Page 1


T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

EUROPE

İZMİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ İZMİR PROVINCIAL DIRECTORATE OF CULTURE AND TOURISM

İzmir

TÜRKİYE

MEDITERRANEAN

İzmir ili idari haritası (HGK 1/1000.000 ölçekli Türkiye siyasi haritasının ArcGIS’te işlenmesi ile hazırlanmıştır.)


Evrensel ve yerel kültürün buluşma noktası Meeting point of global and local cultures Yıl / Year:1 Sayı / Edition: 2 Kasım - Aralık / November - December 2009

BERGAMA

İmtiyaz Sahibi / Publisher on Behalf İzmir Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü adına Abdülaziz EDİZ İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Assistant Director of Culture and Tourism

28

Genel Yayın Yönetmeni / Publishing Director Cengiz KESKİNER İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Provincial Directorate of Culture and Tourism Sorumlu Yazı İşleri Müdürü / Responsible Manager of Editorial Department M. Kaan ERGE İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Provincial Directorate of Culture and Tourism Yayın Kurulu Başkanı / Head of Editorial Board Haluk TUNÇSU Vali Yardımcısı / Lieutenant Governor

68

Yayın Kurulu / Editorial Board Prof. Dr. Füsun BAYKAL Doç. Dr. Gözde EMEKLİ Talat AYDİLEK Hamdi TÜRKMEN Selehattin SERT İsmail GÖÇMEN Güzfent DİLEMRE H. Sinan METE Nalân MELEK Serpil ATAM

İnananların ortak ibadet yeri

A common place of worship for believers

Danışma Kurulu / Consultative Board Başkan: Güman KIZILTAN Prof. Dr. Öcal USTA Prof. Dr. Alp TİMUR Prof. Dr. İge PIRNAR Necmi ÇALIŞKAN Alex BALTAZZI Haluk NİŞLİOĞLU Yalçın ULUKAYA Veysi ÖNCEL Özer MUMCU

80 Bağbozumu şenlikleriyle renklendi sonbahar! Vintage festivals have enlivened the autumn season!

İzmir Kültür ve Turizm Müdürlüğü Tel: +90 232 483 51 17 Faks: +90 232 483 42 70 E-Posta: iktm35@kulturturizm.gov.tr www.izmirkulturturizm.gov.tr Yayın Türü: Yerel, iki aylık Baskı Yeri / Printing: Neşa Ofset Baskı Tarihi / Printing Date: İzmir Kültür ve Turizm Dergisi’ne internette www.izmir.gov.tr ve www.izmirkulturturizm.gov.tr adresinden e-dergi olarak ulaşabilirsiniz. You can have İzmir Culture and Tourism Magazine as an e-magazine from www.izmir.gov.tr and www.izmirkulturturizm.gov.tr. Dergimizde yayımlanan yazı ve fotoğraflardan yayıncının izni alınmadan, kaynak belirtilmeden tam veya özet alıntı yapılamaz. Neither, text nor photographs from this publication may be reproduced either in ful lor summary without acknowleding the source and without prior permission from the publisher.

02

YAPIM / PRODUCTION Ajans Başkanı / Chairman Özer KESTANE Editör / Editor Sabriye MERCAN BOLULU Muhabir / Interviewer Ceyda ADAR İngilizce Editörü / English Editor M. Kaan ERGE Çeviri / Translation Yakamoz Çeviri Hizmetleri

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

RK Medya Yapım ve Tanıtım Hizmetleri

Görsel Yönetmen Art Director Şule ÖZELCE Fotoğraflar / Photos Ceyda ADAR İ.B.B. Basın Merkezi Arşivi Bergama Belediyesi Arşivi Selçuk Belediyesi Arşivi

Reklam Direktörü / Advertising Director Güliz İLGEN Müşteri Temsilcisi / Customer Representative Zeynep Dilek ÇETİN Çeşme Temsilcisi Fulya OMAÇ Tel: +90 232 722 20 22 İstanbul Temsilcisi Can SUSUZ

RK Medya Yapım ve Tanıtım Hizmetleri 1464 Sokak No: 2 Park İşhanı 3/302 Alsancak-İZMİR Tel: +90 232 463 75 40 Faks: +90 232 421 92 24 www.rktanitim.com e-posta: bilgi@rktanitim.com


Fotoğraf/ Photo Ceyda Adar

İÇİNDEKİLER CONTENTS

05

İzmir’de 12 ay turizm 12 months of tourism in İzmir

80

Bağbozumu şenlikleriyle renklendi sonbahar! Vintage festivals have enlivened the autumn season!

06

İzmir’i dünyaya tanıtıyoruz! We are introducing İzmir to the world!

86

İzmir mutfağını kalemiyle yaşatıyor He keeps İzmir cuisine alive with his pen

14

İzmir Mega Müze’yi hak ediyor İzmir deserves the Mega Museum

92

Denizin termalle buluştuğu yer Where sea meets the thermal

18

Osman Murat Süslü “İzmir daha da güzelleşecek” “İzmir will be even more beautiful”

98

Taşları mücevhere dönüştürüyor Turns stones into jewels

22

Mısır Tanrısı Serapis’ten bu yana ayakta duruyor It survives since the time of the Egyptian God Serapis

26

102

BERGAMA Evrensel ve yerel kültürün buluşma noktası Meeting point of global and local cultures

150 yıldır uzakları yakın kılıyor ALSANCAK GARI It brings far away places closer for 150 years ALSANCAK RAILWAY STATION

109

Travel Turkey kapılarını açıyor Travel Turkey opens its doors

38

Turizm ve Belgesel Kanalı İzmir’den yayın yapacak Tourism and documentary channel will broadcast from İzmir

110

Söylemek istediklerini ilmek ilmek dokuyor He weaves his thoughts and feelings

40

Meles’in çocuğu İzmirli Homeros! The Son of Meles Homer of Izmir!

118

Erythrai’de sürpriz buluntular Surprise findings in Erythrai

42

Aziz Kocaoğlu “İzmir işlenmeyi bekleyen bir mücevherdir” “İzmir is a jewel awaiting to be processed”

119

Kyme Antik Kenti ziyarete açılacak Ancient City of Kyme will be opened to visitors

50

Göçün nedeni felaketler çıktı The cause of migrations was the disasters

120

“Türkiye’nin bir numaralı sanat merkezi İzmir’de” “İzmir has Turkey’s number one art centre”

54

Belçika Gent Fuarı’nda İzmir onur konuğuydu İzmir was the guest of honour in this year’s Gent Fair in Belgium

125

La Scala’dan muhteşem konser A magnificent concert from La Scala

58

Manto’nun gözyaşları kahinlere ışık tuttu! Manto’s tears illuminated the way for the soothsayers!

127

TAV İzmir çevreye de duyarlı TAV İzmir is also environment-friendly

64

Tire Müzesi Tire Museum

128

Nif’te keyifli bir yürüyüş A pleasant walk in Nif

68

İnananların ortak ibadet yeri A common place of worship for believers

133

Pegasus ve İZair Atina seferlerine başladı Pegasus and İZair has started its Athens flights

74

URLA Hafta sonu kaçamağının vazgeçilmez durağı Indispensible destination of a weekend escapade

134

Tanrı’nın çocuklarının oyun bahçesi Play garden of God’s children Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

03


8500 yıldır yaşayan ve yaşanan şehirde buluşalım

Let’s meet at the city living and being lived for 8500 years

T.C. İZMİR VALİLİĞİ İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ Akdeniz Mahallesi 1344 Sokak No: 2, 35210 Pasaport / İZMİR Tel. : +90 (232) 483 80 86 (Md.) 483 51 17 – 483 62 16 (Sant.) Faks: +90 (232) 483 42 70 www.izmirkulturturizm.gov.tr iktm35@kulturturizm.gov.tr


İzmir’de 12 ay turizm

12 months of tourism in İzmir

Türkiye’nin sadece üçüncü büyük kenti tanımlamasına sığmayacak büyüklükleri olan İzmir’i anlamak ve anlatmak için; tarihini, coğrafyasını, ekonomisini, yeraltı – yerüstü kaynakları ile en önemlisi insan faktörünü bilmek gerekir.

In order to understand and describe İzmir, which acquires enormous qualities beyond being the third biggest city of Turkey, one should be familiar with its history, geography, economy, underground and terrestrial resources, and above all, the characteristics of its human population.

İzmir’i kuzey – güney, doğu – batı eksenleri üzerinde kültür – turizm potansiyeli yönünden değerlendirdiğimizde; kuzeyde Bergama’nın eşsiz arkeolojik kalıntıları ve Dikili’ye kadar uzanan termal kaynakları, kıyı bandında devam eden denizi, güneşi, kumsalları, güneyde Efes’e kadar uzanan, bilinen 8 bin 500 yıldan günümüze kadar gelen uygarlık katmanları, İzmir kent merkezinde betonlar ve çarpık yapılaşmanın içinde fark edilmeyen nice değerler… Agora’dan Kordon’a, Bornova’dan Bayraklı’ya… Doğu – batı ekseninde günümüzde hala yaşanıldığını görebileceğimiz etnoğrafik değerleriyle Ödemiş ve Tire’den batıya denizin, güneşin, havanın en temizi, serin denizin hemen yanında çıkan sıcak termal suları ve turizm altyapısı ile Çeşme ve Seferihisar…

When İzmir is considered in terms of its culture – tourism potential on the axis of north-south and east-west, it embodies numerous cultural and natural assets, such as the unique archaeological remains in Bergama and thermal resources reaching out to Dikili in the north, sunny beaches stretching throughout the coastal line in the west, the remains of several levels of civilizations dating back to 8,500 years ago including Ephesus in the south, and numerous values which are zoned out amidst the urban sprawl at the city centre…From Agora to Kordon and from Bornova to Bayraklı… On the east-west axis lies Ödemiş and Tire in the east with their ethnographic values which have survived until today, and Çeşme and Seferihisar in the west with their established tourism infrastructure, matchless sea, fresh air, and warm thermal waters emerging right next to the cool Aegean sea…

İzmir’den önce görev yaptığım Muğla ile turizmin önemli yöresi Antalya’da en fazla 4 – 6 ay arasında turizm faaliyetleri yapılabilmektedir. Termal gibi çok önemli bir özelliği ile İzmir’de bu süreyi tüm yıla yaymak hiç de hayal değildir. Bakanlığımız ve Valiliğimiz başta olmak üzere Büyükşehir Belediyesi, Ticaret Odamız ve tüm sivil toplum kuruluşlarımızla, olağanüstü gayretle, büyük hedeflere, kararlı adımlarla gidildiğini görüyorum ve İzmir’de görev yapmanın gururunu yaşıyorum.

In Muğla where I served before taking office in İzmir and in Antalya which is the most important touristic centre in Turkey, tourism sector lasts not more than 4 to 6 months. It is not a fantasy to extend this period to the whole year in İzmir which has a significant potential of thermal resources. I am pleased to see that our Ministry and Governorship as well as our Metropolitan Municipality, Chamber of Commerce and non-governmental organizations hold on to this objective with determination by showing extraordinary effort, and I take great pride in taking office in İzmir.

O. Murat Süslü İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü

O. Murat Süslü İzmir Provincial Culture and Tourism Director

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

05


Güncel / Actual

İzmir’i dünyaya tanıtıyoruz! Geniş dağıtım ağıyla dünyanın her köşesinde İzmir’in tanınmasına katkı sağlayan İzmir Kültür ve Turizm Dergisi, dergiyi inceleyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan da övgüler aldı.

We are introducing İzmir to the world! İzmir Culture and Tourism Journal, which is contributing to İzmir’s promotion all around the world with its wide distribution network, has also won high praises from the Minister of Culture and Tourism, Ertuğrul Günay, who examined the journal.

06

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


İzmir Valiliği adına İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün imtiyaz sahibi olduğu İzmir Kültür ve Turizm Dergisi’nin ilk sayısı, sektörün önde gelen kurum, kuruluş ve isimlerinden büyük beğeni topladı. İzmir’in tanıtımına önemli katkılar sağlayacağı ve İzmir’in böyle bir yayına ihtiyacı olduğunu vurgulanırken dergimize bir övgü de Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan geldi. İzmir ziyaretindeki duraklarından biri olan Agora’da, dergiyi yayına hazırlayan RK Tanıtım Hizmetleri’nin Ajans Başkanı Özer Kestane’nin takdim ettiği İzmir Kültür ve Turizm Dergisi, Bakan Günay tarafından memnuniyetle karşılandı. Dergiyi keyifle inceleyen Günay, “Başta Valiliğimiz olmak üzere İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzü ve Ajansınızı tebrik ediyorum. İzmir’in tanıtımına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Yolculuğum esnasında keyifle okuyacağım.” şeklinde konuştu.

The first issue of İzmir Culture and Tourism Journal, of which Provincial Directorate of Culture and Tourism is the publisher on behalf of İzmir Governorship, obtained great approvals from the leading foundations, institutions and individuals in the sector.

Yolcuların yeni keyfi İki ayda bir yayınlanan ve gerek yurtiçi gerekse yurtdışında kültürturizm alanında faaliyet gösteren yerlere ücretsiz olarak dağıtılan İzmir Kültür ve Turizm Dergisi, Pegasus ve İz Air uçaklarında, TAV Havalimanları Holding tarafından işletilen İzmir Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde gelen yolculara da dağıtılıyor. İzmir’den kalkış yapan trenlerde de yolcuların okuma olanağı bulduğu dergi, aynı zamanda, İzmir Valiliği (http://www. izmir.gov.tr), İzmir Kültür ve Turizm Müdürlüğü (http://www. izmirturizm.gov.tr) ile RK Ajans’ın (http://www.rktanitim.com/) web sitelerinden e-dergi formatında yaklaşık 1,5 milyar internet kullanıcısına ulaşıyor.

While it is generally emphasized that the journal will provide a substantial contribution to İzmir’s promotion and that İzmir is in need of such a publication, another praise for our journal came from the Minister of Culture and Tourism, Ertuğrul Günay. İzmir Culture and Tourism Journal, which was presented by Özer Kestane, chairman of the agency RK Tanıtım Hizmetleri, editing the Journal, in Agora, which is one of the rests in the minister’s İzmir visit was welcomed by the minister Günay. Minister Günay examining the Journal with pleasure said “I congratulate first of all our Governorship, Provincial Directorate of Culture and Tourism and your agency. I believe that it will provide substantial contributions to İzmir’s promotion. I will read it with pleasure during my travel”.

Travelers’ new pleasure İzmir Culture and Tourism Journal, which is published bimonthly and distributed free of charge to the places that engage in culture-tourism area both at home and abroad, are also distributed in Pegasus and İz Air planes and to arriving passengers in İzmir Adnan Menderes Airport International Terminal, operated by TAV Airports Holding. The Journal, which passengers of trains leaving from İzmir have an opportunity to read, also reaches approximately 1.5 billion internet users in e-Journal format from the websites of İzmir Governorship (http://www.izmir.gov.tr), İzmir Directorate of Culture and Tourism (http://www.izmirturizm.gov.tr), and RK Agency (http://www.rktanitim.com/). Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

07


Güncel / Actual

Kaybolan meslekler hatırlandı

Forgotten occupations were remembered

İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği bünyesinde gerçekleşen Ahilik Haftası etkinlikleri kapsamında Kemeraltı Çarşısı girişinde eski önemini yitiren el sanatları stantları açıldı. Etkinliğe İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Valisi M. Cahit Kıraç, İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Ragıp Üye ve İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam katıldı. Kaybolmaya yüz tutmuş tenekecilik, testicilik, semercilik, kabak kemane üretimi gibi mesleklerin temsilcileri stantlarda ürünlerini sergilediler.

Within the scope of activities of the Akhism Week organized by İzmir Union of Chambers of Merchants and Craftsmen, a stand was opened at the entrance of Kemeraltı Bazaar for displaying the handicrafts which have sunk into oblivion. İzmir Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu, İzmir Governor Cahit Kıraç, Provincial Director of National Education Mehmet Ragıp Üye and İzmir Deputy to the Parliament Mehmet Ali Susam participated to the opening of the event. The representatives of these almost forgotten handicrafts such as tin forging, jug making, saddle making and kabak kemane (threestringed violin) production displayed their products at the stands.

Haris Alexiou dedesinin doğduğu İzmir’de konser verdi

Haris Alexiou gave a concert in İzmir where her grandfather was born

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 5. Balkanlılar Halk Dansları Festivali kapsamında düzenlenen Haris Alexiou konseri büyük ilgi gördü. Yunanistan’ın dünyaca ünlü sanatçısı Haris Alexiou, Fuar Açıkhava Tiyatrosu’nu dolduran binlerce İzmirli tarafından ayakta alkışlandı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu “Çalışkan Başkan” diye öven Haris Alexiou, Türkçe söylediği “Dedemin doğduğu yerde konser vermekten mutluluk duyuyorum” sözleri ile büyük alkış aldı.

Haris Alexiou concert, which was held by İzmir Metropolitan Municipality within the scope of the 5th Balkans Folk Dances Festival, attracted great attention. World famous Greek singer Haris Alexiou received a loud applaud from thousands of İzmirians filling the Open Air Theatre in İzmir Fair. Haris Alexiou praised İzmir Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu referring to him as the “Diligent Mayor”, and aroused great enthusiasm in the audience with her words in Turkish saying “I am very happy to give a concert in the city where my grandfather was born.”

Balkanlılar İzmir’de buluştu

The Balkans met in İzmir

5. Balkanlılar Halk Dansları Festivali, Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen törenle başladı. 10 ülkeden 400 halkoyunları dansçısının katıldığı festivalin açılış konuşmasını yapan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Sırrı Aydoğan, “Balkanlar’dan gelen dost ülkeleri İzmir’de görmekten duyduğu mutluluğu” dile getirdi. Geleneksel kostümleriyle Cumhuriyet Meydanı’ndan Konak Meydanı’na kadar yürüyen katılımcılar İzmirlilerin yoğun ilgisi ile karşılaşırken, Konak Meydanı’nda sergiledikleri dans gösterileri büyük alkış aldı.

5th Balkans Folk Dances Festival started with the opening ceremony in Cumhuriyet Square. 400 folk dancers from 10 countries participated in this year’s festival. In his opening speech, İzmir Metropolitan Deputy Mayor Sırrı Aydoğan expressed his “delight in welcoming the friendly countries from the Balkans in İzmir.” The participants, who walked as a cortege in their traditional costumes from Cumhuriyet Square to Konak Square, were received with a deep interest by the İzmirians, and their dance performances in Konak Square were applauded with great enthusiasm.

08

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Güncel / Actual

İzmir’e yeni bir opera binası yapılacak

Miniklerin 8 bin 500 yıllık zaman yolcuğu Hüseyin Aslan Anaokulu’nun minik öğrencileri Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Zafer Derin başkanlığında yürütülen Yeşilova Höyüğü kazısını ziyaret etti. Neolitik çağa ait giysiler giyen minikler ekmek hamurları ve çamurdan kolyeler yaparak zamanda 8 bin 500 yıllık bir yolculuğa çıktılar. Bu çalışmanın Türkiye’de yeni bir eğitim anlayışını yansıttığını belirten Yrd. Doç. Zafer Derin, “Yeşilova höyüğü kazılarını topluma ve eğitime açmak istiyoruz. Öğrenciler birkaç saatliğine neolitik çağdaki insanların yaptıklarını yapıyorlar böylece onların nasıl yaşadıklarını öğrenmiş oluyorlar. Çocuklarımıza zamanda yolculuk yaptırıyoruz ve tarihi yaşayarak öğretiyoruz.” diye konuştu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nden sonra şimdi de uluslararası nitelikteki görkemli bir opera binası için çalışmalara başladı. Karşıyaka’daki toplam 25 bin metrekarelik alan üzerinde kurulması planlanan İzmir opera binasında, 1200 kişilik opera ve bale salonu ile 400 kişilik ikinci bir salon bulunacak. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi ile Avrupa standartlarında bir konser salonuna sahip olan İzmir, Büyükşehir Belediyesi’nin bu yeni projesi ile uluslararası nitelikte bir opera salonuna kavuşmuş olacak.

A new opera house will be built in İzmir İzmir Metropolitan Municipality has now launched an internationally glorious opera house after Ahmed Adnan Saygun Arts Center. In İzmir opera house, which is planned to be built on an area of total 25 thousand square meters in Karşıyaka, there will be an opera and ballet hall for 1200 people and a second hall for 400 people. İzmir, which has a concert hall in Europe’s standards with Ahmed Adnan Saygun Arts Center, will have an international opera house with the Metropolitan Municipality’s new project.

Children’s time travel of 8,500 years

İzmir şiirleri durakları süslüyor

The children at Hüseyin Aslan Kindergarden visited the Yeşilova Mound excavation conducted under the leadership of Assist. Prof. Zafer Derin from the Department of Archaeology, Faculty of Letters, Ege University. The children undertook a journey of 8,500 years in time by putting on cloths belonging to the Neolithic Age, making bread dough and creating necklaces from mud. Assist. Prof. Zafer Derin mentioned that this project reflects a new understanding in Turkish education system: “We want to open the excavations in Yeşilova Mound to public and education. Students come here and for a few hours they imitate the practices of the people in Neolithic Age. In this way, they learn how those people lived. We let the children travel in time and learn history through personal experience.”

İzmir Büyükşehir Belediyesi, ‘Şiir Durakları’ ile yeni bir projeyi yaşama geçirdi. İzmirlilerin, yaşadıkları kente bir de ‘sanat yoluyla’ bakmalarını sağlamayı amaçlayan proje kapsamında, yaşamını yitirmiş 15 şairin portreleri ile birlikte İzmir’e dair yazdıkları şiirlerin yer aldığı afişler ile donatıldı. Projenin, ressamlar ve eserleri ile sürdürülmesi planlandı. ‘Şiir Durakları’ projesi kapsamında İzmirli Attila İlhan’ın iki şiirine yer verilirken, Necati Cumalı’dan, Nazım Hikmet ve Edip Cansever’e kadar uzanan 15 şairin 16 eserinden oluşan afişler, kent merkezindeki cadde ve bulvarlarda bulunan 75 durak raketine kondu.

Bus stops are decorated with İzmir poems İzmir Metropolitan Municipality realized a new project called “Poetry Stops”. Within the scope of the project, which also aims the citizens to look at their city ‘through art’; the city stops were furnished with posters displaying the portraits of 15 deceased poets and their poems about İzmir. The project is planned to include also artists and their works. The posters in this ‘Poetry Stops’ project consists of 2 poems by Attila İlhan and a total of 16 poems by 15 poets, such as Necati Cumalı, Nazım Hikmet and Edip Cansever, which are placed in 75 bus stops in the streets and boulevards of the city centre. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

09


Güncel / Actual

Phokaia’den Foça’ya Rasgele Foça Rasgele Balıkçılık Festivali 25-27 Eylül tarihleri arasında Foça Belediyesi, Foça Merkez Su Ürünleri Kooperatifi ve Marmara Gold işbirliği ile dokuzuncu kez düzenlendi. Festival kapsamında amatör balık tutma yarışması, Foçalı balıkçıların tekne onarım ve bakımı, tavla ve satranç turnuvası, balık-ekmek partisi, ağ onarımı yarışması gibi etkinlikler ve konserler düzenlendi. Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ, “Biz Foçalılar deniz sever milletiz. Elli kürekli kayık yapıp Foça’dan Marsilya’ya gidip koloni kurmuşuz. Deniz, biraz da özgürlük demektir. Phokaia’den Foça’ya devam eden ilişkide binlerce yıldır deniz hep vardı. Üç gün süren festivalde hep birlikte tüm misafirlerimizle rasgele dedik.” dedi.

‘Rasgele’* from Phokaia to Foça Foça Rasgele Fishing Festival was organized for the ninth time between 25-27 September with the cooperation of Foça Municipality, Foça Central Aquaculture Cooperative and Marmara Gold. Concerts and activities such as amateur fishing competition, boat repair and maintenance of Foça fishermen, backgammon and chess tournament, fish-bread party and fishing-net repair competition were organized within the scope of the festival. Foça Mayor Gökhan Demirağ stated the following: “Phokaians are sea-loving people. We had built 50oared vessels and sailed to Marseille to set up a colony there. Sea also means freedom. In the connection of thousands of years stretching from ancient Phokaia to Foça the sea has always had a major role. In the three-day festival we wished ‘good luck’ (rasgele) to all our visitors.” * A term used among fishermen to wish good luck in fishing.

Pegasus İzmir’e dokuz kez uçuyor Pegasus Havayolları, 25 Ekim’den itibaren İstanbul’dan İzmir ve Ankara seferlerini artırarak Ankara’ya günde altı, İzmir’e ise dokuz sefer yapmaya başladı. İzmir uçuşlarının beşi Sabiha Gökçen havalimanı, dördü ise Atatürk Havalimanı’ndan gerçekleştiriliyor. Bilet fiyatları 39.99 TL’den başlıyor.

Pegasus flies to İzmir nine times a day Pegasus Airways increased its flights from Istanbul to İzmir and Ankara as of 25 October and began to schedule flights to Ankara six times a day and to İzmir nine times a day. Five of İzmir flights are launched from Sabiha Gökçen Airport and four ones are from Atatürk Airport. Ticket prices start from 39.99 TL.

10

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Bornova ve Kalmar arasında turizm işbirliği İsveç’in Kalmar kenti ile Bornova Belediyesi arasında devam eden “sürdürülebilir turizm projesi” çerçevesinde İsveç’in Kalmar kentine giden Bornova Belediye Başkanı Prof. Kamil Okyay Sındır, “Bu proje bizim için çok önemli. Bornova’yı ve köylerini turizme kazandırma projesi. Daha önce var olan İsveç’in Kalmar kenti ile ilgili projemizi daha da ileriye götürmek için çalışacağız.” dedi. Bornova’nın köylerini turizme kazandırma projesi kapsamında daha önce yapılan çalışmalarda Çamiçi, Kayadibi, Çiçekli ve Yaka köylerinde uygun alanlara yerleştirilecek satış stantlarında köylülerin ürettiği ekmek, tarhana, domates, biber, fasulye, salatalık, doğadan toplanan ve yemek yapılabilen otlar, baharatlar, kiraz, üzüm, reçel, zeytin ve zeytinyağı gibi gıda ürünleri satıldı. Bu ürünlerin yanı sıra köylülerin el emeği göz nuru ürettikleri, takı tasarım, tel kırma, sim sarma gibi çeşitli dokuma ürünleri satarak ailelerin gelirlilerine katkı sağlanmıştı. Ege ve Yaşar Üniversitesi’nin bilimsel katkı ve destek verdiği çalışmalarda ayrıca köy tüzel kişiliğine ait bakımsız atıl durumdaki arazileri, eserleri (mezar, köprü, çeşme vs.) doğal ve tarihi yapısını bozmadan doğal malzemeler kullanarak temiz ve güzel görünüme kavuşturarak restore ettirme çalışmaları başlatılmıştı.

Tourism cooperation between Bornova and Kalmar Within the scope of the “sustainable tourism project” pursued in cooperation with the city of Kalmar in Sweden and Bornova Municipality, Bornova Mayor Prof. Kamil Okyay Sındır visited Kalmar and mentioned the significance of this project: “This project is very important for us, because it will provide Bornova and its villages a place in the tourism sector. We will try to take our project on the city of Kalmar in Sweden even further.” In previous studies carried out within the framework of promoting the villages of Bornova in tourism, self-productions of villagers such as bread, tarhana soup, tomato, paprika, beans, cucumber as well as herbs, spices, cherry, grape, jam, olive and olive oil were sold at the sales stands situated in suitable points in Çamiçi, Kayadibi, Çiçekli and Yaka villages. Besides these products, the villagers sold their handicraft works such as jewellery, ornaments and various weaving works like broken-wire embroidery and silver wrap products, and contributed to their family economy. Ege University and Yaşar University give scientific support to these studies, which initiated the restoration of unutilized independent legal entities such as areas and structures (tombs, bridges, fountains, etc.) by using natural materials without damaging their natural and historical characteristics.


Güncel / Actual

Fransa’dan ödülle döndüler

İzmir bilgileri tek portalda

Her yıl Fransa’nın Saint-Dié-DesVosges kentinde yapılan ve bu yıl 1 - 4 Ekim 2009 tarihleri arasında 20.si düzenlenen Uluslararası Coğrafya Festivali’ne Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nden Prof. Füsun Baykal, Doç. Gözde Emekli ve üçüncü sınıf öğrencisi Senem Yıldız, “Bilimsel Poster Sergisi’nde sergilenmek üzere üç poster ile katıldı. Türkiye’den ilk defa coğrafyacıların aktif olarak katıldıkları festivalin Bilimsel Poster Yarışması’nda “Türkiye’nin Ege Denizi Kıyılarındaki Bazı Antik Yerleşmelerde Yaşanan Değişimler” başlığını taşıyan poster, 49 poster arasından ikinciliği kazandı. Türkiye’ye 500 Euro ödülle dönen coğrafyacıların posterlerine http://fig-st-die.education.fr/ (Visitez les expositions scientifiques 2009) linkinden ulaşılabilir. Yarışmada ödül alan poster ayrıca M@ppemonde elektronik dergisinin (http://mappemonde.mgm.fr/) 2009 yılı 93-4 sayısında açıklamalı olarak yayınlanacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan “İzmir Kent Portalı”, kentin yemeiçme rehberinden kültür-sanat yaşamına, ulaşım bilgilerinden kent haberlerine, tarihi- ören yerlerinden sağlık kurumlarına kadar bütün bilgilerini tek bir sitede buluşturuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Ünibel A.Ş. ve Bilgi Teknolojileri Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan ve İzmir’in tanıtımına katkı sağlamanın yanı sıra kullanıcıları bilgilendirmeyi de amaçlayan “İzmir Kent Portalı”na http://www.izmir.com.tr adresinden ulaşılabilecek.

They returned from France with an award Professor Füsun Baykal, Assistant Professor Gözde Emekli and Senem Yıldız, a student in 3rd class, from Ege University Department of Geography participated in the International Geography Festival, organized in Saint-Dié-Des-Vosges of France every year, the 20th of which was held between 1 - 4 October 2009 this year with three posters to be exhibited in the “Scientific Poster Exhibition”. In the “Scientific Poster Competition” of the festival, in which the geographers from Turkey participated actively for the first time, the poster named “Changes lived in some Ancient Settlements on the Aegean Sea Coasts of Turkey” came off second best among 49 posters. The posters of the geographers, returning to Turkey with an prize of 500 Euro, can be reached at the link http://fig-st-die.education.fr/(Visitez les expositions scientifiques 2009). The poster which won the prize in the competition will also be published on the 93-4 2009 issue of M@ppemonde electronic periodical with annotation.

Information about İzmir is collected in a single portal “İzmir City Portal” prepared by İzmir Metropolitan Municipality brings together all the information about İzmir in a single portal including transportation, eating and drinking, city news, cultural life, historical and ancient sites and health institutions. “İzmir City Portal” was prepared by İzmir Metropolitan Municipality Ünibel A.Ş. and Department of Information Technologies, and aims to contribute to the promotion of İzmir and to inform the users. The portal can be accessed online at http://www. izmir.com.tr.

Barcelona-İzmir dostluğu İspanya’nın Ankara Büyükelçisi Joan Clos Matheu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu ziyaretinde, kendisinin de Barcelona Belediye Başkanlığı döneminde benzer bir projeyi hayata geçirdiğini belirterek, İzmir’in kurulacak bir “mega müze” projesi için çok uygun bir kent olduğunu söyledi. Matheu, İzmir ve Barcelona arasındaki benzerliklere de dikkat çekerek, sahip olduğu avantajlar nedeniyle İzmir’in olimpiyatlar için aday şehir olarak gösterilmesi gerektiğini dile getirdi.

Friendship of Barcelona and İzmir In his visit to İzmir Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu, Spain’s Ambassador to Ankara Joan Clos Matheu mentioned that İzmir is a very suitable city for the “mega museum” project and talked about the realization of a similar project in the period when he took office as Barcelona Metropolitan Mayor. Matheu also drew attention to the similarities between Barcelona and İzmir, saying that İzmir should be nominated as a candidate city for Olympics due to its certain advantages. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

11


Güncel / Actual

Foça da üniversiteli oldu

Foça also offers university education Dokuz Eylül University Foça Reha Midilli Vocational School of Tourism and Hotel Management, which was founded with the contributions of the philanthropic businessman Reha Midilli, was inaugurated with a ceremony. The Mayor Gökhan Demirağ, who delivered a speech in the opening ceremony, stated the following: “Dokuz Eylül University Foça Reha Midilli Vocational School of Tourism and Hotel Management will continue its services in this new building and provide several young people with the opportunity of receiving education. This school will graduate young people who will make a life-long contribution to the development of tourism in Foça and carry its potential to a much higher level. Our School will bring a different kind of liveliness to Foça with its teaching staff, personnel and students. The social and economic effect of this dynamism will be easily recognized in a short period of time.”

Foçalı hayırsever işadamı Reha Midilli’nin katkılarıyla kurulan 9 Eylül Üniversitesi Foça Reha Midilli Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu törenle açıldı. Açılış töreninde konuşan Belediye Başkanı Gökhan Demirağ, “9 Eylül Üniversitesi Reha Midilli Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Meslek Yüksek Okulu” bundan böyle bu binada hizmet verecek ve pek çok gencimizin eğitim görmesini sağlayacak. Buradan Foça’nın aydınlığına yakışan, turizme ömür boyu katkıda bulunacak, bir anlamda da Foça’yı daha başka bir düzeye taşıyan gençler yetişecek. Yüksekokulumuz öğretim kadrosuyla, çalışanlarıyla ve öğrencileriyle Foça’ya ayrı bir canlılık getirecektir. Hem toplumsal hem ekonomik açıdan sağlayacağı hareketlilik elbette kısa vadede kolayca fark edilecektir.” dedi.

İzmir Kuşcenneti’ndeki kuş türü sayısı 245’e çıktı

The number of bird species in İzmir Bird Paradise increased to 245

Ege Üniversitesi (EÜ) Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde düzenlenen törenle İzmir Kuşcenneti’nde 2000 yılından sonra yeni bir kuş türü tespit edip fotoğrafını çekerek belgeleyenlere teşekkür belgesi verildi. Törende konuşan İzmir Vali Yardımcısı Mustafa Aydın, Kuşcenneti’nin İzmir’in turizmine önemli katkılarda bulunduğunu belirterek, “Çevre Orman Bakanlığı’nın İzmir Kuşcenneti için farklı aktörlerle beraber tasarladığı bir yönetim planı var. Bu çalışmalardan biri de kuş türlerinin tespitini kapsamaktadır.” dedi. İzmir Kuş Cenneti’nde yeni bir kuş türü tespit etmenin çok zor olduğunu belirten EÜ Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Mehmet Sıkı ise, “Hareket yeteneği çok yüksek olan kuşların fotoğrafını çekmek çok daha zordur. Zor olan bu işi başaran 12 dikkatli kuş fotoğrafçısını tespit ettik. Bu kişilerin çalışması sonucu İzmir Kuşcenneti’ndeki kuş türü sayısı 245, Gediz Deltası’nda gözlenen kuş türü sayısı ise 284 olmuştur.” dedi.

The people, who photographed and documented new bird species in İzmir Bird Paradise since 2000, were introduced a certificate of appreciation in a ceremony held by Ege University (EU), Research and Application Centre of Natural History. Deputy Governor of Izmir, Mustafa Aydın emphasized the significant contribution of Bird Paradise to İzmir tourism: “Ministry of Environment and Forestry prepared a management plan for İzmir Bird Paradise with the cooperation of different actors. One of these studies includes the identification of new bird species.” Prof. Mehmet Sıkı, Assistant Manager of EU Research and Application Centre of Natural History, mentioned the difficulty of detecting a new bird species in İzmir Bird Paradise and added the following: “It is even more difficult to photograph birds with high mobility. We determined 12 photographers who had accomplished this difficult task. As a result of their studies, the number of bird species in İzmir Bird Paradise and Gediz Delta increased to 245 and 284, respectively.”

12

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Güncel / Actual

Kavaflar eski günlerine döndü

Kavaflar returned to its former glory

İzmir Basmane’de Fevzipaşa Bulvarı üzerinde bulunan ve 1929 yılında inşa edilen Kavaflar Çarşısı restore edildi ve eski günlerine döndü. Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan’a teşekkür eden çarşı esnafı, restorasyon sonrası Kavaflar Çarşısı’nın İzmir’in örnek çarşısı olacağını ve asla bozulmasına izin vermeyeceklerini söylediler. Kavaflar Çarşısı’nın restorasyonu çatı onarımıyla başladı. Binanın sıvaları yenilendi, eklentiler kaldırıldı, cepheler aslına uygun şekilde boyandı, kepenkler ve balkon korkulukları yapıldı, çarşı içinde zemin özel desenli karo ile kaplandı, reklam tabelaları aslına uygun olarak yenilendi, klima dış üniteleri çatıya yerleştirildi ve elektrik ile telefon kabloları yenilendi. Aslına uygun olarak günümüze kazandırılan çarşının yeniden eski günlerdeki hareketliliğine kavuşması bekleniyor.

Kavaflar Bazaar on Fevzipaşa Boulevard in Basmane in İzmir, which was constructed in 1929, was restored and returned to its former glory. The shopkeepers in the Bazaar expressed their thanks to Konak Mayor Hakan Tartan and stated that the renovated Kavaflar Bazaar will be a model among its kind in Izmir and they will never let it be corrupted. The restorations in Kavaflar Bazaar started with the roof repair. Coating plasters of the building were renewed, extensions were removed, facets were painted in accordance with their original appearance, shutters and balcony parapets were built, the floors were covered with tiles with special designs, advertising signboards were renovated into their authentic form, external units of air conditioners were placed onto the roof and electric and telephone cables were renewed. The bazaar, which was renovated in accordance with its authentic style, is expected to regain its former mobility and dynamism.

İzmir turizmine jeotermal dopingi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Seferihisar’daki 7. jeotermal kuyusunu da açtıklarını belirterek, bu çalışmaların bölge turizmine çok önemli bir katkı sağlayacağını söyledi. Seferihisar’daki jeotermal rezervin 240-250 dönümlük serayı ısıtma kapasitesi olduğuna dikkat çeken Kocaoğlu, 50 derece sıcaklığında termal havuzlara su verilebileceği düşünüldüğünde, toplam 200 turistik tesisin bundan yararlanabileceğini söyledi. Başkan Kocaoğlu, termal kaynağın ısıtmanın yanı sıra soğutmada da kullanılacağını açıkladı.

Geothermal doping to İzmir tourism İzmir Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu announced the opening of the 7th geothermal well in Seferihisar which will provide significant contributions to regional tourism. Kocaoğlu attracted notice that the capacity of the geothermal reserve in Seferihisar is capable to heat a greenhouse of 240,000-250,000 square meters, and also a total number of 200 touristic facilities will be able to benefit from the thermal waters of 50°C. Mayor Kocaoğlu also mentioned that this thermal source will be used in cooling besides heating.

Hilton İzmir’de Yunan Gecesi Hilton İzmir, geleneksel temalı geceleri ve dünya mutfağıyla yerel lezetleri birleştiren özel mönüleriyle Level 9 Restaurant’ta 20 ve 21 Kasım tarihlerinde Yunan Gecesi’ne ev sahipliği yapacak. Adalar mutfağının gözbebeği geleneksel Yunan yemekleri ve Buzuki ustası Mihali ve arkadaşlarından oluşan müzik grubunun canlı performansı ise Yunan gecesine damgasını vuracak.

Greek Night at Hilton İzmir Hilton İzmir will host the Greek Night on 20 and 21 November at Level 9 Restaurant with its special night organizations with traditional themes and special menus combining the world cuisine with local flavors. It will leave its mark on the Greek Night with the traditional Greek dishes from the unique cuisine of the Princes’ Islands and the live performance of the Bouzouki master Mihali and his friends. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

13


Güncel / Actual

İzmir Mega Müze’yi hak ediyor İzmirlilerin kentlerine kurulmasını istediği Ege Medeniyetler Müzesi’ne Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da destek verdi.

İzmir deserves the Mega Museum The Minister of Culture and Tourism, Ertuğrul Günay also gave support to the Museum of Aegean Civilizations, which the İzmirians want to be established in their city.

14

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Çeşitli temaslarda bulunmak üzere İzmir’e gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İzmir Valisi Mustafa Cahit Kıraç, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon kurulu üyeleriyle sabah kahvaltısında bir araya geldi. Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen kahvaltıda Günay’a Başkan Aziz Kocaoğlu tarafından İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu toplantılarında belirlenen İzmir için öncelikli olan projeleri içeren bir dosya sunuldu. Dosyada; sağlık turizminin teşvik kapsamına alınması, İzmir’e “Ege Medeniyetleri Müzesi” yapılması, deniz turizminin geliştirilmesi, İzmir’e Kruvaziyer Limanı ve yat limanı kazandırılması ana başlıklar yer aldı. “Ege Medeniyetler Müzesi” kurulmasının önemini vurgulayan Başkan Aziz Kocaoğlu, dünyanın tarihi eser olarak en zengin kara parçası üzerinde oturan Ege Bölgesi’ne bu müzenin kazandırılması gereğini ifade etti. İzmir Valisi Mustafa Cahit Kıraç da toplantıda yaptığı konuşmasında İzmir’deki kültür sanat işlevinin sürdürüleceği mekanlara ihtiyaç olduğunu belirterek, 100 binden fazla tarihi eserin depolarda saklandığına dikkat çekerek, İzmir’de müzeye olan ihtiyacı dile getirdi.

Bakan’dan tam destek Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da yaptıkları çalışmaları anlatarak İzmir’in de Ankara ve Antalya gibi medeniyetler müzesini hak ettiğini ve ihtiyacının olduğunu belirtti. Bu konuda İzmir’in ortak dinamiklerinin bir araya gelerek müze yeri konusunda alternatif olabilecek alanları belirleyerek Bakanlığa bildirmesini isteyen Bakan Günay, yer tespitinden sonra, müze yapımının yatırım programına alınacağını, 2010 yılında proje çalışmasına başlanmasını, bunun da uluslararası bir proje yarışması ile belirlenmesi gerektiğini söyledi.

The Minister of Culture and Tourism, Ertuğrul Günay who came to İzmir to have several contacts, came together in breakfast with İzmir Governor Mustafa Cahit Kıraç, İzmir Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu and Economic Development Coordination committee members. In the breakfast which was organized in the historical Gas Factory, a file containing projects which have priority for İzmir, determined in the meetings of İzmir Economic Development Coordination committee, was presented to Günay by the Mayor Aziz Kocaoğlu. In the file, there were some main titles such as including health tourism in incentive scope, building a Museum of Aegean Civilizations in İzmir, developing sea tourism, and providing a Cruise harbour and a marina for İzmir. The Mayor Aziz Kocaoğlu, who emphasized the importance of establishing “Museum of Aegean Civilizations”, expressed the necessity of providing this museum for the Aegean Region, which is located on the richest land of the world in terms of historical artifacts. The governor of İzmir Mustafa Cahit Kıraç also emphasized in his speech in the meeting that there is a need for locations in which culture and art function in İzmir can be maintained, and by drawing attention to the fact that more than 100

thousand historical artifacts are stored in the warehouses, he mentioned the need for the museum in İzmir.

Full support from the minister By expressing their works, the Minister of Culture and Tourism, Ertuğrul Günay also stated that İzmir deserves a museum of Civilizations like Ankara and Antalya and that İzmir is in need of this museum. The minister Günay, who asked İzmir’s common dynamics to come together and notify the ministry the fields which can be alternatives about the issue of the museum location, said that building the museum will be included in the investment program after arranging the location and that the project work should be started in 2010 and it should be determined by an international design competition. The minister Günay, also touching the subject of giving incentives to İnciraltı region, explained that they will give their utmost support on this subject. The minister Günay said, “Some incentives on the subjects about tourism investment in Turkey have been generalized this year on the issues about incentives, and in some regions they Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

15


İnciraltı bölgesine teşvik verilmesi konusuna da değinen Bakan Ertuğrul Günay, bu konuda ellerinden gelen desteği vereceklerini açıkladı. Bakan Günay, “Bu yıl teşviklerle ilgili konularda Türkiye’de turizm yatırımı ile ilgili konularda bazı teşvikler yaygınlaştırıldı, bazı bölgelerde uygun tutuldu. Termal konusunda yatırım yapanlar ve kongre turizmi konusunda yatırım yapanlar teşvik alabilecekler. Bu açıdan Ege Bölgesi’nde, İzmir’de kongre turizmi yatırımı ve sağlık turizmi, termal yatırımı olursa biz onlara teşviklerden yararlanması konusunda elimizden gelen gayreti göstereceğiz.” dedi. Toplantının yapıldığı İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek kent kültürüne armağan edilen Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi’ni de çok beğenen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bu tarihi yapının kendisini heyecanlandırdığını ve böyle güzel bir mekanın oluşturulmasını sevinçle karşıladıklarının altını çizdi.

Bakan Günay’ın Agora turu İzmir’deki turuna Agora gezisi ile devam eden Bakan Ertuğrul Günay, Kazı Başkanı Yrd. Doç. Akın Ersoy’dan Agora’da yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Ersoy tarafından kendisine gösterilen geç Bizans ve erken Osmanlı dönemine ait bazı eserlerden örnekleri inceleyen Günay’ın en çok meclis kalıntıları ve mozaikli salon ilgisini çekti.

have been kept appropriate. Those investing in thermal and congress tourism will be able to receive incentives. In this respect, in the Aegean region, if there is investment in congress tourism and thermal investment of health tourism in İzmir, we will strive our best to make them to take advantage of the incentives.” The Minister of Culture and Tourism, Ertuğrul Günay, who liked the historical Gas Factory Culture Center most, in which the meeting was held, which had been restored and given as a present to the city culture by İzmir Metropolitan Municipality, highlighted that this historical building excited him and he happily met the creation of such a beautiful place.

The minister Günay’s Agora Tour The minister Günay, who continued his tour in İzmir with a trip to Agora, received information from the Head of Excavation, Ass. Prof. Dr. Akın Ersoy about the studies conducted in Agora. Günay, who examined the examples of some works belonging to late Byzantine and early Ottoman periods which were shown to him by Ersoy, was attracted most by council remains and the hall with mosaics.

16

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Röportaj / Interview

“İzmir daha da güzelleşecek” İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne yeni atanan Osman Murat Süslü ilk iş olarak kentin dinamikleriyle bir araya gelerek izleyecekleri yol haritasını çizdi. Bu çalışmalarla İzmir’i sahip olduğu kültür ve turizm potansiyeliyle çok daha yukarılara çıkarmak hedefleniyor.

“İzmir will be even more beautiful” Osman Murat Süslü, who has recently been appointed as the Director of İzmir Provincial Culture and Tourism, started his duty by bringing together the dynamics of the city and determining a strategic route map. The objective of these studies is to increase the culture and tourism potential of İzmir. Muğla İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü görevinin ardından İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü görevine atanan Osman Murat Süslü genç yaşına rağmen devletin farklı kademelerinde önemli başarılara imza attı. Arkeolog olan Süslü, İzmir’in sahip olduğu değerlere yeterince sahip çıkılmamış olsa da, önemli bir kültür – turizm merkezi olarak diğer kamu kurumlarıyla elbirliği içinde hak ettiği noktaya getirileceğini belirtiyor. İzmir’de görev yapmaktan gurur duyduğunu belirten Süslü, ilin çehresinin daha da güzelleştirilmesini sağlamayı ve İzmir’in 12 ay turist çeken bir yapıya dönüşmesini hedeflediklerini söylüyor. Osman Murat Süslü

Göreve geldiğinizde nasıl bir İzmir’le karşılaştınız? SÜSLÜ: İzmir, Ege Bölgesi’nin merkezi geçmekle beraber, geçmişten kalan kültürel mirası bazı alanlarda tahribata uğramış ve doğal güzelliklerinin de zaman içerisinde biraz hor kullanması ile birlikte, günümüz itibariyle artık bu eski günlerine dönmek isteyen bir İzmir fotoğrafı var ortada. Bununla ilgili Sayın Valimiz, İl Özel İdaremiz, İl Genel Meclisimiz, Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere Konak ve diğer ilçe belediyelerimiz ve yine bununla birlikte

18

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

devletimiz, çeşitli bakanlıklarımız, kentin yeniden eski haline dönmesi için bir çaba sarf ediyor. Hem İzmir Körfezi’nin merkez itibariyle temizlenmesi hem de kültürel dokunun restore edilip açığa çıkarılarak sergilenmesi yönündeki çalışmalar hız kazanmış görünüyor. Ziyaretin çok fazla olduğu Bergama ve Efes ören yerlerimizin yanı sıra geçtiğimiz günlerde Sayın Bakanımızın da incelemelerde bulunduğu kent merkezindeki Agora’da da önemli çalışmalar yapılıyor. Agora’nın esir edilmiş ve çirkin binalarla kapatılmış

Osman Murat Süslü, who has been appointed as the Director of İzmir Provincial Culture and Tourism after serving as the Director of Muğla Provincial Culture and Tourism, has put his signature under significant achievements in different governmental offices despite his young age. Süslü, who is essentially an archaeologist, mentions that İzmir will come into its own as a significant culture and tourism centre by the cooperation of other public institutions, although its values have not been sufficiently claimed until today. Süslü also emphasized


dokusundan günden güne kurtulduğu açık şekilde görülebiliyor. Ana hedefimiz burada, yerel yönetimlerimiz, Valiliğimiz, İl Özel İdaremiz, sivil toplum örgütlerimiz ile birlikte, Bakanlıklarımızın vereceği destekle bu kültür varlıklarımızın, bu binalarımızın açığa çıkartılıp, birer otel, restoran, kafeterya, alışveriş yapılan dükkanlar ve merkezler haline dönüştürülerek yaşatılır boyut kazanması. Görsel açıdan da bunların sayısının artmasıyla birlikte bizi tatmin edici boyuta gelecektir. İzmir 8 bin 500 yıllık geçmişi ve sahip olduğu değerler ile sizce hak ettiği yerde mi? SÜSLÜ: Bu potansiyel rezerv İzmir’de çok güçlü… Ören yerlerimizin fazla olması, kazı alanlarımızın fazlalığı, bunların her geçen gün daha yeni verilerle daha fazla mimari yapılarla açığa çıkarılması, daha da fazla görülmesi gereken yerler arasına sokuyor İzmir’imizi. Yine bununla birlikte termal açıdan da son derece zengin… İzmir sağlık alanında da ilerlemiş bir il. Bu ilerlemişliği termal kaynaklarla bütünleştirip sağlık turizmine yönelik olarak kullandığımızda, son derece pahalı ve bol para harcayan bir turist kitlesini ilimize 12 ay üzerinden çekmemiz mümkün. Muğla, Aydın, Antalya gibi turistik bölgelerimize baktığımızda burada termal kaynakların yeterince olmaması nedeniyle sadece üç beş aylık bir turizm potansiyeli var. Ama ilimize döndüğümüzde buradaki bu termal kaynakların 12 ay işler hale dönüştürülmesi mümkün ki burada Balçova Termal Tesisleri’nde de bunun en güzel örneğini yaşamaktayız. 408 yatak kapasitesine sahip bir tesis ve 12 ay boyunca dolu olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu da burada ihtiyacın hat safhada olduğunu gösteriyor. Yine Sayın Bakanımızın ve Sayın Valimizin bize vermiş olduğu talimatlarla Bergama ören yerimiz başta olmak üzere bütün ören yerlerimizi

that he was proud of serving İzmir and that their aim is to provide İzmir with a more beautiful profile and turn it into a touristic attraction for 12 months a year. How was İzmir at the time you took office? SÜSLÜ: Although İzmir is considered the centre of the Aegean Region, its historical and cultural heritage has been destroyed at some points. Since its natural beauties have also been mistreated in the course of time, İzmir currently displays a picture of a city which longs for returning to its old days. In this respect, our esteemed Governor, Special Provincial Administration, General Provincial Council, Metropolitan Municipality as well as the Municipalities of Konak and other districts, besides our government and several Ministries make a considerable effort to revive the former spirit of İzmir. The studies performed to clean the İzmir Bay and to restore the cultural fabric of the city have apparently gained speed. Substantial studies are conducted in Bergama and Ephesus ruin sites which attract a great number of visitors as well as in Agora in the city centre where our esteemed Minister has recently carried out inspections. It is clearly observed that Agora is gradually freed from its displeasing fabric woven with ugly buildings surrounding the structure. Our main objective is to unveil the potential of these buildings and convert them into hotels, restaurants, cafes and shopping centres with the cooperation of our local governments, Governorship, Special Provincial Administration, non-governmental organizations and with the support of our Ministries. Increasing the number of these visually improved buildings will satisfy our expectations. Does İzmir receive the recognition it deserves with its 8,500 years old history and cultural values? SÜSLÜ: The potential reserve in İzmir is very strong... Owing to the considerable number of ruin sites and excavations areas and the gradually increasing number of uncovered architectural structures in these areas,

İzmir gains a greater reputation for itself among indispensible touristic attractions. In addition, İzmir has become richer with thermal resources as a consequence of the recovery and rehabilitation of formerly mistreated natural beauties. Our city has also developed in terms of health services. If we combine this developed potential with thermal resources and use it in the service of health tourism, we can attract the wealthy tourist groups to our city for 12 months a year. For example, other touristic regions such as Muğla, Aydın and Antalya have a touristic potential of only three to five months due to the insufficient number of thermal resources in these areas. On the other hand, İzmir has the potential to convert its thermal sources into touristic attractions for 12 months, and Balçova Thermal Facilities constitute a perfect example for this with its capacity of 408 beds and high occupancy rate all year round. This reveals the exorbitant need and demand for such facilities. In line with the instructions of our Esteemed Minister and Governor, we will make the necessary arrangements in our ruin sites, especially in Bergama, to turn them into places which can also be visited at night. We still pursue our studies on this project. We have agreed on a study plan and settled our strategic route map with the cooperation of our Provincial Directorate, our Ministry, Special Provincial Administration and local governments. Would you please elaborate more on this route map? I guess it will be a joint study... SÜSLÜ: It is possible to observe that notable studies are carried out in İzmir, which can hardly be seen in other cities, with the increasing support of our local governments, Governorship, Chambers of Commerce and non-governmental organizations. At this point, it is clear that our local governments, Chamber of Commerce and Governorship have internalized the significance of culture and tourism. Accordingly, they provide us with every possibility they can in order to increase the quality of infrastructure in İzmir. In this respect, studies to expand the range of incoming tourists will become a current Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

19


gece dahi gezilebilir, görülebilir yerler haline getirme zorunluluğumuz var. Onunla ilgili çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Tüm koordinesini yürüttüğümüz İl Müdürlüğümüz ve Bakanlığımız, yerel yönetimlerimiz, İl Özel İdaremizle bir araya gelip bunun çözümleme kararını ve yol haritamızı çizmiş durumdayız. Bu yol haritasından söz eder misiniz biraz da? Sanırım ortak bir çalışma olacak… SÜSLÜ: Önümüzdeki günlerde yerel yönetimlerimiz, Valiliğimiz, Ticaret Odalarımız başta olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerimizin de vermekte olduğu katkının da artmasıyla birlikte, burada gözlemlediğimiz, diğer illerde yapılmayan çok güzel şeyler yapılıyor. Burada yerel yönetimlerimiz ve Ticaret Odamız, Valiliğimiz kültür – turizmin önemini benimsemiş durumda. Bu bağlamda da altyapı kalitesini artırmak amacıyla ellerinden gelen imkanı sunmakta. Bu bağlamda konuyu değerlendirdiğimiz zaman burada turist yelpazesinin genişletilmesi yönünde çalışmalar söz konusu olabilir. Gerek havadan gerek denizden gelişmenin artırılmasını ve burada daha fazla insanın, yabancı konuklarımızın bunun akabinde yerli konuklarımızın vakit geçirmesini ve buraya daha fazla döviz bırakmasını, bu bırakılan dövizlerle ilin çehresinin daha da güzelleştirilmesini sağlamayı hedefliyoruz. Kişisel olarak İzmir size ne çağrıştırıyor? SÜSLÜ: İzmir’de 1993 – 1995 yılları arasında 9 Eylül Üniversite’sinde görev yapmıştım. Bu bölgenin kendine has özellikleri arasında son derece rahat, güvenilir bir ortamının olması ve aynı zamanda da lezzet dokusunun yer alması, bir damak tadının, ikramın mümkün olduğu bir lezzetinin bulunması, yine bununla birlikte tarihi

20

kent dokusunun hali hazırda ayakta duruyor olması en belirgin özellikleri. Her ne kadar beton yığınları arasına hapsolmuşsa da bunların ayakta oluşu ve geçmişle günümüz arasında bağlantı kopukluğu olmadan zaman tünelinde gider gibi bir seyahat etmemi sağlıyor. Ve son derece güzel bir Müdürlük binamız var. Bu müdürlük binasında hizmet vermek bizim için gurur verici. Ve yine bununla birlikte misafirperver ve geçmiş kültürüne bağlı olmakla beraber son derece çağdaş, modern, her türlü kültürel faaliyetin, azami seviyede yapıldığı bir ilde görev yapmış olmak, benim için gurur verici. Son yıllarda açılan kültür – sanat merkezleri ve düzenlenen etkinlikler İzmir’i kültürel anlamda ileriye taşıdı. Sizce İzmir’e kültürel anlamda ivme kazandırmak için gerçekleşen projeler yeterli midir ya da yapılması gerekenler nelerdir? SÜSLÜ: Tabii bu konuda Bakanlığıma, Valiliğime ve Belediyelerimize çok teşekkür ediyorum. Bu bağlamda yine kültür merkezlerinin oluşması, güzel sanatlar galerilerinin açılması, yine sivil toplum örgütlerinin bu konuda odalar başta olmak üzere gerek kendi mekanlarında böyle alanlar oluşturması, gerekse böyle alanları dışarıda oluşturmaları, son derece önemli. Elbette her zaman daha isteyen, “daha” diyebilen kültürel yapı da mevcut. Bu bağlamda kültür yatırımlarının yeterli denmesi gibi bir durum söz konusu değil. Bunun daha fazla olması elbette daha güzel imkanlar doğuracaktır. Bununla beraber geçmiş günlerde açılışı yapılan TRT Turizm ve Belgesel Kanalı’nın ilimiz içerisinden yayın yapması, turizmimizin ve kültürel değerlerimizin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu bizim için büyük bir fırsat, bunun değerlendirilmesi gerekiyor.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

issue. Our objective is to increase both air and sea transportation to welcome more foreign and native tourists, therefore to increase the foreign currency flow, so that we can improve the environmental profile of İzmir to a better extent. What does İzmir evoke in you personally? SÜSLÜ: I worked at Dokuz Eylül University in İzmir between 1993 – 1995. This region offers an extremely comfortable and safe environment to live in, and it has certain distinctive characteristics such as its delicious cuisine and its historical values that are still preserved within the urban fabric. Although this historical fabric is imprisoned amidst the concrete jungle, it still survives and builds a continuous link between the past and the present which provides me with the opportunity to take a journey back in history through a time portal. And we also have a beautiful directorate building. We are proud of giving service in this fine-looking building. I also take pride in taking office in a city, which stands out with its hospitality and its attachment to traditional cultural values, and also with its extremely modern way of life and cultural activities of all kinds. Culture and art centres opened in recent years and the activities held in these centres have taken İzmir a step further in terms of cultural development. Do you think that these projects are sufficient to increase the cultural potential of İzmir, or what else should be done to accelerate this process? SÜSLÜ: I would surely like to express my thanks to our Ministry, Governorship and Municipalities for their contributions. It is highly important that new culture centres and art galleries are opened and that both non-governmental organizations and chambers create centres for such activities within and outside their own structures. It is also worth mentioning that İzmir has a cultural structure which always demands for more. Therefore, it is impossible to say that these cultural investments are sufficient. Increasing the number of such centres will undoubtedly produce better opportunities. Moreover, the fact that TRT tourism and documentary channel is broadcasting from our city demonstrates the significance of our touristic and cultural values. This is a great opportunity for us and we should use it in the best possible way.


Güncel / Actual

Mısır Tanrısı Serapis’ten bu yana ayakta duruyor Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından turizme açılan Bazilika’nın onarılan bölümü, Roma dönemine ait kubbeli yapılar arasında en iyi korunan görkemli yapılar içinde ilk sıralarda yer alıyor.

It survives since the time of the Egyptian God Serapis Restorated section of the Basilica, which was opened to tourism by the Minister of Culture and Tourism Ertuğrul Günay, is one of the most glorious and best preserved structures among the domed structures from the Roman period.

22

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Bergama halkı arasında Kızıl Avlu olarak bilinen, Mısır Tanrısı Serapis adına inşa edilen ve Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemlerde içerisine yapılan ekleme ile kiliseye dönüştürülen Bazilika’nın Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından onarımı gerçekleştirilen bölümü, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı bir törenle turizme açıldı. Alman Arkeoloji Enstitüsü Kazı Başkanı Prof. Dr. Felix Pirson, Roma dönemine ait kubbeli yapılar arasında en iyi korunan görkemli yapıda tamamlanan konservasyon çalışmalarını anlattı. Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç de, Bergama’nın üç bin yıllık tarihi geçmişi ile arkeologların, mimarların, sanat tarihçilerin üzerinde araştırmalar yapıp, yazılar yazarak övgü ile bahsettikleri tarihi bir kent olduğuna dikkat çekerek, “Bergama sadece günümüzde değil, geçmiş yüzyıllarda da yabancı gezginlerin, seyyahların uğrak yeri olmuştur. Ancak, Antik çağın bu muhteşem kenti bugün ne yazık ki yer yer yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır ve bu nedenle koruma ve restorasyon çalışmaları her zamankinden daha çok önem taşımaktadır. Korumanın gerçekleşmesi, eserlerin bir bütün olarak kalmaları ve en iyi şekilde sergilenmelerini sağlamak için özel bir özen ve çaba gerektiği ortadır” dedi Bu bilinçle Belediyenin de koruma, cephe sağlıklaştırma ve restorasyon çalışmalarına her geçen gün daha da

artan bir şekilde önem verdiğine işaret eden Başkan Gönenç, “Belediyemizin, insanlığın evrensel mirası ‘Kültür, Bilim ve Sanat Kenti Bergama’yı geçmişine yaraşır bir geleceğe taşıma yolundaki çabalarında asla yalnız kalmayacağını umuyorum.” dedi.

Projeler desteklenecek İzmir Valisi M. Cahit Kıraç ise, Bergama’nın tarihi ve kültürel zenginliklerine dikkat çekerek, İzmir Valiliği’nin Bergama’da yürütülen ve tarihi zenginliklerin korunmasına yönelik yürütülen restorasyon çalışmalarını içeren 24 ayrı projeye 4,5 milyon lira destek verdiğini söyledi. Konuşmasında Bergama’dan Almanya’ya götürülen ve Berlin’de Pergamon adı ile kurulan müzede sergilenen Zeus Sunağı’na da dikkat çeken Vali Kıraç, “Zeus Sunağı, anavatanında değildir. Temennim; Zeus Sunağı’nın yerine getirilmesidir.” dedi.

Kültür turizmi merkezi olacak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da, Bergama’nın kültür turizminde yıldızı parlayan bir konumda olduğuna dikkat çekerek, Bazilika’nın bir bölümünde yapılan konservasyon çalışmalarının da buna büyük katkı yapacağını söyledi. Dünyanın en önemli kültür merkezlerinden birisinde olmanın mutluluğunu yaşadığını söyleyen Bakan Günay, şöyle konuştu: “Türkiye bir arkeolojik park görünümünde. Doğudan batıya, güneyden kuzeye çok büyük medeniyetler üzerinde yaşıyoruz. Biz bu zenginliklerin farkındayız ve tarih ayrımı yapmaksızın, kültür - medeniyet ayrımı yapmaksızın hepsine bizimdir anlayışıyla ve insanlığın bize emaneti anlayışıyla sahip çıkmaya

The Basilica, which is known as the Red Basilica among Bergama people, was built in the name of the Egyptian God Serapis and turned into a church by adding an extra section inside in the period when Christianity was spreading. The section, which had been restorated by the German Archeological Institute, was opened to tourism by a ceremony attended by the Minister of Culture and Tourism Ertuğrul Günay. Prof. Dr. Felix Pirson, excavation leader of the German Archeological Institute, gave information about the conservation work completed in the glorious structure, which is one of the best preserved domed structures from the Roman period. Bergama Mayor Mehmet Gönenç drew attention to the fact that Bergama is a three thousand years old historical city, on which archeologists, architects and art historians do researches and write down praising articles, and he added that “Bergama has always been a place visited by foreign explorers and travelers throughout centuries. However, this magnificent city is unfortunately face to face with the threat of fading away, and therefore conservation and restoration work is more important than ever. Special attention and effort is required for carrying Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

23


çalışıyoruz. Buradaki tapınak, Mısır tanrısı için yapılmış. Sonra da çok tanrılı dinler için kullanılmış ve daha sonra Hıristiyanlığın ilk kiliselerinden birisi haline gelmiş ve bir bölümü de cami olarak kullanılmış. Farklı biçimlerde bir dolu inancın kutsal mekanı olmuş. Şimdi biz, bu kutsiyet içinde bunları geleceğe taşımak istiyoruz. Anadolu’da ne kadar manastır, medrese, sunak, külliye, mescit, kilise varsa hepsi insanlığın bize emaneti. Ve şimdi bu değerleri koruyarak, geliştirerek geçmişten bu güne bu günden geleceğe taşımaya çalışıyoruz.” dedi. Bakan Günay’ın konuşmasının ardından yaklaşık 850 milyon lira harcanarak konservasyonu gerçekleştirilen Bazilika’nın Güney Kulesi’nin açılışı gerçekleştirildi.

out conservation studies, preserving the work as a whole and exhibiting them in the best possible way.” The Mayor Gönenç pointed out that the Municipality pays an increasing attention to conservation, facade reinforcement and restoration work by adopting this vision, and stated the following: “I hope our Municipality won’t be alone in its endeavors to carry Bergama – ‘the City of Culture, Science and Art’ and a universal heritage of humanity – into the future in a way to suit its glorious past.”

Projects will be supported İzmir Governor M. Cahit Kıraç drew attention to Bergama’s historical and cultural richness, and mentioned that İzmir Governorship provided a financial support of 4,5 million liras for 24 different projects including the restoration work

Ne yerde ne gökte! Bazilika’ya, M.S. II. Yüzyıl’da Roma İmparatoru Hadrianos tarafından mitolojik tanrı Serapis’e adanarak yapıldığı için Serapis Tapınağı da denmektedir. Bergama’da şehir içinde bulunan Bazilika, kırmızı renkli tuğladan inşa edildiği için halk arasında Kızıl Avlu olarak bilinir. Ana binası 60x26 metre olan ve Anadolu’nun en görkemli dini yapılarından biri olarak dikkat çeken Bazilika’nın altından Selinos Deresi akmaktadır. Bu özelliğiyle gezginlerin dikkatini çeken Bazilika çevresine ‘ne yerde ne gökte mahallesi’ denmektedir. Bazilika’nın içine Bizans Dönemi’nde bir de kilise inşa edilmiştir. Bazilika yüzyılların ardından, son iki yıldır Mayıs aylarında I. Patrik Barthelemeos tarafından düzenlenen ayine ev sahipliği yapmaktadır.

Neither on earth nor in sky! The Basilica is also called the Temple of Serapis, as it was built in the 2nd century A.D. by the Roman Emperor Hadrianos in the name of the mythological god Serapis. The Basilica, which is situated in the city centre, is known as the Red Basilica by the local people due to its red bricks. Selinos River flows under the Basilica which has a main building measuring 60x26 meters and attracts attention as one of the most glorious religious structures in Anatolia. The surrounding of the Basilica, which receives considerable attention from travelers, is referred to as the ‘neighborhood that is neither on earth nor in sky’. The Basilica also includes a church constructed in Byzantium Period. After several centuries, the Basilica has been hosting the ritual held by Patriarch Barthelemeos I in May for the last two years.

24

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

carried out to protect the historical wealth of Bergama. Kılıç also emphasized the Altar of Zeus which was brought to Germany from Bergama and is currently displayed in Pergamon Museum in Berlin: “the Altar of Zeus is no longer in its homeland. I wish that the Altar of Zeus is brought back to where it belongs.”

It will be the centre of culture tourism The Minister of Culture and Tourism Ertuğrul Günay highlighted the ascending status of Bergama in culture tourism stating that the conservation work carried out in one section of the Basilica will provide a major contribution to this process. Günay also expressed his joy of living in one of the most significant culture centers in the world: “Turkey is just like an archeological park. We are living on the remains of great civilizations from east to west and south to north. We are aware of this wealth and try to protect this entire world heritage without making any distinction between histories, cultures and civilizations. The temple here was built for an Egyptian god. It was later used in the service of polytheistic religions and finally converted into one of the first churches in Christianity and one section of the structure was used as a mosque. Thus, it has served as a holly place for several beliefs in different ways. Now we want to carry these values into the future by preserving their holiness. All monasteries, Muslim theological schools, altars, IslamicOttoman social complexes, mosques and churches in Anatolia are world heritages which are under our protection. We are trying to preserve, improve and pass them onto the next generations.” Following Minister Günay’s speech, a ceremony was held to open the Southern Tower of the Basilica whose conservation costed approximately 850 million Liras.


Gezi / Trip Pergamon Krallığı’nın başkenti Bergama’da attığınız her adımda tarihin değişik dönemlerine ait izler bulacaksınız. Gelenek ve göreneklerin hala yaşatıldığı Bergama’da aradığınız her türlü tatil seçeneğini bulabilirsiniz.

Evrensel ve yerel kültürün buluşma noktası Meeting point of global and local cultures

BERGAMA 26

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


At every step you take in Bergama, the capital of the Kingdom of Pergamon, you will find traces of different periods in history. It is possible to find all kinds of holiday options in Bergama, where customs and traditions are still kept alive.

Kas覺m - Aral覺k / November - December 2009 襤ZM襤R

27


Doç. Dr. GÖZDE EMEKLİ, Ass. Prof. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü / İZMİR Ege University, Faculty of Letters Department of Geography / İzmir

Ege Bölgesi’nin en önemli ve en büyük kenti olan İzmir’in kuzeyinde, Batı Anadolu turistik yol güzergahları üzerinde yer alan Bergama, sahip olduğu kültür mirası ile dikkat çekici bir güce sahiptir. Ayrıca Bergama’nın yüzey şekilleri, iklimi, termal kaynakları, bitki örtüsü başka bir anlatımla doğal çevre koşulları turizmi desteklemektedir. Asklepeion, Akropol, Kızılavlu, Bergama Müzesi, Selçuklu ve Osmanlılardan kalan cami, hamam, han, köprü gibi yapılar yıllar önce Bergama’da kültür turizminin başlamasına ve gelişmesine zemin hazırlamıştır. Ancak Bergama’nın turistik potansiyeli bunlarla sınırlı değildir. Bergama’nın gelenek ve görenekleri, uluslararası kermesi, el sanatları (Kozak ve Yunt dokumaları), parşömeni, mutfağı kısaca diğer tüm yerel kültür ürünleri, termal kaynakları, yaylaları turistin ilgisini çekebilecek güçtedir.

Prehistorik ve Antik Dönem Kültür Mirası Bergama’nın Prehistorik dönemlerden beri bir yerleşme merkezi olduğu bilinmektedir. Bergama Helenistik dönemin (M.Ö. 283-133) l50 yıl boyunca en görkemli kültür ve sanat merkezlerinden biri olmuştur. Zeus Sunağı, Athena Tapınağı, Kütüphane, Büyük Saray, Tiyatro, Kent Duvarı bu dönemde inşa edilmiştir. Bergama Akropol’ü Helenistik dönemde dünya görüşüne uygun olarak sosyal ve kültürel hareketlerin geliştirildiği bir yerdir. Günümüzde en önemli kültürel çekicilik olan Akropol ve Antik Bergama kentine ait kalıntılar, 330 metre yükseklikte, bugünkü kent merkezinin 4 km kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Akropol’de dünyaca ünlü ve bugün Almanya’da sergilenen Zeus Sunağı’nın kalıntılarını da görmek mümkündür. Zeus Sunağı mimarlık ve heykel sanatlarının en iyi kaynaştırıldığı bir anıttır. Athena Tapınağı’ndan ise, günümüze tapınağın temellerinden bazı parçalar kalmıştır. Trajan Tapınağı, Akropol’un en yüksek yerinde meraklılarını karşılamaktadır. Dionysos Tapınağı, Bergamalılar

Bergama Tiyatrosu dik bir yamaç üzerine yükselen etkileyici görünümüyle Helenistik dönemin en güzel mimari eserlerinden biridir. Bergama Theatre is one of the most attractive architectural structures of the Hellenistic period with its impressive profile rising on a sheer slope.

Bergama is located on the touristic routes of the Western Anatolia, in the north of İzmir which is the most significant and biggest city of the Aegean Region, and it has a striking potential with its rich historical heritage. In addition, the environmental conditions of Bergama, such as its surface features, climate, thermal sources and vegetation, also provide a notable contribution to tourism. Asclepeion, Acropolis, Red Basilica, Bergama Museum as well as the mosques, baths, caravanserais and bridges from the Seljuk and Ottoman periods have set a suitable ground for the initiation and development of culture tourism in Bergama. Yet, the touristic potential of Bergama is not limited to these features. Its customs and traditions, international kermis, handicrafts (Kozak and Yunt weavings), parchments and cuisine culture, all other local cultural products, thermal sources and uplands have become a powerful centre of touristic attraction.

Cultural Heritage from the Prehistoric and Ancient Periods It is known that Bergama has been a settlement centre since the Prehistoric

28

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Kas覺m - Aral覺k / November - December 2009 襤ZM襤R

29


tarafından özel bir düşünce ile bütün gezi yerine egemen olacak bir şekilde inşa edilmiştir. Tapınak Roma döneminde büyük değişikliğe uğramıştır. Bergama Tiyatrosu ise dik bir yamaç üzerine yükselen etkileyici görünümüyle Helenistik dönemin en güzel mimari eserlerinden biridir. Bütün yukarı kent yapıları bu eser çevresinde yelpaze şeklinde yer almış, böylece tiyatronun görkemliliği ve çekiciliği artmıştır. Bu dönemde Bergama’ya ün katan Bergama Kütüphanesi, Kral Eumenes II zamanında yapılmıştır. O dönemde Bergama Kütüphanesi’nde 200 bin cilt el yazmasının bulunduğu belirtilmektedir. Roma döneminde de önemli bir merkez olmaya devam eden Bergama, Selinos Çayı ile Asklepeion arasında kalan bölgede bulunuyordu. Hadrian ve Trajan tapınaklarının tamamlanmasıyla piskoposluk merkezi olma özelliğini korumuş, 50 bin kişilik amfi tiyatro Selinos’un bir kolu olan Merak Çayı üzerinde inşa edilmiştir. 30 bin kişilik Roma tiyatrosunun kalıntıları ise biraz daha güneydedir. Viran Kapı adını alan kalıntı bu tiyatronun ayakta kalmış bir kemeridir.

Bergama’nın İzmir ilindeki coğrafi konumu Geographical position of Bergama in İzmir Province

Kral Eumenes II zamanında yapılan Bergama Kütüphanesi’nde o dönemde 200 bin cilt el yazmasının bulunduğu belirtilmektedir.

It is reported that Bergama Library, which was built during the reign of the King Eumenes II, included 200 thousand manuscripts in that period.

Kızılavlu

30

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

periods. It has been noted as one of the most significant culture and art centres in the Hellenistic period for 150 years (283-133 B.C.). The Altar of Zeus, Temple of Athena, Library, the Great Palace, Theatre and the City Wall were constructed in this period. The Acropolis in Bergama was the centre of social and cultural dynamism reflecting the world-view adopted during the Hellenistic period. The remains of Acropolis and Ancient Bergama, which are the most significant cultural attractions today, are located at a height of 330 meters and 4 km northeast of the current city centre. It is also possible see in the Acropolis the remains of the world-famous Altar of Zeus which is exhibited in Germany today. The Altar of Zeus is a monument that combines the arts of architecture and sculpture in the most remarkable way. In the Temple of Athena,


En parlak dönemini M.S. 2. yy.da yaşayan Asklepeion kutsal alanının M.Ö. 4.yy. dan beri var olduğu ve Helenistik dönemde geliştiği saptanmıştır. Roma döneminde sütunlu dar kutsal yol ile ulaşılan Asklepeion’da Satyros ve Galenos gibi büyük hekimler yaşamış ve ders vermişlerdir. Asklepeion’da genellikle psikoterapi ve fizyoterapinin bugün de kullanılan çeşitli yöntemleri uygulanmakta idi. Su ve çamur banyoları, masajlar, siyah otlar, kremler ve yağlanmalar en önemli tedavi şekilleriydi. Ayrıca kutsal su içiliyor, açlık ve susuzluk kürleri uygulanıyor, soğuk havada koşular düzenleniyordu. Hastaların ne şekilde iyileşeceklerini rüyalarında görmeleri sağlanıyordu. Bunun için inşa edilmiş uyku odaları vardı. Tiyatroda törenler yapılıyor, müzik eşliğinde ruhsal tedavi uygulanıyordu. Asklepeion’da yıkanmaya ilişkin üç havuz ve içmek için bir çeşme vardı. Yapılan tahlillerde suların radyoaktif özellikler taşıdığı görülmüştür. Şifanın tanrı Asklepeion’dan geldiğine inanılıyordu. Bu yüzden buradaki her şeyin kutsal olduğu kabul ediliyordu. Asklepeion’un en önemli ve en güzel yapısı Asklepeion Tapınağı’dır. Antik dönemden bugüne ulaşan Kleopatra Güzellik Ilıcası’nın varlığı ve halen bu şifalı suların kullanılabilmesi Bergama’yı benzerlerinden ayırmaktadır.

Nympheum

Allionoi

Satyros ve Galenos gibi büyük hekimlerin yaşayıp ders verdiği Asklepeion’da genellikle psikoterapi ve fizyoterapinin bugün de kullanılan çeşitli yöntemleri uygulanmaktaydı. Various methods of psychotherapy and physiotherapy, which are still in use today, were practiced in Asclepeion where great physicians of the time like Satyros and Galenos lived and lectured. Asklepeion dünyanın ilk ve önemli sağlık merkezlerinden biridir, hatta buna son yıllarda ikincisi Allionoi (Paşaköy ılıcaları) eklenmiştir. Grek mitolojisinde hasta insanları iyileştirip şifa dağıtan, hekimliğin ve tıp biliminin tanrısı sayılan Asklepeios’a ilişkin pek çok efsane vardır. Serapis Tapınağı - Bazilika eski Bergama’nın en büyük yapısı olup, kırmızı tuğla ile inşa edildiği için halkın “Kızılavlu” olarak adlandırdığı ve Mısır tanrılarına adanmış bir tapınaktır. Yapının üst kısımlarındaki mermer kuşaklar bugün de yerlerinde durmaktadır. Tapınağın içinde kuleli iki yapıda görülen havuzlarda dinsel yıkanmalar yapılmaktaydı. Tapınak Roma İmparatoru Hadrian zamanında inşa edilmiştir. Bizans çağında ana yapı, özellikle apsis kısmında yapılan büyük değişikliklerle kiliseye çevrilmiştir.

the only remains that have survived until today are the fragments of its foundation. The Temple of Trajan meets the visitors at the highest point of Acropolis. The Temple of Dionysus was constructed by people of Bergama in a way to have full control over the entire area. The Temple underwent a considerable change during the Roman period. Bergama Theatre is one of the most attractive architectural structures of the Hellenistic period with its impressive profile rising on a sheer slope. All the other buildings on the upper part of the city are situated to form a fan-like appearance circling the theatre, which increases the magnificence and glamour of this ancient structure. Bergama Library was built during the reign of King Eumenes II and increased Bergama’s reputation. It is reported that Bergama Library included 200 thousand manuscripts in that period. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

31


Bergama Helenistik dönemin (M.Ö.283-133) l50 yıl boyunca en görkemli kültür ve sanat merkezlerinden biri olmuştur. It has been noted as one of the most significant culture and art centres in the Hellenistic period for 150 years (283-133 B.C.).

32

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Atatürk Asklepion’da

Bizans Dönemi: Bizans yönetiminde de Bergama, Helen özelliklerini devam ettirmiş ancak eski ününü ve üstünlüğünü yitirmeye başlamıştır.

Türk Dönemi Kültür Mirası Türk dönemi açısında da önem taşıyan ilçede buna ilişkin eserler de dikkat çekmektedir. Selçuk Minaresi, Ulu Cami, Kurşunlu Cami, Laleli Cami, Ansarlı Cami ve mescitler ibadete ilişkin eserler arasındadır. Bergama’nın hamamları; Tabaklar Hamamı, Küplü Hamam ve Hacı Hakim Hamamı, Çınarlı Hamam olmak üzere dört tanedir. Bergama’da hanlar (Çukurhan, Taşhan, Acerhan, Katırhan) genellikle iki katlı olup, ahşap malzeme kullanılmıştır. Bergama Bedesten’i, Şadırvan Caddesi’nde olup her türlü eşya satıldığı için bu ad verilmiştir. Bergama’daki mezar taşları, sanat tarihi açısından değeri olan, tarihi olaylara ışık tutan, önemli kişilere aittir. Lahit mezarlar İran tarzı ve Barok stili motifler ile işlenmiştir. XVIII. yy.ın sonlarında ise Türk motifleri Rokoko stili ile süslenmiş

Bergama, which continued to be an important centre also in the Roman period, was situated in an area between Selinus River and Asclepeion. It preserved its prominence as the centre of episcopacy with the completion of Hadrian and Trajan Temples, and the amphitheatre with a capacity to accommodate 50 thousand people was built on Merak Stream, one of the branches of Selinus River. The remains of the Roman theatre with a capacity of 30 thousand people were uncovered further in the south. ‘Viran Kapı’ (Ruined Gate) is one of the arches of this theatre which has survived until today. It was determined that Asclepeion, which lived its prime time in the 2nd century A.D., existed since the 4th century B.C. and flourished in the Hellenistic period. Great physicians of the time like Satyros and Galenos lived and lectured in Asclepeion, which was reached in the Roman period through a narrow holy road with columns. Various methods of psychotherapy and physiotherapy, which are still in use today, were practiced in Asclepeion. Water and mud baths, massage, black herbs, creams and ointments were among the notable applications of treatment. In addition, people drank from the holy water, applied fasting and thirst cures and went out jogging in cold weather. How the patients would be cured was revealed to them in their dreams, and there were special sleeping rooms built for this purpose. Ceremonies were held in the theatre and the sound of music was

used for psychological treatment. Asclepeion also included three pools for bathing and a fountain for drinking water. Recent analyses revealed that these waters possessed radioactive properties. The God Asclepeion was believed to be the source of cure. Therefore, everything in this area was considered holy. The most prominent and spectacular structure of Asclepeion is the Temple of Asclepeion. Cleopatra Beauty Springs, which have survived from the Ancient period until today, and using of these healing water distinguish Bergama from its counterparts. Asclepeion is one of the first and important health centres in the world, and a second prominent centre called Allionoi (Paşaköy Springs) was recently added to this wealth. There are several legends in Greek mythology related to Asclepeios, the god of cure and medicine. Temple of Serapis – Basilica, which was built for the Egyptian Gods, is the biggest structure of ancient Bergama and is called the ‘Red Basilica’ by the locals due to its red bricks. It is still possible to see the marble arches on the upper parts of the structure. Religious bathing rituals were performed in the pools situated in two sections with towers inside the Temple. The Temple was built Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

33


Bergama gelenek ve göreneklerini yaşatan bir yerleşmedir.

Bergama Müzesi / Bergama Museum

ve zenginleştirilmiştir. Kabartma bir resim tablosunu andıran ve erkeklerde kavuk başlık yer alan mezar taşlarının Avrupa etkisi altında kaldığı da gözlenmektedir. Bergama Müzesi, l933 yılında İzmir Valisi Kazım Dirik tarafından temeli atılmış, Osman Bayatlı’nın çaba ve gayretleri ile l936’da hizmete açılmıştır. Bergama Müzesi’nde, Akropol, Asklepion ve Kızılavlu’daki kazılardan elde edilen, Bronz, Arkaik, Helenistik Roma ve Bizans dönemine ait kalıntıların yanı sıra bahçede lahitler, yazıtlar, kabartma ve heykeller sergilenmektedir. Müzenin Etnografya Salonu’nda Türk-İslam sanatına ait eserler (Bergama yöresi halı, kilim, bez dokuma ve el işlerinin yanı sıra Anadolu’nun çeşitli yörelerine ait el işleri vb.) görmek mümkündür. Müzede çeşitli dokuma örneklerinin yanı sıra bu dokumaların yapıldığı tezgâhlar, çıkrıklar diğer bir deyişle dokuma ile ilgili aletlerin yanı sıra Türk müzik aletlerinden cura, zilli maşa, def, çift dilli kaval gibi aletler de sergilenmektedir.

Bergama Halısı / Bergama Carpet

34

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Bergama is a settlement which keeps its customs and traditions alive. Uluslararası Bergama Kermesi, 1938 yılından beri yapılmakta olup günümüzde Bergama Belediyesi tarafından organize edilmektedir. Dünyanın ve ülkemizin en eski ve büyük kermeslerinden biridir. Bu kermes eski Türk sporlarını ve eğlencelerini yaşatan bir organizasyonla başlamıştır. Kermes Bergamalıların üretimlerini, kültürel miraslarını sergiledikleri sosyoekonomik bir etkinliktir. Yöreye özgü oyun ve eğlencelerin yanı sıra günümüz sanatçıları konserler vermekte, forum, sempozyum ve paneller, yazarlarla söyleşiler, film gösterileri ve çeşitli sergiler düzenlenmektedir.

Yerel kültür mirası Bergama gelenek ve göreneklerini yaşatan bir yerleşmedir. Bergama ve çevresinin özellikle Kozak’ın tarihsel ve kültürel zenginlikleri ile birlikte yerel kültürü benimseyen bir topluma sahip olması, günümüzde de geleneklerini yaşatması turizm için çok önemli bir çekiciliktir. Turizmde yerel kültüre olan merak ve buna ilişkin deneyim kazanma gittikçe önem kazanmaktadır. Kırsal kültür ürünleri, yerel tarımsal ürünleri (Bergama tulum peyniri, Bergama-kozak fıstığı, fıstık helvası, Kozak elma ve üzümü), taş-mermer işçiliği, el sanatları olarak Bergama gümüş takıları ve Türkmen bebekleri ve Kozak ve Yunt dokumaları (Anadolu Türkmen geleneğine uygun düz ve düğümlü dokuma yaygı kültürü içinde, kendine has renk ve desen yapısı ile ayrı bir kimliğe sahiptir), kılık-kıyafet, müzik türleri turizme güç katacak, rekabeti artıracak özelliktedir.

during the reign of the Roman Emperor Hadrian. The main structure was converted into a church in the Byzantium period by the fundamental alterations made especially in the apse. Byzantium Period: Bergama still preserved its Hellenistic characteristics in the Byzantium period; however, it began to lose its former fame and superiority.

Cultural Heritage of the Turkish Period The district, which embodies remarkable traces of the Turkish period, attracts attention also with structures reflecting this heritage. Seljuk Minaret, Ulu Masque, Kurşunlu Masque, Laleli Mosque, Ansarlı Mosque and prayer rooms are among the religious assets from this period. Bergama has four baths, namely Tabaklar Bath, Küplü Bath, Hacı Hakim Bath and Çınarlı Bath. The caravanserais in Bergama (Çukurhan, Taşhan, Acerhan, Katırhan) are usually two-storied and built out of wood. Bergama Bedesten (Covered Bazaar) is situated on Şadırvan Street and called as such because all kinds of goods are sold in this location. The grave stones in Bergama belong to notable personalities, who occupy a significant place in art history and have shed light on historical events. Sarcophagus tombs are decorated with motifs in Persian and Baroque style. The tombs from the end of the 18th century were adorned and enriched with Turkish motifs in Rococo style. It is observed that these grave stones, which remind of relief paintings and depict men with quilted turban, were under the influence of European art.


The foundation of Bergama Museum was laid in 1933 by the İzmir Governor Kazım Dirik, and it was put to service in 1936 by the endeavours of Osman Bayatlı. Remains from the Bronze, Archaic, Hellenistic Roman and Byzantium periods uncovered in the excavations in Acropolis, Asclepeion and the Red Basilica, as well as the sarcophaguses, epigraphs, relieves and statues are displayed in Bergama Museum. Artefacts belonging to the Turkish-Islamic art (carpets, rugs, linen weavings and handiworks produced in Bergama, besides the handiworks from several other regions of Anatolia) are exhibited in the Ethnography Hall of the Museum. Besides several examples of weaving, the section also displays weaving tools like looms and spinning-wheels, and Turkish musical instruments like cura (a small stringed instrument), zilli maşa (a simple set of tongs with small cymbals attached to them), tambourine and pipe with double tongues.

Bergama’nın turistik çekicilikleri Tourism Attractions of Bergama

Diğer turistik çekicilikler Kırsal turizm ya da köy turizmi hatta yayla turizmi açısından Kozak çevresi Bergama’nın bilinmeyen, az tanınan bir yöresidir. İzmir’in en seçkin rekreasyon alanlarından biri olan yaylada dinlenme, köy yaşamını gözleme, doğa yürüyüşleri, at gezileri, bisiklete binme, manzara seyretme ve fotoğraf çekme için sonsuz olanaklar bulunmaktadır. Ege Bölgesi’nin en zengin fıstık çamı ormanı Kozak’ta bulunmaktadır. Fıstık çamlarıyla kaplı bu yaylada geleneksel olarak yaylacılık faaliyetleri yıllardır yapılmaktadır. Kozak’ta fıstık toplama, kurutma, kozalak

The International Bergama Kermis is held since 1938 and it is currently organized by Bergama Municipality. It is one of the oldest and biggest kermises in the world and in our country. This kermis started as an organization to preserve and maintain the old Turkish sports and entertainments. The Kermis is a socio-economic occasion where the local people of Bergama display their products and cultural values. Indigenous games and festivities are organized, and concerts, forums, symposiums, panels, interviews with authors, film shows and exhibitions are held.

Local cultural heritage

Bergama Köftesi Famous Bergama Meat balls

Bergama is a settlement which keeps its customs and traditions alive. The historical and cultural wealth of Bergama and its surrounding, especially Kozak, and the endeavours of the local society to maintain their local cultural values provide important touristic attractions for the district. The interest in local culture in tourism gradually increases and gaining experience in this respect becomes more of an issue Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

35


ayıklama, künar süpürme, künar süzme gibi gelenekler eğlenceli bir şekilde devam etmektedir. Yerel kültür ürünlerini koruyan ve yaşatan Kozak’taki bu durum turizm açısından önemli bir çekicilik kaynağını oluşturmaktadır. Bergama mutfağı da zengin ve çeşitlidir. Yoğurt, peynir, tereyağı, bulgur, erişte, tarhana, yufka, salça, pekmez ve yaz sebzelerinin kurutulması kış için yapılan geleneksel hazırlıklar yeni turizm yaklaşımlarında değerlendirilebilecek ürünlerdir. Bu ürünlerin turistik ürün haline getirilmesi mümkündür. Çünkü kırsal turizmde yerel kültüre ilişkin ürünler ilgi çekici bulunmakta, turistler bu tür ürünleri yerinde görmek-izlemek istemekte hatta bazı etkinliklere (köy sofrasında yemek yeme, ürün toplama, halı dokuma) katılmayı arzulamaktadırlar. Ancak bu ürünlerden turizmde yararlanılması düşünülürken Kozak halkının gelenek ve göreneklerine olan bağlılıklarını saygıyla karşılayan bir turizm anlayışının geliştirilmesi gerektiğinin altını çizmemiz gerekmektedir. Bergama sağlık turizminin kaynağını oluşturan termal kaynaklar açısından da zengindir. Antik dönemden bugüne ulaşan Kleopatra Güzellik Ilıcası’nın varlığı ve halen bu şifalı suların kullanılabilmesi Bergama’yı benzerlerinden ayırmaktadır. Özellikle antik dönemden beri şifalı suyunu koruyan ılıcanın yeniden kullanıma açılması geçmişle köprünün kurulması için önemli ve ilgi çekici olacaktır. Son söz: Bergama evrensel ve yerel kültürün buluştuğu eşsiz bir yerleşim alanıdır.

36

each passing day. Products of rural culture, local agricultural products (Bergama tulum cheese, Bergama-Kozak nut, halva with pistachio nut, Kozak apple and grape), stone-marble works, Bergama silver jewelleries and Turkmen baby dolls, Kozak and Yunt weavings (plain and knotted weavings hold a significant place in weaving culture with their unique colours and designs representing the Anatolian Turkmen tradition), dresses and musical diversity of the district augment the touristic potential and trigger the completion in the sector.

Other touristic attractions Kozak area is a little known vicinity of Bergama in terms of rural or village tourism and even tableland tourism. The area offers several opportunities, such as relaxing on the upland which is one of the most distinguished recreation areas in İzmir, observing village life, taking nature walks, riding, watching the spectacular view and taking photographs. The richest stone-pine forest of the Aegean Region is in Kozak. Transhumance is practiced traditionally for years in this upland covered with stone-pine trees. Traditional activities, such as collecting and drying pine nuts, cleaning pine cones, sweeping and filtering künar (pine nut) are still performed with joy. This constitutes a significant source of attraction for tourism in Kozak where local cultural values are still preserved.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Bergama cuisine is also very rich. Products like yogurt, cheese, butter, cracked wheat, homemade fettuchini, tarhana (sun dried food made of curd, tomato and flour), phyllo dough, tomato paste, pekmez (thick syrup of grape juice) and the traditional preparations for drying summer vegetables may be used for touristic purposes. These products may be introduced as touristic products; because local products are found attractive in rural tourism and tourists even wish to participate in some activities to make self-observations (eating village meals at the low round dining table, collecting crops, weaving carpets). On the other hand, while considering the use of these products for touristic purposes, the crucial point to be underlined is that a tourism approach should be developed to show respect to the attachment of Kozak people to their customs and traditions. Bergama is also abundant with thermal springs which constitute a considerable source for health tourism. Cleopatra Beauty Springs, which have survived from the Ancient period until today, and using of these healing waters distinguish Bergama from its counterparts. The springs still preserving its curing waters since the ancient period was brought into service again, which will provide a significant and attractive link to build a bridge with the past. Afterword: Bergama is a matchless settlement which combines global and local cultures.


Güncel / Actual

Turizm ve Belgesel Kanalı İzmir’den yayın yapacak TRT’nin Turizm ve Belgesel Kanalı, İzmir Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlenen bir törenle yayınına başladı.

TURİZM BELGESEL

İZMİR

Tourism and documentary channel will broadcast from İzmir TRT’s Tourism and Documentary Channel began its broadcast with a ceremony held in İzmir Ahmed Adnan Saygun Arts Center.

38

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) Turizm ve Belgesel Kanalı’nın ilk yayın gecesine Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile çok sayıda davetli katıldı. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TRT’nin turizm ve belgesel kanalının Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeki açılışında yaptığı konuşmada, TRT’nin bugüne kadar yaptığı çok büyük yeniliklerin, Türk milletinin önünde olduğunu, yakında yeni kanalların da açılacağını söyledi. Bakan Arınç, turizm ve belgesel kanalının İzmir’de açılmasının önemli olduğunu belirterek, “İzmir tarihi, turizmi, güneşi, tarımı, ürünleri ile Türkiye’nin en aydın kentlerinden birisi. Dolayısıyla bu kanalı burada açmanın bizler için ayrı bir önemi var” dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da yaptığı konuşmada, “Türkiye, son yıllarda dünyada turizm başarıları artan bir ülke. Ağustos ayı itibariyle hala artıda, direnişini sürdüren ender ülkelerden. Turizm çeşitliliği açısından çok büyük zenginliklerimiz var. Bunun kendi insanımız tarafından da öğrenilmesi, sahiplenilmesi ve dünyaya anlatılması gerekiyordu. TRT’nin bu kanalı bu anlamda çok özel bir görev yapacaktır. Türkiye turizminin tanıtım ihtiyacına destek verecektir.” dedi. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, TRT’nin İzmir’den yayın yapan yeni turizm ve belgesel kanalının önemli bir işlevi yerine getireceğini belirterek, “Bu kanal bir yoldur; bilgi yoludur, iletişim yoludur, medeniyet yoludur” dedi.

Dört dilde yayın yapacak TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin ise “Biz turizmin belgeselini çekerek turizme katkı sağlayacağız. Turizm kanalı İngilizce, Almanca, Rusça ve Fransızca olmak üzere dört dilde olacak. Belgesel konusunda geniş bir arşive sahibiz.” dedi. Açılış konuşmalarının ardından Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dört belgeselcinin konuk olduğu ve canlı yayınlanan paneli yönetti. Arınç, panele katılan Coşkun Aral, Ertuğrul Karslıoğlu, Hasan Özgen ve Yaban TV’nin kurucularından Melih Meriç’e belgeselcilik, belgeselin sinema filminden farkı, fotoğraf belgesel ilişkisi gibi konularda çeşitli sorular yöneltti.

State Minister and Deputy Prime Minister Bülent Arınç, Culture and Tourism Minister Ertuğrul Günay and Transportation Minister Binali Yıldırım and many guests joined the first broadcast night of Turkey Radio and Television Corporation (TRT)’s Tourism and Documentary Channel. State Minister and Deputy Prime Minister Bülent Arınç said in his speech at the opening of TRT’s tourism and documentary channel in Ahmed Adnan Saygun Arts Center that TRT’s far too big innovations up to now have been in front of the Turkish nation and the new channels will also be opened soon. Minister Arınç stated that the opening of the tourism and documentary channel in İzmir is important and said, “İzmir is one of Turkey’s most enlightened cities with its history, tourism, sun, agriculture, and products. Therefore, to open this channel here has a special importance for us.” In his speech, Culture and Tourism Minister Ertuğrul Günay said, “Turkey is a country whose tourism achievements have been growing in recent years in the world. As of August, it is still in surplus, and it is one of the rare countries which has been continuing its resistance. We have great wealth in terms of diversity of tourism. It has had to be learnt, owned and told to the world by our people. This channel of TRT will do a very specific task in this sense. It will give support to It will meet the need for promotion of tourism in Turkey. Transport Minister Binali Yıldırım stated that TRT’s new tourism and documentary channel, broadcasting from İzmir, will fulfill an important function and said, “This channel is a way. It is the way of information. It is the way of communication, and it is the way of civilization.”

It will broadcast in four languages TRT General Director İbrahim Şahin said, “We will contribute to the tourism by shooting the documentary of tourism. The tourism channel will be in four languages such as English, German, Russian and French. We have an extensive library of documentaries.” Following the opening remarks, State Minister and Deputy Prime Minister, Bülent Arınç ran a panel in which four documentary filmmakers were the guests and which was broadcasted live. Arınç addressed various questions to Coşkun Aral, Ertuğrul Karslıoğlu, Hasan Özgen and Melih Meriç, one of the founders of Yaban (Wild) TV, who were participating in the panel on issues such as documentary filmmaking, the difference between a documentary film and a motion picture film, and relationship between photo and documentary. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

39


Kültür / Culture

Meles’in çocuğu

İzmirli Homeros! Şairlerin atası Homeros’un İlyada’yı söylediği kenttir İzmir. Artık İzmir de, dünyaca tanınmış Homeros’la birlikte anılmak, onun en güzel yapıtlarını yazdığı topraklarda konuklarını binlerce yıl öncesine götürmek istiyor.

Bütün dünyanın tanıdığı, şairlerin atası Homeros: Biraz edebiyat okuyan hemen herkes iyi kötü Homeros’tan söz edildiğini duymuştur ama şairlerin atasının İlyada’yı söylediği kent olan İzmir ne kadar Homeros ile anılıyor acaba? Bilmeyenler için Homeros’tan kısaca bahsedelim isterseniz. İlyada ve Odysseia isimli efsanevi yapıtları günümüze kadar ulaşmış olan tarihin ilk ve en büyük şairi Homeros, İzmir’de doğmuştur. M.Ö. 750 –700 yılları arasında yaşadığı ileri sürülen Homeros kadar gelmiş geçmiş tüm dünya halklarını etkilemiş bir başka ozan daha yoktur. Homeros’un başyapıtı “İlyada” Destanı, Greklerle, Anadolu Troya halkı arasında on yıl süren savaşların son kırk günlük bölümünü içerir ve yaklaşık 16 bin mısradan oluşur. Homeros’un ikinci yapıtı “Odysseia” Destanı ise, Troya savaşlarından on sene sonraki dönemi anlatır. Bu destanında “Odysseus” isimli bir savaşçının yurduna dönmek için gösterdiği çaba işlenir. Yaklaşık 12 bin mısradır. Anadolu uygarlıklarının en eski tarih ve kültür kaynakları olan “İlyada” ve “Odysseia” destanları, dünya edebiyatının en çarpıcı metinleri olarak günümüz yaşamında etkisini tüm şiirselliği ile sürdürmektedir.

40

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

The Son of Meles

Homer of Izmir! Izmir is the city where Homer, the father of all poets, has recited Iliad. Now Izmir wants to be remembered with the world famous Homer and take its visitors to a thousands of years of journey in history in these lands where the great epic poet created his finest works.

The world-renowned Homer, the father of all poets: Anyone with at least a basic familiarity with literature would certainly have heard the name of Homer mentioned; yet, how often the name of Homer is associated with Izmir, the town where the father of all poets has recited Iliad? Here is a brief introduction for the ones who do not know Homer at all: Homer, who is the first and biggest poet in history and whose legendary epics Iliad and Odyssey have survived until today, was born in Izmir (Smyrna). Homer is claimed to have lived between 750 and 700 B.C., and is canonized throughout the world as the greatest poet due to his great influence on all nations in history. Homer’s masterpiece Iliad consists of nearly 16 thousand lines and recounts the last forty days of the Trojan War which was fought between the Greeks and the Trojans in Anatolia and lasted ten years.


Kral Maion büyütmüş Aristotales, Homeros’un doğumunu şöyle anlatır: “Anadolu’ya İyon göçleri sırasında İos Adası’nın bir kızı olan Kriteis, bir ilah tarafından hamile kalır. Bu kadın Egina’ya kaçarsa da, korsanlar, kadını İzmir’de Lidya Kralı Maion’a sunarlar. Kral, kadına âşık olur ve onunla evlenir. Bir süre sonra Kriteis, Meles Çayı kenarında Homeros’u doğurur ve akabinde ölür. Maion bu kendinden olmayan çocuğu büyütür ve ona doğduğu yeri vurgulayan ‘Melesigenes’ (Meles’in çocuğu) ismini verir.” Bir şiirinde “Deniz dalgalarının okşadığı kutlu Meles’in denizle birleştiği İzmir’in kucağında büyüdüm.” diyen Homeros ise, kıyısında doğduğu Meles’i şöyle anlatır: ”Deniz perilerine ismini veren ve kaynağından denize kadar yatağını kazan Meles, kentin kapıları önünde kolunu uzatır. Kaynadığı yer, denize doğru suları akan bir hamamdır (Diana Hamamları). Meles, mağaraların, evlerin ve ağaçlık korulukların arasından geçip gider. Meles çağıldamaz, bunun dalgaları sessiz ve usulca denize kavuşur. Bazen, denizin dalgaları köpürünce Meles’in dalgaları geri bile çekilir. Meles’in her tarafı balıkla doludur. Yaz, kış aynı seviyededir. Ne kurur ve ne de kükrer... Meles, serseri değildir, yatağını terk etmez, çünkü İzmir’in aşığıdır. Onun amacı, şehri öpe koklaya, yavaş yavaş sevişerek, denize ulaşmaktır...”

Homer’s second epic Odyssey narrates the events taking place ten years after the Trojan Wars. This epic, which comprises 12 thousand lines, recounts the adventures of the Greek hero Odysseus on his way back to his homeland. Iliad and Odyssey are the oldest historical and cultural sources of the Anatolian civilizations, as well as the most striking examples of world literature, and their influence on modern-day life and literature still prevails.

Brought up by the King Maion Aristotle recounts the birth of Homer as follows: “Kriteis, a girl from the Ios Island, is impregnated by one of the gods during the Ionian migrations to Anatolia. Although she flees to Egina, the pirates hand her down to the Lydian King Maion. The king falls in love with this woman and marries her. After a while, Kriteis gives birth to Homer by the Meles River and she passes away immediately after delivering the baby. Maion adopts and raises this child as his own and names him “Melesigenes” (the son of Meles) after his birth place. Homer narrates in one of his poems that he was “brought up in the bosom of Izmir where Meles caressed by the waves meets the sea”, and describes Meles as such:

After centuries, the depurated Meles still meanders down to the Izmir Bay. Homer’s monument is located at the point where the river meets the sea.

Kirlerinden arınan Meles, yüzyıllar sonra yine İzmir Körfezi’ne akıyor dolana dolana. Denizle kavuştuğu yerde de, kentlilerinin sahip çıktığı Homeros’un anıtı yer alıyor. Güneş her akşam batarken son ışıklarıyla Homeros’a veda eder ertesi sabaha kadar…

“Meles, which gives its name to the sea fairies and digs its bed from its source down to the sea, reaches out its arm by the city gates. Its source functions as a bath (Diana Baths) whose waters flow towards the sea. Meles runs through the caves, houses and woods. This river does not burble, but silently and slowly meets the sea. Sometimes, the waves of Meles retreat when the sea waves effervesce. Every spot in Meles is abundant with fish. Water level is the same in all seasons. I neither dries out nor roars... Meles is not roguish, it never leaves its bed, because it is in love with Izmir. Its aim is to reach the sea by making love to the city through gentle kisses and touches...”

Meles Rekreasyon Alanı

The sun bids farewell to Homer every afternoon by casting its last rays on the monument and welcomes it again in the morning... Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

41


Röportaj / Interview

“İzmir işlenmeyi bekleyen bir mücevherdir” İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini ikinci döneminde de başarıyla sürdüren Aziz Kocaoğlu, “Türkiye’nin geleceği” olarak tanımladığı İzmir’i insan yapısı, gelişmiş kültürel değerleri ve turizm dahil her alanda taşıdığı potansiyel ile işlenmeyi bekleyen bir mücevher olarak görüyor.

Aziz Kocaoğlu

“İzmir is a jewel awaiting to be processed” Aziz Kocaoğlu, who successfully continues his duty as the Metropolitan Mayor in the second term, describes İzmir as “the future of Turkey” and considers it a jewel awaiting to be processed with its people, rooted cultural values and potential in every field including tourism.

42

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Marka şehir olma hedefindeki İzmir için Büyükşehir Belediyesi olarak nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz? KOCAOĞLU: ‘Marka şehir’, bu kent için yıllardır bir hedef. Ama şurası da bir gerçek ki; altyapı sorunları çözülmemiş, kültür ve turizm için gerekli altyapı oluşturulmamış bir kentin hangi vizyonu önüne koyarsa koysun, buna ulaşması

Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi Historical Coal Gas Plant Cultural Center

Her şeyden önce, özgürlüğü ve birey olmanın tadını yaşamak için gelinir İzmir’e. Above all, İzmir is a place to experience freedom and enjoy being an individual.

mümkün değildir. Bu yüzden de İzmir, ‘gelinen-görülen-gezilen’ değil, ‘gelip geçilen’ bir kent durumunda idi. Ama bu durum değişmeye başladı. Düşünebiliyor musunuz hedefinde turizm olan bir kentin, biri hariç hiçbir turistik ilçesinde evsel atıklar için arıtma tesisi yoktu. Tarım ve tarımsal sanayinin gelişmesi isteniyor ama bu kentin nehirleri evsel atık ile kirletiliyordu. ‘Kültür kenti’ deniyor ama doğru düzgün bir konser salonumuz bile yoktu. Havaalanı ile kent merkezi arasındaki ulaşım yetersizdi. Biz, doğru bir yaklaşım ve doğru projeler ile tüm bu ‘yok’lara el attık ve ‘var’a dönüştürmeye başladık. Hazırladığımız çağdaş ulaşım projeleri ile İzmir’in dört bir yanını metro ve hafif raylı sistem ağları ile örüyoruz. Kentin, üniversiteler-hastaneler-kültürsanat mekanları-eğlence merkezleri ve otogar-havaalanı gibi ulaşım aksları ve kent merkezinde eğlence ve konaklama mekanları konforlu bir ulaşım ağı ile birbirine bağlanmış olacak. Örneğin, havayolu ile İzmir’e gelen bir turist, raylı sistemi kullanarak rahatlıkla kent merkezindeki konaklama ve eğlencekültür-sanat ve spor mekânlarına ulaşabilecek.

Göreve başladığı 2004 yılından bu yana kent için önemli çalışmalar gerçekleştiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir’i Akdeniz’in kültür başkentlerinden biri yapmayı hedeflediklerini belirtiyor. Geçtiğimiz dönemlerde İzmir’e kazandırdıkları Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi ve tarihi Havagazı Fabrikası ile hedefledikleri yolda emin adımlarla ilerlediklerini belirten Kocaoğlu, sanatseverlere yeni açacakları opera binasının da müjdesini veriyor. İzmir’in hak ettiği yerde olmadığını üzülerek ifade eden Başkan Kocaoğlu, restorasyon ve kazı çalışmalarının yanı sıra fuarlar ve açılan yeni tesisler ile kentin turizm alanında beklenilen noktaya geleceğini de belirtiyor. “İzmir gelecektir” diyen Kocaoğlu, İzmir’in insan yapısı, gelişmiş kültürel değerleri ve turizm dahil her alanda taşıdığı potansiyel ile işlenmeyi bekleyen bir mücevher olduğunu söylüyor.

İzmir Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu, who has accomplished significant projects for the city since he took office in 2004, states that they aim to make İzmir one of the capitals of culture in the Mediterranean. With Ahmed Adnan Saygun Art Centre and the historical Gas Factory which have recently been put into service to enrich İzmir’s cultural life, Kocaoğlu emphasizes that they are taking firm steps towards their goal, and heralds the opening of a new opera house for art lovers. Mayor Kocaoğlu also expresses his regret for the fact that İzmir is not where it deserves, and mentions that Izmir will reach the expected point in tourism by the ongoing restoration and excavation studies as well as fairs and new facilities. Saying that “Izmir is the future”, Kocaoğlu considers İzmir a jewel awaiting to be processed with its people, rooted cultural values and potential in every field including tourism. What kind of a study plan does Metropolitan Municipality pursue to make İzmir a brand city? KOCAOĞLU: Being a “brand city” has been a goal of this city for years. Yet, it is Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

43


Özgürlüğün tadı İzmir’de çıkar

İzmir is a place to enjoy freedom

İzmir’i görmemiş olanlara ne önerirsiniz? Niye gelsinler İzmir’e?

What do you recommend to people who haven’t been to İzmir? Why should they come and visit İzmir?

KOCAOĞLU: Her şeyden önce, özgürlüğü ve birey olmanın tadını yaşamak için gelinir İzmir’e. Sokakta yürüyen kadınerkek, yaşlı-genç, açık-kapalı kimse kimsenin umurunda değildir İzmir’de. Kafelerinde, çay bahçelerinde, Kordon’un her kesimden her inançtan insan kol kola gezer İzmir’de… Yan yana oturur.

Bize bağlı Selçuk, Foça, Seferihisar ve Gümüldür aksımız dâhil, İzmir’in hem deniz-güneş-kum üçlüsü hem de kültür turizmine uygun müthiş bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bunu değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum ve bu doğrultuda projeleri yaşama geçiriyorum. 12 adet ileri biyolojik arıtma tesisi ile denizlerimizi, nehirlerimizi ve tarım alanlarımızı koruma altına alıyoruz. Kentin kültürel varlıklarını dünya insanlığının hizmetine sunma gayreti içindeyiz. İl Özel İdaremizle birlikte jeotermal kaynaklarımızı termal turizmin ve gelecekte daha da önem kazanacak olan organik tarımın hizmetine sunabilmek için çalışmalar yapıyoruz. Yarımada’nın gelişmesi için Ulusal Proje Yarışması düzenledik. EXPO sürecinde ortaya koyduğumuz “Sağlık Kenti İzmir” vizyonuna uygun olarak Kültür ve Turizm Bakanlığımız ile birlikte İnciraltı bölgemizi planladık. İtirazlar olsa da, Bayraklı Turan ile İzmir Liman gerisinde kalan 550 bin metrekarelik alanı, turizme yönelik konaklama yatırımlarının da yapılacağı İzmir’in yeni Kent Merkezi olarak planladık. Şahsen, kültür ve turizmin İzmir’in gelişiminde önemli bir rol üstleneceğini ve kentin gelişimini tetikleyeceği inancını taşıyorum.

44

Bunun ötesinde görülmesi, yaşanması gereken çok fazla şeyi de vardır İzmir’in. Kemeraltı’nda tarihi soluyabilir; sinagoglar, camiler ve havraların birlikteliğine tanık olabilir içinizden nasıl gelirse öyle dua edebilirsiniz. Dünyanın kent merkezindeki en büyük agorası olan İzmir Agorası’nı gezebilir; kuzeyde yaklaşık bir saatlik mesafedeki Bergama’da tanrı Zeus’un izlerinin peşine düşer veya dünyanın ilk şifa merkezini hayranlıkla izlersiniz. Güneyde yine bir saatlik mesafedeki Efes antik kentinde bir başka dünyada bulursunuz kendinizi. İster Agamemnon kaplıcalarında şifalı sulara bırakırsınız kendinizi, isterseniz kent merkezinin yanı başında sayabileceğimiz Seferihisar’ında, Çeşme’sinde, Gümüldür’ünde, Dikilisi’nde Ege’nin sakin sularında serinlersiniz. Seferihisar’da denizin tadını çıkarıp sörf yaparken Teos antik kentini, Gümüldür güzergâhında Klaros antik kentini yaşayabilirsiniz. Pamucak sahillerine yelken açtığınızda ise Efes antik kentinin içinde bulursunuz kendinizi. Meryem Ana Evi’ni ziyaret etmekten alıkoyamazsınız kendinizi. Yollar boyunca Ege’nin en leziz meyvelerini tadarsınız, geceleri ise Ege’nin en lezzetli balıkları ile keyif yaparsınız. İzmir ayrıca şifalı termal su kaynakları ile de ünlüdür. Bergama’dan Dikili’ye, Balçova Agamemnon kaplıcalarından Urla’ya hatta Bayındır’a kadar birçok ilçemiz şifalı su kaynakları bakımından son derece zengindir. Bütün bunları bir arada sunabilen dünyada kaç tane kent var ki…

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

KOCAOĞLU: Above all, İzmir is a place to experience freedom and enjoy being an individual. You can see all kinds of people walking in the streets – women-men, oldyoung, modern-traditional – in tolerance. People from diverse beliefs walk side by side in Kordon, and in the cafes and tea gardens they sit side by side. Beyond this, there are many things to see and experience in İzmir. You can breathe history in Kemeraltı, witness the coexistence of synagogues and mosques, and say your prayers in whatever way you like. You can visit İzmir Agora, the world’s biggest agora located in the city centre, follow the traces of Zeus in Bergama in the north which is approximately one hour away, or gaze in admiration the first health centre in the world. You can witness a different world in the ancient city of Ephesus located one hour away in the south. You can either leave yourself to the healing waters of Agamemnon hot spring, or cool off in the still-waters of the Aegean coast in Seferihisar, Çeşme, Gümüldür or Dikili which are all situated very close to the city centre. You can have the chance to visit the ancient city of Teos while enjoying the sea and surfing in Seferihisar, and see the ancient city of Klaros on your way to Gümüldür. And when you set sail to Pamucak coasts, you find yourself in the middle of the ancient city of Ephesus, and you can’t help visiting the House of the Virgin Mary. Throughout your journey on the road, you taste the most delicious fruits of the Aegean Region, and enjoy the delicious Aegean fish at nights. İzmir is also famous with its healing hot spring waters. The city is highly rich with healing water sources in several districts from Bergama to Dikili, Balçova Agamemnon hot spring waters, Urla and even Bayındır. How many cities are there in the world which can offer all these at once?


İzmir, ‘gelinen-görülengezilen’ değil, ‘gelip geçilen’ bir kent durumunda idi. Ama bu durum değişmeye başladı. İzmir used to be a city where people ‘passed by’ rather than ‘visited-experiencedstrolled’. However, this situation has recently been changing.

İzmir turizmde hangi alanda öne çıkmalı sizce? KOCAOĞLU: Kenti bir bütün olarak düşündüğümüzde kültür ve deniz turizminin önemli bir yer tutacağı görülüyor. Fuarcılığımız kent ekonomisine önemli katkılar sağlıyor. İEF dışında 35 adet ihtisas fuarı organizasyonumuz var. Mermer ve Doğaltaş Teknolojileri Fuarımız, alanında dünyanın en büyüğü olan Verona’dan sonra ikinci sırada geliyor. Kent ekonomisine katkısı 250 milyon doları buluyor. Bu fuar sürecinde İzmir’deki tüm oteller doluyor, Çeşme ve Kuşadası turizmine dahi katkı sağlıyor.

also a fact that it is not possible for a city to reach any such vision as long as it has infrastructure problems and as long as it cannot provide the infrastructure required for culture and tourism. Thus, İzmir used to be a city where people ‘passed by’ rather than ‘visited-experienced-strolled’. However, this situation is recently changing. It is hard to imagine that a city, which claims to be an attraction for touristic activities, did not have any purification facilities for domestic waste in any of its touristic towns, except for one. Agriculture and agricultural economy is expected to improve; yet the streams of this city were being polluted by domestic waste. It is referred to as the “city of culture”, but we didn’t even have a proper concert

hall. Transportation facilities between the airport and city centre was inadequate. We handled all these “missing” requirements and started to “actualize” them by adopting an appropriate approach and carrying out the right projects. We are covering every corner of the city with networks of metro and light rail system by initiating modern transportation projects. Universitieshospitals-art centres-entertainment centres and transportation axes such as bus terminal and airport as well as hotels will be connected by a comfortable transportation network. For example, a tourist arriving to İzmir by airline will be able to reach hotels and entertainmentculture-art and sport centres easily by using the rail system. İzmir has a great potential for culture tourism with its rare combination of sea-sun-beach and several towns like Seljuk, Foça, Seferihisar and Gümüldür. I believe that we should benefit from these abundant values, and therefore try to realize our projects in line with this vision. We take our seas, streams and agricultural areas under protection by 12 advanced biologic purification facilities. We make an effort to put the cultural values of the city into the service of all humanity. With the cooperation of the Special Provincial Administration, we are carrying out studies to use our geothermal resources in thermal tourism and organic agriculture, which will gain further significance in Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

45


Agora ve Kadifekale gün yüzüne çıkartıldı

Aydınlığını, hoşgörülü insan yapısını, havasını, suyunu, doğasını, ören yerlerini; kısaca İzmir’in her şeyini seviyorum. I love everything about İzmir; its brightness, tolerant people, air, water, nature, and ruin sites.

Bu dönem, Gaziemir’de 337 bin metrekarelik arazide oluşturacağımız yeni Fuar Alanı ile bu sektörde İzmir’e yeni bir ivme kazandırmayı hedefliyoruz. Ayrıca kuracağımız kongre merkezi ile İzmir’e kongre turizminde de ivme kazandırmayı hedefliyoruz. Sağlık, termal turizm-spa alanında İzmir’in önemli potansiyelleri var. İnciraltı, Seferihisar ve Yarımada bölgemizde bu sektörü geliştirebiliriz. Organik tarımın geliştirilmesi turizmin gelişmesinde önemli bir cazibe oluşturabilir; bilindiği gibi bu yönde uygulamakta olduğumuz destek projelerimiz bulunuyor.

46

the future. We organized the National Project Competition for the development of the Peninsula region. Together with the Ministry of Culture and Tourism, we planned the İnciraltı region in accordance with the vision of “İzmir, the City of Health” adopted during the EXPO process. Despite the objections, we planned the area covering 550 square meters located behind Bayraklı Turan and İzmir Harbour as İzmir’s new City Centre, where also accommodation investments will be made. Personally, I firmly believe that this area will assume a significant role in İzmir’s cultural and touristic development and trigger the development of the city. Which specific field in tourism should İzmir assume a leading role? KOCAOĞLU: When we consider the city as a whole, culture and sea tourism appears to occupy a dominant place in tourism sector. Our fairs provide important contributions to the city economy. Besides İzmir International Fair, we are organizing 35 specialized fairs. The Marble and Natural Stone Technologies Fair is the second biggest fair in its field following the one organized in Verona. The contribution of this fair to the city economy reaches 250 million dollars. During this fair, all the hotels in Izmir work in full capacity, and it even contributes to the tourism in Çeşme and Kuşadası.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

“Kent merkezimizdeki ören yeri İzmir Agorası’nın gün yüzüne çıkarılması için yürütülen kazılara destek veriyoruz. Kazı alanının genişletilmesi için, agora çevresindeki mimari-tarihi ve kültürel özelliği bulunmayan yapıları kamulaştırıp yıkarak, oturdukları alanların arkeolojik kazıya açılmasını sağlıyoruz. Bugüne değin 30 milyon TL tutarında kamulaştırma bedeli ödedik. Hedefimiz, hazırladığımız plan çerçevesinde Agora ve çevresini Arkeoloji ve Sanat Parkı olarak düzenlemek. KemeraltıAgora-Antik Roma Tiyatrosu ve Kadifekale aksını bir bütün olarak tarih gezintisi yapılabilecek bir güzergâha dönüştürmek. Kadifekale ve Antik Tiyatro’nun gün yüzüne çıkarılması için hazırladığımız ve İzmir 1 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onaylanan proje ile kentin gecekondu alanları arasında sıkışıp kalmış en önemli kültür miraslarından KadifekaleAntik Roma Tiyatrosu ve çevresinin korunması, geliştirilmesi ve yaşatılması sağlanmış olacak. Kadifekale sur duvarlarının restorasyonu için proje hazırlama çalışmalarımız sürüyor.”

Agora and Kadifekale were brought to light We support the excavations carried out to uncover the ruin site of İzmir Agora in the city centre. In order to expand the excavation site, we expropriate and demolish the buildings around the agora which do not have any architectural-historical and cultural value, and make these areas available for excavation. Until today, we have paid 30 million TL for expropriation. Our aim is to arrange Agora and its surrounding as the Archaeology and Art Park within the framework of the plan we have prepared, and to turn the axis of KemeraltıAgora-Ancient Roman Theatre and Kadifekale into an integrated route for history tours. With the project prepared to bring Kadifekale and Ancient Theatre into light and approved by the İzmir Board of Conservation of Cultural and Natural Assets No: I; one of the most important cultural heritage, Kadifekale-Ancient Roman Theatre and its surrounding, which has been stuck within shanty towns, will be protected, improved and preserved. We are still working on the project for the restoration of Kadifekale city walls.”


Akdeniz’in kültürel başkentlerinden olacak İzmir’de UNIVERSIADE ile başlayan uluslararası yolculuğun kent turizmine önemli katkıları oldu. Bu anlamda geleceğe yönelik başka etkinlikler de planlıyor musunuz? KOCAOĞLU: İzmir aslında bazı değerleri ile tüm dünyada tanınan bir kent. Örneğin Efes antik kenti, Meryem Ana Evi İzmir’in uluslararası alanda tanınmış değerleri. Ama önemli olan daha pek çok olan bu gibi ve başka değerlerimizi ‘İzmir’ ile bütünleştirmek ve İzmir’i daha yaygın bir şekilde tanıtmak. Dışarıdan gelen insanların kentte kalış sürelerini uzatmak ve buradan güzel anılarla ayrılmalarını sağlamak, eminim ki İzmir’in uluslararası alanda tanıtımına kalıcı katkılar sağlayacaktır. UNIVERSIADE, İzmir’in tanıtımına önemli katkılar sağladı. EXPO’yu kaybettik ama hem bu tür organizasyonlara adaylık konusunda önemli deneyimler kazandık hem de İzmir’in uluslararası tanıtımında büyük yararları oldu. Önümüzdeki süreçte, İzmir’i Akdeniz’in kültür başkentlerinden biri yapma konusunda önemli adımları atacağız. Akdeniz kentlerinin katılımı ile Akdeniz Kültür Sanat Etkinlikleri düzenlemeyi planlıyoruz. Akdeniz’in kültür başkentlerinden biri olma hedefi doğrultusunda Doğal Yaşam Parkı’nın bulunduğu bölgede Akdeniz Tema Parkı, Akdeniz Akvaryumu, Zooloji Müzesi ve Botanik Parkı projelendirip hayata geçireceğiz.

Kemeraltı İzmir’in gözbebeği

Kemeraltı is the apple of İzmir’s eye

“İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onayını alıp çalışmalarını başlattığımız “Tarihi Kemeraltı Anafartalar Caddesi Cephe Düzenleme Projemiz” adım adım tamamlandı. Tarihi çarşıyı eski dokusuna kavuşturduk. Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği’nin de destek verdiği proje sayesinde, mimari ve kültürel özelliklerine kavuşturulan Kemeraltı, İzmir’in ve turizmin yeniden gözbebeği olmaya başladı. Kemeraltı’ndaki turizm hareketi ve işletmelerdeki turizm lehindeki değişim dikkatli gözlerden kaçmamaktadır.”

“The ‘Historical Kemeraltı Anafartalar Street Facade Decoration Project’, which we had initiated upon the approval of the İzmir Board of Conservation of Cultural and Natural Assets No: I, was completed step by step. The old fabric of the historical bazaar was revived. With the project supported also by the Historical Kemeraltı Craftsman’s Association, Kemeraltı regained its architectural and cultural characteristics, and began to be the apple of İzmir’s and tourism’s eye again. Touristic dynamism in Kemeraltı and favourable changes in local economy cannot be overlooked.”

Yeşilova’da gerçekleştirilen kazı çalışmaları ile İzmir tarihi 8500 yıl geriye gitti. Bu kadar köklü bir geçmişe sahip kentimiz sizce turizm anlamında hak ettiği yerde mi?

In the current period, we aim to accelerate this process in İzmir by opening the new Fair Ground which will be established over an area of 337 thousand square meters in Gaziemir. In addition, we are planning to boost the congress tourism in Izmir by building a new congress centre.

KOCAOĞLU: Tarih boyunca bir liman kenti olmuş, tarihi İpek Yolu’nun batıya açılan penceresi konumunda ticareti gelişmiş bir İzmir olarak ele aldığımızda, turizm alanında hak ettiğimiz yerde olduğumuzu söylemek mümkün değil. Bunun çeşitli nedenleri var tabii ki ama geçmişe dönük sorgulamalara takılıp kalmak da bunca yıldır yaşadığımız gibi

İzmir has a considerable potential in the fields of health, thermal tourism and spa. We can improve this sector in İnciraltı, Seferihisar and the Peninsula region. Further improvements in organic agriculture may create a significant touristic attraction; as you know, there are support projects that we have been conducting in this direction.

Will become one of the capitals of culture in the Mediterranean Izmir’s international journey initiated by UNIVERSIADE had significant contributions to the city tourism. Are you planning any other prospective activities to pursue this expansion? KOCAOĞLU: İzmir is indeed recognized world-wide with its certain values. For example, the ancient city of Ephesus and the House of the Virgin Mary have international fame. Yet, the important thing is to integrate these numerous values into the name of “İzmir” and introduce İzmir worldwide in a more Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

47


bizi bir adım ileri taşımıyor. Ben önümüze bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bugün belediyenin pencerelerinden baktığımda peş peşe yürüyen turist kafilelerini gördüğümde mutlu oluyor ve kentimizin geleceğine daha bir ümitle bakıyorum. İzmir turizmi yerinden kımıldadı ve bir hareket başladı. Özellikle Mermer Fuarımız döneminde ortaya çıkan konaklama ihtiyacını gören özel sektör peş peşe tesisler inşa etmeye başladı. Göreve başladığım 2004’ten bu yana İzmir’de irili ufaklı 43 tane konaklama tesisi açıldı. İnşaat aşamasında olan pek çok tesis de önümüzdeki süreçte turizm sektörünün hizmetine girecek. Yeni Kent Merkezi bölgesinde önemli yatırımlar yapılacak. Sektörün kazanmakta olduğu ivme, inanıyorum ki hizmet sektörü alanında yeni yatırımları tetikleyecek. Örneğin İzmir’de ister istemez turizm sektörünün talebi ve ihtiyaçları doğrultusunda eğlence sektörü gelişecek, ticaret ortaya çıkacak, yeni ihtiyaçlara göre şekillenecek. Kemeraltı’na bakın bunun değişimlerini görürsünüz, ayak seslerini duyarsınız. Bu gelişme, İzmir’de istihdamı da artıracak, buna bağlı olarak kentlimizin yaşam standardını da yükseltecektir.

İzmir “gelecek”tir İzmir sizin için ne ifade ediyor? Nasıl bir benzetme yapabilirsiniz İzmir için? KOCAOĞLU: “Gelecek” Evet, inanıyorum ki İzmir insan yapısı, gelişmiş kültürel değerleri ve turizm dahil her alanda taşıdığı potansiyel ile işlenmeyi bekleyen bir mücevherdir. Bu yönleriyle İzmir, ülkemizin geleceğidir. Ülkemizin birçok bölgesi, değişik sektörlerde yoğunlaşan yatırımlar nedeniyle doyum noktasına yaklaşmıştır. İzmir’in önü ise açıktır. Bu yönüyle de İzmir ‘gelecektir’.

İzmir’de en çok neyi seviyorsunuz? KOCAOĞLU: Aydınlığını, hoşgörülü insan yapısını, havasını, suyunu, doğasını, ören yerlerini; kısaca İzmir’in her şeyini seviyorum. Her ilçesinde, beldesinde, mahallesinde, köyünde karşılaştığım ve sıcak yaklaşımı ile iç ferahlatan insanını seviyorum. Ülkemizin neresinden gelirse gelsin, hiçbir ayrım gözetmeksizin her bireyi sarıp sarmalayan ve kendi içine almayı beceren ‘yapısını-havasını’ seviyorum.

effective way. Enabling the foreign visitors to stay longer in the city and leave the city with memorable experiences will provide permanent contributions to İzmir’s promotion in the international arena. In this respect, UNIVERSIADE made a major contribution to İzmir’s promotion abroad. We lost the chance to host EXPO, but we both gained important experiences in candidateship to such organizations and had a chance to introduce İzmir on a wide international platform. In the forthcoming period, we will take significant steps in making İzmir one of the capitals of culture in the Mediterranean. We are planning to organize Mediterranean Culture and Art Activities with the participation of Mediterranean countries. For this purpose, we will initiate the projects of Mediterranean Tema Park, Mediterranean Aquarium, Zoology Museum and Botanic Park in the region where the Natural Life Park is located. The history of İzmir reached way back to 8500 years ago by the excavation studies carried out in Yeşilova. With such a rooted history, do you believe that İzmir receives the recognition it deserves? KOCAOĞLU: Throughout history, Izmir has been a harbour city, and its commerce has developed due to its characteristic location which has been the Silk Road’s gateway to the West. Considering these facts, it is definitely not possible to say that İzmir receives the recognition it deserves in the tourism sector. There are, of course, several reasons for this situation; but sticking to these past-oriented questions does not take us one step further as we have been experiencing for years. We should look ahead. Today, when I look out of the window from the municipality building, tourist groups passing by one after the other make me happy and give me hope for the future of our city. Tourism in Izmir made a move and gained dynamism. The private sector, which observed the need for accommodation emerging especially during the Marble Fair, started to build facilities one after the other. Since I took office in İzmir in 2004, 43 large and small accommodation facilities were opened in

48

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


the city, and several others will be put into service in the forthcoming period after their constructions are completed. Important investments will be made in the New City Centre.

Önümüzdeki süreçte, İzmir’i Akdeniz’in kültür başkentlerinden biri yapma konusunda önemli adımları atacağız. In the forthcoming period, we will take important steps to make İzmir one of the capitals of culture in the Mediterranean.

I believe that this speed observed in the sector will trigger new investments in service industry. For example, entertainment sector will inevitably develop in line with the demands and needs in the tourism sector, and commerce will improve and take shape according to the new needs. It is possible to see these changes and hear the footsteps of future changes in Kemeraltı. This improvement will also increase employment opportunities and enhance the quality of life of our city citizens.

Kazılara tam destek

Full support to the excavations

“Bornova İlçesi Karacaoğlan Mahallesi sınırları içindeki höyükte İzmir Arkeoloji Müzesi ve EÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü ortak projesi olarak yürütülen kazı çalışmaları, Belediyemizin desteği ile sürüyor. İzmir’in en eski yerleşim yerlerinden olan Yeşilova Höyüğü’ndeki personelin taşınması ve kazı analizi gibi ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Büyükşehir Belediyesi olarak işçilik, malzeme, duvar imalatı çalışmaları için Agora, Smyrna ve Phokai (Foça) alanında yaklaşık 2 milyon TL harcadık.”

“The excavations, which have been initiated as a joint project of İzmir Archaeology Museum and Ege University Faculty of Letters Department of Archaeology on the mound located within the borders of Karacaoğlan Neighbourhood of Bornova District, are carried out with the support of our Municipality. We also provide support for the transportation of the staff working in the excavation of Yeşilova Mound which is one of oldest settlement of İzmir and for excavation analyses. The Metropolitan Municipality has spent approximately 2 million TL for workmanship, material and wall construction works in Agora, Smyrna and Phokai (Foça).”

İzmir is the “future” What does İzmir mean for you? What kind of comparisons can you make about İzmir? KOCAOĞLU: The “future”. Yes, I believe that İzmir is a jewel awaiting to be processed with its people, rooted cultural values and potential in every field including tourism. In this respect, İzmir is the future of our country. Many regions in our country have reached a saturation point due to extensive investments made in different sectors. İzmir has a promising potential. Therefore, İzmir is the “future”. What do you like the most in İzmir? KOCAOĞLU: I like everything about İzmir; its brightness, tolerant people, air, water, nature, and ruin sites. I like its sincere and heart-comforting people, whom I meet in every district, town, neighbourhood and village. I like its ‘nature-environment’ which cordially welcomes and embraces anybody without any distinction regardless of where they come from in our country. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

49


Güncel / Actual

Göçün nedeni felaketler çıktı İzmir’in tarihini 8 bin 500 yıl geriye taşıyan Yeşilova Höyüğü’ndeki son dönem buluntular, bölgede Cilalı Taş döneminde çevre felaketlerinin yaşandığını gösterdi.

The cause of migrations was the disasters The latest findings uncovered on Yeşilova Mound, which took İzmir’s history back to 8,500 years ago, revealed evidence of environmental disasters that had occurred in the region in the Neolithic Age.

50

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Zafer Derin başkanlığında yürütülen BornovaYeşilova Höyüğü kazı çalışmaları, İzmir tarihini 8 bin 500 yıl geriye götürmesinin ardından kazılarda elde edilen yeni bulgularla da bölgede Neolitik adı verilen Cilalı Taş döneminde olasılıkla iklim değişikliğine bağlı olarak çevre felaketlerinin yaşandığını gösterdi. İlk felaketlerden birinin günümüzden yaklaşık 8 bin yıl önce başladığını belirten Zafer Derin, konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı: “Özellikle etkileri Doğu ve İç Anadolu’da daha yoğun yaşanan bu felaketin ardından göçler sonucu Ege kıyılarında nüfus artışı gerçekleşmiştir. Bu nedenle Ege Bölgesi’ndeki yerleşim yerlerinin sayıca arttığı anlaşılmaktadır. Sadece İzmir çevresinde Küçük Yamanlar, Ege Gübre, Ulucak, Yassıtepe, Nemrut, Dedecik – Heybelitepe, Araptepe ve Barbaros gibi onlarca yeni yerleşim kurulmuştur. Doğu ve İç Anadolu’dan gelen kültürel etkilerle Ege Bölgesi zengin bir dönemini yaşamıştır. Kaliteli büyük kaplar üreten, organizasyonun birer simgesi olan mühürleri olan, taş temelli kerpiç mimariye sahip bir topluluğun bu bölgeye hakim olduğu anlaşılmıştır. 3-4 yüzyıl sonra M.Ö. 5800-5700 yıllarında Ege Bölgesi’nin bu yüksek kültürü, bölgeyi aniden terk etmek zorunda kalmıştır. Yüksek kültürden geride yanmış yıkılmış binalarından ve üzerini kaplayan sel kalıntılarından başka bir şey kalmamıştır. Ege bölgesinin bu zengin kültürünün nereye gittikleri bilinememektedir. Yeşilova Höyüğü’nde görülen yangın ve sel, terkin bir felaketin sonucu olduğunu

göstermektedir. Olasılıkla iklimin değişmesine bağlı olarak geliştiğini düşündüğümüz bu felaket Ege Bölgesi’nde de etkili olmuştur.” Zafer Derin, bu bölgede yaşayan toplulukların bölgeyi terk etmesinden en az 500 yıl sonra bu kez aynı topraklara gelen yeni toplulukların farklı bir kültürel süreci (Kalkolitik Dönem) başlattığını söyledi. Derin, Yeşilova Höyüğü’nün her yıl ilerleyen kazı çalışmaları ile Ege Bölgesi tarih öncesi dönemine ışık tutmaya, yeni bilimsel bulgular kazandırmaya devam ettiğini dile getirdi.

Gelişmiş deri işlemeciliği ve tekstilcilik Yeşilova Höyüğü’nde yapılan son kazı çalışmalarında deri işlemeciliğinde kullanılan çok miktarda taş ve kemik alet bulundu. Kazı başkanı Zafer Derin, son buluntuların 8 bin yıl önce o döneme göre gelişmiş deri işlemeciliği ve tekstilciliğin var olduğunu belgelediğini söyledi. Derin açıklamasına şöyle devam etti: “Bu topraklarda hem dericilik ve deri işleme hem de tekstil 8 bin yıl öncesinden başlamış. Bu aletlerden bölgede dericilik endüstrisinin ve deri işçiliğinin yaygın olarak yapıldığını görüyoruz. Kemik aletler de deri işleme atölyelerinin varlığına yönelik önemli bulgular ortaya koyuyor. Dericilikle ilgili elimizde üç farklı eser, alageyik, sığır, keçi, evcil ve yaban domuzlarına kadar birçok hayvan kemiği var. Avcılık yapıyorlarmış, avladıkları hayvanların etlerini yiyorlar, derilerini işliyorlar ve kemiklerinden de süs eşyaları hazırlıyorlarmış. Bu yıl ilk defa çıkarılan taş ağırlıklar, dokuma tezgahlarının var olduğunu gösteriyor. O dönemde çadırların ve kumaşların dokunduğunu tahmin ediyoruz.”

The excavation in Bornova-Yeşilova Mound carried out under the leadership of Assist. Prof. Zafer Derin from the Department of Archaeology, Ege University, has revealed that settlements in this region experienced environmental disasters in the Neolithic Age. After the discovery of findings which unveiled an 8,500 year-old history in İzmir, further evidence obtained in the excavation site showed that the settlements in this region had faced environmental disasters in the Neolithic Age probably due to climatic changes. Zafer Derin mentioned that one of the first disasters occurred approximately 8 thousand years ago, and he made the following statement: “The population on the Aegean coast increased as a result of the migrations that took place following these disasters especially in the Eastern and Central Anatolia. Thus, the number of settlements is observed to have increased in the Aegean Region. Tens of new settlements were established around İzmir, such as those in Küçük Yamanlar, Ege Gübre, Ulucak, Yassıtepe, Nemrut, Dedecik – Heybelitepe, Araptepe and Barbaros. In consequence of the cultural effects coming from the Eastern and Central Anatolia, the Aegean Region went through a rich period. It is understood that the region was dominated by a community which produced good quality pots and containers, used seals that are a symbol of organization, and developed adobe architecture with stone foundation. This high culture, which left its mark on the Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

51


Diğer kazılara örnek olacak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İzmir ziyaretinde Bornova Belediye Başkanı Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır ile birlikte Yeşilova Höyüğü’nde incelemeler yaparak Kazı Başkanı Zafer Derin’den çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Günay, “Yeşilova Höyüğü’ndeki kazı projesini Türkiye’nin diğer bölgelerindeki kazılarda örnek olarak kullanacağız. Bütünleşmiş ve sürekliliği olan bir çalışma. Bu tür çalışmaların Türkiye arkeolojisine büyük katkıları olacak.” şeklinde konuştu. Yeşilova Höyüğü’nde gerçekleştirilen çalışmaların önemine de vurgu yapan Günay, “Burada birkaç yılda elde edilen arkeolojik kanıtlar höyüğün önemini artırdı. Diğer yandan Yeşilova kazılarını daha da önemli kılan arkeolojik çalışmalarla birlikte yürütülen eğitim projesi. Gençlerin tarihi öğrenmeleri, tarihi eserlere sahip çıkmaları açısından bu ve benzeri projeler büyük önem taşıyor. Diğer kazı alanlarında da benzer eğitim çalışmalarına önem verilmeli. Bakanlık olarak bu konuya daha da fazla eğileceğiz.” dedi.

It will set an example for other excavations During his visit to İzmir, the Minister of Culture and Tourism Ertuğrul Günay made inspections on Yeşilova Mound together with the Bornova Mayor Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır, and received information from the excavation leader Zafer Derin about the digging carried out on the mound. Günay stated that they will “introduce the excavation project on Yeşilova Mound as an example for the excavations conducted in other regions of Turkey. It is an integrated and continuous study. Such work will provide considerable contributions to archaeology in Turkey.” Günay also underlined the significance of the excavations carried out on Yeşilova Mound: “The archaeological findings obtained here in recent years have increased the significance of the mound. Besides, the education project initiated within the framework of the archaeological studies increases the value of Yeşilova excavations. Such projects are of vital importance in the sense that they help the children learn history and develop awareness for protecting historical values. Similar education projects should be also emphasized on other excavation sites. As the Ministry of Culture and Tourism, we will pay more attention to this issue.”

52

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Aegean history, had to abandon the region all of a sudden after the 3-4 centuries between 58005700 B.C. Nothing survived of this high culture, but burnt down and destroyed buildings covered with the remains of flood. It is not known where this rich culture of the Aegean region migrated to after the disasters. The evidence of fire and flood uncovered on Yeşilova Mound shows that the population in this settlement migrated from the region as a result of a disaster. This disaster, which we assume to have occurred probably due to climatic changes, had been effective also in the Aegean Region.” Zafer Derin also stated that a different cultural process (Calcholithic Period) was initiated on the same land by the new communities arriving to the region at least 500 years after the migration of the earlier communities from the area. As Derin mentions, gradually progressing excavations on Yeşilova Mound continue to shed light on the prehistoric period of the Aegean Region and introduce new scientific findings.

Advanced leather working and textile manufacturing A great amount of stone and bone tools used in leather working were unearthed in the recent excavations on Yeşilova Mound. The excavation leader Zafer Derin emphasized that the recent findings discovered on the mound provide evidence regarding the existence of an advanced leather working and textile manufacturing 8 thousand years ago. He further stated the following: “Both leather working and textile manufacturing started on these lands 8 thousands years ago. The discovery of these tools reveals that leather industry was at an advanced level and leather working was a common practice in this region. Bone tools also provide significant proofs about the existence of leather working workshops. Associated with leather working, we have unearthed three different works and several animal bones such as those of fallow deer, cattle, goat, pig and wild boar. Apparently, these people hunted animals, ate their meat, used their skin and made ornaments from their bones. The stone weights, which were first uncovered this year, prove the existence of weaving looms. We presume that they weaved tents and fabric in that period.”


Güncel / Actual

Belçika Gent Fuarı’nda İzmir onur konuğuydu 64. Gent Fuarı’nın onur konuğu olan İzmir, Türkiye-Belçika ilişkilerinin geliştirilmesinde önemli adımlar attı.

İzmir was the guest of honour in this year’s Gent Fair in Belgium İzmir, which was the guest of honour in the 64th Gent Fair, took important steps in promoting the relationship between Turkey and Belgium.

54

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Türk nüfusunun yönetimde etkin rol oynadığı Avrupa şehirlerinden biri olan Belçika’nın ikinci büyük kenti Gent’te bu yıl 64.sü yapılan Gent Fuarı’na, fuar tarihinin ilk “onur konuğu kenti” olarak katılan İzmir heyeti, TürkiyeBelçika arasındaki diplomatik, sosyal ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konusunda önemli adımlar attı. Fuar nedeniyle Gent Belediye Sarayı’na ve Fuar merkezine Türk bayrakları çekilirken, Accenta’nın İzmir Saat Kulesi motifi taşıyan afişleri de kentin çeşitli merkezlerini süsledi. Doğu Flanders bölgesinin başkenti olan ve zengin tarihi yapıları, fuarları ve festivalleri ile ünlenen Gent’teki 64. Accenta Fuarı’nın açılışına İzmir adına Vali M. Cahit Kıraç, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Kültür ve Turizm Müdür Vekili Abdülaziz Ediz, İzmir Vergi Dairesi Başkanı Mustafa Bulut, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Necip Kalkan ve Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği Başkanı Zekeriya Mutlu ile Büyükşehir Meclis üyeleri ve İzmirli işadamlarından oluşan bir grup katıldı. Açılış töreninde Belçika Kralı’nın temsilcisi ile Başbakan Herman Van Rompuy’un da hazır bulunması, Belçika Hükümeti’nin Türkiye’ye ve İzmir’e verdiği önemi gözler önüne serdi.

Gent Belediye Başkanı Daniel Termont, Türkçe olarak “Hepimiz adına Gent şehrine hoş geldiniz diyorum” sözleriyle başladığı konuşmasında, kentlerindeki Türk nüfusunun başarılarından söz etti. Gent’te 15 bini aşkın Türk’ün yaşadığını hatırlatan Termont, “İzmir ile ilişkilerimizin 16. yüzyıla kadar gittiğini öğrendik. Belediyemiz arşivlerinde, İzmir’le yaptığımız iplik, yün ve ipek ticaretinin arşivlerine ulaşınca çok şaşırdık ve mutlu olduk.” dedi.

İzmir Avrupalıdır Flander Eyalet Temsilcisi Marc de Buck’un ardından kürsüye gelen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Gent’teki fuar etkinliğinin, Türkiye ile Belçika arasındaki dostluk bağını daha da pekiştireceğine ve ticari ilişkileri olması gereken düzeylere çıkaracağına bütün kalbiyle inandığını söyledi. İzmir’in sahip olduğu tarihi ve ekonomik değerleriyle, Türkiye’nin nüfus açısından üçüncü büyük kenti olmanın da ötesinde bir önem taşıdığına dikkat çeken Başkan Kocaoğlu, “İzmir, sunduğu yaşam kalitesi ve yaşayanların sahip olduğu kentlilik bilinci açısından, Türkiye genelinde Avrupa Birliği standartlarına en çok yaklaşan kentimizdir” diye konuştu. İzmir Valisi M. Cahit Kıraç ise İzmir’in turizm zenginliklerine dikkat çektiği konuşmasında, Belçika halkını tatil için İzmir’e ve Türkiye’ye davet etti. Vali Kıraç, Flanders eyaletinde yaşayan Türk toplumunu, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirme konusunda çok istekli görmekten büyük mutluluk duyduğunu kaydetti.

Türk Standı’nı Belçika Başbakanı açtı Belçika’daki Türk senatör Fatma Pehlivan, Türkiye’nin Belçika Büyükelçisi Fuat

Gent is the second biggest city of Belgium, one of European cities where the Turkish population plays an active role in the government. The committee from İzmir, which attended the 64th Gent Fair as the first “guest of honour” in the history of the fair, took important steps in reinforcing the diplomatic, social and economic relationships between Turkey and Belgium. Due to the fair, Turkish flag was hoisted at Gent City Hall and the Fair Centre, and several spots in the city were furnished with Accenta’s posters bearing the motif of İzmir Clock Tower. İzmir Governor M. Cahit Kıraç, Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu, Culture and Tourism Deputy Director Abdülaziz Ediz, Director of İzmir Tax Administration Mustafa Bulut, Assembly President of İzmir Chamber of Commerce Necip Kalkan and the President of İzmir Union of Chambers of Craftsmen and Artisans Zekeriya Mutlu as well as Metropolitan Council Members and a group of businessmen from İzmir participated in the opening ceremony of the 64th Accenta Fair held in Gent, which is the capital of East Flanders and famous with rich historical structures, fairs and festivals. Participation of the representative of the King of Belgium and the Prime Minister Herman Van Rompuy to the opening ceremony was an evidence of the importance given to Turkey and İzmir by the Belgium government. Gent Metropolitan Mayor Daniel Termont started his opening speech by welcoming the guests in Turkish saying “On behalf of Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

55


Tanlay, Gent Belediye Başkan Yardımcısı Resul Tapmaz ile Belçika Güzeli seçilerek İzmir’in onur konuğu olduğu 64. Accenta Fuarı’nın tanıtım afişlerinde yer alan Zeynep Sever’in de hazır bulunduğu törende konuşan Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy, “sıkı dostuz” diye tanımladığı Türkiye’nin, dinamik ekonomiye sahip büyük bir ülke olduğunu söyledi. Belçika’daki Türk toplumunun da büyük ve dinamik bir grup olduğuna dikkat çeken Rompuy, “İzmir ise Akdeniz’de ideal, güzel bir liman kenti. İzmir’i ve özellikle Efes’i ziyaretim sırasında çok etkilenmiştim.” diye konuştu. Daha sonra fuar alanına geçen Belçika Başbakanı, Accenta’nın ve İzmir Standı’nın kurdelelerini kesti. İzmirli kurum ve kuruluşların stantlarını ziyaret eden Van Rompuy, kendisine hediye edilen nazar boncuğuna çok ihtiyacı olduğunu söyledi.

everybody I welcome you all to the city of Gent” and talked about the achievements of the Turkish population living in their city. Termont mentioned that more than 15 thousand Turks were living in Gent and added the following: “We learned that our relationship with İzmir goes back to the 16th century. We were surprised and happy to see the documents of the yard, wool and silk trade between Belgium and İzmir in the archives of our Municipality.”

İzmir is European After Marc de Buck, the Representative of Flander Province, had addressed the audience, İzmir Metropolitan Mayor Aziz Kocaoğlu was invited to give his speech, and he stated that he firmly believed that the fair organization in Gent will reinforce the ties of friendship between Turkey and Belgium and get the commercial relationship between the two countries reached to required levels. Kocaoğlu also drew

64. Accenta Fuarı 64. kez düzenlenen Accenta Fuarı, pek çok ürünün sergilendiği, tüketicilere ve profesyonel katılımcılara en son bilgilerin aktarıldığı önemli bir platform olarak görülüyor. Geçmişte ülkeler “onur konuğu” sıfatıyla davet edilirken, bu yıl fuar tarihinde ilk kez bir kent “onur konuğu” oldu. Accenta Fuarı’na onur konuğu olarak katılmak çeşitli avantajlar sunuyor. İki ülke arasındaki turistik hareketliliğin geliştirilmesi başta olmak üzere, Belçika pazarında ürünlerin tanınırlığını artırmak ya da piyasaya yeni çıkacak ürünleri tanıtmak, fuarın sağladığı avantajlar arasında gösteriliyor.

The 64th Accenta Fair Accenta Fair, which was held for the 64th time this year, is considered an important platform where several products are displayed and the latest information are shared with the consumers and professional participants. Previously a different country was invited each year to the fair as the “guest of honour”; whereas, for the first time in the history of the fair, a city was chosen as the “guest of honour” in this year’s organization. Participating the Accenta Fair as the guest of honour brings along various advantages, such as increasing the touristic mobility between the two countries, enhancing the recognition of Turkish products in the Belgian market, or promoting the new products.

56

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

attention to the fact that İzmir is not only the third biggest city of Turkey in terms of its population, but also holds a unique place with its historical and economic values: “The quality of life and awareness of urban planning in İzmir bring it closer to the European Union standards among all cities in Turkey.” İzmir Governor M. Cahit Kıraç highlighted the touristic wealth of İzmir in his speech and invited the Belgian people to İzmir and Turkey to spend their holidays. Kıraç also expressed that he was glad to see the devoted effort of the Turkish community living in the province of Flanders to improve the relationship between the two countries.

The Turkish stand was opened by the Prime Minister of Belgium The Turkish senator in Belgium, Fatma Pehlivan, Turkey’s Ambassador to Belgium, Fuat Tanlay, Deputy Mayor of Gent, Resul Tapmaz as well as Zeynep Sever, who was crowned as the new Miss Belgium and appeared in the posters of the 64th Accenta Fair in which İzmir was the guest of honour, were also among the participants of the opening ceremony, in which the Belgian Prime Minister Herman Van Rompuy referred to Belgium’s “firm friendship” with Turkey and mentioned the dynamic potential of Turkish economy. Rompuy also called attention to the fact that the Turkish community in Belgium forms a big and dynamic group, and praised İzmir in his following words: “İzmir is an ideal and beautiful Mediterranean coastal city, and I was deeply impressed especially by Ephesus during my visit to İzmir.” After his opening speech, the Belgian Prime Minister proceeded to the fair ground to open the Accenta Fair and İzmir stand and visited the representatives of the agencies and institutes from İzmir. An evil eye bead was given as a gift to Van Rompuy, who welcomed it saying “I really needed it”.


Ören Yeri / Excavation site

Manto’nun gözyaşları kahinlere ışık tuttu! İnsanlığın ilgisini her zaman çekmiş olan kehanet kavramının önemli merkezlerinden Klaros’a yüzlerce yıl önce, dünyanın dört bir yanından gelenler vardı. Kenti kuran Manto’nun gözyaşlarından oluştuğuna inanılan kutsal suyu içen kahinler tanrı ile iletişime geçiyorlardı.

Manto’s tears illuminated the way for the soothsayers! Hundreds of years ago people from all corners of the world came to Claros, which was one of the important centres of prophecy that has always been a concept arousing interest in people. The prophets of the time communicated with gods by drinking from the holy water, which they believed to be formed by the tears of the city’s founder, Manto.

58

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Klaros, M.Ö. XIII. yüzyılda kuruluşundan M.S. IV. yüzyılda terk edilişine değin bir “Bilicilik Merkezi“ olarak işlev yapmış olan bir kent… Kuruluşu, Kolophon kentinin Akha kolonizasyonu dönemine değin gidiyor. Kentin Myken yerleşimi, İ. Ö. XIII. yüzyıl sonu, XII. yüzyıl başında, Girit’ten gelen, Akha kökenli göçmenlerle başlar. Kentin Myken yerleşiminin kurucusu Rhakios’tur (Oikistes). Kente, Akha kökenli göçmenlerin ardından, Yunanistan’ın Thebai kentinden sürülen bir grup Thebaili göçmen gelir. Kolophon’a gelen göçmenler arasında, Apollon rahibi Teiresias’ın kızı Manto da vardır. Rhakios’la evlenen Manto, Delphoi Apollon’unun emri ile Apollon Klarios Bilicilik Merkezi’ni kurar. Bazı antik dönem yazarlarına göre, Klaros’taki kutsal kaynak, ülkesinden sürülen Manto’nun gözyaşlarından oluşmuştur. Bilicilik merkezi, Troia savaşları sırasında Kolophon’un yöneticisi olan Rhakios’la Manto’nun oğlu ve aynı zamanda Apollon’un kahini olan Mopsos döneminde ünlenir. Apollon Klaros Kutsal Alanı’na ilk kişisel başvurular Aleksandros’un (Büyük İskender) Yeni Smyrna’yı kurma rüyası için başvurusu ile başlar ve yoğun şekilde devam eder. İlginç olan; bugün Yortanlı Kurtarma kazısı ile gün ışığına çıkarılan Allianoi Sağlık Merkezi hakkında bilgi veren tek yazar olan Aelius Aristides, Apollon Klaros’un önerisi ile Allianoi’ye gitmiş ve Allianoi Sağlık Merkezi ve buradaki yerleşime ait çok sınırlı olan bilgi kendisi tarafından verilmiştir. Aristides’in Allianoi Sağlık Merkezi’ne gelme öyküsü, Klaros Kutsal Alanı’ndaki (Ahmetbeyli) bir yazıttan bilinmektedir (Onur Heykeli kaidesindeki yazıt halen Kutsal Alan’da bulunmaktadır). Hastalığı nedeni ile endişeli olan Aristides, üvey babası Zosimos’u kahin tanrı Apollon Klarios’a kehanet başvurusu için gönderir. Tanrı, Aristides’e “Telephos’un ünlü kentinin (burada Pergamon kast ediliyor) olduğu

Klaros Bilicilik Merkezi’nde, kurucusu Manto’dan sonraki bütün kahinler erkekti. In Claros Prophecy Centre, all the soothsayers succeeding the founder Manto were male. Claros is a city which functioned as a “Prophecy Centre” since its foundation in the 8th century B.C. until it was abondoned in the 4th century A.D. Its foundation goes back to the period of the colonization of Colophon city by the Achaeans. Myken settlement in the city began at the turn of the 12th century B.C. with the Achaean-origin immigrants coming from Crete. The founder of the Myken settlement in the city was Rhakios (Oikistes). Following the Achaean-origin immigrants, a group of Theban immigrants exiled from the Greek city Thebes also arrived to this area. Manto, the daughter of Teiresias who was a soothsayer of Apollo, was also among the immigrants settled in Colophon. Later, Manto married with Rhakios and established the Apollon Clarios Prophecy Centre upon the oracle she received from Delphoi Apollon. According to some writers of the

ancient period, the holly spring in Claros was formed by the tears of Manto who had been exiled from her country. This Prophecy Centre earned reputation during the Trojan Wars, in the period of Apollo’s soothsayer Mopsos, the son of Manto and Rhakios – the ruler of Colophon. The first personal visits to Claros date back to the time of Alexander the Great, who was told in his dream that he would set up the new city of Smyrna on Pagos Hill, and these requests for consulting the oracle continued intensively in later periods. It is interesting that Aelius Aristides, who is the only writer providing information about Allianoi Health Centre which was uncovered in Yortanlı Rescue Excavations, went to Allianoi upon the advice of Apollon of Claros and recorded the limited information we have today about Allianoi Health Centre and the settlement established in this area. The account of the arrival of Aristides to Allianoi Health Centre is revealed to us by an epigraph found in the Holy Site in Claros (Ahmetbeyli) (The epigraph inscribed on the pedestal of the Statue of Honour is still preserved in the Holy Site). Aristides, who was concerned about his health, sent his foster father Zosimos to Apollon of Claros for an oracle. The god prophesied that Aristides should not “go to Asklepios cure centre Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

59


Kehanet nasıl yapılırdı? Klaros’ta ilk bilicinin bir kadın olmasına rağmen daha sonraki dönemlerde biliciler her zaman için erkeklerden seçilmişlerdir. Klaros’ta bulunmuş olan yazıtlar kehanet üzerine hiçbir bilgi vermemekle birlikte, birçok kentte Klaros Apollonu’nun kehanetlerini içeren yazıtlar bulunmuştur. Bunun yanı sıra, Pisidia kentlerinden Sagalassos’ta Klaros Apollon’u için bir tapınak yapıldığı bilinmektedir. Yeraltındaki kemerli iki salondan oluşan, biliciliğin yapıldığı arka adyton (kutsal oda), kült heykelinin bulunduğu cellanın altında yer almaktadır. Doğudaki kemerli salonda taş oturma banklarının yanı sıra, Apollon’un kutsal taşı olan mavi mermerden yapılmış omphalos bulunmaktaydı. Bunun bir benzeri de Delphoi’da ele geçmiştir. Rahip ve graphikos (yazman), bekleme odası niteliğindeki ön adyton’da durmaktaydı. Batıdaki arka adyton ile doğudaki arasında yer alan kapıdan başka bir giriş bulunmamakta, yalnızca kâhinin karanlıkta girebildiği bu salonda, içinde kutsal suyun korunduğu, dikdörtgen bir kuyu yer almaktaydı. Kâhin bu suyu içtikten sonra tanrıya soruları yöneltiyor ve vahiy yoluyla yanıtları alıp, ön adyton’da bekleyen rahibin kulağına söylüyordu. Rahip de, bunu altılı vezinler halinde yazmana yazdırıyor ve kehanet başvurusunda bulunan kişiye veriliyordu.

How were prophecies made? Although the first soothsayer in Claros was a woman, the prophets in later periods were always chosen among men. The inscriptions found in Claros provide no information about prophecies, but a number of inscriptions were found in several cities that record the counsel of Apollo of Claros. It is also known that a temple was built for Claros Apollo in Sagalassos, one of the cities of Psidia. The adyton (sacred room) where the prophesising was done is formed by two underground halls with arches and it is located under the cella where the cult sculpture was found. In the eastern hall with arches, there are bands of stone seats, besides an omphalos made out of blue marble, which was the sacred stone of Apollo. A similar omphalos was found in Delphi. The priest and graphikos (amanuensis) were sitting in this front adyton which was like a waiting room. There was no other entrance except the one between the back adyton in the west and the entrance in the east. Only the prophet could enter this hall in the dark, and inside the hall there was a rectangular well which kept the holy water. After drinking from this water, the soothsayer would address his questions to the god and whispered his revealed prophecies to the ear of the priest waiting in the front adyton. Then, the priest dictated this prophecy to the amanuensis in hexasyllabic verses, which were later given to the person who had consulted for the oracle.

60

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Klaros’ta ilk kişisel başvuru, Büyük İskender’in Yeni Smyrna’yı Pagos Tepesi’nde kurmasına ilişkin gördüğü rüyayla başlar. The first personal visits to Claros date back to the time of Alexander the Great, who was told in his dream that he would set up the new city of Smyrna on Pagos Hill. Kaikos Vadisi’ndeki Asklepios kür merkezine değil, şifalı suları olana gideceksin“ kehanetinde bulunur. Aristides de “Hieroi Logoi” (Kutsal Konuşmalar) adlı eserinin üçüncü konuşması olan “Allianoi Sularına Yolculuk”a “Beni buraya tanrı (Apollon) gönderdi” sözleri ile başlar. Kahin Tanrı Apollon’un, sağlık için başvuruda bulunan kişileri, sağlık tanrısı oğlu Asklepios’a gitmelerini bildiren kehanetler vermesi çok doğaldır. Apollon Klarios’a sağlık sorunları nedeni ile başvuran bazı kentlerden (Kaisera Troketta, Kallipolis, Pergamon) İ. S. II. yüzyılda Batı Anadolu’da veba salgınının olduğu anlaşılmaktadır.

Dünyanın dört bir yanından geliyorlardı Bilicilik merkezinin en ünlü olduğu dönem M.S. II. yüzyıldır. Ünlü bilicilik merkezine Kuzey Afrika’dan İngiltere’ye değin başvuruların yapıldığı biliniyor. Ayrıca Apollon Klarios Bilicilik Merkezi’ne Hellenler dışında Barbarların da başvurabilmesi ünlenmesine neden olmuştur. Delphoi Apollon’una Hellenler dışında hiç kimse başvuruda bulunamıyordu. Bu kutsal alan dünya vatandaşlığı kavramının uygulandığı Anadolu’daki ikinci merkezdir.

Arkeolojideki önemi büyük Tüm tanrılara çok sayıda hayvan kurban edildiği antik yazarlardan biliniyor. Ancak diğer tanrılardan farklı olan Apollon bir Hekatombaios’tu (Hekatombaios: Adına çok sayıda kurban kesilen tanrı). Birçok kentte bu ayda


Klaros nerede?

Where is Claros?

Klaros, İzmir İli, Menderes İlçesi, Özdere Beldesi, Ahmetbeyli Mahallesi sınırları içinde ve İzmir’e yaklaşık 70 km uzaklıktadır. Kutsal Alanın, kuzeydeki Kolophon’a (Değirmendere) uzaklığı 13 km, Güneydeki ana kenti Notion’a (Sahil Evleri) uzaklığı ise 2 km’dir.

Claros is situated approximately 70 km away from İzmir and within the borders Ahmetbeyli Neighbourhood in Özdere District of Menderes Town in İzmir. The Holy Site is 13 km away from Colophon (Değirmendere) in the north and 2 km away from the major city Notion (Sahil Evleri) in the south.

Hekatombaia Bayramları kutlanıyor ve tanrıya aynı anda yüz hayvan özellikle de boğa kurban ediliyordu. Klaros Kutsal Alanı’nda bulunmuş olan Hekatomb, ilk arkeolojik kanıt olmaktadır. Klaros Kutsal Alanı, anıtsal boyutta (8 m yüksekliğinde) kült heykelleri (Apollon, kız kardeşi Artemis ve anneleri Leto) in situ bulunmuş ender kutsal alanlardan biridir. Bulunan parçalara göre 8-9 m. yüksekliğinde olabileceği düşünülen Apollon heykeli oturur durumda, Artemis ve Leto heykelleri ise ayaktadır. Apollon tapınağının 27 m doğusunda 9 x 18.45 m ölçülerinde bir sunak yer almakta, tapınak ile sunak arasında kuzey-güney yönünde yerleştirilmiş dört sıra halinde 100 adet hayvan bağlama bloğu bulunmaktadır. Üzerlerinde birer demir halkanın yer aldığı dikdörtgen formlu taş bloklar şimdiye dek bulunmuş olan tek örnektir ve kurban törenleri için yapılan düzenlemelerle ilgili bilgi vermesi açısından büyük önem taşımaktadır.

on Kaikos Valley where the famous city of Telephos is located (referring to Pergamon), but to the one with curing waters”. Aristides begins his “Journey to Allianoi Waters”, the third speech of his work titled “Hieroi Logoi” (Holy Speeches), with the following words: “God (Apollo) sent me here”. It is natural that Apollo, the God of Prophecy, sent people who consulted him for matters of health to his son Asklepios, god of Health, to receive an oracle. It is understood from the accounts of some cities (Kaisera Troketta, Kallipolis, Pergamon), where people consulted Apollon Clarios for matters of health, that Western Anatolia suffered from plague in the 2nd century A.D.

People were coming from all corners of the world Prophecy centre earned its greatest reputation in the 2nd century A.D. It is known that people from all around the world from North Africa to England came to this

famous prophecy centre for an oracle. Moreover, the fame of Apollon Clarios Prophecy Centre increased even more, because not only the Helenians but also the heathens could consult to this centre. For instance, nobody could consult Delphoi Apollon for oracles, but the Hellens. Thus, this holy place is the second centre in Anatolia where the concept of world citizenship was applied.

It has a great significance in archaeology It is recorded in the accounts of ancient writers that animals were sacrificed for all gods. However, Apollon, who was different from other gods, was a Hekatombaios (Hekatombaios: the god to whom hecatombs were offered). Hekatombaia Festivals were celebrated during this period of time in many cities and a hundred animals, especially bull, were sacrifeced to god. The Hecatomb found in the Holy Site of Claros is the first archaeological evidence pertaining to this account. The Holy site in Claros is one of the rare holy sites where monumental (8 meters in height) cult sculptures (Apollo, his sister Artemis and their mother Leto) were found in situ. The statue of Apollo, which is assumed to be 8-9 meters in height according to the uncovered fragments, is in a sitting position, while the statues of Artemis and Leto are in an upright position. There is an altar measuring 9 x 18.45 situated 27 meters east of the temple of Apollo, and four rows of blocks in the north-south direction which were used to tie 100 animals. The stone blocks in rectangular shape with an iron ring on top are unique and they provide valuable information about the procedure of sacrificial ceremonies. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

61


62

Kazılarda önemli yapılar ve heykeller bulundu

Important structures and statues were uncovered in the excavations

M.S. IV. yüzyılda Hıristiyanlığın yayılması ile birlikte terk edilen Klaros’un yeniden gün ışığına çıkarılması uzun yıllar aldı. Lokalizasyonu C. Schuchhardt tarafından 1886 yılında yapılan Klaros’taki ilk kazı Th. Macridy ve Ch. Picard tarafından 1913 yılında başladı ve bu kazı döneminde Güneydeki Propylon ve doğusundaki büyük eksedra ile 125 yazıt bulundu. Klaros’un ikinci dönem kazıları 1950 yılında Epigraf L. Robert tarafından başlatıldı. 1961 yılına değin devam eden kazılarda, bugün ayakta olan Apollon Klarios, Artemis Klaria Tapınakları ve Apollon, Artemis ve Leto’nun anıtsal kült heykelleri ile doğudaki sunakları, kutsal yolun batısında yer alan onur yazıtları, güneş saati ve koltuk gün ışığına çıkarıldı. Kutsal alandaki üçüncü dönem kazıları J. De La Genière tarafından 1988 yılında başlatıldı. Bu dönemde mimari eserler olarak Apollon ve Artemis’e adanmış olan erken Arkaik ve Hellenistik sunaklar çok zengin sunularla, pişmiş toprak figürinler (1500 adet ) ortaya çıkarıldı. Ayrıca ender eserlerden olan iki mermer Arkaik Kuros heykeli, Hellenistik Döneme tarihlenen birçok mermer heykel başları ve ünik eser olan yüz adet hayvan bağlama blokları Hekatomb bulundu. Klaros’un dördüncü, ancak birinci dönem Türk kazıları 16 Temmuz 2001 yılından bu yana Ege Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuran Şahin başkanlığında yürütülüyor. Son dönem kazılarında, Apollon Klarios Kehanet Merkezi’nin Delphoi’dan daha erken döneme tarihlendiği (İ. Ö. XIII. yy) saptandı. Arkaik Döneme tarihlenen ve kutsal alanı Notion Ana kentine bağlayan 4.5 m genişliğinde üst üste yapılmış iki kutsal yol ve kenarında bir Kuros heykeli bulundu. Apollon’a adanmış İ.Ö.7. yy ve 6. yy. sunakları tümüyle açığa çıkarıldı. Geç Protogeometrik Döneme tarihlenen ve zengin sunular içeren yuvarlak bir sunak bulundu. Kutsal alanın kuruluş dönemi olan geç Myken dönemine yönelik seramik ve küçük buluntu (bronz üzerine altın yaldızlı ok uçları, altın takılar) ele geçti.

It took a long time to uncover Claros, which was abandoned by the spread of Christianity in the 4th century A.D. Localization The ancient site of Claros was localized by C. Schuchhardt in 1886 and the first excavation was initiated in 1913 by Th. Macridy and Ch. Picard. During this excavation period, Propylon in the south and the large exedra in the east were unearthed besides 125 inscriptions. The excavations, which were suspended for a while, were restarted in 1950 by the epigraphist L. Robert. In theses excavations, which lasted until 1961, the temples of Apollo Clarios and Artemis Claria, monumental cult statues of Apollo, Artemis and Leto as well as their altars in the east, honour inscriptions located in the east of the holy road, the gnomon and the chair were unearthed. The third period of excavations in the holy site was started in 1988 by J. De La Genière. In this period, early Archaic and Hellenistic altars dedicated to Apollo and Artemis including rich offerings were found besides terra-cotta figurines (1500 figurines). Unearthed findings also included two rare archaic marble statues of Kuros, several marble statue heads dating to the Hellenistic Period, unique 100 rows of blocks used to tie animals and a Hecatomb. The fourth series of excavations in Claros, but the first series of Turkish excavations on the site has been carried out since 16 July 2001 under the leadership of Prof. Nuran Şahin from the Department of Archaeology at Ege University. In this latest period of excavations, it was detected that Apollo Clarios prophecy centre actually dates to a period earlier than Delphoi (13th century B.C.). A Kuros statue was found on the side of two roads measuring 4.5 meters in width which were built on top of one another in the Archaic Period and which connected the holy site to the city of Notion. The altars from the 7th and 6th centuries B.C. dedicated to Apollo were fully uncovered. In addition, a circular altar was found with rich offerings dating to the Late Protogeometric Period. The excavations also revealed ceramics and small findings (gilded bronze arrow heads, golden jewelleries) dating to the late Myken period when the holy site was built.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Müze / Museum

Tire Müzesi Tire Müzesi, iki salon ve bahçede sergilenen eserleriyle Roma döneminden Osmanlı’ya geçmişi günümüze taşıyor.

Tire Museum Tire Museum takes us back in history to the Roman and Ottoman periods with the works displayed in two halls and in the garden.

64

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Atatürk’ün kurduğu Halkevlerinin Müzecilik kolu tarafından 1936 yılında amatörce bir çalışma ile başlayan Tire Müzesi, günümüzde iki salon ve bahçeden oluşan teşhir bölümleriyle ziyaretçilerini ağırlıyor. Müzenin kapısından içeri girdiğinizde rengarenk çiçekler ve ağaçların gölgesinde konuklarını bekleyen Roma dönemine ait lahitler, sütun ve sütun başlıkları, heykeller ve pişmiş toprak küpler karşılıyor. Ve tabii ki müze gezinize eşlik eden Müze Müdürü Enis Üçbaylar ve ekibi de tüm güler yüzü ve sıcaklığıyla yanınızda. Bir yandan gezerken bir yandan da müzenin tarihini anlatıyor Enis Üçbaylar: “1945 yılında nüfus memuru Faik Tokloğlu müzecilik kolunun başına geçer ve çalışmalarını tamamlayarak Milli Eğitim Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı Müze Memurluğu olara hizmet verir. 1945-1970 yılları arasında ilçemizde bulunan Yeşil İmaret (Yahşibey) Camii’nde hizmet vermekte iken, şimdiki adresi olan modern müze binasının yapılması ile hizmetini Müze Müdürlüğü olarak yapmaya başlar.”

Tire Museum, which was initiated as an amateur attempt in 1936 by the Museum Branch of the Community Centre founded by Atatürk, welcomes its visitors today with its two exhibition halls and a garden. When you enter through the door, you come across sarcophaguses, columns and column heads, statues and terra-cotta cubes from the Roman period awaiting visitors under the shade of colourful flowers and trees. The Museum Director Enis Üçbaylar and his team also accompany us with their friendliness and cosiness in our museum tour. During our tour, Enis Üçbaylar keeps us informed about the history of the museum: “The Registrar Faik Tokloğlu took office as the Head of the Museum Branch in 1945 and this branch began to give service as the Museum Office under the Ministry of National Education, General Directorate of Ancient Arts and Museums. The Museum Branch carried out its services at Yeşil İmaret (Yahşibey) Mosque in our district between 1945 and 1970, and pursued its activities as the Museum Office in its current address when the modern museum building was built.” The museum includes two exhibition halls where movable cultural assets are displayed. The first stop in our museum tour was the Archaeology Hall which displays statues, grave steles, marble table legs, marble and terracotta sarcophaguses, glass works, terra-cotta figurines and statues of children belonging to the period between 3500 B.C. and 1100 A.D. While wandering amidst the thousands of years old art works, you cannot help marvelling at the workmanship displayed in these

works and the flamboyant lives pursued by the people of those times. Our second stop was the Ethnography Hall, where the artefacts from the Ottoman period are exhibited behind glass partitions together with the furniture and items of the time. Hand-written manuscripts of Koran, writing sets, man and woman jackets, bed covers (ornamented with thread and silver), trousseau chests, bath clogs, bath and recovery cups and silver jewellery accompany you in your journey in time from glass partitions to Ottoman period. Other items exhibited in this section include European ceramics used in the Ottoman period, war instruments from various periods, dervish and dervish lodge tools, Çanakkale ceramics, panels, carpets, rugs and stained-glass windows. When you complete your tour inside the museum, you proceed to the back garden where Islamic grave stones are exhibited. With a proud smile on his face, Enis Üçbaylar talks about the landscape project realized last year. In line with these arrangements, Islamic grave stones from the period of Beylics and Ottomans were rearranged typologically. Your attention is caught by the flower motifs on women’s grave stones aligned in a chronological order. The motifs displayed on other grave stones also evoke admiration. As we complete our journey in time in Tire Museum, which exhibit the works uncovered in Tire and its neighbourhood, the employees of the museum still continue their work on landscape arrangement at full steam. The museum is open for visitors every day of the week, except on Mondays, between 08:30 – 12:30 / 13:30 – 17:30. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

65


Müzenin içerisinde taşınır kültür varlıklarının sergilendiği iki salon bulunuyor. Müze turumuzun ilk durağı Arkeoloji Salonu oluyor. Salonda, M.Ö. 3500 ile M.S. 1100 yıllarına ait heykeller, mezar stelleri, mermer masa ayakları, mermer ve pişmiş toprak lahitler, cam eserler, pişmiş toprak heykelcik parçaları ile çocuk heykelleri sergileniyor. Geçmiş dönemlere ait eserler arasında gezerken bir taraftan dönemin eserlerindeki işçiliklere hayranlıkla bakıyor öte yandan o dönem insanlarının gösterişli hayatlarına şaşırıyorsunuz. İkinci durağımız, müzenin bir diğer salonu olan Etnoğrafya Salonu oluyor. Salondan içeri adım attığınızda camlı bölmelerde yöresel kıyafetler ve günün eşyaları ile canlandırılmış Osmanlı dönemi eserlerini görüyorsunuz. Camlı bölmelerden Osmanlı dönemine doğru yola çıkarken, el yazması Kur’an-ı Kerimler, yazı takım aletleri, erkek ve kadın ceketleri, karyola örtüleri (iplik ve sim işli), çeyiz sandıkları, nalınlar, hamam ve şifa tasları, gümüş kadın ziynet eşyaları tek tek yerini alıyor zaman yolculuğunuzda. Avrupa kökenli olup Osmanlı döneminde kullanılan seramikler, çeşitli dönem savaş aletleri,

derviş ve zaviye aletleri, Çanakkale seramikleri, tablolar, halı ile kilimler ve vitray pencereler sergilenen eserlerin diğerleri. Müzenin salonlarındaki turunuzu tamamlayıp, arka bahçeye doğru ilerlediğinizde İslami mezar taşları arasında sürüyor gezintiniz. Enis Üçbaylar, geçtiğimiz sene gerçekleştirdikleri çevre düzenlemesinden bahsediyor yüzünde gururlu gülümsemesiyle. Düzenleme ile Beylikler ve Osmanlı dönemine ait İslami mezar taşları tipolojik olarak yerleştirilmiş. Kronolojik olarak dizilmiş mezar taşları arasında kadınlara ait mezar taşları üzerindeki çiçek motifleri çekecektir dikkatinizi. Diğer mezar taşları üzerindeki motifler de hayranlık uyandırıyor. Tire ve yakın çevresinde bulunan eserlerin sergilendiği Tire Müzesi’ndeki zaman yolculuğumuz sona ererken müze çalışanları çevre düzenlemelerine son hızla devam ediyorlar. Yeni ziyaretçiler için kapılar pazartesi hariç her gün 08.3012.30 / 13.30-17.30 saatleri arasında açık.

Adres: Cumhuriyet Mah. Şanizade Meydanı No: 10 Tire - İZMİR Tel: +90 232 512 18 62 Address: Cumhuriyet District, Şanizade Square No.10 Tire – İZMİR

66

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Nasıl gidilir? Özel aracınızla gidecekseniz İzmir - Tire arası için iki alternatifiniz var. Birincisi İzmir - Aydın otobanını kullanmak. Selçuk’a gelince otobandan çıkıp hemen solda, Tire ve Ödemiş girişini gösteren tabela yönüne girin. Yaklaşık 20 kilometre sonra, bağların, bahçelerin içinden geçen yolla, Tire’ye ulaşacaksınız. İkinci alternafiniz ise İzmir -Gaziemir - Torbalı yolu üzerinden de rahatlıkla ulaşabilirsiniz. İzmir Otogarı’ndan kalkan otobüslerle de yolculuk edebilirsiniz. Gaziemir’den kalkan mototrenle de Tire’ye keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz.

How to go If you prefer to go by your own car, you have two alternatives to reach Tire. The first alternative is to follow the İzmirAydın highway. When you arrive at Selçuk, leave the highway and take the turning on the left when you see the signboard of Tire and Ödemiş entrance. You will reach Tire after you drive for about 20 kilometres through vineyards and orchards. The second alternative is to use İzmir-Gaziemir-Torbalı route. You can also travel by busses which you can take from the İzmir Bus Terminal. You can have a pleasant trip to Tire by using the mototrain which leaves from Gaziemir.


İnanç Turizmi / Belief Tourism

İnananların ortak ibadet yeri Vatikan tarafından kutsal ilan edilen Meryem Ana Evi’nde, hac görevini yerine getirmek için dünyanın dört bir yanından gelen Hıristiyanların yanı sıra Müslümanlar da dualar edip adaklar adıyor.

A common place of worship for believers In the House of Virgin Mary, which was declared to be holy by the Vatican, Muslims as well as Christians coming from all over the world in order to make the pilgrimage pray and make votive offerings.

68

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Hazreti İsa Romalılar tarafından Kudüs’te çarmıha gerildiğinde 33 yaşındaydı. Hz. İsa, son nefesini vermeden önce annesi Meryem’i, yakın arkadaşı Aziz Jean’a teslim eder. Aziz Jean, Meryem Ana için Kudüs’ün tehlikeli olabileceğini düşünerek, o zamanın ünlü kentlerinden Efes’e getirir (M.S. 33). Efes, Romalıların idaresinde olduğu için, Meryem’i, Bülbül Dağı’nın arka yamacındaki ormanda saklar ve bir ev yapar. Aziz Jean’ın, İncilini de burada yazdığı söylenir. Mezarı; Selçuk’taki Saint Jean Bazilikası içindedir. Meryem Ana’nın da 101 yaşına kadar yaşadığı ve mezarının Panayır Dağı’nın kuzey doğusunda olduğu rivayet edilmektedir. İzmir’in Selçuk ilçesinde Efes antik kenti yakınlarındaki Bülbül Dağ’ında bulunan Meryem Ana Evi’nin keşfi, Efes’e hiç gelmemiş Anna Katharina Emmerick (1774–1824) adlı köylü kadının gördüğü rüya ile başlar. Rüyalar birbirini izler ve “Meryem Ana Evi’nin Efes şehrinin arkasındaki dağda olduğunu, hem Efes’i, hem denizi gördüğünü, serin kaynak suyu bulunduğunu” söyler. Almanya’dan hiç dışarı çıkmamış olan rahibe Katerin, bütün bu rüyalarını bir kitapta toplar. “Hazreti Meryem’in Hayatı” adını verdiği kitap, Hıristiyan dünyasında büyük ilgi görür. Vatikan, bu kitaptan yola çıkarak, 1881 yılında, Meryem Ana’nın evini aramaya başlar.

Her dinden ziyaretçilerin geldiği Meryem Ana Evi’nin çeşmelerinden akan suyun şifalı olduğuna inanılıyor. The water flowing from the fountains of the Virgin Mary’s House, to which visitors from all religions come, is believed to be curative.

10 yıl sonra İzmir Fransız Koleji Müdürü ve İbranice uzmanı, Yahudi geleneklerini iyi bilen Lazarist Rahip Eugene Poulin de, Katharina Emmerick’in kitabını inceler ve Efes’e bir gezi düzenlemeye karar verir. Kendisi gitmediyse de iki rahip ve iki Katolik görevlendirir.

Jesus was 33 years old when he was crucified in Jerusalem by the Romans. Jesus entrusts his mother Mary to her close friend St. Jean before his last breath. Thinking that Jerusalem can be dangerous for Mary to stay, St. Jean bring her to Ephesus, which is one of the famous cities of that time (33 A.D). Because Ephesus is under Romans’ administration, he hides the Virgin Mary in the forest on the back slope of Bülbül Mountain and builds a house for her. Also St. Jean is said to have written the Bible here. His tomb is inside the Saint Jean Basilica in Selçuk. It is also told that the Virgin Mary lived until the age 101 and her tomb is on the north-east of Panayır Mountain (Mount Pion). The discovery of the Virgin Mary’s House, which is located in Bülbül Mountain near the ancient city of Ephesus in İzmir’s Selçuk district, starts with a dream of a peasant woman named Anna Katharina Emmerick (1774–1824), who has never been to Ephesus before. Dreams follow one another and she says,” the House of Virgin Mary is on the mountain behind the city of Ephesus Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

69


27 Temmuz 1891’de dört kişi yola koyulurlar. Efes’te civarı iyi tanıyan Mustafa adında bir kişiden yardım isterler. Fakat bir süre önce Ermeni Katolik bir rahip Değirmendere’de bir şeyler bulduğunu iddia ettiğinden, Ayasuluk (Selçuk) yerine Aziziye’den (Çamlık) dolaşırlar. Değirmendere’deki Ortodoks manastırına geldiklerinde heyet başkanı Mr. Jung, oradaki papaza “Hazreti Meryem nerede öldü?” diye sorar. Karşılığında “Kudüs’te” diye cevap alır. Değirmendere gezisi hiçbir olumlu sonuç getirmediğinden dört arayıcı Kuşadası’nda gecelemeye ve ertesi gün ellerinde pusula ile Ayasuluk’tan hareket ederek ve Katharina Emmerick’in kitabını rehber sayarak araştırmalarına devam etmeye karar verirler. 29 Temmuz 1891 günü saat 11.00’e doğru yorgun bir vaziyette, tütün dikilmiş küçük bir yaylaya varırlar. Susamış olduklarından tarlada çalışan kadınlardan su isterler. “Suyumuz kalmadı, fakat manastıra gidin, orada su bulacaksınız” diye cevap alırlar. Bir işaretle, oldukça harap olmuş bir evi gösterirler.

and it sees both Ephesus and the sea and it has cool spring water. Nun Katharina, who has never left Germany, collects all of these dreams in a book. The book which she names as “the Life of the Blessed Virgin Mary” creates great interest in the Christian world. The Vatican, starting from this book, begins to search for the Mary’s house in 1881. 10 years later, a Lazarist priest Eugene Poulin, the head of İzmir French College and an expert of Hebrew, who knows the Jewish traditions well, examines Katharina Emmerick’s book and decides to organize a trip to Ephesus. Although he himself does not go, he assigns two priests and two Catholic people to go there. On July 27, 1891 four people set off. They ask a person named Mustafa who knows the vicinity well for help in Ephesus. However, since an Armenian Catholic priest has recently claimed to have found something in Değirmendere, they wander around Aziziye (Çamlık) rather than Ayasuluk (Selçuk). When they come to the Orthodox monastery in Değirmendere, the head of delegation Mr. Jung asks the priest there, “where did the Blessed Virgin die?”

İsa Peygamber’in annesi Meryem’in son yıllarını St. Jean (Yuhanna) ile birlikte geçirdiğine inanılan kiliseyi yılda yaklaşık bir milyon kişi ziyaret ediyor. About one million people annually visit the church in which Jesus Christ’s mother, Mary is believed to have spent her last years together with St Jean (John).

and in return he gets the response as “in Jerusalem”. Because the trip to Değirmendere has not shown any positive results, four searchers decide to spend the night in Kuşadası and continue their researches departing from Ayasuluk the next day with compasses in their hands and regarding Katharina Emmerick’s book as a guide. On July 29, 1891 to 11 o’clock they arrive tiredly at a small plateau on which tobacco has been planted. Since they have been thirsty, they want some water from the women working in the field. They get a response as “we run out of water, but go to the monastery. You will find water there.” They point a very devastated house. After they quench their thirst completely, the four searchers look around and they get bewildered. The ruined house, the mountain behind the house and the sea across from them... It is the house which is the depiction of the Virgin Mary’s House itself made by Katharina Emmerick… Katharina Emmerick has cited that from the top of the mountain, the slope where the Virgin Mary’s House is located, Ephesus and the sea can be seen. During two days, they ran from one hill to another but except for the top of the mountain where the Virgin Mary’s house was located, from no other place could the sea and Ephesus be seen at the same time. Thus, they return to İzmir and begin to explain in joy that they have found the house of Mary.

70

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Susuzluklarını iyice giderdikten sonra dört araştırmacı etraflarına bakar ve şaşkına dönerler. Harabeye dönmüş ev, evin arkasındaki dağ, karşılarında deniz, … Katharina Emmerick tarafından Meryem’in evi için yapılan tasvirin ta kendisi… Katharina Emmerick dağın tepesinden Meryem Ana Evi’nin bulunduğu yamaç, Efes ve deniz göründüğünü yazıyordu. İki gün boyunca, tepeden tepeye koştular fakat Meryem Ana Evi’nin bulunduğu dağın tepesinden başka hiçbir yerden aynı zamanda Efes ve deniz görünmüyordu. Böylece İzmir’e döner ve Meryem’in evini bulduklarını sevinç içinde anlatmaya başlarlar.

Büyük Kutsal Ayin Vatikan tarafından Hac Yeri ilan edilen Meryem Ana Evi’nde ilk kutsal ayin ve ziyaret 20 Mayıs 1896 tarihinde altı yüz kişinin katılımıyla gerçekleşir. 1951’de restorasyon çalışmalarının başlamasından sonra bu ziyaretler düzenli olarak tekrarlanır. 26 Temmuz 1967’de Papa VI. Paul, 30 Kasım 1979 tarihinde Papa II. Jean Paul ve 29 Kasım 2006’da Papa XVI. Benedict’in yaptığı ziyaretler Meryem Ana Evi’nin önemini daha da attırır. Her yıl ilki Mayıs ayının son Pazar günü İzmir’de yaşayan Hıristiyanlara yönelik, ikincisi ise 15 Ağustos’ta, sabah 10.30’da iki geniş katılımlı ayin yapılmaktadır.

İzmir’in Selçuk ilçesinde Efes antik kenti yakınlarındaki Bülbül Dağı’nda bulunan Meryem Ana Evi’nin keşfi, Efes’e hiç gelmemiş Anna Katharina Emmerick adlı köylü kadının gördüğü rüya ile başlar. The discovery of the House of Virgin Mary, which is located in Bülbül Mountain near the ancient city of Ephesus in İzmir’s Selçuk district, starts with a dream of a peasant woman named Anna Katharina Emmerick, who has never been to Ephesus before. Bütün dünya Hıristiyanları için kutsal bir yer olan Meryem Ana’da Katoliklerin dışında her dinden inanan dua ediyor, turistler de ziyaretlerini gerçekleştiriyor. Her sabah, normal günlerde saat 07.15, tatil ve bayram günlerinde 10.30’da ayin yapan Katoliklere isterlerse ziyaretçiler de katılabiliyorlar.

Great Sacred Liturgy

Meryem Ana’nın evine giden patikanın her iki yanında yer alan zeytin ağaçları, Lazarist rahipler tarafından 1898’de dikilmiş. Zeytinli yolun sonunda bulunan Meryem heykeli, İzmir’deki dini bir cemaatin armağanı olup 1867 tarihini taşıyor.

The first sacred rite and visit at the Virgin Mary’s House which has been declared as the Pilgrimage Place by the Vatican are held with the participation of six hundred people on May 20, 1896. After the restoration work begins in 1951, these visits are repeated on a regular basis. The visits by Pope Paul VI on July 26, 1967, by Pope Jean Paul II on November 30, 1979, by Pope Benedict XVI on November 29 2006 further increase the importance of the Virgin Mary’s house. Every year two broad participation rituals, the first of which is on the last Sunday of May for the Christians living in İzmir and the second is at 10:30 am on August 15, are performed.

Kilisenin içine girdiğinizde girişte tam karşıda bulunan ve kiliseye açılan kemer biçimindeki kapının sol üst yanında Papa VI. Paul’un (26 Temmuz 1967) ve Papa II. John Paul’un (30 Kasım 1979) ziyaretlerinin anısına bir levha asılı.

At the Virgin Mary’s house, which is a sacred place for Christians all around the world, believers of every religion as well as Catholics pray, and tourists also visit the house. If they want, visitors can also join the Catholics, who perform rites every morning

Meryem’in Odası

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

71


Girişte, tam karşıda bulunan ve kiliseye açılan kemer biçimindeki kapının üst kısmında bakır bir levha bulunuyor. Üzerindeki desen Vietnamlı Katolik bir öğretmen tarafından çizilmiş, Müslüman bir sanatçı tarafından gerçekleştirilmiş. Eser, Yuhanna Vahiy’in bir parçasını (12, 13-17) ifade ediyor. İki basamak çıktıktan sonra kiliseye giriliyor. Sunak yerinin merkezinde sunağın üzerinde ünlü “mucizevi madalyon” resmi örnek alınarak yapılan dökme Meryem heykeli yer alıyor. Sunağın sol tarafında çok eski bir lamba bulunuyor. Papa VI. Paul tarafından 26 Temmuz 1967 tarihinde Meryem Ana’ya yaptığı ziyaret sırasında armağan edilmiş. Yönümüz sunağa doğru iken, sağ taraf, küçük kiliseye açılıyor. 1891’den bu yana “Meryem’in Odası” diye adlandırılan bölüm, Emmerick’in vahiylerinde birçok kez rastlanan ev ile oda tasvirine uyuyor. Meryem Ana Odası’nda girişe göre sağ duvarda Meryem’in yüzünü tasvir eden zarif resim, Rus asıllı Fransız ressam Ratislas Loukine’e ait. 1978’de ressamın Meryem Ana’ya ziyareti sırasında gerçekleştirilmiş. Meryem Ana Evi’nde Kuran-ı Kerim’in Meryem’den bahseden sure ve ayetleri de bulunuyor. Bunlar, 1985 – 1986 yıllarında İzmir Valisi’nin isteğiyle ve Müslümanların da Hz. Meryem’i yücelttiği ve O’na saygı duyduğunu hatırlatmak üzere yerleştirilmişler. 1891’de Kilise’nin köşesindeki çınar ağacının arkasında var olan ancak sonradan kapatılan kapı, şimdi yeniden açılmış. Çıkışta gerek aynı yerde bulunan gerekse Efes’ten gelmiş malzemeyle inşa edilmiş (1951) zarif kemerler hayranlık uyandırıyor. Yine çıkışta bulunan biri Fransızca diğeri Türkçe yazılmış ve üzerinde Meryem Ana kâşiflerinin adları yazılı iki mermer yazıt yer alıyor. Giriş kapısının karşısında ise, alçak bir duvar bulunuyor. Burada ve bahçede Meryem Ana’da görevli rahip ve rahibeler sürekli olarak bilgi isteyenlerle ilgileniyor.

72

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Meryem Ana’ya ziyaret, kiliseden çıkışta sağ tarafta bulunan merdivenlerden inilerek ulaşılan üç çeşme ile son buluyor. Çeşmelerden, kilisenin yanı başındaki kuyulardan gelen içilebilir nitelikte su akıyor. Ziyaretçiler, bu suyun şifalı olduğu inancıyla tatmakla kalmaz, yanlarında da götürürler.

at 07.15 on workdays and at 10.30 on holidays and religious holidays.

Mary’s Room The olive trees, located on both sides of the path which is going to the Virgin Mary’s house were planted by Lazarist priests in 1898. The statue of the Virgin Mary at the end of the path with olive trees is a gift from a religious congregation in İzmir, which dates back to 1867. When you enter the church, there is a plate to commemorate the visits of Pope Paul VI. (26 July 1967) and Pope John Paul II (30 November 1979) hung on the top left side of the arc shaped door which is located right across the entrance and which opens into the church. There is a copper plate on the upper part of the arc shaped door which is located right across the entrance and which opens into the church. The pattern on the plate has been drawn by a Vietnamese Catholic teacher and carried out by a Muslim artist. The work represents a part (12, 13-17) of Gospel of John. After climbing two steps, the stairs lead into the church. In the center of the altar place and on the altar is a cast iron statue


of the Virgin Mary, which has been made by taking the famous “miraculous medal” picture as an example, placed. On the left side of the altar there is a very old lamp. It was given by Pope Paul VI as a present on July 26, 1967 when he visited the Virgin Mary. While we face the altar, the right side opens into the small chapel. The part which has been called as “the Virgin Mary’s Room” since 1891 agrees with the depiction of the house and room which is encountered many times in Emmerick’s revelations. The elegant painting on the right wall of the entrance in the Virgin Mary’s Room depicting the Virgin Mary’s face belongs to the French painter Ratislas Loukine of Russian origin. It was painted during the painter’s visit in 1978. There are also suras and verses from the Quran speaking about Mary in the Virgin Mary’s House. These were placed here between 1985 – 1986 at İzmir Governor’s request in order to remind that Muslims also glorify the Virgin Mary and they respect Her. The entrance which existed in 1891 behind the plane tree at the Church’s corner but which was later closed has now been opened again. The elegant arcs at the exit built both with the materials found in the same place and with the ones brought from Ephesus (1951) evoke admiration. Again the two marble inscriptions, one of which is in French and the other is in Turkish, on which the names of the explorers of the Virgin Mary’s House are written are placed at the exit. Across the entrance, there is a low wall. Here and in the garden, priests and nuns charged in the Virgin Mary’s House constantly deal with the people who seek information. The visit to The Virgin Mary’s House ends with the three fountains by going down the stairs on the right side of the exit of the church. Potable water, coming from the wells very close to the church, is flowing from the fountains. Believing this water is curative; the visitors not only taste the water but also take some along with them.

“Tüm insanlar bu mücevheri görmeli!” 1950’li yıllarda Meryem Ana Evi Derneği’nin kurulmasıyla Meryem Ana Evi’nin tapu mülkiyeti derneğe devredildi. Yörenin amacına daha uygun hale getirilmesi için imar işlerine başlayan dernek, oradaki binaların, yolların, rahip ve rahibelerin kaldığı bölümlerin ve dernek misafirhanesinin kalıcı altyapı çalışmalarını tamamladı. Tüm hizmetlerin karşılıksız olarak verildiği dernek çalışmaları ile günümüzde Meryem Ana Evi senede 1 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor. 12 yıldır derneğin başkanlığını yürüten Noel Micaleff, ülkemiz için sayısız tarihsel nimet arasında dünyada tek olan “Meryem Ana Evi”nin anlamının her şeyin üstünde olduğuna vurgu yaparak, eşi bulunmaz bu evin ülkemiz için bir nimet olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bizler bu bilinçle, hizmetlerimize devam etmekteyiz. Gayemiz, tüm insanların bu mücevheri görmeleri ve tanımaları.”

“All people should see this jewel!” Upon establishing the Association of the Virgin Mary’s House in 1950s, the land ownership of the Virgin Mary’s House was transferred to the association. The association, which started the construction in order to make the area more suitable for its original function, completed the permanent infrastructure of the buildings, roads, the places where the priests and nuns stay, and the association guesthouse there. With the association works in which all of the services are provided free of charge, today the Virgin Mary’s House is visited by 1 million people yearly. Noel Micaleff, who has been the chairman of the association for 12 years, emphasizes that the meaning of “the Virgin Mary’s House”, which is the only one in the world among the countless historical blessings for our country is above everything, indicates that this unique house is a blessing for our country, and adds: “With this awareness, we are continuing our services. Our goal is that all people should see and recognize this jewel.”

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

73


Gezi / Trip

Hafta sonu kaçamağının vazgeçilmez durağı

URLA

Indispensible destination of a weekend escapade

İnsana huzur veren havası, doğal lezzetleri, tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleriyle İzmir’in yanı başındadır Urla. İzmirliler hafta sonlarının vazgeçilmez duraklarının başında gelen Urla’ya en kısa zamanda tekrar gelme planlarıyla veda ederler her seferinde.

74

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Urla, with its soothing atmosphere, natural flavours, history as well as cultural and natural values, is right beside İzmir. İzmirians bid farewell to Urla, which is an indispensible destination for weekend escapades, with plans of coming back at the earliest opportunity.


Şehrin gürültülü kalabalığından uzaklaşıp şöyle bir nefes almak isteriz kimi zaman. İşte böyle zamanlarda İzmirlilerin hem yakınlığı hem de otobanla ulaşım imkanı nedeniyle en uğrak yerlerinden biridir Urla. Keyifli bir hafta sonu kaçamağı yapmak isteyenlere rehberlik edecek Urla yolculuğumuz, İzmir-Çeşme otobanında başlıyor. Yaklaşık 35 dakika yol aldıktan sonra, Urla merkezden yönümüzü kuzeye verip İskele’ye doğru

devam ediyoruz. Eski Çeşme karayolu kavşağından karşıya geçip ağaçlı yoldan ilerledikten sonra İskele Mahallesi’ne varıyoruz. Daha çok yazlıkların, katmer ve çay bahçelerinin ve eski adıyla Urla Kemik Hastanesi yeni adıyla Urla Devlet Hastanesi’nin bulunduğu sahil şeridi İskele. İskele denince de akla hemen kıyıdaki tekneler geliyor. Görüntülerinin bile sizi rahatlattığı bu tablo, bununla bitmiyor. Gezinti tekneleri müşterileri dolaştırmak için her an hizmetinize hazır. Dilerseniz İskele’deki teknelerden birini kiralayarak mavi ve yeşilin kol kola dans ettiği denizin tadını çıkarabilir ya da çay bahçelerinden birinde denize karşı çayınızı yudumlayarak kitabınızı okuyabilirsiniz. İskele’de kısa bir yürüyüşün ardından kahvaltı için Urla’nın ünlü lezzeti katmeri tadabilirsiniz. İskele girişinde pek çok restoran bu geleneksel yemeğiyle karşılar konuklarını. Oklava ile açılan hamurun içine eklenen malzemelerle zeytinyağı kızdırılmış saçta pişirilen yöresel bir tat katmer. Yanında özel yapılmış ayran ile birlikte çıtır çıtır katmer, genellikle sabahları tercih edilse de günün her saati yenilebilir. Çalkama, oğlak dolması, elbasan, patlıcan sarmalı köfte, kalamar dolması, yufkalı balık dolması, borana, Arnavut böreği, tavşan çullama, bakla köftesi,

Oklava ile açılan hamurun içine eklenen malzemelerle zeytinyağı kızdırılmış saçta pişirilen yöresel bir tat katmer.

Katmer (flaky pastry) is a local flavour prepared by cooking the finely spread dough stuffed with delicious ingredients on an iron plate heated with olive oil. We sometimes like to get away from the city crowd and breathe a sigh of relief. At such times, Urla is one of the most popular places to go with its closeness to the city centre and easy highway access. Our journey to Urla, which will guide the readers who would like to have a pleasurable weekend escapade, starts on the İzmir-Çeşme highway. After driving for approximately 35 minutes, we head to the north for the Port. We reach the

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

75


Dilerseniz İskele’deki teknelerden birini kiralayarak mavi ve yeşilin kol kola dans ettiği denizin tadını çıkarabilir ya da çay bahçelerinden birinde denize karşı çayınızı yudumlayarak kitabınızı okuyabilirsiniz. If you like, you can rent a boat at port and enjoy the sea where the blue and green are embraced in a dance, or read your book sipping your tea in one of the tea gardens with a view of the sea.

pazı dolması, domat aşı, düğün çorbası, dana mücveri, nişan baklavası, ilçede tadılabilecek diğer lezzetler.

Günübirlik gezi alanları Kahvaltıdan sonra keyifli bir geziye çıkabilirsiniz. Günümüzden 8 bin yıl öncesinden başlayarak, birçok medeniyete ev sahipliği yapan ilçede, arkeolojik ve tarihi alanların sayısı oldukça fazla. Tarihi cami ve mescitler, türbeler ve 20’nin üzerinde tarihi çeşmenin

76

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Port District by crossing the old Çeşme highway junction and drive further through the parkway. Port District is the coastline where the summer houses, katmer and tea houses, and Urla State Hospital – the former Urla Osteopathy Hospital – are located. The first thing that the Port brings to mind is the boats lined up on the shore. There is more to this picture which would relax you even with its images. Excursion boats are in the service of customers at any time. If you like, you can rent a boat at port and enjoy the sea where the blue and green are embraced in a dance, or read your book sipping your tea in one of the tea gardens with a view of the sea.

fish with thin sheets of dough, borana, Albanian pastry, rabbit pancake, meatballs with broad beans, stuffed spinach beet, tomato dish, wedding soup, vegetable patty with beef and engagement baklava.

Daily excursion sites

After a short walk in the Port, you can taste katmer (flaky pastry) – the famous flavour of Urla – for breakfast. In the entrance of the Port district, several restaurants welcome their guests with this traditional dish. Katmer is a local flavour prepared by cooking the finely spread dough stuffed with delicious ingredients on an iron plate super heated with olive oil. Crispy katmer is served with ayran (drink made of yogurt and water) and can be eaten at every hour of day although it is usually preferred for breakfast.

You can take a pleasant excursion after the breakfast. There are several archaeological and historical sites in the district, which hosted many civilizations since the 8th millennium B.C. Urla’s outstanding cultural and natural attractions include historical mosques and prayer rooms, tombs and over 20 historical fountains as well as Malgaca Springs, healing waters in Özbek and Gülbahçe, untouched forests and bays. The house of Yorgo Seferis, one of the notable poets of modern Greek literature, appears in front of you while walking in the soothing atmosphere of Urla and among the historical houses. Besides Seferis, the significant figure of Turkish literature, Necati Cumalı and one of the unforgettable Turkish singers, Tanju Okan were also among the devoted admirers of Urla. This lovely district hosts the houses of these valuable artists, where they spent a period of their lives.

Other local flavours include çalkama, stuffed yeanling, elbasan, meatball wrapped in eggplant, stuffed squid, stuffed

You can make your way to Karantina (Quarantine) Island by walking through the houses and breathing the relaxing air


Bugün üzerinde Sağlık Bakanlığı dinlenme tesisleri ve Urla Devlet Hastanesi’nin bulunduğu Karantina Adası’nı anakaraya bağlayan yolda yürürken denizden gelen iyot kokulu temiz hava ciğerlerinize dolar. Your lungs are filled with fresh air with iodine smell of the sea while walking on the road connecting the mainland to Karantina (Quarantine) Island, which accommodates the recreation facilities of the Ministry of Health and Urla State Hospital.

yanı sıra Malgaca İçmeleri, Özbek ve Gülbahçe’deki şifalı sular, bakir ormanlar ve koylar, Urla’nın sahip olduğu doğal zenginlikler olarak göze çarpıyor. Urla’nın insana dinginlik veren havası ve geçmişi günümüze taşıyan evleri eşliğinde ilerlerken modern Yunan edebiyatının önemli şairlerinden Yorgo Seferis’in evi çıkar karşınıza. Seferis gibi ülkemizin değerli edebiyatçısı Necati Cumalı ve unutulmaz sanatçılarından Tanju Okan da Urla’ya gönül vermiş isimlerden. Şirin beldede, bu değerli sanatçılarımızın yaşamlarının bir dönemini geçirdiği evler bulunuyor. Evlerin arasından Urla’nın insanın içine huzur veren havasının arkadaşlığıyla ilerleyerek Karantina Adası’na doğru da gidebilirsiniz. Bugün üzerinde

Sağlık Bakanlığı Dinlenme Tesisleri ve Urla Devlet Hastanesi’nin bulunduğu Karantina Adası’nı anakaraya bağlayan yolda yürürken denizden gelen iyot kokulu temiz hava ciğerlerinize dolar. Dar bir yol ile karaya bağlanan, ağaçlarla çevrili Karantina Adası, eski zamanlarda insanları ölümcül hastalıklara karşı korumak ve temizlemek için kurulan bir karantina tesisinden oluşuyor. Çevrede balık avlayabilir, balıkçıları izleyebilir, Urla’ya keyifle bakabilirsiniz. Urla keşfiniz için bir başka seçenek ise Güvendik Tepesi… Çam ormanlarının içinde sabah güneşin doğuşunu ve akşam batışını, hatta gökyüzünü ve yıldızları izlemek için en uygun seçim. Manzara bununla da bitmiyor tabii, gündüz Ada’yı ve İzmir Körfezi’nin o eşsiz

of Urla. Your lungs are filled with fresh air with iodine smell of the sea while walking on the road connecting the mainland to Karantina Island, which accommodates the recreation facilities of the Ministry of Health and Urla State Hospital. Karantina Island, which is connected to the land with a narrow road and surrounded by trees, consists of a quarantine facility established in the old days to protect people against malignant diseases and disinfect them. You can fish in the vicinity or watch the fishermen, and take a pleasing look at Urla. Güvendik Hill is another option for discovering Urla… It is the best choice for watching the sunrise and sunset, and even watching the sky and the stars from a spot in the pinewoods. The landscape has more to offer… You can also watch the unique spectacular view of the Island and İzmir Bay during the day. You can reach Güvendik Village by driving to the west in the direction of Çeşme, turning to the left when you see the signboard of Güvendik and proceeding through the green. You can enjoy a tea break beholding Urla, Çeşmealtı, islands and the shores extending along like a line of lace. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

77


Nasıl gidilir?

Günün ışıltılı saatlerinin yerini geceye bırakmaya başladığı saatler, balık keyfi zamanını gösterir.

İzmir’e yarım saat uzaklıktaki bu şirin ilçeye ulaşım İzmir Üçkuyular semt garajından her 10 dakikada bir kalkan dolmuşlarla yapılabileceği gibi İzmir- Çeşme otobanından da ulaşım sağlanabiliyor.

How to go You can reach this lovely district, which is only half an hour away from İzmir, by taking a minibus which takes off every 10 minutes from the İzmir- Üçkuyular bus terminal, or using the İzmir-Çeşme highway.

The time when the gleaming hours of the day gives way to the night indicates the time for a delightful fish meal.

manzarasını da izleme imkanı sunuyor sizlere. Aracınızla batıya Çeşmealtı yönüne ilerleyip Güvendik yazan levhadan sola dönüp, yeşillikler içinde ilerleyip Güvendik Köyü’ne ulaşıyorsunuz. Urla’yı, Çeşmealtı’nı, adaları, bir dantel gibi işlenmiş kıyıları seyrederek bir bardak çay molası iyi gelir. Günün ışıltılı saatlerinin yerini geceye bırakmaya başladığı saatler, artık balık zamanını gösterir. İskele Mahallesi’nde dilediğiniz yerde balık yiyebilirsiniz. Belediye tarafından işletilen Urit Restoran da bunlardan biri... İzmir’in ünlü otları ve deniz ürünlerinden oluşan mezelerle süslü denize sıfır balık keyfi, fonda Tanju Okan şarkıları eşliğinde... Aldığınız lezzeti sözcüklerle anlatmakta zorlanabilirsiniz. Tatlı için de önerimiz var: Meşhur 7 Kardeşler Şambalisi. 58 senedir bu işi

78

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

The time when the gleaming hours of the day gives way to the night indicates the time for a delightful fish meal. You can eat fish wherever you like in the Port District. Urit Restaurant managed by the Municipality is one of these… Tanju Okan songs will accompany you in the background while you are enjoying your fish served with famous local herbs and appetizers prepared by other seafood. You may have difficulty expressing this special flavour in words.

yapan Ahmet Amca, seyyar arabasında satıyor şambaliyi. Seyyar da olsa, herkesin eliyle koymuş gibi bulmasından ve verilen selamlardan belli ne kadar tanınır olduğu. Ahmet Usta meşhur şambalisini tanıtıyor kısaca: “İçinde sakız, irmik, şeker ve vanilya vardır. Her fırında da olmaz bu. İçi tuğla kaplı özel fırında yapıyorum.” diyor ve “Tertemizdir, ben yemediğimi yedirmem kimseye” diyerek devam ediyor söze. Yılın yaklaşık 200 gününün açık ve güneşli olması, her mevsim tatilciler için uygun hava koşullarını sağlayan Urla gezinizi bitirmek istemeseniz de gün bitiyor sonunda. Geçmişi M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanan, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve dünyanın ilk ticaret limanı bu şirin beldeden tekrar tekrar gelme isteğiyle ayrılırsınız. Her hafta sonu İzmirlilerin Urla’dan vazgeçememesi bundandır zaten…

We have a recommendation for desert: the famous Seven Brothers Şambali. Ahmet Amca (Uncle Ahmet) has been selling şambali in his portable car for 58 years. Although a peddler, everybody knows where to find him, and it is obvious from the greetings he receives that he is famous local figure. Ahmet Amca describes his şambali briefly: “Its ingredients are resin, semolina, sugar and vanilla. You cannot cook it in any furnace. I bake it in a special furnace covered with brick inside” and he adds: “It is always clean. I never sell what I cannot eat myself.” The day comes to an end although you do not want to end you visit to Urla, which has a clear and sunny weather approximately 200 days a year and a suitable climate for vacationers. You leave this lovely district, which has hosted many civilizations since the 2th millennium B.C and which is the first trade port in the world, with an urge to come back again. This is why İzmirians keep coming to Urla every weekend…


t n a r u a t s e R ÖZEL SPESİALLER Şefin Önerileri Deniz Mahsulleri

BALIK ÇEŞİTLERİ VE SPESİALLERİ Sütte Balık AHTAPOT Tuzda Balık Yunan Usulu Izgara Testide Balık Salata Buğulama Balık Güveç Pilaki Balık Sebzeli Izgara ve Buğulama Tava

KALAMAR Dolma Tava Izgara Yunan Usulu

İskele Mah. Liman içi No: 10 Urla - İzmir Tel: 0.232.752 15 40 - 752 15 41 www.yosunrestoran.com


Güncel / Actual

Bağbozumu şenlikleriyle renklendi sonbahar! Tarih boyunca İzmir’in topraklarını süsleyen üzümler, binlerce yıldır olduğu gibi yine şenliklerle toplandı bağlardan…

Vintage festivals have enlivened the autumn season! The grapes adorning the lands of İzmir were gleaned again at the vintage festivals, as it is done for thousands of years…

80

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Binlerce yıllık bir gelenek İzmir’de bağbozumu şenliği… İlk uygarlıklardan bu yana İzmir topraklarını süsleyen üzüme bir yıl boyunca verilen emeğin karşılığının alınması hep birlikte kutlanıyor. Bir dönem ara verilmiş olsa da yeniden canlanıyor bağbozumu şenliği geleneği… Her dönem yenilenerek, her uygarlıkla biraz daha gelişerek yaşayan bu gelenek, bugün büyük bir kültür birikimi olarak yaşıyor. Yöreye göre değişmekle birlikte, genel olarak Eylül ortalarında başlayıp, Ekim sonuna kadar devam eden bir süreç bağbozumu... Efemçukuru

Antik dönemlerde panayır havasında geçip, tragedyaların sahnelendiği bağbozumu şenlikleri, zamanla türküler, halaylar eşliğinde kutlanır olmuş. Bugün ise artık beldelerini tanıtmak isteyen yerel yönetimler üstleniyor bu organizasyonu. Mis kokularıyla resmi tören havasını dağıtıveriyor üzümler… En güzel üzümü yetiştiren üreticilerin yanı sıra üzüm güzelleri seçiliyor. Her etkinliğin arasına yerleştiren halk dansları, konserler de başka bir eğlence katıyor şenliğe. Bu yılın ilk bağbozumu şenliği Urla’da yapıldı. 2600 yıllık bir geçmişe sahip olan Urla Geleneksel Bağbozumu

Şenlikleri festival havasında kutlandı. Urla Belediyesi, Ziraat Odası, Çeşmealtı Güzelleştirme Derneği ve sivil toplum örgütlerinin işbirliğiyle gerçekleştirilen Bağbozumu Şenlikleri kapsamında üç gün boyunca çok sayıda etkinlik yapıldı. Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde İzmir`in Efemçukuru yaylasındaki bağbozumunu bitiren şenliğe organik ürün damgasını vurdu. Bu yıl beşinci kez düzenlenen festivalde organik olarak üretilen üzümlerin tadına bakıldı. “Efe adı verilen ilk hasat ürünü üzüm lezzetiyle beğeni toplarken, bir yanda da kazanlarda pişirilen nohutlu çorba ve keşkekler dağıtıldı.

Vintage festivals in İzmir are a tradition of thousands of years…Since the earliest civilizations the yield of a year long labour on grapes adorning the lands of İzmir is celebrated all together in various ways. The spirit of vintage festivals has been revived after a period of interruption… From the time of the first festivals, this tradition has been renewed in each season and survived through civilizations until today as a great cultural accumulation. The process of vintage differs depending on the region, but it generally starts in the middle of September and lasts until the end of October… Vintage festivals used to be celebrated in ancient times in a carnival atmosphere by staging tragedies, and it gradually started to be celebrated as a festival with folk songs and dances. Today, local governments undertake this organization to introduce the local values of their district. The fragrance of grapes clears away the formal ceremonial air…Competitions are organized to select the producers of the best grapes, besides a beauty contest is held to select that year’s miss grape. Folk dances and concerts followed by each activity add a different kind of joy to the festival.

Kavacık

This year’s first vintage festival was organized in Urla. The Traditional Vintage Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

81


Karabağlar’ın şirin köyü Kavacık da adını üzüm festivaliyle duyurdu. Küresel ısınma rekolteyi etkilese de köyün markası olmayı hedefleyen üzümlerin lezzeti her zamanki gibi damaklarda eşsiz bir tat bıraktı. Sorunlar da tartışıldı eğlence de ihmal edilmedi festivalde. İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı Şirince köyünde ise dört yıl aradan sonra festival düzenlendi. 200 yıllık Rum mimarisinin özelliklerini taşıyan evleri, kiliseleri, manastırları ve doğal güzelliklerinin yanı sıra deniz seviyesinden 350 metre yüksekte yetişen lezzetli üzümleriyle şöhret bulan “Ege’nin masal köyü” Şirince, festivalle şenlendi. İlk defa üç gün süren festivalde bağbozumu etkinlikleri, En Güzel Festival Fotoğrafı Yarışması, Midilli’den gelen ve onur konuğu olan özel halk dansları topluluğunun gösterileri, “Bağbozumu, Şarap ve Şiir” konulu söyleşiler, sokak gösterileri, müzik grupları, sokak ressamları, belgesel film gösterimi, konserler ve daha birçok etkinlik yer aldı.

82

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Festival in Urla with a history of 2600 years was celebrated in a carnival atmosphere. Several activities took place during the three-day festival, which was realized with the cooperation of Urla Municipality, Chamber of Agriculture, Çeşmealtı Neighbourhood Association and nongovernmental organizations. Organic grape production was the centre of attention in the festival, which marked the end of vintage season in İzmir’s Efemçukuru plateau. Tasting the organic grapes was the hallmark of the festival which was organized for the fifth time this year by the Metropolitan Municipality. The first harvest yield called “Efe” has received admiration with its flavour, and participants were offered chickpea soup and keşkek (a dish made of pounded meat and wheat) cooked in large cauldrons. Kavacık, the lovely village of Karabağlar district, made a name for itself with this grape festival. Despite the negative effect

of global warming on the yield, the grapes produced in the village and targeting to become the brand of the village left a unique taste in the mouths. The festival has provided a platform for discussing the current problems of grape production as well as for festive entertainments. Another festival was organized in Şirince village of Selçuk in İzmir after a period of four years. Şirince, the “dream village of the Aegean”, is famous with its 200 hundred years old Greek houses, churches and natural beauties as well as its tasty grapes produced at an altitude of 350 meters above sea level. This year’s vintage festival in Şirince lasted three days for the first time and included activities such as Festival Photograph Competition, performances of the folk dance group from Lesbos Island which participated the festival as a guest of honour, seminars on “Vintage, Wine and Poetry”, street shows, performances of music groups and street artists, documentaries, concerts and several other events.


Kas覺m - Aral覺k / November - December 2009 襤ZM襤R

83


84

Dionysos’un armağanı

The gift of Dionysus

Her dönem yenilenerek, her uygarlıkla biraz daha gelişerek yaşayan bağbozumu geleneği, bugün büyük bir kültür birikimi olarak yaşıyor. Yöreye göre değişmekle birlikte, genel olarak Eylül ortalarında başlayıp, Ekim sonuna kadar devam eden bir süreç bağbozumu... Bozdağ ya da Nysa Dağı’nda yaşadığına inanılan eğlence ve şarap tanrısı Dionysos’un armağanı olan bağbozumu şenliklerinde adaklar kesilir, yemekler yenir, şarap eşliğinde düzenlenen eğlenceler izlenirmiş. Tiyatro da bu şenlikler sırasında ortaya çıkmıştır. Binlerce yıl öncesinin geleneği tragedyadan türküye dönüşerek günümüzde hala devam etmektedir.

From the time of the first festivals, vintage tradition has been renewed in each season and survived through civilizations until today as a great cultural accumulation. The process of vintage differs depending on the region, but it generally starts in the middle of September and lasts until the end of October…In the Ancient times animals were sacrificed as offerings and wine was served in banquets during the vintage festivals held in the praise of Dionysus, the god of wine and the inspirer of ritual ecstasy, who was believed to have lived in Bozdağ or Nysa Mountain. The genre of tragedy developed from the improvisations performed during these festivals. This tradition of thousands of years has evolved in time from tragedy to the performance of folk songs and dances, and still survives in seasonal celebrations.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Izmir’in en seçkin ve merkezi yerinde kurulmus

Izmir Palas Oteli güler yüzlü, titiz, konuksever personeli ile yıl boyu sizi agırlamaktan kıvanç duyacaktır.

Atatürk Bulvarı 35210 İzmir/TURKEY Tel:+90 232 465 00 30 Fax:+90 232 422 68 70 www.izmirpalas.com.tr info@izmirpalas.com.tr

Sehir merkezinde, her yere yakın bir butik otelde olmanın konforunu ve ayrıcalıgını yasayın. Sizin rahatınız bizim mutlulugumuz olacaktır.

Atatürk Bulvarı 35210 İZMİR TURKEY Tel: +90 232 484 53 40 Fax: +90 232 489 50 70 www.kilimotel.com.tr info@kilimotel.com.tr


Mutfak Kültürü / Cuisine Culture

İzmir mutfağını kalemiyle yaşatıyor Gazeteci Nedim Atilla, yazıları, kitapları ve hazırladığı televizyon programı ile İzmir mutfağının tanıtımına önemli katkılar sağlıyor.

He keeps İzmir cuisine alive with his pen The journalist Nedim Atilla makes significant contributions to promotion of İzmir cuisine with his articles, books and television programs.

86

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Gazeteci kimliğinin yanı sıra İzmir mutfağı ile ilgili çalışmalarıyla da dikkat çekiyor Nedim Atilla. Doğup büyüdüğü topraklara borcunu ödediğini söyleyen Atilla, İzmir mutfağının yaşatılması ve tanıtılması gerektiğine vurgu yapıyor. Bu konuda birçok çalışmaya imza atan Atilla, İzmir mutfağı ve Yunan mutfağı arasındaki benzerlikler üzerine yaptığı çalışmalarla da gönüllü elçilik görevini başarıyla sürdürüyor.

ATİLLA: İzmirliyim çünkü ben! İzmir’in kökenini oluşturan göçlerle gelmiş bir ailenin torunuyuz. Bundan daha doğal ne olabilirdi ki? O yüzden bizim de İzmir’e karşı borcumuzu ödememiz gerekiyordu. Herkesin doğduğu, yaşadığı, karnını doyurduğu topraklara karşı bir borcu olduğunu düşünürüm ben. O borcu ödemek anlamında başka çalışmalar da yaptık ama öncelikle çok zengin, çok çeşitli, çok dilli, çok renkli İzmir mutfağının tanınması, tanıtılması, onun ötesinde korunması ve yaşatılması için çaba gösterilmesine inanıyordum. Gösterdiğim faaliyetler bunun bir parçasıdır.

Nedim Atilla

İzmir mutfağının temelinde zeytinyağı vardır. Olive oil is the basis of İzmir cuisine.

İzmir mutfağını kısaca nasıl tanımlarsınız? ATİLLA: İzmir mutfağını kısaca tanımlamak, İzmir mutfağına karşı hakaret olur, haksızlık olur. İzmir mutfağı, geniş geniş anlatılması gereken bir şey. Ama daha öncede söylediğim gibi İzmir mutfağı çok dilli, çok kültürlü, çok renkli, İzmir kenti gibi bir mutfaktır ve bunların seviyeli bir karışımıdır. Bazı mutfaklar seviyesiz karışırlar. İzmir mutfağındaki karışım, seviyeli bir sentez oluşturmuştur. Geçmişin lezzetlerine sahip çıkabiliyor muyuz peki? ATİLLA: Karşıyaka’da, Güzelyalı’da veya Alsancak’ta bir eve gitseniz, İzmir mutfağı bu evlerde yaşıyor. Ama bu bütün dünyadaki bir sorun. Evlerde yaşayan mutfak, ticari anlamda çok yaşıyor mu? Ondan çok emin değilim. Ticari anlamda çok yaşadığını söyleyemeyeceğim. Ama evlerde yaşıyor. Hatta biz Ege Mutfağı Derneği’ni kurarken amacımız, bu evlerde yaşamakta olan mutfağı, nasıl bir şekilde derler toplarız ki yemeklerin bu reçetelerini, hazırlarız diye düşündük. Bunu epey bir yaptık tabii. Ama çok da başarılı olduk mu bilemiyorum.

Gerek yayınlanan kitaplarınız ve yazılarınız gerekse hazırladığınız televizyon programı ile İzmir mutfağının tanıtımına önemli katkılarınız var. İzmir mutfağına bu ilgi nasıl başladı?

Nedim Atilla attracts attention not only as a journalist, but also with his studies on the İzmir cuisine. Atilla emphasizes that he pays his debt to his homeland, and that İzmir cuisine needs to be kept alive and promoted. He has put his signature under several studies on this subject, and continues his endeavours as a voluntary ambassador by performing studies on the similarities between İzmir and Greek cuisines. You have made considerable contributions to the promotion of İzmir cuisine with your published books and articles as well as his television programs. How did your interest in İzmir cuisine begin? ATİLLA: Because İzmir is my hometown! We are the descendants of a family who had migrated to İzmir and later contributed to the formation of the basis of İzmir population. What can be more natural than this? We must pay our debt to İzmir. I always think that everyone should pay their debt to the hometown where they were born and earned their bread. We have realized several other studies to pay this debt; but in the first place, I believe that we should promote the rich, multi-lingual and Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

87


ATİLLA: Çok, binlerce belki… Sadece benim anneannemle birlikte 100 tane yemek öldü. Niye çünkü anneannem anneme onları belli ölçüde öğretmişti. Ama benim kız kardeşim anneannemin bildiği yemeğin ne kadarını biliyor? Ya da anneannem Girit doğumluydu, Girit’te öğrendiği yemekleri burada ne kadar uygulayabildi? Kardeşime ne kadar öğretebilecek? Yani bu yüzden bunları bilimsel bir çatı altında derlenip toparlanması gerekiyordu. Biz de o derleyip toparlamayı yapmaya çalıştık.

Yunanlılarla en çok yemeklerimiz benziyor Geçtiğimiz yıllarda Sakız Adası’nda iki yakanın mutfak dostlarını buluşturdunuz. Komşu Yunanistan ile İzmir mutfağı arasında ne gibi benzerlikler var? Ya da ne gibi farklılıklar varın yanıtı daha kısa sanırım… ATİLLA: Osmanlı bir imparatorluktu. Yunanistan ise daha genç bir ülke… Ama biz sonuçta Osmanlı İmparatorluğu’nda, ondan önce Roma İmparatorluğu’nda,

Benim anneannemle birlikte 100 tane yemek öldü. 100 different recipes died away together with my grandmother.

Kaybolan tatlarımız da vardır mutlaka…

multi-colour İzmir cuisine and show every effort to keep it alive. My activities are part of this endeavour. How would you define İzmir cuisine briefly? ATİLLA: Defining İzmir cuisine briefly in a few words would be an insult to it; one should take time to describe it in detail. As I mentioned before, İzmir cuisine is a multilingual, multi-cultural and multi-colour cuisine just like İzmir itself, and represents a balanced mixture of all its qualities. Some cuisines have an unbalanced mixture of different cultures. İzmir cuisine introduces a balanced synthesis. Are we successful in preserving the flavours of the past?

ATİLLA: İzmir cuisine is kept alive at homes in Karşıyaka, Güzelyalı or Alsancak. But, this is a worldwide problem. I am not sure whether the cuisine culture at homes still survives in the commercial sense. It is hard to say it does. Fortunately, it is kept alive at homes. As a matter of fact, our aim in founding the Aegean Cuisine Association was to collect the recipes of meals cooked in these houses. We did a great deal of work for this. But, I am not sure whether we were thoroughly successful. There must also be long forgotten flavours … ATİLLA: There are…maybe thousands of them… For example, 100 different recipes died away together with my grandmother. Why? Because my grandmother did not teach them all to my mother. And how many of these recipes have my sister learned from my mother? My grandmother was from Crete, but I am not sure if she could bring that entire heritage of Cretan recipes to İzmir. Therefore, all these accumulated values had to be gathered under a single roof. That’s what we tried to do.

The Greeks and İzmirians resemble one another mostly in their cuisines In recent years you brought together in Chios Island the cuisine friends of both shores of the Aegean Sea. What kind of similarities are there between İzmir and our neighbour country Greece? Or listing the differences would take less time I guess… ATİLLA: Ottomans were an empire. On the other hand, Greece is a young country… Yet, all in all, we shared the same land during the reign of the Roman Empire and later the Ottoman Empire, and even in the period of much older civilizations. Greece unfurled a flag against the Ottomans in 1820 and separated from the Empire. But, cuisine traditions, songs and some other

88

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


ondan önceki çeşitli uygarlıklarda zaten aynı ülkenin insanlarıydık onlarla. 1820’de Yunanistan Osmanlı’ya bayrak açtı ve ayrıldı. Ama 200 yılda mutfak alışkanlıkları, şarkılar, türkü alışkanlıkları, etnik bir takım alışkanlıklar değişmiyor. Dolayısıyla Yunanistan ile aramızda çok benzerlik olması, rastlantı değil, bu tarihsel bir durum. Birbirimize onlarla çok benziyoruz ama en çok yemeklerimiz benziyor.

İzmir mutfağı çok dilli, çok kültürlü, çok renkli, İzmir kenti gibi bir mutfaktır ve bunların seviyeli bir karışımıdır. İzmir cuisine is a multi-lingual, multi-cultural and multi-colour cuisine just like İzmir itself, and represents a balanced mixture of all its qualities.

yani yahni şeklinde, türlü şeklinde yapılan bir yemek bu. Papaz yahnisi mesela burada var, orada yok. Mesela, biz “İmambayıldı” diyoruz, onlar kısaca “İmam” diyorlar. Ama önemli olan İzmir, bütün Ege Denizi’ndeki adaların da yüzünü çevirdiği bir şehirdir. Çok büyük bir metropoldür İzmir. İzmir’in mutfağı da çok büyüktür.

Zeytinyağlı kuru fasulye İzmir yemeklerini pişirirken nelere dikkat etmek gerekir? ATİLLA: Bir kere İzmir mutfağında margarin olmaz. Birinci madde bu. “Ben İzmir mutfağı yaptım ama onu da margarinle yaptım” diyenlere gülüyorum. İzmir mutfağının temelinde yüzde 80-90 oranında zeytinyağı vardır. Yüzde 1020 oranında tereyağı vardır. Öncelikle yağı çok önemlidir. İzmir mutfağının bir başka özelliği her şeyi kendi lezzetinde sunmaya çalışmasıdır. Yani, fazla baharatla işte kimyonla kekikle yemeğin tadı, lezzeti değiştirilmez. Yani et pişiyorsa

Farklılıklar dersen; 1950’lerden sonra Yunanistan’da “yeni kuzine” yani “yeni mutfak” dedikleri tarzda bir takım yenilemelere gitmişler. Mesela bizden giden musakkayı onlar da musakka diye satıyorlar. Ama bizdeki musakka ile hiç alakası yok. Onlar, patlıcanın altına patates, üstüne hamur ya da beşamel sos, üstüne peynir koyuyorlar, börek gibi bir şey oluyor. Fakat şu kesin, yaşlı Yunanlılar İzmir’e geldiklerinde Kemeraltı lokantalarına gittiğinde, musakka söylediğinde, “Gerçek musakka bu” diyor. Çünkü yaşlı Yunanlılar, gerçek musakkanın bizim musakka olduğunu biliyor. Yunanistan ile aramızdaki fark bu yani. O dönemde yaptıkları bir takım yenilikler var. Bir başka örnek; bizim poğaça dediğimiz şey, tuzlu, bazen tatlı ama sonuçta hamurun içine bir malzemenin konulması ile yapılan bir şeydir. Onlar mesela poğaça diye sütlü börek, Laz böreğine benzeyen, içinde muhallebi olan bir böreğe diyorlar. Yani isim farklılıkları var. Ama buna karşın bir zamanlar İzmir’de çok yaygın olarak yapılmakta olan, çeşitli baharatlarla yapılan kuru dediğimiz bir zeytinyağlı poğaça. Şu an burada yok. Ama şimdi Yunan adasına gitseniz, bana bir tane kuru ver deseniz, çok güzel baharatlar, kekikler, sahlepler, mahlepler… Böyle de çok örnek var. Mesela, Yunanistan’ın birçok yerinde Papaz yahnisi bulamadım. Papaz yahnisi bugün Anadolu’da birçok yerde yapılan, bildiğimiz bir yahnidir. İçine kuzu eti, domates, patlıcan konan ama zeytinyağında önce soğanın öldürülmesi

ethnic habits do not change in 200 years. Thus, it is not a coincidence that there are many similarities between the two cultures. This is the consequence of a historical process. We are very alike, but we resemble one another mostly in their cuisines. In terms of the differences, some renewals were put in to practice in Greece in 1950’s, which they called the “new cuisine” or “new kitchen”. For example, they introduce moussakka, which they borrowed from us, again as moussakka; but it has nothing to do with the moussakka served in our cuisine. They place potato on top of the egg plant, cover it with dough or béchamel sauce and add a layer of cheese on the very top. It becomes something like pastry. But the fact is that when the older generation of Greeks come to İzmir and order moussakka at one of the restaurants in Kemeraltı, they say “this is what real moussakka is”; because elderly Greek people know that the original moussakka is the one cooked here. This is the difference between the two cultures. They made some revisions in that period. Another example is what we call Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

89


İzmir mutfağı Türk mutfağının içinde çok önemli yeri olan çok zengin bir mutfaktır. İzmir cuisine holds an important place in the Turkish cuisine with its rich recipes.

et tadını almak lazım. Ama tabii şimdi eski kuzu eti yok. Kuzu eti kokuyor diyorlar, içine o yüzden kimyonu kekiği dayıyorlar. İzmir mutfağında temel ilke şudur: her şeyin kendi tadında olmasıdır. Ben mesela şimdi balık restoranlarına gidiyorum. Ahtapot getiriyorlar. Ahtapot tadı alamıyorum. Çünkü ona öyle bir tereyağı ve sarımsak karıştırmışlar ki ahtapot tadı gelmiyor. Kalamarı fındık yağında kızartıyorlar. Olmuyor tabii o zaman. Kalamar, zeytinyağında kızartılır. Siz en çok hangi İzmir yemeğini seversiniz? ATİLLA: İzmir’in pek çok yemeğini seviyorum ama zeytinyağlı güveçte pişirilen bir kuru fasulyeyi, taze nane ve taze biberle… Onun tadını hiçbir yerde bulamıyorum. İzmir mutfağını tanımayanlara ne önerirsiniz? ATİLLA: İzmir’e gelenler bir defa Kemeraltı’na gitmeden dönmesinler. Kemeraltı’nda özellikle Hisarönü civarında çok çok iyi geleneksel İzmir lokantaları var. Küçük lokantalar bunlar, esnaf lokantaları. Esnaf lokantalarında pişirilen olağanüstü güzel yemekler var. Tabii onların tadına bakmadan bence bir yere gitmesinler. Türk mutfağı çok zengin bir mutfaktır, İzmir mutfağı Türk mutfağının içinde çok önemli yeri olan çok zengin bir mutfaktır. Bunu akıldan çıkarmamak lazım…

90

ATİLLA: In the first place, margarine is not used in İzmir cuisine. This is a must. I find it ridiculous when people say that they “cook an İzmir meal with margarine”. The basis of İzmir cuisine is olive oil to 80-90%. Butter is used to 10-20%. Olive oil and butter is very important. Another characteristic of İzmir cuisine is that everything is served in its original flavour. The taste and flavour of a meal is not altered by adding great amounts of spice like cumin or thyme.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

“poğaça” (buns with filling). Whether sweet or salty, it is prepared by filling the dough with some kind of ingredient. What they call “poğaça” looks like “Laz böreği” (dessert of milk, vanilla, sugar and butter mixture on layers of pastry) with custard inside. That is, their names are different. On the other hand, there is a kind of “poğaça” called “kuru”, which was once commonly cooked in İzmir with olive oil and different spices. You cannot find it here anymore. But, if you go to one of the Greek islands and ask for a “kuru”, you are introduced lovely spices and different kinds of thyme, sahlep, etc…There are numerous examples like this. For example, I couldn’t find Priest’s Stew in most of the restaurants in Greece. Priest’s stew is a traditional stew cooked today in many regions of Anatolia. It is a dish cooked with lamb meat, tomato and egg plant, but the onions are first sautéed in olive oil in the way a stew or mixed vegetable pot is prepared. You can find Priest’s stew here, but not in Greece. In addition, what we call “imambayıldı” (split aubergines with tomatoes and onions) is served as “imam” in Greece. However, the important thing is that İzmir is a city which the Greek islands in the Aegean Sea have turned away from. İzmir is a big metropolis. Its cuisine is equally rich.

White beans with olive oil What should be observed while cooking İzmir meals?

That is, if you cook meat, you should taste meat. Unfortunately we no longer can find the lamb meat of old times. People complain about the heavy smell of lamb meat and try to suppress it by using lots of cumin or thyme. The fundamental principle of İzmir cuisine is that everything should preserve its own flavour. For example, I go to a fish restaurant and order octopus, but I cannot taste the octopus because of the great amount of butter and garlic used in cooking the dish. They fry calamari in hazelnut oil. And it spoils the taste. Calamari is essentially fried in olive oil. What is your favourite İzmir meal? ATİLLA: I favour several recipes in İzmir cuisine, but my favourite meal is white beans cooked with olive oil in stew pot and served with fresh mint and pepper… No other taste compares to this. What would you recommend to people who are not familiar with İzmir cuisine? ATİLLA: They should not leave İzmir without paying a visit to Kemeraltı. There are very good traditional İzmir restaurants in Kemeraltı, especially in the neighbourhood of Hisarönü. These are small local restaurants (restaurants for shopkeepers and tradesmen) which serve extremely delicious meals. I recommend them not to leave the city without tasting these meals. Turkish cuisine is a very rich cuisine which holds a very significant place in the Turkish cuisine. We should always keep this in mind…


Sağlık Turizmi / Health Tourism

Denizin termalle buluştuğu yer Dikili, denize sıfır ya da çok yakın uzaklıkta termal kaynakların bulunduğu ender yörelerden birisi… Bölgedeki şifalı sular pek çok hastalığa iyi gelirken, doğayla tarihin iç içe bulunduğu Dikili’de her mevsim keyifli bir tatil de yapabilirsiniz.

Where sea meets the thermal Dikili is one of the rare spots where thermal sources are located at the seafront or very close to the sea... While the healing waters of the region provide a cure for several diseases, Dikili offers you a pleasant opportunity for spending your holiday with its natural beauties embedded with the historical fabric.

92

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Asklepeion’da bulunan dünyanın ilk fizik tedavi merkezi ve tedavi amacı ile termal suların kullanıldığı ilk kaplıca olan Allionai’nin Bergama’da bulunması bölgede binlerce yıldır şifa bulunduğunu ortaya koyuyor. Bergama’nın hemen yanı başında bulunan Dikili de, masmavi denizinin yanı sıra termal kaynaklarıyla biliniyor.

Dünyada denize sıfır ya da çok yakın uzaklıkta termal kaynakların bulunduğu ender yörelerden biri olan Dikili’de dört jeotermal havza bulunuyor. Nebiler jeotermal havzasında geleneksel biçimde kullanılan Nebiler Ilıcası var. Bu kaplıca günübirlik hizmet veriyor. Kocaoba (Şamiller) jeotermal havzasında Kocaoba Köyü’nde, dere içinden sıcak su kaynıyor. Ancak bölgedeki yeraltı hareketlerinden dolayı sıcak su kesilme düzeyinde azalmış bulunuyor. Herhangi bir tesis veya kaplıca olarak hizmet veren bir birim bulunmuyor. Bademli Ilıcası adıyla bilinen jeotermal havzada da herhangi bir tesis yok. Kaplıca olarak da hizmet almak ne yazık ki mümkün değil. Çünkü belli bir bölgede denizin içinden sıcak su kaynıyor. Kaynarca (Hanımın Çiftliği) jeotermal havzasında ise Zeytindalı Termal ve Sazgöl Çamur Ilıcası bulunuyor. Çamur ılıcasında açık termal havuz ve kapalı çamur havuzu bulunuyor. Yol, su ve elektrik gibi altyapı hizmetleri olmadığından yalnızca yaz aylarında günübirlik olarak hizmet veriliyor.

Zeytindalı’nda modern tesisler Dikili Kaynarca bölgesi, üç bin yıldır termal çamur üreten bir bölge. Zeytindalı Termal, termal suyun içilerek ve banyo kürü şeklinde kullanılabildiği, ayrıca şifalı çamuru da bulunduran dünyadaki sınırlı sayıdaki bölgelerinden birinin üstünde

Asclepeion which is the first physical treatment centre in the world, and Allionai which is the first hot spring whose thermal waters were used for treatment purposes are located in Bergama. This fact reveals that Bergama has been a centre of healing for thousands of years. The district of Dikili, which is situated right next to Bergama, is famous with its deep blue sea as well as its thermal resources. There are four geothermal basins in Dikili which is one of the rare spots where thermal sources are located at the seafront or very close to the sea. Nebiler geothermal basin includes the Nebiler Hot Springs used in traditional ways. This hot spring serves its visitors on daily basis. In Kocaoba (Şamiller) geothermal basin, the brook in Kocaoba Village boils up with hot waters. However, these hot waters have been reduced to the level of extinction due to the underground movements in the region. There are no facilities in the region serving as a thermal spring centre. The geothermal basin known as Bademli Springs also does not include any facilities. Unfortunately, it is neither possible to find any thermal spring centres; because hot waters boil up in the sea at a certain part of the region. Kaynarca (Hanımın Çiftliği / Lady’s Farm) geothermal basin consists of two facilities, namely Zeytindalı Thermal and Sazgöl Mud Springs. The Mud Springs include an Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

93


Zeytindalı Thermal Hotel offers its guests daily services in Bergama and Dikili with its thermal baths, mini water park and outdoor-indoor thermal pools. The hotel has a capacity of 75 beds and 30 rooms, each of which is equipped with 4-6 meters square thermal pool.

hizmet veriyor. Bitki köklerinin havasız, termal su içinde çürümesinden oluşan çamur, tedavide kullanılıyor. Zeytindalı Termal Tesisi, Bergama ve Dikili bölgesinde termal otel ve günübirlik termal banyolar, mini su parkı ve açıkkapalı termal havuzları ile hizmet veriyor. 30 odalı, 75 yataklı termal otelin, her odasında 4-6 metrekarelik termal havuz bulunuyor. Yörük çadırı restoranında canlı müzik eşliğinde akşam yemeklerinizi yiyebilirsiniz. Yemyeşil ağaçlar içinde, kuş seslerinin yanı sıra tavus kuşu, kaz, tavuk, hindi, horoz, tavşan, kuzu, güvercin, kedi ve köpek gibi evcil hayvanlar arasında doğal bir ortamda sağlık tatili yapabilir, büyük kent stresinden uzaklaşabilirsiniz. Dikili deniz kıyısında, Kaz Dağları nedeniyle nem oranı en düşük, oksijeni en fazla olan, 45 km’lik kumsala sahip bir kıyı kasabası. Eko turizme elverişli doğal bir yapıya sahip… Dikili ve Çandarlı’ya, ülkenin dört bir tarafından, çeşitli solunum rahatsızlıkları bulunan hastalar yönlendiriliyor. Bölge doğal bir sanatoryum gibi hizmet veriyor.

Doğa harikası Dikili sadece termal kaynaklarıyla değil sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel değerleriyle de görülmesi gereken bir

outdoor thermal pool and an indoor mud pool. Since the region is not equipped with the necessary infrastructure, such as roads, water and electricity, it gives service on daily basis only during the summer season.

Modern facilities in Zeytindalı Kaynarca region in Dikili has been producing thermal mud for three thousand years. Zeytindalı Thermal gives service in one of the rare regions in the world, where thermal waters can be used both as drinking water and bathing cure, and which offers cure also with its healing mud. This special mud, which is formed by the decaying of plant roots in airless thermal waters, is used for treatment purposes.

You can have your dinner at the Yoruk tent restaurant listening to live music. You can get away from the stress of city life and spend a pleasant holiday time in a healthy environment surrounded by verdant trees, singing birds and domestic animals like peacocks, geese, chickens, turkeys, roosters, rabbits, lambs, pigeons, cats and dogs. Dikili is a coastal town with a beautiful beach stretching out for 45 km and with the highest level of oxygen and low rate of humidity owing to the Kaz Mountains overlooking the town. The natural structure of Dikili is very suitable for eco-tourism... Dikili and Çandarlı attract patients from all around the world with various respiratory disorders. The region gives service as a big natural sanatorium.

Nature’s wonder Dikili is a place to be seen not only for its thermal resources, but also for its natural, historical and cultural values. While benefiting from the healing waters of the region, you will also not understand how quickly time passes during the excursions. Kocaoba Village where world famous Yağcıbedir carpets are weaved, Kıroba yoruk villages, Karagöl which is a crater lake, Nebiler Waterfalls, and the nature’s wonder Nebiler Cave with stalactites and stalagmites are located in this region. Besides Allionai and Cleopatra Beauty Springs, Asclepeion which is the first mental and physical treatment hospital in the world with its three thousand years of history is also located in Bergama in the Northern Aegean Region. Kaynarca region and Zeytindalı Thermal Facilities are only 20 km away from these historical places.

94

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


yer. Şifalı sulardan yararlanırken çevre gezileriyle zamanınızın nasıl geçtiğini de anlamayacaksınız. Dünyaca ünlü Yağcıbedir halılarının dokunduğu Kocaoba, Kıroba yörük köyleri, bir krater gölü olan Karagöl, Nebiler Şelalesi ve sarkıt-dikitleri ile bir doğa harikası olan Nebiler Mağarası bu bölgede bulunuyor. Allionai’nin yanı sıra üç bin yıllık tarihi ile dünyanın ilk akıl ve fizik tedavi hastanesi olan Asklepeion ve Kleopatra Güzellik Ilıcası da Kuzey Ege’de Bergama’dadır. Kaynarca bölgesi ve Zeytindalı Termal Tesisleri tüm bu tarihi yerlere 20 km. uzaklıktadır.

Evler bile termal turizme hazır Dikili’de yaklaşık 20 bin yazlık ev (apart) termal turizme kazandırılmaya hazır durumda. Küçük değişikliklerle kısa sürede termal-sağlık turizminin hizmetine sokulabilecek yaklaşık 40 bin ile 80 bin yatak potansiyeli var. Böylece yılda birkaç ay kullanılan ikinci konutlar, ülke ekonomisine kazandırılmış olacağı gibi büyük bir istihdam talebi yaratılabilir. Termal sağlık merkezinin bu ikinci konutlarda kalan turistler tarafından günü birlik kullanılması sağlanarak

işletmenin geliri ve dolayısıyla yatak sayısı arttırılmış olacak.

Even the houses are ready for thermal tourism

Hollanda’dan sonra, dünyanın en büyük kapalı sera işletmesi de Dikili’de bulunuyor. Her geçen gün bu seraların sayısı ve kapalı alanları artıyor. 365 gün ortalamasında günlük olarak Türkiye’de güneşten en fazla yararlanılan bölgenin Dikili olduğu söyleniyor. Seracılık Antalya ve Akdeniz bölgesinde başladığı için Akdeniz Bölgesi’nde güneşten daha fazla yararlanıldığı yanlış olarak biliniyor.

Approximately 20 thousand summer houses in Dikili are ready to serve for thermal tourism. There is a potential of 40 to 80 thousand beds which may be put to service for thermal-health tourism in a short time with small alterations. In this way, the secondary housings used only for a few months a year will contribute to the national economy and may create a considerable demand for employment. The income and therefore the bed capacity of the thermal health centre will be increased by the daily use of this centre by the tourists staying in these secondary housings.

Sosyal güvenlik desteği Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur güvencesi olanlar, herhangi bir devlet hastanesinden fizik tedavi hekiminin önerisi ve Sağlık Kurulu Raporu ile Zeytindalı Termal Tesisleri’nden yararlanarak, fatura bedelini ait olduğu Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilgili mevzuatına uygun olarak geri alabiliyorlar.

Social insurance support People who receive social insurance services from State Retirement fund, SSK (Social Insurance Institution) or Bağ-kur (Pension fund for self-employed) funds may benefit from Zeytindalı Thermal Facility upon the recommendation of a physician or with a Health Council Report from any state hospital, and get a full refund of the invoice amount in accordance with the relevant legislation of the Social Insurance Institution which they are affiliated with.

After the Netherlands, Dikili has the biggest closed greenhouse establishment in the world. The number of these greenhouses and the closed sections are gradually increasing with each passing day. It is reported that Dikili benefits from sunlight to the most extent in Turkey on a daily basis of 365 days average. Since greenhouse cultivation has started in Antalya and the Mediterranean region, people has the wrong information that the Mediterranean Region benefits from sunlight more than other regions. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

95


Nelere iyi geliyor?

What is it good for?

Su içi egzersiz ve banyo uygulaması:

Water exercises and bathing applications:

Romatizmal ve kireçlenme rahatsızlıkları Kronik bel ağrıları Güneş yanıkları, her türlü yara ve kaşıntı Trafik, spor ve benzeri kazalardaki yaralanmalardan dolayı oluşan hastalıklar

Rheumatic and arthritis diseases Chronic low back pains Sunburns, all kinds of wounds and itches Diseased induced by injuries in traffic, sports and similar accidents

İçilerek:

Drinking:

Astım, kronik bronşit ve akciğer rahatsızlıkları Farklı kabızlık tipleri Safra ve pankreas rahatsızlıkları Safra yolları diskinezileri Zayıflama tedavisi Şeker hastalıkları tedavisi Böbrek taşı ve prostat hastalıkları İdrar yolları enfeksiyonlarının destekleyici tedavisi Hamilelikte ve yetişkinlerde florür eksikliği tedavisi Çocuklar ve gençlerde diş çürüklerinin önlenmesi (0-7 yaş arası çocukların bu suyu içmemeleri koşuluyla) Raşitizm ve kemik erimeleri Osteoporoz tedavisi Kalp, damar sertliği ve tansiyon rahatsızlıkları Kalsiyum, florür, sülfat, sodyum bikarbonat eksiklikleri giderilerek tedavi amacıyla

Asthma, chronic bronchitis and lung diseases Different types of constipation Bile and pancreas disorders Biliary tract dyskinesias Weight-reducing treatment Diabetes treatment Kidney stone and prostate diseases Supportive treatment of urinary tract infections Fluoride deficiency treatment in pregnant women and adults Preventing tooth decay in children and adolescents (provided that children between 0-7 years of age do not drink from this water) Rachitism and osteolysis Osteoporosis treatment Heart diseases, atherosclerosis and blood pressure disorders Treatment of calcium, fluoride, sulphate, sodium bicarbonate deficiencies

Ayrıca termal sular: Ağrıları azaltır, kasları gevşetir, yorgunluğu giderir. Ruhsal gerginliği azaltır. Cildi yumuşatır ve dinçleştirir. Cildi güneş ışınlarına karşı daha duyarlı hale getirir.

96

Thermal waters also: Reduce pains, relaxes muscles and remove fatigue. Reduce psychological tension. Soften and refresh the skin. Sensitize the skin against sun rays.

Nasıl gidilir?

How to go?

Kaynarca bölgesi İzmir Adnan Menderes Havaalanı’na 120 km, Edremit Havaalanı’na 60 km, Yunanistan’ın Midilli Adası Havaalanı’na 18 deniz mili (Nisan – Ekim aylarında Midilli-Dikili arasında her gün düzenli feribot seferi var), Bergama’ya 20 km, Selçuk-Efes ve Çanakkale Truva’ya 180 km, İzmir Alsancak Limanı’na 110 km, Dikili Limanı’na 8 km, Ayvalık Limanı’na 40 km uzaklıkta bulunuyor.

Kaynarca region is located at a distance of 120 km to İzmir Adnan Menderes Airport, 60 km to Edremit Airport, 18 sea miles to the Lesbos Island Airport of Greece (regular ferry trips are launched between Lesbos Island and Dikili everyday between April and October), 20 km to Bergama, 180 km to Selcuk-Ephesus, Çanakkale and Troy, 110 km to İzmir Alsancak Port, 8 km to Dikili Port and 40 km to Ayvalık Port.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Kültür - Sanat / Culture - Art

Taşları mücevhere dönüştürüyor Kızlarağası Hanı’nın mistik ortamında küçücük bir atölyede, internetten öğrendiği taş işlemeciliği ile “Dünya Birinciliği” unvanını kazanan bir yaratıcı Gülay Atıcı Ertan. Sabırla işlediği doğal taşlarla bir tür satranç oynuyor…

Turns stones into jewels In the mystic atmosphere of a small workshop in Kızlarağası Inn, Gülay Atıcı Ertan, who was granted the world championship award with her stone work that she mastered by leaning from the internet, plays a game of chess with the natural stones and patiently works into jewels…

98

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Selçuk Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı mezunu olan Ertan’ın 2000 yılında hobi olarak başlayan taşlarla yolculuğu daha sonra mesleğine dönüşmüş. Bu keyifli yolculuğu şöyle anlatıyor: “Taşlarla 2000 yılında hobi olarak ilgilenmeye başladım. O dönemlerde mineral koleksiyonu yapıyordum. Daha sonra bu taşların mücevhere nasıl dönüştüğü, nasıl kesildiklerini araştırmaya başladım. Ne yazık ki bu konuyla ilgili Türkçe kaynak bulmak zor… Bu nedenle araştırmalarımı internet üzerindeki yabancı kaynaklardan yürüttüm. İlerleyen dönemlerde de dünyanın en iyi kesimcileriyle yazışmaya başladım. Onlar, bu işin nasıl yapılacağını bana öğrettiler. En son aşamada da 2002 yılında Amerika’dan bu iş için tasarlanmış en iyi makineyi alarak çalışmaya başladım.” Atölyesinde “Meet point faceting” tekniği ile uniqe ve butik taşlar kesen Gülay Atıcı Ertan, Türkiye’de bu teknik ile taş kesen ilk kişi olma unvanını taşıyor. Uniqe ve butik, kesilen taşın tek olması ve başka hiçbir yerde bulunmaması anlamına geliyor. “Çünkü piyasada var olan mücevher taşlarındaki kesim tekniği maksimum ağırlığı elde etmek üzere kesilmiş taşlardır. Dolayısıyla yüzeyleri rastgele yüzeylerdir. O yüzden de desenler standarttır. Desenin ötesine çıkmazlar.” diyor Gülay Hanım. Tekniği de kısaca “Desendeki her bir noktanın üstündeki, altındaki, sağındaki, solundaki ile nokta olarak kavuşması esası” olarak tanımlayan Ertan, işçiliğin önemine dikkat çekiyor: “ Meet point faceting tekniği, taşta nokta

birleştirerek yüzey oluşturmak demek. Dolayısıyla uzun bir işçilik gerektirir. Hammadde kaybını göze almanız gerekir. Ayrıca taşların her birinin kritik açıları var. Bu taşların her birinin kritik açısına uygun açılarla kesilmesi gerekir. Dolayısıyla matematiksel bir işlem de gerektirir aynı zamanda.” Ertan’ın anlattıklarından, yaptığı işin her aşamasının ciddi bir emek istediğini görebiliyorsunuz. Her taşın ayrı bir sertlik derecesi olduğundan söz ediyor ve ekliyor: “Taşların mücevhere dönüşebilmeleri için sertlik dereceleri önemlidir. En sert taş, elmastır örneğin. 10’dur elmasın sertliği. Ayrıca her bir taşın farklı kesim tekniği var. Yumuşak taşlar bazen daha zor kesilir. Ama benim işleme kriterlerimde en önemlisi, şeffaf olmasıdır. Çünkü maksimum yansımayı sağlamak benim kesimdeki hedefim, amacım. Dolayısıyla sadece şeffaf taş çalışırım. Ben elmas kesmiyorum ama 9 sertliğe kadar renkli taş kesiyorum. Elmas kesimciliği başka bir iştir.” Her bir taşı, sabırla işliyor Ertan. En basit bir taşın en az sekiz saatte çıktığını anlatıyor ve bu işlemin taşına göre bir aya da çıkabileceğini ekliyor sözlerine. Gülay Hanım’a göre aslında taşlarla oynanan bir oyun bu:

Taş işlemenin inceliklerini internet üzerinden dünyanın en iyi kesimcileriyle yazışarak öğrendim. I learned the particulars of stone work through e-mail correspondence with the best stone cutters in the world.

İzmir’deki Kemeraltı Çarşısı’nda Kızlarağası Hanı içinde minik bir atölye. Kapıdan içeri girdiğimde göz göze geldiğim, yüzlerce taş arasında, samimi bir gülümsemeydi karşılayan beni. Gülay Atıcı Ertan, 2006 Nisan ayında açtığı Nehir Taş Takı Atölyesi’nde Türkiye’de ilk ve tek olarak kendisinin uyguladığı “Meet point faceting” tekniği ile doğal taş işlemeciliği yapıyor.

There is a small workshop inside Kızlarağası Inn in Kemeraltı Bazaar. When I stepped into the workshop, I was welcomed by a sincere smile among hundreds of stones. Gülay Atıcı Ertan works natural stones with the “meet point faceting” technique, which she has used for the first time in Turkey, in her “Nehir Stone Jewellery Workshop” she opened in April 2006. Ertan graduated from the Department of Russian Language and Literature at Selçuk University, and her interest in stones which started as a hobby in 2000 eventually became her job. She tells her journey as follows: “My interest in stones started in 2000 as a hobby. At that time I was collecting minerals. Later I began to explore how these stones are cut into jewels and ornaments. Unfortunately it is not easy to find Turkish sources on this subject. Therefore, I began to dig up the foreign sources on the internet. Later, I got in touch with the best cutters in the world and built an e-mail correspondence. They taught me the particulars of this craftwork. In the final stage, I pursued my works using the best machine designed for this work which I purchased from the United States.” Gülay Atıcı Ertan cuts unique and boutique stones in her workshop using “meet point faceting” technique, and she is the Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

99


From what Ertan tells, it is obvious that stone cutting demands a serious effort in every stage. She also mentions that every stone has a different degree of hardness:

“Yani ben öyle bir oyun oynuyorum. Taşla oynadığımız satranç. Bir hamleyi o yapıyor, bir hamleyi siz yapıyorsunuz. Sonuçta bitmek isteyen bir taş bitiyor. Ben kabataslak üç tane yüzeyi oluşturup, yüzeye oturur da diyebilirim. Ve böylece seri de çalışmış olurum en azından. En basit ihtimalle saatte bir taş kesebilirim. Ama ben onu yapmıyorum. Ben en iyisini yapmaya çalışıyorum ve en iyisini yapıyorum.”

Bu sevimli atölyenin havasını soluduğunuzda ve baktığınızda her bir taştaki ince işçiliğe ne kadar sabır gerektiğini hissetmemek elde değil. Yine de soruyorum “Herkes yapabilir mi bu işi?” diye. Gülay Hanım tüm samimiyetiyle “İsteyen herkes yapabilir” diyor sabırlı olmanın önemine vurgu yaparak: “Bu isteyen herkesin yapabileceği bir iş, eğer kendilerinde çok sabır olduğunu hissediyorlarsa. Mesela 15 gün bir taş için uğraşıp onu sonuçlandıramama riskini de göze alıyorlarsa bu yapılabilir bir şey elbette. Yani her aşamada taşı kaybetme riskiniz var. Taşı kaybettiğinizde de hammaddeniz, dolayısıyla ona ayırdığınız ekstra bir bütçe kayboluyor.

Bu bir oyun, satranç… Bir hamleyi o yapıyor, bir hamleyi siz yapıyorsunuz. Sonuçta bitmek isteyen bir taş bitiyor. This is a game, a chess game…The stone makes a move and then you make yours. If a stone wants to be finished, it eventually does.

first to apply this stone cutting technique in Turkey. Unique and boutique means that a particular stone work is unique and cannot be found elsewhere in the world. “The cutting technique used in jewellery stones in the market is applied to achieve the maximum weight. That is why they have sloppy surfaces, and their patterns are standard. They do not go beyond the pattern” says Ertan, and defines the technique briefly as “the meeting of each point on and under the pattern as well as the points on the left and right with other points”. She also draws attention to the significance of workmanship: “Meet point faceting technique means forming a surface by combining the points in a stone. Thus, it requires a long and detailed process of workmanship. You should take the risk of raw material loss. Moreover, every stone has critical angles. Each stone should be cut in accordance with its critical angle. Therefore, it also requires a mathematical process.”

100

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Sabırlı olmak şart

“Hardness degrees should be paid special attention to turn stones into jewellery. Diamond is the hardest stone, for example, with a hardness degree of 10. Also, a different cutting technique should be applied for every stone. It is sometimes more difficult to cut soft stones. But, transparency is the most important criterion for me; because my objective in cutting is to provide the maximum reflection. Thus, I work only on transparent stones. I do not cut diamond, but I do cut coloured stones with hardness degrees up to 9. Diamond cutting is totally a different case.” She works each stone with great patience. She says that a simple stone is completed in at least eight hours, and this process may extend to a month depending on the type of stone. According to Ertan, this is a game played with stones: “I am playing a game of chess with stones. The stone makes a move and then you make yours. If a stone wants to be finished, it eventually does. I can roughly cut three surfaces and form at least a series. In the simplest case, I can cut a stone in an hour. But I do not do this. I try to do the best and I do.”

Patience is a prerequisite When you breathe the air in this cosy workshop and see the detailed work applied in every stone, it is impossible not to realize that patience is a prerequisite in this practice. I nevertheless ask her whether anybody can do this work. Ertan answers my question with all her sincerity saying that “any willing person can do it” and puts a special emphasis on being patient: “Anybody can do this work as long as they can be patient enough. For example, if they can face up the challenge of working on


Dünya birincisi

Sabır ve emeğin ortaya çıkardığı sonucun en önemli göstergesi Gülay Hanım’ın yaratıları… Her bir taşı işledikten sonra duyduğu mutluluğu sözcüklere dökerek anlatmaya çalışıyor. Aldığı hazla işlediği taşların ona hediyesi de yurtdışında üyesi olduğu United States Faceters Guild’den (Amerikan Taş Kesimciler Derneği) aldığı ödüller olmuş. Alanında Türkiye’de tek olsa da bu işi başkalarına da öğretmek istiyor:

United States Faceters Guild (USFG) 2008 Tek Taş Faset Yarışması Pre-Master Kategorisinde Dünya Birinciliği USFG 2007 Tek Taş Faset Kesim Yarışması Novice Kategorisinde Dünya Altıncılığı Harmony Akademi ve İzmir Kuyumcular Odası’nın ortaklaşa düzenlediği ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nin bilimsel destek verdiği Renkli Taş Uzmanlığı Sertifika Programı 2007 yılı Birinciliği

“Çünkü bilginin paylaşılması gerekiyor. Sonuçta ben birileri bana öğrettiği için buradayım. Çok isteyen ve hevesli biri olursa seve seve öğretirim. İstemeyen biri için tam bir Çin işkencesi olur onu buraya oturtmak.” Uzun bir işçilik sürecinin ardından yaratılan taşları ve aldığı ödülleri paylaşıyor benimle keyifli sohbetin bitiminde ve son olarak şunları ekliyor: “Amacım doğal değerli taş cenneti olan bu güzel memleketimizde var olan potansiyeli her tür lapideri tekniği ile değerlendirmek, ulusal ve uluslararası piyasaya kabul ettirmek.”

www.fasetkesim.com

World championship United States Faceters Guild (USFG) 2008, Single Stone Facet Competition, World Championship in the Pre-Master Category USFG 2007 Single Stone Facet Competition, 6th Price in Novice Category Coloured Stone Expertise Certificate Programme 2007, co-organized by Harmony Academy and İzmir Chamber of Jewellers and supported in science by Dokuz Eylül University, 1st Price.

a stone for 15 days, they can do it by all means. Namely, you always have the risk of losing the stone at every stage. When you lose a stone, you lose your raw material and therefore the extra budget you have reserved for that raw material. Each raw stone has a certain cost. When you lose it, you also lose the cost.” Ertan’s creations are the most important indicators of the outcome of patience and effort… She tries to put into words the joy she feels after working each stone. The stones she has worked with enthusiasm have been

Çok isteyen ve hevesli biri olursa seve seve öğretirim. İstemeyen biri için tam bir Çin işkencesi olur onu buraya oturtmak. I can gladly teach it to a willing and enthusiastic person. This work can become a Chinese torture for an unwilling person.

Kestiğiniz ham taşın size bir maliyeti var. Kaybettiğiniz zaman maliyetiniz de kayboluyor.”

rewarded by the awards she received from the United States Faceters Guild, of which she is a member. Although she is the one and only person practising this technique in Turkey, she is willing to teach it to others: “Because knowledge should be shared. After all, I can practice this handicraft now, because I learned it from other people. I can gladly teach it to a willing and enthusiastic person. This work can become a Chinese torture for an unwilling person.” At the end of our conversation, she shares with me the stones she has created after a long process of workmanship and the awards she has received for her creations, and adds the following as a final word: “My aim is to make use of the potential in our country which is a paradise of natural stones by using all kinds of lapidary techniques, and introduce this potential in the national and international market.”

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

101


Mimari / Architecture

150 yıldır uzakları yakın kılıyor

ALSANCAK GARI

Kim bilir ne kavuşmalara, ne ayrılmalara sahne oldu, kimlerin sevinç gözyaşları hüzne karıştı? Bir süredir Aliağa-Menderes hattı inşaatı nedeniyle sessiz kalsa da, durmadan çalışan saatiyle yeniden yolcularına kavuşacağı günü bekliyor sabırsızlıkla…

It brings far away places closer for 150 years

ALSANCAK RAILWAY STATION Who knows what unions and separations it witnessed, whose tears melted into sorrows on its platforms? Although it has fallen into silence due to the construction studies carried out on Aliağa-Menderes line, its clock working without interruption reveals its urge to welcome its passengers again…

102

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Kas覺m - Aral覺k / November - December 2009 襤ZM襤R

103


Prof. ETİ AKYÜZ LEVİ Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Dokuz Eylül University, Head of the Architecture Department, Faculty of Architecture

19. yüzyıl İzmir’inin gelişimini belirleyen en önemli imar çalışmalarından olan demiryollarının yapımı, yalnızca kent için değil, İmparatorluk için de bir ilk olması açısından büyük önem taşımaktadır. İzmir – Aydın ve İzmir – Kasaba (Turgutlu) Demiryolları, Osmanlı İmparatorluğu’nun ulaşım ağı açısından öneminin yanı sıra, ülkenin yaşamı, ticari ilişkileri bağlamında da, oldukça etkili olmuştur. Kentin arka bölgesindeki tarımsal ürün, demiryolu ağıyla bölgenin merkezi konumundaki İzmir kentine ulaştırılmış, oradan limana ve denizyoluyla denizaşırı ülkelere iletilebilmiştir. İngiliz şirketince gerçekleştirilen, 1856 yılında sözleşmesi imzalanan ve 1860’da hizmete giren, İzmir-Aydın Demiryolu hattının başlangıcı Alsancak Garı’dır. Alsancak Garı, adını aldığı semtte, eski adıyla Punta’da, Talatpaşa Bulvarı, Şair Eşref Bulvarı ve Ziya Gökalp Bulvarı’nın nihayetinde, liman yakınında konumlanmıştır. Bir cephesi ile Atatürk Caddesi, diğer cephesi ile de Liman

Caddesi ile sınırlanmıştır. Yapının yakın çevresinde, İngiliz Konsolosluğu, St. John Kilisesi, geçmişte İngiliz Hastanesi olarak kullanılmış olan Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi olarak işlev gören yapı yer almaktadır. Karşısındaki, geçmişte demiryolu çalışanlarına ait lojmanlar olarak kullanılmış evler, günümüzde Demiryolları Müzesi, anaokulu, Kent Kütüphanesi gibi ikincil işlevlerle değerlendirilmektedir. Yapının karşısında konumlanan diğer yapılar

Construction of railways, which is one of the most important reconstruction studies determining the development of İzmir in the 19th century, has great significance in terms of being a first not only for the city of İzmir, but also for the Ottoman Empire. İzmir-Aydın and İzmir-Kasaba (Turgutlu) Railways held a significant place in the transportation network of the Ottoman Empire and became very effective on the Empire’s social life and commercial relationships. Agricultural products produced in the backlands of the city were transported by railway network to İzmir, which occupied a central position in the region, and these products were then transferred to the port to be sent to overseas countries. Alsancak Railway Station is the starting point of İzmir-Aydın Railway, which was constructed by an English company upon the agreement signed in 1856 and which was put into service in 1860. Alsancak Railway Station is situated close to the port and at the end of Talatpaşa Boulevard, Şair Eşref Boulevard and Ziya Gökalp Boulevard in the district, which gave its name to the station (Punta). One of its facades overlooks Atatürk Street and the other one faces Liman Street. The building

104

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


ise, TCDD 3. Bölge Sağlık Müdürlüğü ve PTT’dir. TCDD 3. Bölge Müdürlüğü’nün yanında ise, İzmir’in ilk Saat Kulesi yer almaktadır.

Çarpıcı süslemeler Lineer plan kurgusu yansıtan simetrik cepheli yapı, Atatürk Caddesi ve Liman Caddesi’yle bağlantılandırılmıştır. Ana giriş niteliğindeki batı cephesinde, giriş holünün yanlarında idari mekânlar bulunmakta, holden camlı çift kanatlı ahşap kapı ile bekleme salonuna geçilmektedir. Tavan yüksekliği, vitraylı pencereleri, plasterleri, bitkisel motifler içeren sütun başlıkları ile çarpıcı bir nitelikteki bu mekânın batı bölümünde bilet satış gişeleri de yer almaktadır. Bekleme Salonu’nun yanal yüzeyleri, çift plaster ve sütun başlıkları ile alt katta bir yönde üç, diğer yönde beş eşit parçaya bölümlendirilmiştir. Bu bölümlerin her birinin içinde üstü beşik kemerli, yere kadar inen niş yer alır. Kuzey ve güney cephelerindeki üç bölümün orta açıklıkları, her iki yönde de çift kanatlı ahşap kapılar içermekte olup, bunlar günümüzde işlevsizdir. İkinci kat seviyesinde ise söz konusu nişleri ortalayan vitraylı, dikey dikdörtgen formlu pencereler bulunmaktadır. Batı ve doğu cephelerinde, ortada

yarım daire formlu, vitraylı bir açıklık ile yanlarında birer vitraylı dikdörtgen pencere yer almaktadır. Mekânın batı bölümünde duvar yüzeyinin iki ucunda birer kapı, orta bölümlerde gişeler, doğu bölümünde ise yanlarda birer kemerli bölüm, ortada geniş bir açıklıkla bağlantılı peronlara geçiş bölümü vardır. Bu mekânın yanlarında da birer oda bulunmaktadır. Buradan kemerli üç açıklıkla peronlar bölümüne geçilmektedir. Kapılar, ahşap, çift kanatlı olup, üstü camdır. Taşıyıcı ayak ve kemerlerle şiirsel bir ifade, ritmik bir anlam katılan peronlar bölümünde üst örtüyü oluşturan çelik çatı makasları çarpıcıdır. Üçgen formlu çelik çatı makasının orta kısmındaki cam kaplı bölümler, mekânın aydınlanmasına katkı sağlamaktadır. Taş ve tuğla sıraları ile oluşturulmuş taşıyıcı ayakların bazıları sıvalıdır. Peronların diğer yola bağlantısında ikisi özdeş, biri daha geniş üç açıklık yer alır. Bunlardan ortadaki kapı niteliğindedir. Yapının doğu cephesini oluşturan, peronların olduğu kısma bakan cephede, ritmik düzendeki kemerler ve içlerinde yer alan kapı veya pencere niteliğindeki kemerli açıklıkların bazıları özgün durumda iken, bir kısmı değişmiştir. Pencerelerin bazılarında özgün metal lokmalı parmaklık yer alır.

is surrounded by the British Consulate, St. John Church and Anadolu Hotel Management and Tourism Vocational High School, which was formerly used as the English Hospital. The houses located across the station, which were previously used as lodgings for railway workers, are currently used for different functions, such as the Railway Museum, Kindergarden and City Library. Other structures situated across the station include the 3rd Area Board of TCDD (State Railways of the Republic of Turkey) and PTT (Postal Telegraph and Telephone) buildings. Next to the 3rd Area Board of TCDD stands the first Clock Tower of İzmir.

Striking decorations The building with a symmetric facade reflecting the linear construction plan is linked to Atatürk Street and Liman Street. The western front, which functions as the main entrance, includes the administrative rooms next to the entrance hall, and the wooden double-leaf door leads to the waiting room through the hall. Ticket offices are situated on the western part of the building, which has a striking appearance with its high ceiling, stained-glass windows, plasters and column heads adorned with plant motifs. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

105


Uzakları yakın kılan, ayrıları buluşturan, yerel ve evrensel kimliğin birlikteliğini yansıtan gar yapıları kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak, önemli tarihsel odaklardandır.

Railway stations, which brings far away places closer, unites people and reflects the unison of local and universal identity, are indispensible elements of a city’s identity and significant focal points in history.

106

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Cephe özellikleri Ana giriş cephesinde kütle iki yanda çıkıntı oluşturacak tarzda düzenlenmiş, gar girişi vurgulanmıştır. Yapının Atatürk Caddesi’ne bakan batı cephesi, güneyde TCDD 3. Bölge Müdürlüğü’nü, kuzeyde Devlet Demiryolları Hastanesi’ni içermektedir. Güneybatıdaki idari bölümler iki katlı olup, cephe kurgusunda ortada giriş, yanlarda birer pencere yer alır. Pencereler ikiz pencere düzenindedir. Üst kat da, aynı düzeni izlemekte, kapı üstünde ikiz pencere yer almaktadır. Cephe beyaz kesme taş olup, taş söveler bej-sarı renklidir. Alt katta pencere altına kadar olan bölüm, yeşil renkli taş duvardır. Pencereler giyotin doğramalıdır. Garın Atatürk Caddesi cephesi, önde tek katlı olup, arkada yükselen bekleme salonu kütlesi, vitrayları ile çarpıcıdır. Simetrik düzendeki batı cephesinde iki yanda ikişer pencere, yanında giriş nişleri, ortada üç pencere yer almaktadır. Pencereler özdeş, kemerli, taş söveli, metal parmaklıklı ve Venedik panjuru ahşap kanatlıdır. Kapı açıklıklarının da, üstü kemerli olup, genişlik ve yükseklikleri pencerelerden fazladır. Kapılardan biri günümüzde bankamatik nişi olarak kullanılmaktadır.

Lateral surfaces of the waiting hall downstairs are divided into three equal sections on one side and five equal sections on the other side by double plasters and column heads at ground floor. Each of these sections includes a niche with a barrel vault reaching down to the floor. There are wooden double-leaf doors at both sides of the central openings of the three sections in northern and southern facades. These wooden doors are dysfunctional today. In the second floor level, there are stained-glass windows in vertical rectangular form which centre the above mentioned niches. In the western and eastern facades, there is a semi-circular space in the middle with stained-glasses and a rectangular stainedglass window on each side. There is a door on

each end of the wall surfaces in the western section, ticket offices in the middle section, a vaulted division on each side of the eastern section, and a wide passageway in the central section leading to the linked platforms. This section, which includes a room on each side, leads to the platforms through three vaulted openings. The wooden double-leaf doors are designed as glazed on the upper part. Load-bearing pillars and vaults add a poetic expression to the building, and the platforms are given a rhythmic meaning by the striking steel roof trusses forming the upper cover. The glass-covered divisions in the middle section of the steel roof truss with a triangular form contribute to the lightening of the interior space. Some of the load-bearing pillars, which are formed with stone and brick rows, are plastered. In the section where the platforms are connected to the other street, there are three openings – two of them are identical and the other one is wider. The opening in the middle functions as the entrance. In the eastern facade which faces the platforms, the rhythmic vaults and some of the vaulted openings functioning as doors or windows have been preserved in their original form, while some of them have been changed in the course of time. Some windows have authentic balusters with metal sockets.

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

107


Güneybatıdaki kapı, ahşap çift kanatlı olup, üstünde camlı sabit bölüm bulunmaktadır. Cephenin üst kısmında taş bir parapet dönmektedir. Yapı cephesini üstte çepeçevre dolanan parapetin yatay etkisi güneybatıda, ( Bölge Müdürlüğü) cephenin masifliğini üste taşır tarzda sövelerde kullanılan farklı renk ve nitelikteki taşla bölümlendirilmekte, orta bölüm ve kuzeybatıda ise ( Gar ve Hastane ), yer yer metal parmaklıkla bütünselliği parçalanmaktadır. Liman Caddesi’ne bakan kuzey cephesi de simetrik olup, iki uçta birer pencere, yanlarında birer kapı, ortada dört pencere açıklığı vardır. Açıklıkların üstü kemerlidir. Cephe üstü orta kısma doğru yükselerek eğrisel bir hat oluşturmakta, orta bölümde saat yer almaktadır. Cephe sıvalı olup; kapılar, ahşap çift kanatlı ve metal parmaklıklıdır. Yapı yanındaki ek binada benzer motiflerle uyum sağlama çabası güdülmüştür. Sonuç olarak, uzakları yakın kılan, ayrıları buluşturan, yerel ve evrensel kimliğin birlikteliğini yansıtan gar yapıları kent kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak, önemli tarihsel odaklardandır. Alsancak Garı da, bu bağlamda bir örnek oluşturmaktadır.

Facade characteristics The building block in the main entrance was arranged to form a jetty on both sides, and station entrance was emphasized. The western facade of the building facing Atatürk Street is surrounded by the 3rd Area Board of TCDD (State Railways of the Republic of Turkey) in the south and the State Railways Hospital in the north. Administrative sections in the southwest are two-storied, and facade construction includes an entrance in the middle and a window on each side. Windows are arranged in the form of twin windows. The same design is used in the second storey which displays a twin window on the door. The facade is made of white ashlar stone, and stone frames are beige-yellow in color. The section from top to the window bottom in the ground floor is made of green stone walls. The windows are in type of guillotine. The facade facing Atatürk Street is onestoried in the front and the waiting hall rises at the back with its remarkable stained-glasses. There are two windows on each side of the symmetric western facade with entrance niches next to it and three windows in the middle. The windows are identical, vaulted, stone-framed and with metal balusters, and have wooden Venetian shutters. Door openings are also vaulted at the top and they are wider

and higher than the windows. One of the doors is currently used as a niche for the cash-dispenser. The wooden door in the southwest is double-winged and has a fixed glass section on the top. There is a spiral stone parapet in the upper section of the facade. The horizontal effect of the spiral parapet circling the upper section of the facade is divided in the southwest by stones of different colors and qualities used in the frames which uplift the massive body of the facade (Regional Directorate), and its wholistic effect is fragmented by metal balusters at some points in the middle and northwestern section (Railway Station and Hospital). The northern facade overlooking Liman Street is symmetrical with one window on each end, a door on each side and four window openings in the middle. These openings are vaulted at the top. The upper section of the facade rises in the middle and forms a curve, and the clock is displayed in the middle section. The facade is plastered and the doors have wooden double wings and metal balusters. The additional building next to the main structure is decorated with similar motifs to establish harmony. Consequently, railway stations, which brings far away places closer, unites people and reflects the unison of local and universal identity, are indispensible elements of a city’s identity and significant focal points in history. In this respect, Alsancak Railway Station constitutes a significant example.

108

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Güncel / Actual

Travel Turkey kapılarını açıyor

Travel Turkey opens its doors

Türkiye’nin tek “incoming fuarı” turizm fuarı Travel Turkey İzmir’in bu yılki partner ülkesi Kazakistan, partner ili Denizli olacak.

Travel Turkey İzmir is the only “incoming fair” among tourism fairs in Turkey, and this year’s partner country will be Kazakhstan and partner city will be Denizli.

İZFAŞ, HANNOVER MESSE INTERNATIONAL ve TÜRSAB’ın birlikte gerçekleştirdiği ve Türkiye’nin tek “incoming fuarı” Travel Turkey İzmir, 2010 turizm sezonunun başladığı yer olacak.

Turkey’s first “incoming fair” Travel Turkey İzmir co-organized by İZFAŞ, HANNOVER MESSE INTERNATIONAL and TÜRSAB will be the place where 2010 tourism season will start.

Turizm sektörüne yeni lokasyonlar kazandırmak ve ülke tanıtımına katkıda bulunmak için yola çıkan Travel Turkey İzmir, temel amacına bir adım daha yaklaşırken, 10-13 Aralık 2009 tarihleri arasında Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nda düzenlenecek fuarın partner ili Denizli, partner ülkesi ise Kazakistan olarak belirlendi.

Travel Turkey İzmir, which was initiated to provide the tourism sector with new locations and contribute to the promotion of our country, is one step closer to its objective. The fair will be held between 10-13 December 2009 in the International İzmir Fair Ground, and it has been determined that the partner city will be Denizli and partner country will be Kazakhstan.

Fuarın partner ili belirlenirken Denizli’nin, turizm ve termal potansiyelinin yanısıra dünya harikası Pamukkale ve eşsiz tarihi mirasına yönelik tanıtımına destek verilmesi amaçlandı. Türkiye’nin sessiz büyüyen pazarı Kazakistan ise son dönemde gönderdiği turist sayısındaki patlama nedeniyle seçildi. Turizm sektörü Kazakistan’ı Türkiye’nin hızla büyüyen, ama adından pek söz ettirmeyen pazarlarından biri olarak kabul ediyor. 2002-2008 yılları arasında bu ülkeden Türkiye’ye gelen ziyaretçi sayısı yüzde 386 oranında rekor bir artış gösterdi.

While determining the partner city, Denizli’s tourism and thermal potential was taken into consideration as well as the promotion of the world wonder Pamukkale and its unique historical heritage. Kazakhstan, which is Turkey’s silently growing market, was chosen due to the booming increase observed in the number of incoming Kazakh tourists in recent periods. Tourism sector considers Kazakhstan one of Turkey’s rapidly growing but unpopular markets. Between 2002 and 2008, the number of visitors coming from this country showed a record increase of 386%.

350’yi aşkın firmanın katılacağı fuarı, Türkiye’ye turist getiren yabancı turizm acentelerinin temsilcileri de özel davetli olarak ziyaret edecek. Uluslararası İzmir Fuar Alanı’nın tüm hollerinde birden yapılacak fuarda, 2010 sezonuna ilişkin bağlantılar kurulacak.

The fair will host more than 350 companies, and the representatives of foreign tourism agencies which bring tourists to Turkey will be invited to visit the fair as special guests. All the halls of the International İzmir Fair Ground will be reserved for the fair, in which prospective connections will be established for the 2010 season.

Travel Turkey İzmir’in önceki yılki partner ülkesi KKTC, ili ise Trabzon’du. 2008’de gerçekleşen fuara 324 firma katılmış; 35 ülkeden 12 bin 534 kişi ziyaret etmişti.

Last year’s partner country of Travel Turkey İzmir was KKTC (Turkish Republic of Northern Cyprus) and partner city was Trabzon. In 2008, 324 companies participated to the fair, which was visited by 12, 534 people from 35 countries. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

109


Kültür - Sanat / Culture - Art

Söylemek istediklerini ilmek ilmek dokuyor Lif sanatının başarılı temsilcilerinden Fırat Neziroğlu, lif olabilecek her türlü doğal malzemeyi kullanarak yeniden ama bambaşka bir formda sanat eserine dönüştürüyor ve yaratımlarıyla ödül üstüne ödül alıyor.

110

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


He weaves his thoughts and feelings Fırat Neziroğlu, one of the successful representatives of fiber art, uses all kinds of natural material of fiber and transforms them into works of art in different forms, and receives awards one after the other for his creations.

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

111


“Sokağa çıkıp oyun oynamadım hiç. Evde canım sıkıldığı için okula gittim, insan içine karışayım diye. Çünkü gerçekten çok içine kapanık ve hiç konuşmayan, hiç hareket etmeyen bir insandım. Okula gidince her şey bir anda oldu. Sonra annem dedi ki bu çocukta sanatla ilgili bir şey olsa gerek ve işte beni çeşitli sanat aktivitelerine yönlendirdi. Hepsini denedi, hangisinde başarılı olacak diye. İşte, nota, solfej, ud, dans, tiyatro vb. Yani hobim işim oldu gerçekten.” 16 yaşında başlayan üniversite hayatı halen devam ediyor Neziroğlu’nun. Erken yaşta başlayan üniversite hayatının kazanımlarını da şöyle özetliyor: “Okula başladığım zaman tabii en güzeli, benim önümde izleyeceğim bir sürü örnek oluyordu. Çünkü aynı yaşta olunca, bu bir rekabete dönüyor ve izleme şansı olmuyor. O zaman yarışma oluyor. Geride olunca, zaten geride olduğumu kabul ediyorum. Dolayısıyla bakıyorum ileridekiler ne yapıyorlar. Bu büyük bir getiri. Sınıfımda, bir kaç tane arkadaşım vardı. Ben 16, onlar 30 küsur yaşlarındaydı. Bir tanesi mimarlık bitirmiş, tekrar ikinci üniversiteyi okumaya gelmiş. Dolayısıyla örneklerim çok iyiydi. Ve benimle gerçekten çok ilgileniyorlardı, çünkü gerçekten küçük bir çocuk vardı orada.

112

Dokuma tezgahından lif sanatına uzanan yolculuk Fırat Neziroğlu’nun lif sanatıyla tanışması da üniversite yıllarına rastlıyor. Aslında hiç istememiş Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girmeyi. Ailesinin isteğiyle de başlamış olsa fakülteye, daha dokuma tezgahını gördüğü ilk derste bütün düşünceleri yön değiştirmiş: “İlk defa bir dokuma tezgahı gördükten sonra kesinlikle dokumacı olmalıyım diye karar verdim.” diyor ve ekliyor: “Benim içimden yapılanı yapmak gelmiyor. Dolayısıyla bildiğimi değil de bilmediğimi yapabilirim diye düşünüyorum hep. Böylece kendimce tezgahlar yapmaya başladım yavaş yavaş. Üç boyutlu dokuma tezgahları yapmaya başladım. Dairesel bir tezgah yapıp, x-y-z düzlemini de işin içine katıp, böylece yeni bir şey yaptım. Bu da hiç uygulanmamış bir şeydi. Dolayısıyla ne olmazı düşünüp, yavaş yavaş dokuma tasarımından dokuma sanatına doğru geçtim. O sırada dünyada lif sanatı diye bir şey olduğunu öğrendim. Lif sanatı, lif olabilecek her şeyle, çimenlerle, ağaçlarla, ipliklerle, gazete kağıtlarıyla ve aklınıza gelebilecek her şeyi bir sanat formu haline dönüştürmek. Günümüz soyut sanatının getirisiyle her şeyi yapmak tabii ki mümkün değil. Yani, ressamlar ve heykeltıraşlar da her şeyi yapıyorlar.

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Lif sanatı, lif olabilecek her şeyle, çimenlerle, ağaçlarla, ipliklerle, gazete kağıtlarıyla ve aklınıza gelebilecek her şeyi bir sanat formu haline dönüştürmektir. Fiber art is the art of transforming all kinds of natural materials with fiber, such as grass, trees, strings or newspaper into an art form.

Genç yaşına rağmen hayatına önemli başarılar sığdırmış biri Fırat Neziroğlu. Onunla konuşurken hayata ne kadar da geç kaldığınızı anlıyorsunuz biraz da. Kısacık geçmişine biriktirdiği yüzlerce tecrübe, deneyimlediği birçok sanat dalı, sergiler, ödüller ve ilk defa gördüğü bir dokuma tezgâhı sayesinde değişen hayatı ile geldiği son nokta olan lif sanatını, hala kaybetmediği çocuksu gülümsemesi ve heyecanıyla paylaşıyor. Şu an Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü Doktora öğrencisi olan Neziroğlu’nun okul hayatına başlama öyküsü de ilginç:

Fırat Neziroğlu

Despite his young age, Fırat Neziroğlu has significant success stories. While talking to him, you also realize how late you are for life. With hundreds of experiences accumulated in a short span of lifetime, practices in several braches of art, expeditions and awards, he shares his works of fiber art as his final destination in life which changed by seeing a weaving loom for the first time along with his excitement and childish smile he has not still lost. He is currently a doctorate student in Textile and Fashion Design Department of the Faculty of Fine Arts at Dokuz Eylül University. His story of starting to school is also interesting: “I never played outside with other kids. I was going to school because I was bored at home, I wanted to go out in public and socialize. I used to be an introverted and silent child with little interest in energetic activities. Things changed all of a sudden when I started school. Then my mother realized my tendency to art and directed me to different artistic activities. She tried different fields to see which one I would be successful in…music, solfege, ud (a kind of lute), dance, theatre, etc. In the end, my hobby became my job.”


Ama lif sanatı, gerçekten tekstil tekniklerine bağlı kalması nedeniyle, biraz daha yaratıcı çözümler buluyor. Çünkü resim dediğimiz zaman tuvale ve boyaya mahkûmuz. Ama tekstil sanatı dediğimiz, sepet örgü, nakış, dikiş, aplike, dokuma, örme gibi teknikler, bu malzemeyi alıp, başka bir yere götürüyor. Dolayısıyla dili farklı oluyor. Ve bu yıl ilk defa “Günümüz Sanatçıları Sergisi” ile Türkiye’de plastik sanatlar içinde yerini aldı. İlk defa, sanatçılar da böyle bir teknik varmış diye baktılar.” Her ne kadar lif sanatı yeni bir sanat olsa da aslında tekstil sanatının daha popülerleştirilmişi Fırat Bey’e göre. “Lif sanatı deyince aklımıza kesinlikle geleneksel tekstil teknikleri gelmeli” diyor: “Yani, dokuma, örme, sepet örme, nakış, dikiş, kilim, halı gibi tekniklerin sadece insanlara söz söyleyecek bir desene ya da forma bürünmesi hali. Dolayısıyla zaten annelerimiz evde örgü örüyorlar. Teknik olarak bu iş tamamlandı. Ya da dokuma yapıyoruz, iplikler çekiliyor ve dokuyor. İğne iplikle dikiş-nakış yapıyoruz. Parçaları birbirine birleştiriyoruz. İşte bu tekniklerin hepsinin söyleyeceğimiz söze bağlı olarak kullanılan materyalle şekle bürünmesi.”

Geleneklerimizden uzaklaşmışız Geleneklerimize sahip çıkılmamasından duyduğu üzüntüyü dile getiriyor her cümlesinde: “Biz geleneğimize çok bağlıyız ama geleneğimizi bir o kadar reddetmişiz. Dokuma bizim en temel geleneklerimizden biri. Çünkü kilim dili diye bir şey var. Kadınlar söyleyemedikleri sözleri anlatıyorlar. Ama bakıyorsunuz, her şey aynı Osmanlı deyince. Yani deşmekten biraz uzağız. İtalya’da bir çalışmam şöyleydi: Geleneksel Türk Böceği. Ege Bölgesi’nde sünnet olan çocukların odalarına komşu kadınlar tülbentlerini origami yapıp bağlıyorlar,

Genç yaşta çok sayıda ödülü var

He has won several awards in his young age

İTHİB Kumaş Tasarım Yarışması / 2.lik Ödülü / İstanbul, 2006 Gelin Damat Fuarı Gelinlik Tasarım Yarışması / Gelinlik Kategorisi 2.lik Ödülü / İzmir, 2003 IV. Özgün Ayakkabı Tasarım Yarışması / Damat Kategorisi 1.lik ödülü / İzmir, 2003 IV. Özgün Ayakkabı Tasarım Yarışması / Erkek Kategorisi Finalisti / İzmir, 2003 FABRİK Kumaş Tasarım Yarışması / Baskı Erkek Kategorisi 1.lik Ödülü / İstanbul, 2002 FABRİK Kumaş Tasarım Yarışması / Dokuma Bayan Kategorisi 2.lik Ödülü / İstanbul, 2002 Beymen Acedemia portfolyodan hayata tasarım yarışması / Kumaş Tasarım Kategorisi 1.lik Ödülü / İstanbul, 2000 Üçüncü Bin Yılda Osmanlı Esini Kumaş Tasarım Yarışması / Finalist / İstanbul, 2000

İTHİB Fabric Design Competition / 2nd Price / Istanbul, 2006 Bride and Bridegroom Fair-Wedding Dress Design Competition / Wedding Dress Category 2nd Price / İzmir, 2003 4th Original Shoe Design Competition / Bridegroom Category, 1st Price / İzmir, 2003 4th Original Shoe Design Competition / Men’s Category, Finalist / İzmir, 2003 FABRİK Fabric Design Competition / Print, Men’s Category, 1st Price / İstanbul, 2002 FABRİK Fabric Design Competition / Weaving, Women’s Category, 2nd Price / Istanbul, 2002 Beymen Acedemia from portfolio to life Design Competition / Fabric Design Category, 1st Price / Istanbul, 2000 Ottoman Inspiration in the 3rd Millennium- Fabric Design Competition / Finalist / Istanbul, 2000

Neziroğlu still continues his university education which he started when he was 16. He summarizes the benefits of starting university education at an early age as follows: “When I started university, the best thing about being younger than others was that there were always several examples I could follow. When you are of the same age, it turns out to be a competition and you can’t have the chance to observe and follow. I accepted the fact that I was a step behind. Therefore, I was observing what the others were doing. This is a great advantage. I had a few friends in the class. I was 16 and they were in their thirties. One of them had already graduated from the department of architecture and returned to university to study in a different field. That is, I was surrounded by good examples. They were actually paying attention to me, because I was really a little boy among them.” Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

113


duvarları süslüyorlar. Bunun sadece dokumasını yapıp aynısını yaptım ve bunu İtalya’ya gönderdim, böylece orada bir ödül aldım. Zaten her şey bizim içimizde var. Benim yaptığım aslında çok fazla bir şey değil. Sadece araştırıyorum, bizde ne var diye. Çünkü gerçekten batıya dönüp tamamen bizden uzaklaşmışız.” Cümleleri zaman zaman içindeki sıkıntıyı yansıtsa da umudunu kaybetmiyor, “Lif sanatı en popüler olacak şey gelecekte. Çünkü en başta doğaya dönüş diye çok önemli bir fikir hakkında konuşuyoruz dünya olarak. Dolayısıyla lif sanatı dediğimiz zaman, kesinlikle doğayla iç içe olmak ve doğayla ilgilenmek geliyor en başında. Mesela en basitinden bitki lifleri ve insanlara doğayla ilgili söz söylemek tabii ki.” diyor.

Sanatını sahnede paylaşıyor İçindeki yeni bir şey yapma ve paylaşma içgüdüsü, gerçekleştirdiği farklı projelere de zemin hazırlamış. Plastik sanatlarda, sahne sanatlarının aksine sanatçının üretirkenki yalnızlık duygusunun

“I don’t feel like doing what is already being done. Therefore, I always think that I can do what I don’t know rather than what I know. Thus, I started making weaving looms for myself … three-dimensional weaving looms. I designed a circular weaving loom by including also the x-y-z plane, and I made something new which has not been applied before. Focusing on what is unseemly, I gradually passed from textile design to the art of weaving. At that time I learned about the existence of fiber art in the world. Fiber art is the art of transforming all kinds of natural materials with fiber, such as grass, trees, strings

Benim içimden, yapılanı yapmak gelmiyor. Dolayısıyla bildiğimi değil de bilmediğimi yapabilirim diye düşünüyorum hep. I don’t feel like doing what is already being done. Therefore, I always think that I can do what I don’t know rather than what I know.

114

Fırat Neziroğlu discovered fiber art in his university years. At first, he did not want to study in the Faculty of Fine Arts. Although he started his education in this Faculty upon the will of his parents, his thoughts gained a different direction when he set eyes on the weaving loom in the first lesson: “I decided to be weaver after I saw a weaving loom for the first time in my life”. And he added the following:

The journey from weaving loom to fiber art

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

or newspaper into an art form. It is, of course, not possible to do everything with the tools of today’s abstract art. Painters and sculptors really create new things by using different techniques; but fiber art finds more creative solutions since it is dependent on textile techniques. In case of painting, you are bound to canvas and paint; but the techniques used in textile art such as different patterns of wattling, knitting, embroidery, appliqué, sewing and weaving allow you to turn your material into something else. Thus, textile art has a different language. And for the first time this year, it was included in the plastic arts in Turkey by the “Exhibition of Contemporary Artists”. Artists recognized the existence of such a technique.” Although fiber art is a new form of art, it is indeed the popular form of textile art. Neziroğlu says that “fiber art should bring to mind the conventional textile techniques” and mentions further that: “It is the transformation of techniques like weaving, knitting, wattling, embroidery and sewing, weaving rug or carpet into patterns or forms that tell new things to


rahatsızlığı değişik bir fikir getirmiş aklına ve Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek sanatını sahnede, seyirci önünde icra etmiş. O günkü duygularını şöyle anlatıyor: “Plastik sanatlarda biz kapalı kapılar ardındayız. Bütün sevincimiz, üzüntümüz her şeyimiz kendi içimizde. Ben bunu paylaşmak için sahneye geçmeye karar verdim. 2008 Aralık ayında İzmir Caz Günleri’nin kapanış konserinde… Bunun da dünyada hiç örneği yok. Konser başlamadan önce insanlara şöyle bir giriş yapalım, bana eşlik etmek ister misiniz, dedim. Orkestrayla daha önce bir araya gelip prova yapmamıştık. Onlar, hayır biz anlamıyoruz senin ne yapacağını, tek başına takıl, dediler. Sonra ben sahnede şarkıların sözlerini dinlemeye başladım. Baktım ki bir köy düğünü oluyor yavaş yavaş. Dolayısıyla orayı bir köy ortamına çevirmeye başladık, ağaçlar, bir doğa ortamı dokumaya başladık. Bir resim durumu söz konusu böyle ve diyalog çok güzel… Bir köyden bahsederken ya da insan ilişkilerinden bahsederken o an içimden bir dilek ağacı geldi. Bir dilek ağacı dokumaya başladım bembeyaz. Bir ara aşk ve

people. Our mothers already do knitting at home. This field is technically completed. We already do weaving and needle-craft. We combine pieces. Fiber art is the transformation of all these techniques into another form using materials according to what you want to say.”

We have estranged ourselves from our traditions Neziroğlu continually emphasizes his regret about the fact that we do not preserve our traditions well enough: “We are attached to our traditions, but we equally deny them. Weaving is one of our most rooted traditions, and it has a language of its own especially in rug weaving. Women weave their unspoken feelings into rugs and carpets. But we cannot think beyond established clichés when we consider the Ottoman tradition. We are far from digging up further. One of my works which I sent to Italy was titled “Traditional Turkish Insect”. In the Aegean Region, when a child is circumcised, the women in the neighborhood decorate his room by tying their cheeseclothes in the form of origami. I adapted this pattern into weaving and sent

it to Italy, where I was granted an award. We already have everything within our culture and traditions. Actually, I didn’t do much. I just make research and dig up what we already have. But we have turned our faces completely to the west and estranged ourselves from our traditions.” Although he occasionally reflects his regret and concern in his sentences, he preserves his hope: “Fiber art will be very popular in the future. Above all, we are globally talking about a return to nature in every field. Therefore, fiber art is, in the first place, being close to nature and paying attention to nature. For example, in the simplest sense, it is a way of telling something to people through nature.”

He shares his art on stage His urge to create and share something new has prepared a ground for different projects. Unlike in performing arts, the uncomfortable feeling of loneliness felt by the artist in creating plastic arts has triggered a new idea in his mind, and he broke a new ground in Turkey by performing his art on stage in front of the audience. He expresses his feelings about that day as follows: “In plastic arts we work behind closed doors. We live our joy and sorrow inside. I decided to perform my work on stage in order to share this….in the closing concert of İzmir Jazz Days in December 2008. There is no other example of this performance in Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

115


Her yıl farklı bir temayı projeye dönüştürüyor Neziroğlu. Projeleri’ndeki inanılması zor yaratıcılık duygusu, sesindeki heyecana da yansıyor: “Her yıl bir proje yapıyorum. İki yıl önce Anadolu projesi yapmıştım, Eller Projesi. Orada mesela iki tane elim vardı, ‘Oyun Projesi’ demiştim ona, hep oyunlarla gittim. Bir tarafta kınalı bir el, bir tarafta kanlı bir el. Şöyle diyorum ona da: ‘Batıda aşk hırstır; beraberinde hatayı getirir, doğuda aşk sabırdır; ince ince işlenir.’ Bir yanda kan kırmızısı, bir yanda kına kırmızısı ortada ip oyunu İstanbul Köprüsü. Yani aslında her şeyin ortasındayız, bu çelişkinin ortasındayız. Yani hep böyle bağlantılar kuruyorum. Geçen yıl ‘Akıl Hastanesi’ serisi vardı. Akıl Hastanesi’nde de kendimle oynamaya başladım yavaş yavaş.

Lif sanatı dediğimiz zaman, kesinlikle doğayla iç içe olmak ve doğayla ilgilenmek geliyor en başında. Fiber art is, in the first place, being close to nature and paying attention to nature.

ayrılıktan bahseden bir şarkı vardı, o zaman siyah kurdeleyi beyaz ağacın önünden yere düşürünce seyircinin şöyle bir ah dediğini de duydum. Böyle tepkiler de oluyor. Yalnız başıma olsam bunu, yakalayamayacağım.”

Bu akıl hastanesi serisi geçtikten sonra bu yıl yalnızlık projesine karar verdim.” Onunla geçirdiğiniz zaman dilimi kısa da olsa hayata bakışındaki farklılığı görebiliyorsunuz gözlerinden. İçindeki küskünlük zaman zaman yansısa da ses tonuna, yaşama duyduğu bağlılığı yüzünden eksik olmayan gülüşüyle anlatıyor. Hayata dair ne varsa söylemek istediği, kelimelere dökmek yerine ilmek ilmek dokumayı tercih etmiş. Belki başarısının altında yatan en temel neden de bu, kim bilir…

the world. Before the concert, I asked the audience to participate in making a different intro. Beforehand, we had not researched with the orchestra. Therefore, they told me that they did not understand what I was going to do and asked me to do it alone on stage. Then I started to listen to the lyrics. I realized that the atmosphere was gradually turning into a village wedding, and we started to change the setting into a village by weaving trees and a natural setting. This creative setting provides a beautiful dialogue… While we were talking about a village or human relationships, I instantly imagined a wish tree. I started to weave a wish tree all in white. There was song telling a story of love and separation, and when I dropped the black ribbon off the white tree I heard the audience sigh. For example, you receive such responses. If I work alone, I will miss such responses.” Every year Neziroğlu picks up a different theme for his project. The unbelievable sense of creation in his projects is reflected in the enthusiasm in his voice: “I create a project every year. Two years ago I made an Anatolian project called “Hands”. I used two hands in these projects which I named “Play Project”, and I kept playing games. A hennaed hand on one side and a bloody one on the other. I said: ‘Love is passion in the West, it brings along mistakes; love is patience in the East, it is weaved slowly.’ Blood red on one side and henna red on the other side, and Istanbul Bridge lies in the middle as a string game. That is, we are in the middle of everything, in the middle of a conflict. I constantly build such connections. Last year I created a series called “Mental Hospital”. In the ‘Mental Hospital’ I gradually started to play with myself. After this series, this year I decided to perform a project on loneliness.” Although we spent a short period of time together, it was possible to see the difference in his point of view towards life. His tone of voice occasionally reflected his resentment, but the smile on his face tells his devotion and attachment to life. He prefers to weave his thoughts and feelings about life into forms of fiber art instead of speaking them out in words. Maybe this is the primary reason leading to his success, who knows…. CEYDA ADAR

116

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Güncel / Actual

Erythrai’de sürpriz buluntular

Surprise findings in Erythrai İzmir Karaburun Yarımadası’nda, İzmir’den yaklaşık 60 km uzaklıktaki Çeşme’nin Ildırı köyünde yer alan Erythrai antik yerleşiminde Ankara Üniversitesi tarafından yürütülen kazılarda sürpriz buluntular ortaya çıkarıldı.

Surprise findings were uncovered in the excavations carried out by Ankara University in the ancient settlement of Erythrai located in Ildırı village of Çeşme in Karaburun Peninula situated 60 km away from Izmir.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Gül Akalın başkanlığında yürütülen kazılarda antik çağda on iki İon devletinin önde gelen yerleşimlerinden olan Erythrai gün yüzüne çıkartılıyor. Bu yıl yapılan çalışmalarda andezit bloklar ve arkaik mimari parçaların yüzeyde yoğun olarak bulunduğu kesim sondaj çukurlarıyla tanıma yoluna gidildi. Seramik ve küçük buluntular saptama umuduyla açılan iki açmada sürpriz buluntularda karşılaşıldığını belirten Yrd. Doç. Ayşe Gül Akalın, “Bunlar Geç Klasik- Erken Helenistik Döneme ait pişmiş topraktan kabartmalı sima parçaları.” dedi. Akalın, yeni buluntular hakkında şu bilgileri verdi:

Erythrai, one of the significant settlements of twelve Ionian states in ancient period, is brought to light during the excavations conducted under the leadership of Assist. Prof. Ayşe Gül Akalın from the Department of Archeology, Faculty of Language, History and Geography at Ankara University. In this year’s excavations, identification was made by drilling holes in the area where andesite blocks and archaic architectural pieces were found intensively. Assist. Prof. Ayşe Gül Akalın gave information about the surprise findings uncovered in two openings drilled with the hope of detecting ceramics and small findings, and identified these findings as “embossed terra-cotta sima pieces from the Late Classical – Early Hellenistic Period.” Akalın provided the following information about the findings:

“Heroon gibi kutsal nitelikli bir yapıya ait olduğunu düşündüğümüz parçalar, çatıya ait üstelerinde dört atlı araba (Quadriga) içinde savaşçı tasviri var. Kaçış sahnesini resmediyor. Elbise kıvrımı, anı resmeden çok hareketli sahne, tıpkı Halikarnassos mouseleumunda olduğu gibi Geç Klasik, Erken Hellenistik Dönem özellikleri ve yaklaşık MÖ. 4yy içlerine tarihleniyor. Tasvirler bir kalıptan çıkmış, elimize parçalar şeklinde birbirini takip eden aynı kalıptan çıkmış atlı arabaların olduğu 4 blok geçti. Bu sahnelerin altında çörten=oluk işlevinde kullanılan, ağızlarında su kanalı olan aslan başları var. Bu döneme ait aynı işlevde, daha çok mermer olan sima parçaları tanınmakta. Bu pişmiş toprak=terracota örnek olduğu için ayrı bir önem taşıyor.”

“The pieces which are thought to belong to a holly structure like Heroon, belong to the roof and display images of four chariots (Quadriga) with warriors. They depict evasion scenes. Drapery folds and the very dynamic scene depicting the moment embody the characteristics of Late Classical – Early Hellenistic Period and dates approximately to the 4th century B.C. Apparently, a single mould was used in these images, and we discovered 4 blocks with chariots following a sequential series produced by using the same mould. Under these scenes, there are lion heads with water channels in their mouths used as gargoyles. Marble sima pieces having the same purpose were identified to belong to the same period. As these are terra-cotta pieces, they have a significant place among the uncovered findings.”

Akalın, gelecek sezon bölgedeki jeofizik çalışmaları hızla tamamlayıp gelecek senelerde yapıları ortaya çıkarmaya yönelik kazılara başlamayı hedeflediklerini söyledi.

Akalın stated that they aimed to complete the geophysical studies in this region in the next season and start new excavations in the following years to uncover the structures.

118

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Güncel / Actual

Kyme Antik Kenti ziyarete açılacak Ege kıyılarındaki Aiol kentlerinin en büyüğü olan Kyme’de bin 500 yıllık 23 mezar bulundu. Çalışmaların sürdüğü kentin en kısa zamanda ziyarete açılması planlanıyor.

Ancient City of Kyme will be opened to visitors 1,500 years-old 23 graves were found in Kyme, which is the biggest Aiol city on the Aegean coast. Studies still continue in the city, which is planned to be opened to visitors as soon as possible. İzmir Deputy Governor Haluk Tunçsu, İzmir Provincial Culture and Tourism Deputy Director Abdülaziz Ediz and Aliağa Mayor Ömer Turgut carried out inspections in the ancient city of Kyme.

İzmir Vali Yardımcısı Haluk Tunçsu, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Abdülaziz Ediz ile Aliağa Belediye Başkanı Ömer Turgut Oğuz Kyme Antik Kenti’nde incelemelerde bulundular. Kazı başkanlığını yürüten İtalya Calabria Üniversitesi’nden Prof. Dr. Antonio La Marca, Ege kıyılarında kurulan, Aiol kentlerinin en büyüğü ve en önemli kentlerinden biri olarak kabul edilen, kuruluşu MÖ 700’lü yıllara dayanan ve Nemrut Limanlar bölgesinde bulunan antik kent hakkında bilgi verdi. La Marca amaçlarının Kyme Antik Kenti’ni en kısa sürede ziyaretçilere açmak olduğunu belirtti. Heyete Helenistik ve Roma döneminden kalma evi, agorayı, kaleyi, tiyatroyu, hamamı ve yolu gezdiren La Marca, “Amacımız en kısa sürede Kyme Antik Kenti’ni ziyaretçilere açmak. Hatta 10 bin kişilik olduğunu tahmin ettiğim tiyatronun tamamen ortaya çıkması beş yıl gibi bir sürede gerçekleşebilir. Sonrasında tiyatroda konser gibi çeşitli aktiviteler düzenlenebilir.” dedi. Kazı alanında en çok ilgiyi yeni ortaya çıkarılan mezarlar çekti. Kazı Başkanı La Marca, kent agorasında bulunan mezarlarla ilgili olarak, “Agorada 23 adet mezar bulduk. Yaklaşık 1500 yıllık olduğunu tahmin ediyoruz. Kafatası, dişleri ve vücudunun bazı kemikleri çürümeden kalan mezarı müzede sergilemek istiyoruz. Bir mezarda iki insan iskeleti var. Henüz bu konudaki çalışmamızı tamamlamadık ancak karı-koca olabilirler. Dişlerin bunca yıl sağlam kalması bazı durumlarda mümkün olmakla beraber genç yaşta ölmüş de olabilirler.” dedi.

The excavation leader Prof. Dr. Antonio La Marca from University of Calabria, Italy, gave information about this ancient city, which was founded on the Aegean coast in the region of Nemrut harbours and considered the biggest and one of the most important Aiol cities, and whose foundation goes back to the 8th century B.C. La Marca stated that their aim is to open the ancient city of Kyme to visitors as soon as possible. La Marca guided the committee through the house, agora, fortress, theatre, bath and road from the Hellenistic and Roman periods and stated the following: “We aim to open the ancient city of Kyme to visitors as soon as possible. Uncovering the theatre, which I assume to have a capacity of 10 thousand seats, may take around five years. Afterwards, the theatre may be used for several activities like concerts and other performances.” The newly uncovered graves attracted the greatest attention in the excavation site. The excavation leader La Marca commented on the graves found in the city agora: “We unearthed 23 graves in the agora. We assume them to be approximately 1,500 years old. We want to exhibit the grave, in which the skull, teeth and some bones are well preserved, in the museum. We found two human skeletons in one of the graves. We haven’t completed our study on this particular case, but they may be husband and wife. In some cases, teeth may remain well-preserved for such a long time, but they may also have died at an early age.” Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

119


Kültür – Sanat / Culture – Art

Pekinel Kardeşler İzmir’in yeni sanat merkezini çok beğendiler Pekinel Sisters admired the new art centre of İzmir 120

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


“Türkiye’nin bir numaralı sanat merkezi İzmir’de” Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin (AASSM) yüksek standartları, dünyaca ünlü piyanist kardeşler Güher-Süher Pekinel tarafından da övgüyle karşılandı. Pekinel Kardeşler, büyüleyici bir konser verdikleri salonu “Sıcacık ve huzurlu” olarak tanımladılar.

“İzmir has Turkey’s number one art centre” The high standards of Ahmed Adnan Saygun Art Centre (AASSM) were also praised by world-famous pianists Güher-Süher Pekinel. Pekinel Sisters described the hall where they performed their concert as “cosy and peaceful”.

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

121


80’li yıllardan bu yana dünyanın en önemli piyano ikilileri arasında kabul gören ve Türkiye’nin sanat alanındaki gururu olan Güher-Süher Pekinel kardeşler, Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde verdikleri konserde İzmirli müzikseverlerle buluştular. Aynı zamanda Devlet Sanatçısı unvanını da taşıyan ikili, eşsiz yorumlarıyla kendilerini dinleyenleri adeta büyüledi. Bugüne dek önemli dünya şehirlerinin pek çoğunda sahne alan Pekinel kardeşler, ilk kez kendi ülkelerindeki bir konserde böylesine heyecan yaşadılar. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin geçtiğimiz yılın sonunda hizmete açtığı Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde ilk konserlerine çıkan Güher-Süher Pekinel, Türkiye’nin en iyi salonunda çalmaktan büyük mutluluk duyduklarını dile getirdi. Süher Pekinel hayranlığını, “Böyle bir salon Türkiye’de şu an yok” sözleriyle dile getirirken, Güher Pekinel ise “İçeri girince, insan kendisini bambaşka bir atmosferde hissediyor. Müzik yapılan bir mekanın da böyle bir duyguyu vermesi gerekiyor: Sıcaklık ve huzur…” diye konuştu. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ni köklerini Anadolu’ya uzanan bir ağaca benzeten Süher Pekinel, “Bu salon, sanat adına yeni bir başlangıcın sinyali” dedi.

AASSM için ne dediler? SÜHER PEKİNEL: “Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ni başlangıcından beri takip ediyorum. İnşaat çalışmaları sırasında geldiğimde ‘Burada bir çiçek açıyor’ demiştim. Şimdi burada bir ağaç boy vermiş. Bu öyle bir ağaç olmuş ki, bu ağacın köklerinin tüm Türkiye’ye yayılmasını diliyorum. Çünkü böyle bir salon Türkiye’de şu an yok. Bu salonun akustik işlerini kimin üstlendiğini duyduğum zaman, bir müzisyen olarak buranın ‘1 numaralı’ sanat merkezi olacağından hiç şüphem kalmamıştı. ARUP firması dünyanın en iyi konser salonlarını gerçekleştirmiş bir firma. Kendilerinin de sonuçtan çok memnun olduğunu duydum. Bizim için Almanya’dan gelen ve dünyanın sayılı piyanistlerinden Alfred Brendel’in piyanosunu yapmış olan akordörümüz salona girer girmez ‘Türkiye’de böyle şahane bir mekan daha şimdiye kadar görmedim’ dedi. Bütün bunların toplamı, aslında yeni bir başlangıcın sinyali. Burası hepimize bu huzuru yansıtacak çok güzel bir sembol. Bunun devamını tüm Türkiye için diliyoruz. Bu mekanı sadece müzik için düşünmemeli. Galerileri, salonları, kütüphanesiyle hem gençlere hem daima konserlere gelen kişilere kendilerini evlerinde hissedebilecekleri

Güher-Süher Pekinel sisters, who are recognized worldwide as the most exceptional Duo since 1980’s raising Turkey’s profile in the field of art, met the music lovers of İzmir in a concert held in Ahmed Adnan Saygun Art Centre. Pekinel Sisters, who also hold the title of Honorary State Artists, charmed the audience with their matchless performance. Although they have taken stage in many big cities all around the world, it was the first time they felt such enthusiasm in giving a concert in their own country. Ahmed Adnan Saygun Art Centre, which was put into service last year by İzmir Metropolitan Municipality, welcomed Güher-Süher Pekinel on stage for the first time, and the Duo expressed their pleasure in staging a performance in one of the best concert halls in Turkey. Süher Pekinel revealed her admiration saying that “there is no other concert hall in Turkey like this one”, while Güher Pekinel stated that “a different atmosphere embraces you when you step into the hall. A concert hall should give exactly this kind of feeling: cosiness and peace…” Süher Pekinel resembled Ahmed Adnan Saygun Art Centre to a tree whose roots reach out to Anatolia: “This hall is the signal of a new beginning in arts”. What did they say about AASSM? SÜHER PEKİNEL: “I have been following the development process of Ahmed Adnan Saygun Art Centre since its construction. When I first visited the construction site, I said “this place will blossom into a flower”. Now I see that it grew into a tree, whose roots I hope will reach out to all corners of Turkey. Because there is no other concert hall in Turkey like this one. When I heard who undertook the acoustic works of the hall, as a musician I had no doubt left that this art centre would be “number one” in Turkey. ARUP is a successful company which realized the best concert halls in the world. I heard that they were also satisfied with the result. Our tuner, who made the piano of Alfred Brendel – one of the leading pianists in the

122

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


bir alan yaratılmış olması çok önemli. Yürüyemeyecek durumda olan yaşlılar ve engelliler de düşünülmüş burada. Artık dışarıdan gelen iyi müzisyenlerle müzik yapılmalı, hatta bu konserlerin canlı yayını sağlanmalı. Çünkü burada çok güzel bir de stüdyo var. Hem Türkiye’ye hem dışarıya tanıtılması gerekiyor.” GÜHER PEKİNEL: “İçeri girince insan kendisini bambaşka bir atmosferde hissediyor. Müzik yapılan bir mekânın da böyle bir duyguyu vermesi gerekiyor. Sıcaklık ve huzur. Çünkü hepimiz aynı nefesi hissetmeliyiz, aynı duyguyu paylaşmalıyız. O bakımdan böyle bir mekan bunu en iyi şekilde yansıtabiliyor. Onun için hakikaten İzmir’i ve Belediye Başkanımızı kutlarım.”

Konser geliriyle burs veriyorlar Ülkemizi uluslararası müzik arenasında tanıtan piyanistler olarak bilinen GüherSüher Pekinel’in dikkat çeken bir diğer özellikleri ise kendilerini izleyecek genç yetenekler bulma ve onların eğitimlerine katkıda bulunma yönündeki çabaları. İzmir’deki konserlerinden ücret almak yerine, iki konservatuar öğrencisi için burs olarak değerlendirme kararı alan Pekinellerin bu anlamlı girişimi, tüm sanatçılara örnek olacak nitelikteydi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı ve İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın da işbirliğiyle iki sanatçının yaptığı değerlendirme sonucu konservatuar öğrencileri arasından seçilen iki genç yetenek Ege Banaz (17) ve Yağızcan Keskin (16) burs kazanmayı hak etti. Her üç yılda bir bu seçmeleri tekrarlayacaklarını dile getiren Süher Pekinel, şöyle devam etti: “İzmir’de 20 kişi içinden seçtiğimiz standardın çok üstünde, uluslararası alanda kendini duyurabilecek iki öğrenciye bu bursu vermeyi uygun bulduk. Çünkü onlar da artık bundan sonra gelecek yarışmalarda kaliteyi belirleyecek. Her konservatuarın böyle öğrencileri olduğundan yüzde yüz eminim. Bizim için çok büyük bir sevinçti bunu gerçekleştirmek.”

world, came from Germany for us and the moment he stepped into the hall he said “I haven’t seen such a magnificent place in Turkey before”. This is actually the signal of a new beginning. This place is a meaningful symbol reflecting our peace. We wish the same expansion for the rest of Turkey. Yet, this place should not be considered only for music performances, but it should also offer a cosy atmosphere for both audiences and young people with its galleries, halls and library. The building is fully equipped also for the handicapped and old people who have difficulties in walking. Concert programs should include good musicians from abroad, and these concerts should even be broadcasted live. We have a beautiful studio here. This place should be promoted both in Turkey and abroad. GÜHER PEKİNEL: “A different atmosphere embraces you when you step into the hall. A concert hall should give exactly this kind of feeling: cosiness and peace… Because, we should breathe the same air and share the same feeling. This kind of place reflects this atmosphere in the best way. Therefore, I would really like to congratulate İzmir and our Metropolitan Mayor for this accomplishment.”

They give scholarship with their concert revenue Another remarkable characteristic of Güher and Süher Pekinel, who represent our country in the international music arena, is their effort to find young talents and contribute to their education. Pekinel Sisters’ decision to use the revenue of their İzmir concert for giving scholarship to two conservatory students is a meaningful attempt which has set a good example for all artists. At the end of the evaluation carried out by Pekinels with the cooperation of İzmir Metropolitan Municipality, Dokuz Eylül University State Conservatory and İzmir State Symphony Orchestra, two young talents Ege Banaz (17) and Yağızcan Keskin (16) were chosen among conservatory students to be granted a scholarship. Süher Pekinel mentioned that they will repeat this selection every three years, and added the following: “We agreed to give this scholarship to two students among 20 students in İzmir, who are above the standards and who can claim a place for themselves in the international arena. These two students will determine the quality of future selections. I am one hundred percent sure that every conservatory has such talented students. It was a great pleasure for us to realize this project.”

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

123


Göz temasında bulunmadan çalan dünyanın tek ikilisi! Güher ve Süher Pekinel piyano ikilisi uluslararası müzik dünyasında istisnai bir sanat ve ilgi odağı olmanın yanı sıra, en çok sözü edilen sanatçılar arasında yer almaktadır. Berlin Philharmonic, Vienna Philharmonic, New York Philharmonic, London Philarmonia, Israel Philharmonic, Concertgebouw Amsterdam, Philadelphia Orchestra, Orchestre National de France, Accademia Nazionale di Santa Cecilia, Tokyo Philarmonic ve Leipzig Gewandhaus gibi dünyanın önde gelen orkestralarının yanı sıra Pekinellerin uzun resital turneleri bünyesinde Avrupa, ABD, Japonya ve Uzak Doğu’nun ünlü müzik merkezlerinde gösterdikleri olağanüstü performanslarıyla sergiledikleri müzikalite, klavye hakimiyeti, stil ve kişiliklerine özgü yorumları muhteşem olarak değerlendirilmektedir. Pekineller, kendi “müzikal nefes derinliğine” odaklanabilmek için göz temasında bulunmadan çalan dünyanın tek ikilisidir. İlk kez 6 yaşlarında dinleyici önüne çıkan ikizler üç yıl sonra da Ankara Filarmoni Orkestrası eşliğinde canlı olarak yayınlanan ilk konserlerini verdiler. Paris Konservatuarı ve Frankfurter Musikhochschule’deki eğitimlerinin ardından, Pekineller çağımızın en önemli Piyanistlerinden Rudolf Serkin’in daveti üzerine Philadelphia “Curtis Institute of Music”de kendisiyle, daha sonra New York’da Claudio Arrau ve Leon Fleischer gibi piyano efsaneleri ile çalışmış, 1978’de Masterlarını yaptıkları Juilliard School’dan birincilikle mezun olurken, Frankfurter Musikhochschule’de masterlerini üstün başarıyla bitirdiler. 18 yaşında Alman Ulusal Piyano Yarışması’nda solist olarak birinciliği paylaşan Pekineller, Almanya’yı temsilen “UNESCO Dünya Piyano Yarışması”nda aldıkları birincilik dahil olmak üzere Almanya ABD ve İtalya’da uluslararası yarışmalarda ikili ve solo olarak birçok birincilik ödülü kazandılar. 1984 yılında Herbert von Karajan tarafından Salzburg Festivaline davet edilen ve akabinde ünlü orkestralarla dünya çapındaki müzik kariyerlerine başlayan Pekineller, bundan böyle Maestro tarafından bizzat desteklendiler.

The only Duo in the world who plays without any eye contact! Güher and Süher Pekinel sisters are remarkable pianists who have become an exceptional centre of attention in the world of music and been recognized among the best esteemed artists in the international arena. The long recital programme of Pekinels includes performances in famous music centres of Europe, USA, Japan and Far East with the leading orchestras of the world, such as Berlin Philharmonic, Vienna Philharmonic, New York Philharmonic, London Philarmonia, Israel Philharmonic, Concertgebouw Amsterdam, Philadelphia Orchestra, Orchestre National de France, Accademia Nazionale di Santa Cecilia, Tokyo Philarmonic and Leipzig Gewandhaus. Their performances are considered excellent in terms of music quality, flawless performance, unique style and interpretation. Pekinel sisters are the only couple in the world who plays without any eye contact to deepen their “breath of musical momentum”. The Pekinel twins first appeared in public at the age of six, and three years later they made their orchestral debut with the Ankara Philharmonic Orchestra. After attending the Paris Conservatory and Frankfurt Musikhochscule, the twins were invited by Rudolf Serkin to continue their studies with him at the “Curtis Institute of Music” in Philadelphia, and later they also studied with legendary pianists like Claudio Arrau and Leon Fleischer in New York. In 1978 they graduated from Juilliard School with honours, and completed their Masters degree in Frankfurter Musikhochschule with outstanding success. At the age of 18, Pekinels shared the first prize at the German National Piano Competition as soloists, followed by several first prizes in international competitions in Germany, USA and Italy as a duo and as soloists, including the first prize in representing Germany at the UNESCO World Piano Competition. In 1984 Pekinels were invited to the Salzburg Festival by Herbert von Karajan and later embarked on a worldwide career by playing with leading orchestras. After these accomplishments, Pekinels were supported by the Maestro himself.

Pekinellerin İzmir sevgisi

Pekinels’ love for İzmir

İzmir ile ilgili düşüncelerini de dile getiren Pekinel kardeşler, ailelerinin İzmir’de önemli bir geçmişi olduğunu belirterek, “Kalbimizin büyük bir kısmı burada yatıyor. Çok pozitif bir atmosfer var burada. İzmir, kendi kendine yaşayan, kendi içinde tutarlılık sergileyen, öncü görüşleriyle söylemek istediğini çok demokratik, açık seçik ama bağırmadan söyleyebilen bir kent.” diye konuştular.

Güher-Süher Pekinel sisters expressed their thoughts about İzmir saying that their family has a considerable history in İzmir: “Our heart beats here. İzmir has a very positive atmosphere. It is a city, which lives by itself, shows consistency, and speaks out its pioneering opinions clearly in a democratic way without clamouring.”

124

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Kültür – Sanat / Culture – Art

La Scala’dan muhteşem konser 23. Uluslararası İzmir Festivali’nin kapanış konserinde La Scala Filarmoni Orkestrası İzmirli sanatseverlere unutulmaz bir gece yaşattı.

A magnificent concert from La Scala In the closing concert of 23rd International İzmir Festival, La Scala Philharmonic Orchestra enabled İzmirian art lovers to live an unforgettable night.

Efsanevi La Scala Tiyatrosu’nun bünyesinden doğan, dünyaca ünlü La Scala Filarmoni Orkestrası 23. Uluslararası İzmir Festivali’nin kapanış konserinde Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ni (AASSM) dolduran İzmirlileri kendisine hayran bıraktı. Ününü hak ettiğini kanıtlayan Şef Myung-Whun Chung, dinmeyen alkışlar üzerine seyirciyle konuşmama geleneğini bozarak, İzmir, seyirci ve salonla ilgili beğenisini coşkuyla ifade etti. İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın 25. Kuruluş yılı etkinliklerini başlatan konserle, Şef Chung ve La Scala Filarmoni

Orkestrası’nın birlikteliğinin 20. yılı da kutlandı. Konserin ilk yarısında Orkestra Mendelsshon’un 4 numaralı “İtalyan” Senfonisi’ni seslendirdi. Kesilmeyen alkışlar üzerine, alışılmışın dışında ilk yarıdan sonra Şef Chung iki kez selama geldi. Konserin ikinci yarısında İzmirliler unutulmaz bir Çaykovski “Patetik Senfoni” yorumu dinledi. Eser bittiğinde alkışlar o kadar yoğundu ki Şef Myung – Whun Chung yine alışılmışın dışına çıktı ve Franz von Suppe’nin “Hafif Süvari Alayı Uvertürü” ile İzmir seyircisine veda etti.

The world famous La Scala Philharmonic Orchestra, which was founded within the structure of the legendary La Scala Opera, enchanted the audience who filled Ahmed Adnan Saygun Arts Center (AASSM) in the closing concert of the 23rd International İzmir Festival. The conductor, MyungWhun Chung, who proved to deserve his prominence, upon ovation of the audience broke with his tradition of not speaking to audience and enthusiastically expressed his appreciation for İzmir, the audience, and the hall. With the concert, which started the events to celebrate the 25th anniversary Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

125


La Scala Filarmoni Orkestrası Artistik Direktörü Ernesto Schiovi, Şef Chun ile 20. yıllarını kutlarken; Uluslararası İzmir Festivali’ne katılmaktan, İKSEV’in 25. yıl etkinliklerini başlatmaktan ve Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin ilk yabancı orkestrası olarak seçilmekten gurur duyduklarını dile getirdi.

Yılın Adamı Chung Günümüzün önde gelen şefleri arasında ilk sıraları alan Myung-Whun Chung’un Kore Savaşı nedeniyle Türkler’e özel bir sevgisi olduğu, 20. yıl kutlamaları arasına İzmir konserini özellikle aldığı belirtildi. Müziğe piyanist olarak başlayan Myung-Whun Chung, Şeflik kariyerine 1979 yılında başladı. Avrupa, Amerika ve Asya’da bugün adı bilinen bütün büyük orkestralarla çalışan MyungWhun Chung, yaşamının büyük bir bölümünü günümüzün ekolojik ve insani sorunlarına adamasıyla tanındı. 1994 yılında Kore’deki gençler için bir dizi müzikal ve çevresel projeler başlatan Chung, Birleşmiş Milletler Madde Kontrol Programı (UNDCP) için Elçilik görevi üstlendi ve 1995 yılında UNESCO tarafından ‘Yılın Adamı’ seçildi. Aynı yıl Kore Basın Derneği tarafından da ‘En farklı kişilik’ olarak nitelendirildi. Kore’nin müzik hayatına yaptığı katkılardan dolayı 1996 yılında Kore hükümetinin en yüksek kültürel ödülü olan ‘Kumkuan’ ile ödüllendirilen Chung, Kore için Onursal Kültür Elçisi görevini yürütmektedir ki bu durum Kore hükümetinin tarihinde bir ilktir.

of the İzmir Foundation for Culture, Arts and Education (İKSEV)’s foundation, the 20th anniversary of the collaboration between the conductor Chung and the La Scala Philharmonic Orchestra was also celebrated. In the first half of the concert, the orchestra performed Mendelsshon’s No. 4 “Italian” symphony. Upon insistent applause, the conductor Chung out of the way came to the stage two times to salute the audience after the first half. In the second half of the concert, the İzmirians listened to an unforgettable Tchaikovsky’s Pathetic Symphony interpretation. When the performance finished, the applause was so strong that the conductor Myung-Whun Chung went out of his way again and said farewell to İzmirian audience with Franz von Suppe’s “Light Cavalry Overture.” Ernesto Schiovi, the Artistic Director of the La Scala Philharmonic Orchestra stated that while they are celebrating their 20th anniversary with the conductor Chun, they feel proud of participating in the International İzmir Festival, starting the events for the 25th anniversary of İKSEV, and being chosen as the first foreign orchestra of Ahmed Adnan Saygun Arts Center.

126

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Man of the year, Chung It was reported that Myung–Whun Chung, who is in the front rank among the most prominent conductors of today, has a special endearment to Turks because of the Korean War and he particularly took the İzmir concert into their 20th anniversary celebrations. Myung-Whun Chung, who began his musical career as a pianist, began his conductor career in 1979. Myung-Whun Chung, who conducted today’s all mostly known leading orchestras in Europe, America, and Asia, has been also known for his devoting a big part of his life to today’s ecologic and humanitarian problems. Chung, who launched a series of musical and environmental projects for youths in Korea in 1994, served as Ambassador for the United Nations International Drug Control Program (UNDCP), and in 1995 he was chosen as “Man of the year” by UNESCO. In the same year, he was also named “The Most Distinguished Personality” by the Korean Press Association. Chung, who was rewarded with the “Kumkuan”, which is the highest cultural award of the Korean government because of his contributions to Korean musical life, now serves as Honorary Cultural Ambassador for Korea, which is the first in the Korean government’s history.


Güncel / Actual

TAV İzmir çevreye de duyarlı

TAV İzmir is also environment-friendly

TAV Havalimanları Holding iştiraklerinden TAV İzmir tarafından işletilen İzmir Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nin, Avrupa Uluslararası Havacılık Konseyi (ACI EUROPE) tarafından çevreye duyarlılık kapsamında başlatılan “Havalimanı Karbon Akreditasyonu” programına başvurusu kabul edildi.

The application made by İzmir Adnan Menderes Airport International Terminal, which is operated by TAV İzmir – one of the partners of TAV Airports Holding, to the programme of “Airport Carbon Accreditation” initiated within the scope of environmental consciousness project by European Airports Council International (ACI EUROPE) was accepted.

TAV Havalimanları Holding İcra Kurulu Başkanı M. Sani Şener, “TAV Havalimanları Holding olarak çevre duyarlılığı kapsamında, işlettiğimiz havalimanlarında birçok proje geliştirerek, hayata geçirdik. Son olarak İzmir Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde yürütülen projenin, ACI Europe’un karbon emisyonuyla ilgili olarak başlattığı “Havalimanı Karbon Akreditasyonu” programına kabul edilmesiyle, çevre duyarlılığı kapsamında yürüttüğümüz projeler artık belgelenerek kayıt altına alınacak. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nın kabul edilmesiyle başlayan süreci takiben bu programa İstanbul Atatürk, Ankara Esenboğa ve işlettiğimiz diğer havalimanlarıyla katılım sağlamaya devam edeceğiz. Küresel ısınmanın dünyayı tehdit ettiği şu günlerde, TAV Havalimanları olarak üstümüze düşeni yerine getirerek, adım adım gerçekleşen akreditasyonlar ile havalimanlarımızda, karbon emisyonlarını nötr hale getirerek, küresel karbondioksit miktarının minimize edilmesine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.” dedi. Havalimanı Karbon Akreditasyon programı, havalimanı işletmelerinde karbon emisyonunun açıklanması ve azaltılması için ortak bir çerçeve sunuyor. Bu program sayesinde, karbon emisyonunun havalimanlarının karmaşık yapısına uyarlanmış bir çerçeve içinde açıklanması için ilk defa standartlar tespit ediliyor. Bu standartlar, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) ve Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) “Sera Gazı Protokolü” Kurumsal Muhasebe ve Açıklama Standartları ile tamamıyla uyumlu olarak belirleniyor.

M. Sani Şener, the Executive President of TAV Airports Holding, stated the following: “As TAV Airports Holding, we have developed and realized several projects in our airports within the scope of environmental consciousness. Finally, with the inclusion of the project carried out in İzmir Adnan Menderes Airport International Terminal into the programme of “Airport Carbon Accreditation” initiated by ACI Europe regarding carbon emission, our projects on environmental consciousness will be documented and recorded. The inclusion of İzmir Adnan Menderes Airport into this programme will be followed by the participation of İstanbul Atatürk, Ankara Esenboğa and other airports that we operate. Today, when global warming has become a threat all over the world, TAV Airports does its part and fulfils its responsibility, and we aim to neutralize the carbon emission in our airports by the accreditations we realize step by step and to contribute to the process of minimizing the amount of global carbondioxide.” Airport Carbon Accreditation programme provides a common framework for reporting and reducing the carbon emission in airports. With this programme, standards are determined for the first time to report carbon emission within a framework adapted to the complex structure of airports. These standards are determined in full compliance with the World Business Council for Sustainable Development (WBCSD) and World Resources Institute (WRI) “Greenhouse Gas Protocol” Institutional Accounting and Reporting Standards.

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

127


Spor / Sporting

Nif’te keyifli bir yürüyüş Eğer şehir yaşamından, daralan sokaklardan, dinmeyen gürültülerden uzaklaşmak isterseniz, başınızı alıp, yanı başınızda duran çam ormanları ve zengin bitki örtüsüyle bezenmiş dağlara, gidebilirsiniz. Nif Dağı, özellikle başlangıç aşamasındaki yürüyüşçülere bütün güzelliğini sergiler.

A pleasant walk in Nif If you would like to get away from city life, suffocating streets and never ending noise, you can walk off to the mountains in the vicinity adorned with pine woods and rich flora. Nif Mountain displays all its beauty especially to inexperienced walkers.

128

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


AYŞEGÜL AKINCI YÜKSEL

İDADİK Üyesi / İDADİK Member

İzmir’in güneydoğusuna baktığınız da, bakışlarınız bir dağ silsilesi ile sınırlanır. Havanın açık, görüşün iyi olduğu bir gündeyseniz en baştaki dağın zirvesinde göreceğiniz beyaz yapı, Nif Dağı’nın yangın gözetleme kulübesidir. Ben, Nif’e her baktığımda, bakışlarımı bu kulübeye odaklar ve derin bir nefes alırım, tıpkı 1500 metre yukarıda o kulübenin dibindeyken aldığım gibi... Doğa yürüyüşlerine katılmaya önce İzmir’i çevreleyen ormanlarla tanışarak başladım. Yürüdüğüm parkurlardan birisi de Buca Gökdere Köyü’den başlayıp, Nif Dağı’nın zirvesine uzanarak Kemalpaşa İlçesi’nin Kızılüzüm Köyü’nde sona eren 25 km’lik parkurdur.

Nif Dağı, Antik Çağ’da Olympos adını taşımış 19 dağdan biridir.

Yılın her ayı rahatlıkla çıkılabilen Nif Dağı’na gitmek üzere, diğer yürüyüşlerde de olduğu gibi ayakkabılarımı giyip, bağcıklarını dikkatle bağlayıp, pazar sabahının uyku mahmurluğu içinde yedek giysilerimi, suyumu, kumanyamı koyduğum sırt çantam ve batonlarımla, Konak Meydanı’na doğru yola çıkıyorum. Eğer doğa yürüyüşlerini bir yaşam biçimi haline getirecekseniz batonlarınız hep yanınızda olmalıdır.

Nif Mountain is one of the 19 mountains that bore the name Olympus in ancient times.

Ormana giriş yasağının bitimiyle başlayan yürüyüş sezonu boyunca pazar sabahları, erken saatlerde, şehir henüz uykudayken rengârenk giysileriyle, şehrin dört bir yanından Konak Meydanı’nda toplanan insanları görmek şaşırtıcıdır. Kulübüm; İzmir Dağcılık ve Doğa Sporları İhtisas Kulübü’nün (İDADİK) toplanma yerindeyim. Arkadaşlarla birlikte aracımızdaki yerimizi alıp, Buca’ya doğru yola çıkıyoruz. Burada verdiğimiz molada hafif bir kahvaltı yapıp, Gökdere Köyü’ne devam ediyoruz. Köyün bitiminde başlayıp Nif Dağı’na uzanan kanyon başlangıcında her yürüyüş öncesi yaptığımız gibi, rehberimiz eşliğinde ısınma egzersizlerini yapıyoruz. Kanyona girip hızlı bir şekilde yürüyüşe başlıyoruz, 19 sporcuyuz. Kanyonda

When you turn your gaze to the southeast of İzmir, your looks are blocked by a chain of mountains. If the weather is clear and the range of visibility is high, the white structure on top of the first mountain you will see is the fire watchtower of Nif Mountain. Whenever I behold Nif, I focus my looks on this watchtower and take a deep breath, just like the way I do when I stand at the bottom of that tower situated at an altitude of 1500 meters… I started joining nature walks by becoming acquainted with the forests surrounding İzmir. One of the walking tracks I followed is a route of 25 km starting from Gökdere Village of Buca District, reaching to the summit of Nif Mountain and ending in Kızılüzüm Village of Kemalpaşa District.

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

129


Başımı her kaldırışımda, ormanın güzellikleri içimi dolduruyor. Whenever I look up, I am filled up with the beauties of the forest.

güzel ve zevkli bir yürüyüş yaparken, henüz soğuk olan kayalara dokunup, uyanıyoruz. Yavaş yavaş yükseliyoruz. Kanyonda akan su, cılız ve keyifsiz… Kanyon bitiminde rehberimizin arkasında tek sıra halinde, sırtta tırmanmaya başlıyoruz. Nif Dağları’nı geçiyoruz. Başımı her kaldırışımda, ormanın güzellikleri içimi dolduruyor. Kısa molalarla, devamlı “traves atarak”, dik tırmanıyoruz. Bol su tüketip, molalarda enerjimizi sağlayacak, çikolata, kuruyemiş ikramlarında bulunuyoruz birbirimize. Kaslarımız ve nefesimiz uyum içinde, tempolu yürümeye devam ediyoruz. Rehberimizin uyarıları doğrultusunda hiçbirimiz gruptan kopmuyor ve 1500 metredeki zirveye ulaşıyoruz. Dağcı geleneği olarak birbirimizi zirve başarısı nedeniyle kutluyoruz.

Etrafımız, puslu dağlarla çevrili, zirve taşlık, çıplak. Uzaklarda KuşadasıGümüldür Körfezi, İzmir hemen aşağımızda, homurtuları kulağımızda, körfez küçülmüş, beton binalar öylece duruyor. Terden ıslanan giysilerimizi değiştirip, yemeğimizi yangın kulübesinin gölgesinde gözlerimiz önüne serilen engin manzara eşliğinde yiyoruz. İniş oldukça dik, günün kısalığı, yolun uzun olması ekibi hızlandırıyor. Yerler sarmaşıklarla örtülmüş ve mevsime uygun bir şekilde hafif buzlu. Kaymamak için batonlarımızla denge kurarak, sessiz bir şekilde, dikkatlice inişe devam ediliyoruz. Kızılüzüm Köyü görüş alanımıza girerken,

To set out for Nif Mountain, which can be climbed easily in every season of the year, I go to Konak Square after I put on my shoes, tie my shoelaces carefully, pack my spare clothes, water and victuals into my back pack and take my batons in drowsiness of Sunday morning as I do in the morning of every other walk. I you want to turn nature walk into a way of life, you should always have your batons with you. Throughout the walking season, which starts with the removal of the prohibition of entering the forest, it is surprising to see the people from all corners of the city gathering in Konak Square every Sunday morning with their colourful outfits while the entire city is still asleep. I am at the meeting point of my club, İzmir Mountaineering and Nature Sports Club (İDADİK). We get on our bus and set off to Buca. We have our breakfast during our break in Buca and continue to Gökdere Village. As we do before every walk, we do our warm-up exercises in the guidance of our walking guide at the entrance of the canyon which starts from the end of the village and leads to Nif Mountain. We enter the canyon and start walking at a high pace. Our group includes 19 walkers. While taking a nice and please walk through the canyon, we come to our senses by touching the rocks that are still cold in the morning weather. We climb up slowly. The water flowing in the canyon is weak and silent…At the end of the canyon, we start climbing the ridge in a single row following our guide. Then we pass through Nif Mountains.

130

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Whenever I look up, I am filled up with the beauties of the forest. By taking short breaks, we continue climbing the steer slope by “traversing”. We drink a great mount of water and offer each other chocolate and dried nuts to restore our energy during the breaks. We go on walking in a routine tempo with our muscles in harmony with our breath. Following the warnings of our guide, we do not leave the group and reach the summit at an altitude of 1500 meters. As required by mountaineering tradition, we celebrate one another for our success in reaching the summit.

hava kararıyor. Nefis bir ay ışığı altında yürüyoruz. Köyün ve Kemalpaşa Ovası’nın ışıkları önümüzde bize yol gösteriyor. Toprak yola inerek uzun bir yay çizerek köye iniyoruz. Hava nemli, sobalardan yükselen odun kokusu burnumu yakıyor. Köy kahvesinde kısa bir çay molası verip, bizi karşılayan aracımıza yerleşiyoruz. Şarkılarlatürkülerle İzmir’e dönüyoruz. Güzel bir transı başarmanın keyfi içindeyim.

İDADİK’in yürüyüş programı 25 Ekim: Karaburun Yol Ayrımı-İdadik Ormanı / 7 km / Dağ çileği Hasadı 01 Kasım: Kavaklıdere - Nif kulübe / 6 km 08 Kasım: A Grubu: Y. Kızılca - Mahmut Düzlüğü / Ata’ya Saygı Yürüyüşü / 8 km, B Grubu: Y. Kızılca - Mahmut Zirve / Ata’ya Saygı Yürüyüşü / 16 km 15 Kasım: A Grubu: Mordoğan - Körfez / 6,5 km), B Grubu: Gürle - Yukarıkurudere / 16 km 22 Kasım: A Grubu: Sinancılar - Ovacık / 8 km (Yürüyüş bitiminde güveçte kuru fasulye nohut) - B Grubu: Nif Zirve - Balık Çiftliği / 18 km 06 Aralık: A Grubu: Beşpınarlar - Sülüklügöl / 8 km, B Grubu: Mordoğan – Çatalkaya – Balıklıova / 16 km 13 Aralık: A Grubu Bağyurdu – Zeybekpınarı - Bağyurdu / 8 km, B Grubu: Hamzababa – Ovacık - Sinancılar / 16 km 20 Aralık: A Grubu: Keçikalesi - Şirince / 6 km, B Grubu: Cennetçeşme - Ilıca Balçova / 16 km 27 Aralık: A Grubu: Homeros Vadisi / 10 km, B Grubu: Gaziemir-Tırazlı-Balçova / 18 km

Walking programme of İDADİK 25 October: Karaburun Junction – İdadik Forest / 7 km / Wild strawberry Harvest 01 November: Kavaklıdere – Nif Cottage / 6 km 08 November: Group A.: Y. Kızılca – Mahmut Plane / Parade for the Commemoration of Atatürk / 8 km, Group B: Y. Kızılca – Mahmut Summit / Parade for the Commemoration of Atatürk / 16 km 15 November: Group A: Mordoğan – Bay / 6,5 km, Group B: Gürle – Yukarıkurudere / 16 km 22 November: Group A: Sinancılar – Ovacık / 8 km (stewed dried beans – chickpea after the walk), Group B: Nif Summit – Fish Farm / 18 km 06 December: Group A: Beşpınarlar – Sülüklügöl / 8 km, Group B: Mordoğan – Çatalkaya – Balıklıova / 16 km 13 December: Group A: Bağyurdu – Zeybekpınarı - Bağyurdu / 8 km, Group B: Hamzababa – Ovacık - Sinancılar / 16 km 20 December: Group A: Keçikalesi - Şirince / 6 km, Group B: Cennetçeşme - Ilıca Balçova / 16 km 27 December: Group A: Homeros Valley / 10 km, Group B: Gaziemir-Tırazlı-Balçova / 18 km İDADİK: 0232 421 30 10 / http://www.idadik.org

We are surrounded by hazy mountains; the summit is rough and naked… KuşadasıGümüldür Bay is lying out far away, İzmir spreads along right beneath, the bay has become smaller, its mutterings are still in our ears, and concrete buildings are standing still… We change our sweaty clothes and eat our meals in the shade of the fire watchtower accompanied by the boundless view. The descending path is quite steep and we increase our pace thinking that the day is short and our journey back is long. The ground is covered with ivies and a thin layer of ice agreeable with the season. We balance our bodies by using our batons and continue descending silently and carefully. It gets dark as we spot Kızılüzüm Village ahead. We walk in the magnificent moonlight. The lights of the village and Kemalpaşa Plain guide our way. We descend to the pathway and reach the village following a curved line. The weather is wet with moist; the smell of burnt wood rising from the stove chimneys irritates my nose. We take a short break at the village coffee house before we get on our bus meeting us in the village, and drive back to the city singing songs all together in the bus. I enjoy the feeling of content after completing a beautiful trans.

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

131


Suyu ve yeşili bol Nif Dağı, İzmir Körfezi’nin doğusunda yer alan, İzmir’in Kemalpaşa ilçesine hakim ve Bozdağlar dağ silsilesinin en batıya uzanan ucunu oluşturur. 1,510 m yüksekliğindedir. Nif Dağı, Antik Çağ’da Olympos adını taşımış 19 dağdan biridir. Nif Dağı, İzmir’in Pınarbaşı-Bornova bölgesinden yükselmeye başlar ve Torbalı-Kemalpaşa ovalarına kadar uzanır. Kemalpaşa, Torbalı, Buca ve Bornova ilçelerinin ortak sınırları çevresinde konumlanır. Nif Dağı’nın kuzeyinde, Nif Çayı’nın suladığı Kemalpaşa Ovası ile Spil Dağı; doğusunda, M.Ö. 2. binyılın ortalarında bu bölgede hüküm sürmüş Hitit-Luvi beyliği olan Mira’nın prensini tasvir eden kayaya oyulmuş kabartması ile ünlü Karabel Geçidi; güneyinde Torbalı Ovası yer alır. Bu doğu kesiminde ayrıca, Lidya ve Helenistik Dönemlere ait kale ve mezar kalıntıları ile Bizans Dönemi’ne tarihlenen yapı kompleksleri vardır. Doğu bölgesinde birçok oda mezar bulunmaktadır. Ayrıca, Bizans İmparatorluğu’nun Laskarisler döneminden kalma mermer taşlı ve tuğla harçlı bir sarayın kalıntıları yer almaktadır. Dağın batısındaki Buca ilçesi Kaynaklar beldesine bağlı Eskitahtalı’daki Kale mevkiinde de bir kaya kütlesi üzerine oturtulmuş bir kalenin kalıntıları yükselmektedir. Denize yakınlığı sebebiyle nemli bir iklime sahip olan ve bol yağış alan Nif Dağı, yemyeşil görüntüsü ve sonbahar-kış aylarında karla kaplı zirveleriyle İzmir’de farklı bir görüntü oluşturmaktadır. Nif Dağı’nda geniş ormanlar ve çeşitli şirketlerce yürütülen alabalık yetiştirme tesisleri bulunur. Dağın etrafındaki köylerde üretilen kiraz ve çilek bölgede ünlüdür. Nif Dağı, çevresindeki ulaşım ağıyla, hem deniz hem de iç kesimle bağlantılı, altın madenlerine, verimli topraklara ve arazi yapısından dolayı çok sayıda su kaynağına sahip, doğal korunaklı, kısaca yerleşim için her türlü vasfı mevcut bir yerdir.

132

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

NİF DAĞI

Abundant with water and green Nif Mountain is located in the east of İzmir Bay and constitutes the western extension of Bozdağlar (Boz Mountains) overlooks Kemalpaşa District. It has an altitude of 1,510 meters. Nif Mountain is one of the 19 mountains that bore the name Olympus in ancient times. It starts rising from Pınarbaşı-Bornova district of İzmir and reaches out to TorbalıKemalpaşa plains, and it is situated around the common borders of Kemalpaşa, Torbalı, Buca and Bornova. Nif Mountain is surrounded in the north by Kemalpaşa Plain watered by Nif Brook and Spil Mountain, in the east by Karabel Passage famous with its relief engraved on the rock depicting the prince of Mira, which was a Hittite-Luwian principality prevailing in the region in the middle of the 2nd millennium B.C., and in the south by Torbalı Plain. In the eastern part, there are also the remains of castles and graves dating to the Lydian and Hellenistic Periods as well as structure complexity from the Byzantium Period. There are several burial chambers in the eastern region, besides the remains of a palace with marble stones and brick mortar dating back to the period of Laskaris Dynasty of the Byzantium Empire. There are also the remains of a castle rising on a block of rock in the Kale district of Eskitahtalı neighbourhood within the borders of Kaynaklar, Buca located in the west of the mountain. Nif Mountain has a wet climate and receives heavy rain falls due to its closeness to the sea, and therefore forms a different view in İzmir with its green landscape and outstanding summit covered with snow in the autumn and winter. It also has wide forests and trout farms managed by various companies. The villages surrounding the mountain are famous for their cherries and strawberries. Nif Mountain has all the characteristics for a settlement with its natural shelter, transportation network of both sea and inland connection, gold mines, fertile soil and several water resources because of its land structure.


Pegasus ve İZair Atina seferlerine başladı

Güncel / Actual

Pegasus Havayolları, haftanın üç günü İzmir’den Yunanistan’ın başkenti Atina’ya sefer düzenliyor. Türkiye ve yurtdışı uçuş noktalarına her geçen gün yenisini ekleyen Pegasus, İzmir’den Atina uçuşlarına da başladı. Pegasus ve İZair, İzmir –Atina direkt uçuşlarını haftanın üç günü karşılıklı altı sefer olarak gerçekleştiriyor. Uçuşlar pazartesi, çarşamba ve cuma günleri düzenleniyor. Seferlerin başlaması nedeniyle Atina Hilton Oteli’nde gerçekleşen basın toplantısında Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, ticari ilişkilerdeki olumlu havaya ve ortak tarihe dayanan sosyo-kültürel ilişkilerin gelişimine önemli katkıda bulunmak amacıyla Pegasus Havayolları ve İZair’in Atina ortak uçuşunu başlattıklarını söyledi. Sabancı, “Atina uçuşlarımızla dış hatlarda tarifeli uçuş noktalarımızı 16’ya çıkardık. Önümüzdeki günlerde de dış hatlarda büyümeye devam edeceğiz’” dedi. İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş ise “Pegasus ile Türkiye’yi Yunanistan’a bağlayacağımız için çok heyecanlı ve mutluyuz. Dilerim gerçekleştirdiğimiz bu seferler iki ülke arasındaki bağları da güçlendirir.” diye konuştu.

İstanbul ve Ankara’dan İzmir bağlantılı Atina Ankara ve İstanbul’dan uygun bağlantılar ile Atina’ya uçmanın mümkün olduğuna dikkat çeken İZair Genel Müdürü Gürol Yüksel, “İstanbul Atatürk’ten 09.10 uçuşu ile İzmir-Atina seferlerine, 1 saat 25 dakika beklemeyle, aynı şekilde Atina-İzmir dönüşünde de 1 saat 15 dakika bekleme ile 15.15 İzmir –İstanbul seferine bağlantı veriyoruz. Aynı şekilde, Ankara’dan İzmir’e sabah 08.35 seferi ile uçarak Atina’ya bağlantı alabilir, dönüşte de sadece 55 dk. bekleme ile İzmir üzerinden Ankara’ya uçuş yapılabilir” diye konuştu. İzmir çıkışlı en düşük ücretin 45,99 Euro olduğunu söyleyen Yüksel, Yunanistan’da vergilerin yüksek olması sebebiyle Atina çıkışlı uçuşların ise 68,99 Euro’dan başladığı bilgisini verdi.

Pegasus and İZair has started its Athens flights Pegasus Airlines launches flights from İzmir to the Greek capital Athens three days a week. Pegasus Airlines, which adds a new domestic and international flight to its schedule each passing day, has started its İzmir-Athens flights. Pegasus and İZair schedules direct two-way flights between İzmir and Athens three days a week with six flights in total. Flights are scheduled on Mondays, Wednesdays and Fridays. At the press conference held at Athens Hilton Hotel on the occasion of initiating these flights, Pegasus Airlines Board Chairman Ali Sabancı stated that Pegasus Airlines and İZair started joint flights to Athens to contribute to the positive atmosphere of the commercial relations between the two cities and to the development of socio-cultural relationships based on a common history. Sabancı also announced that they “increased their scheduled international flights to 16 with Athens flights, and will continue to expand their flight network in the forthcoming days.” Ekrem Demirtaş, İzmir Chamber of Commerce President, also expressed his thoughts concerning the occasion: “We are very excited and pleased to connect Turkey and Greece by the flights of Pegasus Airlines. I wish that these flights will reinforce the ties between the two countries.”

Transit flights from Istanbul and Ankara to Athens with İzmir connection İZair General Director Gürol Yüksel drew attention to the possibility of operating flights to Athens from Ankara and Istanbul through İzmir: “We operate İzmir-Athens flights by 09:10 flight from Istanbul Atatürk Airport with 1 hour 25 minutes waiting period, and Athens-İzmir flight connecting to 15:15 İzmir-Istanbul flight with 1hour 15 minutes waiting period. In the same way, Ankara-Athens flight is operated through 08:35 Ankara-İzmir flight, and Athens-Ankara flight is operated though İzmir connection with 55 minutes waiting period.” Flights from İzmir starts from 45,99 Euros, while flights from Athens starts from 68,99 Euros due to the higher taxes in Greece. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

133


Günübirlik / Excursion

Tanrı’nın çocuklarının oyun bahçesi Bafa Gölü ve çevresi, tarihin izlerini taşıyan büyüleyici dokusuyla görenleri kendine hayran bırakıyor. Köyün dar sokaklarında ilerlerken her yerde Herakleia’nın izleri önünüzden ilerliyor.

Play garden of God’s children Bafa Lake and its environment fascinate the visitors with its enchanting fabric woven with history. The traces of Herakleia guide you through the narrow streets.

134

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


İzmir’e gelip de günübirlik nerelere gidebiliriz diyenler için sadece bir tavsiye değil Bafa Gölü ve çevresi. Eşsiz doğası, büyüleyici manzarası ve günümüzde geçmişin izlerini hala canlı yaşatabilen bir yer olarak “görmeden dönmeyin” denilecek yerlerden. İzmir’den Bodrum’ a giderken Söke ve Didim kavşaklarını geçtikten sonra yol sola doğru kıvrılıyor. Bu dönemeçten kısa bir süre sonra yolun sol kısmında Bafa Gölü’nü görebilirsiniz. Antik Çağ’da önemli bir körfez olan Latmos Körfezi günümüze Büyük Menderes Nehri’nin taşımış olduğu alüvyonlar nedeniyle Ege Denizi’nden ayrılarak göl haline gelmiş. Denizle bağlantısı olmasa da, Bafa Gölü’nün suları bir hayli tuzlu… Göl çevresi özellikle yelken, kano, su kayağı gibi sporları yapmak için çok uygun. Ayrıca Beşparmak Dağları’nda yer alan onlarca patikada günübirlik ya da konaklamalı yürüyüşler yapmak mümkün. Bunun dışında Bafa Gölü, bitki severler, kuş gözlemcileri, ressamlar, fotoğraf çekmeye ve tarihe meraklı kişiler için bulunmaz bir yer.

Bafa Gölü, bitki severler, kuş gözlemcileri, ressamlar, fotoğraf çekmeye ve tarihe meraklı kişiler için bulunmaz bir yer. Bafa Lake is a heaven-sent location for botanists, bird watchers and ornithologists, artists, photographers and history enthusiasts.

Bafa Lake and its environment is not merely a recommendation for the ones who are interested in daily excursions around İzmir. With its matchless landscape, fascinating scenery and historical setting, it is one of the places you “must see” before leaving İzmir. After you pass through the Söke and Didim junctions on your way to Bodrum from İzmir, the road curls up to the left. When you take this turning, you will see the Bafa Lake on your left after you drive for a while.

brought by Büyük Menderes River. Although Bafa Lake has no connection with the sea, the lake water is quite salty...The lake offers a very suitable environment for waters sports especially like sailing, canoeing and water-skiing. It is also possible to take long walks on several pathways of Beşparmak Mountains during your daily or stopover tours. Besides, Bafa Lake is a heaven-sent location for botanists, bird watchers and ornithologists, artists, photographers and history enthusiasts.

Latmos Bay, which used to be an important gulf of the Aegean Sea in the Ancient Age, became a lake when the sea passage was gradually closed by the alluvial mass

Bafa Lake is located on the coast line of the Aegean Region and surrounded by typical Mediterranean vegetation due to the Mediterranean climate dominating

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

135


Ege Bölgesi’nin kıyı kesiminde yer alan Bafa Gölü, Akdeniz iklimi etkisinde olup ağırlıklı olarak Akdeniz bitki örtüsüyle temsil ediliyor. Göl çevresinin hemen hemen büyük bir kısmı zeytin ağaçlarıyla kaplı… Yapılan çalışmalara göre, yaklaşık iki bin yaşında olan ve ülkemizde bilinen en yaşlı zeytin ağacı Bafa Gölü’nün kenarında yaşıyor. Zeytin dışında önemli bir orkide alanı olarak da kabul edilen Bafa Gölü ve çevresinde yaklaşık 20 tür orkide türü yetişiyor. Bu da alana botanik açısından büyük bir önem katıyor. Orkidelerin dışında, Akdeniz bitki örtüsünün en iyi şekilde görülebildiği gölün çevresinde yaklaşık 500 farklı bitki türü yetişiyor. Kıyı Ege Bölgesi’nin ve Akdeniz’in karakteristik türlerinden olan adaçayı, İzmir kekiği, kara kekik, lavanta gibi aromatik türler ve tıbbi papatyalar da bu bölgede bol miktarda yetişiyor. Bafa ve çevresinin bir diğer özelliği de bölgenin yenebilir otlar bakımından zengin olması. İğnelik, tavukgöğsü, sirken, şevketi bostan, kuşkonmaz, turpotu, radika ve acıot (sarmaşık) bunlardan birkaçı.

136

Adalarda tarihi kalıntılar Ülkemizin önemli göllerinden biri olan Bafa Gölü’nde dört ada bulunuyor. Bunlar Menet, Kahvehisar, Kargaasarı, Kapıkırı adaları. Gölün kıyısındaki tekneleri kiralayarak ada turu yapmak mümkün. Bu adalarda 13. yüzyıldan kalma Manastır ve Kilise kalıntılarını gezme ve görme olanağı buluyorsunuz. Aynı zamanda yine bu tur içinde bulunan Menet

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Ülkemizin önemli göllerinden biri olan Bafa Gölü’nde dört ada bulunuyor. There are four small islands on Bafa Lake, which is one of the most notable lakes in Turkey.

the region. The surrounding of the lake is mostly covered with olive trees... According to the researches, the oldest known olive tree in Turkey, which is approximately two thousands of years old, is on the shores of Bafa Lake. Besides olive trees, Bafa Lake and its surrounding area is also a significant reserve for orchids, and about 20 different orchid species grow in this environment. This particularity adds a great significance to the area in terms of botany. Other than orchids, 500 different plant species can be found around the lake, where the Mediterranean vegetation prevails in its fullest effect. The area is abundant with aromatic species like sage, İzmir thyme, black thyme, lavender as well as medical daisies which are among the characteristic species growing in the coastal Aegean Region and the Mediterranean. Another characteristic of Bafa and its environment is that the region is rich with edible herbs, which include teasel, tavukgöğsü, chenopodium album, blessed thistle, asparagus, radish herb, chicory and hedera.


Köyün dar sokaklarında ilerlerken her yerde Herakleia’nın izleri önünüzden ilerliyor.

Adası’nda birçok kuş çeşidini bir arada görme fırsatı buluyorsunuz. Bu dört ada dışında İkizce Yarımadası’nın uç kısmı da suların yükselmesi sonucunda ada halini alıyor. İkizce Yarımadası’nın uç kısmında bulunan tepenin üst kısmında bir manastır bulunuyor. Meryem Ana’ya adanarak yapıldığı belirtilen bu manastır da göle farklı bir değer kazandırıyor. Göldeki en güzel plaja sahip İkizce Adası’nda mevsimine göre yüzme molası da veriliyor. Bafa Gölü ve çevresi sahip olduğu su kuşları zenginliği ve doğal güzellikleri nedeniyle Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından “tabiat parkı” olarak ilan edilmiş. Yaklaşık 210 çeşit kuş türü bulunan bu önemli kuş alanında (ÖKA) yaşayan kuş türlerinin bir kısmı Avrupa’da ve dünyada nesli tehlike altında olan türler.

Antik kent ile köy iç içe Doğa, tarih, deniz, macera ve eğlencenin kesiştiği nadir bölgelerden birisi olan Bafa Gölü’nün en güzel kısımlarından biri de Kapıkırı Köyü. Tüm bu güzelliklerin içi içe bulunduğu Kapıkırı Köyü’ne ulaşmak için Bafa’nın içinden sola dönerek yaklaşık 10 km’lik asfalt köy yolunu takip etmeniz gerekiyor. Zeytin ağaçlarının arasından

The traces of Herakleia guide you through the narrow streets of the village. is known to have been built for the Virgin Mary, adds a different value to the lake. Depending on the season you can enjoy swimming on the shores of İkizce Peninsula, where you can find the most beautiful beach on the lake.

Historical remains on the islands There are four small islands on Bafa Lake, which is one of the most notable lakes in Turkey. These islands are named Menet, Kahvehisar, Kargaasarı and Kapıkırı. You can take a tour to the islands by renting one of the boats on the lakeshore, and see the remains of the Monastery and Church from the 13th century. Moreover, this tour will also provide you with the opportunity of seeing several bird species at once on Menet Island. Besides these four islands, İkizce Peninsula occasionally becomes an island when the waters rise. There is a monastery on the hilltop located at the edge of İkizce Peninsula. This monastery, which

Due to its rich flora and landscape as well as the diversity of water bird species, Bafa Lake and its surrounding have been declared as a “nature park” by the Ministry of Environment and Forestry. Some of the bird species living in the important bird area (IBA), which hosts approximately 210 kinds of bird species, are among the endangered species in Europe and in the world.

The ancient city and village are intertwined Kapıkırı Village is one of the loveliest areas of Bafa Lake, which is one of the rare locations where nature, history, adventure and entertainment coincide. To reach Kapıkırı Village, where all these beauties coexist in harmony, you need to follow the asphalt road for about 10 km after you turn left from Bafa. You finally arrive at Kapıkırı Village by passing through the herons, storks, pelicans and coots flying around you amidst the olive trees. The village situated on the skirts of Beşparmak Mountains was founded on the remains of the Ancient City of Herakleia. Everywhere in the village you come across structures belonging to the Herakleia period, which is considered according to the rumours as the “play garden of God’s children”. The village, which lives on tourism, agriculture and stockbreeding, is almost intertwined with the ancient city. The traces of Herakleia guide you through the narrow streets. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

137


çevrenizde uçuşan balıkçıllar, leylekler, pelikan ve sakarmekelerin altından geçerek kısa sürede Kapıkırı Köyü’ne ulaşabiliyorsunuz. Beşparmak Dağları’nın eteklerinde yer alan köy, Herakleia Antik Kenti’nin üzerine kurulmuş. Köyün her yerinde, rivayetlere göre “Tanrı’nın çocuklarının oyun bahçesi” olarak kabul edilen Herakleia dönemine ait yapılarla karşılaşıyorsunuz. Turizm, tarım ve hayvancılıkla geçinen köy ve antik şehir içiçe geçmiş adeta. Köyün dar sokaklarında ilerlerken her yerde Herakleia’nın izleri önünüzden ilerliyor. Köyün girişinde ilk gözünüze çarpan şehir surları ve Nekropolis (Ölüler kenti) oluyor. Hellenistik devirde eski Latmos kentinin hemen yanındaki kayalık ve çok engebeli araziye kurulan Herakleia kenti 65 gözetleme kulesi ve uzunluğu 6,5 km. ye ulaşan çok iyi korunmuş surlarıyla dikkat çekiyor. Antik kentte, surlardan başka Agora, Athena Tapınağı, meclis binası (bouleuterion), kaya mezarlarını gördüğünüzde yaşayan bir tarihin büyülü havasını soluyorsunuz adeta. Köyün en hakim tepesine kurulmuş olan Athena Tapınağı, Beşparmak Dağları ve Bafa Gölü’nün en iyi seyredilebileceği yer. Tapınağın bulunduğu bölgeye

Önemli bir orkide alanı olarak da kabul edilen Bafa Gölü ve çevresinde yaklaşık 20 tür orkide türü yetişiyor.

Approximately 20 kinds of orchid species grow at and around Bafa Lake which is recognized as an important reserve for orchids.

vardığınızda karşılaştığınız manzara karşısında büyülenmemek elde değil. Ayaklarınızın altında Kapırı Köyü ve Beşparmak Dağları, karşınızda uçsuz bucaksız Bafa Gölü ve adalar… M.Ö. 3. yüzyılda inşa edilen tapınak bugün hala yıllara direnerek varlığını koruyor. Bafa Gölü’nün tarihle buluştuğu bir başka nokta da Bizans Kalesi. M.S. 8. yüzyıl civarında yapılmış olan kale, köyün yaşayan diğer bir tarihi. Bizans Kalesi

The first thing that catches your eye in the entrance of the village is the city walls and Necropolis (City of the Dead). Herakleia city, which was founded in the Hellenistic period on the rocky and rough area right next to the ancient city of Latmos, attracts attention with its 65 watch towers and well-preserved city walls reaching 6.5 km in length. In the Ancient City you almost breathe the magical air of history when you behold the Agora, Athena Temple, council building (bouleuterion) and sepulchres besides the city walls. Athena Temple, which is situated on a hilltop overlooking the village, provides the best view of Beşparmak (Latmos) Mountains and Bafa Lake. It is impossible not to be fascinated by the view when you arrive at the temple. Kapıkırı Village and Beşparmak Mountains are under your feet, and Bafa Lake and the islands endlessly stretch out in front of you... The temple, which was constructed in the 3rd century B.C., still survives rebelling against the passing time. Byzantium Castle is another spot where Bafa Lake meets history. The castle, which was built around the 8th century A.D., is a living witness of history in the village. After a short tour around the Byzantium Castle, you continue your

138

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


Köyün en hakim tepesine kurulmuş olan Athena Tapınağı, Beşparmak Dağları ve Bafa Gölü’nün en iyi seyredilebileceği yer. Athena Temple, which is situated on a hilltop overlooking the village, provides the best view of Beşparmak (Latmos) Mountains and Bafa Lake.

etrafında kısa bir turdan sonra köyün içine doğru ilerleyerek geçmişle olan randevunuza kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Köyün keyif veren yollarında ilerlerken ağaçların ardına gizlenmiş bir yapı çekiyor dikkatinizi. Daha sonra yol boyunca bizi yalnız bırakmayan pansiyon işletmecisi Mithat Serçin’den adının Endimiyon Sunağı olduğunu öğrendiğim yapının önünde kısa bir mola veriyoruz ve Selena ile Endimiyon’un mitolojik hikayesini dinliyoruz keyifle. Hikayeye göre ay tanrıçası Selena, Beşparmak Dağları’nda uyurken gördüğü genç ve yakışıklı çoban Endimiyon’a aşık olur. Her gece ay ışığı ile Endimiyon’un yanına gelen Selena, günün ilk ışıklarına kadar onun yanında kalır. Endimiyon Selena’yı göremese de varlığından hissettiği mutlulukla geçirirmiş o güzel saatleri. Ve dillere destan aşları, evlilikle son bulmuş Endimiyon ve Selena’nın. Bu keyifli hikayenin ardından bir kez daha anlıyorsunuz ki, yüzyıllar öncesine keyifli bir serüven yaşadığınız. Bafa Gölü ve çevresinde attığınız her adım, geriye dönüp o anı bir kez daha tatmak isteyeceğiniz türden. Dopdolu geçen bir günün ardından aldığınız haz, yorgunluğunuzu bile unutturuyor size. Ve

keyifli bir günün noktalanacağı son adres de günbatımının eşsiz manzarasının tadına varacağınız Bafa Gölü’nün sahili oluyor. Dünyada günbatımının en güzel izlendiği yerlerden biri olarak kabul edilen Bafa Gölü’ne bakarken, yaşadığınız anları anımsayıp, içinizde huzur, yüzünüzde tatlı bir gülümse ile güneşi Bafa Gölü’nde batırıyorsunuz, yeni doğan umutlar eşliğinde.

journey in history from where you leave off by proceeding into the village. While walking on the pleasing roads of the village, your attention is caught by a structure hidden under the trees. After a while we take a break in front of the structure named Endymion Altar, whose name I learned from Mithat Serçin, hostel manager who accompanied us throughout our journey, and we listen to the mythological story of Celena and Endymion. According to the story, the moon goddess Celena falls in love with the young and handsome herdsman Endymion when she beheld him sleeping in Beşparmak Mountains. Celena comes to him every night by moonlight and stays with him until the first lights of day break. Although Endymion cannot see Celena, he passes those lovely hours with happiness aroused by her existence. The legendary love of Endymion and Celena has ended up with marriage. Hearing this lovely story takes you to a pleasing journey back in hundreds of years ago. Every step you take on Bafa Lake and its environment creates an urge inside to go back and experience those moments again. The joy of spending a prosperous day on the lake even makes you forget your exhaustion. And the final destination of your pleasant trip is the shores of Bafa Lake, where you can enjoy the matchless view of sunset. While looking at Bafa Lake, which is considered one of the rare locations in the world with the most spectacular view of sunset, you recall the memorable moments of your trip and watch the sun sink into Bafa Lake with a sweet smile on your face accompanied by emerging hopes. Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

139


İnfo ACİL TELEFONLAR / EMERGENCY TELEPHONE NUMBERS İtfaiye / Fire Department

110

AKS / Emergency Rescue (AKS) Hızır Acil / Medical Emergency Service

Pasaport 484 22 56 Göztepe 224 20 22 Üçkuyular 259 40 13

110

112

Polis İmdat / Police Department 155 Cenaze Hizmetleri / Funeral Services

188

TÜRK TELEKOM

Sahil Güvenlik / Coast Guard 158 Orman Yangınları / Forest Fires 177

Arıza / Breakdown 121

Hava Ambulans / Air Ambulance

Bilinmeyen Numara / Unknown Numbers

463 33 22

11811

Danışma / Information Service 161

HASTANELER / HOSPITALS

Uyandırma / Wake Up Service 135 Fono Tel / Fono Phone 141

Üniversite Hastaneleri / University Hospitals Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi / Ege University Medical Faculty Hospital

343 43 43

TİYATROLAR / THEATRES

9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi / 9 Eylul University Medical Faculty Hospital

412 22 22 Devlet Tiyatroları / State Theatres

Dokuz Eylül. Ü. İlaç ve Zehir Danışma / 9 Eylul U. Drug and Poison Information Center

412 39 39

Konak Sahnesi / Konak Stage 483 50 35 Karşıyaka Sahnesi / Karşıyaka Stage

369 64 87

369 30 40

Bornova Sahnesi / Bornova Stage

343 04 33

Ege Doğumevi / Ege Maternity Hospital

449 49 49

Özel Tiyatrolar / Private Theatres

Ege Ü. Kadın Doğum / Ege U. Maternity Hospital

388 19 63

Konak Belediye Tiyatrosu / Konak Municipality Theatre

246 63 93

Ege Sanat Merkezi / Ege Art Centre

Dokuz Eylül Üniversitesi Karşıyaka Polikliniği / 9 Eylul University Karsiyaka Polyclinic Doğumevleri / Maternity Hospitals

Kan Merkezleri / Blood Centers

381 64 06

Hamle Tiyatrosu / Hamle Theatre

446 70 18

Türk Kızılayı / The Turkish Red Crescent

421 47 89

Tansaş Çocuk Tiyatrosu / Tansaş Children’s Theatre

483 48 28

Çocuk Has. Kan Bankası / Children’s Hospital Blood Bank

483 61 33

Pınar Çocuk Tiyatrosu / Pınar Children’s Theatre

463 15 15

Ege Ü. Has. Kan Bankası / Ege U. Hos. Blood Bank

388 28 61

Tepecik / Tepecik Blood Center 433 38 74

SANAT GALERİLERİ / ART GALLERIES ULAŞIM / TRANSPORTATION

İzmir Sanat Merkezi / İzmir Art Centre

483 63 34

İZFAŞ Sanat Galerisi / IZFAŞ Art Gallery

482 12 70

Denizyolları / Maritime Lines 464 88 64

Çetin Emeç Sanat Galerisi / Cetin Emec Art Gallery

445 20 34

THY Rezervasyon / Turkish Airlines Reservation

444 08 49

Akbank Sanat Galerisi / Akbank Art Gallery

484 16 66

Basmane Rezervasyon / Basmane Reservation

484 86 38

Aphrodite Sanat Galerisi / Aphrodite Art Gallery

482 33 02

TCDD Santral / Turkish State Railways Central

464 31 31

Adnan Franko Sanat Galerisi / Adnan Franko Art Gallery

464 41 86

Alsancak Gar / Alsancak Railway Station

464 77 95

TCDD Sanat Galerisi / TCDD Art Gallery

433 58 97

Otogar / Bus Station 472 10 10

Yapı Kredi Sanat Galerisi / Yapı Kredi Art Gallery

463 56 28

Selçuk Yaşar Sanat Galerisi / Selcuk Yasar Art Gallery

422 65 32

İskeleler / Piers

Rotary Sanat Galerisi / Rotary Art Gallery

421 56 61

Konak 484 98 56

Leonardo Sanat Galerisi / Leonardo Art Gallery

422 13 95

Karşıyaka 368 00 42

Vakıfbank Sanat Galerisi / Vakifbank Art Gallery

441 59 00

Alsancak 464 78 31

İzmir Resim Heykel Müzesi /

Bostanlı 330 50 71

İzmir Art and Sculpture Museum

441 41 92

Bayraklı 345 77 53

GF Sanat Galerisi / GF Art Gallery

421 29 95

140

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009


KÜLTÜR MERKEZLERİ / CULTURAL CENTRES

TURİZM SEKTÖR TEMSİLCİLİKLERİ / REPRESENTATIVES OF TOURISM SECTOR

Atatürk Kültür Merkezi / Atatürk Cultural Centre Konak

483 85 20

Sabancı Kültür Merkezi / Sabancı Cultural Centre Konak

441 90 09

İzmir Tanıtma Vakfı 465 28 90

Alman Kültür Merkezi / German Cultural Centre

489 56 87

TURSAB İzmir Bölgesel Yürütme Kurulu /

İZFAŞ Sanat Galerisi Kültürpark / İZFAŞ Art Gallery Kulturpark 482 12 70

TURSAB İzmir Regional Executive Committee

421 45 24

Amerikan Kültür Merkezi / American Cultural Centre

464 20 95

ESAD (Ege Seyahat Acenteları Derneği)

484 87 02

İngiliz Kültür Merkezi / British Cultural Centre

446 01 31

ETİK (Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği)

489 47 77

İtalyan Kültür Merkezi / Italian Cultural Centre

421 52 42

Ege Turizm Derneği / Aegean Tourism Association

441 46 12

Fransız Kültür Merkezi / French Cultural Centre

463 61 42

TUREVS (Turistik Ev Pansiyoncular Birliği)

425 72 73

Kıbrıs Türk Kültür Derneği /

TURING 421 71 49

Cyprus Turkish Cultural Association

421 13 40

Rehberler Odası / Chamber of Guides

463 21 53

Otelciler Derneği / Hotels Associations

425 45 85

TURİZM BÜROLARI / TOURISM OFFICES İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü / Provincial Directorate of Culture and Tourism

483 62 16

Turizm Danışma / Tourism Information

445 73 90

Adnan Menderes Havalimanı Turizm Dan. / Adnan Menderes Airport Tourism Inf.

274 22 14

İZMİR’DE HAVA DURUMU

Bergama Turizm Danışma / Bergama Tourism Information

633 18 62

Çeşme Turizm Danışma / Çeşme Tourism Information

712 66 53

Foça Turizm Danışma / Foça Tourism Information

812 12 22

Selçuk Turizm Danışma / Selçuk Tourism Information

892 63 28

Tire Turizm İrtibat Bürosu / Tire Tourism Contact Office

512 66 14

Akdeniz iklim kuşağında kalan İzmir’de yazları sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. Dağların denize dik uzanması ve ovaların İç Batı Anadolu eşiğine kadar sokulması, denizel etkilerin iç kesimlere kadar yayılmasına olanak vermektedir. Ancak, İl bütününde yükseklik, batı ve kıyıdan uzaklık gibi fiziksel coğrafya farklılıkları, yağış, sıcaklık ve güneş açısından önemli sayılabilecek iklim farklılıklarına da yol açmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklık, kıyı kesimlerde 14-18 ºC arasında değişmektedir. En sıcak aylar Temmuz (27.3 ºC ) ve Ağustos (27.6 ºC ), en soğuk aylar ise Ocak (8.6 ºC) ve Şubat (9.6 ºC)’tır. Yazın kıyı kesiminde sıcaklık, deniz melteminin (İmbat) etkisiyle iç kesimlere göre 1-2 ºC daha düşük olmaktadır. Kış mevsiminde ortalama 7 ºC olan sıcaklık zaman zaman kuzey ve kuzeybatıdan sokulan denizel hava kütlesi nedeniyle düşmektedir. İzmir’de yağışın aylara ve mevsimlere göre dağılımında önemli farklar vardır. İzmir’de yıllık ortalama yağış miktarı 700 mm. olup yıllık yağışın yüzde 50’den fazlası kış mevsiminde yüzde 40- 45’i ilkbahar ve sonbaharda, yüzde 2-4’ü ise yaz aylarında düşmektedir. Kar yağışlı günler sayısı, alçak kesimlerde yok denecek kadar azdır. Yüksek kesimlerde gerek kar yağışlı günler sayısı, gerekse karın yerde kalma süresi artmaktadır.

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

141


İnfo BAŞKONSOLOSLAR / CONSULATE GENERALS

Lüksemburg / Luxembourg

421 48 82

Macaristan / Hungary

421 28 61

Almanya / Germany

488 88 88

Malta 422 31 38

Romanya / Romania

465 04 63

Meksika / Mexico

327 32 63

Yunanistan / Greece

421 69 92

Moğolistan / Mongolia

478 50 15

Moldova 472 18 13

FAHRİ BAŞKONSOLOSLAR / HONORARY CONSULATE GENERALS

Norveç / Norway

421 92 80

Pakistan 459 16 16 Bangladeş / Bangladesh

421 23 32

Portekiz / Portugal

483 80 31

Endonezya / Indonesia

421 81 77

Rusya Federasyonu / Russian Fed.

461 51 86

Güney Afrika / South Africa

376 84 45

Sırbistan / Serbia & Montenegra Rep

441 91 81

Hindistan / India

46146 60

Slovakya / Slovak Rep.

486 11 75

Makedonya / F.Y.R.O.M.

421 41 92

Slovenya / Slovenia Rep.

425 99 83

Malezya / Malaysia

445 05 46

Şili / Chile 446 93 01

KONSOLOSLAR / CONSULATES Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

489 77 89

İngiltere / United Kingdom

463 51 51

İtalya / Italy

463 66 76

Türkmenistan / Turkmenistan

484 77 75

Ukrayna / Ukranie

421 21 41

Ürdün / Jordan

482 24 45

FAHRİ KONSOLOSLAR / HONORARY CONSULATES WEATHER CONDITION in İZMİR ABD / U.S. Of America

464 87 55

Arnavutluk / Albania

483 33 76

Avusturya / Austria

347 66 76

Belarus 482 31 82 Belçika / Belgium

463 47 69

Bosna Hersek / Bosnia&Herzogovina

328 18 90

Brezilya / Brazil

463 86 07

Çek Cumhuriyeti / Czech Rep.

422 10 80

Danimarka / Denmark

489 54 01

Estonya / Estonia Rep.

469 79 69

Etiyopya / Ethiyopia

388 25 57

Fas / Morocco

421 23 32

Fildişi Sahili Cumhuriyeti / Ivory Coast

479 07 09

Filipinler / Philippines Rep.

472 13 75

Finlandiya / Finland

877 02 35

Fransa / France

421 42 34

Gürcistan / Georgia

425 93 53

Hırvatistan / Croatia Rep.

446 28 70

Hollanda / Netherlands

464 02 01

İspanya / Spain

441 66 99

İsveç / Sweden

422 01 38

İsviçre / Switzerland

421 42 39

İzlanda / Iceland

446 57 00

Kazakistan / Kazakhstan

482 22 11

Kore / Korea Rep.

479 04 04

Litvanya / Lithuania

371 51 50

142

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

In İzmir, while summers are hot and dry, winters are mild and rainy due to its location in Mediterranean climatic zone. The fact that mountains run perpendicular to the sea and plains edge in with threshold of the Inland Western Anatolia allows marine effects spread through inner regions. However, physical geography differences such as altitude throughout the Province, or distance from the west and the coast cause climate differences that can be assumed as important in terms of rainfall, temperature and sun. On the basis of the Province, annual average temperature changes between 14-18 ºC in coastal regions. While the hottest months are July (27.3 ºC) and August (27.6 ºC), the coldest months are January (8.6 ºC) and February (9.6 ºC). In summer, temperature at the coastal regions is approximately 1-2 ºC lower in comparison with inner regions by the effect of sea breeze. Temperature which is average 7 ºC in winter season decreases occasionally due to maritime air mass coming from the north and the northwest. In İzmir, significant differences are seen in rainfall distribution according to the months and seasons. Annual average rainfall amount in İzmir is 700 mm ; while more than 50 % of the annual rain falls in winter season and the 40-45 percentage falls in spring and autumn, as for 2-4 %, it falls in summer months. While number of snowy days is not almost existed in lower regions, both number of snowy days and snow’s residence time on the ground increase in higher regions.


İZMİR GUIDE

CROWNE PLAZA (*****) İnciraltı Caddesi No: 67 35340 Balçova - İzmir-TURKEY Tel: +90 232 292 13 00 Faks: + 90 232 292 13 13 www.crowneplaza.com www.cpizmir.com info@cpizmir.com

HİLTON İZMİR (*****) Gaziosmanpaşa Bulvarı No:7 35210 İzmir Tel: +90 232 497 6060 Faks: +90 232 497 6000 www.izmir.hilton.com sales.izmir@hilton.com

MÖVENPİCK HOTEL IZMIR (*****) Cumhuriyet Cad. No: 138 35210 Pasaport / İzmir Tel: +90 232 488 14 14 Faks: +90 232 484 80 70 www.moevenpick-hotels.com hotel.izmir@moevenpick.com

RİCHMOND EPHESUS RESORT (*****) Pamucak Selçuk 35920 İzmir Tel: +90 232 893 10 60 Faks: +90 232 893 10 54-55 www.richmondhotels.com.tr ephesus@richmondhotels.com.tr

SWISSOTEL GRAND EFES IZMIR (*****) Gaziosmanpaşa Bulvarı No: 1 35210 Alsancak / İzmir Tel: +90 232 414 0000 Faks: +90 232 414 1010 www.swissotel.com.tr izmir@swissotel.com.tr

BALÇOVA TERMAL OTEL (****) Balçova Termal 35330, Balçova / İzmir Tel: +90 232 259 01 02 Faks: +90 232 259 08 29 www.balcovatermal.com info@balcovatermal.com

EGE PALAS (****) Cumhuriyet Bulvarı No:210 35220 Alsancak-İZMİR Tel: +90 232 463 90 90 Faks: +90 232 463 81 00 www.egepalas.com.tr

OTEL MARLA İZMİR (****) Kazım Dirik Cad. No: 7 Pasaport / İzmir Tel: +90 232 441 40 00 Faks: +90 232 441 11 50 www.otelmarla.com info@otelmarla.com

OTEL KAYA PRESTİGE (****) Şair Eşref Bul. 1371 Sokak No: 7 Çankaya – İzmir Tel: +90 232 483 03 23 Faks: +90 232 489 22 99 www.kayaprestige.com.tr info@kayaprestige.com.tr

KİLİM OTEL (***) Atatürk Bulvarı 35210 İzmir Tel: +90 232 484 53 40 Faks: +90 232 489 50 70 www.kilimotel.com.tr info@kilimotel.com.tr

İZMİR PALAS OTEL (***) Atatürk Bulvarı 35210 İzmir Tel: +90 232 465 00 30 Faks: +90 232 422 68 70 www.izmirpalas.com.tr info@izmirpalas.com.tr

OTEL KÂYA (***) Gaziosmanpasa Bulvarı No: 45 35230 Çankaya / İzmir Tel: +90 232 483 97 71 Faks: +90 232 483 97 73 www.otelkaya.com info@otelkaya.com

ONTUR OTEL İZMİR Gazi Bulvarı No:130 Çankaya - İzmir Tel: +90 232 441 75 37 - 484 02 55 Faks: +90 232 441 75 47 www.onturhotels.com info@onturhotels.com

BLUE BOUTIQUE HOTEL Mürselpaşa Bulvarı 1265 Sok. No:13 Basmane - İzmir Tel: +90 232 484 25 25 Faks:+90 232 484 25 50 www.bluehotelizmir.com info@bluehotelizmir.com

SUSUZLU OTEL Fevzipaşa Bul. No: 160 Çankaya / İZMİR Tel: +90 232 483 05 21 Faks: +90 232 484 29 07 www.susuzlu.com

RESIDENCE HOTEL Mürselpaşa Bul. No: 28 Kahramanlar / İZMİR Tel: +90 232 441 90 90 Faks: +90 232 441 60 40 www.residencehotel.com.tr info@residencehotel.com.tr

SU RESTAURANT Atatürk Cad. No: 314 / A 1.Kordon - İZMİR Tel: +90 232 464 57 57 Faks: +90 232 464 84 54 www.surestoran.com info@surestoran.com

DENİZ RESTAURANT İzmir Palas Oteli Zemin Kat Atatürk Cad. No: 188/B Alsancak / İzmir Tel: +90 232 464 44 99 – 422 06 01 Faks: +90 232 463 00 86 www.denizrestaurant.com.tr

KIRÇİÇEĞİ Alsancak (Merkez) Kıbrıs Şehitleri Cad. 1443 Sk. No: 83 Alsancak / İzmir Tel: +90 232 464 30 90 Faks: +90 465 32 71 merkez@kircicegi.com.tr

ALTIN KAPI 1444 Sok.No:9/A Alsancak/İzmir Tel: +90 232 422 27 09 Faks: +90 232 421 21 47 www.altınkapi.com altınkapi@superonline.com

SİFA HASTANELER GRUBU ASANSÖR Şehit Nihat Bey Caddesi No:76/A Karataş - İZMİR Tel: +90 232 2612626

YOSUN RESTAURANT İskele Mah. Liman içi No: 10 Urla - İzmir Tel: +90 232 752 15 40 - 752 15 41 www.yosunrestoran.com

SUNEXPRESS Gaziosmanpaşa Bulvarı No:3/A Alsancak-İZMİR Tel: +90 232 298 72 20 Faks: +90 232 489 34 68 www.sunexpress.com adb.ticketing@sunexpress.com

Telephone: International code for Turkey: +90 İzmir area code: 232

İZAİR Adnan Menderes Havalimanı Girişi 35410 Gaziemir-İZMİR Tel: +90 232 298 35 00 Faks: +90 232 298 35 54 www.izair.com s.atli@izair.com.tr

İZMİR ŞİFA HASTANESİ Tel: +90 232 444 44 04 BORNOVA ŞİFA HASTANESİ Tel: +90 232 444 74 32 ERZURUM ŞİFA HASTANESİ Tel: +90 442 329 00 00 www.sifatip.com.tr

Kasım - Aralık / November - December 2009 İZMİR

143


144

İZMİR Kasım - Aralık / November - December 2009

Bulmacanın çözümü 141. sayfadadır.


İzmir 02  

MEDITERRANEAN T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İZMİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ TÜRKİYE İzmir İZMİR PROVINCIAL DIRECTORATE OF CULTURE AND...

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you