Page 1

1.

ulusal biyoteknoloji öğrenci kongresi

BİNOTEK Kulüp Oryantasyon Programı Yeni bir akademik yıl ve tamamiyle yenilenmiş bir kulüp...

Dünyadaki GDO Fırtınası Biyoteknolojik yöntemler doğal kaynaklara alternatif olabilecekmi?

Nanoteknoloji Nedir? 21. yüzyılın bilim ve teknolojideki ilk temel gelişmesi ve enformasyon devriminin ikinci basamağı...

BİNOTEK(Biyo ve Nano Teknoloji) Kulüp Bülteni Ekim 2009 Sayı:1

Biyolojistik


İçindekiler 1. Ulusal Biyoteknoloji

Öğr enci Kongresi.................3

Oryantasyon Programı......................3

EDİTÖRDEN Birbirini kovalayan pazartesiler, hızla çarpan kalpler, masa başındaki heyecanlı fikir mülahazaları ve bugün… Birkaç arkadaşın el emeği göz nuru, değerli mi değerli, çok uzun yol¬un başlangıç çizgisi, hayallerin aralanan kapısı ve sabırsızlıkla beklenen bugün… Sonunda verilen vakit ve emeğin hasat zamanı ve editör kaleminin yetersiz kaldığı cümleler… Acemi, farklı bir deyişle çömez olan, fakat ufku açık yürekleriyle bizlerle araştırmalarını paylaşan pür heves arkadaşlarıma çalışmalarından dolayı teşekkür ederken, bize fikirlerimizi kağıtla buluşturma imkanı veren kulübümüz Binotek (Biyo ve Nano Teknoloji)Kulübü’ne; bizi bünyesinde bulunduran, yapmış ve yapacağımız tüm güzelliklerin zemini üniversitemiz ve hocalarına, bilhassa Fahrettin Gücin hocamıza ve yayınımıza danışmanlık yapan Ergün Şakalar hocamıza, buradan şükran ve saygılarımı iletiyorum. Yayınımızın sayfaları arasında doyumsuz bir yolculuğa sizi bırakırken; hataların bize, istifadelerin araştırmaların asıl sahiplerine verilmesi dileğiyle… Fatma Seçer Biyolojistik

Dünyadaki GDO Fırtınası.................4

Nanoteknoloji Nedir?.........................6


1. ULUSAL BİYOTEKNOLOJİ ÖĞRENCİ KONGRESİ

Kongremiz 8-9-10 Mayıs 2009 tarihlerinde Fatih Üniversitesi’nde yapılacaktır. Kongre Türkiye’de öğrenci bazlı ilk biyoteknoloji kon¬gresi olması açısından büyük öneme sahiptir. Kongre üç ana etkinlik üzerine yoğunlaşacaktır. Bunlar; 1-Sözlü Bildiri ve Poster Sunumu: Kongreye çalışmalarıyla katılacak arkadaşların sunumları ve hazırlamış oldukları posterleri yer alacaktır. Dereceye giren arkadaşlara ödüller verilecektir. 2-Çağrılı Konuşmalar: Türkiye’de biyoteknoloji alanında söz sahibi olan akademisyenler ve şirket yetkililerinin bu alandaki güncel bilgileri ve iş imkânlarını anlatacakları çok sayıda çağrılı konuşma olacaktır. 3- Çalıştaylar: Kongre esnasında düzenlenecek Çalıştaylara katılacak arkadaşlardan ekstra ücret alınacaktır ve katılımcılara sertifika verilecektir. Bilimsel etkinliklerin yanında kongre katılımcılarının eğlenebileceği ve kendi alanlarında çalışan insanlarla tanışabileceği bir çok sosyal aktivite olacaktır.Bunlar; tanışma kokteyli ,konserler, stand-up gösterisi, tiyatro gösterisi, illüzyon gösterisi, boğazda yat gezisi ve akşam yemeği gibi birçok etkinliklerdir. Daha fazla bilgiye http://binotek.club.fatih. edu.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz. Yarınlar için canlılık ve maddeyi daha etkin ve akıllıca kullanmaya varmısınız!.. BİNOTEK(Biyo ve Nano Teknoloji) Kulübü Oryantasyon Programı Aslına bakılırsa insanlığın her şeyin biyoloji olduğunu ve sonuçların muhakkak –özellikle insanlığa- yararlı olduğunu anlaması uzun sürmedi...Tohumun çimlenip yeşererek büyüyüp bir ağaç olması, meyve vermesi gibi aynı şekilde bir bebeğin annesine muhtaçken evlenip büyüyüp belki günün birinde ona muhtaç çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek hale

gelmesi de benzer örnekler arasında. Bu kadar büyük ve çeşitliliğine bir türlü doyamadığımız bir dünya da daha bizi bekleyen neler var acaba? Evet, bilim insanlarının aklına ilk düşen soru bu olmalı ki ardından meraklarına yenik düşen insanlık bu günlere kadar geldi. Artık kare karpuzlar, mavi çilekler yapar olduk. Anladık ki bilim sonsuz bir deneyim arazisi. Bu arazide kendimize biraz biraz da olsa yer edinmeye çalışmaya karar verdik ilk başta. İşlerin bu kadar büyüyeceğini hayal bile edemezdik, ve her geçen gün biraz daha kaptırıverdik kendimizi bu koca bilim dünyasına. Biraz daha heyecanlandık her geçen gün, biraz daha çabalamaya karar verdik öğrenmek için bir şeyleri. Böyle böyle BİNOTEK Kulübü bu günlere kadar geldi... artık büyük organizasyonlar yapıyor, bilim insanlarından kapabileceğimiz en ufak bir şey için ağızlarının içine bakıyor, ufacık şeyler için bile sağa sola koşuşturup sonuçlardan kocaman mutluluklar ve en azından şimdilik kendi adımıza ilerlemeler kazanıyoruz. Ama biz Biyo ve nano teknoloji gibi en ufak ayrıntısında bile dünyaların yattığı bir bilimi insanlık yararına kullanmak istiyoruz. Çevreye, canlılara zarar vermeden, ele geçen bu kurtarma planını birazcık kurcalıyoruz da denebilir. Öyle ki şu anda yapılan kanser araştırmaları kesin sonuçlar verdiğinde artık bu amansız hastalığı ortadan kaldırmak bile mümkün! Ve bizlerde dünyayla beraber hareket ederek bu gelişmeleri duyurmak, haberdar olmak, içlerinde yer almak istiyoruz. Birkaç seneye kadar tamamen insanlık ve sağlık adına dünya da da söz sahibi olabilmek için sabırsızlanıyoruz. İşte bu oryantasyonun amacı, bizimle birlikte hareket edebileceğinizi, biyoloji adına neler olup bittiğini tamamen dışa dönük bir biçimde sizlerle paylaşabilemek. İş bu paylaşımlarda alanların da uzmanlıklarını kanıtlamış hocalarımızdan, bilim insanlarının bilgilerini bizlerle paylaştıklarında bunlardan yararlanarak, yarın neler yapabileceğimizi biraz daha açık görebileceğiz.


DÜNYADAKİ GDO FIRTINASI Son yıllarda artan Biyoteknolojik yöntemler yarar sağlamakla beraber bazı konularda önü alınamayacak zararlara da zemin hazırlamaktadır. Birçok alanda farklı seçenekler sunan bu dal, gıda alanında da büyük değişimlere imza atmıştır. Son yıllarda büyük tartışmalara yol açan bir konu olan genetiği değiştirilmiş organizmalar da (GDO=GMO: Genetically Modified Organisms) biyoteknolojinin bir ürünüdür. Doğal kaynakların tükenmesinin başlamasıyla insanlarda çevreye karşı daha dirençli ve yetiştirildiğinde daha fazla verime sahip gıdalar yetiştirme isteği doğmuştur. Biyoteknolojinin de yardımıyla günümüzde bu istek gerçekleştirilmektedir. Bu gıdalardan doğal gıdalardan alınan verimin kat kat üzerinde verim alınmaktadır ve çevreye dirençleri doğal gıdalardan daha fazla olduğu için yetiştirilmesi de daha kolaydır. Günümüzde en fazla ekimin yapıldığı ürünler soya, mısır, pamuk ve kanoladır. Bununla birlikte, buğday, ayçiçeği, pirinç, domates, patates, papaya ve yer fıstığı gibi ürünlerin de transgenik olarak üretildiği, muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun ve karpuzun da denemelerinin yapıldığı bilinmektedir (Ölçü, 2005). GDO’lu bitki ekim alanlarını büyükten küçüğe sıralanacak olursa bu ülkeler; ABD, Arjantin, Kanada, Brezilya, Çin, Avus¬tralya, Hindistan,

Romanya, Uruguay, İspanya, Meksika, Filipinler, Kolombiya, Bul¬garistan, Hon¬duras, Al¬manya ve Endonezya’dır. 2004 yılında ise Almanya ve Bulgaristan’ın listeden silinip Paraguay’ın eklenmesiyle ülke sayısı 17’ye inmiştir. Genetiği değiştirilmiş gıdaların ticaretinin yaygınlaştığı 1996 yılında, bu bitkileri eken ülke sayısı 6 iken, bu sayı 2003 yılında 3 kat artışla 18’e çıkmıştır (Ölçü, 2005). İspanya ise bu besinlerin ülkede üretilmesini yasaklayan tek Avrupa ülkesidir. Türkiye’de GDO’lu gıda üretimine izin verilmemek¬tedir ama dışarıdan alınan besinlerin büyük çoğunluğu GDO’lu gıdalardan oluştuğu için ülkeye girmesine engel olunamamaktadır. Gümrük kapılarında denetimin yeterli olmaması da bu besinlerin ülkeye girmesini kolaylaştırmaktadır.

Bazı bitkilere uygulanan genler; Soya: Yabani ot ilaçlarına dayanıklılık geni ve yağ kalitesini artıran genler. Mısır: Yabani ot ilaçlarına dayanıklılık geni, erkısırlık. Pamuk: Yabani ot ilaçlarına dayanıklılık geni. Patates: Zararlı böceklere ve virüslere dayanıklılık geni.


Kanola: Böceklere, yabancı ot ilaçlarına dayanıklılık ve yağ kalitesini artıran genler. Domates: Yabani ot ilaçlarına dayanıklılık geni. Şeker pancarı: Yabani ot ilaçlarına dayanıklılık geni. Raf ömrü uzunluğunu artırıcı gen ve tuzluluğa dayanıklılık geni. Yazlık kabak: Virüse dayanıklılık geni. Bu konuyla ilgili üniversitemizde Arş. Gör. Ergün ŞAKALARLA yapmış olduğumuz röportaj: GDO nedir? Biyoteknolojik metotlarla kendi türü dışındaki bir türden gen transferi yapılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki – hayvan ya da mikroorganizma ¬lara “transgenik” ya da“genetiği değiştirilmiş organizma” denilmekte ve bu ürünler kısaca GDO olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda, örneğin balığa ya da domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bir bitkiye aktarılabilin-mektedir. Gen transferi nasıl yapılır? Gen transferi birçok metotla yapılmaktadır ancak her me¬totla her bitkiye gen trans¬feri

yapmak zordur. Çünkü bitkilerin tek ya da çift çenekli özelliklerinin yanında sitolojik yapılarında gen transferinde etkili olduğu bilinmektedir. Gen transferinde en çok kullanılan metotlardan bir tanesi negatif toprak bakter¬ilerinden olan Agrobacterium

aracılığıyla gen transferidir. Bu metotta bitki dokuları Agrobacterium’la birlikte çok kısa süreli ultrasonik ses dalgalarına (20 kHz) tabi tutulur. Bu işlem doku ve hücrelerde küçük boşluklar oluşturur ve bakterinin kolayca girmesini sağlar. Bu metodun yanında; Partikül Tabancası ile Gen Aktarımı, Sonikasyon, Desikasyon, Mikro Enjeksiyon ve Lazer Mikro Işınlarıyla Transfor¬masyon gibi gen transferi teknikleri mevcuttur. Neden GDO tekniğine ihtiyaç duyulmuştur? Çevreye daha az zararlı, besleyici değeri daha yüksek, raf ömrü daha uzun, olumsuz çevre şartlarına daha dayanıklı ürünler elde etmek için ihtiyaç vardır aslında fakat bu ihtiyaçtan doğan organizmaların genetiğini değiştirme isteği bugün olumsuz şartları da beraberinde getirmektedir… GDO’lu ürünlerin çevre üzerine etkileri nelerdir? GDO’lu ürünler, biyolojik çeşitlilik ve ekolojik dengeyi bozuyor. Örneğin tüm Avrupa’da 13 bin civarında bitki çeşidi bulunurken, bunun 11 bini Türkiye’de bulunuy¬or. Hatta bunlardan bir kısmı ise tamamen bölgeye özgü diyebileceğimiz endemik türlerden oluşuyor. Ülkemizdeki bu zengin flora eksenine, kontrollü al¬anlar dışında GDO’lu ürünleri soktuğunuzda, genetik çeşitler bozuluyor ve yerel türler GDO’lu ürünlerle rekabet edemediğinden hızla kayboluyor. Bir kez gen aktarımı başlamışsa, genetiği değiştirilmiş ürünün değiştirilmemiş ürünlere bulaşması önlenemez hale geli¬yor. Bir süre sonra, zengin biyoçeşitliliğin yerini, GDO’lu homojen ürünler alıyor.


GDO’lu organizmaların saf türlere bulaşmasından bahsettiniz, bulaşma nasıl olur? Herhangi bir amaçla gen transferi yapılmış olan bir bitkinin genleri gen transferi yapılmamış olan aynı tür bitkiye ya da başka bir bitkiye geçebiliyor. Örneğin, yabancı ot ilaçlarına dayanıklılık geni aktarılmış bir bitkinin bu genlerinin rüzgâr, kuş, böcek ya da arı gibi etken¬lerle başka bitkilere taşınması sonucunda bulaşma oluyor ve bu geni alan yabancı otlar savaşılması güç bir şekilde çoğalabiliyor. GDO’lu gıdaların sağlık açısından risk ve tehditleri nelerdir? GDO’ların insan ve hayvan sağlığı açısından çeşitli riskleri vardır. Bu riskler; alerjiler, an¬tibiyotiklere direnç, toksin biri¬kimi ve doğurduğu metabolizma değişikleri ile tanımlanabilir. Schubert ve arkadaşlarının 1997 de ki çalışmalarına göre DNA alımından 48 saat sonra fare karaciğerinde DNA sindirimi saptanmıştır. Bununla birlikte balık, kabuklu deniz mahsulleri, soya, fıstık, inek sütü, yumurta ve buğdayda alerji saptanıyor. Fenton ve arkadaşlarının çalışmalarına göre toksin birikimi ile ilgili olarak GDO’lu patatesin, (Glanthus nivalis agglutinin geni) sıçan mide çeperi üzerinde uyarıcı büyüme etkisi toksin birikimi olarak saptanmıştır. Metabolizma değişiklikleri ile ilgili olarak, 13000–22000 kat daha fazla bebek cinsiyet sorunları ve endokrin cevaplı kanserler saptandığını Sanderman ve Wellmann’ın 1988 deki çalışmalarından görebiliriz.

Doktorlar bilinçsiz antibiyotik tüketmenin zararlı olduğunu söylüyorlar GDO lu olan bazı gıdalar ise antibiyotiğe karşı önceden direnç¬lidir deniliyor ne dersiniz? GDO teknolojisinin diğer önemli problemlerinden biriside gen transferinde kullanılan antibiyotik direnç genidir. Teknik olarak bakıldığında antibiyotik direnç geni E.coli’deki yabancı genin çoğaltılıp çoğaltılmadığını ve rekombinant bitki hücrelerine gen transferinin başarılı bir şekilde yapılıp yapılmadığını anlamak için gereklidir. Eğer gen transferi başarılı olmuşsa ortama eklenen antibiyotiğe karşı gen aktarılarak dirençli hale gelmiş bakteri yada hücreler ölmeyecektir. Yani an¬tibiyotik direnç geni, gen aktarımının başarılı olduğu hücrelerin laboratuar koşullarında kolaylıkla ayırt edilmesini sağlayan bir tür belirleyicidir. Ancak aslında antibiyotik direnç geninin aktarılması genetik modi¬fiye bitki için gereksiz, ürünü tüketen canlıların sağlığı açısından da tehlikelidir. Hangi gıdalara GDO’lu olarak bakabiliriz? Kısaca hepsine GDO’lu olarak yaklaşabiliriz! Çünkü dünyada GDO’lu olarak üretilen bitkilerin % 99’unun soya, mısır, kolza ve pamuktan oluştuğunu göz önüne alırsak Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şurubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar; bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO’lu olma riski taşıyan gıdaların ya da ürünlerin başında geliyor.


GDO’lu gıdalara karşı nasıl bilinçlenebiliriz? Biyoçeşitlili-ğimizi koruyan ve gen kaynaklarımızı geleceğe taşıyan bir toplum olmalıyız. Hammadde ya da işlenmiş ürün, hangi özellikte olursa olsun ülkeye GDO’lu ürün girişi yasaklanma-lı, GDO’lu tohumların kontrolsüz alanlarda ekimine asla izin verilmemeli. Gümrüklerde, iç piyasada etkin bir denetim sistemi kurulmalı. Türkiye GDO’lu ürünler konusunda kendi araştırmalarını yapmalı, teknolojisini kendi üretmeli. Eğer gen transferi yapıp transgenik bitkilerin ekimini kontrollü olarak yapacaksa kendi yapmalı. Aksi takdirde terminatör tohum teknolojisi ile üreme yeteneği alınmış tohumları, her yıl para vererek yeniden satın almak mecburiyetindesiniz. GDO ile ilgili konularda bu röportaja ışık kaynağı olan Ankara Ziraat Müh¬endisleri Odaları Çalışma Raporunu hazırlayan meslektaşlarıma teşekkür ediyorum. Arş. Gör. Ergün ŞAKALAR Fatih Üniversitesi Biyoloji bölümü REFERANSLAR 1.ÖLÇÜ, TMMOB Yayın Organı, Nisan 2005, Sayfa 112,113,114,117,119 2. Washington .Post, Justin GİLLİS & Paul BLUSTEİN, 08,02,06 3.http://www.ekoses.com/ekolojikyasamportali/bpg/ publica-tion_view asp?iabspos=1&vjob= vdocid,147286 5. www.ziraatcim.net/news.php?readmore=1167 6. www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=26181 7. www.gidaraporu.com/genetik-yapisi-değiştirilmişgdolar-g.htm

Hazırlayanlar: Zehra Durmaz, Reyhan Yetmişbir, Sevilay Sarıkaya, Nurdan Sena

Nanoteknoloji Nedir? Nanometre,metrenin milyarda biridir. (1/1.000.000.000) Günümüzde nanoteknoloji yanlış tanınmaktadır... -Su molekülünün boyutu yaklaşık 1 nanometredir. Su ile uğraşanlar nano teknolojimi yapıyor? - Veya intelin bilinen silisyum teknolojisi ile ürettiği 50 nanometrelik transistörler nanoteknoloji ürünümüdür? Değildir... Nanobilim, nano¬metre ölçütlerinde ortaya çıkan bu yeni davranışları kuan¬tum kuramı yardımı ile anlamamızı sağlar. Nanoteknoloji, bilin¬en molekülleri yeni atom ve moleküller ekleyerek işlevsel duruma sokar veya kuantum noktaları, telleri ve nanotüpler gibi yapılar tasarlayıp sentezler. Bu yapılar çok aktif olabilirler ve olağanüstü elektronik ve manyetik özelllikler sergilerler. Dünyada Nanotenoloji Nanobilim ve nanoteknoloji araştırmaları için gelişmiş ülkelerde kamu sektörü 2005 yılında toplam 6 milyar ABD Doları yatırım yapmaktadır. Son yıllarda ABD, Japonya, AB Ülkeleri, Kore, İsrail, Güney Afrika Birliği, Kanada gibi ülkelerde her biri 100 milyon Doların üz¬erinde harcama yapılarak, çok sayıda Ulusal Araştırma merkezleri kurulmuştur.


ABD’de Stanford, Harvard, Cornell gibi tanımış 13 üniversitede kamu tarafından nanoteknoloji merkezleri kurulmuştur. Tükiye’de Nanoteknoloji Son yıllarda Nanoteknoloji konusunda hızlı gelişmeler karşısında TC Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı Bilkent Üniversitesi’nden sunulan bir proje aracılığıyla ulusal nitelikte bir nanoteknoloji merkezi kurulması için destek sağladı. Bu proje 5 Ekim 2005 yılında başladı. Yedi katlı ve 8500 metrekare kapalı alanda, 62 adet laboratuvarı bulunan yeni binamız, bilim ve teknoloji¬nin sınırlarında araştırmalara olanak verecek çok mod¬ern bir anlayışla tasarlanmıştır. Binamızın bundan sonra ülkemizde kurulacak araştırma merkezlerine iyi bir örnek olması beklen¬mektedir. Nanoteknoloji, Kimyanın Sihirli Değneği Ve Yüzeyler Nanoteknoloji ismi çoğu kimseye fizik bilimini hatırlatmaktadır. Ancak birçok konuda olduğu gibi bu konuda da sihirli değnek kimyacıların elindedir. Malzemelerin sürtünme, yapışma, suyu sevme ya da sevmeme, biyolojik etkileşim ve benzeri ”Yüzey Özel-likleri” tamamen nanometre boyutlarındaki en üst katmanların kimyasal kompozisyonu ve morfolojisi tarafından belirlenir. Dolayısıyla bu yüzey özelliklerinin kontrollü ve akıllı biçimde kullanımı da tabi ki nanoteknolojiden geçmektedir. Doğadaki örneklere bakıldığında birçok tepkime ve malzemenin üretimi oda sıcaklığında, normal şartlar altında ve sulu ortamlarda gerçekleşmektedir. “Lotus Yaprağı” veya “Köpekbalığı Derisi” örneklerinde olduğu gibi doğadaki canlılar yüzey özelliklerini mütevazi koşullarda kolayca ve hızlıca kontrol edebilmektedirler.

Lotus bitkisi (üstteki resim) kendi ken¬dini temizleyebilme özelliğine sahiptir. Yüzeyinde bulunan mikron ve nano seviyes-indeki çukur ve tepecikli yapılar sayesinde bitki¬nin yaprakları kesinlikle ıslanmamakta ve su damlacıkları yaprağın toprağa doğru eğimli şekli sayesinde toprağa doğru kayarken üzerinde çamuru, küçük böcekleri ve diğer kirlilikleri de beraberinde taşımaktadır. Nano¬bilimiyle uğraşan bilim adamları da, lotus yaprağının özelliğini taklit ederek boyaların, kumaşların ve diğer pek çok yüzeyin hem kuru kalmasını hem de kendi ken¬dini temizleyebilme özelliğini kazanabilmesi için yeni yöntemler geliştirmektedirler. Suyu Çok Seven(Süper Hidrofilik) ve Hiç Sevmeyen(Süper Hidrofobik) Yüzeyler Suyu çok seven yüzeyler hidrofilik olarak sınıflandırılırlar. Bu tip yüzeyler genellikle yüklüdür ve yapılarındaki polar grup sayesinde su moleküllerini çekerler. Maddelerin hidrofilik(suyu seven) özellikleri¬nin endüstride pek çok önemli kullanım alanları vardır. Bunlar¬dan biri hidrofilik membranlardır. Bu membranlar su moleküllerini çekerken, diğer polar olmayan molekülleri, yağ, gres vb. iterek temiz bir yüzey sağlarlar. Hidrofilik yüzeylerin diğer kullanım alanlarına, kontakt lens temizleyicileri, ıslak mendil ve çocuk bezleri örnek olarak gösterilebilir.

Cam yüzeylerinin negatif yüklü ve boyutları yaklaşık 10 nm olan silika(Si02) nanoparçacıkları ve uygun bir po¬likatyonla


(poli(allilamin-hidrojen klorür) veya kısaca PAH) ile 14 tabaka kaplandıktan sonra kararlı ve süper hidrofilik bir yüzey elde edildiği kanıtlanmıştır. Suyu sevmeyen yüzeyler de hidrofobik yüzeyler olarak sınıflandırılmaktadırlar. Suyun yüzeye temas açısının büyüklüğü yüzeyin hidrofobik veya hidrofilik olmasının bir ölçütüdür. Bu bağlamda, değme açısı arttıkça yüzeyin suyu sevmeme özelliğide artmakta ve süper¬hidrofobik bir yüzey olma yönünde yol alınmaktadır. Temas açısını etkileyen iki önemli faktörden bir tanesi yüzey pürüzlülüğü diğeri ise yüzey gerilimidir. Yine silika (SiO2) nanoparçacıkları, PAH polikatyonu ve poly(akrilik asit) PAA polianyonunu tabaka-ta¬baka kaplayarak elde ettikleri yüzeyleri daha sonra yarıflorlanmış silan ile kaplayarak bu defa da süper¬hidrofobik bir yüzey elde edilebildiği kanıtlanmıştır. Manyetik ve Lümünesans Özellikleri olan Nanoparçacıklar Suyu seven ve sevmeyen yüzeylerdeki kaplama çeşidinde uygulanan yöntemin aynısıyla; polikatyon olarak PAH ve polianyon olarak poli(styrene sulfonat) PSS kulanarak Fe3O4 manyetik nanoparçacıklar ve CdTe kuvantum noktaları da içeren ve böylelikle hem manyetik hem de luminesans özelliği olan nanoparçacıkların hazırlanabildiği gösterilmiştir. Şeklin ikinci kısmında gösterildiği gibi mıknatıs yaklaştırıldığında ışıyan nanoparçacık-lar çözelti içerisinde mıknatısa doğru çekilmektedir.

Suyu Sevme/Sevmeme Özelliklerinin Elektrikle Kontrolü“Electrowetting” 5 nm oksit tabakası içeren silikon üzerine sırayla poli(allilamin-hidrojen klorür)PAH ve poli(styrene sulfonat)PSS polielektrolitler kapladığında, şekil de görüldüğü gibi su ile yüzey temas açısı 70 dereceden 30’a düşüp tekrar çıkmaktadır ve dolayısı ile yüzeyleri önce suyu sevmeyen ve sonra da seven şeklin de kontrol edebilebilmektedir Bir sonraki aşamada da bu yüzeyleri elektrik alanı uygulayarak daha da akıllı bir konuda kontrol edebilir hale getirilebilir. Daha önce ki çalışmalarda şu işlem uygulanmıştı: Altın elektrot üzerine tek tabaka olarak negatif yüklü bir grup içeren uzun hidrokarbon zincirli bir molekülle kaplandığında yüzey suyu seven bir özellik göstermektedir. Altın tabakası pozitif olarak yüklendiğinde ise en dıştaki negatif yüklü gruplar içeriye doğru bükülmekte ve dolayısı ile yüzey hidrokarbonca zenginleşmekte ve hidrofobik hale dönüşmektedir. Yükleme ortadan kalkınca yüzeyler tekrar hidrofilik olmakta ve bu yükleme-boşalma işlemi tekrar tekrar yapıldığında yüzey kolayca ve kontrollü bir şekildebir konumdan diğerine geçmektedir.

Bu bülten tamamıyle TÜBİTAK Bilim ve Teknik dergisinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Konu Yazarı : Prof. Dr. Şefik Süzer Bilkent Üniversitesi, Kimya Bölümü Başkanı ve UNAM


BİNOM01  

Binotek bilim sanat ve teknoloji dergisi