Page 1

Aylık Kültür ve Sanat Dergisi

Eylül 2018 Yıl:2 Sayı:16

Monthly Culture and Art Magazine

September 2018 Year:2 Issue:16


Eylül 2018

KÜNYE BirKitapBinDost BİR KİTAP BİN DOST Aylık Kültür ve Sanat Dergisi Eylül 2018 Yıl:2 Sayı: 16 Genel Yayın Yönetmeni (Editor in Chief) İlhan Özdemir

Yurtdışı Temsilcileri Overseas Representatives Kosova Temsilcisi (Representative in Kosovo) Agim Krasniqi

Edebiyat Yönetmenleri (Literary Directors) Muzaffer Özkan Gürcan Köftecioğlu

Hindistan Temsilcisi (Representative of India) Tvg. Menon Meksika Temsilcisi (Representative of Mexico) Ana Maria Gonzalez Estrada

Kültür ve Sanat Yönetmenleri (Culture and Art Directors) Emel Üstündağ Yasemin Bayındır Sema Tokatlı Mehmet Saim Bilge Agim Krasniqi

Azerbaycan Temsilcisi (Representative of Azerbaijan)

Soltan Soltanlı Brezilya Temsilcisi (Representative of Brasil) Cival Einstein Cezayir Temsilcisi (Representative of Algeria) Youcef Aimeur

İdari İşler (Administrative Directors) Aziz Dur Doğan Bayındır

Mısır Temsilcisi (Representative of Egpyt) Fawzy Morsy

Hakkımızda ve Yayın İlkeleri ilk iki sayımızda yayınlanmıştır.

Makedonya Temsilcisi (Representative of Macedonia)

İletişim (Contact)

Özbekistan Temsilcisi (Representative of Uzbekistan)

Keti Radevska Makhmud Eshonkulov

birkitapbindost@gmail.com

Kolombiya Temsilcisi (Representative of Colombia)

Gina Gonzalez Torres

Tüm içeriğin hakları saklıdır.

Norveç Temsilcisi (Representative of Norway) Fadi Abou Hassan

İzinsiz Kullanılamaz (All contents are reserved. It can not be used without permission.) @2017 2


September 2018

EDĠTÖRDEN BirKitapBinDost

EYLÜL… HAZAN VE HÜZÜN... Nedense Eylül ayı bana hep hazan ve hüzünü hatırlatıyor!.. Geriye dönüp bakıyorum, unutmak istediğim ama unutamadığım birçok şeyi Eylül’de yaşamışım... Sırt çantamın içinde unutmak ve hatırlamak istemediğim o kadar çok yaşanmışlık var ki Eylül’e dair… Terk edilmeyen anılar; çocukluğum, gençlik yıllarım ve hayal kırıklıklarım…. Çocukluğumda; memleketin doğusunda, ıssız, sessiz, kuş uçmaz kervan geçmez bir yöresinde, ekim ayında yağan karın haziran ayında kalktığı, saat 12 olunca elektriklerin kesildiği, odun ve kömür olmadığı için küçücük bir teneke sobada tezek yakılan, çamur saman ve hayvan pisliğinden yapılmış bir ev, siyah bir önlük, beyaz bir yaka ve bezden dikilmiş bir çantaydı Eylül… Daha sonra, eskilerin leyli meccani dedikleri leyli mektep yılları… Memleketin en büyük, en gelişmiş şehrinin en güzel yerlerinden birinde, bir yatılı okulun bahçesinde dar gelecek olan bitmez günlerin başlangıcıydı… Bedenime değil ruhuma giydirilmiş tek tip bir üniforma, kurallar, ne yapacağını söyleyen borular, toplanmalar, uzun tören provalarıydı Eylül… Sonra… Sonra memleketin başkentinde, karbonmonoksit sonbaharların yaşandığı yıllarda geçen Mekteb-i Harbiye yılları… Arkasından, devrin ABD Büyükelçisinin; “Our boys have done it” (bizim oğlanlar işi becerdi) diye CIA’ye ve Pentagon’a övünerek bildirdiği bir eylül gecesi ile gelen karanlık günler… Sonrası mı? Harcamak için bunca acele ettiğim takvim yapraklarından, hızla akrepleri zehirleyen yelkovanların telaşından ne kaldı geriye derseniz? Çabuk tükenen kurşunkalemlerim, doğrularımın azlığından çok çabuk tükenen silgilerim, beyaz sayfalar üzerine karaladığım karalamalarım… Sevgili Emel Üstündağ, her zaman olduğu gibi bu ayda dergi kapağı için çok güzel sulu boya bir resim yaptı. Bu güzel resim için Emel Üstündağ’a ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Gönlüne ve fırçasına sağlık. Bir Kitap Bin Dost dergisinin Eylül ayı sayısına emeği geçen ve dergiye katkıda bulunan tüm dost ve arkadaşlara çok teşekkürler. İyi ki varlar ve iyi ki bizimle birlikteler... Sevgilerimle... 3


Eylül 2018

ĠÇĠNDEKĠLER BirKitapBinDost

6 Nihal Rende/Fotoğraf 7 Saeed Mohammadzadeh/Fotoğraf 8 Mehmet Saim Bilge/Karikatür 9 Agim Krasniqi/Karikatür

36 Gürcan Köftecioğlu/Öykü 38 Hülya Bozkurt /Resim

10 MARY ZİNS / BİR DOST 12 Hülya Özveren/Resim 13 Aneta Hasani/Resim 14 Cemal Tunceri /Karikatür 15 Ana Marİa Gonzalez Estrada/Karikatür 16 Muzaffer Özkan/Öykü 18 Emel Üstündağ/Ebru 19 Keti Radevska/Resim 20 Uğur Pamuk/Karikatür 21 Cival Einstein/Karikatür

BİR DOST / MARY ZİNS (Sayfa 10)

39 Gina Gonzalez Torres /Resim 40 Emel Üstündağ/Bir Tat-Tarhana Çorbası 42 Makhmudjon Eshonkulov/Karikatür 43 Rajeendra Kumar/Karikatür 44 Sema Tokatlı/Mutluluk Köşesi

22 İLHAN ÖZDEMİR/ BİR İNSAN (Sayfa 10)

BİR İNSAN-HÜSEYİN KARATAŞ

26 Burhan Ersan/Rengi-Su 27 Marwa İbrahim/Karikatür 28 Keziban Yıldırım/Resim 29 Soltan Soltanlı/Resim 30 Lavinya Öz/Şiir 31 Samira Saeed/Karikatür 32 Firuz Kutal/Karikatür 33 Tvg Menon/Karikatür

34 35

46 Selma Top/Resim 47 Sibel Yıldırım/Resim 48 Ahmed Samir Farid/Karikatür 49 Mozhdeh Malek Oghli/Karikatür

FOTOĞRAF (Sayfa 34)

HATİCE AYDIN/FOTOĞRAF

Şengül Yılmazkaya/Fotoğraf 4


September 2018

CONTENTS BirKitapBinDost

50 Yasemin Bayındır/Bir Rota-Ihlara Vadisi 52 Ayten Köse/Resim

RESİM (Sayfa 53)

53 OLEKSİY KUSTOVSKY/RESİM 54 Aan Adi Jaya/Karikatür 55 Elihu Duayer/Karikatür 56 Banu Elçi/Deneme 58 Dina A.Gawad/Karikatür 59 Florent Espejel/Karikatür 60 Sema Tokatlı/Bir Hayat– Michelangelo

62 YOUCEF AIMEUR/KARİKATÜR 63 Bern Fabro/Karikatür 64 Gürcan Köftecioğlu/Bir Yönetmen-

KARİKATÜR (Sayfa 62)

Martin Scorsese 66 Fawzy Morsy/Karikatür

67 Sepideh Seifizadeh/Karikatür 68 Muzaffer Özkan/Bir Kitap– Bir Saray Şehri Dimetoka 70 Füsun Yaman/Çini

71 Güniz A.Küçükoğlu/Resim

Ön Kapak Resim: Emel Üstündağ Arka Kapak Fotoğraf: Bardhyl Spahiu

FOTOĞRAF (Sayfa 74)

5


Eylül 2018

FOTOĞRAF BirKitapBinDost

Nihal Rende Ġstanbul

6


September 2018

PHOTOGRAPH BirKitapBinDost

Saeed Mohammadzadeh Ä ran (Iran)

7


Eylül 2018

KARĠKATÜR BirKitapBinDost

Mehmet Saim Bilge Ankara

8


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Agim Krasniqi Kosova (Kosovo)

9


Eylül 2018

BĠR DOST BirKitapBinDost

MARY ZINS ABD

Mary Zins, ABD'li bir karikatürist ve illustratör sanatçısı. Cleveland Devlet Üniversitesi'nde illustrasyon, tasarım ve güzel sanatlar alanlarında eğitim alan Zins, Cleveland Hayvanat Bahçesi ve Cleveland Doğal Tarih Müzesi'nde grafik sanatçısı olarak çalıştı. 12 yıl boyunca serbest illustratörlük yapan sanatçı, Weldon Owen Yayıncılıkta da, popüler "Show Me How" kitap serilerinde de katkı sağlayan illustratörler arasında yerini aldı.

Mary Zins is a freelance illustrator and cartoonist based in the US. She studied illustration, design and fine art at Cleveland State University. She has worked as a graphic artist for the Cleveland Zoo and Cleveland Museum of Natural History and has been a freelance illustrator for over 12 years. She has also been a contributing illustrator for the popular Show Me How book series by Weldon Owen Publishing.

She is a member of the Union of World CarMary Zins, Dünya Karikatüristler Birliği, Car- toonists, Cartoon Movement, United Sketctoon Movement (Karikatür Hareketi), Uni- hes and Le Crayon. Her work has been ted Sketches and Le Crayon üyesi. Çalışma- exhibited in many international exhibitions ları, birçok uluslararası sergide gösterilen and has received several international sanatçının, yine birçok uluslararası ödülü awards. Her work has also been highligbulunuyor. Çalışmaları ayrıca; Dünya Kari- hted in the Union of World Cartoonists Makatüristler Birliği Dergisi, Tomato Kartoon gazine, Tomato Cartoon Magazine, CairocaDergisi, Cairocature ve Cartoon Home ture, Cartoon Home Network International Network International'da yayınlandı. and Bir Kitap Bin Dost. 10


September 2018

FRIEND OF THE MONTH BirKitapBinDost Mary Zins (USA)

11


Eylül 2018

RESĠM BirKitapBinDost

Hülya Özveren Ġstanbul

12


September 2018

PAINTING BirKitapBinDost

Aneta Hasani Kosova (Kosovo)

13


Eylül 2018

KARĠKATÜR BirKitapBinDost

Cemal Tunceri K.Kıbrıs

14


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Ana Maria Gonzalez Estrada Meksika (Mexican)

15


Eylül 2018

ÖYKÜ BirKitapBinDost

Muzaffer Özkan Ankara

HALİL AMCA Temmuz ayından beri buradaydı Halil Amca ve ar- gelmeyen refakatçının yerine oğlu şirketten başka tık iyice sıkılmıştı. Geleli üç haftayı geçmişti. Burada olmak sanki yaşama sevincini azaltmıştı. Sanki bir rüzgârın önüne katılmış, oradan oraya savruluyordu. Üç hafta önce anî titremeler ve müthiş bir ateş ve halsizlikle 112 acil ambulansıyla getirmişlerdi. Birkaç gün hastanenin acilinde bekletmişler, sonra da bir üst kata yine acilin gözlem odasına yerleştirmişlerdi. Tüm bunları hayal meyal hatırlıyor, ancak hiçbir şeyi net olarak seçemiyordu. Demek ki bu sırada bilincim kapalıydı diye düşünüyordu.

birini istemiş, yeni gelen ise öncekinden beter çıkmıştı. Çaresiz kalan Halil Amca sesini kesmişti.

çocuğun telefonuyla şimdilik irtibat kuruyordu. Küçük oğlu başka bir şehirde çalışıyordu. Hastaneye yattığında hastane kayıtlarına onun telefonu verilmiş, hastane yetkilileri ihtiyaç duyduklarında kendisiyle irtibat kuruyorlardı. İntaniye servisine geçince bir adet refakatçı talebine oğlu da bir firmadan uygun ücretle bir personel istemiş, şirket de çok az Türkçe bilen bir Suriyeli göndermişti. Gelen refakatçı ile bir türlü anlaşamayan Halil Amca o gece hastaneyi birbirine katmıştı. Ertesi sabah erkenden ayrılan bir daha

refakatçı Suriyeli çocuk daha bir daha güleç bir yüzle bakıyor, her zaman asık suratlı olan doktorlar dahi daha sempatik geliyordu. Herhalde bugün beni taburcu edecekler diye içinden geçirdi. Öğleden sonra gelen iki doktor Halil Amcanın başına dikilerek sohbet etmeye başlamışlardı. Konuşmalarından Halil Amca hiçbir şey anlamıyordu. Türkçeden çok Latince tıbbi terimler kullanıyorlardı. En sonunda dayanamamış “beni ne zaman göndereceksiniz” diye patlamıştı.

Geçen ay da böyle olmuştu. Rahatsızlandığında yi-

ne bu hastaneye getirmişlerdi. Hastanede geçen bir haftanın sonunda biraz da onun dayatmasıyla taburcu etmişlerdi. Ancak bu defa geleli neredeyse bir ay olacaktı. Doktorlar nedense bu defa bir türlü taburcu etmiyorlardı. İyice canı sıkılan Halil Amca bir vizite saatinde, doktora ”beni neden bekletiyorsunuz ben çıkmak istiyorum” diyerek bayrak açmıştı. Ancak bu Bir hafta sonra da acilden çıkararak intaniye servisi- girişiminden de bir sonuç alamamıştı. Nedense buradaki doktorlar çok ketumdu, hastalara ve yakınlarına ne yatırdılar. İdrar yolu enfeksiyonu diyor, her gün hiçbir bilgi vermiyorlardı. Bir şeyler sorsanız da sorukan tahlili yapıp süreci takip ediyorlardı. Halil Amca kendisini iyi hissedip taburcu olmak istese de doktor- nuz havada kalıyordu. Ancak düzenli olarak her sabah tahlil için kan alıyorlar, belirli periyotlarla tansiyonlalar bir türlü onu dinlemiyorlardı. Halil Amcanın üç oğlu vardı, ikisiyle görüşmüyordu. rını ölçüp kaydediyorlardı. O sabah kendisini daha iyi hisseden Halil Amcaya Bekâr olan en küçük oğluyla, kendisine refakat eden

16


Eylül 2018

ÖYKÜ BirKitapBinDost Doktorlardan biri “seni yarın ameliyat edeceğiz” deHalil Amcayı o gece diğinde Halil Amcanın kanı çekilmiş, bütün vücudu bir uyku tutmamış, sabaha pelte gibi adeta yatağın ayakucuna yığılmıştı. kadar yatakta dönüp Hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden akma- durmuştu. Refakatçı ya başladı. GATA’da hastabakıcı olarak geçen yıllar, Suriyeli çocuk ise eşinin ölümü, sonrasında bir evlilik girişimi ve kadına sanki ona inat yan takaptırılan paralar, çocuklarıyla yaşadığı sorunlar, küs- raftaki kanepede deliklükler, ayrılıklar ve konuşmamalar. Şimdi de doktorla- siz bir uyku çekmişti. rın ameliyat kararı. Galiba buraya kadarmış diye dü- İki defa uyandırmaya şündü. Oysa kendini iyi hissediyordu. “ben ameliyat niyetlenmiş ancak yine de kıyamamış, duvar kenarınfilan olmam, beni taburcu edin, ben gideyim” cümle- daki demirlere tutunarak kendi başına tuvalete gitleri titrek dudaklarından döküldü. mişti. Sabah kan ve idrar numunesi almışlar öğleye Doktorlardan kısa boylu, tıknaz yapılı olanı, biraz da doğru ise ultrasona götürmüşlerdi. Öğleden sonra sert bir bakış atarak “Halil Bey, kan değerlerini anca vakit geçmesine rağmen bir türlü ameliyata almadıkdüşürdük, bu ameliyatla prostattan da kurtulacaksın, ları gibi herhangi bir haber dahi vermiyorlardı. Neden sonra gelen hemşire “tahlil sonuçlarından bir çıkmabir daha da sonda takılmayacak, merak etme kolay olacak” diyerek sanki moral veriyordu. Halil Amcanın mış, sizin ameliyat yarına kalmış” deyince Halil Amca yine büyük bir endişeye kapılmıştı. kulağı uğulduyor, başı dönüyor, konuşulanları tam olarak anlamıyordu. Doktorlar “yarın sabah kahvaltı yapma aç karnına bir kez daha son tahlilleri yapacağız” diye tembihleyerek odadan ayrıldılar.

Halil Amcayı korkuyla karışık bir telaş sardı. Ne yapacağını bilemiyordu. Sık sık öfkesinden yanındaki Suriyeli çocuğu tersliyordu. Üç çocuğundan hiç biri yanında yoktu. Bunları ben boşuna besleyip büyütmüşüm diyerek içinden geçirdi. Şimdi onlara ihtiyaç duyuyor, ancak hiçbirini yanında göremiyordu. Aslında kabahatin büyüğü de kendisindeydi. Çocuklarının hiçbiriyle sağlıklı iletişim kuramamıştı. Bir hayli despot bir babaydı. Çocuklar kendi ayakları üzerinde durmaya başladıklarında hızla uzaklaşmışlardı. Küçük oğluyla da ilişkileri hep inişli çıkışlı olmuştu. Ancak diğer çocuklarında olduğu gibi kopmamıştı. Bu nedenle onun yeri bir başkaydı. Burada olsa mutlaka gelirdi diye düşündü. Daha önce burada çalıştığı işten çıkarılınca bir süre işsiz kalmış, sonra da İstanbul’a gidip orada bir işe başlamıştı. Belli ki yeni başladığından izin filan da alamıyordu.

Halil Amca o gece de yine sabaha kadar uyuyamadı. Sabah gelen iki hemşire damar yolu açıp, serum bağladılar. Öğleden önce ameliyat olacağını söylediklerinde ruhunu çaresizlik ve yalnızlık kapladı. Şu anda hiç olmazsa küçük oğlunun yanında olmasını, ameliyathaneye giderken onun elini tutmasını o kadar çok istiyordu ki.

Bir ara kaybolan iki hemşire kısa süre sonra tekrar gelerek Halil Amcayı soyup mavi ameliyat önlüğü giydirdiler. Kendi aralarında şakalaşarak sedyeye yatırdılar. Halil Amca da “benim oğlum bekâr, hanginizi oğluma alayım” diyerek onların şakalarına ortak olmaya çalıştı. Odaya bir göz attı, Suriyeli çocuk cebinden bir sigara çıkarmış çakmakla birlikte avucunda tutuyordu. Gidişinden memnun, rahatlamış bir tavırla belli ki bahçeye sigara içmeye gidecekti. Sonsöz; Halil Amcanın prostat ameliyatı gayet başarılı geçti ve üç gün sonra da taburcu oldu. 17


Eylül 2018

EBRU BirKitapBinDost

Emel Üstündağ Ġstanbul

18


September 2018

PAINTING BirKitapBinDost

Keti Radevska Makedonya (Macedonia)

19


Eylül 2018

KARĠKATÜR BirKitapBinDost

Uğur Pamuk Ankara

20


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Cival Einstein Brezilya (Brasil)

21


Eylül 2018

BĠR ĠNSAN BirKitapBinDost

İlhan Özdemir İstanbul

HÜSEYİN KARATAŞ Bir Kitap Bin Dost Dergisinin “Bir İnsan” köşesinde bu ayki konuğumuz Hüseyin Karataş... Önce bize kendinizi biraz tanıtır mısınız?

1943 senesinin zeytin toplama mevsiminde, Ekim veya Kasım ayında dünyaya gelmişim. Ben altı aylıkken babam rahmetli olmuş. Annem 1945 senesinde ikinci evliliğini yapmış ve yeniden evlenmiş. Bu evlilikten sonra babalığım olan kişi beni sahiplenmiş.

Babalığım, Akhisar'ın Süleymanlı köyünde Devlet Demiryollarında makasçı olarak çalışıyormuş. Bu makasçılıktan, 1950 yılında terfi ederek İzmir'e gelmiş. İzmir'de beni yanına aldı, ilkokul ve ortaokulu okuttu.

Demiryolu Aşkı… Demiryolculuk hizmeti; “Demiryolu Aşkı” demektir. Hiyanet, hainlik ve art düşünce yoktur ve böyle bir şeyi düşünemezsin. Tek düşündüğün sevgidir... 22


Eylül 2018

BĠR ĠNSAN BirKitapBinDost

Ortaokulda okuduğum sene beni, Devlet Demiryollarının Çıraklık Okulunun imtahanına soktu. Ben imtihanı kazandım ve 1 Eylül 1959 senesinde Devlet Demiryolları çıraklık okuluna girdim. Çıraklık okulu 4 sene ve bunun karşılığında da 5 sene mecburi hizmet vardı. Bu mecburi hizmeti yapmadığın takdirde karşılığında On Bin lira tazminat ödemek zorundaydın.

1962 senesinin Haziran ayında bu okuldan mezun oldum. Mecburi hizmetim Afyon'a çıktı ve 1 Eylül 1962 senesinde Afyon'a gittim. Devlet Demiryolları Afyon Motorlu Tren Depo Müdürlüğünde göreve baş ladım. Bu görev sırasında ailemle tanıştım ve 1963 senesinin 9 Mart günü evlendik. 1964 senesinde Askerliğim çıktı ve askere gittim.

Demiryollarındaki göreviniz sırasında nasıl bir hizmet yapıyordunuz?

Demiryolları Çıraklık okulunda görmüş olduğum tah-

silin karşılığında görevim elektrikçilikti. Önce lokomotiflerin elektrik işleriydi sonra da elektrikli kumandalardı. Vinçler, frezeler, tornalar ve buna benzer elektrikle çalışan makina ve aletlerin tamiratlarıydı. Yani önce lokomotif ve trenler sonra da atölyelerdeki elektrikli makina ve aletlerin tamiriydi. Benim çalıştığım yerde 8 kişiydik. 1974 senesinde İzmir Alsancak’ta bulunan Demiryolları Elektrik İşleri Müdürlüğü’ne geçtim. Tayinim oraya çıktı. Orada 1980 senesine kadar Elektrik İşleri Bobinaj kısmında hizmet ettim. 1980 senesinde yeniden atölyeden istediler ve yeniden atölyeye posta başı olarak geldim. Ekibimin başında mesul kişi olarak 1984 senesinin 30 Ocak’ına Askerden döndükten sonra mecburi hizmetim bitme- kadar hizmet ettim. diği için tekrar Devlet Demiryollarına döndüm. Her ne kadar askerlik yaparken yapmış olduğum hizmet elektrikçi olarak geçse bile benim komutanım olan Binbaşı Asım Öcal beni Hava 1 Üssüne yerleştirmek istedi. Ama benim mecburi hizmetim devam ettiği için ben askerlikten sonra yine Devlet Demiryollarına geri döndüm. Demiryollarında, 1984 senesinin 30 Ocak’ına kadar çalıştım ve oradan emekli oldum.

23


Eylül 2018

BĠR ĠNSAN BirKitapBinDost

rahat alınca eşimle birlikte İzmir’e gittik. İzmir’den döndükten sonra bana “işbaşı yapamayacağımı ve iş akdimin feshedildiği” söylendi. Tabi bu bende bir tepki yarattı. Bende sendika başkanı Sami’ye (Sami Aypak, öldü, rahmet olsun) gittim ve benim iş akdimin feshedildiğini, bunun sebebinin ne olduğunu öğrenmek istediğimi söyledim. Sendika başkanı işyerine bunun sebebini sordu ve gelen cevapta; “istirahat alan kişinin istirahatini aynı yerde geçireceği ve işyeri mahallinin sınırları dışına çıkamayacağı”ydı. Bunun üzerine Sami Aypak işyeri müdürüne gitti ve; “Bugün bu çocuğun iş akdini feshetmişsiniz, peki yarın kimlerin iş akdini feshedeceksiniz? İstirahat alan kişi işi için ya Ankara’ya gidiyor yada Eskişehir’e... Demiryolları teşkilatı böyle çalışıyor. Herkese müsamaha gösterirÇalıştığınız yıllarda hiç unutamadığınız bir ken neden bu çocuğun iş akdini feshediyorsunuz? Bunun sebebi ne?” dedi. Sendika başkanının konuşanınız? masından sonra benim iş akdimin feshini kaldırdılar Burdur’a hizmetli olarak gittim, bir arızanın tespiti ve bende yeniden işbaşı yaptım. İşte böyle bir maceve tamiri için. Burdur’dan dönüşte, SCP markalı mo- ram olmuştu. torlu bir lokomotifle dönüyordum. Makinist Sefa diye bir arkadaşımdı. Sefa bana; “Makinist mahalline gel, hem çay yapıp içeriz hem de yola bakıp muhabbet ederiz” dedi. Bende makinist mahalline gittim. Afyon Dinar Karakuyu’ya inerken demiryolları raylarının üzerinde bir keçi sürüsü gördük. Çoban sürüyü ikiye ayırmış ama rayların üzerinde de keçiler vardı. Makinist Sefa kornayı çalınca sürü bir anda birleşti. Aşağı yukarı 20-25 tane oğlak kestik... Lokomotifin altı doldu, indik aşağıya makinanın altındaki etleri temizledik. O gün hem çok üzülmüştüm hem de çok büyük bir kazadan döndüğümüze şahit olmuştum.

Çalıştığınız yıllarda yaşadığınız ve çok üzüldüğünüz bir olay? Afyon’da Motorlu Sundurmada çalışırken oradaki ustabaşı ile birbirimize ters geldik. Ve bu ters gelmenin sonucunda ben doktora çıktım ve istirahat aldım. İsti24


Eylül 2018

BĠR ĠNSAN BirKitapBinDost

B ir kitapta okumuş ve çok da merak etmiştim. Hatta bunun üzerine bu konuyla ilgili olarak bir araştırmada yapmıştım. Bu yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada da bu şekildeymiş. Demiryolları çalışanları trenlere aşık oluyormuş! Özellikle lokomotif kullanan makinistler kullandıkları trenlere aşık oluyorlarmış!.. Ve emekli olup, ayrıldıkları zaman trenleri sürekli olarak rüyalarında görüyorlarmış... İstasyonlara veya tren yollarına gidip oturuyor, gelip giden trenleri (özellikle bu belirli ve aynı saatlerde oluyormuş) seyrediyorlarmış. Hatta kendi kendilerine konuşuyorlarmış bu esnada... Bu nasıl bir duygu? Bir Demiryolları emeklisi olarak sizce bunun sebebi ne olabilir?

Demiryolculuk benim babalığımdan bana geçti. Benim babalığımın da babası demiryollarında çalışıyormuş. Demiryollarında müfettişmiş. Demiryolculuk çok farklı bir şey ve bu öyle bir müessese ki, demiryolculuk demek bütün bir aile demek. Devamlı olarak birbiriyle yardımlaşan, birbirinin yaptığı işe saygı duyan ve birbirinin işini en kısa yoldan en kısa zamanda yapmaya çalışan bir topluluk. Demiryolculuk hizmeti; “Demiryolu Aşkı” demektir. Hiyanet, hainlik ve art düşünce yoktur ve böyle bir şeyi düşünemezsin. Tek düşündüğün sevgidir... Biz 1962 mezunu olan 21 kişi içinden 5 kişi kaldık... 5 kişi kalmamıza rağmen okulumuz her sene bu 5 kişi için pilav günü yapıyor ve bizler bir araya geliyoruz. İşte bu birbirimize olan bağlılığımız.

Bizde tezkiye varakaları vardı.

Üç senede bir bu

tezkiye varakaları doldurulur. Bu tezkiye varakalarında kimin puanı yüksekse o dereceyi alır. Bizde 7 derece ile mezun olunuyor ve bu 7. derecenin karşılığı işçi yardımcılığı. 6. derece işçi, 5. derece birinci sınıf işçi, 4.derece usta... Bunlar imtihanla oluyor yoksa al sana dereceyi, sen ustasın demiyorlar. Bu uzman ustalığa kadar bu şekilde devam ediyor. Uzman ustalıktan sonra kıdemler başlıyor.

Ben uzman ustalığın 5. kademesinden emekli oldum... 25


Eylül 2018

RENG-Ġ SU BirKitapBinDost

Burhan Ersan Muğla

26


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Marwa Ibrahim Mısır (Egpyt)

27


Eylül 2018

RESĠM BirKitapBinDost

Keziban Yıldırım Isparta

28


September 2018

PAINTING BirKitapBinDost

Soltan SoltanlÄą Azerbaycan (Azerbaijan)

29


Eylül 2018

ġĠĠR BirKitapBinDost

Lavinya Öz Diyarbakır

Bir İlmek Ters, Bir İlmek Düz Hayat bir ilmek ters bir ilmek düz gidiyor, Ben bu yollarda sensiz. Her iki tarafı da aynı, Lastik olmuş yüz. Bir ilmek ters, Bir ilmek düz… ve bir ilmek kaçık, ve asi gidişata, ve biz kaçan ilmekleriz ard arda. Neydi yaptığımız; akıntıya karşı yüzmekten başka? 30


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Samira Saeed Mısır (Egpyt)

31


Eylül 2018

KARĠKATÜR BirKitapBinDost

Firuz Kutal Norveç (Norway)

32


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Tvg Menon Hindistan (India)

33


Eylül 2018

FOTOĞRAF BirKitapBinDost

Hatice Aydın Ankara

34


Eylül 2018

FOTOĞRAF BirKitapBinDost

ġengül Yılmazkaya Ġstanbul

35


Eylül 2018

ÖYKÜ BirKitapBinDost

GürcanKöftecioğlu İstanbul

TUZLA’DAKİ FALCI Samet ve Şebnem, bir sonbahar gecesi, Boğaz’da bir kulüpte tanıştılar. Daha ilk içeceklerini yudumlarken sıkı fıkı oldular. Gözlerini birbirlerinden alamadılar. Şebnem, şarkıları birisi için tutmayı çok severdi. O günlerde Yıldız Tilbe şarkıları popülerdi. Samet için tuttuğu şarkı “Delikanlım”, onun adına kendisi için tuttuğu şarkı da “Sana Değer” çıkınca, şarkılardaki mesajı geri çeviremeyeceklerini anladılar ve daha çok yakınlaştılar. Bu göz gözelik ve muhabbet, Boğaz’ın karşı sahilinde, gözlerden uzak bir burunda, kıyıya vuran dalgalar eşliğinde günün ilk ışıklarına kadar sürdü.

O unutamadıkları geceden sonra, genç sevgililer sıkça birlikte çıkmaya başladılar. Bu heyecan, bu sevgi ikisini sarıp sarmalamıştı. İstanbul’u birlikte sil baştan keşfe koyuldular. Her fırsatta gezmeye, her seferinde ayrı bir mekâna gitmeye çalıştılar. Bütün İstanbul’u yeniden fethedeceklerdi.

Günler birbirini kovalarken, Şebnem hep geleceklerini merak ettiğini söylerdi. Samet de her zaman güzel sözlerle, gülen gözlerle, sevecen tavırlarla genç kızın kalbini kazanmak için elinden gelenin fazlasını yapmaya çabalardı. Bir gün Şebnem fal baktırmak istediğini söyledi. Samet

çoğu erkek gibi fal dünyasına pek yakın sayılmazdı ancak Şebnem’in ricası onun için kutsal emirdi. Şebnem’e tavsiye edilen falcı İstanbul’un bir ucunda da olsa, onu kırmayı aklından bile geçirmedi. Bunu, yeni yerler keşfetmek için bir fırsat olarak gördüler ve bir akşamüstü soluğu Tuzla’daki falcının sokağında aldılar. Geldikleri yer bir çıkmaz sokaktı. Samet arabadan inmedi. Şebnem falcının evine girdi. İçerisi kalabalıktı, çat kapı geldiği için fal baktırmak için sırasını beklemeye başladı. Bu süre boyunca bir iki seyyar satıcı Samet’in arabasının camını tıklattı. Onunla konuşmak istedi. Samet her seferinde uyuyormuş gibi yaparak ceketinin yakalarını kaldırdı. Arabaya birkaç kez de sokaktaki çocukların oynadığı top çarptı. O da kaplumbağa gibi kabuğuna saklanan Samet’i kımıldatmaya yetmedi. Ta ki, bir süre sonra göz ucuyla Şebnem yüzü asık bir biçimde geldiğini görene kadar. Samet endişeyle sordu: “Ne oldu bir tanem? Falcı mı üzdü seni? Kötü bir şey mi söyledi?” “Üzmedi ama falıma da bakmadı!” “Neden acaba?” “Bilmiyorum, epey beklettiler sonra da yardımcısı, ‘randevularımız çok yoğun,’ dedi. Gelecek hafta aynı saate randevu verdi.” Samet, “Üzülme güzelim. O zaman yine geliriz,” dedi ve tam manevra yapmak üzereyken motosikletli bir polis, aniden araç kapısının yanında bitiverdi. Polis memuru,

36


Eylül 2018

ÖYKÜ BirKitapBinDost

Samet’ten ehliyet, ruhsat istedi. Belgeleri inceledi, kimlik numarasını telefonuna girdi ve kontrol etti. Bu sırada, ne iş yaptığı, yanındakinin nesi olduğu gibi birkaç soru sormayı da ihmal etmedi. Memur, aldığı yanıtlardan sonra belgeleri geri verdi, “teşekkür ederim Mustafa Bey” dedi. Samet, biraz şaşırsa da sadece anneannesinin yaptığı gibi ilk adıyla ona hitap edilmesine aldırmadı. Sabırla bekledikleri için memur ona “burada çok fazla vukuat oluyor o nedenle uygulama yapıyoruz,” biçiminde kibarca bir açıklama yaptı. Yaşadıklarına pek anlam veremeyen sevgililer sahildeki gün batımı eşliğinde yedikleri romantik yemekte, gündüz olanları unuttular. El ele, göz göze, hayallerinden söz ettiler, şarkılar mırıldandılar, çok güzel zaman geçirdiler. Samet, Şebnem’e falcının söylemediği güzel geleceğin resmini, sevgi dolu sözcüklerle çizdi. Bir hafta su gibi geçti. Tam yedi gün sonra aynı saatte Tuzla’daki aynı çıkmaz sokağa yeniden geldiler. Samet yine arabada kaldı, Şebnem falcının evine girdi. Heyecanlı ve uzunca bir bekleyişten sonra, bu kez Şebnem gülen gözlerle, koşar adımlarla arabaya geri döndü. Samet buraya kadar geldiklerine ve bu kadar beklemeye değdiğini düşünerek mutlu oldu ve merakla sordu: “E… Ne oldu bakalım sevgi yumağı? Bu sevinç, bu heyecan neden?” “Ah Samet! Bir ara beni çok korkuttu ama sonu güzel bitti…” diyerek derin bir nefes aldı. “En iyisi sana baştan anlatayım… Sıram gelince falcının yanına aldılar. Falcının yardımcısı bir kâse su, kâğıt, kalem getirdi. Kâğıdın üzerinde bir şeyler karalanmıştı ama uzaktan anlayamadım. Falcı, suyun içine üzerimden bir takı atmamı istedi. Parmağımda annemden aldığım mercan yüzük vardı, onu attım. Falcı bana, ‘bu yüzük senin değil,’ dedi. Mecburen çıkardım, küçük numaramı anlamıştı. Sonra bileziğimi attım. ‘tamam,’ dedi. Elindeki kâğıda göz attı birkaç işaret çiziktirdi, sonra anlatmaya başladı. Bir sürü güzel söz söyledi. Beni mutlu bir gelecek bekliyormuş, yakışıklı bir flörtüm varmış, üç vakte kadar nişanlanacakmışım, daha neler, neler anlattı... Neredeyse hepsi doğruydu. Hepsi bir yana seni çok iyi bildi. Tipini, arabanı, işini, hatta oturduğun semte kadar her şeyini anlattı.”

Şebnem’in son cümlesiyle Samet’in kafasında bir ışık çakmaya başladı. Şebnem heyecanla devam ediyordu: “İsim söyledi ama burası çok ilginç! Sevgilinin adında ‘m’, ‘s’, ‘t’ harfleri var dedi. Ben hemen, pes yani tebrikler bildiniz ‘Samet!’ dedim. Hayır! O değil, dedi. Sanki senden değil de başka birinden bahsediyor sandım. Çok korktum. ‘Nasıl olur?’ diye ısrarla itiraz edince, falcı bana ‘Kızım onun başka adı yok mu?’ diye sordu. O sırada geçen gün nüfus kâğıtlarımıza bakarken gözüme çarpan, hatta beni gülümseten ilk adın ‘Mustafa’ geldi birden aklıma. Hani, ‘onu sadece anneannem kullanır, bir de kimliğime bakıp beni tanımayanlar,’ demiştin. Arşimet gibi heyecanla ilk adını haykırınca, ‘evet o,’ dedi. İlk adına kadar her şeyi bildi hayatım! Vallahi inanamadım…” Şebnem’in keyfi yerindeydi. Emniyet kemerlerini takıp sahile doğru yol alırken Samet düşüncelere daldı. Bu kez manevra yaparken yolunu kesen olmadı ama geçen haftaki polis memurunun da ilk adını kullandığını, “teşekkür ederim Mustafa Bey” dediğini hatırladı. Bu dakikadan sonra olayları çözmesi uzun sürmedi. Arabasının kapısını tıklatan seyyar satıcılarla ve arabasına top atan çocuklarla konuşmaması, arkasından falcı randevusunun ertelenmesi, motosikletli polisin yolunu kesmesi, ona sorduğu sorular gözünün önünden film şeridi gibi aktı...

O çıkmaz sokakta nasıl bir tiyatro oynanıyordu?

37


Eylül 2018

RESĠM BirKitapBinDost

Hülya Bozkurt Ġzmir

38


September 2018

PAINTING BirKitapBinDost

Gina Torres Kolombiya (Colombia)

39


Eylül 2018

BĠR TAT BirKitapBinDost

Emel Üstündağ İstanbul

TARHANA ÇORBASI Her yemeğin bir öyküsü vardır... Ve sosyal yaşamla da bir bağlantısı... İşte bu köşede her ay sizlerle farklı bir yemeğin öyküsünde birlikte olacağız. Bu ayki öykümüzün kahramanı, Tarhana Çorbası… Özellikle soğuk kış aylarının vazgeçilmezi olan Tarhana çorbasının hikayesini hiç merak ettiniz mi? İşte geçmişten günümüze kadar gelen, hem doyurucu hem de sağlıklı tarhana çorbasının ilginç hikayesi... Bir gün hanımın biri elindeki malzemelerle yemek yapmaya koyulmuş. Yoğurt, domates, biber, soğan gibi temel gıda ürünlerini bir kasede karıştırırken bir taraftan da kızgınlık içinde kavga ettiği eşini düşünüyormuş. Bu arada eşinin geldiğini mutfak camından görmüş ve o sinirle çorbayı pencereden dışarıya fırlatmış. 40


Eylül 2018

BĠR TAT BirKitapBinDost

TARHANA ÇORBASI Mutfak penceresinin hemen önünde ekmek tahtası varmış. Malzemelerin çoğu bu tahtanın üzerine dökülmüş. Günler geçmiş ve bir gün kadın ekmek yapmak için tahtayı almaya gittiğinde üzerindeki kurumuş olan karışımı görmüş. İsraf olmasın diye bu kuru kırıntıları toplayıp, suyla karıştırıp pişirmiş. Akşam hanımın beyi ilk defa gördüğü bu yemeği çok beğenmiş. Anadolu’da tarhana çorbası böyle doğmuş ve ninelerimizin, annelerimizin vazgeçilmez yemeği olmuş.

41


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Makhmud Eshonkulov Özbekistan (Uzbekistan)

42


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Rajeendra Kumar Hindistan (India)

43


Eylül 2018

MUTLULUK KÖġESĠ BirKitapBinDost

DEĞERLERİNİZE GÖRE YAŞIYOR MUSUNUZ? Değerlerinin farkında olan ve değerleriyle uyumlu yaşayan kişi, mutlu ve huzurludur. Değerlerinin farkında olmayan ve onlara göre yaşamayan Sema Tokatlı İstanbul

kişi ise, boşluktadır ve huzursuzdur...

Hepimizin “değerleri” vardır. Farkında olsak da olmasak da, o değerlere göre yaşarız ya da yaşamaya çalışırız. Değerler kişinin özünü yansıtır, kişinin benliğinin aynasıdır. Değerler, kişinin kim olmak istediği hakkında değil, kim olduğu hakkındadır. Değerlerinin farkında olan ve değerleriyle uyumlu yaşayan kişi, mutlu ve huzurludur. Değerlerinin farkında olmayan ve onlara göre yaşamayan kişi ise, boşluktadır ve huzursuzdur. Çoğumuz değerlerimizin farkında olmadan hayatlarımızı sürdürüyoruz. Bazen de onları kendimize ifade etmeyi bilmediğimiz için onlara göre hareket ettiğimizi bile bilmiyoruz. Zor ve sıkıntılı

durumlarla karşı karşıya kaldığımızda sahip olduğumuz duygu ve düşünceler, sahip olduğumuz değerler çerçevesinde ortaya çıkıyor. Değerlerimiz zaman içinde kimliğimizle birlikte şekilleniyor. Yetişme, aile, toplum, kültür, karakter yapılarımız değerlerimizi etkiliyor. Bazı koşullar ve mecburiyetler, değerlerimizden uzak kalmamıza ve onları göz ardı etmemize neden oluyor. Örneğin beyaz yalanlar söylemek zorunda kaldığınız bir işte çalışıyorsanız ve dürüstlük en önemli değerlerinizin arasındaysa içiniz çoğu zaman huzursuzdur.

44


Eylül 2018

MUTLULUK KÖġESĠ BirKitapBinDost

Anlamlı iş yapmak

DEĞERLER LĠSTESĠ

Sağlık başlıca bir değeriniz ise, ama sigara içiyor ve spor yapmıyorsanız tedirginsinizdir. Anlamlı iş yapmak sizin için olmazsa, işinizin topluma faydalı bir iş olması gerekir. Saygı değeri listenizin üst sıralarındaysa, saygının olmadığı bir ilişkiyi yaşayamazsınız. Yenilik en önemli kriterlerinizin arasındaysa, sürekli kendini tekrar eden bir işte çalışmaktan hiç hoşnut değilsinizdir.

Değerlerinizin neler olduğunu bulmak için aşağıdaki listeden sizin için önemli olanları seçin. Ardından aralarından eleme yaparak, sizin için en önemli olan ilk 5’i belirleyin. Sonra hayatınızı gözden geçirin. Belirlediğiniz bu değerlerle uyumlu mu uyumsuz mu yaşadığınızı görebilirsiniz. Adalet, Aile, Ahlak, Anlamlı iş yapmak, Aşk, Barış, Başarı, Bilgili olmak, Birlik, Cesaret, Coşku, Cömertlik, Çalışkanlık, Dayanıklılık, Denge, Disiplin, Doğayı koruma, Doğallık,

İçinizde hep bir şeyler eksiktir. Bazen koca bir boşluk hissedersiniz. Kimi zaman her şey anlamsız ve sıkıcı gelir. Hiçbir şeyden yeteri kadar zevk almazsınız ya da sürekli bir kararsızlık içindesinizdir. Bu belirtilere sahipseniz öncelikle değerlerinize uyumlu yaşamıyorsunuzdur ve bunun sonucu olarak yaşam amacınızın farkında değilsinizdir. Herkesin bir yaşam amacı vardır…

Dostluk, Dürüstlük, Eğlence, Empati, En iyi olmak, Erdem, Esneklik, Eşitlik, Farkındalık, Gelenek, Güç, Güven, Güzellik, Hoşgörü, Huzur, İlham, İstikrar, Kararlılık, Keşif, Keyif, Kişisel Gelişim, Kontrol, Macera, Maneviyat, Merak, Mutluluk, Neşe, Netlik, Nezaket, Olgunluk, Onur, Özgürlük, Özgünlük, Paylaşmak, Pa-

Değerlerle tam uyumlu yaşamak da cesaret ister. Bunun için ödün vermek zorunda kalabilirsiniz, hayatınızdaki bazı kişileri kaybedebilir, alışkanlıklarınızdan vazgeçmek zorunda kalabilirsiniz. Değerlerinizi hayatınıza değil, hayatınızı değerlerinize uydurduğunuzda her şey sandığınızdan çok daha güzel olacaktır, emin olabilirsiniz… Yüklerinizden kurtulacak, yüreğinizin götürdüğü yere gideceksiniz…

ra, Rahatlık, Rekabet, Sabır, Sadakat, Sadelik, Sağlık, Sakinlik, Samimiyet, Saygı, Sevgi, Sorumluluk, Şeffaflık, Şefkat, Şöhret, Temizlik, Tevazu, Tutku, Umut, Uyum, Vicdan, Yaratıcılık, Yardımseverlik, Zekâ.

45


Eylül 2018

RESĠM BirKitapBinDost

Selma Top Ġzmir 46


Eylül 2018

RESĠM BirKitapBinDost

Sibel Yıldırım Ġzmir

47


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Ahmed Samir Farid Mısır (Egpyt)

48


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Mozhdeh Malek Oghli Ä ran (Iran)

49


Eylül 2018

BĠR ROTA BirKitapBinDost

IHLARA VADİSİ Yaban atlar diyarı Kapadokya'yı ge- yor insan. Aşağıya ulaştığınızda ise bir daha yukarı zenler bilirler, Ihlara Vadisi'ni gez- çıkmak istemiyorsunuz... memiş iseniz, eksik dönmüş olursu- Vadinin eski adı Perisstremme imiş. Vadinin içinden geçen Melendiz çayının adı ise Potamus Kapadakus. Yasemin Bayındır nuz bu doğa harikası bölgeden. Soğumuş lavların tam ortasından geçen Melendiz İstanbul Bozkırın ortasında yemyeşil vadiyi çayı, bölgeyi hem yaşanılır kılıyor, hem dışarıdan gegördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim. Bunun sebelecek tehlikelere karşı koruyor. İnsanoğlu var olduğu bi tam ortasından geçen Melendiz çayı. Soğumuş lavsürece hep korunma isteği duymuş. Bu sebepten yaların ortasından geçerek, etrafında bulunan kurak şadıkları, ibadet ettikleri yerleri hep ulaşılması zor toprakları cennete çevirmiş adeta. yerlere kurma ihtiyacı hissetmişler. Bir zamanlar aktif olan Hasandağı'ndan püskürmüş Vadi içerisinde yüze yakın kilise olduğu söyleniyor lavların, akarsu yatağını aşındırması ile oluşmuş bir ancak bunlardan çok azı ziyarete açık. Sümbüllü Kilikanyon burası. se, Ağaç Altı Kilisesi, Pürenli Seki Kilisesi, Kokar KiliseHer yıl binlerce turistin ziyaret ettiği vadi içinde busi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kale Kilisesi aklımda kalanlalunan kiliseler, şapeller ve doğası ile görülmeye derın sadece bir kaç tanesidir. ğer. Ayrıca içerisinde yerleşim yerleri bulunan dünYüzyıllar öncesinden günümüze kadar gelmiş olan yanın sayılı büyük kanyonları arasında gösterilmesi bu kayadan oyma ibadethanelerin içindeki fresklerin ise ayrı bir gurur kaynağı. renklerini hala koruyor olması insanı şaşırtıyor. Ancak Vadiyi gezmek için yaklaşık 6 km’lik bir yürüyüşü beni şaşırtan asıl şey; aşklarını ölümsüzleştirdiklerini göze almak gerekiyor. düşünen sözde âşıkların, her fırsatta duvarlara taşlara Zorlu yürüyüşe başlamadan önce vadiyi yukarıdan kazımak suretiyle ilan ettiklerini sanan zavallı doğa izlemeyi unutmayın derim. Çünkü parkura başlamak katliamcılarının burasını da hedef almış olmaları. için 380 merdiven inmeniz gerekecek. 394 olduğu da Bu tür zarar verici eylemlerin durdurulması için en söyleniyor ancak ben merdivenlerin 138. basamağınufak bir önlem alınmamış olması üzüyor beni. Koskoda etrafı izlemekten saymayı unuttum... Siz belki sayca vadide ve bu tarih kokan yerde, girişteki bilet gişemayı tamamlarsınız. si dışında tek bir görevli dahi yok. Vadinin uzunluğuMerdivenleri birer birer inerken ''güzelliklere ulaşnu düşününce bunun pek de mümkün olamayacağı mak neden bu kadar zor?'' diye düşünmeden edemigeliyor aklıma. 50


Eylül 2018

BĠR ROTA BirKitapBinDost

Bu gezinin en ürkütücü yanı geri dönmek istediğinizde onca merdiveni tekrar geri çıkmak zorunda olmanız. Yine de gözünüz korkmasın. Vadiyi gezmeye Ihlara Köyü’nden başlayıp, Belisırma Köyü’nde sonlandırabilirsiniz. Hem düzayak yürüyüş yapar hem de hiç bir ayrıntıyı kaçırmamış olursunuz.

Ihlara Vadisinin her alanını içime sindire sindire gezmek istiyorum derseniz size önerim; yanınıza iyi bir yürüyüş ayakkabısı, güzel kareler yakalamak için bir fotoğraf makinası, bunları taşımak için bir sırt çantası ve bolca cesaret almayı unutmayın...

Ihlara Vadisinin her alanını içime sindire sindire gezmek istiyorum derseniz size önerim; yanınıza iyi bir yürüyüş ayakkabısı, güzel kareler yakalamak için fotoğraf makinası, bunları taşımak için bir sırt çantası ve bolca cesaret almayı unutmayın.

Bozkırın ortasında bulunan bu doğa harikası geziyi güzel anılar ile sonlandıracağınızdan eminim. Gidin ve görün... Asla pişman olmayacaksınız...

Siz siz olun her anın keyfini çıkarın ve sevgiyle kalın...

51


Eylül 2018

RESĠM BirKitapBinDost

Ayten Köse Ġzmir

52


September 2018

PAINTING BirKitapBinDost

Oleksiy Kutovsky Ukrayna (Ukraine)

53


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Aan Adi Jaya Endonezya (Indonezia)

54


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Elihu Duayer Brezilya (Brasil)

55


Eylül 2018

DENEME BirKitapBinDost

Banu Elçi İstanbul

ALGILAR VE SINIRLAR

İçinde yaşadığımız dünya gezegeninin bölünmüş son derece güçlü araçlarla manipüle ederken insani toprak parçalarını belirlemek için çizilmiş fiziki sınırlarımız kadar aynı zamanda toplumsal ve bireysel anlamda insan türümüze özgü soyut sınırlarımız da var bizim. En çok da, dünyasal düzenden ve bulunduğumuz toprak parçasının toplumsal bilincinden gelen değer yargılarımız, inançlarımız, ayrıştırmaya, bölüştürmeye, dışlamaya muktedir bir bilincimiz, toplumsal korkularımız, kendimize ait korkularımız ve büyük bir iştahla kamçılanan bireysel arzularımız bu sınırları daha da keskinleştiriyor.

tüm sancıların da, ironik bir şekilde bu sistem ve yargılar nedeniyle ortaya çıkması çarpıcı bir gerçek.

Tüm bu düşünce ve inanç sistemi içinde insan bir

En nihayetinde hayat sadece olmakla ilgili bir şey-

yandan kendi varlığını ortaya koymaya çalışırken diğer yandan bu dış kaynaklardan beslendiği düşünce ve yaşam biçimi ile kendi içinde çatışmalar yaşıyor. Bu da insanı kendine ve içinde yaşadığı topluma yabancılaştırıyor.

dir. Başarı ise gerçekte senin yaşamak istediğin bir hayatı yaratmaktır. Bu küçük bir dağ köyünde kendinle baş başa olup resim yapmak da olabilir, kariyer yapmak da, metropol hayatında insanlara karışmakta, çok para kazanmak ya da sadece yeterince kazanmak da, çocuk yapmak ya da aile kurmaksızın, yalnız yaşamak da olabilir. Sonuç olarak eğer kendi değerlerinle başkalarına değer biçersen işte orda en büyük “YARGILAR” başlar. Ve bu kısır döngü huzur-

Sistemin kendisi, toplumsal değer ve yargılar, bireyi ne olması ve ne yapması gerektiği konusunda

Tüm yaratım araçları zaten insanın bizatihi içindedir ki, ona nasıl şekil ya da yön vereceğin sana sadece sana aittir ve bu da senin varoluş amacındır.

Sonuçta dışarıda yarattığın şey senin kendi gerçekliğin midir yoksa toplumsal bilinç ve beklentiler doğrultusunda farkında olmadan gönülsüzce yarattığın bir yanılsama mıdır bunu düşünmek gerekir.

56


Eylül 2018

DENEME BirKitapBinDost

büyük “YARGILAR” başlar. Ve bu kısır döngü huzursuzca sonsuza dek sürer gider…

aynı gemideyiz, tek bir türüz ve bu sonsuzluk evreninin küçücük bir parçasıyız. Biz bir bedeniz, biz toprağız, biz suyuz, biz havayız, biz enerji, biz madde biz bir atom, biz zihin biz ruh, biz her şeyiz.

Aynı şey inançlar, ideolojiler, fikirler için de geçerli-

dir. İnsan zihninin inandığı soyut düşünce sistemleri yaşamları yargılıyorsa, alaşağı ediyorsa, diğerini dışlıyorsa, insana, toplumlara zarar veriyorsa, o zihnin yaratımı ne olursa olsun toplumda yaratılan tüm kötülüklerin kaynağı olup, yalnızca kendi yansımasını gösterir. Bunun için de zihinden gelen düşünce, fikir, inançlardan doğan ayrıştırmalar tuhaf bir şekilde insanın kendi kendisinin yıkımını gerçekleştirir. Doğada aynı türler genelde birlikte ya da birbirine zarar vermeden ayrı olarak yaşarken insanoğlu ise bedeninin bir parçası olan kafasının içindeki beynin ürettiği soAncak insan zihni tarafından yaratılmış olan soyut yut düşünceler yüzünden insanları, çocukları yıkıma, düşünceler toplamıyız da aynı zamanda. Ve biz ne savaşa, sefalete, açlığa sürükler. düşünürsek insan da, toplum da, dünya da her zaman İnsanın kendisi doymak bilmez arzularla dolu açlığını bundan etkilenecektir. Soyut düşünce gücümüzle kavramlar üretir, fikirler geliştirir, isimler, etiketler tatmin ederken, sadece kendine hizmet etmekte ve oluşturur içlerini de yargılarla doldururuz. Böylece böylece kendi türüne verdiği zararın faturasını da sevmediğimiz, beğenmediğimiz, hiç tanımadığımız, Tanrı'ya yükleme gafletini gösterme büyüklüğüne bilmediğimiz, uzaktan bize kötü gelen, korku veren sahip tek varlıktır. şeyleri kayıtsızca ve kolayca etiketler, olumsuz anİnsanoğlu irade olmaksızın girdapta savrulan bir sa- lamlar yükler onları olabildiğince düşünce gücümüzle man çöpü gibidir. Özgür irade dediğimiz şey de bizim en uzaklara atıp dışlarız. seçim özgürlüğümüzdür aslında. Seçtiğimiz şey her ne olursa olsun başka insanların hayatlarına zarar veriyorsa bu insanoğlunun bileylenmesi gereken en kör Oysaki dünya bize sunulmuş tarafıdır. fütursuzca düşünme ve davranma Zihinden gelen tüm yıkıcı düşünce ve eylemleri sorözgürlüğüne sahip olduğumuz bir gulamadıkça, bu düşünce ve eylemlerin nasıl daha iyiye evrileceğine kafa yormadıkça ve herkesin hayrına olacak şekilde hareket etmedikçe, bu tek bir insan da olsa, kazandığını düşünürken aslında hep kaybedecektir. Bu da insanın kendi silahı ile yine kendini ve kendi türünü vurmasıdır. Ve bunun sonuçlarına tüm dünya ve bu gezegen katlanacaktır. Sonuçta hepimiz 57

katliam gezegeni değil, sevgi ile birlik ile varolabileceğimiz ve birlikte yol alabileceğimiz sonsuz kaynakları olan bir yaratım gezegenidir.


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost Dina A.Gawad Mısır (Egpyt)

58


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Florent Espejel Meksika (Mexican)

59


Eylül 2018

BĠR HAYAT BirKitapBinDost

Sema Tokatlı İstanbul

KUSURSUZ ZİHİN: MICHELANGELO BUONARROTTI İtalyan heykeltıraş, ressam, mimar ve şair Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni, Rönesans’ın dünyaya armağan ettiği en büyük dehalardan biridir. 1475’de Floransa’da doğan Michelangelo’nun 13-14 yaşlarındayken Floransa’da dönemin hü-kümdarı olan Lorenzo de Medici tarafından keşfedilmesi hayatındaki en önemli dönüm noktası olur.

Bilhères-Lagraulas’ın mezartaşı için yaptığı, Pieta’dır. Halen Vatikan’daki Aziz Petrus Bazilikası’nda sergilenen Pieta (acı), çarmıha gerildikten sonra İsa’nın ölü bedenini tutan Meryem’in tasviridir. Michelangelo, Pieta için şöyle demiştir: ”Mermere sıkışmış bir melek gördüm, onu özgürlüğüne kavuşturuncaya dek mermeri oydum.”

Michelangelo, en ünlü İnsan anatomisine çok ilgi duyan Michelangelo, eseri Davut heykelini kiliseden aldığı özel izinlerle kadavraları inceleye- 1504 yılında Floransa’da rek anatomi hakkında bilgi edindi ve bu anatotamamladı. Yün loncası mik bilgiyle sanatsal yeteneğini birleştirerek, konsülleri tarafından Floransa’nın özgürlük sem“Muhteşem” Lorenzo onu sarayında ağırlar bolü olarak sipariş edilen ve dönemin ünlü heykeltıraşı Bertoldo di heykel, olağanüstü bir teknik ve sanatsal yeteGiovanni tarafından eğitim almasını sağlar. neğin dışavurumu oldu. 5 metrelik heykel, elinin dünyanın en muhteşem sanat eserlerini meyda- üstündeki kılcal damar detaylarına kadar düşüna getirdi. nülmüş. Adeta mermere hayat veren sanatçı, DaTanınmasını sağlayan ilk eser, Kardinal Jean de vut heykelini yaptığında sadece 26 yaşındaydı. 60


Eylül 2018

BĠR HAYAT BirKitapBinDost

KUSURSUZ YARATICI MICHELANGELO’NUN “ADEM’İN YARATILIŞI” ADLI ESERİNDE TANRI’NIN MELEKLERİNİN PELERİN ŞEKLİ, İNSAN BEYNİ BİÇİMİNDEDİR. SANATÇININ İNSAN ANATOMİSİNİ ÇOK İYİ BİLDİĞİNİ VE O DÖNEMİN SANATÇILARININ ESERLERİNDE GİZLİ SEMBOLLERİ DE SIKLIKLA KULLANDIĞINI HATIRLAYALIM. MICHELANGELO, BURADA NE DEMEK İSTEDİ? “TANRI YOK, ONU SİZ Mİ YARATIYORSUNUZ? HER ŞEY SİZİN ZİHNİNİZDE Mİ? YARATICI KİM, TANRI’MI, SİZ Mİ?” YORUM SİZİN…

Sistine Şapeli’nin tavan freskleri, dehanın en çok bilinen eserleri arasında yerini alır. Papa Julius II tarafından Yaratılış Kitabı’ndaki 9 hikâyenin tasvirini resmetmesi için görevlendirilen Michelangelo, başta “ben ressam değilim” diyerek reddettiği bu projeyi dört yılda tamamlar. Sistine Şapeli’ni günümüzde her yıl 5 milyon kişi ziyaret ediyor. Mimarî ile de ilgilenen Michelangelo, ömrünün ikinci yarısını geçirdiği Roma’da, 1564 yılında 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 61


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Youcef Aimeur Cezayir (Algeria)

62


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Bern Fabro Filipinler (Philippines)

63


Eylül 2018

BĠR YÖNETMEN BirKitapBinDost

MARTIN SCORSESE GürcanKöftecioğlu İstanbul

Marty lakaplı Martin Charles Scorsese’nin işçi olan ailesi Sicilya, Palermo’dan Manhattan’a göç etti. 1942’de New York City, Queens bölgesinde doğdu. New York Üniversitesi Film Okulu’nu bitirdi.

Asıl kariyerine 1970’lerde başladı. Coppola, De Pal- Kariyeri başarılarla ve ödüllerle dolu olan ve yapımma, Lucas ve Spielberg ile yakınlaştı. 1973’deki Arka cılık da yapan Scorsese, halen büyük bütçeli filmler Sokaklar filmi, onun Robert De Niro ile ilk buluşması- yapmaya etmektedir. dır. De Niro ile uzun yıllar sürdürdüğü işbirliği, sonraki yıllarda Leonardo DiCaprio ile devam etti. DiCaprio ile beş kez birlikte çalıştılar. FİLMLERİNDEN UNUTULMAZ REPLİKLER

Kanımca Scorsese yeni dalganın Amerikan yönetmenlerin en önemli temsilcilerindendir. Bununla birlikte İtalyan kökenin etkisi hep sürdü. Yaşadığı “Little Italy” (Küçük İtalya) mahallesi birçok filminde ona esin kaynağı ve dekor oldu. İtalyan kökenli sanatçılarla çalıştı.

"Burada işler 3 şekilde yürür: Doğru şekilde, yanlış şekilde ve benim istediğim şekilde." (Casino) "Seçim sonuçlarını oy pusulaları belirlemez,

Filmlerinde İtalyan - Amerikan sokak yaşamı, “rock”

sayanlar belirler." (New York Çeteleri)

müzik gibi unsurlar dikkat çeker. Başkahramanı genellikle “Taksi Şoförü”nde olduğu gibi sorunlu bir erkektir. Sıkı Dostlar (1990) ve New York Çeteleri (2002) gelmiş geçmiş en iyi gangster filmlerindendir. Saplantılarıyla, suçlarıyla, heyecanları ve kusurlarıyla insanların zayıf yönlerini sinemaya ustaca aktarır.

"Onlar salaktı, korkaklardı. Bir şey

64

istediğimizde, gidip alırdık." (Sıkı Dostlar) "Kaybedeceği bir şey yokmuş gibi davranan birine güvenemezsin." (Köstebek)


Eylül 2018

BĠR YÖNETMEN BirKitapBinDost

Taksi Şoförü “Taxi Driver” (1976) Robert De Niro ve Judie Foster’in başrolünde yer aldığı en başarılı filmlerinden. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı. Filmde Vietnam gazisi Travis, New York gecelerinde taksi sürücülüğü yapar. Çevresindeki insanlarla iletişim kurmakta zorlanır, toplumla uyuşamaz. İçine kapalıdır, aynayla konuşur. Silahlara meraklıdır ve cinsellik içeren filmler izler. Fahişeliğe zorlanan bir genç kızı kadın satıcılarından kurtarmak için “vahşi” bir plan hazırlar. Onun deyimiyle, “bir yağmur yağacak bütün pislikler akıp gidecek” ya da “birisi bu şehri alıp klozete atmalı ve üzerine sifonu çekmelidir.”

Kızgın Boğa “Raging Bull” (1980)

Sıkı Dostlar “Goodfellas” (1990)

Köstebek “The Departed” (2006)

Para Avcısı (2013) 65


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Fawzy Morsy Mısır (Egpyt)

66


September 2018

CARTOON BirKitapBinDost

Sepideh Seifizadeh Ä ran (Iran)

67


Eylül 2018

BĠR KĠTAP BirKitapBinDost

Muzaffer Özkan Ankara

Bir Saray ġehri Dimetoka Özelinde Balkanlar ve Osmanlı’nın KuruluĢ Yılları (Feride Bozcu)

Kitabı tanıtmadan önce yazar hakkında bilgi vermek daha yararlı olacaktır.

“Tablolar Listesi” ve “Şekiller Listesi”yle son bulmuştur. “Giriş” bölümü diğer bölümlerde de olduğu gibi

Feride Bozcu 1974 yılında İstanbul’da doğdu. Eren-

kendi içerisinde konu başlıklarına ayrılmıştır. Yazarın; kaleme aldığı bölümlerin konu başlıkları halinde sıralaması, okuyucunun aktarılanları anlayabilmesini daha kolay hale getirmektedir. Yazar; bu bölümde Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair ileri sürülen tezleri sunarak, bunların günümüzdeki veriler ışığında yeniden değerlendirilmesini savunmuş ve Balkan coğrafyasında yapılan araştırmaların artması ile Osmanlı Devletinin 14. ve 15. yüzyıldaki durumunu aydınlatmaya dönük çabaların arttığı günümüzde erken tarihsel kaynaklardan bugüne ortaya atılmış tezKitap, “İçindekiler” bölümünden sonra “Önsöz” ile leri gözden geçirerek yazılmış olan kaynakları yobaşlayıp “Giriş” bölümüyle devam etmiş ve beş bö- rumlarıyla beraber incelemiştir. lüme ayırılmıştır. Bölümlerin bitimiyle “Sonuç” kısmıyla devam edilmiş olup, sırasıyla “Kaynakça”, köy Kız Lisesi’nde öğrenimini tamamladı. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Sanat Tarihi kürsüsünden mezun oldu. Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Yüksek Lisans Programına kabul edildi. Heath W. Lowry danışmanlığında “14. Ve 15. Yüzyıl Erken Dönem Osmanlı Tarihinde bir Saray Şehri Dimetoka” başlıklı yüksek lisans tezini hazırladı. “SOFOS Tarih Gezi Kültür ”ün kurucusudur. Tarih ve sanat tarihi alanındaki çalışmalarını sürdürmektedir.

68


Eylül 2018

BĠR KĠTAP BirKitapBinDost

Kitabın birinci bölümünde ise Osmanlı’nın fethin-

bu bölümde anlatılarak okuyucu aydınlatılmıştır.

den önce Bizans döneminde Dimetoka şehrine yapılan Latin işgalleri sonucu Balkanlar’da Bizans’ın durumu anlatılmaya çalışılmakta ve bunun yanı sıra Haçlı seferleriyle Bizans Devleti’nin Balkanlar’da elinde kalan toprakları Makedonya ve Bizans’tan ibaret olması ve bu toprakların büyük oranda kendi mülklerinde egemenlik süren ve Konstantinopolis’teki merkezi idare karşısında neredeyse bağımsız hareket eden aristokrasinin elinde olması durumu da dile getirilmektedir.

Kitabın beşinci ve son bölümünde ise Dimetoka

şehrinin, Osmanlıların Rumeli’de Yıldırım Beyazıd tarafından inşa ettirilmeye başlanan, oğlu Çelebi Mehmed tarafından tamamlanan Balkanlar’ın en büyük Ulu Camisi’nden birine ev sahipliği yaptığını anlatılmaktadır. Yazar, burada Yıldırım Beyazıd döneminin özelliklerinden yola çıkarak tercih edilen mimari üslup, caminin inşa edilmesi için Dimetoka’nın neden tercih edildiğiyle ilgili kişisel yorumlarını okuyucuya aktarmaktadır. Kitabımızın diğer bölümlerinde de olduğu gibi okuyucusuna bilgi verirken görselYazar, eserin ikinci bölümünde ise Osmanoğulları’nın Balkanlara gelişinin Orhan Bey zamanında ol- lerden yararlanmış olması o dönemin şartlarının tam duğunu, Türklerin Balkanlar’da çeşitli fetihler yaptığı olarak hissettirmesi ve okuyucunun konuya daha hâkim olabilmesi yönünden önemli olduğunu düşünsadece fetihlerle de kalmayıp Anadolu’dan göçen Türkleri, topraksız köylüleri, göçebeleri ve Boğazların mekteyim. Eserimizin “Sonuç” bölümünde ise beş bölümden oluşan kitabımızda anlatılanlar yazarın öte yakasından kendilerine yeni bir hayat kurmayı isteyen her türden yurtsuz insanı da etrafında topla- kişisel yorumlarıyla özetlenmiştir. yarak bütün Balkan yarımadasını içine alacak olan paşa sancağının nasıl konulduğunu anlatmaktadır. Şahsi fikrim birçok tarih kitabı okuruz. Beğeniriz, beğenmeyiz ancak tanıtmış olduğumuz “Bir Saray Şehri Dimetoka Özelinde Balkanlar ve Osmanlı’nın Kuruluşu” adlı bu kitapta anlatılan konu biz okuyucuların Osmanlı’nın kuruluşu hakkındaki merakımızı gidereceğini düşünüyorum.

Kitabın üçüncü bölümünde fethedilmiş olan Dimetoka şehrinde kurulmuş Bektaşi dergâhından, Kalenderlik gibi tarikatlardan ve Dimetoka şehrinin alınmasında yararı dokunduğu düşünülen Dimetoka’ya yakın Ruşaniler köyüne yerleşip tekke açan ve ilk Osmanlı idarecilerinin lütfuna mazhar olan Seyyid Ali Sultan’dan bahsedilmektedir.

Kitabın dördüncü bölümünde artık Osmanlı toprağı olan Dimetoka şehrinin fiziki, coğrafi, sosyal, kültürel, demografik ve tomografik yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlı döneminde Dimetoka’da tımar sistemi, ekonomik hayat ve Dimetoka’nın iskânı ve imarı hakkında görseller yardımıyla da okuyucu bilgilendirilmeye çalışılmıştır. Kitabımızın ana konusu ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda önemli rol sahibi olan Dimetoka şehrinin özellikleri ayrıntılı bir şekilde

Eserde günümüze kadar gelmiş kaynakların, tezlerin görsellerle beraber yazarın kişisel yorumlarıyla okuyucuya aktarılmış olmasının eserimizi diğer tarih kitaplarından ayıran önemli bir özelliğe sahip kıldığını düşünüyorum. Feride Bozcu’nun Osmanlı’nın kuruluşuyla ilgili bu eserini tarihe ilgisi olan olmayan herkese tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum. 69


Eylül 2018

ÇĠNĠ BirKitapBinDost

Füsun Yaman Konya 70


Eylül 2018

RESĠM BirKitapBinDost

Güniz Küçükoğlu Ġzmir

71


Bardhyl Spahiu Kosova (Kosovo)

72

BirKitapBinDostEylül2018  
BirKitapBinDostEylül2018  
Advertisement