Page 1


HER YERDE VERİ Mİ? GÜVENLİ VERİ Mİ? NEDEN İKİSİ BİRDEN OLMASIN?

Gelişen Teknoloji ile artık bir akıılı cihaz üzerine hem kurumsal hem de

İ LİĞa N E ÜV a altın ,

kişisel dünyayı bir arada kullanabiliyoruz. Bu durum, kurumlarda veri güvenliği ve uygulama güvenilirliği endişelerine sebep olmaktadır.

İ G orum lleme VERmsal veriyınitkısını enagvee

Kurumsal ve kişisel verilerin güvenliğini sağlamak, mevcut yasal

ız u Kur , veri s algılam i k r a alm ün ata zümle ö g sıfır lleme ç e eng

mevzuatlara (Kişisel Verilerin Korunması, ISO27001 ve benzeri) uyumlu bir bilgi teknolojileri altyapısı oluşturmak için Siztek olarak alanında lider ürünlerle bir çok çözümü bir arada sunuyoruz; ҉ 2 faktör şifreleme ile kimlik ve kullanıcı yetkilendirme çözümleri ҉ Sanallaştırma ve sanal çalışma ortamları çözümleri

KVKK

҉ İzleme, denetleme ve raporlama çözümleri

BT altyapı ve süreçlerinizi KVKK mevzuatları ve yönetmeliklerine hazırlama ve danışmanlık

҉ Veri saklama, depolama ve yedekleme çözümleri ҉ Next generation güvenlik duvarı ve uygulama güvenliği çözümleri ҉ Zeroday (sıfır gün) tehdit algılama ve engelleme çözümleri

VER

İ SA

KLA

Tek b yerin aşına g ü arşiv e uzun venli v e v yön leme ile adeli s ri sakla ık etim m i çöz berabe ıştırma a ümle r yed v ekle e ri me

İŞ

RE

MA

Bu l yed ut çö eri ekle züml şim rin e sak in r y lam olma vey anınd a ç yan a ko a ik özü p in o ml rtam yalar cil v eri lar ının eri da

Siztek Bilişim Teknolojileri ve Danışmanlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. Kasap Sk. Özden Apt. No:15 P: +90 212 213 0707 (pbx) E: info@siztek.com.tr K:4 D:10 Şişli / İstanbul F: +90 212 213 3707 İ: www.siztek.com.tr

KL

İLİ

Ğİ

/siztekbilisim


ÖNSÖZ Titanic’ten ders çıkartalım…

AYHAN SEVGİ

Titanic gemisinin çok kısa süren macerasını bilmeyenimiz yoktur. 1912 yılında “Batmaz gemi” olarak lanse edilen Titanic, bir buzdağına çarpıp yaklaşık yarım saat içinde okyanusun derinliklerine gömüldü. Ne kadar görkemli ya da ne kadar güvenli olursanız olun bir anda kendinizi tarihin derinliklerinde bulabilirsiniz. Bu ve benzer durumların, şirketler için geçerli olmayacağını düşünmek abes olur. Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde ister yerel - küresel boyutta olsun, isterse milyonlarca müşteriye sahip olsun ya da kasasında milyar dolarları bulunsun istisnasız tüm şirketler, Titanic’in yaşadığı durumu yaşayabilir. Şirket olarak, teknolojinin gelişimiyle büyüyen ve her an karşınızda duran buzdağlarını kıramıyorsanız ya da çevik hareketlerle bu buzdağlarına çalım atamıyorsanız, birkaç yıla kalmadan çalışanlarınızı bir akşam bir mekanda toplanmış sizi yani eski şirketlerini yad ederken bulabilirsiniz. Dijital dönüşümü sağlayamıyorsanız tek sizin değil, sektörünüzün de tehdit altında olduğunu unutmayın. Teknolojinin gelişimi, iş süreçlerine entegrasyonu, yeni fikirlerin oluşumu ve hayata geçişi o kadar hızlı oluyor ki kendinizi de bir anda “dinozor” olarak bulabilirsiniz. Burada yazdıklarım aslında pek çok platformda dile getirilen öngörülerin bir yansıması. Dijital dönüşüm sadece teknoloji liderlerini, yani CIO’ları ilgilendirmiyor. Evet, CIO’ların sorumluluk ve yetkileri artıyor ama en az onlar kadar diğer “C”lere de önemli görevler düşüyor. İşle ilgili standart uygulamaları kullanmak yetmiyor, iş birimiyle ilgili tüm gelişmeleri yakından takip etmek, süreçlere uyarlamak, teknoloji destekli yeni fikirleri bulmak ve hayata geçirmek zorundalar. Bunun için de tekniği değil, teknolojiyi bilmek gerekiyor. Tabii bu arada CIO’lara farklı bir görev daha düşüyor: Farklı birimler tarafından hayata geçirilecek teknoloji tabanlı projeler için standartları belirlemek, şirket içinde teknoloji adacıklarının oluşmasına engel olmak. Kısacası; çalışan, yönetici, şirket ve sektörler olarak hepimizi zor bir dönem bekliyor.

1


www.bthaber.com.tr

bthaber@bthaber.com.tr

İÇİNDEKİLER

Bilişim Zİrvesi Etkinlik Organizasyon Limited Şirketi. adına Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü

Neslihan Aksun BThaber Grubu Yayın Koordinatörü

Ayhan Sevgi

ayhans@bthaber.com.tr Editör

Handan Aybars

handana@bthaber.com.tr

Acaba müşteriniz hangi müzik türünden hoşlanır?

4

Devrim söylemi, teoride veya niyette kalmamalı!

6

Dijital yolculuktaki başarı yol arkadaşınıza bağlı!

12

2030 yılı, bugünlere hiç ama hiç benzemeyecek!

18

Entegre BT’nin önlenemez yükselişi!

22

İşi ve özeli birbirinden ayırın!

24

Kurumsal bütünlük ve entegrasyon esas

26

Yapay zeka için küresel yarış hız kazanıyor

28

Siber saldırganlar, kriptolama silahını doludizgin kullanıyor

30

Taş Devri taşlar bittiği için değil, teknoloji değiştiği için sona erdi

32

Bitcoin geleceğin yeni finansal sistemini yaratacak

34

Sanal para yakın gelecekte hayatımızın bir parçası olacak

36

Bankacılıkta inovasyonun gücü etkili oluyor

38

Köprüden önce son çıkış!

42

Türkiye’deki perakendede değişen dinamikler!

44

CCO konumu bir gereklilik halini alıyor

48

Görsel Tasarım

Tuğçe Erarslan

tugcee@bthaber.com.tr İŞ GELİŞTİRME VE SATIŞ MÜDÜRÜ

Abdurrahman Koyuncu

abdurrahmank@bthaber.com.tr REKLAM SATIŞ YÖNETMENLERİ

Kutay Göçe

kutayg@bthaber.com.tr

Çiğdem Şakar

cigdems@bthaber.com.tr

Rana Özgen

ranao@bthaber.com.tr REKLAM REZERVASYON SORUMLUSU

Suzan Bilken

suzanb@bthaber.com.tr BThaber ŞİRKETLER GRUBU ANKARA TEMSİLCİSİ

Funda Koyuncu

fundak@bthaber.com.tr

Yönetim Yeri: Bilişim Zİrvesi Etkinlik Organizasyon Limited Şirketi Örnek Mah. Şehit Cahar Dudayev Cad. Örnek İş Merkezi No.14 K.5 34704 Ataşehir/İSTANBUL Tel 0216- 888 0 596 ISSN 1300-6495 Baskı

Apa Uniprint San ve Tic. A.Ş. Hadımköy İstanbul Asfaltı Ömerli Köyü İstanbul Tel 0212-798 28 40. BThaber kontrollü abonelik sistemiyle dağıtılmaktadır. Fiyatı 1 Yeni Kuruş (KDV dahil) BThaber, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 2/f maddesi hükmü gereği ‘yerel süreli yayın’dır.


Acaba müşteriniz

hangi müzik türünden hoşlanır? *Halil Aksu Stratejiniz nedir? Müşteri odağı mı, operasyonel mükemmeliyet mi, ürün inovasyonu mu? Hepsi mi? Tabii ki hepsinde iyi olmalısınız. Ama ancak birinde süper olabilirsiniz. Bu hangisi olmalı? Neden? Doğrudan tüketiciye dokunan işler için üstteki sorunların cevabı belli. Müşteri odağı. Başka ne olabilir ki? Meşhur Peter Drucker ne demişti: “Bir şirketin yegane amacı müşteri yaratmaktır.” Eğer gündem müşteriyse, tüketiciyse, hemen düşünülmesi gereken deneyimdir. Müşterinize nasıl bir deneyim yaşatıyorsunuz? Mağazanıza geldiğinde nasıl? Mobil uygulamanız acaba nasıl? Web siteniz, sosyal medyanız veya diğer mecralar? Kendiniz memnun olur muydunuz? Alttaki grafikte GelecekHane’de geliştirmiş olduğumuz Gelecek Modelimizi görebilirsiniz. Politika ve Ekonomiden, İnsan ve Toplum alanında kadar, Enerji ve İklimden, Tabiat ve Kaynaklara kadar 8 farklı alandaki makro trendleri takip ediyoruz. Ayrıca 21. yüzyılda cereyan edeceğini düşündüğümüz yaşam bilimleri devrimi, başka bir deyişle genetik ve biyoteknoloji, ve malzeme bilimleri devrimi, yani nanoteknoloji çağı olacağını düşünüyoruz. Tabii bir de en önemli ve en hissedilir trend ‘Dijitalleşme’.

4

Gelecek Modeli Dünya dijitalleşmektedir. Dijital dünyalaşmaktadır. Her şey internete bağlanacak. Ama akınıza gelebilecek her şey. Hareketli, hareketsiz, canlı, cansız, her şeyi takip eder, verilerini toplar hale geleceğiz. Ayrıca her şey akıllı hale gelecek. Yıllar sonra akıllı telefon, akıllı bina, akıllı araç demeyeceğiz, zira her şey akıllı hale gelecek. Dijitalleşmeyi biraz daha açalım. Zira çok büyük etkileri olacak ve halihazırda tam göbeğindeyiz. Dijitalleşme mevcut süreçlerinize otomasyon çözümleri kurulması değildir. Dijitalleşme sosyal medya hesapları açılması değildir. Dijitalleşme bir hackathon düzenlemek değildir. Dijitalleşme birkaç genç girişimi

davet etmek, onlara mentörlük yapmak değildir. Şirketinizin dijital farkındalığı acaba ne seviyede? Hiç ölçütünüz mü? Dijital kültürün oluşumu için ne yapıyorsunuz? İlgilenmezseniz, kendiliğinden oluşmasını beklemeyiniz. Projeler yapmak, eğitimler vermek, etkinlikler düzenlemek, gezmek tozmak, gayet güzel, ama yeterli değil. Bir şirkette dijitalleşecek olanlar neler? Süreçler, çalışanlar, deneyimler, ürünler, mekanlar, iş modelleri, tedarik zincirleri, en nihayetinde tüm ekosistem. İnovatif yöntemler kullanarak, tasarım odaklı düşünce, müşteri yolculuğu, iş modeli kanvası gibi, şirketler mevcut hallerini yeniden düşünerek, geliştirme çabası içindeler. Zira rekabet çok büyük. Batıda


internet tabanlı girişimler, Aribnb, Uber, Spotify gibi, iş modellerini kökten sallamaktadır. Doğuda yeni palazlanan devler, Alibaba, Tencent, Baidu gibi, farklı şekillerde dünyaya açılma gayreti içindedir. Bildiğiniz rakiplerin dışında, yeni rakipler hiç umulmadık yerlerden çıkabilir.

Dijitalleşme Modeli Tüm bu bağlamda en belirleyici unsur müşteridir. Hani eski Romalı arenada Sezar parmağını yukarı çevirdiğinde gladyatör hayatta kalırdı, parmağını aşağı çevirdiğinde ise öldürülürdü. Bugün de aynı o şekilde. Müşterinin parmağının ucundasınız. Eğer sizi beğenirse, iş yaparsınız, eğer sizi beğenmezse, yandaki mağazaya, siteye veya uygulamaya geçiverir.

tanımak, derdiyle hemhal olmak, hatta peşinen çözmek, hayatını güzelleştirmek, kolaylaştırmak gerek.

zinciri buna göre yönetilmeli, iş ortaklarınızı buna göre seçmelisiniz. Şirketinizin kalp ritmi buna göre atmalı.

Bunları yapabiliyor musunuz? Bunları yapabilen bir organizasyona sahip misiniz? Bunun için herkes müşteri odaklı düşünmeli. Depolarını buna göre organize olmalı, tüm tedarik

Hazır ritim demişken, sizin şirketin ritmi, melodisi, tonu nedir acaba? Hiç düşündünüz mü? Hiç tarif ettiniz mi? Çalışanlarınıza sorsak, ne derler acaba? Muhtemelen herkesten ve her birimden farklı bir ses çıkma ihtimali yüksektir. Siz karar verseniz, aşağıdaki müzik türlerinden hangisini seçerdiniz? Marş müziğinin ritmi belli, menşei belli, doğası belli. Böyle mi olmak istersiniz? Senfoni çok nezih, çok asil. Şirketinize uygun olan bu mudur? Yoksa caz mı, hem de deneysel, emprovizasyonun yoğun yapıldığı bir halini düşünün. Sizi bu mu en iyi tasvir eder? Tercih sizin. Ama müşteri kral. Hem de her zamankinden daha fazla. Acaba onun müzik tercihi nedir? O sizi nasıl görmek, nasıl duymak ister? * Gelecekhane Kurucusu

Bundan dolayı dijitalleşme özellikle müşteriyi düşünmek demektir. Müşteriye en iyi deneyimi sunmak, en iyi ürünü ve servisi sunmak, en makul fiyat / performansı sunmak, onu bilgilendirmek, onu sık boğaz etmemek, ona saldırgan mesajlar göndermemek, ama onu iyi

5


Devrim söylemi, teoride veya niyette kalmamalı! 4. Sanayi Devrimi, geniş bir yelpazede, iş, icraatlar ve toplum temelinde birçok şeyi değiştirme gücüne sahip. Bu noktada kesin olan bir unsur var: Değişim zamanı geldi ve yöneticilerin de buna doğru biçimde hazır olması şart. Çünkü işleri artık eskisi gibi yapmanın yeterli olmayacağı açık. Bu yeni devrimde en fazla etkiyi yaratanlar ise doğal olarak Sanayi 4.0’ı her yönüyle ve getireceği bütün fırsatlarıyla kucaklayanların olacak. İşletmelerin ve devlet kurumlarının liderleri; müşterilerine, vatandaşlarına, kuruluşlarına, topluluklarına ve toplumlarına, daha geniş çapta fayda sağlamak için, Sanayi 4.0’ın tam potansiyelini kullanmaya hevesli, ama buna ne kadar hazır oldukları da ayrı bir soru işareti. İş dünyasının ve devletlerin “Sanayi 4.0”a hazırlıklı olup olmadığını inceleyen Deloitte’un ‘The Fourth Industrial Revolution is here—are you ready? (Dördüncü sanayi devrimi geldi,

6

peki siz hazır mısınız?)’ başlıklı araştırmasında işte ele alınan asıl soru da bu. Araştırma, 19 ülkede bin 600 ‘C’ seviyesindeki yöneticinin katılımı ile düzenlendi. Ortaya çıkan sonuç ise bu küresel liderlerin, değişen dünyaya yeni bir değer yaratmak için gördükleri fırsatların ve zorlukların resmi oldu. Deloitte’ın tanımıyla hem umudu hem de belirsizliği yansıtan bir resim... Sanayi 4.0; yeni teknolojilerin ve süreçlerin ele alınmasıyla, ekonomileri, iş fırsatlarını, hatta

uçtan uca toplumları değiştirme imkanlarıyla tanımlanan bir dizi sanayi devriminde dördüncü sırayı temsil ediyor. 18. yüzyılın başlarından itibaren, buhar gücünün ve dokuma tezgahlarının ortaya çıkışı ile ilk sanayi devrimi makineleşmeye öncülük etti ve üretim sürecini kökten değiştirdi. 19. yüzyılın sonlarındaysa, elektrik ve montaj hatları ikinci devrimi beraberinde getirerek seri üretime de olanak sağladı. Bu arada, araştırmada da dikkat çekildiği


gibi, pek çokları ise üçüncü devrimin 1970’lerin başlarında gerçekleştiğini, bilgi işlem alanındaki ilerlemelerin, makine ve şebekeleri programlamayı ve otomasyonu güçlendirmeyi sağladığını düşünmekte. Bu devrimi ‘hızı’ farklı kılıyor Sanayi 4.0’ın pek çok tanımı olsa da, özünde ifade ettiği değişim, analitik yapay zeka, bilişsel teknolojiler ve nesnelerin interneti (IoT) gibi fiziksel ve dijital teknolojilerin anlamlı bir birleşimi. Fiziksel dünyanın dijitalle olan bu buluşması, sadece birbirine bağlı olanların değil, aynı zamanda bilgiye dayalı kararların verildiği dijital girişimlerin oluşturulmasına da olanak sağlamakta. Bu söz konusu dijital girişimlerde, fiziksel sistemlerden toplanan veriler, yine fiziksel dünyada akıllı eylemler olarak karşılık bulabilmekte. Yani

yeni ürün ve hizmetler için çok sayıda fırsatlar sunan bu geri bildirimler, müşterilere daha iyi hizmetler, yeni iş türleri ve tamamen yeni iş modelleri ortaya koymakta. Deloitte araştırmasında da dikkat çekildiği gibi, önceki sanayi devrimlerinde olduğu gibi, bu değişikliklerin etkisi sadece nasıl çalıştığımızı değil, aynı zamanda nasıl yaşadığımızı ve birbirimizle nasıl ilişki kurduğumuzu da etkileyen endüstriler, işletmeler ve toplumlar arasında hareketlenme potansiyeline sahip. Ama bu devrimi farklı kılan önemli bir noktaya da dikkat çekmek gerek: Bu devrim, sıradışı bir hızda gelişen teknolojiler tarafından yönlendirilen, olağanüstü bir hızda hayat buluyor. Değişen toplumsal özellikler ve eşi benzeri görülmemiş küresel bağlantılar, sadece teknolojik anlamda değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik

açıdan da Sanayi 4.0’dan önce gelen devrimlerden bile daha büyük fırsatlar sunabilme potansiyeline sahip. Elbette daha büyük risklere de gebe. Yöneticiler bu sorulara yanıt verebilmeli Sanayi 4.0 için, “hazır oluş” sorusunu araştırmak adına Deloitte Global’in ‘C’ seviyesindeki yöneticiler arasında gerçekleştirdiği araştırma, dört ana noktaya odaklandı: 1. Sosyal etki: Bu yöneticiler, sadece kendi kuruluşları için değil, bir bütün olarak toplumu da kapsayacak şekilde, Sanayi 4.0 döneminde dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için üstlendikleri rollerini nasıl değerlendiriyorlar? 2. Strateji: Yöneticiler, düşünce şekillerini değiştirme, karar alma süreçlerinde devrim

7


yaratma ve yeni iş stratejileri oluşturmak için Sanayi 4.0 teknolojilerini nasıl kullanıyorlar? 3. Yetenek ve işgücü: Yöneticiler, mevcut yetenek stratejileri ve iş gücü için Sanayi 4.0’ın getirdiği değişikliklere karşı ne gibi hazırlıklar yapıyorlar ve yeni yetenekler nereden temin edilecek? 4. Teknoloji: Yöneticiler, Sanayi 4.0 teknolojilerini her zaman olduğu gibi işi geliştirmek için bir araç olarak mı görüyor, yoksa dijital-fiziksel entegrasyonunu, bütünsel karar verme sürecini ve yeni iş modellerini mümkün kılmak için akıllı teknolojileri tam potansiyeliyle kullanıyorlar mı? Araştırma net bir sonucu ortaya koyuyor: Yöneticiler, Sanayi 4.0’ın getireceği değişimleri kavramsal olarak anlamasına rağmen, bu değişimlerden faydalanmak için nasıl harekete geçebileceklerinden yeteri kadar emin değiller. Öyle ki Deloitte araştırması, bu dört etki noktasının her birinde, umut ve belirsizlik arasında kalındığı gerçeğini ortaya koyuyor. İşte bu dört etki başlığının detayları… BT yatırımlarında kafa karışıklığı var 1. Sosyal etki. İyimserlik, aidiyete karşı: Yöneticiler daha az eşitsizliğe sahip daha istikrarlı bir gelecek görmelerine rağmen, Sanayi 4.0 döneminde, toplumları etkilemek için kuruluşların oynayacağı rol konusunda pek de ikna olamamış durumdalar. Yöneticiler yüzde 87 gibi bir çoğunlukla, Sanayi 4.0’ın

8

daha fazla sosyal ve ekonomik eşitlik ve istikrar sağlayacağına inanıyor. Üçte ikisi, iş dünyasının, hükümetlerden ve geleceği şekillendiren diğer oluşumlardan daha fazla etkisi olacağını söylüyor. Ancak, dörtte birinden daha azı kendi kuruluşlarının eğitim, sürdürülebilirlik ve toplumsal hareketlilik gibi kilit faktörler üzerinde önemli etkiye sahip olduğuna inanıyor. 2. Strateji. Durağanlık, hareketliliğe karşı: Yöneticiler, Sanayi 4.0’la birlikte gelen değişikliklere hazır olmadıklarını kabul ediyor. Ancak, bu hazırlıksızlık onları, halihazırdaki stratejilerini değiştirmeye de pek zorlamıyor. Araştırmaya katılan yöneticilerin sadece üçte biri, söz konusu bu değişim zamanlarında, kuruluşlarını idare edebilecekleri konusunda kendilerinden son derece emin. Dahası, sadece yüzde 14’ü, kuruluşlarının, Sanayi 4.0’la gelen değişiklikleri tam olarak kullanmaya hazır olduklarından son derece emin. Bu nedenle araştırmanın da gösterdiği gibi birçok yönetici, doğrudan ve dolaylı hissedarları için yeni iş olanakları yaratma fırsatları yerine, geleneksel iş olanaklarına odaklanmaya devam ediyor. 3. Yetenek ve işgücü. Evrim, devrime karşı: Yöneticiler, Sanayi 4.0’da başarı göstermek için gerekli yeteneklere sahip olduklarından pek emin değil. Doğru işgücünü oluşturmak için ellerinden

geleni yaptıklarını söyleseler de, verdikleri cevaplar, yeteneklerinin öncelikler listesinde düşük kaldığını da gösteriyor. Yöneticilerin sadece dörtte biri, doğru işgücü niteliklerine ve gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilere sahip olduklarından son derece emin. Ancak yöneticilerin yüzde 86 gibi önemli bir çoğunluğu bu yeni dönem için daha hazırlıklı bir iş gücü yaratmak amacıyla ellerinden geleni yaptıklarını söylemelerine rağmen, yetenek ve İK, nispeten düşük seviyelerde kalıyor. 4. Teknoloji. Mücadele, hazırlıklı olmaya karşı: Yöneticiler, yeni iş modellerini sürdürmek için teknolojiye yatırım yapmaları gerektiğini biliyor. Ancak iç strateji uyumu ve kısa vadeli odaklanma eksikliği nedeniyle bu tarz yatırımlar için iş yapıları yaratmakta zorlanıyorlar. Yöneticiler, mevcut teknoloji yatırımlarının, yeni iş modellerini destekleyebilecek teknolojilerle sürdürülebileceğini söylerken, bu sayede gelecek beş yıl boyunca, kuruluşları üzerinde en büyük etkilerden birine sahip olacaklarına inanıyor. Bununla birlikte, çok az sayıda yönetici, gelişmiş teknolojilere yatırımın gerekli olduğunu dile getiriyor. Bu yoldaki engellerin neler olduğu sorulduğunda, yöneticiler yüzde 43 gibi yüksek bir oranla iç uyum eksikliğine, yüzde 37 ile dış ortaklarla işbirliği yapamamalarına ve yine yüzde 37 ile kısa vadeli odaklanma eksikliğine dikkat çekiyor.


www.paperwork.com.tr

9


İş dünyası henüz emekleme sürecinde Deloitte, yöneticilerin Sanayi 4.0 için hazır olup olmadıklarını, araştırma cevaplarını baz alarak dört ana etki başlığı altında inceledi: Toplumsal, strateji, yetenek ve teknoloji. Sanayi 4.0; akıllı ve birbirine bağlı bir dünyanın, kuruluşların yanı sıra insanların da günlük hayatlarına nasıl etki ettiğini gösteriyor. Dijital ve fiziksel teknolojilerin bu devrimi, doğal olarak geniş imkanlar sağlıyor. Ama aynı zamanda yarattığı fırsatlar kadar, bir belirsizlik ortamı da var. Yeni bir fikir, yerleşik bir endüstriyi veya yapay zekayla zenginleştirilmiş geniş bir dijital veri ağını bozabilir, hatta karmaşık modeller, uzun yıllara dayanan deneyimlerle elde edilmiş uzmanlıkla rekabet eder hale gelebilir. Böylece Sanayi 4.0, bir taraftan da kuruluşların eski yöntemlerle iş yapma şekillerini takip etmek için teknoloji kullanmakla birlikte, ağ tabanlı, veriye dayalı, özerk ve bilişsel dijital ve fiziksel teknolojilerden de faydalanabilmelerini sağlar. Ancak bu süreçte, etkileri, kuruluşların dokunabileceği her şeye dokunmak için dışa doğru dalgalanabilir. Bu sebeple, “iş ve sosyal ihtiyaçlar”, “finansal sonuçlar ve yenilikçi stratejiler”, “insanların istikrarı ve sağlıkları” ve “mevcut teknolojileri entegre etme ve yeni çözümler oluşturma” arasında gerekli olan bağlantıları anlamak büyük önem teşkil ediyor. Deloitte araştırmaları, yöneticilerin, Sanayi 4.0’ın tam potansiyelini kullanmak için kuruluşlarını hazırlamanın

10

henüz ilk aşamalarında olduğunu ortaya koyuyor. Süreç ilerledikçe, müşterilerine, vatandaşlarına, kuruluşlarına, topluluklarına ve toplumlarına daha geniş çapta fayda sağlamak için gerekli bağlantıları sağlayacak fırsatları olacağı ise herkesin hemfikir olduğu bir gerçek. Sosyal etki: Her bir kuruluşun, 4. Sanayi Devrimi’nin, daha adil ve istikrarlı bir dünya yaratma vaadinin birden çok şekilde etkileme gücüne sahip olduğunu kabul etmesi önemli. Strateji: Stratejik planlamaya bütünsel bir yaklaşım benimseyerek, yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi için temel özelliklerin nasıl geliştirilebileceğini ve daha geniş bir hissedar yelpazesi için yeni olanaklar yaratılabileceğini keşfetmek şart. Yetenek ve işgücü: Çalışanları, bir eğitim ve işbirliği kültürü oluşturarak, Sanayi 4.0 dönemine yönelmeye hazırlamayı ve eğitim fırsatları yaratmayı, gerek kuruluşlarda gerekse yetersiz hizmetler verilen topluluklarda öncelik haline getirmek gerek. Teknoloji: Sanayi 4.0 dünyasında, teknolojiyi en güçlü farklılaştırıcı olarak görmek ve yeni iş modellerini destekleyebilecek yeni uygulamaları entegre etmeye yatırım yapmak önemli. Ama asıl kritik konu, Sanayi 4.0 teknolojilerinin, kuruluşların belirli kısımlarıyla sınırlı kalmamasının gerekliliği. Bu da Sanayi 4.0 dünyasında gelişme göstermek için gerekli olan sorumlulukları ve paydaşları desteklemek gerektiği gerçeğini ortaya koyuyor.


11


Dijital yolculuktaki

başarı

yol arkadaşlarınıza

bağlı!

Dijital dönüşüm ile birlikte teknoloji tüm sektörleri derinden etkilemeye başladı. KoçSistem, 73 yıllık birikim ve tecrübesi ışığında oluşturduğu çözüm ve hizmetleriyle şirketlere dijital dönüşüm yolculuklarında yol arkadaşlığı yapıyor, sektörleri geleceğe taşıyor. Dijital dönüşüm çağında baş döndürücü bir hızla ilerliyoruz. Bu ilerlemeye ayak uyduran ve rekabet edebilme yeteneklerini geliştiren kurum ve şirketler varlıklarını koruyabilirken, ayak uydurmakta zorlananlar ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Daha 5 – 10 yıl öncesine kadar şirketler için bir “gider kalemi” olarak görülen bilişim teknolojileri artık “varolmanın sebebi” olarak görülüyor. Tabii teknoloji firmaları da sıradan bir tedarikçi kimliğinden sıyrılıp, “stratejik iş ortağı” konumuna geçiyorlar. Bu gelişmeler ve bilişim teknolojilerinin iş dünyasına yansımaları konusunda KoçSistem Genel Müdürü Mehmet Ali Akarca, sorularımızı yanıtladı. KoçSistem olarak dijital dönüşüm başlığında odak noktalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

12

Dijital dönüşüm bizim için birkaç açıdan önemli bir alan. Türkiye gibi gelişen tüm ekonomiler için de aynı şey geçerli. Bizim üretim avantajımız olduğu için Türkiye’de bir üretim üssü oluşturabiliyoruz. Hizmet ihracından çok üretim yapıyoruz. Ama gelişen teknoloji ile birlikte veriyi daha iyi işlemek, IoT ile üretim sistemini daha verimli hale getirmek, talebi ve arzı daha iyi analiz ederek avantaj sağlamak mümkün hale geldi. Tüm ülkelerde kendi üretimlerini ve istihdamlarını artırma yönünde politikalar var. Bunun daha sıkı yapıldığı bir döneme giriyor dünya ve ucuz işgücü artık bir avantaj olmaktan çıkıyor. Ülkeler ithal etmektense kendi içinde üretmeyi tercih ediyor. Bu durumda Türkiye’de ekonominin tamamının dijital dönüşümü çok ciddiye alması lazım. Herkesin verimlilik için

kendisini zorlaması lazım. Biz de dijital dönüşümde belli alanları hedefliyoruz. Güvenlik, IoT, Analitik ve İş Çözümleri olarak dört temel alan belirledik. Bunların altında robotik unsurlar ile süreç otomasyonu başlığında yapılan işler geliyor. Ayrıca sektör spesifik veya konu spesifik olarak belli dikeylerde çözümler yaratabilmek önceliğimiz. Bu başlıklarda çeşitli çalışmalarımız var. Analitik odağında bir yeniden yapılanmayı hayata geçirdiniz, değil mi? Evet. Kendi içimizde analitik yetkinliğimizi daha da geliştirmek üzere yaklaşık bir yıldır ekiplerimizin sayısını artırıyoruz. Öyle ki, analitik ekibimiz 30 kişiyi geçti. KoçSistem’in avantajı da bu. Özellikle bu tür çoklu fonksiyonlu alanlarda arkadaşlarımız farklı sektörlerde farklı


projeler yapma imkanına sahip olabiliyor. Analitikte mutlaka onun içine işle ilgili bir akıl katmanız lazım. Sadece analitik modelleme yapıp bunun üstünden gidemezsiniz. Analitik ekiplerde çoklu fonksiyon önemli. Sadece istatistik veya uygulamalı matematik değil, aynı zamanda işin doğasını, müşteri deneyimini bilen ekipler olmalı. Aksi halde ortaya çıkardığınız yanlış bir algoritma da olabilir. Önemli olan değer yaratabilmek ve esas kazanım da bu. Bu önemli bir açılım ve bu tür alanlarla özellikle ilgileniyor, bunun Türkiye için çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Yani bir kültür değişimi gerekiyor değil mi? Evet bu bir kültür değişimi ve ülkenin, şirketlerimizin

bunu algılaması lazım. Yeni firmalara, yeni teknolojilere ve yeni iş yapış tarzlarına baktığımız zaman birçok yeniliğin köklü şirketleri devre dışı bıraktığını görüyoruz. Şu anda sektörler de rekabeti kendi sektörlerinden çok başka sektörlerle yaşıyorlar. Normalde siz bankaysanız, sizde bankacılar çalışır ve ekipler bankacılık konusunda uzmandır. Turizm şirketinde ise turizmciler vardır. Ama rekabet artık buradan gelmiyor. Bugün farklı sektörlerden rakipler geliyor, örnekler çoğalıyor. Şirketlerin kültür değişimi bu nedenle çok önemli. Çalışan profili değişimi yanında şirket içinde etkileşimin de farklı bir boyuta taşınması lazım. Bizim Workplace isimli bir ürünümüz tamamen şirket içi iletişimi destekliyor.

Bu nasıl bir ürün? Bunu kurumsal bir iç iletişim alanı gibi düşünün. Bu önemli bir kültürel değişim. İnsanlar kendi içinde gruplar da oluşturabiliyor hobilerine veya projelerine bağlı olarak, bu platformda sıkıntısını da paylaşabiliyor. Sizin de şirket olarak bunu kavramanız lazım. Yani herkes iyi bir şey paylaşmayabilir ve üst yönetim dahil olmak üzere tüm çalışanlar bu platformda. Biz yaklaşık bin 500 kişiyiz. Herkes orada tanımlı ve alt gruplar da var. Bu bir kültür değişimi. Çünkü şirketlerin intranetleri bile kapalıdır. Genelde duyurular veya prosedürler, uyarılar vardır. Bu yeniliklerin ise hepsi şirketlerin bu yeni iş tarzına ayak uydurması ile bağlantılı. Hızlı, esnek, ‘agile’ kültürü bizde bankalarda ve telekom şirketlerinde

13


planda kaldılar. Oysa artık misal pazarlamanın da dijitalle ilgili ayrı bir bütçesi var ve bu da pazarlamanın bütçesi altında konumlanıyor. Esasında CIO ve CTO’ların genel yönetim masasında olması lazım. Tüm ‘C’ler teknolojiyi bilmek zorunda. CIO veya CTO da oradaki gelişmeleri kendi ekiplerine anlatabiliyor olmalı. Mesela pazarlama birimine ‘müşteri verilerini daha iyi toplarsanız, biz size arka tarafta size öyle bir modelleme yapar, işleri daha kolay ve verimli hale getirebiliriz’ demesi lazım. Çünkü veriden anlam çıkartabilme imkanı var. İş birimi de bunu bilmeli ve talepkar olmalı. Bu yönüyle iki taraflı işleyen bir mekanizma söz konusu. Taraflar birbirine taleplerini doğru iletebilmeli ve bu da bütünsel bir kültür değişimi demek. Şirketler bunun neresinde derseniz, 2-3 sene önce CDO yoktu, ama şimdi bazı şirketlerde var ve bu olumlu bir gelişme. Çapraz fonksiyonlu bir iş sürecinden bahsediyoruz. Zaten küresel rekabet de bu boyutta gelişiyor. Farkındalık arttıkça farklı bir gelişim de kendini gösteriyor. ağırlıklıdır. Bizim de mesela 10 agile takımımız var ve onların iş akışları çok farklı. Özellikle iş uygulamaları konusunda farklı bir terminolojide iş yapıyorlar. Bunların hepsi yeni dünyadaki iş akışlarını harmanladığımız ve kendi işinize uyarladığınız alanlar. Beraber çalıştığımız firma da bu sistemi görüyor ve ‘biz de uygulayalım’ diyorlar. Dolayısıyla bunlar birbirini tetikleyen konular oluyor. Bu tarz bir dijital kurum oluşturma başlığında kurumsal farkındalık ve

14

hazırlık seviyesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Dijital dönüşüm son 1,5 senede Türkiye’de çok tartışılan bir konu haline geldi. Öncesinde bu BT’cilerin işi olarak görülürdü. Ama bugün, en azından daha farklı biçimde CEO’ların gündemine giren bir konu haline geldi. Farkındalık açısından ise herkese bir rol düşüyor. Eskiden CIO ve CTO’lar biraz farklı bir şapkayla kendilerini konumlamak zorunda kaldılar, anlaşılmaz oldular, yarattıkları değer ve bütçe kullanımı açısından biraz daha geri

Departmanlar arasındaki BT kopuklukları burada nasıl bir öneme sahip? Satış, finans gibi birimler kendi farklı yapılarını kuruyor ve teknoloji adacıkları ortaya çıkıyor. Burada CDO ve CTO’nun rolü ortaya çıkıyor. Hangi sektörde faaliyet gösterdiği önemli değil, her şirkette haftalık bir yönetim toplantısı yapılıyorsa, toplantının en az bir yarım saatinin teknoloji ile alakalı olması, dünya nereye gidiyor, biz işimizi nasıl daha iyi yapabilir, daha verimli nasıl


Yeni hedef yeni pazarlar

Kendimize bir hedef koyduk 5 yıllık planda gelirlerimizin yüzde 15’inin yurtdışından olmasını amaçladık. Bu kapsamda çalışmalar yapıyoruz. Azerbaycan’da kendi ofisimiz var. Önümüzdeki 5 yılda 5 ülkede daha kendi ofisimiz olacak. Ofis; bizim için orada bilfiil Türkiye’de verdiğimiz hizmetleri vermek demek. Yani 5 ülke dediğimizde, KoçSistem olarak bilfiil kendi ofisi ve kendi çalışanlarının olduğu, buradaki sistem entegrasyon hizmetlerinin orada da belli alanlarını sunduğumuz bir yapıdan bahsediyoruz. Bu tüm Türkiye’nin ihtiyacı ve bizim de kendimizi geliştirmemiz gereken bir alan. Ülkeleri seçerken, genelde 4 saat uçuş mesafesine bakıyoruz buradan destek imkanı adına. Sonuçta 7/24 hizmet veriyoruz ve farklı bölgelere bu şekilde uyum bizim için önemli. Avrupa’ya, Kafkaslar’a ve Türki Cumhuriyetler’e bakıyoruz ve muhtemelen bunlar arasında bir dağılımı olacak.

üretebiliriz gibi konuları tartışabilmek lazım. Ayrıca, bence asıl önemlisi biraz cesaret de lazım. Çünkü iyi giden bir işi değiştirmek en zoru. Bu bakış açısına karşılık, siz nasıl bir strateji izliyorsunuz? Müşterimizle beraber workshop’lar yapıyoruz, sadece BT departmanı değil, farklı bölümlerden arkadaşlar da katılsın istiyoruz. Çünkü biz anlatınca katılımcılarda farklı bakış açıları oluşarak , ‘şöyle bir problem var, bunu nasıl adresleriz’ diyebiliyorlar. Bir başka açıdan da onlar bir sorun bilgisini verince, biz de ‘başka bir yerde şunu yapmıştık, burada da sizinle bunu yapabiliriz’ diyebiliyoruz. Bu, değer yaratmak açısından çok önemli bir yöntem ve belirttiğim esas değeri yaratmak için bu ortamı oluşturmak bizim için önemli. Şirketlerin bu tarz bir danışmanlık desteği alarak BT yatırımı yapmaya ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Açıkçası ben olumlu görüyorum. Kurumsal farkındalık var. Türkiye’de özellikle son 1,5-2 yılda bu

dijital dönüşüm hayatımızın bir parçası ve irili ufaklı tüm şirketler bunu hissediyor. İlginin her geçen gün daha arttığını düşünüyorum. Cesaret bu yüzden önemli. Yani, yeni bir şeyleri, yeni iş yapış tarzlarını denemek, yeni alanlara yatırım yapmak esasında müşterilerimizin bir tercihi olmalı. Ben bu yönde niyetin her geçen gün daha arttığını görüyorum. İş kültürü ve departmanlar arası iletişimin değişmesi de böylece gündeme geliyor. Sistem entegratörlüğünün böyle bir yapısı hep vardı. Sonuçta sistem entegratörü olarak birçok firmanın ürününü konumlandırıyoruz.

Sistem entegrasyonunun bence en önemli kısmı müşterisine alternatifler sunabilmesi ve KoçSistem olarak bu da bizim DNA’mızda var. Müşterinin yanında olup, karşı taraftaki çözümleri anlatan ve bu çözümleri uygulayan bir yapıyız. Sonuçta her müşteri için her ürün doğru değildir. Dolayısıyla herkesin yapısına, tarzına veya önceliklerine göre farklı çözümler sunabilmeniz lazım. Bizlerin görevi sistem entegratörü olarak her kişiye uygun ve doğru elbiseyi tavsiye etmek, gerekiyorsa o kumaşı alıp dikmek. Şirketlerle workshop yaptığımız zaman en büyük avantajımız şu: Dünyada böyle kumaşlar var diyerek, örnekleme yapabiliyoruz. 2018 yılı bu eksende nasıl geçiyor? İlk çeyrek çok iyi geçti. Nisan da iyi geçiyor. Şu anda ekonomide bir yavaşlama görmedik. Belki şanslıyız. Çünkü BT yatırımlarının süreklilik arz etmesi lazım. Eğer ekonomi kötü gidiyorsa, o zaman daha verimli olmanız için zaten BT’yi kullanmanız lazım. Ekonomi çok iyi gidiyorsa, büyümek için yine bu sistemlere ihtiyacınız var.

TechSquare ile girişimlere destek

“73 yıllık bir firma olarak bizim kurumsal alanda bir ekosistemimiz ve güvenilirliğimiz var. Bu konumumuz bize paylaşmayı da önemli kılıyor. Bu doğrultuda oluşturduğumuz TechSquare; başta IoT, analitik, güvenlik olmak üzere farklı alanlarda bir çözümü olan firmalara yönelik kurduğumuz bir yapı. Bu ekosistemimiz içinde yer alan şirketlerin ürünlerini farklı ürünlerle entegre ediyor, gereken teknoloji ve hizmet altyapısını kuruyor, onları müşterilere götürüyor, yatırımcılarla buluşturuyoruz. Ekosistemle büyümek çok önemli ve bu ekosistemde biz masaya bir değer koyarak, onların büyümesine yardımcı oluyoruz. Biz o firmaların büyümesini ve müşterilerini artırmasını hedefliyoruz. Bizim teknoloji altyapımız da onlara avantaj sağlıyor. Türkiye’den bir Unicorn çıksın istiyoruz. Hatta Türkiye çapında, gelecek 10 yılda 15-20 Unicorn çıkarmamız lazım.”

15


Sektörümüzün işleyişinin böyle olması lazım ve bence artık Türkiye de bu olgunluğa geliyor. Yani ekonomiden bağımsız olarak şirketlerin BT ihtiyaçları ve yatırım alanları, odaklanma gereken alanlar değişebilir. Her durumda, yani ekonomi iyi de olsa kötü de dönüp sürekli kendi içinize bakmanız gerek. Belki bazı yatırımlar ötelenebilir, ama bu geldiğimiz noktadan sonra kimse ‘teknolojiden vazgeçiyorum’ diyemez. Teknoloji insan için su gibi. Kamunun BT bilinci gelişimi konusundaki adımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kamuyu bu yönde çok başarılı buluyorum. e-Devlete girdiğinizde birey olarak birçok farklı bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Kurumsal olarak bakınca da şirketin çalışanla tüm etkileşimini görebiliyorsunuz. Kamuda bu anlamda çok farklı ve verimli bir bilinç var. Arka tarafta kamuda çok ciddi bir veri var. Taraflar arasında bireysel ve kurumsal tüm iletişim e-devlette görülebiliyor. Şirketlerin de bu anlamda veriyi ne derece

16 16

kullanabildiği ayrı bir konu. Analitikten önce veriyi almak lazım ve ilk bilinç bu olmalı. Yani verileri fabrikadaki hattan da toplamanız, mal sevkiyatı yaptığımız lojistik firmalarından da almanız, müşterinin kendisinden de topluyor olmamız, müşteriye satış sonrası hizmet veren servis kimse ondan da topluyor olmamız lazım. Genelde problem şu: Veriler var, ama bunlar doğru biçimde sınıflandırılmadığı için tekilleştirilememiş durumda. Dolayısıyla veri toplama bilincinin oturması, daha doğrusu veriyi depolamanın bir adım önüne geçmek lazım. Veri toplama, saklama ve yapılandırma bilinci bu nedenle önemli. Analiz yapabilmeniz için geçmiş veriniz olmalı ki siz anlamlandırabilin. Mesela bir makina iki sene boyunca hangi sıcaklıkta bozuldu, titreşimi neydi, bakımı, kaç saat çalıştığı gibi bilgileri bilsem o makinenin arıza ihtimalini bilip proaktif davranabilirim. İnsan faktörü olunca farklı bir algoritma ortaya çıkıyor makineye kıyasla. Bu da insanları makinelerden daha

kuvvetli yapan unsur. Güvenlikte kurumsal farkındalık nasıl bir seviyede? Siz bu başlıkta nelere odaklanıyorsunuz? Bu konuda yetkiniz. Çünkü hem kendi denetimlerimiz hem sertifikasyon denetimlerimiz var. Ama bence Türkiye’deki şirketlerde hala güvenlik bilinci arzu edilen seviyede değil. Güvenliğin normal BT bütçelerinden aldığı pay da küresel oranların gerisinde. Yani ‘bana bir şey olmaz’ mantığı, biraz da ‘biz ne yapsak bir şey olacak’ mantığı hakim. Oysa bu gelişen bir alan ve bu önemli bir gündem konusu. Bu konu şirket içi bürokraside de sürekli yükselen bir başlık. Eskiden şirketlerde daha az veri vardı. Ama artık dijital ortamda, hem de sürekli büyüyen veri var. Doğal olarak, çalınan bilgi sayısı da arttı. Elde ettiğiniz veriyi işlemek de kolaylaştı. Veri içinde hızla araştırma yaparak, kendinize avantaj çıkartabiliyorsunuz. Ama güvenlikte en kötü senaryoyu düşünmeniz lazım.


17


2030 yılı, bugünlere hiç ama hiç

benzemeyecek!

Toplum, makineler ile yeni bir ilişki içerisine giriyor. Çok daha fazla verimlilik ve olasılık içeren bu dönem ile birlikte limitlerimizi zorlayacak, yeni sınırlarla belirleyecek, yeni endüstrilerin oluşmasına tanıklık edeceğiz. Teknoloji artan bir hızla gelişmeye devam ederken, tarihte ilk kez dünya çapında liderler önlerindeki üç yılı öngöremeyecek duruma geldiler. ‡ Dünya çapında işletmelerin yüzde 48’i 3 yıl içinde bulundukları sektörlerin nasıl şekilleneceğini bilmiyor.

18

‡ Neredeyse her iki işletme liderinden biri, dijital girişimlerin 3 - 5 yıl içinde işlerini elinden almasından korkuyor. ‡ İşletmelerin yüzde 78’i, dijital girişimlerin şimdi ya da gelecek için bir tehlike olarak görüyor. Yapay zekâ (AI), artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR), robotik, IoT ve bulut bilişim gibi her geçen gün gelişen teknolojilerin, toplumu, endüstrileri ve iş hayatını nasıl değiştireceğini Dell EMC, Gelecek Enstitüsü (IFTF) ortaklığında 20 uzmanın görüşleriyle hazırlanan

raporda bir araya getirdi. Bu değişimin ana başlıklarını şunlar: ‡ Makineler ve insanlar hızla artan inovasyon sürecinde yepyeni bir ilişki içerisinde olacaklar. ‡ Teknoloji, insan yaşamını düzenleyen, organize ve otomatize eden bir rol üstlenecek. ‡ İş yapış modelleri ve iş yeri kavramı radikal bir değişime uğrayacak. ‡ İşletmeler, iş sırasında çalışanların gelişimine katkı sağlayacak eğitimleri artıracak ve okulların rolü tamamen değişecek.


İnsan ve makine işbirliğinde yeni dönem başlıyor.

‡ Bulut bilişim çok daha fazla süreçlerin içerisinde yer alacak ve günümüzün bulut bilişim sistemleri antika olarak anılacak. 2030’a kadar gerçekleşecek yıkıcı değişimi anlamak Dijital yıkım, tüm endüstrileri yeniden şekillendirmeye zorlayacak. Dolayısıyla yaşamlarımız da dönüşecek. Bu yıkım yeni iş fırsatları da ortaya çıkaracak. İnsanlar ve teknoloji bugüne kadar daktilodan başlayarak, kişisel bilgisayarlara ve akıllı telefonlara kadar günlük yaşantımızın önemli bir parçası oldular. Özellikle yazılımın gelişmesiyle birlikte makinelerle iletişimimiz değişti. Teknolojinin her 5 yılda 10 kat daha güçlendiği düşünülürse, çok daha etkileşimli bir döneme gireceğimiz kesin. Makineler hız, otomasyon ve yüksek verimlilik sunarken, iş yapış şeklimizi tamamen değiştiriyorlar. Kısa süre içerisinde uygun fiyatlara satın alınabilecek OhmniLlabs’in telepresence ev robotları, uzaktaki insanların fiziksel varlığı olmadan aynı odada buluşmalarına olanak tanıyacak. Bir ebeveyn iş seyahatindeyken de ailesiyle

birlikte yemek yiyebilecek. Bu teknolojilerin yaygınlaştığını düşündüğümüzde yaşam biçimimiz doğrudan değişecek. Gelişmekte olan ve 2030 yılına kadar bu dönüşümü yaşatacak teknolojilere göz atalım: Makine öğrenimi / Yapay zeka Algoritmalarla yeni yollar bulmaktan bilişsel zekânın gelişimine uzanan yolda “sanal insanlar” artık bilim-kurgu olmaktan çıkacak. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde AI pazarı toplam 153 milyar dolara ulaşacak. Bunun 83 milyarı robotlar, 70 milyarı ise yapay zekâ için harcanacak. Dell ve Intel’in Geleceğin İşgücü Araştırması’na göre, çalışanların yarısından fazlası (%52), yapay zekanın sunulmasının işlerini kolaylaştıracağına inanıyor. Araştırma şirketi PSB tarafından gerçekleştirilen 2016 Geleceğin İşgücü Çalışması ile 10 ülkedeki küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin yaklaşık 4.000 tam zamanlı çalışanı ile anket gerçekleştirildi. Çalışanların çoğu, gelecek beş yıl içinde akıllı ofiste çalışacaklarına inanmıyor ve mevcut işyeri teknolojilerinin, yenilik bakımından kişisel cihazlarının gerisinde kaldığını

düşünüyor. Teknoloji, özellikle y kuşağı için büyük önem taşıyor. Alman Y kuşağı çalışanlarının yüzde 79’u işlerinde kullandıkları teknolojinin sorumluluklarını yerine getirmelerini kolaylaştırdığını söylüyor. Artırılmış gerçeklik / Sanal gerçeklik (AR/VR) Dünyaya bakış açımızı değiştiren artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik uygulamaları uzun vadede eğitim, sağlık ve birçok alanda çığır açacak gelişmeler yaşanmasını sağlayacak. 2020 yılına gelindiğinde AR gelirlerinin 90 milyar dolara, VR gelirlerininse 30 milyar dolara çıkması bekleniyor. 2030 yılına gelindiğinde teknoloji bizlerin yerini almak yerine iş yapışımızı değiştirecek. Bir an hayal edin, VR teknolojilerinin iş yerinde yaygınlaşmasıyla herhangi bir yere gitmeden aynı yerde bulunmak mümkün. Y kuşağının yüzde 67’si yüz yüze toplantıların geride kalacağına inanıyor. Bulut bilişim Uzun süredir konuştuğumuz bulut bilişim artık ülkemizde de kabul görmeye başladı. Yine de kavramın altını daha fazla

19


doldurmamız gerekiyor. Tüm bu konuştuğumuz teknolojilerin ilerleyebilmesinin temelinde bulut bilişim yer alıyor. Bulut bilişimin algısına bakıldığında ise özellikle büyük bir depolama ünitesi olarak görüldüğü gözlemleniyor. Oysa bulut bilişim tüm bu dijital dönüşümde verimliliği artırarak kilit rol oynayacak parçayı oluşturuyor. Şu anda ABD’deki işletmelerin yüzde 70’i bulut teknolojilerini kullanıyor. Bununla birlikte bu işletmelerin yüzde 56’sı BY operasyonlarını buluta taşıyor. İnsan – makine İşbirliği 2030 yılına hazırlanırken elimizdeki teknolojik değerleri içgüdüler, duygular ve yaratıcılıkla birleştirmemiz gerekiyor. Böylece ortaya insanmakine iş birliği çıkacak. 2030’da daha derin insanmakine ortaklıklarının değişim için bir güç olacağını kabul edersek, iş gücünün tamamlayıcı beceriler geliştirmesi gerekeceği düşünülüyor. IFTF beş ana beceriyi / niteliği şöyle tanımlıyor: 1. Bağlamsal zekâ: Kültür, toplum, iş dünyası ve insanları anlama. 2. Girişimci kafa yapısı: Yaratıcılık uygulamak, çeviklik öğrenmek ve geçici çözümleri bulmak ve kısıtlamaları atlamak için girişimci bir tutum. 3. Kişisel marka yetiştiriciliği: Temel olarak iş hijyeni olarak aranabilir

20

ve elverişli dijital kimlik. 4. Otomasyon okuryazarlığı: Hafif otomasyon araçlarını kendi çalışma ve ev yaşamına entegre etme becerisi. 5. Hesaplamalı sansasyonelleştirme: Harmanlanmış makine ve insan kaynaklı çıktılardan anlam çıkarma becerisi. İnsan ve makinelerden oluşan entegre ekipler Dell Technologies tarafından gerçekleştirilen dünya genelindeki araştırmaya göre, geleceğe dair fikir ayrılıklarıyla insan-makine iş ortaklığında yeni bir çağa adım atıyoruz. Ankete katılan 3 bin 800 global iş liderinin yarısı otomatik sistemlerin bizler için zaman yaratacağını tahmin ederken, diğer yüzde 50’si ise aksini düşünüyor. Benzer şekilde, bu kişilerin yüzde 42’si gelecekte görevlerini makinelere devrederek iş konusunda daha tatminkâr bir sonuç alabileceğine inanırken, kalan yüzde 58’lik kısım ise aynı fikirde değil. Vanson Bourne tarafından yürütülen araştırmaya göre, 2030 yılı itibarıyla, ortaya çıkan teknolojilerin insan ile makineler arasındaki iş ortaklığını her zamankinden daha zengin ve daha yoğun bir hale getireceği ve bu şekilde sınırlarımızı aşacağımız tahmin ediliyor. İş liderleri şu konuda hemfikirler: Katılımcıların yüzde 82’si, beş yıl içinde insanların ve makinelerin dahil

oldukları kuruluşlarda birlikte hareket eden entegre ekipler haline gelmesini bekliyor. Ancak geleceğin bir fırsat mı yoksa bir tehdit mi sunacağı konusunda ikiye bölünmüş olan liderler, bu riskleri hafifletmeye ihtiyaç olup olmadığı konusunda farklı görüşlere sahipler. ‡ Yüzde 48’i, teknolojiye daha bağlı hale geldikçe bir siber atak durumunda daha fazla şey kaybedeceğimizi düşünürken yüzde 52’si bu konuda endişeli değil. ‡ İş liderlerinin yüzde 50’si otonom makinelerin başarısız olması durumunda açık protokollere uyulmasını söylerken diğer yarısı bunlardan kaçınılması gerektiğini belirtiyor. ‡ Yüzde 45’i bilgisayarların iyi ve kötü komutları ayırt edebilmesi gerektiğini, yüzde 55’i ise buna ihtiyaç olmadığını düşünüyor. İşletmelerin büyük kısmı değişime ayak uyduramıyor Çoğu işletme, başarılı bir dijital işletme olarak çalışmanın önündeki yaygın engellerin üstesinden gelmek için yeterince hızlı hareket etmediği gibi yeterince kapsamlı da çalışmıyor. İşletmelerin yalnızca yüzde 27’si diğerlerine öncülük ettiğine ve yaptığı her işte dijital teknolojiden faydalandığına inanıyor. Yüzde 42’si gelecek on yıl içinde rekabet edip edemeyeceğini bilmiyor ve işletmelerin büyük bir kısmı (%57) değişimin hızına


bağlı müşteri deneyimleri sunma: Yüzde 80 ‡ Müşteri taleplerini önceden karşılamak için yapay zekadan faydalanma: Yüzde 81

ayak uydurmakta zorlanıyor. 2030 yılında ve sonrasında başarılı bir dijital işletme olmanın önündeki başlıca engeller şu şekilde sıralanıyor: 1. Dijital vizyon ve strateji eksikliği: Yüzde 61 2. İş gücü hazırlığı eksikliği: Yüzde 61 3. Teknolojik kısıtlamalar: Yüzde 51 4. Zaman ve para ile ilgili kısıtlamalar: Yüzde 37 5. Yasa ve düzenlemeler: Yüzde 20 Dönüşüm ihtiyacı doğrultusunda bir arada Liderler, geleceğe dair fikirlerinde ve değişim önündeki engellerle nasıl yüzleştikleri konusunda birbirlerinden ayrılırken

dönüşüm ihtiyacı doğrultusunda birleşiyorlar. Aslında işletmelerin büyük çoğunluğu karşılaştıkları zorluklara rağmen beş yıl içinde dönüşüm konusunda başarılı olacağını düşünüyor. ‡ Beş yıl içinde büyük olasılıkla elde edilecek başarılar arasında ise şunlar bulunuyor: ‡ Etkili siber güvenlik savunmalarını kullanma: Yüzde 94 ‡ Hizmet olarak ürün teklifi sunma: Yüzde 90 ‡ ‡<D]ÔOÔPWDQÔPOÔELU işletmeye yapılacak geçişi tamamlama: Yüzde 89 ‡ Ar-Ge çalışmalarının kuruluşu ileri götürmesi: Yüzde 85 ‡ Sanal gerçeklikle (VR) hiper

Geleceğin iş gücü 2030 yılında iş alanları daha spesifik alanlara bölümlenmeye devam edecek. Çalışanlar kendileri hakkında bilgi veren “itibar motorları”, veri sanallaştırma ve analitikler üzerinden iş bulacak. Sürekli yapılan işler daha esnek hale gelecek ve GİG ekonomisi güçlenecek. GİG ekonomisi; geçici iş pozisyonlarının artmasıyla birlikte şirketlerin kısa dönemli anlaşmalarla daha fazla bağımsız çalışanı tercih etmesiyle oluşan ekosistem. Yapılan araştırmalara göre, örneğin 2020 yılında Amerikalı çalışanların yüzde 40’ı bağımsız sözleşmeli çalışan olacak. Özellikle mobil teknolojilerin gelişmesiyle, her an her yerden iş yapılabilmesinin yanı sıra dijitalleşme, millennial neslinin teknolojiye yatkınlığı, iş ve sosyal hayat dengesi gibi etkenler bu akımın önünü açıyor. 2030 yılına gelindiğinde var olacak işlerin yüzde 85’inin henüz keşfedilmediği tahmin ediliyor. 2030 yılına gelindiğinde iş yerinde öğrenim çok daha fazla yaygınlaşacak. Okullar insanlara bir şeyler öğretmekten ziyade nasıl öğreneceklerini öğretmeye başlayacaklar.

21


Entegre BT’nin önlenemez yükselişi! Logo Yazılım, yeni nesil teknolojilerle geliştirdiği birçok ürünle BT dönüşüm sürecini çok boyutlu olarak destekliyor.

Logo Yazılım Perakende Çözümleri İcra Kurulu Üyesi

Akın Sertcan

Dijitalleşme, küçük işletmelerden büyük ölçekli firmalara kadar tüm kurumların ana gündem maddeleri arasında. Teknolojideki hızlı gelişim, iş yapış modellerini de hızla değiştiriyor. Mesela yakın gelecekte yapay zeka sayesinde pek çok iş otonom olarak yapılacak. Özellikle mobil teknolojiler, iş yapış modellerinin sınırlarını esneterek, çalışanlara daha özgür bir alan sunuyor. Siber fiziksel sistemler (SFS), dinamik veri işlemeye dayalı yatay ve dikey entegrasyon, nesnelerin interneti (IoT), öğrenen

22

robotlar, büyük veri, bulut bilişim, sanal gerçeklik ve siber güvenlik, bugün dünyada her ölçekten firmanın gündemi. Yazılım sektörü özelinde bakıldığında ise Logo Yazılım Perakende Çözümleri İcra Kurulu Üyesi Akın Sertcan’ın dikkat çektiği gibi, gelecekte bizi etkileyecek tek bir trend, paradigma ya da dönüşümden söz etmek mümkün değil. Birçok eğilimle, trendle aynı anda uğraşıp bunlarla başa çıkmak, verimlilik elde edecek şekilde kullanmak ise şart. “Hibrit mimarisi dediğimiz bu yeni yaklaşım için biz de her türlü Ar-Ge ve yatırım faaliyetlerimizi sürdürüyoruz” bilgisini paylaşan Akın Sertcan’a göre, son yılların vazgeçilmez teması birçok farklı sistemi desteklemek, entegre kullanmak ve bunları yönetmek. “Logo Yazılım olarak yeni nesil teknolojilerle geliştirdiğimiz birçok ürünle bu dönüşüm sürecini çok boyutlu olarak destekliyoruz” diyen Akın Sertcan, eklemeden geçmedi: “Bu süreçte en doğrusu, kendi gerçeklerimizi, işimizin faydasını göz ardı etmeden, sağlam ve akılcı

kararlarla strateji oluşturacak şekilde her türlü yeniliğe açık olmak. Tüm bileşenleri bir araya getirdiğimizde, gerçek bir stratejiden, verimlilikten ve rekabet avantajından söz edebiliriz.” e-Dönüşüm yapımız, dünyaya örnek oluyor Kurumsal yazılımların Türkiye’deki şirketler, özellikle de KOBİ’ler tarafından kullanımında, son yıllarda önemli bir ivme kendini gösteriyor. Türkiye’de birçok kurum ve kuruluş, teknolojideki gelişmelere ayak uydurarak bir dönüşüm süreci yaşıyor. Bu noktada “Bilişim teknolojileri, artık stratejik rekabet unsuru haline geldi” hatırlatmasını yapan Akın Sertcan, uzun yıllardır yazılım ve servisler bireysel tarafta büyüyüp gelişirken, son yıllarda kurumsal tarafa da sıçradığını vurguladı. “Özellikle üretim/imalat (otomotiv, makina, elektronik, dayanıklı tüketim), hizmet (lojistik, dağıtım), inşaat/taahhüt sektörlerinde, ERP sistemlerine olan ilgi ve kullanımda büyük bir artış olduğunu söylemek mümkün”


örneklerini paylaşan Akın Sertcan, yerli teknolojilerin gelişimini ve potansiyelini ise şöyle anlattı: “Türkiye’de yazılım sektörünün büyüme potansiyeli çok yüksek. Türkiye, kamuda ve özel sektörde e-dönüşüm, yani e-fatura, e-arşiv ve e-defter uygulamalarında iyi durumda. Devlet buna öncülük etti, yasal düzenlemeleri yaptı, bunu gönüllülük esasına göre uygulayan birçok Avrupa ülkesine fark atacak şekilde ileri geçti. Biz de, Logo olarak, istikrarlı büyüme ve başarımızı, günün ve sektörün eğilimlerine hızla uyum sağlayan dinamik yapımıza borçluyuz. İş dünyası dijitalleşme ihtiyacının son derece farkında ve buna adapte olmaya çalışıyor. Bütünsel olarak baktığımızda, sektöre ve firma büyüklüğüne göre farklı dijital olgunlaşma seviyeleri görüyoruz. Finans, perakende ve hizmet sektöründeki şirketlerin; özellikle servis verdikleri müşteri sayısı ve bölge büyüdükçe, dijital dönüşümde öncü olduklarını söyleyebiliriz.” Rekabetin temelinde dijitalleşme var Teknolojideki hızlı değişimlere paralel olarak, iş süreçleri de evrim geçiriyor. KOBİ’lerin bu dönüşüm sürecine ayak uydurması ve rekabet avantajını yakalaması için dijitalleşme yatırımlarına ağırlık vermeleri önemli. Dijital dönüşüm; Akın Sertcan’ın vurguladığı gibi, şirketlerin kaynak ve süreçlerini optimize etmelerini sağlayarak, hem yeni müşteri kazanımı hem müşteri bağlılığını artırma konularında yeni stratejiler geliştirmelerine olanak tanıyor. Bu açıdan bakıldığında da şirketlerin gelirlerini ve pazar paylarını maksimize etmek açısından kilit rol oynuyor. Bu noktada

Logo Yazılım’ın ürün, çözüm ve hizmetleri hakkında Akın Sertcan şu bilgileri paylaştı: “KOBİ’lere büyük önem veriyoruz” “ERP çözümleri; şirketlerin kurumsal yeteneklerini, verimliliklerini artıran ve kurumlara rekabet avantajı sağlayan temel bir sistem. Üretim, Perakende, Satış ve Dağıtım, Turizm, Gıda ve Konfeksiyon, Denizcilik, Makine ve Otomotiv Yedek Parçaları, Paketleme, Çimento-Cam-Çelik, Mobilya, Telekom ve Tekstil dâhil birçok dikey sektöre hizmet veriyoruz. Logo Yazılım’ın uygulama yazılımları çözüm kümesinde Kurumsal Kaynak Planlama uygulamalarının yanı sıra, Müşteri İlişkileri Yönetimi, İş Analitiği, İnsan Kaynakları, Tedarik Zinciri Yönetimi, İş akış/ Süreç Yönetimi, e-Çözümler, B2B, Perakende, Uyarlama Araçları ve Dikey Çözümler olmak üzere çok sayıda çözüm yer almakta. Uygulamalarımız arasında, finansal sorgulama

yapılabilecek hizmetlerin yanı sıra, çevrimiçi bankacılık sistemleriyle entegrasyon, farklı finansal ihtiyaçlar için faktöring hizmetlerinden yararlanma gibi fonksiyonlar da yer almaya başladı. Türkiye’nin geleceğe taşınmasında büyük öneme sahip olan, ülke ekonomisinin vazgeçilmez aktörleri KOBİ’lere büyük önem veriyor, daha esnek ve verimli çalışmalarına ortam hazırlayan iş uygulamaları üretiyoruz. Sahada yanlarında oluyor, verdiğimiz eğitimlerle bilgi birikimlerine katkıda bulunuyor, sorunlarına özel çözümler getirmek için destek oluyoruz. Teknoloji trendlerini en hızlı şekilde ürünlerimize adapte ediyor, Ar-Ge yatırımlarımızla yazılım alanındaki gelişimlere de öncülük ediyoruz. Dijital dönüşüme öncülük eden e-devlet uygulamaları için önemli yatırımlar yapıyor, her türlü mevzuatın fiili hayatta kullanımına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Mevzuatın yanı sıra, işletmelerin finansal rekabet avantajı oluşturabilmeleri için katma değerli uygulamalar da geliştiriyoruz.”

Küresel trendler yakın takipte

Logo Yazılım; Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Asya’da birçok ülkenin diline ve iş pratiğine uyarlanan ürünlerini, ilgili ülkelerdeki yetkili iş ortakları aracılığıyla kullanıcılarına ulaştırıyor. Hayata geçirilen stratejik yatırımlar sonucunda Türkiye’de elde edilen birikim ve tecrübe yurtdışı pazarlara da taşındı. “2018 yılında BT sektörünün son yıllarda yakaladığı büyüme evresini devam ettireceğini, bizim büyüme hedeflerimizin de geçmiş yıllar performansımıza paralel olacağını öngörüyoruz” beklentisini dile getiren Akın Sertcan, stratejilerini şöyle özetledi: “Önümüzdeki süreçte organik ve inorganik büyümeyi sürdürme hedefiyle, dünya teknoloji trendleri paralelinde kullanımı kolay, mobil ve etkili ürünler geliştirmeye yoğunlaşıyoruz. Logo Yazılım olarak bugüne kadar 8 firma satın aldık, ancak hiçbirini finansal bir operasyon olarak görmedik. Hepsi bizim faaliyet alanımızda faaliyet gösteren, ürünlerimizi genişleten, tamamlayan, teknolojilerini geliştirerek sinerji yaratabileceğimiz satınalmalar oldu. Bu kapsamda da çalışmalarımıza devam ediyoruz.”

23 23


İşi ve özeli birbirinden ayırın!

Gelişen risk dünyasında Siztek’in stratejisi net: İş ve özel hayatın dijital dünyalarını birbirinden olabildiğince izole edebilecek çözümleri sunmak.

Siztek Kurucu Ortağı Elzer Hara

Günümüzde teknoloji; hem iş hem de sosyal hayatın içine girmiş durumda. Bu açılardan bakıldığında sistemlere ve verilere yönelik tehditlerin çeşitliliği de artıyor. Buradaki temel sorun ise, kişisel kullanımımızda olan dijital dünyayı, kurumsal verilerin bulunduğu dijital dünya ile ayıramıyor olmamız. Birçok kurumda, cep telefonları, tabletler ve taşınabilir bilgisayarlar 24

gerek iş dünyamızda gerekse özel yaşamımızda kullanılmakta, ama çoğunlukla aynı cihaz ile iki dünyaya da bağlanmaya çalışıyoruz. “Özellikle kişisel dünyamızda kullandığımız uygulamaların, erişim sağladığımız web sitelerinin ve içerik sağlayıcıların aslında kurumsal dünya için güvenli olmadığını görüyoruz” detayına işaret eden Siztek Kurucu Ortağı

Elzer Hara’nın belirttiği gibi, kişisel dünyamıza hitap eden bu uygulamalar veya siteler, kimlik hırsızlığı veya veri hırsızlığı yapanlar için de bulunmaz fırsat sunacak kader güvenlik açığına sahip. Son dönemde gündeme gelen ve veri şifrelemek sureti ile fidye isteyen haklayıcılar hepimizin malumu ve Elzer Hara’nın da işaret ettiği gibi, bunlara çözüm üretmekte zorlanılıyor. “Bu tür ataklar veya zararlılara mücadele etmek ve kurumsal dünyamızı bunlardan korumaya çalışmak iki dünyayı birbirinden izole etmeden son derece zor görünüyor” tespitini yapan Elzer Hara, bu tehditlerin iş sürekliliğine etkilerini ise şöyle anlattı: Eski çözümler yetersiz kalıyor “Özellikle verileri şifreleyen veya kullanılmaz hale getiren türdeki zararlılar, kişisel kullanımımızdaki cihazlara bulaştığında, hedef olarak bu cihazın veya bu kimliğe sahip kişinin kurumsal ağını veya hesabını ele geçirmeyi


seçiyorlar. Buradaki motivasyon sadece parasal değil, bazen veri hırsızlığı veya kişisel intikam veya politik görüş de olabildiği için kurumu artık çalışamaz veya hizmet veremez hale getiriyor. İş sürekliliğini devam ettirmek için, bugüne kadar yapılan standart felaket kurtarma ve iş sürekliliği tasarımları ve prosedürleri etkisiz kalıyor. Kurumların stratejilerini gözden geçirirken, sadece zarar gördüğünde ne yapacağını planlamak üzerine değil, asgari zarar görmek için neler yapabileceğini irdelemek de gerek. Yani iş yapış şekillerini ve alışkanlıklarını da unutarak, tüm kurumsal süreçleri elden geçirmek, kullanıcı bilgi güvenliği politikalarını bu yeni sürece uyumlu hale getirmek, kullanıcı, müşteri ve tedarikçi ağı içerisindeki

her bireye, sürekli farkındalığı arttırıcı söylemler ile bilgilendirme yapmak, hatta periyodik eğitimler düzenleyerek buradaki bilgi düzeyini arttırmak da önemli.” Bulut da çözüm olmayabiliyor Kurum ve şirketler, iş sürekliliğini ve verilerini korumak amacıyla teknolojilere yatırım yapmakta. Elzer Hara’nın da dikkat çektiği gibi, bulut kullanımı konusunda dünyada oldukça fazla alternatif oluşmuş durumda ve firmaların birçoğu da felaket durumlarında iş sürekliliğini sağlamak için bulut çözümlerini tercih etmekte. “Ancak, dijital felaket olarak tanımlayabileceğimiz sızıntı durumlarında, maalesef bu bulut sistemlerine de erişilerek verilerin yok edildiği veya kullanılmaz hale getirildiğine şahit olduk” uyarısını yapan Elzer Hara,

bu deneyim ışığında şu tavsiyede bulundu: “Veri güvenliği açısından ikincil veri yedeklerinin veya kopyalarının eski usulde erişimi olmayan ortamlarda saklanmasına yönelik yatırımlarla BT altyapılarının desteklemesini öneriyoruz. Bunun için çevrimdışı veri yedekleme veya kriptolayarak veri yedekleme ve saklama teknolojileri önerilebilir. Maalesef bazı kurumlar için sadece verinin temiz ve güvenli bir kopyasına sahip olmak yeterli değil. Zira bu veri anlık olmamakla beraber, yeniden kullanılabilir şekle dönüştürülmesi de zaman isteyen bir süreç. Bu yüzden, dijital felaket anında işine iç kesinti yaşamadan devam etmek isteyen firmalara farklı yapılar önermek gerekiyor. Bu yapıların temelini de sanallaştırma ve güvenlik çözümleri oluşturuyor.”

“Ürün değil süreç ve çözüm odaklıyız” Kişilerin kullandığı cihazlara yasaklayıcı çözümler entegre etmek kullanışlı ve yönetilebilir olmaktan uzak ve bazı yasal mevzuatlara da uygun değil. Hatta yeni çıkmış ‘Sıfır Gün’ olarak adlandırılabilecek ataklar ve zararlılarla mücadele ederek yüzde 100 güvenlik sağlamak de pek mümkün olmuyor. “Bu yüzden, bizim Siztek yaklaşımımız; kişiye ya da cihaza engel koymak, yasaklamak getirtmek dışında, iki dünyayı birbirinden olabildiğince izole edebilecek çözümleri sunmak” olarak genel çerçeveyi çizen Elzer Hara, detayları şöyle anlattı: “Bu çözümleri de örneğin Microsoft un Activer Directory Servisi gibi çeşitli kimlik yönetimi sistemleri, güvenli bağlantı sağlayan 2 faktör şifreleme teknolojileri, Citrix, VMware ve Microsoft gibi üreticilerin çözüm paketleri gibi sanallaştırma ve sanal çalışma alanı hizmeti sağlayan çözümler ve son olarak da Microsoft Sistem Center, Netwrix, Quest, Manageengine gibi üreticilerin çözümleri, yani izleme yapabilen teknolojiler kullanarak oluşturuyoruz. Bu izolasyonu sağlarken, kurum içindeki sistemlere de gerek Sıfır Gün gerekse olası diğer saldırılardan korunmak için birçok çözümü de entegrasyona dahil ediyoruz. Buradaki

ana tema; uç noktayı güvenliği sağlama çabası yerine, uç nokta olarak hizmet verebilecek güvenli ve izole bir merkezi yapı oluşturarak, kurumu ve en önemlisi kurumsal veriyi koruma altına almak. Bizim fark yaratmamızı sağlayan faktör; ürün değil süreç ve çözüm odaklı olmamız. Bizim ekibimizde görevli tüm arkadaşlar, müşteri ziyaretlerinde herhangi bir ürün anlatımı yapmadan önce mutlaka ordaki süreç ve BT altyapısının resmini çekerek ihtiyaç analizi yapar ve müşteriye ilgili alandaki eksiklikleri konusunda rapor sunar. Bu eksiklikleri nasıl tamamlayabileceği konusunda bir yol haritası sunuyor, Siztek’in entegrasyon ve destek hizmetleri ile beraber uygun ürünleri paketleyerek çözümler oluşturuyoruz. Bilgi ve veri güvenliği, son çıkan KVKK yasası ile beraber tüm işletmelerde bir takım süreç değişiklikleri, yatırım ve eğitimi gereksinimlerini ortaya çıkarmakta. Bizim yaklaşımımız, kurumlara bu alanda yapabilecekleri konusunda bilgi ve tecrübemize dayanarak danışmanlık sağlamak. Kurumsal veri ve kişisel veri arasındaki ilişkiyi en asgari düzeyde tutma gereksinimi konusundaki tüm girişimlerimiz, müşterilerimiz tarafından memnuniyetle karşılanmakta.”

25


Kurumsal bütünlük ve entegrasyon esas Türkiye’nin ilk endüstriyel ambalajlı dondurma markası Panda, 34 yıldır yüzde 100 yerli sermaye ile üretim yapıyor. Panda, kurulduğu günden bu yana, Türkiye’de dondurma sektöründe lezzetin ve yeniliğin adı oldu ve bu başarının ardında, kaliteden asla ödün vermeyen üretim anlayışının etkisi büyük. Kalitedeki sürdürülebilirliği sağlamak için ise gerekli teknolojik yatırımlar yapılmış olmakla birlikte, gelişen teknolojiler doğrultusunda yeni yatırımlar yapılmaya devam ediyor. Has Gıda bünyesindeki Panda Dondurmaları’nın Bilgi Teknolojileri Müdürü Çağatay Sözer, bu yaklaşımı “Süreklilik

26

bizim için en önemli misyon” sözleri ile özetlerken, tüm departmanların kurumsal empati yaklaşımı ile bu misyonu yerine getirdiğine dikkat çekti. Çağatay Sözer, şirket bünyesinde üretim ve saha operasyonları en önemli konular olduğunu vurgularken, “Amacımız; iş sürekliliğini, kalitemizden ödün vermeden daha da hızlı hale getirmek” yorumunu yaptı. Teknoloji artık hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Uygun teknolojileri, üretim, saha operasyonları, satış ve diğer tüm departmanlarında kullandıklarını belirten Çağatay Sözer’e göre, buradaki en önemli konu ise BT harici

departmanları da anlamak, diğer bir deyişle, kurumsal empatiyi yakalayabilmek. Endüstri 4.0’ın çok da iyi anlaşılmadığı kanısında olduğunu ifade eden Çağatay Sözer, bu yorumunu şu sözlerle detaylandırdı: Kurumsal yol haritasının net olması gerek “Endüstri 4.0 doğru anlaşıldığı zaman, içinde birçok fırsatın da olduğu görülecek. Amaç doğru teknolojileri kullanarak, iş sürekliliğinin sağlanması ve verimli hale getirilmesi. Kısa vadeli plan ve yatırımlar yerine, orta ve uzun vadeli planlar yapılmalı. Resmin bütününü


görerek, kurumsal yol haritası belirlenmeli. Özellikle 2018, maliyetlerin yönetimi yılı olacak. Sektörde yıkıcı ve yenilikçi güç olabilmek için kurumsal yol haritasının çok iyi hazırlanması ve uygulanması gerek. Unutulmamalıdır ki, her yatırım bütün içerisinde Endüstri 4.0’a hizmet etmez. Panda Dondurma olarak yol haritamızı, kurumsal stratejimize göre oluşturduk. Son derece rekabetçi olan pazarda, teknoloji ve kalitemiz ile fark yaratıyoruz. Verileri anlık olarak işliyor, bu sayede hareket alanımızı da genişletmiş oluyoruz. Orta ve uzun vadeli planlarımızı da doğru belirledik.

Bu konuda organizasyonumuz bir bütün olarak hareket ediyor. Esnekliğimiz sayesinde hızlı tepki veriyoruz. Birçok projeyi eşzamanlı yürütüyoruz. Bazı projelerimizin tamamlanmasından sonra Machine To Machine’e (M2M) geçiş yapacağız.” Endüstri 4.0 odaklı özel çalışma geliyor Artık CIO’ların, kurumların sadece BT’sine değil, tüm organizasyonun yapısına, üretim de dahil tüm süreçlere ve fonksiyonlarına hakim olmaları gerekmekte. Mutlaka kurumsal empati sağlanmalı. Diğer departmanların yapıları

ve istekleri çok iyi anlaşılmalı ve buna göre aksiyon alınmalı. Aynı zamanda CIO Turkey’in de başkanlığı görevini sürdüren Çağatay Sözer, “CIO Turkey olarak, Endüstri 4.0 konusunda özel bir çalışma hazırlıyoruz” bilgisini verdi. Çağatay Sözer, eklemeden geçmedi: “Konusunun uzmanı kişiler ile karşılıklı görüş alışverişi sağlayacağımız ortamlar yaratmayı planlıyor ve meslektaşlarımızla karşılıklı olarak başarı hikayelerimizi paylaşabileceğimiz sürekli yeniye yönelen bir çalışma ortamı oluşturmayı hedefliyoruz. Yakın zamanda bu konudaki duyurumuzu da yapacağız.”

Paylaşımlarla büyüyen platform: CIO Turkey

Çağatay Sözer aynı zamanda CIO Turkey organizasyonunun başkanlığı görevini de yürütüyor. “CIO Turkey, değerli kurum ve kuruluşların BT bölümlerinin başında bulunan meslektaşlarımızdan oluşan sosyal bir inisiyatif” diyerek bu yapıyı tanımlayan Çağatay Sözer, öncelikli hedefi ise tecrübeleri paylaşmak, mesleki ve teknik anlamda karşılıklı destek olarak gösterdi. “Her birimiz farklı sektörlerde BT yöneticiliği yapıyor, zaman içinde karşılaştığımız sorunlar ve bunlara ait çözümleri paylaşıyoruz” diyen Çağatay Sözer, CIO Turkey yapısının sunduğu avantajları şöyle anlattı: “Birçok konuda ortak hareket edebiliyoruz. Sürekli gelişen teknolojileri bu sayede takip edip, buna göre aksiyon alabiliyoruz. Problemlerimizin çözümlerini tecrübe paylaşımı ile hızlandırıyoruz. Bize bağlı çalışanlarımızın gelişimlerine ve kariyerlerine yardımcı olacağımız oluşumlar ve ortamlar sağlıyoruz. Çok değerli ürün sağlayıcılarımız ve çözüm ortaklarımızın, yapıcı geribildirimlerimiz ile gelişmelerine yardımcı oluyor, bununla birlikte farkında olmadıkları eksikliklerini gidermelerini sağlamayı hedefliyoruz. Sosyal sorumluluk ve sosyalleşmek vazgeçilmezimiz. Birliktelikler oluşturarak, sosyalleşme ortamları ve fırsatlar oluşturuyoruz. STK’lar ile görüşüp ihtiyaçlara yönelik çalışmalarda bulunuyoruz. Bir sonraki nesile aktarabileceğimiz bilgileri derleyip, çeşitli platformlarda sunuyoruz. Oluşumuza katılmayı arzulayan ve katkı sağlamaya gönüllü Bilgi Teknolojileri veya benzeri fonksiyonlarda görevli bölümlerin müdürleri veya direktörleri olan meslektaşlarımız info@cioturkey.org adresinden bizlere ulaşabilirler.”

27


Yapay zeka için küresel yarış hız kazanıyor Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi EY’nin 126 üst düzey yapay zekâ profesyoneli ile gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarına göre; ABD ve Çin’in yapay zekâda liderliği devam etse de küresel bazda yeni oyuncular da pazarda yerini alıyor. Araştırmada, ABD yüzde 40’la yapay zekâ entegrasyonunda liderliği alırken, Çin de yüzde 32 ile ikinci sırada konumlandı. Ancak veriye erişimin giderek kolaylaşması, ayrıca devletlerin dünya çapında inovasyona aktif biçimde yatırım yapması, ABD ve Çin üzerinde baskı oluşturuyor. EY Orta ve Güneydoğu Avrupa BT Danışmanlık Hizmetleri Lideri Alper Karaçar, araştırma sonuçlarını şöyle yorumladı: “ABD ve Çin yapay zekâ teknolojisinde liderliği devam ettirirken, diğer ülkelerin de yükselişini görüyoruz. İsrail ve Japonya’da yüksek büyüme gösteren start-up’lar, İngiltere’de ise bu alanda gelişmiş akademik topluluk, bu ülkelere avantaj sağlıyor. Ancak yapay zekâda başarının sırrı, kaliteli veriye erişim ve hükümetlerin bu alanı

28

önceliklendirmesinde yatıyor. Bu alanda öne geçen ülkeler, veriye erişim için avantaja ve ellerindeki verinin kendilerine sağladığı geleceği görme imkânına da sahip oluyor.” İnsan kaynağına yatırım şart Araştırma sonuçlarına göre; önümüzdeki yıl blockchain gibi teknolojilerin kullanım alanı artarken, dönüştürücü teknolojilerde liderlik ise yapay zekâda olacak. Kıdemli yapay zekâ profesyonellerinin yüzde 39’u makine öğrenmesinin bu yıl en çok gelişen yenilikçi teknoloji olacağını öngörüyor. Yöneticiler, yeni teknolojileri kendi değer zincirlerine daha başarılı şekilde entegre etmek için teknoloji uzmanlarıyla giderek daha fazla işbirliği de yapıyor. Karaçar’a göre; 2018, yapay zekânın daha yaygın olarak benimsendiği bir yıl olabilir. Şirketlerin yapay zekayı kendi operasyonlarına entegre etme yollarını araması, robotik süreç otomasyonu yazılımları için de fırsat yaratıyor. Robotik süreç otomasyonun sağladığı verimliliğin yapay zekâ ile bir araya

gelmesi ise bu yazılımın, şirket için önemli bir değer yaratım mekanizmasına dönüşmesinin önünü açabilir. Anket sonuçlarına göre; yapay zekânın daha yaygın olarak benimsenmesi ile birlikte diğer yeni teknolojilerin yaratacağı kaldıraç gücü da daha yüksek olacak. Örneğin; chatbot’lar kurumsal ağların yerini alarak, kurum içinde bilgiye ulaşımı daha etkin hale getirebilir. Ankette, yapay zekânın benimsenmesi önündeki en önemli engeller olarak ise yetenek eksikliği (%57) ve karar alma süreçlerine dâhil olamama (%43) gösteriliyor. EY Yönetim Merkezi’ne göre; yatırımcıların yüzde 82’si çeşitliliğin yönetim önceliği olması gerektiği kanısında. Farklı perspektifleri sorun tanımlama ve problem çözme süreçlerine dâhil etmenin şirket için önemli bir değer olduğuna inanılıyor. Karaçar’a göre ise yaş, cinsiyet, milliyet ve yetenek çeşitliliğine sahip olmayan kurumlar, teknoloji çağında başarısız olacak. Çünkü inovasyon, teknolojiye yatırım kadar, insana da yatırım yapmayı gerektiriyor.


Lider yetiştirme yöntemlerini sorgulama zamanı Dijitalleşme, veri üretimi, otomasyon, yapay zeka, bulut, e-öğrenme daha pek çok kavramla gelen yenilikçi teknolojilerin şirketler üzerindeki etkisi hızla artarken, dijital dönüşüme uyum sağlayarak başarı gösterebilen şirketler rakiplerine göre yüzde 26 oranında daha fazla kar etme ve pazar değerlerini yüzde 12 oranında artırma şansı yakalıyor. Sanayi Devrimi’nde, iş süreçlerinin yeniden tanımlanması ve teknolojiden tam anlamıyla faydalanılmaya başlanması 50 yıl sürmüşken, ManpowerGroup tarafından yayınlanan Digital Suite raporuna göre ise bugünün şirketlerinin değişmek için en fazla 6 ayı var. Rapora göre, 2020 yılına kadar şirket gelirlerinin yüzde 30’u yeni iş modellerinden gelecek. 2030 yılı itibariyle iş gücünün 3’te 2’sini Z kuşağı oluşturacak ve bunların yüzde 65’i bugün adını bile bilmediğimiz görevlerde çalışacak. Günümüzde, rekabet avantajı elde etmek için hızlı bir dijital dönüşüm gerekiyor ve elbette her zaman olduğu gibi bu çağda da liderlere büyük görevler düşüyor. Şirketin dönüşüme hazır olması için bir inovasyon kültürü yaratması, hızlı değişimlere ve risk almaya hazır olması gerekiyor. En tepeden başlaması gereken bu dönüşümün başarılı olabilmesi için ise, liderlerin farklı yönetim alışkanlıkları kazanması şart. Çoğu kuruluş (sürece önderlik edenler de dahil olmak üzere) lider havuzlarının ve mevcut liderlerinin dijital dönüşümün zorluklarıyla başa çıkmaya hazır olmadığını söylüyor. Ayrıca her 10 İK liderinden 9’u, başarıyı getirecek liderlik yeteneğine sahip olmadıklarını düşünüyor.

Etkili bir dijital dönüşüm sağlamak isteyen pek çok şirketin önündeki en büyük engellerden biri ise, yeni düşünme biçimlerine yönelik direnç gösterme ve karmaşıklıklar karşısında korkuya kapılma gibi nedenlerle gerekli bakış açısı ve becerilerin kazanılamamasıdır.

Değişim her zaman dirençle karşılaşabilir. Bu nedenle doğru liderlerin, doğru davranışları teşvik etme zorunluluğu hiçbir zaman olmadığı kadar önem kazanmış durumda. Ancak lider yetiştirmek için halihazırda kullanılan yöntemler artık etkisini yitirdi. Geleneksel etkin liderlik algısıyla, dijital çağda sürdürülebilir başarı yakalamak için yapılması gerekenler arasındaki uçurum ise gittikçe daha da görünür olmaya başladı. Digital Suite raporuna göre, dijital dönüşüm bir defa yapılan ve biten bir süreç değil. Değişim dinamik bir süreç olduğu için sürekli adaptasyon büyük önem taşıyor. Bu nedenle liderler karar verirken; tüketicilerden, çalışanlardan,

yatırımcılardan, rakiplerden ve hatta makine ve sistemlerden gelen geridönüşleri de göz önünde bulundurmak zorunda. Raporda, dönüşüm yolculuğuna çıkmaya karar veren liderlerin aşağıdaki soruları kendilerine sorarak değişime başlayabilecekleri belirtiliyor:

‡

‡

‡

‡ ‡

İyi hesaplanmış riskler almaya ve yeni deneyimlerin getirdiği hızlı başarı ve başarısızlıkları yönetmeye hazır mıyız? Şimdi ve dönüşüm yolculuğumuzun tamamında hızlı,esnek ve değişime açık olabilecek miyiz? İş süreçlerimizde dijital gerçekleri göz önünde bulunduruyor muyuz? Dijital çağ için kendimizi geliştirmeye ne kadar hazırız? Dijital çağda kapsayıcı, ileriyi gören ve başarılı bir şirket olmak için liderler insan kaynağını, yetkinlikleri ve makine zekalarını en iyi şekilde nasıl birleştirebilir?


Siber saldırganlar, kriptolama silahını doludizgin kullanıyor Cisco’nun araştırmaları, siber saldırganların normalde güvenliği artırması amaçlanan kriptolama konusunda, komuta kontrol aktivitelerini saklamak amacıyla giderek daha fazla uzmanlaştıklarını gösteriyor. Ekim 2017 itibariyle yüzde 50’si şifreli hale gelen küresel web trafiğinde, kötü amaçlı yazılım örneklerinin kullandığı şifreli ağ iletişiminde 3 kat artış meydana geldi. Cisco Güvenlik Satış Yöneticisi Hakan Tağmaç, saldırganların her zaman olduğu gibi yeni teknolojilerdeki güvenlik açıklarından faydalandıklarını vurguluyor. Önümüzdeki dönemde siber güvenlik alanında beklenen gelişmeleri ve şirketlerin alması gereken önlemleri değerlendiren Hakan Tağmaç, IoT ve yapay zeka gibi yeni teknolojik akımlar da eklendiğinde, siber güvenlik 30

alanında her yıl çıtanın daha yükseğe çıktığını vurguluyor. Tağmaç, siber saldırganların normalde güvenliği artırması amaçlanan kriptolama konusunda, komuta kontrol aktivitelerini saklamak amacıyla giderek daha fazla uzmanlaştıklarına dikkat çekerken, “Şifreli küresel web trafiği hacmi arttıkça, saldırganlar da kriptolama kullanarak komuta kontrol aktivitelerini maskeliyor, böylece görünmeden çalışmak ve zarar vermek için daha fazla zaman kazanmış oluyorlar” bilgisini verdi. Tağmaç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Saldırganlar, ağ bazlı fidye yazılım solucanlarını kullanarak, fidye yazılımı kampanyalarını başlatırken, insan etkileşimine yönelik ihtiyacı ortadan kaldırmış oldu. Aynı zamanda, oyunu fidye peşinde koşmaktan doğrudan sistemlerin, verinin ve

operasyonların yıkımına taşıdılar. Bu önemli, çünkü WannaCry ile hızlı ilerleyen ağ tabanlı saldırıları deneyimledik ve önümüzdeki yıl daha fazla otomatikleştirilmiş ‘crypto-worm’ aktivitesi bekliyoruz. Güvenlik ekipleri bunun farkında ve buna karşı hazırlıklı olmalı.” Cisco Güvenlik Raporu’na göre, siber saldırganlar teknolojideki yeni güvenlik boşluklarından yararlanmak için yaklaşımlarını geliştiriyorlar. Örneğin DevOps sistemleri ve hizmetleri en fazla risk altında olanlar. Çünkü ya düzgün konuşlandırılmamışlar ya da kullanım kolaylığı için kasten açık bırakılmışlar. Ayrıca, üretimin kalbinde olan endüstriyel kontrol sistemleri ve süreç kontrol sistemleri birbirine aşırı bağlı savunmasız cihazların olduğu ve saldırganların zayıflatabileceği bir ekosistem yaratıyor.


UFOCFSJ


Taş Devri taşlar bittiği için değil, teknoloji değiştiği için sona erdi Av. Kadir Kurtuluş Blockchain, insanların hiçbir aracıya gerek kalmadan mal, hizmet ve finans gibi sektörlerdeki ihtiyaçlarını karşılayabilmesini sağlayan teknolojik bir araçtır. Daha çok bilinen bitcoin gibi dijital paralar, blockchain teknolojisiyle üretilen para türevleridir. Bunların temelinde veriyi dağınık bir şekilde kaydedip güvenlik zafiyetlerini de ortadan kaldırmak var. Artık tek bir merkeze, tek bir kuruma ya da tek bir sunucuya ve kayıtlı veriye güvenmektense binlerce yerde kaydı tutulmuş ve asla değiştirilemeyecek verilere güven sağlanıyor. Bu sayede bireyden bireye doğrudan işlemler gerçekleştiği için maliyet avantajları, kolaylıklar ve hız sağlanıyor. Bu dağıtık veritabanındaki her bir kayıt, aslında birçok kayıttan oluşan bir blok içerisinde paketlenir ve daha sonra bu bloklar zaman damgalanarak geçmiş blokların üzerine Hash fonksiyonu ile bağlanır. Bu yüzden son eklenen bloklar hem kendinden önce gelen blokların geçerliliğini

32

artırır hem de kendinden sonra gelecek bloklar için bir bağlanma noktası olmaya aday olurlar. Bu yüzden bu dağıtık veritabanı uygulaması, blok zinciri (Blockchain) olarak adlandırılmıştır. Dünya değişiyor artık hemen hemen tüm alanlarda tüm iş akışlarının değiştiğini göreceğiz. Dolayısıyla bu da şirketleri yöneten kişiler için önemli bir noktaya geldiğimizi gösteriyor. Kayıt zinciri (Blockchain için en uygun Türkçe ismin Kayıt Zinciri olduğunu düşünüyoruz) teknolojisi ile beraber dünya ekonomi kurgusu tekrardan şekilleniyor, ekonomi kurgusu devlet kurgusu insanlar tüm alanlar etkilenecek. Finans sektörü ödeme sistemleri kişiden kişiye ödemelerle baştan aşağı değişecek, rezerve dayalı ölçülemeyen işlemlerden işleme dayalı ekonomilere doğru geçiyoruz. Burada öngörü sahibi her CEO için önemli bir ders var, o da hangi sektörde olursanız olun para ile alakalısınızdır. Hangi sektörde olursanız olun

veri ile alakalısınızdır, hangi sektörde olursanız olun insanla alakalısınızdır ve hangi sektörde olursanız olun iş akışınız vardır. İşte bunların hepsinin baştan aşağı değiştiği bir ortamda bu teknolojiyi görmezden gelenler şirketlerini geleceğe taşıyamayacaklardır. Kayıt zinciri esasında bir küresel konsensüstür. Artık dünyada sınırlar kalmıyor. Ama bu artık sözde bir laf da değil sınırların kalkmaması sadece fikri olarak değil hukuki olarak da bir ulaşılabilirliğin olması ile ancak mümkündür. Avrupa Birliği, 28 AB ülkesi arasındaki yaptığı işbirliği ile sadece dijital tek pazar yasasıyla yılda 415 milyar avro tasarruf elde ediyor. Kayıt zinciri de dünyadaki adı konulmamış bir kayıt birliğidir herhangi bir kayıt zincirini tanıdığımız zaman artık o kayıt zincirinde yapılan işlemler bizim hukukumuzda tanınmış olur ve ülkeler arasında bir hukuk oluşmuş olur bu hukukun oluşması şu anlamda çok önemlidir; Türkiye’deki herhangi


bir çocuk Uganda’da ya da Çin’den aldığı bir ürün için 2 - 3 ya da kabul eden tüm ülkelerde geçerli olan kayıt zincirinin içinde bulunan işlemlerin mahkemelerde kabul edilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla global anlamda hak aramak inanılmaz kolay ve ucuz bir hale gelir. Ayrıca ödemeler de tek tip oluyor yani uçtan uca yapılan ödemelerle beraber anlık olarak hızlı, güvenli, hukuki ticaret ve gerçek globalleşme ortaya çıkmış olur. Burada bir CEO için yine önemli bir ders var o da artık planlarımızı lokal yapmak önceden Türkiye’deki varlığımızla önemli bir noktada olabilmekken şimdi artık kayıt zincirinin her alandaki etkisi; en küçük sektörün bile lokal olarak yaşayamayacağı anlamına geliyor. Çünkü en küçük sektörde bile global işlem yapabilme imkanı var. Yani şimdi farklı bir ülkeden ve farklı bir sektörden bir şirket size rakip olabilir. Dolayısıyla artık “Lokalde oynamak bize yeter” mantığı kesinlikle bitmiştir. Şu

andan itibaren lokal oynamak yok oluş anlamına gelmektedir. Bu saatten sonra bütün planları en küçük şirkette dahi global ölçekli yapmak gerekmektedir. Aksi halde bu kayıt zinciri ve dolayısıyla kayıt birliği ile insanların insanlara, şirketlerin şirketlere, devletlerin şirketlere ulaşımının anlık olduğu bir ortamda, lokal diye bir şey kalmamıştır. Bir diğer önemli unsur insan kaynakları, bu teknoloji ile varlığın kanıtını sağlamakta. Esasında insanların çoğu zaten bu işi yapar, tapudaki görevli “Evet siz burada bu daireyi aldınız, ben de bunu gördüğüm” der, noterdeki görevli “Evet bu müziğe bu imzayı siz attınız, ben de bunu gördüm” der. Bankadaki görevli imzayı huzurda aldığı zaman yine aslında varlığı kanıtlamıştır. Artık bu teknoloji ile beraber varlığın kanıtını bilgisayarlarla yapabiliyoruz. Kayıt zincirinin sunduğu onay ve global konsensüs ile aradaki insana, şirkete; varlığının

kanıtı ve güven unsuru olduğu için gerek kalmamıştır. Bu da insan kaynaklarının baştan aşağı değişeceği anlamına gelir. Yani yeni işler oluşacaktır, verinin analizi daha önemli hale gelecektir. Verinin anlamlandırılması daha önemli hale gelecektir. Devlette dahi çok önemli bir değişiklik olacak, devletin veriyi tutan yerine artık kontrol eden, denetleyen olması söz konusudur. Bu durumda bile insan kaynaklarındaki değişimin ne denli büyük olacağı ortadadır. Dolayısıyla gelecekte bazı meslekler olmayacak, insan kaynağı yatırımlarımızı buna göre yapmalıyız. Bazı mesleklerse çok daha önemli bir hal alacak yine bunları da ön görmeliyiz. Unutulmamalı ki Taş Devri taşlar bittiği için değil teknoloji değiştiği için sona erdi. Şimdi de aynı şekilde bir devrin eşiğindeyiz. Taşlar bitmeyecek. O yüzden odak noktamızı taşlara çevirmeyelim. Teknoloji gelişiyor ve değişiyor. O yüzden öngörülerinizi ürünlerinize veya hizmetlerinize göre değil değişime göre analiz edin.

33


Bitcoin geleceğin yeni finansal sistemini yaratacak Sanal paralar bu aralar dünyada büyük ilgiyle izlenen bir konu. Paranın tarihsel gelişiminde önemli bir dönemeci teşkil edeceğini savunan oldukça ciddi bir kesim var. Sanal paraların ortaya çıkması görünüşte metal sikkelerden kâğıt paraya geçişe benziyor. Görünüşte ama... Bitcoin gibi bu tür paraların arkasında bir devlet güvencesi yok. Finansal sistemlerin “aracısı” bankalar da yok. Nasıl ki geçmişte mektup gönderirken postaneler aracılık yapıyor ve bu aracılık karşılığı bir hizmet bedeli alınıyordu, ancak sonradan e-postanın çıkışı iletişimde aracıları ve onlara ödenen bedeli ortadan kaldırdıysa, bu paralar da bugünkü “bildiğimiz anlamdaki” bankaları ortadan kaldırabilir. Bitcoin fenomenine sadece para olarak bakmak da çok eksik bir bakış açısı olacaktır. Altında yatan blokzincir teknolojisi ve bunun hayatın pek çok veçhesinde kullanılabilir boyutları belki daha ilginç bir zihin jimnastiği olabilir. Küresel bir ağ sistemi üzerinde ve herkesin her şeyi görebildiği

34

şeffaf bir sistemin fikri bile 2008 büyük krizine ve bankaların akıl almaz ve irrasyonel yozlaşmasına şahitlik etmiş bizler için heyecan verici. Bu sanal paraların bir değişim aracı olarak mı, yoksa bir varlık olarak mı değerlendirileceğini söylemek için çok erken. Tarihsel perspektiften bakıldığında, açık kodlu sistemlerin gelişmesi ve kişiden kişiye (peer-to-peer) bu dağıtılmış kolektif işlem gücünün adeta mantıksal bir uzantısı gibi düşünebileceğimiz Bitcoin olgusu para sistemlerinin de değişebileceğini ister istemez düşündürüyor. Bu anlamda Bitcoin olgusunu internetin kısa tarihi evriminde bir uğrak olarak görmek lazım. Şu anda güvenlik, oynaklık, anlık ödeme sorunları gibi önemli handikapları olan bu sistemin geliştirilmesi ve geleneksel kurumların da buna uyum sağlamalarıyla para görevini yapabilmesi bana imkânsız görünmüyor. 1971 sonrası altına endeksli olmayan kâğıt paraların değeri sonuçta bir algı ve “kabul etme”

üzerine bina edilebiliyorsa, yüz milyonlarca insanın “kabul” edeceği, “meşru” görebileceği bir sanal para neden dolar gibi para birimlerine alternatif olamasın? Şu an için değerli bir varlık olarak tutulan bu sanal paraların nihayet sadece ve sadece değerli varlık olarak kalmaları ise zor. Çünkü mutlaka iddia ettikleri işlevleri yerine getirmeleri beklenecektir. Ancak, tabii para-altın ilişkisi gibi bitcoin-altcoin ilişkisinin de yerleşebilmesi olasılık dahilinde. Bitcoin fiyatındaki büyük artış çok yaygın şekilde finansal “balon” kavramıyla açıklanıyor. Geleneksel olarak balon “az çok” (intrinsic) değerini tahmin edebileceğimiz bir malın akıldışı rakamlara ulaşmasıdır. Bitcoin için bu “az çok” ölçütü şu anda mümkün değil, belki 1 dolar belki 50 bin dolar. “Balon” olmuş bir lale fiyatı, günün sonunda en kötü şartlarda bir menekşe fiyatına benzeyecektir, ama Bitcoin için şu an onu bile söylemek imkânsız. Gelecekte sanal paraların muhakkak hayatın bir parçası olacağını


Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Asım Karaömerlioğlu

düşünenler önden yatırım yapmak için bugünden bu sanal paraları alıyorlar. Bu da bugün gördüğümüz bir “mania” durumunu açıklayabilir. Ortada bir “mania” olduğu kesin, ama bunun “balon” olduğunu söylemek bana doğru gelmiyor. Kaldı ki, Nobelli iktisatçılardan devlet yöneticilerinin ve bankaların açıklamalarına kadar olumsuz bunca yaygın görüşün sahnede olduğu şu günlerde bu “balon” çoktan patlardı. Bu kadar “dünya çapında” otoritenin olumsuz açıklama yaptığı bir yerde “balonların” patlamaması “balonun” doğasına ve tanımına aykırıdır. Ancak, bugünkü “mania” boyutlarındaki yoğun ilginin adeta kumar gibi acı sonuçlarının da olabileceğini herkesin akılda tutmasında yarar var. Eğer sahiden bu konuyu iyice araştırdıysanız ve sanal para olgusu size sahiden

mantıklı ve sürdürülebilir görünüyorsa, bu konuya yatırım yapılabilir, ama bunu yaparken de çok tehlikeli sularda yatırım yaptığınızı asla akıldan çıkarmamak son derece önemli. Özellikle merkez bankalarının ve yerleşik finans kuruluşlarının Bitcoin’e ve sanal paralara karşı olduklarını görüyoruz. Bitcoin ve sanal paraların doğuş nedeni ve işlevlerinin mantığı; merkez bankaları dahil var olan finansal sisteme açık tehdit oluşturmaları. Paranın binlerce yıllık dünya tarihinde değişmeyen özelliği, arkasında somut bir iktidar gücünün olması. Bir anlamda para ve devlet iç içe geçmiş olgular. İlk kez aslında küresel bir para biriminin kurulması gündemde. Devletlerin en kilit iktidar işlev ve imtiyazlarından birine ciddi bir saldırı olarak sanal paraları değerlendirmek çok da yanlış olmayacaktır.

Ancak, başta Amerika gibi “milli ve yerlici” söylemlere giderek daha çok yönelen günümüz muktedirleri bu para birimiyle nasıl yaşayacaklar? Bunu kestirmek zor. Öte yandan, sanal paraların bugünkü halleriyle çevresel maliyetler probleminden güvenlik sorunlarına, değerlerinin oynaklıklarından ödeme hızlarının düşüklüğüne kadar çok sayıda önemli meselelerini çözüp çözemeyeceklerini zaman gösterecek. Muhtemelen devletler ve bankalar bu yeni teknolojiyi bir biçimde adapte edecekler, Bitcoin’de cisimleşen bu küresel finansal isyan da bir yerde bu kurumların belirli düzenlemelerini kabul etmek durumunda kalacak. Kesin olan tek şey var: O da 21. yüzyılın bu yeni dinamiklerini, yine 21. yüzyıla ait kavramlar ve gelişmelerle değerlendirmeye çalışmanın kaçınılmazlığı…

35


Sanal para yakın gelecekte hayatımızın bir parçası olacak Bitcoin ve benzeri sanal paralar, Blockchain buluşuna dayanarak bireylerin kendi aralarında ticari işlemler yapmasına izin veren ve merkezi otoriteye ihtiyacı ortadan kaldıran bir araç. Bu sayede komisyonlar düşüyor, işlemler daha hızlı yapılıyor ve buna uygun yeni sistemler ortaya çıkıyor. Aslında sanal para, bir para birimi olmanın ötesinde, Blockchain ve Endüstri 4.0 gibi devrimlerle içine girdiğimiz yeni çağın lokomotifi 36

olacak şirketlerin hisselerini temsil ediyor. Sanal paralar henüz aktif olarak yeterince kullanılmasa da potansiyelleri ile şu an için bankacılık ve finans sektörü için bir tehdit oluşturuyor. Çünkü parasal işlemlerin merkezinde duran bankaların gücünü insanlara dağıtarak mevcut sistemi yıkıyor, yeni bir sistemin kurulmasını zorunlu kılıyor, böylece bankalara olan bağımlılığı azaltıyor. Bununla

beraber Ripple isimli coin, bankaların halihazırda para transferi gibi işlemleri daha verimli ve daha az maliyetli yapmalarını sağlayarak, iki dünya arasında bir bağ kuruyor. Gelecekte mevcut düzenin bu yeni teknolojiye ayak uydurması kaçınılmaz. Önümüzdeki yıllarda hem evrensel hem de sektörel coin’lerin çıktığını ve reel sektördeki şirket hisselerinin de coin’lere dönüştürüldüğünü


artacak, gerçekleşmediğinde ise düşecektir. 1990’ların sonunda yaşadığımız aşırı start-up değerlemeleri sonucu patlayan internet ve iletişim balonunun bir benzerinin şu anda kripto paralarda yaşanmakta olduğu da sürekli söylenen bir olgu. Nasıl ki o dönemdeki patlama ileriki dönemlerde yeni internet girişimlerinin çıkmasını engellemediyse, şu anda yaşanması muhtemel olan sanal para balonu patlaması da Bitcoin ve benzeri sanal paraların hayatımıza girmesine ve güven duymamıza engel olmayacak. Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Aygören

gözlemleyebiliriz.

Kısa vadeli güven kayıpları, sanal paranın hayatımızın bir parçası olacağı gerçeğini değiştirmiyor Şu anda sanal parada internetin ilk zamanlarında ortaya çıkan Amazon, eBay gibi şirketlerin değerlerinin ilk çıktıkları günden bugüne yüzlerce kat artmasına benzer bir durum yaşanıyor. İnsanlar benzer bir durumun sanal para şirketlerinde de yaşanacağına inandıkları için bu paraların da değeri artıyor. Halihazırdaki para birimlerinin yalnızca takas değeri bulunurken, sanal paralar dağıtık defter mantığı ile daha önce kullanılmayan yeni veriler üretiyor ve buna göre yeni sistemlerin kurulmasını zorunlu kılıyor. Bu yeni sisteme olan inanç da sanal paraların değerini belirliyor. Henüz sanal paraların kullanımı ile ilgili dünyada belirgin ve kabul görmüş bir düzenleme olmayışı, Bitcoin’in değerinin sürekli değişmesine yol açıyor. Devletlerin, şirketlerin ve

kanaat önderlerinin yaptığı her tür açıklama bir sinyal olarak görülüyor ve piyasa buna olumlu ya da olumsuz tepki veriyor. Ayrıca, sanal para borsalarının halihazırda regüle edilmiyor olması nedeniyle birçok spekülasyon ve manipülasyon gerçekleşiyor ve piyasanın tepkisi çok sert ve ani oluyor. Öte yandan, Bitcoin’in piyasa değerinin çok büyük kısmının çok küçük bir azınlığın elinde olması da bu kişi ve kurumların piyasaya yön vermesini sağlıyor. Bitcoin, konu hakkında bilgisi olmayan insanların dahi dikkatini çekecek kadar büyüdüğünde, pek çok kişi kısa vadede büyük paralar kazanma hedefiyle yüklü alımlar yapmaya başladı. Bu kişilerin bu işten para kaybetmeleri kuşkusuz kısa vadede güven kaybına yol açacak. Ancak, Bitcoin’in tarihçesine baktığımızda, bu gibi durumların daha önce de yaşandığını görüyoruz. Asıl önemli konu, Bitcoin’in ve Blockchain’in hayatımıza ne ölçüde ve nasıl gireceği. Beklenti gerçekleştiğinde Bitcoin’in değeri daha da

Sanal paralara ilgi hızla artıyor Bitcoin, türünün ilk örneği olması nedeniyle sanal paralar arasında öne çıkıyor. Teknolojisi diğer token ve coin’lerden eski ve basit olsa da, ilk çıkan ve en yaygın olan sanal para olduğu için hacmi küçük diğer paraların değerlemesi de Bitcoin üzerinden yapılıyor. Şu an yeterince kullanılmadığı için fiyatı spekülatif olarak gelişen Bitcoin’in gerçek fiyatı kullanımı yaygınlaştığında belli olacak. Yeni çağın ilk ürünü olduğu ve çoğu borsanın baz aldığı ana coin olduğu için, değerinin sıfırlanması mümkün gözükmüyor. Sanal paraların genelinde ise büyük değişimler yaşanabiliyor. Raiblocks gibi kimi coin’ler bir ay sonunda düzenli bir şekilde 50 katına ulaşırken, kimi coin’ler de kimi günler yüzde 150200 artışlar gösterip, sonraki günlerde büyük düşüşler yaşıyor. Yine de son zamanlarda sanal para piyasalarında Bitcoin ağırlığının yüzde 70’lerden yüzde 30 seviyelerine gelmiş olması, piyasaların diğer sanal paralara olan ilgisinin arttığını gösteriyor. 37


Bankacılıkta inovasyonun gücü etkili oluyor Kuveyt Türk, finans sektöründe inovasyon odaklı ayrışma adına kapsamlı çalışmalara imza atıyor, yurtdışına BT ihracatında da önemli başarılar sağlıyor. ‘Fintech Ar-Ge’ isimli bir ekip de kuruldu. Bankanın inovatif vizyonunu Mücahit Gündebahar ile konuştuk:

Kuveyt Türk Bilgi Teknolojileri Grup Müdürü Mücahit Gündebahar

Kuveyt Türk, gerek 2018 yılı gerekse orta vadede farklı başlıklarda Ar-Ge öncelikleri ile ilerliyor. Üç öncelik ise öne çıkıyor. Birincisi fintech ve startup ekosistemi ile yakınlaşmak, 2017’de bu yolda atılan adımları geliştirmek. İkincisi yapay zeka ve analitik, ayrıca öğrenebilen sistemler. Burada, gerek kullanılan teknoloji ve süreçler gerekse bankanın organizasyon yapısı daha kuvvetli yapılarla yenilendi. Üçüncüsü ise siber güvenlik. “Bankamız özelinde geçen 6-7 yıl içinde ciddi bir dönüşüm yaşadık ve kanallar dahil

38

olmak üzere bankanın tüm sistemlerini geliştirdik, tüm sistemlerimizi tümleşik bir platformda birleştirdik” diyerek, bunun banka için ciddi bir yatırım olduğuna dikkat çeken Kuveyt Türk Bilgi Teknolojileri Grup Müdürü Mücahit Gündebahar, eklemeden geçmedi: “Kadromuz 2010 yılında 100 kişiyken, bugün BT alanında işgücümüz 400’ün üzerinde.” Ar-Ge Merkezi kurarak, yenilikçi projelere imza atan Kuveyt Türk’ün gündeminde ise bu yapının üstünde konumlanacak yaratıcı projeler var. Bunun için geçtiğimiz yıl Ar-Ge Merkezi’nde

Bu ekiple nelere odaklanıyorsunuz? Bankamızı öne taşıyacak ArGe ve inovasyon çalışmaları ile prototip projeler geliştirmeye başladık. Mesela API Market, Ar-Ge ekibimizin geliştirdiği bir proje oldu. Ödeme sistemleri, doğrudan bankacılık gibi konularda ciddi çalışmalar var. Buna ek olarak, bir teknoloji şirketi kurduk 2 yıl önce Architech adını verdiğimiz. O şirketimizi büyüttük ve şu anda 60’ın üzerinde personelimiz var. Architech özelinde de fintech ekibimiz gibi bazı inovatif projeler yapılırken, asıl önemlisi bu ekip Kuveyt Türk özelinde değil, tüm bankacılık ve finans sektörünü kapsayacak projeler geliştiriyor. Böylece Ar-Ge temelinde proje paylaşım ekonomisi yaratmış oluyoruz. Architech özelinde geliştirilen ürünler hem pazara sunuluyor hem de kendi bünyesinde bütünleştirici ve farklılaştırıcı uygulamalar


yapabiliyor. Architech ile geçen yıl yine Aralık ayında önemli bir sözleşme yaptık, 20 ülkede 69 tane bankanın kanallar dahil ana bankacılık sistemi odaklı uçta uca dev bir projeye imza attık. Yani Kuveyt Türk için geliştirmiş olduğumuz projeyi büyük bir hacimle ihraç ettik. Ar-Ge gücümüz ile dünyaya yayılıyoruz. Architech özelinde bu proje bile Türkiye’nin yaptığı yazılım ihracatının yüzde 6-7’sine tekabül eden bir hacim yarattı. Bilgi birikimini dünyaya satıyoruz. Mısır’da dev bir yazılım projesini yürütüyoruz. Bütünüyle Kuveyt Türk’ün BOA isimli ve yine bizim geliştirdiğimiz bankacılık sistemi 20 ülkede 69 bankada çalışacak. BOA yapısını farklı kılan özellikler neler? Tüm çalışmalarımızın tabanını BOA oluşturuyor. En önemli avantajı ise tümleşik bir yapı olması. Tek platformda tüm bankacılık hizmetlerini, kanallar dahil sunuyoruz. Bunun banka için avantajı toplam sahip olma maliyetinin, operasyon maliyetleri, bakım maliyetleri, yeni ürün geliştirme maliyetlerinin düşük olması. Tümleşik bir platformda düşük operasyon maliyetleri ile her şey küçük bir kutu içinde işliyor. BOA platformuna nelerin eklenmesi gündemde? BOA Everywhere dediğimiz bir yapı gündemimizde. BOA şu an sadece banka personelinin çalıştığı sistemlerde işliyor. Bunu web tabanlı, iOS ve Andoid’e uygun bir yapıya kavuşturacağız. Banka kullanıcısı her türlü farklı cihazda bankacılık işlemlerini yapabilecek. Yer ve zaman bağımsız çalışma imkan Kuveyt Türk çalışanları için böylece

mümkün olacak. Tüm taraflar için bu bir artı değer. Bu noktada BT ihracatı sizin için önemli. Evet, Kuveyt Türk’ün Ar-Ge potansiyeli yurtdışında çok yüksek. Zaten Türkiye’deki bankacılık sektörü ve teknoloji yapısı Avrupa, ABD ve Ortadoğu’nun çok önünde. Dolayısıyla Türk bankacılık sistemindeki bu teknoloji ve ürün yapıları yurtdışında kendine pazar yaratabiliyor. Türk bankacılık sisteminin BT yetkinliği yurtdışında çok kabul görüyor. Kuveyt Türk olarak bizim avantajımız ise tümleşik bir sistemimiz olması, yani her şeyi küçük bir kutuda çalıştırmamız. Nasıl bir fark bu? Tüm bankacılık sistemi birçok bankada farklı sistemlerde farklı platformlarda çalışır. Bunların entegrasyonu ve bakımı ayrı bir sorundur. Bizim avantajımız sistemin bakımı ve ayakta kalması için ayırdığımız operasyon gücünün çok az olması. Tek bir sisteme bakıyorsunuz ve o kendisini ayakta tutuyor. Tüm kanallarda, şubelerdeki tüm operasyonlarda her şey tümleşik merkezi bir yapıda. Bu, kullanıcı açısından da önemli bir deneyim. Banka personeli iş süreçlerinde farklı uygulamalar arasında gitgel yaşamıyor. Yeni bir ürün geliştirip bunu yaygınlaştırırken kullanıcılara eğitim vermek bile gerekmiyor. Çünkü aynı platform. Ar-Ge Merkezi içinde güçlü bir kullanıcı deneyimi ekibimiz var. Yapılan her bir geliştirme, her bir ürün, her bir mesaj teksti veya buton üzerindeki renk dahi kullanıcı deneyim ekibimiz tarafından denetlenir ve

onların onayı ile yaygınlaştırılır. Hem müşterimiz hem de banka çalışanlarımız için bu kullanıcı deneyimi ekibimiz yoğun çalışmalar yürütüyor. Kuveyt Türk için geliştirilen çalışmaları Architech firması yurtiçi ve yurtdışında farklı bankalarda konumlandırabiliyor. Tüm ürün geliştirme, iç yazışma, dokümantasyon gibi süreçlerimizi İngilizce tutuyoruz kendi BT’miz içinde. Dolayısıyla bunun yurtdışı konumlandırmalarında dil ve çeviri desteği başlığında kopukluk olmuyor. Herkes aynı dili konuşuyor. Kendi içinizde Ar-Ge merkezi, fintech girişimlerine desteğiniz gibi başlıklarda büyük bir kapsam var. Burada API Market nasıl bir konumda? 2017 Kasım ayında API Market’i yayına soktuk. Türkiye’deki en geniş API adet ve kapsamı olan proje bu. Havale işlemleri, müşteri hesap ekstresi, kart işlemleri gibi bankacılık temel işlemlerini API olarak açtık. Şu ana kadar 300’ün üzerinde sisteme kayıt olmuş, API’lerimizi kullanarak uygulama geliştiren geliştirici veya startup var. Yani Kuveyt Türk API’lerini kullanarak kendi müşterilerine bankacılık hizmeti oluşturan fintech’lerin doğmasına aracılık ediyoruz. Neden? Çünkü bundan 5 yıl sonra bankacılık sistemi bugünkü bankacılık sistemi gibi olmayacak. Birçok bankayı veya bankacılık hizmet ve ürününü bugünkü gibi görmeyeceğiz. Bankacılık bir bütün olarak dönüşüm içinde. Şubesiz bankacılı kavramı, diğer taraftan fintech kavramı yükseliyor.

39


Regülasyon tarafı da bu gelişimi görüyor. Bankacılık hizmeti vermek demokratize oluyor ve bu hizmeti vermek için bankacılara doğrudan ihtiyaç kalmıyor. Fintech’lerin bir platformu var ve bankacılık hizmetlerini platformda bankaların API’lerini tüketerek müşterilerine bankacılık hizmetlerini sunuyor. Bir fintech birden çok bankanın API’lerini kullanıp kompozit bir ürün geliştirebilir. Çünkü geleneksel bir bankaya kıyasla daha çevik davranma imkanları var. Ama startup ekosisteminin bu gelişimi her sektörde her şirketin Ar-Gge çalışmalarını yok saymak anlamına da gelmiyor. İki tarafın birbirini anlaması ve işbirliğine açık olması asıl önemli unsur. Bankaların fintech’leri bir tehdit değil, fırsat olarak okuması, fintech’lerin de bankalarla işbirliğine açık olması gerek. API konusunu startup’lardan, fintech’lerden ve onlara yönelik yatırımlardan ayrıştırabilmek bu yönüyle pek mümkün değil. API; fintech dünyasına açılan bir kapı, yeni bir kanal ve şunu unutmamak gerek: API’leri kullanan fintech’in müşterileri dolaylı olarak bankanın müşterisi oluyor. Bundan 5 yıl sonra bankaların daha az şubeleri olacak ve böylece bankalar platformlara dönüşecek. Bankaların kanal, mobil ve dijital uygulamaları kuvvetlenecek, ama bugün çok yaygın olmayan fintech’ler bankacılık hizmetlerini müşterilerine daha etkin bir şekilde kullandıracak. Küreselde olduğu gibi Türkiye’de de bu, bankaların yeni ekonomiye ayak uydurma çabası. Finansal yaygınlaşmaya da fintech’lerin katkısı olacak. Bugün bankaların var olmadığı bir sürü lokasyon, finans sektörünün dışında kalan

40

insanlar var. Bu küresel bu gerçek ama bu insanlar aynı zamanda öyle ya da böyle bir cep tel sahibi. Ayrıca rekabetçi bir yapının olmadığı coğrafyalar da çok. Fintech’ler işte bu konuda da sektöre değer katacak. Finans sektörünün neye ihtiyacı var? Girişimcilik ve inovasyonda neler ön planda olmalı? Dijitalleşmeyi ikiye ayırabiliriz. İlki banka içine dönük olan dijitalleşme, yani bankanın yaptığı bir işi süre ya da maliyet olarak optimize etmesi, örneğin teminat mektubunu 3 günde değil, 1 günde işlemesi gibi. Bankaların dijitalleşme ile müşteriye bankacılık hizmetini ulaştırabilmesi adına yoğun bir çalışma ve rekabet var. Dışa yönelik dijitalleşmeye bir alt dal açarsak, bankaların ciddi bir inovasyona, yenilikçi proje ve ürünlere ihtiyacı var. Bunun yolu da fintech’ler. Fintech’lerin ise yatırıma ihtiyacı, ayrıca Türkiye özelinde regülasyonda ciddi revizyonlara ihtiyacı var. Türkiye’deki fintech’ler sadece ödeme sistemine takılmış durumda. ‘Peer to peer’ veya ‘digital only’ gibi kavramlar bizde geri planda. Regülasyon ve yatırım desteği önemli. Startup’lara yatırım, Türkiye’de düşük seviyede ve sektörde bir rol model eksikliği var. Bizim de bu girişimcilik ekosistemini desteklediğimiz ve Lonca Girişimcilik Merkezi adını verdiğimiz bir programımız var. Lonca Girişimcilik Merkezi nasıl bir yapı? 2017 Temmuz’unda bu merkezi kurduk ve içeri 10 tane startup aldık. Bu işi de outsource ettik ve Workinton ile işbirliği yaptık, Workinon mentor ağını kulandık. Bankacılık

tarafında da mentorlarımız oldu. 6 ay sürdü program ve ilk mezunlarımızı verdik. Bu startup’larımıza yatırım da yapmak istiyoruz. Bu amaçla girişim sermayesi yatırım fonu kurduk. İşte böylece 360 derece bir kapsam ortaya koyuyoruz. Çünkü konu sadece girişimci seçip destek vermekten ibaret değil. Fintech ekosistemi olarak girişimi bulma, onu destekleme, yatırımcılarla bağlar ve hızlandırma merkezi, kuluçka merkezi, dijitalleşme gibi birçok etkenle desteklemek lazım ve biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Lonca’da ikinci programın seçmelerini tamamladık ve ikinci programımız Nisan ayında başladı. Temmuz ve Kasım aylarında da bu yapı devam edecek. Her bir program 6 ay sürecek. Mezun olan startup’lara veya dışardaki startup’lara yatırım da yapacağız. Global olabilecek bazı startup’ları da yurtdışına, özellikle Silikon Vadisi’ne taşımayı istiyoruz. Burada desteklenmesi gereken konu startuplar değil yatırımcılar. Çünkü yatırımcılar desteklendiği zaman onların girişimcilik ekosistemini denetlemesi, onlara mentorluk yapma potansiyeli daha fazla oluyor. Biz de Lonca yapısı ile işte bunu hayata geçiriyoruz. Bizim yurtdışı ortaklarımız da var ve bu yapıyı bölgelere uygun modellemek istiyoruz. İlk etapta hedefimiz Kuveyt. Startup başarılı olduğu zaman hemen Kuveyt’te oluşturacağımız ağda o ürünlerini pazarlayabilir, ürünlerini orada geliştirebilir. Biz birçok ülkede varız ve bu network’ü de startup’larımıza kullandırmayı hedefliyoruz. Bankacılık hizmetlerini daha etkin ve daha az maliyetli ulaştırmak temel amaç.


Köprüden önce

son çıkış! *Hakan Cem Topal

Şirketten çıkmış meşhur İstanbul trafiğinde eve gitmeye çalışırken bir anda cep telefonum çalıyor. Arayan yanımızda kalan yardımcımız Ruso. Kendisi Gürcü olup, 4 yıldır bizlerle beraber. Gelirken AVM’ye uğrayıp, bozulan ütünün yerine yenisini almamı istedi. Zar zor AVM’ye geldim. Hayatımda ilk defa ütü alacağım, eline ütü değmemiş biri için seçmek ne kadar zormuş. O kadar çok çeşit içinden su toplama bölümü olan, hortumlu en gösterişli olanını seçtim. Eve geldim, ütüyü Rusoya verdim. Ruso ütüyü aldı, bir sağına bir soluna baktı beğenmedi. “Bu ütü akıllı değil” dedi. Hacim olarak en büyük ve üzerinde en fazla düğme olanlardan birini seçmiştim halbuki. “Evet üstünde birçok düğme var, devamlı kumaşın çeşidine göre düğme ile oynamak zorunda kalıyorum. Akıllı ütüler, kumaşın çeşidine ve ıslaklık durumuna göre sıcaklığını ve buhar şiddetini ayarlıyor” dedi. Çok şaşırdım “Sizin ülkenizde de teknoloji çok ilerde her ürün akıllı değil mi” dedim. “İleride değiliz ama teknolojiye çok yatırım yapıyoruz, hatta bitcoin ile arsa alım satımı bile yapılıyor” dedi. Bu sözden sonra söylediklerine inanamadım açtım interneti araştırdım ve dediklerinin doğru olduğunu gördüm. Teknolojiye yatırım yapan ve teknolojik üstünlüğü sağlayan toplumlar tarih boyunca her zaman dünyanın hakimi olmuştur. Eski İpek Yolu’nda amaç Çin’deki ipek, barut, kumaş gibi malzemeleri Avrupa’ya getirmek değil miydi? Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederken dünyada ilk defa topları kullanmadı mı? Biz istesek te istemesek te gelecek 42

geliyor. Gelecekte söz sahibi olmak istiyorsak bugünden teknolojiye yatırım yapmamız gerekiyor. Çocuklarımız daha icat edilmemiş işlerde çalışacak. 20 yıl sonra kimse bugünkü işinden emekli olamayacak, çünkü şu an yaptığımız iş yok olacak veya şekil değiştirecek. Dünyanın bir kısmı açlıktan ölüyor diğer kısmı obezite ile uğraşıyor. Dünyanın yüzde 50’si hala internet ile tanışamadı. Elektrikli araçları kullanmaya başladık ama dünyada elektrik kullanamayan o kadar çok yerleşim var ki. Tüm bunlara rağmen ne yaparsanız yapın maalesef bazen olmuyor. Birçok yatırım yaptınız, şirket içinde ekipler kurdunuz, dünyanın en büyük şirketlerini arkanıza alıp proje yapmaya başladınız. Ama işler yolunda gitmedi ve büyük hedefler ile başladığınız projeniz tam bir hayal kırıklığı ile karşınızda duruyor. Peki sorun ne? Eğer işletmeniz bir vakıf şirketi değilse, ilk amacı kar etmek olmalıdır. İşletmelerde karlılığı arttırmak için ya satışları arttırmak ve/veya maliyetleri düşürmek esastır. Rekabetin yoğun olarak yaşandığı günümüz koşullarında, işletmeler hedeflerine ulaşmak için, finansal ve operasyonel alanlardaki performanslarını ölçüp buna göre stratejiler belirlemelidir. Müşteriye dokunma, müşteriyi analiz etme ve müşteriyi anlama kavramları önümüzdeki günlerde daha da önemli hale gelecek. Kurumsal performans yönetim sistemleri, artık sadece bilgilerin tutulduğu bir yer olmaktan çıkmıştır. Kuruluşların stratejik hedeflerinin tanımlanıp performanslarındaki sapmaların ölçüldüğü sistemlere dönüşmüştür. Yazımın başında yeni teknolojilerden

bahsettim. Ama bu yeni teknolojileri anlatırken blockchain ve crowdfunding (kitlesel fonlama) için ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Blockchain tabanlı akıllı sözleşmeler önümüzdeki senelerde ithalat ve/ veya ihracat yapan şirketlerde çok sık kullanılacağını düşünüyorum. Ülkeler arasındaki hız, komisyon ve swift işlemlerindeki sorunların bu akıllı sözleşmeler ile ortadan kalkacak. Titan türevi şirketlerin ortaya çıkmasına ve özellikle çiftlikzedelerden dolayı bu alanda bir regülasyon olacağı kesindir. Bu regülasyon ile start-up şirketlerin crowdfunding çalışmalarında da bir ivme olacaktır. Çılgın bir projeniz var ama cebinizde bu projeyi gerçekleştirecek bir para yok. Aileden kalan bir miras da yok. Sağdan soldan borç verecek veya ortak olacak birini de bulamadınız. Bir melek yatırımcıya da projenizi onaylattıramadınız, o zaman karşınızda tek bir çare kalıyor, kitlesel fonlama (Crowdfunding). Sonuç olarak şu an Endüstri 4.0 konuşuyoruz. Ama daha elektrik kullanmayan yani Endüstri 1.0 bile kullanamayan yerler var. Toplum olarak da tercih bizim. Teknolojik gelişmelerin içinde olup insan 5.0 ‘ı yakalamamız gerekiyor. Yani teknolojinin seyircisi değil tasarımcısı olmalıyız. Geleceğe bugünden hazırlanmalıyız. Bu konuda da biz BT yöneticilerine çok büyük görev düşüyor. Çalıştığı şirketlerinin dijitalleşmesi ve yeni teknolojilere adaptasyonunda en etkin görevler biz BT yöneticilerin olacak.

*Flokser Bilgi Teknolojileri Müdürü.


Türkiye’deki perakendede değişen dinamikler! Günün sonunda artık perakendede oyun değişti. Dolayısıyla altyapı yani oyun sahasının da değişmesi gerekiyor. *Bahadır Kumrallar Son zamanlarda Türkiye’deki perakendecilerin literatürleri değişmeye başladı. Daha önceden ustadan çırağa ve babadan oğula geçen ticaret mantığı, yeni dönemde özellikle yeni neslin daha eğitimli olması, rekabetin çok acımasız olması ve perakende sektöründe yabancı oyuncuların son 15 yıldır

44

Türkiye pazarına girmesiyle kabuk değiştirmeye başladı. Artık Türkiye perakende sektöründe multi channel, omni Channel, bütünsel müşteri deneyimi, remarketting gibi kavramlar ve yöntemler konuşmaya başladı. Bu durumda etrafınıza baktığınızda da yerel perakendecilerin bile çeşitli

kanallar kullanarak müşteriye ulaşıp onların isteklerine cevap vermeye başladığını görmeye başladınız. Bu durum ileri ki dönemde de artarak devam edecektir. Aslında CRM hep vardı! Bu kavramlar eskilerde zikredilmese de bunları


uygulayan esnaf ve tüccarlar vardı. Buna en canlı örnek olarak Atasay Kuyumculuk’un yani şirketimin kurucusu Sayın Atasay Kamer’dir. Atasay Bey 1960’larda Denizli’de atıldığı ticaretin ardından İstanbul Kapalı Çarşı’dan tedarik ettiği altınları çantacılık yaparak il il dolaşır satardı. Bu ziyaretlerinin hemen sonrasında bir defterde kayıt tutardı. Örneğin Gaziantep’teki kuyumcu müşterisi dükkanını saat kaçta açar, kapatır, en çok hangi tip üründen alır, mağazanın tezgahındaki diğer ürün çeşitleri nedir, müşterileri hangi ürünleri daha çok sever, hangilerini almaz bilirdi. Hatta sabah kuyumcu kaçta dükkanını açarsa ve simit seviyor ise sabah taze bir simit alıp yanına gidermiş. Bu şekilde müşterilerine dokunarak bir zaman sonra kendisine güven ve sadakat sağlamış ve bunu markalaştırmış. Bir zamanlar

defterlerde tutulan bu bilgiler şimdilerde binlerce müşterilerin tutulduğu veritabanları ve buna bağlı sistemlerde yer alıyor. Özellikle akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla birlikte bu kavramlara müşterilerde çok hızlı adapte oldu. Eskiden bir SMS atılıp müşteriye ulaşarak dönüş takip edilirdi. Şimdi müşteri o mesajı akşam yemeği sırasında değil, AVM’de mağazanızın önünden geçerken almak istiyor. Zaten akşam yemeğimizi yerken evlerimizde aldığımız mesajın fazla bir dönüşü olmuyor. Omni channel ile zaten müşteriye her kanaldan ulaşmaya yavaş yavaş başlandı. Örneğin müşteri e-ticaretten bir ürünü sepete attı ama almadı, ardından mağazanıza geldi kasada veya servis sırasında “Bahadır Bey bu ürünü almamışsınız. Görmek ister misiniz?”

diyebiliyorsak müşteriye doğru şekilde ulaşmışız demektir. Diğer taraftan bunu beğenen aynı müşteri ürünü evine istediğinde veya ayaküstü baktığı ve beğendiği bir ürünü farklı bir mağazanızdan almak istediğinde sorun yaşıyorsa onun için markanız olarak güzel bir deneyim yaşatmamışsınız demektedir. Bütünsel müşteri deneyimi… Burada devreye omni channel yöntemini de içeren bütünsel müşteri deneyimi yöntemi girdi. Bütünsel müşteri deneyimi müşteriye satın alma sırasında her noktada değer odaklı, gerçek zamanlı ve kişisel deneyim sunmaktır. Müşteri mağazaya adım atmadan önce başlayan bu deneyim müşteri mağazanızdan çıktıktan sonra biter. Eğer her kategoride müşterinize “Siz bizim için değerlisiniz!”

45


algısını hissettirebilirseniz bu işi başarmışınızdır. Bundan 3 - 4 yıl öncesine kadar müşteri sadakat, loyalty kartlarıyla özel hissettirilirken şimdi firmalarda müşteri deneyimi departmanları kurularak müşterinin markaya olan sadakati sağlanıp, ölçümlenmeye başladı. Bütünsel müşteri deneyimini özetle tariflerken gerçek zamanlı kelimesi dikkatinizi çekmiştir. Nedir bu gerçek zamanlı? Gerçek zamanlı müşterinin bu deneyimi yaşarken isteklerine anında cevap vermektir. Müşterinin beğendiği üründeki uygun ölçünün veya bedenin söylenmesi, ödeme sırasında müşteriye özel kampanyanın söylenmesi vb. gibi verilerin gerçek zamanlı verilmesidir. Bu durumda işin içine teknoloji girmeye başladı. Yukarıdaki bahsettiğim konuları yapmanız için sağlam bir teknoloji altyapınızın olması şarttır. Aksi takdirde müşteri istediği bir tadilatın zamanında gelmemesi gibi basit sorunlardan dolayı sizi bir sonraki alışveriş deneyimde seçmeyebilir. Hatta sosyal medyayı kullanarak dile getirebilir ve markanıza zarar verebilir. Peki Türkiye bu altyapı değişikliğine hazır mı? Bu soruya kısaca hazırlanıyor diyebiliriz. Hazırlanıyor çünkü perakende sektörünün hızlı dünyasına ayak uydurmaya çalışan BT ekipleri bu zamana kadar hep yama veya entegrasyon yöntemini kullanıyordu. Ancak omni channel veya bütünsel müşteri deneyiminin bu yama yapacak kadar kolay olmadığını onun yerine köklü değişikliklere ihtiyaç duyduğunu anladılar. Bu yüzden şu anda sektördeki

46

çoğu firma bu konuda çözümler arıyor veya tam bir ERP’si olmayan firmalar ERP’ye geçmeye çalışıyorlar. Artık perakendeciler bir yana “Ahmet Abi bizim bakkala 50 adet 1lt yağ gönderin” diyen toptancılar bile bu sistemleri kurguluyor ve daha organize hareket etmeye çalışıyor. Kısa zaman içinde yakındaki yerel market zincirinizin e-ticaret sitesi kurup eve servis hizmetini gerçekleştirmesi, turistlere hizmet veren bir markanın ziyarete geldiği İstanbul’da bir ürünü kendi ölçülerine göre tadilat ettirip Paris’ deki evine istemesi bizi hiç şaşırtmayacak. Çünkü artık dünyada bunlar konuşuluyor. Bunlar artık yama veya salt entegrasyonlarla çözülemeyecek konular. Bütünleşik müşteri deneyimini konuşurken bütünleşik teknolojik çözümler kurgulamanız gerekiyor. Mağazanızın önünden geçen müşteriyi Wi-Fi ile algılayıp mağazaya davet edip, müşteriye servis sırasında satış danışmanının elindeki mobil uygulamada CRM bilgisinden müşterinin ismiyle hitap etmesi yine bu bilgiyle onun alışveriş alışkanlığını görmesi ve buna göre yönlendirmesi, müşteri segmentine tanımlı kampanyaları anında görüp sepeti artırarak, kasaya göndermeden mobilden satışı bitirmekten bahsediyorum. CRM, ERP, MDM, POS, Kampanya, BI, PİM gibi modülleri birbirleriyle uyumlu olarak çalıştırmanız gerekiyor. Dünya bunu kimi zaman tek bir marka ile çözerken Türk perakendesi bunu tek bir teknolojik çözümle çözemiyor ve çözemeyecektir. İçinizden nasıl yani diyebilirsiniz? Her ülke veya bölge ticarette kendi

dinamiklerini içerir. Yukarıda “Ahmet Abi” örneğinden yola çıkarsak beni daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Ama sadece bu kadar değil. Türkiye’de yapılan kampanyaları hiç düşündünüz mü? 3al 2 öde, 2.ye % 50, 1 +1, 4al 2 öde vb. gibi düz çapraz bir çok kampanya var. Son yaptığım bir çalışmada yurtdışı menşeli hiçbir çözümün tüm Türkiye’de uygulanan kampanyalara cevap vermediğini gördüm. Hatta yurtdışından gelen ve sunum yapan teknik adamların sorular karşısındaki çaresizliklerini deneyimledim. Diğer taraftan müşterinin alışverişi tamamlarken en önemli aşamalardan biri olan POS / kasa çözümlerinde çok çeşitli ödeme tiplerimiz var, müşteri başka bir kampanyadan faydalanmak istiyor ve faturayı bölebiliyor ve sektörüne özel birçok kasada yapılan çeşitli işlemler var. Örneğin; restorant sistemlerinde bir restoran ile pizza işletmesiyle bile arasında farklar yaşanıyor. Reçete tipleri bile değişebiliyor. Burada biz BT yöneticilerin ilk planda yapması gereken tüm müşteri deneyimi süreçlerini incelemesi gerekiyor. Loyalty kartlar, fiyatla müşteriyi çağırma perakendesi çünkü çok uzaklarda kaldı. Bu deneyimleri geçerken ürün, stok, satış tablolarındaki attributeler yani niteliler yeterli mi bunların incelenmesi gerekiyor. Örneğin eksiden sadece ana renkler varken şimdi kırmızının 30 tonunu konuşup müşteriye e-ticarette zoomlu fotosunu göstermeniz gerekiyor. Dolayısıyla buna göre eğer ERP’si veya e-ticaret çözümü bu yeteneklere sahip fakat mevcutta uygulamaya geçiremiyor ise bunu nasıl geliştirileceğine bakmalı


yani bir altyapı çalışmasına girişmeli eğer yetenekli değil ise bu yetenekte bir ERP veya entegre bir e-ticaret çözümü arayışına geçmelidir. Burada maliyet ne kadar önemli olursa olsun yönetimi orta ve uzun vadede marka yatırımı şeklinde bakılması için yönlendirmelidir. Çünkü bu sadece müşteri için değil, operasyon, satış, lojistik, satın alma gibi departmanların iş süreçlerini kolaylaştıran ve iş gücünden tasarruf ettiren bir yatırımdır. Bu departmanlar Perakende sistemini ayakta tutarlar. Ekiplerinize de bütünleşik personel deneyimi yaşatmanız şart Diğer taraftan bu süreçler tasarlanırken önemini çok geç olsa da anladığımız mobiliteyi unutulmamalıdır. Çünkü perakende gibi 7x24 ve sahada geçen bir operasyondur. Bu işin yapılışının, satış değerlerinin, lojistiğin, satın almanın mobil olarak izlenmesi gerekiyor. Yani müşterinize uçtan uca bütünleşik müşteri deneyimi yaşatırken, ekiplerinize de bütünleşik personel deneyimi yaşatmanız şarttır. Ekipler işlerini yaparken teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanması sizin müşteriye sunduğunu deneyimi etkiler ve buna göre seviyesini belirler. Burada müşteri deneyimini tariflerken söylediğimiz her noktada ve gerçek zamanlı bilgi esas olmalıdır. Bunun tersi durumunda başarısız olmanız kaçınılmazdır. BT yöneticilerinin en çok atladıkları konu… Burada BT yöneticilerinin en çok atladıkları konu devreye girer. Süreçteki tüm aşamaların loglanması ve bu logların

sunulması gerekir. Örneğin bir mağazadan mağazaya transfer söz konusu ise (müşteri başka mağazadan bir ürün istedi diyelim) ürünün transfer edilecek mağazadan istenmesi, mağazanın bunu kabul etmesi, stok hareketinin başlaması, ürünün kargoya verilmesi, kargodan teslim alınması, kontrol edilmesi, mağaza stoğuna girmesi ve müşteriye bilgi verilmesi , müşterinin alması için beklenmesi, müşteriye teslim edilmesi vb. gibi tüm süreçlerin loglanması ve raporlanması şarttır. Burada bu loglardan bir kısmını müşterinizle paylaştığınız nokta da müşteri ürünüm şimdi diğer mağazadan çıkmış, bu mağazaya teslim edilmiş, mağaza beni almam için bilgilendiriliyor hattını başardığınız noktada ise tadından yenmez duruma gelir. Bunu mobil olarak monitör edilebilir duruma getirmek ise daha da heyecan vericidir. İşin sırrı doğru teknolojik çözümlerle ekiplerinizden başlayarak bunları son kullanıcıya kadar taşımaktır. Burada da BT ekiplerinin zorlandığı konu süreçlerdir. İyi bir BT yöneticisi artık lojistik, pazarlama, satış bilmelidir. Bunun için öncelikle sahaya inmelidir. Saha da ne zorluklar yaşanıyor bunları iyi analiz etmelidir. En çok yapılan hata süreç belirlenir ve uygulanır ama sahada bu süreç işi kolaylaştıracağına zorlaştırır ve atıl bir şekilde uygulama kalır. Dolayısıyla bu süreçlerde sahadan ilgilileri alıp onlarla birlikte geliştirmelidir. Aksi takdir de sıkıntı yaşanır. Ayrıca perakendede Fraud yani kayıp ve rsk her zaman vardır. Aslında bu sıcak paranın geçtiği her sektör için geçerlidir. Sokaklarda ve AVM’lerdeki onca insanın

alışveriş yaptığı mağazalarda bu risk kaçınılmazdır. Ancak burada da teknolojiyi iyi kullanarak yetki hiyerarşisini iyi oturtmak ve satış, iade, iptal, indirim gibi süreçleri iyi kurgulamak gerekiyor. Burada unutulmamalıdır ki zayıf nokta müşteri değil, her zaman firmanın iç süreçlerindedir. Müşteri deneme yanılma yöntemini kullanır. Ama bir personel işleyişi zaten iyi bildiği için açığı da çok çabuk yakalar. Güvenlik tarafından zaten hiç bahsetmemek istiyorum. Mağazalarda birçok yayın yapan cihazlarımız var. Burada bunları hem operasyon hem güvenlik hem de pazarlama için kullanmamız gerekiyor. Maalesef bazen operasyon ve pazarlamaya önem vererek güvenliği unutuyoruz. Günün sonunda artık perakendede oyun değişti. Dolayısıyla altyapı yani oyun sahasının da değişmesi gerekiyor. Siz mağazanız için çok iyi vitrinler, ışıklar veya müthiş dekorlar yapmak için elinizden geleni yapın fakat müşteri alışveriş sırasında karşılaşacağı herhangi bir sorunda maalesef bahsi geçen çalışmaların etkisi olmuyor. Diğer taraftan artık yeni dönemde sadece bu çalışmalarla çekemiyorsunuz, müşteriler artık tanınmak ve iyi servis almak istiyor. Vitrin, dekor, reklam, indirim, pankart, POP bunlar kısa zamanlı olarak satış kazandırır müşteri bir kez alışverişini yapar ve sonrasında rakibinize gider. BT yöneticileri olarak hepimizin artık iç süreçlerde hakimiyet kazanarak, oyun sahasını teknolojik bilgimiz ile değiştirerek, oyuna katılmamız şart… *Atasay Bilgi Sistemleri Direktörü.

47


CCO konumu bir gereklilik halini alıyor Uluslararası işe alım ve danışmanlık şirketi PageGroup uzmanları, 2018 yılı ile birlikte daha fazla şirkette geleneksel dikey hiyerarşilerin yerini, yatay organizasyonların alacağını belirtiyor. PageGroup araştırmalarından elde edilen veriler, Avrupa’nın büyük pazarlarında BT adaylarını şirketlerine çekmek ve elde tutmak konusunda sıkıntı yaşadığını gösteriyor. Örneğin; geçtiğimiz Kasım ayında Fransa’da BT pozisyonları için eleman arayan şirketlerin sayısı iş arayanların iki katına çıktı. Page Executive danışmanlarından Deniz Çakırgil Sezen, “Fransa’daki bu oran, işyerinde yöneticilere uygun ortam yaratmaya odaklanmak yerine, çalışanlar için doğru ortamı sağlamayı önemsemeleri gerektiğini gösteriyor” yorumunu yaptı. Buna göre, ideal

48

organizasyon yapısı üzerine yapılan anketlerde 10 kişiden 9’u yatay organizasyon yapısının hiyerarşik yapıya göre daha ideal olduğu kanısında. Ancak güçlü bir yatay – matriks organizasyon yapısı için de şirketler liderlere ihtiyaç duyuyor. Bu alanda lider yetiştirmeye yönelen firmalar hem iç eğitimlerden yararlanıyor hem lider yetiştirme programlarını hayata geçiriyor. Yatay organizasyon; hiyerarşi engeline takılmadan, çok disiplinli ve fonksiyonel bir şekilde birimlerin aktif iletişimde olmasını sağlıyor. Bu da daha esnek, dinamik ve hızlı sonuçlar getiren bir sistemin oluşmasını sağlıyor. Pek çok çalışan da kendini bu tür organizasyon yapıları içinde görmek istiyor. Yatay yapılar, çalışan bağlılığını arttırırken, farklı yaş ve kültür gruplarının

uyum içinde çalışmasına imkan veriyor. Araştırmalara göre, yeni neslin de önemli bir çoğunluğu yatay, şeffaf ve esnek çalışma biçimlerini tercih ediyor. Bu kapsamda giderek daha çok yatay firma ‘Pazarlama ve Tüketici Kültürü Direktörü CCO (Chief Culture Officer)’ arayışına giriyor. Geleneksel İK politikaları yerine CCO’lar, doğru adaylara seslenmek için şirketlerini nasıl pazarlayacaklarına odaklanıyorlar. Güncel CCO algısına değinen Deniz Çakırgil Sezen, “Yarattığı etki alanıyla, her şirketin kendine özgü kültürel yapısını C katından çalışanlara kadar entegre eden CCO’ların şirket performansına, çalışan bağlılığına kadar pek çok alanda olumlu etkileri gözlemleniyor. Bu alanda ciddi yatırım yapan firmalar, hızlı adaptasyon ile pazarda fark yaratıyor” yorumunu yaptı.


CXO Özel Sayısı - BThaber 2018  
CXO Özel Sayısı - BThaber 2018  
Advertisement