­ lıııları. yani gübre çuvallarını kaldı rırken görüntüleri var. Bütün �ııvalların üzerine siyah harflerle ş u basılmış: Net Ağırlık Yirmi Iki Kilo. 331


Gözlerini ekrana yapıştırmış olan kadının yüzündeki bütlln kaslar geriliyor. Kaşları. Dudakları. Hayatını bitirecek beş dakıki orada ve o bunu biliyor. O n u tekrar mavi yakalı köleliğe göndt recek çektiğim kısa belgeseL S ı rtı düzelıniş olabilir. önceden yaptığı şeyleri numara dan yapmış olabilir; ancak öyle veya böyle kadın malul de�ll Yaşamak için, kollarıyla timsahlada güreşebi l i r. Sarah Broome, sana seni anladığımı söylemek istiyorum Şu an sen fare zehiri kutusunun üzerini okuyors u n ; ama ş u n u bilmeni istiyorum: Tamamen sakat olduğurnun i l k haftas ı n d çaresiz ve m a l u l d ü m ama yemin ederim k i ergen hayatı ın ı n t n iyi haftasıydı. Her çiftçi nin rüyası budur. Kampa gitmek için bir haftalık izin alan demiryolu makasçısı veya garsonun rüyası. Şanslı bl günde yük tren i köşeyi hızla dönüp raydan çıkar veya yere döklll müş kremaya basarlar ve hepsi adı sanı belli ol mayan stabiliı yolda yaşamaya son verirler. Mutlu sakatlar. iyi Bir Yaşam değildir belki ama Yeterince iyi B i r Yaşamdır Çamaşı r ve kurutma makineleri karava n ı n yanı ndaki barakadi duruyor. Her şey metal renge boyanmış; toz yüzünden lekeli v kabareıki ı . Sadece din lese. Bayan Broome'a şahdamarıının yerini göst rebil i r i m . Balyozu kafaının neresine vuracağını da. Hayır. Sarah Broome bana burada kısa bir süre beklem<'ınl söylüyor. Baraka n ı n kapısı n ı kapatıyor ve beni içeride tek bn�ı ma bırak,ı.y'or. Kapıya asma kilit vuruyor. Şu anda bir bıçağı b i l iyor. Elbiselerine bakıyor, bir daha a�ı giymeyeceği giysilerine. gündelik pantolonianna ve bluzların kat pantalonlarına ve kazakl arına bakıyor. O n u beklerken. kendini kötü hissetme diye bağınyorum

Onu öldü rmektense video kamerayı orada bıraktı ve kay­ eletınesine izin verdi. Adamın geçmişini kasete kaydetti. Lewis Lee Orleans'ın öldürülmes i n i . Kaseti sakladıkta n sonra adamı hastaneye götürdü. "Bu" diyor Ajan Fitneci, "bana göre mutlu sondur . . . "

_

Yaptığın iş normal, diye bağırıyorum. Bütün bunları n son ermesi için gereken tek mükemmel yol bu. Lobideki büfenin arkasında duran Ajan Fitneci bize, "Sonu nd o, yani Sarah Broome benden daha zeki çıktı" diyor. 332

333


ı.

Karn ı n ı tutup sallanan Amerika Güzeli, "Ya o kedi ya da ben . . . " diyor. Hepimiz "Frankenstein Odası"nda oturuyoruz, sarı-ve-kırmızı camdan şöminenin önünde birbirim ize bakıyoruz. Her davranışı ve diyaloğu aklım ıza not ediyoruz. Her anı, her olayı, her duygu­ yu eskisinin üzerine kaydediyoruz. Sarı deriden arkası yüksek koltukta oturan Kayıp Halka, bir sonraki iskemlede oturan Kontes Basiret'e dönüyor ve "Eee? Buraya gelmek için kimi öldürdün?" diye soruyor. Neyi kastettiğini bilm iyormuş gibi davranıyoruz. Hepimiz özne değ i l . kamera o l m aya çalışıyoruz. "Hepimiz b i r şeyden saklanıyor gibi görünmüyor muyuz?" diye soruyor, uzun burnu, sayvan gibi görünen tek kaşı ve sakalı olan Kayıp Halka. "Yoksa insanlar hiç tanımadıkları biri olan Whittier'la kapıdan içeriye niye girsin ki?" Arkasındaki on beş vatlık ampullerle ebedi alacakaranlık

2 '1 :;,

,

4. 5. 6. 7. 8. 9. ı (). ı ı .

1 2. ı 1. 1 4. ı5 16 1 7. 1 8. 1 9. 20. 21 22. 2 '3 . 24.

B

azı h i kayeleri, derdi Bay Whittier, anlatırsın ız ve onlardıın ' faydal-ai ırsınız. Başka h i kayeler de sizden fayda l a n ı r. Amerika Güzeli iki eliyle birden karnını tutarak, Gotik sigiır odasında ki arkası yüksek koltuğun sarı minderin e oturuyor omuzların a şal dolamış, i leri-geri sallanıyor . Beli kalın_ mı yobıı çok fazla m ı elbise giymiş, söylemek zor. Sallanıyor ; kedi tırmn ladığı için ellerinde ve kollarında şişmiş, kırmızı izler ve kabukiM var. "Sitomega lovirüs enfeksiyo nunu duydunuz mu hiç? Hanıli kadı nlar için ölümcül bir virüs ve kediler bunu taşıyor" diyor "O kedi için üzülüyors an" diyor Kayıp H a l ka, "üzülmell sln zaten." 334

ışığı yansıtan uzun viirayların arasındaki sarı ipekten duvar kağıdının üzerine Aziz Bağırsaksız bugüne kadar geçirdiğimiz \\Ünleri düz çizgi çekerek işaretlemiş. Rahibe Vigilante elektriği .ıçınca elindeki pastel boyayla oraya bir çizgi çekiyor. üstelik sadece başparmağı ve işaretparmağı var. Ajan Fitneci taş zeminde pembe egzersiz tekerleğiyle birlikte bir öne bir arkaya yuvarlanıyor, daha fazl a kilo verıneye çalışıyor. Kalorifer kazanı bozuldu . . . yine. Su ısıtıcı da. içine patlamış ınısır ve ölü kedi atıldığı içi n tuva Jetler dol u. Kablolar çekil ip kesildiği için çamaşır makinesi ve kurutma makinesi tehlike l i . insanlar b i r kaseye işeyip o n u tavaboya döküyor. Veya etek­ lerini kaldırıp kocaman, heybetli bir odanın kara n l ı k köşesine lşiyorlar. Masallardaki peruk ve kadifelerimizle, bu ekolu soğuk salon­ lrJrda, çiş ve ter kokusu içinde her günümüzü öld ürüyoruz ve bu, birkaç asır önce asillerin yaşadığı lüks saray hayatı n ı n aynısı. 1\ugün çekilen filmlerde temiz ve şık görünen o saray ve kaleler, ııcrçekte yepyeni olmasına rağmen leş gibi kokuyordu ve soğuk­ ı u. 335


Katil Aşçıbaşı'na göre Fransız şatolarındaki mutfak, krala all yemek s a l o n u n a çok uzak olduğundan akşam yemeği masııy geldiğinde soğuk oluyordu. Fransızların sayısız sos icat etrtı�" sini sebebi de buxdu; böylece sos tıpkı battaniye gib i , yem< k masaya gelene kadar o n u sıcak tutuyordu . Hepimiz çöpçü-avcı aletlerinin hepsini bulduk: Bovling topıı egzersiz tekerleği, kedi. " i n s a n l ı ğ ı m ı z , diğer i n s a n lara nasıl davrandığımıza gt\r ölçülemez" diyor Kayıp H a l ka . Montu n u n kolundaki kedi tüyl ri n i topluyor ve "insa n l ığımız, hayvaniara nasıl davrandığımıı göre ölçü lebil ir" diyor. Saatine bakan Rahibe Vigi l a nte'ye bakıyor. insan haklarının tarihte hiç bu kadar öneml i olmadığı kadı t l ö n e m l i bir dünya . . . Genel yaşam standardın ı n zirve yaptığı htı

dünya . . . Herkesin diğerleri n i n hayatından soru m lu olduğu lı ll kültür. .. Bu noktada kayıp Halka, ne var ki hayva n lar süratle scırı gerçek kurban oluyor, diyor. Tek köle ve av.

"Hayvan lar" diyor Kayıp H a l ka . "insanları nasıl t a n ı m lıyorsıık öyleler." Hayvan olmasaydı, insanlık da o lmazdı. İçinde sadece insan o l a n bir dü nyada. insanların anlrırııı olmazdı. . . "Yağm urlu günlerde dört duvar arasında hapsol m uş V I I I Diodati'deki insanların birbirlerini öldürmemelerin in selwl l belki de buydu" diyor Kayıp Halka. Sahip._gldukları köpek ve kedi ve at ve maymun koleksiycırııı yüzünden, insanoğlu gibi davra n m ışlardır. Gözleri kırmızı, yüzü ise ateşten ter içinde olan Ame r l � Güzel i ' n e bakan Kayıp Halka gelecekteki acınacak, kalab.ılı� dünyada yaşayan insanlar klin ikleri n dışında eylem yapacaklıır

�ey akşam yemeğinde çeşni olacak: Tavuk, sığır, domuz, kuzu veya balık. Amerika Güzeli karnı n ı tutarak, "Onu yemem gerekiyordu" d iyor. "Hayvanlar olmadan" diyor Kayıp Halka, "insanlar o l u r ama Insan l ı k olmaz." Nişan yüzüğüne, yani ince parmağında parlayan Leydi Çöpçü' n ü n şişko elmasına bakan Tabiat Ana; "Bebek eylemi l ıakkında söylediğin şeyler. . . çok korkunç; Yoldaş Huysuz gibi konuşuyors un" diyor. Suranın dördüncü hayalet i . Tabiat Ana'yı izleyen Aziz Bağırsaksız, "Katılıyorum" diyor. "Bebekler . . . harikadır." Tabiat Ana ve Aziz . . . hala duygusal alt olgumuz. Sonra Kayıp H a l ka ellerini havaya kaldırıp montun u n kolları-

1 1 1 kıvırıyor. işaretparmaklarını şakaklarına. koyup, "O zaman ben ııııu temsil ediyorum" diyor. Yoldaş Huysuz'u temsil ediyor. Ve 1\ı.ıy Whittier'ı temsil ediyor; insanlar doğalarındaki vahşi, hay­ vrıni yönü kabul etmeli diyor. Dövüş-kaç reflekslerimizi boşalt­ ını-ık içi n bir yol bulmamız lazım. Geçmişteki b i n n es i l boyunca 1\�rendiğimiz becerileri. B i r i n i n can ı n ı acıtmak ve bizim canı­ ıııızın acıması ile ilgil i gereks i n i mlerimizi göz ardı edersek, o �Preksi n i min olmadığını söylersek ve bunların üst üste binmeIne izin verirsek, o zaman savaşlar çıkar. Seri cinayetler olur. ı Jku lların içinde ateş açılır. "Sıkıntı eşiğimiz çok düşük diye" diyor Aziz Bağırsaksız,

• . ıvaş çıktığını söylüyorsu n . " .

Ve Kayıp Halka, "Savaşlar var çünkü biz a l t eşiğimizi kabul

ı•l ın iyoruz" diyor.

/\j a n Fitneci, Kayıp H a l ka'yı kayıt cihazına kaydeden iftira

üzerinde g ü l ümseyen bebeklerin resimleri olan dövizler taşıyıılı insanlar, h a m i l e kadınları lanetleyip onlara tükürecekler� diytır

1 ı ı nt u ' n u kameraya çekiyor; h e p i m iz b i r gün setteyken bir aktö­

kadına sövüp sayacaklar. . .

ııynrlamamızın daha gerçekçi olması için detay arıyoruz.

"Bu insanlar. hala çocuk doğurmayı tercih eden birkaç brııı ıl "

O gelecekteki dünyada . dışarıdaki dünyada hayva n l a r sadf'c hayvanat bahçelerinde ve filmlerde o l acak. İnsan o l mayan lıı ı 336

ıı• nktarabileceğimiz fiziksel olayın göstergesini arıyoruz. Gerçek Amerika Güzeli elini eteğinin katlarının içine sokuyor ve lın l ı n ı n üzerinde hiçbir şey o l mamasına rağmen oraya gözleri337

·


n i d i kiyor. Parmakları eteğin içinde bir şey yaparken, Ameı lk Güze l i ' n i n nefesi, göğsünün kalkıp i nişi duruyor. E l i n i dışarı çıkardığında parmakları parlıyor, temiz biı �� e l i n i ıslatmış. K'an değil. E l i n i burnuna götürüyor ve kokııyıı içine çekiyor. Kaşları çatılıyor. Zava l l ı Müdire Tekzip neredeyse sonsuz zaman önce aP,I1 ı mayı bıraktı. O zamandan beri oturup Amerika Güzel i ' n i izi iye ı r Onu bir odadan ötekine takip ediyor. Bekliyor. Amerika Güzeli ' n i n kol larındaki tırmık izlerine bakan Kayıı Halka, "Sende bakteriyel enfeksiyon var" diyor. "Bartonella 6aclı'll

um, lenf düğümleri enfeksiyonu." Ve insanlar not alabilsin dlv yavaş konuşuyor. iftira Kontu not alırken harfleri teker H·�· ı söylüyor: "B-A-R-T . . .

"

Havayı koklayan Halka, "Ve eğer yan ıl m ıyorsam, suyun geldi diyor. Bayan Aks ı rı k eline öksürüyor ve sessizliğe karş ı l ı k kağıdıı 1 ılı şey yazan kalem'in sesi gök gürlemesi gibi yüksek çıkıyor. Amerika Güzeli ıslak ıslak e l i n i burnuna götürü rken M O d ı ı Tekzip bunu dikkatle izliyor. Hepi m iz kamera n ı n

arkasındaki kameranın arkas ınd.ıkl

Geri kala n ı m ız bunu izleyip not alıyoruz Müdire'n i n elleriyle llniformasını kavrayışını not al ıyoruz, Clara Barton tarzı uzun l'tek ve göğsünde kızıl haç olan ö n ! ük giymiş, peruğunun üzeri­ ııc tokalarla hemşire kepi tutturmuş ve eteği n i öyle sert tutmuş ki. parmaklan morarmış. Çenesini göğsüne öyle bir yapıştırmış ki, kaşların altından önünü göreb ilmek için gözlerin i devirip duruyor. Ağzı n ı o kadar sıkı kapamış ki, çenesinin kenarlarındaki krıslar top gibi şişmiş. Kağıt üzerindeki kalemlerimizin sesinden ılnha fazla ses çıkaran Müdire Tekzip, Amerika Güzeli ' n i n arka­ �ından gitmeye başlıyor. Geri kalanımız oturup, çığlığın gelmesini bekliyoruz. Kıkırdaklı bir şeyin olması gerekiyor. Hortlak gibi bir şeyin olması gerekiyor. Bizim Mitolojirnizi .. telifimizi paylaşacak olanların sayısı bir kişi eksi Idi. Ajan Fitneci yere devri liyor, yan tarafına düşüyor, nefes nefe­ 'ıl' kalıyor ve teri parlıyor. Kaftan ı n içindeki bol harem pantolo­ ıııı görünüyor; peruğu aşağı düşmüş. Kayıp Halka'ya dönerek, "Kendi tearin i tecrübe etmek için" diyor Ajan Fitneci, "buraya ı,ıl'lmek için kimi öldürdün?"

kamerayız. Koluna bakmadan montunun üzerindeki kedi tüylerini t ı ı ı

çalayan Kayıp Halka, " H astalığının yaygın a d ı 'kedi tırıııı ateşi' . . . " diyor. " M l� ağrım var" diyor Amerika Güzeli ve ıslak parmııkl ı

rını üzerindeki şala s i liyor. Eteğini kaldırıp koltuktan kalkıyı ıı Şalını y u karıya, tırmıklı boynuna çekiyor. Ayaktayken merdivı !ere doğru dönüyor ve "Odama gidiyorum" diyor. Koltuğun deri oturma yeri kararm ış. Islak. Kandan sudan.

11

clı·�ll

Amerika Güzeli merdivenleri çı karken gittikçe kısalıp gö7ılı

r

kaybolunca Müdire Tekzip de hareketleniyor. Amerika Güzeli gözden kaybolur kaybol maz, Müdire T<.'k11 1 de peşinden gidiyor. 338

339


Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Kameradan kaçan, ata binmiş bir insan kadar uzun, kafasının üstü sivri ve kırmızı kürklü bir canavarın on altı milimetrelik çekimi. Fonda çam ağaçlarıyla çevrili nehir kıyısında güneşli bir gün. Belgeseldeki bu canavar, Kayıp Halka'nın üzerine bindirilmiş, kırmızı kürkten göğüsleri sallanıyor, arkasına bakmak için dönüyor.

Ev ri m

Kay ı p H a l ka i l e İ l g i l i B i r

Ş ı l l'

"Bugün ne yapacaksın?" diyor Kayıp Halka. "Bunu nasıl _düzelteceksin?" Üzerinde durduğun o dağdaki ölü hayvanları ve soyunu Kayıp Halka sahnede, gözleri, sarı gözleri, koş kemiğinin altındaki derinliklerden bakıyor. Gözleri ve burnu, alnında fırça gibi duran saçlarıyla orman gibi görünen sakalının arasındaki küçük açı k alana sıkışmış. Elleri. neredeyse dizlerine değecek; parmak eklemlerinde siyah kıvırc ı k tüyler var. 340

Kayıp Halka sahnede duruyor, "Biri öldüğü için nefes alıyorsunuz" diyor. Bir şey ve biri yaşadı ve öldüğü için bir hayatınız var. Ölülerin dağı sizi gün ışığına ç ı karıyor. Kayıp Halka, "Onların hayatlarının çabası ve enerjisi ve ivmesi ... " diyor. Sizi nasıl bulacak? Onların hediyesi hoşunuza gidecek mi? Televizyonun önünde oturarak onların hediyesini heba ederseniz, deri ayakkabılar ve kızarmış tavuklar ve ölmüş askerler sadece bir trajedi olur. Veya trafikte s ı kışırsanız. Veya bir havaalanında parasız pulsuz kalırsanız. "Tarihin bütün yaratıklarını nasıl göstereceksiniz?" diyor Kayıp Halka. Onların doğumunun ve işlerinin ve ölümünün değerli olduğunu nasıl göstereceksiniz?

34 1


"Öldürülen küçük kızı duydun mu?" diye soruyor. "Kız, Kızılderili bölgesinden değil miydi?" diye soruyor. "Onunla lt�nıştın mı?" Yıllarca sigara içildiğinden barın pürüzlü sedir ağacından duvarları sapsarı olmuş. Tütün tükürüğünü emsin diye yerlerde yoğun talaş var. Siyah tavandaki Noel ışıkları sağa sola salla­ ıııyor. Kırmızı, mavi ve sarı. Yeşil ve porta kalrengi. Işıkların bir kısmı yanıp sönüyor. Burası, köpeğinizi getirmenize veya üzeri­ nızde silah taşımanıza izin verilen bir bar. Görünenin aksine, bu flört değil sanki mülakat. Bu kız bir gerçekten bahsediyor olsa bile, konuyu soru cüm­ lesiyle söylüyor: "Aziz Andreas ve Aziz Bartholomeos'un köpek kafalı bir devi dininden döndürmeye çalıştığını bil iyor musun?" diyor. "Eski Katelik kilisesi devin dört metre boyunda, köpek kafa l ı . aslan yeleli ve yabandomuzu dişli olduğunu söylüyor" diyor ancak

T e z

Omlesini doğru düzgün kurmaya çaba sarf etmiyor bile. Aslında başarısız ama bunu asla kabul etmez. Sadece: vır, vır. vır konuşur. "İtalyan terimi olan lupa manera'yı hiç duydun mu?" diye ,oruyor. ı

Kayıp Halka ' d a n B i r Hik4�ı

S

onrad an bunun gerçek bir flört olmadığ ı ortaya çıktı. Elbette. yeterince güzel bir kızla barda bira içtik. Bilard oynadık . Müzik kutusun dan şarkı çaldık. Kızart ı l m ı ş yumurta lı birkaç hamburger ve kızarmış patates yedik. Flört yemeği işt<'

Lisa'nın ölümün ün üzerinde n kısa bir süre geçmişt i aınıt benim hoşuma gitti. Yani dışarı çıkmak hoşuma gitti. Bu yeni kız asla yüzünü yana çevirmiy or. Barın üzerinde ki televizy onda gösteril en futbol maçına bakmıyo r. Topa baknıtı dığı için bilardo aynarken hiçbir topu deliğe sokamıy or. Gözlt•rl sanki dikte ediyor. Steno notları a l ıyor. Resim çekiyor. 342

Bilardo masasının üzerine eğiliyor ve köşedeki deliğin hemen yanında duran iki topu sokacak ama bu kolay vuruşu da yapamıyor. Sürekli şöyle şeyler söylüyor: "Fransız Gandillon ııllesini duydun mu?" Veya "Alienin tamamı 1 584'te kazığa bağ­ l. ınıp yakılmış . . . Bu kızın adı Mandy Bilmemkim; birkaç aydır. belki Noel tati­ llnden bu yana kampüste. Kısa etekler ve kalem gibi incecik çelik lııpuklu batlar giyiyor. Kızların buralardan alamayacağı elbiseler lıunlar. i l k başlarda insa n b i l i m i ofisinde takıldı. "Dünya insanları I O I "de öğretim asistanıydı ve gözlerinin mekanik bakması orada lı<tşladı. Sonra İngilizce departmanma takılınaya başladı ve l ıukuka hazırlık kursu sorup soruşturuyordu. Her gün orada. Her wUn merhaba d iyor. Ama yine de casusluk yapıyor. Gözleri resim ı,rkiyor. Not a lıyor. "

343


Mandy Bilmemkim, Özel Ajan oluyor. Kışın bütün sömestr boyunca gözleriyle sürekli baktı ve bu hafta " B i r ısırık ister misin?" diye soruyor. Isınarlıyor Hamburger, Noel ışıkları ve bira var ama bu hala bir flört de�il Altı numaralı topa düzgün vurarnıyar ve "Bi lardocudan çok daha iyi bir antropoloğum" diyor. Bilardo sopasının ucuna tebc.o ş i r sürerken, "Varulf kelimesini b i l iyor musun? Adı Gil Trudeau olan adamı? Amerikan Devri m i'nde General Lafayette'e rehber l i k yapmış" diyor. Mandy Bilmemkim bilardo sopası n ı n ucunı. mavi tebeşiri sürmeye devam ederken, "Veya Fransızca loup qarou teri m i n i duydun m u ?" diye soruyor. Gözleri sürekli izliyor. Ölçüyor. Cevap arıyor. Tepki bekliyor Kızın insanbilimci tarafı benimle buluşup dışarı çıkmıık istiyor. New York şehrinden buraya taşınmış, sırf Chewlcıh Kızılderi l i lerine ayrılmış arazide yaşayan adamlarla tanışmak için. Evet, bu ırkçılık, diyor. "Ama iyi bir ırkçılık. Ben Chewl<1h erkeklerini çok seksi bul uyorum . . . "

Mandy Bilmemkim hamburgerierin üzerine eğiliyor. d i rsck lerini masaya koyuyor, avcuyla çenesini tutuyor, diğer e l i n i n parmakları � la yağlı masan ı n üstüne görünmez desenler çiziyor Chewlah kabilesinde bütün erkekler birbirlerine benziyor. diyor "Chewl a h ' l ı erkeklerin yüzlerinde kocaman bir sik ve taşaklur var" diyor. Chewla h ' l ı erkeklerin çeneleri öne doğru çok çıkık derney çalışıyor. Ayrıca çenelerinde derin bir çukur var ve o da taşcık gibi görünüyor. Chewlah'lı erkekler sürekli tıraş olurlar; tırat olduktan sonra bile tıraş olurlar. Mandy Bilmemkim o sabit kara gölgeye, "Beş Dakikalık Gölge" diyor. Chewlah Kızılderililerine ayrılmış arazide yaşayan erkeklerlll tek kaşı olur; siyah damı andıran bir çalı gibidir ve edep yeri kılı kadar kalın olan bu kaş, çekince her iki taraftaki kulağa ulaşır Bu siyah kıvrımlar öbeğiyle, kıll ı taşak gibi görünen, aşagıy uzanan çenesinin ortasında Chewlah burnu vardır. Uzun v şişkin b i r tüp yüzün ortasından fırlar. Çok kalın ve neredey 344

sert olan burnun şişko ucu, ağzı saklar. Chewlah burnu o kadar uzundur ki. çukur çenenin üzerine düşer. "O kaşlar gözleri kapatır" diyor Mandy. "Burun, ağzı kapatır." Chewlah kalibesinden bir adamla tanışınca gördüğünüz i l k şey edep yeri kılıdır; büyük, yarı sertleşmiş v e aşağıya sallanan bir yarak ve arkasındaki iki taşaktır. "N icholas Cage gibi" diyor, "ama fazlası. Yarak ve taşaklar gibi." Patates kızartması yiyor ve "Adam yakışıklıysa böyle söyle­ nir" diyor. Patates kızartmasına o kadar tuz döktü ki, masa kumlu gibi ııörünüyor. Hesabımızı. barmenin hayatında görmediği renkte American Express kredi kart ıyla ödüyor. Titanyum veya uran­ yum. B u raya gelmesi n i n sebebi bir tez. Antropoloji mezunu l)ğrencilerin durmadan kıkırdadığı Manhattan'da kanıtları bir ,ıraya toplamak zor; fakülte öğrenci danışmanı alan ça lışma­ �ı konusunda size koçl uk yapmaya başlayıncaya kadar oraya katlanmak zor. Kızın alanı kriptozooloji. Kocaayak, Loch Ness Canavarı, vampirler, Surrey Puması, Güve Adam , ]ersey Şeytanı ı.tibi nesli tükenmiş ve efsane olmuş hayvanları inceleme dalı. Dünyada olan ve.ya olmayan hayvanları. Fakülte danışmanı, kıza lıuraya gelip Chewlah kabilesini ziyaret etmesi, kültürü i nce­ lemesi ve birazcık adli ayak işi yapması gerektiğini söylemiş. Tezin i n konusunu bulması gerekiyormuş. Gözleri tepki veya teyit almak için yukarı aşağı oynayıp duru­ yor. D i l i n i dışarı çıkarıp geveleyerek, "Tanrı, Margaret Mead'i tak­ lll eden biriyle karşılaşmam için yaptı bunu" diyor. Onun planında Chewlah arazisinde yaşamak varmış. Ev veya lı(•nzer b i r şey kiralayacakmış. Annesi ve babası doktormuş ve kl� ndileri ne benzemesin diye ne kadara mal o lursa olsun kız­ l.ırının kurduğu hayali gerçekleştirmesini istemişler. Kendisi lı.ıkkında konuşsa bile Mandy Bilmemkim soru sormaya devam ı•diyor. Ailesi hakkında konuşurken. "Niye kariyerlerini değiştir­ ıniyorlar ki? Ozücü mü bu ya da ne?'' diye soruyor. 345


Bütün cümlelerinin sonunda soru işareti var. Mavi veya gri, sonra gümüşrenge dönen gözleri izlem<·v• devam ediyor. Hamburgerinden bir ısırık alıyor; şimdiye kad.ıı çoktan soğumuştur. Ölü bir şey yiyor sanki. "Ölen kız . . . " diyor. ''Sence ne oldu?" diye soruyor. Tezinin konusu dünyanın her yerinde ortaya çıkmı ş aynı dı·� gizemli yaratıklarla i lg i l i . Seattle'daki Cascade Dağları'ndcı c ı deve Seeahtiks deniyor. Avrupa'da Almas deniyor. Asya'da Yetı California'da onlar Ohmah�ah oluyor. Kanada'da, Sasqualclı iskoçya'da Fear Liath More, yani Ben Macdhui Dağları'ııd.ı gezen ünlü "Gri Adam." Tibet'te deviere Metoh�kangmi V<'V ı iğrenç Kardanadam denil iyor. Bunlar, ormanlarda, dağlarda gezen, uzun yürüş yapan V<'Y ı ağaç kesen insanlar tarafından görülmüş, bazen fotoğrafı çekil miş ama yakalanmamış tüylü devierin farklı isimleri. ' Kız buna farkl ı kültürlerin fenarneni diyor. "Kocaayak sosv11l terim inden nefret ediyorum" diyor.

q �

B farklı efsaneler tecrit edi l m i ş yerlerden çıkmış; ama he 1 ı sin d de çok uzun boylu, pis kokusu n u cennetten bile alabllc• ceğiniz tüylü canava rlardan bahsediliyor. Canavarlar utang.ıı ama kışkırtılınca saldırıyorlar. 1 924 y ı l ı nda Kuzeybatı Pasifik'le maden arayan bir grup, goril olduğunu sandığı bir şeye alı· eder. O gece aynı tüyl ü devlerden oluşan bir grup, adanılıı rın Saint Helens Dağı'ndaki kulübesine taş atar. 1 967 y ı l ı ı H I . ı Oregon'da ağaç kesen bir ada m , buz tutmuş toprağın üzerinrldı bir tonluk kayaları kaldırıp, altında k ı ş uykusuna yatmış s incrı ı ı ları yiyen, kaba tüylü bir dev görür.

Bu canavarların yakalanmamış olması , on la rın- varolıııoı dığının en büyük kanıtıdır. Ö l ü leri de bulunmamıştır. Yalııı ı ı arazilerdeki avcıların, motosikletli insanların e n azından ! ılı Kocaayağı öldürmesi gerekiyordu. Barmen masaya gelip aynısından ister m i s i n iz , diye soruyııı Mandy B i l memkim sanki çok önemli bir s ı r veriyormuş Hlld 346

ıırı iden çenesini kapatıyor. Kız, orada durmakta olan barmene, "l lesaba yaz" diyor. Adam adım atar atmaz kız, "Galler terim i olan gerulfos' u bili� yor musun?" diye soruyor. "Mahzuru var mı?" diye soruyor. Dönüp yanındaki koltukta duran çantasına ellerini sokuyor. etrafına paket lastiği dalanmış lıir defter çıkarıyor. "Notlarım" diyor ve paket lastiğini çıkarıp kaybolmasın diye bileğine takıyor. "Eski Yunanların cıpıocephali dediği ırkı b i l iyor musun?" diyor. Defterini açarak okumaya başlıyor. "Vu rvolak'ı biliyor musun? t\swang'ı? Cadejo'yu?" Sapiantısı n ı n ikinci böl ü m ü ise bu işte. Defteri n i n açık say� lıısına parmağını koyarak, "Dünyanın dört bir yanındaki insanlar bütün bu isimlere i nanıyor, bin yıllık olmalarına rağmen" diyor. Dünyadaki bütün dillerde kurt adam kelimesi var. Dünya ılıerindeki bütün kültürler ondan korkuyor. Haiti'de, diyor, hamile kadınlar, yeni doğacak bebeklerini kurt ada m ı n yiyeceğinden korktukları için içine gaz konulan acı k;ıhve içer. Sarmısak, muskat, Çin sarınısağı ve kahveyi suda kay� ııntıp öyle yıkanırlar. Bebeğin kanının kokusunu değiştirmek ve ııralardaki kurt adamların iştahını kaçırmak için yaparlar bunu. Mandy B i lmemki m ' i n tez konusu burada ortaya çıkıyor. Kocaayak ve kurt adamlar, diyor, a y n ı fenomendir. Ncden b i. l i m i n ölü bir Kocayak bulamama s ı n ı n sebebi. onla� 1 1 11 değişmesidir. O canavarlar insandır aslında. Her yıl birkaç ' .ıat veya gün değişirler. Tüyleri çıkar. Danimarka l ı ları n dediği �ıl b i , kudururlar. Şişerler, kocaman olurlar ve gezmek isterler. ( )rmanlarda ve dağda gezerler. "Bu, onların aybaşı halidir" diyor. "Erkeklerin bile böyle dönemleri vardır. Erkek filler altı ayda l l r kızgın döneme girer. Her taraflarından erkeklik hormonu

ı

lı�kırır. Kulaklarının ve cinsel organlarının şekli değişir ve feci lıııysuz olurlar" diyor. Sornon balıklarının , diyor, y u m u rtlamak için ırmağın yukarı� �ına geldiklerinde, şekilleri öyle bir değişir k i , çeneleri çarpılır, 347


renkleri değişir ve onları balık türü olarak görmek zorlaşır. V da örneğin. çekirgeler. ağustosböceği olur. Bu koşullar altındi vücutların ı n boyutu ve şekli değişir. "Teorime göre" diyor, "Kocaayak geni ya hipertrikoz vey humanoid Gigantopitfıecus ile ilgili; beş yüz yıldır da nesiinin tükendiği düşünü lüyor." Bu Bayan Bilmemkim vır, vır, vır konuşuyor. Adamlar sırf bir parça göt sikmek için bu baktan m u habbet! dinliyorlardı. Birinci büyük kel ime olan hipertrikoz'un insanın teni ndeki bütün deliklerden kıl çıktığı. irsi bir hasta l ı k olduğunu söylüyor o insanlar eninde sonunda bir sirkte iş bul uyorla rmış. ikiııd büyük kelimesi olan Gigantopitfıecus, Koenigwald adındaki bir daktorun kocaman diş fosi l i a rarken 1 934 yılında keşfettiği, u metre boyunda olan, insanoğlunun i l k atasının adıymış. Parmağıyla açık duran deftere vuran Mandy Bilmemkim " 1 95 1 y ı lında Everest Dağı'nda Eric Shipton tarafından foto�ı.ılı çekil mi ş ayak izi n i n" diyor ve parmağı n ı vuruyor, "iskoçya'd.ıkl Ben Macdhui'de fotoğrafı çekilmiş ayak izleriyle" diyor ve p,Jf mağını defterine vuruyor, "ve 1 967 y ı l ı nda Kuzey California'chı Bob C i m l i n tarafından bulunmuş ayak izleriyle" diyor ve parnıtt ğını vuruyor. "aynı olduğunun farkında mısın?" diyor. Çünkü dünyanın her yerindeki kaba, kı llı canavarlar birbiriyi bağlantı l ı . Teori s i ne göre dünyanın dört bir yanındaki soyutlanını insan gruplarında, onları üreme devresinde canavara dönOt türen bir gen var. Bu gruplar soyutlanmış durumda, yaban alanlarda kendi başlarına kalıyorlar çünkü misal Ch icago wy Disneyland'ın merkezinde yaşayan hiçbir insan. çok uzu n , ka lı ı yarısı insan yarısı hayvan bir canavar olmak istemiyo r. "Veya" diyor, "Seattle'dan Londra'ya giden British Airwrıy uçağı nda . . . Geçen ay gerçekleşen uçuşla ilgi l i olaydan bahsediyor. Uçıık Kuzey Kutbu'na yakın bir yere çakılmış. Son konuşmasınd pilot. bir şeyin kokpit kapısını parçaladığını söylüyor. Krır "

348

kutuda haykırma ve h ın ltı sesleri var ve pilot. "Bu da ne? Neler oluyor? Sen nesin? . . . " diye bağırıyor. Federal Havacılık idaresi uçağa silah, bıçak ve bomba sokul­ ınuş olamayacağı n ı söylüyor. Kam u Güvenlik Teşki latı, psikoaktif uyuşturuculardan çok fazla alarak uçmuş tek başına bir terörist yüzünde n uçağın çakıldığını söylüyor. Uyuşturucu, adam ya da kadına i n sanüstü güç vermiş. Mandy B i l memkim , ölmüş yolcuların arasında Chewlah kabi­ lesinden on üç yaşında bir kız varmış diyor. "Kız" deyip notlarını karıştırıyor, "iskoçya'ya gidiyormuş" diyor. Teorisine göre Chewlah kabilesi. ergenl i k çağı gelmeden kızı denizaşırı bir yere €önderiyor. Böylece Ben Macdhui cemaatin­ den biriyle tanışıp belki de evlenebilir. Gelenekiere göre orada. ı.:ri kürklü devler b i n metre n i n üzerindeki yamaçlarda başıboş t�,ezebiliyor. Mandy B i l memkim'in kafasında bir sürü teori var. Bu esra­ ıcngiz olayla ilgili en geniş kitap koleksiyon u New York Halk Kütüphanesi'nde b u l u n uyor. diyor; çünkü kütüphaneyi cadılar meclisi yönetiyor. Mandy Bilmemki m . Amişler" dünya üzerindeki Ami ş toplu­ ltığuyla i l gi l i bütü n kitapları saklarlar, diyor. Kiliselerinin her llyesinin envanteri n i de. Böylece, seyahat ettiklerinde veya göç �·ttiklerinde kendi türleriyle birlikte olmaları , yaşamaları. çiftleş­ meleri m ümkün ol uyor. "Kocaayak insanların aynı türden envanter kitapları sakladı­ �1ını düşünmek saçma olmaz" diyor. Değişim geçici olduğundan. araştırma yapan

insanlar

Kocaayak' ı n ölüsün ü hiç bulamadılar. insanlık tarihinde bütün kO ltürlerde kurt adam düşüncesi oluşması da bundan. Roger Patterson tarafından çekilmiş 1 967 tari h l i belgeselde 1!irklü b i r yaratığın yukarı tırmandığı gösteril i yar. Kocaman •

Amiş: Basit ve kapalı bir yaşama i n anan ların ol uşturdugu Protestan mezhebi. (ç. n.)

349


göğüsleri ve poposu olan, sivri kafal ı b i r dişi. Yüzünde, göğü!'>! rinde ve poposunda. yani bütün bedeninde kaba kızıl tüyler v ır Fi lmin o birkaç dakikasına bazı insanlar hile dedi. başkal.ırı inkar edilemez kanıt dedi; aslında birinin Tilly Teyzesi kadr.ı l girmişti muhtemelen. Oraya buraya koşturup çilek ve böcrk yiyor ve eski haline dönene kadar ailesine görünmek istemiyor du.

--

"Zava l l ı kadın" dedi Mandy. '"En kıllı' gününde seni çırılçıp lak gören mi lyonlarca insan olduğunu bir düşünsene!" Kadı n ı n a i lesi belgeseli televizyonda gördü kçe muhtemclt>n oturma odasına çağırıp o n u n l a aday ediyordur. " D ü nyaya canavar gibi görünen şey" diyor Mandy, "Chewlnl kabilesi için evde izlenen bir filmdi." Kız kısa bir süre bekliyor. belki de tepki vereyim diye. GOIU veya iç geçirme bekliyor. Sinirli bir tik. Mandy Bilmemkim uçaktaki kızın ne hissettiğini düşlin diyor. Uçuşlarda verilen m i n i k yemeğini yiyor ama hala ,, Önceden hiç hissetınediği kadar aç. Hastesten atıştırmalık l ıl l şey, yarısı artmış yemek y a d a yiyebi leceği herhangi b i r � istiyor. Sonra ne olacağını anlamaya başlıyor. O ana kad 1 annesiyle babası n ı n birkaç günlüğüne ormana gittiğini. g('ylk kokarca. somon; yakalayabilecekleri her şeyi yedi klerini an lı.-ıl ı l h i kayeler duymuştu. Bi rkaç gece yabanileşip eve yorgun, hall hamile bir halde döndüklerin i . Uçağın tuvaletine saklanmak ı�ır ayağa kalkan kızı düşü n ; ama tuvaletin kapısı kilitli. İçeride l ı l r l var. Koridorda, tuvaletin kapısının önünde ayakta bekliyoı v zaman geçtikçe daha da açlık hissediyor. E n sonunda tuvalı•llı kapısı açılıyor ve içeriden çıkan adam. "Affedersiniz" diyor; rıııı artık çok geç. Kapının önündeki şey artık bir insan değil. Sadf bir aç. Adamı tuvaletin içine itiyor ve kapıyı içerden kilill iyur Adam ç ı ğ l ı k bile atamadan, on üç yaşındaki kız dişlerini ada111ı1 nefes borusuna geçirip orayı koparıyor. Yiyor da yiyor. Elbiselerin altındaki lezzetl i etten biraz c l . ı h fazla yemek için. sanki portakalı sayar gibi adamın elbiselt•ııı parça lıyor. 350

Ana kabindeki yolcular uykuya dalmak üzereyken, bu kız yemeye devam ediyor. Yedikçe büyüyor. Sonra belki hostes� !Nden biri kilitli tuvalet kapısının altından sızan yapışkan kanı �örüyor. Hastes kapıya vurup her şey yolunda m ı diye soruyor belki. Veya belki Chewlah'lı kız yiyor da yiyor ama hala aç. Kilitli tuvaJetten çıkan şey, kana bulanmış ve yediği şey dişi� nin kovuğuna gitmemiş. Işıkların kapalı olduğu a n a kabine g i ren şey, yüzleri ve omuzları tüm eliyle kavrıyor. kabinin koridorun� da. sanki açık büfeden yemek yiyen biri gibi yürüyor. Kız. sarı ve aç gözleriyle ağzına kadar dolu olan jet yolcu uçağı n ı , kalp �eklindeki kocaman çikolata kutusu gibi görüyor olma l ı . Her şeyin yendiği İskandinav usulü açık büfeli uçuşta insan kafalarını seçiyor. Kokpit kapısı parçalanmadan önce pilot. verici cihazına son kl'z şöyle bağırıyor: "İ m dat. imdat. Birisi uçuş ekibirn i yiyor. . . " Mandy Bilmemkim burada duruyor; gözlerini fal taşı gibi .ıçmış ve nefesi konuşma hızına yetişrneye çalıştığından, elini k.ılkıp inen goğsüne bastırıyor. Nefesinde bira kokusu var. Kapı açılıyor ve bir sürü adam sokaktan bara giriyor; hepsi� ııın üzerinde aynı parlak portakalrengi giysi var. Eşofman üstle� ıl Yelekleri. Portakalrengi montları. Spor takımı gibi görünüyor; ıncak gerçekte yol ekibi. Barın üzerindeki televizyonda orduya bıtılmakla i lg i l i b i r reklam var. "Hayal edebiliyor musun?" diyor. Bunların hepsinin doğru olduğunu ispat etse ne olacak? Ilirinin ırkı . onları kitle imha silahına dönüştürse? Hükümet bu �lzl i gene sahip herkese bir ilaç içerek bunu bastırması gerek� tiV,ini mi söyleyecek? Birleşmiş M il l etler bu insanları karantina .ıl t ı na mı alacak? Toplama kamplarına mı yollayacak? Orman lwkçileri nin teh l i keli boz ayıları kavalayıp y9kaladığı gibi. radyo vı·rici cihaziarından o insanların i s i m leri m i söylenecek? "FBI'ın kabile arazisine gelip görüşme yapması" diyor. "an ıııcselesi; sen de öyle düşünmüyor musun?" Buraya geldiği ilk hafta arabasıyla kabile arazisine gitti ve lıısanlarla konuşmaya çalıştı. P l a n ı . bir yer kiralayıp günlük 351


hayatı incelemekti. Chewlah kültürünün bütün detaylarını ögrı necek. insanların nasıl para kazandığını bilecekti. Efsaneletlııı ve tari h i n i bizzat onlardan dinleyip derleyecekti. Arabasıyl ı oraya gitti: yanında ses kayıt cihazı ve beş yüz saat l i k kaM ı vardı. Ancak hiç kimse oturup konuşmadı. Kiralanacak ev, dalı veya oda yoktu. Oraya gideli bir saat bile olmam ıştı ve beledıyı şerifi sokağa çıkma yasağın ı kastederek güneş batmadan a ı . ı ziden çıkması gerektiğini söyledi. Yol uzun olduğundan ş u . ı ı ı dönmesinin daha i y i olacağını söyledi. Onu araziden attılar. "Şunu a n l atmaya çalışıyorum" diyor Mandy Bilmemkl ın "bunların hepsini engel leyebil i rim." Kız bilgi verme nöbeti geçiriyor. Çakı l m ı ş jet yolcu uç;ı�ı FBI bi rkaç güne kadar b u raya gelecek. Toplama kampları. E l ı ı l � temizleme. O zamandan beri vakıf ün iversitesinde takılıyor. Chewlalı l ı adamlarl a çıkmaya çalışıyor. Soru sorup bekliyor. Ancak cevııı beklemiyor. Alkış istiyor. Haklı olmayı bekliyor. i l k söylediği kelime olan varulf, isveççe'de "kurt adam" denli � Loup�garou Fransızca. General Lafayette'e rehberlik yapan ( ı l i Trudeau adlı adam, Amerikan tarihinde a d ı geçen i l k kurt adııııı "Bana haklı olduğum u söyle" diyor. "ben de sana yardıını ı ol maya çalışayırn." FBI buraya gelirse. diyor. bu h i kaye asla gün ışığına çıknı.ı Zan l ı geni olan insanların hepsi hükümet tarafından tutuklnrııı ve ortadan kaybo l u rlar. Kam u refahı adına. Veya dıJ rumu re�.ıııl bir kazayla çözer. Resmi açıdan soykırım olmaz. H ükümt•l l ıı kabilelerin üzerine bu kadar gitmesinin iyi bir sebebi vardı v böylece çiçek hastalığı m ikrobu taşıyan battaniy� dağıta ı . ı� onları yok etti veya onları uzak mesafelerdeki arazilere göndı ı di. Bütün kabi lelerde Kocaayak geni yoktu , bu doğru; ancak i ılı asır önce kimlerin risk altında olduğunu belirlemek zordu. "Bana haklı olduğumu söylersen" diyor Mandy B i l memkıııı "seni yarın sabah gösterilecek B u g ü n progra m ı n a çıkann m." Hatta belki A Grubu' nda.

352

H i kayeyi çözecek. Kam u n u h sempatisini kazanacak. Belki U 1 us lararası Af Örgütü' n ü devreye sokacak. B u . vatandaşlık hakları için verilecek sıradaki büyük savaş olabilir. Tabii global olacak. Teorik olarak canavar geni taşıyan dünyadaki cemaatle� ı l . kabileleri ve grupları zaten belirlemiş. Bira kokulu nefesiyle "canavar" kelimesini o kadar yüksek sesle söylüyor ki , portakal� ıengi yol ekibindeki herifler dönüp bakıyor. Dünyanın her yanında flört edebileceği adamlar var. Bu flört çuva l lasa bile. kendisine duymak istediği şeyi söylecek birini l ı u labilir. Kurt adamlar ve Kocaayak var. Ve ikisi de bu adamda var. Adamlar sırf bir parça göt sikmek için bu baktan m uh abbeti dinliyordu. Yüzünde sik olan Chewlah erkekleri bile. Ben bile. Ancak ona şunu söylüyorum: "On üç yaşındaki kızın .ıdı Lisa'ydı. O benim kız kardeşi mdi." "Oral seks" diyor Mandy Bilmemkim, "konum uzun parçası. . . " Kızı arazideki evine götürmeyen b i r adam tam bir salaktır. Ilciki onu ailesiyle tanıştırır. Lanet olası a i lesindeki herkesle. Ve orada dururken ona, "Araziyi görebilirsin -bu gece- ancak lıcnim önce bir telefon açma m lazım" diyorum .

..

353


ı.

Kabus Kutusu'na bakan kız. Kirpiklerini kesip ortadan kaybolan kız.

2.

"Bay Whittier'ın i l a n ı n ı i l k kez, o ortadan kaybolduğunda ııördü m " diyor. Cassandra yatak odasındaki bir kitabın içine koyduğu boş sayfaya şöyle yazmıştı: Yazarların lnzivası. Üç Aylığına 1 /ayatınızı Terk Edin.

3. 4. 5. 6.

Bayan Clark, "Bay Whittier' ı n bunu daha önce de yaptığını

7

lıiliyordum" diyor.

8.

Ve geçen sefer Cassandra buradaydı ; bu yere hapsedilmişti. Çocuklar, diyor. Küçükken o nlara dünyayla i l gi l i anlattığın her şeye inanıyorlar. Anne olarak sen dünya almanağı, ansiklo­ pcdi , sözlük ve İncil oluyorsun ve hepsini devşiriyors u n . Ancak IJüyülü bir yaşa geldikleri anda tam tersi oluyor. O andan itiba­ ı en sen ya yalancı ya aptal ya da düşman ol uyors u n . Hepimiz n o t a lıyoruz; kalemlerin kağıda yazarken çıkardığı ı,csten içerideki sesi neredeyse duyamıyoruz. Hepimiz ş u n u ynzıyoruz: Ya yalancı ya aptal. iftira Kontu' n u n ses kayıt cihazından ş u n u duyuyoruz: " . . . ya du düşman oluyorsun . " Bayan Clark'ın bildiği tek şey ise, Cassandra'n ı n gittikten ü ç ı ı y sonra b u l u nduğuydu. Polis o n u bulmuştu. Amerika Güze l i ' n i n yatağı n ı n yanına diz çökmüş olan Bayan !'lark, "Bay Whittier'a yardım etmeyi kabul ettim çünkü çocu­ Quma ne olduğunu öğrenmek istiyordum . . . " diyor ve ekliyor: ''13ilınek istiyordum ve o asla bana anlatmayacaktı . . .

9. l O. 1 ı.

1 2. 1 3. 14. 1 5. 1 6. 1 7. 1 8. 1 9. 20. 21. 22. 23. 24.

A

merika Güzel i ' n i n soyunma odasında gri beton duvarlııı ıı ı v e açıkta bırakılmış boruların arasında, ikiz yatağın yanın

diz çöken Bayan Clark, çocuk sahibi olmak her zaman düşlt•ıtı ğin gibi bir şey olmayabi l i r, diyor. Geri kalanımız casusluk yapmak için koridordayız. Ön(•ıııll bir olayı kaçırmak ve b u n u başkasının ağzından a lmak zoruıııl

"

kalmaktan korkuyoruz. Amerika Güzeli yatağına kıvrıl m ış; öbür tarafa Kıvrıldığı ıı,ll yüzü gri beton duvara bakıyor ve bu sahnede herhangi b i r cflııı lesi yok. Yanına diz çökmüş olan Bayan Clark. koca m a n . kuru göM lerini yatağın ucuna yerleştirmiş ve "Kızım Cassandra'yı haı ıtlı yor m usun?" diye soruyor.

354

355


Kızın kafası kazın m ı ş ve kabuk bağlam ıştı. Kulakları n ı n arka­ ı.ında ve çıplak kafası n ı n üst kısmında eğri büğrü kes i l m i ş saç öbekleri vard ı . K ı z topall ıyordu çünkü s a ğ ayağındaki i k i küçük parmak kopmuştu. Hastanenin acil servisindeki doktorlar, ö n l üğünü, yani göğ­

Poster Çocuğu

� ü n ü n üzerindeki kan tabakası n ı ve sinek kürkünü alkolle sil­ diler ve göğüsle r i n i n üzerindeki tene kazınmış xox oyununu ııördüler. X'i yazan oyuncu kaza n m ıştı. Ellerini temizlediklerinde her ikisinde de küçük parmağın nlmad ı ğ ı n ı fark ettiler. Geri kalan parmakların t ı rnakları sökül­ müştü; parmak uçları ise şiş ve mordu. Kurumuş kanın altındaki tenin rengi mavi-beyazdı . Yüzü, çenesi nde, yanaklarında ve b u r u n kemerindeki şişmiş kemikler­ den ibaretti. Şakağın ın ve çenesinin üzerindeki deri sarkınıştı ve kararmış delik gibi görünüyordu. Acil servisin perdeyle ayrılmış bölümüne giren Bayan Clark, kızı n ı n yatağı n ı n krom parmakl ığ ı n a doğru eğildi ve "Bebeğim,

nh ben i m tatlı bebeğim . . . B u n ları kim yaptı sana?" dedi. Cassandra güldü ve koluna batırı lmış iğnelere, şeffaf plastik

Baya n C l a r k ' t a n B i r H i kfly

ı üplere bakıp, " Doktorlar" dedi. Hayır, dedi Bayan Clark, parmaklarını kim kesti? Cassandra annesine baktı ve " Başka birinin yapmasına izin

C

assandra Clark kaybolduktan üç ay sonra geri geldi. Salml banliyöye gitmek için otobana giren bir şoför, çakı l l ı baıı

kette n e redeyse çırılçıplak bir kızın topa lladığı n ı gördü. Uza k l ı l l l kızın üzerinde koyu renk peştam a l , eldivenler v e ayakkabı! varmış gibi görünüyordu. Mutfak önlüğünü veya !<.oyu renkli bir boyun atkısı n ı boyn u na bağlamış ve göğsünü kapatsı n dly aşağıya çekmişti. Şoför arabasını döndürüp polisi aradı; aııt �tk o an güneş artık parladığı içi n kızın çırılçıplak olduğunu gördil Ayakkabıları ve eldivenleri, peştamal ve önlüğü aslıı ı ı l

sadece kurumuş kan d ı ; kuru du ğ u için kalın ve siyah renkliydl v üzerine toplanmış bir sürü karasinek uğulduyordu. 356

verir m i y i m sence?" dedi. Artık gül müyordu. "Ben yaptım" dedi. Bu o n u n son g ü l ü şüydü. Polis kanıt b u l d u , dedi Bayan Clark. Vaj i na s ı n ı n duvarlarına batırı l m ı ş iğne inceliğinde tahta parçaları b u l d u . Ve anüsüne batı r ı l m ı ş . Adli tabipler göğsündeki ve kollarındaki kesiklerde ram kLy m ı kları buldu. Bayan Clark kızına konuşmama şansın yok, dedi. Cassandra'n ı n hatıriayabildiği her şeyi b i l me k istiyorlardı. Pol i s b u n u yapan kişinin başka birini kaçırabileceğini söy­ ledi. Cassandra korkusuyla yüzleşip onlara yardım etmedikçe, saldırganı yakalamaları mümkün değildi. 357


Pencereden giren güneş ışığının altındaki yatağında. desıt•k yapılmış yastıklara dayanmış yatan Cassandra mavi gökyüzü nd uçup giden kuşlara bakıyordu. Parmaklarında büyük, beyaz · bandajlar vardı ve göğsüıı pamuk konularak bandaj sarılmıştı; kalem tutan e l i . uçara k gidlp

Devriye gezen eyaJet polisi, bir günde arabayla ulaşılacak kadar uzaktaki bütün göl ve ırmakları deniz motoruyla aradı. Psişikler kızın emniyette olduğunu söylemek için aradılar. Kız gizlice kaçıp evlenmişti. Veya ölüp gömülmüştü. Veya beyaz kadın ticaretinde satılmış ve bir petrol kra l ı n ı n hareminde yaşa­

gelen kuşları çizmek için h a reket ediyordu sadece. Dizlerinın

mak üzere ü l keden kaçırılmıştı. Veya cinsiyetini değiştirmişti

arasına, destek yardımıyla bir resim defteri kon ulmuştu.

ve

Bayan Clark. "Cassandra. tatlım? Polise her şeyi anlatmıın gerekiyor" dedi. Yard ı m ı alacaksa hastaneye h ipnotizmacı gelebilirdi. Sosy, ı ]

ve

yakında eve bir delikanlı olarak gelecekti. Veya bir kale veya • ,araya hapsedilmişti, yabancılarla birl ikte oraya kilitlenmişti ve hepsi bedenlerini kesiyordu. O psişik bir kağıda i k i kelime yazdı kağıdı Bayan Clark'a verdi. Kağıdın üzerinde titrek harflerle

hizmet memurları görüşme sırasında kullanabilecekleri, anatu

�u kelimeler vardı:

mik olarak detayl ı bir bebek getirebil irlerdi. Ancak Cassandra kuşları izlemeye devam etti. Onları çizdi

Yaza rların i nzivası. üç ay sonra insanların araba antenierine bağladığı sarı kur­ deleler solup beyazlaştı. Tıpkı teslim bayrakları gibi. Onlardan çok fazla olduğu için psişiklerle h iç kimse ilgilen­

Bayan Clark, "Cassandra?" dedi ve elini Cassandra'nın bey.ı bandajlı eline koydu . Cassandra annesine baktı ve "Bi r daha olmaz" dedi. Kuşldrıt baktı ve "En azından benim başıma gelmez . . . " dedi. "Ben kendimin kurbanıyd ı m " dedi. Dışarıdaki otoparkta televizyon haber ekipleri uydularını ayarlıyorlardı; her karavanın tepesine bir can l ı yayın antcııl yerleştirilmişti. Stüdyodaki haber sunucusunun bağlanmasını bekliyorlardı. Stüdyo dışındaki muhabir m ikrofonu eline alıp kulaklığını takıyordu. üç ay boyunca. yaşadıkları kasabadaki telefon d i reklerl rırı duvar ilanı astılar. Her ilanda Cassandra Clark'ın, ponpon kızlıı rın lideriyken giydiği elbise içinde gülümseyen ve sarı saçla rını

ınedi.

Polisin bulduğu yanmış veya çürümüş veya tanın mayacak �ekilde sakat edilmiş jane Doe'ların diş kayıtlarına bakıldıktan veya DNA testinden sonra Cassandra olmadığı ortaya çıkana kadar Bayan Clark adeta nefesini tuttu. Üçüncü ay Cassandra Clark süt kartonlarının üzerinde gülüm­ •.Uyor ve saçlarını savuruyordu. O sırada m u m başında dua t•lmeler kesildi. Yerel banka şubesi ndeki ödül fonu bu olayın lıir başka parçasıydı ama henüz kimsenin i lgisini çekmemişti. Sonra bir m ucize oldu ve kız otobanda ç ı p l a k şekilde topal­ l ıyord u . Hastanedeki yatakta yatarken. yara bere yüzünden teni mor

savurduğu b i r resmi vardı. ü ç ay boyunca polis lisedeki çocuk ları soruşturmaya aldı. Dedektifler otogar. gar ve havaalanındil

�örünüyordu. Kafası tıraş edilmişti. Bileğindeki plastik şeritin

çalışan insanlarla görüştü. Yerel televizyon ve radyo istasyonlı ı r ı

IL�erinde C. Clark yazıyordu.

kamu hizmeti kapsamında duyuru yaparak. 50 kilogram a�ır l ı ğında, b i r yetmiş boyunda v e omuzlarına kadar saçı olduğurıli söyledi ler. ·

Arama-kurtarma köpekleri, kızın ponpon kız eteğini koklayı ı ancak otobüs durağına kadar kokusunu takip edebildi ler.

358

ilçe doktoru penis hücresi b u l m ak için kıza ilaç sürdü. Vajina liUcreleri yuvarlakken, penis hücrelerinin şeklinin uzun oldu­ Pounu söyledi. Meni bulmak için kıza başka bir i laç sürdüler. i >cdektiflerden oluşan bir ekip yabancı birine ait deri kalıntısı lıulmak için kızın kafasını, ellerini ve ayakları n ı vakumladı. Mavi 359


kadife. kırmızı ipek ve siyah moher l i fleri buldular. Ağzının için ilaç sürüp petri kutusundaki DNA'ya kültür yerleştirdiler. Polis danışmanları hastaneye gelip kızın yatağının ya n ı n oturdular v e Cassandra'n ı n bütün acısını dilierdirmes i n i n n kadar önemli olduğunu söylediler. Çektiği acıyı anlatmasının Televizyon ve radyo ekipleri, gazete ve dergi muhabirlt!! t otoparkta oturdular ve kızın hastane penceresi n i arkaların alıp hikayelerini kameraya anlattılar. Bazıları, kızın penceres i n i çeken ekibi çeken ekibi çeken ekibe döndü. Sanki son gerçekil buymuş gibi, bunun nasıl bir sirke dönüştüğünü göstermek istediler.

l)encereye döndü, uçarak geçip giden kuşlara baktı ve "Harika hissediyoru m" dedi. Hastanede yatarken içinde süs bal ığı olan bir fanus istedi . Fa n us geldikten sonra yatağı n a uzandı ve durmadan yüzen balı­ �ı izledi, onun res m i n i çizdi. Annesi de aynı şekilde her gece

ıclevizyondaki bütün programları izledi. Bayan Clark son kez ziyarete gittiğinde Cassandra sadece �u cümleyi söylemek için gözlerini balıktan ayırdı ve "Ben artık senin gibi değilim" dedi. "Çektiğim acılarla böbürlenmiyo­ ıum . . . " dedi. Ondan sonra Tess Clark onu bir daha ziyaret etmed i.

Hemşire uyku ilacı getirdiğinde Cassandra hayır anlamınd kafasını salladı. Gözlerini kapattığı gibi uyudu. Cassandra konuşmadığı için polis, Bayan Clark'tan masr.ıl ları istedi; araştırma için vergi mükellefinin ödemesi gerekc n tutarı. Dedektifler kafaları n ı sallayıp ailesine, topluma ve hUkU metine acı ve sıkıntı verdiği halde bunu hiç umursayan bu kı adına çok çalıştıkları ve onu fazla ciddiye aldıkları için öfkt"ll olduklarını ve kendilerini aldat ı l m ı ş hissettiklerini söylediiC ' t Herkes ağladı ve onun için dua etti. Ona işkence eden canavr ı r d a n herkes nefret etti ve hepsi o canavarın yakalanmasını v hapse atılmasını istedi. Bu kadar araştırma ve çabadan sorıı bunu istemekte haklıydılar. Kızın kürsüye çıkmasını ve canavii rın onun parmaklarını nasıl kestiğini anlatırken ağlamasını +ıör meyi hak ettiler. Göğsünü kestiği n i . Açlıktan kıvranan götUn tahta soktuğunu an latırken. Ve Cassandra Clark yatağının yanına diziimiş dedekt i fiN baktı. Adamların yüzündeki bütün nefret ve öfke kıza odaklan mıştı; çünkü kız başka bir hedefe olanak vermiyordı,ı. H i l t'sl hakiki bir iblise. Sonuna kadar ihtiyaç duydukları bir şeytanı1 Bölge savcısı, adalete engel olmaktan dava açacağı n ı söyl rek Cassandra'yı tehdit etti. Annesi Bayan Clark da kızgın bakan yüzlerden biriydi. Cassandra gülü msedi ve onlara, "Çatışmaya bağımlısını görmüyor m us u n uz?" dedi. "Bu benim için mutlu son" dt•dl 360

361


Cora Reynolds. Çeşni olmuş b i r kedi. Bok olmuş.

ı.

Nefes nefese kal m ı ş o l a n Amerika Güzeli e l i n i ısırıyor ve "0,

2.

orada, bekliyor" diyor. Dizlerini göğsüne çekiyor. Kramp girdiği

3.

için yamna dönüyor, çarşaf ve battaniye pisliği n i n içine kıvrı lı­

4.

yor.

5.

"Bebeği bekliyor" diyor Amerika Güzeli. Gözyaşları yastığı n ı

6.

gri renge b ürüyor.

7.

"O bir bebek değil" diyor Kontes Basiret. Bezin suyunu sıkıp

Leri silmek için eğiliyor. "Sana bi.r h i kaye anlatayım" diyor.

8.

Amerika Güzel i ' n i n yüzünü suyla siliyor ve " B i liyor musun?

9.

Marilyn Monroe iki kez çocuğunu düşürdü" diyor.

1 0.

B i r dakikalığına Amerika Güzeli susup, dinl iyor.

ıı

Hepimiz odalarımızdayız; kalemlerimizi kağıda dayadık, din­

1 2.

liyoruz. Kulaklarımızı ve ses kayıt cihazını ısıtma borusuna

1 3.

dayıyoruz.

14.

Kapı n ı n dışı ndaki koridorda duran Kızıl Haç hemşiresi kos­

1 5.

türnlü Müdire Tekzip, "Su kaynatmaya başlaya l ı m m ı?" diye

1 6.

bağırıyor. Yatağın yanında diz çökmüş olan Kontes Basiret. "Lütfen"

1 7.

diyor.

1 8.

Koridordaki Müdire Tekzip kafasını ve beyaz hemşire kepini

1 9. 20.

kapıdan içeriye sokuyor ve "Katil Aşçıbaşı sordu . . . havuçları ne 1.aman atacakmış?" diyor.

22.

S

23.

ğıya sıvayan Amerika Güze l i , "O cadın ı n bebeğ i m i almasına izJıı

21.

24.

oyunma odasındaki Amerika Güzeli bağırıyor.

Yatağında yatan, eteklerini havaya ka ldırıp, çarapiarı n ı aş<ı

vermeyin . . . " diye bağırıyor. Yatağın yanına diz çökmüş, Amerika' n ı n a l n ı n daki teri hav luyla silen Kontes Basiret, "O bebek değil . Henüz bebek olmadı'

Amerika Güzeli haykırıyor. Kontes Basiret, "Bu b i r şakaysa, h i ç komik değil . . . " diye bağırıyor. Görünmez havuç, Aziz Bağırsaksız ' ı n a n l attığı h i kaye. Koridordaki Katil Aşçıbaşı, "Sakin ol. Elbette şakaydı" diye lıağırıyor. "Patates veya havucumuz yok ki . . .

"

diyor. Amerika Güzeli tekrar bağırıyor ama bu defa bir şey söyl<• miyor. Soyun m a odasının kapısı n ı n önünde kan ve bok kokusunıı alabiliyoruz. G ü nlerdir, hatta haftalardır i lk kez biri n i n bağırsak ları h arekete geçti. 362

363


Bo si ret siz

Kontes Basiret i l e İ l g i l i B i r Ş i ı r

Kontes Basiret, "Elektronik takip sensörü" diyerek plastik bilekliğini sallıyor. Hapisten şartlı tahliye edilirken mecburen taktığı. Kontes Basiret sahnede, siyah dantel bir şala sarınmış. Mavi kadifeden bir türbanı kafasına dolamış. Her parmağına farklı renklerde taşları olan yüzükler takmış. Türbanının önün parlak siyah bir taşla iğnelenmiş, oniks veya oltutaşı veya sardoniks, her şeyi içine çeken bir taş. 364

Dışarıya hiçbir şey yansıtmıyor. Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Ölmüş film yıldızlarının gölgeleri, yüz yıl önce onlara çarpıp dönen elektron parçacığı. O elektronlar selüloz filmden geçerek gümüş oksitin kimyasal doğasını değiştiriyor ve eski araba yarışlarını, Robin Hood'u, Greta Garbo'yu yeniden yaratıyor. "Radar" diyor Kontes Basiret. "Küresel konum belirleme sistemleri. Röntgen görüntüleme ... " İki yüzyıl önce bu tür şeyler yüzünden insanları cadı diye yakarlardı. Bir asır önce en azından gülerlerdi. Veya o kişiye solak veya yalancı derlerdi. Bugün bile geleceği tahmin etseniz veya hiç kimsenin tanıyamayacağı belirteçlerden geçmişi okusanız... Ya hapse ya da er geç evim diyeceğiniz tırnarhaneye düşersiniz. Geri kalanımızın gerçek olmadığını düşündüğü özel yetenekli insanları dünya hep cezalandırmış. Dava görülürken, bir psikolog kadının suçunu "strese bağlı akut ruh hastalığı" olarak adlandırdı. "Münferit, atipik hastalık nöbeti." Tahrik altında işlenen suç. Bu bir daha asla, asla, asla olmayacak. Tahtaya vurun. O sırada kadın zaten yirmi yıllık cezanın dört yı lını yatmıştı. Kocası, çocukları yanına alarak gitti. İki yüz yıl sonra, kadının bugünden gördüğü, 365


söylediği ve bildiği her şey anlam kazandığında. O zaman Kontes, mahkum numarasından başka bir şey olmayaca ktı. Dava dosyası olacaktı. Bir cadının külü. Somethirıg's Cot to Cive

Kon tes Basiret' teıı B i r Hikaye

C

l a i re Upton b i r antikacı n ı n arkasındaki banyonun duş bölü m ünden telefon açıyor. Sesi kilitli kapının ardından

duvara ve yere çarpıp yankılanıyor. Kocasına soruyor: Güvenlik kamerası n ı n videosuna u laşmak ne kadar zor? "Kaseti çalmak?" diye soruyor ve ağlamaya başl ı yor. Claire geçen haftadan bugüne kadar bu dükkana üçüncü veya dördüncü kez geldi. içeri girebilmek için çantasını kasiyere teslim etmek zorunda olduğunuz dükkaniardan biri b u . Ayrıca ınontun cepleri çok deri n , geniş mi diye de kontrol etmek gere" kiyor. Bazı i n s a n l a r i ç i n e k ü ç ü k şeyler; tarak. m ü cevher, süs eşyal a n attığı için şemsiyeyi b ı rakmak gerekiyor. Yaşlı kasiyerin 366

367


yanındaki m u kavva levhanın üzerine siyah keçeli ka lemle şöylı yazıl mı ş : " H ı rsızl ı k yapmanızdan hoşnut değiliz!" Mantunu çıkarırken C l aire, "Ben hırsız deği l i m " dedi. Yaşlı kasiyer, kadını süzdü. Dilini şaklattı ve "Senin farkııı ne?" diye sordu. Cla i re'e b ı raktığı her bir şey için yarıya böl ü n m ü ş bir iskanı bil kağıdı verdi. Çantası için kupa ası. Montu için sinek dokuz l u s u . Şemsiyesi için maça üçl ü s ü . Kasiyer, şişkinlikler çalıntı mal olabil i r diye, Claire'in eli<• rine, göğsündeki ceplerin kenarlarına ve külotlu çorabııı.ı şüpheyle baktı. Kasanın arkasına, dükkanın her yerine h ı rsızlı� yapılmaması yönünde küçük uyarı levhaları a s ı l m ıştı. VidC'ıı kameralar bütün koridorları ve köşeleri çekiyor ve birden fazl.ı görüntüyü aynı anda farklı karelerde gösteren küçük bir ekraıı dan gösteriyordu ve orada, yaşlı kasiyerin kasan ı n arkasındıı oturup hepsini izieyebildiği küçük televizyon monitörlerindl!rı bir banko vardı. Her hareketi siyah beyaz izliyordu. C l a i re ' i n şu an neredı olduğunu biliyordu. Dakunduğu her şeyi biliyordu. Dükkan, küçük satıcıların bir çatı n ı n altında toplandı�ı antika satış ortak noktasıyd ı . O gün çalışan tek kişi yaşlı ka:-;1 yerdi ve C l a i re içerideki tek m üşteriydi. Dükkan, süpermarkı•l kadar büyüktü ancak küçük standlara bölünmüştü. H e r yerdeki saatler, sesten duvar kağıdı gibiydi; tik tak, tik tak sesi gürülılı yapıyordu. H e r yerde koyu turuncu, parlak pirinç kupalar vardı Çatlamış ve kıvrı l m ış deri ayakkabılar. Kesme cam şekerlikll'l Gri küf yüzünden donuk görünen kitaplar. H a s ı r sa l lanan sa r ı dalyeter v e p i kn i k sepet leri. Örgülü hasır şapka l a r . Bir rafm kenarına yapışt ı r ı l m ış m u kavva levhada şöyle Y811 yordu: Bakması Güzel, Elde Tutması Zevkli; Ancak kı ra rsan 11 .

SATlN ALMAK Zorundasınız!

Başka bir levhada şöyle yazıyordu: Bakın. Deneyin. K ı r ı r ı

ALlN ! Başka b i r levhada şöy l e yazıyordu: Burada k ırarsanız

EViNiZE GÖTÜRÜRSÜNÜZ! 368

Bütün güvenl i k kameraları kendisini izliyor o l m a s ı n a rağmen Claire antika dükka n ı n a . psişik sevişme bahçesi m u a melesi yapıyor. Sanki sergi lenen her şeye dokunabileceği n i z bir m üze. Claire'e göre aynada görülen h e r şey hala oradadır. Katman l ı . Bir Noel süsünde veya g ü m üş tepside gördüğü h e r şeyi hala görebi l d i ğ i n i söylüyor. Parlak olan h e r şey, psişik fotoğraf albü­ mü veya etrafında olan imgelerin evde izlenen bir fil m i gibidir. Bir antika dükkanına giren Claire akşama kadar eşyalara doku­ nur. insanların kitap okuduğu gibi onları okur. H a l a orada duran geçmişi arar. "Bu bir bilimdir" diyor Kontes Basiret. "Buna psikometri denir." Claire size gümüş saplı büyük et bıçağı alınamanızı söyler; çünkü bıçağı n keskin kısmında, haykıran b i r cinayet kurba n ı n ı n yansımasını görür. Ö l ü b i r i n s a n ı n göğsünden çıkardığında polisin eldivenine bulaşan kanı görür. C l a i re kanıt odasının

kara n l ı ğı n ı görebi l i r. Sonra a h'ş ap panaH i mahkeme sa lonunu. Siyah cüppeli yargıcı. l l ı k, sabunlu suyla temizlenmeyi. Sonra polis m üzayedesini. Bunların hepsi bıçağın keskin k ı s m ı n a yan­ sır. Sonraki yansımada ise bıçağı satın a l m a k v e evine götürmek için hazır olan kişi vardır. Bıçağın hoş olduğunu düşün üyorsu­ nuz. Geçmişini b i l m iyorsunuz. Claire size, "Hoş görünen her şey" diyor. "onları h i ç kimse istemediği için satılır." Hoş, cilalı ve eski olan b i r şeyi h iç kimse istemiyorsa, arka­ sında korkunç b i r sebep vardır. Kendisini izleyen güve n l ik kameraları varken Claire güve n l i k konusunda size b i r s ü r ü şey anlatabilir. Mantunu almak üzere yaşlı kasiyerin durduğu yere gitti ve ona ü ç iskarnbil kartını verdi. Kupa ası. Sinek dokuzlusu. Maça üçlüsü. Kasanın gerisindeki yaşlı adam, "Satın a l m ak için bir şey mi arıyordunuz?" diye sordu. Kasanın üzerinden kadının çan­ t a s ı n ı uzattı ve kafası n ı saliayarak k ü ç ü k televizyon bankosunu gösterdi . Ada m ı n , kad ı n ı n her şeye dokun u ş u n u izlediğinin kanıtıydı.

369


Claire

o

anda

onu

gördü,

yaşlı

adamı n

arkasındfJ�I

camekandaydı; içinde bir sürü tuzluk ve karabiberlik ve değer�ll taşlarla çevrelenmiş, porselen yüksü k ler olan antika dolapta lıır kavanoz duruyordu ve içinde yoğun , beyaz bir sıvı vardı. Pusurı içinde, mükemmel parmakların yan yana dizildiği küçük bir yumruk cama dokunuyordu. Claire yaşlı adamın arkas ı n ı işaret ederek gözlerini adamd,ırı ·

antika camekana çeviriyar ve "O ne?" diye soruyor. Adam dönüp bakıyor. Kasa n ı n arkasındaki bir çengeltkıı anahtarları alıyor ve açmak için dalaba yönetiyor. M ü cevherleılıı ' ve yüksüklerin üzerinden e l i n i dolabı n içine uzatıyor ve "Bunu ne derdin?" diye soruyor. Claire söyleyemiyor. Bildiği tek şey, o n u n çok fazla ener j i veriyor olması. Yaşlı adam kavanozu kad ına getiriyor; kirli beyaz sıvı çalkal.ı nıyor. Beyaz plastik kapağı kırmızı-beyaz çiz.gili bantla sabitle r ı l ı ' m ü h ü rlenmiş. Yaşlı adam dirseğini tezga ha, Claire'ın ön ü r tı dayıyor ve kavanozu kad ı n ı n yüzüne doğru kaldırıyor. BilegJııi

çevirerek kapağını açıyor Vf! Claire karanllk bir gözün dışarı\' '

baktığını görüyor. B i F göz ve küçük bir burnun ana hatlarını. Bir dakika sonra göz kayboluyor, ka ranlığın içine gömülüy111 "Tahm i n et" diyor yaşlı adam. "Asla tah m i n edemezsı ı ı diyor. Kavanozu havaya kaldırıyor v e altında, m i nicik v e g r i rcıı� li bir kalça beliriyor. Yaşlı adam, "Vazgeçmedin ya?" diyor. Kavanozu tezgaha bırakıyor; beyaz plastik kapağın üzeri ııılı yapışkanlı bir etiket var. Siyah m ü rekkeple şu yaz ı l m ı ş : "Ced,ıı Sinai Hastanesi." Onun altında kırmızı m ü rekkeple b i r el ya:r.ı ı var; ancak ok.unmuyor. B irkaç kelime. Belki tarih. Bulaştığı i�iıı oku n m uyor. Ona bakan Claire kafasını sal l ıyor. Cam kavanoz u n kenarındaki yansımadan Claire yıllar, htı r l ı on yıl öncesini görebiliyor: Yeşil fayanslı bir oda. Ayakları ııı.ıvl bir kumaşta yaniara açılarak bağlanmış b i r kadın. Kadıııııı bacakları üzengikemiğinden bağlanmış. Claire oksijen maskı ı 370

takmış kadı n ı n açık sarı saçlarını görüyor; uzadığı için dibinden kahverengiler çıkmış. "Bu gerçek bir a lışveriş" diyor yaşlı adam. "Belgelenmiş saça DNA testi yaptırdık. işaretleyiciler birbirine uyd u . "

O n u n saçını hala internet'ten satın alab i l i rs i n , diyor yaşlı adam. Oksijenle açılmış sarı kırpıntıları ve ufak parçaları. "Sizin gibi femin istlere göre" diyor yaş l ı adam, "bu bir bebek değ i l . sadece doku. Kadının apandisti olabilir." Camdaki resim katmanlarını okuyan Claire şunu görüyor: Komed i n i n üzerinde b i r lamba. B i r telefon. Reçeteli ilaç şişe­ leri. "Kimin saçı?" diyor Claire. Ve

yaş l ı

ada m ,

"Marilyn

Monroe' n u n

saçı"

diyor.

"llgileniyorsan, çok ucuz deği l . " Yaşlı adam, b u n u n b i r f i l m hatırası olduğun u söylüyor. Kutsal bir hatıra. Hatırlanınaya değer bir fil m i n Kutsal Kase'si. Oz Bü!:{ücüsü filmindeki kırmızı terl iklerden veya "Rosebud" i s i m l i kızaktan daha i y i . B u rada, Bazılan Sıcak Sever f i l m inde topuklu ayakkabılada tren istasyonu platosunda koşma sahnesini Billy Wilder defalarca çektiği i ç i n Marilyn Monroe' n u n düşürdüğü bebeği var Adam omuzlarını s i lkiyor. " B u n u bir adamdan aldım. Bana Marilyn' i n gerçekte nasıl ö l d ü ğ ü n ü anlattı." Ve Claire Upton sadece bakıyor ve kavanozda, fil m i n eski yansırnalarını izl iyor. Burada bir hediye var; italyada'daki bir katedralde duran, Insanların taptığı, mumyalanıp necef taşından yapı l m ış bir kutun u n içine konan bir aziz eli gibi kutsal bir emanet var. Ya da saç perçemi var. Ya da başka bir insan var, ö l m ü ş . Monroe'nun hayatını kurtarmış küçük bir oğlan veya kız. Yaşlı adam, "İnternette her şeyin nakit değeri var" diyor. B u n u yaşlı adama satan adama göre, Monroe kendi n i 1\ldürtmüş. ı 962 yazında Sometfıing's Got to Give fi l m i n i n kadro­ 'iUndan çıkarılm ış. George Cukor kadın hakkında kötü sözler �öylüyormuş ve Monroe, Kennedy'n i n yaş g ü n ü partisinde şarkı 371


söylemek için bir gemiye atladığı gibi prodüksiyondan kaçtıQı için stüdyodaki. yöneticiler bir hayli kızmış. Otuz altınca yrı

Vasiyeti m i değiştireceğ i m . diyor kadın. Doğru, kar paylaşımı­ na i l i şkin anlaşma berbat; ancak eski filmlerinin tekrar gösteri­

g ü n ü geldiği gibi geçmiş. Kennedy'ler kadını dışarıda bıraknıı Yaşianıyormuş ve yanında ne bir insan varmış, n e de parrısı Karlyeri bitmiş ve halkın bütün dikkati Liz Taylor'ın üzerind<'y miş. "Zeki davranmaya çalışmış" diyor yaşlı adam. Monroe, Life dergisini kendi tarafına çekip, dergiye esa lı bir m ü lakat vererek onları bozguna uğratıyor. Something's Gııl

minden az bir şey kazanıyor. Kas;:ıla rdaki filmler g ü n ü n birinde televizyonlara satılacak. intihar ederse filmleri satmaya devam edecekler. Monroe bunu biliyor. Onlar da biliyor. Ölürse, sonsuza kadar seksi kalacak. insanlar. stüdyo sahip­ lerinin Monroe'ya biçtiği duruşu sonsuza kadar sevecekler. O eski filmler bankaya ya tırılan paraya dönüşecek; ancak . . . Yaşlı adam, "Monroe'nun son isteği ve vasiyeti burada dev­ reye gi riyor" diyor. Bir vakıf kuruyor: Marilyn Monroe Vakfı. Ve bütün mirasının geliri buraya aktarılıyor. Ve o vakıf kuruşu kuruşuna bütün parayı Monroe'nun adını söylediği yerlere dağıtılıyor. Ku Klux Klan. Amerikan Nazi Partisi. Kuzey Amerikalı Adam/Oğlan Aşk Derneği. "Belki eskiden bunların bazıları henüz kurulmamıştı" diyor

to Give filmine kendisi nin yerine Lee Remick a lındığı için Denn

Martin'in filmden ayrıldığını söylüyor. Ve küçük bir toplan t ı yapıyor. Brentwood'daki yerinde f i l m stUdyolarının e n tepeclt•kl yöneticileriyle küçük bir toplantı yapıyor. Kendisinin rol aldıQı filmleri çekmiş bütün stüdyo sahipleriyle. "Kız çok zeki olduğu için" diyor adam, "düşündüğün gibi top lantıya s i l a h la girmiyor. Yanına kendisini savunmaya yarayac tk bir şey a l mıyor." Stüdyo sahibi kodamanlar onun Meksika'ya özgü masasının çevresinde otururken Monroe şampanya içiyor ve onlara kendi sini öldürmeyi düşündüğünü söylüyor. Son fil.mde kendisine yın vermezlerse ve milyon dolarlık yeni bir anlaşma imzalamazlM sa. aşırı dozdan ölecek. Bu kadar basit. "Stüdyo sahipleri" diyor adam. "öyle kolay kolay korkmuyor lar." O kurtlar zaten Monroe'nun kaymağını yemişler. Monro yaşlanıyar ve halk onun bakışlarından sıkılmış. Kendini öldUr mesi. kurtların kasalarındaki bütün filmlerini altınla kaplıoır Adamlar ona. "Durma, yap hanımefendi" diyorlar. "Bu kavanozu bana satan adam" diyor yaşlı adam. "burıiHrl toplantıdaki bir kodamandan duymuş." Monroe şampanya içerek kafayı bul uyor. Stüdyo ejderhrıl1111 sandalyede oturmaya devam ediyor. Monroe onların onayını a lıyor. Kalbini çok kırmış olmalı bu. "Sonra" diyor yaşlı adam, "onların karşısında zekice davrıe nıyor." ·

372

yaşlı adam, " ama ne anlatmaya çal ıştığıını anladın." Amerikan halkı, onun fi l m i ne g i rerken verdiği paranın birkaç sentin i n , ne bileyim belki de beş sentinin Nazi' lere gittiğini bilirse . . . Bilet gişesine giden insan da olmaz. O filmierin değe­ ri sıfır olur. Onun çıplak resimlerine kıyınet verilmez. Marilyn Monroe, Amerika'nın Bayan Hitler'i olur. "Stüdyo sahiplerine imajını oluşturduğun u söyledi. Ve bunu berbat edebilirdi" dedi yaşlı adam. Claire aralarında duran kavanoza bakmaktan vazgeçip adama baktı ve "Kaç para?" diye sordu. Yaşlı adam bileğindeki saatine baktı. Bunu asla satmaya­ raktı ancak artık yaşlanıyordu. Emekli olmak istiyor ve burada bütün g ü n oturup kör haliyle soyulmak istemiyordu. "Kaç para?" dedi Claire. Çantası tezgahın üzerinde açıktı, cldivenli elleriyle cüzda n ı n ı aramaya başladı. Ve adam, "Yirmi bin dolar . . . " dedi. Saat beş buçuk ve dükkan altıda kapanıyor. Yaşlı adam kadına, "Kioral h i d rat" dedi. Adam kad ı n ı içkisine koyduğu uyuşturucu ilaçlarla öldürdü O Ağustos gecesi adam kad ını i laçların üzerinde yarı uyur yarı u�anık halde buldu ve 373


boğazından aşağıya b i r şişeyi boşalttı. Mickey Finn elbette kara ciğer otopsisine geldi; ancak herkes o ilaçları Meksika'dan aldı ğını söyledi. Reçetesi n e ilaç yazan doktoru bile, Meksika'dan aldı dedi. O bile intihar dedi. Yirmi bin dolar.

Ve Claire, "Biraz düşüneyim" dedi. Kavanozun içindeki beyaz pasayı izlerken tezgahtan uzaklaştı ve "Bir şey yapmam lazım . . " dedi.

Yaşlı adam kadın ı n çantası ve montu ve şemsiyesi için par

maklarını şıklattı. Dükkanı gezecekse, onlara adam el kayacaktı

iskarn bil kağıtlarını b i le a l madan Claire eşyaların ı adam.ı

uzattı.

Claire Upton parlak b i r kupaya baktı ve oraya yansıyan genç b i r adam gördü; adam g ü l üyordu ve ter içindeydi, eli nde tenis

raketi veya golf sopası vardı. Adamın şişmanlaması n ı , evlenmc

sini ve çocuk sahip olmasını izleyebil i r. Sonrasında kupa hiçbir

şey göstermez, sadece kahverengi m u kawa kutunun içini göı:;

terir. Sonra kupa kutudan çıkar ve başka genç b i r adam kupayı

e l i nde tutar. Bu genç adam, i l k adamın çocuğudur.

Ancak bu kavanoz. patlamayı bekleyen b i r bomba gibi hiı>

settiriyordu. Suçunu itiraf etmeye çal ı ş a n , kat i l i n silahı gibi Parmaklarınızı üzerine koyduğunuz anda şok olursunuz. Elektrik

şoku h i ssedersi niz. B i r çeşit uyarı gibidir.

Kadın dükkanda gezerken, adam onu video m o n itörlerinden izliyordu.

Sat ı l ı k eski güneş göz l ü ğ ü n ü n kara n l ı k cam ı n da , bir adamın

b i r kad ı n ı yere serdiğini ve tekmelediğini görüyor.

Eski bir ru j u n altınrengi tüpünde, naylon çorabın içindt·

paramparça o l m uş bir yüz görüyor; yataktaki b i ri n i n boğazı nd1ı eller var ve aynı eller demir paraları, cüzdanı ve çamaşır dolabı n ı n üzerindeki r u j u n yanında duran anahtarları kapıyor. Şahit.

Claire Upton ve yaşlı ada m . dantelleri sararmış yastıklar oları

kara n l ı k d ü kkanda yalnızlar. iğne işi elbezleri var. Çapraz dik!�

li fırın e ldiverıleri var. üzerinde koyu kahverengi lekeler olaıı

gümüş kaplama fırça seti var. Duvara ası l m ış geyik kafasınd.ı kocam a n boyn uz var. 374

B i r ustura n ı n çelikten ağzı nda, krom kaplı ağır kabzasında Claire kendi geleceğin i görüyor. Tıraş

maşrapasında

ve at

k ı l ından

fırçalarda

görüyor.

Kilisen i n uzu n , vitraylı camlarında. Boncuklu gece çantasında. Mari lyn

Monroe'nun

d ü ş ü rdüğü

çocuğuyla

b i r l i kte

bu

dükkanda yalnız. Kimsen i n istemediği şeylerle dolu bu m üzede yalnız. Üzerinde berbat b i r yansıma olduğu i ç i n b u radaki her şey pis. C l a i re kendisini banyoya kilitleyip h ikayeyi anl atıyor ve ustu­ rayı a l ı p y ü rü m eye devam ettiğini, bütün koridorlarda gezindi­ ğ i n i ve kendisiyle i l g i l i aynı sahneyi gösterecek mi diye sürekli ona göz attığını söylüyor. Antika dükka n ı n ı n arkasındaki tuvalette oturarak h i kayeyi anlatıyor ve C l a i re doğuştan kabiliyetli b i r psişik o l manın kolay olmadığını söylüyor. işin doğrusu ise, C l a i re'le evlenince işler kolay o l m uyor. Bir tokantada akşam yemeği yerken sizi d i n l iyor a m a bedeni titriyor. E l i n i kaldırdığı gibi gözünü kapatıyor. Titremeye devam ederken parmaklarının arasından size bakıyor. B i r an geçtikten sonra iç çekiyor ve e l i n i yumruk yaparak ağzına götürüyor, tek kelime söylemeden size bakarak boğum yerlerini ısırıyor. Ne oldu diye sorarsanız . . . Claire, "Bilmek istemezsi n . Çok berbat" der. Ancak an latması için baskı yapınca . . . C l a i re. "Bana söz ver. Ö n ü müzdeki üç yıl boyunca arabalar­ dan uzak d u racağına söz ver. . . " der. İşin doğrusu, Claire b i l e yan ı la bileceğini b i l i r. Ken d i n i sına­ mak için parlak gümüş sigara kutusunu eline alır. Oraya gelece­ ği yansır: Usturayı tutar. Kapanına saati gelince C l a i re dükkanın ö n tarafına doğru yürüyor ve yaşlı adamın levhanın "Açık" yazan kısmı n ı arkaya döndürmesin i izliyor. Ön kapıdaki camı örten panjuru çekiyor. Vitrinde b i r sürü yumurtalık var. Kadife saçaklı bornoz ve yatak örtü leri. Kasnaklı etek giymiş ve G ü neyli kız şeklinde tasarlan­ mış parfüm şişeleri. C a m ı n arkasına hapse d i l i p çerçevel e n m i ş 375


ölü kelebekler. Paslı kuş kafesleri. Kırmızı veya yeşil canılı demiryolu fenerleri. Katlanab i l i r ipek yelpazeler. Dışandaki lııı, kimse içeriyi göremez. Yaşlı kasiyer, "Karar verdin m i_?" diye soruyor. Kavanoz yeritH dönmüş, kasan ı n yan ı n daki camekana kilitlenmiş. Beyaz poAfı da koyu bir göz ve m in icik b i r kulağın kabuğu görünüyor. Yaşlı adam Monroe'n u n n a s ı l öldürüldüğünü anlatırkPrı Claire kavanozun yuvarlak kısmına yansımış biçimsiz başk.ı bir şey gördü: Bir adam küçük bir şişeyi iki dudağın arasınd.ııı

Banyodan telefon açan Claire Upton kocası n a , " B i r bebekti. Plastik b i r bebekti" diyor. Çantası n d a , montunda ve şemsiyesinde yapışkan kırmızı lekeler var. Telefonda, " B u n u n ne anlama geldiğini b i l iyor musun?" diyor. Bir kez daha, video kamerayı nasıl parçalaya b i l i ri m , diye soruyor.

boşaltıyordu. Adamın yüzü yastı kta gidip geliyordu. Adarıı dudakları n ı koluna siliyordu. Gözleri komed i n i n üzerinde geıl niyordu: Telefon ve lamba ve kavanoz. Claire'in imgeleminde ada m ı n yüzü yaklaşıyor. Adam koc.ı man elleriyle uzanıp kavanozu kavrıyor. Yansıyan, yaşlı kasiyerin kırışıksız yüzü. Gür, kahverengi sa<, lan var. Kavanoz tezga h ı n arkasında duruyor ve enerjiyle titriyor Güçle parlıyor. Claire'e önemli b i r şey anlatmaya çalışan kutsıtl bi.r emanet. Burada, kilitli bir camekanın içinde heba o l m t ı1 h i kayeterin ve olayların zaman kaps ü l ü . Televizyondaki en Iyi dizilerden daha fazla merak uyandırıyor. E n uzun belgeseldt>ıı b i l e daha dürüst. i lk tarih kaynağı. Gerçeği gösterir. İçindı bir çocuk var ve Claire'in kendisini kurtarmas ı n ı bekliyoı Dinlemes i n i istiyor. Adalet istiyor. intikam istiyor. Güven l i k kameraları tarafından izlenen Claire usturayı kaldı rıyor. "Bunu satın a l m a k istiyorum; ancak üzerinde ücret etikt• l l yok . . . " diyor. Yaşlı adam yakından bakmak için tezgaha doğru eğitiyor. Dükkan ı n dışındaki sokak bomboş. Güvenlik kamerası ı ı ı ı ı

monitörleri dükkan ı , bomboş olan koridorları v e köşeleri gö• .

te riyor.

Monicörde yaşlı adam arkaya devriliyar ve antika camek§n,ı çarpıyor; ardından, kırık cam ve kan karışımıyla birlikte yctı kayıyor. Kavanoz devriliyor, sonra düşüyor ve kırılıyor. 376

377


"Bırakın da öleyim" diyor Amerika Güzeli ve yüzünü yastığa

1.

gömüyor.

2.

Biz koridorda bekliyor ve d i n liyoruz. Kaydediyoruz. Biz, şahi­

3.

diz.

4.

Kameranın arkasındaki kameranın arkasında kamerayız.

5.

Barones Frozbit eli ndeki çorbayla birlikte daha fazla üzerine

6.

doğru eğil iyor. Çorbadan çıkan buharla birlikte, sakati a n m ı ş

7.

dudakları çorbanın üzerindeki sıcak yağın üzerine yansıyor ve Barones, "Ama ö l m e n i istemiyoruz" diyor.

8.

Duvara bakmaya devam eden Amerika Güzeli, "Ne zamana

9.

kadar? Geri kalan herkes h i kayeyi bir kişi daha eksiiterek kendi

1 0.

arasında paylaşmak istiyor" diyor.

ı ı

Kapı girişinde d uran Peder Tanrısız, "Senin ö l m eni istemiyo­

ı 2.

ruz" diyor, "çünkü derin dondurucumuz yok."

ı 3.

Amerika Güzeli dönüp sıcak çorba kasesine bakıyor. Soyunma

1 4. ı

odasına doğru eği l m iş yüzlerimize bakıyor. Ağzımızın içindeki

S.

dişler bekliyor. Ağzı mız s u l a n ıyor.

l6

Amerika Güzeli, "Derin dondurucu mu?" diye soruyor.

ı 7.

Peder Tanrısız e l i n i yumruk yapıp sanki kapıya vurur gibi

1 8.

alnına vuruyor ve " G ünaydı n ! " diyor. "Biz acıkana kadar hayatta kalınanı istiyoruz" diyor.

19

Bebeği, başlangıçtı. Amerika Güzeli ana yemek olacak. Tatlı yı

20.

ilnca Tanrı b i l i r.

2ı. 22. 23. 24.

B

?

_Y

arones Fr zbit aklaşı

� üz�rine doğru eğiliyor, e l i nde buhllr

çıkaran bır çeşıt sıvı kasesı var ve "Havuç yok. Patates ya�

O yüzden şimdi b u n u iç" diyor. Ve kameranın projektör ışığında yatağına kıvr ı l m ı ş ol.ııı Amerika Güzeli, "Hayır" diyor. Kapının önünde toplanmış ol.ırı bize bakıyor; aramızda Müdire Tekzip de var ve Amerika Güz(•ll yüzünü beton duvara dönüyor ve "Onun ne olduğunu biliyıı r u m . . . " diyor. Barones Frozbit, "Kanaman devam ediyor" diyor. Kapıdr ı t ı kafa s ı n ı uzatan Müdire Tekzip , " B i r şey yemek zorundası n yok•,,ı ölürsün" diyor.

378

iftira Kontu'nun e l in d e duran ses kayıt cihazı, Amerika Güze l i ' n i n e n son attığı çığlığın üzerine sıradaki çığlığı kaydet­ meye hazır. Ajan Fitneci ' n i n kamerası, s ı radaki önemli esas konuyu yakalamak içi n , şimdiye kadar kaydettiği şeylerin üzerine kayıt yapmaya odaklanmış. Amerika Güzeli çığlı k atmak yerine soru soruyor: B u şekilde ıni devam edecek? Sesi, bir kuşun şakıması gibi tiz ve titrek. B u , hepimiz ölene kadar p e ş peşe, peş peşe, peş peşe yaşanacak korkunç o l aylardan biri mi olacak? " Hayır" diyor Müdire Tekzip. Kolundaki kedi tüylerini temiz­ lerken, " B i r kısmımıza olacak" diye ekliyor.

379


Ve Amerika Güzeli buradan, Bizim Müze'den bahsetmiyor Hayatı kastediyor. Dünyan ı n tamamı i n s a n l ar ı n diğer insan l,ırı yediği b i r yer m i ? insanların saldırıp birbirlerini yok ettiği bır yer mi? Ve Müdire Tekzip, " N e a n latmaya çalıştığ ı n ı anladım" diyor

iftira Kontu b u n u not defterine yazıyor. Geri kalanımız Isı

kafalarımızı sal l ı yoruz. Bizim Mitolojimiz. Çorbayı elinde tutan ve yağdaki kendi yansımasına bakrırı Barones Frozbit, "Eskiden b i r dağ lokantasında çal ışıyordunı diyor. Kaşığı kaseye daldırıp, bu han tüten çorbayı Amerlk G ü ze l i ' n i n yüzüne doğru tutuyor. "Ye" diyor Barones Frozbit. "Ye de sana dudaktanını kaybetti ğ i mi a n l atayım . . .

A f

ı

naf-.ıl

"

Barones F r o z b i t i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

"Tanrı bizi affetmese bile" diyor Barones Frozbit, "biz O'nu affedebiliriz." Kendimizi Tanrı'da'n daha büyük göstermeliyiz. Barones Frozbit sahnede, insanlar yüzünden geriye kalan şeye uzun süre bakınca, onlara "Dişeti çekilmesi" diyor. Dudakları, teninin pörsümüş bir kenarından ibaret ve üzerine kırmızı ruj sürülmüş. İçerideki dişleri: Bu ort(l yaşına .kadar içtiği her kahvenin ve sigaranın sarı hayaleti. 380

381


Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Kar serpintisinin uçuşup düşme rengi. İncecik mavi gölgelerin hiçbiri aynı şekil ve boyutta değil Kadının geri kalanı kaz tüylü, kapitoneli ve yalıtılmış, saçlarını örülmüş bir şapkanın içine toplamış; ama bir daha asla yeter·i nce ısınamayacak.

Ve Barones her gece diğer insanları affediyor. Kendisini affediyor. Ve oluyor gibi görünen tüm bu felaketler için Tanrı'yı affediyor.

Sahnenin ortasında duran Barones Frozbit, "Tanrı'yı affetmemiz gerekiyor ... " diyor. Bizi kısa yaptığı için. Ş iş ko. Fakir. Kel olduğumuz için Tanrı'yı affetmeliyiz. Sofra kesesi fibromuz için. Lösemili çocuklar için. B'i zi geride bıraktığı için, Tanrı'nın ilgisizliğini affetmeliyiz: Tanrı'nın unutulmuş Bilim Fuarı projesi olan biz, küflenmeye bırakıldık. Kendi bokumuzu altımızdan alıp yemeğe zorlanacak kadar ihmal edilmiş, Tanrı'nın süs balığı. Ellerini boks eldivenlerine sokmuş olan Barones Frozbit kendi yüzünü gösteriyor ve "İnsanlar ... " diyor. Onlar eskiden göz kamaştırıcı şekilde güzel olduğumu biliyorlar. Çünkü artık çok kötü görünüyor. İnsanların adalet hissine ihtiyacı var. Dengeleyici bir eyleme ihtiyacı var. Onlar kadının yaptığı hata yüzünden ortaya çıkan kanseri hak ettiğini biliyorlar. Bir felaketin başına gelmesi yine kendisi yüzünden. O yüzden onlara, "Diş ipi. Tanrı rızası için her gece yatağa girmeden önce diş ipi kullanın" diyor. 382

383


tahta eskidir ve birbirine çarpar. Sornun ve cıvatalar gevşektir. Yatağın üzerindeki bütün ş ilteler dağlardaki tepecikler gibi yamru yumru, yastıklar da d ü mdüzdür. Çarşaflar temizdir ancak buraya çıkan su serttir. Bu suyla neyi yıkarsanız yıkayın, kumaş mineral ve kükürt yüzünden zımpara gibi olur. Son aşağılama ise, burada kalan insanların hepsinin korido­

Sıcak Kaynak Suyunda Yüzmek

run sonundaki tuvaleti paylaşmasıdır. insanların çoğu seyahate çıkarken yanına bornoz al maz, yani çiş yapmak için her defasın­ da giyinmeleri gerekir. Sabahları gözünüzü, buz gibi ve beyaz renkl i, dökme demi rden ayaklı küveti olan ve kükürt kokan b i r banyoda açarsınız. Şubat ayında gelen bu yabancıları kayalığa sürmek kad ı n ı n çok zevk aldığı b i r iş. Önce müziği kapatıyor. Bir saat geçmeden konuşmaya başlıyor; Glen Campbell gidene kadar on dakikada bir sesi azar azar kısıyor. Dışarıdaki yoldan artık tek bir araba bile geçmez olunca içerideki ısıyı azaltıyor. Penceredeki neonlu bira levhasına giden kabloları teker teker çıkarıyor. Şöminede ateş varsa Bayan Leroy sönmesine izin veriyor. Bu arada insanlara planlarını sorarak onları güdüyor. Şubat ayında Beyaz Nehir'de neredeyse yapacak h içbir şey yok. Kar

Barorıes Froz v i t ' terı B i r Hikau,

ayakkabısıyla yürüyebilirsiniz, belki. Kayakla n n ızı getirdiyseniz, kros kayağı yapab i l i rs i n iz. Bayan Leroy bazı m isafirlerin fikir ortaya atmasına izin veriyor. Herkes bu öneriye katılıyor.

B

ayan Leroy eskiden, "Şubat geceleri gelince" derdi. "sarlın• şoförler benim için b i r l ütuf olurdu."

Evl i l i klerini onarmak için i k i n c i balayını geçirmek isteyı·ıı

çiftler. Arabayı kullanırken uykuya dalan i nsanlar. Bir şey içmı·� için otoyoldan çıkan herkes, Bayan Leroy' u n oda vereceği b l ı ı olabilir. İ ş i n i n ilk böl ü m ü konuşmaktır. insanlar kalmak zorund.ı kalana kadar o n l ara b i r içki, sonra bir içki daha içirir. E lbette bazen tongaya bastığınız olur. Diğer zamanlaıd.ı da diyecektir Bayan Leroy, oturursunuz ve hayatınızın sonuıı.ı kadar s ü rer. insaniann çoğu Pansiyon'daki odaların daha iyi olacaguıı umar. Yatağın demir iskeleti sallanır; rayları ve ayakucund.ı�ı

384

Eğer öneri o l m azsa, o zaman sıcak kaynak suyunda yüzme fikrini ortaya atıyor. B u o n u n geçiş istasyonu izleyicileri ne h i kayes i n i n yol hari­ tasıyla yaklaşıyor. ilk olarak, uzun yıllar önce çeki l m i ş b i r fotoğ­ rafın ı gösteriyor ve yirmi yıl önce ü niversite yaz tatil i n e girince Beyaz Nehir'de karavanda kal ı p b i r iş için ne kadar yalvardığ ı n ı ve s o n ra b u Pansiyon'da b a r işletmenin n a s ı l hayali ndeki işe dönüştüğü n ü anlatıyor.. Bayan Leroy'u çok zayıf hayal etmek zor. Dişetleri çekilmeden önce zayıftı ve dişleri bembeyazd ı . Eskiden böyle değildi a m a şimdi, tohumları yakın ektiğinizde topraktan b i r b i r i n i ezerek çıkan havuç kökleri gibi. dişierin kararmış kökleri de hemen göze

'385


çarpıyordu. Demokratlara oy verdiğini hayal etmek zor. Başka insanlardan hoşla!ıdığını düşünem iyor insan. Bayan Leroy·uıı bıyıksız halini de. Üniversitedeki oğlanların onu düzrnek için sıraya girdiğini hayal etmek de zor. Kendisiyle i lg i l i komik ve kederli şeyler anlatması dürüst görünmes i n i sağlıyor. insanların onu dinlemesini sağlıyor. Şu anda ona sarılsanız. diyor Bayan Leroy. sadece sutyenin sivri telini hissedersiniz. Sıcak kaynak suyunda yüzmek. diyor, çocuklardan oluşan bir çeteyi toplayıp Beyaz Nehir'in fay hattına götürmek demek Kendi bira ve viskinizi yanın ıza a l ı n ve gidip· kaplıca göletini görün. Bütün yıl boyunca göletlerin çoğunda ısı 65 ila 93 derece oluyor. Bu yüksekl ikte su 92 derecede kaynıyor. Kışın bile buz dolu bir çukurun d i bine kar yığını akar; ancak bu göletler insanı canlı canlı kaynatacak kadar sıcaktır. Hayır. buradaki tehlike ayılar değildir; b u rada ayı yok Burada kurt veya çakal veya vaşak göremezs i n iz. N ehrin ağzında , evet, kilometre göstergesi b i r tık atana ya da radyoda çalan bir şarkı bitene kadar gittiğiniz mateller çöpleri n i n kapağı kapalı kalsın diye zincir takmak zorunda kaldılar. Orada karın üzerindç• bir sürü pençe izi vardı. Aya doğru u l uyan kurt sürüsü yüzünden geceler gürültülüydü. Ama burada kar pürüzsüzdü. Dolunay olduğunda bile sessizdi. Pansiyon'dan nehrin kaynağına doğru giderken korkmanız gereken tek şey haşlanmaktı. Ü niversiteden atılmış, şehiılı çocuklar gelirdi ve bazıları b irkaç yıl burada kalırdı. Bir şekildr•, hangi göletin emniyetli olduğunu ve nerede bulunduklarıylıı ilgili bilgi leri kulaktan kulağa geçirdiler. Anakaya gibj görünen ancak içine düşünce gizli termal deliği insanı yağda kızartır gibi kızartan bir kalsiyum veya kireçtaşı curufu vardır ve oraya gidil memelidir. Korkunç h i kayeler eskide kaldı. Yüz yıl önce Pennsylvanııı eyaJetin i n C rystal Falls şehrinden buraya gelen Bayan Lestl'r Bannock gözlüğündeki buharı s i l mek için durdu. Rüzgar yönü n U 386

değiştirdiği için sıcak buharı kadının gözüne üfledi. Kadın yanlış bir adım attığı için yoldan çıktı. Bir tane daha yanlış adım attı ve dengesini kaybetti. sırtüstü düştü ve kaynar suya oturdu. Ayağa kalkmaya çalışırken öne fırladı ve suya yüzüstü düştü. Çığlık ııttığı için yabancılar duyup kadını sudan çıkardılar. Şerif kadını hemen kasabaya götürdü ve Pansiyon'un mut­ fağındaki bütün zeytinyağına el koydu. Her yerine zeytinyağı �ürülmüş ve temiz çarşafiara sarı lmış kadın üç gün sonra hasta­ nede çığlıklar atarak öldü. Üç yaz kadar kısa bir süre önce. Wyoming eyaJetinin P i nson şehrinden gelen bir oğlan kamyoneti ni park etti ve Alman çoban köpeği arabadan fırladı. Köpek ölüm merkezi ne, yani göletin Içine atladı ve suyun içinde patilerini saliayarak ölene kadar .ıcıyla havladı. Ellerini kemiren turistler oğlana yapma dediler nma çocuk suya daldı. Anında yüzeye çıktı; gözleri haşlanarak bem beyaz olmuştu ve harı=ketsizdi . Çocuk, kör olmuş halde dönüp d uruyordu. Hiç kimse elinden tutup ç ı karacak kadar uzun süre çocuğa dokuna­ mad ı , sonra çocuk battı. Bütün bir yıl boyunca, yüzme havuzundaki yaprak ve ölü böcekleri çıkarır gibi gölete ağ atıp çocuğu çıkardılar. Sanki ya h­ ni nin üzerindeki yağı alıyormuş gibi. Pansiyon'un barındaki Bayan Leroy insanlar bu olayı kafa­ larında bir dakika canlandırabilsin diye susuyor. Oğlanın geri kalan parçaları bütün yaz orada kaldı ve etrafa sıcak su sıçrattı ; dağalmış parçalar açık kahverengi tükürük çıkarıyordu. Bayan Leroy sigarasını içiyor. Sanki o anda hatırlamış gibi. "Oison Read" diyor aniden. Ve �ülüyor. Bayan Leroy uyanık olduğu her saat, her dakika bunu düşünm üyormuş g i b i . ''Keşke Olson Read'le tan ışsaydınız" diyor. Kocaman, şişko, namuslu, günahsız Olson Read'le. Pansiyon'da a şç ı l ı k yapan Olson, şişko ve beyaz tenliydi; yapışkanlı pirinç kadar beyaz olan teni üzerinde suşi gibi görünen. kan l ı ve kıvrık d udakları kocamandı. O , sıcak göletleri 387


yürürdü; tahta iskeleyi kaldırıp fokurdayan. kökü kokulu göletin

izlerdi. Yanlarına diz çöküp asit kadar sıcak olan ve kahverenı&l köpük kusan göletleri. Yanlış bir adım. Kar y ığının yanlış tarafına hızlıca kayarsanız sıcak su Olson'ın yemekiere yaptığı şeyin aynısını size yapar Sornon buğulama. Tavuk güveç ve etli hamur. Çok pişmlt yumurtalar. Olson. Pansiyon'un mutfağında çok yüksek sesle ilahiler okurdu ve bunları yemek odasından duyardık. Mutfak önlü�O nün içinde kocaman görünen Olson, önlüğünü belinden sıkıoı bağlayınca bedeni ikiye ayrılmış gibi görünürdü; barda oturuı neredeyse karanlıkta inci! okurdu. Bordo hal ıda bira ve sigara kokusu vardı. Elemanların mola odasındaki masaya oturursa nız. Olson kafasını göğsüne indirip yaptığı sala m l ı sandviçle ilg i l i saçma sapan bir dua okurdu. En sevdiği kelime "dostluk"tu.

hemen yanına diz çökerdi. Orada diz çökmüşken Bayan Leroy ve belboy için yüksek sesle dua ederdi. Tanrı'sına. Yüce Tanrı'mıza. Cenneti ve Dünyayı yapmış Tann'ya dua ederdi. Garson yamakla­ rının teker teker isimlerini söylerek ruhlarının sonsuza ulaşması için dua ederdi. Oteldeki hizmetçilerin günahlarını yüksek sesle sayardı. Olsen'ın sesi buharla birlikte yukarı yükselirdi ve eteğini belinden kıvırıp kısaltan ve yirmi dolarlık fiş keserek otel müş­ terileri n i n hepsine oral seks yapan Nola için dua ederdi. Turist aileler, Olsen'ın arkasında, emniyet l i olan iskelenin üzerinde dururlardı; o sı rada Olsen. erkek yatakhanesinde müstehcen oğlancılık hareketleri yaparak birbirlerine sarkan, yemek odası garsonları Evan ve Lee'ya acıması için Tanrı'ya yalvarırdı. Olson ağlayıp, bulaşık yıkarken kahverengi kağıt torbadan tutkal kokla­ yan Dewey ve Buddy için feryat ederdi.

Bir gece Olson kilere girdi ve Bayan Leroy'u, New York Üniversitesi'nde liberal sanat okurken atılıp buraya gelmiş bır belboyu öperken gördü ve Ölson Read onlara öpüşmenin zina ya giden yolda ilk şeytani adım olduğunu söyledi. Kauçuk gibi görünen dudaklarıyla Olson herkese kendini evliliğe sakladıgını söyledi; ama gerçek şu ki, kendin i hiçbir zaman teslim etmeyi düşünmüyordu. Beyaz Nehir Olson'ın cennetiydi: Tanrı'nın harika bir iş yap tığının kanıtıydı. Her H ı ristiyan'ın cehennem fikrini sevmesi gibi, Olson kap lıca göletini. sıcak su kaynaklarını ve üzerinden buhar yükse ll' !n çamur yataklarını izledi. Her cennetin bir yılanı vardı. Sip<J r i penceresinden etrafı dikizlediği ve yemek odasındaki garsorı kızları izlediği gibi haşlayıcı suyun akışını ve serpin�isini izledi Boş gününde indi'ini yanına alıp ormana. kükürt bulutlım ve sisin içine giderdi. "Amazing Grace" veya "Nearer My God h Thee" ilahilerini okurdu; ancak bunların beş veya altıncı ayetlı' r l n i okuduğu için ve o bölümler kulağa garip v e yabancı geldi�lıı den bunları uydurduğunu düşünürdük. Buz tabakası gibi suyuıı üzerini kaplayan ve ince kalsiyum kabuğu olan curufun üzerind

Cehennem olduğunu düşündüğü yerin kapısında duran Olsen fikirlerini ağaçlara ve gökyüzüne haykırırdı. Tanrı'ya rapor verirken akşam yemeği vardiyası n ı bitird i kten sonra dışarı çıkıp geceleri birlikte parlayan y ıldızlara insanların günahlarını bağı­ rarak söylerdi. Tanrı'ya kendisine acıması için yalvarırdı. Hayır. insanlar Olsen Read'den çok fazla hoşlanmazlardı. Yaşı ne ol ursa olsun insanlar ispiyonculardan hoşlanmazlar. Zeytinyağına bulanmış kadınla ilgil i h i kayeleri hep duyu­ yordu. Köpeğiyle birlikte çorba olan çocuğu. Ve Olsen şeker gibi parlayan gözleriyle bunları özel bir ilgiyle dinlerdi. Düşkün olduğu şeylerin kanıtı buydu. Bunun gerçekliği. Yaptığınız şeyi Tanrı'dan gizleyemeyeceğinizin kanıtı. Düzeltemezsiniz. Cehennemde uyanık ve canlı olacağız ama canımız o kadar yanacak ki ölmeyi isteyeceğiz. Sonsuza kadar acı çekeceğiz; dünyanın hiçbir yerindeki bir insan bizimle yer değiştirmek istemeyecek. Bu noktada Bayan Leroy susard ı . Yeni bir sigara yakardı. Size yeni bir bira verirdi. Bazı hikayeleri, derdi. anlatıp durdukça, tüketirsiniz. O türlerde dram yanıp kül olur ve her uyarlaması daha saçma

388

389


ve boş h a l e gelir. Başka türlü olan h ikayeler ise sizi tükel i r Anlatıp d u rdukça, h i kaye güçlenir. O h i kayeler size eskiden r ı

Bu kadar sıcak sudan bir lokma jçmek. bağazda büyük çapta ödem yapar ve nefessiziikten ö l ü m e sebebiyet verir. Boğaz şişe­

kadar aptal olduğunuzu hatırlatır. Şimdi aptal o l d uğu n uzu d.ı

rek kapandığı içi n kişi boğularak ö l ü r.

Bazı h i kayeleri a n l atmak, diyor Bayan Leroy, intihar etmekl l l Su, 70 dereceye kadar kaynatı ldığında b i r saniye içindı üçüncü derece b i r yanığa neden olabilir, diyerek h i kayeyi sıkh ı b i r hale getirmek için çaba sarf eder.

gibi g e l i r . Skeletonizasyon. Deri kayması . H ipokalemi. Bu uzun

Sonsuza kadar aptal alacağınızı da.

Beyaz N e h i r fayın ı n tipik termal şekl i , üzerinde kristal m i r ll' ra l , etrafında ise kabuklar o l a n b i r gölete açı l a n delikten iban•ı tir. Beyaz N e h i r !;>oyunca yer alan termal şekil lerin ortalama ısı ı

96 derecedir.

Bu kadar sıcak olan b i r suyun içinde bir saniye geçirin-.ı• niz, çoraplarınızı çıkarı rken ayağınızın derisini de çıkarırs ı ı ı ıt El lerinizin haşlanmış derisi dokunduğunuz herhangi b i r şeyr

yapışır ve orada kal ı r ; deri eldiven gibi görünür.

Yanık yerlere sıvı taşıyarak, ısıyı dağıtarak vücudunuz keıı d i s i n i kurtarmaya ça l ı ş ı r. Terlersiniz; en kötü ishal durumund.ı kaybettiğin izden çok daha h ız l ı bir şekilde su kaybedersiniz. Çıık fazla su kaybettiğinizden tansiyonunuz düşer. Şoka girersinil Hayati organlar birbirlerini takip ederek hızlıca kendilerini kaprı

tır.

Yanıklar, birinci derece, ikinci, üçüncü veya dördüncü deıı• ce olur. Bu yanıklar yüzeysel veya kısmi ya da tam kalıniaşırı ı o l a b i l i r . Yüzeysel veya birinci derece yanıkia rda deri kızc ı ı ı ı ancak s u toplamaz. G ü neş yanığını düşün ü n , nekrotik dokudıı

Bayan Leroy'u n b u n l a rı uzun uzadıya anlatması insana ş i i r kelimeler barda oturan i ns a n la r ı güvenilir b i r teoriye götürüyor. En kötü şeyle yüzleşmeden önce h i kayesine küçük ve hoş b i r ara veriyor. Bütün hayatınızı, kendinizle gerçek bir şey arasına, sahici duvarları örmekle geçirebi l i rs i niz. Y ı l l a r önce b u n u n g i b i bir Şubat gece s i , Pansiyon'da iki kişi vardı ve o n l a r Bayan Leroy ve Aşçı Olson'dı. B i r g ü n önce bura­ ya yeniden kar yağınıştı ve ka l ı n l ığ ı neredeyse bir metreydi; kar küreme makinesi ise henüz gelmemişti. Her gece olduğu gibi Olson i n d i ' i n i kol un u n altına a l ı p karda yürümek için dışarı çıkıyor. O zamanlar çaka l l a r vardı ve b u o n l a rı tedirgin ediyordu. Purna v e vaşak d a . B i r buçuk kilometre boyunca bir m ı srayı tekrar etmeden "Aınazing Grace" i la h i s i n i söyleyen Olson b i r beyazlıktan diğerine a d ı m ı n ı atarak yü rüyor.

1 7 N um a ra l ı Otoy o l ' u n iki şeridi karın a l tında gözden kay­ bo l m u ş . Pansiyon yazan yeşil renkli neon tabela. etrafına alçak tuğla l a r örül m üş beton un üzerine dikilmiş çel i k d irekte duruyor. Dışarıdaki dünya diğer geceler g i b i ay ışığından ötürü siyah ve mavi renkte; kara n l ı k çam ağacı s i l uetlerinden o l uşan orman yukarıya uzanıyor. Genç ve ince o l a n Bayan Leroy, Olson Read adına hiç endi�

yani ö l ü , kabarm ış tende kavlama o l ur. Tam kal ı n l aşmada, ytı ı ı l üçüncü derece yanıklarda, fırından kek çıkanrken tepedeki ıı:.ıl m a eleman ı na çarpan parmak ekiemi gibi kuru , beyaz deıfy..,

şelenmedi. Kurtlar u l umaya başladığı ana kadar. adam gitti­

dan çok daha beter şekilde pişersiniz.

ne kadar düzgün ve beyaz göründüğünü a n lamaya çalışıyordu.

Yanığın kapladığı a l a n ı hesaplamak için muayene edı•ıı doktor, "Dokuzlar K u ra l ı " n ı k u l l anacaktır. Kafa vücudun toplııııı deri s i n i n yüzde 9'una sah iptir. B i r kol yüzde 9'una. B i r bacıı� yüzde \ B' ine. Ön gövde yüzde 1 8 , arka gövde yüzde ı 8'iııt

Olsen'ın her gece bağırmasına a lışmıştı. Önce kadının a d ı n ı ,

sa h i p o l u rsunuz. Dördüncü derece yanıkiarda yüzeysel yanıkJ,ıı

Boyun yüzde ı olduğu için tamamı yüzde 1 00 olur. 390

ğinden bu yana ne kadar zaman geçtiği n i a nlamadı. Dişlerine bakıyordu; parlak tereyağ bıçağı n ı ayna gibi tutarak dişlerinin

sonra d a . gerçek ya da uydurma. kadının g ü n a h ı n ı haykıran sesi ormandan ge l i rd i . Kadın sigara i çerdi, Olson bağırırdı. Kadın dans ederd i . Olson kad ı n ı n adına Tanrı'ya yalvarırdı.

391


H i kayeyi a nlatarak, kad ı n içindekil eri dışarı ç ı karnıanızı sağlıyor. Burada kısılıp kalma fikrini. Hapsed i l m i ş r u h u n u Pansiyon'a kimse hayat ı n ı n s o n u n a kadar kalmak i ç i n gelmez Lanet o l s u n , diyor Bayan Leroy, öldürül mekten daha beter şey !erin olduğu n u görürsünüz.

Kadın, Olson Read'i bulduğunda, yüzü, boynu ve kafası. yani bedeni n yüzde I O' u mükemmel görünüyordu. Derisi soyu lmuş ve yemek gibi kaynamış vücuduna kıyasla yüzü güzel bile sayı­ labil i rd i . H a l a bağırıyordu. Sanki yıldızlar hiçbir i ş e yaramamış gibi.

Araba kazasından beter şeyler olur ve sizi yaya bırakır. Dingil

Olson'dan geri kalan şey buydu, Beyaz Nehir'in kıyısına çıkmaya

kırılmasından beter şeyler olur. Gençken olur. Ve siz hayatınızı n sonuna kadar küçük ve önemsiz bir yerde bar işletmek zorundıı kalırsınız.

çalışıyordu: bir şeye takılınıştı ve dizleri titremiş, bu raya düş­

Hayatı n ı n yarısı kadar önce Bayan Leroy kurtların u i uduğurıu

altı pişmiş ve kırı l m ış buza takılmı-ştı. Önce derisi, sonra da

duyuyor. Çakaliar havlıyor. Olson bağınyor, ne kadın ı n adını, ne• de bir g ü n a h ı haykırıyor, sadece bağırıyor. Kadın, yemek odasının yan kapısına gidiyor. Dışarıya adım atıp kara doğru eğil iyor vu sese kulak vermek için kafası n ı bir o yana bir bu yana çeviriyor. Olson'ı görmeden önce kokusunu a l ıyor. Soğuk havada domuz pastırması kızartması. yani kahvaitı kokusu var. Kal ı n kes i l m i ş ve kendi sıcak yağmda pişerken gevrek olan domuz pastırması ve Spam marka. konserve et kokusu. Anlattığı h i kayenin tam burasında duvardaki elektrikli ısıtıcı hep çalışmaya başlar. O a n , odanın olabileceği en soğuk anı­ dır. Bayan Leroy o anı b i l i r; çünkü dudağ ı n ı n üzerindeki tüyleri havaya kaldırır. B i r saniye s ü resince susması gerektiği zaman­ ları bil ir. Ortamda bir süre sessizlik olur ve sonra -buum- diye ısıtıcı nın içindeki sıcak hava hareketlenip dışarı çıkar. Fan önce uzaktan , sonra çok yakından sıziama sesi çıkarır. Bayan Leroy o s ı rada barın içinin kara n l ı k olduğundan hep e m i ndir. Sıziamu sesiyle birl ikte ısıtıcı çalışmaya başlar ve insanlar kafa s ı n ı kaldı­ rıp bakar. Pencerede görebildikleri tek şey kendi görüntülerinin yansımasıdır. Ne var ki, kendi yüzlerini tan ı m ayamazlar. içeride• kendilerine bakan yüz, üzerinde kara n l ı k delikler oiao solgun bir maskedir sadece. Ağzı beş karış açıl m ı ş kara n l ı k bir deliktir Birbirine yakın gözleri hemen arkalarındaki gece n i n kararılığına dikilmiş iki kara deliktir. Dışaeıya park edi l m i ş arabalar, yüzlerce soğuk kilometre uzağa bırakılmış gibidir. Otopark, bu türden bir karanl ıkta yürü nemeyecek kadar uzak b i r yerde duruyor gibi görünür. 392

m ü ş ve parçalanmıştı. Bunlar Olson' ı n artık yerinde olmayan parça larıydı. Dizlerinin kem ikleri delinmiş ve kopm uştu; kanı içeride piştiği için arka­ sında sadece yağdan bir iz bırakmıştı. Karın derinliğinde ısısı eriyordu. Wyoming eya letinin Pinson şehrinden gelen çocuk, köpeğin i kurtarmak için atiayan çocuk. insanlar o n u çektiğinde kol larının ayrı ldığını söylediler; eklem yerieri teker teker kaparken çocuk hala ç:anlıymış. Beyaz kafatası n ı n arkasındaki kafa derisi soyuı­ muş ve çocuk hala kendindeymiş. Kaynayan suyun yüzeyinde, suyun kustuğu, çocuğun sıcak ve parlak gökkuşağı renginde yağından damlacıklar var ve yağ suyun yüzeyine çıkmış. Çocuğun köpeği kaynayarak köpek şekl inde mükemmel kürk mont h a l i n e gelmiş; kemikleri pişerek temizlenmiş ve dünyanın geotermal merkez i n i n derin liklerine batm ış. Çocuğun son sözle­ ri ise şöyle olmuş: "Siktirip attım. B u n u düzeltemem. Değil m i ? " Bayan Leroy Olson Read'i o gece işte böyle b u l muştu. Ama daha kötüydü. Adamın arkasındaki kar ve etrafındaki taze toz, ağzından çıkan salya yüzünden kes i l m iş. Bağırışları dört bir yandan duyulduğu için, Bayan Leroy etraftaki sarı göz sürüsünü gördü. Karın üzerindeki çakallara ait ayak izleri buz kesmişti. Kurt patilerinin dört parmaklı izleri. Adam ı n etrafında yabani köpekterin uzun kafataslı yüzleri dönüp du ruyordu . Beyaz dişlerinin arasından h ı z l ı h ı z l ı soluyarlardı ve siyah dudakları burunlarına kadar açılmıştı. Küçük köklü dişleri 393


birbirine sımsıkı girmişti. Olse n ' ı n beyaz pantolonunu çekiştı riyorlardı: içindekiler can l ı şekilde kaynadığından pantelonun parça l a n m ı ş paçalarından buhar çıkıyordu. Bir sonraki dakikada sarı gözler kayboldu ve Olsen'dan gen ye kalanlar da orada kaldı. Arka patilerin savurtturduğu karlcıı havada parladı. ikisi birden domuz pastırması kokusu n u n sıcak bulutund ı duruyordu: Olsen ısı yüzünden titredi, kadının yan ı ndaki kaı ı ı ı derinliklerine batan b i r kumpir gibi görünüyordu. Derisi kabuk bağlamıştı. kızartılmış tavuk gibi buruşuk ve sertti ; ancak altııı daki kasın üzerinde çözülmüş ve kaygandı . ılık kemiğin etrafu ı daki kas buruluyor ve pişiyordu. Adamın elleri Bayan Leroy'un parmaklarını sımsıkı tuttıı. kadın elini kaçırınaya kalkınca ada m ı n derisi soyuldu. Pişml•, elleri, dudakların soğuk havada oyun sahasındaki bayrak dirı• ğine yapışması gibi dekunduğu yere yapıştı. Kadın kaçırmav.ı çalıştıkça, adamın parmakların ı n kemikleri ortaya çıktı, pişmı• elleri n i n içinde kan yoktu ve adam haykırarak Bayan Leroy u daha sıkı tuttu. Adam haraket ettirilemeyecek kadar ağırdı. Kara batmıştı. Kadın oraya demir atmıştı: oysa yemek odasının yan kapı�.ı karda yirm i ayak izi kadar yakındaydı. Kapı h a l a açıktı ve içeıı deki masalar sıradaki yemek için hazırdı. Bayan Leroy yemı·� odasındaki, koca koca taşlardan yapılmış dağ şöminesini gön• bil iyordu: içindeki odu nlar yanıyordu. izieyebil iyordu ancak çuk uzakta olduğu için hissedemiyordu. Ayaklarıyla batınamak için çabaladı, tekme attı, Olson'ı sürüklemeye çalı ştı ancak kar çok deri ndi. H a ra ket etmek yerine orada durdu ve adamın ölmes i n i umııı etti. Donmadan önce Olson Read'i öldürmesi için Tanrı'ya du. ı etti. Orm a n ı n karanlık köşesindeki sarı gözlü kurtlar onl.ı r ı izledi. Çam ağaçlarının s i l uetleri gece semasına uzanıyordu Üzerlerindeki yıldızlar her birlikte göz kırpıyordu . O gece Read Olson kadına b i r h ikaye anlattı. Kendi yaıdı�ı özel hayalet h ikayesiydi bu. 394

öldüğümüzde bu h i kayeler dudaklarımızda kalır. Gece yarı­ sı. izole edi l m i ş özel bir yerde. sadece yabancılara a n l attığımız h i kayeler. Yıllar boyunca bu önemli h i kayeleri kafamızda yine­ leriz ama asla anlatmayız. Bu hikayelerin her biri hayalettir ve ö l m üş insanları diriltir. Bir dakikalığına. Ziyaret içi n . Her hikaye bir hayalettir. Bu, Olsen'ın h i kayesidir. Ağzında kar eriten Bayan Leroy suyu Olsen'ın şişko kırmızı dudaklarına tükürdü; kad ı n ı n yapışmadan dokunabi leceği tek yer Olsen'ın yüzüydü. Adamın yanına diz çökmüştü. Z inaya giden yolda şeyta n ı n attığı i l k adım. O öpücük. Olse n ' ı n kendini kurtardığı andı. Kadın hayatının sonuna kadar Olsen'ın haykırdığı şeyi kim­ seye an latmadı. Bunu içinde taşıması büyük bir yüktü. Artık herkese söylüyordu ama daha iyi h issetmiyordu. Beyaz Nehir'in içinde kaynayan zava l l ı şey, "Bunu niye yap­ tın?" diye haykırdı. "Ben ne yaptım ki?" diye haykırdı. ; , Ağaç kurtları" diyor Bayan Leroy ve gülüyor. Biz de öyle bir bela yok. Burada yok. diyor. Artık yok. Olson miyoglobinüri yüzünden öldü. Yoğun yanı kiarda kaslar prote i n miyoglobin salgılar. Bu protein kan dolaşımına aktığından böbrekleri zorlar. Böbrekler kendi n i kapatır ve vücut sıvı ve kan toksin leriyle dolar. Böbrek yetmezliği . Miyoglobinüri. Bayan Leroy bu kelimeleri söylerken numara yapan sihirbaz gibi görünüyor. Bu kelimeler sihir olabilir. Bir efsun. B u şekilde ölmek bütün gece sürer. E rtesi gün kar küreme makinesi geldi. Onları şoför buldu: Olsen Read ölmüştü, Bayan Leroy ise uyuyordu. Bütün gece ağz ı n ı n içinde kar eritmekten dişetleri bembeyazdı. Frozbit. Read'i n ölü elleri kadının ellerine kenetlenm iş, eldiven gibi kad ı n ı n parmaklarını koruyordu. Her dişin kökUndeki donmuş der i ni n , kahverengi dişetinden gri renkte ve yumuşak şekilde ayrılması haftalar sürdü ve dişleri şimdi nasıl görünüyorsa o hale geldi. Dudakları yok olana kadar sürdü. Nekrotik dokuda kavlama. Başka bir büyülü söz. 395


Bayan Leroy insanlara ormanda hiçbir şey yok diyordu. Kötü bir şey yok. Kederli ve yalnız b i r şey var arda. Olson Read neyi

ı. 2.

yan l ı ş yaptığım hala bilmiyor. Nerede olduğunu b i l m i yor. O kadar korkunç ve yalnız ki , kurtlar, çaka l la r bile Beyaz Nehir'in o

3. 4.

bölgesinden göçtü.

5

Korkunç hi kayeler bu şekilde işe yarıyor. Eski b i r korkuyu gün yüzüne çıkarıyor. U n ut u l m u ş b i r terörü tekrar yaratıyor. Büyüdüğümüz için korkmadığımızı düşündüğümüz b i r şey söy­

6. 7.

l üyor. Ancak o şey hala gözümüzden yaş getirecek kadar korku­ tuyar bizi. Düzelmiş olduğunu umut ettiğiniz b i r şey o.

8. 9.

Her gece her yerdeler. Bu avare i nsanlar kurt u l a m a mışlar

1 0.

ancak ö l m eyecekler de. Geceleri Beyaz Nehir fay hattının bu

l l.

tarafında haykırdıklarını duyabilirsiniz.

1 2.

Bazı Şubat gecelerinde sıcak yağın kokusunu hala alabilir­ siniz. Kıtır kıtır domuz pastırmasının. Olson Read bacaklarını h i ssetınedi ama dışarı çıkmaya çaba!adı. Haykırd ı . Parmakları nı,

1 3. 14.

pençe gibi kara saplayıp, küçük dişleri n i kenetleyerek karanlığa çıkmaya çalıştı.

ı '5 .

·

16. ı 7. 18. ! 9. 20.

ayan Clark'a göre ortalama b i r insan uyuduğund a _ saatt atmış beş kalari yakıyor. Uyanıkken saatte yetmış yedı kalari yakars ı n ız . Yavaş hızda yürürseniz i k i yüz kalori. Hayatta

B

kalmak için her g ü n 1 .650 kalarilik yemek yenmesi gerekiyor. Vücudun uz sadece b i n Lki yüz kalari l i k karbonhidratı depolar; çoğunu karaciğerde tutar. Sırf hayatta kalarak bir günden kısa b i r süre içinde depo l a n m ı ş kalori lerin hepsini yakarsınız. Ondan sonra yağ yakarsınız. Sonra da kas.

o zaman kanın ıza keton karışır. Serum aseton konsantras­ yonu yukarı fırlar ve nefes i n iz kok.maya başlar. Teriniz, maket yapıştıncısı gibi kokar. 397

396

� -.:c _

21. 22. 23. 24.


Karaciğe riniz ve dalağını z ve böbrekle riniz küçül ü r ve atrofi olur. .ince bağırsağ ınız kullan ı l madığı için şişer ve s ü mükle dolar. Ülserler kolonun uzun duvarınd a delikler açar.

Aç kaldıkça karaciğer , beyninizi uyanık tutmak için kasla­ rı g l ü koza çevirir. Aç kaldıkça açlık ağrıları ortadan kaybolur . Ondan son ra kendiniz i yorgun hisseder siniz. Zaman geçtikçe kafanız karışır. Etrafınız daki d ü nyayı fark etmeme ye başlarsın ız.

Temizlen mekteıı vazgeçers irıiz.

Vücudun uzdaki yağın yüzde 70 ila 94' ü n ü ve kas larınızın yüzde 20'sini yaktıktan sonra ölürsünüz.

İ n s a n l a r ı n çoğu için bu süreç altmış bir gündür. "Kızım Cassand ra" diyor Bayan Clark. "neler olduğun u bana hiç a n l atmadı." Açlıkla ilgili bilgilerim izi, diyor Bayan C l a rk. Kuzey irianda'd aki mahpusl arı veya açlık grevinde ki insanları izleyerek edindik.

Açken bazen insanın teni salar, donuk mavi olur. Bazen koyu kahveren gi o l ur. Aç kalan insanlar ın üçte b i ri şişer. Sadece solgun tenl.i olanlar. ·

Aziz Bağırsak sız, Gotik sigara odasında ki duvara kırk g ü n l ük işaret çizmiş. Kalemiy le kırk çizgi.

Burada h i kayern iz, zalim mi zalim işkence karşısınd a cesur hayatta kalma mücadel emizin gerçek hayattan a l ı n m a destanı: ancak doğruyu söyleme k gerekirse , telifimiz on ü ç kişiye böl ü­ necek. Gerçi şu an Amerika Güzeli ö l ü m ü n e kan kaybediy or.

Hayalet tamir ettikten sonra kalorifer kaza n ı n ı bozmakt an vazgeçtik . Yine de elbiseler imizi yıkamıyo ruz. Işıkların yanıp

sönmesi arası ndaki saatlerde bazen kuliste yer a l a n soyunma odalarım ızdaki yatakları mızda yatıyoruz Hepimiz h i kayemizi kendimi ze a n latıyoru z. _

Gücümü z varsa, Katil Aşçıbaşı 'dan bir bıçak ödünç alıp saç­ larırrmı kesiyoruz . Bay Whittier tarafında n bize bulaştırı lmış utançlard an biri. Şu an telefon direklerin e zıınbal a n m ı ş veya

süt kartonian na bas ı l m ı ş önceki h a l imizi gösteren fotoğrafla kıyaslayı nca sonraki h a l i m izin fotoğrafı daha beter olsun diye

başv u r u l a n fıeterin beteri b i r yol daha. 398

Peder Tanrısız bir sandalyenin bacağını

kırtyor ve polis

götünde kıymık b u l s u n diye tahtayı götüne sokuyor. Bayan Clark'ın kızı Cassandra ' n ı n o rtaya koyduğu harika bir fikir. Karanlık basınca ayak sesleri duyuyoruz. Açı l a n kapıların gıcırt ı l a r ı n ı . Buradaki hayaletin ayak seslerini. Bay W hittier' ı n . Leydi Çöpçü' n ü n . Yoldaş Huysuz'un ve Amerika Güzeli ' n i n . Hayaletin Vandal Dükü'ne yaptığı şeyden sonra. ışıklar kapa­ nınca hepimiz kapılarımızı kilitliyoruz. Emniyette o l alım diye şahit ve diğer iki-üç şahit olmadan kimse kendi başına dolan m ı ­ yar. Herkes y a n ı n a Katil Aşçıbaşı'nın bıçaklarından b i r i n i a l ıyor. Eve geldikten sonra. diyor Bayan Clark. kızım çok fazla kilo almadı. Cassandra ' n ı n tırnakları çıkıp uzadı ancak onlara hiç oje sürmedi. Saçları da uzadı ancak Cassandra on ları sadece yıkayıp taradı. Kıvırcık o l s u n diye sarmadı, topuz yapmadı, boyamadı. E lbette, yerinde olmayan dişleri çıkınadı . Sıfır beden giyiyordu. Kalçası yoktu. Göğüsleri yoktu. Sadece dizleri ve omuzları ve ölüm kampında ortaya çıkan elmacık

l

kem kleri vard ı . Cassandra istediği her e lbiseyi giyebilirdi: ama o, dön ü ş ü m l ü olarak i ki ya da üç uzun elbiseden birin i giyiyor­ du. Mücevher takmıyordu. Makyaj yapmıyord u. N eredeyse evin içinde bile değildi; onu öldürmek için öğle yemeğinde bozuk et parçası vermek yeterliyd i . Yulaf ezmesine karı şt ı r ı l m ı ş bir avuç uyku ilacı da aynı işi görürdü. Tabii bunları yeseydi. Yine de Bayan Clark o n u dişçiye götürdü tabii. Düzgün bir kısmi diş protezi yaptırmak için para ödedi. Dişlerinin yerini ala­ cak yeni dişler için para ödemeyi teklif etti. Pörsümüş göğüsler içi n . Anoreksiya n e rvozayı araştırdı. Bayan Clark yalan söyledi ve kıza ince h a l i n l e güzel görün ü ­ yorsun , dedi. N e redeyse h i ç dışarı çıkmadığı i ç i n Cassandra'n ı n solgun mavi b i r teni vardı. Hayır, Cassandra e lbette o k u l a gitti: ancak h iç kimse onunla konuşmadı. H e r kes o n u n hakkında konuştu: h e r sömestr daha da korkunçlaşan işkence h i kayeleri anlattılar. Öğretmenler bile berbat hayal güçler i n i n coşmasına izin verd i l e r . Mahalledeki herkes Bayan C l a rk' ı d urdurup omzunu sıvazladı ve ne kadar

399


üzgün olduğunu söyledi. Sanki Cassandra ' n ı n ceseti b u l u n m ıı�

gibi.

Tetkik eden, polis köpekleriyle kızı arayan herkes detayları öğrenmekten vazgeçti. Bayan Clark'ın kendilerine, " B i l miyorunı B i l m iyorum. Bilmiyorum . . . " demesinden bıkmışlardı. Okula döndüğü ilk y ı l ı n da Cassandra'nın notları yükseldi Ponpon kız olmaya çalışmadı. Basketbol veya futbol ayna

madı. Okula gidip eve dönmekten başka h içbir şey yapmadı Gökyüzündeki kuşları izledi. Ve süs ba l ı ğı n ı n yüzmes i n i .

Bayan C lark. "Beni çıldırtıyordu" diyor.

Zaman zaman b i r robotla yaşamak gibiydi. Veya b i r bombay­ la. Bazı g ü n l e r Bayan Clark b i r tarikatın veya b i r d e l i n i n arayıp Cassandra'yla görüşmek istediğini söylemesi n i bekliyordu. Bazı geceler Bayan Clark yastığ ı n ı n altına bıçak saklıyor, yatak odası­ nın kapı s ı n ı da kilitliyordu. Cassandra' n ı n böyle sessiz bir kız olacağını hiç kimse ta h m i n etmiyordu. H i ç kimsenin haya l i n i b i l e kurmadığı şeyler yaşadı. insanlara aniatma i h t iyacı duymadığı çok fazla işkence ve korku

Y i n e de Cassandra takma dişlerini takmadı; Bayan Cla r k yalvardığı veya tehdit ettiği zamanl a rda b i l e taknı a d ı ; kendisin1•

dolu şeyler. B i r daha dram veya m u t l u l u k veya acı yaşamaya

içine çekiyordu.

oturduğunu fark eders i n iz.

Cassandra sadece d i n liyordu. Bayan Clark Cassandra'daıı ' güzel görünmek için b i raz çaba göstermesini istiyordu; bu konu da o n a yalvarıyordu, bağırıyordu. Popüler ol ması n ı istiyordu

lerke n , Bayan Clark, Cassandra'ya Kabus Kutusu'nu hatırlıyor

zarar vereceği n i söyleyerek tehdit ediyordu. Bayan Clark kolunıı sigarayla yakıyor, kızı ise yanında oturup onu izliyordu. Kokuyu

ihtiyacı yok. Odaya girip televizyon u açarsınız, b i r kesekağıdı patlamış mısırı yiyip bitirirsin i z ve ancak ondan sonra koltukta yanınızda G e rçekten o derece ürkünçtü Cassandra. Öyleydi. Bi r gün, m utfaktaki masada oturmuş akşam yemeği yer­ musun diye sordu. Ortadan kaybolmasının galerideki geceyle

Danışmanla konuşmas ı n ı . H a yata geri dön mesin i . Herhangi b ı r şey yapmasını istiyordu. Ancak Cassa ndra ' n ı n yaptığı tek şey

i lgisi var m ıydı?

"Öz kızım" diyor Bayan Clark, "ancak bir saksı çiçeği kadar arkadaş canlısıydı. "

mesini istedi. Ü niversiteye. Orduya. Manastıra. Herhangi b i r

dinlemekti.

Son s ı n ı fta bütün derslerden pekiyi a l a n ancak mezuniyet töre n i n e gitmeyen b i r robottu. Kimseyle flört etmiyordu. Kıı. arkadaşları yoktu. Üst raflardan birinde tik tak sesleri çıkaran bir Kabus Kutusu'ydu. " K i lisedeki insanlar gibi" diyor Bayan Clark, "bütün gün otu rurd u . "

Sessiz. D i m d i k . Gözleri ı ş ı ! ı ş ı ! . Ancak şarkı söyl�miyord u , kafası n ı n içinde n e o l up bittiğiyle i lg i l i detay vermiyordu Cassandra sadece izleyip d i n liyordu. Annesinin b i l diği kız değil

Ve Cassandra, "Yazar o l m ay ı istememe sebep oldu" dedi. Bu konuşmadan sonra Bayan Clark uyuyamadı . Kızının git­ yere. Sadece gitmesini istedi. Ve bir g ü n Bayan Clark polisi arayıp Cassandra'nın kaybol­ duğu n u söyledi. E lbette evin her yerine baktı. Bayan C l a rk. Cassandra ' n ı n duvar kağıdının veya koltuk kumaşındaki çizgilerin içinden geçip kaybalacağı n ı d ü ş ü n üyordu. Ancak gerçekten evden gitmişti. insanların arabasında sallanan solmuş sarı kurdeleler, tes� l i m bayrakları henüz dururken. Cassandra Clark bir kez daha kaybolmuştu.

d i , başka b i ri yd i . Sunağın arkasından bakan bir heyket gibiydi B i nlerce yıl önce katedralda oyulmuş bir heykel. Avrupa'dfl Leonarda da Vinci tarafından oyulduğunu b il e n b i r heykel

Cassandra insanlara böyle görünüyordu. 400

401


Bunların h içbirisi kötü değil. insanoğlunun çalışma sistemi

böyle. Balıklar yüzer, kuşlar uçar.

Kızı ikinci kez kaybolduktan sonra Bayan Clark b i r parça

pamuğu mineral yağ kutusuna daldırdı ve banyodaki fayansla­ rın arasındaki derzlere sürdü. Hafta sonu boyunca bu işi yaptı. Bütün m i n i k storların üzerindeki tozu bezle a l d ı .

Cas sand ra

B ü t ü n bu can sıkıcı işlere o sırada h e r a n gelebilecek b i r

telefon beklediği için katl a n d ı . Dedektifler arayıp cesedini b u l ­ duklarını söyleyeceklerdi. Veya d a h a da kötüsü, Cassandra'yı canlı bulduklarını.

Bütün g ü n oturup pencere n i n önünde tiz bir sesle şakıyan

tepeli kestanekargalarını çizen şu robot kızı. Ya da fanusun için­ de durmadan yüzen lanet olası s ü s balığını izleyen. El ve ayak parmakları olmayan b i r yabancıyı. . .

Bayan Clark'ın b i l mediği şey, polisin Cassandra'yı bulmuş olmasıydı. Bir yavrukurt ormandan çıktı, konuşmuyordu. Bir

şey keşfetmişti ve sırrını saklamak için sessizdi. Ormanı gezi­ yordu·; kanyondaki küçük b i r dereyi takip etti, kaya devrilmeden

önce altında gölet vardır diye kayaların üzerine tırmandı ve araları kazd ı ; ancak bu yavrukurt içinde alabalık olacak kadar büyük b i r delik arıyordu. Kayaların üzerini yeşil yosun kapla­

mıştı ve ağaçlar öyle d u ruyordu ki. dalları diğer dalları arkadan B a y a n C l a rk ' t a n Başka B i r H i k a yı•

tutuyordu. O gölgelikte yan ına yatmış Cassandra Clark vardı, sanki uyuyormuş gibi ellerini solgun yüzünün altına koymuştu.

Cassandra kalın ve yumuşak b i r yosun yatağ ı n üzerinde çıplak

N

efret ettiğiniz bir işi yapmanın kolay b i r yol u varsa . . . O da daha fazla nefret ettiğ i n iz b i r iş bulmaktır, diyor Bayan

Clark.

Daha büyük bir işten ödü n üz kopuyorsa, küçük işl-er size çocuk oyuncağı gibi gelecektir. Şeytanı elde hazır tutmak için bir sebep daha. Küçük ibiisieri daha ... katlanabilir hale getiriyor Bayan Clark, Bay Whitti er'ın teori lerini b i r kez daha genişletiyor

Dramları seviyoruz. Çatışmaları seviyoruz. Bir şeytana ihtiya­

cımız var veya b i r tane yaratacağız.

402

halde yatıyordu; akdiken ağacı n ı n yaprakları perde gibi etrafın­

da sallanıyordu.

Yavrukurt şerif dediği yetişkilerden biriyle konuştu. Kara n l ı k çökrneden dedektiflerden oluşan b i r ekip kanyondaki dereyi

takip etti. Kara n l ı k çökünce hepsi evlerine gittiler ve hiçbiri bugün işte gördükleri şeyi anlatmadılar.

Hiçbiri Bayan Clark'ı aramadı. Evde bekleyen Bayan Clark

evin içindeki bütün.. �drşafları değiştirdi. İkinci kattaki pencere­ leri s i l d i . SüpürgeiLkierin tozunu a l d ı . Genellikle berbat gelen

işlerin hepsi, beklemekle kıyaslandığında hiçbir şeydi. Şömineyi

temizledi; uzakta olduğundan, ilk çalışta telefonu açamadı.

403


İkinci kayboluşunda h i ç kimse hiçbir şeye sarı kurdele tak madı. H i ç kimse kapı kapı gezip araştırmadı. Veya m u m yakıp dua etmedi. Hiçbir psişik aramadı. Bayan Clark temizlik yapıp dururken kap ı s ı n ı çalan televiz yon kanalı olmadı.

Evde olan Bayan Clark, duvara daya l ı buzdolabı n ı biraz öne çekti ve arkasındaki kompresörleri elektrikli süpürgeyle temiz­ ledi. Yosun yatağında Cassandra'nın kanı bedenin e n alt kısmına

inmişti. Görebildiğiniz kısımları: göğüsleri, elleri ve yüzü beya a

ortalarında, derenin karışısındaydı ve ormancıların k u l landıgı

boyanmış gibiydi. Böcekler d i l leriyle emdiği için Cassandra' n ı n gözleri açılmıştı: yapışkan v e kuruydu. sa·rı saçları . . . Saçları

servis yolundan çok uzaktaydı . 'Yolda ayak izleri yoktu ve sanki

kafası n ı n arkasına ka l ı n , sarı b i r katman gibi yayılmıştı ancak

kucakta taş ı n m ı ş gibi, çıplak ayakları temizdi.

donuktu; kuaförde kesilip zeminde ölü halde yatan saçlar gibi

Cassandra o kanyanda b i r gece daha kaldı: dağ yamacınııı

Aradan zaman geçtiği için kızın göz sıvısındaki potasyumu ölçmek için çok geçti . Kolları bükülebiliyordu, yani iki günden fazla bir süredir ölüydü. Rigor mortis bitmişti. ilk dedektif ekibi akdiken ağacının yaprakianna m i krofon taktı. Tıpkı, cenazesi kalktıktan hemen sonra b i r cinayet kurba n ı n ı n mezarına mi krofon taktıkları gibi. Çünkü kati l i n geri gel mesi gerekiyordu. Katil konuşmalı ve ondan fayd a l a n ı l a n a kadaı hikayeyi anlatmalıydı. Kati l i n riski göze alabileceği tek bir izleyicisi vardır, o da kurbanın ta kendisidir. Cassandra yosun yata ğ ı n ı n üzerinde. Yukarıdan sal lanan

mikrofon b i r ses kayıt cihazına ve kanyonun karşısındaki kaya

lara tünemiş şerif yardımcısı n a yayın yapan b i r ileticiye bağlı Şerif yardımcısı çaktırmadan sivrisinekleri uzaktan vurup öldü rüyor. Kulağında kulaklık var. Karıncaların gezdiği yere oturmuş Sürekli dinliyor. Kulaklığında kuşlar şarkı söylüyor. Rüzgar esiyor. Hoşça kal demek için kaç katil i n geri geldiğini bilseniz şaşı rırsınız. Katil ve kurban bir şeyi paylaştıkları için katil rnezarrı gelip oturur ve eski g ü nlerden bahseder. Şerif yardımcısının kulaklığında sinekler vızıldıyor ve bu nemli

kenarlarına,

mavi renkli dudaklarının çatiaklarına yumurtalarını bırakıyor Burn u n u n içine ve anüsüne de. 404

şıyordu. Yemek için umutsuz durumda o l a n enzimler h ü crelerin duvarlarını yemeye başlıyordu ve her hücrenin içindeki sarılık dışarı sızıyordu. Cassa ndra' n ı n solgun derisi çöküyor, altındaki kasa yapışıyordu. E l l erindeki büzülen ve buruşan deri, pamuk eldivenler gibi gevşek ve boldu. rından ol u şan bir tarla gibiydi: her şişli k hareket ediyor, deriyle kas arasında gidip geliyordu. Her şişlik, bir karasineğin larvasıy­ dı. ince b i r katman olan deri a l tı yağını yiyerek, teni n i n altında tünel açıyorlardı. Kızın geri kalan yüzey kıs ı m l a rı , yan i kolları ve bacakları, h a reket eden ş i ş l i k konstelasyonuydu. Şerif yardı mcı s ı n ı n kulaklığında, her seferde bir ı s ı r ı k alan larvanın t ü n e l açma sesi sinek vızıldamasına baskın çıkıyordu. Evde sessiz telefondan b i r adım ötede duran Bayan Clark çatıdaki toza batmış Noel süslerini elden geçirdi; bazılarını attı , bazı l a r ı n ı tekrar kutuya koydu . H e r kutuya etiket yapıştırdı. Cassandra'n ı n nefes yolundan girmiş bakteril e r ciğerlerin­ deydi; bağırsaklar ı n ı n ve ağz ı n ı n ve burnun içindeki bakteriler, kendilerini durduracak beyaz kan h ücreleri olmadığından dur­

Herkes b i r izleyleiye ihtiyaç duyar. gözkapakla r ı n ı n

Hücreleri kendilerini sindiriyor, işlerini tekrar yapmaya ça l ı ­

Teninde sayılamayacak kadar ş i ş l i k vardı, küçük bıçak yarala­

Diğer h i kayeler ·ise insandan faydalamr.

sinekler Cassandra'mn

görünüyordu.

madan böl ünüp çoğaldılar. Deri altı yağını ve kopmuş h ücre­ lerden sızan sarı proteini silip süpürdüler. Sayıları patladı; kızın omuzları arkadan zorlanana dek, solgun midesine hücum etti­ ler. Sacakları dışarı doğru kıvrıldı. Cassandra'n ı n karnı fazlasıyla 405


şişti, içerideki gaz yüzünden hamile gibi görünüyordu; içeridt•

Eski yaş g ü n ü kart l a r ı n ı . Ve kal e m l e yazıl m ı ş , Cassandra'nın e l

yemek yiyip üreyen bakterilerden b i r evren vardı.

yazısıyla çizg i l i defter kağıdına yazıl m ı ş notta şöyle diyordu:

D i l i şişti, çenesini zorlayarak ağzını açtı ve bis iklet tekerlegı gibi şişmiş dudaklarının arasından dışarı çıktı. Damağındaki b a kteri t ü n e l i kafatası na g i rd i ; onu orada kızın y u m uşak ve yerı!· l e b i l i r beyni bekliyordu. Evde o l a n Bayan Clark telefonu bir odadan ötekine taşıdı, duvarları si ldi ve ölü karasineklerin içini doldurduğu, tavandaki l a m ba karpuzunu çıkarıp yıkadı. Bir g ü n daha geçtikten s o n ra Cassa ndra'n ı n

beyninde,

kulaklarında ve burnunda kırmızı ve kahverengi kabarcıklar olu şacakt ı . Yumuşak kütle eriyecek ve gözlerinin çöktüğü yerlerden kabarcıklar çıkacaktı. Mikrofon sesleri alıyor. Mikrodalga fırına sıkışmış patlam ı:;. m ı s ı rı d ü ş ü n ü n . Sıcak köpüklü suyla dolu küvete girdiğinizdt', bütü n köpükler patlarken devam l ı kulağınıza gelen sesi hayal e d i n . Sağanak y.ağmurda verandaya düşen damlaların sesi n i . Bir arabanın tavan ı n a çarpınca çıkan ses. Şu ana kadar beyaz pirinç kadar kalınlaşan kurtçukların sesini. M i krofon yarı l ma ve cırla ma sesleri n i a l ıyor; Cassandra' n ı n teni dağılıyor ve bağırsakları gaz kaçınyor. Et yiyen böcekler oraya varıyor. Fareler ve saksağanlar Ormandaki kuşlar şakıyor ve her b i r nota renkli ışıklar kadar parlak. Kafasın ı ağacın içine sokan ağaçkakan ağacın içindeki haşereleri d i n l iyor. Bir delik açmak için ağacı tarıyordu. Cassandra'n ı n bağırsakları gaz kaçırdığı için derisi aşağıy;ı çöküyor, kemikleri örtüyor. Sağırsakların içindeki şeyleri tor· rağa gönderiyor. Geriye sadece bu ten gölgesi ve kızın kendi çam u r göletine batmış kemik çerçevesi kalıyor. Şerif yard ımcıs ı n ı n kulaklığında fareler, böcekleri yiyip yuttı yor. Y ı l a n l a r tiz ses çıkaran fareleri yutmak için oraya geliyor

Yazariann inzivası: Üç ay lığına fıayatınııı terk edin . . . Ve Bayan Clark kızı n ı n süs balığın ı tuvalete attı; b a l ı k canlıy­ d ı . Sonra üzerine kışl ı k mantunu giydi. O gece şerif yard ı mcıs ı n ı n kulaklığına bir kadının sesi, "Gittiğin yer burası mı? Sana işkence yaptıkları yer, yazarların

inzivası mı?" dedi. G e l e n ses Bayan Clark'ın sesiydi ve "Üzg ü n ü m ama keşke hiç b u l unmasaydın. Geri geldiğinde aynı kız değildin" dedi. "Gittiğinde seni çok daha fazla seviyordum . . . " Bu gece mavi kadifeden lobide oturan, bize hikayesini a nla­ tan Bayan Clark, " Uyku i laçlarını kulla n d ı m " diyor. Gen iş mavi merdive n l e rde otururke n , "Orada s a l l a n an m i krofo n u gördüğüm anda kaçtım" diyor. Kanyana gittiği gece şerif yardımcısının kendisi n i tutukla­ mak için çal ı ları ezerek geldiğini duydu. Temiz eve hiç dönmedi, yapmaktan nefret ettiği işleri yaptığı eve. K ı ş l ı k montu ve çantası hariç yanında hiçbir şey olmayan Bayan Clark, Cassandra' n ı n el yazısıyla not ettiği telefon numa­ rasını aradı. Bay Whittier'la b u l uştu, sonra da hepimizle tanıştı. Gözleri önce banda j l ı e l l e r i m ize ve ayaklarımıza, sonra da çökmüş yanaklarımızı örten h ı rp a n i saçianınıza kayıyor ve Bayan Clark. "Ben h i ç o n u n . . . b i r şeyi o l ma d ı m . W hittier'ı h i ç sevmedim" diyor. Bayan Clark, " Kızı m ı n başına ne geldiğini merak ettim sade­ ce" diyor. Doğurduğu kızı ö l d ü re n kişi Bay Whittier'dı gerçekte. "Ben sadece sebebini b i lmek istedim" diyor.

Her şey besin zincirinin sonuncusu gibi görünüyor. Evde olan Bayan Clark kızın ı n odasındaki çekmeeelerin için deki kağıtları s ı raya koyd u . Pembe kağıda yazıl mı ş mektuplan 406

407


ı.

Masanın ayakları farklı boyutlarda görünen toplar şeklinde

oyulmuş; hepsi dengede d u ruyor veya düz b i r hat üzerinde peş

2.

peşe dizilmiş. Her ayağın ortasındaki top, karpuz büyüklüğünde.

3.

Bütün ayaklar aynı yağlı siyah renk. Tabut gibi görünen uzun ve

4

ince masa sanki siyah bal m umundan oyulmuş gibi. Uzun ve düz

5

ve hiçbir şey yansıtmayacak kadar da lekeli.

6.

Her gün olduğu gibi Çöpçatan orada duruyor; baltası da

7.

hazır. Çenes i n i göğsüne bastırmış. Bir kedinin fare deliğini izlemesi gibi açık fermuardan çıkan sikini izliyor.

8.

Beyaz m i n i b ü s

9

bizi

b u raya

getirdiğinden

beri.

. ıtalyan

Rönesans salonundaki eski, yeşil satenden duvar kağıdı hala

1 0.

aynı. Sonsuz zaman önce gelmiştik buraya. Yeşil saten nemli

l l.

görünüyor. Kaygan. Sandalyelerin arkasındaki a lt ı n yaldızlı

12

oymaların kenarlarına ve süpürgeliklere ve köşebentlere yerleş­

13

tirilmiş elektrikli mu mlar, yeşil satenli duvarı gösteriyor.

! 4.

Duvardaki küçük oyukların içine yerleştirilmiş gömme raf­

ı 5.

larda veya yeşil satenden nişlerde kas ve memeler yüzünden şişkö görünen çıplak insan heykel leri var. Bu heykel ler çoğu

1 6.

insandan uzun ve insanın malaşit taşı olmak isteyeceği siyah­

1 7.

yeşile boya n m ı ş alçı kaidelerin üzerinde duruyorlar. Bazılarının

1 8.

elinde mızrak ve kalkan var. Diğerleri alçı popolarını dikmişler.

! 9. 20. 21 22. 23 24

Ç

ayaklarını bitiştirip sırtlarını kamburlaştırmışlar. Kas veya popo, ayaklarından itibaren alçıları, parmak izleriyle leketenmiş veya öpçatan'ı italyan Renösans salonund a tek başına b u luyo· ruz. Çoğu gün ışıklar yanı nca, ferm uarı n ı açıp uzu n , siyah

anşap masanın yanında ayakta duruyor ve e l inde kasap satırı tutuyor. Gözlerind en şunu a n l ı yoruz: Kesrnek ya da kesmeme k . "Hııırgk" aile geleneğinden gelen b i r ses. En kötü korku ların bile b i r gün yok olabilece ğinilJ kanıtı

Herhangi b i r şey ne kadar korkunç görünürse görünsün , yarın orta l ı kta görünmeyeb i l i r . Çöpçatan artık bizden satırı sallamam ızı istemiyor . Gelecekte

projektör ışığını bencilce kendi üzerine çeksin diye o n a n iye yardım edelim ki? Hayır, o kadar berbat şekilde sakatlanm ak istiyorsa ... bırakalım kendisi yapsın. 408

insanların yetişebildiği yere kadar tırnaktarla temizlenıneye

çalışılırken bozulmuşlar. Yeşitebildikleri yer ise anca belleri.

Çin-imparatorluk ba l o salonundan çıkıp merdivenleri tırma­

nıyoruz, kırmızıdan yeşile giriyoruz ve bugün Çöpçatan sikini kesecek.

Nefes nefese kalmış, öksüren ve eliyle göğsü n ü tutan Peder

Tanrısız, "Geliyorlar, yani insanlar ... Dışarıdaki ara sokaktan gelen seslerini duyuyorum" diyor.

Kamera s ı n ı n arkasında duran Ajan Fitneci, " Keseceksen,

şimdi kes" diyor.

E l i nde satır olan Çöpçatan . "Neyi?" diye soruyor.

Zava l l ı Çöpçatan . . . Böcek gözlü, büyük burunlu ve çökük yanaklı geri kalanıyla kıyaslayınca, siki heyket gibi kocaman 409


görünüyor. içim izdeki tek sağlam kişi o. Kirli b i r şekilde görn leğine yapışmış, sıkı derisi, kemikli e l i ndeki damar ve arterlrı yüzünden çatlamış ve bitkin görünüyor. Damarları a l n ındakı derinin altında toplaşmış ve kurtç u k gibi görünüyor. Boynundakı deri n i n altındaki tendonları seğirip duruyor. "Dışarıda insanlar var" diyor Kayıp Halka. Ağzı , burnunun şişko ucu n u n a ltına gizlenmiş, kocaman taşak gibi görünen kı l l ı çenes i n i n oralarda kaybol m u ş . "Ki lidi matkapla deliyorlar. ünlü olmak üzereyiz" diyor. Açıkçası hepimiz ü n l ü olacağız, Çöpçatan h a riç. Gösterecek yaraları yok: aç kalma ktan başka hiçbir şey yapm a m ı ş . S i k i n i n g r i kafası masada du ruyor; tahtada vuruş ta l i ınierin den çarpı şeklinde çizgi ler var. Her vuruş farkl ı b i r açıdan yapı! mış. Doğra n m ı ş tahta kanımız yüzünden lapa gibi o l m uş. Kağıt hamuru kıymı klara ve yongalara ayrılmış ve yere fırlatılmış. Kulakları m ı z ve el ve ayak parmaklarımızla kediyi besledik Cora Reynolds, Amerika Güze l i ' n i besled i . Amerika Güzeli ve çocuğu bizi besledi. Böylece besin zinciri tamamlandı. Hepimiz o zincirin son halkası olmak için mücadele ediyoruz. Kamera n ı n arkasındaki kamera n ı n arkasındaki kamera olmak için. iftira Kontu elini havaya kaldırıyor, oradaki kan l ı üç parmağını sallıyor; tırnaklar kopmuş. yerlerinde yeller esiyar ve "Acele et de satırı bana ver" diyor. "Biraz daha acı çekmek için zamanım var." Katil Aşçıbaşı kend ini a l t ı n rengi saray iskemiesin i n üstüne atıyor ve ayakkabılarını fırlatıyor. Çarapiarını ucundan tuttuğu gibi çekiyor da çekiyor, en sonunda çorap ayağından fırlıyor Parmakianna bakıyor ve "Birinci ben i m . Bende b i r s ü rü parmak var" diyor. Siki dışarıda, kalçası da masa n ı n siyah ahşap kenarına daya· n a n zava l l ı Çöpçatan, "Acele ettirmeyin" diyor. A l n ındaki göze· neklerden ter fışkırıyor ve "Siz acı çekme şansınızı kullandınız. Artık sıra bende" diye ekliyor. "O zam a n hemen acı çek" diyor Aşçıbaşı. Geri kalan par· maklarını şakı rdatarak, "Veya satı r ı m ı bana geri ver. O benim 410

s at ı r ı m . . . " diye ekliyor. E l i n i uzatmış b i r vaziyette orada ayakta duruyor. iftira. masanın üzerine çıkıyor; ses kayıt cihazı e l i n de, küçük ağ gözlü m i krofon ise en sonuncu vurma sesinin üzerine yeni vuruş sesini kaydetmeye hazır. iftira Kontu, "Erkek o l " diyor. "Bu seni n son şansın. Erkek ol ve o siki kesip kopar" diyor.

Kayıp H a l ka ' n ı n ö n ü açık gömleğinden göğsü görünüyor;

göğüs kemiklerinin oluşturduğu merdiven ve kıldan başka bir şey yok. " O kapı açıldığında hepimiz için çok geç olacak" diyor. "O yüzden acele et."

Ve Çöpçatan satırın koca m a n ağzı ndaki yansımasma bakıyor.

Satırın b i r ucunu Peder Tanrısız'a uzatıp, "Yardı m eder misin?" diye soruyor. Peter satırı a l ıyor. Kabza s ı n ı iki eliyle b i rden tutuyor ve hava­ da sallıyor. Çöpçatan derin bir nefes alıyor, son ra da veriyor ve kalçala­ rını rn�saya doğru bastırıyor. "Ne zaman yapacağını söyleme. sadece yap" diyor. Peder. " U n utma" diyor. " B u n u sırf senin hatırın için yapıyo­ rum." Çöpçatan gözlerini kapatıyor. E l lerini kafas ı n ı n üzerinde bir­ leştiriyor ve parmaklarını b i rbirine geçiriyor. ·

Ve. . . sonra . . . ve: Huırgk. Satır masanın siyah ahşabına sapla­

n ı yor. Masa titreyip ses çıkarıyor ve bir şey masanın öbür tarafı­ na düşüyor Don uk pembe b i r şey hızla ileriye fırlıyor ve fıskıye gibi kan püskürüyor. Ferm uardan buhar ve sıvı kırmızı fışkırıyor. Çöpçatan giden objenin arkasından e l i n i uzatıyor. Yakalamak için. Sonra dizleri bükülüyor.

Elleriyle masa n ı n u c u n u kavrıyor ancak parmakları kayıyor.

Çenesi

masanın üzerine ve dişleri hızla birbirine çarpıyor.

Sonrasında ise hem Çöpçatan hem de penisi masanın altına düşüyor. ikisi de gri etten ibaret. Zava l l ı Çöpçatan ' ı m ız h i kayemizi kurarken bize destek ola­ cak. Yeni kuklam ız. Ölüm kampları ve oral seksle i l g i l i ailes i n i n h i kayesi, artık bizi m h i kayemiz. 41 ı


Kayıp H a l ka masa n ı n altına eğitiyor. Ayağa kalktığında e l i nde kesilmiş gri sik var; her sertleşmesinde boyutu ve şekli değiştiği için derisi kırış kırış olmuş. Kes i l d i kten sonra s ı radan pembe b i r et. . .

"Parça" diyor Halka. Kokluyor, bir, i k i kez kokluyor. Burnu havaya kalkıyor, burnun kanatları açılıyor; neredeyse ete doku­ nacak. Omuzlarını s i l kiyor ve "O m ikrodalga fırında pişereceği­

miz h e r şeyin tadı patlamış m ı s ı r gibi o l acak" diyor. H a l ka bile ö l müş bir adamın kopmuş peni s i n i yemenin dün­ y a n ı n her yerinde, gece yarısı shovlarında prime-time'da tele­ vizyona çıkmayı garanti led i ğ i n i b i l iyor. Tadının nasıl olduğunu anlatmak için. Sonrasında manga! sosu ve ketçap firmalarından ürün yard ı m ı al ır. Sonrasında yeni l i klerle dolu yemek kitabını

çıkarır. Kendi radyo programı o l ur. Sonrasında hayatı n ı n sonu­ na kadar, g ü n d üzleri yayım l a n a n yarışma progra m iarına çıkar. Kayıp el ve ayak parmaklarıyla bir kurban, acı çektiklerini

ispat edecek ve onlar sonsuz zevksizlikJerinden ötürü dünyanın

onayını alacaklar.

Kollarını kaldırıp e l leriyle dur işareti yapan Bayan Aksırık,

"Yapamazs ın" diyor.

Yeşil saten nişlerden d u r u m u izleyen izleyicimiz, çıplak hey­

keller.

"Beni izle" diyor Kayıp Halka ve kafasını geriye atıyor, ağzını

yeşil tavana doğru açıyor. Kolunu dümdüz yukarı kaldırıyor ve etli kütleyi d i line düşürüyor. Tamamını çiğnemeden yutkunuyor. B i r kez daha yutkunuyor ve gözleri şişiyor. B i r kez daha yut­ kunuyor ve kı l l ı yüzü kıpkırmızı olup şişiyor. Tek kaş ı n ı n altında·

ki gözleri titreyip kapanıyor. Elleriyle boğazı n ı tutuyor: damlalar yanaklarından süzüJüyor. H a l ka , boğazını tutuyor; nefes alamı­

yor, Frankenstein gibi sallanarak bir adım atıyor, sonra l:.ıir adım daha atıyor ve odanın içinde bir adım daha atıyor.

Pan ikten kıpkırmızı o l m uş yüzünde bir genişleme oluyor; kurt adam gibi dişleri ve dudakları arasından ses çıkarmadan b i r şeyler söylüyor. Kanlı yeşil h a l ı y a diz çöküyor ve ellerini yumruk yapıyor. Diz çökmüş şekilde midesine yumruk atıyor. Bütün çabaları -ağlamalar, sert vurmalar, yalvarmalar- sessiz.

412

Kont' u n , H a l ka ' n ı n , "Beni izle" sözünü kaydetmesi içi n b i r neden yok. Dizlerinin üzerinde duran Kayıp Halka b i r yana kayıyor. Yerde yatmak için yere düşüyor, sessiz, gözleri sonuna kadar kapa l ı , yumruklarını bağırsaklarına gömmüş. Katil Aşçıbaşı, Kont'a bakıyor; Kont, Bayan Aksırık'a bakıyor; Bayan Aksırık b u m u n u çekiyor ve "Bizi kurtarmaya gelen insan­ lar, onu da kurtara b i lirdi . . . " diyor. Ve Peder Tanrısız kafasın ı s a l lıyor. Şu an aşağıda, dar sokağa açılan kapı n ı n k i J i d i n i kimse dön­ dürmüyor. Kurtarma ekibi yok. Bizi kurtarmak için buraya gelen insan yok. Yalan söyledik; çünkü Çöpçatan ' ı n satırı sallayıp durmasından bıktık. Şu andan itibaren, parayı b ö l üşeceğimiz insanlar iki kişi azaldı. Geriye sadece on b i r kişi kal d ı . Merdivenleri çıkarken kat kat eteğini e l leriyle yukarı kaldıran Barones Frozbit zar zor yürüyerek içeriye giriyor. Kan yüzünden . elb iselerinin n e redeyse tamamı siyah o l m uş ve yerde yatan Çöpçatan'ı görene kadar pembe, yaralardan fırfırlı gibi görünen dudaklarıyla g ü l ü m süyor. Çöpçatan ' ı n yanında Kayıp Halka yatıyor; kıl l ı gri yüzündeki gözleri ölü gibi sımsıkı kapal ı . Rigor­ mortis-kap a n ı ş ı . Yağlı b ü z ü k ağzı gevşeyip açılıyor v e Barones, "İçinizden hangi pisllk, Çöpçatan'ı ö l d ü rdü?" diye soruyor. Ona h içbirimiz diyoruz. Kendisi yaptı. Bu kadar zaman geç­ tikten sonra s i ki n i kesti. Ve zaval l ı Halka kesilmiş siki yutmaya çalışırken boğulup öldü. Kayıp Halka, besin zincirindeki son halka. Bayan Clark'ın kızını yiyen m i krop ve bakterilerden söz etmiyorsak, Kayıp Halka en son halka o luyor. Şimd iden bu sah n e n i n radyoda nası l yer alacağını b i liyoruz. Şimdiden televizyon programlarında "penis" söyleneb i l iyor m u diye d ü ş ünüyoruz. B u sahne, şimdiye kadar yayı m l a n m ı ş , tama­ men gerçeklerden söz eden kitaplardan çok daha üstün v e biz bu sahneyi gördük. Bir f i l m yıldızı n ı n , başka b i r fi l m yıldızının 413


kesi l m i ş s i k i n i yutamayıp boğulduğu, gerçek hayatın kost ü m i li provası n ı . Boğazınız penisle doluyken boğularak ölüyorsunuz: Akademi Ödü l ü ' n ü kazanan sahne işte böyle o l ur. Sadece biz gördük ve belki Barones de gördü. Bizim uyarlamada penisi kesen ve tam a m ı n .ı yesin diye Halka'yı zorlayan kişi Bayan Clark olacak. Kimi suç!ayacağımız konusunda b i r l i k olunca, gerçek çok kolaylaşıyor. "Oyunbozan olmak istemiyorum" diyor Barones Frozbit, "ancak kendim ize yeni bir can i bulmalıyız." Şeytan öld ü ; yeni bir şeytana ihtiyacımız var.

Ç_e

vır

men

Barones zarif şekilde koyu ahşap masaya doğru yürüyor ve doğra n m ı ş pisliğin içinden satırı iki eliyle çıkarıyor. Biri Bayan Cl ark'ı öldürmüş, diyor. "Her k i m yaptıysa" diyor Barones, "şu an çok aç olamaz." Katil . kadının sol bacağın ı yemiş. Geri kalan vücudu k u listeki soyunma odasında duruyor: midesine bıçak saplanmış.

Katil Aşçıbaşı yumruğunu iftira Kontu'na doğru sal l ıyo r V('

"Seni geri zeka l ı , hırsll bok" diyor. Kont, "Bir dakika" diyor. " D i n l e . . . " Hepimiz s u s uyoruz ve adamın midesinden gelen sesleri duyuyoruz. Kont'un midesi, Amerika Güze l i ' n i n yah n i o l m u ş bebeğ i n i n hayaleti yüzünden guruld uyor. O o l m a s ı i h t i m a l i yok, Yine de Bayan Clark, kamçı vuran, başparmak söken dişi şey tan ı m ız, ö l m ü ş . Ondan kalanlar sadece yemek artığı. Sıradaki işimiz yeni şeyta n ım.ızı seçmek olacak. Akşam yemeğinden sonra. Akşam

yemeğimizi

yerken,

Bayan Aksırık s ü m kürüyor,

B u m u n u çekiyor ve öksürüyor ve bize b i r h i kaye a n latmaya ger çekten çok ihtiyacı olduğunu söylüyor . . .

414

Bayan A k s ı r ı k i l e İ l g i l i B i r Ş i i r

"Ninem" diyor Bayan Aksırık, '"Seni seviyorum' diyerek para kazandı." Elinden geldiği kadar yaptı bu işi. Bunu söyleyemeyen insanların yerine söyledi. Bayan Aksırık sahnede, kazağının kolları çiçek gibi açılmış, pis mendillerin parçaları ve kırıntılar oraya sokulmuş. O mendiller sarı renkli ve burun boku yüzünden keçeleşmiş. Burnu �kıyor, sümük ve kan yüzünden parlıyor ve gözleri kırmızı ışığa bakıyor 415


ve yanaklarını damlalario suluyor. Sahnede, spot ışığı yerine, bir fragman var: Medikal dramdan bir sahne, beyaz gömlek giymiş, test tüplerini tutan ve bir tedavi yöntemi bulmakla meşgul doktorları ve hastane personelini gösteriyor. Burnunu çekip öksürmekten zaman kalırsa, Bayan Aksırık, "Ninem ölene kadar insanların yerine 'Yaş Günün Kutlu Olsun' diyerek para kazandı" diyor. " Başınız sağ olsun" dedi. "Tebrikler" dedi. Ve: "Seninle Gurur Duyuyoruz!" Ve: "Mutlu Noeller."

Ninesi öldükten çok, çok sonra. "Yine de" diyor Bayan Aksırık, "bir kart var, hiçbir zaman yazamadığı özel bir duruma dair." Bir kartı n üzerinde şu yazmalıydı: Özür dilerim. Lütfen nine. Lütfen beni affet. Seni öldürmek istemedim.

Ve ninem elinden geldiği kadar "Mutlu Yıllar" dedi. ' Kutlama kartı üreten bir şirket için " Babalar Gününüz Kutlu Olsun" ve "Anneler Gününüz Kutlu Olsun" dedi. Sümkürüp mendili koluna tı kıştırmaktan zaman kaldığında, Bayan Aksırık şöyle diyor: "Ninemin işi, söylecek sözü olmayan insanların söylemek istediklerini çevirmekti." Ancak her "Yaş Günün Kutlu Olsun" dediğinde ve yazdığı her kartta Bayan Aksırık'ı düşünürdü. Ninenin ideal hedef kitlesini. Kart rafı aslında onun banka hesabıydı, torununa gelecekle ilgili en iyi dileklerini kapsayan güven fonunu geriye bırakıyordu. Böylece, o öldükten sonra Bayan Aksırık gelecek ve uzak gelecekteki o anın doğru "Seni Seviyorum" veya "Sevgililer Günü Kutlu Olsun" kartını bulacaktı. 416

417


d a o n u n tam tersi. B u rada yaşayan insanlar, y a n i Kolombiya Adası sakinleri dünyayı öldü recek kadar güçlü böcekler taşıyor­ lar. Virüsler. Bakteriler. Parazitler. Ben de bu i n sanlardan biriyim. Bu yere hükümet katında veya donanınada Yetimhane deni­ yor. Shirlee'ye göre böyle. Buraya Yetimhane deniyor çünkü eğer buradaysanız- aileniz ölmüş demektir. M u htemelen öğret­ menleriniz de. Bütün eski arkadaşlarınız ölmüştür. Sizi tanıyan

Kötü R uFılar

herkes ölmüştür ve onları ö l d ü ren kişi de sizsinizdir. Hükümetin başka b i r seçeneğinin olmadığını bi liyorsunuz. Elbette bu insanları öldürebilirler -ka m u yararını korumak içi n­ ancak bu insanlar mas u m . Böylece hükümet b i r tedavi bulacak­ m ı ş gibi davranıyor. insanları burada kilitli tutuyor, her hafta test yapmak için kanlarını al ıyor. Her hafta temiz çarşaf ve her gün mükellef yemek veriyor. Hükümet b u insanların işediği her damlayı ozon ve rad­ yasyo.nla sterilize ediyor. Verdikleri nefes dışarıdaki d ünyaya gitmeden önce filtrelerden geçirilip morötesi ışıkla temizle­ niyor. Kolombiya Adası sakinleri grip o l muyorlar. Kendilerine Bayan Aksırrk'lan Bir Hikai/1'

grip geçirecek hiç kimseye d i rseğiyle falan dokunmuyorlar. Her birinde kendilerine ait potansiyel açıdan dünya geneline yayı­ lacak salgın hastalık olduğundan, kendileriyle asla tanışmak

D

a h i l i telefon sistemi açık. Önce parazit sesi geliyor. sonro da yüksek sesli b i r kadın, " Haberler iyi, dostum" diyor

Kablo ve ağ gözünden ibaret küçük hoparlörden gelen se�. Shirlee'ye ait; kendisi bekçi ve ses i , "Bu hayatında biriyle yatm.ı şansın fazlasıyla var . . . " diyor.

S h i r lee ada m ı n bu hafta kabul edildiğini ve Tip 1 Keegaıı

virüs taşıyıcısı olduğunu söylüyor. Yeni sakinimiz b i r semptom suz ve daha da iyisi, ada m ı n kocaman bir siki var. Buraya geldikten sonra S h i rlee en iyi arkadaşım gibi bir şey oldu. Hiçbir şeye bağışıklığı olmadığından plastik bir balonun için de yaşamak zorunda kalan çocuğu biliyor m u s u n uz? işte burası

418

istemeyeceğiniz en sağlıklı i nsanlar bunlar. Ve onlarla tanışmamanızı sağlayan kurum donanma. Bildiğim her şeyi bana gece bekçisi olan S h i rlee söylüyor. Shi rlee burada kilitli o l m a n ı n ş i kayet edilecek b i r şey olmadı­ ğın ı söylüyor. Dışarıdaki insanların bütün g ü n , hem de her gün çalışması gerekiyor ve buna rağmen istedikleri şeylerin yarısını bile alamıyorlar. Bugünlerde S h i rlee, kendime bigudi sipariş etmemi söylü­ yor. Kendimi b i raz olsun güzelleştirmeliymişim. Yeni damat adayım için. Bu yeni adam Tip I Keegan virüs taşıyıcısı için. B u rada, b i r b i l gisayarın karşısına geçip hoşlandığınız şey­ lerin listesini yapıyorsunuz. Eğer bütçe uygunsa, istedikleri­ niz sizin oluyor. En büyük engel ise çok fazla şey istemeniz.

419


Kitaplar. Müzik CD'leri. Fi l m DVD' leri. Onları b u raya yığabilirler. ancak, siz ona dokunduktan sonra o şeyler zehirli oluyor. En büyük sorun ise bunları kül olana kadar yakmak. Bundan kurtulmak için Shirlee kendisinin istediği şeyleri iste meni söylüyor. Shirlee modası geçmiş Elvis Presley saçmalığını seviyor. Buddy Holly saçmalığını. Bunları l isteye yazdım ve buraya geldikleri anda Shirlee CD'leri cebine indirdi. Kargaşa yok. Telaş yok. Ve odanın içinde zehirli eşyalardan oluşan bir yığın da yok. Dananınadakiler ş i i r kitaplarına para vermeyeceklerini söy lüyorlar. B i r kamu denetçisi Bilgi Özgürlüğü belges i n i n üzerinde Çimen Yaprakları gibi bir kitap gördüğünde, hesap veren onlar oluyordu. O yüzden Shirlee benim kitaplarıının ücretini cebin den ödüyor. Ben de istemediğim ancak siparişini verdiğim Elvis CD'ierinin ücretini ödüyorum. Çoğu gece Shirlee güncel olaylar hakkında bana eğitim vermek istiyor; kim, hangi ü l keye bomba atıyor ve her kızın sikmek istediği yeni şarkıcı oğlan kim gibi. Aslında ben Shirlee'nin söyleyemediği şeyleri öğrenmek isti yorum. Un utınaya başladığım şeyleri bilmek istiyorum; mesela tene düşen yağmur size kendinizi nasıl h issettirir? Veya hiç bil mediğim şeyleri öğrenmek istiyorum; mesela Fransız öpücügU nasıl b i r şey? Dah i l i telefondan konuşuyoruz. Yani konuşmak için b i r dü�

meye basıyorsunuz ve karşıdaki insanı duymak için düğmeyl b ı rakıyorsunuz. Şimdi bile Shirlee'nin yüzünü hayal ediyorum. ancak gözüm ü n önüne sadece yatağın yanındaki duvara takılı küçük hoparlör geliyor. Shirlee hep buraya nasıl geldiğimi soruyor. Ve ben ona anlatıyorum: Bu harika fikir babamdan _çıktı. Shirlee bacaklarımı tıraş etmem için beni zorluyor. Solaryuın yatağı a l m a ını istiyor. Yerinden k ı m ı l damayan bisikletimle bin

kilometre uzaktaki hiçbir yere gitmemi söylüyor. Shirlee , yani hoparlördeki sesi, "Bir seferde kilo verirsin" diyor.

Ben, yirmi iki yaşındayım ve hala bakireyiın. Bugüne kadar sonsuza kadar bakire kalacağıını zannediyord u m .

420

Yine de sosyal hayatı çok engellenmiş biri değ i l i m . Sakinler televizyon izliyorlar. internette sörf yapabiliyorlar. Elbette dışa� rıya mesaj gönderemiyoruz. Sohbet odalarına girebiliyoruz, her şeyi okuyabiliyoruz ancak sohbete katılamıyoruz. Duyuru pano� sundaki ilanları okuyoruz ancak cevap veremiyoruz. Hayır. h ükü� metin bizi Ulusal Güvenlik sırrıymış gibi koruması gerekiyor. Ve Shirlee, yani hoparlördeki sesi, "Senin yaşl ı adam seni buraya nasıl yerleştirdi?" diye soruyor. Lise son sınıftayken etrafımdaki insanlar ölmeye başladı. Ailem on yıl önce nasıl öldüyse, bunlar da aynı şekilde ölüyor­ lardı. Lisedeki ingil izce öğretmenim Bayan Frasure b i r gün elinde benim b i r yazımı tutuyor ve s ı nıfa ne kadar güzel olduğunu anlatıyor; ancak ertesi gün s ı n ı fa güneş gözlüğüyle giriyor. Işığın gözlerini acıttığını söylüyor. Okuldaki hemşirenin aybaşı olmuş kızlara verdiği şu portakal tadında aspirinlerden çiğniyor. B i r şey öğretmek yerine ışıkları kapatıp sınıfa How t o Field Dress Wild Game adında b i r film gösteriyor. Film renkli b i l e değil. Görsel� işitsel malzeme odasındaki rafta kalmış son film bobini. O gün öğrencilerin Bayan Frasure'u gördükleri son gündü. Ertesi gün tanıdığım çocukların yarısı okuldaki hemşireden portakal tadındaki o aspirinlerden istiyor. i n g i l izce s ı n ı fı yerine, hepimiz sessiz sedasız çailşmak için okul kütüphanesine gön­ deriliyoruz. Sınıfın yarısı kitap okurken gözlerini odaklamayadı­ ğını söylüyor. Rayman adlı b i r çocuğun bir rafın arkasında beni dudağımdan öpmesine izin veriyorum. Bana güzel olduğumu söylediği sü rece e l i n i gömleğimin içine sokmasına da. Ertesi gün Rayman okula gelmiyor. Üçüncü gün n i nem acil servise gidiyor ve kafam o kadar çok ağrıyar ki gördüğüm her şeyin etrafı nda siyahlık var, diyor. Kör oluyor. Hastanedeki bekleme odasında oturmak için okula gitmiyorum. Sedye iten bir adam bekleme odasına girene kadar National Geograpfıic dergisi okuyorum , sayfaları yumuşak ve kırışık; etrafımda ağlayan bebekler ve yaşlı adamlar var ve ben plastik bir sandalyede oturuyorum . Sedyeyi iten adamın

42 1


üzerinde beyaz takmış.

tulum

var ve sargı bezinden a m e l iyat maske�!

Adamırı saçları sı fıra vuru l m u ş ve maskes i n i n arkasınd cııı odadaki herkese dışarı çıkmasın ı söylüyor . Hastane ni n bıı odasını boşaltma k gerektiği n i söylüyor . N in e m i n iyi o l u p olmd

d ı ğ ı n ı sormak i ç i n ya n ı n a gidiyoru m ancak adam i nce kavrıyor. E l i n e lateks eldiven takmış. Yaşlı adamlarl a bebekler aceleyle sedyen i n yanından geçip koridora l a r; anca bu adam beni bekleme odasında tutuyor ve

koluınır ağiayarı çıkıyor

on yecll yaşındak ı, şu an 3438 West Crestwood'da oturan Lisa Naanarı olup ol madığımı soruyor.

Adam sedyede n şeffaf plastiğin içine konmuş mavi b i r paket çıkarıyor ve o n u yırtarak açıyor. İçinde her ya n ı plastik ve naylon olan mavi renkli bir koruyucu giysi var; önünde ve arkas ında dcı

baştan aşağıya ferın uarlar.

N i nemi tekrar soruyo r u m .

ve sedyeli adam mavi renkli koruyucu giysiyi s a l l ıyor. B u n u .. _ uzerıne gıy, sonra Yoğun Bakım'a gidip n i neyi göreceği z, diyor Ada 1 giysiyi n i nemin sağlığı i ç i n giymem gerekt i ğ i n i söylüyoı � e gıyebılın ın i ç i n giysiyi omuzlar ından tutuyor. Koruyuc u giysı :. � uç kat plastıkten yapllmış ve her katı fermuarl ı . Eldivenle ri ve ayak kısmı var ve dışarısı görünsü n diye şeffaf plastikte n blı baş l ı k yapılmış. En dışarıdak i fermuar s ı rta yapı l mış ve kilidi var; dolayısıy la içine giri nce giysiye hapsed i l m iş o l u yorsun uz.

Spor ayakkabı larımı çıkarınca adam lateks eldivenle riyle onları alıp plastik bir çantaya koyuyor.

ükulda yapılan dedikodu ya göre, girdiği bilgisaya rlı tomog­ _ rafı sonucu Bayan Frasure'u n beyninde tümör çıkmış. Tümör l ı m n b ü y ü k l ü ğündeym iş ve çiş sarısı sıvıyla dolaymu ş. �

Dedıkodu ya göre tümör büyümey e devam ediyorm uş. Başl ığı, �apatma dan önce sedyeli adam bana küçük mavi bir _ ilaç veriyor" ve d i l i m i n altında eritmem gerektiği n i söylüyor . _ I l a c ı n tadı şekerli. O kadar tatlı ki ağzımı n içi tükürükle dol u· yor ve yutkunm ak zorunda kalıyoru rn. 422

Adam sedyeye yatmam

gerektiğini

söylüyor. Kafaını küçük

beyaz kağıttan yastığa koymarn gerektiğini, sonra da gidip n ine­ m i göreceğimizi söylüyor. D u r u m u iyi mi diye soruyoru m . N inem sekiz yaşımdan itiba� ren bana baktı. N i nem, yani anneannem annemle babam öldük­ ten sonra beni a lmak için ü l ke n i n öbür ucundan geldi. Sedyeye yattığım için adam sedyeyi iterek bizi koridora çıkarıyor. Açık kapılardan boş yatakları görebi l iyorum ; çarşaflar yen i değil, bel l i ki hastalar o yataklardan kalkmış. Bazı odalarda müzi k sesi gelen veya i n s a n l a r ı n konuştuğu televizyonlar açık. Yatakla r ı n yanında öğle yemeği tepsileri du ruyor v e domates çarbasından buhar tütüyor. Adam sedyeyi o kadar hızlı itti ki. tavandaki faya nslar bula­ nıklaştı; o kadar h tzlıydı ki. orada yatarken gözlerim i kapatınam gerekti yoksa hasta olacakt ı m .

Hastanedeki hoparlörden durmada n , " Kod Portaka l , Doğu Kanat. ikinci kat . . . Kod Portakal, Doğu Kanat, i k i nci kat...'" anon­

su yapılıyordu.

Ben de o ilacın yapışkan-şekerli tadından dolayı yutkunmaya

devam ediyord u m .

O küçük mavi haptan i k i tane alsan, diyor S h i rlee, aşırı doz-

dan ölürsün. Uyandığımda buradayd ı m . Puget Sound manzara l ı , geniş ekran televizyonu ve bej fayanslı banyosu olan bu odadayd ı m . Dah i l i telefon yatağın yanı ndaki duvarda d u ruyordu. Evdeki giy­ s i leri m ve müzik co'lerim bir kutuya konmuş ve vakumla amba­ l a j l anmıştı. Bir. ka mera beni izliyor ol malıydı çünkü uyandığı m anda d a h i l i telefondan b i r ses, "Günaydın" dedi. N i n e m ölm üş t ü.

R ayınan ölmüştü. i n g i lizce öğretmenim

Bayan Frasure ö l m üştü. Bunla r dört Noel önce olmuştu ancak siyah beyaz TV' de yüz y ı l önce izlediğim bir yeniden gösteri m de olabil irdi. Yetimhane'de insan zaman mefhu m u n u yitiriyor. Çizelgeye göre ben yirmi iki yaşı ndayım. Bira içebilecek b i r yaştayım ve şimdiye kadar sadece ölen bir çocuğu öptüm.

423


Bir, iki, üç günde hayat ım bitti. Liseden bile mezu n olama ­

dım.

Tip l Keegan virüs bulaş tı racak kadar virüs

u olursa nı7. �endin ize .a�u kat b � l�cağını zı ümit etmeyin. Ya dadolsosya l görev�

l ı . Ya da şıkayet amın. Olsa Olsa Kolom biya Adası 'na düşer siniz ve Rama da I n n veya Shera ton gibi ayrıca lıklı otelie rin odala rına benze r adam gibi bir odada kalırs ınız, hem de hayatı nızın sonu­ na kadar . Aynı odada . Aynı manzaraya bakarak. Aynı banyoya gırere�. Oda servis in i n getird iği yemek leri yiyerek. Kabio lu tele­ vizyonda film izleyerek. Aynı kahve rengi yatak örtüsü . aynı iki yastı k ve aynı kahve reng i , arkaya yaslan an sanda lyeyle ... B u raya kilitle nmiş insan lar sadece bir şeyi yan l ı ş yaptı. Uçakta ya n l ı ş bir yabancı n ı n yan ı n a oturdu lar. Veya şimdiye kadar konuş madıkları bir insanl a asans öre binip en yukarıya çık­ tılar. Sonra stnda o kişiler in yaptığı şey ölmem ekti. Buraya kilit­ ı � n � iş şekild e hayatı n ızın geri kalan kısmı n ı geçirm eniz için bir . suru yol var. Wash i ngton eyalet indeki Puget Sound 'un ortası n­ daki küçük bir adada Kolom biya Adası Donan ma Hasta nesi var. Burad aki i nsanla rın çoğu on yedi veya on sekiz yaşına girer . gırme� buraya gelmi ş. Hastane dokto ru, Dr. Schu mache r, küçük ­ ken b ır şeye maruz kaldığ ımızı ve sistem imizdeki bir virüs veya . . parazı t ı n büyüm esinin yı l la r aldığı nı söylüyor. Doğru viral diren­ ce veya kan-se rum seviyesine çarptı ğı an, etrafım ızdaki insanl ar ölmey e başlıy or. Hasta lık Kontro l Merke zi ölüm vaka ları olduğ unu fark eder­ se, bir ekip gelip size koruy ucu giysi giydir iyar ve yaşam ınızın sonun a kadar kalma nız için sizi buraya getiriyor Ko lombi y� Adası' ndaki sakini erin her birind e farklı bir şey . var, dıyor S h ı rlee. Benzersiz öldürü cü bir virüs. Veya öldürü cü bir parazi t veya bakteri. Bu yüzde n hepsi. her biri burad a, tecrit edilmi ş. Böylece birbirl erini öldürm üyorla r. Yine de, diyor Shirlee , kışın ısıtma ları var. Yazın klimal arı. Yemek leri onlar için pişiril iyor; balık ve sebze veya dondu rma, kulüp sandv iç, yani bütçe nin karşıla dığı her türlü yemek . 424

Ağustosun en sıcak günü gelip çattığında bile, klima var diye burada çalışmaktan hoşnut olduğunu söylüyor Shirlee. S hirlee ada sakinlerine, "kan ineği" diyor. Odalarında duvar­ daki aynan ı n altından iki uzun, kauçuk kol uzanıyor. Birkaç günde bir aynanın ışığı yakılıyar ve diğer tarafta bir laboratuvar teknisyen i n i n oturduğunu görüyoruz: kollarını bu kauçuk kol­ luklara sokuyor ve kan n u m unesi alıyor, n u m u neyi küçük bir ara böl meye koyuyor, sonra da güvenli bir şekilde öbür tarafa geçiriyor. Işık yanınca odadaki ayna, pencere oluyor. böylece hep orada duran kamerayı görüyorsunuz . Hep izl iyor. Sizi kaydediyor. Egzersiz yapsınlar diye kan ineklerini dışarıya çıkarmak S h i rlee' n i n yaptığı i ş i n bir parçası . Bi rkaç günde bir hastane personeli ineklerin koruyucu giysi giymesine müsaade ediyor. Giysinin içi pudralı lateks kokuyor. ister çiçek koparın, ister çim iere yatı n , sadece Iateksi h i ssediyorsunuz. Kapalı başlığın içinde sadece kendi nefesi­ nizi duyuyorsunuz. Diğer hastane sakinleri birbirlerine frizbi atıyorlar; S h i rlee onları içeriye sürmeden önce kaç dakikaları kaldığını biliyorlar. Olur da bir tanesi bir a n l ı k özgürlük için suya atlar diye orada tüfekli keskin n işancılar olduğunu biliyorlar. içinde oksijen sistemi olan koruyucu giysilerden giyince Puget Sound' un pis dibinden ta Seattle' ı n şeh i r merkezi ne kadar yürü­ yebilirsiniz. Kafanızın çok üstünden geçen gemilerin lacivert siluetferim göreb i l i rsi niz.

B� n i m nası l çıktığıını merak ediyorsanız . . . "Denizin dibinden o kadar uzun süre yürüdüm ki" diyor Baya n Aksırık, "sin üslerim b i r daha eskisi gibi o l madı." Ve bur­ n u n u yana doğru siliyor. Kolombiya Adası'ndaki hastane çimenliğinde bol. mavi koruyucu giysi giymiş ve birbirlerine frizbi atan insanlar, içi dol­ durulmuş h ayvan çetesi de olabilirdi. Hepsi baştan ayağa tama­ men mavi. Su geçirmez naylon ve lateks katmanların ı n içinde terliyorlar. Donanmadan bir herifin tüfeğinin nişan d ü rbün ü n ü n önünde koşup frizbiyi yakal ıyorlar. Çok eğlenceli değil; ancak, 425


tek başınıza hayatınızı geçireceğ i n iz odanıza girme zamanı gel­ diğinde ağlamak istiyors u n uz.

Odamdaki duvarda b i r levha var;

üzerinde şu yazıyor:

Meşgul= M u t l u .

Diğer sakinlerden bir kızın gözleri yeşil. Bir ada m ı n gözleri kahverengi. Üzerin izde koruyucu giysi var ve siz karşınızdaki insanın sadece gözleri n i görebiliyors u nuz. Kahverengi gözlü

söylüyor. Odalarda doğal güneş ışığı saçan tam tayflı ampuller

Kocaman siki olan yeni adam. B u n u çift taraflı aynadan gör­

diyor. Mesela ben i m odam "Sakin Dairesi 6-B." Bütün kağıt ve

oğlan. diyor Shirlee, sen in g i b i Tip ı Keegan virüs taşıyıcısı.

müş. D r . Schumacher'la konuşursam. üreme progra m ı na başlaya­ b i l i r miyiz d i ye soracağı m , diyor S h i rlee. Tip ı Keegan virüsüne

bağışıklığı olan bebek nesi i doğacak m ı diye merak ediyor. Diğer korkunç o l a s ı l ı k ise şu: O oğlancia ve bende farklı v i rüs türü

varsa birbirimizi öldürebili riz.

Veya sağlıklı b i r bebeğimiz o l u r . . . ve o n u mikroplarımızla öld ürübil iriz "Dur baka l ı m " diyor S h i rlee. "Bebekleri unut. Ölmeyi de unut." Önem l i olan seni n bekaretini kaybetmen diyor.

Bu oğlan ve ben, birlikte bir odaya kilitlendik. Ben bakire, o bakir. Ayna n ı n arkasındaki kamera bizi izliyor; personel, h ükü­ metin patentini alabi leceği bir ilaç üreteceğimizi u mut ediyor. üçkağıtçı ilaç şi rketinden gelen ınsanlar. Yine de bir ilaç kötü

olmazdı.

Ve seks . . . O da kötü olmazdı.

Shirlee zaman zaman Yetimhane'nin sakinler için dans parti­ si organize etmesi gerektiğin i söylüyor; ancak bol , mavi koruyu­

S h i r l e e b u levhanın bütün sakinierin odasında olduğunu

var; insanların cildi için D vita m i n i sağlıyor ve böylece moral­ leri yüksek oluyor. Shirlee her odanın resmi adı "sakin dairesi" kayıtlarda resmi açıdan Sakin 6-B olarak geçiyorum. Paralel çalışma açısından, diyor Shi rlee. burada yaşayan sakinierin bi lgileri k u l l a n ı larak, insanların izole edi lmiş. kendi kendine yeten uzaydaki kolo n i lerde nastl daha iyi b i r hayat geçi­ recekleri öngörü lebi l i r. Evet, ara s ı ra Shirlee yararlı bilgilerle dolu oluyor. "Kendi n i " diyor Shirlee, "Seattle' ı n güneybatısına on kilo­ metre uzakl ı ktaki b i r gezegende, Ramada Inn Hotel'de yaşayan b i r astoronot olarak d ü ş ü n . " Gece d a h i l i telefondan gelen sesiyle Shirlee babaını soruyor, babamın beni buraya nası l yerleştirdiğini soruyor. Sonra S h i rlee düğmeyi bırakıp ben i m konuşmaını bekliyor. Benim babam ü n iversite nedir, ne değildir pek b i l mezdi: ama para kaza nmayı çok iyi b i l iyordu. Sizin bir h aftalığına tatile çıkacağınız güne kadar bekleyen adamları tanıyordu; adamlar b i r ekiple birlikte bahçenizdeki iki yüz y ı l l ı k karaceviz ağacını kesiyorlardı. Komşularınıza ise. b u işi yapmak için sizin tarafı­ nızdan kiralandıklarını söylüyorlardı. Eve gelene kadar ağacınız

cu giysilerin içi nde, sakinierin birbirlerine sarı l ı p dans pistinde çalan pop müzik eşliği nde dans ett i ğ i n i hayal edince . . . b u n u hiç

kes i l m i ş ve birkaç eyaJet ötedeki bir fabrikada i ş l e n m i ş ol uyor­

Dr. Schumacher'ı gördüğüm zaman, çoğu kez ona bir bok söylemiyorum. Çünkü sadece a n ı t arım var ve a n l atarak onları bitirmek istemiyorum. E n iyi a nılarıının çoğu, dünyayı evrenden

ödünü koparıyor.

hiçbirisi gerçek a n ı değil. B u n l a r fil m . Bunları yapan kızın film yıldızı olduğ u n u unutuyorum.

işe alıyordu. Her eyaletteki. O zamanlar b u küçük mezarlıkların

kimse istemez.

gelmiş kötü uzaylılardan kurtarmak veya seksi Rus ajanlardan kaçmak için jet motorlu tekneye b i n meınle ilgili ve bunların

426

du. O zamana kadar, ağaçtan mobi lya b i l e yapılıyordu. Bu türden zekiler. ü niversiteden mezun o l m uş i nsanların Babamda haritalar vardı. Onlara hazine haritaları diyordu. Bu hazine haritaları 1 930'lardaki Büyük B u n a l ı m'dan kalmay­ dı. i nsanların iş Proje Yönetimi dedikleri uygulamada hükümet, her kasabadaki terk e d i l m i ş mezarlarla i l g i l i not alacak insanları çoğu kürekle kazı lıyor veya asfaltın altında kalıp u n u t u luyordu.

427


,.

ı

Amerika'ya ilk gelen ataların mezarlıkları kasabalarda bırakıları tek şeyd i ; ancak yaklaşık yüz yıl önce haritalardan silinm işti Mantar gibi şehir kuruluyordu. Veya orman yangınları yüzünden geriye sadece külü kalıyordu. Bu yangınları altın madeni arayan lar çıkarıyord u . Kasabaların bitmesi nin sebeplerinden biri de demiryoluydu. Geriye kalan tek şey mezarlıktı; istenmeyen bit kilerle dolu bu arazilerde mezar taşları da devri l m işti. Babamın hazine haritası, arazi parçaları n ı n nerede olduğunu gösteren, orada kaç tane mezarlık olduğunu ve mezar taşlarının nasıl göründüğünü a n latan iPY'nin verd iği bir haritayd ı . H e r yaz okul biti nce babamla ben b u haritaları takip ederek Wyoming veya Montana'ya gidiyorduk; kasaba ların ortadan kalktığı çöl veya tepelere. Montana eyaletinin New Keegan kasabası gibi birçok yerde mezar taşlarından başka bir şey yoktu. Buradaki taşiara şehirdeki bahçe gereçleri ve mobilyaları mağazaları çok iyi para ödüyordu. Seattle veya Denver'da. San Francisco veya Los Angeles'da. Elde oyulmuş granit meleklere Veya uyuyan köpeklere veya küçük beyaz mermerden lambalara. insanlar yeni yaptıkları bahçelerine yosun tutmuş eski ve anti­ ka bir şey koymak istiyordu ve bulundukları meka n ı n çok eski görünmesi n i . Sanki tonlarca para hep kendilerinde varmış gibi görünsün istiyordu. New Keega n'da mezar taşlann ı n üzerindeki yazıları okumak imkansızdı. Babam ba n a . "Tıraş köpüğü" dedi. "Tıraş köpüğü veya tebe­ ş i r. Lanet olası si.kilmiş mezarlık ucubeleri.'' Mezar taşı okumayı seven insanların, geçen zaman ve yağan asit yağmurları yüzünden solmuş yazıları okumak için mezaı taş ı n ı n yüzeyine tıraş köpüğü sürdüklerini söyledi. Mukavva parçasıyla fazla köpüğü a l ı p oymanın üzerini beyaz bırakıyorlar­ m ış. Bu da kelimeleri ve tarihleri okumayı ve fotoğraf çekmeyi kolaylaştı rıyormuş. işin berbat kısmı ise tıraş köpüğünde stearik asit olmas ı . insanların geride bıraktığı tortular taşı aşındırıyor. Diğer mezar taşı müptelaları taşın üzerine tebeşir sürüyor; bütün sathı beyaz renge döndürdükleri için oyul m u ş mezar 428

� yor . Tebeşir in tozu nd�. a l �ı vey taşı yazı sı dah a kara nlık gör ünü nce mez ar taşı nın uze rınd ekı alçı taşı oldu ğun dan , onu sürü ağ­ kiar a toz kaçıyor. Son rası nd� � görü nmeyen çatl akla ra ve yarı or. şışıy a dah kat iki nor mal den mur yağ ınca . suyu eme n alçı taşı a taht ıl nas r ek için Mıs ırlıla Pira mitt erin taş blok ların ı bölm aş, yav ş . şişe n tebeşi r tozu yava takoz kull anm ışsa ayn ı şek ilde n çürü tüyo r. . . . . . mez ar taşı nın önü nü tam ame p i ram itler iyle ılgıl ı bılg ıler ır Mıs ve taşı alçı ve asit Ste arik ının kan ıtı. . . . . bab amı n geri zeka l ı olm adığ dıkl erı şeyı yok sev ları aklı mer arlık mez tli Bab am. iyi niye ediy orla r, derd i. la n esk iden New Keegan adıy Yine de, Mon tan a eyaJet i n i ünü atım ın son ve en güz el gün bilin en yam acın da bab aml a hay r­ eş ışığ ı solm uş çim ler � pişi riyo geç irme k çok hoş tu. Sıca k gün eenk kert ngı vere kah k n u b ırakaca du. Eğer yakatarsa nız kuyruğu

leler vardı. ün kasaba nın bir ay .iç� n e Mez ar taşl arı n ı oku say dık, büt ılk arın Keegan virü sü ded ığı öld üğü nü görecektik. Doktorl tüm örle rini. . . , grub u. Hızl a yay ılan vira l bey in ı Den ver dak ı bır bah çe ların yığm kuzu ve ek mel Bab am �e azas ına satt ı . Kam yon etle e gere çler i ve mob ilya lan mağ etın yon kam ve baş lam ıştı bile dön erken asp irin çiğn eme ye e a nine m gelm ede n, ann eml Dah u. hak imiy etin i kaybediy ord bab am hast ane de ölm üştü . sak indi . Bey nind eki tüm ör Ond an son raki on yıl hay atım um Fras ure' a kad ar. Vira l dol uluğ limo n boy utun da olan Bay an kad ar. . . yük sele rek ben i bu laşı cı yap ana üre miyor. tedavı de ede mıy or. öld i ben t Bug ünle rde hük üme lar. Sad ece has ar kon trol ü yap ıyor e�i l k geld iğim de hissettiği m şeyl Yen i oğla n, si ki olan , buraya i ıı i oku lunu n yarı sı ölm üştü r; tab h issedecek: Aile si ölm üş. Belk kor­ a her gün tek baş ına oturacak, pop üler bir çocuksa. Oda sınd ak. olac tlu umu n verd iği tedavide kacak anc ak don anm anın söz Onu sak inle ştireb i l i rim. Vet im­ im. bilir Ona iple ri gös tere yard ımc ı olu rum . han e'de ki hayata alış mas ına

429


O en güzel günüm üzde babam kamyonet i Montana' dan.

J.

Calorada'd aki

Denver'a sürdü; orada antika bahçe b i l mem neleri satan bir dükkan olduğun u biliyordu. Dökme demirden

2 ..,

;, .

g.eyik ve yos u n la dolmuş beton kuş duşları satan. B u n ların çoğu ça l ın m ıştı . Dükkanda ki adam babama nakit verdi ve kamyonet in

4. 5.

arkasındak i melekleri taşırken babama yardımcı o l d u . Adamın küçük bir çocuğu vardı; dükkanın arka kapısından içeri girdi ve ne yapıldığın ı izlemek için sokakta durdu. S h i rlee'yle konuşmak için dah i l i telefonun düğmesin e bas�

6. 7. 8.

tım ve bu yeni saki n i n . . . kıvırcık kızıl saçları ve kahvereng i göz� leri mi var. diye sordum.

9. iO.

Benim yaşımda mı? Denver'da n mı gel m i ş ve ö l m ü ş ailesi eskiden bahçe malzemele ri m i satıyormu ş?

l l. 1 2.

1 3. l 4. 15. 1 6. ı 7. 18. 19. 20.

H

ayalet ışığımız. geriye kalan tek kamp ateşi miz. Son şans �

22.

mız. Zar zor parlayan ampul sahnenin ortasındakı uzun b ı r

23.

standın üstünde du ruyor. Eski tiyatrolarda havagazı patlama­ larını önlemek için bir nevi emniyet sübabı olarak kullanılmış; yeni tiyatrolarda ise. hayaletler tiyatroya evim demesin diye ışık daima sol tarafa konuyor. Işığın etrafında oturuyoruz, Bir çember oluşturmuş a h a l i h a l a burada; h e r b i r i altınrengi oditoryum sandalyel e ri n i n iske� !etleri n i n . h e r balkanun ö n ü n ü y ıl a n g i b i dolanan pirinç korku� l uğun ve örümcek ağına benzeyen b u l u tları n dolaştığı solgun­ mavi ışıklı geceni n göründüğü sa h nede oturuyor.

430

21.

431

24.


Odaların arkasındaki kara n l ı k odalarda, İtalyan Rönesansı salonunda Çöpçatan ve Kayıp Halka öldü. Bodrumun altındaki alt bodrumda Bay Whittier ve Yoldaş Huysuz ve Leydi ÇöpçO ve Vandal Dükü'nün cesetleri çürüyor. Kulisteki soyunma oda larında Amerika Güzeli ve Bayan Clark var. Hücreleri birbirini sindirerek sarı protein yollan açıyor. Bağırsaklarındaki ve ciğer· lerincieki hücreler bedenler şiştiği için çıldırmış durumdalar. Geriye on bir kişi kaldı ve ışığın altı nda çember ol uşturmu­ şuz. Sadece insanların olduğu dünyamız, içinde insanlık olmayan dünyamız. Ajan Fitneci parmak ucuna basarak etrafta geziniyor ve ampul­ leri kırıyor. Aynısını Kontes Basiret ve Müdire Tekzip de yaptı. Hepimiz çalışan tek kişi olduğum uza eminiz. Hepimiz dünya­ yı biraz daha karanlık bir yer yapmak istiyoruz. Aynı plana sahip olduğumuzun farkında değiliz. Düşük sıkmtı eşiğimizin kurban· larıyız. Kendi kendimizin kurbanlarıyız. Belki de çok aç olmamız­ dan, bir şekilde yanıldığımızdan; ancak elim izde kalan bu işte. Tek bir ampul. Hayalet ışığı. Burada ışık var ancak ısı yok; dolayısıyla hepimiz kaban lara ve kürklere ve bornozlara bürünmüşüz, üst üste peruk ve koca­ man şapka takmaktan kafamızı kaldıramıyoruz. Hepimiz hazırız. Ara sokak kapısı açıldığında hepimiz ünlü olacağız. Kilit dönüp kayan rulmanlar gıcırdayacak, sonra da birisi çıt-çıt, çıt­ çıt, ışık düğmesine basacak, sonra da satacağımız h i kayemiz hazır olacak. Profilden çekilecek en iyi fotoğrafımız için ölüm kampı elmacık kemiklerimiz hazır. Bay Whittier ve Bayan Clark'ın buraya gelmemiz için bizi kandırdığını söyleyeceğiz. Bizi buraya kilitlediler ve bizi rehine yerine koydular. Bizi kitap, şiir, senaryo yazmaya zorlad ı lar. Yazmayınca bize işkence yaptılar. Bizi aç bıraktılar. Sahnedeki lambrinin üzerine bağdaş kurup çember şeklin­ de oturduk ancak bizi ısıtan kadife ve yünlü tüvit katmanlarını hareket ettiremiyoruz. H i kayemizi birbirimize anlatmaktan ener­ j imiz tükeniyor: Bayan Clark' ı n nasıl Amerika Güzel i ' n i n doğma432

mış bebeğin i alıp, ölmek üzere olan annesinin gözünün önünde kaynattığını. Bay Whittier'ın nasıl Çöpçatan'ı yere devirip peni­ s i n i kestiğini. Sonra Bay Whittier'ın Bayan Clark'ı bıçakladığını ve kalçasını bıçakla nasıl ikiye ayırıp büyük bir kıs m ı n ı mideye indirdiğini. Hepimiz peritonit kelimesini çalışıyoruz. Fısıldayarak kasık fıtığınr söylüyoruz. Kibrit gibi kesilmiş patates diyoruz. Kötü adamlarımız bu şekilde öldü ve bizi açlığa mahkum etti. Duvarda Aziz Bağırsaksız'ın kalemle çizdiği bir sürü çizgi var. O çizgiler onun başyapı tı. Bina sahibi veya emlakçı veya her­ hangi biri kontrole gelebilir . Belki elektrik dairesin den biri gelip

ödenme miş faturalar yüzünde n elektriği kesebi l ir. Bu sessizlik le, bir düğmey e basılsa silah patlamı ş gibi bir ses çıkar. Bir çıt yüreğim izi hoplatıy or. Meta l i n metala çarpan sesi yüzünde n hepimiz aynı yöne bakıyoru z. Kulise, ardından da ara

sokak kapısına . Bir gıcırtı sesi geliyor ve karanlık patlıyor. Çok uzun süre karanlıkta kaldığım ızdan bu kadar zayıf bir ışıkta her şeyi siyah beyaz görüyoruz. Sadece parlayan şekil l i ana hatlara bakınca gözlerim izi kırpıyoru z. Işık çok parlak, göz kamaştır an her türlü ampulde n çok daha güçlü. Ses ara sokak kapısınd an gelmiyo r. Sahne gün ışığı kadar parlak bir hale bürünüy or, kafamızı n üzerinde ki bir yerden ara­ lıksız güneş ışınlan geliyor. Işık o kadar parlak ki gözlerim izi kır­ pıyoruz ve gölge yapmak için el lerimizi gözlerim ize siper ediyo­ ruz. Çok güneşli bu yeni gün yüzünde n arkamızd aki gölgeler imiz upuzun. Gölgeler imiz kambur ve arkamızd aki beyazperdenin üzerinde bulunan kahveren gi su lekelerin i kapatıyo ruz.

Beyazperdenin üstünde eğik peru k s i luetleri var. Bedenlerimiz örümcek kadar incecik görünüyor. Yoldaş Huysuz burada olsa üzerimize her şey giyebileceğimizi söylerdi. Bu, içinde f i l m olmayan , kocaman bir spot lambasıy la bir deniz feneri kadar parlak ışığını üzerimiz e salan projektö rdü. Bu güneş, geceni n ortasınd an, tiyatron un arka duvarınd a parlıyordu. 433


H içbirimiz ayağa kalkamıyoruz. Yaptığımız tek şey kafalarımı­ zı uzatıp yüzümüzü yana çevirmek. Projektör o kadar parlak ki hayalet ışığı sönmüş gibi duruyor. Yaz g ü n ü yakılan yaş günü m u m u kadar loş.

yüzünden hayalet i n oditory u m u n ortasındaki koridora geldiğini hiç kimse göremiyor. Siyah h a l ı n ı n üzerinden sahneye doğru yürüdüğünü h i ç kimse duym uyor. Bir kez daha. "Boş t iyatroya oynuyors u n uz . . . " diyene kadar, parlak ı şıkta yaklaşan şeyin ne

"Hayaletimiz geldi yine" diyor Barones Frozbit. ' Aziz Bağırsaksız'ın iki kafal1 bebeği.

olduğun u h i ç k i m se bilemiyor.

Kontes Basiret'in a n t i kacı adamı.

kaykaylı punkçımız. Lekel i küçük şeytan ı m ız.

Ajan Fitnec i ' n i n zehirlenen ve çekiçle dövülen özel dedektifi. Bayan Aksırık esniyor ve " H i kayemiz için başka bir güzel

sahne" diyor. Patla m ı ş

m ı s ı r gibi. Ve t a m i r ed i l m i ş kalorifer kaza n ı .

Elbiselerimiz yıkan ıp katl a n m ı ş . H e r şey para n o r m a l ; her muci­ ze, başka b i r özel efekt. Aziz Bağırsaksız, Tabi at Ana'ya dönüp, "Biz romantik a l t olgu olduğumuza göre . . . bana o ayak m as a j ı n ı yapsan nasıl o lur?" diye soruyor. Ajan Fitneci, "Dışarı çıktıktan sonra kafam bir ay boyunca güzel olacak . . . " diyor. Peder Tanrısız, "Bulduğu m bütün kiliseleri yakarım . . . " diyor. Her birimiz kumaş, kürk ve saçtan oluşan bir öbek gibi görü­ nüyoruz. Müd i re Tekzip, "Cora Reynolds'a mezar taşı alacağım . . . " diyor. Bakınca gözlerimizi acıtan parlak ışığın gerisindeki duvar uzak olmasına rağmen ses yankılan ıyor: mezar taş ı . . . mezar taşı . . . Hepimiz son kelimeyi a n l amaya ça l ışıyoruz. Ses kayıt cihazı­ nı geri saran iftira Kontu, "mezar taşı. . . mezar taşı . . . " kelimele­ r i n i bir kez daha çalıyor. Ve kayded i l m iş yankı da yankılanıyor. Ekonun ekosu n u n ekosu. G ü n e ş i n arkası n d a n , uzak yerden bir ses gelene kadar eko devam ediyor ve o ses. "Boş t iyatroya oynuyors u n uz" diyor. Mezarın içinden gelen bir ses bu. Ölürnden dönen Yoldaş H uysuz'un kendi gül dövmesinden bir ısırık a l m a k i ç i n lobi merdivenlerinden inmesine benzeyen bir h i kaye b u . Parlak ışık 434

Gelen. yaşlılıktan titreyen, ergen Bay Whittier. Ö l mekte olan Yürüyor. Spor ayakkabı giymiş bir kadavra. Pörs ü m ü ş boynu­ na stereo kulaklık dolamış. " Kendin ize bir kulak verin" diyor. Kafa s ı n ı sal l ıyor ve kalan birkaç saç kı l ı s a l lan ıyar " B i rbirin ize h ikayelerinizi anlatmaktan başka bir şey yapmadınız. Kendinizi haklı çıkarmak için geçmi­ ş i n izi h i kayeye çevirdiniz" diyor. Rah i be V i g i l ante'nin suç kültürürnü.z dediği şey. Bu asla değişmiyor, diyor. Buraya getirdiği grup da aynı şeyi yapmış. Acılanna aşık o l muşlar, o n u geride bırakamamışlar. Anlattıkları hikayeler de aynı. Ken d i m izi tutsak ediyoruz. Bazı h i kayeleri a nlatarak bitirirsin iz. Diğer h i kayeler ise . . . ve Bay Whittier derimizi ve kemiklerimizi işaret ediyor. " H i kaye a n l atmak, bize o l a n şeyleri s i n d i rrnek demek" diyor Bay Whittier. "Hayatlarıınızı sindirrnek demek. Tecrübemizi." B u n ları Bay Whittier söylüyor. Yaşl ı l ı ktan ölen genç bir oğlan. Bir hayalet için çok iyi görünüyor. Lekel i kafasını taramış. Kravatı çenesinin altında bağlan m ı ş . Titreyen h ilal gibi görünen tırnakları temiz. Kesinlikle kemale ermiş. "Hayatınızı h ikayeye çevirerek onu sindirip özümsüyorsunuz" diyor, "aynen o şekilde b u t iyatro da insan l a n sindiriyor." E l i n i kaldırıp h a l ı n ı n üzerindeki lekeyi. kolları v e bacakları o l a n yapış­ kan l ı ve küf tutmaya başlamış koyu renkli lekeyi gösteriyor. Diğer olayl a r -sindiremediğiniz olaylar- sizi

z e h i r liyor.

Hayatınızın en berbat kısım ları, anlatamadığınız anlar, sizi içten içe çürütüyor. Cassandra' n ı n yerdeki n e m l i gölgesi olana kadar. Kendinize ait sarı protein çamuruna gömülene kadar.

435

ı


S i n d i re b i l d i ğ i n iz hikayelere, an latabildiğiniz h i kayelere gelince . . hayatı nızı() o kıs ı m l a r ı n ın kontro l ü n ü e l i n ize alabi� lirsiniz. O n lara şekil verebilir, onları sanat eserine dönüştüre­ bilirsiniz. O n l a ra hükmedebil i rs i n iz. Ve onları kendi yararınıza

kullana bilirsiniz.

O hikayeler yemek yemek kadar önemlidir. O hikayeleri k u l lanarak insanları güldürebi l i r veya ağiatabilir

veya hasta edebilirsiniz. Veya korkutabi l i rsiniz. insan ların sizin

h i ssettiğiniz şeyleri h issetmesi n i. sağlayabilirsiniz. Geçmişteki

bir a n ı h e m . sizin hem de kendileri için yok etmelerine yardım edeb i l i rsiniz. O an ortadan kalkana kadar. Tüketi tene kadar. Sindiritene kadar. Özümsenene kadar.

Meydana gelmiş bakları yememizin yolu budur işte. Bay Whittier söylüyor b u n u . Bay Whittier'a bakan Kontes Basiret. "Şeytan" diyor, yılan

gibi tıslayarak.

i nci l ' i ne sarılan Rahibe Vigilante, "iblis . . . " diyor. Bunları duyan Bay W h ittier iç geçiriyar ve " N eden şeytan i

düşmanlarımızın olmasına bayılıyoruz biz . . . " diye soruyor.

"Al baka l ı m " diyor Katil Aşçıbaşı ve sayma bıçağını fırlatıyor;

bıçak Bay Whittier'ın siyah ayakkabılarının tam ö n ü n de sahneye

saplan ıyor.

Aşçıbaşı, "Onun üzerine bi raz parmak izi bırak. O kapıyı açıp

içeriye girdiklerinde sen Amerika'da en çok nefret e d ilen adam o l acaksın" diyor.

"Düzelteyim" diyor Bay Whittier. "En çok n e fret edilen çocuk suçlu, dostum . . . "

"O bıçağı hatırlarsın" diyor Ajan Fitneci. Kamerası yanında

ancak çok ağır olduğu için kaldıramıyor.

Şartlı tahliye e l ektron i k bilektiği takılı değil. Açl ıktan �eli o

kadar küçük ve kemikli ki , bileklik elinden düşmüş ve Kontes Basiret, "Beni o bıçakla doğradın" diyor.

Kafa s ı n ı kal d ı rıp kabuk tutmuş yaralarını gösteren Tabiat

Ana, "Ve benim burn u m u kest i n " diyor. Leydi Çöpçü ' n ü n e lması

parmağına bol geldiği için salia nıyor ve onu d ü ş ü rmernek için e l i n i yumruk yapıyor.

436

Ve Bay Whittier kadının kes i l m i ş burnundan, iftira Kontu'n u n kanlı-bandajlı e llerine, oradan da Peder Tanrısız'ın eskiden

kulağı olan yerdeki yaralı dokuya bakıyor. E l lerini göğsün n önünde kuwetlice b i r kez çarpıyor ve "Evet. iyi haber ise ş u : Uç aylık süreniz bitti" diyor. Pantolonun cebini karıştınyar ve b i r anahtar çıkarıyor. " H e p i n i z gitmekte özgü rsünüz." K i l i d i n içi plastik çatal parçalarıyla dolu. O yüzden içine anahtar girmez. "Dün gece" diyor Bay Whittier ve anahtarı havada sallıyor, "arkadaş caniısı hayaletiniz k i l i d i temizledi. Garanti ederim, a n a htar çalışıyor."

Hepimiz çemberi bozmadan oturuyoruz; üzerindeki kan kuru­ cluğu için bazı larımız sahne zem i n i n e yapışmış. Elbiselerimiz, geceliklerimi zin ve cüppelerimiz in ve potu rlarımızın kumaşları bizi yere yapıştı rıyor.

Bay Whittier, Bayan Aksırık'a e l i n i uzatmak için öne eğitiyor

ve "Kızıl Ö l ü m hepinizin üzerinde s ı n ı rsız b i r egemenlik kur­ muş . . . " diyor. Kızı ayağa kaldırmak için parmaklarını aynatıyor ve "Artık gidelim m i ? " diye soruyor. Bayan Aksırık adamın e l i n i tutmuyor. "Senin öldüğünü gör­ dük. . . " diyor. Ve Bay Whittier, "Bir sürü insanın öldüğünü gördünüz" diyor. Tetrazzi n i u s u l ü kurutulmuş hindi eti onu çatlatt ı . Haykırarak öldü. Cesedini kırmızı kadifeye sardık ve onu alt badruma taşı­ dık. "Tam öyle değil" diyor Bay Whittier. Olayların akışmı izle­ yebilmek için Bayan Clark' ı n yard ı m ıy l a ölü n u marası yapmış. Yaptığı tek şey izlemekmiş -son kamera- Bayan Clark öldüğün­ de bile izlemiş -sempati kazan m a k için kendine bıçak soktu­

ancak iyi bir iş çıkarmı Ş. M ü dire Tekzip o n u n bedenini bulup bir

bacağın yarısını yediğinde bile. Bay Whittier'ın yaptığı tek şey izlemekmi ş . M ü d i r e Tekzip , göğsüne indirdiği kafası n ı havaya kaldırıyor.

Geğiriyor ve "Doğruyu söylüyor" diyor.

437


Bay Whittier tekrar lekeli elini Bayan Aksırık'a uzatıyor. "istediğin bütün sevgiyi sana verebi l i rim. Aramızdaki yaş farkını görmezden gelirsen" diyor. Kız yirmi iki yaşında. Adam önümüzdeki ay on üç-on dört olacak. iftira Kontu, "Bizi kurtarmayacaksın. Birileri bizi bulana kadar burada kalacağız" diyor. Bunu hep yapıyoruz, diyor Bay Whittier. Aynı sebepten çocuklarımızın çocuklarının çocuklarının çocukları hep savaş ve kıtl ı k ve hastalık görecek. Çünkü acı çekmeyi seviyoruz. Dramları seviyoruz. Ancak bunu asla ama asla kabul etmiyoruz. Bayan Aksırık eli tutmak için uzanıyor. Ve Tabiat Ana, "Aptal olma" diyor. Paçavralarının ve saç­ larının arasından, "Sana o . . . beyin virüsünü bulaştırdı" diyor. Kahkaha atıyor, pirinç zilleri şıngırdıyor ve her yerinde kabuklar var ve "Seni gerçekten sevdiğine nasıl inanırsın?" diye soruyor. Bayan Aksırık. Ana'dan Aziz' e, sonra da Bay Whittier'ın eline bakıyor. Bay Whittier. "Başka seçeneğin yok" diyor kıza. "Sevilmek istiyorsa n." "Seni sevmiyor" diyor, yüzü sırf dişten iba ret gibi görünen Aziz. "Whittier sadece dünyanın geri kala n ı n ı yok etmek istiyor." E l i n i Bayan Aksırık'a uzatmaya devam eden Bay Whittier diğer elindeki anahtarı sall ıyor ve "Gidelim mi?" diye soruyor. Bize yapılan şeyleri affedebi l i rsek . . . Başkalarına yaptığı mız şeyleri a ffedebi l i rsek . . . H i kayelerimizi geride bırakabil irsek. Kötü adam veya kurban olduğumuzu geride bırakabilirsek. Ancak o zaman dünyayı kurtarabil i riz. Ne var k i . burada oturmuş, kurtarılmayı bekliyoruz. Hala kur­ ban olduğumuz için, acı çekerken keşfedilmey i ümit ediyoruz. Kafası n ı sallayan Bay Whittier, "Çok kötü mü o l u rdu? Dünyadaki son iki kişi olmak?" diye soruyor. Eli uzanıyor ve Bayan Aksırık'ın sakat parmaklarını sımsıkı kavrıyor ve Bay Whittier, "Dünya n iye başladığı gibi bitmiyor?" diye soruyor. Ve Bayan Aksırık'ı ayağa kaldırıyor. 438

Ka nıt

Bay Whittier i l e İlgili Başka B i r Şiir

"Nasıl yaşardınız?" diye soruyor Bay Whittier. Ölemiyorsanız. Bay Whittier sahnede, iki ayağının üzerinde dimdik ayakta duruyor, kambur değil. Titremiyor. Boynundan sarkan stereo kulaklıktan . drum-and-bass müzik sesı yayılıyor. Ayağında spor ayakkabı var, . . bağcıklarını bağlamamış, ayaklarından bırı yere vuruyor. Sahnede, fragman yerine bir spot ışığı var: 439


Üzerine vuran eski bir hikôyenin bir fragmanı değil. Spot ışığı o kadar güçlü parlıyor ki, adamın kırışıklıklarını silmiş. Yaşlılık lekelerini yıkamış. Ve onu izlerken, biz Tanrı kendini göstersin diye rehin tutulmuş, Tanrı'nın çocuklarıyız. Tanrı'nın eli hükmetsin diye. Ve yeterince acı çekersek, ölürsek. .. Bay Whittier bize işkence yaparsa, bizi aç bırakırsa, bu hayatın ötesinde de belki ondan nefret ederiz. Ondan o kadar çok nefret ederiz ki, intikam almak için geri döneriz. Yeterince acı çekerek ölürsek, Bay Whittier'ı lanetlersek, o da geri gelmemiz için bize yalvarır. Onun ruhunu almamız için. Ölümden sonra yaşam olduğunu kanıtlamak için. Ruhlarımız, nefretimiz, Ölüm'ün Ölümü'nü kanıtlar.

yeni bir karakter olarak geri gelmek için sahneyi bir süreliğine terk etmekse ... Yavaşlar mıydınız? Veya hızlanır mıydınız? Her hayat başlayıp biten ve oyuncuların yeni maçlara, yeni prodüksiyonlara gittiği bir basketbol maçı veya bir oyun olsaydı . .. Bu gerçekle yüzleşerek nasıl yaşardınız? Anahtarı iki parmağının arasında sallayan Bay Whittier, "Burada kalabi lirsiniz" diyor. Ancak öldüğünüzde, bir dakikalığına geri gelin. Bana anlatın. Beni kurtarın. Ebedi hayatımızın kanıtıyla yapın bunu. Hepimizi kurtarmak için, lütfen bunu birine anlatın. Dünyaya gerçek barışı getirmek için yapın. Hepimizin ... Hayalet olması için yapın bunu.

En sonunda bize rolümüzü söyledi: Sadece acı çekmek ve acı çekmek ve acı çekmek ve acı çekmek ve acı çekmek ve ölmek için buradaydık. Bir hayalet yaratmak için ... hemen. Yaşlı mı yaşlı, ölmekte olan Bay Whittier'ı rahat ettirmek için ... ölmeden önce. Gerçek planı buydu işte. Üzerimize eğilerek bize şunu söyledi: "Eğer ölüm, kostümünü değiştirip 440

44 1


Hü kü m s üz

Bay Wfıilfiefdan Bir Hikaye

S

on aile seyahatlerinde, Hawa'nın babası herkese arabaya kadar eşlik etti ve onlara rahat etmelerini söyledi. Bu yol­ culuk birkaç saat, belki de daha fazla sürecekt i . Yanlarına atıştırmalık yiyecekler, peynirli cips v e kutu kutu soda ve mangalda kızartılmış patates almışlardı. Hawa ve kardeşi Larry, Bostan teriyeri cinsi Risky adındaki köpekleriy­ le birlikte arka koltuğa geçti. Önde oturan babaları arabayı çalıştırmak için kentağı çevirdi. Havalandırmayı da. otomatik pencereleri de sonuna kadar açtı. Babanın yanında Havva'nın müstakbel eski üvey annesi Tracee oturuyordu ve "Hey çocuklar, şunu bir dinleyin . . dedi. _ ..

442

Tracee, üzerinde Göç Etmek Harikadır yazan bir broşürü salla­ dı. Sayfalarını çevirdi, kitabı sırtını bükerek iyice açtı ve sesli bir şekilde okumaya başladı. "Kanınız" dedi, "ciğerlerinizdeki oksi­ jen molekülleri n i kalbin ize ve beyninizdeki hücrelere taşımak için hemoglobin kullanır." Belki altı ay önce herkesin posta kutusunda Sağlık Dairesi Başkanlığı'nın gönderdiği bu broşürden vard ı . Tracee sanda­ letierini çıkarıp ayakların ı arabanın ön paneline uzattı . Yüksek sesle okumaya devam ederek, "Aslında hemoglobin karbonmo­ noksitle bağ kurmayı tercih eder" dedi. Dili sanki çok büyükmüş gibi , konuşurken sesini kız sesi gibi çıkarmaya çalışıyordu. Tracee, "Egzoz dumanını soludukça, içinizdeki hemoglobin, kar­ bonmonoksitle birleş i r ve ortaya karboksil1emoglobin çıkar" dedi. Larry, Risky'ye peynirli cips ve araba koltuğunun kendisiyle Havva arasındaki kısmına parlak portakalrengi peynir tozunu döküyordu. Baba radyoyu açarken, " K i m müzik dinlemek ister?" diye sordu. Dikiz aynasından Larry'ye baktı ve " Köpeği kusturacak­ sın" dedi. "Harika" dedi Larry ve Ricky'ye parlak portakalrengi cips verdi. "Göreceğim en son şey, gara j ı n içi olacak ve duyacağım son şarkı ise Carpenters'dan bir şarkı" dedi. Ancak ortada duyu lacak bir şey yoktu. Bir haftad ır radyoda hiçbir şey çalmıyordu. Zavallı Larry' n i n , zava l l ı Gotik rockçı Larry' n i n beyaz pudralı yüzüne siyah makyaj yapılmıştı, tırnaklarına siyah oje sürülmüş­ tü ve uzun, tel tel saçı siyaha boyanmıştı; gözlerini kuşlar yemiş gerçekten ölü insanlarla. kocaman ölü dişlerinin üzerindeki dudakları sıyrıl m ı ş gerçekten ölü insanlarla karşılaştırıldığında. gerçek ölümle karşılaştırıldığında. Larry üzgün yüzlü bir palya­ çedan farksızdı. Zavallı Larry, Newsweek dergisinin son baskısındaki kapak hikayesi n i okuduktan sonra, günler boyu odasında oturdu. Büyük ve koyu renkli manşette ş u yazıyordu: "Ölü Olmak Çok Moda!" 443


Zombi veya vampir gibi siyah kadifelere bürünen, dini semboller de içeren incik bencukları oraya buraya dalayan ve pelerin takıp, pis kefenleri sürükleyerek geceleri etraftaki mezarlıkları gezen Larry ve müzik grubunun yıllar süren çabası fos çıkmıştı. Artık çocuğu için saçı n ı süpürge eden ev hanımları bile göç ediyordu. Yaşlı kilise hanı mefendileri de göç ediyordu. Takım elbise giyen avukatlar da göç ediyordu. Time dergisinin son baskısındaki kapak konusu şuydu: "Yeni

Hayat. Ölümdür." Artık zavallı Larry, Havva ve babası ve Tracee'n i n arasına kısılıp kalmıştı; banl iyödeki evleri n i n garajına park e d i l m iş dört kap ı l ı Buick marka arabalarına b i n m i ş , ailecek göç ediyorlardı. Hepsi karbonmonoksit soluyup köpekleriyle birl ikte peynirli cips yiyiyordu. Okumaya devam eden Tracee, "Hemoglobin daha az oksijen taşıdıkça, insa n ı n hücreleri tıkanıp ölür" diyor. Bazı kanallarda hala yayın vardı ancak hepsi uzaya gönderil­ miş Venüs'ten gelen videoyu yayım l ıyordu. Bütün bunları başlatan, aptal uzay programıydı. Venüs geze­ genini keşfetmek için m ü rettebat gönderildi. M ürettebat cennet bahçesi gibi olan Venüs'ün sat h ı n ı çektiği video kaseti yolla­ dı. Ondan sonra meydana gelen kazanın sebebi ne izolasyon pane l i n i n çatlaıııası. ne lastik segmanın kırılması. ne de pilot hatasıydı. Hatta kaza bile değildi. Mürettebat i n i ş paraşütlerini kullanmamayı tercih etmişti. Uzay gemisinin dış gövdesi mete­ or kadar hızlı bir şekilde patiayarak yandı. Sonra b i r parazit sesi geldi ve H ikayenin Sonu. İkinci Dünya Savaşı'nın bize tükenmezkalemi armağan etme­ si gibi, uzay programı da bize insan ruh u n u n ölümsüz olduğu­ nu ispatladı. Herkesin Dünya dediği şey, bütün ruhların uğra­ mak zorunda olduğu bir işleme istasyonuydu. Islah sürecinde bir adımdı. H a m petrolü, benzin veya gaza çeviren ayrım kulesi gibiydi. insan ruhları Dünya'da ıslah olduktan hemen sonra, Venüs gezegen inde canlanacaktı. 444

insan ruhlarını mükem melleştiren büyük bir fabrikada, Dünya adeta bir örs gibiydi. insanların taşları perdahlamak için kullandıkianna benziyordu. Bütün ruhlar sivri köşelerini zımpa­ ralamak için buraya geliyordu. Hepimiz her türlü karmaşa ve acı tarafından pürüzsüz bir şekilde aşındırı l ı yorduk. Cilalanıyorduk. Bunun kötü bir yanı yoktu. Bu, acı çekmek değil , erozyondu. Islah sürecinde başka bir temel, önemli bir adımdı. E lbette kulağa saçmalık gibi geliyordu; ancak uzay heyetinin gönderdiği video bi lerek patlatılmıştı. Televizyonlarda sadece bu video gösteriliyordu. Heyeti n iniş aracı yörüngeye gi rmek için alçaltrken v e gezegenin etra­ fındaki bulut katmaniarına göııı ü l ü rken, astronotlar insanlarla hayvanların arkadaş olduğu, sürekli gülrnekten yüzleri parlayan insanların bulunduğu çekimi gönderdi. Astronotların gönder­ diği videoda herkes gençti. Gezegen, Cennet Bahçesi gibiydi. Orman ve okyanuslardan. çayırlardan ve çok yüksek dağlardan oluşan bir doğa manzarası vardı ve hükümet mevsimin hep bahar olduğunu söyledi. Ondan sonra astronotlar paraşütlerini açmaktan vazgeçtiler. Aracı dosdoğru Venüs'ün çiçeklerine ve göllerine doğru sürdü­ ler. Geriye sadece gönderdikleri b irkaç dakikalık flu video kaldı. Bilimkurgu filmierindeki gibi parlak ve göz alıcı t u n i kler giymiş ve modeliere benzeyen kadınlar vardı. Sacakları ve saçları uzun olan kadın ve adamlar, mermer tapı nakları n merdivenleri ne · yayı l m ış üzüm yiyorlardı. Burası cennetti ama seks ve alem vardı ve Tanrı bunlara tamamen izin veriyordu . On E m i r ' i n "Parti. Parti, Parti" olduğu b i r dünyaydı. Broşürü okumaya devam eden Tracee, "Baş ağrısı ve mide bulantısı i le başlayan semptomlara, kalbiniz ö lmekte olan bey­ ninize oksijen göndermeye çalıştığı için nabzın hızlanması da dah ildir" diyor. Havva' n ı n kardeşi Larry ebedi yaşam fikrine asla adapte olamadı. Larry' n i n , adı Toptan Ölüm Fabrikası olan bir müzik grubu vardı. Grubun peşine takıl m ı ş kaltak bir kız vardı ve adı 445


Jessika'ydı. Siyah m ürekkebe dikiş iğnesi batırarak b i rbirlerine dövme yaparlardı. Larry ve Jessika çok uçuktu. Marjinalin de marjinaliydiler. Ancak sonra ölüm popüler oldu. Artık ona inti­ har denmiyordu. Artık ona "göç etmek" deniyordu. insanların ölü, çürümüş vücutları artık ceset değildi. Yüksek binanın bed­ rumuna yığı lmış kötü koka n , şişmiş veya zeh i rlenerek otobüs durağı banklarına yığılmış bedenlerine artık "bavul" deniyordu. Geride bırakılmış bir bavul. insanlar Noel Arifesi'ni hep kuma çeki lmiş bir çizgi gibi gör­ müşlerdir. Aslında hiç gerçekleşmeyen bir çeşit yeni başlangıç gibi. insanlar göç etmeyi de aynı bu şekilde gördüler; ne var ki, gerçekleşmesi için herkesin göç etmesi gerekiyordu. Yaşamdan sonraki yaşamın kanıtı ortadayd ı . H ü kümet tah­ minlerine göre, 1 .760.042 kadar insan ruhu serbest kalmıştı ve Venüs gezegeninde parti tadında yaşıyorlardı. insanoğlunun geri kalanı göç etmeye yetecek kadar ıslah olana kadar uzun yaşam zincirleri boyunca yaşayacak veya acı çekecekt i . Büyük Taş Örsü'nde gidip gelip aşınacaklardı. Sonra hükümet büyük bir beyin fırtınası gerçekleştirdi: insanoğlu aynı anda ölürse, geriye h i ç rahim kalmayacak, dolayısıyla bu Dünya'da reenkarne ruhlar da ol mayacakt ı . insanoğl u n u n nesli tükenince, hepimiz Venüs'e göç edecek­ tik. Aydınlanmış veya aydınlamamış. Ancak . . . geriye yavrulayacak bir çift kalsa d a h i , bir çocu­ ğun doğması ruhlardan birini geri çağırabilird i . Bir avuç insan yüzünden bütün süreç tekrar başa dönerdi. Birkaç gün öncesine kadar televizyonlardan göç h a reketi n i n kurallara uymayan insanlarla n a s ı l uğraştığını izleyeb i l i rdiniz. Harekete kaydolmamış çağdışı nüfusu izleyebi l i rdiniz; bem­ beyaz giyinmiş ve yepye n i , beyaz makineli tüfek taşıyan- Göç Yardım Takımı'nın bu insanları göç etmeye zorladığını görebi­ lirdiniz. Sürecin sıradaki adımını atmaları için yoğun bombar­ dıman ateşine tutuluyordu ve oralardan sırf çığlık duyul uyordu. Hiç kimse incil' lerini sallayan çiftçi takımının bizi burada, pis, eski Dünya'da, modası geçmiş bir gezegende tutmasına izin 446

veremezdi ; acele edip ruhsal evrimimizin sıradaki büyük adı­ ınını atmamız gerekiyordu ve burda kalmamız mümkün değildi. Dolayısıyla çiftçileri kurtarmak için onları zehirledik. Afrika'daki kabilelere sinir gazı attık. Çin'deki kalabalığa atom bombası attı k. Eskiden onları florüre ı.;e okur yazarlığa zorladığımız için şimdi de göçe zorlayabilirdik. Çiftçi çiftlerden biri geride kalsa bile siz onların kaba, cahil bebeği olabilirdiniz. Üçüncü Dünya kabilelerindeki, çeltik tar­ lalarında çalışan insanlardan biri göç etmese. değerli ruhunuz yaşaması için buraya gönderilebi l i rd i ve siz sinekleri vurup ezer. Asya'nın terietecek kadar sıcak güneşinin altında kahverengi fare dışkısıyla dol u , bozuk lapa yerdiniz. Ve, evet, elbette bu bir kumard ı . Herkesi hep birlikte Venüs' e göndermek kumardı. Ancak artık ölüm ölüm olduğu için insa­ noğlunun kaybedecek bir şeyi yoktu. New York Times gazetesi n i n son baskısı nın manşeti şöyleyd i : "Ölüm, Ölümdür." USA Todalj gazetesi olayı, "Ölümün Ölümü" diye adlandırmıştı. Ölümün foyası ortaya çıkarı l mıştı. Noel Baba gibiydi. Diş Perisi gibiydi. Artık hayat tek seçenekti . .. ancak sonsuz. . . ebedi. .. baki. .. tuzak gibiydi. Larry ve rockçı kaltak Jessika kaçınayı planlıyordu. Gizlenmeyi. Artık ölüm toplum tarafından oybirliğiyle seçildiğinden. Larry ve Jessika hayatta kalarak başkaldıracaktı. Bir batında doğacak çocukları olacaktı. Bütün insanoğlunun ruhsal evrimini sike­ ceklerd i . Ama o sırada )essika'nın ailesi, kızın kahvaltıda yiye­ ceği mısır gevreğine kayacağı sütün içine karınca zehiri döktü. H i kayen i n Sonu. Sonrasında Larry her gün şeh i n merkezine gidip terk edil­ miş eczanelerdeki ağrı kesici ilaçları arayıp b u lmaya koyuldu. Vicodin alıp camları kırmanın aydınlanmasına yettiğini söyle­ di. Gün boyunca araba çalıp onu porselen satan dükkaniarın üzerine sürüyordu; kafası iyi olmuş bir halde eve geliyordu ve 447


sürücü tarafındaki hava yastığı patladığı için üzerinde beyaz talk pudrası oluyordu. Larry dünya n ı n iyi bir yer olduğundan ve sıradaki gezegene gitmeden önce tamamen tüketildiğinden emin olmak istediğini söyledi. Ve kız kardeşi Hawa ona. "Artık büyü" dedi. )essika'nın bu dünyadaki en son kaltak Gotik rockçı hatun olmadığını söyledi. Ve Larry kız kardeşine baktı; kafası iyiydi ve gözlerini ağı r çekimde kırptı ve "Hakl ısın Hawa. )esse fazlasıyla şeydi . . . " dedi. Zaval lı Larry. Babaları arabaya tıkılrnalarını söylediğinde Larry' n i n omzu· nu silkip arabaya binmesinin sebebi de buydu. Bostan teri­ yeri Risky' n i n tasması elindeydi ve Larry arka koltuğa oturdu. Emniyet kemerini bağlamadı bile. Çünkü bir yere gitmiyorlardı. En azından fiziksel anlamda bir yere gitmiyorlardı. Burada metrik sistemden Avro'ya kadar her türlü şeyi çözen fikirlere eşdeğer Yeni Dönem ruhu vardı. Çocuk felci aşıları na . . . H ı ristiyanlığa . . . refleksolojiye . . . Esperanto'ya kadar her şeyi. . . Üstel i k tarih sürecinde daha iyi bir noktaya gelmemişti. Çevre kirliliği, aşırı nüfus, hastalıklar, savaş. siyasal yozlaşma, cinsel sapma. cinayet ve madde bağımlılığı. . . Belki bunlar eski­ sinden daha beter durumda değildi; ancak bunlardan yakınıp duran bir televizyonumuz vardı. Durmadan yapılan bir ihbar. Ş i kayetten ibaret bir kültür. Dırdır. dırdır, dırdır. . . insanların çoğu bunu itiraf etmez; ancak doğdukları andan itibaren dır dır ederler. Kafalarını doğumhanenin parlak ışığına ç ı kardıkları anda, hiçbir şey doğru olmaz. Hiçbir şey konforlu o l maz veya iyi hissettirmez. Sırf aptal bedeninizi hayatta tutmak için gösterilen çabalar, sırf yemek bulmak. onu pişirmek ve bulaşıkları yıkamak. ken· dinizi sıcak tutmak ve banyo yapmak ve uyumak, yürümek ve bağırsak h a reketleri ·ve batık tüyler. .. Bunların hepsi çok fazla iş yapmak anlamına geliyordu. Arabada oturan Tracee'n i n yüzüne arabanın havalandırması duman üflüyordu ve Tracee okumaya devam etti: "Kalbi niz daha 448

hızlı çarprnaya devam ettikçe, gözleriniz kapanır. Kendin izden geçip bayılırsınız . . . Hawa'n ı n babası ve Tracee spor salonunda buluşup birlik­ te vücut geliştirme sporu yapmaya başlamıştı. B i r yarışmada birinci oidular ve birlikte poz verip bunu kutlamak için evlendi­ ler. Aylar önce göç etmememizin sebebi, başarının zirvesinde olma larıydı. Hiç bu kadar güzel görünmemiş, bu kadar güçlü hissetmemişlerdi. Böyle bir vücuda -sadece yüzde ikisi yağ ve neredeyse tamamı kas olan- sahip olmak. insanlığın geri kalanı jetlerle gezip tozarken. eşeğe binrnek gibiydi ve bunu fark ettik· lerinde kalpleri kırı l d ı . Cep telefonuyla kıyaslandığında duman· la işaret vermek gibiydi. Çoğu gün Tracee kondisyon bisikletinin pedalları n ı çevir· meye devam ediyordu; spor salonunun büyük ve boş aerobik odasında tek başınaydı, disko müzik çalarken bisikletinin pedal­ ları n ı çevirip artık orada olmayan diğerlerine cesaret vermek için bağırıyordu. Havva'nın babası ağırlık odasında ağırlıkları kaldırıyordu; kendisine bakacak hiç kimse olmadığı için maki­ nelere bağlı veya hafif sıklet ağırlıkları kaldırıyordu. Bundan daha da kötüsü ise, Baba ve Tracee' nin yarışabileceği hiçbir insan olmamasıydı. Kaslarını gösterebilecekleri insan yoktu. Dövebilecekleri insan yoktu. Havva' n ı n babası şu espriyi yapardı: Ampulü takmak için kaç vücutçu gerekir? Dört kişi. Vücutçulardan biri ampulü takar, diğer üçü de izle­ yip, ''Gerçekten dostu m . kocaman görünüyorsun ! " der. Hawa ' n ı n babası ve Tracee sahnede kaslarını kasıp gev­ şetirken onları a l kı ş i ayan yüzlerce insan vardı. Vitaminler ve kolajenler ve s i l i konlarla ne kadar mükemmel görünürse görünsün, insan vücudu her şeye rağmen eskir ve b u n u inkar edemezsiniz. Hawa'nın babasının eskiden söyleyip durduğu kemik şeyler­ den biri de şuydu: " Herkes kendini köprüden atsa. sen de atacak mısın?" Uzmanlar tarihte kitlesel göç yapılacak tek zamanın şimdi olduğunu söylediler. Uzay program ı n ı n sonraki hayata i l işkin "

449


kanıt ortaya koymasına ihtiyacımız vardı. Kitlesel medya n ı n bu kanıtı bütün dünyaya yaymasına ihtiyacımız vardı. Tam itaat olması için kitle imha silahlarına ihtiyacımız vardı. Eğer gelecek nesiller alacaksa, onlar bildiğimiz şeyleri bil­ meyeceklerdi. Bunun gerçekleşebilmesi için, kullandığımız alet­ lere sahip ol mayacaklardı . Korkunç. acınası fiziksel hayatlarını yaşayıp fare kakası yiyecek, bizim Venüs'te zevk içinde yaşaya­ cağımızı bilmeyeceklerdi. insanların çoğu, itaat etmeyenlerin üzeri ne nükleer bomba atı lmasına destek verdi e l bette; ancak Güney Pasifik'teki bütün küçük kabile adaları n ı ortadan kaldırmak, füze hangarımızı boşaltacakt ı . Radyasyon umut ettiğiniz şekilde taşınmayacaktı. Nükleer bir kış Avustralya'nın üzerine bi rkaç ay boyunca çöktü. Yağmur yağdı ve büyük miktarda balık öldü; ancak hava ve akın­ tılar zehiri i çöpümüzü boktan bir şekilde temizlerneye yetti. Göç için harcanan onca çaba heba oldu; çünkü Avustralya i l k altı ay boyunca yüzde 1 00 itaatkard ı . S i n i r gazlarımızın v e ölümcül virüslerimizin hepsi. nükle­ er ve konvansiyonel bombalarımızın hepsi hayal kırıklığıydı. insanoğlunu yok etmenin yanından bile geçememiştik. insanlar mağaraya yerleştiler. Develerle engin ve boş çölleri aştılar. Bu aptal. çağd ışı insanların bir kısmı sikişebi l i rd i . Bir meni yumur­ tayı bulu nca. ruhunuz yemek yemek, uyumak ve gü neşte bronz­ laşmaktan ibaret usandırıcı bir hayatı yaşamak için e m i l i rdi. Dünya: Aettan bir Gezegendir. Karmaşık bir Gezegendir. Ağrı veren bir Gezegendir. Yepyen i ve beyaz renkli makineli tüfek taşıyan Göç Yardım Takı m ı ' n ı n Birinci Sıradaki hedefi, on dört ila otuz beş yaş arası itaat etmeyen kadınlardı. Diğer kadı n l a r Takım ı n ikinci Sırçı.daki hedefiydi . itaat etmeyen adamlar Üçüncü Sı radaki hedef ola­ rak görülüyordu. Kurşunlar bitmeye başladığında, beyaz takım elbiseli takım yaşlanıp doğal yoldan göç edecek adam lardan ve yaşlı kadınlardan oluşan b i r köyü geride bırakıyordu. Tracee Birinci Sıradaki hedef ol maktan, spor salonuna gider­ ken makineli tüfekle öldürülmekten korkuyordu . Ancak takımda450

kilerin çoğu çağdışı bebek yapmak isteyen insanların gizlendiği kırsal yerlerde veya dağda oluyordu. Aptal insanların en aptalı. sizin ruhsal evriminizi saptırabi­ l i rd i . Ve bu adil değildi. Geri kalan herkes, m i l yonlarca ruh zaten partideydi. Venüs videosurıda Dünya'da yeterince acı çekmiş ve ikinci yaşam için geri gelmesi gerekmeyen b i rçok ü n l ü insanın yüzünü seçe­ b i lirdiniz. Grace Kelly ve J i m Morriso n ' ı görebi l irdiniz. )ackie Kennedy ve John Lennon ' ı . Kurt Cobain'i. Bunlar Havva'nın tanıyabildiği ünl ülerdi. Hepsi b i r partideyd i ; genç ve sonsuza kadar mutlu görünüyorlard ı . Ö l ü ünlülerin arasında, Dünya'da soyu tükenmiş hayvanlar da vardı: Yaban güverci nleri . ornitorenkler, kocaman dodo kuş­ ları. Televizyondaki haberlerde, ünlüler göç ettikleri a n alkışlanı­ yordu. Film yıldızı olmuş veya herhangi bir rock grubunda yer alan bu insanlar bütün insanoğl u n u n daha iyi bir yere gelmesi için göç edebiliyorsa, bu insanlar bütün paralarını ve yetenek­ lerini ve şöhretlerini burada bırakıp gidebilecekse, geri kalan i nsanlar da bunu yapabi l i rdi. . People dergisinin son sayısında inceleme yazısı n ı n konusu " Ü n l ülerin Hiçbir Yere Varmayan Deniz Seferi" idi . Çok güzel giyinmiş binlercesi , çoğu çok güzel olan insanlar. modacılar ve süper modeller, yazıl ı m l a uğraşan nüfuzlu işadamları ve profes­ yonel atletler Queen Mary ll gemisine binip denize açıldılar, içki içip dans ettiler, Atiantik Okyan usu' n u n kuzeyine doğru, bir buz dağına çarpmak üzere son sürat yol aldılar. özel olarak kiralanmış jet uçakları dağların zirvelerine çarptı. Tur otobüsleri çok yüksek uçurumlardan atlayarak okyanusa daldı. Burada, yani Birleşik Devletler'de insanların çoğu Wai-Mart veya Rite Aid'e giderek Uzaklaşma Alet Takım ı satın aldı. Alet takı mı i l k üretildiğinde, boyna takılacak büzme ipi olan, içine yatıştırıcılar konmuş, kafa boyunda plastik bir torbadan ibaretti. Ondan sonraki üretimde, kiraz tadında çiğnenebi l i r siyanür ilaç451


ları vardı. insanların çoğu mağazanın koridorunda hemen göç ediyordu -aldıkları alet takı m ı n ı n parasını bile ödemiyorlardı­ dolayısıyla Wal-Mart, alet takımlarını müşteri servis kasasına ,

sigaraların yan ı na koydu ve parasını ödemeden a l m a n ıza izin

başına elektro gitar çalıyordu. H avva için a l ı şveriş merkezin i n tama m ı , kendisinin özel dolabı gibiydi. Okul kapanınıştı ve b i r d a h a a s l a v e a s l a açı l mayacakt ı . Ancak baba l a n n ı n Tracee'ye olan aşkının bittiğini söyleyebi­

vermedi. Birkaç dakikada b i r hoparlörlerden anons yap ı l ı yor ve

lirdiniz. Babaları romantik b i r başlangıçtan sonra gelen kısımda

müşterilerden saygılı olmaları ve mağaza mallarını ku l l a n a rak

iyi değildi. Normalde, karısını aldatmaya başlayacağı zaman b u

göç etmemeleri rica ed i l iyordu . . . i l k başlard a bazı insanlar, Fransız Metodu dedikleri bir yön­ teme zorlandılar. Kafalarındaki fikir insanları hadım etmekt i . Ameliyat yaparak bunu gerçekleştirmek çok uzun sürüyordu. Sonra akıl larına insanların üreme organlarına odaklı radyas­ yon vermek geldi. Ancak o sırada bütün doktorlar göç etmişti. Sıçrama gemisine ilk binen i n s a n la r ı n çoğu doktordu. Evet, bu doğruydu, ö l ü m doktorların düşma n ıydı; ancak ölüm olmadan doktorların da önemi kalmıyordu. Kalpleri kı rılmıştı. Doktorlar olmadığı için i n sa n l a ra radyasyon veren kişiler hademelerdi. insanların organları yandı. Elektrik şebekesi çökt ü . H i kayenin Sonu. O ana kadar bütün güzel ve karizmatik insan l a r göz a l ıcı "iyi Yolculuklar Partisi"nde siyan ürlü şampanya içerek göç etmişti bile. Gökdelenlerin çatı katında verdikleri partilerde el ele tutu­ şup aşağıya atladılar. B u n l a r d ü nyadan bıkmış i n s a n l a rd ı ; fil m yıldızları v e süper atletler ve rock gruplarıydı. Süper modellerin ve yazı l ı m mi lyarderleri n i n hepsi birinci haftada göç etti. Havva ' n ı n babası her gün eve gelip ofisten k i m i n göç ettiğini söylüyordu . Komşulardan k i m i n göç etti ğ i n i . Söylemek kolaydı. Ön bahçedeki çimler uzuyordu. Kapın ı n önündeki merdivenler­ de posta ve gazeteler birikiyordu. Perdeleri asla a ç ı l m ıyor, ışık­ ları hiç yanmıyordu ve önünden geçerken evin içinden meyve veya çürük et benzeri ekşi b i r koku geliyordu. Havadaki sinek sürüsü vızıldıyordu. Bizim evin yanındaki Frinks'lerin evi aynen b u şekildeydi. Sokağın karşısındaki ev de öyleydi. lik b i r iki hafta her şey çok eğlenceliydi: Larry şehir mer­ kezine i n i p Kent Tiyatrosu'ndaki oditoryum u n sahnesinde tek

452

zamandı. Ofisinde yeni b i r m a n i t a bulması gerekiyordu. Ancak b u n u n yerine o televizyondaki Venüs çeki m i n i izliyordu, d i kkat kes i l m i şt i ; i n s a n l arın cinsel i l işkiye girebileceğiniz kısımları­ n a bumunu

neredeyse dokunduruyordu. Orada güzel süper

modellerden bir grup vardı; çıplak şekilde dip dibe duruyor veya uzun b i r papatya zinciri şeklinde birbirlerine dokunuyorlardı. Birbirlerin i n üzerindeki kırmızı şarap damlalarını yalıyorlardı. üreme veya hastalık veya Tanrı'nın lanetlernesi olmadan birbir­ leriyle uğraşıyorlardı. Tracee, a i le göç ettikten sonra en i y i arkadaşı olacak ü n l ü ­ terin l istes i n i yapıyordu. Liste n i n e n üstünde R a h i be Teresa vardı.

O zamana kadar durumdan rahatsız a n neler b i le avazları ç ı k­ tığı kadar bağırarak çocukla r ı n ı b i r araya toplayıp heps i n i n acele

etmes i n i , zehirli sütü içmesini ve lanet olası götlerinin ruhsal evrim i n sıradaki adımını atmasını istiyordu. O sırada hayat ve ölüm b i l e acele edilecek b i r aşamaydı, öğretmenierin öğrenci­ l e r i n i hızla mezun etmeye çal ışmasına benziyordu; öğrencilerin

neyi öğre n i p öğrenmediği önemli deği l d i . Ayd ı n l a n m ak i ç i n

verilen büyük hayat mücadelesi. Şimdi arabanın i ç i n deki d u m a n ı solumaktan sesi derin ve sert çıkan Tracee okumaya devam ediyor: " Ka lb i n izin hücreleri

ölmeye başlar; ventrikül denen j ki odacığı dağı l ı r ve vücudunuza daha az kan pompalar . . .

"

Tracee öksürüyor ve "Kan gitmediği için beyni n iz fonksiyonu� nu kaybeder. B irkaç dakika içinde göç edersiniz" diyor. Ve Tracee broşürü kapatıyor. Hikayenin Sonu . Havva ' n ı n babası , " H oşça k a l Dünya gezegen i " diyor.

453


Ve Boston teriyeri Risky, peynirli cipsi arka koltuğun her yerine kusuyor. Köpeğin kusmuğunu n kokusu ve Risky'n i n çıkardığı ses kar­ bonmonoks itten bile kötü. Larry kız kardeşine bakıyor; çocuğun siyah makyaj ı gözlerin i n etrafına bulaşmış ve gözlerini ağır çekimde kırpıyor ve " H avva. köpeğini dışarı çıkar da kussun" diyor. Baba. Havva'ya, geri geldiğinde aile gitmiş o l u rsa. mutfak­ taki tezgahta Uzaklaşma Alet Takımı var, diyor. Etrafta çok fazla taktlma diye tembihliyor . Büyük partide kendisini bekleyecekle­ ri ni de ekliyor. Havva'n ı n m üstakbel eski üvey a n nes i , "Kapıyı açık bırakıp dumanın dışarı çıkmasına sebep olma" diyor. Tracee. "Beynimde hasar olsun istemiyorum , göç etmek istiyorum" diye ekliyor. "Çok geç" diyor Havva ve köpeği arka bahçeye götürüyor. Orada güneş hala parlıyor. Kuşlar yuva yapıyor; bu gezegenin modası n ı n geçtiği n i n farkında değiller. Yaprakları n ı açmış gülün içinde dolanıp duran arılar sahip oldukları gerçeğin hükümsüz olduğunu bilmiyorlar. Mutfaktaki lavabonun yanındaki tezgah ı n üzerinde Uzaklaşma Alet Takımı. yani içinde siyanür ilaçları olan plastik bir kılıf ambalajı var. Tadı farkl ı , limon tadında. Aile paketi yapmışlar. Arkasındaki kartona küçük bir karikatür basmışlar. Karikatür boş bir mideyi gösteriyor. Saat şeklinde çizilmiş bir yüz. üç dakika sayıyor. Ve sonra karikatür şekli ndeki ruhunuz zevk ve konfor dünyasına uyanıyor. Sonraki gezegene. Evrim geçirmiş bir şekil­ de. Havva ilaçlardan biri n i çıkarıyor: parlak sarı renkli ilacı n üze­ rine kırmızı renkli gülümseyen bir yüz basılmış. Kırmızı ren.k için toksik boyayı kullanıp kullanmadı kları artık önemli değil. Havva geri kalan ilaçları da yerinden çıkarıyor. Sekiz ilacı n tamamını banyoya götürüyor ve tuvalete atıp sifonu çekiyor. Garajdaki araba çalışmaya devam ediyor. Katl a n ı r sandal­ yenin üzerine çıkıp pencereden arabanın içerisindeki kafaları görüyor. Babası. Müstakbel eski üvey annesi. Kardeşi. 454

Arka bahçedeki Risky, gara j ı n kapıs ı n ı n altındaki boşluktan içerideki dumanı kokluyor. Havva. köpeğe hayır diyor. Evden çıkıp güneş ışığına gelmesini söylüyor. Kuşlar ve vızıldayan arılar hariç mahal lede çıt çıkmıyor; arka bahçe pis görünüyor ve çim ierin biçilmesi gerekiyor. Çim biçme makineleri n i n ve uçak­ ların ve motorsikletlerin gürültüsü olmadığı içi n kuşlar eskiden Lrafiğin çıkardığı ses kadar yüksek sesle şakıyor. Havva çimenlere uzanıyor. tişöıtünün ucunu yukarı çekip güneşin göbeğini ısıtmasına izin veriyor. Gözlerini kapatıyor ve parmaklarının uçlanyla göbek deliğinin etrafında dai reler çiziyor. Risky bir iki kez havlıyor. Ve bir ses. "Selam" diyor. Bir yüz arka bahçedeki kap ı n ı n yanından çite doğru uzanı­ yor. Sarı saçlı ve pembe sivilceli bu çocuk Havva'nın okuldan tanıdığı Adem. Okullar kapanmadan önce tanışmıştı. Adem parmaklarıyla tahta çitin en üst kısm ı n ı kavrıyor ve dirsekierini çitin üzerine koyana kadar ken d i n i yukarı çekiyor. Çenesini elle­ rinin arasından çıkarıp, "Kardeşi n i n kız arkadaşına ne olduğunu biliyor musun?" diye soruyor. Havva gözlerini kapatıp. " Kulağa tuhaf gelebi lir ama ben ölümü özledim . . .'' diyor. Adem ayağını çite atmak i ç i n bir bacağı n ı savuruyor. "Ailen göç etti mi?" diye soruyor. Garajdaki arabanın motorundan kuru bir ses çıkıyor ve silin­ dir teki iyor. Ventrikül dağı lıyor. Pencereden bakınca garajı gri bulutların doldurduğu görünüyor. Motor b i r kez tekleyip duru­ yor. içerideki hiçbir şey ha reket etmiyor. Havva' n ı n a i lesi geride bı raktıkları bavul ol uyor. Ve güneş ışığı n ı n altına yayı lmış, gergin ve kızarmış teni n i h i sseden Havva, "Zavallı Larry" diyor. Göbek deliğinin etrafına daireler çizmeye devam ediyor. Risky ç i t i n ya n ı n a gidip Adem'e bakıyor; Adem diğer baca­ ğ ı n ı da sa"vurup çitin üzerine ç ıkıyor ve zıplayarak bahçeye atlı­ yer. Eğilip köpeği seviyor. Köpeği n çenesin i n altını kaşıyor ve "Onlara çocuğumuz olacağın ı söyledin mi?" diye soruyor. 455


ı.

Ancak Havva hiçbir şey söylemiyor. Gözlerin i de açmıyor. Adem, "İnsan ırkının tekrar hakarete geçmesine izin verirsek,

ailelerimiz bize çok fena

2.

kızar . " diyor. Güneş n e redeyse tam tepelerinde duruyor. Araba sesi gibi duyulan ses aslında boş olan mahallede esen rüzgardan i ba ret. .

.

3. 4. 5

Mülkiyet h ü kümsüz. Para faydasız. Konum amaçsız.

6.

Üç ay son ra mevsim yaz olacak ve dünya n ı n her yerin­ de, yiyebi leceğiniz konserve yiyecekler var. Tabii Göç Yardım

7. 8

Takı m ı , Havva'yı itaat etmediği i ç i n makineli tüfekle öld ü rmez­ se. Kendisi Birinci S ı radaki hedeflerden biri. Hikayenin Sonu.

9.

Havva gözlerini açıyor ve mavi u fuktaki beyaz noktaya bakı­ yor. Sabah Yıldızı. Venüs. "Eğer bu bebeği doğura bil irsem" diyor, "onun Tracee olmas ı n ı umuyorum."

10 l l J 2. 1 3. 1 4. ı '5 1 6. 1 7. 18. 19 20. aki ay Whittie r, Bayan Aksırık 'ı kapıya götürüy or. Dışarıd nyadü olmayan dü nyaya. E l ele tutuşmu şlar. Şeytanı Villa m ı z , içi nde s u ç u üzerine atacağı m ız b i r canava r ol mayan gerçek Diodati . Ara sokağa çıkan kapıyı b i razcık açıyor k i içeriye boşluk ı l n kara ümüz gördüğ izde geldiğim k l i . n i rs i güneş ı ş ı ğ ı g ğun tersi olan parlak boşluğu. r'ın Bayan Aksı rık. tıpkı Cassan dra Clark g i b i , Bay Whittie

B

gel i n i . Kurtarmak istediği kişi. Projekt ör a m p u l ü yandı. Veya uzun zaman yanık kaldığı, oldu, dolayıs ıyla çok sıcak olduğu için -dramatik bir şey hep

korkunç

bir şey hep oldu,

fıeweca.n verici b i r

şey hep oldu- şalteri

attırdı. 456

457

21 22. 23 24.


Barones F'rozbit, üzerindeki paçavralar ve dantellerle b i rl i kte uyumuş; pembe ve ıslak büzüşük ağzı bir şeyler m ı rı l dan ıyor. Aynı şekilde iftira Kontu da rüyasında konuşuyor, kafasındaki sahneleri rüyasında geriye sarıyor. Hepimiz uyuyor veya b i l inçsiz ya da uyanıkken rüya görüyor gibiyiz; olanların hiçbirisi bizim yanlışımız değildi diye m ı rılda­ n ı yoruz. Biz avız. Burada olan olaylar bizim başımıza geldi. Sadece Aziz Bağırsaksız ve Tabiat Ana b irbirne fısıldıyor. Aziz Bağırsaksız gözün ü n ucuyla açık kapıya ve içeriye kırılarak giren ışığa bakıyor. Bay Whittier'ın ve Bayan Aksı rık'ın kara n l ı k iskeleti göz kamaştıran ış ıkta gözden kayboluyor.

Geri kalanımız kostümlerimizin içine, halıya, yere eriyoruz.

Tabiat Ana bozuk plak g i b i , "Onları durdurun . . . onları d u r­ du run . . . " diyor: Yeterince mutlu bir son olurdu, diyor Aziz Bağırsaksız. Genç aşıkların parlak yeni güne doğru yürümeleri. Yardım bulup grubu kurtarabi l i rlerdi. O ikisi bizim için hem kurban hem de kahraman olabilirler. Ancak Tabiat Ana, "Çok erken" diye fısıldıyor. Birazcık daha beklemeleri gerekiyor. Genç olduklarından b irkaç kişi n i n daha ölmesini bekleyebilirler. Tabiat Ana ve Aziz Bağırsaksız, yaşlı Bay Whittier ve hasta Bayan Aksırık'tan daha uzun yaşaya b i l i r. Geri kala n ı m ıza bakarsanız, Ajan Fitneci ve Katil Aşçıba ş ı ' n ı n bir gün

daha

yaşamayacağı na

iddiaya

girers i n i z .

Kontes

Basi ret' i n brokar göğsü bir yukarı bir aşağı hareket etmekten vazgeçm i ş ve dudakları morarmış. Peder Tanrısız'ın c ı mbızla a l ı n m ı ş kaşları bile çıkmaktan vazgeçmiş. Hayır. bi razcık daha bekleyebilseler, para daha az kişiye bölünecek. Pirinç zilleri çalan ve e l i nde kızıl kınalar olan Tabiat Ana, Aziz' i n ayakkabılarından b i r i n i çıkarıyor. Parmaklarıyla adamın ayak taba n ı n daki zevk noktalarına dokun uyor, oraya parmakları­ nı bastırıyorve kad ı n ı n doku n u ş u , ada m ı n gözleri n i n kaym a s ı n a

sebep oluyor.

458

:

i ala bi ir. Azi z Bağ ırsa ksız hep sin Hay ır, Tab iat Ana ve tlul ugu . Mu or. Ana , büt ün par ayı . dıy Ad am a dok u n a n Tab iat

Me rha me ti. ı yum rta i kay mış ola n gözlerı ka Aziz Bağ ırsa ksız ' ı n kör gib çekıyor ıye ger a ızlıc ti triy or ve aya ğın ı h gib i gör ünü yor ; kirp ikle ri

·

.. ve ş u n u söy lüyo r: bee v zadnetz . zoo k kah oh nad h eto "Mn ye ış ve b lgöm leğ i n i n eteğı yırt ılm Pan telo nun paç alar ı ve zar zor ayaga . . .. sah neye yap ışm ış ve Aziz .. . taş mış . kan yuz unden r. luyo ak zor und a old uğu nu soy kalk ıyo r ve dışa rıya çıkm kon uşt ugu Ana . Diş leri ni açm ada n Şim di değ i l , diy or Tab iat r. için ses i yıla n gib i tısl ıyo . Baca kl ar m atıy or an a k s n e l iyor adı r i b Aziz Bağ ırsa ksız . k a pıy Açı erin i n üze rıne duş uyo r. . . ? bük ülüyor ve el leri ile dizl ı l ı nm . " b "On ları nas ıl dur dura ve r lıyo baş ye rne ekle doğ ru em

.

V

diy e sor uyo r. ı n p a nto iat Ana par ma gın ı ada m Arkasın dan ona ula şan Tab ve "Be kle" diy or. lan unu n bel ine geç iriy ar erde ıg ı kap ıya doğru yön len dırd . G ü neş ışığ ı n ı n onl arı . ışık yuz un en i rde n em ekli yor , par lak beton zem in ılık . ikis i b sıca klıg ı ı inin zem leri n i kap atıy orla r, kör olm uş vaziyette göz uçla rıy a k uyo r ve geriye kala n . par h issederek yol ları nı b u l ı ku lan ar e kad ar elle rini ve dızl erı kapı çerçeve sini h i sse den den yle h ıs aki ve gözkap ak\a rınd akı yol u bul uyo r. Dud akla rınd l uyo rlar . . . . sed ere k gün eş ışığ ını b u gen uçu yor : sem asır ıda kuş lar ıler ı Ara sok ağı n i n ce ma vi aya n mav ı utla r. Kad ife veya boy a olm Kuş lar ve ağ olm aya n bul v

· V ·

.

�� �

ren

��

:

· erede ol uğu � Azi z Bağ ırsa ksız , afa sını kap ıda n çıka ran u r ala r dıy e leri n i kırp ıştı rıp, "Ha la b mu zu b i liyo rum " diy or. Göz le . dıy or. yor ve ''Ba yan Aks ırık , bek ekli yor . Eliy le işaret edi ını sım sı k ı leğ ini ve pan telo nun bel Tab iat Ana , ada mın göm me ye çal ışıy or ırsa ksız em ekle me ye, yüz tutu yor anc ak Aziz Bağ .

� ·.

ve "Lütfen dur " diy or.

459


Kapıdan yarısı çıkmış olan Aziz Bağı rsaksız, ellerini kırılmış cam parça ları n ı n ve öğleden sonraki güneşin ısıttığı, ara sokağı n güzel çöplerine atarak dışarıya çıkıyor ve "Dur!" diye bağırıyor. Ara sokak girişinin uzağındaki iki s i l uet tökezliyor: Kız yakın­ da, yaşlı adam bir blok ötede ve taksi durdurmak için kolunu havaya kaldırmış. Buna karşılık Aziz, "Bayan Aksırık!" diye bağırıyor. "Bekle ! " diye bağırıyor. Bayan Aksırık bakmak için dönüyor. Ve . . . sonra . . . ve: H11ırgk! Yerde d u ra n , Katil Aşçıbaşı ' n ı n Bay Whi ttier'a attığı soyrna bıçağı nı Tabiat Ana yanına a l m ış. Bayan Aksırık' ı n göğsüne saplanmış olan bıçak, kızın her

�a l � atışında titriyor; Tabiat Ana ve Aziz Bağırsaksız kızı kapıdan

ıçen çekene kadar, azalarak da olsa titremeye devam ediyor. Kızı karanlığa içine çekene kadar.

Onlar ayağa kalkıp kapıyı zar zor kapatana, metal rulmanlar kayana kadar bıçak az az titrerneyi sürd ürüyor. Gökyüzü birazcık daha inceliyor ve en sonunda kuşlar ve bulutlar gözden kaybo­ luyor. Ara sokaktaki Bay Whittier'ın bağıran sesi gitti kçe yaklaşıyor ve onlara durmalarını söylüyor. Tabiat Ana, "Sana söyledim: 'Şimdi olmaz' dedim" derken bıçak daha da az titriyor. Ve o an bıçak duruyor. Buraya geldiğimiz i l k günden itibaren ölme� i � i görmeyi beklediğim i z öksüren, bumunu çeke n , hapşu­ . ran kuçuk ınsan . . . en sonunda ölüyor. izleyicimizi esi rgemekten dünyayı kurtaramadık. Bizi televiz­

dışar ıdan soku lmuş Kapıy ı kilitle yen Aziz, " Hayır " diyor . Ve anah tarla kapı açılıy or. n Aksır ık'a batm ış Kara nlıkta ki, soğuktaki Tabia t Ana. Baya kan bıçağ ı, kiliyapış Ana at yapış kan bıçağ ı çekip çıkar ıyor. Tabi

de sokup kırıyor. ve sümü klü buru n lu K i l it bozu ldu. Bıçak kırıld ı. Kırm tzı gözlü bir destek unsu ru halin e zaval l ı Baya n Aksırık artık h i kaye mizd e . Saçm a bir adı olan bir geldi . Nesn eye dönü ştürü lmüş b i r insan k bağır sakla r, gerçek gerçe e içind bez bebe ğin içini açtığ ınızd a sürü sıcak , yapış · Bir uz. ciğer ler, atan bir kalp ve kan b u l ursun kan kan. . Onca şeye maru z H i kayeyi payla şanla r artık bir kişi eksik kalanlar. altın daki loş çembeŞimd ilik burad ayız. Haya let ışığım ızın rim izde. or. Yumr uklar ıyla Bay W hittie r çelik kapın ın dışm da ağlıy a ölme k istem ibaşın kapıya vuruy or. içeriy e girm ek istiyo r. Tek yor. hikay emiz i tekra rlıyoŞimd ilik bekli yoru z. Bizim Müze mizd e bunu . ruz. Daim i kost üm provasınd a yapıy oruz bizi aç bırak tı ve bize l Nası Bay W hittie r bizi nasıl esir etti.

işkence etti . Bizi öldürdü Bunu ezberden söylüyoruz: Bizim Mitolojimiz. Ve yakın bir gelecekte, şu ana yakın bir gelecekte dünya o kapıyı açıp bizi kurtarmak için buraya gelecek. Dünya bizi dinle­ yecek. O güneşli ve görkemli günden itibaren bütün dünya bizi.

yoncia izlesinler, kitaplarımızı okusunlar, bir gün gösterilecek fi lmimize gitsinler diye insanları hayatta tuttuk. Tüketici altya­ pımızı. Aziz Bağırsaksız kapıyı kapalı tutarten kilit dışarıdan açılıyor. Kapı topuzu dönüyor. Aziz, kapıyı kapatıp kilitliyor ve kapı tekrar açılıyor. 460

461

Chuck Palahniuk - Tekinsiz