Issuu on Google+

1913 Sofya

Yıl: 8

Aylık Siyasi Aktüel Gazete

Sayı: 61

Haziran - 2012

Bilgi Ordusu Bizim Ordumuz, Bilip Öğretmek Bizim Borcumuz

Bayrampaşa Belediyesi Türkiye’nin binbir rengini biraaraya getiren “7 iklim 7 Renk” kültür şoleni ile

Bayrampaşa’yı GÖKKUŞAĞI Altında Buluşturdu

Bayrampaşa Belediyesi’nin organize ettiği “7 İklim 7 Renk” yöresel etkinlikleri 8 Haziran akşamı Zara Konseri ile başladı.08-17Haziran2012tarihleriarasındaTürkiye’ninen büyük parklarından biri olan Bayrampaşa Şehir Parkı’nda gerçekleştirilen “7 İklim 7 Renk” yöresel etkinlikleri, her

Akıllı tahtalarda PARDUS Kullanılacak

Okullara yerleştirilecek 620 bin akıllı tahtada milli işletim sistemi Pardus kullanılacak

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Merkezi (TÜBİTAK) Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi (ULAKBİM) Müdür Vekili Dr. Ahmet Kaplan, sahaya nakledilen 85 bin akıllı tahtada şu anda TÜBİTAK tarafından geliştirilen milli işletim sistemi Pardus’un bulunduğunu belirterek, ‘’Geçen ay yapılan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda Bakanlarımızın yaptıkları çalışmalar ve belirdikleri karara göre, bundan sonraki kullanılacak 620 bin akıllı tahtada Pardus’un kullanılması kararına varıldı’’ dedi. Kaplan, şunları kaydetti: ‘’Fatih projesinde akıllı tahta ve tabletlerde işletim sistemleri yer almakta... Devamı 2’de

Rafet ULUTÜRK Bulgaristan Türkleri

BAŞYA ZI

Kültür ve Hizmet Derneği Genel Başkanı

Türkiye’nin binbir rengi Bayrampaşa’da bir arada

Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila AYDINER’in organize ettiği “7 İklim 7 Renk” yöresel etkinlikleri 08-17 Haziran 2012 tarihleri arasında Türkiye’nin en büyük parklarından biri olan Bayrampaşa Şehir Parkı’nda gerçekleştirdi. Türkiye’nin Kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna hemen tüm Türkiye’yi bir arada buluşturan dev şölen, her akşam bir bölgenin sahne organizasyonu ile şenlendi.

akşam farklı bir yörenin örf, adet, gelenek, göreneklerini sergileme yarışı oldu sanki. Yörelerin yetiştirdiği sanatçıların katılımları ile ve tabii ki seyretmeye gelen Bayrampaşalılarla bu gösteriler adeta bir eğlence sahnesine dönüştü. Türkiye’nin Kuzeyinden-güneyine, batısından-doğusuna

hemen hemen tüm Türkiye’yi birarada buluşturan dev şölen, her akşam bir bölgenin sahne organizasyonu ile şenlendi. Aynı bölgeyi temsil eden derneklerin biraraya gelerek tertip ettikleri gecelerde, âşıklar atışması, kendilerine ait gösterileri, çeşitli oyunlar ve benzeri birçok yöresel etkinlikler izleyicilerle buluştular. Bölgesel geceler, tiyatro ve folklor gösterilerinin yanı sıra yöresel müzikleri ile bölgesel çapta ün yapmış kendi yerel sanatçıların konserleri de yer aldı. “7 İklim 7 Renk” etkinlikleri kapsamında hazırlanan stantlarda ülkenin dört bir köşesinden gelen 40 Derneğin kendi yerel kültürlerini görsel olarak tanıtma imkânı buldular. Etkinlikler boyunca her gün saat 11.00’dan itibaren açılan stantlarda Isparta’nın halı tezgâhı, Giresun’un meşhur don- ABD‘dan Bulgaristan Türkleri Derneği Standımızı’da durması, Trabzon’un mısır unu değirmeni, Doğu Bölgelerinin çeşitli yerel değerleriyle ve Bulgaristan’ın SEFA BOZASI ile Ekspresso kafesi, baniçka, zakuska, kifla, poniçkası. Diğer Göçmen derneklerinin de Bosna’nın kuru eti ve diğer yemekleri, yöresel kıyafetleri gibi otantik ve kültürel birçok obje ziyaretçilerin ilgisine sunuldu. Bayrampaşa Belediyesi bir ilke imza atarak örnek gösterilecek şekilde böyle bir organizasyonu başarıyla sonuçlandırdı ve ülkemizin her yöresinden geniş kitlelerin katılımını sağladı. Türkiye’nin binbir rengini Bayrampaşa’da bir araya getiren “7 İklim 7 Renk” kültür şöleni, 10 gün devam etti ve kendine has bir GÖKKUŞAĞI oluşturdu. Devamı 8’de

Türkiye Yeni bir Yolda İlerliyor

Kapıkule Kuş Uçurtmuyor

Hedefimiz; 2023 yılında kişi başına milli gelirimizi 25 bin dolara çıkarmak. Dünyada Türk ürünlerinin girmediği, ülkemizin ihracat yapmadığı hiçbir ülke kalmadı G-20 liderler zirvesi münasebetiyle Meksika’nın Los Cabos kentinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı R e c e p Ta y y i p Erdoğan, Ticaret ve Yatırım’ konulu B-20 İş Zirvesi’nde katılımcılara hitap etti. Konuşmasının başında

Kapıkule Gümrük Muhafaza ekipleri, bir minibüsün bagajında 500 bin bin TL değerinde 2 bin 422 adet çeşitli cinslerde tropikal kuş ele geçirdi. Kapıkule Gümrük Muhafaza ekipleri, bir minibüsün bagajında 500 bin bin TL değerinde 2 bin 433 adet çeşitli cinslerde tropikal kuş ele geçirdi. Edinilen bilgiye göre, Türkiye’den çıkış yapmak üzere Kapıkule Sınır Kapısı’na gelen Bulgar uyruklu S.V.K’nın (47) sürücülüğünü yaptığı ve yolcu olarak bulunan S.M.P’nin (50) bulunduğu minibüste, Trakya Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü ekipleri tarafından aramada karton kutular içerisinde değeri 500 bin lira olduğu tahmin edilen aralarında green singers, joues oranges, redcheeked cordonbleu ve estrilda troglodytes gibi 28 türe ait 2 bin 422 adet tropikal kuş ele geçirildi. Olayla ilgili olarak S.V.K ve S.M.P. gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi.

Hedefimiz; 2023 yılında kişi başına milli gelirimiz 25 bin dolar

Bulgaristan Gençleri Alkol ve Uyuşturucu

Türkiye’deki son ekonomik gelişmelere değinen Başbakan Erdoğan, “Birçok ülke, 2008 yılından bugüne kadar devam eden ekonomik ve finansal sorunlarla hala mücadele ederken, Türkiye yeni bir yolda ilerliyor. Ülkemiz, 2011 yılında kaydettiği yüzde 8.5 büyüme hızı, 772 milyar dolara ulaşan milli geliri, 376 milyar doları aşan dış ticaret hacmiyle bölgesinde dünyada adeta bir istikrar adası olarak dikkatleri üzerinde topladı. Devamı 3’te

Bulgaristan’dan Misafir

Kullanımda AB’de 1.Sırada

Öğrenciler arasında madde kullanımının azaldığı Batı Avrupa’nın büyük kısmının aksine, Bulgar gençleri arasında alkol ve uyuşturucu kullanımı artışta. Bulgar gençleri arasında madde kullanımı artan bir eğilim gösteriyor. [Reuters] Avrupa Okulu Alkol ve Diğer Uyuşturucularla İlgili Anket Projesi (ESPAD) tarafından yürütülen yakın tarihli bir ankete göre, Bulgaristan gençler arasında alkol, sigara ve uyuşturucu tüketimi açısından Balkanlar ve Avrupa ülkeleri arasında birinci sırada yer almaya devam ediyor. Bulgaristan’da madde kullanımı, amfetaminler ve esrar kullanımının artması ve kız kullanıcı sayısının yükselmesi nedeniyle artıyor. 5 Haziran’da yayınlanan bir çalışma, Sofya’nın amfetamin kullanımı açısından incelenen 36 ülke arasında bir tek Monako’dan sonra ikinci sırada yer aldığını gösterdi. Devamı 2’de

Bulgaristan–Türkiye IPA Sınır Ötesi İşbirliği Programı çerçevesinde Uzunköprü Belediyesin “Tarihi Sınır Olmadan Koru” isimli, proje kapsamında, Simultaneous Cultural Forum in Edirne organizasyonu Bulgaristan’dan gelen 15 kişilik heyetin katılımıyla yapıldı. Üç gün boyunca düzenlenenen çeşitli etkinliklerle Bulgaristan’da eğitim alan 10 gence ve proje ekibine bölge tanıtımı yapıldı. Etkinliğin açılış Belediye Başkanı “ Etkinliğe katılan arkadaşlara en iyi şekilde ağırlayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Bulgar dostlarımıza ve öğrenci kardeşlerimize Türk misafirperverliğini en iyi şekilde göstereceğiz. Projemizin bitmesin yaklaşık yirmi günlük bir süreç kaldı. Her iki ülkede de eğitimler tamamlanmış durumda. Öğrencilerimiz çok değerli bilgiler elde ettiler ve çok güzel çalışmalar ortaya çıkardılar. Bu süreçte emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Öğrencilerimiz elde ettikleri bu bilgileri sosyal hayatlarında kullanacak ve iki dost ülkenin birbirlerine olan yakınlığını pekiştireceklerdir. Şuna inanmaktayım ki öğrenci kardeşlerimiz aldıkları bu eğitimler sonrasında büyük bir misyonunda öncüleri olacaktır. Proje çerçevesinde turizm elçileri olarak görünen değerli öğrencilerimiz aslında iki ülke arasındaki barış elçileri olacaktır” dedi.

Bu da Helal Viagra

Bu da Helal Viagra Viagra’ya Türkiye’den rakip geldi. Bir firma ‘azgın teke bitkisi’ olarak bilinen ‘epimedium’dan afrodizyak macun üretti. ‘Viagra’ya Türkiye’den rakip geldi. Bir firma ‘azgın teke bitkisi’ olarak bilinen ‘epimedium’dan afrodizyak macun üretti. Firma piyasaya sürdüğü macuna ‘helal’ sertifikası alarak, ürünü ilgili islami gazetelere verdiği ilanlarla duyurdu. ABD’de bir filaç firmasının ürettiği cinsel gücü artırıcı ilaç ‘Viagra’ tüketimindeki patlama Türkiye’deki açıkgöz girişimcileri harekete geçirdi. Mersin’deki bir firma ‘azgın teke bitkisi’ olarak bilinen ‘epimedium’dan afrodizyak etkisi yapan bir macun üretti. İlanları Vakit başta olmak üzere İslami bazı yayın organlarında basılan ürün, “Evlilikte Mutluluğa Epimediumlu Bitkisel Çözüm” sloganıyla tanıtıldı. Ürünün ‘helal’ sertifikalı olduğu vurgusu dikkat çekti. 48 SAAT ETKİLİ Devamı 12’de


2 Değerlendirme

Mümin TOPÇU

Hüsmen dayımın katık parası,

Dal ve Bultürk

B u l t ü r k d e r n e ğ i İstanbul menşeli bir derneğimizdir. Yöneticileri yeni ve genç kuşağın temsilcilerinden ibaret, aralarında ceket önü ilikleyenlerden yok. Kendilerini yakından tanırım. Genelde özel görüşmelerimizde onları durmadan tenkit ederim,çünkü beklentilerimiz büyüktür.Her ayrılmamızda bana küs ve kanatları kırık kalırlar,fakat yine de saygıda kusur etmezler. Bultük yeni yol ve arayışlar içinde kıvranmaktadır. Özgür ve bağımsız çalışmayı tercih ederler. Bazen köhne zihniyetli Valilik makamı temsilcisine ayak diretirler, ya da gidip iktidar partisinin il başkanından hesap sorarlar. Yasaklanmış bir etkinliklerini bile gerçekleştirmekten vazgeçmezler. Ara sıra, şafak vaktinde Taksim meydanına çöreklenirler ve bayrak açarlar. Geçenlerde onları Sofya elçiliğimizin kapısından girerken gördüm... Mümin abi, pek bilgiçsin, ama,gel de beraber yürüyelim bu yolda, diye takılırlar bana.Haklılar da! Çünkü beş on aktivist ile bu işler çok zor yürütülüyor. Milyondan fazla Bulgaristan kökenli kardeşimiz yaşamaktatır bu megapoliste, fakat Bultiürk gibi (bu arada diğer derneklerimizi de unutmuyorum) genç ve küçük bir kuruluştan dev buzdağlarını eritme beklentisine kapılmak çok yanlıştır. Bizler topyekün kendimizden davamız için neler veriyoruz ki? Dernekçilerimizin bizlere diyet borcu mu vardır? Aynı zamanda büyük ve uyuyan camiamızın kanını depreştirmekte, onu uyandırmaktaki görev belki de yine dernekçilerimize düşmektedir. Aradaki kopukluk yok edilmeli. Bultürkçüler sesini duyurmak için bir çok sivri ve aykırı çıkış yaptılar. Bunların bazıları yoğun takdir t opladı, diğerleri ise sert tenkit. Çuvaldızın iğneleri bazen kendilerine de batabiliyor, fakat ağrı ve sızıntısız olmuyor işte. Siyasetle adeta iç içeler,buna biraz fazla yeğeliyorlar. Bu anlamda belki bizim artık STK’ya ihtiyacımız yok ve siyasi oluşumlara gitmemiz gerekiyor. Son açıklamalarını okuduk. Totalitarizmin uzantısı olan DPS yönetimine bayrak açan Kasım Dal ve çevresindekileri tenkit ediyorlar.Sonuçta Bulgaristan’da Türkler arasında bir keşmekeş var ortada. Oy depomuzu Doğan ve yakın çevresini zenginlikler içinde boğulmaları için konsume etmekteyiz, kendimizi ise katıksız kuru ekmeğe mahküm etmekteyiz. Dolar milyonerlerinin bizlere hizmet etmediği aşıkar. Dal’dan önce de memleketimizde organize edilmemiş DPS muhalefeti vardı, fakat Dal’ın tavır değiştirmesinle yeni bir umut doğmuştu. Doğan’ın sofrasından ayrılan birisini kolayca kabullenemezdik, fakat totalitarizm uşak ve yalakalarını hep beraber yok edebilme şansı doğumuştu. Bugün bütün gözler Kasım Dal’da! Bu durum tasvip edilemez! Bizlerin yüzlerce isyancıya ihtiyacımız var. Bultürk Kasım Dal’ı yok mu sayıyor, ya da kendisinden ümit mi kesmiş.Kasım Dal İstanbul’a sıkça gelir. Acaba kendisi Bultürk’ün kapısını çalmışmıdır, ya da Bultürkçüler Sofaya’da Dal’ın acı bir kahvesini içmişlermidir. Buyuz işte biz! Darmadağın! Bazılarından hiç bir beklentimiz yok, ama Boğaz kıyılarında büyük ve anlamlı protokoller imzalıyorlar, diğerleri lüks yatlarında baldır bacak okşamkta.Karagözler’deki gariban Hüsmen dayım ise tütün tarlasında katranlı parmaklarla tuza banıp soğan ekmekle idame etmektedir - helva veya marmelad almaya parası bile yok... Dal’ı tenkit etmekle başkasının ekmeğinin üzerine şoko migo sürülmüyor mu. Dal’ı yok etmemizle bütün muhalefet güclerini mi yok edelim. Aynı hamama, aynı tasa bıktık! Şimdi ne yapmamız gerekiyor. Siyasi arenadaki antidoganistler hangi mücadele yolunu seçecekler. Bultürk bir muhalefet temsilcisini tenkit ediyor, fakat yeni bir yol haritası çizemiyor. Aksini söyleyecek var mı...

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Bulgaristan Gençleri Alkol ve Uyuşturucu Kullanımda Ab’de Birinci Sonuçlar, ankete katılan Bulgar gençlerinin %7’sinin bu tür maddeleri kullandığını belirttiğini ortaya koyuyor. Bu rakam Arnavutluk, Bosna-Hersek (BH) ve Sırbistan’da %1, Hırvatistan, Yunanistan, Karadağ ve Romanya’da %2, Kıbrıs Rum Kesimi’nde ise %4. Bazıları, bu uyuşturucu patlamasının ardındaki nedenin, diğer yasadışı maddelere kıyasla fiyatının ucuzluğu olduğunu ileri sürüyor. Güvenlik nedenlerinden ötürü adını vermeyi reddeden Sofya’lı IH, “Bir esrarlı sigaranın yaklaşık 0,50 avro sent olduğu 2001 ve 2002 yıllarında, amfetaminlerin 1 gramı 15 avroydu. On yıl sonra bugünse, bir gram marihuana 15 avroyken, amfetaminlerin fiyatı 17,5 avro.” diyor. IH, “Bir gram amfetamin, dört veya beş kişiye kafayı buldurmaya yeter. Ayrıca amfetamin aldığınızda, sarhoş olmadan çok fazla içebilirsiniz.” diyor. Bulgar öğrenciler arasında aşırı içki kullanımı

Avrupa’daki ortalama oranın bir hayli üzerinde. Çalışma, 16 yaşındaki gençlerin %39’dan fazlasının son 30 gün içinde birden fazla defa üçten fazla içki içtiğini gösteriyor. Çalışmada yer alan araştrımacılardan biri olan Sofya merkezli Madde Bağımlılığı Ulusal İlgi Merkezi müdürü Momcil Vasilev, “Yaptığımız gözlemler, Bulgaristan’daki toplam 300 bin öğrencinin %5’inin haftada ne az üç kez sarhoş olduğunu gösteriyor ve bu son derece rahatsız edici bir şey.” diyor. Diğer Balkan ülkelerinin çoğunda, gençler arasındaki alkol ve alkol tüketimi

seviyeleri, ,çalışmaya katılan ülkelerin ortalamasına kıyasla daha düşük çıktı. Bazıları, bunun nedeninin bölgenin Batı kültürü ve yaşam tarzına nispeten yakın tarihte açılması ve uyuşturucu pazarlarının daha büyük olması olduğunu ileri sürüyor. ESPAD’ın Bulgaristan baş araştırmacısı Anina Chileva, bu endişe verici trendi tersine çevirmenin anahtarının önleme olduğunu düşünüyor. SETimes’a konuşan Chileva, “Gençlerin katılımına, kendi aralarında iletişime dayalı etkileşimli bir sağlık eğitimine ve uyuşturucu ve alkolü seçmemenin son moda, yeterli ve akıllı bir seçim olarak görüldüğü bir gençlik ortamı oluşturmaya ihtiyacımız var.” diyor. Vasilev’e göre, bu durum büyük olasılıkla daha kötüye gidecek. SETimes’a konuşan Vasilev, “Bulgaristan bir örnektir - bütün pazarlara açıldığımız anda, bu pazara da açıldık. Ve pazar varsa, kullanım da vardır.” diyor.

Malatyalı Badmintoncular Balkan Şampiyonası”ndan Birincilikle Döndü

Malatyalı badminton sporcuları, Balkan Şampiyonası”nda takım halinde birinci oldu. Malatyalı Badmintoncular Balkan Şampiyonası”ndan Birincilikle Döndü Malatyalı badminton sporcuları, Balkan Şampiyonası”nda takım halinde birinci oldu. Malatyalı badminton sporcuları, Balkan Şampiyonası’nda takım halinde birinci oldu. Türkiye Badminton Federasyonu’nun 2012 yılı faaliyet programı kapsamında 15-17 Haziran 2012 tarihleri arasında İstanbul’da yapılan 13 Yaş Altı Balkan Şampiyonası’ndan derece ile dönen sporcular Serkan

Bayram ve Muhammed Tekel ile Malatya ve Milli Takım Badminton Antrenörü Nazım Denizhan, Malatya Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Mustafa Sadi Fındıklı’yı makamında ziyaret ettiler. Mustafa Sadi Fındıklı, “Antrenörümüz Nazım Denizhan tarafından yıllardır büyük bir özveriyle çalıştırılan sporcularımız, Balkan Şampiyonası’nda takım halinde birinci, çift erkeklerde Serkan Bayram ve Muhammed Tekel ikinci, tek erkeklerde de Serkan Bayram’ın Balkan üçüncüsü olması, bizlere büyük mutluluk yaşattı. Bu nedenle Antrenör Denizhan’ı ve sporcuları tebrik eder, başarılarının devamını dilerim’’ ifadelerini kullandı.

Balkan Göçmenleri Aydın Merkez Kadıköy’de

Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği Kuruldu Kurulan bu dernekle en önemli zenginliklerimizden biri olan kültürlerimiz de gelecek nesillerimize aktarılacak.

Ay d ı n Merkez Kadıköy’de kurulan Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği binası düzenlenen törenle açıldı. Balkanlı gençlerin oluşturduğu müzik grubu tarafından seslendirilen Osman Paşa’ Marşı eşliğinde gerçekleştirilen açılışta, derneğin amacının Balkan Göçmenleri arasındaki kültürel dayanışmayı sağlamak olduğu belirtildi. Açılışa Ak Parti Aydın milletvekili Mehmet Erdem, Aydın Kadıköy balkan Göçmenleri Derneği Başkanı Hüseyin Demirkapı, Aydın Balkan Göçmenleri Derneği Başkanı Bahtiyar Özdemir, Aydın İl Genel Meclisi Üyesi Hikmet Acar ve davetliler katıldı.

Derneğin açılışında konuşan Ak Parti Aydın Milletvekili Mehmet Erdem, Türkiye’nin sahip olduğu değerlerden birinin balkan Göçmenleri olduğunu ve bu değerlerin sahip çıkılması gerektiğini belirterek “Bugün kurulan bu dernekle en önemli zenginliklerimizden biri olan kültürlerimiz de gelecek nesillerimize aktarılacak. Bu manada bu derneğin kurulmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. Yöresel halk oyunları gösterisi ve müzik gösterisinin de sunulduğu açılışta, Balkan Göçmenleri tarafından oluşturulan müzik grubu tarafından açılış sırasında, Tuna Nehri-Osman Paşa, Türkiye’m ve 10. Yıl Marşları seslendirildi.

İlk 85 bin akıllı tahta ihalesini Vestel kazanmış durumdaydı. Bu ihale şartnamesinde, tahtada hem Windows’un hemde Pardus’un kurulu ve çalışır durumda olması yazılıydı. Pardus, yapılan 70 temel testten başarıyla geçmiş durumdadır. Şu anda sahaya nakledilen 85 bin akılı tahtada, Pardus var. Geçen ay yapılan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda bakanlarımızın yaptıkları çalışmalar ve belirdikleri karara göre, bundan sonraki kullanılacak 620 bin akıllı tahtada Pardus’un kullanılması kararına varıldı.’’ Kaplan, sadece kurumsal ve bireysel sürümler değil, ilerleyen zamanlarda sunucu ve mobil sürümleri çıkarmayı planladıklarını söyledi.

Zonguldak Karaelmas Karadeniz Uluslararası 12. Kültür ve Sanat Festivali, renkli görüntülerle başladı. İstasyon Caddesi’nde toplanan Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Gürcistan, Makedonya ve Moldova’dan gelen yabancı gruplar ile Zonguldaklı folklor grupları, Gazipaşa Caddesi’nden Zonguldak Valiliği’ne yürüdü. Yöresel danslar sergileyen misafir gençler, vatandaşlardan büyük alkış aldı. Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, “Festivaller bir ülkenin, bir ilin, bir ilçe ve beldenin tanıtımında araçtır. Bizler festival sayesinde Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Gürcistan, Makedonya ve Moldova’dan gelen misafirlerimizle kültür alışverişini sağlıyoruz.” dedi. Daha sonra Karadeniz Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık ile beraber festival ateşini yakan Başkan Akdemir, 12. festivalin kent insanına hayırlı olmasını diledi.

A k ı l l ı t a h t a l a r d a Uluslararası 12.Kültür PARDUS Kullanılacak ve Sanat Festivali

Tarihten Günümüze

Dr.Nedim BİRİNCİ

Kürt Devleti

Kürt devleti kurduracaklar ve Kürtler bu devleti yönetecekler mi acaba? Doğu Anadolu’yu size yedirmezler! Emperyalistlerin amacı, -Irak halkı gibi, bizi birbirimize kırdırıp, Türkiye’yi parçalamaktır! Sizler, emperyalistlerin Müslüman savaşçılarısınız! Ama unutma! Kürtleri de kırd ı r m a k i s t i y o r e m p e r y a l i s t l e r. . . Emperyalistler, Kürt”lerin karakaşları, kara gözleri için Türkiye Cumhuriyeti yerine Doğu’da “Kürt Devleti” kurdurmaz! Doğu ve Batı arasındaki uluslararası ticarette köprü niteliğindeki ve son derece zengin maden yataklarına sahip olan bu coğrafyayı, siz, Kürt”lere yedirmezler! “Kürt”ler, emperyalistlerin savaşında, sadece maşasınız! Zaten bunu anlayanlar da Allaha şükür çok. Kendi askerleri yerine toprak ağalarınızın elindeki insan gücü olarak sizleri, askerleri niyetine ateşe atıyorlar! Dünya Hristiyanları Yahudilerle Ermenilere ortam hazırlanmaktadır. PKK da bu savaşta, Ermeni ASALA’nın “sözde Kürt maskeli” tetikçisi gibi bu gün de PKK, yarın ne olur bilemem. “Kürtler”in Kökeni Kürt sözcüğü Selçuklu’larda geçmezdi. Osmanlı nüfus, emlâk ve arazi tahrir / kayıt defterlerinde şehir dışında yaşayan, bilhassa göçebe olan aşiret ve oymaklara Türk - Türkmen; bunların düzlük, ovalık yerlerde yaşayanlarına Yürük, dağda yaşayanlarını da Kürt diye ayırıncaya kadar Kürt sözcüğünün tarihte esamesi bile okunmuyordu. Eğer Anadolu’da Kürdistan varsa, o zaman haritada Yürükistan da olmalı! 1800’lerden beri sizlere ‘’Kürt” diyerek ve dedirterek, farklı’’ imiş gibisiniz yutturmak istiyorlar. Oysa, Türkmen ve Kürt aşiretleri aynı kökten gelmektedir. Bilimsel olarak toplumları ayıran ırk değil, genlerdir. Şunu bilin ki, Türkiye’deki gen araştırmalarında, “Kürt” geni de bulunamamıştır”. “Kürt kimliğini tanıyoruz” diyenlerin, bu “kimlik” ile ne gibi farklılıkları kastettiklerini açıkça belirtmeleri gerekir. Böyle bir liste çıkarabilmelerinin olanağı yoktur. Çünkü Türkmen ve Kürt aşiretleri aynı kökten gelmektedir. Kürtçe Bir Ağızdır Size. bir bölgede yaşayanların ortak adı olan “Kürt”ü, ırkmış gibi gösteren Rusların, Bilimler Akademisi tarafından hazırlanan Kürt Dilinin Etimolojik Sözlüğü’nün ortaya çıkardığı sonuca göre; başka dillerden gelen kelimelerin % 40.96’sı Arapça; % 39.09’u Farsça %14.96’sı da Türkçe’dir. Bu üç dilden alınan sözcüklerin toplamı yaklaşık olarak % 95’tir. % 2.21’lik Ermenice kelimeyi de katarsak, bu oran %97’ye yükselmektedir. Yani “Kürtçe” denilen “şey” ancak ağız olabilir. Emperyalistler Neden Kürtleri Seçti? 1800’lerde Akdeniz’e inmek isteyen Çarlık Rusyası, Doğu Anadolu’yu ele geçirmek amacıyla sanki bir ayrı kavimmişsiniz gibi toprak ağalarınızı kışkırttı. Yusuf Halaçoğlu hocamız zaten bu aşiretlerin ne olduklarını ortaya çıkarttı. Osmanlı’da onca kavim dururken Ruslar, bir tek sizin için, enstitü kurdurdu; sizden tarihi olan kavim yaratmaya çalıştı. Çünkü Kürtler, aşiret üyeleri olarak feodal kalıntı ağasının sözünden dışarı çıkamaz. O nedenle toprak ağasını işbirliğine ikna etmek, Kürt’ü emperyalizmin savaşçısı yapmaya yetmiştir… Bu anlamda Yürük’lerin, aşiret olmadıkları için, şansı yoktu. Kürt kışkırtması, bugün de emperyalist devletler tarafından sürdürülmektedir. Amaçları bellidir; sözde Kürt devleti kurdurmak için, Türkiye Cumhuriyeti’ni gerekirse, iç savaşla parçalamak. O nedenle ağzınıza bir parmak bal sürerek, sizin kanlarınıza gereksiniyorlar. Doğu Anadolu’yu size yedirmezler… Cumhurbaşkanı, başbakan, iş adamı, doktor oldunuz; olabiliyorsunuz… Doğuya uygarlığın getirilmesini engelleyen, toprak ağalarınızdır. Sorununuz toprak ağalarınızladır! Kürt devleti kurduracaklarını mı sanıyorsunuz? Doğu Anadolu’yu size yedirmezler! Sizler, emperyalistlerin Müslüman savaşçılarısınız! Emperyalistlerin amacı, -Irak halkı gibi-, bizi birbirimize kırdırıp, Türkiye’yi parçalamaktır! Avrupalıların hazırladığı 1481 - 1683 arasında Osmanlıtopraklarınınbirbölümünügösterenharitayıgörün! Türkistan’ın da, Kürdistan’ın da olmadığını görmemek için birleşmek ve Türkiye Cumhuriyetini güçlendirmek zorundayız. Bunun başka bir yolu yok yok yok…


Bulgaristan Türklerinin Sesi 3

B A Ş YA Z I Türkiye’nin bin bir rengini Bayrampaşa’da bir

Rafet ULUTÜRK Türkiye Yeni bir Yolda İlerliyor Limanını Bilmeyen Bir Gemiye

Bugün dünyada Türk ürünlerinin giraraya getiren “7 İklim 7 Renk” kültür şöleni, 10 mediği, ülkemizin ihracat yapmadığı negün devam etti. Öncelikle Bayrampaşa be- redeyse hiçbir ülke kalmadı. Amacımız, lediye başkanımızın ilçede faaliyet göste- bu ülkelerdeki mevcut pazar paylarımızı ren derneklere böyle bir imkân sunduğu yükselterek, 2023 yılında dış ticaret hac500 milyar dolar ihracat ve 500 için ne kadar teşekkür etsek yetersiz kalır. mimizi, milyar dolar ithalat olmak üzere 1 trilyon Bu organizasyon İlçemizde faaliyet gös- dolara ulaştırmak. Hedeflerimize ulaşma teren derneklerimizin hem kendi faaliyet konusunda çok önemli avantajlarımız var. uluslararası yatırımlarla ilgili alanına giren kesimler ile iç içe olma fırsa- Doğrudan şeffaf bir mevzuata ve bunun getirdiği bir tını verdiği gibi çeşitli derneklerin de birbir- güvenceye sahibiz. İkili ve çok taraflı kuleri ile daha yakından ilişki kurma ve bir- ruluş ve anlaşmaların pek çoğuna tabi olbirlerini tanıma ve kaynaşma fırsatını da duğumuz için, uluslararası yatırımcılara, yatırımcılarla eşit hak ve sorumsunmuş oldu. Böylece gelecekte ortak faali- Türk luluklar tanıyoruz” ifadelerini kullandı. yetlerde bulunmanın da yolunu açmış oldu. “HEDEF, DÜNYANIN İLK 10 EKOBu nedenle bu organizasyon son derece NOMİSİ ARASINDA YER ALMAK” Türkiye’nin 2023 yılına kadar dünyaisabetli ve güzel Bayrampaşa insanlarının daki ilk 10 ekonomi arasında olmayı heda Göçmeniyle Anadolulusu ile Karadeniz- deflediğini belirten Erdoğan, “Hedefimiz; lisiyle, Ege, Güneydoğulusu ve Akdeniz- 2023 yılı itibarıyla dünyanın ilk 10 ekolisi ile kaynaşmasında katkıda bulunmaktadır. nomisi arasında yer almak, yıllık 500 mildolarlık ihracat hacmine ulaşmak, kişi Ümit ederiz ki gelecek yıllarda da yar başına milli gelirimizi 25 bin dolara çıkarbu faaliyet sürdürülecek ve gelenek- mak. Öncelik verdiğimiz bazı yatırım kosel hala getirilecektir. Biz de dernek ola- nularına daha yoğun destekler sağladık. gelişmiş bölgelere yatırımları teşvik rak elimizden gelen desteği sağlayacağız. Az için ise bu bölgelerde yapılacak yatırımlara

ek destekler getirdik. Ayrıca, büyük ölçekli yatırımların, stratejik yatırımların ve teknolojik dönüşümü sağlayacak faaliyetlerin desteklenmesine yönelik yeni düzenlemeler tasarladık. Büyüme potansiyeli olan sektörlerimizin ara malı ithalat bağımlılığını azaltacak, Ar-Ge içeriği yoğun, yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli yatırımları ifade eden ‘stratejik yatırım’ kavramını sisteme entegre ettik. Stratejik yatırımlar, yüzde 50’den fazlası ithalatla karşılanan ara malı veya ürünlerin üretimine yönelik belirli büyüklükteki yatırımlardan oluşuyor. Ülkemizde yüksek teknolojili ürünlerin üretilmesini sağlayacak yatırımları da bu uygulama kapsamında destekliyoruz. Yatırım ortamı reformu ve yeni yatırım teşvik sistemi, Türkiye’nin ticaret ve yatırımları kolaylaştıran, teşvik eden yaklaşımını yansıtıyor. Türkiye olarak; B-20 ticaret ve yatırım çalışma grubunun da önemle vurguladığı dünya ticaretinin çok taraflı serbestleştirilmesi, ticaret ve yatırımları kısıtlayan engellerin kaldırılması, uluslararası yatırımların büyüme, kalkınma ve istihdam açısından öneminin vurgulanması önerilerine katılıyoruz. Bununla kalmayıp, bu görüşlerin G-20 platformuna aktarılmasını da destekliyoruz” dedi.

Avustralya’nın kuzeybatısındaki Christmas Adası açıklarında yaklaşık 200 kaçak göçmeni taşıyan bir geminin battığı bildirildi. Avustralya sahil güvenlik yetkilileri, geminin adanın 220 kilometre kuzeyinde battığını açıkladı. Yetkililer, kazadan kurtulanların su üzerinde görüldüğünü ve yakınlarda bulunan 3 kargo gemisi ile 2 devriye gemisinin kaza yerine yönlendirildiğini belirtti. Aralık 2010’da Christmas Adası açıklarında göçmenleri taşıyan bir teknenin kayalıklara çarpıp batması sonucu yaklaşık 50 kişi yaşamını yitirmişti. M A L AV İ ’ D E G Ö Ç M E N T E K N E S İ B AT T I : 4 7 Ö L Ü Güney Afrika ülkelerinden Ma-

lavi, Tanzanya ve Mozambik arasında yer alan Malavi Gölü’nde de göçmenleri taşıyan bir teknenin batması sonucu 47 Somalili göçmenin öldüğü bildirildi. Polis yetkilileri, Tanzanya’dan yola çıkan ve yaklaşık 60 kişi taşıyan teknenin Malavi’nin Karongo bölgesi açıklarında battığını açıkladı. Arama kurtarma ekipleri, şimdiye kadar 47 kişinin cesedine ulaştı. Kayıp olan diğerlerini bulmak için çalışmalar sürüyor. Yetkililer, Güney Yarımküre’de kış olduğu için gölün sularının çok soğuk olduğunu, ölü sayısının yükselmesinden endişe edildiğini belirtti. Somali ve Etiyopya’daki çatışmalar ve kuraklıktan kaçanlar, Güney Afrika’ya ulaşmak için Malavi Gölü’nden geçiyor.

Bayrampaşa’nın ve dolayısı ile İstanbul’umuzun sosyal ve kültürel hayatına ren kattığını düşünüyoruz ve son derece önemsiyoruz. Sayın Belediye Başkanımızı ve organizasyonda emeği gecen herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz ve tekrar bu organizasyonda başta Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila AYDINEER olmak üzere emeği geçen tüm personeline teşekkür eder ve bunların bir gelenek haline gelmesini arzu ederiz. Saygılarımızla

Satrançın Faydaları

Zeka geliştirici oyunlar deyince ilk akla gelen satranç olmalı.Hayatımıza pek çok anlamda pozitif etki katmaktadır.Gelin birlikte inceleyelim. 1- Planlı ve disiplinli olmamızı sağlar. 2-Hızlı, ve rasyonel düşünmemize, olaylara daha akıllıca yaklaşmamıza yardımcı olur. 3- Dikkat eksikliğini giderir ve tek bir konu üzerine yoğunlaşmamızı sağlar. 4-Ezbercilikten kurtarıp durumlara ve olaylara kuşkucu yaklaşımı benimsetir. 5-Neden-sonuç ilişkilerini daha kolay kavramamızı sağlar. 6-Başarıyı düzenli ve sistematik bir disiplinle yakalayacağımızı gösterir. 7-Detaylara daha önem vermenizi sağlar. 8-Kelimelerin ardındaki anlamlara daha fazla kafa yorarsınız ve böylece çevrenizdekilerin aslında ne düşündüklerini görmenizi sağlar. 9-Kontrollü olmayı, soğukkanlı olmayı öğretir. 10-Savaşçı, mücadeleyi seven bir kişilik kazanmanızı sağlar. 11-Hayalperest değil de olaylara daha gerçekçi gözlerle bakmanıza yardımcı olur. 12-Yaşamınızdaki davranışların etkilerini daha net görmenize yardımcı olur.

Avustralya’da 200 göçmen gemiyle birlikte battı

Astana’da Düzenlenen Dede Korkut Müzik Festivali Başladı Kazakistan’ın b a ş k e n t i Astana’daki Kazak Milli Öner Üniversitesi’nde düzenlenen Dede Korkut Müzik Festivali başladı. Kazakistan’ın b a ş k e n t i Astana’daki Kazak Milli Öner Üniversitesi’nde düzenlenen Dede KorkutMüzikFestivali başladı. Astana’nın Türk DünyasıKültürBaşkenti, etkinlikleri çerçevesinde KazakistanKültürBakanlığı ve Astana Yunus Emre Türk Kültür Merkezi tarafından organize edilen Dede KorkutMüzikFesti vali,renkligörüntülerle başladı. Festival kapsamında kobuz, üflemeli ve telli ��algılar kategorisinde bir deyarışmadüzenlendi. Yarışmaya; Kazakistan Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan ve Karakalpakistan’dan yüze y a k ı n m ü z i s y e n k a t ı l ı y o r. Kazakistan’ın öndegelenkobuz

sanatçısı ve yarışmanın koordinatörlerinden Elkuat Kazakbayev, Türki halkaların ortak değeri olan Dede Korkut’un hatırasını yaşatmak için düzenledikleri etkinliğin önemini vurguladı. Kazakbayev, festivalin kobuz müziğini yaşatmak ve geliştirmek için birfırsatolacağını dile getirdi. Yarışmadailkdereceye girecek müzisyenlere on bin dolar para ödülü ve Türkiye’ye seyahatbileti verilecek.

Hiçbir Rüzgâr Yardım Edemez.. Son günlerde sanal ortamda ve Bulgaristan medyasında gelecek ile

ilgili çeşitli siyasi oluşumların doğacağı ve partiler kurulacağı gibi fısıltılar dolaşıyor. Bizim için bunlardan ilgi çekici olanı 24 saat gazetesinden Kalina Vlaykova’nın bağımsız milletvekili Sn Kasım Dal ile yaptığı söyleşidir. Bu söyleşide bizim ilgimizi çeken konu Sn Kasım Dal’ın yeni bir siyasi yapı girişiminde bulunduğu ve parti kuracağını müjdelemesi idi. Sanki bu açıklama tepkileri ölçme niteliği taşıyor ve zemin yoklamaya kokuyordu, gerçekte böyle bir oluşuma imkân var mı, nasıl tepkiler alır “evet” mi “hayır” mı? Çünkü Sn Kasım DALHÖH’den ayrılması ile HÖH yönetimine karşı çok sert ve sivri söylemleri ile gündeme oturmuş ve daha o zamanlar yeni bir siyasi oluşuma ihtiyaç olduğunu ve bu anlamda elinden geleni yapacağını dile getirmişti. Siyasi anlamda bu çıkış, zamanlama olarak hiç de kötü değildi çok olumlu rüzgârları arkasına alabilirdi –yer, zaman, mekan ve parti yöneticilerinden memnun olmayan bir oy kitlesi. Daha da açarsak yerel seçimlere ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir yıl kalmış, Parti yönetiminde kriz oluşmuş ve en önemlisi de kesin oy deposu olarak bilinen kitlede memnuniyetsizlik hâkim olmuş bir havanın doruğa ulaşması. Sn. Kasım Dal’ın bu yeni parti “yem”ine atlayanlar olmadı değil. Merkezi Bursa’da bulunan Bal-Göç dernek başkanı Sn. Yüksel Özkan kesinlikle yeni bir parti kurulmasına karşı olduklarını açıkladı. Aynı şekilde merkezi Edirne’de olan Trakya Balkan Federasyonu başkanı ve merkezi Sofya’da bulunan Adalet Federasyonu Başkanı yeni parti kurulmasına karşı olduklarını açıkladılar. Sadece Bursa merkezli BAHAD Derneği başkanı yeni partiye destek vereceklerini dile getirdi. Konuyla ilgili merkezi İstanbul’da bulunan Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (Bultürk) yönetim kurulunun fikir ve görüşleri merak ediliyorsa spekülasyonların önünü kesmek ve bunlara fırsat vermeden resmi olarak konuya açıklık getirmek istedik. İlk olarak konuya ciddi yaklaşmak ve görüş belirtmek için yeterince bilgi, belge ve şeffaflık olmadığının altını çizmek isteriz. Partinin kurucuları kimlerdir? Program ve tüzüğünün içeriği nedir ve amacı ne? Yönetimdekiler geçmişi temiz, tecrübeli ve güven veren birileri midir? Bukonularkamuileşeffafbirşekildepaylaşılacakkiciddiyetkazansınve ilgilenensiyasetçi,yorumcu,STKkuruluşlarıv.starafındanyoğru,değerlendirilip kayda değer analizler görüşler ortaya konulsun. Sn K.DALgerçekten ciddi siyasi hamleler düşünüyorsa ve kendisini ciddiye alınmasını istiyorsaolaylarabirazdahaprofesyonelyaklaşmasıgerektiğinidüşünüyoruz. Bilindiği gibi 20 yıldır aktif olarak Bulgaristan siyasi arenasında milletvekili olarak görev almaktadır. HÖH’ de örgütlerden sorumlu Başkan Yardımcısı olarak uzun yıllar görev alırken, üç dönem de iktidarın bir parçası idi çünkü HÖH iktidar ortağı idi. Bu uzunca dönem içerisinde Türkiye Cumhuriyeti ve Bulgaristan’da yaşayan kendi soydaşlarının menfaatlerini korumak adına şahsen hangi faaliyetler de bulunmuştur ve bu hususta meclise kaç önerge verme teşebbüsünde bulunmuştur? Burada bir parantez açıp eski (DC) ajanlarının isimlerin açıklanmaması için Kasim DALBulgaristan Parlamentosuna bir önerge sunmuştu. Evet, o zamanlar HÖH yönetimi Sn Dal’ın böyle girişimlerine engel olmuş olabilir fakat HÖH’ den ayrıldığı son dönem içerisinde hangi siyasi aktiviteleri ile övünebilir? Artık bir buçuk yıldan bu yana kendisi bağımsız milletvekilidir, şu an önünde nasıl bir engeller vardır ki 20 yıldır kayıtsız şartsız bir dava uğuruna oy veren yüz binlerce insanımızın yaşam koşullarını iyileştirme, haklarını koruma adına yine bir önerge sunamıyor. Kabul edilip edilmemesi ayrı bir konudur fakat bu hamleleri ile kendi düşüncelerini, planlarını, programlarını kamu ile paylaşmış olacaktı. Daha da ötesi davası uğruna bir çabası olduğunu sergilemiş olacaktı, tabii ki varsa bir davası. Bulgaristan Parlamentosunda görev alan Türk milletvekillerinin duruş sergilemesinde değerlendirmeye alınacak en hassas husus hatta doruk noktası “Soya dönüş kampanyasını” kınama önergesinde takındıkları tavır olmuştur. Sn İvan Kostov’un sunup GERB çoğunluğu sayesinde de kabul edilen bu önerge için Sn Kasım DAL “evet” mi demiştir “hayır” mı, yoksa Parlamento binasında bulunmasına rağmen OY KULLANMAMIŞ MIDIR? Gelecek planları ile ilgili kimlerle ciddi siyasi görüşme ve müzakereler yapmıştır? Yaptıysa da kimler ile - HÖH’den ihraç edilmiş eski siyasetçiler, HÖH de kabul bulmayan yeni genç aydınlar, dernek, federasyon, konfederasyon v.s. temsilcileri ile mi? Sanki sefil, iki yakasını bir araya getiremeyen insanlara gösteriş olsun diye kurulan çilingir sofralarını ve çevirme partilerini hariç tutuyoruz, bunlara diyeceğimiz söz yok. Yoksa bu “siyasi görüşmeler” facebook, internet medyası veya biraz para verip her hangi bir gazetede çıkan yazılardan mı ibaret? Diğer muhalif düşünen güçlerle arası nasıl? Onlarla görüşüyor konuşuyor mu? Davetlere karşılık veriyor mu? Sorular sonsuza dek devam edebilir fakat son olarak Sn Kasım Dal’a sormak istiyoruz Türkiye Cumhuriyetindeki STK’lar ve Bulgaristan da ki mağdur TÜRK seçmenleri hala arkasında olduklarını düşünüyor mu? Toparlar ve kendi analizimizi yaparsak kamu ile aşağıdaki görüşlerimizi paylaşmak isteriz. - Bir partide 20 yıl örgütlerden sorunlu Başkan yardımcılığı yapıp partiden ayrıldıktan sonra hiçbir tane il,ilçe veya yerel yönetim peşinizden gelmez ise, bunun üzerine söylenecek bir şey yoktur ve olamaz . -2011YerelseçimleriveCumhurbaşkanlığıseçimleriiçinherikiülkenin (Türkiye ve Bulgaristan) iktidar liderleri yeşil ışık yakmışken, seçimlerde haltertabiriile“sıfır”çekmesi,yorumyapılmasınabilegerekbırakmamıştır. - Seçimlerde genel stratejin “denenmiş atlar” (HÖH’ün sildiği kadrolar) olursa hüsranı önceden kabul etmen gerekir. -Neyazıkkibunlarınhepsisenaryosuöncedenyazılmışveşartlarıdaöncedenbelirlenmişvekabuledilmişmaddiçıkargözetenbiroyunabenziyor. Limanını bilmeyen bir gemiye hiçbir rüzgârın faydası yoktur. Davası olmayan insanın gelecek ile ilgili görüşü olamaz ve her hamlesinde kararsızlığının bir yenisini sergilemiş olur. Hayat felsefesinde iki ileri bir geri emin adımlarla ileri demektir. Fakat bir ileri bir geri tam manası ile yerinde saymaktır.


4

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Bulgar Bakan- zorunlu konut sigortası Bulgar bakandan zorunlu konut sigortası çağrısı. Bulgaristan deprem açısından aktif bir bölgede yer almasına karşın, ülkedeki evlerin %10’undan azı depreme karşı sigortalı durumda. Komşu ülkeler olan Bulgaristan, Türkiye ve Romanya’nın üçü de deprem felaketleri yaşadı. Konut sigortasının zorunlu hale getirilmesiyle ilgili tartışma, geçtiğimiz ay Sofya’nın yaklaşık 30 km güneybatısındaki Pernik kasabasının 5,8 büyüklüğündeki bir depremle sarsılması sonrasında yeniden alevlendi. 22 Mayıs’ta meydana gelen ve 1858 yılından beri başkent yakınlarında yaşanan en büyük sarsıntı olan deprem, Pernik ve komşu köylerde 56 belediye binasının yanı sıra onlarca evde hasara yol açtı. Depremden ve onun yüzlerce artçı sarsıntısından yaklaşık on gün sonra, Bulgaristan Bölgesel Kalkınma Bakanı Lilyana Pavlova konut sigortasını zorunlu hale getirmeye yönelik yasa değişiklikleri için çağrıda bulundu. Şu anda, sadece devlet ve belediye binalarına sigorta gerekiyor. Pavlova’ya göre, ülkedeki bütün gayrimenkullerin yaklaşık %98’i özel ve bu da Bulgaristan’ı bu açıdan eşsiz bir konuma yerleştiriyor. Sofya merkezli Darik Radyosu’na 2 Haziran’da verdiği röportajda Pavlova, “Mal sahipleri olarak, mallarımıza ... bakmalıyız.” dedi. Pavlova bütün konutların sigortalanmasını istiyor. Bu noktada, Hırvatistan ve Arnavutluk’ta olduğu gibi sadece konut kredilerini banka vasıtasıyla finanse edenler sigorta yaptırmak zorunda. Sofya’lı bir avukat olan Maya Zlateva, prensipte buna katılıyor. SETimes’a konuşan Zlateva, “Gayrimenkulünü

Bulgaristan’dan Türk İş adamlarına 1-3Yıllık Vize

Bulgaristan’dan İş Adamlarına 1 Yıldan 3 Yıla Kadar Vize. Bulgaristan’ın Bursa Konsolosu Dimitar Hadliev, iş adamlarına bir yıldan 3 yıla kadar vize verdiklerini söyledi. Bulgaristan’ın Bursa Konsolosu Dimitar Hadliev, iş adamlarına bir yıldan 3 yıla kadar vize verdiklerini söyledi. Bulgaristan’ın Bursa Konsolosu Dimitar Hadliev, Shumen Belediye Başkanı Krasimir Kostov, İstanbul Bulgaristan Cumhuriyeti Başkonsolosluğu’na bağlı Ticari-Ekonomik İlişkiler Departmanı yöneticisi Ognian İvanov, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nı (BTSO) ziyaret etti. BTSO Başkan Yardımcısı Ali Hazır tarafından karşılanan heyet ile ikili ticari görüşmeler yapıldı. Görüşmeler öncesinde konuşan Ali Hazır, “Bulgaristan, Türkiye ve Bursa için çok önemli bir ülkedir. Bulgaristan’ın AB’de olmasını önemsiyoruz, Bulgaristan’daki değişimi rahatlıkla görebiliyoruz. Bölge açısından gelişmiş bir Bulgaristan her zaman Türkiye’nin aleyhinedir. Ticari ilişkilerimizi daha üst noktalara getirmemiz mümkün, fakat bir iş adamı yatırım yaptığı ülkeye rahat gidip gelebilmeli. Diğer ülkelere baktığımız zaman Batum ve Gürcistan vize rahatlığı sayesinde gelişiyor. Burgaz ve Varna, Türkiye için çok yakın turizm bölgeleri. Rahatça gidilip gelinebildiği takdirde turizm ve yatırım imkanları daha da gelişebilir. Bursa’da konsolosluk olması bizim için büyük avantaj. Dünya ticaretinin yüzde 70’i sınır komşusu olan ülkeler arasında gerçekleştiriliyor. Bizim de Bulgaristan’da yapacak çok işimiz var” diye konuştu.

ilk sigortalattıran ben olurum, ama önce bu sistemi kapsayan yasal çerçevenin, sadece sigorta şirketlerinin değil, her iki tarafın da çıkarlarının eşit derecede korunmasını sağlayacak şekilde iyileştirilmesi gerekir.” diyerek şöyle devam ediyor: “Şu anda çoğu sadece size bir poliçe satın aldırmakla ilgileniyor. Ancak sigortayla ilgili bir olay meydana geldiğinde, ödeme yapmakta isteksiz davranıyorlar.” Sofya’da yaşayan 40 yaşındaki işsiz Avgustina Assenova, Pavlova’nın fikrini destekliyor. SETimes’a konuşan Assenova, “Evet, evimi deprem de dahil olmak üzere hasara karşı sigortalattırdım.” diyerek şöyle devam ediyor: “Kazandığım az parayla, hiçbir önemli hasarı kendi başıma karşılayamazdım. Ayrıca, büyük bir afette devletin herkese yardım etmeye gücünün yetmeyeceği de açık.” Bulgaristan, 19. yüzyılın ikinci yarısından beri Richter ölçeğine göre en az 6.0 şiddetiinde 11 deprem geçirdi. Bulgaristan’da sistemli deprem izlemesinin başlamasından 30 yıldan uzun süre önce, 18 Eylül 1858’de Sofya’da meydana gelen deprem, en yıkıcı felaket olarak tanımlanıyor ve Richter ölçeğine göre yaklaşık 9 şiddetinde olduğuna inanılıyor. Resmi istatistiklere göre, 2011 yılında Bulgaristan’da toplam 3,9 milyona yakın konut bulunuyordu. Ancak sigortacılar bunların %10’undan azının, deprem hariç olmak üzere sel ve şiddetli yağış gibi çeşitli doğal afetlerden kaynaklanan hasara karşı mal sahibi poliçeleriyle korunduğunu tahmin ediyor. Sofya’daki Viara sigorta acentesinin müdürü Anelia Angelova SETimes’a verdiği demeçte, “Komünist dönemde depremler doğal afetler listesinde yer alıyordu.” diyerek şöyle devam edi-

yor: “Bu yüzden de pek çok kişi hâlâ, mal sahibi poliçesi satın aldığında mülklerini depreme karşı da sigorta ettirdiğine inanıyor. Ama artık bu ayrı bir poliçe.” Sofya merkezli özel bTV televizyon kanalının Mali Denetleme Komisyonu verilerine dayanarak verdiği haberde, Bulgarstan’daki bütün mülklerin sadece %8,5’inin şu anda depreme karşı sigortalı olduğu bildirildi. Pernik depreminin, kabinede depremin sıkça yaşandığı komşu Romanya ve Türkiye’dekilere benzer bir afet sigortası havuzu oluşturma olasılığı hakkında bir tartışma başlattığı da bildiriliyor. Türkiye’deki Afet Sigortası Havuzu, 17 Ağustos 1999’da Türkiye’nin batısını vuran ve 17 binden fazla insanın hayatını kaybettiği 7.6 şiddetindeki depremden sonra oluşturuldu. Parlamentonun belediye sınırları dahilinde kayıtlı tüm meskun binalar için deprem sigortasını zorunlu kılan yasayı geçirmesine karşın, uygulamaya ancak yer yer rastlanıyor. Romanya’da 2008 yılında kurulan Afet Sigorta Planında da konutların deprem, toprak kayması veya sele karşı sigortalanması zorunlu kılınıyor.

Yeryüzü Tiyatrosu, İzmir’de yaşayan Boşnak vatandaşlara, Ölü Kadınlar Şarkısı adlı oyunu Konak Belediyesi Dr.Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür ve Sanat Merkezi’nde özel olarak sergiledi. İzmirli Boşnaklar Derneği Başkanı Hamza Yavuz, oyunun yakın tarihin trajik olaylarından Bosna İç Savaşını konu aldığını söyledi. Konak Belediye Başkanı Dr.Hakan Tartan da,” Oyunun özel konukları, Boşnak kökenli İzmirliler. Oyunda anlatılanların tanığı ya da bu dramı yaşayanların çocukları, yoğun bir katılımla Ölü kadınların şarkısını hep birlikte duygulu anlar yaşayarak izledik” dedi. Ölü Kadınlar Şarkısı adlı oyunu,

topluluğun Genel Sanat Yönetmeni ve dramaturgu Haluk Işık sahneye koydu. Danışmanlığını Lida Demiroviç Güventürk’ün yaptığı oyunun çevre düzeni ve giysileri Aslıhan Işık’a ait. Oyunda Bosnalı kadınların öykülerine, özel olarak hazırlanmış filmler eşlik etti.

İki uzlaşmaz taraf, Avrupa’nın en çok sigara içilen ülkelerinden birinde uygulanan yeni bir sigara içme yasağına sert tepki gösteriyor. Bulgaristan’daki yeni sigara yasağı, “Ne Harika Bir Dünya” adlı bir etkinlikle başladı. Parlamentoda Mayıs ayı ortasında kabul edilen ve Bulgaristan’daki sigara içme yasağını bütün kapalı ve bazı açıkkamusalalanlaragenişletenyenibiryasa,sözkonusutedbiri destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında hâlâ devam edenbirsözdüellosunarağmen1Haziran’dayürürlüğegirdi. Söz konusu hamle, Bulgaristan’da devlet daireleri, okullar, çocukyuvaları,havaalanları,toplutaşımaaraçlarıvetaksilerde sigaraiçilmesininilkkezyasaklanmasındanyediyılsonrageldi.

Şu anda sinemalar, çocuk parkları, okul bahçeleri, açık hava etkinliklerinin yanı sıra restoranlar, barlar ve kafelerde de sigara içilmesi tamamen yasak; son yedi yıldır bu tür tesisler sektörde kalabilmek için sigara içenlere ayrı bölümler oluşturmak zorunda kalmıştı. Yemek veya içki arasında bir sigara yakmak isteyen tiryakiler, artık dışarı çıkmak veya 150 ila 250 avroluk para cezası ödeme riskini göze almak zorunda. Mekan sahipleri veya işletmecilerine verilecek cezalar ise ilk kusurda 2 bin 500 avrodan, kusurun tekrarında 5 bin avroya kadar ulaşabiliyor. 7,4 milyonluk Bulgar nüfusunun yaklaşık yarısı düzenli olarak sigara içiyor ve bu da ülkeyi Yunanistan’dan sonra AB içinde en fazla sigara içilen ülke yapıyor.

Ancak aynı zamanda Askeri Güvenlik Dairesi ve Savunma İstihbarat Dairesi’ni de kapsayan bakanlığın giden Savunma Bakanı Dragan Sutanovac, beklentilerin aksine, arşivlerin açılmasının çözüm getirmeyeceğini söylüyor. B92 televizyonuna konuşan Sutanovac, “Gizli arşivlerin açılması hassas bir mevzudur ve geçmişe bir son vermeliyiz.” diyor. Sırp Yenilik Hareketi (SPO); hükümetin arşivlerin açmaktan kaçınmasının bir diğer nedeninin de, bunların 1990’larda eski Yugoslavya’da gerçekleştirilen yasadışı eylemlerde rol alan ve hala savunma sektörleri ve polis teşkilatında çalışmakta olan insanları ortaya çıkarabilecek olması olduğunu ileri sürüyor. SPO milletvekili Aleksandar Jugoviç SETimes’a verdiği demeçte, “Arşivlerin açılması, Sırp halkına olan borcumuzun en azıdır. Bu, Slobodan Miloseviç rejimini deviren Sırbistan’daki demokratik muhalefetin önemli bir sözüydü.” diyor. SPO Genel Başkanı Vuk Draskoviç, Sırp gizli servisleri tarafından düzenlenen iki suikast girişimine hedef oldu. 2004 ve 2010 yıllarında SPO, güvenlik teşkilatı arşivlerinin açılmasına ilişkin bir yasa sunmuş, ancak öneri genel kurul gündemine hiçbir zaman alınmamıştı. Sırp vatandaşları, bir hükümet kararının izin verdiği 2002 ve 2003 yıllarında devlet güvenlik dosyalarını görebiliyordu. O dönemde, yaklaşık 8 bin kişi arşivlerdeki dosyaları görme talebindebulunmuştu.Ancakbunusadece380vatandaşyaptı.

Yılın ilk çeyreğinde Türkiye’ye toplam 3,2 milyon yabancı turist gelirken, en çok giriş yapanlar Almanlar oldu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerinden derlenen bilgilere göre, Ocak-Mart ayları dönemini kapsayan yılın ilk çeyreğinde Türkiye’ye 0-14 yaş grubundaki kişiler hariç toplam 3 milyon 161 bin 195 yabancı turist giriş yaptı. Söz konusu dönemde Türkiye, ülkeye giriş yapan yabancı turistlerden toplam 2 milyar 3 milyon 547 bin dolar gelir elde etti. Bu gelirin en büyük kısmı Almanlardan geldi. Almanların Türkiye’ye kazandırdığı turizm geliri yılın ilk çeyreğinde 296 milyon 122 bin dolar oldu. Ülke toplulukları dikkate alınmazsa, turizm harcamalarında Almanları İranlılar, Ruslar, Fransızlar ve Bulgarlar takip etti. Bu dönemde, Türkiye’ye en çok giriş yapanlar da yine Almanlar oldu. Yılın ilk çeyreğinde Türkiye’ye en az İsrailliler geldi ve en az harcamayı da yine İsrailliler yaptı.

Boşnak Kadınların Açılan Tiyatro Sahnesinde

Sigara Yasağı Bulgarları İkiye Böldü

Sırbistan, Gizli Servis Arşivlerini Açacak Bu Yıl En Çok Alman Geldi

Uzmanlar, gizli servis arşivlerinin açılmasının yeni Sırp hükümeti için zor bir görev olacağını söylüyor. Sırp vatandaşları 2002 ve 2003 yıllarında devlet güvenlik dosyalarını görebiliyordu. [Reuters] Yaklaşan AB üyelik faslının şartlarını yerine getirmek için, Sırp hükümetinin güvenlik teşkilatlarında reform yapması gerekiyor. Avrupa Parlamentosu (AP) Mart ayında, ülkenin güvenlik teşkilatları üzerindeki meclis denetimi ve kontrolünü güçlendirmesini tavsiye etmiş ve ulusal arşivlerin açılmasını talep etmişti - özellikle de eski Yugoslav döneminden kalan gizli arşivlerin. Brüksel’in önerlerine rağmen, Sırbistan’da yapılan son parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında, güvenlik teşkilatları reformuna kurulacak hükümetin öncelikleri arasında yer verilmedi. Avrupa-Atlantik Çalışmaları Merkezi (CEAS) müdürü Jelena Miliç SETimes’a verdiği demeçte, “Sırbistan’da ve diğer eski Yugoslav ülkelerinde gizli arşivlerin açılmasına karşı bir direniş var, çünkü bunun yapılması büyük olasılıkla devlet güvenlik teşkilatlarının 1990’lardaki silahlı ihtilaftaki rolünü ortaya çıkaracak.” diyor. Miliç, arşivleri açma meselesinin, hükümetin bugüne kadar ele almaktan kaçındığı siyasi cinayetler, Kosova’da işlenen suçlar ve NATO müttefik hava saldırıları sırasındaki sivil kurbanlarla bağlantılı olduğunu da ekliyor. Belgrad Güvenlik Fakültesi öğretim üyesi Zoran Dragisiç SETimes’a verdiği demeçte, “O dönemde dağıtılmadıkları için, eski Yugoslav ülkelerinin gizli servisleri ve gizli servislerdeki şahıslar Balkanlar’daki organize suçun başlıca failleriydi ve hala da öyleler.” diyor.

Emin Olun En Zeki Siz Değilsiniz Hüseyin YILDIRIM

Mutlaka sizden daha zeki olan biri vardır. Çoğumuzun aklına hep de son anda parlak bir fikir gelir. O fikir bize aittir ve muhakkak bizden başka kimse onu akıl edememiştir. Bu heyecanla, şevkle ve coşkuyla harekete geçeriz, ama ardından mutlaka bunu bizden önce en az yüz kişinin de akıl ettiğiniz görürüz. Şanslıysak, zafer coşkusundan geriye soğuk bezelye yemeği tadında buruk bir ruh hâli kalır. Şanslı değilsek çok daha fazlasını kaybederiz. Örneğin; Nottinghamshire’da işçiler su kanalını temizlerken suyun dibinde kalın bir zincire denk gelirler. Yerinden oynatmak neredeyse imkansız gibidir. Birden akıllarına çok parlak bir fikir gelir ve zinciri bir vince bağlayıp çekerler. Zinciri çıkarmaya çalıştıkları sırada yanlışlıkla kanalın dubasını da çıkarırlar ama kimse fark etmez bu durumu. İşi başarmanın verdiği hazla çay içmek için mola verirler, ancak döndüklerinde gördükleri şey alacakaranlık kuşağı öykülerinden farksızdır. Bütün suyu yakındaki Idle ırmağına boşalıp giden kanalda bir dizi tekneden başka hiçbir şey kalmamıştır. Titanik’ten bahsetmeye ise hiç gerek bile yok. Bir çoğunuz filmini izleyip ne kadar basit bir hataya kurban gittiğini görmüşsünüzdür. Kaptan zekiydi ya, ondan… Tarihyazmakkolaybirişdeğil,dahasıtarihherzamanbaşarılarladadoludeğildir.Dahakötüsütarihebirdiziyanlışlıklar,hatalarvealdanmalaryönvermiştir. Dış politika da öyledir, savunma da. Bu yüzden bütün devlet adamları Pirüs Zaferi yaşamaktan korkarlar. Onları da rakipleri “siz Pirüs zaferine koşuyorsunuz” diye telaşlandırırlar. Pirüs ile ilgili rivayet iki türlüdür. Birincisine göre antikçağda Balkanlar’da bütünlüğü sağlamış tek kişi olan İllirya kralı Pyrrhos, uzun bir savaştan sonra Romalıları dize getirdiğinde, kendi ordusunda da ancak birkaç kişi sağ kalmıştı. Literatürde “tüm tarafların yenik çıktığı savaş” anlamına gelen “Pirus Zaferi” deyimi işte buradan gelir. Bir diğer rivayete göre kendini diğerinden zeki zanneden iki ordu, dolambaçlı yollardan birbirinin kalesine saldırır. Her iki orduda, bütün halkı katledip zaferi kutlamak için kendi kalesine döner. Zafer kazanılmıştır, ama geriye de hiçbir şey kalmamıştır. Aslında insanın kendisinden en çok korkması gereken zaman kendisini en yakışıklı, güzel veya zeki hissettiği zamandır. Öyle anlarda altına imza atılan faturalar genellikle birkaç kuşağın azabı ile ödenir ve beddualar da kredilerdeki “libor artı faiz” misali, “belâ artı beddua” şeklinde gelişir. BöylebirhatayıİkinciDünyaSavaşı’ndaKızılordu’dayaptı.Almantank tugayları yüzünden deliksiz bir uyku uyuyamayan ve kendisini fena halde zeki zanneden bri Sovyet generali, köpeklerin şartlı refleksinden yararlanmaya karar verildi. Bütün Sovyetlerden sürüler halinde köpek, enik ne bulunursatoplandı.Hayvancağızlaraçbırakıldı,mamalarıtanklarınaltınakonuldu. Böylece “insanın en sadık dostu” olma talihsizliği yaşayan köpekler, karınlarınıdoyurmakiçinsalındıklarındakoşuptanklarınaltınagirmeyiöğrendiler.Almanlar saldırınca Sovyet ordusu bütün köpekleri, bomba yüklü halde saldı. Ufak ayrıntı; Köpekler mama için alıştıkları Sovyet tanklarının altına koştular. BizhernekadarsinsilikleriveüçkağıtçılıklarıyüzündenÇinordusunusıklıkla suçlasakda,aslındatarihboyuncasavaşmeydanlarında,rakiplerimizinsülalelerininvehalklarınınsonrakiyıllardaçokca“belâartıbeddua”üretmesinisağladık. Çok eskilere gitmeye de gerek yok.Ağaçların boyanıp top bataryası gibi gösterilerek teslim alınan kalelerden de, atların arkasına çalı bağlayıp, 30-40 kişi ile kaldırılan toz marifetiyle kovalanan düşman ordusundan da çok sonra, sadece bu 20. Yüzyılda bile Türk pratikliğini sıklıkla ortaya koyduk; 1913 yılında Çanakkale’deki Hamidiye Kruvazörü İstanbul’daki Harbiye Nezaretine bir mesaj çekti; Geminin makine dairesine bir yangın çıkmıştı, söndürülemiyordu. Durum çok kötüydü ve gemi Erenköy Koyu’na çekilmişti. Bu acil mesaj şifresiz, yani her isteyenin elde edebileceği gibi gönderildi. Böylece Boğazın ağzında Hamidiye’yi bekleyen Yunan gemileri bölgeyi terk ettiler. Hamidiye de elini kolunu sallaya sallaya Ege’ye geçti.YunangemileriHamidiye’yisavaşınsonunakadarkovalamakzorundakaldılar. Çanakkale Savaşı’nda siperden sipere atılan el bombalarını engellemek için Anzakların siperlerin üzerine ağ gerdirdiği de bilinir, Türk ordusunun da bunun üzerine el bombalarına kanca taktığı da. Ama bundan çok daha fazlası vardır. Örneğin İngilizler Alman denizaltılarının yerini tespit etmek için balıkçı teknelerinin kenarlarını tahtalarla yükseltiyordu veAlman denizatlısı da İngiliz gemisi batırmak için ateş ettiğinde yerini belli ediyordu. Hatta General Hamilton Türk ordusuna cephane harcatmak için eski yolcu gemilerine ince sactan borular ekleyip savaş gemisi görünümü veriyordu. Sanki savaş değil de, üçkağıtçılık yarışı. Ama işte, yazının başında belirtildiği gibi, insanın hata yapmaya en yakın olduğu zaman kendisini çok zeki hissettiği andır. İngilizler Seddülbahir ve Arıburnu’ya yapacakları çıkartmanın gizlenebilmesi için, 300 kişilik bir birlikle Saros’a aldatma harekatı ile çıkmaya ve bu arada Bolayır’ı topa tutmaya karar verdiler. Böylece Türk birlikleri çıkartmanın Saros’a yapılacağını zannedeceklerdi. Ama öyle olmadı. Ordu ilk olarak kanmış gibi davrandı. Bu arada mandalara bağlanan toplar yol boyunca ateş ederek, sanki mevcuttan çok daha fazla top bataryası varmış gibi Seddülbahir ve Arıburnu’ya gittiler. Bundan başka saman dumanı püskürten soba boruları da çoktan yerlerini almıştı ve İngilizlerin planları altüst oldu. Bir de Goliath adında efsanevî geminin batırılışı vardır. Bu görev Muavenet-i Milliye muhribine verildi. Muavenet-i Milliye bir gece karanlıkta sessizce Goliaht’ı ararken, onunla burun buruna geldi. Goliath Muavenet’in hangi gemi olduğunu öğrenmek için olmak için ışıldakla parola sordu. Muavenet de ona parola sordu. Karşılıklı “sen ne diyorsun –asıl sen ne diyorsun” muhabbeti bir süre devam etti. Elbette parola sorusuna parola sorusu ile yanıt verilmezdi. İngilizler bunun ne anlama geldiğini düşünürken, Muavenet’in üç torpidosu yola çıkmıştı bile. Böylece Majesteleri’nin Goliath muahrip sınıfından efsane sınıfına terfi etti. Çanakkale denilince, İngiliilerin Gelibolu’yu nasıl tahliye ettiklerini anlatmadan da olmaz; Askerler siperleri terk etmeden önce tüfekler bir yere sabitlendi, tetiklere ip bağlandı. İpin ucuna da boş konserve kutuları. Kutuların üzerine altı delik başka kaplar. Kaplardan damlayan sular konserve kutularını dolduruyordu. Dolan kutuların ağırlığı ipi çekiyordu ve kutudaki su boşalırken tüfekler patlıyordu ve kaplar konserve kutularını yeniden doldurmaya başlıyordu. O kadar ki, İngilizler siperleri terk ettikten yarım saat sonra bile tüfekler ateş etmeye devam ediyordu… Askeri tarihçiler bu aldatmacanın İngilizlerin Çanakkale Savaşı’ndaki tek başarılı harekatı olduğunu yazarlar. Dediğim gibi, kendinizi zeki hissettiğiniz bir an gelirse, kendinizden korkun. Şâyet kendinizi hem zeki, hem yakışıklı veya güzel hissederseniz, sakın bir şey imzalamayın: Ne olur, ne olmaz!


Bulgaristan Türklerinin Sesi 5

Bulgaristan ‘’dürüst ABD, Kimyasal silah Kullandı! gümrükçü’’ bulamıyor Bulgaristan Gümrükler Ajansı, aday bolluğuna rağmen aradığı profesyonel kriterlere uyan personel bulamıyor. G ü m r ü k le r Ajansı’ın 118 kişilik boş kadrosu için yılbaşından bugüne kadar dört kez açtığı ve toplam 5 bin 900 adayın katıldığı sınavlarda, ‘’dürüstlük’’ testini sadece 38 kişi geçebildi. Gümrükler Ajansı Müdürü Vanö Tanov, tüm adaylara, İngiliz istihbarat servislerinin hazırladığı 120 sorudan oluşan testin uygulandığını belirterek, ‘’Maalesef adayların büyük bir bölümü dürüstlük testini geçemiyor. Halen 80 kişilik kadro açığımız var’’ dedi. Bulgaristan–Türkiye sınırında Kaptan Andreevo Gümrük Kapısında bir süre önce düzenlenen operasyonda gece mesaide çalışan 30 gümrükçünün rüşvet suçlamasıyla göz altına alındığını hatırlatan Tanov, ‘’Aylardır Kaptan Andeevo’nın bağlı olduğu Svilengrad gümrüğü için de uygun personel adayı bulamıyoruz’’ diye şikayet etti. Kaptan Andreevo gümrüğünde kurulan yeni röntgen tesisinde çalışmak üzere başvuran adayların hiç birinin ‘’dürüstlük’’ testinden geçemediğini sözlerine ekleyen Tanov, ‘’Test sonuçları tam bir trajedi’’ ifadesini kullandı.

Anadolu Ajansı Türkiye’yi Temsil Ediyor

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Anadolu Ajansı’nın sadece Türkiye’yi değil, bütün dünyayı takip eden bir ajansa dönüştüğünü söyledi. Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Mardin Artuklu Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen ‘’2. Dış Politika Çalıştayı’’ açılışında konuşan Bozdağ, TİKA ile beraber dünyadaki Türk sivil toplum kuruluşlarıyla (STK) ilgili bir çalıştay yaptıklarını bildirdi. Yurt dışında nerede bir STK varsa onunla birlikte Türkiye’nin ve insanların lehine adımlar attıklarını ifade eden Bekir Bozdağ, “Dün kendi içindeki insanlara dahi yardım elini uzatmaktan uzak kalan bir Türkiye bugün geldiği noktada dünyanın her yerine el uzatan bir Türkiye’dir. Eskiden 70 sente muhtaç olan bir Türkiye, 2011 yılında 1 milyar 38 milyon dolarlık kalkınma yardımı yapabilen bir ülke durumuna geldi. Dış politikamızı da fevkalade güçlendirdi’’ dedi. Anadolu Ajansı’na övgü Başbakan Yardımcısı Bozdağ, konuşmasında Anadolu Ajansı’nın 100. Yıl Vizyonu çerçevesinde attığı önemli adımlara da işaret ederek, şunları söyledi: ‘’Anadolu Ajansı’nı Türkiye’nin illerini değil, bütün dünyayı takip eden bir ajansa dönüştürdük. Bu anlamda da Anadolu Ajansı Türkiye’yi artık bütün dünyada temsil eden bir ajans noktasına gidiyor. Diyeceksiniz yok muydu bundan önce? Vardı ama kurumsal anlamda, güçlü bir şekilde, sadece kendine değil tüm dünyaya haber sunan, farklı dillerde haberleri aktaran bir ajans değildi. Şimdi Balkanlarda bir ofisi, Orta Asya’da bir ofisi Amerika’da bir ofisi, Avrupa’da bir ofisi, Afrika’da bir ofisi olan ve oradan ürettiği bilgileri, elde ettiği haberleri o ülkelerin dilleriyle de yayınlayan, dünyaya duyuran, böylelikle dünyayı Türkiye’nin gözüyle izlemesini sağlayan önemli bir güce dönüştürdük. Bu önemli bir adım. Çünkü Türkiye’nin gözüyle dünyaya bakmaktan çok ama çok önemli faydalar olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada da Türkiye’ye de bunun büyük bir katkı sağlayacağından da hiçbir şüphemiz yoktur.’’

Felluce’yi napalm bombalarıyla yakan Amerika, direnişçilere karşı kimyasal silah kullandı. Sokaklar yanmış, parçalanmış cesetlerle dolu. ABD güçleri ağır kayıplar verdi. O kadar büyük patlamalar oluyor ki, deprem etkisi yapıyor. Amerikan savaş uçakları, Kadir gecesi Felluce’de direnişin yoğun olduğu bölgelerde Napalm bombası ve kimyasal silah kullandı. Kudüs Press ajansının, Felluce’de bulunan tıp doktorlarına dayanarak verdiği bilgiye göre, “İşgal güçleri direnişin yoğun olduğu büyük bir alanda kimyasal silah ve zehirli gazlar da kullandı. Şehrin kuzeyinde sokaklar cesetlerle dolu” denildi. Felluceli Dr. Muhammed el-Cemili, ajansa yaptığı açıklamada, Felluce direnişinin ikinci gönünde Amerikan işgal güçlerinin büyük kayıp vermesinin ardından önceki gece kimyasal silah ve zehirli gazlara başvurduğunu söyledi. Şehrin üzerine inanılması güç devasa bombaların düştüğünü ve büyük şiddette deprem sarsıntısı oluşturduğunu belirten Dr. Cemili, uluslararası kanunları ihlal

eden silahların Felluce’de kullanıldığını belirterek, dünya devletlerinin buna karşı derhal harekete geçmesini istedi. Direnişçiler kazanınca, kullandılar Dr. Cemili, kimsayal silahların çok büyük alan içindeki insanları ciltlerini yaktığını ve öldürdüğünü kaydetti. Felluce direnişinin ilk ve ikinci gününde onlarca ABD askerinin öldüğünü, 3 Apachi helikopterin düşürüldüğünü, birçok tank ve zırhlı aracın tankın tahrip edildiğini vurgulayan Cemili, direnişçilerin işgal güçlerinden aldıkları bölgelerde Irak bayrağını dalgalandırdıklarını ifade etti. Dr. Cemili, direnişçilerin bu üstünlüğünün ardından işgal güçlerinin önceki akşam acımasızca kimyasal silaha ve zehirli gazlara başvurduğunu ve bunlar arasında Napalm olduğundan şüphesinin olmadığını bildirdi. ‘Amerikalılar yalan söylüyor’ “Felluce saldırısının bir parçası olamayız” deyip Geçici Irak Hükümetinden çekilen Irak İslam Partisi Başkanı Dr. Muhsin Abdülhamid, “Amerikalılar yalan söylüyor” dedi. Ne Felluce’de ne de sünni üçgeni olarak bilinen bölgelerde ez-Zarkavi adında birinin bulunmadığını belirten Abdülhamid, ABD ordusunun Iraklıların yüzakı olan şanlı Felluce direnişi kıramadıkları için bu tür yalanlara başvurduklarını söyledi. Irak’ın yabancı güçler tarafından işgal edilmiş bir ülke olduğunu belirten Muhsin Abdülhamid, “Uluslararası hukukunda teyid ettiği gibi bu ulusun direnişe başvurması en tabii hakkıdır” dedi. Abdülhamid, Iraklılar işgalciler tarafından gasbedilen haklarını direnişle almaya çalıştıklarını bildirdi.

Amerika’daki başkanlık seçimini kaybeden Demokratlar, kazandıkları 19 eyaleti ‘Kanada Birleşik Devletleri’ adı altında Kanada’ya katılmış olarak gösteren bir haritayı internette dolaştırıyor. ABD’debaşkanlıkseçiminiABDBaşkanıGeorgeBush’unkazanması üzerine hayal kırıklığına uğrayan Demokrat Partililer, e-posta yoluyla, DemokratadayJohnKerry’ninkazandığıeyaletlerinKanada’yakatıldığınıgösterenbirharitayıdolaştırıyor.Buyeniharitayagöre,Kerry’nin kazandığıvemaviylegösterilen“DemokratPartili19eyalet’’,“Kanada Birleşik Devletleri’’adı altında Kanada’ya katılmış olarak gösteriliyor. Haritada, Cumhuriyetçi Partili Bush’un kazandığı ve kırmızıyla gösterilen 31 eyalet ise Bush’un dindarlığına gönderme yapılarak “İsa’nın ülkesi’’ olarak adlandırılıyor. Kerry, Washington, Oregon, California, Minnesota, Wisconsin, Michigan, Illinois, Maryland ve kuzey doğu eyaletlerinde kazanmıştı. İnternetteki başka bir haritada da Kerry’nin kazandığı kıyı eyaletlerine referans olarak “kıyı’’ anlamına gelen “coast’’ ve “ütopya’’ kelimesinden üretilen “Coastopia’’ adlı bir ülke yer alıyor. Kuzeydoğu ve kıyı eyaletleri geleneksel olarak Demokrat Parti’ye, güney eyaletleri ise Cumhuriyetçi Parti’ye oy veriyor. Bush’akızanlarKanada’ya Amerikalı komedyen Bill Maher, HBO televizyonunda yayınlanan “Real Time’’ adlı siyasi içerikli komedi programında, Amerikan iç Savaşı’nı (1861-1865) hatırlatarak, “Daha o zamandan güney, kuzeyden ayrılmalıydı. Hatta yanlarına Texas’ı da alsalar iyi olurdu’’ dedi. Bu arada, daha önce günde ortalama 20 binAmerikalının başvurduğu Kanada göçmen bürosuna, Bush’un seçimi kazanacağının kesinleştiği 3 Kasım günü 120 bin başvuru olduğu, daha sonra ise günlük başvuru oranının 60 bin civarında seyrettiği belirtiliyor.

RecepTayyipErdoğan(RTE) ÜniversitesiRektörüProf. Dr.ArifYılmazbasındaçıkan çaydakanserojenmaddelervar haberiüzerineyaptığıaçıklamada“TürkÇayıtemizdir.” RecepTayyipErdoğan(RTE) ÜniversitesiRektörüProf.Dr. ArifYılmazbasındaçıkan çaydakanserojenmaddelervar haberiüzerineyaptığıaçıklamada“TürkÇayıtemizdir.Bizim çayımızdahaşereiçinilaçdahikullanılmıyor”dedi. Songünlerdeyabancıbasındaçıkan“ÇaydaKanserojenmaddelervar,sağlığazararlıdır”haberiüzerineaçıklamadabulunanRizeRTEÜniversitesiRektörüProf.Dr.ArifYılmaz“Rize ağırlıklıolmaküzereDoğuKaradenizBölgesi’nde200binaileningeçimkaynağıolançayüzerineçeşitlidoğruolmayanşişirmehaberhaberleryayınlanıyor.Bizimbölgemizdeüretilen çaydakesinliklekanserojenmaddeyoktur.Buradaüretilençay üzerindehaşeredeolmaz,çünkükışınkaraltındakalıyorçayımız.Karaltındakalançaydahaşereolmayacağıiçinilaçlamada yapılmaz.Amadünyanınbaşkayerlerindeüretilençaylarakatkı maddelerikarıştırıldığıbilimselolaraktespitedilmiştir.Buçaylar pestisitihtivaediyor.Pestisitolanmaddelerdenkullananlardasinirbozuklukları,düzensizdoğumlargibibazıhastalıklargörülebilir”dedi.

ABD Bölünüyor mu? Türk Çayında Zararlı Madde Yok

GÖNÜLLERİN BİRLEŞTİĞİ NOKTA Kâbe Yeryüzünde 1.5 milyarı aşan Müslüman gönlün birleştiği nokta, Kâbe. Yeryüzünün ilk binası ve mabedi. İlk insanın hayat mücadelesini verdiği toprak Dünyanın her yerinden Müslümanların namazlarda yöneldikleri Kâbe, yeryüzünde insanlar için kurulan ilk binadır. Hz. Adem ve Hz. Havva validemiz hayat mücadelelerine buradan başladılar. Temeli Hz. Adem tarafından atılan Kâbe, Allah’ın emriyle Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından Mekke’de yapılmıştır. “Mescid-i Haram” denilen mabedin ortasında bulunan Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m. olan 145 m2 alan üzerine kurulmuş taş bir binadır. Üzeri siyah bir örtü ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir. Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine “Hacer-i Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine “Iraki”, batı köşesine “Şâmi” ve güney köşesine de “Yemâni” denir. Bugün, dünyada hiçbir yer, Kâbe kadar ziyaret edilmemektedir. Bu haliyle Mekke ve Kâbe, siyasi sınırları ortadan kaldırarak insanlar arasında birleştirici, bütünleştirici ve toplayıcı bir rol oynayan bir merkez olmuştur. Ve insanlar yine hiçbir dini merkezle günün 24 saatinde aralıksız bağlantı halinde değildirler. Mescid-i Haram “Mescid-i Haram”, Mekke’de ortasında Kâbe’nin bulunduğu büyük bir mabettir. Buna “Harem-i Şerif” de denir. Mescid-i Haram, Hz. Peygamber döneminde, Kâbe’nin etrafındaki küçük bir alandan ibaret iken ilk olarak Hz. Ömer

tarafından genişletilmiş ve etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Daha sonraları Mescid-i Haram günümüze kadar pekçok defa genişletilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından tavanı onarılan Kâbe, beşinci onarımını I. Ahmed döneminde görmüş, IV. Murad döneminde çıkan sel baskını sonucunda üç cephesi yıkılmış ve yine aynı padişah tarafından onarılmıştır. Bugün Mescid-i Haram, yüzbinlerce insanın içinde ibadet edebileceği genişlikte bir alana sahiptir. Mescid-i Haram’ın içinde, Kâbe’den başka “Makam-ı İbrahim” ve “Zemzem” kuyusu bulunmaktadır. “Zemzem”, halen Kâbe’nin 20 m. kadar doğusunda, “Makam-ı İbrahim” e yakın bir yerde bulunan kuyudan çıkmaktadır. Bu kuyu tavaf alanının altındadır. Kuyuya biri bayanlara diğeri erkeklere ait olmak üzere iki ayrı yerden merdivenlerle inilmektedir. Kâbe ilk bakışta etkiliyor Uzmanlar, Kâbe’nin tıpkı radyason etkisi gibi insan vucuduna etki yaptığını belirtiyorlar. 1996 yılında Kâbe’nin içinde bulunan Kızılay ilk yardım bürosuna başvuruda bulunanlar arasında yapılan araştırmada hastaların yüzde 95’ninin psikolojik olduğu ortaya çıktı. İlginç olan bir diğer taraf ise buraya başvuranların yüzde 80’inin Türk olması. Bunun sebebini ise tıp otoriterleri şöyle açıklıyorlar: Buraya gelen hacılar yıllardır bu anı bekledikleri için aniden Kâbe’yi görünce büyük bir enerji altında kalıyorlar. Onun için diğer ülkeler burayla ilgili olarak hac öncesi ciddi manada maddi ve manevi eğitim veriyorlar. Ama Türk hacılarına böyle bir eğitim verilmediği için hacılarımız burada bu yoğun enerjiyi kaldıramıyorlar

Toplum Hakları ve İdeolojiler

Mahmut ORAL

Kariyer Bu Mu Olmalı? Hangi hikâye doğrudur, bilemem. Bir hikâyeye göre adamın birisi bir gün umuma açık tuvalete girmek zorunda kalmış. Oradaki bir görevli, kendisini ikaz edip, soldaki ibriği almasını istemiş. O nedenini sorduğunda ise, “ben ibrikçibaşıyım” demiş. Çünkü görevini yetki, konumunu makam olarak görüyormuş. Yetkiye bak, makama bak. Bir başka hikâyeye göre ise Osmanlı’da sarayda ibrikçiler varmış. Padişaha hizmet edene ise ibrikçibaşı denilirmiş. Hangisi daha doğru bilemem. Ama bildiğim kadarıyla ibrikçibaşının eşanlamlısı bir kelime var; Bokyedibaşı. Osmanlı’da “bok” demezlermiş, “necaset” derlermiş. Telâffuzu hoş, kullanımı şık, güzel bir söz. Diyebilirsiniz ki, ha “bok” demişiz, ha “necaset” demişiz, ne fark eder? Çok şey fark eder. Hangi kelimeler ile konuşuyorsanız, dünyayı da o kelimeler ile algılıyorsunuz demektir. Kelimeler kodlar, lisânlar kod dizileridir. O nedenle “bok” diyenler ile, “necaset” diyenlerin hayata bakışlarını ortaya koyan kodları da, kodlarının dizileri de farklıdır. Necaset boktan iyidir. Hele ki shit’ten kesinlikle daha iyidir. İbrikçibaşı olmak için ibrik gerekmez. Onları ellerinde ibrikle göremezsiniz. Onlar ellerinde ibrikle de gezmez. Ama sınıfta mümessil, askerde çavuş, büroda şef veya müdür, takımda kaptan olunca kendilerini gösterirler. Hem de nasıl! Yürüyüşleri, duruşları, bakışları değişir. Omuzlar dikleşir, boyna kramp girer, bütün vücutla dönülür. Kollar genellikle belde bağlanır, adımlar büyür, gözler küçülür. Sınıfta konuşanları tahtaya yazanlar onlardır. Askerde de askere karşı en katı olanlar da onlardır. Büroda da bir tek onlar “bana bey diyeceksiniz” derler, takımda da kendilerine “kaptan” diyenler ile demeyenleri birbirinden ayırırlar. Yanlış anlaşılmasınlar; güce tapmazlar, güce itaate bayılırlar. Okul müdürünün alacağı makas, bölük komutanının vereceği aferin, bir üst amirin vereceği selâm ve antrenörün övmesi onları yüceltir… Ömürleri boyunca –hatta torunlarına- anlatacakları bir sürü de güzel anıları vardır; -Birden müdür içeri girdi. Hemen konuşanların ismini verdim. En başa da beni sevmiyenleri koydum. -Sonra bir baktım teğmen gelmiş, bana bakıyor. Askerler de sus pus olmuş bana bakıyor. İşte komutanım dedim, şu şu askerler dediğimi yapmıyor. -Dedim ki genel müdüre; “Sayın büyüğüm, muhterem amirim. Çok haklısınız” dedim. O çıkınca herkese hafta sonuna mesai koydum. -Yahu bizim orta sahada durmuş, hoca bana bakıyor. Aldım topu sola çapraz kaydım. Defanstakiler, orta sahadakiler şaşırdı kaldı. Sonra daha da ileri çıktım. Forvetler de kıskanıyor beni tabii. Onları hep fazladan koşturuyorum ya. Hiç bitmez hiç. Ama fena da bir durum vardır. Çünkü ibrikçibaşı olmak bir süre sonra kalıcı bir ruh hâline gelebilir. Hatta bence ibrikçibaşı olunmaz, ibrikçibaşı doğulur! Belki de bütün ibrikçioğulları yukarıdakileri aynı veya farklı sırayla yaşarlar. Taksiye binerlerse şoföre, otobüse binerlerse muavine, gittikleri bakkala, uğradıkları manava ve apartman yöneticisine yaltaklanırlar. Çünkü bu onlar için mecburiyettir. Yarın kimin ne olacağı belli olmaz, kimin kimi tanıdığı hiç bilinmez. Herkesle iyi olmaz lâzım… Ama muhalifleri de vardır. Muhaliflerinin rahatsızlığı ise genellikle ibrikçibaşı değildir. Kendilerinin ibrikçibaşı olmamasıdır. Bazı yerlerde ibrikçibaşı birden fazladır. Bir de elbette birden çok ibrikçibaşı aday adayının olduğu ortamlar vardır. Ama öyle ya da böyle, bütün ibrikçioğulları gizliden birbirini destekler. Çünkü ibrikçibaşı olmayanlar düşmandıri, tehdittir, rakiptir. Her ibrikçioğlunun gizli bir hedefi vardır. Hepsi o hedefi paylaşır; İbrikçioğulları İmparatorluğu’nu kurmak. Ama bu göründüğü kadar korkunç değildir. Çünkü bir ibrikçioğlunun var olabilmesi için, ibriğini zimmetine alacağı bir efendisi olması icap eder. Denilebilir ki, o zaman da kıdemsiz ibrikçibaşı kıdemli ibrikçibaşının ibriğini tutar. Bu mümkündür. Ama yine de o sistemde “adaletsiz ibrik paylaşımı” meselesi başlar. Çünkü her ibrikçi ibrik taşıdığı müddetle yaşar. Sonra, sonra yeni bir ibrikçi çıkar. İbrikle gelen ibriklegider.Ondansonrasındaibriğinitibarıyeniibrikçiyeaitolur.İbrikçilikmakamıda,ibrikçibaşısıfatıda...


6

Balkan Türkologları Buluşması İslam’da Bilgilendirme

Fitre

Kısa adı fitre olan “sadaka-ı fidr”e, orucun bitmesiyle vacip olmasından dolayı “zekâtül fıdr”, nefsi temizleyip amellerin sevabını artırdığı için de bedenin zekatı anlamında “zekâtül beden” denir. Fitre vermek vaciptir. Fitrenin nisabı (zenginlik ölcüsü) aynen zekatın nisabı gibidir. Aralarındaki fark zekat nisabının üzerinden bir tam sene geçmesi gerekir. Fitre nisabının üzerinden ise sene geçmesi şart değildir. Ramazan içinde dahi maddi durumu iyi olmayan bir insan arefe günü veya bayram sabahı bayram namazından önce varlıklı duruma gelse fitresini ödemesi vacip olur. Fitre oruç esnasında bilmeden yapılan hataların keffareti sayılacağı için esas vacip olduğu vakit bayram günü sabah namazının vaktinin girmesiyle başlar. Bayram namazına başlayıncıya kadarki sürede devam eder. Ancak bu kısa vakitte verecek ihtiyaçlı kişi bulamama ihtimalinden dolayı daha önceden ödenmesi de caizdir.Fakat bayram namazından sonraya kesinlikle bırakmamak gerekir. Önemli bir mazeretinden dolayı bayram namazından önce ödeyemeyenler daha sonra gene ödeyeceklerdir ama öncekinin yerini tutamadığı kesindir. Yukarda anlattığımız ölçüde fitre ödemesi gereken kişi kendi fitresiyle birlikte küçük çocuklarının ve bakmakla mükellef olduğu insanların da fitresini ödemesi vaciptir. Bu cümleden olarak bayram sabahı bayram namazından önce dünyaya gelen bir çocuk da dahil küçük yaştaki çoçuklarının her birinin fitresini ödemek vacip olur. Eşinin fitresini onun isteğiyle ödeyebilir. Fakat ödemek mecburiyetinde değildir. Fitre ve zekat anne baba ve her iki taraftan dedeler hariç birde evlat ve torunlar hariç, muhtaç olan her türlü yakınına ve akrabaya verilir. Bir fitre, insanın kendi yediğinin ortalamasından bir günlük yiyeceği karşılayacak miktarda olmalıdır. Ramazan Bayramı Bayram; ramazan boyu yemeden içmeden ve hertürlü istek ve arzularından kendilerini alıkoyarak oruç tutan müslümanların ve ailelerinin, orucun bitimiyle sevince kavuştuğu ve vaadedilen mükâfata kavuşmakla manen huzur bulduğu bir gündür. Bayram günü sabah namazının vakti girince bir miktar bir şeyler yiyerek sabah namazını mescidde kılmak üzere çıkmak en iyi olanıdır. Camiye giderken mümkünse çocukları ve cami müsaitse hanımları da camiye götürmek eftaldir. Çünkü bayram herkesin bayramıdır. Sahih hadis kaynaklarına baktığımızda Resulullah (s.a.v) efendimizin bayram namazlarını mescidin dışında musalla denen açık sahada kıldığı ve bu musallaya çocukları ve kadınları da hatta adet ve lohusalık hastalığı gibi özrü olanlarıda topladığını görmekteyiz. Ancak burada bir şeyi de doğru anlamak gerekiyor Resulullah (s.a.v) kendilerine cuma namazı ve bayram namazı mecbur olmayanlar arasında kadınları saymaktadır. Cumaya ve bayrama gelebilen hanımların gelmesi başkadır, farz veya vacip olduğu için gelmek mecburiyetinde olmaları başkadır. Hanımlara cuma namazı ve bayram namazı mecbur olmamakla birlikte katılmalarında da bir sakınca yoktur. Ve katıldıkları takdirde vaaz dinlerler , kendi aralarında birbirleri ile görüşürler, namaza iştirak ederek sevabından nasiplerini alırlar. Ama bütün bunları yaparken erkeklerle aynı safta kesinlikle olamayacakları gibi mescidlere girip çıkmaktada erkek kadın karışımına meydan vermemeye ve kıyafetlerinin islamî tesettüre uygun olmasına kesinlikle uymaları gerekir. Bu vesileyle hepimizin bayramını tebrik eder bütün insanlığın saadetine ve hidayetine vesile olmasını niyaz ederiz.

Balkan Türkologları Buluşması Saraybosna’da Gerçekleştirildi Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna’da düzenlenen Balkan Türkologları Buluşması, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan’ın açış konuşması ile başladı. Enstitü’nün kısa tanıtım filminin gösterilmesinin ardından söz alan Sayın Bilkan, toplantının bilimsel bir başlıkla değil, Türkologların birbirlerini tanımaları ve bir platform oluşturmaları düşüncesinden hareketle “buluşma” olarak isimlendirildiğini belirtti. “Coğrafyaların birbirlerini tanımalarını istiyoruz. Bu maksatla da Mısırlı Türkologları bu buluşmaya davet ettik.” diyen Sayın Bilkan, Enstitü olarak ağırlıkla yurt dışında yapılanma içerisinde olduklarını ve yurt dışında 20’den fazla Kültür Merkezi’ni hizmete açtıklarını kaydetti. Bu Merkezlerde Türkçe dersleri ile kültür sanat kursları düzenlemenin yanı sıra akademik araştırmaların da yapılmakta olduğu bilgisini verdi. Yurt dışındaki Türkoloji çalışmalarına destek sağlanması amacı ile Türkiye’den yaklaşık 30 üniversite ile işbirliği anlaşması imzalandığını sözlerine ekleyen Sayın Bilkan, özellikle Balkanlar’da Türk el sanatlarının geliştirilmesi konusunda da projelerinin olduğunu söyledi. Ziraat Bankası ve Halk Bankası ile imzalanan protokolleri de hatırlatan Sayın Bilkan, yapılan işbirlikleri uyarınca özellikle Balkan üniversitelerine kütüphane desteğinde bulunduklarını ifade ederek geleneksel el sanatlarının yaygınlaştırılması konusunda yürütülen çalışmalara da katkı sağlamaya devam edeceklerini söyledi. Yurt dışındaki Türkoloji çalışmalarına destek sağlanması amacı ile Türkiye’den yaklaşık 30 üniversite ile işbirliği anlaşması imzalandığını sözlerine ekleyen Sayın Bilkan, özellikle Balkanlar’da Türk el sanatlarının geliştirilmesi konusunda da projelerinin olduğunu söyledi. Ziraat Bankası ve Halk Bankası ile imzalanan protokolleri de hatırlatan Sayın Bilkan, yapılan işbirlikleri uyarınca özellikle Balkan üniversitelerine kütüphane desteğinde bulunduklarını ifade ederek geleneksel el sanatlarının yaygınlaştırılması konusunda yürütülen çalışmalara da katkı sağlamaya devam edeceklerini söyledi. Geniş bir akademisyen topluluğunun katılımı ile “Türkçe Öğretim Seti” hazırladıklarını söyleyen Sayın Bilkan, bu setler sayesinde Türkçe

eğitimin daha da kaliteli hale geleceğini belirtti. Yabancılara Türkçe Öğretimi konusunda daha yeterli ve alanında uzman okutmanların yetiştirilmesine dönük çalışmalar da yürüttüklerini belirten Sayın Bilkan, bu kapsamda Enstitü’de “Türkçe Eğitim Sertifikası Programı” düzenledikleri söyledi. Daha sonra söz alan Balkan Türkologları ise bölümlerinin tanıtımını yaptıkları konuşmalarında, projeleri, beklentileri ve eğitim ihtiyaçları konusunda bilgiler verdi. Türkoloji projesi kapsamında üniversitelerle imzalanan protokollerin tüm Balkan Ülkeleri’ndeki Türkoloji bölümlerini kapsamasını, alanlarında uzman Türk akademisyenlerin bu üniversitelere gönderilerek var olan bölümlerin güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdiler. Balkan Türkologları Buluşması toplantısında; Türkoloji bölümlerindeki ders içerikleri, ders materyalleri ihtiyacı, Türkiye’deki yüksek lisans ve doktora imkânları, Türkoloji bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerin mezuniyet sonrası istihdamı gibi konular değerlendirildi. Toplantı sonunda, Türkiye’nin, dilini, kültürünü, tarihini ve sanatını yurt dışında tanıtmak amacıyla bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlamak üzere bir yapılanmanın oluşturulması gerektiği karara bağlandı. Balkan Türkologları Buluşmasına; Zenica Üniversitesi, Saraybosna Üniversitesi, Tuzla Üniversitesi, Köstence Üniversitesi, Belgrad Üniversitesi, Üsküp Devlet Üniversitesi, Bükreş Üniversitesi, Priştine Üniversitesi, Zagreb Üniversitesi, Aziz Kiril Metodiy Üniversitesi, Ayn Şems Üniversitesi ve Hilvan Üniversitesi Türkoloji; Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinden akademisyenler katıldı.

Bulgaristan Standından Görüntüler

Bulgaristan Türklerinin Sesi Bilgilendirmek

Ta r i h i A t l a r Ya z d ı

Tarih yorumlamalarında çok sık telâffuz edilmiş bir lâftır; Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Bu sadece lâf-ı güzaftır. Muhakkak biraz mübalağadır ve belki de, daha ziyâde “hayatta ve tarihte elde edilen zaferlerin ne derecede zor kazanıldığını tariftir”. Çünkü her başarılı erkeğin arkasında bir kadın yoktur. Ama çoğu başarılı erkeğin altında bir at vardır. Özünde tarih sadece ikiye ayrılır. Atlı tarih ve atsız tarih. Tarihin birçok dönemine ruh veren yine at olmuştur. Kuşkusuz Manas Destanı efsanevî atı Akkula olmasaydı, bazı şeyler eksik kalırdı. Ne de Köroğlu’nu çaya tepen Kiziroğlu Mustafa Bey’in Kırat’a kaçması için mecal vermeyen Alapaça’sı olmasaydı her şey aynı olurdu. Gülgûn olmasa Hüsrev ve Şirin eksik olmaz mıydı? Kültigin’in atı Alp Şalcı olmasaydı Orhon Kitâbeleri de tam olmayacaktı. Ya Battal Gazi’nin atı Aşkar veya 19. Yüzyıl’da Rus işgâline direnen Kaçak Nebi’nin atı Bozat olmasaydı? Sadece bizde de değil. Büyük İskender’in hatıratına şehir kurdurduğu Bukephalos olmasaydı, tarih aynı kalır mıydı? Bukephalos olmadan Büyük İskender’i Hindistan’a kadar kim taşırdı? Tarihi kadınlar yazmadı. Tarihi arkasında kadın olanlar da yazmadı. Tarihi yazanlar aslında Şah İsmail’in Kamertay’ı, Genç Osman’ın adına yatır yaptırılan Sislikır’ı, Yavuz Sultan Selim’in Karaduman’ı ve Atatürk’ün Çankaya’sıydı. Hâlâ Topkapı Müzesi’nde Sislikır’ın mezar taşı durur, üzerinde de şöyle yazar; “Zil-i Hak Hazret-i Osman Han’ın Sislikır nam atı öğülmüştür Emr-i Yezdan ile mevt irişecek Bu makam içre o gömülmüştür” Osman Paşa’nın otuzunu geçkin yağız atı da Sislikır gibi bir liderdi. Bu at ne zaman hücum borusundan evvel toprağı eşelese ve ileriye hamle yapsa, bütün orduya zafer işâreti olurdu. Onu gören bütün ordu düşmana daha büyük şevkle atılırdı. Yağız at ölene değin düşmana Osman Paşa’nın sırtını bir defa göstermedi. Bir de Kuvva-i Millîye atları var. Kurtuluş Savaşı’nda, ipten üzengi ve tahtadan kılıçla verilen bütün bir milletin hayat-memat savaşında 45.530 at vardı, en az süvarileri kadar savaşa inanmış ve yağan kurşun ve gülle yağmurunun altında en az onlar kadar savaşın sonunu merak eden. 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e de beş süvari fırkası girdi. O süvarileri o şehre de, işgâlcilerin ardından kıyıya kadar da o atlar taşıdı. Belgesel görüntülerine bakın ve görün onların da zaferi ne kadar hissettiğini. Bütün bunlardan dolayı iki güzel söz vardır; “Atsız Alp Olmaz” ve “At Türkün Kanadıdır” diye. Siz hiç “Kadınsız Alp Olmaz” veya “Kadın Türkün Kanadıdır” diye bir söz duydunuz mu? Bunlar tarihe geçen atlar, bir de tarihe geçen kadınlara bakalım; Osmanlı’yı sarsan Hürrem Sultan, Osmanlı’yı bir daha sarsan Kösem Sultan, Leyla yüzünden çöle düşen Mecnun, Kerem’i delirten Aslı, Ferhat’ı çatlatan Şirin, Karacaoğlan’ın kanını kurutan Elif… Kerem’in sinirinden dağları deldiğini de Karacaoğlan’ın “karlar tozar Eluf Eluf deyu” diye diye tozuttuğunu biliyoruz. Ama bir tek attan şikâyet eden kahraman gördünüz mü? Zâten hiçbir at şikâyet edilecek bir şey yapmaz ki. Dörtnala ılgarda, rüzgâr kulaklarınızda uğuldarken ve yüzünüz güneşten yanarken duvar gibi bayıra saldırdığınızda size uyar, “bence bunu tartışalım” demez. Siz iyi binici olmaya çalıştığınız sürece, size yardımcı olur. Siz iyi binici oldukça, o da iyi at olur. Siz ona baktıkça, o da sadece size bakar. O tökezlerse siz dizginle destek verirsiniz. Siz tökezlerseniz, o sizin dengenizi korur. Sizin savaşınızın, yarışınızın, hedefinizin ortağıdır. Siz koşarsınız, o koşar. Ama sırtınıza binmeye çalışmaz. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır, öyle mi? Hani neredeyse, her iyiliğini güzelliğin arkasında Günter Verheugen vardır demek gibi… Sultanın sarayda huzuru olsa belki sefere çıkmazdı. Belki atı kanadı olarak da görmezdi, kaçmak için kanada ihtiyaç duymasa; - Ulu hünkârım sizinle çok mühim bir meseleyi konuşmamız lâzım. - Aklıma geldi de, Nemçeler ne zamandır uslu durmuyor. Tez atımı hazırlayın. - Sen artık beni dinlemiyorsun, ilişkimiz hakkında konuşmamız lâzım. - Doğru, ama müsaade et, şu Nemçeleri bir yeneyim, sefer dönüşü, yaklaşık on ay sonra konuşuruz. - Geçen defa da öyle dedin. Sonra Nemçe’den Mora’ya gittin. Oradan da Magrep’e. Hem bak ne diyeceğim… - Söz, bu defa söz. Yahu atım nerede kaldı benim? Belki bugün de atlar olmalıydı ve atlı tarih yaşanmalıydı; -Sayın Papadopoulos dostâne ilişkilerimizin gelişimine ve barışa katkılarınızdan dolayı size bu atı hediye ediyoruz. Lütfen buyurun ve binin. - Çok güzelmiş vre. Safkan değil mi kale? Adı ne yavrisimo? - Cansız. - Çok yavaş ve sakin onun için mi kale? - Tabii, tabii. - Ah vre, bunun dizgini nerede kale? Atlar savaş meydanında binicisi vurulsa da ordu ile beraber menzile koşarlar, çünkü kaçmazlar. Atlar binicisi düştüğünde ya başında beklerler ya da yardım çağırırlar, asla kaçmazlar. Hiçbir at kendisine iki tane kesme şeker veren biniciyi unutmazlar, zâten kaçmazlar. Anlatırsınız dinlerler. Durursunuz, beklerler. Dahası kadir-kıymet bilirler. Ve Sırtınızı düşmana göstermezler. O nedenle kesinlikle, vallahi ve billahi ve bir defa daha; “Osmanlı’nın ayağı üzengide gerek.”


Bulgaristan Türklerinin Sesi 7

Misyonerlik Faaliyetler-2

Ayrıca yine Amerikan misyonerleri, Osmanlı ülkesine çok sayıda hastaneler, klinikler, dispanserler, yurtlar, yetimhaneler açmışlardır. 1880 yılı sonrasında Amerikalı ABCFM’li misyonerlerin, özellikle de Ermenilere yönelik çalışmaları hız kazanmıştır. Gregoryen mezhebinden olan Ermenilerin, Protestan mezhebine çekilmek istenmesi, Ermeni milli bilincinin uyandırılması bu misyonerlerin temel görevlerinden biriydi. Ermenilerin, tebaası oldukları Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık isteği ile sık sık ayaklanmasında ABCFM’li misyonerlerin rolü çok büyüktür. Amerikalı misyonerlerin Osmanlı ülkesinde ilgi duydukları diğer bir millet ise Bulgarlardı. Amerikalı misyonerlerin Bulgaristan’da ulaşmak istedikleri üç hedef vardı: Birincisi Bulgarları Ortodoks hiyerarşisinin pençesinden kurtarmak; ikincisi Protestanlığı yaymak; üçüncüsü Bulgaristan’ı Osmanlı hâkimiyetinden kurtarıp bağımsız olmasını sağlamak. Bu üç amacın gerçekleşebilmesi için Amerikalı misyonerler, Bulgar milliyetçiliğinin alt yapısını oluşturdular. Bu milliyetçiliğin yükselmesi için Bulgarca kitap, dergi, broşür bastırdılar. Bulgarcanın başta İngilizce olmak üzere, diğer yabancı dillerdeki sözlüğünü bu Amerikalı misyonerler hazırladılar ve bastılar. Bulgaristan’ın bağımsızlığını kazanmasında Amerikalı misyonerlerin kurduğu Robert Koleji’nin rolü çok büyüktür. Nitekim bu konuda İngiliz ajanı Fitzmaurice: “Bulgaristan, bağımsızlığını elde etmesini Robert Koleji’ne borçludur.” diyerek bu gerçeğe işaret eder. Çünkü Robert Koleji, isyancı Bulgar elebaşlarının yetiştiği bir okuldur. Bulgarların Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmasını ve bu ayaklanmaların bastırılması sırasında vuku bulan olayları tamamen çarpıtarak, Müslüman Türkleri suçlu bulan, dünya kamuoyunda anti-Türk imajının oluşumunda Robert Koleji hocalarının rolü çok büyüktür. Amerikalı misyonerlerin açtıkları misyoner okullarının en ünlüleri şunlardır: Harput Amerikan Koleji 1859, Robert Koleji 1863, Merzifon Amerikan Koleji 1863, Antep Merkezi Türkiye Koleji 1876, Maraş Merkezi Türkiye Koleji 1882, Tarsus Amerikan koleji 1888, Talas Amerikan koleji 1889, İstanbul Amerikan Kız Koleji 1890, Uluslararası İzmir Koleji 1898.

1913 yılına gelindiğinde Amerikalıların, Osmanlı topraklarında açtığı kilise sayısı 163, okul sayısı 450’ye ulaşmıştır. Bu okullara devam eden öğrenci sayısı 25 bin 922 idi. Aynı yıllarda Osmanlı ülkesindeki Sultani ve İdadi sayısı ise 69, buralarda okuyan öğrenci sayısı 6 bin 800 civarındaydı. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, Osmanlı Devleti’nin misyonerlik faaliyetleri karşısındaki durumu son derece vahimdi. Misyonerlerin, Osmanlı ülkesindeki gayrimüslim azınlıklar üzerindeki yoğun ve etkili propagandaları sonucunda, gayrimüslim azınlıklar, bağımsızlık isteğiyle, sık sık ayaklanıyorlar, devleti güç durumda bırakıyorlardı. Milli Mücadele’nin zaferle neticelenmesi ve Milli bir Devletin kurulmasıyla, Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerin duraklamaya başladığını görüyoruz. Zira misyoner okulu olarak çalışan azınlık okulları kapatılmıştır. Nitekim 1928 yılında Bursa Amerikan Kız Koleji’nde, Müslüman kızların Hıristiyanlaştırılmak istenmesi sonucu bu okulda kapatılmıştır. Ülkemizde 1960’lı yıllardan sonraki yıllarda, misyonerlik faaliyetleri yeniden canlanmış, bilhassa 1980’li yıllarda çok sayıda Protestan misyoner, ülkemize gelerek Hıristiyanlığı yaymaya çalışmışlardır. Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetleri de hız kazanmış; öyle ki 24 Nisan 2001’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu’nda milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden misyonerlik faaliyetleri, kurulda ele alınmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Milli Güvenlik Kurulu’na sunduğu raporda, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerinin Ermeni Toprakları Merkezi, Türkiye Protestan Kiliseler Birliği, Ortodoks Kiliseler Birliği, Avrupa Kiliseler Birliği eliyle yürütüldüğü bildirilmiştir. Ankara Sanayi Ve Ticaret Odası’nın yayınladığı misyonerlik raporuna göre Sağlık Ve Eğitim Vakfı (SEV), Üsküdar Amerikan Koleji, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji İle Yehova Şahitleri, Bahaîler, Süryaniler, Ortodokslar, Katolikler, Protestanlar misyonerlik faaliyetleri içerisinde bulunmaktadırlar. Son üç yılda dağıtılan İncil sayısı 8 milyondur. İncil’in ülkemizde yaşayan 14 azınlık grubunun dillerine çevirisi yapılmıştır. Bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere misyonerler sahip oldukları imkânlarla ülkemiz insanın dini ve milli değerlerini tehdit eder hale gelmişlerdir. Sonuç olarak şunları söylemek gerekirse: batı ve amerikan emperyalizminin temel vasıtalarından biri olan misyonerlik faaliyetleri, ülkemiz bütünlüğünü, dini ve milli değerlerimizi tehdit etmektedir.

Balkan Savaşları’nın 100. yılı

Balkan Savaşları”nın 100.yılında Osmanlı”nın Balkanlar Politikaları konulu konferans Anadolu Üniversitesi’nde (AÜ) yapıldı. Balkan Savaşları”nın 100.yılında Osmanlı”nın Balkanlar Politikaları konulu konferans Anadolu Üniversitesi’nde (AÜ) yapıldı. Balkan Savaşları’nın 100.yılında Osmanlı’nın Balkanlar Politikaları konulu konferans Anadolu Üniversitesi’nde (AÜ) yapıldı. AÜ Edebiyat Fakültesi Zakine Çelik Öztürk Salonu’nda düzenlenen konferansta konuşan Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Harun Duman, Balkan Savaşları’yla ilgili detaylı ve ilgi çekici bilgiler aktarıldı. Balkan Savaşları’nın Osmanlı’nın kaybettiği savaşlar arasında en kolay kaybedilen savaş olduğunu dile getiren Prof. Dr. Harun Duman, “Balkan Savaşları oldu bittiye getirildi. O yerler çok çabuk şekilde kaybedildi” dedi. O dönemi anlayabilmek için Balkan Savaşları’na edebiyatçı gözüyle bakmak gerektiğini ifade eden Duman, Balkanların Osmanlı’da olduğu gibi Türkiye içinde stratejik öneme sahip olduğunu belirterek, “Balkanlarla ilgisini kesen bir devlet uzun süre ayakta kalamaz” diye konuştu. Türklerin tarihi süreç içinde Balkanlara gelişini ve Osmanlı’nın Balkanları fethetmesini anlatan Prof. Dr. Duman, Osmanlı’nın Balkan topraklarında fetih hareketleri yürüterek Bizans’ı kuşattığını söyledi. Böylece İstanbul’un fethinin kolaylaştığını kaydeden Duman, Balkan topraklarının stratejik ve jeopolitik önemine dikkat çekti. Balkanlar’ın fethinden sonra Osmanlı’nın o topraklarda yaşayan halkı adil bir biçimde yönettiğini vurgulayan Duman, “Eğer bugün hala Bosna’da, Kosova’da, Makedonya’da, Arnavutluk’ta ve diğer Balkan ülkelerinde Türklerin eserleri ve kültür benzerlikleri bulunuyorsa bunlar Osmanlı padişahlarının sayesindedir” şeklinde konuştu.

T a r i h ten

Müjgan DENİZ

Balkan Savaşı’nda Türk kadınları-2

Balkan Savaşı’ndaki katliam ve zoraki göçün hatırlatılmasını Etyen Mahçupyan’’ Ermeni soykırımı tartışmalarının karşısına psikolojik bir denge unsuru olarak çıkarıldığını’’ iddia edebiliyor. Bardakçı’nın söylediği Türklerin unutma adeti ile Mahçupyan, olmayan bir şeyi alicenaplık hasletine bağlamakla alay ediyor. Mahçupyan; Kafkaslar da katliama uğrayan milyonlarca insanın zaten ‘’sonradan soydaş olduğunu aramızda kültürel bir bağ olmadığını ‘’söylüyor. Yani Kafkasları işe karıştırmayın diyor. Neyse Rumeli’de soykırıma ve zoraki göçe uğrayanların kültürümüzden olduklarına bir şey diyemiyor. Ancak Türklerin Rumeli’den sürülme ve katliama uğramalarının Türklerce unutulduğu gerekçesini kabul etmiyor. Ermenilerle ve Rumeli’deki Müslümanlar arasında bir fark olduğunu, Müslümanların son üç yüz yıldan beri Rumeli’ye yerleştiklerini, Müslümanların orada gerçek anlamda yerli olamadıklarını, Türklerin Rumeli’de güç ve rant için bulunduklarını, Ermenilerin ise 3000 yıldır bu topraklardaki otaktan halk olarak doğal hakları olduğunu söylüyor. Mahçupyan Osmanlı’nın1352’den beri Rumeli’nde olduğunu unutuyor. Yani Rumeli en az 550 yıllık Türk vatanı idi. Anadolu’da ise bırakın 3000 yıllık bir Ermeni devletini, birkaç yüzyıllık Ermeni devleti bile olmadı. Türkler Anadolu’yu Ermenilerden değil Bizans’tan aldı. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Ani bölgesinde Ermeniler vardı. Mahçupyan Osmanlı’nın Rumeli’ne barış getirdiğini, başka dinlere toleransla davrandıklarını söylemiyor. Türklerin Balkan’da sömürgeci ve hâkim sınıflar var ettiğini, bu nedenle Bulgar ve Yunanlıların Türkleri katledip göçe zorlamalarını normal buluyor. Etyen Mahçupyan’ın Osmanlıların Balkan’a nasıl bir düzen getirdikleri öğrenmesi için Halil İnalcık’ın ‘’Devlet-i Aliyye’’ isimli eserinin ‘’Osmanlılar Avrupa’da’’ bölümünü okumasını tavsiye ederiz. Mahçupyan, savaşta düşmanın yanında yer aldığını söylemekten kaçındığı Ermenilerin ise kendi kültür ve dinleriyle uyuşmayan ülkelere gittiğini söylüyor. Ona göre; Rumeli’deki Türkler ise kendi kültürlerinin bulunduğu ülkeye, Türkiye’ye geldiler. O halde şikâyet edilecek ne var? Ona göre; Rumeli Müslümanları Türkiye’de kendi kimliklerini kazandı. Ermeniler ise gittikleri ülkelerde yabancılaştı.

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin STK Ziyaretlerinden


8

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Türkiye’nin Kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna, tüm Türkiye ve Balkanları Bayrampaşa bir arada buluşturdu

Türkiye ve Balkanlar Bayrampaşa’da Buluştu

Bayrampaşa’nın ve dolayısıyla İstanbul’umuzun sosyal ve kültürel hayatına renk kattığını düşünüyoruz ve son derece önemsiyoruz. Karadeniz’in Doğusu, Batısı, Anadolu’nun içini, kuzeyini, güneyini, doğusunu, batısını, Akdeniz’i, Egeyi, Trakya ve Bal¬kanları yüz binlerce Bayrampaşalıyı buluşturdu. Bayrampaşa Belediyesinin kurduğu stantlarda sergilenen yöresel sergiler gerçekleşen açılış töreni ile halkın beğenisine sunuldu. 8 Haziran günü gerçekleştirilen açılışa Bayrampaşa Belediye Başkanı Sn. Atilla Aydıner, Ak Parti İstanbul Milletvekili Sn Hüseyin Bürge, Ak Parti İlçe Başkanı Sn Cemil Yıldız, katılımcı tüm dernek ve konfederasyonun başkan ve yöneticileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Kurdele kesiminin hemen ardından stantları gezen Belediye Başkanı Aydıner ve beraberindeki heyet, stant yetkililerinden bilgi aldı.

Bulgaristan’dan getirilen Osmanlı kılıçları, Bulgar ve Bulgaristan Türklerinin giysi¬leri, Gramofon, Plaklar, Halı, yayık gibi objelerin yanı sıra, her ilin kendine özgü lezzetleri ile özellikle Balkan coğrafyasının her köşesini temsil eden yöresel kıyafetler, ziyaretçilerin beğenisine sunulmuş oldu. Türkiye’nin tüm renklerini Bayrampaşa’da bir araya getiren “7 İklim 7 Renk” kültür şöleni, Zara konseriyle başlayarak diğer bölge sanatçılarıyla devam etti. Tüm bölge sanatçıları, binlerce kişinin katılımıyla muhteşem konserlerin altına imza attılar. BAYRAMPAŞA’DA BİR OLDUK BİRLİK OLDUK BİRLİKTE TEK YÜREK OLDUK Sloganı ile buraya gelen sanatçıların ortaya koydukları performans adeta birbirinden üstündü. Her bölge sırası ile program doğrultusunda kendi eğlencesini ziyaretçilerin beğenisine sundu. Doğu Karadeniz bölgesi ile başlayan ve Trakya, Rumeli, Balkan gecesiyle son bulan etkinliklerde sanatçıların seslendirdikleri türküler eşliğinde oynanan Horonlar, Halaylar, Payduşkalar, köçekler, folklor oyun¬ları ile şenlenen gecelere, vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Son gece Park Ada ziyaretçilerle doldu taştı ilgi çok çok büyüktü, Bayrampaşa da Trakya ve Balkanlıların büyük bir çoğunluk olduğunu böylece göstermiş oldu. Konser alanın dışı bile insanlarla doldu taştı adeta her yere insan yağmıştı. SON GECE Kİ KONSER de BULGARİSTANLILARIN ÜNLÜ SANATÇISI RÜSTEM AVCI RUME-

LİLİ EKREM, TRAKYA BÖLGESİ –FARUK YILMAZ, BOŞNAKLARIN ÜNLÜ SANATÇISI ELVİRA RAHİÇ SESLERİ İLE BAYRAMPAŞAYI SALLADILAR. Bu konsere göçmenlerin ilgisi son derece büyük oldu. Bayrampaşa’da yaşayan Balkan göçmenleri kendi sanatçılarını hem tanıma hem de izleme imkânı buldular.Tüm etkinlik boyunca Bayrampaşalılar, omuz omuza, gönüllerince eğlenirken, birlik, beraberlik, dostluk ve kardeşlik mesajları verdiler. Ayrıca, Miraç Kandili’nin kültürel etkinlik takviminin içinde yer alması sebebiyle, 16 Haziran’da Miraç Kandilinde tüm dernekler bir birlerine kendi yöresel yiyeceklerini geç saatlere kadar ikram da bulundular. Bizlerde Bulgaristan’da yaygın olarak her kan¬dilde ve bayramlarda yapılan gözlemeyi

(Gulaş, Çörek) yöresel usulde yaparak boza ile ikram ettik. Böylece Bayrampaşa Belediyesinin “7 iklim 7 renk” hem kaynaşma sağlanması açısından hem de gelecekte daha büyük projelere imza atmak için bir başlangıç oluşturdu. Kapanış gününde ise Bayrampaşa İlçe Kaymakamı Abdülkadir Yazıcı, Bayrampaşa Belediye Başkanı Atilla Aydıner, AK Parti İstanbul Milletvekilleri Şirin ÜNAL ve Gülay DALYAN, CHP İST:Meclis Üyesi Orhan ÇAKIR, AK Parti Bayrampaşa İlçe Başkanı Cemil Yıldız, Bld. Başkan Koordinatörü Yüksel AYDIN, Başkan Yardımcıları Ahmet Tüfekçi, Muharrem Kavurkacı, Mustafa Demirkan, Belediye Başkanı danışmanı İsmail GEMİCİ ve birim müdürleri ile yüz binlerce vatandaş katıldı. Bayrampaşa Belediye Başkanı Sn.Atila Aydıner, “7 İklim 7 Renk” etkinliklerinin top¬lumsal barışımızı ve huzu-

rumuzu bozmak isteyenlere verilen güzel bir cevap olduğuna vurgu yaptı. Ülkemiz her yönüyle çok renkli bir ülke. Bayrampaşa’mızda bu renklerin hepsini görmek mümkündür. Biz, yurdumuzun her yöresinin ve bölgesinin sanatını seviyoruz ve be¬nimsiyoruz. Vatandaşlarımızın hasret duydukları memleket seslerini ve renklerini burada, Bayrampaşa’da onlarla buluşturmaktan mutluluk duyuyoruz” dedi. Öncelikle Bayrampaşa Belediye Başkanımızın ilçede faaliyet gösteren derneklere böyle bir imkân sunduğu için ne kadar teşekkür etsek yetersiz kalır. Bu organizasyon İlçemizde faaliyet gösteren derneklerimizin hem kendi faaliyet alanına giren kesimler ile iç içe olma fırsatını verdiği gibi çeşitli derneklerin de birbirleri ile daha yakından ilişki kurma ve birbirlerini tanıma ve kaynaşma fırsatını da sunmuş oldu. Böylece gelecekte ortak faaliyetlerde bulunmanın da yolunu açmış oldu. Bu nedenle bu organizasyon son derece isabetli ve renkli, Bayrampaşa insanlarının da Trakyalı, Balkanlısı, Anadolu-

lusu, Egelisi, Akdenizlisi ile Karadenizlisiyle Güneydoğulusu ile kaynaşmasında çok çok katkıda bulunmuştur. Ümit ederiz ki gelecek yıllarda da bu tarz faaliyetler sürdürülecek ve geleneksel hale getirilecektir. Biz de dernek olarak elimizden gelen desteği sağlayacağız. Bu şölen Bayrampaşa’nın ve dolayısıyla İstanbul’umuzun sosyal ve kültürel hayatına renk kattığını düşünüyoruz, son derece önemsiyoruz ve proje sahiplerini kutluyoruz. Bayrampaşa Belediyesi’nin Türkiye’nin tüm renklerini bir araya getiren projesi tüm dernekleri bir biri ile tanışmalarına vesile oldu. Böyle anlamlı bir etkinliğin içinde bulunduğumuz için çok mutluyuz. Bayrampaşa Belediye Başkanı Sayın Atila Aydıner’e ve ekibine çok teşekkür ediyoruz. Bizim Bulgaristan’da öz değerlerimizi, ancak böyle güzel etkinliklerle yaşatılarak gelecek kuşaklara aktarılabiliriz. Bunların da devam ettirerek bir gelenek halini almasını arzu ediyoruz. Bizler dernek olarak ayrıca bu organizasyon sayesinde Balkanlardan Türkiye’ye göç eden kendi insanlarımızla kaynaşma imkânı bulduk. Birçok insanımız bizi burada görme imkânı buldu, hatta standımıza gelenlere bir ziyaretçi ve üye formları bırakmıştık. Burada on gün içinde ziyaretçi formu dolduranların sayısı 1223 olurken yeni üye olanların sayısı da 823 kişi oldu. Bu da bizlere dernekte bir yılda ulaşamadığımız insanlara ulaşmış olduk. Bundan dolayı Bayrampaşa Belediye Başkanı başta olmak üzere bu organizasyonda emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyoruz. Şimdi Bayrampaşa daha güçlü ve birlik içinde olduğuna inanıyoruz. Ümit ediyoruz ki bu tüm ülkemize de bir örnek teşkil edecektir. Bu gibi organizasyonlar gelecek yıllarda da bunlar sürdürülecek ve geleneksel hal alacağını arzu ediyoruz. Saygılarımızla,

H AT I R L AT M A

Gülümser GÖNLÜŞEN İslam’da Z E K AT

Kelime anlamı artma, temizleme anlamına gelen zekâtın:şeriat yani islam literatüründeki anlamı: Allah’a ibadet niyetiyle belirli ölçüdeki bir malın belli bir miktarını yine belli kişilere vermeye zekat denir. (1) Zekat hicretin 2. senesinde, ramazan orucundan önce farz kılınmıştır.(2) Muhkem bir farz olan zekatın farz oluşu kitapla (Kur’an-ı Kerimle), mütavatir sünnetle (hadisle) ve mütevatir icma’ ile sabittir. (3) Ebubekir el-Razi: zekatın geçikmeli olarak farz olduğunu dolayısıyla servetinin bütününü kaybeden kişi zekatını geçiktirmiş olmasından dolayı tazmin etmesi farz olmaz dedi. Ebul Hasan el-Kerhî: hemen acele ödenmesi farzdır dedi. Imam Muhammed’den de bu görüş nakledildi. Zira o: “zekâtını ödemeyenin şahitliği kabul edilmez.” dedi. Zekât muhkem bir farzdır, terki mümkün değildir. Inkar eden ise küfre düşer. Zekât hür, akıllı ve bulüğ çağına ermiş olan, senenin başında ve sonunda ihtiyacından fazla olarak ve borcunu çıktıktan sonra nisaba malik olan her müslümana farzdır. Bu tariften anlaşıldığı üzere zekatta sekiz şart aranmaktadır. Beşi mal sahibinde üçüde malın kendisinde. Mal sahibinde aranan şartlar: 1.Buluğ cağına ermiş olmak 2.Akıllı olmak. 3.Müslüman olmak 4. Hür olmak 5. Borçsuz olmaktır. Malda aranan şartlar ise: 1.Tam bir nisaba ulaşmış olmak 2.Hakikaten veya hükmen artmakta olmak 3.Üzerinden bir yıl geçmiş olmaktır.(4)

Kur’an-ı Kerimde Zekât:

Kur’an-ı Kerimde zekat verme anlamında otuz yerde zekat kelimesi zikredilmektedir. Bunlardan iki yerde yalnız olarak geçen zekat kelimesi 28 yerde namazla birlikte zikredilmektedir. Bunlardan sekizi “namazı kılın ve zekatı verin.” şeklinde emir olarak zikredilmektedir. Ayrıca birçok yerde sadaka ve infak ( ödeme , harcama) kelimeleriyle ifade edilmektedir. Bu da islâmda namaz ve zekâtın çok önemli ibadetler olduğunu göstermektedir. Zira namaz bedenle Allah’a itaatın simgesidir. Zekat ise malla Allah’a itaatın simgesidir. Ben mislümanın diyen mükllef herkesten bu görevlerin istenmesi diğer görevlere de geçişi sağlamakatadır. Namaz kılarak Allah’a itaat eden kişi beden yönünden uyulması gereken herşeye uyacağını taahhüt etmektedir. Zekât vererek Allah’a itaat eden kişi ise mâlî yönden Allah’ın emirlerine uyacağını taahüt etmektedir. Namaz ve zekât herşeyi halletmez ama bunlarsızda olmaz. Bunun içindir ki geçmiş ümmetlerde de namaz ve zekât emri ön sıralarda gelmektedir. Kur’an-ı Kerimin Embiya süresinde bazı peygamberlerin özellikleri ve karşılaştıkları hususlar anlatıldıktan sonra “ve hepsini emrimizle doğru yol gösteren imamlar yaptık. Kendilerine hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı, zekât verneyi vahy eyledik. Onlar hep bize ibadet ediyorlardı. (asla putlara tapmıyorlardı.)” (Enbiya süresi 73) buyurulmaktadır. Ayrıca ismail (a.s) dan bahsedilirken “o ümmetine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi, o rabbı katında kendisinden razı olunan birisi idi.” (Meryem Süresi 55) buyurulmaktadır. Ayrıca kitap ehlinden bahsedilirken onlara da namazın ve zekâtın emredildiğişöyleifadeedilmektedir.Halbukionlar(kitapehliolanlar),ancakAllah’a, onun dininde ihlas sahipleri olarak, diğer bâtıl dinlerden islâma yönelerek ibadet etsinler, namazı gereği üzere kılsınlar ve zekâtı versinler diye emrolunmuşlardır. Işte bu emredildikleri şey, dost doğru hak dindir. (Beyyine süresi 5) Kitap ehli namazı düa şekline dönüştürüp abdestsiz, rukû ve secdesiz sadece el kaldırıp düa ederek ibadet etme şekline dönüştürdükleri için Kur’an-ı Kerimde onlara hitaben: “Hakkı batıla karıştırıpta bile bile hakkı gizlemeyin (Peygamber a.s ‘ın vasfını tevratta bulamadık diyerek hakkı örtmeyin.) (Bakara Süresi 42) (Müslümanların namazı gibi) namazı gereği üzere kılın, onlar gibi zekât verin ve rukû eden mü’minlerle birlikte sizde rukû edin.”(Bakara süresi 43) buyurularak hem namazı kılmaları, hem zekâtı vermeleri ve hemde namazı rukû ve secdeli olarak islamda emredilen şekliyle yerine getirmeleri, ayrıca hazreti peygamber (s.a.v) başta olmak üzere müminlerle birlikte namazı kılmaları kendilerine emredil-mektedir. Işte bunlar geçmiş ümmetlerin de namaz ve zekat başta olmak üzere islamın temel hükümleri ile mükellef olduklarını göstermektedir. Ancak bu hükümleri değiştirmeleri veya bir kısmını kaldırmaları yüzünden Kur’an-ı Kerimde müslümanlar uyarılmakta, kendilerine benzetmek için kurdukları tuzaklara düşmemek için dikkatleri çekilmek üzere şöyle buyurulmaktadır. “kitap ehlinden bir çoğu, benliklerindeki kıskançlık yüzünden sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek ister. Hemde gerçek kendilerine ayan-beyan olduktan sonra...Allah, savaşetmek veya cizye almak hususunda (size) emredinceye kadar, onları bağışlayın ve kınamayın. Şüphesiz Allah herşeye kadirdir. Namazıgereğigibikılın,zekatıverinvehayırişlerdennefisleriniziçinöndenhernegönderirseniz,Allahkatındaonunsevabınıbulursunuz.ŞüphesizAllahbütünyaptıklarınızıgörücüvekarşılığınıvericidir.”(Bakarasüresi109-110) Bu ayetlerden daha önceki ümmetlerede namaz ve zekat farz olduğu ancak bunu değiştirdikleri, müslü-manların da değiştirmeleri için çeşitli plânlar hazırlaya-bilecekleri bunuda hasetliklerinden dolayı yaptıkları yönünde uyarı verildiği anlaşılmakatadır. Bu itibarladır ki dostluk bağlarını kurmada da “sizin veliniz ve yardımcınız ancak Allah’tır ve onun peygamberidir, birde ruku eder bir halde namazı kılıp zekatı vererek iman edenlerdir.” (Maide süresi 55) buyurularak müslümanların kimlerle dostluk kurması gerektiği de belirlenmeketedir. Islamda zekatın farz olduğunu bildiren ayeti kerimelerden bazı örnekler: 1.”Namazı gereği üzere kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edinki, rahmete kavuşturulasınız. (Nur süresi 56) 2.”O halde Kur’andan kolayınıza geleni okuyun, namazı kılın, zekatı verin,Allah için (diğer hayır yollarına) halisane harcayın. Nefisleriniz için (bu dünyada) peşin olarak ne hayır işlerseniz, onun sevabını Allah katında daha hayırlı ve mükafat bakımından daha büyük bulacaksınız. Bir de Allah’tan mağfiret dileyin; çünkü Allah, Gafurdur, Rahimdir. (Müzemmil süreis 20) 3.”Artık namazı gereği üzere kılın, zekatı verin. Allah’a ve peygamberineitaatedin.Allahbütünyaptıklarınızdanhaberdardır.”(Mücadelesüresi13)


Bulgaristan Türklerinin Sesi

BULTÜRk Standını Ziyaret edenler

9

“Allah, bir ülkeye yardım etmek isterse Başına Mustafa Kemal gibi Lider getirir.” M.K.ATATÜRK’ÜN Lozan Barışı’ndan sonraki şu sözleri net bir şekilde açıklamaktadır:

“Bugün vardığımız barışın, ebedi barış olacağına inanmak elbette safdillik olur. Bu o kadar önemli bir gerçektir ki, ondan bir an bile gaflet, milletin bütün hayatını tehlikeye sokar. Şüphesiz, hukukumuza, şeref ve haysiyetimize saygı gösterildikçe, karşı saygıda asla kusur etmeyeceğiz. Fakat ne çare ki, zayıf olanların hukukuna saygının noksan olduğunu veya hiç saygı gösterilmediğini çok acı tecrübelerle öğrendik. Onun için her türlü ihtimallerin gerektireceği hazırlıkları yapmakta asla gecikemeyiz.”

BULTÜRK ÜYELERİNE BEDAVA DANIŞMANLIK HİZMETLERİ - Bulgaristanda avukat ve her türlü hukuk işleri, tecrubeli ve türkçe bilen avukatlardan – ticari, problemli borç, yol kazası, girme yasağı, trafik ve gümrük cezaları. - Bulgaristanın 15 şehrinde bulunan 50ye yakın universitesinde eğitim görmek isteyenlere danışmanlık ve aracılık işlemleri sunulur. - Yurtdışı cenaze nakli - Türkiyede vefaat eden Bulgaristan vatandaşının veya Bulgaristanda vefaat eden Türk vatandaşının memleketine nakli için gerekli belgelerin hazırlanması ve cenazenin yurtdışına taşınması için gerkli aracın sağlanması. - Bulgaristanda şirket ve temsilcilik kaydı ve yasallaştırma. Ofis, mağaza, depo kiralama ve yasallaştırma ve tam teçhizat donatma, tam kapsamlı muhasebe hizmetleri. - Ticarette dolandırıcılık şüphesi olan olaylarda özel yardım - gizli bilgi toplama, şahıs ve şirket inceleme.

- Bulgaristanda fuarlara, kongrelere ve seminerlere katılım aracılığı, konferanslara kayıt. Konaklama, güvenlik, tercuman, rehber ve ulaşım sağlanması. - Bulgaristanda çalısma izni ve oturma izni başvurularında danışmanlık ve aracılık. - Bulgaristanda profesyonel silahli ve silahsız koruma, zırhlı araç, korumalı para ve kıymetli eşya taşıma.

DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN BULTÜRK GENEL MERKEZİ Adres: Yıldırım Mah.Şehit Kamil Balkan cad.No.114/ABayrampaşa _ İstanbul 0212 511 63 47 Telefon 0212 526-51-98 Belgegeçer

Bedava

Danışmanlık Hizmetleri

Saat 14.00 - 17.00 arası Her Ayın 2. Pazarı


10 E s k i Ta r i h l e rd e n

Diş Hekimi

Bulgaristan Türklerinin Sesi

Araştırmacılara göre;

Halide ÜMÜTFER Bölgenin Tarih Ders Kitapları Sınıfta Kaldı

Edirne’de Traklar

Edirne’de Traklar-2 Ast’lar Bizans’ın kuzey batısında oturan kabile. Astlar’la ilgili bir anlatıma Titus Livius’da rastlamaktayız. Onun anlatımına göre Astlar, Manlius’un yükünü yağma etmişlerdir. Ast kabilesinin merkezi bugün Kırklareli’nin bir ilçesi olan Vize’de lokalize edilmiş Bisye şehridir. Binnai’ler Meriç’in orta veya aşağı mecrasında oturanlardır. Savaşçı Traklar Heredotos: “Yeryüzünde, Hintliler’den sonra, en kalabalık olanlar Trakyalılar’dır; bir tek adamın komutasında ya da tek iradeyle hareket etseler, hiç yenilmez ve bence, ulusların en güçlüsü ve en kalabalığı olurlardı. Ama onlar için imkansızlık buradaydı ve bu birlik hiçbir zaman kurulamadı; bunların zayıf yerleri burasıdır.” demektedir. Trakyalılar, antik kaynaklarda çok iyi birer savaşçı olarak belirtilmektedir. Öyle ki, M.Ö.480’de Xerxes, Trakya’nın bir parçası olan Bithynia’dan paralı asker toplamıştır. Burasının halkı da Trak kabilelerinden oluşmakta idi. Xerxes, Pers İmparatorluğu yanında Yunanistan’a saldırmak için bunlardan oluşturulmuş bu birliği kullanmıştır. Heredotos’un iddia ettiğine göre 60.000 Bithynialı bu akında görev almıştır. M.Ö.401’de Trakyalılar tekrar Pers saflarında görülür. Xenephon’un kayıtlarında Cunaxa savaşında Cyros’un yanında savaşan On binlere 40 Trakyalı süvari ile 800 yaya askerinin eşlik ettiği yazılıdır. Trakyalılar İskit Ordusunda da görev almışlardır. Diodoros, 2000 Trakyalı ve 2000 Yunanlı askerin M.Ö.310’da Satyros ile birlikte Thateanslara karşı Thates Nehri savaşında görev aldıklarını belirtmiştir. Traklar’ın savaşçılığını kanıtlayan diğer bir unsur da atlara büyük önem göstermeleridir. Birtakım süvarileri tasvir eden yüzlerce mezar taşı Traklar’ın ata verdikleri önemi göstermektedir. Büyük İskender de Trakyalı paralı askerleri kullanma geleneğini devam ettirmiştir. M.Ö.334’de Granicos Savaşında, kendisinin solkanadındaTrakyalılarımevzilendirmişama, savaş boyunca iyi bir sonuç elde edememiştir. Trakyalı süvarileri İskender’in Miletos’a yaptığı hızlı saldırıda da yer almışlardır.Ayrıca İskender’in Pisidialılara karşı yaptığı savaşta da Makedonya Ordusunun sol kanadını korumakla görevlendirilmiş mızraklı Trakya birliği kullanılmıştır. M.Ö.333’de Issos savaşında Giritli okçularla birlikte, aynı tugayda Trakyalı savaşçılara da yer verilmiştir. İskender’in ardılları ve daha sonraları Roma İmparatorluğu zamanında da Trakyalı savaşçılar, ordularda paralı asker olarak kullanılmıştır.

Araştırmacılara göre, bölge nin tarih ders kitapları sınıfta kaldı Bir öğretim yılının daha sonuna yaklaşılırken, yeni bir raporda tarihi olayların bölgedeki ders kitaplarına yansıtılma şeklinde büyük farklılıkların devam ettiğinin altı çiziliyor. Raporda, hem ilk hem de ortaokullarda öğrencilere okutulan ders kitapları değerlendiriliyor. [Reuters] Eski Yugoslav cumhuriyetlerindeki savaşlar sona erdiğinden beri, gerek Avrupa Konseyi gerekse AB, tarihi kişilikler ve olayların okul kitaplarında nasıl resmedildiği konusunda hak ve dürüstlüğü teşvik ediyor. Bununla taraflılık ve önyargının kökünün kurutulması amaçlanmasına karşın, yeni bir raporda ortaya konduğu gibi, milliyetçilik ve taraflılığın ders kitaplarında baskın olmaya devam ettiği Arnavutluk, Sırbistan ve Kosova’da bu henüz gerçekleşmemiş. Siyaset bilimcisi ve Kosova siyaseti hakkında çok sayıda kitabın yazarı olan Shkëlzen Gashi, “Kosova 1912-2000: Kosova, Arnavutluk ve Sırbistan’ın tarih kitaplarında” başlıklı raporu, bu üçlünün Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden bu yana Kosova tarihini nasıl resmettiğini bulmak için yazmış. Gashi’nin bulduğu farklılıklar çok büyük. SETimes’a konuşan Gashi, “Kosova ve Sırbistan’ın metinlerinde kullanılan dil, Arnavutluk’takilerde değil, sık sık yaftalama [içeriyor]. Kosova metinlerinde ‘kana susamış terörist eylemler’, ‘devlet terörü ve soykırım’ veya ‘kanlı barbar birliklerin dehşet verici sahneleri’ gibi yaftalar kullanılıyor. Sırbistan’daki metinlerde ise, ‘yerel Arnavut çete saldırıları’ ve ‘Sırplara yönelik Arnavut terörü’ gibi yaftalar yer alıyor. Bu metinler suçları niceleyici verileri nadiren sağlıyor ve bunu yaptıklarında da abartılıyor.” diyor. Kosova İnsan ve Çocuk Hakları Derneği için hazırlanan raporda, Kosova’nın 1912-2000 arası tarihinin en önemli unsurlarının, Sırpların Arnavutlara karşı işlediği suçların -düzenli ordu ve polis şeklinde organize olmuş- yanı sıra Arnavutların Sırplara karşı işlediği suçlar

-büyük oranda organize olmayan- olduğu sonucuna varılıyor. Her iki taraf da sadece diğerinin işlediği suçları ortaya koyuyor ve kendilerini saldırganlık mağdurları olarak sunuyor. Gashi, “Bu üç ülkenin metinlerinin, 19122000 arası dönemdeki Kosova tarihini sunma açısından ortak özellikleri yanlışlar, uydurmalar, abartmalar, çarpıtmalar ve bunun gibi şeyler.” diyor. Bunlara Kosova ders kitaplarında diğerlerinden daha fazla rastlanıyor, zira “bu metinlerde Kosova tarihine ayrılan bölüm doğal olarak daha büyük.” Gashi, Kosova ve Sırbistan’daki ders kitaplarında, her iki taraf üzerinde de işlenmiş suçları tanımlarken daha sert bir dil kullanıldığını ortaya çıkarmış. Yazar, Arnavutluk’ta yazarların önemli rakamları abartmaktan kaçındığını belirtiyor. “Arnavutluk’taki metinler, suç rakamlarını sunma açısından daha ihtiyatlı.” Kosova Toplumsal Araştırma Derneği araştırma görevlisi Bruim Rrahmani SETimes’a verdiği demeçte, ders kitaplarında görülen söylem ve gerçeklerin suistimalinin Arnavutlarla Sırplar arasındaki uzlaşmaya pek bir katkı sağlamadığını söylüyor. Rrahmani, “Dil bilimsel değil ve gerçekler de

bilimsel bir tarzda sunulmuyor. Bu da bu ülkeler arasındaki nefreti besliyor ve geçmişle hesaplaşmaya olanak sağlamıyor. Bu durum ancak, Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Balkan genişleme sürecinde şaşırtıcı bir şekilde gündeme getirilmemiş olan, AB’nin ders kitapları konusundaki daha sert bir politikasıyla değiştirilebiilir.” diyor. Priştineli bir tarihçi olan Fidane Berisha SETimes’a verdiği demeçte, tarih ders kitaplarının yakın dönemde, en azından Kosova’da revize edildiğini söylüyor. Berisha, “Tarih yazmanın devam eden bir süreç olduğunu ve siyasetin ona karışmaması gerektiğini düşünüyorum.” diyor. Gashi’nin Arnavutça, Sırpça ve İngilizce hazırlanmış olan raporu, Sırbstan, Arnavutluk ve Kosova eğitim bakanlıklarının hem ilk hem de ortaokul müfredatlarında kullanılmak üzere onayladığı ders kitaplarını değerlendiriyor.

Savaş Zamanı Tecavüz Kurbanları...

Bulgaristan

Türkleri’nin Acı Kaybı Yönetim Kurulu Üyelerimizden

Sn. Niyazi GÜLER’in Annesi Vefat ettti Sn. Selime GÜLER’in

Vefatını büyük bir üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz. Merhum’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve

Bulgaristan Türklerine Başsağlığı diliyoruz.

Savaş zamanı tecavüz kurbanları: “İnadına yaşıyoruz” BH ve Kosova’da on binlerce kadın, bugün Suriye’de kullanıldığı iddia edilen bir silah olan savaş zamanı cinsel tacizin travmasını atlatamamış durumda. 1990’lardaki ihtilaflar sırasında işlenen cinsel tacizlerin travması ve izleri devam ediyor. Tarih boyunca, cinsel taciz bir savaş silahı olarak kullanıldı ve bugün de Suriye’de kullanılıyor. İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, 1990’lardaki ihtilaf sırasında Bosna-Hersek’te (BH) 50 bin kadar kadının tacize uğradığını, Suriye’de ise güvenlik güçlerinin “hem erkek hem de kadına yönelik tecavüzü muhalefet arasına korku salma aracı olarak kullandığını” söyledi. İngiltere, tecavüz zanlılarının yargılandığı davalarda kullanılmak üzere toplu cinsel taciz hakkında kanıt toplamak için savaş bölgelerine gidecek polis memurları, avukatlar, adli tıp uzmanları ve psikologlardan oluşan bir ekip kuracağını duyurdu. 30 Mayıs tarihli Balkan Insight tarafından aktarılan sözlerinde Hague, BH’de sadece yaklaşık 30 cinsel taciz failinin yerel mahkemeler ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) tarafından mahkum edildiğini söyledi.

Plastik ve Gıda Ambalaj San.Tic.

Mehmet ADIGÜZEL Tel:0352 336 62 95 330 15 7 3 0352 322 02 45 322 05 99

Adres:Osman KavuncuMah. Beyatlı cad. No.23 KAYSERİ

Bilgilendirme

Nafiye YILMAZ

Zekat Nasıl Ödenir

- Zekata bağlı olan altın, gümüş, ekin, hayvanat ve ticaret mallarının zekatlarını bizzat kendilerinden (ayinlerinden) vermek caiz olduğu gibi, bunların kıymetlerini vermek de caizdir. Burada mal sahibleri serbesttir. Keffaretlerde, nezirlerde ve fitrelerde de hüküm böyledir. Çünkü İslam şeriatında mal sahiblerine kolaylık gösterilmesi gerekli olmuştur. Bu ibadetin vacib olmasındaki hikmet, fakirleri ihtiyaçtan kurtarmaktır. Bu hikmet ise, bu malların kıymetlerini vermekle de gerçekleşir. - Zekatı gerektiren bir eşya veya alacak karşılığında diğer bir eşyayı zekat vermek caiz olduğu gibi, bir borcu da ele geçirilemeyecek bir borç karşılığında fakire bağışlamak caizdir. Fakat bir borcu, bir malın veya ele geçirilecek bir borcun karşılığında zekat olarak bağışlamak caiz değildir. - Toplanmış olan nisabları ayırmak caiz olmadığı gibi, ayrılmış nisabları toplamak da caiz değildir. Şöyle ki: Bir kimsenin seksen koyunu bulunsa, yalnız bir koyun zekat vermesi gerekir. Yoksa koyunlar iki nisab mikdarına ulaştığı için iki koyun zekat vermek gerekmez. Fakat iki kişinin eşitlik üzere ortak seksen koyunu bulunsa, bunların iki koyun zekat vermesi gerekir. Çünkü her ortağın nisab mikdarı koyunu vardır. Bunlar toplanamaz. Bu koyunlar, yalnız bir kişinin malı imiş gibi sayılamaz. Aynı şekilde, zekat vermekle yükümlü olan bir kimse ile yükümlü olmayan arasında ortak olan mallar hakkında da hüküm böyledir. Yükümlü olan zekatını verir, yükümlü olmayan ortak ise, hissesi mikdarına göre zekatını verir, diğerinin hissesinden zekat gerekmez. - Zekatın, zekata ehil olan kimseye temlik edilmesi (mülkiyetine geçirilmesi) şarttır. Onun için fakirlere ikram olarak yedirilen yemek zekat sayılmaz. Yine, bir hayır işine harcanan para zekata sayılamaz. Zekat parası ile hac yaptırılamaz. Yine zekat parası ile ölülere kefen alınamaz veya borçları ödenemez. Fakat bir fakir, aldığı zekat parasını kendi rızası ile bu gibi hayır yollarına harcasa, bundan hem o fakir, hem de ona zekatı vermiş olan şahıs sevab kazanmış olur. Yine, bir fakiri bir evde oturtmakla zekata saymak caiz olmaz. Çünkü bu bir temlik sayılmaz. Fitre Sadakası - Fitre sadakası, Ramazan ayının sonuna yetişen ve temel ihtiyaçlarından başka en az nisab mikdarı bir mala sahip bulunan her müslüman i��in verilmesi vacib olan bir sadakadır. Buna yalnız “Fitre”de denir. Fıtrat sadakası, sevab için verilen yaratılış ikramı demektir. - Fitre sadakası, Ramazan Bayramının birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacib olursa da, bundan önce ve bundan daha sonra da verilebilir. Önceden verilmesiyle fakirler bayramlık ihtiyaçlarını gidermiş olurlar. (Üç İmama göre, fitre sadakası Ramazanın son akşamında güneşin batmasından itibaren vacib olur. Bayramdan sonraya bırakılması ile bu sadaka düşmez, kaza edilmesi gerekir.) - Fitre sadakası, nisab mikdarı bir mala sahib olan her hür müslüman için vacibdir, ister çocuk olsun, ister mecnun olsun... (Üç îmama’a göre, Bayram günü ile bayram gecesine mahsus olmak üzere, kendisi ile aile halkının yiyeceklerinden ve temel ihtiyaçlarından fazla fitre mikdarı bir mala sahib olan bir müslüman için fitre sadakası vacib olur.) - Ramazan Bayramının ilk günü fecrin doğuşundan önce vefat eden veya fakir düşen veya fecrin doğuşundan sonra dünyaya gelen veya (İslama giren) bir müslümana fitre sadakası vacib olmaz. Fakat fecirden sonra ölen bir müslümana vacib olur. Eğer vasiyet etmişse, terekesinin üçte birinden ödenir. Varislerin kendi mallarından vermeleri de caizdir. - Fitre sadakası dört cins maldan belli bir mikdarda verilir. Şöyle ki: Buğdaydan yarım sa’(Irakî) ki, beş yüz yirmi dirhem verilir. Buğday unu ile kavutu da, buğday hükmündedir. Arpadan, kuru üzümden ve kuru hurmadan da bir sa’(bin kırk dirhem) verilir. - Burada dirhemden maksad, zekat nisabında olduğu gibi, Şer’i dirhemdir. Bununla beraber her beldenin Örfde kullandığı dirhem ölçüsünü esas kabul etmek gerektiğini söyleyenler de vardır. Örfi dirhem daha fazla olduğu için, fitre sadakasını bundan vermek ihtiyata uygundur ve ziyade sevabı vardır. - Fitre sadakası için buğday, arpa, üzüm ve hurma birer değişmez ölçüdür. Çünkü bunlardan maksad, fakirin bir günlük ihtiyacını gidermektir. O da bunlarla karşılanır. Eğer belli bir para ölçü olarak gösterilmiş olsaydı, ,bu gaye elde edilemezdi. Çünkü yiyeceklerin fiyatı zaman zaman değişmekte olduğundan, belli para bazı yıllar bu maksadı karşılar ve bazan da karşılayamazdı. - Fitre sadakası, zekat gibi niyet edilerek fakirlere temlik şekli ile verilir. Yemek ikramı şeklinde verilemez. Bu niyet, malı ayırırken yapılabileceği gibi, fakire verirken de yapılabilir. Ancak fakire bunu verirken fitre olduğunu söylemek gerekmez. Fitre sadakası, yükümlünün bulunduğu yerdeki fakirlere verilmelidir. Başka yerlere gönderilmesi mekruhtur. “Eksiklikten ve fazlalıktan münezzeh ve yüce olan Allah, doğruyu daha iyi bilir ve O’nun kereminin kemâlinden başarıya ulaştırması ve mükâfatlandırması umulur.”


Bulgaristan Türklerinin Sesi 11

Bursa’dan Sayın Arınç Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış… Eğri oturup doğru konuşalım deriz ya laf başı, fakat ucu bize dokununca hoşnutsuzluk sergilemekten alamıyoruz kendimizi. Hâlbuki söylenenler hakikati yansıtıyor ise bir olgunluk göstererek o eksiğimizi kapatmak olmalı amacımız. Küskünlük tavırlarına bürünmeyi tercih etmemeliyiz. Kafamızı kuma gömmenin kimseye faydası olmadığını, sadece kendi kendimizi kandırdığımızı sokaktaki çocuklar bile anladı. Bunu anlayamayan sadece tabelacı, sıfatçı, vizit kartçı ve bakkalcı dernek, federasyon ve konfederasyonlarımızdaki yöneticiler kaldı herhalde. Bu yöneticilerimiz, küçük düşünmekle ve kendi çıkarlarını her şeyden önce tutmakla sözde temsil ettikleri topluma ne kadar zarar verdiklerini hala anlamış değiller. Fakat bu toplum anlamış olacak ki, organize edilen etkinliklere katılmayarak gereken cevabı vermiştir, Bursa’da olduğu gibi. Bir iki yalanla toplumu aldatabilirsiniz, vaatlerle kandırabilirsiniz, fakat gerçekçi ve samimi değilseniz bir gün olur işte böyle alırsınız dersinizi. Şeriatın kestiği parmak acımaz der atasözümüz. Bu olaydan ders çıkarıp bir vicdan muhasebesine gitmek gerekir doğrusu. İşte o zaman bu tabloyu her kez görecektir aslında. Nedir bu tablo? Yıllardır başkanlık yapıp bu topluma hiçbir genç kazandırmamak, ayni zamanda kabiliyetli gençlerin önünü kesmek. Bu toplum adına partilere Meclis üyeleri il, ilçe, Belediye Başkanı, Milletvekili adayları verememeleri zaten bu derneklerin gücünü yansıtıyor. Burada partilerin bu camiadan gösterdikleri kişileri STK’lar başarısı olarak var sayamayız. Çünkü bu başarı seçilen şahısların partisi içindeki kendi bireysel becerisidir. Şimdiye kadar hiçbir dernek, federasyon veya konfederasyon bu toplum adına hiçbir partiyle gidip bu benim camiamın adayıdır diye pazarlık etmemiştir. Dolayısı ile Bursa’daki olayda, Sn. Bülent ARINÇ’ın söyledikleri durum tespiti olarak gerçekçi ve çok yerinde olduğunu kabullenmeliyiz ve bunları görmezden gelip inkâr etmek her şeyden önce kendimize karşı saygısızlık olur. Hakikatleri inkâr etmek Rumeli-Balkan insanının duruşuna ve dürüstlüğüne yakışmaz. Bursa’da yaşanan bu olay kabul etsek de etmesek de gerçektir ve bundan sonra böyle olaylardan ders çıkartıp STK yöneticilerinden değişim beklemek bu toplumun en doğal hakkı olduğunu düşünmekteyiz. Bundan böyle çalışanlar ve çalışmayanlar ayırt edilmelidir. Dernekler Siyasetin Ana Okulu olduğunu idrak edemeyen yöneticileri toplum sahip çıkmayarak dışlayacaktır. Bazı STK yöneticileri çalışan STK’ları takdir etmek ve ayni zemin ve doğrultuda yarışmak yerine onlara çamur ve iftira atmak hırsına bürünmekteler. Toplumun beğenisini kazanırız hesapları ile eforlarını kendilerine sıfat ve unvan yakıştırmak için sarf etmektedirler. Hâlbuki enerjilerini egolarını tatmin etmek ve komplekslerine esir kalmak yerine doğru işler yapanlara sadece alkış tutsalar bu topluma daha faydalı olacaklarını yüksek ses ile söylemek isteriz. Ne kadar acı olursa olunsun hakikatleri kabul etmek olgunluk ve erdemlilik ister. Sn Bülent Arınç’ın Bursa vakıflar toplantısı ile ilgili söyledikleri maalesef gerçekleri yansıtmaktadır ve açık yüreklilikle bunları dile getirdiği için kendisine teşekkür ederiz. Dost acı söylermiş diye hatırlatıp pembe gözlüklerimizi çıkarıp etrafımıza bakıp gerçekleri görmeyi öğrenmeliyiz. B U L T Ü R K İ s t a n b u l

Bozüyük’te

Satranç Turnuvası Sona Erdi Bilecik’in Bozüyük ilçesinde ilk kez Halk Eğitim Merkezi tarafından düzenlenen ulusal satranç turnuvası tamamlandı.4 gün süren turn u v ay a Tü r kiye, Bulgaristan, Gürcistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’dan 10’u FIDE unvanlı toplam 139 sporcu katıldı. Bilecik’in Bozüyük ilçesinde ilk kez Halk Eğitim Merkezi tarafından düzenle nen ulusal satranç turnuvası tamamlandı. 4 gün süren turnuvaya Türkiye, Bulgaristan, Gürcistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’dan 10’u FIDE unvanlı toplam 139 sporcu katıldı. Turnuva sonunda milli sporculardan Mustafa Yılmaz 8 puanla birinci olurken, Burak Fırat ikinci, Mert Yılmazyerli ise üçüncü oldu. Dereceye giren sporculara toplam 10 bin TL ödül dağıtıldı. Sporculara ödülleri Gençlik Hizmetleri ve Spor İl müdürü Lütfi Doyuk, Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Şube Müdürü Hasan Hüseyin Kaya, Bozüyük Ak Parti İlçe Başkanı Nizamettin Çam, Bozüyük İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Ahmet Kara, Bozüyük Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Celalettin Tospatlı, Bozüyük Mustafa Şeker Anadolu Lisesi Müdürü Mahmut Demir ve Türkiye Satranç Federasyonu Bilecik İl Temsilcisi Fatih Demirbaş tarafından verildi.

Rafet ULUTÜRK

Özcan Pehlivanoğlu

Özcan PEHLİVANOĞLU’nun Yazısı ve cevabı

Kamuoyuna Saygılarımla Kamuoyuna değil Pehlivanoğluna Duyuru 14.05.2012

İnsan yaşadıkça öğrenir derler. Şimdi anladım ne anlama geldiğini. Geçen ay Bulgaristan ayaklanmalarının 20.yıl dönümü ve “Bulgaristan’da Etnik Barış ve Din Algısı” konulu düzenlediğimiz panel hazırlıkları süreci bu sözün doğrulunu kanıtladı. Hazırlık aşamasında programa katılımcı olarak düşündüğümüz kişileri tek tek telefonla arayarak program hakkında bilgi vermiş ve davet etmiştik. Programa katılacakları konusunda olumlu görüşlerini göz önünde bulundurarak programı yeniden düzenlemiş ve program broşürünü bastırmıştık. Davetimizi kırmayıp icabet edeceklerini bildirip sonradan “döneklik yaparak” kendi web sitesi üzerinden kamuoyuna bu konudan kendisinin haberi olmadan isminin kullanıldığını iddia eden Sn.Pehlivanoğlu daha hayatta öğreneceğim çok şey olduğunu bir daha öğretti... Öyle ya öğrenmenin yaşı yok, insanlara kolaylıkla güvenilmeyeceğini, hayatta her zaman sözünün eri olmayan insanlarla karşılaşabileceğimi bana bir kez daha hatırlattı. Önemli bir Federasyonumuzun başkanlığını yapmış üstelik avukatlık unvanına sahip bir “zevat”ın geçmişte yaptıklarına rağmen kurumumuza olan saygıdan dolayı kendisini programımıza davet etmemizi bir olgunluk olarak algılayamamıştır. Üstelik kendisinin davetimizi kabul edip sonra yalan söyleyerek böyle bir programdan haberinin olmadığını ve isminin kendisinden habersiz kullanıldığını dile getirmesi; bu da yetmezmiş gibi takımı ile birlikte katılımcıları caydırmak için muazzam bir çaba sarf etmesi tam anlamıyla vicdansızlıktır, ahlaksızlıktır. Keşke bu kadar çabayı Rumeli-Balkan-Trakya camiasının birlikteliği ve güçlenmesi için göstermiş olsaydı. İşte Rumeli-Balkan-Trakya camiası büyük bir potansiyeli olmasına rağmen bunun gibi şahısların iki hatta üç yüzlülükleri yüzünden bugüne dek ortaya koyabileceği başarılardan mahrum kalmıştır. Bu durumda özellikle de “diplomalı cahiller” büyük rol oynamaktadır. Ne yazık ki bu diplomalı cahiller listesine bir kişi daha eklenmiş ve bu liste her gün artmaktadır. Sn. AVUKAT Pehlivanoğlu bizim kendisini ve “kurucusu” olduğu Federasyon için edep sınırlarını aştığımızı ve hakaret ettiğimizi iddia ediyorlar. Gördüğümüz yanlışları, usulsüzlükleri, sorunları dile getirmemiz, çözüm yolları sunmamız edep sınırını aşmak ise eğer, o zaman evet, biz edep sınırlarını aştık. Toplumumuzun çıkarlarını savunmak, söylediniz yalanları ve yaptığınız iki-üç yüzlülükleri (2007 seçimlerinde federasyon yönetiminden gizli aday oldukları gibi) ortaya çıkarmak, edepsizlikse biz bu edepsizliğe devam edeceğiz. Bunun yanında Sn.AVUKAT Pehlivanoğlu Partisine laf uzattığımızı iddia etmiştir… Ancak eski partisi ANAP’ı mı, sonradan kulvar değiştirip katıldığı CHP’yi mi, yoksa kapak attığı MHP’yi mi kastettiğini anlayamadık. Yer darlığından dolayı bizi aydınlatırsa ona göre cevabımızı veririz. Sn.Avukat Pehlivanoğlu bizi bir oyunun maşası olarak niteleyip o “büyük” ve “muhteşem” zat-ı hallerinin bilgisi ve izni olmadan kullandığımızı iddia ederek bir kez daha “büyüklüğünü” ifşa etti. Rumeli-Balkan-Trakya, insanlarımızın bu gibi zatların ateş çemberlerinde yeterince yanmadılar mı? Sn.AVUKAT Pehlivanoğlu’nun duyurusunda anlayamadığımız HÖH’ün “Değerli istihbaratçı Başkanı”na niye bu kadar yağ çekmektedir. Yoksa ateşçemberi kardeşliği mi var? Veya bir çıkar mı devşirme peşinde? Sn.Avukat Pehlivanoğlu bunun için biraz değil ÇOK geç kaldığınız gibi Bulgaristan konularına hâkim olmadığınız ve çok geriden takip ettiğinizi açıkça ortaya koyduğunuzu da bir kez daha vurgulamak isteriz. . Evet, Sn.AVUKAT Pehlivanoğlu biz öyle bir maşayız ki bu kor ve alevin içinden insanlarımızı (Rumeli-Balkan-Trakya) kurtarmaya çalışıyoruz. Sn.AVUKAT Pehlivanoğlu bir yalan etrafında kurgulanmış bir söylem üzerinden, hangi gerekçeyle yasal yollara başvuracağınızı gerçekten çok merak etmekte ve beklemekteyiz. Sn.AVUKAT Pehlivanoğluna duyurulur, Kamuoyu zaten her şeyin farkındadır… “Aynasi iştir kişinin, lafa bakılmaz…” Bizim muhatabımız Pehlivanoğlu veya başkası değildir, şahıslarla ilgilenmiyoruz. Biz icraatlara bakırız, bizim eleştirdiğimiz gördüğümüz sonuçlardır. Sn.AVUKAT Pehlivanoğlu üstüne alındığına göre şöyle derin düşünsün ne yaptığını… Amma Millete yaptığı gibi kendisine yalan söylemeden yaparsa… Not: Rumeli Balkan Federasonumuz Sn.Avukat Pehlivanoğlunun duyurusunu kendi resmi web sitesinde yayınladığı gibi bu yazıyı da yayınlamasını ümit ederek kendilerine de gönderiyoruz.

Değerli arkadaşlar,

Bu günlerde içinde adımın bulunduğu bir davetiye Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği tarafından Rafet Ulutürk imzalı olarak toplumumuza dağıtılmakta veya internet üzerinden davet yapılmaktadır. Bu davetiyede , ismim bilgim dışında kullanılmış olup, davet sahibi kişi ile birlikte olmam veya anılmam; asla kabul edemiyeceğim bir davranıştır. Şöyle ki adımı iznim ve bilgim dışında kullanan Rafet Ulutürk adlı şahıs, beni, kurucusu olduğum Federasyonumuzu, Yönetim Kurulu Üyelerimizi ve camiamızın saygın kişilerini kast ederek kısa bir süre önce her türlü edep ve adap sınırını aşarak olur olmaz yerlerde aleyhte yazılar yazmış, şahsım üzerinden mensubu ve yöneticisi olduğum partime laf uzatmış, asılsız itham ve iftiralarda bulunmuştur. Ne olmuştur, ya da hangi oyunun maşasıdır ki, şimdi bu şahıs bilgim ve iznim olmaksızın adımı kullanmak ihtiyacını hissetmiştir, kamuoyunun takdirlerine sunuyorum. Şahsımı , camiamızın önde gelen saygın insanlarını ve kurumlarını, siyasi partimi, Bulgaristan Parlamentosunda yüzbinlerce insanın temsilcisi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisinin değerli Başkan, Yönetici ve milletvekillerini ar ve haya duygularını hiçe sayarak rencide eden, önüne gelene yalan beyanlarla laf atan; hangi amaca ve kime hizmet ettiği belli olmayan bu şahıs ve onun gibi olanlarla beraberlik içinde olamayacağımı bilmenizi isterim. Bu tip insanlara hak etmedikleri itibarın gösterilmemesinin gerektiği düşüncesiyle, bu davete katılmayacağımı değerli bilgilerinize sunar, adımı izinsiz kullananlara karşı her türlü yasal başvuru ve tazminat haklarımı kullanacağımı bilmenizi ister, hepinizi saygıyla selamlarım. Av. Özcan PEHLİVANOĞLU

Rumeli Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (RUBASAM) Başkanı

Rumeli Balkan Federasyonu Kurucu ve I. Dönem Genel Başkan

MHP MYK Üyesi

Bankalarla Anlaşmalıyız

Halide ÜMİTFER

Diş Hekimi

Tel: 0212 556 45 30

Adres: Çalışlar İncirli, Ömür sk.No.1/1 Bahçelievler/

Bilgilenmek İbrahim SOYTÜRK

Yağmurda Karıncaya Niçin Bir Şey Olmaz Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batırılırsak, nefes alamadığımız için oksijenlikten ölürüz ama su karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır. Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor. Karınca yuvaları inşaat tekniği olarak örnektirler. Yuvanın girişine bağlı ve buradaki suyu alıp başka tarafa verebilen birçok tünel daha inşa ederler. Bazıları ise yuvalarının üstünü öyle sağlam kapatırlar ki, sel sularının bir evin çatısının üstünden aşması gibi geçip giderler. Yine de bir aksilik olr, yuva su ile dolarsa, karıncalar çöp ve yaprak parçalarına ve yukarıda belirtildiği gibi birbirlerine tutunup yüzebilirler. Çok şiddetli yağmurdan sonra oluşan çamur tünellerini kapattığı zaman ise yuvalarını yeniden inşa etmek zorunda kalırlar. Gündelik hayatta artık yaygın olarak kullanılan mikrodalga fırınları kapaklarında kaçak yapmamaları, insanlara zarar vermemeleri için özel tedbirler alınır. Ancak bir mikrodalga fırınına girmiş karıncaya, fırın çalıştığı sürece bir zarar gelmeyeceğini biliyor muydunuz? Mikrodalga fırınlarında ışın yolculuğu bir noktaya göre ayarlıdır. Bu nokta hemen hemen fırının ortasıır. Bu nedenle yiyecek, her tarafı eşit pişsin diye ortada dönen bir tabla üzerine konulur. Karıncalar fırında ışınların daha az olduğu bölgeleri hissederler. Zaten sıcak bölgelere girseler de, vücut yüzey alanlarının hacimlerine oranla yüksek olması nedeni ile ılık bölgeyi bulana kadar kendilerine zarar gelmez

Bukalemunlar Neden Renk Değiştirirler?

Bukalemun, 20 -30 cm boyunda, farklı ortamlarda renk değiştirmesiyle bilinen bir sürüngen türüdür. Böcek yiyerek beslenen ve genellikle sıcak bölgelerde yaşayan bukalemunlar, diğer sürüngenlerden daha enteresandır. Renk değiştirmek, onlara has bir özellik. Alemin en politik hayvanıdır da diyebiliriz. Şaka bir yana, hakikaten ilginç bir sürüngendir, gözlerinin biri ön tarafa bakarken diğer gözünü arkaya çevirip bakabilir. Bukalemunun derisinin renk değiştirebilmesi, ısıya ve ışığa duyarlı türlere özgü çok çeşitli renk pigmentleri sayesinde gerçekleşir. Deri tabakalarında farklı pigmentler içeren hücreler vardır. Bu hücreler ışık, sıcaklık ve vücuttaki kimyasal değişikliklere bağlı olarak büyüyüp küçülür. Yani genel kanının tersine, renk değişimi tamamıyla kendi kontrollerinde değildir. Gün içinde güneş ışınlarına bağlı olarak, sürekli renkleri değişmektedir. Renk değiştirmek, bu sürüngenlerin en önemli güvenlik mekanizmasıdır. Bu özellikleri, sinir sistemleri tarafından denetlenir. Peki bukalemunlar neden renk değiştirirler? Bunun birkaç nedeni vardır. Bu nedenler: - Vücut sıcaklıklarını ayarlamak için renk değiştirebilirler. Diğer tüm sürüngenler gibi bukalemunlarda soğukkanlı hayvanlardır. Bu yüzdende vücut sıcaklıkları dış ortama bağımlıdır. Koyu renkler ısıyı daha çok emdiği için, vücut sıcaklıklarını arttırmaları gerektiği zamanlarda derilerinin rengi değişir. - Korku , savunma ya da saldırı sırasında ağızlarını olabildiğince açarak, ciğerlerindeki hava keseciklerini hava ile doldururlar, kendilerini olduğundan büyük gösterirler ve bu havayı tıslayarak dışarıya verirler. - Davranışa bağlı olarak da renk değiştirirler. Başka bir bukalemun ile karşılaştıklarında bölgelerini savunmak, rakiplerini ya da düşmanlarını korkutmak amacıyla derilerinde çizgi veya noktalar oluşturarak renklerini değiştirebilirler. - Bukalemunların renk değiştirme sebeplerinden biri var ki, hem çok romantik hem de ilginç. Bukalemunlar birbirlerine kur yaparken, karşı cinsi etkilemek için renk ve desen diliyle iletişim kurarlar. Göz alıcı renklere bürünerek duygularını bu şekilde ifade ederler. - Elinizin üstünde olan bir bukalemunu toprağın üzerine koyduğunuzda, bukalemunun rengi yeşilden griye döner. - Örneğin; gün ışığında yapraklı bir dalda duran bir bukalemun, etrafındaki çalılıkların gölgesine benzer bir şekilde uçuk kahverengi ve siyah lekelerle yeşil olur. Akşam yaklaştığında renkleri grimsi yeşile döner. Daha sonra da sarı lekeli, donuk sarımsı – kahverengiye dönüşür. Karanlıkta ise, tamamen siyaha dönüşür.


12

İlginç Olaylar

Çılgın terzi Moda tasarımcılarıyla ünlü Paris’te 1911’de şehrin en ünlü terzilerinden Franz Reichelt fonksiyonel bir kıyafet hazırladı. Reichelt geniş bir mantoyu andıran tasarımının paraşüt olarak da kullanılacağına inandı. Bunu ispat etmek için Eyfel Kulesi’nden atlayan terzi yanılgısını canıyla ödedi. Rasputin efsanesi Rus mistik Grigori Rasputin’nin (1869-1916) çarlığa yakın olması düşmanları harekete geçirdi. Rasputin’e önce siyanür içirildi. Ancak fare zehrinin öldürmemesi üzerine silahla vuruldu. Kaçmaya başlayan Rasputin’in başına demir levyeyle vurdular. Buzla kaplı nehre atılarak boğulan Rasputin’in donmuş cesedi iki gün sonra sudan çıkarıldı. Timsah avcısı avlandı AvustralyalI vahşi doğa uzmanı Steve Irwin “Timsah Avcısı” olarak anılıyordu. Irwin, Great Barrier Reef’de belgesel film çalışması sırasında dikenli bir vatozun göğsüne iğnesini fırlatması sonucunda öldü.

Bu da Helal Viagra

İlan reklamında ‘helal viagra’, “Tamamen bitkilerden üretilmiş, cinsel aktivite öncesinde alındığında, cinsel gücü ve isteği doğal yoldan artıran bir bitkisel afrodizyaktır. İlişkiden bir saat önce alınır ve etkisi 48 saate kadar sürebilir. Yüzde 100 bitkisel olduğundan herhangi bir yan etkisi bulunmaz. Katkı maddesi ya da kimyasal içermemektedir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı izniyle üretilmekte olup, kapsüllerin ayrıca HALAL (Helal) sertifikası bulunmaktadır. Uzun süreli ve kaliteli cinsel performans sağlar ve düzenli kullanımla bir çok cinsel problemin giderilmesinde yardımcı olur. Performansını kat kat artırmak isteyenler ya da iktidarsızlık, erken boşalma gibi sorunlar yaşayanlar hem doğal ve güvenilir oluşuyla, hem de fiyatı ile çok ideal bir üründür” diye tanıtıldı.

Bulgaristan Türklerinin Sesi ‘ŞİFA İÇİN ÜRETTİLER’ Üretici firma Themra Bitkisel’in ortaklarından Mustafa Topuz, “Cinsel şikayeti olanlara şifa için ürettik. Temel işlevi cinsel performans ve sperm sayısını artırıcı özelliğe sahip olması. Epimediumlu macunu cinsel aktiveden bir saat önce, bir tatlı kaşığı almak yeterli. Tedavi amaçlı kullanım için her gün kahvaltıdan sonra bir çay kaşığı alınmalı. Olumlu mesajlar alıyoruz. Ürün yoğun ilgi görüyor” diye konuştu. Satışı yapan bir yetkili de, “Macun fiyatı 69 lira. İkili tablet 27, dörtlü tablet 49, onlu tablet 109 ve yirmili tablet ise 199 liradan satılıyor” dedi. Vatan’ın haberine göre; işte o ürünün etkileri: ÜRÜNÜN ÖZELLİKLERİ - Cinsel isteği ve gücü katlayarak artırır, daha güçlü ve hızlı ereksiyon sağlar... - Cinsel ilişkinin süresini uzatır. - Erken boşalma sorununu ortadan kaldırır... - Peniste doku duyarlılığını artırır sonlanmadan, etkisini yitirmez... - Sperm sayısını ve kalitesini artırarak üreme yeteneğini geliştirir.

Edirne ile Smolyan Kardeş Oldu

Sakalı sonu oldu Dünyanın en uzun sakallı adamı olarak bilinen Avusturyalı Hans Steininger bir gün tutkuyla uzatEdirne Belediyesi ile Bulgaristan’ın Smolyan Beletığı sakalının ölümüne neden olacağını aklına bile diyesi arasında “Kardeş Şehir Protokolü” imzalandı. getirmedi. 1567’de bir metre 40 santimetre uzunSmolyan Belediye Başkanı Nikolay Melemov’un, luğundaki sakalına takılınca dengesini kaybetti. Boynu kırılan Steininger anında yaşamını yitirdi. Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi’ye gönderRol değil gerçek Amerikalı komedyen Dick Shawn kahkaha dolu şovu sırasında meslektaşlarını eleştiriyordu. “İşim için hiçbir zaman yerlere kapanmam” derken sahnenin zeminine düşen Shawn’ı hayranları çılgınca alkışladı. Shawn 10 dakika boyunca aralıksız süren alkışlardan sonra kalkmayınca yanına gelen güvenlik görevlileri öldüğünü fark etti. Still Sevgisi Öğretmen öğrencilere soru soruyor: - \”Ağaçta 7 kuş var Avcı ateş ediyor, 3 tanesini vuruyor Ağaçta kaç kuş kaldı?\” Biri cevap veriyor: - \”4 kuş kalır\” Başka bir çocuk da hemen atılır: - \”Hayır öğretmenim ateş edince bütün kuşlar uçar, ağaçta hiç kuş kalmaz\” Öğretmen bunun üzerine: - \”Cevap yanlış ama stilini sevdim\”, der Çocuk buna karşılık verir: - - \”Öğretmenim, ben de bir soru sormak istiyorum Karşıdan 3 bayan geliyor, ellerinde dondurma var Biri yalayarak yiyor, biri emerek, biri de ısırarak Bu bayanlardan hangisi evlidir?\” Öğretmen düşünüyor, düşünüyor - \”Emerek yiyen evlidir\”, diyor Çocuk cevap veriyor: - \”Hayır öğretmenim, parmağında alyansı olan Ama ben de sizin stilinizi sevdim\”

diği teklif mektubunun ardından Edirne’ye davet edilen komşu ülke belediyesi heyetiyle kardeş şehir protokolü, Hafızağa Konağı’nda Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Murat Muratoğlu ile Smolyan Belediyesi Meclis Başkanı Filip Topov arasında imzalandı. Muratoğlu, 12 maddelik Kardeş Şehir Protokolü’nün imza töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye ile Bulgaristan’ın ikili ilişkilerinin ortak projelerle daha da ileriye taşınacağını söyledi. Filip Topov da Edirne gibi bir kentle kardeş şehir olmanın heyecanını yaşadıklarını dile getirdi. 12 maddelik kardeş şehir protokolü, Edirne ve Smolyan Belediyelerinin turistik, kültürel, sosyal, çevre koruma, ticari ve ekonomik alanlarda işbirliği yapmasını ön-

görüyor. İki heyetin ortak kararı ile belirlenen taslak protokol, Edirne Belediye Başkanlığı’nca Dışişleri Bakanlığı’na gönderildi. Bakanlıktan gelecek görüşün ardından konu Belediye Meclisi’nde görüşülüp kabul edildikten sonra Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi ve Smolyan Belediye Başkanı Nikolay Melemov tarafından imzalanacak.

Bulgar Gaydacılar Bulgar ve Romen

Uluslararası Yarışmada Öğrenciler Çiğli’de

Yavaşla adam yepyeni porshe’yi almış deniyormuşbastıkça hızı artmaktaymış100,150,200,250 birden karşısına bir tabela çıkmış:yavaşla 50km aman her seferinde bizi bulur tam gazladık yol çalışmasına denk geldik!söylenip seri bir şekilde vites küçülttmüş 43 arbanın hızı 50 km düşmüşbir süre böyle bir tabela daha yavaşla 40 km böyle yol çalışmasıda olurmu?söylemeleriyle vitesi daha da küçültmüş Bir süre sonra yavaşala 30 km yazılı tabela görmüş hızını 30’a düşürümüşArtık Porshe isyan sesleri çıkartmaya başlamış Bir tabela daha:Yavaşla 20 kmNeredeyse araba durduYine bir tabela yavaşla 10 km Porshe 1’inci viteste 10 km kadar gittikten sonra bir tabela daha çıkmış “YAVAŞLA KASABASINA HOŞGELDİNİZ” ABD de ilginç davalar Bir kanser hastası, öngörülen süre içinde ölmediği gerekçesiyle sağlık müdürlügünü dava etti. Doktorların koyduğu teşhise göre çoktan ölmüş Bulgaristan, 333 gaydacıdan oluşan topluluğun olması gerektiğini belirten davacı, tazminat istedi. coşkulu bir kalabalığın önünde gerçekleştirdiği gösteriyle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi umuyor.

Büyükçiğli Anadolu Lisesi’nin Avrupa Birliği Comenius Projesi çerçevesinde Çiğli’ye gelen 32 öğrenci ve öğretmen Çiğli Belediye Başkanı Metin Solak’ı ziyaret etti. “Eğitim Dışı Faaliyetler” konulu çalışmada 5 gün süreyle Çiğli’de kalan öğrenciler okulda atölye çalışmalarına katıldılar. İlçedeki spor kulüpleri, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen öğrenciler, ziyaret ettikleri Başkan Solak’a farklı kültürel değerleri daha yakından tanıma fırsatı bulduklarını söylediler. Karşılıklı iletişim ve etkileşimin önemini belirten öğrenciler, Çiğli’de Türk öğrenci ailelerinin yanında kaldıklarını ve burada karşılaştıkları yakın dostluk, arkadaşlık ve sevgi ortamından çok etkilendiklerini de ifade ettiler. Türk, Bulgar ve Roman yetkililere teşekkür ederek birer plaket sunan Başkan Metin Solak ise değişik kültürlerden ortak düşünce üretilmesini önemsediklerini söyledi. Yerel yönetici olarak bu tür çalışmaların bizzat içinde olarak desteklediklerini kaydeden Başkan Solak, belediye olarak farklı ülkelerden çok sayıda kardeş belediyelerinin olduğunu ve bu ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yürütüldüğünü de sözlerine ekledi.

Bira düşkünü bir adam Anheuser-Busch biralaSofya’da canlı bir performans sergirını üreten şirkete 10 bin dolarlık dava açtı. Bira- leyen 330’dan fazla gaydacı, yeni Gucıya göre, reklamda birayla kadınların tavlanabile- inness rekorunu kurmayı umuyor”. ceği söyleniyordu, ancak kendisi başarılı olamadı. Bir kadın sürücü, buz tutmuş yolda motorlu bir kızakla çarpıştı. Kızağın sürücüsü öldü. Kadın sürücü, tanık olduğu ölüm anında yaşadığı şok yüzünden adamın dul karısına tazminat davası açtı. Florida’da bir balıkçı şiddetli fırtınada öldü. Ailesi, hava durumu yorumu doğru çıkmadığı gerekçesiyle bir TV kanalından 10 milyon dolar tazminat istedi. Dava geri çevrildi. Dorothy H. (40) eşini ayarttığı gerekçesiyle öteki kadın hakkında 1 milyon dolarlık tazminat davası açtı. Yargıç, 18’inci yüzyıldan kalma bir maddeye dayanarak, davanın görülmesini kabul etti. 81 yaşındaki Stella Liebeck, satın aldığı kahvenin dökülmesi üzerine teninde yanık oluştuğu gerekçesiyle McDonald’s’dan davacı oldu. O günlerde bütün Amerika bir anda bu davaya odaklandı. Yaşlı kadın 2.7 milyon dolar tazminat kazanarak bir anda şöhret olurken, ülkenin en büyük fast food zincirlerinden biri olan McDonald’s, ortaya çıkabilecek başka uyanıklara karşı çeşitli önlemler almaya başladı

Her yaştan tamı tamına 333 gaydacı, yeni bir Guinness Dünya Rekoru kırmak amacıyla 16 Mayıs’ta Sofya’da toplandı. Ancak Guinness’in başarılı olup olmadıklarını belirlemesi haftalar veya aylar sürebilir. Binlerce seyirciyi başkentin en büyük konser salonuna çeken etkinlik, ülkenin dört bir yanındaki müzik grupları ve bireysel müzisyenleri bir araya getirdi. Bunlardan biri olan Rumen Chepov, 26 yıldır çalıyor. “Bu, dünyada bu kadar çok sayıda gaydacının br araya gelip çaldığı ilk olay. Bildiğim kadarıyla, şu anki rekor 240 küsur gaydayla İskoçya’nın. Ama onları geçeceğiz ... Gaydanın bir Bulgar enstrümanı olduğunu ve herkesin ondan öğrendiğini göstereceğiz.” diyor, Chepov. Gaydanın menşei belirsiz ve Bulgaristan’da bulunmayacağı da kesin. Pek çok kişi bu enstrümanın ilk olarak M.Ö. 1000 civarlarında Orta Doğu’da çıktığına inanıyor. Ancak Bulgaristan’ın gaydanın en popüler olduğu ülkelerden birisi olduğu kesin. Bu enstrüman, özellikle güneydeki Rodop Dağı’nda olmak üzere pek çok halk müziği ve şarkısında merkezi rol oynuyor.

Huseyin ÖZKAN Dobruca Tekstil San.Tic.Ltd. Şti. Laleli Cad.Sait Efendi Sk. Astor Center No.55 Laleli / İst. Tel: 0212 458 21 20 / 458 21 19

Tarih Mehmet ÇAKIR

Balkan Müslümanlarının Türklüğü-2

İşin önemli bir diğer yönü ise, Balkan Müslümanlarının “Türklüğü”nün aynı zamanda onların düşmanları tarafından da kabul görmesidir. Bu nedenle sözkonusu düşmanlar, kendileriyle aynı etnik kökenden gelen ancak kültürel olarak “Türk” olan bu insanlara karşı tarih boyunca “etnik temizlik”ler düzenlemişlerdir. Balkanlar’daki Slav Müslümanların düşmanları tarafından “Türk” olarak görülmelerinin en somut örneği, Sırplar’ın Boşnaklar’a karşı besledikleri nefrette ortaya çıkar. Sırplar, Osmanlı’nın bölgeye hakim oluşuna dek güçlü bir Krallığa sahiptiler. Ancak 1389 yılındaki Kosova Savaşı, bu Krallığın sonunun başlangıcı oldu. 1459 yılında Sırp Krallığı tümüyle ortadan kaldırıldı ve tüm Sırp toprakları kesin olarak Osmanlı egemenliğine girdi. Sırplar, Osmanlı karşısındaki yenilgilerini hiç bir zaman kabullenemediler. Zaman içinde Sırpların mağlubiyetini “seçilmişlik”le kutsayan farklı efsane ve inançlar gelişti. Özellikle Kosova Savaşı hakkında ilginç inançlar üretilmişti.Bosnalı Müslümanlar, Sırpların gözünde, birer haindiler. Onları “İslamlaşmış Sırplar” olarak algılıyorlardı. Bosnalıların, Sırplara verilen “seçilmişlik” payesini bırakarak, kendilerini Osmanlı’ya sattıklarını düşünüyorlardı. 600 Yıllık Nefret Bu kompleks ve nefretler, yüzyıllar boyunca bilinçaltında kalmış, ancak dağlara çıkarak Osmanlı’ya karşı direnen “haiduk” (haydut) çetelerinin anılarıyla yaşamıştı. Osmanlı ordularının 1683’teki Viyana bozgununun ardından, Bosnalı Müslümanlara karşı duyulan nefret fırsat buldukça eyleme dönüşmeye başladı. İlk kan, 1702 yılında Karadağ’da döküldü. Başkent Çetine’deki sivil Müslüman nüfusa karşı gerçekleştirilen katliama Istraga Poturica (Türkleşmiş olanların imhası) adı verilmişti. Boşnaklar aslında “Türk” değil, sadece Müslüman olmuşlardı, ama bu ikisi Balkanlar’da aynı anlama geliyordu. Sırp milliyetçiliğinin 1980’lerdeki yükselişinde de hep aynı tema kullanıldı. “Türk”, “Müslüman” ya da “Osmanlı” kelimeleri aynı anlama geliyorlardı ve Boşnaklar bu kavramlarla özdeşleştirildikleri için düşman sayılıyorlardı. Sırbistan’ın radikal milliyetci lideri Slobodan Miloseviç’in Kosova Savaşı’nın 600. yıl dönümünde Kosova’nın başkenti Piriştine’nin yakınlarındaki Gazimestan adlı ovada gerçekleştirdiği ünlü mitingin de teması yine aynıydı. Miloseviç 600 yıl önce yaşanan Kosova yenilgisine atıfta bulunmuş ve “bir daha yenilmeyeceğiz” demişti. Düşman yine aynıydı; Osmanlı. Nitekim mitingin yapıldığı alanın yakınlarında bir yere önceden kan renkli koca bir anıt kondurulmuş ve üstüne de Prens Lazar’ın şu sözleri kazınmıştı: Her kim ki Sırp ve Sırp kökenlidir Ve Kosova Ovası’na Türklerle savaşmaya gelmez Onun ne erkek, ne dişi, zürriyeti olmasın Onun hasadı olmasın. 1389-1989 Tüm bunlar, Balkan Müslümanları kadar İslam aleyhtarı Balkan milliyetçilerinin de İslam ve Türk kavramlarını özdeşleştirdiklerinin işaretleridir. Bu iki kavramı birleştiren ortak zemin ise, elbette ki Osmanlı kimliğidir. Türkiye’ye Osmanlı’dan kalan büyük bir Balkan insiyatifi vardır. Bu bölgede varolan Türk-İslam kimliği, Türkiye’nin önündeki tarihsel bir sorumluluktur. Bu insanları korumak ve harekete geçirmek Türkiye için ciddi bir etki alanı oluşturabilir. 1912’ye kadar bizim olan topraklar üzerinde güçlü bir işbirliği kurmak, doğal bir hak ve sorumluluktur. Türkiye, Balkanlar’da bu şekilde bir etki alanı oluşturmakla diğer dış politika yönlerinde, Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu’da büyük bir stratejik avantaj ve siyasi güç elde edecektir.


Bulgaristan Türklerinin Sesi 13

Dünya Medyasından Haberler Pazar günü yapılan parlamento seçimlerinin ikinci turunun solun zaferiyle sonuçlanması sonrasında, Meclis’e 217 yeni milletvekili girdi. Daha önce hiç Meclis’de yer almamış bu vekiller, parlamento kulislerinde hızlı adımlarla ama başları her zaman dik ve yüzlerindeki gülümsemeleriyle yürüyorlar. Yeniden seçilenler ise eski alışkanlıklarına devam ediyorlar. Yeni seçilen milletvekillerinin sayısı, Meclis’in toplam nüfusunun yüzde 40’ına denk geliyor. Meclis’teki kadın milletvekillerinin sayısı ise 155. 2002 seçimlerinde bu sayı 107’ydi. Birçok Avrupa ülkesine göre bu sayı hala az. Meclis’in yaş ortalamasında ise değişiklik yok. Yaş ortalaması, bir önceki Meclis’te olduğu gibi yine 54. En genç milletvekili 22 yaşında, en yaşlısı 76… Bunun dışında Fransız asıllı olmayan milletvekili sayısı ise 8…

Atina yeni hükümetine kavuştu Aylardır süren siyasi belirsizliğin ardından Yunanistan dün en nihayet hükümetine kavuşurken, yeni hükümetin yeni başbakanı Antonis Samaras da görevi devraldı. Yeni Demokrasi Partisi’nin yanı sıra koalisyonda sosyalist Pasok ve Demokratik Sol partileri de bulunuyor. Vakit kaybetmeden yemin eden Samaras’ın ilk açıklaması “Yunan halkından yurtsever sağlam bir ulusal birlik ve kendisine güvenmelerini istiyorum. Tanrının yardımıyla bu krizden insanlarımız çıkması için ne gerekiyorsa yapacağız.” oldu. Başbakan Angela Merkel de akşam saatlerinde Samaras’ı arayarak tebrik etti ve yarın Gdansk’ta yapılacak olan Almanya-Yunanistan maçına gitme kararı aldığını duyurarak “Samaras da gelirse sevinirim” dedi.

Çin için yeni bir keşif sahası Yörüngeye yerleştirilen Tiangong 1 uzay laboratuvarı modülü, Shenzou IX insanlı uzay aracı ile kenetlendikten sonra ilk misafirlerini karşıladı. Kenetlenme otomatik olarak gerçekleştirildi ve 14.14’te tamamlandı. İki alan arasındaki basınçlar denklenene dek, Çin’in ilk kadın astronotu Liu Yang’ın da içlerinde bulunduğu üç astronot, Shenzhou IX uzayaracının özel kapsülü içerisinde bekledi. Ara kapakların açılmasının güvenli olduğu teyit edildiğinde, misyon komutanı Jing Haipeng 17.07’de Tiangong 1’e giriş yaptı. Jing, Kapsülün bir tarafındaki üzeri işaretli kolları tutup takip ederek, uzay laboratuvarı modülüne girdi. Girişte yer çekimsiz ortama uyum sağlarken kameraya el salladı. Bu naif hareket, Pekin Uzay Kontrol Merkezi’ndeki bilim insanları ve mühendislerini de gülümsetti.

Çin için yeni bir keşif sahası Yörüngeye yerleştirilen Tiangong 1 uzay laboratuvarı modülü, Shenzou IX insanlı uzay aracı ile kenetlendikten sonra ilk misafirlerini karşıladı. Kenetlenme otomatik olarak gerçekleştirildi ve 14.14’te tamamlandı. İki alan arasındaki basınçlar denklenene dek, Çin’in ilk kadın astronotu Liu Yang’ın da içlerinde bulunduğu üç astronot, Shenzhou IX uzayaracının özel kapsülü içerisinde bekledi. Ara kapakların açılmasının güvenli olduğu teyit edildiğinde, misyon komutanı Jing Haipeng 17.07’de Tiangong 1’e giriş yaptı. Jing, Kapsülün bir tarafındaki üzeri işaretli kolları tutup takip ederek, uzay laboratuvarı modülüne girdi. Girişte yer çekimsiz ortama uyum sağlarken kameraya el salladı. Bu naif hareket, Pekin Uzay Kontrol Merkezi’ndeki bilim insanları ve mühendislerini de gülümsetti.

İran’ın uranyum alanındaki yeni gelişmeleri Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin İran’da daha önce bulunandan saflık derecesi çok daha yüksek uranyum bulunduğuna dair izlerin keşfedildiğini açıklamasının sonrasında İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad pazar günü İran’ın yeni parlamentosunun açılışına katıldı. Bu keşif İran’ın atom bombası için gerekli malzemeleri elde etmeye yaklaştığına dair endişeleri de ateşledi. İran’ın Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Feridun Abbasi ise İran devlet haber organlarına, İran’ın mevcut bir tesisin yanına iki yeni nükleer enerji tesisi daha inşa etme planlarını anlattı.

İran’ın uranyum alanındaki yeni gelişmeleri Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin İran’da daha önce bulunandan saflık derecesi çok daha yüksek uranyum bulunduğuna dair izlerin keşfedildiğini açıklamasının sonrasında İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad pazar günü İran’ın yeni parlamentosunun açılışına katıldı. Bu keşif İran’ın atom bombası için gerekli malzemeleri elde etmeye yaklaştığına dair endişeleri de ateşledi. İran’ın Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Feridun Abbasi ise İran devlet haber organlarına, İran’ın mevcut bir tesisin yanına iki yeni nükleer enerji tesisi daha inşa etme planlarını anlattı.

Öğretmenlerin yarısı yoksul öğrenciler için yanlarında yiyecek getirdiklerini söylüyor Gazetemizin düzenlediği ankete katılan öğretmenlerin yarısının boş mide ile okula gelen yoksul öğrencilerin karnını doyurmak için yanlarında yiyecek taşıdıklarını söylemesinin ardından başöğretmenler ve doktorlar dar gelirli öğrencilere okullarda bedava kahvaltı verilmesini istedi. Ankete katılan her beş öğretmenden dördü öğrencilerin %55’inin okula boş mide ile geldiğini ileri sürdü. Öğretmenlerin yarıdan fazlası öğrenciler arasında yetersiz beslenme oranının son birkaç yılda arttığına dikkat çekti. Ekonomik durgunluğun, işsizlikteki artışın ve sosyal yardımlardaki kesintilerin bu artışta etkili olduğu iddia edildi. Ülke çapında yapılan ankete iştirak eden 591 öğretmenin yarısı kahvaltı etmeden okula gelen öğrencilerinin karnını doyurmak için beraberlerinde meyve ve muhtelif gıda maddeleri taşıdıklarını ifade etti. Bu öğretmenlerden beşte birinin söz konusu öğrenciler öğle yemeği yiyebilsin diye ceplerinden para verdikleri de ortaya çıktı.

Okyanus Kabloları İngiltere’ye Yeşil Enerji Taşıyacak İzlanda volkanları çok yakın bir zamanda okyanus tabanına döşenmesi düşünülen binlerce kilometrelik yüksek gerilim kabloları ile Birleşik Krallığa düşük karbonlu elektrik pompalamaya başlayabilecek. Enerji bakanı Charles Hendry’nin mayıs ayı içerisinde İzlanda’ya bir resmi ziyarette bulunacağı ve bu ülkenin sahip olduğu zengin jeotermal enerji kaynaklarından faydalanmak istediğini ifade edeceği açıklandı. Enerji bakanı Hendry İzlanda hükümeti ile halihazırda yakın temasta olduklarını ve projeye çok sıcak baktıklarını belirtti. Yerkabuğunu ikiye bölen okyanusun tam ortasında bulunan İzlanda’ya ulaşmak için enerjiyi taşıması düşülen kabloların 1000 ila 1500 kilometre uzunluğunda olması gerekiyor. Proje gerçekleştiği taktirde döşenecek kablonun açık ara en uzun enerji kablosu olacağı bildiriliyor. Deniz tabanına döşenmesi planlanan kablo ağı ile ilk etapta İngiltere’ye getirilecek olan elektrik enerjisinin önümüzdeki 10 yıllık dönemde Avrupa’daki enerji ağına da bağlanması düşünülüyor.

Elektrikli araçlara ücretsiz şarj Restoran zinciri Skylark Grup elektrikli taşıtlar için ücretsiz şarj servisine başlayacaklarını duyurdu. Sözkonusu ücretsiz hizmetin öncelikle gruba ait 9 zincir restoranın araba parkında başlayacağı; 5 yıl içerisinde ise gruba ait restoranların %30’una denk gelen 900 işletmeye yayılacağı açıklandı. Japonya içerisinde bu tip servislerin giderek artacağı düşünülürken, şarz cihazlarının ve gerekli altyapının giderek yaygınlaşmasıyla EV’lere duyulan ilgide de patlama yaşaması bekleniyor.

Harun Tokak

Oralarda bizi bekleyenler var

Sevgili dili Türkçemiz, bu yıl da Dünyalı çocukların dilinden statlara sığmayan insanların gönüllerine şelaleler gibi aktı. İlk yaz rüzgârları Anadolu’ya, dünyanın dört bir yanından on beş gün boyunca gül kokuları taşıdı. Geride silinmez izler bırakarak ülkelerine döndüler. Doğuveİslamdünyasıiçindebulunduğuacıklıdurumdanyavaşyavaşkurtuluyor. Dünyada üst üste devrimler yaşanıyor; mavi, turuncu, kadife ... Ama dünyanın asıl muhtaç olduğu sevgi devrimi bu öğrencilerle gerçekleşiyor. Asya yorgunluğun kâbusundan silkiniyor.Coğrafi ve siyasi sınırlar hızla erirken, sevginin sınırları daha belirgin hale geliyor. Dünya yeni bir dirilisin eşiğinde. Ufuklar, ülkeler birine sevgi diliyle sesleniyor Türkçe olimpiyatlarında adına ödül konulan Ali Şir Nevai; “Türkçenin derinliklerine daldıkça on sekiz bin alemin ötesinde başka bir alem görüyorum” demişti. Bu sözü söylemek için; Ganalı kızın söylediği şarkıyı, çayda çırayla sahneye yürüyen siyah çocukları, Silifke türküsüyle milyonları coşturan Uzakdoğulu kızları....hasılı su bizim on beş günden beri gördüklerimizi görmüş olmalı diye düşünüyorum. Anadolu’nun kar-kışından çıkan diriliş erleri, ellerindeki bahar çiçekleri ile her yıl ilk yaz günlerinde geri dönüyorlar. Bir toprak kadar mütevazı gül yetiştiricileri, sevdalarının saçlarından tutuşturdukları kandillerle yürüyorlar karanlık yolları. Ömürlerini,gurubuolmayangurbetlerdegeçiriyorlar.Onlarbuçocuklarınkendilerini beklediğini bilerek, sevgililerinin siyah gözlerine koşar gibi koştular gurbetlere. Gittikleri ülkelerde toprak oldular. Çünkü gül yetiştirmek için toprak olunması gerektiğini biliyorlardı. İncindiler ama incitmediler, çiğnendiler ama çiğnemediler. Bu fedakâr öğretmenleri yetiştiren, bu günleri bize hazırlayan ilkler düşüyor hatırıma. Ümit yüklü şafağın ilk bereketli ışıkları... Bediuzzamanlar, Süleyman Hilmi Tunahanlar, Mehmet Zahit Kotkular, Necip Fazıllar, Celal Hocalar, Husrev Hocalar ve daha niceleri.... Halka Arzının Ardından Facebook İçin Başarının Anahtarı Sıradağlar gibi her zaman tipiye borana meydan okuyan bu fecir süvarileri, Bilgi Hazinesi sürekli karla buzla savaşarak, her mevsim meyve veriyor olmanın sırrını keşFacebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg dünya federek, şartlar ne olursa olsun hep gül yetiştirdiler ve gül türküleri söylediler. FethullahGülenhocaefendiyleküreselbirbesteyedönüşenbudiriliştürküleri,her tarihinde en çok sayıda insan hakkında en çok bilgiyi toplayan yıl ilk yaz sıcaklarında ufkumuzu dolduruyor. İnsanlar sevgiyle bir birine sesleniyor. kişi. Peki ya şimdi? Füsunlubirışıkgibienkaranlıkgecelerinbağrındanfışkıran,akıpgidenyıllariçinde Facebook, bir internet şirketinin bugüne kadarki en büyük yeniden dirilisin destanini yazanlardan birisi de hiç şüphesiz Nureddin Topçu’nun çaplı halka arzıyla, Wall Street’e girerken; yeni ve kaçınılmaz o geç kalmış bir Ebussuud Efendi veya bir İbn- i kemaldir dediği Celal Hoca’dır. 1930’da Anadolu’nun bereketli yüzündeki iki göz gibi son bir problemle karşı karşıya: Hissedarlarını nasıl daha da zenginleştirebilir? Cevap ise Facebook’un kendisinde saklı. İsim- imam hatip okulları da kapanınca asil bir milletin dini hayati, bitkisel hayata girmiş bir hasta gibi bütün bütün gözlerini yummuştur. leri, fotoğrafları, zevkleri ve istekleriyle yaklaşık bir milyar Celal Hoca imam- Hatip projesiyle kapanan o kirpikleri aralayanlardan biridir. insanın çevrim içi olarak listelendiği bu hazinenin nasıl değerKaranlıkları kendince aydınlatmaya kararlı bir ateş böceği azmidir onunkisi... lendirileceğine bağlı... Gözlüklü, sakallı, sırtında yaz günü bile hiç çıkarmaBirçok yatırımcı daha şimdiden facebook hissesi almak için dığı pardösü, başında bere, elinde kabarık bir çanta.... İşte Celal Hoca... İşi gücü okuldur, öğrencidir, burstur. sırada. Öyle ki facebook’un hisseleri için biçtiği fiyat salı günü arar, okul arar, kayıt yapar, ders verir, idareci28-35 dolardan 34-38 dolara yükseldi. İnsanları saatlerce ken- likÖğrenci yapar, yeri geldiğinde de de öğrencilerin tuvaletini temizler. dine bağlayan facebook’taki kişisel bilgi hazinesi, facebook Tuva, NureddinTopçu bir gün hocayı ziyarete gelir. Bakar ki yetmişini aşkın kullanıcılarının karşılaştığı reklamları belirlemekte kullanılıyor. hocatuvalettemizlemektedir. Buram buram terler. Bu da facebook’u son derece kârlı bir araç haline getiriyor. “Hocam bu genç işidir bırak çocuklar yapsın” der. Hoca evladım çocuklar yaptıkları islerle şahsiyetleri arasında irtibat kurar, biz tuvalet temizleyerek okuduk diyerek kompleks yaparlar. Ben istiyorum ki onlar hür ve özgür yetişsinler.” der. Bir gün bir şirketin genel müdürü hükûmetle bir işinin olduğunu, hallolursa öğrencilere yüklü bir miktarda burs vereceğini söyler hocaya. Normal ağ üzerinde Google mı? Güvenmeyin Celal hoca bakar iş meşru. Yardımcı olur. İş hallolur. Bir gün bir yerde o genel müdürle karşılaşır. Genel müdür hocayı yanına davet eder. Hoca, “ben senin yanına gelmem sen sözünde durmadın” der. Sırlar bilgisayar ekranından saçıldı... Genel müdür hemen çantasından bir makbuz çıkaAylar süren pazarlıkların ardından, bir Alman bilgi koruma rır ve “yaptım biraz geç oldu ama yaptım” diyerek baslar konuşmaya. servisi yetkilisi Johannes Caspar, Google’ı “Sokak Görüntüsü” “Görüşmediğimiz zaman içinde benim başım bozuldu, ev bark dağıldı. İkinci arabalarının gündüz gözüyle ne gibi bilgileri nasıl topladığını evliliğimi yapınca, şirket bana bir jest yaptı ve seyahate çıktım.Yeni eşimle birlikte İstanbul Adana, Bağdat derken Cakarta’ya kadar uzandık. Cakarta’da eşime elifşa etmeye zorladı. Küçük e-mail parçaları, fotoğraflar, şifreler, sohbet mesajları, bise almak için bir mağazaya uğradık. Bir kumaş beğendik. Fiyatı 250 dolardı. yaparken hangi milletten olduğumuzu sorduweb sitelerine veya sosyal medya ağlarına yapılan gönderim- lar.Pazarlık Türküm deyince mağaza sahibi derhal beni içeri aldı. ler gibi her türlü internet iletişimi bilgisi görüntü ve bilgi top“Bu elbiselik hediyemiz olsun, yıllardır ilk defa bir Müslamak için özel dizayn edilen bu araçlar dünya sokaklarında lüman Türk şereflendiriyor mağazamızı.” dedi. Sevincinden uçuyordu adam. ilerledikçe derlenip toplanıyor! Caspar “bu, bilgi koruma kanunlarının bugüne dek şahit olduğumuz en inanılmaz ihlalidir” Sonra bir kahve söyledi. Yarın cumayı hangi camide kılacaksınız. “ dedi. Babam, dedem hacı hoca filan ama biz Avrupa’da diye konuştu. Google çağımızın ya da tüm zamanların en zeki, okumuştuk, biz de Cuma muma kalmamıştı. en şık şirketlerden biri olabilir; fakat birçok insanın keyfini de “hangi camiyi tavsiye ederseniz orada kılarız “ dedim. kaçırıyor... Rakipleri Google’ın o muazzam ağırlığını hiç de Adamdan ayrılınca gittim bir takke aldım. Ertesi gün adam geldi beni otelden aldı. Cuma başladı. İmam efendi minbere adil olmayan bir şekilde kullandığını iddia ediyorlar. Caspar ise Google’ın yerel kanunları ve özellikle de kullanıcılarından çıktı. Bana da en ön safta minbere yakın bir yerde yer ayırmışlar. efendi; “ ey cemaat! Bu günkü hutbemiçok fazla şey alıp götürdüğünü düşünen mahremiyet yanlılarını zinİmam mevzuu, Türkler ve İslamiyet!..” diyerek başladı sözlerine. görmezden geldiğini söylüyor. “ Çin seddinden Atlas okyanusuna kadar yedi iklim dört bucak diyebileceğimiz bir coğrafyada ezan sesleri duyuluyorsa, Allah Türkleri delil ettiği için duyuluyor. İslamiyet onarlın gayretleri ile yayıldı dünyaya. Pek çok millete olduğu gibi bize de İslami onlar taşıdı.Allah bu millete zeval vermesin onları daim kılsın” dedi. Sonra, “ey cemaat! Biliyor musunuz ki bu gün aramızda bir Müslüman Türk var. Cumamız onunla bereketlenmiştir. Şimdi ben konuşmamı kesiyor ve hutbenin devamını ona bırakıyorum. Bir anda başımdan kaynar sular döküldü sandım. Minberden indi başıma bir sarık, sırtıma da cübbe giyFacebook’ta yorgunluk belirtileri dirdi. Bütün bunlar o kadar çok çabuk gelişti ki itiraza mahal kalmadı. Cumayı bile unutmuş olan ben hutbe irad edecektim. Minberin basamaklarını tırmanırkenYa Rabbi...Ya Rabbi ... beni mahcup etme Sosyal ağlar artık bir fenomen olmaktan çıkıyor mu? Sosyal ağlarda vakit geçiren bir milyar kişi yanılıyor olabilir mi? Ya- ,Allahım diye dua ettim. Nasıl dua ediyorum anlatamam. Yukarı çıktım. Cemabir döndüm ki 20 bin kişi gözlerini uzun farlar gibi yakmışlar bana bakıyorlar. pılan bir araştırma, kullanıcıların sosyal ağlardan giderek uzak- ateKardeşlerim size Türklerin selamını getirdim, diye başladım sözlerime. laştığını ortaya koyuyor. BenböylesöyleyincecemaathepbirdenvealeykümselaaaaaaamdiyehaykırıReuters ve Ipsos tarafından ABD’de düzenlenen anket Face- şındankubbelerinkemikleriçatırdadıadeta.Çağındeğişimrüzgârlarısizeyalanyanbook kullanıcılarının profil sayfalarına artık daha az girdiğini lışçarpıkhaberlergetirsedeinanmayınTürklerMüslümandırMüslümankalacaktır. üzerinecemaattenbiriayağakalkarak;“bizTürklerinMüslümanolduğunu ortaya koyuyor. Ankete göre, katılımcıların yüzde 34’ü altı ay Bunun ve Müslüman kalacağını biliyoruz, ondan bahsetmeyin bize siz. Bizim burada kööncesine kıyasla Facebook sayfasını daha az kullanıyor. Face- tüler ve kötülükler çoğalmaya başladı ve biz onlarla baş edemiyoruz. Zor durumbook üyeleri buna gerekçe olarak, uygulamanın “boş ve gerek- dayızdardurumdayızeskitarihlerdeolduğugibinezamangelecekvebiziyeniden kurtaracaksınız. Ondan bahsedin bize.” dedi. “Adam bunu sorunca Türkiye’nin siz” olmasını gösteriyorlar. bulunduğudurumgeldigözümünönüne.HeyAllah’ım!Dedim,bizkendi Ancak Facebook yalnızca kullanıcılar arasında değil borsada içinde meselemizi halletmemişiz de, bu güzel insanlar bizi bekliyorlar.Ta çocukluğumda, da popülerliğini yitiriyor. Facebook’un hisseleri yalnızca son gençliğimde dedemin ocak başında sohbetlerinde dinlediğim şeyler hatırıma geldi. Kardeşlerim! İflasa giden bir şirketin hissedarları ihlas üzere sabit kadem ola12 günde 45 dolardan 26 dolara dek gerileyerek hızlı bir düşüşe imza attı. Bazı uzmanlar, Facebook’un 2020 yılında haya- bilirse, o şirketin en büyük hissedarı, en büyük ortağı Allah olur ve Allah’ın hissedar olduğu bir şirket batmaz! Biz geliriz yine Allah’ın izniyle ama siz tımızdan tamamen çıkacağını savunuyorlar. kendiniz kotarmaya çalışın bunu evvela. Kendi aranızda ihlas üzer bir birFacebook’un hayatımızdan çıkmasının mümkün olmadığını lik sağlayın beraber olun...” cemaat dalgalandı. Sonra cumayı kıldık beni özel söyleyenler de var tabii… Ancak onlar, altı yıl önce ilk kurul- bir arabaya bindirdiler kırk elli arabalık bir konvoyla otele getirdiler. Döner dönduğunda internette devrim yaratan Myspace’i bugün kimlerin mez hemen yardımı yaptım. Bu çocukların yetişmesi lazım geldiğine inandım. Çünkü dünyanın dört bir yanında bizi bekleyenler olduğunu gördüm. “ hatırladığını bir düşünmeliler… A v r u p a Ye n i T e k n o l o j i D e v i n i A r ı y o r Özel sektör finansmanındaki eksiklikler ekonomik büyüme vadeden sektörün önünü tıkıyor. Kahve makinesinden espresso çıkıyor. Gençler bir kanepe üzerinde oturuyor. Dizlerinde Mac bilgisayarlar ve iPad’ler var. Müzik grupları ve iş planları üzerinde konuşuyorlar. Bazıları Fransızca konuşuyor, bazıları İngilizce. Fikirleri oldukça parlak gözüküyor. Paris’in bir kenar mahallesindeki binanın üst katındaki bir ofiste onlarca girişimci Google, Facebook ya da Zynga gibi bir buluşa imza atabilmeyi hayal ediyor. Silikon Vadisi gibi gözüküyor olabilir ama aslında bir şey eksik: para! ABD’de gelecek vaadeden internet girişimcileri, cesur yatırımcıların desteğini projenin ilk aşamalarından itibaren görebiliyorlar. Avrupa’dakiler ise bunun için daha uzun süre beklemek zorundalar. Euro kriziyle mücadele ederken ve ekonomideki düşüşün olumsuz etkisinden kurtulmaya çalışırken; Avrupa, istihdamı teşvik etmek ve ekonomik büyümeyi sağlayabilmek için teknoloji alanındaki girişimlere büyük bir ihtiyaç duyuyor.


14

İsmail ERDEM

Bulgaristan Türkünün Dramı - 2 Yeni açılan okullarda bazı Azeri hocalar da görev almış ve Bulgaristan Türklerinden seçtikleri asistanları yetiştirmişlerdir. Yine bu dönemde 30 dolayında Türk öğrenci, yüksek öğrenim yapmak için Azerbaycan’a gönderilmiştir. Azeri uzmanlar, Bulgaristan Türk okul müfredatlarının gelişmesi ve güncelleşmesine büyük katkı sağlamışlardır (Yenisoy, 1997: 1786-87). Ancak Bulgaristan Türklerine uygulanan sosyalist içerikli eğitim plânı tutmamış; bilakis Azeri Türk uzmanların gayretleri ile soydaşlarımızı Türklük bilinci ve milliyetçilik duyguları daha fazla artmıştır. (1991: 47). Stalin’in ölümü ve Türkiye’de sosyalist bir devrimin mümkün olamayacağının anlaşılması ile Bulgar yönetimi, Türk azınlığa yönelik politikaları sil baştan değiştirmiştir. Bu kapsamda; 1956’dan itibaren Azeri uzmanlar ülkelerine gönderilmiş, Sofya Üniversitesi’ndeki Türklere ait bölümler kapatılmış, Türk öğretmen okulları ve liselerindeki eğitim dili tekrar Bulgarca olmuştur. Ayrıca yüksek okul mezunu Türk gençlerine uzmanlık alanlarında görev verilmemiştir. Daha sonra Türklere ait ana, ilk ve ortaokullar ile liseler kapatıldı, Türk tiyatro faaliyetleri durduruldu, komünist propaganda içerikli hariç Türkçe kitap basımı yasaklandı, Türkçe radyo yayını sona erdi. Komünist rejim döneminde Bulgaristan’da sanayileşme ve ağır sanayi geçiş çabalarında konunun sosyal boyutu düşünülmedi. Böylece köyler boşaldı. Diğer taraftan kooperatiflerin yaygınlaşması ve özel mülkiyetin yasaklanması, tarımsal ve zirai üretimde verimsizliğe neden oldu. Bu durum, bir tarım ülkesi olan Bulgaristan’ın dış pazarlara tarımsal ürünler ve kaliteli sanayi mamulleri satamamasına sebep oldu. 1949-1956 yılları arası dönemde toprakların kolektifleştirilmesi ile Türkler, çok daha kötü duruma ve ikinci sınıf vatandaş konumuna düştüler. Ayrıca bu dönemde; toplu halde yasayan ve kültürlerini muhafaza eden soydaşlarımızın dağıtılması ve asimle edilmesi de sistematik hale getirilecektir. 1950’lerde Bulgaristan’da komünist içerikli bir Türk eğitimi gelişti. Bu durum; 1946’da Türk okullarının devletleştirilmesi ile başladı, 1950-51 göçü ardından yoğunlaştı ve 1959-60 öğretim yılında Türk okullarının Bulgar okulları ile birleştirilmesiyle sona erdi. Bulgar faşist ve komünist yönetimleri, Türklerin sosyal ve kültürel varlıklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan ve birbirlerini tamamlayan politikalar tatbik etmişlerdir. Sosyalist dönemde başlayan Türk eğitimini kalkındırma çabaları çok kısa ömürlü oldu. Türk pedagoji okullarıyla liseleri, 1956/57 kapatıldı. 1958/59 öğretim yılında ise, Türk azınlık okulları Bulgar okullarıyla birleştirildi. Türk okulları 1946’da devletleştirilmiş olmakla birlikte Bulgarlardan ayrı Türkçe eğitim yürütüyorlardı. Bu eğitimin içeriği sosyalist idi. Todor Jivkof yönetimi altındaki Bulgar hükümeti, tüm Türk azınlık okullarını kapatarak Bulgarlaştırıyordu. İlkokullardaki uygulama üçe ayrıldı: (1) nüfusu tamamen Türk olan köy ve mahalle okulları bu durumunu korudu, Türk ve Bulgarların birlikte yaşadıkları ve Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerde karma sınıflar oluşturuldu ve eğitim dili Bulgarca oldu ve Türk ve Bulgarların birlikte yaşadıkları ve Türklerin azınlıkta olduğu yerlerde Türk çocukları, Bulgar okullarına aktarıldıAyrıca yine aynı dönemde Türk ortaokulları da Bulgarlaştırıldı ve Bulgar ortaokulları ile birleştirildi. Bu uygulamalarla; Bulgaristan Türklerinin Türkiye’den koparılması, Bulgarlaştırılıp Bulgarlarla kaynaştırılması amacı güdülüyordu. Bu uygulamalarla birlikte birçok Türk öğretmen açığa alındı ve Türkçe ders kitapları toplatıldı. Bu uygulamalar demokratik usul ve yöntemlerle değil tepeden inme komünist parti kararlarıyla yaptırılmıştır. Türk dili eğitimi her geçen gün azalmış ve 1970’ye gelindiğinde tamamen ortadan kalkmıştır 1950-51 göçünden sonra Bulgaristan’daki ilk genel nüfus sayımı 1Aralık 1956’da yapıldı. Bu nüfus sayımına göre Türklerin sayısı 1 milyon kadardır (Pomakların sayısı ayrı gösterilmekte). Türkler genelde köylerde yaşamaktadır. Sekiz yaş ve üstü 505 bin olan Türklerin yaklaşık üçte birinin okuma bilmemesi ve çeşitli düzeylerde okul bitirmiş olanların ise çok az olması konunun vahametini göstermektedir. Bu amaçla tüm Bulgar yönetimleri ortak çaba harcamışlardır.1960’larda 27 Mayıs ihtilali ve sonrası gelinmeler, koalisyon hükümetleri ve Kıbrıs sorunu vb.. gibi meselelerle uğraşan Türkiye, komşu Bulgaristan’daki soydaşların eğitimine gerekli ilgi ve alâkayı gösteremedi. Todor Jivkof yönetimi, köklü Bulgaristan Türk eğitimini boğazladı. Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç kampanyası ve bu amaçla Türk temsilciliklerine yapılan resmi müracaatlar, 19 Mart 1964’te 400 bine ulaşmıştı. Bu kampanyanın gerisinde Türk azınlık okullarının kapatılması ile yeise düsen ve Bulgarlaştırılacağı hissine kapılan soydaş kaygıları yatmaktadır. Ancak göç konusu Bulgar makamlarınca şiddetle yasaklanıyor ve kelimenin telaffuzu dahi ağır ceza gerektiriyordu. Bulgarları kaygılandıran ve endişeye sevk eden husus, çok ağır işlerde çalışan Türklerin göçmesi ile işlerin aksayacağı ve Bulgar ekonomisinin zarar göreceği idi. Kısa bir süre sonra Bulgaristan’da Türk olmak veya kalmak da suç sayılmaya başlanacaktır.

Dünya Dalış Şampionu Şahika Ercümen

Dünya Serbest dalma şampiyonu Şahika Ercümen ve Sualtı Görüntü Yönetmeni Tahsin Ceylan, Van’a gelerek öğrencilere seminer verdi. Dünya Serbest dalma şampiyonu Şahika Ercümen ve Sualtı Görüntü Yönetmeni Tahsin Ceylan, Van’a gelerek öğrencilere seminer verdi. Seminerde Tahsin Ceylan’ın çektiği, Şahika Ercümen’in dalış görüntüleri büyük beğeni topladı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Yyü) Su Ürünleri Fakültesi tarafından ‘Mavi Seminerler’ adıyla başlatılan semirler dizisinin ilk konukları, Dünya Serbest Dalış Şampiyonu Şahika Ercümen ve Su Altı Görüntü Yönetmeni Tahsin Ceylan oldu. Buz altında en uzun mesafeyi yüzerek Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Şahika Ercümen, sualtı sporlarına nasıl başladığını, spor hayatını, projelerini ve kişisel tecrübelerini Van’daki öğrencilerle paşlaştı. İlahiyat Fakültesi’nde düzenlenen seminer, Su Altı Görüntü Yönetmeni Tahsin Ceylan ‘Su altı Görüntüleme Teknikleri” başlığı altındaki sunum ile başladı. Ceylan’ın sualtında çektiği ilginç görüntüler öğrenciler tarafından büyük beğeni topladı. Ceylan aynı zamanda nesli tehlike altında olan endemik türlere de dikkat çekti. ASTIM NEDENİYLE 12 YAŞINA KADAR DALAMAMIŞ Daha sonra Dünya Serbest dalma şampiyonu Şahika Ercümen, dalış hikayesini öğrencilerle paylaştı. Küçük yaşlardan itibaren suya meraklı olduğunu fakat astım hastalığı nedeniyle 12 yaşına kadar dalamadığını belirten Ercümen, teda-

vilerin ardından memleketi Çanakkale’de bir kursa yazıldığını söyl e d i . Va n Gölü’ne dalmayı çok istediğini de belirten Ercümen, “Buraya geldikten sonra Van Gölü beni daha çok çekmeye başladı. Çok istiyorum fakat bununla ilgili biraz araştırma yapmamız gerekir” dedi. DÜNYA ŞAMPİYONUNDAN SİTEM Kasım ayında dünya rekorunu kırdığını hatırlatan Şahika Ercümen başarıda sponsor desteğinin ve medyanın önemli olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre kimseden bir tebrik telefonu veya destek almadım. Devlet büyüklerinden bekliyorsunuz. Bir de sponsor desteği ve medyanın bunu duyurması çok önemli. Çünkü çok fazla dünya rekoru kıran yok ülkemizde. En azından elimizdekilere sahip çıkıp uluslararası platformda sesimizi duyurmaya çalışan sporculara biraz daha önem vererek, katkı sağlanırsa, daha çok gelişeceğini düşünüyorum. Buraya gelmeden önce Başbakanımızla görüşme fırsatı buldum. Kendisine projelerimden bahsettim. O da bundan sonra destek olacağı sözünü verdi.”

İhlallere ‘Dur’ Diyecek İnsan Hakları Kurumu Meclis Genel Kurulu’ndan geçerek yasalaştı. Anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkı 23 Eylül’de başlıyor. Aynı gün çok önemli bir kurum olan Türkiye İnsan Hakları Kurumu da hayata geçiyor. Kanun tasarısı Meclis Genel Kurulu’ndan geçerek yasalaştı. İnsan Hakları İhlali Kurum insan haklarıyla ilgili konularda Türkiye’de en yetkili merci olacak. İnsan hakları ihlaline maruz kaldığını iddia eden kişiler bu kuruma başvurabilecek. H a b e r s i z D e n e t i m l e r Ya p ı l a c a k İnsan Hakları Kurumu, hak ihlallerinin olduğu durumlarda mağdurun

şikâyeti olmadan da harekete geçebilecek. İhlallerinin yapıldığı iddia edilen yerlere habersiz ziyaretlerde bulunulacak. İ h l a l l e r e Ya s a l İ ş l e m Ya p ı l a c a k İnsan hakları ihlalinin tespit edilmesi durumunda ise sorumlular hakkında yasal işlemler başlatılacak. Kurum bu doğrultuda Türkiye’deki insan hakları alanındaki gelişmeleri izleyip, değerlendirmekle de görevli. Uluslararası Sözleşmeler Takip Edilecek Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanması izlenecek. İnsan haklarının korunmasına, geliştirilmesine ve ihlallerin önlenmesine yönelik çalışmalar da yapılacak. Buna göre İnsan Hakları Kurumunun karar organı 11 üyeden oluşacak. 7 üyeyi Bakanlar Kurulu, 2 üyeyi Cumhurbaşkanı, 1 üyeyi YÖK, 1 üyeyi ise Barolar Birliği seçecek.

Wikileaks’in açıkladığı belgelere göre, ABD’nin Türkiye’de nükleer silah bulundurduğu yönündeki iddialar da doğrulanmış oldu. ABD’nin Berlin Büyükelçiliği’ne ait 12 Kasım 2009 tarihli belgede, ABD’nin Almanya Büyükelçisi Philip Murphy, ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Philip Gordon ile Almanya’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Christoph Heusgen’in görüşmesinin tutanağı yer alıyor. Tutanakta, Heusgen’in Rusya’nın elinde “binlerce” nükleer silah varken, halen Almanya’da bulunan 20 adet taktik nükleer silahın tek taraflı olarak çekilmesinin anlamsız olacağını söylediği belirtildi. Alman yetkili, silahların çekilmesinin eş zamanlı yapılmasını önerdi.

Gordon da buna cevaben Almanya’nın teklifiyle ilgili süreci başlatmadan önce bütün olası sonuçların düşünülmesi gerektiğini ifade etti. Tutanakta, “Örneğin Almanya’dan ve muhtemelen Belçika ve Hollanda’dan nükleer silahların çekilmesi, her ne kadar kendisi de kalması gerektiğini düşünüyor olsa da siyaseten Türkiye’nin silah stokunu elinde tutmasını zorlaştırabilir” denildi.

İnsan Hakları Kurumu Yasalaştı

ABD Türkiye’de Nükler Silah Olduğunu Kabul Etti

Bulgaristan Türklerinin Sesi Bilgilendirme

Murat ULUTÜRK

Karar Vermede Biraz Sabırlıol

“Karar vermek için acele etmeyin” Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları , çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler... İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.”Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.Arkası nın nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.”Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu defa açıkçn ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeyeçalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.”Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.”O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer...” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

BULTÜRK - DÜNYA’DAKİ TEMSİLCİLERİMİZ

1913 Sofya

Aylık Siyasi Aktüel Gazete

www.bulturk.org / bilgi@bulturk.org- Tel: 0212 511 63 47 İmtiyaz Sahibi - BULTÜRK Genel Başkan-Rafet ULUTÜRK Yazı İşleri Müdürü Alptekin CEVHERLİ Yazı İşleri Müdür Yardımcısı

Bülent MAŞAOĞLU

Genel Yayın Yönetmeni

Rafet ULUTÜRK

Genel Yayın Müdürü Rıdvan TÜMENOĞLU

Yayın DanıSmanları:

Prof.Dr.Hayati DURMAZ Prof. Dr. Gülfetin ÇELİK Diş Dr. İsmail ALİOĞLU Prof. Dr. Emin ÇARIKÇI Prof. Dr. Ahmet ÇOLAK Yavuz GÖKALP YILDIZ YD.Dr.Müjgan DENİZ Doç. Dr. Emine İNANIR Mal.Mus.Yüksel AYDIN D o c. D r. H a s i n e Ş E N K.Muh.Erdoğan YURDAKUL

Haber Sorumlusu: Hukuk Danışmanı: Ekonomi Müdürü: İstihbarat Müdürü: Eğitim Sorumlusu: Görsel Yönetmen: Kültür-Sanat: Spor Müdürü: Art Direktör: İnternet Müdürü: Halkla İlişkiler: Reklam Müdürü:

Nafiye YILMAZ Av. Hasan MOLLAOĞLU Mujgan DENİZ Hüseyin YILDIRIM Muazzez YURDAKUL Muharrem KIRAN Muharrem TERZİ İbrahim SOYTÜRK Samet ERDEM Murat ULUTÜRK Mahmut ORAL Neriman ERALP

İrtibat Bürosu: (500 Evler) Yıldırım Mh. Şehit Kamil Balkan cad. No: 114 / A 500 Evler - Bayrampaşa / İST. Bayrampaşa - Adaparkın üstü - Palmyalar durağın altı Tel: 0212 581 78 08 // 511 63 47 - Fax:0212 511 33 91

Reklam için İrtibat: 0212 526 51 98 Star Medya Yayıncılık A.Ş. Teknik Hazırlık: Murat ULUTÜRK

Bu gazete basın yayın ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazarlar yazılarından sorumludur.

www.bulturk.org

Almanya-Köln: Rafet DAL Amerika-New York: Alaattin Gokay Belçika-Antwerpen: Nevi BEYTULLAH İspanya-Madrid: Hüseyin Hasan (+34665397923) KazakistanTürkistan: Erkan

Bulgaristan - Temsilcileri Sofya: Blagoevrad: Smolyan: Kırcaali: Momçilgrad: Ardino: Cebel: Plovdiv: Stara Zagora: Loveç: Troyan: Pleven: Şumen: Razgrad: Haskovo: Silistra: Varna: Dobriç:

Hikmet EFENDİEV Bülent MURADOV Rufat FELETİ Emel BALIKÇI Akif MEHMET Aziz ŞAKİR Erdal H. AHMET Fikret SEPETÇİ Mehmet KRAL Emine BAYRAKTAROVA Ergül BAYRAKTAR Rafet RODOP Nurten RECEP Aydoan ALİ Güner SERBES Tijen GÜLER Salih POMAK Sebahattin AYYILDIZ

TÜRKİYE-Ankara:Sebahin AHMETOĞLU ist. Trakya Bölgesi İsmail ERDEM İst. Anadolu:Bölge- Mahmut ORAL İst. Sultangazi:

Seyhan ÖZGÜR

ist. G.O.P.aşa:

Suzan YAMAÇ

ist. 500 Evler:

Ayhan BOYACIOĞLU

ist. Zeytinburnu: Mustafa GÜLER ist. Avcılar:

Niyazi GÜLER

ist. Başakşehir:

Ayten ERDEM

ist. Kağıthane:

Nazım ÇAUŞ

Bursa-Yıldırım:

Turhan YAMAÇ

Bursa-Hürriyet:

Üzeyir AKGÜN

Bursa-Yenibağlar: Cevat ÇALIŞKAN

İzmir-İzm.Sarnıç: Durmuş HATİPOĞLU İzm.Görece:

Mümin GÜNEY

İzm.Buca:

Hüseyin PAŞAMOĞLU

İzm.Bornova:

Kenan ÖZGÜR

Edirne:

Nadir ADLI

Kırklareli:

Ali ÖZTÜRK

Tekirdağ:

Sezai ALTINAY

Balıkesir-Bandırma: Güner BAŞARAN Eskişehir: Osmangazi Ünv. - Sevgin GÖKE


Bulgaristan Türklerinin Sesi 15

Türkiye’nin Gül Bahçesi’nde hasat mevsimi Dünyada gül yağı üretiminin yüzde 25’ini tek başına karşılayan Isparta’da, çiftçiler gül çiçeği hasadı yapıyor. Isparta kent merkezi ve ilçeleri gül kokmaya başladı. Müftüzade Gülcü İsmail Efendi’nin 1888 yılında Bulgaristan’ın Kızanlık kentinden bastonunun içinde getirdiği ve Isparta topraklarıyla buluşturduğu gül, sabah saatlerinde yapraklarını açmasıyla bahçelerde üreticiler tarafından mis kokular arasında toplanıyor. Gül çiçeğini çuvallara koyan üreticiler, ürünlerini Gülbirlik’e teslim ediyor. Mayıs ve haziran aylarında çiçek açan gül önce bölgeyi, sonra da gül yağı ile tüm dünyayı eşsiz kokusuyla büyülüyor. Parfüm sektöründe gül esansı için kullanılan Isparta gülünü diğer 150 çeşit gülden ayıran özellik ise eşsiz kokusu ve kokusunun kalıcılığı.Gülyağı ve Yağlı Tohumlar Satış Kooperatifi Birliği (GÜLBİRLİK) Genel Müdürü Hasan Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, her yıl 8

ile 10 Mayıs tarihleri arasında başlayan gül çiçeği açımının, bu yıl 15 gün geciktiğini söyledi. Geçen yıl yaklaşık 7 bin 500 ton civarında bir rekolte beklerken 6 bin 500 ton civarlarında kaldıklarını, bunda yağışların etkisi olduğunu belirten Çelik, ‘’Isparta genelinde bu yıl ortalama 7 bin ton bir rekolte bekliyoruz. 2 yıldır yağışlar nedeniyle güller 15 gün geç açmaya başladı’’ dedi. Çelik, gülün çiçek açarken hem yağmuru hem de güneşi görmesi gerektiğini söyledi. Sektörün ihtiyacının 7 bin tonluk bir rekolteyle karşılanabileceğine dikkati çeken Çelik, kaliteli gül çiçeği elde edilmesi için ürünün öğleden akşama kadar toplanmaması gerektiğini vurgulayarak, gül üretiminin geleceğinin, kaliteli çalışmayla teminat altına alınabileceğini kaydetti. Çelik, hasat döneminde güllerin sabah erken saatlerde toplanarak tesislere getirildiğini, bakır kazanlarda kaynatılıp damıtıldığını, böylece gül çiçeğinden yağ oluşturduklarını dile getirdi. Bu işlemin haziran ayı sonuna kadar devam ettiğini söyleyen Çelik, yağın dinlendirildikten sonra dünya parfüm piyasasına sunulduğunu aktardı.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, Osmanlı vakıf eserlerinin yer aldığı Balkanlar coğrafyasında ilk restorasyona bu yaz, Bosna Hersek’teki İsa Bey Hamamı ile başlayacak. Genel Müdürlük, Atina’daki Fethiye Camisi için de restorasyon talebinde bulundu ancak henüz yanıt gelmedi. Genel Müdür Adnan Ertem, Balkanlar’da her ülkeden en azından bir vakıf eserini ayağa kaldırmak istediğini belirterek, ‘’Osmanlı coğrafyası anlamında Balkanlarda Makendonya, Kosova, Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk. Onlar da adresi bilsinler, vakıfların hamisinin, Osmanlı vakıflarını artık yaşatan kurumun Vakıflar Genel Müdürlüğü ve bunun bağlamında Türkiye olduğunu görsünler diye böyle bir arzum, isteğim var. İnşallah bunu gerçekleştireceğiz’’ dedi.

Ertem, Türkiye’nin bu süreçte sadece Yunanistan’daki Fethiye Camisi ile ilgili talepte bulunduğunu belirtti. Talebin 3-4 ay önce iletildiğini bildiren Ertem, şunları kaydetti: ‘’Yunanistan ile ilgili tercihte biz bulunduk ama Yunanistan hala olumlu cevap vermedi. Atina, Avrupa’nın tek camisi olmayan başkentidir, onların bir ayıbıdır bana sorarsanız. Onun için Fethiye Cami’nin restorasyonunu üstlendik, ‘yapalım’ dedik, talebimizi ilettik ama henüz olumlu ya da olumsuz herhangi bir cevap alamadık.’’

Türkiye’de askerlik yapamadığı için vicdanen rahatsız olan Bulgaristan göçmeni Mümin Özer, 85 yaşında askere gidiyor. Bursa’da yaşayan 85 yaşındaki Mümin Özer, gençliğinde Bulgaristan’da yaşadığı için Türkiye’de askere gidemedi. Vicdanen rahatsız olan Özer, yaptığı başvuru üzerine, engelli vatandaşlarla bir gün temsili askerlik yapacak olmanın mutluluğunu yaşıyor. Mümin Özer, Türk ordusunda askerlik yapamamasının her zaman içinde bir ukde olarak kalmasından dolayı bu yola başvurduğunu söyledi. Hayatında 3 mutlu gün olduğunu belirten Özer, ‘’Bunlardan birincisi Bulgaristan’dan Türkiye’ye ayak bastığım gün, ikincisi ise torunumu komando olarak gördüğüm gün, üçüncüsü ise benim askere kabul edildiğim gündür’’ dedi. Bulgaristan’da yaşadığı dönemlerde çok vatan hasreti çektiğini anlatan Özer, bu durumun kendisine vatanın ve al yıldızlı bayrağın ne

kadar önemli bir şey olduğunu öğrettiğini söyledi. Askerlik yapmak üzere başvurma hikayesini anlatan Mümin dede, şunları kaydetti: ‘’Hastaneye gittiğimde iki asker yanıma oturmak için izin istedi. ‘Siz ne kadar şanslı insanlarsınız, bu vatana askerlik yapıyorsunuz’ dedim. Onlar da ‘Amca sen askerlik yapmadın mı?’ diye sordular. Ben askerlik yaptığımı ama Bulgaristan’da askerlik yaptığımı bu yüzden şanssız olduğumu söyledim. Beni bugün askere alsalar gideceğimi söyledim. Askerlerden biri benden telefon numaramı istedi. Benim bu isteğimi komutanına ileteceğini söyledi. Komutan, benim askerlik şubesine başvurmamı, engelli vatandaşlarla beraber bir günlüğüne askerlik yapabileceğimi söyledi. Ben de hemen ertesi gün askerlik şubesine başvurdum.’’

VakıflarBalkanlar’darestorasyonabaşlıyor

85’lik dede askere gidiyor

Ayak Sağlığı ve Bakım Merkezi Ayak Sağlığı ve Bakım Merkezi sizlere daha yakın; internet sitemiz yardımıyla bizi daha yakından tanıyabilirsiniz. Ayak bakımı Merkezimizde normal ayak bakımının yanında medikal ayak bakımı da yapılmaktadır. Burada yapılan bazıbakımlarşunlardır:

E..Posta:ulkuorl@gmail.com Batık tırnak bakımı, Nasır bakımı,

Medikal problemsiz ayak bakımı,

Tırnak mantarı, Diyabetli hasta ayak bakımı,

Ortopedik tabanlık uygulamaları Web: http://www.ayaksagligimerkezi.com/

E-Posta: podiatri@podiatri.com Telefon: 0216 - 363 - 47 - 01

Ortopedik tabanlık uygulamaları

Ortopedik tabanlıkları doktor tavsiyeli olarak veya merkezimize gelerek ayak sağlığı uzmanımız (podiatrist) yardımıyla alabilirsiniz. Merkezimizde ortopedik tabanlık uygulamaları da yapılmaktadır.

Merkezimizde normal ayak bakımının

Osmanlı’da İlkler-2

60.OsmanlılarınRusyaileimzaladığıİLKantlaşmaİSTANBUL ANTLŞMASIdır. 61.OsmanlılarınkaybettiğiİLKbeylikERDELBEYLİĞİdir. 62.OsmanlıDevletiİLKdefaPASAROFÇAANTLŞAMASINDANsonraAvrupadangerikaldığınıanlamıştır. 63.OsmanlıDevletiİLKdefaPasarofçaAntlaşmasındansonraLALE DEVRİNDEAvrupayıörnekalarakıslahatlaryapmıştır. 64.AvrupayaİLKelçilerLaledevrindePARİSveVİYANAyagönderildi. 65.OsmanlılardaİLKMatbaaGAYRİMÜSLİMLER(YahudiErmeni)tarafındanaçılmıştır.(15yy) 66.OsmanlılardaİLKTürkMatbaasıLaleDevrindeİBRAHİMMÜTEFERRİKAtarafındanaçıldı.(1727) 67.İLKkağıtfabrikasıLaleDevrindeYALOVAdakuruldu. 68.İLKitfaiyeörgütüLALEDEVRİNDEkuruldu. 69.AskerialandaİLKıslahatıI.MAHMUTyapmıştır. 70.İLKMühendisOkulu1731yılındaKaraMühendis(Mühendishane-i BerriHümayun)adıylaI.MAHMUTtarafındankuruldu. 71.İLKdefaKAPİTÜLASYONlar1740yıllındaSüreklihalegetirildi. 72.İLKdefaOsmanlıDevletindenHalkıTürkveMüslümanolanbir toprakparçası(Kırım)KÜÇÜKKAYNARCAANTLŞMASIilekoparılmıştır.(1774) 73.RuslarİLKkezKÜÇÜKKAYNARCAANTLŞMASIileiçişlerimizekarışmahakkınıeldeetmiştir. 74.RusyayaİlkkapitülasyonlarKÜÇÜKKAYNARCAANTLŞMASIileverildi. 75.Ulufealım-satımıİLKdefaI.ABDÜLHAMİDtarafındanyasaklanmıştır. 76.İLKdefaAvrupaordularıörnekalınarakkurulanorduZİZAM-ICEDİDordusudur. 77.AvrupabaşkentlerindeİLKdevamlıelçilerIII.SELİMzamanında açıldı. 78.İLKdevamlıelçilikLONDRAyaaçıldı.(1793) 79.NAPOLYONİlkyenilgisiniAKKAkalesiönündeNİZAM-ICEDİDordusuylayaptığısavaştaaldı. 80.OsmanlıDevletindeİLKMilliyetçilikhareketiSIRPİSYANIdır. 81.İLKdefapadişahınyetkileriII.Mahmut’unayanlarlaimzaladığıSENEDİİTTİFAKla(1808)azalmıştır. 82.OsmanlıDevletindeyaşayanazınlıklaraİLKdefaayrıcalıkBÜKREŞ ANTLAŞMASIileSIRPlaraverildi. 83.OsmanlıDevletindenbağımsızlığınıkazanİLKdevletYUNANİSTANolmuştur.(1829-EdirneAntlaşması) 84.BoğazlarSorunuİLKdefaHÜNKARİSKELESİANTLKAŞASIileortayaçıktı.(1833) 85.İngilizlereİLKdefakapitülasyonlarBALTALİMANITİCARET ANTLAŞMASIileverildi.(1838) 86.İLKgazeteTAKVİM-İVAKAYİadıylaII.MAHMUTzamanında çıkarıldı.(1831) 87.NüfussayımıİLKdefaII.MAHUTzamanındayapıldı.(1831) 88.Tımar,ZeametveMüsadere(Mallaraelkoyma)İLKdefaII.MAHMUTtarafındankaldırıldı. 89.İLKdefaPolisörgütününtemelleriII.MAHMUTzamanındaatılmıştır. 90.İLKdefaDivanTeşkilatıkaldırılarakBakanlıklarII.MAHMUTzamanındakuruldu. 91.ÖğretimİLKdefaII.MAHMUTzamanındazorunluhalegetirildi. 92.İLKPostaÖrgütüII.MAHMUTzamanındakuruldu. 93.İLKdefaTercümeOdası,YabancıDilOkulu,DevletMemuruYetiştirenOkullarII.MAHMUTtarafındanaçıldı. 94.İLKdefayurtdışınaöğrenciII.MAHMUTzamanındagönderildi. 95.Kılık-KıyafetteİLKdeğişiklikII.MAHMUTzamanındayapıldı. 96.İLKdefaPadişahkendigücününüstündebirgücüTANZİMAT FERMENIiletanımıştır. 97.OsmanlılardaİLKkağıtparaKAİMEadıyla1841deABDÜLMECİTtarafındanbastırıldı. 98.İLKdemiryoluhattıTANZİMATDÖNEMİNDEdöşendi.(1866) 99.TelgrafİLKdefaTANZİMATDÖNEMİNDEkullanılmayabaşlandı.(1854) 100.LaikKanunlarİLKdefaTANZİMATDEVRİNDEçıkarıldı. 101.AskerliğinİLKdefabirbedelebağlanmasıISLAHATFERMENI ileolmuştur.(1856) 102.OsmanlıDevletiKırımsavaşındaonraAvrupalıdevletlerinhimayesinegirerekİLKdefaBAĞIMSIZDEVLETOLMAÖZELLİĞİNİ kaybetmiştir. 103.OsmanlıDevletidışarıdanborçparayıİLKdefaKırımSavaşı(1856) sırasındaİngilizlerdenI.ABDÜLMECİTzamanındaalmıştır. 104.OsmanlıDevletiniAvrupaDevletisayılmasıİLKdefa1856PARİS ANTLAŞMASIilekabuledilmiştir. 105.İLKOSMANLIANAYASASIMithatPaşabaşkanlığındabirkomisyontarafındanhazırlanarakII.ABDÜLHAMİDzamanındailanedildi. 106.Osmanlıdevletinde,halkyönetimeİLKdefaI.MEŞRUTİYETdönemindekatıldı. 107.OsmanlıDevletindeMecelleHukukuİLKdefaI.MEŞRUTİYET dönemindeuygulamayakonulmuştur. 108.İTTİHATVETERAKKİPARTİSİTürkTarihindemilliyetçiliğiİlk defaresmibirideolojihalinegetirmiştir. 109.TürktarihindepartidiktasıylayönetimİLKdefaİTTİHATVETERAKKİPARTİSİninyönetimiylegerçekleşti. 110.İttihatveTerakkiPartisi(Cemiyeti,Fırkası)devletyönetiminiİLKdefa kesinolarakI.BALKANSAVAŞIsırasındaelegeçirdi.(BabıAliBaskını) 111.BalkansavaşıİlkdefaKARADAĞ’ınOsmanlıdevletinesavaşaçmasıylabaşlamıştır. 112.OsmanlıTarihindeİLKDENİZALTIfilosuII.ABDÜLHAMİT zamanındaoluşturuldu. 113.OsmanlıdevletininI.DünyaSavaşındansonrapaylaşıldığıİLKAntlaşmaSYKES-PİCOTantlaşmasıdır.

İsmail CAMBAZOV

MÜSLÜMANLAR 1950’li yıllarda Müslüman kökenli Türk aydın-

ları, hala ateizm propagandasının dışında kalmaya çalışıyorlar, ona aktif olarak katılmıyorlardı. Katılanlar ise, Rafiev İslamiyet hakkında şöyle diyor, Mizov filan kitabında şunları ya¬zıyor, bunları yazıyor diyerekten kendi fikirlerini söylemekten çekmiyorlardı. Parti buradaki taktiği anlamakta gecikmedi. Sofya’daki Türkçe basın-yayında çalışan Nüvvablıları bir gün BKP Merkez Komitesine topladılar. Selim Bilâl, Sabri Demir, Hafız Akif Solak, Lütfi Demir ve İsmail Cambazov. Dimitır Genov (Rafiev’in yardımcısı), bize Merkez Komitesinin İslamiyet hakkında bir kitap çıkarmak istediğini, bu kitabı da İslamiyeti en iyi tanıyan Marksist Nüvvablıların yazmasını kararlaştırıldığını bildirdi. Kitaba girecek olan konuları o verdi, biz de aramızda taksim ettik. Kitap “İslam Hakkında Konuşmalar” başlığı altında Türkçe ve Bulgarca yayınlandı (1962). Bizim kitapta ayrı ayrı konular işlendiği için konuşmacıların işine çok yaradı. Bir konuşmacıdan namazlar aleyhinde konuşması mı isteniyor, alıyor Sabri Demir’in yazısını doğrudan okuyor toplantıda. Bayramları mı eleştirilmesi isteniyor, kitaptan benim yazıyı alıp okuyor. Fakat bu kitapta biz sadece beş altı Nüvvablı söz alıp fikrimizi söyledik, ya diğer Nüvvablılar? Onları da “Yeni Işık” gazetesi yakaladı. Çarşaf gibi yazılarla dinden nasıl vazgeçtiklerini anlattırdı. Sonra sıra imamlara, hocalara geldi. Ateist propaganda, bu minval üzere giderken bir gün caminin önünde Başmüftü Efendi ile karşılaşıverdik. Çok üzgün görünen Akif Hoca hal hatırdan sonra bana şu fıkrayı anlattı: - Nasrettin Hoca bir gün bir köye uğramış. Köpekler saldırmışlar. Avludan bir süven (kazık) çıkarıp kendisini savunmak iste¬miş, fakat toprak don olduğu için, süveni çıkaramamış. Bunun karşısında: - Köpekleri salmışlar, süvenleri bağlamışlar, bu köyün geleceğinden korkarım diyerek geçip gitmişti. Çok geçmedi, kitaplarla gazetelerle yapılan yazılı propagandadan pratiğe geçildi. Güzelim, renkli halk törelerinden dini hesap edilen (addedilen) tüm unsurlar ayıklanıp atıldı. Baştan setr-i avrettir [BTG’nin notu:tesettür/hicab kastediliyor] (kadının örtünmesi) diyerek kadın elbiselerine saldırdılar. Sosyalist kadına öcü gibi çarşaf, bürgü, ferace arkasında güzelliğini gizlemek yakışmıyormuş. Bunlardan vazgeçmesi lazımmış. Bu da ineğin sütünü azaltıyor, ya da tamamıyla durduruyormuş. Böylece Müslüman kadının yeri buğday, mısır tarlasında, harmanda imiş! Başladı bir “Feracesizleştirme” kampanyası perdesi altında kıyafet reformu. Analarımız bacılarımız 5-6 ay içinde soyuk soğana dönüştürüldü. İnat edenler kooperatif bloklarına [geniş tarlalar] işe alınmadı, otobüslerden indirildi, mağazalardan alış-veriş yapmalarına müsaade edilmedi. Zora dağlar dayanamamış. Açlığa dayanılır mı? Müslüman kadınlar Bulgar kadınlardan çok daha modern oldular. Köylü Bulgar kadının önlüğü, beyaz yaşmağı bir kimsenin dikkatini çekmiyordu. Ama Türk kadını yaşmak taşıyamazdı. Çünkü yaşmak hem milli hem dini kıyafetin bir göstergesi idi. Aynı yöntemlerle erkeklerin aba poturu, fesi sarığı da gitti. Köylerde aba poturlu, babaç kuşaklı, kuzu kalpaklı sadece Bulgarlar kaldılar. Türklere kuzu kalpağı, baret de yasak edildi. Meğer onlar da Türklük simgesi imişler. Güler misin, ağlar mısın? Zoraki (Dobrovolno, zorlovolno) olarak bu kıyafet reformu yapıldı. Bu reforma karşı Baş müftünün bir tepkisini görmedim. Arşivlerde “Setri-avret farz değildir. Kadınlarımız modern giyinerek de Müslümanlıklarını muhafaza edebilirler” diyen bir fetvasına, genelgesine rastlamadım. Ancak imamları, bölge müftülerini bu işlere koştuklarını biliyorum. İmamlar baştan kendi kanlarını, kızlarını açmaya mecbur edildiler, sonra da komşu kadınlara, fistanla da, açık başla da namaz kılınabileceğini, Müslüman kalmak mümkün olabileceğini söylettiler. Rahmetli Razgrad Müftüsü Hafız Osman anlatıyordu. - Vatan Cephesinden geldiler. “Feracesizleştirme kampanyasında yardımımı istediler. Telefonu aldım. Baş müftüye sordum. Durumu idare et, böyle şeyler sorma bana, dedi. Ben de ne yapacağımı düşünürken Allah’tan Ankara radyosu yetişti yardımıma. Oradan Diyanet İşleri Başkanlığında çalışan bir hocanın vaazını dinledim. Hoca “Setr-i avret imanın şartlarından değildir. Açık kadın da pek alâ Müslüman olabilir, dini vecibelerini yerine getirebilir” dedi. İçim ferahladı. Köy toplantılarında hep bunu anlattım. Bir de müftülükte imamları topladım ve kampanyaya yardım etmeleri emrini verdim. Allah günahımı afetsin. Kadınlarımıza, hele de köylü kadınlarına, erkeklerine anadan babadan alıştıkları geleneksel kıyafetlerini değiştirmek çok ağır geldi, fakat bu işin dayatmakla olmayacağını görünce sineye çektiler. Kıyafet reformundan sonra halkın düğün, doğum geleneklerine el atıldı. Hacı hoca takımı bu iki yerden de kovuldu. Kanunen serbest olan dini nikâhlar yasak edildi. Yaptıran da yapan da cezalandırıldı.

Diş H e k i m i

yanında medikal ayak bakımı da yapılmaktadır.

Adres:Bağdat Caddesi Ay Apartmanı No:372 Kat: 3 Daire: 21 34740 Şaşkınbakkal / İST.Telefon: İrtibat; 0216-363-47-01

http://www.ayaksagligimerkezi.com/ E-Posta:podiatri@podiatri.com

Kaynak: Müslümanlar Dergisi (Bulgaristan), Nisan 2012 sayısı.

Evitan Çakır

Yıldırım Mah. Ali Fuat Başgil Cad. No: 31 Kat: 1 Bayrampaşa / İstanbul Tel: 0212 479 26 40


Karadeniz’de Kirlilik alarmı 1913 Sofya

Aylık Siyasi Aktüel Gazete

”Türkiye’nin bir Balkan ülkesi olduğu unutulmamalı”

Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü tarafından hazırlanan rapora göre, kirliliğe bağlı olarak Karadeniz’de 30 yılda balık türü zenginliğinin bozulduğunu kaydeden Bat, ‘’Ekonomik değere sahip 23 türden birçoğunun avlanma miktarları kirliliğe bağlı olarak düşüş göstermiştir’’ dedi. Ekonomik değere sahip türlerden sadece hamsi, istavrit, mezgit, sargan ve kalkan yer aldığını söyleyen Bat, kirliliğe bağlı olarak kolyoz, uskumru ve kılıç balığı türleri artık Karadeniz’de görülmediğini de belitti. Karadeniz çok dar bir eşikle Marmara’ya açılan dünyanın tipik iç denizlerinden biri olduğuna dikkati çeken Bat: “Su sirkülasyonu oldukça az, böylesine durağan bir su yapısına sahip Karadeniz’e, kıyısı olan başta Türkiye, Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan gibi ülkelerin hem evsel hem de endüstriyel atıklarının önemli miktarları boşaltılmakta. Karadeniz, kendisine kıyısı bulunan ülkeler önlem almadıkça yakın bir gelecekte çöp yığını haline gelecek’’ diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sırp basınına yaptığı açıklamalarda ‘Türkiye bir Balkan ülkesidir. Tarihî ve Avrupa’daki konumu açısından bakıldığında bu gerçek unutulmamalıdır.’ dedi. Gül, Balkan ülkelerinin NATO’ya üye olması halinde bir bir şemsiye altında toplanacaklarını, böylece bölgedeki küçük sorunların çözüleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü’nde Sırbistan’ın “Politika” gazetesine mülakat verdi. Gazete, mülakatın girişinde, “Dünya Türkiye’yi onlarca yıl boyunca, ‘pazıları güçlü, midesi boş, beyni küçük ve kalbi zayıf bir insan’gibi algıladı.Abdullah Gül (61), demokrasinin, globalleşmenin, çağdaşlığın ve İslam’ın birbiriyle bağdaşmasını hedefleyen, eşi benzeri olmayan bir deneyime sahip, bugün siyaseten güçlü bir ülkenin Cumhurbaşkanı” satırlarına yer verdi. ANKA’nın aktardığına göre Abdullah Gül’ün Türkiye’nin çağdaş tarihinde açıkça İslami eğilimli olduğunu ifade eden ilk Cumhurbaşkanı olduğuna değinen gazete, “Dini liderlerin siyasi süreçlerde yer alması ile ilgili ne düşünüyorsunuz” sorusuna şu yanıtı aldı: “Dini şahsiyetle siyasi şahsiyetin iki farklı kavram olduğunu düşünüyorum. Bu bütün dinler için geçerlidir. Din adamının görevi, Allah’ın mesajlarını halka ileterek onların mutlu ve barış içinde yaşamalarını sağlamak, halkı bu yönde eğitmektir. Ama bir siyasetçi için durum farklıdır. Dinle ilgilenen bir kişi siyasetle ilgilenmek istiyorsa önce dinî görevinden ayrılmalı, sonra siyasete geçmeli. Siyaset ve dini birbirinden ayırmalıyız. Siyaset, din ile karıştırıldığı takdirde dine zarar verir.” Türkiye’ninBalkanlar’dakirolükonusundakisoruyuiseCumhurbaşkanıGül“TürkiyebirBalkanülkesidir.TarihîveAvrupa’daki konumuaçısındanbakıldığındabugerçekunutulmamalıdır.Bu,barış ve istikrarın sağlanması için çok önemlidir. Biz bunu bir zenginlikolarakgörüyoruz.ÇünkühemBalkanlar’dayeralıyoruzhemde Balkanlar ile derin tarihî bağlarımız var. Burada yaşayan birçok ailenin kökleri de oraya dayanıyor. Hâlâ bu bölgede aileleri var. Ülkem ileBalkanlararasındabüyükdostlukbağlarıvar.BenimBalkanlar’la ilgili öngörüm, NATO’ya üye olan, demokratik, özgür ve ekono-

Avanos’ta ‘Kültürlerin Bakışıyla Seramik Sanatı’ Sergisi Nevşehir Üniversitesi (NEÜ) Avanos Meslek Yüksekokulu (MYO) Seramik, Cam ve Çinicik Programının ortak ülkelerle gerçekleştirdiği ‘Kültürlerin Bakışıyla Seramik Sanatı’ sergisi NEÜ Rektörü Prof.Dr.Filiz Kılıç’ın katılımıyla açıldı. Nevşehir Üniversitesi (NEÜ) Avanos Meslek Yüksekokulu (MYO) Seramik, Cam ve Çinicik Programının ortak ülkelerle gerçekleştirdiği ‘Kültürlerin Bakışıyla Seramik Sanatı’ sergisi NEÜ Rektörü Prof. Dr. Filiz Kılıç’ın katılımıyla açıldı. NEÜ Avanos Seramik Topluluğunun ortak ülkelerle gerçekleştirdiği serginin açılışına, Rektör Prof. Dr. Filiz Kılıç, AvaFriedrich, vize uygulamasının kolaylaştırıl- nos Kaymakamı Aylin Kırcı Duman, Avaması için Türk bakanlarla görüşmelerde bulun-

nos MYO Müdürü Yrd. Doç. Dr. Hulusi Yılmaz, Üniversite Genel Sekreter Vekili Erdoğan Çiçek, Avanos MYO Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Betül Aytepe, İtalya, Bulgaristan, Romanya ve İspanya’nın değişik kulüp ve kuruluşlardan 20 temsilcinin yanı sıra üniversite akademik ve idari personeli ile öğrenciler katıldı. NEÜ Avanos MYO Seramik, Cam ve Çinicilik Programı öğrencileri ile ortak ülkelerden İtalya, Bulgaristan, Romanya ve İspanya’dan toplam 20 yabancı grubun Eylem 4- Dünya Gençliği Projesi kapsamında gerçekleştirdiği ‘Kültürlerin Bakışlarıyla Seramik Sanatı’ etkinliğinde ortaya çıkan ebru çalışmaları ile farklı tekniklerde yapılarak Soda fırınında pişirilen çeşitli seramikler Avanos MYO Sergi Salonunda sergilendi. Serginin açılışına katılan Rektör Prof. Dr. Filiz Kılıç ve beraberindekiler, Avanos MYO Seramik, Cam ve Çinicik Programı öğrencileri ile ortak ülke temsilcilerinin ortaya çıkardıkları eserleri tek tek gezerek bilgiler aldı. Sergi sonunda Rektör Prof. Dr. Filiz Kılıç ile Avanos Kaymakamı Aylin Kırcı Duman tarafından katılımcılara teşekkür belgeleri verildi.

Sinop Üniversitesi Profesörü Dr. Bat: ‘’Karadeniz,kendisine kıyısı bulunan ülkeler önlem almadıkça,gelecekte çöp yığını haline gelecek” dedi Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Levent Bat; AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karadeniz’deki kirlilik ve balık çeşitliliğinin azalmasına yönelik yapılan araştırmalarda evsel ve endüstriyel atıklar sebebiyle yakın gelecekte balık yaşamının sona ereceği sonucuna ulaşıldığını savundu.

mik anlamda daha da zengin bir bölge olacağıdır. Önemli enerji koridorları ile yol ağlarına sahip bir bölgeden bahsediyoruz. Böylece biz de bunun bir parçası olmuş oluyoruz. İstanbul ne kadar önemliyse Belgrat da Avrupa için o kadar önemli bir kapı ve büyük bir başkenttir. Saray Bosna da farklı kültürler ve farklı dinlere ev sahipliği yapıyor. Diğer başkentlerin de mutlaka diğerlerinden ayrı, kendilerine has özellikleri vardır” diye yanıtladı. Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin başta basının Balkanlar ile fazla ilgilenmediği görüşüne “Türkiye ve yabancı basın, Balkanlar’daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Ancak son zamanlarda Suriye’de yaşananlardan dolayı ilgi, daha çok Orta Doğu’ya kaydı. Biz Balkanlar’la meşgul olan bütün kurumlara üyeyiz ve kurumsal olarak kendimizi Balkanlar’a ait hissediyoruz. Bütün büyük şehirlerimizde birçok Balkan derneğimiz var. Bu nedenle Balkan ülkelerine, sadece resmi olarak değil gayriresmiolarakdaTürkiye’yiziyaretetmeleriniveburadakiderneklerin imkânlarından faydalanmalarını tavsiye ediyoruz. Bu, özellikle ekonomik ilişkiler açısından önemlidir” diyerek karşı çıktı.

Türk İş Adamlarına Müjde! Avanos’ta Kültürlerin Bakışıyla Seramik Sanatı T.C.Kimlik Numarada Devrim

Türk iş adamlarına müjde! Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich’dan Türk iş adamlarına müjde! Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, Almanya’da iş yapmak isteyen Türk iş adamlarının vize işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla Türkiye’de yeni vize alım merkezleri kurduklarını söyledi. Bakan Friedrich, Berlin-Brandenburg TürkAlman İşadamları Birliği’nin (TDU) daveti üzerine dernekte düzenlenen toplantıya katıldı, burada vatandaşların sorularını yanıtladı.

duğunu, Türkiye’nin kendileri için önemli bir ticaret ortağı olması sebebiyle bu konuya önem verdiklerini belirterek, ‘’Türkiye’de iş adamları için yeni vize alım merkezleri kuruyoruz’’ dedi. İstanbul’da böyle bir merkezin açıldığını, temmuz ayı başında Ankara ve İzmir’de, sonbaharda da Antalya, Bursa ve Gaziantep’te bu merkezler açacaklarını ifade eden Friedrich, söz konusu merkezlerde iş adamlarına 3 ile 5 yıl süreli vize vereceklerini kaydetti. Friedrich, vize konusuyla ilgili olarak en büyük şikayetlerin bürokrasi ve uzun bekleme süresi olduğunu anlatarak, bu merkezlerle şikayetleri azaltmaya çalışıp iş ilişkilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaklarını söyledi. Türkiye’nin vize uygulamasının tümüyle kalkmasını istediğini, kendilerinin ise buna karşı olduğunu ifade eden Friedrich, ‘’Sonuçta AB’nin önerdiği gibi ‘orta vadede bir perspektif verilmesi’ konusunda görüşme yapma kararı aldık. Vize uygulamasının gevşetilmesi konusunda bazı Balkan ülkelerinden gelen göçmenlerle ilgili sorunlar yaşıyoruz. Bu ülkelerden Almanya’ya kaçak gelen insanların sayısı arttı. Bu nedenle bu uygulamayı yeniden sıkılaştırmayı da düşünüyoruz’’ dedi.

Büyükelçi ARAMAZ -Kırcaali Çernooçene ziyareti

Büyükelçi Aramaz Çernooçene Belediye Başkanını ziyaret etti Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi İsmail Aramaz, Kırcaali’ye bağlı Çernooçene Belediye Başkanı Aydın Osman’ı ziyaret etti. Aramaz daha sonra Kırcaali’ye geçerek, Belediye Başkanı Hasan Azis’le birlikte şehirdeki Üreticiler Pazarını gezdi ve Kırcaalilerle sohbet etti.

Adaletten kaçanları T.C. kimlik numaralarına konulan elektronik şerh yakalatacak. Adaletten kaçanları T.C. kimlik numaralarına konulan elektronik şerh yakalatacak. Bugüne kadar tapuya, hastaneye, SGK’ya, vergi dairesine elini kolunu sallaya sallaya giden, hatta evlenen kaçak anında yakayı ele verecek. Akşam’ın haberine göre, mahkemelerden gelen yakalama emrini alıp sokak sokak zanlı arayan polis, yöntem değiştirmeye hazırlanıyor. İş yoğunluğu ve zaman kaybı, T.C. kimlik numaralarına elektronik ortamda şerh konulmasıyla engellenecek. Hapisten kaçan, ifadeye gitmeyen anında yakayı ele verecek. Polisin yükünü hafiletmek ve aranan kişileri daha kolay bulmak için T.C. kimlik numarasına aranan kişiler için şerh konacak. Aranan şahıslar Nüfus Müdürlükleri, maliye, evlenme daireleri, belediye işlemleri, SGK işlemleri, su, doğalgaz ve elektrik açma işlemleri ile tapu daireleri gibi kurumlarda T.C. kimlik numarasını verdiği anda deşifre olacak ve mahkemeye gitmek zorunda kalacak. SÜRPRİZ GÖZALTI BİTECEK Yapılan çalışmalar, arandığından habersiz vatandaşa da yarayacak. Artık hakkında yakalama kararı olduğundan habersiz kişiler hiç ummadıkları yerlerde gözaltına alınmayacak. Neden arandıklarından habersiz olan kişiler günlerce nezarethanede kalmaktan kurtulacak. Bir işlem yaptırırken hakkındaki yakalama kararını öğrenen dürüst vatandaş bir ifade ya da ödeyeceği adli para cezasıyla gözaltına alınmaktan kurtulacak. Henüz hazırlık aşamasında olan çalışma emniyet birimlerinde üst düzey görevlilerin denetiminde yapılıyor. Çalışma önümüzdeki günlerde tamamlanıp İçişleri Bakanlığı’na sunulacak. Bakanlık olur verirse Tüm Türkiye’de uygulamaya konulacak.

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin Faaliyetlerinden Görüntüler

Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila AYDINER Standımızı ziyaret esnasında İst. CHP İL MECLİS ÜYESİ Orhan ÇAKIR Standımızda

Yönetim Kurulu Üyemiz Dr.Halide Ümitfer Plaket taktimi AK Parti İst.BÜYÜK ŞEHİR MECLİS ÜYESİ Dr.Halide ÜMİTFER Standımızda


BULTÜRK Gazetesi 61.Sayı