Page 1

Okul Gündemi syf5

Tübitak Proje Sergisi’ne dört projeyle katıldık Bilgisayar dalında katılan öğrencilerimiz A. Bahadır Erkan ve M. Sadık Yıldız’ın projesi “Külyutmaz” bölge ikincisi oldu.

Spor syf11

Bahar Şenliği Futbol Turnuvası Başladı!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!

gençbakış

Ali Ural okulumuzdaydı

Okulumuz, kültür ve sanat etkinlikleri çerçevesinde edebiyat dünyasının ünlü kalemlerini ağırlamaya devam ediyor. > syf 3

OKUL GÜNDEMi

e-dream sonuçları açıklandı

Bu yıl; Fatih Koleji, MEB – Eğitek ve Gold Computer & Electronics tarafından beşincisi düzenlenen E-Dream Web Tasarım, Animasyon, Programlama ve Afiş Tasarım yarışmasında ödül alan projeler belli oldu. > syf 5

Nisan-Mayıs 2009 fatihkoleji.com

Eğil’deki kardeş okulumuza öğrencilerimizden yardım eli Okulumuz bu yıl da kardeş okul uygulamaları çerçevesinde Diyarbakır’ın Eğil ilçesindeki Atatürk İlköğretim okuluna yardım götürdü. Eğil’deki yetkililerin Fatih Koleji’nin kardeş okulu olmanın onlar için çok büyük bir memnuniyet olduğunu belirtmesi, iki okul arasındaki bağların kuvvetlenmesini sağladı. Kardeş okul uygulamalarının amacı okullar arasında yardımlaşma çalışmaları başlatarak, eğitim ve öğretime katkıda bulunmaktır. Okulumuz bu bilince sahip bir kurum olarak eğitim öğretim yılının ilk döneminde Atatürk İlköğretim okuluna çeşitli yardımlarda bulunmuştu. Eğil’deki öğrenci ve öğretmenler bu yardımlarımızdan oldukça memnun kalmışlar ve bizleri tekrar Diyarbakır’da görmekten sevinç duyduklarını belirtmişlerdi. Okulumuz da bu davete hem icabet etmek hem de Güneydoğu’ya bir kültür gezisi düzenlemek amacıyla 22 Nisan’da 18 öğrenci 3 öğretmenden oluşan 21 kişilik bir grupla yola çıktı. > syf 12

FOTOĞRAF: FATİH ÇAVUŞ

OKUL GÜNDEMi

Fatih Anadolu Lisesi yayın organıdır.

KÜLTÜR & SANAT

Yeni bir yazı dizisi: “Unutulan Bilim Önderlerimiz”

5. e-dream Bilişim Olimpiyatından gümüş madalya aldık

İbrahim Sevim, bizler için bir yazı dizisi hazırladı. Yazı dizisinin ilk bölümü gazetemizin bu sayısında. > syf 8

Bu yıl beşincisi düzenlenen E-Dream İlköğretim ve Ortaöğretim Bilişim Yarışması’na programlama kategorisinden katılan Yunus Emre Akbaba ve Selman Günaydın arkadaşlarımız okulumuzu en iyi şekilde temsil ederek gümüş madalya almaya hak kazandı. > syf 6

OKUL GÜNDEMi

Ulusal Sosyal Bilimler Olimpiyatları’na ilgi büyüktü İlk kez düzenlenen olimpiyata forum kategorisinden katılan İbrahim Sevim bronz madalya aldı. > syf 4

köse , yazıları

Sorumluluk Duygumuz M. Raşit Akınalp > syf 2 Kalem Kutusu Büşra Demirkol > syf 3 Bakıp da Göremediklerimiz Selman Günaydın > syf4 Yaşamın Gayesine Ulaşmak Yunus E. Akbaba > syf 5 CHANGE! Murat Karataş > syf 6 Ziyaret Hansa Karabaş > syf 7 Ölçü Mehmet Öztürk > syf 8 Farkındalığa Dair 2 Selman Nacar > syf 9

AB projesi kapsamında Bulgaristan’daydık Under The Same Sky “Aynı Gökyüzü Altında” projesinin beşinci ve son buluşması gerçekleştirildi. Bulgaristan’da yapılan son buluşma, İngilizce gelişimi ve kültürel kaynaşma açısından çok verimli geçti.

> syf 2


‘‘

OKUL GÜNDEMİ / 2

Genç Bakış > Nisan 2009

OKULUN NABZI M. Rasit . Akınalp

Sorumluluk Duygumuz Okulumuzda birçok etkinlik yapılıyor. Bu etkinliklerin çoğuna gönüllü bir öğrenci kitlesiyle başlanıyor. Ama bir süre sonra bakıyoruz ki bu kitle yavaş yavaş erimeye başlamış. Öğrenciler sorumluluklarını yerine getirmiyor ya da geciktiriyor. Aynı sorun bende de var. Hatta hat safhada. “Neden yapmıyorum? Neden geciktiriyorum?” diye düşünüyorum ve hep aynı cevabı veriyorum: “Yarın yaparım nasılsa.” Böylece erteleye erteleye bütün işler son güne kalıyor ve iş, içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Kendimden örnek verecek olursam; aslında en büyük örneğimi şu an okuyorsunuz. Çünkü bu yazımı neredeyse basımdan birkaç gün önce yazıyorum. Diyebilirsiniz ki daha iyi, daha güncel olur. Ama benim amacım güncellik için geç yazmak değil. Bunu söylüyorum; çünkü daha sonra kendimi savunmak için bahanem olsun istemiyorum. Böylece bir daha böyle bir hale düşmemek için sorumluluklarımı aksatmam.

Okul Meclisi Çalışmalarına Devam Ediyor Mart ayında toplanan okul meclisi yaptığı toplantı kapsamında kardeş okul ziyareti, kitap kampanyası ve bahar şenliği konularını ele aldı.

Kardeş okul ziyareti hakkında bilgi vermek için meclis toplantımıza katılan müdür yardımcımız Yusuf Karayel, kardeş okulumuza bu sene ikinci bir gezi düzenleneceğini 23 Nisan tatilini uzatarak hem ziyaret hem de Güneydoğu Anadolu şehirlerine bir tur yapmayı planladıklarını ifade etti. Yardım grupları oluşturularak sınıflara duyuru yapılmasının gerekliliğini ifade eden müdür yardımcımız, ziyaret için kırtasiye-kitap-giyim ve nakdi yardım toplanılması gerektiğini söyledi. Toplantının devam eden saatlerinde okulumuza Van’ın Bahçesaray ilçesindeki Güneyyamaç köyünden

FHA Abdurrahim Keçebir

İnsan, doğası gereği verdiği bir sözü tutamayınca, sorumluluğunu yerine getiremeyince sorumlu olduğu kişilere karşı mahcup olur. Ben de bu duyguyu çok yaşadım. Suçluluk psikolojisinin verdiği savunma güdüsüyle kendimi türlü türlü yollarla kandırmaya çalıştım: Daha benim yaptığımı bile yapmayanlar var; başladım ya o yeter, devamı nasılsa gelir, aman yarın yaparım, sabah kalkıp yaparım… Ama en sonunda bu sorumluluklarımı yerine getirdim. Tabi son güne kaldığı için hem ben çok yoruldum hem de yaptığım işler istediğim gibi olmadı.

Salih Adem ve Fizik Okulumuz ünlü isimleri ağırlamaya devam ediyor. Son olarak TÜBİTAK Bilim Teknik dergisine kapak olmuş dört insandan biri olan Türkiye’nin en başarılı bilim olimpiyatçısı sayılan Salih Adem Fatih Koleji Beylikdüzü Kampüsü Konferans Salonu’nda “Kuantum Fiziği” hakkında bir konferans verdi. Kuantum fiziği hakkında genel bilgiler verdikten sonra kullanım alanlarından bahseden Salih Adem daha sonra soruları cevapladı. Halen felsefe yüksek lisans çalışmalarına Amerika’da saygın bir üniversitede devam eden Salih Bey kuantum fiziğinin felsefe boyutuna da dikkat çekti. Günümüzün popüler ve ilginç konularından biri olan kuantum fiziği konferansı bütün öğretmen ve öğrenciler tarafından ilgiyle ve dikkatle dinlendi. FHA M. Raşit Akınalp

K|SA K|SA Basketbolda üçüncülük aldık

Okulumuzun basketbol takımı Büyükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından, Polis haftası münasebetiyle ilçe genelinde düzenlenen salon basketbol turnuvasında üçüncü oldu. Takım oyuncuları “Antrenmanlara daha erken başlasaydık daha iyi yerlere gelebi-lirdik.” dediler. Bununla birlikte oyuncular, birincilik için çıktıkları maçta mağlup olmalarını takım koçu Selman Nacar’ın maçta bulunmamasına ve sakat oyunculara bağladılar. Basketbol takımındaki oyuncuları kutlar başarılarının devamını dileriz.

Son Durak: Bulgaristan (Birinci sayfadan devam)

“Comenius Okul Ortaklığı” kapsamında Under The Same Sky (Aynı Gökyüzü Altında) projesinin son ayağı olan Bulgaristan buluşması gerçekleştirildi. Mart ayının yirmi sekizinde başlayıp, altı gün süren buluşmada okulumuzu beş öğrenci ve iki öğretmen temsil etti. Projenin ilk günü projeye katılan öğrenciler tarafından hazırlanan Türk Kültürünü anlatan sunum gerçekleştirildi. Diğer ortak ülkeler tarafından büyük ilgiyle izlenen sunum, Osmanlı ve modern Türk Kültürü’ne dair başlıkları kapsıyordu. Proje sırasında Bulgaristan’ın tarihi yerlerini gezen öğrenciler Türk Kültürünün Bulgar topraklarındaki yansımasını gördü. Projeye katılan öğrencilerden Mehmet Öztürk projenin dil adına büyük faydalarının olduğunu dile getirdi. Kemalcan Kuzu arkadaşımız, hayatı boyunca unutamayacağı arkadaşlıklar kurduğunu söylerken, ilk fırsatta tekrar Bulgaristan’ı ziyaret etmeyi istediğini belirtti. İlk kez Bulgaristan’da Kıbrıs maçıyla uluslararası bir karşılaşmayı stadyumdan izleme fırsatı yakalayan Yunus Emre Akbaba arkadaşımız, kendisi için unutulmaz bir tecrübe olduğunu bizimle paylaştı. Projede bulunan öğretmenlerimizden Mehmet Can Akçura Bey, projenin öğrencilere dünya görüşü açısından büyük katkıları olduğunu söyledi ve ekledi: “Büyük bir değişim içerisinde bulunan Bulgar Kültürü, hala geleneksel Osmanlı’dan geleneksel izler taşıyor.” Ayrıca Bulgaristan’da açtıkları okul ile kültürümüzün birer temsilcileri olarak görev yapan öğretmenlerimiz ziyaret edildi. Başkent Sofya’nın tüm önemli merkezlerini arkadaşlarımıza gezdiren öğretmenlerimiz, arkadaşlarımızın ziyaretlerinden ötürü büyük memnuniyet duyduklarını dile getirdi. Dönüşte şehrin merkezinden uzakta olmasına rağmen havaalanına kadar arkadaşlarımızı yalnız bırakmayan Türk öğretmenlerimiz ve Bulgar öğrencilerden ayrılış ise hüzünlü oldu. FHA Sofya Selman Günaydın & Yunus Emre Akbaba

FatihCavus.com.tr yakında yayında

Okulumuz edebiyat öğretmenlerinden Fatih Çavuş Bey’in kişisel web sitesi yakında ziyarete açılacak. Askerden geldikten hemen sonra böyle bir projenin yapımı için hazırlıklara başlayan öğretmenimiz sitesinde kişisel bilgilerine, kendi çektiği fotoğraflara, seçtiği şiirlere, edebi yazılara ve okul projelerimize yer vereceğini belirtti. Site çalışmalarında öğretmenimize okul öğrencilerden Yunus Emre Akbaba kodlama kısmında Mustafa Kutsal ise tasarım kısmında yardımcı olmaktadır. Sitenin şimdiden öğrencilerine faydalı olmasını diledi.

Voleybolda ilçe ikincisiyiz

Büyükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen voleybol turnuvalarında okulumuzun erkek voleybol takımı, ilçe genelinde ikinci oldu.

Mevlana hakkında bir sohbet

Fatih Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Cihan Okuyucu okulumuza Mevlana hakkında bir sunum yapmak için ziyarette bulundu. Hepimizin “İçimizdeki Mevlana” kitabı ile tanıdığımız Cihan Okuyucu, Mevlana ve Şems arasındaki ilişkiyi anlattı. Dinleyici grubundan memnun kaldığı ve tekrar Fatih Koleji’ne gelmek istediğini belirtti.

FHA M. Raşit Akınalp & Selman Günaydın

Sadece özel durumlarda değil, aslında en basit işlerimizi bile aksatıyoruz. Örneğin ödevlerimiz (hocalarımız alınmasın elbette biz ve onlar için ödevler çok önemli). Öğrencinin en temel görevi olan ödevlerimizi bile doğru düzgün yapmıyoruz. Lisedeki sorumluluklarımız sorumluluk duygumuzun gelişimi açısından göz ardı edilemez. Böyle olduğu halde hala sorumluluklarımızı ertelemeye devam ediyoruz. Bu alışkanlığımızdan kurtulup bir an önce başta ben olmak üzere kendimize çekidüzen vermeliyiz.

gelen mektuplar incelendi ve gelen mektuplar üzerine, kardeş okulumuzun kitap ihtiyacının karşılanması için bir kampanya düzenlenmesine karar verildi. Son olarak bahar şenliği hakkında açıklama yapan Mehmet Atmaca hocamız, bahar şenliği kapsamında organize edilen turnuvaların final maçlarının şenlik sırasında yapılacağını belirtti. Bunu yanı sıra yiyecek ve içecek stantlarının ve karting pistinin kurulacağını, öğrenciler için sürpriz değişik oyun alanlarının da kurulacağını belirtti. Yiyecek ve içecek stantlarının ihale usulüyle öğrencilere verileceğini söyleyerek toplantıyı noktaladı.


3 \ OKUL GÜNDEMİ KALEM KUTUSU

BÜŞRA DEMİRKOL Bahçe... Ufukta herhangi bir hemcins yok, Allah’tan yanında abin var. Omzundaki abinin elinin güvenini hissederek giriş kapısına yönel. Zemin kattasın, etrafına bakın. Kimseyi tanımıyorsun. Mülakattaki hoca nerede? Bir kaç kız gör, gülümse şaşkınlıkla. Devam et, yukarı çık. İlk kattasın. Lise hayatının ilk katındasın. Sınıfını bul. Göz kırpan abine bak, vedalaş. Hayal kırıklığına uğramamak için beklentilerini sıfırla, derin bir nefes al, sınıfın kapısını aç, birbirinden ayıramadığın 19 yabancı surat karşında. Şaşkınlığını umursamazlığa vurarak bakın biraz etrafına. Sınıfın kaç gen olduğunu anlamaya çalışırken kenardaki kızları gör, ikisi fısır fısır konuşuyor, biri en önde, sessizce anlamaya çalışıyor gibi bir şeyleri. En öne otur, liseye mümkün olan en kısa sürede alışabilmek için hatırlamamaya çalış o harika ilkokulunu. Nedense asık suratın, zaten ilk intiba psikopat olduğun yönünde olduğu için fazla zorlama muhabbeti, sus. Hiç alışkın olmadığın bir öğretmen tipi girsin içeri. Şişman, bıyıklı, umursamaz, yüzünde alay eder bir sırıtış üstelik ne dediğini anlayamıyorsun... Ürk. “Lise Defteri gizli bahçem, sırdaşım. Lise Defteri anılarım, arkadaşım.” diye bir şarkı aklında, bambaşka bir gerçeklik karşında. Acıdansa hiçbir şey hissetmemeye karar ver ve bu soğuk okula alışıncaya kadar arafta kal, gülmekle somurtmak arası dengesiz bir ruh haliyle tanımaya çalış burayı ve kurallarını. Yorum yapma hiç, ne kötü ne iyi hisler besle. Sadece biraz izle. Bir süre duygusuzca takıl okulda, yeni bir eşitlik keşfet, yabancıysan bir yerde senin için herkes=hiç kimsedir ama bu seni daha özgür kılmaz çevrene karşı, aksine nedenini bilmediğin bir tedirginlik içindesin, bunu aşmaya, artık alışmaya çalış. Her dersin ilk ders gibi olmadığını, bıyıksız-güleç-sana değer veren, hatta sana kendi evladıymışsın gibi değer veren, en önemlisi bir çıkar için değil sana sadece insan olduğun için özen gösteren insanların da olduğunu gör burada, yavaşça gülümse, uzaklaş yalnızlığından. Yeni arkadaşlar edin, sırlarını paylaş, sabahla kahkahalarla, bazen omuz omuza ağla, çoğu zaman avaz avaz şarkı söyle, hasta olsunlar. Gece uyuma, alınlarına ıslak bez koy, sırtlarını kontrol et, sendele, düşecek gibi ol, uzanıversin bir el ihtiyacın olan her şeyle, tutsun sımsıkı, anla arkadaşın manasını, gör, varlıklarını hissettirmeden, samimiyetle arkanda olduğunu birilerinin. Sonra an gelsin, vefasızlıklar kanatsın kalbini, ürpererek çekil yine kabuğuna, donsun dünya, sonra bir an daha gelsin, hayat bilgiç ve munzur göz kırpsın, “hadi toparla yüzünü prenses, üzülme, katla hüznünü kaldır çekmecene bir yerlere, sakla, daha ömrünü tüketecek nice yaraların olacak... Daha gençsin, öğreneceksin.” desin birileri, anla gerçek arkadaşlıkların kıymetini, saha sıkı sarıl sevgiye, öyle nadir ki... Öğrenmeye çalışırken hayatı bir de çeşit çeşit ders çıksın karşına, “hangi deniz nereye dökülüyor bana ne, ben içinde boğulurken!” diye söylen elinde soru bankanla. Sıkkın günler, yetişmesi gereken ödevler, ikide bir HKS-ÖTS-DKS-YGS-LYS... Sınavlara gül sen, “bunlar da lisenin tuzu biberi canım!” de, çalış elinden geldiğince, başarıyı tanımlamaya çalış kendince. Gözyaşı, kahkaha, tebessüm, hüzün, öfke, sıkkınlık, yorgunluk, kırgınlık, umut derken bir bakmışsın sen ayakta uyurken rüya gibi geçmiş zaman. İlk senenin son günleri, bir yat gezisi, elde var kimya soru bankası... Bir denize, bir kitaba, bir arkadaşlarına bak ve sayfaları yırt at Boğaz’a şarkılarla. İlk dersi hatırla, kimya! İkinci yıl başlasın, bu sefer özlemle gir kapıdan içeri, atıl arkadaşlarının-öğretmenlerinin boynuna, tatilden sonra daha iyi anla okulu sevdiğini, dersler başlasın, daha ağır, daha yoğun, alışkın ol artık o kaç gen olduğunu çözemediğin sınıflara, antika sıralara... Genel olarak sakin geçsin yıl ama şaşkınlıkla yaz günlüğüne, “lise defterinin yarısında mıyız şimdi? İnanmıyorum!”. Hocalar başlasın artık ÖSS muhabbetine... “ohoo, daha çok var!” de ama bir yandan da hayatın hiç de ilkokuldaki gibi olmadığını, zamanın nasıl bir tempoda seni sürüklediğini hisset. Ürpererek bu hızdan daha 15 yaşında! Nasıl olduğunu anlayamadan bitsin bir yıl daha... Tatilde her zamankinden hızlı geçsin zaman ve yine-yeni bir yıl, artık büyü, 11’sin... Öğretmenlerarkadaşlar başka, ilişkiler daha olgun, sakin, sen daha farkındasın kendinin. Okul da başka, koridorlar boşken bile anlamlı, anılarla dolu… Alıştığın yüzlerde bildiğin gülümseyişler… Güvende olmaktan öte artık buraya ait hissediyorsun kendini. Okul dediğin böyle olmalı diyorsun, evinde gibi yürüyebilmelisin koridorda, odanda gibi gülebilmesin sınıfta, ailenleymiş gibi samimi olmalı sohbet, öğretmeninin koluna girip hayat hakkında konuşabilmelisin, bir kitabı tartışabilmeli, paylaşabilmelisin hayret ettiklerini, hedeflerinin doğruluğunu analiz etmeli hocan, koşarken “aman düşersin!” diyeceğine yol göstermeli, düştüğünde de elinden tutmalı anaçça yani bir hoca dersi de anlatabilmeli hayatı da. Ben böyle bir okuldayım, ne şanslıyım değil mi?

Ali Ural Okulumuzdaydı (Birinci sayfadan devam)

Okulumuz, kültür ve sanat etkinlikleri çerçevesinde edebiyat dünyasının ünlü kalemlerini ağırlamaya devam ediyor. Son olarak, kaleme aldığı deneme ve şiirleriyle tanınan, aynı zamanda Zaman Gazetesi’nde yazarlık görevini sürdürmekte olan Ali Ural’ı okulumuzda konuk ettik. ‘‘Fatih Koleji’nin beni ne zaman davet edeceğini merak ediyordum.’’ diyerek davetimizden duyduğu memnuniyeti dile getiren Ali Ural ile okulumuzun konferans salonunda edebiyat üzerine, yaklaşık iki saat süren bir söyleşi gerçekleştirdik. Soru - cevap şeklinde gerçekleştirilen söyleşiye öğrencilerimizin yoğun katılımı dikkat çekti. Çeşitli konularda birçok önemli bilgi veren Ural, özellikle yazı yazma hususunda öğrencilerimize teşvikte bulundu. Aynı konularda yazı yazsak bile farklı bir üslup kullanmamız gerektiğini belirten Ural “Bütün mesele nasıl söyleyeceğinizi bilmek.” dedi. Söyleşide kendi yazdığı kitaplara da değinen Ural, özellikle ‘Yangın Merdiveni’ isimli kitabının ağır bir anlatımı olduğunu ve herkesin anlayamayabileceğini söyledi. Yazdığı hikâyelerin üslubunun genellikle ağır olduğunu belirtirken, hikâyeleri için

Ali Ural “Hikâyelerim boyama kitapları gibidir; dış çizgileri var, boyasını okuyucu yapar.” yorumunda bulundu. Fakat ‘Posta Kutusundaki Mızıka’ kitabındaki hikâyelerinin daha farklı olduğunu belirterek, üslubun ağır olmadığını, kendisini anlamak isteyen bir okuyucunun ilk başta okuması gereken kitap olduğunu söyledi. Şiir hakkında da önemli bilgiler veren Ural, istediğimiz kalıplarla şiirler yazabileceğimizi, belli kalıplara bağlı kalmamızın şart olmadığını belirterek “Sen yüzücüysen ister sırtüstü, ister yüzüstü, nasıl yüzersen yüz.” dedi. Şiir yazarken müzikaliteye önem vererek, özgün olmamız gerektiğini söyleyerek “ Şiir seni bir yere götürüyorsa, rüya gördürüyorsa, o şiir görevini yapmıştır.” yorumunda bulundu. Okulumuz öğrencilerinin kendisini çok neşeli bulduğunu fakat şiirlerinde bu duyguyu göremediklerini belirtmeleri üzerine şiirlerin genellikle sevinç veya üzüntü gibi hallerde yazıldığını söyleyerek, kendi şiirlerinde ise hüznün ağır bastığını ifade etti. Şiir yazarken yazdıklarımızdan memnun olmayıp tekrar tekrar yazmamız gerektiğini, ancak bu şekilde şiirlerimizde yeni imgeler bularak özgünlüğe ulaşabileceğimizi belirtti. Ayrıca kendimizi şiir alanında geliştirmek istiyorsak Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Necip Fazıl gibi isimleri iyi okuyup, yazdıklarımızı onlarla kıyaslamamız gerektiğini ifade ederek “Şiir çalışmaktır, yontmaktır.” dedi. Öğrencilerimizin, dinlediği müzik tarzını sormaları üzerine her tarzda müzik dinlediğini fakat özellikle klasik müzikleri ve güzel türküleri sevdiğini söyledi. Tüm sanatların iç içe olduğunu belirterek; müzik, resim ve film gibi çeşitli sanat dallarının edebiyatçıyı beslediğini ifade etti. Okulumuz öğrencileri ile samimi bir havada gerçekleştirdiği sohbetten çok memnuniyet duyduğunu belirten Ural, söyleşinin sonunda öğrencilerimizle hatıra fotoğrafı çektirip bizleri çok sevdiğini söyleyerek, başarılarımızın devamını diledi. FHA Yunus Bayram Demiral

Tarih Zümresi “Memleketimden Kareler” Sergisini Açtı Tarih zümresi öncülüğünde; “vatan ve aidiyet bilinci” kazandırma düşüncesiyle, Lise 2. Sınıf öğrencileri tarafından hazırlanan “Memleketimden Kareler” pano sergisinde kırk beşi aşkın öğrenci, memleketlerinin tarihi ve turistik özelliklerini anlatan çalışmalar hazırladılar. Okulumuzun 2. katında öğrenci, öğretmen ve veliler için sergilenen bu panolar ziyaretçilere memleketlerinden yansıyan karelerle hoş anlar ve hasret dolu duygular yaşattı. Toplantıya katılan veliler tarafından da takdirle karşılanan bu çalışmalar yoğun ilgi gördü. FHA Abdurrahim Keçebir

Genç Bakıyoruz Genç Bakış, bundan altı ay kadar önce atılmıştı yayın hayatına. 2008- 2009 öğretim yılının başlarıydı. Öğrenci takvimiyle yaklaşırsak, zaman kavramı oturmamış ilkokul çocuklarının pazartesi gününden, anne, tatile kaç gün kaldı diye sormaları gibi, öğrencilerin; biter mi hocam bu sene de, dedikleri zamandı. Yaşlı dünyamız, üzerine tutunup hayatı bir yerinden yakalamaya çalışan insanlarla birlikte hem kendi çevresinde hem de dünya çevresinde dönüp duruyor. Dönerken de biz sakinlerini o diyardan bu diyara, o mevsimden bu mevsime, o duygudan bu duyguya savurup duruyor. Dünyanın bu dönüşleriyle İnsanoğlu, bir nice zaman yerinden dahi kımıldayamazken, sonraları gâh emekleyerek, gâh tıpış tıpış yürüyerek, en sonunda hızla; bilinmeyene doğru koşarak dünyanın dönüşüne ayak uydurmaya çalışıyor. İşte Genç Bakış, yürümeyi öğrenmiş insanların bu koşuşturmaca zamanlarının bir ürünü. Cevval, dinamik; kendinden emin fertler olma yolundaki gençlerin, akıp giden devrana bizim de söyleyecek iki çift sözümüz var, demeleri nev’inden bir gazete, bir meyve Genç Bakış. Tıpkı genç hayallerin Mürekkep’i, şimdinin ise Fatih Dergisi gibi… Adı da bu yüzden Genç Bakış… Birçok eleştireni de oldu bu ismin. Hatta televizyondaki bir programın adından esinlendiği de düşünülerek ne alaka gibi, laflar da edildi. Oysa Kasım ayında gazete hazırken bizler isim arayışında idik hala. Yani bir bebek dünyaya gözlerini açmıştı; fakat ismi yoktu. Sonra, yaşlı dünyamızın hadiselerine genç yorumlar getirsin diye Genç Bakış dedik bu bebeğe. Savaşlara, barışlara, anlaşmalara, zirvelere, küresel ekonomik krizlere on altı on yedi yaşlarındaki beş on gencin bakış açısından baksın diye. Ülkemizin Tanzimatçılarla başlayan gazete macerasına ilave edilebilecek minik bir halka Genç Bakış. Önce Şinasi

ve arkadaşları gazete çıkardılar bu topraklar ~ Misafir Kalem ~ üstünde. Onların da söyleyecekleri bir şeyler Fatma Yavuz vardı. Doluydular, heyecanlı ve iddialıydılar; hatta biraz da öfkeliydiler son dönemdeki geri kalmışlığımıza. Kendilerince haklıydılar da belki, bu heyecanlarıyla da vatanlarındaki asırlık çınarların devrilmesine, değişmesine sebep oldular. Genç Bakış ekibi de Tanzimat gençleri kadar dolu, iddialı, öfkeli olmasa da en az onlar kadar heyecanlı yayın hayatında. Araştırmalar yaptılar, kafa yordular, haber takip ettiler. Kimileri de gazetenin mutfaktaki görünmez kahramanlarındandı. Bazıları belki Edebiyat, dil ve anlatım, tarih… gibi dersler için kompozisyon yazmıştı; ama ilk kez bir köşeye yazıyordu. Vakarla; fakat kendilerinden emin seslendiler okurlarına köşelerinden. Kimler yoktu ki okuyucuları arasında? Okumanın, okunmanın yitik olduğu bu çağda yazmaya niyet ettiler vira bismillah diyerek. Genç Bakış bu düşüncelerin ürünü. Fazlaca bir iddiası olmamasına rağmen Fatih Dergisi’yle birlikte, yazarlığın ve okur olmanın okulu olacak belki. Bu gün okul gazetesinin köşesinden arkadaşlarına, öğretmenlerine, velilerine seslenen gençler, yazar olsunlar ya da olmasınlar, yakın bir zamanda ülkemizin gündem sarsan ve kitleleri harekete geçiren kişileri olacaklar. Yoğun sınav maratonları arasında yazdı, çizdi, haber taşıdılar ve ben pek çoğuna özverili çalışmaları için teşekkür bile edememiş olabilirim. Bu vesileyle onlara teşekkür edip, gayretlerinin devamını dilerken şunu da ilave etmek istiyorum: Eksikleri, kusurları var elbette; lakin bu sizin pişirdiğiniz bir yemek, sizin ürününüz. O halde bu yemek, zehir olsa yenir.


‘‘

OKUL GÜNDEMİ / 4

Ulusal Sosyal Bilimler Olimpiyatları Düzenlendi (Birinci sayfadan devam)

Fatih Üniversitesi tarafından ilk kez düzenlenen USOBO (Ulusal Sosyal Bilimler Olimpiyatları)’ya ilgi büyüktü. Okulumuzdan 8 başvurunun yapıldığı olimpiyatlara; toplamda 1500’den fazla başvuru yapılmasını Yürütme Komitesi Başkanı Kemal Özden memnuniyet verici olarak değerlendirdi. Okulumuzdan, proje kategorisinde Mehmet Hoşoğlu-Mustafa Kutsal, Metin Fatih Mergen-Mehmet Öztürk, M. Raşit Akınalp-Selman Günaydın, Yunus Emre Akbaba, H.İbrahim Kovar; forum kategorisinde İbrahim Sevim, Halime Sevde Eskici; metin analizi kategorisinde Büşra Demirkol katıldı. Okulumuzdan proje kategorisinde Mehmet Hoşoğlu - Mustafa Kutsal, forum kategorisinde ise İbrahim Sevim yarı finale kalma başarısı gösterdi. Yarı final ve final 25-26 Nisan 2009 tarihleri arasında Fatih Üniversitesi Büyükçekmece Kampüsünde düzenlendi. Hilmi Yavuz ve Taha Akyol’un Onur Ödülü aldığı

final töreninde okulumuzu temsil eden öğrencilerden Mehmet Hoşoğlu-Mustafa Kutsal ikilisi madalyayı kıl payı kaçırırken İbrahim Sevim bronz madalya kazandı. Danışman öğretmenleri Yılmaz Yıldız‘a teşekkür eden öğrenciler “Ortamı gördük, tecrübe kazandık.” dediler. Yılmaz Yıldız Bey ise “Öğrencilerimiz iyi çalışmışlardı fakat olmadı. Önümüzdeki yıl için tecrübe kazanmış olduk.” dedi. FHA M. Raşit Akınalp

Tübitak Sergisi Gerçekleştirildi (Birinci sayfadan devam)

Tübitak–BİDEB tarafından düzenlenen Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışmasına bu yıl 4 proje ile katılım sağlandı. Bilgisayar dalında katılan iki projemizden bir tanesi bölge ikincisi oldu. Proje Yarışmasının İstanbul – Avrupa bölge sergisi Yıldız Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Sergiye davet edilen seksen projenin dördüne sahip olmamıza rağmen hiçbir projemizin finallere kalamaması üzüntüyle karşılandı. Buna rağmen A. Bahadır Erkan ve M. Sadık Yıldız arkadaşlarımızın bilgisayar dalında aldığı ikincilik teselli kaynağımız oldu. İki bilgisayar, bir matematik ve bir de tarih dalındaki projelerimizle katıldığımız sergi bir hafta sürdü. İlk gün projelerin sergide sunum için hazırlanması aşaması gerçekleştirildi. Ertesi gün ziyaretçilere açılan sergi, üç gün boyunca çevre okullardan yoğun ilgi gördü. Bilgisayar dalındaki yapay zekâ projesi (Karmaşık Bir Yol Sistemindeki Robota Çeşitli Oranlar Kullanarak Tahmin Yetisi Kazandırma) ziyaretçilerin ilgisini çekerken, proje sahibi öğrenciler, ziyaretçilerin bilgisayar projelerinde bilimsellikten ziyade işlevselliği aramalarından dolayı, projelerinin anlaşılmasında zorlukların yaşanıldığını belirtti. Yine genetik algoritmalarla üretilmiş sınav salonlarına öğrenci yerleştirme uygulaması “Külyutmaz” ise, proje sahibi arkadaşlarımızın sonuca yönelik beklentilerine cevap vermedi. FHA Selman Günaydın & Yunus Emre Akbaba

Tübitak’ta Sergilenen Projelerimiz 6-10 Nisan tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde TÜBİTAK tarafından düzenlenen bilim olimpiyatlarında birinci aşamayı geçen projelerin sergisi gerçekleştirildi. Okulumuzdan iki tane bilgisayar, bir tane tarih, bir tane matematik olmak üzere toplam dört proje bu sergiye çağırıldı. Sergiye çağrılan

projeleri hazırlayan öğrenciler, okulumuzu en iyi şekilde temsil etmeye çalıştıklarını belirttiler. Biz Fatih Haber Ajansı olarak arkadaşlarımızın projelerini inceledik ve projelerinin amacını anlatan küçük bir tanıtım hazırladık. FHA Selman Günaydın

Genetik Algoritmalar ile Sınav Salonlarına Öğrenci Yerleştirme Programı (Külyutmaz) Amacı: Bir sınav merkezinde yapılan çok katılımlı sınavlar için oturma planını evrimsel mükemmeliyette oluşturmaktır. Evrimsel mükemmeliyetten kastımız aynı özelliklere sahip öğrencilerin birbirlerine yakın oturmalarını engelleyerek kopya çekmelerine olanak vermemektir. Gerek ulusal çapta, gerek şehir çapında gerekse okul çapında yapılan sınavlara katılan farklı okul ve birimlerden öğrencileri en iyi şekilde yerleştiren bir programdır. Karmaşık Bir Yol Sistemindeki Robota Çeşitli Olarak Kullanarak Tahmin Yetisi Kazandırma Amacı: Rastgele üretilmiş bir yola giren robotun, yolu başarıyla bitirmesi için yapması gereken hamlelerin, bu yola ait “yön” ve “robota göre konum” bilgilerinin işlenerek, doğru yön seçiminde yapacağı tahminlerdeki hatayı en aza indirgemek. Bu sayede robota “tahmin etme yetisi” kazandırarak, bu basit uygulamayla yapay zekânın çeşitli yönleri hakkında fikir vermek. Modüler Aritmetikten Yararlanarak Polinomlarda Bölmede Kalan Bulma Amacı: Biz bu projemizde (x±1)n gibi polinomlarda bölmede kalan soruları için pratik yollar formüller bulmaya çalıştık. Bu sayede matematik olimpiyatlarında da karşılaşılan bu tip sorulara kolay yoldan çözüm sağladık. Online Türk Tarihi Amacı: Tarih öğreniminde Çoklu Zeka Kuramı’nın öğelerinden faydalanarak hem öğrenmeyi kuvvetlendirmek hem de öğrencilerin internette ve online oyunlarda boşa harcadıkları zamanı MEB’in kontrolünde eğitimlerini geliştirmek için harcamalarını sağlamak ve Matematik, Fen bilgisi, Türkçe gibi derslerin yanında çeşitli nedenlerle önemini gittikçe yitiren Tarih dersini öğrencilere sevdirerek bu derse gereken önemi tekrar kazandırmak.

~ ÖGLE ARASI

Selman Günaydın sg-13@hotmail.com

Bakıp da Göremediklerimiz

FOTOĞRAF: MUSTAFA KUTSAL

Genç Bakış > Nisan 2009

Sizlerin de yakından takip ettiği üzere okulumuz çeşitli proje yarışmalarına hem katılıyor hem de çeşitli yarışmalara ev sahipliği yapıyor. Geçen haftalarda art arda birisine okulumuzun ev sahipliği yaptığı üç proje organizasyonu gerçekleştirildi. Bu üç projeye de katılmış olmanın vermiş olduğu mutlulukla bu satırları yazıyorum. Bunların ilki kültürel bir proje olarak nitelendirebileceğimiz AB projesi, bizim açımızdan çok güzel geçti. Bulgaristan’da gerçekleştirilen proje hem İngilizce pratiğimiz açısından hem de kültürel açıdan büyük faydalar sağladı. Orada bulunan üç farklı milletten insanlara, kültürümüzü ve gelenek-göreneklerimizi tanıttık. Milletimizi ve okulumuzu en iyi şekilde temsil etmeye çalıştık. Beş gün süren proje günleri boyunca Bulgaristan’ın tarihi ve turistik mekânlarını ziyaret ettik. Kültürümüzü; hazırladığımız sunumlarla arkadaşlarımıza en iyi şekilde tanıttık. Onların sunumlarını gördüğümüzde ise aslında kültürlerimizin pek de farklı olmadığını anladık. Sonuç olarak dolu dolu bir proje geçirdik. Ancak dönüşte bizleri bekleyen birçok organizasyon daha vardı. Henüz yorgunluğumuzu üzerimizden atamadan okulumuz tarafından organize edilen e-dream bilişim olimpiyatları yarışmasına katıldık. Oradaki projemizin de sunumunu yaparak, kendi okulumuzda kendimizi temsil etmeye çalıştık. Pazartesi günü okulumuzun dört projesinin ilk aşamayı geçmiş olduğu TÜBİTAK-BİDEB tarafından düzenlenen ortaöğretim öğrencileri arası “Araştırma Projeleri” yarışmasına katıldık. Araştırma bilimsellik içerir. Bilimsellik diyorum, çünkü bilimselliğin bu yarışmada ön planda tutulması gerekir. Fakat bu sene TÜBİTAK yeni sistemi uygulamada biraz zorlandı herhalde, yarışma bilimsellikten uzak gibi geldi bana. Bunu değiştirmek için yapabileceğimiz hiçbir şey yok ki “jürilerin değerlendirmesi bu şekilde oldu” diyecekler kestirip atacaklar. Fakat gerçekten ikinci aşamaya geçmeyi hak eden öğrencilerin gerekli muameleyi görememesi onları bu tarz yarışmalar için yeni projeler üretmekten uzaklaştıracak gibi. Çünkü o insanların emek vererek aslında hak ettikleri bir şeyi onlara vermeyerek bundan sonra yapacakları her çalışma için şevklerini kırmış olursunuz. Aslında siz böyle bir davranışla Türkiye’nin geleceğini belirleyecek insanların şevkini kırıyorsunuz. Tabi ki bu davranışları bilinçli ve kastlı olarak yapıyorsanız. Her yıl okulumuzdan en az bir tane proje ikinci aşamaya geçerken bu yıl hiçbir projenin ikinci aşamaya kalamaması üzücü bir durum. Fakat Türkiye genelindeki proje değerlendirme sistemindeki tutarsızlıkların olması bu sonucu doğurdu gibi gözüküyor. İstanbul’un Avrupa bölgesini de içine alan bölgede bir kategoride 7 tane projeden 1 tanesi geçerken Türkiye’nin başka bir bölgesinde aynı kategoride 4 tane projeden 1 tanesinin geçmesi bence tutarsızlıktır, ölçüyü ayarlayamamaktır. İstanbul’un Avrupa yakası gibi kalabalık bir yeri içine alan bir bölgeden daha fazla projenin ikinci aşama için çağrılması herhalde daha mantıklı ve adil olacaktı. Fakat sonuç ortada, bir tane ikincilik alan projemiz ve projelerimizi dinlemeye gelenlerin takdir ve övgü dolu sözleri… Gelecek yıllarda proje çalışmalarının ve niteliklerinin artması dileğiyle…

www.

LOONB.coEm Birbirinden eğlenceli oyunlar, Gezmeye doyamayacağınız forumlar, ve daha neler neler!


5 \ OKUL GÜNDEMİ

Matematik Haftası Etkinlikleri Düzenlendi

(Birinci sayfadan devam)

Bu yıl; Fatih Koleji, MEB – Eğitek ve Gold Computer & Electronics tarafından 5. Düzenlenen E-Dream Web Tasarım, Animasyon, Programlama ve Afiş Tasarım yarışmasında ödül alan projeler belli oldu. 4 Nisan’da Fatih Koleji Beylikdüzü Kampüsünde yapılan proje sunumu ve jüri değerlendirmesiyle ödül alan projeler belirlendi. İlköğretim ve Lise kategorisinde, farklı illerden, farklı alanlardaki projelerle gelen öğrencilerin ödül törenindeki mutlulukları görülmeye değerdi. Bunun yanı sıra, bu yıl ikincisi verilen Basın Bilişim Ödülleri de sahiplerini buldu. Derece alan projeler ve basın yayınları ise şöyle; İlköğretim Afiş Tasarımı kategorisinde, yarışmaya Ağrı’dan katılan Ayşegül Baki “Savaş varken barışın resmini çizemiyorum” konulu afiş tasarımıyla birinci oldu. İlköğretim Web Tasarımı kategorisinde, İzmir’den yarışmaya katılan Alperen Balık “Sağlıklı Beslenme” adlı animasyonuyla birinci oldu. İlköğretim Animasyon kategorisinde, İstanbul’dan yarışmaya katılan M. Ali Ateş, “Hayallerimizi Yıkmayın” ile birincilik ödülüne layık görüldü. Lise afiş Tasarımı kategorisinde, Niğde’den yarışmaya katılan Mustafa Tarım, Dünya Barışı adlı afiş tasarımıyla birincilik ödülü aldı. Lise Web Tasarımı kategorisinde, Muğladan yarışmaya katılan Adnan Dikmen Çanakkale Savaşını anlatan web tasarımıyla birincilik ödülü aldı. Lise animasyon kategorisinde, Samsun’dan yarışmaya katılan Edanur Tekcan, Amhoraları anlatan animasyonuyla birinci oldu. Lise Programlama kategorisinde ise Çanakkale’den yarışmaya katılan Eşref Küçüktorun birincilik ödülü aldı. Basın bilişim ödüllerin de ise; En iyi bilişim haberi ödülü Yenişafak Gazetesi ile Melih Bayram Dede’ye, En iyi bilişim televizyon programı ödülü Samanyolu Televizyonu’ndan Bilişim Dünyası programı ile Sibel Durak’a, En iyi haber sitesi ödülü sabah.com.tr web sayfası ile Şaban İren’e ve bilişim özel ödülü internetin Türkiye’de yaygınlaşmasına sağladığı katkı sebebiyle TTNET’e verildi. İki bine varan proje başvurularıyla, dikkatleri üzerine toplayan E-Dream yazılı, görsel medyada ve internet medyasında büyük ses getirdi. Görüşlerini aldığımız okulumuz bilgisayar öğretmenlerinden, E-Dream koordinatörü Tanju Soytekin Bey, yarışmaya olan ilginin her geçen yıl katlanarak arttığını ve kendilerinin de E-Dream’in her yıl yeniliklerle gelmesi için çaba sarf ettiklerini belirtti. E-Dream’in ulusal basındaki yansımaları: 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. 12. 13. 14. 15.

Yeni Şafak Gazetesi : Sosyal aglar bizi bozar mi? 09.04.2009 Zaman Gazetesi: Bilgisayar Proje Olimpiyati’nda Sungurbey ilk 3 madalyayi aldi 08.04.2009 Yeni Şafak Gazetesi: Iste Gelecegin bilisimcileri 07.04.2009 Zaman Gazetesi: Samsun Feza Berk Koleji, tasarim yarismasindan altin madalya ile döndü 07.04.2009 Sabah Gazetesi: Sabah.com.tr’ye ödül 07.04.2009 Sabah Gazetesi: Sabah.com.tr’ye ödül 06.04.2009 Haber7: ‘Savaş varken barışı çizemedi’ 06.04.2009 Yeni Şafak Gazetesi: Iste Geleceğin bilisimcileri 05.04.2009 Yeni Şafak Gazetesi: Geleceğin animasyoncuları yarisiyor 03.04.2009 Haber Eğitim: Gençler daha iyi bir dünya için tasarladi 02.04.2009 Yeni Şafak Gazetesi: En iyi bilisim haberi ödülü Yeni Safak’a 02.04.2009 Kent Haber: Çizgi film ustaları ve tasarımcilar 01.04.2009 Haber7: Bilişimci genç mucitlerden tasarımlar 23.03.2009 Medya Tava: Basın Bilişim Ödülleri Dağıtılıyor 28.02.2009 Haber7: Basın bilişim ödülleri dağıtılacak 27.02.2009

‘‘

Okulumuzda 6-17 Nisan tarihleri arasında Matematik Haftası, çeşitli etkinliklerle gerçekleştirildi. Okulumuzda 6-17 Nisan tarihleri arasında Matematik Haftası, çeşitli etkinliklerle gerçekleştirildi. Matematik haftasının başlamasıyla okulumuzun dört bir yanı matematik zümresi ve öğrenciler tarafından asılan panolarla donatıldı. Birbirinden ilginç göz yanılmaları, zekâ soruları, işlemler öğrenciler tarafından ilgiyle takip edildi. İlk olarak uzun yıllardır ekranlarda görmeye alışık olduğumuz “ Bir Kelime Bir İşlem” oyunu elemeleri yapıldı. 9.sınıfları 9-D, 10.sınıfları 10-A, 11.sınıfları 11-A sınıfı temsil etti. Bu üç sınıf arasında gerçekleştirilen final

müsabakasını 11-A sınıfı kazandı. Yarışmaya katılan tüm öğrencileri tebrik eder, başarılarının devamını dileriz. Yine aynı tarihler arasında Güvender Yayınları Matematik Bölüm Başkanı Hüseyin Tobi okulumuzda “Matematik ve Evren” konulu bir konferans verdi. Matematiğin evreni anlamada ve yorumlamadaki öneminden bahseden Tobi, Fibonacci sayı dizisi, altın oran gibi kavramları doğadan örnek vererek açıkladı. Özellikle Kur’an ve 19 rakamı arasındaki ilişki öğrenciler tarafından büyük ilgi gördü. Okulumuz Matematik Zümre Başkanı Ogün Mazlum da “Nerden Çıktı Bu Matematik” adlı bir sunum yaptı. Matematik ve zekâ oyunları hakkında bilgiler veren Mazlum bazı oyunların da çözümlerini gösterdi. FHA İbrahim Sevim

Konuyla ilgili matematik öğretmeni ve 11. sınıflar müdür yardımcısı Yusuf Karayel Bey’in görüşlerini aldık.

“Matematik hem çok zor, hem de çok kolay bir ders” İbrahim Sevim: Nasıl matematik öğretmeni oldunuz? Yusuf Karayel: Küçüklüğümden beri matematiğe ilgim vardı. Bizim dönemimizde ÖSS iki aşamalıydı, 55 matematik sorusu vardı, sadece 2 yanlış yapmıştım mesela. Onları da birinci kısımdan kaçırmıştım. En basit konulardan. Arkadaşlarımızdan tavsiye oldu bir de. Komşumuz vardı, matematik öğretmeniydi. O tavsiye etti. Öğretmenlik zor bir meslek, güzel bir meslek. Matematik öğretmeliği de önemli. İ.S: Matematik haftası etkinlikleri fikri nerden çıktı? Y.K: Sene başında biliyorsunuz, öğretmenler kurulu toplantısı yapıyoruz müdür beyin başkanlığında. Her 15 günde bir böyle bir etkinlik yapalım dedik. Her branşa 15 gün verdik. Nisanın ilk iki haftası da matematik branşına düştü.

İ.S: Matematik çalışmak isteyen öğrencilere ne gibi tavsiyeleriniz var? Y.K: Eğer bir çocuk matematik dersini öğrenmek istiyorsa, derste defter tutması lazım. Matematik dersi yazmadan öğrenilmez. Böylelikle, matematiğin %50’sini halletmiş olur. Bundan sonra tekrar etmesi de lazım. Konu anlatımlı kitaplardan da biraz takip ederse matematik sorun olmaktan çıkar. Bizim öğrencilerin en büyük sorunu defter tutmamak. Başka kitaplar alıp, onlardan takip ediyorlar, bunun hiçbir faydası yok. Bir de özel ders mevzusu var ki, eğer bir öğrenci yüz kere özel ders alsa bile evden tekrar etmiyorsa öğrenmesi imkansız. Röportaj İbrahim Sevim Teknik Mustafa Kutsal

İ.S: Sizce matematik zor bir ders mi? Y.K: Bence matematik hem çok zor bir ders hem de çok kolay bir ders. Eğer bir çocuk matematiğin temelini ilköğretimden almışsa, onun için en zevkli derslerden biri oluyor matematik. Mesela benim kendi çocuğum 4. sınıfa gidiyor, en sevdiği ders matematik. Türkçe’den fazla, İngilizce’den fazla, sosyal derslerden daha fazla matematik seviyor. Şunu gördüm ki; lisedeki bütün matematik konularını ilköğretimde yüzeysel olarak işliyorlar. Mesela sayı problemleri, kesir problemleri gibi konular matematiğin temelini teşkil ediyor. Eğer bir öğrenci, ilköğretimden temelini iyi alamamışsa lisede sıkıntı yaşıyor. Mesela tarih böyle değil, Selçuklu Tarihi’ni bilmese de, Osmanlı Tarihi’ni ezberleyip öğreniyor. Ama matematik böyle değil, bütün konular iç içe. İ.S: Yeni sistem hakkında ne düşünüyorsunuz? Y.K: Bunun hakkında şimdilik bir yorum yapmak doğru değil. Bizim branş adına çok güzel bence. Eskiden bizim şöyle bir problemimiz vardı, biz ders işlerken öğrenci “bu konudan soru çıkmıyor” diyerek ciddiye almıyordu. Ama şimdi soru sayısı artınca, eskiden çıkmayan konulardan bile iki – üç soru çıkacak. Eskiden, öğrencide “Bu konuyu yüzeysel öğrenirim, yaparım” diye yanlış düşünce vardı, artık en ince ayrıntısına kadar konuya hakim olması lazım.

FHA Yunus Emre Akbaba

ODAK NOKTASI Y. Emre Akbaba yunusemre@loonbe.com

Yaşamın Gayesine Ulaşmak (Üç Nokta)

Mutluluğa giden yoldur bu, yaşamın gayesine ulaşmak… Düşünmeden, bazı şeyleri idrak etmeden, farklı heyecanların esiri olmadan da bu yola girmek zordur. Zor olduğu kadar da kolay!.. Hayatta neyin peşine düşer, neyi kovalarsanız, o sizi bu yola sokacaktır. Bu yazıyı yazarken mesela… Zaman zaman aklımı meşgul eden, anlaşılmaz saplantılar olarak zihnimde yer tutan bu düşünceler, soru işareti olarak kalmaktan ileri gidemezdi. Bu noktada, “acaba her insan bu takıntıları yaşar mı” diye düşünür, kestirip atardım. Bu, aynı zamanda, dışa vurulmak istenen bu duygulara sıvanan,

güneş misali, balçıktı. Şimdi dışa vurmayı deniyorum, gayesine ulaşabildiyse… Düşünce dünyamda olabildiğine kısa sürede yanıp sönen bu yoğun düşünce yumağını dışa vurabilmek, keşke bir iki edebi ifade kullanmaktan ileri gidebilseydi! Anlaşılmak oldukça zor! Belki o duyguları şu an yaşıyor olsaydım, daha kolay olacaktı. Başta dediğim gibi, çaba sarf etmeden zor! Şu an anlatabildiklerim de, sarf ettiğim çaba kadar, diğer bir deyişle; peşine düştüğüm kadar… Bu üç noktalar sizi bu yoğunluğa sürüklemeyi deneme amaçlı. Peşinden giderseniz, sizin de başkalarına bırakacağınız üç noktalarınız olur. Herkesin üç noktası kendini ifade edebildiği, karşısındakini bu silsileye sürükleyebildiği kadardır. Bunu da unutmayın ki hayal kırıklığına uğramayasınız. Anlaşılmamış olmaktan da korkuyorum. Ama korkumun sebebi kendimden değil, sizden yana! Sürüklenmemiş olmanızdan korkuyorum. Anlaşılmamış olmam bunu gösterir ki sizi sürükleyebilseydim bu yola girmenin nasıl zor

olduğu kadar kolay olduğunu da bu kısacık metinle göstermeyi başarmış olacaktım. Ama yine de hiçbir şeyin sonu değil. Unutmayın ki bu yola girmeye hazır bir potansiyel her zaman içinizde mevcut. Beklenmeyen bir anda kinetiğe dönüşmeye başlıyor. Özellikle de çevrenizdeki insanların ne durumlarda nasıl davrandıklarının, neyi; nasıl ve niçin yapmayı amaçladıklarının ve çıkarlarının söz konusu oldukları durumlardaki psikolojilerinin üzerine düşünmeye başladığınız zaman… Bu arada, dünya içine kapanıkların içinde gizlidir, dersek yeridir. Az konuşan varlık üzerine çok düşünür. Davranışları düşündüklerini ima eder. Aksini iddia etmek batıldır. Sınırları kesin çizgilerle belirlenmiş olan bu gerçeğin sırrına, düşüncenizin sınırları ölçütünce ulaşabilirsiniz. Mutluluklar da insanın kişisel çıkarlarından soyutlanmış olduğu için insana huzur verir. İnsanın “benlik” düşüncesinin var olmadığı her yer mutluluğun yeridir.

FOTOĞRAF: MUSTAFA KUTSAL

Şampiyonları Belli Oldu

(Birinci sayfadan devam)


OKUL GÜNDEMİ / 6

Genç Bakış > Nisan 2009

Uluslararası INEPO Yaklaşıyor

‘‘

AKS-i GÜNDEM Murat Karatas.

CHANGE!

Değişim… Ben buna “kendini kaybetmeden kendini bulma” diyorum. Yani inandığın, kültürünün bir parçası olmuş değerlerden taviz vermeden, özüne uygun bir hareketlilik, bir bilinçlenme, bir farkındalık, bir özeleştiri veya bir başkaldırış gibi bir şey… Önce inanç, sonra azim ve en son gelen… Değişim… İşte hayat!.. Değişim demişken, Obama’dan söz etmemek ayıp olur herhalde. Malumunuz “Yes, we can” dedi, inandı, azimliydi. “Change” dedi ve bazı şeyler hakikaten de change olmaya başladı. Guantanamo’yu kapatmak için yasa çıkardı. Irak’tan çekileceğini söyledi. İslam’la savaşmayacağını söyledi. Bunlar büyük değişimler ve inanan birisi görüyor ki değişim diyebiliyor ve değişebiliyor. Bu arada bazı hatalarını daha doğrusu ülkesinin, daha da doğrusu eski yönetiminin (Bush dönemi) itiraf ettiğini unutmayalım. Dolayısıyla değişim aynı zamanda itirafla başlar diyebiliriz. Bunu kendimiz açısından ele aldığımızda bizde bir şeylerin değişmesini istiyorsak demek ki hatalarımızı kabul edip onları terk etmeye çalışacağız ve değişime inanacağız. İşte bir başka değişim hikâyesi. ÖSS sistemi değişti. Sayın Ünal Yarımağan ve ekibinin hummalı(!) çalışmaları sonucu değişimden ÖSS de nasibini aldı. Ünal Bey, eski sistemin çok hatalı olduğunu, kendilerinin hata işlediğini kabul etti. Eski sistemin ölçücü olmadığını itiraf etti. Helal olsun. O bile değişti. İnandı, sonra itiraf etti hakikaten baktı ki ÖSS değişmiş. Artık bizim de “vay be değişmeyen bir biz kalmışız” dememiz gerekmez mi? Aynanın karşısında geçip saatlerce saç stilini değiştirmeyi bırakıp biraz da o saçların altındakileri, düşünceleri, değiştirmek gerekmez mi? Evet, gördüğünüz gibi sürekli bir değişim var evrende. İnsanlar, ihtiyaçlar, düşünceler, her şey değişiyor. Ama biz ne kadar değişebiliyoruz. İşte bunu düşünelim. Bir pay da bize düşsün diyelim. İnanalım ve itiraf edelim. Hadi hep birlikte değişelim. Lafı çok geveledim, canınızı sıktıysam çok pardon. Aslında başından beri demek istediğim şu: Yahu bizim anayasa niye değişmiyor? Son şeklini 27 yıl önce almış, eskimiş bir anayasayı millet ne yapsın? Hem de darbe ürünü bir yasayı. Bu millet artık değişimler istiyor. Artık refah istiyor, huzur istiyor. Anayasa hala niye değişmiyor?

Ulusal seçmeleri 14-15 Mart tarihinde Fatih Koleji Büyükçekmece Kampüsünde gerçekleştirilen 17. INEPO Uluslararası Çevre Proje Olimpiyatı (International Environmental Project Olympiad) 24-27 Mayıs tarihlerinde FKM’de düzenlenecek. Bu yıl 40 ülkeden 85 projenin yarışacağı olimpiyatta ülkemizi ulusal seçmelerde altın madalya kazanan ‘Çöpe atılan hazine’ projesiyle Betülnur Özdemir-Benginur Özbay ve ‘At kestanesinden organik plastik’ projesiyle Mahmut Tarık Özkaya-Halil Çetiner temsil edecek. Çevre ve Orman Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı destekli olimpiyatın 14-15 Marttaki ulusal seçmelerine ve o dönemdeki Milli Eğitim eski Bakanımız Hüseyin Çelik ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata ÖZER katılmıştı. Ayrıca 24-27 Mayıs tarihlerinde artık gelenekselleşen ‘Çevre Basın Ödülleri’ ve ‘Çevreci Kişi ve Kuruluşlar Ödülleri’ de sahiplerini bulacak. FHA M. Raşit Akınalp

5. E-Dream’de Gümüş Madalya Okulumuzun bu yıl 5.’sini düzenlediği E-Dream Web Tasarım, Animasyon, Programlama ve Afiş Yarışmasında, programlama dalında yarışmaya katılan Yunus Emre Akbaba ve Selman Günaydın, dördüncülüğü elde ederek gümüş madalyaya hak kazandı. Düşüncelerini aldığımız arkadaşlarımız, gümüş madalyayı birincilikle almanın sevincini, aynı zamanda altın madalyayı az bir farkla kaçırmış olmanın üzüntüsünü birlikte yaşadıklarını dile getirdiler. Yapay zekâ konulu projede amaç insandaki “tahmin etme” yetisinin bilgisayar sistemlerine uyarlanmasını sağlamak idi. Bilimsel bir nitelik taşıyan projenin, ara yüzünün ve bilgisayar kullanıcılarına yansıyacak bir işlevselliğinin olmamasını, altın madalyayı alamamalarına sebep gösteren arkadaşlarımız, farklı yarışmalar için bilgisayar bilimlerindeki çalışmalarını sürdürdüklerini belirttiler. Büyükçekmece Kampüsünde finale kalan projeler arasında yapılan jüri değerlendirmesiyle madalyalarını alan arkadaşlarımız, Fatih Eğitim Kurumlarından yarışmaya katılan tek projeydi. FHA İbrahim Sevim

! ! A A D D N I N K I A K Y A K Y O ÇK ÇO


7 \ TÜRKİYE & DÜNYA GÜNDEMİ

ekonomi Zorlama Kriz

Mustafa Kutsal | mustafakutsal@elmasuyu.net

Türkiye’de ekonomik krizin sebeplerine gelecek olursak bunların başında mortgage değil basın gelir. Mortgage, Türkiye’de beklenen başarıya ulaşamadığından (Çok şükür!) ekonomik kriz de bizi çok fazla etkilemedi. Peki dünyada ekonomik krizi tetikleyen faktör Türkiye’de etkili olmadıysa Türkiye’de neden ekonomik kriz çıktı?.. İşte bunun başlıca sebebi belirttiğim gibi basın. “Basının bu işle ne alakası var?” diye düşünebilirsiniz. Fakat özellikle medyanın “Türkiye’yi ekonomik kriz vurdu(!)” şeklindeki manşetleri ve haberleri sebebiyle Türkiye, ekonomik krizin eşiğine geldi. Şu örnekle durumun daha net anlaşılacağını düşünüyorum: Bir işçi düşünelim, bu işçi fabrikada, farazi, aylık 10 lira maaş alır. Bu maaşının 6 lirası ile ihtiyacını giderir geriye kalan 4 lirası ile de yatırım yapar ve bu da paranın piyasada işlemesini sağlar. Bu şekilde piyasada para olunca fabrikalar ürünlerini satar ve para kazanır. Yeni yatırımlar yapmak için bankadan kredi alabilir. Aynı işçi, gazetelerde, TV haberlerinde Ekonomik kriz(!) başlıklı yazıları okuduğunda veya haberleri izlediğinde kendi çapında ekonomik krize karşı önlem almaya karar verir. Bu

doğrultuda harcamalarını kısıtlar ve 4 liraya indirir. Geri kalan 6 lirayı ise yastık altında sakla (Yastık altı piyasa da böyle oluşur.) Bu durumda piyasada dönen para azalır. Fabrika ürettiği ürünlerin hepsini satamaz veya kelepir olarak bırakır. Fazla para kazanamadığından krizden çıkabilmek için bankaya başvurur. Fakat banka da piyasanın kötü durumundan dolayı faiz oranlarını artırır ve daha zor şartlarla kredi vermeye başlar. Bu durumda fabrikaya tek çözüm yolu kalır ki o da işçi çıkarmaktır. Bu işçinin de işten çıkarılanlar arasında olduğunu düşünürsek, biraz daha fazla para biriktireyim derken işinden olan işçi bu sefer iş yok diye yakınır. Bu şekilde zarar eden şahıslar ekonomik krizden etkilenirler. İşte bu örnekte anlatıldığı gibi basın ve yayın kuruluşlarının bu şekilde olumsuz haberleri yüzünden Türkiye’de “Zorlama Ekonomik Kriz” oluşur. Burada bize düşen görev, basın ve yayın organlarının oyununa gelmemek ve paramızı piyasaya sokmak kaydıyla ülke ekonomisine katkıda bulunmak olmalıdır.

FOTOĞRAF: AP

Öncelikle hepinizden özür diliyorum. Genç Bakış’ın ilk sayısında başlayan ekonomi köşesi yazımı sonraki iki sayısında çeşitli nedenlerle yazamadım. Uzun bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyim. Türkiye’de gerçekten bir ekonomik kriz var mıdır? Varsa bu ekonomik krizin kaynağı nedir? Bu yazımda bu soruları cevaplamaya çalışacağım. Öncelikle Türkiye’de ekonomik kriz yok demek çok büyük bir problemi yok saymak demektir. “Türkiye’de ekonomik kriz yoktur.” diyen siyasimizin sürç-i lisan ettiğini varsayıyorum. Yoksa aksi halde bu devletin sorunlarını önemsememek anlamına gelir ki bu da bir siyasinin en öncelikli görevini yerine getirmemesi demektir.

Tasarımcı Gözüyle

Ömer Faruk Torlak

Bahar Gelince...

Mısır’da yeni keşif

Yıllardır bahar geldiğinde hava değişiminden kaynaklanan bir halsizlik ve isteksizlikle karşı karşıya kalırız. Halk arasındaki tabiriyle bahar yorgunluğu; tıp camiasında, bu mevsimde havadaki elektrik yükünün, özellikle negatif iyonların artmasıyla ve insan metabolizmasındaki değişikliklere bağlı olarak halsizlik ve gerginlikle öne çıkan bir sağlık sorunu olarak tanımlanıyor. Rahatsızlığın genel olarak büyük ve kalabalık kentlerde yaşayanlarda görüldüğü kaydediliyor. Ve etkilerini azaltabilmek için günde 3 litre su içilmesi gerektiği söyleniyor.

‘‘

Hansa Karabas

Ziyaret

Bugüne kadar birçok devlet başkanı ülkemizi ziyaret etti. Her ziyaretin öncesi ve sonrası halkın ve en başta medyanın ilgi odağı oldu.Bu sene de ülkemizi ABD devlet başkanı Barack Hüseyin Obama ziyaret etti. Başkanlığa seçilmesinden sonra yaptığı ilk ziyaretin Türkiye’ye olması her kesim tarafından merak uyandırdı.Herkesin aklında üç aşağı beş yukarı aynı soru: “Neden Türkiye?”. Soru herkeste aynı gibi olsa da cevaplar oldukça farklı. Kimilerine göre ziyaretin değerlendirilişi olumlu kimilerine göre olumsuz. Ziyaretin çeşitli nedenleri olabilir tabi. Ama ilk başta Amerika çıkarlarının gözetildiği açıkça ortada. Sanırım bu açıklamada herkes hemfikirdir. Amerika’nın gerçekleştirmek istediği bir takım düşünceler sebebiyle Türkiye’nin desteğini de almak istemesi ve bu yolda atılacak adımlar için ziyaretin ilk önce Türkiye’ye yapılması oldukça mantıklı. Ayrıca Türkiye her geçen gün hızla

FHA Nurefşan Sertbaş

Mısır’ın başkenti Kahire’nin güneyinde yapılan kazılarda onlarca mumya bulundu. Ketene sarılmış mumyaların oldukça iyi korundukları söylendi. 4 bin yıllık olduğu tahmin edilen 53 mezar, arkeologların bölgeyi tekrar gözden geçirmeleri için sebep oldu. Bu keşfin önemi, bu dönemdeki cenaze ve cenaze mimarisinin gelişimini ortaya koymasında yatıyor. Mumyalar, Eski Mısırlıların bu döneme ait alışkanlıkları hakkında kesin bilgi sahibi olmamızı sağlayacak. Türbelerin son derece farklı mimari tasarımları da dikkat çekiyor. FHA Nurefşan Sertbaş

gelişmekte. Global dünyadaki birçok sorunun çözümüne aracı olmakta. Bir nevi dengeleyici kuvvet gibi. Elbette Türkiye’deki tüm bu gelişmeler Obama’nın ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmasını destekleyici. Bir de hatıralarda kötü bir izlenim bırakan Bush dönemi var tabi. Doğal olarak bu kötü izlenimlerinde hatıralardan bir an önce silinmesi gerek ki yeni kurulacak ilişkiler sağlam bir temel üzerine oluşturulsun. Yoksa sonu Bush gibi kafasına bir çift ayakkabı yemekten ibaret olabilir. Obama görüşleri, fikirleri ve tavırlarıyla ilk görüşmeyi çoğu kimsenin takdirini alarak tamamladı. Müslüman kesime olan görüşleriyle ve bu insanların değerlerine saygı duymasıyla her dinden, ırktan insana sahip olan bir ülkenin devlet başkanı olduğunu en güzel şekilde ifade etti. Bundan sonra önemli olan aynı çizgide devam edip, edemeyeceği. Obama güzel vatanımıza ayak basmadan çok zaman önce hazırlıklar başladı. Kalacağı yerler,

geçeceği güzergâhlar, gezi planı, yapacağı görüşmeler her şey ama her şey eksiksiz hazırlanmaya çalışıldı. Zira günümüzde dünya üzerinde sözü geçen ülkelerden birinin devlet başkanı ilk ziyaretini ülkemize yapıyordu. Her şey hazır ve nazır olmalıydı. Nitekim öyle de oldu. Ziyareti boyunca programında herhangi bir aksaklık söz konusu bile olmadı. Açıkçası bizlerinde gündelik hayatında Obama geldi diye bir aksaklık olduğunu düşünmüyorum. Yalnız bazı kesimler tarafından Obama’nın geçeceği yollardaki güvenlik önlemlerinin vatandaşlarımızın hayatını felç ettiği yönünde haberler de yapılmadı değil. Aynı gün bir başka televizyon ekranında ise trafikte herhangi bir aksamanın olmadığını, işlerinin gayet yolunda gittiğini söyleyen bir vatandaşımız var. Şimdi siz söyleyin “Niye bu devlet beş ileri gideceği yerde üç ileri gidiyor?” sorusunun cevabını.

Değişim rüzgarı Değişim.. Bu kelimeyi seviyorum, gerçekten seviyorum. Çünkü yeni, her zaman insanların ilgisini çekiyor. Hele eski kötüyse veya bıktırdıysa, yeni insana bir anne kucağı gibi sıcak geliyor. Teşvik ediyor, sözcük yerindeyse kışkırtıyor. Ben bu yüzden değişime inanıyorum, değişime açık olmanın insana eşi benzeri mümkün olmayan bir artı kazandırdığına inanıyorum. Benim gibi düşünenler de varmış ki, son zamanlarda yazılı medyada bir değişim rüzgarı hissediyoruz. İlk önce “Haber Türk” ile başladı bu akım. Bu taze gazetenin reklamında söylediği gibi, insanlar artık gazete kalıplarından bıkmıştı. Diğer gazeteler gibi değiliz dedi ve oldukça değişik olduğunu eline alan herkese hissettirmeyi başardı. Bana sorarsanız, dünyada kabul görüp Türkiye’de yapılamayan yenilikleri doğru bir biçimde okuyarak başardı bunu. Değişik, küçültülmüş boyu, akıllıca ayrılmış içeriği ilk aklıma gelenler. Çoğu gazetenin yapamadığını yaptı, gazete okumayı bilmeyen-sevmeyen toplumumuzda fazlaca fiyatıyla fazlaca sattı! İkincisi ise daha tazeliğini koruyor: Zaman. Dünyanın tasarımı en iyi dört gazetesinden biri Zaman, genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın dediği gibi –aynen aktarıyorum“gazeteciliğin kralını” yapmaya devam ediyor. Haber Türk’ün okuyamadıklarını da okumuş Zaman. Çok yenilikçi bir tasarımla çıktı karşımıza. Yeni yazı tipi, yazıların sayfada ve sayfalara dağılması… Zaman da gazete içinde bölümleri özelleştirmiş. Bir Türk gazetesi için “harika” diye tanımlanabilir ancak bu değişiklikler. İnternette okuduğum bir yorum durumu açıklamaya yetiyor: “Okurken yabancı gazetelerin tadını alabildiğim tek gazete Zaman” diyordu bir internet güncesi (blog) yazarı. Ama eski Zaman’daki yorum sayfalarının diğer sayfalardan ayrılmış tasarımlarını şimdiden özledim… Zaman böyle bir yeniliğe muhtaçtı, çünkü hedefini bir milyon tirajdan bir milyon aboneye çıkardı. Zaman’a bu zor yolculuğunda başarılar dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Türkiye de böyle bir yeniliğe muhtaçtı… Diğer gazetelerimiz de, yurt dışındaki gazeteleri boşverdim, bari bu iki gazetedeki değişimi iyi okusun! Gelelim Genç Bakış’a. Genç Bakış da bu değişim rüzgarına kapıldı. Hem de gereğinden biraz fazla. Bir senede 2 tasarım eskitti. Daha 4. Sayısı çıkan bir gazete için çok anormal bir rakam bu. Ama gerekliydi bu değişimler. İlk tasarım için söyleyebilecek fazla sözüm yok zaten. Boşlukları tam ayarlanmamış, resimler konumlandırılmamış, yazı boyutunda bile bir standardı olmayan, özenilmemiş bir tasarımdı ilki. İkincisi ise, “daha güzel” yapabilme umuduyla başlanmış, fakat süre azlığı başta, çeşitli sebeplerden yeterince oturmayan bir tasarımdı. Çok güzel tepkiler aldık yine de. Eleştiren –dolayısıyla geliştiren- herkese teşekkürlerimi sunuyorum buradan. Bu eleştirilerdeki ağırlık da, daha çok bir dergiyi andırmasıydı. Dersimizi aldık, yolumuza devam ediyoruz. Ve yine eleştirilerinizi bekliyoruz. Ve söz, bundan sonra logomuz değişmeyecek!

gençbakış Özel Çağ Öğretim İşletmeleri adına İmtiyaz Sahibi:

Aytekin Özçelik Genel Yayın Grubu: M. Raşit Akınalp Selman Günaydın Yunus Emre Akbaba Danışma Kurulu: Fatma Yavuz Aziz Aydın Seyfullah Arpacı Vedat Aydoğan Yasemin Türkmen Yasin Kırılmış Yusuf Kenan Can Fotoğraf Editörü: Fatih Çavuş

Tasarım - Mizanpaj: Mustafa Kutsal http://duppata.blogspot.com/

Yayın Heyeti: Abdurrahim Keçebir Ahmet Tarık Çam Betül Topçuoğlu Büşra Demirkol H. Alper Tosun Halil İbrahim Kovar Hansa Karabaş İbrahim Sevim Mehmet Öztürk Metin Fatih Mergen Murat Karataş Nurefşan Sertbaş Ömer Faruk Torlak Selman Nacar Yunus B. Demiral Zeynep Aytekin

E-Posta: gencbakis@fatihkoleji.com Tlf: 0 (212) 872 61 21 (10 hat) Faks: 0 (212) 872 61 37 http://fatihkoleji.com/yayinlar/gencbakis/ http://loonbe.com/gencbakis

Genç Bakış Özel Fatih Anadolu Lisesi Basın Yayın Kulübü Yayın Organıdır.


‘‘

KÜLTÜR & SANAT / 8

Genç Bakış > Nisan 2009

Hayata Bakış

ÖZLÜ-YORUM

NUREFŞAN SERTBAŞ Pencereler vardır, dağlara bakar. Gözler dağ heybetince uzanır semaya... Dağların ardı gibi ulaşılmazlara da sahiptir, bu tarafındakiler gibi, engelleri beraber aşacak dava yoldaşlarına da... Pencereler vardır, denize bakar. Açınca rüzgâr okşar yüzünüzü, kapatınca sessiz bir mavilik dolar içinize… Denizler kadar derindir bakışlarınız, hayatınız deniz kadar hırçın olmasa bile… Pencereler vardır, uçsuz bucaksız ovalara bakar. Bir türlü sonunu kestiremediğiniz, yürüseniz sonuna bir türlü varamayacağınız sandığınız düzlükler... Gökyüzüyle birleştikleri o eşsiz kare…

‘‘

Pencereler vardır, kaldırımlara bakar… Gördükleriniz birkaç ayakkabı, savunmazsızca bir kenarda yumulmuş bir kedi, araba lastikleri… İşittikleriniz

H. Alper Tosun

Çanakkale’nin Getirip Götürdükleri

Osmanlı subayları İngiltere varmıştı ve teslim için tüm gerekli koşullarlar tamamlanmıştı. Gerekli belgeler imzalanmış paranın tamamı hem de son kuruşuna kadar çoktan ödenmişti. Yetişmiş bir mürettebat Sultan Osman ve Sultan Reşadiye’yi teslim alacaktı. Derken Bizzat William Churchil’in emriyle gemilere İngiliz Hükümeti tarafından el konulduğu açıklandı. Gerekçe belliydi. Bir savaş başlamıştı ve Osmanlı’nın elinde bu iki dev savaş canavarının bulunmasının istenmemesiydi. Yukarıda bahsettiğim olay henüz 1. Dünya Savaşı’na girmeden gerçekleşmişti. Bu olayında etkisiyle artık safımız kesinleşmiş ve ittifak bloğunda Almanya, Avusturya-Macaristan ile birlikte bir grup oluşturmuştuk. Savaşa giriş hikâyemiz ise malum herkesin bildiği Breslav ve Goben ikilisinin Enver Paşa’nın gizli emriyle Alman mürettebatıyla Türk bayrağını göndere çekip Odessa ve Sivastopol’ü bombalamasıyla zuhur etmişti. İttifak grubu bizim için sonun başlangıcıydı bir nevi masada Rus ruleti oynanıyordu. Kazanan her şeyi alırdı. Ya kaybeden… İşte savaşın ortasında denebileceğimiz

. Ibrahim Sevim

Unutulan Bilim Önderlerimiz

1

Mehmet Öztürk

ise ayak sesleri, otomobil gürültüleri, aceleci insan sesleri... ‘’Kaldırım manzaralı bir ev bakıyorum’’ diyemezsiniz emlakçıya… Zaten sizin tercihiniz değil, mecburiyetinizdir kaldırımlar… Ama ufkunuzu genişletmek, dünyamızda yeni pencereler açmak bizlerin elinde..

Ölçü

Onun adı ekiliydi kalplerde, sevgi fışkıran meyvesini verdi yine bu bahar günlerinde. O meyve ki tüm âleme yetecek kadar bereketli, tüm dünyanınn meyvelerinin kıskanacağı kadar lezzetli.

Ve pencereler vardır hayata bakar. Hayattan ne alıyorsa insan, odur penceresinden içeri sızan. Hayatı bir zindan görene; üzüntü, kederden başka bir şey eşlik etmez, hayata açılan pencereleri gözlerini araladığında... Ne derinse hissettikleri, ne kadar özgürse ruhu, o kadar uçsuz bucaksız, o kadar güzeldir manzarası...

İnsanoğlu ki sevmiş, lakin bir o kadar da kendi nefsini sevmiş bu dünyada. Dolayısıyla bu da bir ölçü gerektirmiş âdemoğulları için. Yolunu kaybettiğinde ona pusula olacak, daire dışına çıkmak istediğinde duvar olacak, düştüğünde ona uzanan el olacak bir ölçüydü bu. İşte tüm mükemmelliğiyle Efendimiz (s.a.v.) ve onun hayatıydı bu. Onu rehber bilerek ilerlemeliydik, bu kısa dünya yolculuğunda. Ne güzel de dizelerine dökmüş bunu üstadımız Necip Fazıl: “Müjdecim, kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim.”

Pencereler vardır açılmaz. Sadece uzaktan seyredersiniz... Önemli olan sizin pencerenizin nereye açıldığıdır!..

bir yılda yani 1915’te – burada ayrı bir şeyden bahsetmek istiyorum 1915 bizim için 2 önemli olaya kaynaklık etmiştir. 1.si çoğu kişinin bildiği Çanakkale zafere, 2.si ise 1915 olaylarının gerçekleştiği yıldır. Sözde Ermeni meselesi– itilaf devletleri müttefikleri olan Çarlık Rusya’sına yardım götürebilmek için boğazlardan geçmek zorundaydı. Yoksa yaklaşan Bolşevik Devrimi hız kazanacak ve Rusya’nın saf dışı kalması hızlanacaktı. Bunun olmasını istemeyen itilaf güçleri Dünya’daki en iyi savaş makinelerini Çanakkale boğazının önüne yığmışlardı. Topların her ateşlenmesinin ardından belki yüzlerce kimi zamanda binlerce askerimiz gözlerini hayata kapıyordu. Yalnız büyük bir azim göstergesi ve Allah’ın lütfuyla zafer kazanılmıştı. Bu zaferin kazanılmasında Alman imparatoru tarafından bize hibe edilen yavuz ve midilli zırhlısının rolü çok büyüktü.breslav(yavuz) Goben(midilli) ikilisi gerçektende Osmanlı Devletine çok büyük hizmetler yapmışlardır. Yavuz 1940’lı yıllara kadar hizmetini devam ettirmiştir. Midilli ise Yavuz zırhlısnında içinde bulunduğu baskında ard arda mayınlara çarparak Limmi Limanında batmış ve 450 kişilik mürettebatın 300’üne mezar olmuştur. Gemiyi terk emrine karşın Türk mürettebattan ikisi gemiyi terk etmemişlerdir. Tekrar Yavuz’a dönmek gerekirse onun hikayesi biraz daha ilginçtir. 1940’lardan sonra jilet olmaya gönderilmiş ve bir parçasından geminin maketi yapılarak Alman hükümetine hediye edilmiştir.İşte bu ikilinin 1. Dünya savaşında bize çok büyük katkıları olmuş ikisinin de katkısıyla çanakkale’de ordumuz büyük bir zafer kazanmıştır.

Sizlere bir yazı dizisi sunmak istiyorum. Bu yazılarımda aslında Batının reklamını yaptığı birçok bilimsel gelişmenin yıllar öncesinde Müslüman-Türk âlimleri tarafından gerçekleştirildiğini göreceksiniz. Yüzlerce alim arasından şimdilik birkaç tanesini sizlerle paylaşıyorum. İbn-i Sina (980- 1037): Bu dahi bilim adamı 20’li yaşlarında çeşitli bilim dallarında eserler vermeye başladı. Felsefe, mantık, ahlak, tıp, matematik, astroloji, müzik, dilbilgisi ve fıkıh, bu dalların sadece birkaçıydı. İbn-i Sina’nın “El Kanun fit Tıp” kitabı, hiç kuşkusuz en önemli ve en ünlü yapıtıdır. İbn-i Sina’nın öğretileri, Rönesans döneminin üniversitelerinin birinci eğitim kitabı oldu. Sir William Osler’in değişiyle, “Bu Kanun adlı tıp eseri, tıpta her çağın kutsal kitabı oldu.” Bu muhteşem kitap Avrupa’nın başlıca üniversitelerinde 600 yıl boyunca okutulan temel başvuru kaynağı oldu. İbni Sina, tıpta cıvayı ilk kullanan kişidir. Ameliyatlarda uyutucu ilacı, suyun kaynatma usuluyle mikroptan temizlenmesini bulmuştur.

Çanakkale zaferi bizim için çok önemli olmakla beraber bu zaferin bize getirisi çok ağır olmuştur. Ama bazı iyi yönleri de vardı. Önce iyi kısmından başlayalım. Öncelikle Bulgaristan da ölüm fermanını imzalayıp ittifak bloğuna girmişti. Bulgaristan da Rus ruleti oynuyordu. Bulgaristan’ın savaşa müdahil olmasıyla birlikte Almanya ile aramızda kara irtibatı sağlanmış, haberleşme ve mühimmat geçişi hızlanmıştı. Dünya’da kısa bir sürede olsa savaşı ittifak devletlerinin kazanacağı havası esmişti. Ta ki ABD savaşa girene kadar. Yalnız bizden götürdükleri daha fazlaydı.253 bin kişi, dile kolay, bir de bunun içinde o zaman içinde Osmanlının elinde bulunan en donanımlı adamlarda kaybedilmişti. Doktorlar, mühendisler, mimarlar vb. Bununla birlikte kurtuluş savaşındaki yetişmiş adam bulma sıkıntısının temelinde yatan savaştı Çanakkale Muharebesi. Neredeyse tüm yetişmiş kadro kaybedilmişti. Ve bu yüzden de yeni kurulan Türk devletinin siyasi kadrosu o kadar da zengin değildi. Uzun yıllar çok partili yaşama geçilememesinde bunun da bir nebze olsun etkisi bulunmaktaydı. Sonuç olarak Çanakkale bir milletin adeta tırnaklarıyla kazıyıp kazandığı bir zaferdir. Yalnız Çanakkale belki asırlar boyu unutulmayacak bir zafer bırakmıştır ama götürdükleri de asırlar boyu unutulacak değildir.

Jeoloji biliminin temellerini atan da yine İbn-i Sina’dır. Harizmi (780- 850): Cebir biliminin kurucusu olarak kabul edilir. Sıfırı matematiğe kazandırmıştır. Logaritmayı kurmuştur. Bağdat’ta dünyanın en büyük rasathanesini kurmuştur. En önemli eseri, Hisabü’l- Cebr vel- Mukabele’dir. Sonraları da Latince’ye çevrilen kitap, matematik bilimi tarihinde çok özel bir yer tutuyor. Bu kitapla cebir, batıda bağımsız bir matematik disiplini olarak tanınmaya başlamış, dahası Arap kavramsal matematik sisteminin batı dünyası tarafından kabulünü sağlamıştı. Harizmi kitabını yazarken, bilinmeyen için “şey”, a ve b katsayıları için “dirhem” ve “z” ile katsayı çarpımları için de “kaab” sözçüğünü kullanmıştı. Endülüslü Müslüman matematikçilerin metinleri ile İspanyolcaya “xay” olarak çevrilen “şey” kelimesi, zamanla değişerek, matematikteki ünlü “x” kavramına dönüştü. Modern matematik disiplinindeki adıyla “tek bilinmeyenli ikinci dereceden denklem”i bulan, çözümünü çizim yöntemi ile yani geometrik

Buydu ona bağlılığın göstergesi, buydu ona duyulan sevginin yüceliği. Sevgiydi her kapının anahtarı. Gül uğruna canını veren bülbüller; Yunuslar, Fuzuliler, Yahya Kemaller vardı. Onun adıyla haykırdılar dünyalara. “Saçma ey göz eşkden1 gönlümdeki odlara su Kim bu denli tutuşan odlara2 kılmaz çare su” Derken Fuzulî, o sevgiliye olan aşkından gönlünü ateşe vermişti. Su ki, tüm bedeni kaplayan bu yangını söndürmekte etkisiz kalmıştı. Tek çareydi Allah ve onun Resulûne ulaşmak. Bizler de onlar gibi sevdik önce yaratanı, sonra onun elçisini. Lâkin bugünlerde, dünya hayatına bağlılıktan olsa gerek, Efendimizin(s.a.v) çizdiği sınırları zaman zaman aşıyor, ona olan sevgimizin körelmesine sebep oluyoruz. “Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem İnsandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem” Der ya yine Necip Fazıl. Üstadın da belirttiği gibi bizler de nefsimizden kaçamayıp, dünya güzelliklerinin sahteliğine kanıyoruz. Efendimizin, kur’an-ı kerimde de belirtildiği gibi bizim için yol gösterici olduğunu bazen unutup; nefse boyun eğip, şeytanın rehberliğinde yürüyoruz. “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin…” diye buyurmuş Allah(c.c). Biz, Müslümanlar ki Allah’a inanıyor ve onu her şeyden fazla seviyoruz. Ve yapacaklarımızı Allah’ın rızasını kazanmak, sevilen bir kul olmak için yapmaya çalışıyoruz. İşte bunun yolu da Efendimizin ahlâkını örnek almak, nefsi zevklerimizden arınmaktır. Bir türlü başa çıkamadığımız zevkimizi, hiç olmazsa bugünlerde hâkimiyetimiz altına alabilsek ve Efendimizi en güzel şekilde anabilsek… 1 eşk: gözyaşı 2 od: ateş olarak açıklayan ilk matematikçi de Harizmi idi. Bir başka söylemle, bugün kullandığımız ve Avrupa kaynaklı sandığımız matematik terminolojisi, Avrupa’ya Harizmi’nin bir hediyesidir. Hazini (Hazen) (1100- 1155): Newton’dan 500 yıl önce, “Her Cismin yerkürenin merkezine doğru çeken bir güç” olduğunu söylemiştir. İbni Nefis (1210-1288): Küçük kan dolaşımını Avrupalılardan 300 yıl önce keşfetmiştir. Ömer Hayyam (1047–1122): Hayyam’ın geliştirdiği Celaleddin takvimi, bugün kullandığımız Gregoryen Takvimden daha dakiktir. Gregorius takvimi her 3330 yılda bir günlük hata yaparken, Celaleddin takviminde aynı sapma 5000 yılda bir gerçekleşir. Newton’a dayandırılan binom formülünü cebire kazandıran da yine Ömer Hayyam’dır. (Devam Edecek)


‘‘

9 \ KÜLTÜR & SANAT

Kitaplık

Betül Topçuoğlu

The Secret

Biraz geç oldu ama bu, böyle bir haksızlığın asla unutulamayacağını gösterir. İnsanlara bu haksızlığı yapan kişi asla affedilmeyecektir. En azından ben böyle olsun isterim. “The Secret” kitabının yazarından bahsediyorum. Zamanında çok satanlar listesinin başındaki bu kitap insana çok şey vaat eden ama aslında “sen neden böyle değilsin” aşağılamasını beyinlere sokan süslü kâğıtlar dizisinden başka bir şey değil. Evet, maalesef kitap çok süslü, gıcır gıcır, özel bir kâğıda sahip… Bu da yazarın ve yayınevinin ne kadar zengin olduğunu gösterir. Nasıl zengin oldukları ise aşağıda büyük bir kin ile belirtilmiştir. Yazarımız istediğin kişi olabilirsin, zengin olabilirsin, yeter ki iste, çok iste diyor. Ve Türkiye standartlarında mümkün olamayacak bir örnek veriyor. Bir adam her zaman kalabalık bir otoparkta arabasına yer bulabiliyormuş. Bulamasa bile (çok nadir) birkaç dakika sonra biri otoparkı terk ediyormuş. Peki, bu olağanüstü olay nasıl gerçekleşiyor diye soracak olursanız cevap: inanmak ve istemek. Ben inanmadım ve eminim size de pek inandırıcı gelmemiştir. “İmkânsız diye bir şey

yoktur.” sözü birçok kere kanıtlanmış olabilir ama ben de birçok insan gibi hala imkânsızın var olduğunu düşünüyorum. İyi bir reklâmın sonuçlarını görmek için kitabı okumaya gerek yok. Sadece arka kapağını okumak yeterli. Kulağa o kadar cazip geliyor ki mantıklı düşünen birçok insan hayallere kapılıp kitabı satın alıyor. Bu da söz konusu yazarı zengin ediyor. Yazar zengin olmanın yolunu bulmuş. Hiç kitap okuyanlardan, çalışarak sabahlayanlardan, fakirken zengin olanlardan bahsetmiyor. Çünkü insanların kolayı seçtiğini biliyor. İstemeyi vurguluyor. İstemek sizi yormaz, hayal kurmak gibi zamanınızı da almaz, istek bir organ gibi içindedir insanın. İyi ama kim zengin olmak istemez ki? Neredeyse herkes ister. Birçok insanın hayali zengin olmaktır. Ama kaç kişi zengin? Arka kapakta bile dünya nüfusunun yüzde birlik kısmının tüm maddi gelirin yüzde doksan altısına sahip olduğu söyleniyor. Yazar kansere yakalanan bir bayanın kendi kendini psikoloji ile tedavi etmesini anlatıyor. Ama psikoloji ile zengin olunmaz. Bu herkesin bildiği bir gerçek ve gerçekler acıdır. O halde göz göre göre kandırıldık.

Selman Nacar

Farkındalığa Dair - 2 “Hani yaşamalı ya insan; ama boş, kuru değil, dibine kadar.” Yani fark edebilmeli ne varsa olup biten; iki resim arasındaki yedi farktan, en az on tanesini bulabilmeli. Ama önce bilmeli evrenin her an yeniden doğduğunu ve her daim olanların farklılığını bir öncekilerden. Ve görmeli ya da görmeye çalışmalı, tüm kainatın farklı olduğunu ve senin farkındalığını ortaya çıkarmak istediğini.

Kitap Adı: The Secret Yazar: Rhonda Byrne (Çeviren: Can Üstünuçar) Yayınevi: Ovvo (MİA) Basım Yayın İstanbul, 2007, 216 sayfa

Ruslar X-Men’i Stüdyodan Çaldı! Bir kısmınızın da bildiği üzere geçtiğimiz haftalar içerisinde “X-Men Origins: Wolverine” isimli film internete sızdı. Bunu duyduğumda inanmadım; zira film daha hiçbir ülkede vizyona girmemişti. Fakat her şeye rağmen bunu araştırdım. Filmi internette gördüğümde nasıl olup da vizyondan önce internete düştüğünü anladım. İnternetteki video, filmin workprint versiyonuydu (Filmin daha efektleri ve CGI animasyonları ayarlanmadan önceki hali). Daha sonra okuduğum haberlerde duydum ki bazı Ruslar filmin kopyasını setten çalmış ve internete sızdırmışlar.

Sırtını özel efektlere ve CGI animasyonlara dayayan bir filmin workprint versiyonunun hiçbir şeye benzemeyeceğini söylemeye gerek yoktur herhalde. Fakat buna rağmen filmin workprint videosu, internette en çok izlenen videolar arasına girdi. Bakalım bundan sonra film şirketleri filmlerini daha iyi saklayacaklar mı? Yoksa biz daha çok workprint görür müyüz? FHA Ömer Faruk Torlak

Sineperde

Ömer Faruk Torlak | torlakfaruk@gmail.com

Kısaca Hikâye

Jamal Malik, Mumbai’nin gecekondu mahallelerinden birinde yaşayan 18 yaşında bir yetimdir. Hindistan’da katıldığı bir bilgi yarışmasında 20 milyon rupi kazanmasına sadece bir adım kalmıştır. Yarışmaya ayrılan sürenin o gece için dolmasının ardından, eğitimsiz olan birinin bu kadar büyük başarıyı ancak hile yoluyla ulaşılabileceğinden şüphelenilip tutuklanır. Ama yarışmadaki her sorunun cevabı, o gece Jamal’ın inanılması zor ama gerçek hayat hikâyesini ortaya çıkaracaktır. Fakat sadece bir soru gizemini korur... Slumdog Millionaire, renkli, masalsı ama aynı zamanda son derece gerçekçi bir film. Gerçek dünya ile renkli masallar arasındaki uçurumu bu filmde görmek mümkün değil. Sokaklarda adeta pisliğin içinde büyüyen, hayatı boyunca aynı kişiyi seven ve onu hayatının amacını yapan bir gencin, parayı, şöhreti ve diğer imkânları iterek anlamlı bir hayat yaşama çabası anlatılır.

Film Hakkında

8 dalda Oscar alan bu film gerçekten izlemeye değer. Filmde kullanılan kayıt teknolojisinin çok üst düzeyde olmamasına ve oyuncuların genellikle acemi olmasına rağmen film bunun eksikliğini konunun özgünlüğü ve etkileyiciliği sayesinde hissettirmiyor. Böylece filmde konunun önemini bir kere daha görmüş oluyoruz. Film genel itibariyle Hindistan’ın kenar mahallelerinde geçiyor

MİLYONER Orijinal Adı: Tür: Gösterim Tarihi: Yönetmen: Senaryo: Yapım: Süre: Oyuncular:

Slumdog Millionaire Romantik / Dram / Suç 27 Şubat 2009 Danny Boyle Loveleen Tandan Simon Beaufoy Vikas Swarup (Kitap) 2008, ABD / İngiltere 120 dk. Dev Patel (Jamal Malik), Anil Kapoor (Prem Kumar), Saurabh Shukla (Sergeant Srinivas), Rajendranath Zutshi (Yönetmen olarak Raj Zutshi), Jeneva Talwar (Vision Mixer), Freida Pinto (Latika)

ki filmin adı da zaten buna uygun olarak seçilmiş. Bu şekilde Hindistan’ın içler acısı durumu da gözler önüne serilmiş oluyor. Burada Hindistan aslında doğuyu temsil etmekte, doğunun içler acısı durumunu gözler önüne sermektedir. Filmde bu da olmasa iyi olurmuş diyebileceğimiz bir sahne yok. Film her sahnesiyle izleyenlerin takdirini kazanacak bir film. İyi seyirler.

Boğazdan geçerken mesela, onun maviliğini görebilmeli, hemen yanındaki yeşilleri de. Ve bilmeli mavinin yeşile sadece bir tonda yakıştığını. Mezuniyetinde çocuğun, ninesini fark etmeli, herkesten başka alkışlarını gururla ve gözyaşları sevinçle akan. Bir resim sergisine gitmeli muhakkak ve hepsinden ayrı o tabloyu görmeli. Ressamın çizdiklerinin ötesinde bir şeyler çıkarmalı, hatta öyle fark edip sahiplenmeli ki o tabloyu; ressamın değil, onun olmalı. Mesela, yerken fark etmeli bir kekin içinde neler olduğu, nasıl kalıba koyulduğunu.En çok mutlulukla gün ışığı konan keki severim, bir de portakal parçacıkları.Kitapları bilmeli, hepsinin başka olduğunu fark etmeli, ‘masallar’ okumalı ve her şiiri de yürekten.İnanmalı kar tanelerinin birer peri ve hepsinin başka başka olduğuna ve birbirine değmeden indiğini yere.Yağmurların türküsünü duymalı; sonbahar yapraklarının kuruduğunda kızardığını, hep aynı olsa da kelimelerin ötesinde bir dil olduğunu fark etmeli.Önce farkı fark etmeli ve her şeyden farklı olduğunu; doğrusu yoktan var olacak kadar, sonsuz değerde olduğunu. Biliyorum herkesin farkındalığı aynı değil; ama çabalamalıyız, fark ettirecek neler olduğunu görmeliyiz. Önce yıkmalı tüm duvarlarımızı, sonra yeni ve derin bakabilmeliyiz. En iyi anlaşanların dilsizler olduğunu fark ettik mi mesela? Sürekli işaret ve tevafuklar beklesek de en büyük sırların apaçık olduğunu? Yıldızları seyrettik mi hiç? Ya da “düşünsel” bir şekilde kaldık mı baş başa kendimizle? Dünyayı keşfe herkes çıkar; en zoru ve güzeli keşiflerin içimize olduğunu fark edip, bir aynaya bakıp, konuştuk mu? Havaya, suya, buluta konuştuk mu susmadan? Ellerimizi dürbün yapıp, baktık mı uçuruma? Ya en yakınımızdakileri, dostlarımızı, yakınken bu kadar, itmemizin uzağa, sebebini anladık mı? Mutluluğu, hep uzaklarda aramadık mı? Kendi başımıza her şeye gücümüz yeter ve ihtiyacımız yok bir şeye dediğimizde görmedik mi acizliğimizi? Mesela boğazımız ağrıdığında, kendi tükürüğümüzü bile yutamadığımızı, en azından bir ilacın noksanlığını hissettiğimizi fark etmedik mi? Güneş güzelim ışıklarını, en karanlıktan bir an sonra ulaştırır ve aydınlatır dünyayı. Tüm âlem döner, sema yapar ve bedenle ruh birbirine sirayet eder, değişir yani dünya; ya iyiye ya kötüye. Her an yeni bir zamandır ve hiçbir şey getiremez geriye. Yeni açan bir çiçeğin büyümesi kadar dikkatli olalım, üç boyutlu bir resme bakar gibi ve farkındalığı fark edelim. Ve bilelim eğer en farklı biz isek en farkında olan yanımızdakidir. Acaba ben anladım mı, ”23” defa kullandığım halde “fark”ı? Ama bilirim, en azından çabalarım, konuşurum çocuklarla; fotoğrafını çekerim, olmadı yazarım ve unutmam tavanda asılı duran bir balonun ne de ilginç olduğunu? Kırın önyargıları, önce yanınızdakini fark edin ve o ayna olsun; kendinizi fark edin, sonra siz bir sır olun aynanın arkasındaki; size bakan her şeyi fark etsin. Fark edelim, olmuyorsa da bu sefer hadi olsun! Sağlık olsun!


EĞİTİM / 10

Genç Bakış > Nisan 2009

Ogün Mazlum

Sınava Doğru “One Minute!”

Evet arkadaşlar! Sınava yaklaşık 2 ay kaldı. 2008 ağustos ayında başlayan 2009 ÖSS maceramız hızlı bir şekilde sona yaklaşmakta. 8 aydır gece gündüz demeden sıcak, soğuk demeden ders çalışmaya çalıştık (desem yalan olur / olmaz siz karar verin). Bazen sıkıldık bazen de “Ha gayret az kaldı kazanalım da kurtulalım” dedik. Birbirimize destek olmaya çalıştık. Güzel günler bizi bekliyor. Üniversiteyi kazanacağız. Kalacak yerimiz de hazır (Ogün Hocadan Allah razı olsun, bize kalacak bir yurt veya yer ayarlayacak!). Yaşımız tuttuğu için ehliyetimiz zaten var. Babamızın sözü var arabamız da hazır. Ancak babanız araba markasını Ferrari olarak belirledi ise sizden ümidi kesti demektir, benden söylemesi (not: bu olay yaşanmıştır). Sınava yaklaşık 2 ay var dedik, 2 ayda neler yapılmaz ki! Yeni doğan bebekler 2 aylık olur, metrobüs toplam 46738 sefer yapar, 8 hafta sonu; bu da 8 kez sinemaya ve 4 kez tuttuğumuz takımın maçına gitmek demek… Saymakla bitmez! Siz bu düşüncelerinizden fedakârlık yapıp, bunları seneye bırakın. Bunların yerine son 43 yılda çıkmış bütün ÖSS sorularını çözmek, netlerimizi 80 den 100 çıkartmak… Eğlenceli değil mi? Hedefimiz olduğu için köprüyü geçene kadar bunlara katlanmamız gerekir. Demiştik ya üniversiteli olmaya 2 ay kaldı. Ya da (Allah göstermesin) 2+12 =14 ay... Karar sizin! Gelelim son ÖSS sınavı ile ilgili sayısal bilgilere. Tabloları inceledikten sonra işimizin zor olduğu fakat imkânsız olmadığı sonucunu çıkartabiliriz. Annemizin, babamızın, dedemizin ve bizi sevenlerin (özellikle de benim), ÖSS’yi kazanıp üniversiteli olma sonucunda ne kadar mutlu olacaklarını aklımızdan çıkartmazsak, bütün zorlukları aşma kuvvetini kaybetmemiş oluruz. Harekete geçme zamanı!.. Bir Çin atasözü der ki: “Oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuktur.” Biz de tavuk olmadığımıza göre…

Mehmet Atmaca

Boş zamanlarınızda ne yaparsınız sorusuna verilen hiç sevmediğim ve asla verilmemesi gereken bir cevap: KİTAP OKURUM. Okumak boş zamanlarda yapılması gereken bir eylem değildir. Okumanın kendine özgü bir zamanı olması gerekir. Yani okuma için ayrı bir zaman tanzim edilmelidir. Günümüzde insanlar canları sıkılınca, yapacak bir eylem bulamayınca veya uykusu gelmeyince okumayı tercih ediyor. Oysa çok değil geçtiğimiz yüzyıla bile baksak insanların okuma uğruna uykularını önlemek için kendilerini saçlarından tavana bir iple bağladıklarını, eğer okurken uykusu gelir de kafası öne düşerse tavana bağlı olan ipin saçını çekerek onu uyandırdığını göreceğiz. (Üstelik bu olay birçok edebi ve tarihi kitapta resmedilmiştir.) Bu bahsettiğim husus kendinizi tavana bağlayın demek değil tabiî ki. Bu okumak için kendine fırsat oluşturmaktır. Kitap okumanın şöyle faydası var böyle faydası var demeyeceğim ama televizyona ve sinemaya o kadar çok zaman ayırabiliyorken niçin kitaba ayırmayalım? Günümüzde kitap okuyan insanlar da bazı yanlışlıklara düşmektedirler. Özellikle kitap okuduğunu söyleyen gen-

ÖSS’ye BAŞVURAN ADAY SAYISI SINAVA GİRMEYEN ADAY SAYISI SINAVA GİREN ADAY SAYISI SINAVI GEÇERSİZ ADAY SAYISI SINAVI GEÇERLİ ADAY SAYISI PUANLARI HESAPLANMAYAN ADAY SAYISI PUANLARI HESAPLANAN ADAY SAYISI TESPİT EDİLEN KOPYA SAYISI (ADAY x TEST) 2008-YDS’YE BAŞVURAN ADAY SAYISI SINAVA GİRMEYEN ADAY SAYISI SINAVA GİREN ADAY SAYISI SINAVI GEÇERLİ ADAY SAYISI PUANLARI HESAPLANMAYAN ADAY SAYISI PUANLARI HESAPLANAN ADAY SAYISI 145 ve ÜSTÜNDE PUAN ALAN ADAY SAYISI 165 ve ÜSTÜNDE PUAN ALAN ADAY SAYISI

1.531.184 26.228 1.504.956 423 1.504.533 25.652 1.478.881 199 43.052 6.176 36.876 36.875 2.869 34.006 1.405.307 1.293.253

Aday Sayısı 30,00 29,00 ve üstü 25,00 ve üstü 20.00 ve üstü 15,00 ve üstü 10,00 ve üstü 5,00 ve üstü

Puan Türü SAY-1 EA-1 SÖZ-1 DİL SAY-2 EA-2 SÖZ-2 TOPLAM

ÖSS Puanıyla

Sınavsız Geçişle

Öğrenci Alan

Öğrenci Alan

19.331 11.810 6.361 13.933

111.788 113.845 28.287 1.295

Toplam 131.119 125.655 34.648 15.228

109.996 80.593 33.225 275.249

255.215

109.996 80.593 33.225 530.464

Sos.1

Mat-1

Fen.-1

1.478.881 17 22 20.398 178.622 501.522 882.370 1.199.894

1.478.881 3.741 6.410 56.290 183.031 370.824 583.085 831.788

1.478.881 1.320 1.525 31.478 94.114 173.248 255.333 359.082

Ed-Sos.

Sos-2

Mat-2

Fen-2

25,00 ve üstü

810.692 396 603 39.656

522.876 39 87 8.912

618.902 567 885 12.623

290.767 116 147 9.501

20.00 ve üstü

151.604

44.360

47.264

33.543

15,00 ve üstü

282.009 428.011 625.403

97.660 183.343 338.727

106.860 198.265 335.876

64.130 103.050 163.766

Aday Sayısı 30,00 29,00 ve üstü

Toplam Kontenjan

Türkçe

1.478.881 9.901 12.624 278.918 704.598 1.071.751 1.294.708 1.416.483

10,00 ve üstü 5,00 ve üstü

Sınavı Geçersiz Sayılma Sebepleri Kopya çeken Kılık kıyafet Yerine başkasını sokma Sınav giriş ve/veya kimlik belgesi yok Kural dışı davranış Cevap kâğıdı yok

37 12 20 15 160 2

Lütfen Dokunun!

Beşinci sınıfa giden İlker’i her gün olduğu gibi yine annesi arabasıyla okula bırakmıştı. Okulun önünde arabadan iner inmez, bisikletiyle çocuğunu okula bırakan bir baba ve düşmemek için babasına sımsıkı sarılmış bir kız çocuğu dikkatini çekmişti. Biraz üşümüş olduğu, pembeleşen yanaklarından belli oluyordu. Oğlunun kıpırdamadan olduğu yerde durduğunu ve bir noktaya doğru baktığını fark eden anne merakla sordu: “Oğlum bir şey mi oldu?” Fakat çocuk o kadar dalmış olmalı ki bu soruyu duymadı bile. Arabadan inen ve yanına yaklaşan annesi: “Herhalde yeni bir bisiklet istiyorsun” diye sordu. Çocuk sessizce “Hayır” diyebildi buğulu gözlerle. Sesinin titremesinden ve gözlerinin buğulanmasından dolayı annesi meselenin daha ciddi bir şey olduğunu düşündü ve “Oğlum babanın mı seni arabasıyla okula bırakmasını istiyorsun yoksa?” diye sordu. Başını evet dercesine salladığını görünce sitem eder bir ses tonuyla: “Ama onun ne kadar meşgul olduğunu, bize bu lüks hayatı sağlamak için gece gündüz çalıştığını görmüyor musun?” dedi. Göz pınarlarına hücum eden yaşları tutamayan İlker yıllardır biriktirdiği düşüncelerini arka arkaya bir nefeste söyledi. “Babamın bizim için yaptıklarını biliyorum ama ona

Fatih Çavus.

2008-ÖSS Ham Puan Dağılımları

2008-ÖSYS’ye İlişkin Sayısal Bilgiler

ulaşamıyorum, onunla oynayamıyorum, maça gidemiyorum, akşam ben yattıktan sonra eve geliyor, sabah benden önce işe gidiyor. Evet, babamın beni okula getirmesini çok isterdim ama bisikletle. Niçin biliyor musun anne? Böylece şu küçük kızın yaptığı gibi babama sımsıkı sarılma fırsatı bulur, onun sıcaklığını doya doya yaşardım” dedi ve sert adımlarla okula doğru ilerledi. Sevgi iletisinin zirve noktası temastır. Kucaklama, dokunma, sarılma, öpme çocuklarla anne-baba arasındaki bütün duvarları yıkar, engelleri yok eder ve aysbergleri eritir. Kollarımız, ellerimiz çocukların başını okşamak, sırtını sıvazlamak için yaratılmıştır, onları dövmek, zarar vermek, dışlamak ve tehdit etmek için değil. Çocukla birlikte oynamak, bir iş üzerinde çalışmak, onunla duygularını paylaşmak; ona birçok oyuncak almaktan daha önemlidir. Çocuklarımızın ihtiyacı olan, yarınlarını kurtarmamız değil bugünü değerlendirip kaliteli birliktelikler sağlamaktır. Çocuğunuzla birlikte zaman geçirmiyorsanız onun büyümesini ve gelişmesini sınırlıyorsunuz demektir.

(Nasıl) Okuyalım? çlere baktığımızda bu yanlışlıkları rahatça görebilmekteyiz. Nerde bir yabancı kitap görseler hemen alırlar veya kitapevlerinin en çok satanlar kısmı onlar için öncelik teşkil eder. Burada da roman öncelikli geliyor. Sürekli roman okuyan kişiler kendini kitap okuyorum diye kandırabiliyor. Roman insana güzel kurgular öğretir ama düşünce dünyası adına çok bir şey katmaz. Sınavlara hazırlanan öğrencilerde çok karşılaştığım bir durum paragraf sorularını çözememeleri. Onlara kitap okumalarını tavsiye ettiğimde bana çok kitap okuduklarını söylemişlerdir. Okudukları kitapları sorduğumda ise sihirler, yüzükler, Ferrarili bilgeler, kısa yoldan zengin olma hikâyeleri havada uçuşuyor. Tabiî ki bunun faydası olmadığını anlatıp hedefe yönelik kitaplar tavsiye ediyordum. İnsan kitap okurken seçici davranmalı. Nasıl ki abur cuburların bir besin değeri yoksa her kitabın da bizlere bir faydası yoktur. Hatta bunların zararı da görülmektedir. Çünkü beynimiz gereksiz şeylerle dolmaktadır. Nasıl mı? Cam sanatıyla uğraşan bir tanıdığım anlatmıştı. Doktora, isimleri hafızasında tutamadığı şikâyetiyle gitmiş. Doktor da buna yaptığı işi sormuş. O da camdan yaptığı eşyaların içine

insanların isimlerini yazdığını söylemiş. Doktor da ona sürekli insan isimleriyle uğraşmasının ona tanıştığı insanların isimlerini aklında tutamamasına neden olduğu söylenmiş. Demek ki seçicilik önemli. Bu konuda öncelikli kendi alanımızla ilgili kitapları okumalıyız. Bu konuda da o alanda söz sahibi insanların eserleri okunmalıdır. Okurken önemli gördüğümüz cümlelerin altları çizilmelidir. Kitap eğer bizimse onu yıpratmaktan korkmamalıyız. Kitabı okurken onunla adeta savaşmalıyız. Eskiler “mim” koymak derler. Bizler de önemli gördüğümüz yerlere mim koyabiliriz veya kendimize ait bir şekil oluşturabiliriz. Kitap bittikten sonra altını çizdiğimiz yerleri bir deftere kaydedebiliriz. Bu kısımlar meyve nektarları gibidir. Nasıl ki bir litrelik bir meyve nektarına su katıldığı zaman o üç litreye çıkıyorsa bizler de bu işaretli yerleri okuduğumuzda kitap yeniden kafamızda canlanır. Böylelikle zamandan tasarruf ederek kitabı tekrar okumuş oluruz. Bu hamur çok su götürür. Özellikle hayatı ve kendini okumak gibi işin daha üst okumaları vardır ki onlar da başka zamana diyelim…


SPOR

MFM05

M. Fatih Mergen | metinmergen@hotmail.com

100. Yılında “100” Kızartıcı Derbi

BAHAR ŞENLİĞİ

FUTBOL

FOTOĞRAF FATİH ÇAVUŞ

TURNUVASI

BAŞLADI Okulumuzda Beden Eğitimi Öğretmeni Yahya Şentürk Bey tarafından düzenlenen “Bahar Şenliği Futbol Turnuvası” başlıyor. 11 takımın katılmasıyla başlayan turnuvada son şampiyon 11-C sınıfı bu sene de iddialı olduklarını ifade etti. Bununla birlikte diğer takımlar bu sene şampiyonluğu almanın kolay olmayacağını belirttiler. 9. sınıflardan 4, 10. sınıflardan 2 takım çıkarken, 11. sınıflardan 5 takım turnuvaya katıldı.

Başarılı olan takımların ödüllendirileceği turnuvanın finali, Atamızı Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız 19 Mayıs’ta oynanacak. Oynanan maçlar ise çekişmeli anlara sahne oldu. Önceki maçlar gibi önümüzdeki maçların da fair-play çerçevesinde ve heyecan içinde geçmesini temenni ediyoruz. Turnuvaya katılan tüm takımlara gazetemiz adına başarılar dileriz. FHA Ahmet Tarık Çam

Yorum

Serhat Kaya

Lise 3 kızlarından müthiş galibiyet Lise 4 ve Lise 3 kızları arasında yapılan halı saha maçında, Lise 3 kızları rakiplerini 7-1 mağlup etti. İlk yarıda Lise 3’ lerden gelen 5 golden sonra ikinci yarının ortalarında Lise 4 kızları atağa geçti. Lise 3’lerin defansta yaptığı değişikliğe adapte olamamasından yararlanmasını bilen Lise 4’ler sağlam orta saha oyuncularıyla ilk ve tek gollerini attılar. Maçın sonuna doğru Lise 3 kızlarından gelen iki gol maçın skorunu belirledi: 7-1’lik maça damgasını vuran olaysa Lise 3 takımının kaptanı Mücella Eroğlu’nun şut atarken gol olan ayakkabısıydı. FHA Büşra Demirkol

Sevgili okurlarımız, spor yazar ve yorumcularımızın söylediği ilginç, komik, unutulmayan sözlerin kalan kısmını da bu sayımızda yayınlıyoruz: • • • •

Ömer Üründül: Vay vay vay vay vay... Spiker Yalçın Çetin: Hem de ne vay! (BJK-Gençlerbirliği maçında bir pozisyondan sonra) ”Beşiktaş bu akşam bir golü üç puanla aldı!” (Ercan Taner, “Beşiktaş üç puanı bir golle aldı” demek istiyor) -Yanlış karar veren hakemi seyirciler protesto eder: “Bu dünyadaki en yalnız insanlar hakemlerdir sevgili seyirciler, bu dünyanın her yerinde böyledir.” (Ümit Aktan) Ziya Şengül: Benim yorumuma göre, goldü o. Adnan Aybaba: Kitapta kural var, kitaba göre faul. Ziya Şengül: Ben o kitaba da inanmıyorum. Adnan Aybaba: Olur mu abi? O zaman Ziya Abi’nin kuralı olur. Ziya Şengül: Ben bu kuralı kabul etmiyorum. Kimmiş bu aksiyon alanını belirleyen? Adnan Aybaba: FIFA belirliyor. Ziya Şengül: FIFA’yı da tanımıyorum. Ben bu kurala karşıyım, böyle bir kuralı kabul etmiyorum.

2002 Dünya Kupasında Üçüncü olduğumuzda Türkiye bayram etmişti. Ondan sonra yapılan maçlarda, içimizdeki o futbol heyecanı ve takımımıza duyduğumuz o müthiş güvenle Milli Takımımıza büyük bir destek veriyorduk. Ama gelin görün ki, son zamanlarda başta medya ajansları olmak üzere birçok kişi Milli’lerimizin dengesini bozdu. İşin futbol yanıyla ilgilenmekten çok, futbolcu ve teknik direktörü hedef haline getirerek bunların üzerinden prim kazanmaya çalıştılar. Buna rağmen Milli Takımımız Euro 2008’de müthiş bir performans ile beklenenden daha yüksek bir seviyeye erişti. Bütün o spor eleştirmenlerini utandırırcasına. Fakat bu da yetmedi tabi ki, bizim ukala spor yazarlarımız hep daha fazlasını istediği için yine Fatih Terim ve

• •

• • • • •

O tabloyu görünce kendimden utandım! Bu derbi, 100 yaşına girmişti. Ama 100 yaşındaki derbinin, 100 kızartıcı sahnelerle 100’ü kızardı. Karşılaşmanın son dakikasına kadar sahada iki takım adına utanılacak bir “futbolsuzluk” vardı. Fakat son dakikada olup bitenler bunu rahatlıkla göz ardı edebilecek nitelikte idi. Kavgayı ve şiddeti seven, en ufak bir tahrikte kolaylıkla saldırganlaşan futbolcular, futbol adına ortaya hiçbir şey koymadıkları gibi, bir de tekme ve yumruklarını konuşturdular. Hiç değilse kartsız-olaysız bitiyor derken utançların en büyüğüne tanıklık ettik, daha doğrusu etmek zorunda kaldık. Birbirleriyle milli takımda “kader birliği” yapmış oyuncular dahi, o çirkin tablonun içerisinde başrol oynadı. Milli takım çatısı altında can ciğer kuzu sarması kareler veren futbolcuların birbirlerinin boğazlarına sarılması, tokat ve yumruk atması, tekmeyi basması, galiz küfürler savurması, sanki karşısındaki düşmanıymış gibi nefret dolu bakışlar fırlatması, Türk futbolunun ne denli lekelendiğini ve futbolcu diye nitelendirdiğimiz kişilerin kişiliklerini gözler önüne seriyor. Bazı kolay sinirlenen -Lugano, Sabri, Volkan, Emre Aşık gibifutbolcuların dışında De Santics ve Semih gibi futbolcuların zıvanadan çıkması olayın anlaşılmasını zorlaştırıyor. De Santics yerde yatan Semih’i soğan çuvalı kaldırması da her şeyi gözler önüne seren bir başka unsur. Semih, Arda’yı sevdiği için geriye çektiğini belirtse de sevgisinin(!) dozajını iyi ayarlayamadı herhalde! Arda’nın yumruklarını sağa sola savurması ve Volkan’ın yaptığı hareketler ise cabası... Futbolcular birbirlerini tepeliyorken, Galatasaray Başkanı Adnan Polat’ın bunu “Futbol Federasyonunun iki büyük takımı doğrama operasyonunun uzantısı” diye nitelendirmesi de içten değil! Ola ki Adnan Başkan’ın elinde somut belgeler varsa kamuoyuna sunmasında yarar var. Galiba aşırı ilgiyle, parayla, tavizle, gereğinden fazla yüceltmeyle şımaran futbolcuların bu noktaya gelmesinde hepimizin payı var. Olayları değerlendirme de şöhreti en önemli kriter haline getirmesinin ve yanlışlara göz yummanın bedelidir, yaşadıklarımız; inanın başka bir şey değil!

2010 Dünya Kupası lerimize. Oysaki 2002 Dünya Kupası elemelerinde ve grup Maçlarında hiç böyle bir sorun yoktu. Banko oynayan oyuncular sakat bile olsa daima takımımızın arkasında durup destek çıktığımızda başarıya ulaşıyorduk. Şimdi ise önümüzde 2010 Dünya Kupası var. Bu bizim için yeni bir başlangıç olabilir. Ama belirttiğim gibi her şey bizim elimizde. Güven oldukça başarı gelecektir.

öğrencilerine yüklenmeye başladılar. Şimdi ise sakatlıklarla boğuştuğumuz için her maça 1-0 yenik başlıyoruz düşüncesi yerleştiriyorlar beyin-

Serhat Ulueren: Ben de ofsayta karşıyım o zaman!.. (Telegol) ”Bu saç modeliyle annemin elmalı pastasını andırıyor...” (Murat Kosova, NBA’de siyahi bir basketçiyi bir şeylere benzetmeye çalışıyor) 8-0’lık İngiltere maçında 5. ya da 6. golden sonraAbidin Aydoğdu: “Evet sayın seyirciler İngilizlerin bir atağını daha gol yiyerek savuşturduk...”, “Vay anasını sayın seyirciler, bir gol daha yedik...”8. golden sonra: “Evet sayın seyirciler, maç bitti hâlâ gol yiyoruz. Olacak iş değil...” Ümraniye’de patron benim, ben ne dersem o olur. (Beşiktaş Futbol Şube Sorumlusu Celal Kolot) Ne yaptığını bilmez bir garip adam. Song’a küsüyor. Ya sen kimsin de Song’a, Galatasaray’ın futbolcusuna küsüyorsun? (Aziz Üstel - Futbolmania, CNNTürk) Engin Verel futbol okulunda 46 tane talebem var. Onlardan daha iyi biliyoruz biz bu işi. (Engin Verel - 3. Devre, Kanal D) Silah çekmişsen herkese ateş edeceksin. Yoksa çekmeyeceksin. (Erman Toroğlu - Maraton, Lig TV) Dünkü maçı çok dikkatli izlediniz mi? (Turgay Şener Akşam)

• •

• •

Fatih Terim elinden geleni yapıyor. Hatta elinden gelenin fazlasını yapıyor, buna zaten Euro 2008 maçlarında kaç kez şahit olduk. Tam bir Lider. İnanıyorum ki 2010 Dünya kupasında Milli takımımız hakettiği yere ulaşacaktır.

Alex’e gelince “şayet sakat değilse” transferi yenileyin; ama sezon sonunda yanına sakın Brezilyalı transferi yapmayın, çünkü Dünya Kupası’nda ve son PortekizBrezilya maçında gördük. Artık Brezilya’nın tribüne hoş gelen ve hazırlık paslarıyla ağır aksak oynanan şov havasında futbolu Avrupa’da geçmiyor. Agresif, sert ve prese dayalı oyun düzeni beğeniliyor. Bu nedenle bundan sonra yapılacak transferlerde örneğin Çekler, Polonya ya da Afrikalı oyuncuları araştırmanızı öneriyorum. (Hulki İlgün - Fanatik) Biz Zico’ya yaptık kadroyu, Samandıra’ya gönderdim ben. Rica etti, Zico’ya gönderdim. (Sinan Engin - 3. Devre, Kanal D) Ahmet Çakar: İkimizden biri psikopat, ben sana söyleyeyim. Hiç debelenme! Gürcan Bilgiç: Kimin ne olduğu belli hocam. (Santra ATV) Beyler üçünüze birden teessüf ederim. Beni, çok birden, sinirlerimi kaldırdınız. (Ahmet Çakar - Santra, ATV) Nazar değmedi nazar çarptı.(Ali Sami Alkış - Star)

Mustafa Hakyemezoğlu


gençbakış

“Fatih”, “Mürekkep” oluyor Okulumuz öğrencileri tarafından çıkarılan “Fatih” dergisi, yoluna “Mürekkep” adıyla devam edecek. FHA Mustafa Kutsal

Bir Fatih Anadolu Lisesi Klasiği (Birinci sayfadan devam)

Atatürk ilköğretim okulunda büyük bir sevinç ile karşılanan ekibimiz, okulumuzdan gönderilen yardımları dağıtmak üzere işe koyuldu.

Yardımlar dağıtılırken Eğilli öğrencilerin bizleri orada görmekten duydukları memnuniyetini ifade etmeleri ekibimizi oldukça sevindirdi. Yardımlar dağıtıldıktan sonra okul müdürü ekibimize çay ikramında bulundu. İkramın sonunda ülkemizde Fatih Koleji gibi okulların bulunmasından gurur duyduklarını belirtti. Ayrıca “Fatih Koleji bizim kardeşimizdir.

Fatih Kolejinin başarılarını duydukça bizimde göğsümüz kabarıyor.” dedi. Ekibimiz Eğil’deki okulda gerçekleştirilen samimi ziyaretin ardından Mardin’e gitmek üzere yola koyuldu. 22 Nisan akşamı Mardin’e varan ekibimiz, eski bir kervansarayda bir gece konakladı. Ertesi gün Mardin’in meşhur Midyat taşı ile yapılan Artuklular’dan kalma tarihi eserler gezildikten sonra Urfa istikametinde yola devam edildi. Ekibimiz 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını Urfa’da bulunan Balıklı Göl’de geçirdi. Okulumuz öğrencileri Balıklı Göle hayran kaldıklarını belirterek bu organizasyonu düzenleyen öğretmenlerimize teşekkür ederek, bu tarz çalışmaların artmasını ve gelecek yıllarda devam etmesini istediklerini belirttiler. 23 Nisan akşamı Urfa’da muhteşem bir sıra gecesine katılarak değerlendirildi. Sıra gecesi sebebiyle oldukça yorulan ekibimiz, yorgunluklarını atmak için otele geçti. 24 Nisanda Gaziantep’e geçildi. Gaziantep’te Bakırcılar Çarşısı, Zeugma Müzesi’ni gezen ekibimiz 24 Nisan günü İstanbul’a döndü. İstanbul’a varıldığında öğrencilerimiz yapılan geziden çok memnun kaldıklarını belirterek, geziyi organize eden öğretmenlerimize teşekkürlerini sundular. FHA Eğil Yunus Bayram Demiral

FOTOĞRAFLAR: FATİH ÇAVUŞ FOTOĞRAF FATİH ÇAVUŞ

Çanakkale Konferansı gerçekleştirildi 18 Mart Çanakkale Zaferinde şehitlerimizi anmak ve zaferimizi kutlamak için bir konferans düzenlendi. Konferans ünlü tarihçi Murat Duman Hocanın sunumuyla gerçekleşti. Sunumda iki ayrı konu anlatıldı. Birinci bölümde Çanakkale Savaşlarının tarihi anlatıldı. Dedelerimizin kahramanlıklarını ve savaşın her türlü zorluğunu gördük. İkinci bölümde ise bugünkü Çanakkale ve ona verdiğimiz değer anlatıldı. Kahraman atalarımıza Anzaklar kadar bile değer vermediğimizi gördük. Sunumdan sonra Murat Duman’ın kitapları satışa sunuldu. Murat Duman bize kitabi bilgiler vermektense fotoğraflar eşliğinde savaşın gerçeklerini anlattı. Anlattıklarını şöyle özetleyebiliriz: Çanakkale cephesi itilaf devletlerinin Rusya’ya yardım etmek için ve Osmanlı’yı savaş dışı bırakmak için açılmış bir cephedir. İngilizler kazanacaklarından o kadar emindirler ki İstanbul için para bile bastırmışlardır.

Ama savaşmadan asla pes etme-yen Osmanlı ilk defa savaş gemisinin kullanıldığı ve daha birçok ilkin yaşandığı bu savaşı tam dört alanda kazandı: Kara, deniz, hava ve lağım. İlk önce boğazdan dev gemilerle geçerken bir mucize yaşandı. Seyit Onbaşı koskoca bir donanmayı yok etti. Sonra kara muharebelerinde asker canını yok sayarak, parmağının kopmasının acısını bile hissetmeyerek düşmanı püskürttü. Öyle ki düşman giderken, korkudan, “Bizi arkadan vurmasınlar.” diye mühendislik ve maket harikaları bırakmıştı ardında. Oysaki böyle bir şeyi asla yapmayacak olan şanlı askerimiz, onlar esirlerini yakarken, esirleri el üstünde tutuyordu. Sunumun ikinci aşamasında ise Çanakkale’ye sanal bir tur yaptık adeta. Çanakkale’de bulunan şehitliklerimizi, müzelerimizi gezip havada çarpışan mermileri gördük. FHA M. Raşit Akınalp

Murat Duman

Beykoz’a Kültür Gezisi Geçtiğimiz 1 Mayıs tatilini fırsat olarak değerlendiren okulumuz 11-E sınıfı öğrencileri Fatih Çavuş Bey’in danışmanlığında Beykoz’a kültür gezisi düzenledi. Gezi kapsamnında, Çengelköy’de yer alan Çınaraltı, TEMA Vehbi Koç Doğa-Kültür Merkezi gibi alanlar ziyaret edildi. Bunların yanında taka ile boğazda dalgalara karşı farklı bir heyecan yaşayan öğrenciler, bölgedeki mekânlar hakkında bilgi edindi. Çınaraltı’nda sekiz yüz yıllık tarihi bir çınarın altında kahvaltı yapma imkânı bulan öğrenciler, TEMA Vakfına ait ormanlık arazide yeşil ve mavinin birlikteliğinden doğan, doğa harikası manzarayı izledi. Beylerbeyi Sarayı’na yapılan ziyaretle de arkadaşlarımız geçmişe yönelik manevi değerlerimizi canlandırma ve tarih şuuru uyandırma açısından büyük fayda sağladıklarını dile getirdiler. Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan ve Sultan II. Abdülhamid’in de son günlerini yaşadığı bu saray, yazlık bir saray hükmünde olup, Sultan ve ailesinin konaklayıp, devlet toplantılarının ve görüşmelerin yapılabileceği bir mimaride, ihtişamlı bir

yapı olarak ziyaretçilerini selamlıyor. Ziyaret eden arkadaşlarımız, bazı kısımlarında restorasyon çalışmalarının yapıldığı sarayın, ülkemizde görülmeye değer yerlerin başında geldiğini belirtti. Sarayda gruplar halinde yapılan ziyarette, saray rehberi tüm detaylarıyla saray hakkında bilgi veriyor. Arkadaşlarımızın ziyaret etmeyi düşünenlere tavsiyesi ise, flaş kullanmanın yasak olması nedeniyle iyi bir fotoğraf makinesini yanınızda bulundurup bu eşsiz güzelliği resmetmeniz ve bu kültürel mirasımızı korumak adına, saray içinde bulunan eşyalara karşı istenilen hassasiyeti göstermenizdir. Günün sonunda biten gezide, arkadaşlarımız hem kültürel gelişim adına hem de tatili değerlendirme adına büyük memnuniyet duyduklarını tekrar dile getirdiler. FHA Yunus Emre Akbaba

Genç Bakış (sayı 4)  

Özel Fatih (Anadolu) Lisesi okul gazetesi.

Advertisement