Issuu on Google+


a

cy

pe


a

cy

pe


cy a

pe


a

pe cy


cy a

pe


pe cy a


a

pe cy


pe cy a


Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri

yon: A. Nalân Özübek Tiyatro

kuk Danışmanı: Fikret İlkiz Of­

5/3

Müdürü: Tiyatro Yapım Yayıncı­

Kulübü-Satış-Abone: Sedat Bil-

set Hazırlık: Tiyatro Yapım Bas­

Telefon: (0.212) 293 72 77 -

lık 77c. ve San. Ltd. Şti adına:

gin-Murat Güler Çocuk Tiyatro­

kı: Stil Matbaası Abone Bedeli:

251 77 89 - 243 09 37

Mustafa Demirkanlı Genel Ya­

su

5.000.000.

(0.212)252 94 14

yın Yönetmeni: Dikmen Gürün

Atay Asistan: Ahmet Ortaçdağ

Bedeli: 6.000.000.- TL Yurtdışı:

Posta Çeki: Tiyatro Yapım 655

Yazarlar: Ahmet Cemalr Ahmet

Halkla İlişkiler Müdürü: Gülsün

100 DM/50 $ Tiyatro Yapım

248 Banka Hesap No: T. İş Ban­

Levendoğlu,

Paydak

Erkut

Yayıncılık Tic. ve San. Ltd. Şti.

kası, Cihangir Şb. 197 245

Anburnu Dizgi: Nuray Lale Hu-

Firuzağa Mah. Ağahamamı Sok.

Yazı İşleri: Aysel

Kartal, Nihal Kuyumcu Redaksi-

Proje

Duygu

Sorumlusu:

Teknik

Müdür:

- Kurumlar Abone

Cihangir-80060

İstanbul

Fax:

HAZİRAN 98

SAYI 82 400.000.-

A

Y

L

I

K

T

İ

Y

A

T

R

O

D

E

R

G

İ

S

İ

EDİTÖRDEN Dikmen Gürün/ S. 12 HABERLER/S.13 İZDÜŞÜM Ahmet Levendoğlu / S. 16 DOSYA: 1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ S. 17

pe

cy

a

Dynoma Theater/Kanada "Duvar" S. 18 INTERNATIONAL ULUSLARARASI İSTANBUL İSTANBUL La Terro Nuova Sokak Tiyatrosu/ CHILDREN'S ÇOCUK THEATRE TİYATROSU İtalya "Salti in Banco"S. 20 FESTİVAL FESTİVALİ AND VE E Ğ İ T İ M Rijeka Kukla Tiyatrosu/Hırvatistan PROGRAMI WORK-SHOP "Alice Harikalar Diyarında" S. 22 La Carrerarie Topluluğu/Fransa "Prizma" S. 24 Quicksilver Tiyatrosu/İngiltere "Bebek Sevgisi" S. 26 Els Aquilinos Tiyatrosu/İspanya "Harf Çorbası" S. 28 Ankara Deneme Sahnesi/Türkiye "Memiş Dayı" S. 30 Özbek Devlet Gençlik Tiyatrosu/Özbekistan "Kibritçi Kız" S. 31 Grips Tiyatrosu/Almanya "Dikkat Sınır" S. 32 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları/Türkiye "Alaaddin'in Sihirli Lambası" S. 33 Yunanistan Ulusal Tiyatrosu/Yunanistan "Kadınlar Birleşiyor" S. 34 Mixed Topluluğu/Kanada "Aile" S. 35

SÖYLEŞİ: OKYANUS ÖTESİNDEN BİR AGUSTO BOAL TİYATROSU ve "MIXED COMPANY" Nihal Kuyumcu I S. 36


TANITIM: FESTİVALE KATILACAK OYUNLAR NASIL SEÇİLDİ Duygu Atay / S. 38

TANITIM: EĞİTİM SEMİNERİ SONA ERDİ Duygu Atay / S. 40

PERDE ARASI Ahmet Cemal/ S. 44

a

DOSYA: II. ULUSLARARASI BOĞAZİÇİ FESTİVALİ S. 45

pe

cy

DOSYA: "26. ULUSLARARASI İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ Der. Aysel Kartal S 50

SÖYLEŞİ: YOLCULUK ve "KAZALAR" Ahmet Ortaçdağ / S 56 SÖYLEŞİ: MICHAEL JOYCE ve "MATRUŞKA" Gülsün Paydak / S. 58 11


EDİTÖRDEN Dikmen

Gürün

Sanat ve sanatçı kavramlarının gelişigüzel tartışıldığı şu günlerde bir anımsayış. Muhsin Ertuğrul'un 24 Aralık 1948'de konservatuvarı bitirerek, tiyatro sahnesine adım atan öğrencilerine öğütlerinden alıntılar... Okuldan, Tiyatroya, Öğrencilikten Sanatkârlığa geçen arkadaşlara: Sanat bir yaratma hadisesi, sanatkâr da bir yaratıcıdır. Her yaratış bir ıstırap, bir acı çekiş mahsulüdür. Tıpkı çocuk

a

doğuran bir ananın ıstırabı, acısı gibi.

cy

Bizim sanatta yaratma hadisesi

provalarla başlar. Prova ederken ve aynı sahneyi bir daha tekrar ettiği halde

yapamazken, aczi karşısında kıvranırken sanatkârın çektiği ıstırap, duyduğu acı

pe

ömrünü törpüler.

Bizim sanatımız dünyanın en mukaddes

sanatıdır. Tiyatro bu kudsiyetin mabedidir. Bir mabede yakışan hörmetle, ciddiyetle bu sanata

yaklaşmamız lazımdır. Bu işi, yukarda açıkladığım ciddiyetle, alamayacak yaradılışta olanlara tavsiye ederim, yol yakınken kendilerini daha kolay zengin edecek başka iş arasınlar. Kendilerini tam manasıyla bu sanatın esiri addetmeyenler bu iste ilerleyemezler. Ve ben bu tarzda çalışılmayan yerde yaşayamam


HABERLER...

Ölümünün 35. Yılında Nâzım Hikmetin Tiyatrosu Nâzım Hikmet Vakfı 3 Haziran'da, 10. Uluslararası İstanbul Tiyatro FestivaTi

Mayıs, 1-2-3 Haziran'da saat 19.30'da sahnelenecek. Oyunun baş karakteri Nodosky, kendi kabuğuna çekilmiş görünmez bir gölge. Oysa, Çariçe'nin davetine erişmiş, kısa bir dönem de olsa, şiirleriyle Gürcüstan köylerinde halkın gönlünde taht kurmuş güçlü bir şair. Hemen ardından gelen Ekim devrimi ve özellikle sevdiği kadın soylu Galida Aleksiyeviç'in Bolşeviklerce idam edilmesi, hayatını altüst etmiş, bundan birkaç sene sonra da Türkiye'ye sığınmasına neden olmuştur. 1950'li yıllarda Gürcistan'da bulaşıkçılık yapan Nodosky'nin sevgi dolu hayatını anlatıyor. Ebru Tekündüz'ün yönettiği, Kadirşan Tarhan'ın yazıp müziğini bestelediği oyunun oyuncuları da yine Robert Kolej mezunları, öğrencileri ve öğretmenleri.

Melina Mercuori'nin Hayatı Londra'da Sahneleniyor Yönetmen Barış Geliloğlu, Yunanlı topluluk Theatre Lab Company ile "Melina" adlı oyunu Londra 'da sahneliyor. Tiyatroya 1983 yılında Ortaköy Kültür Merkezi'nde amatör gruplarla çalışarak

pe cy

a

Mitos Boyut'tan Grips Oyunları - 1 " kapsamında Nâzım'ın ölümünün 35. yılı nedeniyle bir panel düzenliyor. Panelin konusu"Nâzım Hikmet'in Tiyatrosu". Nâzım Hikmet Vakfı, tiyatrosu daima şiiirinin gölgesinde kalan, oyunları sahnelenmek yerine şiirleri oyunlaştılan Nâzım Hikmet'in oyularını yaşanılan zamana taşımakta kararlı olduğunu gösteriyor. Nâzım Hikmet Vakfı Kültür Merkezi'nde saat 17'de gerçekleştirilecek olan paneli Nevzat Şenol yönetirken Cevat Çapan, Kenan Işık, Yılmaz Onay ve Ergin Orbey konuşmacı olarak katılıyorlar.

"Gizlenmiş Gölgeler Senfonisi" Robert Kolej Mezunları, çalışanları ve öğrencilerini hazırladığı "Gizlenmiş Gölgeler Senfonisi " adlı oyun Robert Kolej Suna Kıraç Sahnesi'nde izleyicilere sunulacak. Sevgi, hoşgörü ve aşk üzerine yazılmış bir oyun olan "Gizlenmiş Gölgeler Senfonisi" 30

MitosBoyut Yayınları Çocuk Oyunları dizisinin ikinci kitabı olan "Grips Oyunları-1" adlı çevirileri yayımlandı. Almanya'nın en ünlü çocuk tiyatrosu olan Grips'in belli başlı oyunlarını kitaplaştırmayı sürdürecek olan yayınevi, üç oyunu tek kitapta toplamış. "Ketçaplı Spagetti", "Gök, Toprak, Hava ve Deniz", "Bella Patron ve Bulli" isimli Volker Ludvvig ve Reiner Hackfeld'in yazdığı oyunları, dergimiz çocuk tiyatrosu pedagogu ve yönetmen arkadaşımız Duygu Atay çevirdi.

başlayan, Şahika Tekand'ın tiyatro kursunda devam eden, halen The Central School of Speech and Drama'da master yapan Geliloğlu, çeşitli ülkelerde vvorkshop'lara da katıldı. Bu vvorkshop'lar sırasında tanıdığı Yunanlı grubun, bu projede yönetmenlik yapması teklifini kabul etti. Oyun öncelikle ünlü bir oyuncu, sonra da Kültür Bakanı olan Melina Mercuori'nin yaşamını anlatıyor. Vordvil tarzı oyunda, çocukluğundan cuntaya kadar olan dönemde, Mercuori'nin yaşamındaki önemli insanlar ve olaylar, filmleri, aşkları ve acıları, Cannes'a Nevvyork'a gitmesi, Broadvvay'de sahneye çıkması yer alıyor. Mercuori'yi deneyimli Yunanlı aktirist Anastasia Revi canlandırıyor. Grup gelecek yıl oyunu Türkiye'de de oynamak için girişimlerde bulunuyor. Oyunda diğer görev alanlar ise: Dekor-kostüm; Maria Konomis, Film ve Video Düzeni; İrene Vachilioti, Işık ve Ses Düzeni; Theodore Spyrou, Makyaj; Lena Zouma, Piyano; Dimitris Dimitsos.


• Drama yaşam modelini çıkardığımız ve içinde kendi yerimizi daha iyi anladığımız bir araçtır. •Dramada insani durumların içine girme, onlara tepki vermekle değişkenleri değiştirebilme, arıtabilme olanağı da sağlanır. • Doğaçlamada karakter yaratma, bir başkası olma ise dramın temel sorunsalıdır. •Popüler kültür, globalleşme yoluyla tüm dünyada ortak/benzer öyküler yaratılıyor.Buna alternatif olarak drama yoluyla kendi öykülerimizi kurmamız gerekir. •Dramada yaratılanın biricikliği, tekliği ve tam bu biçimde böylesi bir eserin varlolmadığı ve bunun bir sanat dalının ürününü temsil ettiğinin hem drama yaptıranlar hem de yapanlar tarafından bilinmesi önemli. Bu çalışmada özellikle dramada doğaçlamanın önemi, doğaçlamayı hazırlama, doğaçlamada odak, gerilim, doğaçlamanın başlama ve bitiş zamanı, rol kartlarını kullanma, öykü anlatmada yöntem, temadan yola çıkarak oyun kurma, dramada araştırma, drama süreci gibi kavramlar üzerinde genişçe duruldu.

pe cy

Bu yıl ilk mezunlarını verecek olan Akademi İstanbul Tiyatro bölümü, Işıl Kasapoğlu ve Ahmet Levendoğlu atölyesi öğrencilerinin hazırladığı iki oyun sahneleyecek. Işıl Kasapoğlu Atölyesi'nin hazirladığı "Şeytanlar "adlı oyun daha önce de çeşitli festivallerde sahnelendi. Ahmet Levendoğlu Atölyesi'nin hazıladığı "Pozisyon Ofsayt" ise iki yıldır sürdürülen yoğun doğaçlamalar sonucunda oluşturuldu. Öğrenciler oyunlarını ilki bu yıl 21-23 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek olan "Akademi istanbul Şenliği" çerçevesinde Aziz Nesin Sahnesi'nde oynayacaklar. "Pozisyon Ofsayt" adlı oyun, 21-22 Haziran, saat 20.30'da, "Şeytanlar" ise 23 Haziran saat 20.30 da sahnelenecek. "Pozizyon Ofsayt" ayrıca, Enka Vakfı Kültür Programı kapsamında, Sadi Gülçelik Spor Sitesi'nde saat 21.15'te oynanacak.

liderlik/öğretmenlik yapanlarla iki konferans ve dört atölye çalışması sırasında yoğun etkileşimler yaşadı. "Öğretim Programında Drama", "Eğitimde Drama ve Tiyatro", "Drama Öğretmeninin El Kitabı" gibi kitapları bulunan Somers, 5 günlük yoğun eğitim programınında şu konular üzerine eğildi.

a

Akademi İstanbul'dan İki Oyun: "Şeytanlar" ve "Pozisyon Ofsayt"

Ankara'da John W. Sommer İle Drama Çalışmaları

Exeter Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi John Somers British Counsil'in desteğiyle Çağdaş Drama Derneği'nin konuğu olarak 21-26 Mayıs tarihleri arasında Ankara'daydı. Somers; Çağdaş Drama Derneği'nin üyeleri, üniversitelerin tiyatro drama derslerini veren öğretim üyeleriyle, eğitim fakülteleri bölümlerinden ilgilenenlerle ve doğrudan eğitimde drama ve eğitimde tiyatro alanında 14

Kocaeli Bölge Tiyatrosu 5. Drama Seminerleri Kocaeli Bölge Tiyatrosu'unun düzenlediği 5.Drama Seminerleri ve Dönem Sonu Oyunları Festivali 6-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Kocaeli Bölge Tiyatrosu'nun 1979 yılında kurs olarak başlattığı eğitim çalışmaları, 1986 yılında yaş gruplarının belirlenmesi ve müfredat oluşturulmasından sonra "Özgün

Eğitim" adını aldı. Yaygın Eğitim ve Özgün Eğitim programlarına alternatif olarak üretilen ve "Eğitimde Yaratıcı Drama " çalışmalarının sonucu olan "Özgün Eğitim" programı, okul görünümünde kendini geliştirerek, kesintisiz olarak 1993 yılına ulaştı.Eğitim gruplarının çoğalması ve eğitimin oyunculuk yanının ağır basması ile Dönem Sonu Oyunları adı altında. Drama Seminerleri Festivali düzenlendi. Böylece İzmit Sanat Evi (İSEV) projesinin Tiyatro kolu tamamlanarak bu oluşum Kocaeli Bölge Tiyatrosu bünyesinin dışına alınmış, atölye sahne- laboratuvar sahne ve oda tiyatrosunu da içinde barındıran tesislerle Eğitim Birimi yaratılmış oldu. Bu birimde eğitim gören bütün grupların sokak çalışmaları, drama çalışmaları ve klasik çalışmaları (salon oyunları) festivalimizin çatısını oluşturdu. KBT, "Drama Seminerleri ve Dönem Sonu Oyunları Festivali"ni uluslararası platforma taşımak için çabalarını sürdürüyor. Bir yandan, Avrupa ülkelerinde geliştirilen biçimleri öğrenmek için seminerlere gidiliyor, bilgiler İzmit'e taşınarak, hizmet içi eğitimde çalıştırıcılara öğretiliyor, diğer yandan KBT profesyonel ve yarı profesyonel gruplarının yıl içi oyunları bir araya getirilerek eğitim gruplarıyla festival birlikteliği yaşanıyor. KBT'nun 5. Drama Seminerleri gösteri programında Hakkari'de Bir Mevsim, Azizname 95, Sen Ben Yok Biz Varız, Çevreci Şirinler, Tavuk Vak'asının Epik Komedyası, Ormanın Bekçileri, Yaşasın Gökkuşağı, Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var, Barış Gezegeni adlı oyunlar yer alıyor.

FESTİVALİ 6 -14 HAZİRAN 1998


AMATÖR TİYATROLAR BİLDİRİSİ 1997 Yılında,20-21 Mayıs tarihlerinde Denizli'de yapılan"Denizli Amatör Tiyatrolar Kurultayının ikinci aşaması 30-31 Mayıs 1998 tarihlerinde Ankara'da "Mamak Amatör Tiyatrolar Kurultayı"olarak gerçekleştirildi. Mamak Kurultayı, Denizli Kurultayı sonuç bildirgesinde yer alan "Amatör Tiyatroların bir ülkede, tiyatronun sanatın kültürün gelişiminin vazgeçilmez kaynakları olduğu kararını ve örgütlü toplumun, yarının dünyasını kurmadaki önemini bir kez daha vurgulayarak "Türkiye Amatör Tiyatrolar Birliği" adı altında bir yapılanmayı kabul etmiştir. Anadolu Amatör Tiyatrolar Birliği, İstanbul Amatör Tiyatrolar Çevresi, Karadeniz Tiyatrolar Birliği gibi 30'a yakın topluluğun temsilcilerinin yanında ülke genelinde 26 tiyatro topluluğu da kurultaya katılmıştır. Ülke bazında "üretim"! esas alarak örgütlenme gereğini duyan Kurultay, amatör tiyatro kavramının da günümüz koşullarında yeni ve özgün bir tanıma kavuşturulması gereğini ortaya koymuştur.

a

Örgütlenmenin tabandan, daha geniş katılımlı bir yapıya kavuşturulması için geçici organlarını seçen kurultay, her bölgeden çalışma yapabilecek temsilcilerden oluşan

pe cy

bir "Örgütlenme ve İzleme Komisyonu" oluşturmuştur. Örgütlenme ve İzleme Komisyonu, bu yılın Kasım ayı içinde Ankara'da yapılacak 3.Kurultay aşamasına kadar, oluşumun hukuksal çerçeveye uygun müzik taslağını hazırlamak, yeni üye katılımlarını sağlamak üzere görevlendirilmiştir.

Amatör Tiyatrolar Birliği, ülkemizin kültürel dokusunu değerlendirmek, yerel tiyatro oluşumlarını geliştirmek, tiyatro hareketinin kan dolaşımını sağlamak, ülkemiz tiyatro

sanatının politik, teknik ve sanatsal sorunlarına çözüm yolları aramak, sanat yaşantımızdaki yoz gidişatı ve tıkanıklıkları aşmak, sanat üretimine karşı her türlü müdahaleye karşı durabilmek için çalışacaktır. Bu amaçla birlik, bugüne dek ulusal ve uluslararası alanda büyük bir özveri ile yaratılan etkinlikleri, denemeleri, özgün ve

yaratıcı çalışmaları desteklemek, tiyatro sanatına yapılan katkıları ve birliktelikleri daha da boyutlandırmak için örgütlülük düzeyini daha da yüksetmek gereğini duyan tüm amatörlerin bu yapılanmaya katılmalarını beklemektedir. Kurultay, sanata, tiyatroya karşı uygulanan sindirme anlayışına karşı çıkmış, Kocaeli Bölge Tiyatrosu, Can Şenliği Oyuncuları, Ankara Sanat Tiyatrosu ve daha önce nice topluluğun yasaklarla karşılaşmasını, son olarak da Trabzon'da Ankara Ekin Tiyatrosu oyuncularının, seyirci karşısında iken sahneden indirilmelerini kınamış ve bundan tüm duyarlı kesimlerin utanması gerektiğini dile getirmiştir. Kurultay, ülkemizde düşünen,

tasarlayan ve yaratan insan kaynağına ihtiyacın tiyatro ile, bilimle, sanatla varedilebileceğini bu anlamda amatör tiyatrolar birliğine de görev düştüğünü, okullararası tiyatro şenliklerinin bu kapsamda umut verici olduğunu, desteklediklerini, eğitimde, öğretimde, insan kaynağının yetişitirlmesinde sanatın, tiyatronun işlevinin daha niceleri tarafından tezelden algılanması gerektiğini vurgulamıştır. Yaşasın Amatör Tiyatrolar Birliği 15


İZDÜŞÜM Ahmet

Levendoğlu

BAHAR BİTİMİNDE MOLİERE ya da?.. 10. Uluslararası istanbul Tiyatro Festivali'nde "Güz Bitiminde Moliere ya da Kibarlık Budalası" adlı oyun I.B.Ş. Şehir Tiyatrolarınca sunuldu. Ortaya çıkan gösterinin niteliği üzerinde söylenecek çok şey olmalı. Bu, elbette benim değil, eleştirmenlerin işi. (Sanatta "yapan" konumunda olanın çitin öte yanına atlayarak "değerlendirilen" konumuna geçmemesi gerektiğine, yeri geldikçe değiniyorum.) Ben burada, oyunun ve onun basına yansımalarının beni düşündüren kimi yanları üzerinde durmak istiyorum: 21 Mayıs tarihli Cumhuriyet'te, yönetmen Mehmet Ulusoy ve oyun programlarında "yazar ve dramaturg" olarak belirtilen Turgay Nar ile yapılan söyleşi yer aldı. Ulusoy bir yerde şöyle diyor: "Ben öncelikli olarak Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere uyarlamalarından ve çevirilerinden yararlanmak istedim. Ancak yapılan tüm araştırmalar sonuçsuz kaldı ve bu uyarlamalarla çeviriler bulunumadı. Bunun üzerine 'Kibarlık Budalası'ndan yola çıkılarak yeni bir metin oluşturuldu." Bu, ilginç bir açıklama. "Yapılan tüm araştırmalar sonucu" ünlü "Moliere - Ahmet Vefik Paşa Külliyatı" ele geçirilememiş mi? Oysa benim kitaplığımın raflarında duruyor Külliyat, kırmızı ciltleri içinde. Keşke bana sorulsaydı da yardımcı olsaydım, diye geçiriyorum içimden. Söyleşide Turgay Nar da "Yapıtın (Kibarlık Budalası'nın) Ahmet Vefik Paşa uyarlaması bulunsaydı onu günümüze aktaracaktım." diyor. Bunun üzerine Turgay'a Külliyat'a ilişkin soru yönelttim. O da, Şehir Tiyatroları kitaplığında Külliyat'ı bulduğunu; içindeki oyunlar dökümünü taradığını; onların arasında (sonradan "Kibarlık Budalası" Türkçe adıyla çevrilmiş olan) "Le Bourgeois gentilhomme"un bulunmadığını söyledi.

cy

a

Dediği doğru Turgay'ın. Ancak ona, herhalde gözünden kaçmış olan şu önemli bilgiyi aktardım: Külliyat'ta "Savruk"un (L'Etourdi) önsözünde şöyle deniyor: "(Ahmet Vefik Paşa'nın) neşredeceğini kaydettiği Aşkı Musavvir=L' Amour peintre ve Pırpırı Kibar = Le Bourgeois gentilhomme piyesleri neşredilmemiştir." Külliyat'ta yer almayan Le Bourgeois Gentilhomme (Pırpırı Kibar) sonradan basılmış da değil, bendeki çeşitli bibliyografik kaynaklara göre. Yani "bulunması" zaten söz konusu değil. Bu nedenledir ki Turgay Nar, kendi deyişiyle "Moliere'in oyununun iskeleti üstüne kurduğu başka bir oyun"da Ali Süha Delilbaşı'nın "Kibarlık Budalası" çevirisinden yola çıkmış.

pe

Kaynaklara dalmışken, "Kibarlık Budalası"nın bizde (Cumhuriyet döneminde) kaç kez sahnelenmiş olduğunu merak ettim. "Devlet Tiyatrolarında oynanmış oyunların Bibliyografyası", oyunun Devlet Tiyatrolarfndaki yapım sayısının 3 olduğunu belirliyor. (1943-44, 1946-47, 1959-60). Şehir Tiyatroları yapımlarına ilişkin bilgiyi de dramaturg H. Zafer Şahin'den rica ettim ve aldım: Orada da (1941-42, 1954-55, 1969-70'te olmak üzere) 3 kez sahnelenmiş;. Kaynak taramasının sonraki adımında ("Tiyatro Ansiklopedisi - Aziz Çalışlar", "Tiyatro Bibliyografyası", "Devlet Tiyatroları'nda oynanmış. (...)" adlı kaynaklardan) 30'u aşkın Moilere oyunundan tümüne yakınının Türkçe'ye çevrilip yayımlandığı, sahnelenenlerin ise toplam Moliere oyunları sayısının yaklaşık yarısı olduğu belirlendi. (Bunların çoğu da birden çok kez sahnelenmiş). Tablo bu iken ve Şehir Tiyatroları ile Mehmet Ulusoy buluşmasından amaçlanan da "bir Moliere oyunu sahnelenmesi" olduğuna göre, acaba "el değmemiş" bir Moliere'e "el atmak" yerinde olmaz mıydı? "Güz Bitiminde Moliere ya da Kibarlık Budalası" bir Moliere oyunu üzerine kurulu bir başka oyun olma gibi, uyarlamadan öte bir "iddia" taşıyor. Bu yükün iyi taşınabilmesi için; oyunun yaratıcıları, özellikle yönetmen-yazar arasında üst düzeyde bir anlayış birliği ve uyum gerekir. Turgay Nar'ın bana aktarımlarından çıkan, bunun böyle değil, tam tersine geliştiği. Nar'ın nahif ile grotesk arasında gidip gelen şiirsel oyun yazım biçeminin Moliere'in kıvrak güldürüsüyle örtüşemeyeceği düşünülebilir belki. Ama, oyun çalışmalarında Turgay'ın öne sürdükleri yaşanmış ise: Anlaşılmış olduğu üzere kendisinin özet-taslak metni vermesinden iki ay sonra tamamlayıp sunduğu uzun metnin önemli bölümü "artık geç" denerek dışlanmış, alınan bölümler de tutam tutam alınmış ise; yönetmen metinle pek ilgilenmemiş, oyuncular metnin kimi bölümlerini kendilerine göre yazmışlar ise; bunların sonucu, metinde beliren tutarsızlıkların yanı sıra kimi noktalarda Nar'ın repliklerde gizli meramı ters-yüz olmuş ise... doğru şeyler olmamış demektir. ("İse" dediğime dikkat çekmek isterim.) Bunun ötesinde, basılı tanıtım malzemelerinde (Moliere'le birlikte) "yazar" olarak tanımlanan Turgay Nar'ın, ilk oyun sonunda sahnede selama çağrılışında "oyunun ön bölümünün yazarı ve dramaturgu" biçiminde tanıtılması yakışık aldı mı, sorusu, çok kişinin aklına takılı kaldı. Sırası gelmişken, bir de şu soru: Oyunu yaratanların tümünün selamda "resm-i geçit"e çıkarılması gerçekten gerekli mi?

16


pe cy a


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU

DUVAR

pe cy

a

Topluluğun Adı: Dynamo Theatre yeni bir sözcükten yararlanıyorlar, Ülkesi: Kanada çalışmalarını açıklamak için: Oyunun Adı: The Wall"/"Duvar" Gençliğin atılgan, itici gücünü ön Yaş Gurubu: 7-70yaş plana çıkaran oyunlar yapmak. Gösteri Yerleri: Muhsin Ertuğrul Sahnesi/Harbiye Gösteri Günleri: 9-70 Haziran 1998 10.30/13.30 Duvar Metin: Yvan Cote, Jacqueline Gosseli, Robert Dion, Daniel B. Hetu, Oyunda, dinamik bir müzik eşliğinde Pierre Lecrec canlı, enerjik ve eğlendirici bir Uyarlayan: Jacçues Lessard konunun, akrobatik aksiyonlarla Yöneten: Robert Dion sunuluşunu görürüz. Ergenlik Dekor: Michel Demers Müzik: François Dupuis döneminde olan beş gencin değişen Işık: Michel Beaulieu, Sabrina Steenhaut duyguları, heyecanları, birbiriyle olan Oyuncular: Guillaume Chouinard, Anne Tessier, Catherine Pilon, ilişkileri, kimi zaman dokunaklı ama Yvan Cote, Robert Drouin çoğunlukla neşeli bir atmosferde, devinim ve sözcüklerden oluşan bir portre biçiminde verilir izleyicilere. Dynamo Tiyatrosu: 1981 yılında, La Troupe Circus adı Bütün dekor, 3,5 m. yüksekliğindeki altında kurulan Dynamo Theatre, bir duvardan oluşur. Oyun, bu dünya çocuk ve gençlik tiyatrosuna duvarın önünde ve üstünde geçer. yeni bir soluk getirmiştir. Sirk Gençlerin özel oyun alanlarıdır cambazlarının, akrobatlarının burası. Duvarın kendisi, hem fiziksel tekniklerini tiyatro ile birleştirerek hem görsel biçiminin şiirselliğiyle, kendi özgün tiyatrolarını genç izleyicilerin ilgisini toplar, yaratmışlardır. Akrobatik tiyatro da Performatik bir kurguyla, oyunun diyebileceğimiz bu tür, aksiyonları sürekli tempolu, canlı ve merak heyecanlı duygular haline getirir, uyandıcı olması da hedeflenmiştir. karakterler arası ilişkileri anlık Çeşitli akrobatik devinimlerle duvar eylemlerle gösterir. üstünde, bazen tepeüstü, bazen tepeaşağı, bazen yanlamasına Avrupa'dan Kuzey Amerika'ya kadar yapılan hareketlerle, izleyicilere büyük ses getiren Dynamo heyecanlı anlar yaşatılır. Tiyatro'su, oyunlarıyla neredeyse Arada oyuncular hareketsiz kalarak sansasyonel bir hale gelmiştir. yaşamdışı kalmış gibi görünen Montreal'deki tiyatrolarında fotoğraflar verirler. Konunun çalışmalarını; ses ve nefes tekniklerini akrobatik aksiyonlarla anlaşılması çok kolay, görsel yanının birleştirerek, bir tür performatif ağır basması da, izleyicimizi oyunu tiyatro üzerine yoğunlaştırıyorlar. izlerken yormayacaktır Kendilerini tanımlarken, tamamen


pe cy a


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

SALTI IN BANCO Topluluğun Adı: La Terro Nuova Sokak Tiyatrosu Ülkesi: italya

fişekler eşliğinde anlatıyorlar. Oyunun finalinin komik ya da acıklı olma durumu ise, izleyicilerin seçimine bırakılıyor.

pe cy

a

Yaş Grubu: 8-80 Gösteriler: 8-9 Haziran, Rumeli Hisan (1500.000 TL) 10 Haziran, FatihÜnlü romantik baleden esinlenen bu Eğitim Parkı (Ücretsiz) gösteri, klasik dansın kodlanmış dilinden 77 Haziran, Kadıköy Meydanı (Ücretsiz) kurtularak bir meydan gösterisine Gösteri Saatleri: 27.00 dönüşüyor ve şarkıların anlatıma katkısından da bolca yararlanıyor. Yöneten: Luca Bruni Kostüm ve Dekor: Cinzia Cutrone , Mario Ferrari Çocukların ve büyüklerin birlikte Müzik: Marco Schiavoni izleyebileceği bir yapıya sahip olan oyun, Işık: Andrea Taharrini havai fişeklerle de destekli bir görsel Teknik Asistan: Giovanni Torrisi Oyuncular: Sara Biondi, Luca Bruni, Cinzia Cutrone, Mario Ferrari, şölendir Arianna Giovannoni, Sara Marinelli, Marta Santanicchia, Paola Timitilli, Michele Volpi Ünlü "Kuğu Gölü" Balesini İtalyan La Terro Nuova Topluluğu almış, "Bir Zamanlar Bir Kuğu Gölü Varmış" diye yeniden yazmış, kendilerine göre uyarlamış ve açık hava gösterisi haline dönüştürmüş.

Bir gösteri ki konusu önemli değil artık. Tuhaf görünüşlü kişiler, sürprizlerle dolu bir yük arabasıyla alandan alana, ülkeden ülkeye dolaşarak bir cadının büyüsüyle kuğuya dönüşen kahramanın öyküsünü anlatırlar. Bir süre sonra, bu kahramanın tekrar insan olarak ortaya çıkmasının getirdiği umut ve sevinç, mutsuz insanların yeniden hayata sarılmaları için bir güç oluşturur. Cambazlar, dansçılar, sopa üstünde yürüyenler ve oyuncular, bu alışılmamış olayı müzik sesleri, su oyunları ve havai 20


pe a

cy


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

ALİCE HARİKALAR DİYARINDA

pe cy

a

Topluluğun Adı: Rijeka Kukla Tiyatrosu koşarak geçtiğini görür ve derhal Ülkesi: Hırvatistan peşine düşer. Tavşanı izler, hiç gözden yitirmez ve gittiği her yere Yaş Grubu: 7yaş ve üzeri gider. Böylece, hiç bilmediği Gösteri Yeri: Kenter Tiyatrosu / Harbiye gerçekte var olmayan, bir dünyaya, Gösteri Tarihi: 70-7 7-72 Haziran harikalar diyarına yolculuk da başlar. Gösteri Saatleri: 70.30 ve 13.30 Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL Levvis Carrol'un dünyaca ünlü romanından bildiğimiz bu kukla Yazan: Levvis Carroll oyunu, ilginç bir sonla biter: Yöneten: Zoran Muzic Dramaturg: Davor Zağar Alis, yaşadığı serüvenlerden sonra Artistik Proje ve Performans: Gordana Krebelj tekrar kendi dünyasına dönmüştür. Müzik: Arşen Dedic Sanki hiç bunca zaman geçmemiş gibi Işık Tasarım: Damir Babic aradan, yine annesinin sesini Oyuncular: Karin Fröhlich, Snjezana Pirsljin, Almira Stjfanic, Sibila duymaktadır: "Kurabiye kavanozunu Ceizek, Bozena Maletic, Zlatko Vicic, Branko Smiljanic, Andelko kim aldı?" Alis çevresine bakınır. Somborski, Zdenka Markovic Kavanoz yanındadır, ama içindeki kurabiyeler annesinin yaptıkları değil, Karlı bir günde, küçük Alis evinde o gerçek dışı harikalar diyarından kedisiyle oynamaktayken, annesinin getirdikleridir. mutfaktan gelen sesiyle irkilir: "Kurabiye kavanozuna ne oldu?". Alis kendisini savunmaya uğraşırken, pencereden beyaz bir tavşanın

Ülkemizde örneğini pek izlemediğimiz kara tiyatronun dünyada sergilenen önemli örneklerinden birini izleyeceğiz. Video kasetten izleyerek daha fazla bilgi sahibi olmak mümkün, ancak çocukların değişik tekniklerin kullanıldığı bu oyunu uzun süre belleklerinden silemeyecekleri de bir gerçek

22


a

cy

pe


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

PRİZMA Topluluğun Adı: La Carrerarie Topluluğu Ülkesi: Fransa

a

Yaş Grubu: 8 yaş ve üzeri Gösteri Yeri: Kenter Tiyatrosu/Harbiye Gösteri Tarihi: 15-76-77 Haziran Gösteri Saatleri: 70.30 ve 13.30 Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL

cy

Yazan: Maurice Merle ve Christian Rollet Animasyon: Valene Moenne Yöneten: Jean-Paul Delore Müzik ve Performans: Mauhce Merle ve Christian Rollet Işık ve Dekor: Jean-Cyrille Burdet

pe

La Carrerarie Tiyatrosu: 1972'de kurulan topluluk, ilk gösterilerinden bu yana müzikle birleştirdikleri bir tiyatro anlayışını sürdürmektedir. Anlam ve biçim arasındaki özgün ilişkilere gösterdiği duyarlık da, özelliklerinden birini oluşturur. Bir yazıdan, bir enstrümandan yola çıkabilirler. Örneğin müzisyenler, oyuncular, araştırmacılar oyunların tekstlerini birlikte oluştururlar. Bir oyunda müzisyenler oyundaki karakterleri canlandırırken, oyuncular müzik yapar, enstrümanlarla bir öykü anlatırlar. Enstrümanlar, asal işlevlerinin dışında, kullanılmadıkları süre içinde, günlük kullanılan birer nesneye dönüşürler. Müzisyenler de oyunlar sırasında, sesleriyle ve vücutlarının her parçasıyla, gösteriye katılırlar. Her temsilde, farklı ve yaşanan anlık hareketlerle metinler içinde müzikal doğaçlamalar ortaya çıkar.

24

Oyunlarını büyük sahnelerde, okullarda, kültür merkezlerinde, sokakta, sinemalarda, kitaplıklarda da oynarlar. İzleyici - gösteri, dans - şarkı, metin müzik ilişkisi tam bir başarıyla kurulur. Hayalgücünün duygusallığı getirdiği öyküler seçilir. Akrobatik estetiğin ve müziğin birleştirildiği Carrerarie Topluluğu, öncü bir tiyatro yapmaktadır. Gençler ve çocuklar için hazırlanan gösteriler, aynı zamanda büyüklere de seslenir. Günceldir ama güncel olanla alay eder. Yaşamdan anlar gösterir. Ama bunlar tiyatro anlarıdır ve zaman içinde hiç yaşlanmadan dolaşırlar. Zaten, bunun için çoğu kez ölüm­ süzdürler. Prizma Sinema perdesinde, Lili adlı küçük bir kız kaybolur. Oyundaki iki müzisyen, kızı geri getirmek için her türlü çareyi denerler. Lili tutsaktır oysa. Bu tutsaklıktan da, mutlu gibidir. Görüntülerin ahengine uygun uçar, bir o yana bir bu yana süzülür. Yuvarlanır, güler, sözcükleri ağzında yuvarlar, bağırır. Olağandışı dünyalarda gezinir. Muz ağaçları ve palmiyelerle dolu ormanlarda, her şeyi yalayıp yutan yuvarlak insanlar"ülkesinde, "Sürekli yere düşenlerin" ülkesinde, "Gri sırtlı filler" ülkesinde nesneler ve sözcükler, şiirsel bir dairede buluşurlar ve küçük kızın hayaline yerleşirler.


a cy pe Uçan bir yaprakla da yolculuk yapar Lili. Bir ayağın beş parmağına rastlar sonra. Ardından kendisini karın beyazlığında tutsak bulur. Sözcük ve renk oyunları, biçim oyunları, iki müzisyenin olağanüstü yorumlarıyla birleşir. Maurice Merle ve Christian Rollet bize aynanın öbür yanına geçebilmenin olanaklarını gösterirler. Yazdıkları senaryoyu, Valerie

Moenne' in resimleriyle bir araya getirerek, müzisyenlerin ve sinemacıların dünyasını 45 dakikalık bir gösteriyle birbirine kaynaştırıyorlar. Oyunda, görüntülerin ve müzisyenlerin arasında kurulan ilişkiyle, görsel betimlemelerden yoksun bir gerçeğin kırıldığını görüyoruz. Bu betimlemeler, artık şaşkınlık verici hayalgücünün besini değildir, gerçeğin ta kendisidir. Burada her

şey canlıdır. Komedyenler, müzisyenler, seyircinin heyecanı, soruları, inançları, hatta zaman zaman görüntüler bile yaşam alanı bulur. Seyirciler salonu terk ederken, dekordan bir parça da götürürler. Cisimler cansız. Ya biz, bizim ruhumuz canlı mı dersiniz? 25


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

BEBEK SEVGİSİ Topluluğun Adı: Quicksilver Tiyatrosu Ülkesi: İngiltere

a

Yaş Grubu: 3-5yaş Gösteri yeri: Afife Jale Sahnesi/ Ortaköy Gösteri Tarihi: 16-17-18 Haziran Gösteri Saatleri: 70.30 ve 13.30 Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL

pe cy

Yazan: Carey English Yöneten: Guy Holland Işık: Christine VVhite Dekor-Kostüm: Philip Engleheart Sahne Amiri: Tracie Pang Müzik: Steve Byme Oyuncular: Vicci-Jade Smith, Keith Saha

Quiksilver Tiyatrosu: 1977 yılında, bugüne kadar tiyatronun Genel Sanat Yönetmeni olan Guy Holland tarafından kurulmuştur, ingiltere'nin çeşitli yörelerine turneler düzenleyerek, oyunlarının tüm yurtta tanınmasını sağlıyorlar. Çocuğun toplumda tam bir birey olduğu inancından hareketle, çocuk tiyatrosu yapmanın yetişkin tiyatrosundan daha önemli ve daha zor bir iş olduğunu söylüyorlar. Amaçları; oyunlarında aşağıdaki ilkelerin gerçekleşebildiğini görmek: İzleyicileri coşturmak, özgür düşünceyi sağlamak, çarpıcı konuları sunmak, oyunları izlerken öğrenmelerini sağlamak. Quicksilver, bunların dışında oyun yazımı üstüne de çalışmalar yapmakta ve oyun metninin, oyunu sahneleme ve oynamak kadar önemli olduğunu da

26

düşünmektedir. Bu yazım grubu, yönetmen ve oyunculardan oluşmakta, koordineli bir biçimde çalışmaktadır. Deneme, yanılma yöntemiyle izleyicinin tepkisi doğrultusunda oyunların doğruluğu saptanıyor. Bebek Sevgisi Oyunun eksen karakteri Harry dört yaşındadır. Çevresinin tüm ilgisini üstünde toplamaya alışmış, şımartılmıştır. Dekor, Harry' nin odasıdır. Oda, oyuncak dinazorlar, ayılar, kutularla doludur. Harry, odasında oyuncaklarıyla mutlu yaşarken, bir gün odada bulduğu bir valizle birlikte, küçük Harry' nin tüm yaşamı karışacaktır. Valizin içinden bebek giysileri çıkar. Ölçer, biçer giysileri Harry. Bebekler içindir bunlar. Oysa o kocaman bir çocuktur. Valiz de içinde uyuyamayacağı kadar küçüktür, bunlar kimin içindir o halde? Bu arada odada olmaması gereken bir şeyi daha görür Harry. Kocaman bir karton kutu. Bunun ne işi var burada? içini açınca kartonun, şaşkınlığı daha da büyür. Kartonun içinde bir bebek vardır, üstelik de canlı. Peki bu nasıl buraya geldi? Bahçede kocaman bir leylek mi var yoksa? Olsa bile, bebeklerin leylekler tarafından getirildiğine inanmıyordu ki o. Aptalca bir açıklamadır bu ona göre. Kuşlar yumurtlarlar, bebekleri de anneler doğururlar. Bakıcısı da gelmek üzereydi Harry'nin. O gelene kadar şu bebekle oynayıp vakit


geçirmek hoş olurdu doğrusu. Ama bebek Myra' nın başka planları vardı ve niyeti Harry'nin yaşamını altüst edip dayanılmaz hale getirmekti.

Sevimli ve çocukça bir söylemle, çocuklara öğüt vermeden ince buluşlarla sahnelenen oyun, seslendiği yaş gurubu kadar, büyüklerin de ilgisini çekecek biçimde hazırlanmış

pe

cy

a

Büyümenin acılarını, sıkıntılarını, güçlüklerini ve nazlarını birlikte yaşarken, küçük kızdardeşine dayanmayı, kıskançlık göstermemeyi, onu

sevmeyi öğrenmesi gerektiğini oyun boyunca anlayacaktır Harry.


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

HARF ÇORBASI Topluluğun Adı: Els Aquilinos Tiyatrosu Ülkesi: İspanya

pe

cy

a

Els Aquilinos Çocuk Tiyatrosu: 1981 yılında küçük bir sirkte oluşan topluluk, "Aquilino Harikalar Sirki" Yaş Grubu: 8yaş ve üzeri adıyla ilk gösterisini sunmuştur. O Gösteri Yeri: Taksim Sahnesi/ Taksim zamandan bu yana gösterilerini Gösteri Tarihi: 17-18-19 Haziran Çocuk Tiyatrosu oyunları olarak sür­ Gösteri Saatleri: 70.30 ve 13.30 düren topluluğun, ülkemizde Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL oynayacakları "Sopa de Letras-Harf Yazan: Gianni Rodari Çorbası" adlı çocuk oyunu, 1986'da, Adaptasyon: Esther Prim İtalyan yazar Gianni Rodari tarafından yazılmıştır. Bu oyun ve Yöneten: Miquel Alvarez Işık: Francisco Arribas topluluğun yetişkinler için yaptıkları Kostüm: Esther Prim oyunlar da, pek çok ulusal ve Müzik: Xavier Maristany uluslarası ödüller almıştır. 1993'ten Oyuncular: David Lain, Miquel Alvarez, bu yana Fransa, İtalya, Portekiz, Esther Prim Polonya, Almanya, İsviçre,

28


a pe cy

Yunanistan, Hırvatistan, Kanada, ABD, Arjantin, Meksika, Kore ve Pakistan'da, yaklaşık 2000 kez oynamış ve çeşitli festivallere de katılmışlardır.

Oynadıkları oyunları filme de çekerek, çeşitli TV kanallarında diziler halinde gösterilmesi sağlanmış, genç seyircilerin bu yolla yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca sürekli okullarla ilişki halinde olarak, kukla gösterilerine küçük seyircilerin ilgisinin artırılması hedeflenmektedir. Harf Çorbası Tom, yaşamının önemli bir dönemecinde, bir gün yolda bir çocuğa rastlayınca, kendi çocukluk yıllarını anımsamaya başlar. Artık tamamiyle unuttuğunu sandığı, geçmişte yaşamış olduğu heyecan ve duyguların su yüzüne çıktığını fark eder. Yaşadığı evi, sokağını, okulunu

anımsar. Bir zamanlar gerçek, ama şimdi onun için hayal olan bir dünyayı... Bir yanılsamayla o günlere dönerek, çocukluk döneminin heyacanını yeniden yaşar. Yolda kar­ şılaştığı çocuk, Tommy ise, büyüme hevesiyle doludur yalnızca. "Harf Çorbası", gerçekle fantezileri harmanlayarak, yaşamdaki ters durumları ve zıtlıkları göstererek, bunların tek ve aynı olgu haline dönüşebildiğini anlatır bize. Yönetmenin Ağzından: Oyunda, aynı anda yaşanan iki ayrı zaman anlatılır. Yaşanan anda (bugünde), Tom'un kişiliği ve geçmişteki çocukluk anıları vardır. Bu iki farklı zamanı anlaşılır kılmak, (netleştirmek) için çeşitli renkler ve görsel malzemeler kullanılmıştır. Geçmişe ait anılar ve her şey, gazete

kupürleriyle kaplanmıştır. Günü­ müzde yaşananlar, kırmızı ve metalik renklerle verilmiştir. Oyuncuların hepsi kırmızı ya da gazete kupürleriyle kaplanmış gözlükler takarak, insanların dünyaya bakışlarının yorumunu simgesel bir dille anlatırlar. Oyunda kuklalar ve oyuncular, aynı anda kullanılmaktadırlar. Aynı karakterler bazen oyuncular, bazen kuklalar tarafından canlandırılırlar. Sahne dinamizminin sinematografik bir biçimde ve dekorların hareketliliğiyle sembollerin anlatımı olan "Harf Çorbası", gündelik yaşamın ardında gizlenmiş yanılsamaları, fantezileri, dramatik anları, hayal ve gerçeğin bileşimini veren bir çocuk - büyük oyunudur 29


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

MEMİŞ DAYI Topluluğun Adı: Ankara Deneme Sahnesi Ülkesi: Türkiye Yaş Grubu: 10yaş ve üzeri Gösteri Yeri: TaksimSahnesi-Taksim Gösteri Tarihi: 7 7-72 Haziran Gösteri Saatleri: 70.30 ve 73.30 Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL

cy

a

Yazan-Yöneten: Prof. Dr. Nurhan Karadağ Yönetmen Yardımcısı: Selçuk Göldere Özlem Başkaya Müzik: Dr. Nedim Yıldız Koreografi-Kostüm: Selçuk Göldere Işık: Erkan Ergin Oyuncular: ADS Oyuncuları

pe

Ankara Deneme Sahnesi, 42 yıllık bir topluluktur, ancak tarihlerinde ilk kez çocuk oyunu oynuyorlar. Prof. Dr. Nurhan Karadağ: "Çocuk tiyatrolarımız ile çocuk oyunlarımız, çocuk kültürümüz birbiriyle çelişen durumlar içinde"

dedikten sonra, bir model oluşturmaya karar vererek "Memiş Dayı" isimli bir halk masalını oyunlaştırıp sahnelediklerini açıklıyor. Memiş, anası ile birlikte yaşayan, çalışmayı sevmeyen tembel birisiymiş. Günün birinde Güllü'ye âşık olmuş, annesiyle istetmiş ama Güllü'yü vermemişler. Memiş, bunun üzerine çalışmadan zengin olmanın bütün yollarını denemiş, büyü yaptırmış, dua okutmuş, talih oyunları oynamış ama zengin olamamış. Bunun üzerine aklına Hızır gelmiş, onu aramaya başlamış. Hızır'ı bulana kadar yolda karşılaştıklarının da dertleri olduğunu öğrenmiş. Sonra, Hızır'ı bulup, konuşmuş, her şeyi öğrenmiş. Dönüş yolunda, önce karşılaştıklarda tekrar karşılaşmış, Hızır'dan öğrendiklerini, onlara da anlatmış ve sonunda memleketine gelip, çalışmaya başlamış ve Güllü'yle evlenmiş


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

KİBRİTÇİ KIZ Topluluğun Adı: Özbek Devlet Gençlik Tiyatrosu klasiklere de yer vermektedir. Kendi Ülkesi: Özbekistan folklorik zenginliklerini bolca

pe cy a

kullanan topluluk, oyunlarında Yaş Grubu: 8 yaş ve üzeri olabildiğince hareket, dans ve Gösteri Yeri: Taksim Sahnesi/ Taksim Gösteri Tarihi: 13-14 Haziran (12.00-15.00) 15 Haziran (10.30-13.30) müziğe yer vermektedir. Festivale Bilet Fiyatı; 1.000.000 TL katılacak oyunları da geniş kadrolu (22 oyuncu) ve tamamen sözsüz Yazan: Hans Christian Andersen olarak sahnelenmektedir. Yöneten: Nabi Abdurakhmanov Müzik: Dimitri Yanov-Yanovsky "Kibritçi Kız" Tasarım: Igor Gulenko Koreografi: Shukhrat Tokhtasimov, Malika Iskandarova Çocuk edebiyatının önde gelen Bale Öğretmeni: Ludmila Nemirûvskaya isimlerinden Danimarkalı yazar Işık: Aleksandr Shakhin Andersen'in bu çok ünlü yapıtı Ses: Maksim Nasibullin "Kibritçi Kız"ı kendi folklörlerine Oyuncular: Devlet Tiyatrosu oyuncuları başarıyla uyarlayan topluluk, oyunu sözsüz olarak sahnelemektedir. Özbek Gençlik Devlet Tiyatrosu, uzun yıllara dayanan tiyatro Karanlık, soğuk bir kış gecesinde, eğitimini, çocuk ve gençlik tiyatrosu sokaklarda kibrit satarak geçimini alanında da sürdürmektedir. Yetişkin sağlayan küçük kız çocuğu, yaşama oyunlarının yanı sıra gençlik savaşı vermektedir. Açlığa ve soğuğa birimindeki deneyimli elemanlarıyla daha fazla direnemeyeceğini nzgün çocuk oyunlarının yanında anlayınca, bir tür yok oluş biçimini seçerek, kibritlerini tek tek yakmaya başlar. Kibritlerin vereceği sıcaklık yerine, ışığıyla ilgilenir küçük kız. Her kibrit, yeni bir hayali getirir gözlerinin önüne. Kibrit ışıklarında canlanan hayalleri izleriz sahnede. Bu hayallerle mutlu olan küçük kız, yaşama sevinci ile dopdolu olarak ve bütün kibritlerin yanıp bitmesiyle, soğuktan donarak kendisini çok seven babaannesinin yanına, artık hiç acıkmayacağı ve üşümeyeceği bir dünyaya gitmiştir

31


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

DİKKAT SINIR! Sınırlar Serüvendir! "Sınırlar vardır, ülkeler arasında, sıkı kontrol edilen. Sınırlar vardır, insanlar arasında, çok Yaş Grubu: 5 yaş ve üzeri daha sıkı kontrol edilen. Ama bu ikinci sınır, Gösteri Yeri: Afife Jale Sahnesi/ Ortaköy görülmez. Hissedersin onu yalnız. Eğer birileri Gösteri Tarihi: 10-11-12 Haziran uzaklaşırsa senden, seninle ilgilenmezler, Gösteri Saatleri: 70.30 ve 13.30 oynamazlarsa seninle ya da biri yasaklarsa Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL sana bir şeyleri, kızarsa sana, cezalandırmaya kalkarsa seni, sınırı sen kendin de koyabilirsin Reji: Herman Vinck tabii. Başkasının canını sıkmamak, acıtmamak Dekor-Kostüm: Herman Vinck için onu . Kendinle yalnız kalmak istediğinde. Reji Asistanı: Michaeie Gabriei Dramaturji: Stefan Fischer-Fels Kendi kendinle hesaplaşmak istediğinde. Bu Makyaj: Petra Föhrenbach durumlarda, kendinle diğer insanlar Işık: Harald Breustedt arasındaki SINIRI hissedersin işte. Müzik: Martin Fonfara Acıtır bazen. Bazen de korur seni. Ama Oynayanlar: Ulrike von Lenski, Axel Prahl AYIRIR. "

a

Topluluğun Adı: Grips Tiyatrosu Ülkesi: Almanya

pe

cy

Grips Tiyatrosu: Federal Almanya' nın Berlin kentindeki Grips Tiyatrosu, 27 yıldır Almanya'nın ve dünyanın en önemli çocuk ve gençlik tiyatrolarından biri olmayı sürdürüyor. Oynadıkları 125 oyun, pek çok ülkede adapte edilerek, o ülkelerin kendi dillerinde oynanıyor. Ayrıca kendileri de, Avustralya'dan Japonya'ya, Brezilya'dan Hindistan'a uzanan bir coğrafyada temsiller veriyorlar. Daha önce ülkemizde üç oyunu oynanan topluluğun, ülkemize bu ilk gelişi. "Dikkat Sınır!", tipik bir Grips oyunu olmamakla birlikte, içeriğinin kolay anlaşılması- diyalogların azlığı, açısından ve çok yeni bir çalışma olmasından dolayı seçilmiştir. Oyun 50 dakika sürmekte ve Amsterdam Werktheater'ın kurucularından olan Herman Vinck tarafından sahnelenmektedir. Roller, Grips Tiyatrosu'nun çok deneyimli iki oyuncusu, Axel Prahl ve Ulrike von Lenski tarafından oynanmaktadır.

32

Dikkat Sınır! Bir sınır bekçisi, çölde yıllardır bir sınırı kimsenin geçmediği- bekler. Tek basınadır. Başında, General' inin - emir almayı beklediğişapkası vardır sadece. Bir gün bir kız gelir sınıra. Çılgın düşleri, bol fantezileri vardır. Sırt çantasında garip şeyler bulunur. Kendisi de nedense- sineğe benzer. Sınıra gelir ve sınır bekçisiyle karşılaşır. Adam paniğe kapılır ve bağırır! " Dur! Burası sınırdır!". Kız anlamaz ne demek istendiğini. Ama meraklanmıştır iyice. Öte tarafa geçmek ister. Sınır bekçisi bırakmaz. Durum kötüye gitmektedir. Adam direnir, kız ısrarlıdır. Bir sinek gibi uçarak geçmek ister öbür tarafa. Sınır bekçisi anlamaz: "İnsanlar uçamazlar ki...". Kız buna rağmen uçarak barikatın üstünden geçmeyi dener ve sonuçta, barikat parçalanır. Sınır bekçisi çok üzülür ve ağlamaya başlar. Kız da anlamıştır durumu. Bu barikat, adamın bütün dünyasıdır. Sonuçta yardım eder ona ve barikatı onarırlar. Yalnız bir şartı vardır kızın. Artık sınırın o tarafı, bu tarafı olmayacak ve barikat, yalnızca bir oyun aracı olarak kalacaktır. Böyle olursa, kız da adamın yalnızlığını paylaşacak ve onun yanında kalacaktır. Sevinçle kabul eder sınır bekçisi. Görünen ve görünmeyen sınırlar ortadan kalkmış, kız ve adam bir ikili oluşturmuştur


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

ALAADDİN'İN SİHİRLİ LAMBASI insanların asırlardan beri aradığı mutluluğa cin figürleriyle ulaşmaya uğraşmasını görüyoruz. Cin, insan Yaş Grubu: 8yaş ve üzeri fantezisini gerçekleştirme yolunda bir Gösteri Yeri: Gaziosmanpaşa Sahnesi köprü olduğu kadar, doğru ve iyi Gösteri Tarihi: 17-18-19 Haziran amaçlar adına kullanıldığında barışçı da Gösteri Saatleri: 13.30 olabilir. Bilet Fiyatı: 750.000 TL Ama, fantezinin kontrol altına alınması gereklidir. Çünkü kötü amaçlar için de Uyarlayan ve Yöneten: Namık Agayev kullanılması olasıdır. İnsanlığa ve barışa Müzik: İhsan Kılavuz-Onur Dağlı-Murat Bavli karşı olanlarla silahla savaşmak yerine, Kostüm: Duygu Türkekul akıl gücüyle savaşmak gerektiğine Dekor: Zuhal Soy inanıyoruz. İnsanlığın barış içinde Koreograf: Selçuk Borak yaşamasına karşı olanlarla girilen Oyuncular: Murat Coşkuner, Ezgim Kışlalı, Murat Bavli, Gürol çatışmanın her anında akıl gücü ile Güngör, Kutay Kırşehirlioğlu, Ezgim Kışlalı, Aslı Iktu, Harika Özovalı davranmak, çözüm üretmek gereklidir. Bu gerçeği oyunda sizlerle paylaştık ve Bu masalı seçmemizin nedeni, sevgi, sizi oyuna katarken hayal dünyalarınıza kahramanlık ve hayal dünyasının güzel da estetik olarak seslenmeye çalıştık© bir birleşimi olmasıdır. Bu oyunda

pe

cy

a

Topluluğun Adı: istanbul Bûyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Ülkesi: Türkiye

33


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

KADINLAR BİRLEŞİYOR Topluluğun Adı: Yunanistan Ulusal Tiyatrosu Ülkesi: Yunanistan Yaş Grubu: 8yaş ve üzeri Gösteri Yeri: Yunus Emre Kültür Merkezi/ Ataköy Gösteri Tarih ve Saatleri: 19 Haziran (18.00) 20-21 Haziran (12.00 ve 15.00) Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL

pe

cy a

Yazan: Aristophanes Uyarlayan ve yöneten: Karmen Rougeri Dekor: Adreas Sarantopoulos Kostüm: Nikos Saridakis Müzik: Yannis Makridis Şarkılar: Andreas Kouloumpis Koreografi: Petros Gallias Işık: Avgerinos Filippopoulos Oyuncular: Ulusal Tiyatro Oyuncuları

Bizi çok eskilere, milattan 400 yıl kadar öncesine götüren bir oyun, "Kadınlar Birleşiyor". O yıllarda, komşumuz Yunanistan'da, uzun süren savaş yılları sonucunda her şey kötü gitmektedir. Praxagora adlı bir ev kadını kendini bu akışı değiştirmekle yükümlü hisseder. Devlet idaresi erkeklerin elindedir ve kadınların politika yapması, hükümette görev alması yasaktır. Praxagora, erkek giysileri giyerek aynı fikirde olan kadınlarla birlikte meclisi basar. Her şey yıldırım hızıyla değişir bundan sonra. Paylaşım ana amaç olur. Kadınların yönetimindeki bir devlet, bundan böyle her şeye el koyacak ve eşitliği sağlayacaktır. Savaşa son,

umutsuzluğa ve ülkenin yıkımına da son demektir. Kadınların yönetimi ele geçirmesiyle başlayan hareket, herkesi umutlandırır. Büyük şölenlerle ülkenin her yanında bu oluşum kutlanır. Yunanlı komşularımız bu oyunla bize umut ve sevgi getiriyorlar. Oyunun içeriğini öğrendikten sonra, dilini anlamasak da olur. Öylesine renkli, öylesine görsel, öylesine hareketli ki zaten, çok eğlenecek, beğeneceksiniz. İyi seyirler..


1. ULUSLARARASI İSTANBUL ÇOCUK TİYATROSU FESTİVALİ

AİLE Topluluğun Adı: Mixed Topluluğu Ülkesi: Kanada Yaş Grubu: 10yaş ve üzeri Gösteri Yeri: Aziz Nesin Sahnesi/ Taksim Gösteri Tarihi: 18-19 Haziran (10.30 ve 13.30) 20 Haziran 12.00-15.00 Bilet Fiyatı: 1.000.000 TL

Kişilerin gerçekten ne düşündüğünü anlamak için, diğer insanları da olaylara karıştıracak sahneler yaratılır.

pe

cy a

Aile Yazan: Luc logna ve Grubu Aile içi sorunlar her zaman vardır. Yöneten: Simon Malbogat Anne ile baba arasında, baba ile Yönetmen Yardımcısı: Laura J. Forth çocuklar, anne ile çocuklar hatta Ses ve Maskeler: Peter Jarvis çocuklarla çocuklar zaman zaman Oyuncular: Tracey Hvvay, Ayşe Uçar, Celal Uçar, Peter Jarvis, Luc logna, Lauru J. Forth, Simon Malbogat geçinemezler birbirleriyle. Anlaştıkları zamanların sayısı, anlaşamadıklarından az da olabilir Mixed Company: 1983 yılında Toronto'da kurulan çok da. Eşitlenebilir de bu süre. Bir topluluk, Forum Tiyatrosu teknikleri gün öyle, bir gün böyle diyelim. Ama uygulamaktadır. Bu tekniğe bir sonuçta, önemli olan bu anlamda "Görünmez Tiyatro" da anlaşmazlıklara neden olan sorunları diyebiliriz. İzleyiciler, bir tiyatro kavramak, irdelemek, sonra da oyunu izlediklerinin farkında çözmektir. Bu konuda bize yardımcı olmaksızın dramatik eyleme olacak en önemli etmen de, sevgidir. katılırlar. Amaç, toplumsal baskıları Sevgi ve hoşgörüyle yaklaşıldığında ortadan kaldırmaktır. Bu açıdan, izleyiciler kendilerinden habersiz sorunlara, çözülmeyecek gibi olarak, bilmeden serüvenlerin içine değildir. Bütün aile bireylerinin katılırlar. Çevremizdeki dış birbirini dinlediği, anlamaya çalıştığı, baskılardan kurtulmak hele de sevdiği ortamlarda, için, seçenekler anlaşmazlık barınacak yer bulamaz, bulmanın, alternatifler kapı dışarı edilir. Bu oyunun yanlışları üretmenin yollarını da var tabii size göre. Yer yer sunar, izleyicilere. Bu hesaplaşıyorsunuz hem oyun durum, Augusto kişileriyle, hem kendinizle... İlginç Boal'ün hedeflediği ve değil mi, bu tür bir oyun izlemek? uygulamakta İçinizi kıpır kıpır ettiren, sizi de olduğu "Seyircioyunun bir kişisi haline getiren Oyuncu" böylesine bir oyunu bizlere taa kavramının Kanada'dan getiren topluluğu uygulamasıdır. izlemek ne keyif.. 35


SÖYLEŞİ

Aşağıda grup üyelerinden Celal Uçar ile yaptığımız söyleşi yer almakta.

çalışmamızda; "Gelişmiş Ülkeler"de yaşayan (USA ve Kanada v.b.) "artık haline gelmiş bir birey olarak" kaldırıma fırlatılmış genç kişiliklerin günümüzün gerçeğinde yarattıkları imajların satın alınır

Amacınıza her zaman ulaşabiliyor musunuz? Engeller var mı, neler? Amacımızı pragmatik bir şekilde ikiye ayırırsam; birincisi, tiyatro yapmak, ikincisi, tiyatro ile neler

a

"Mixed Company" 1. Uluslararası İstanbul Çocuk Tiyatrosu Festivali'nde "Aile" oyunuyla Altı Forum Tiyatro örneği ve üç günlük bir vvorkshop çalışması yapacaklar.

tartışmaları yönlendirmek. Seyirci ile oyuncu arasında, yol gösterici bir öneriyi sunabildiği Forum'un yaratılması ana unsur. Günün gerçekliğinde yeniden yaratıyı umutlu bir bölüşüme ve işbirliğine açık hale

cy

"Mixed Company" 1983 yılında kurulan kâr amacı gütmeyen bir tiyatro topluluğu. Grup 30'u aşkın profesyonel, Türk, Latin Amerika, Afrika, Kanada ve Avrupa kökenli oyunculardan oluşmakta. Genel Sanat Yönetmeni Simon Malboga. Grup geçtiğimiz yıl "Ripple Effect" adı altında 8. International Theatre of The Oppressed (Ezilenlerin Tiyatrosu) Festivali'ne Toronto'da ev sahipliği yaptı.

Nihal

Kuyumcu

pe

Okyanus Ötesinden Bir Agusto Boal Tiyatrosu ve "Mixed Company" Neden Agusto Boal tiyatrosu? Sizi böyle bir tercihe iten nedeni açıklar mısınız?

Kendi yaratı ve çabalarıma dayalı özgün, kişiliğime uygun bir tercih olduğunu söyleyebilirim. Oluşumunda Brecht'çi stilin ve AÇOK'un tarihsel birikimi rol oynuyor. "Theatre of the Oppressed" (Ezilenlerin Tiyatrosu) ya da genelde Tiyatro yapmak benim için sanki tamamlanamamış bir görevin ya da bir sözün yerine getirilmesi gibi bir şey. Öteden beri tarihsel işlevini yitirip her gün ölüp, kokuşan dramatik paniğe son veriş. Alternatiflerini yaratan 36

getirebilmesi ile her gün beni heyecanlandıran ve süprizlerle dolu sonuçları ile beni yine her gün şaşırtan törensel bir kutlamaya dönüşüyor yaşantım. Dolayısıyla "Mixed Company" olarak böyle bir yolculuğa hep birlikte çıkmış oluyoruz. Çünkü hepimiz aynı anlayışı paylaşıyoruz. Biraz çalışma yönteminizden söz eder misiniz? Kimlerle, hangi amaçlarla, nelerle? Somut zamanların, somut mekânlarla ilişkisi içerisinde hareketimizin dinamiğini araştırıyoruz. Yer, kimler, amaçlananın "özgün" çalışma yöntemlerini oluşturuyoruz. Örneklersek sokak çocuklarıyla değişik ülkelerde yapılan bir

olmasına, karşıt dil'in demokratik toplumlardaki keskin anlatımına yönelik "Forum" biçimlendirmesi ile tartışılır imajlarını oluşturabiliyoruz. Brezilya ya da Türkiye gibi ülkelerde foto-imajlardan, belirgin görüntülerden çıkarak dil'in kullanımını geliştirecek "Forum" yöntemine ulaşmaya çalışıyoruz. Diyelim ki, kaldırıma atılmış bu genç insanlarımızın "fahişe'lik sorgulamasında bir ülke de dil'in, bir diğerinde görsel imajların, fotoğrafların basamak olarak alınması gibi önceliklerle yöntemlerimizi oluşturuyoruz. O zaman ya "imaj" ya "forum" veya ikisinin birlikteliği ortaya çıkıyor.

yapılabileceği. İkisinin de önündeki engeller farklılaşıyor. Tiyatro yapmak, kimlerle, nerede ve ne zaman? Yukarıdaki örneği kullanırsak "sokak çocukları". Bunu ikiye ayırabilirim. Onları gözlemleyip yaratılan bir text ile beraber ya onlara, ya da başkalarına onları anlatan bir tiyatro yapılabilir. O zaman da amaçlarımız ve engellerimiz farklılaşır. Tiyatro yapılan bir iştir. Tiyatro yapmak deyimini kullanıyorum. Çocuklara tiyatro yapıyorsanız ya çocukların davranış biçimlerine yükselecek kadar ustalaşıp, sadeleşmeniz gerekiyor ya da bu yetkiyi onlara verecek katılımcılığı


Tiyatro yapmak toplumsal soluklanmak olduğu için, böyle bir eylemi başlatmak için hiç bir yetki ya da kışkırtmayı beklemiyoruz. Bunu yapmak yaşamsal sorunumuz. Soluk alıp verirken çevre kirliliği oranında soluma zorlukları çekiyoruz. Çocuklardan ne gibi tepkiler alıyorsunuz? Sonuçlara vardığınız oldu mu?

Kanada yerlilerinden "Tribe" adlı kabilenin geleneksel, her biri yedi kuşak yaklaşık iki yüz yıl tecrübeyle sabitleşmiş dramatik haritası olan Tiran'ların Baskı Çemberi'ni ki bunlar kuzey-güney ve doğubatı karşıtlığı içersinde belirlenip, kişiliklerin beyazkırmızı, sarı ve siyah sembolik renkleriyle desteklenerek ortaya çıkarılışı ve oyunumuzda kullanılması. Özelde "Aile" tanımlamasında bu maskeler aynı zamanda bu masklar kişiliğin aydınlık ve karanlık yönlerinin bir somut ifadesi -günlük yaşamımızı- olarak yer alıyor. Ve bunlar çocuk ve genç insanlarımızla evrensel olarak tanımlanıyor ve annebaba, arkadaş-öğretmen, patron-işçi gibi somutlaşıyor.

Kanada dışında daha önce nerelerde tiyatro yaptınız? Kanada'dan önce Türkiye'de tiyatro yaptım. Oyunculuk yaşantım 1973 yılında AÇOK'la başlar. "Mor Gezegen"de -Haydi kalkın öyleyse, kalkın haydi çocuklar, bebeği büyütmeye, nineyi avutmaya, açları doyurmaya gidelim. Yoksulluk kaçsın bizden, kaçsın gitsin hastalık, bitsin bütün savaşlar- ile yoğrulan "Ferhad ile Şirin"de -Bak şu insanlara Şirin'im bak. Seni bu insanlar ile beraber şimdi daha çok seviyorum. Sevmesem onları seni nasıl severim-'le bilinçlenen bir oyunculuk tarzı gelişti bende. Bu tarz Muğla Şehir Tiyatrosu'nun 1989-1990 yıllarında kurana dek perdeyi yeniden Ümit Denizer'in "Ferhad ile Şirin''i ile açarak devam ediyor. Toronto'da, 1991'de UNESCO için Yunus Emre'de 1992'de "Sinbad'ın Sekizinci Yolculuğu", 1993'de Aşık Machiavelli de sürüyor. "Niagara Street Player'ların kendi salonu ile üç yıllık yönetmenliğinde yürüyor. 1994'den beri de Mixed Company'de noktalanıyoruz.

pe cy

Çocuklarla çalışmak başlı başına bir tepki olması nedeniyle daha çok etki ve etkileşimler alıyoruz. Çocukça bir yalınlık içinde sorgulandığımızda çözümlemelerin tüm karmaşık görünümüne karşın sade sonuçlarına birlikte ulaşıyoruz. Yitirdiklerimize evrimsel bir geri dönüşle yeniden kavuşabilme şansımız ortaya çıkıyor. Umut, dil, sevgi, tartışma, arkadaşlık vb. Bu yalın yabancılaşma sürecinin kendisi çok şaşırtıcı bir serüven.

Özellikle dikkat etmediğimiz hiçbir şey çalışmalarımızda yer almıyor. 1. Uluslararası İstanbul Çocuk Tiyatrosu Festivali için hazırladığımız "Aile/The Family" oyunumuzu tarihsel süreci ve oluşumu içinde kendi yaşadığımız toplumun (Kanada) oluşmuş tecrübelerini evrenselleştirip, gittiğimiz toplumun (Türkiye) özgün gerçekliğine bağlamaya çalışıyoruz.

a

zorlamanız gerekiyor.

Çalışmalarınızda öne çıkan etkin olan konular neler?

Günümüz gerçeği içindeki tüm sosyal ve bireysel ilişkiler ve bu sıkışmada oluşan hayâl kurma yeteneğimiz. Dramatik yaratı ise tam tamına bir karşıtlıklar sorunu. Sosyalleşme ağı içinde kişiliklerimize kavuşurken etken olan her türlü etkileşim. Özetlersek tüm baskılar içsel ve dışsal baskılar. Aile, okul, devlet, toplum, doğa gibi. Sürekli araştırma içindeyiz. Modern toplumlar, eski toplumlar, geleneksel toplumlar ve birbirlerine içice geçişleri. Çalışmalarınız sırasında özellikle dikkat ettiğiniz şeyler var mı?

Kanada 'da okullarda "tiyatro" eğitim programı içinde yer alıyor mu? İlgi nasıl?

Evet yer alıyor. İlgi oranı yüksek. Ancak bu yanıltıcı bir cevap olabilir. Liselerdeki ilginin "tiyatro" ya da "drama" dersleri öğrenciler tarafından çoğunlukla ders ortalamasını yükselten bir katalizör olarak kullanmaya yönelik olduğunu söyleyebilirim. Çünkü "drama" dersinden kolay geçebilirsiniz. Bu noktada da medyanın etken öldürücü darbeleri çok önem taşıyor.

Bu arada Küba ve Latin Amerika ülkelerinde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kanada'dan Türk tiyatrosu nasıl gözüküyor? Bu soruyu yönetmene (Simon Malbogat) ve gruba götürüp sordum, hiçbir fikirleri yok. Buna benzeyen soruları yedi sekiz senedir soruyorum. Kanada'dan ve Amerika'dan bilinmezlikle yanıtlanıyor. Belki Avrupa'da farklıdır. Bir Türkiyeli tiyatrocu olarak izlemeye özen gösteriyorum. İçsel sorunlarla zaman yitirirken hareketsizliğini ve temassızlığını dışsal olgularda suçlayarak iç barış kurmaya çalışan bir Don Kişot tavrı, daha sonra yitirilenleri yakalama ruh haliyle biçimciliği egemen kılıyor. Araştırmacılığın ve deneyselliğin kaynakça yoksulluğu kopyacılığı ustalaştırıyor. Görünüş bu topluma yabancılaşan için umutlu değil. Teşekkürler


TANITIM

FESTİVALE KATILACAK OYUNLAR NASIL SEÇİLDİ? Duygu Atay Uluslarasi İstanbul Çocuk tiyatrosu

pe cy

a

Festivali kapsamında ülkemize gelecek olan yabancı gurupların ve oyunlarının seçimi, altı aylık bir süreç sonunda gerçekleşti. İzleyici komitemizin oluşmasından tutun da, oyunların nasıl seçilmesi, kimlerin çağrılması gerektiği konusundaki çalışma sürecinin anlatılması, her halde bir kitap hacmine ulaşır. Bunun basılması da sevgili dostumuz Yılmaz Öğüt'e, Boyut Yayınları'nın yeni bir kitabı olabileceği için bir külfet daha getirir sanıyorum. Öyleyse kısaca, bu serüveni anlatmaya çalışayım. Olur ya, başka bir meraklı çıkar, göğüslememiz gereken zorlukları hafife alır, bir de o denemeye kalkar. Neden olmasın, biz hep söylüyoruz edindiğimiz deneyimleri isteyene aktarmaya hazırız diye.

Dünyanın ayrıcalıksız her ülkesinde çocuk tiyatroları var. Bunların kuşkusuz görülmeye değer oyunları da vardır. Gönül tümünü görmek ister. Ama nasıl? Bu 'nasıl'ın yanıtı olmayacağına göre, dergimizin izleme komitesi önce bir toplantı yaparak, dağarındaki bilgileri ortaya döktü. Bu bilgilerin az geldiği görülünce, bu kez bu işle ilgilenen eş,dost yardımına başvuruldu. O da yetmeyince, yurtdışı temaslarla bilgi toplanmaya başlandı, derken yâvştan fakslar, bilgiler-belgeier, video filmleri ulaşmaya başladı. Şu ülkeler gelsin, şunlar olmasın gibi bir önyargımız olmadığından, Avrupa ya da diğer ülkeler gibi ayrıma da hiç girmedik. Ölçüt, genelde şuydu: Olabildiğince az sözlü, bol hareketli, güldürme yönü ağır basan, konusu bize çok yabancı olmayan ve anlaşılabilir olan oyunlar. Bu ölçüt, yabancı dilde bir oyun izleyecek olan küçükler için her ülkede kullanılan ölçüt aslında. Bir başka çıkış noktamız da,yaş gurupları oldu. Olabildiğince her yaştan çocuğa seslenebilecek oyunları seçmek, alt sınırı bulunan oyunları da, eşit biçimde dağıtmak. Bu arada, küçücükleri de unutmadık. Beş yaşındakilere seslenen bir oyun var lngiltere'den:"Bebek Sevgisi' adlı bu oyun, küçükler kadar büyüklerin de zevkle izleyebilecekleri nitelikte, örneğin. İki oyunumuz, Hırvatistan kukla tiyatrosunun "Alis Harikalar Diyarında"sı ve Yunanistan Ulusal Tiyatrosu'nun "Kadınların Birleşmesi"adlı oyunlar, tekst olarak çok yüklü olmalarına karşın,

38


kendiliğinden başvuracaklarından, işler çok daha kolay yürüyecektir. Alman'ların bir deyimi vardır:"Alle anfang sind schvver-Bütün ilkler zordur". Biz de diyoruz ki,ilk'i başaran, sonrakileri haydi haydi başarır.

cy

a

görsel içerik bakımından taşıdıkları estetikle festivale zenginlik sağlayacaklar. Birincisi, kara tiyatronun bir kukla oyununda kullanımını ve kuklaların alışılmışın çok dışındaki inanılmaz perspektiflerini göstermesi açısından, diğeri ise Aristofanes'in bizde bilinmeyen bir oyununu, çocuk oyunu olarak sunma ustalığından...

pe

Büyüklerin de, çocuklarla birlikte zevkle izleyebilecekleri ve gösteri niteliği taşıyan iki oyun , Kanada'dan katılan Dynamo Tiyatrosu'nun "Duvar"ı ve İtalyan La Terra Nuova'nın "Salti in Ban'co" adlı sokak Tiyatrosu gösterisi. Üstelik bunlar, -umarızsıcak Haziran gecelerinin çok renkli geçmesine olanak tanıyacak ölçüde kurguya sahip oyunlar.

Sonuçta,dokuz ayrı ülkeden seçilen on oyunun seçilmesinin sevabını da, günahını da üstleniyoruz. Oyunları izledikten sonra,"ne iyi etmişler de bu oyunları seçmişler"diyenlerin sayısı, beğenmeyenlerden çok olursa, başarılıyız demektir. Gelecek yıl için ise,seçimimizi beğenmeyenler alternatiflerini getirirler bize. Seve seve dikkate alırız onların önerilerini de... Festivalimizde, hepinize iyi seyirler diliyorum...

İzleme komitesi olarak böylesine büyük bir işe kalkışmanın ve -ne yalan söyleyelim-pek de deneyimli olmadığımızdan, gelen yardımlarla bu işin altından kalkmaya uğraştık. Burada bize, yani izleme ve seçme komitesi olarak Genel Müdürümüz Mustafa Demirkanlı'ya, Nihal Kuyumcu'ya, Gülsün Paydak'a ve bana çok büyük yardımları dokunan arkadaşların adlarını belirtmek istiyorum. Eskişehir Üniversitesi ve Assitej'den Sayın Hasan Erkek, Kenter Tiyatrosu'ndan Sayın Cengiz Özek, İstanbul Üniversitelinden Sayın Zehra Ipşiroğlu, oyunların bulunmasında etken oldular. Onlar olmasaydı doğrusu çok sıkıntı çekecektik. İlk festival programı oluştu ya, bundan sonraki yıllar yabancı topluluklar

39


TANITIM

EĞİTİM SEMİNERİ SONA ERDİ

pe cy

a

Duygu Atay

13 Nisan Pazartesi günü Eğitim Semineri'ne katılacak arkadaşları - oyun yazımına katılacaklar hariç, saat 14'de, Taksim'deki Tobav salonunda topladım. O günedeğin dergiye başvurup kaydını yaptıranların dışında, olayı birbirlerinden duyarak gelen onu aşkın arkadaş daha vardı. Biran panikledim. Gönül, gelenlerin tümünü almamı söylüyordu ama, katılımcı sayısını 25'le sınırlamak zorundaydım. Durumu açıkladım. Anlayış gösterdiler ve gerekli sayıya kadar inildi. Katılamayanlara, ertesi yıla nasıl olsa başka eğitim seminerleri olacağını söylediğimde, hem onlar rahatlamış, hem ben vicdan azabından kurtulmuş olduk. Aslında o gün başlaması gereken ilk seminerimiz, Tiyatro pedagojisi ve dramaturji konusunda seminer verecek olan Alman arkadaşlarımızın ancak ertesi gün sabaha karşı gelebilecek olmaları yüzünden, bir gün geç başladı. Salı sabahı, Stefan ve Kirstin'i otellerinden aldım. Biraz yorgun, ama daha çok heyecanlıydılar. Yıllardır bu konuda çalıştıklarından ve birlikte olduklarından yapacaklarını çok iyi biliyorlardı da, ilk kez yabancı bir dilde

çalışacaklarından, başlarına neler gelebileceği konusunda çekingendiler. Çalışmanın yapılacağı TAL'e gittik. Aynı heyecan, kursiyerlerde de vardı. Ne yapacaklardı bunlar,neler öğreneceklerdi ve asıl önemlisi nasıl anlaşacaklardı? Salona çıkıp, hiç alışmadıkları bir biçimde tanışma faslı başlayınca, birden bütün buzlar eridi, yüzler güldü.Bir hoşluk olarak, Stefan yakasına takacağı kimlik kartını Kirstin'e vermiş, kendi yakasına da onunkini takmıştı. Ders öğretileceğini sanan arkadaşların hemen tümü, kalem defterlerini yanlarında getirmişlerdi. Üniversite gibi ders anlatımına geçilecek sanırken, birden kendilerini bir oyunun içinde buldular. Yaklaşık yarım saat sonra, yaşamlarında birbirlerini ilk kez gören kursiyerler bile arkadaş olmuş, herkes bildiği dili, ne kadar biliyorsa, onlarla konuşmaya başlamıştı bile. Almanca, Fransızca, İngilizce, Türkçe salonun her yerinde duyuluyor, kapıdan girebilecek olan birinin "Bu ne kaos?" diyeceği, ama aslında her şeyin tıkır tıkır yürüdüğü bir eğitim programı sürüyordu. Verilen tek tek kavramlardan üretilen doğaçlamalardan çıkan sahneler belli bir mantık çerçevesi içine monte ediliyor, bir oyunun dramaturjisi kuruluyordu, oyun yoluyla. Tiyatro Pedagojisi olarak kuru teorik anlatım bekleyen kursiyerler, beş gün boyunca bunu hiç duyamadılar. Tam tersine ama, oynayarak, oynadıklarını tartışarak, seçerek • sahnelerin nasıl sağlam bir çatı oluşturduğunu ve dramaturjik yapının kurulduğunu gördüler. Normalinde dramaturg, yönetmen ve yazarın kafa kafaya vererek hazırladıkları oyun metnini, sahne sahne oynatarak kurgulama olanağının bulunmadığı bir tiyatroya karşılık, bizim bu lükse sahip olmamızın büyük bir avantaj olduğunu anlattı Stefan. Ayaküstü düşünülen, kararlaştırıldıktan


sonra-guruplar arasında-hemen doğaçlama yoluyla oynanan bir sahneden sonra yapılan eleştirilerde, karakterlerin inandırıcılık boyutu yoksa eğer, neden olmadığı tartışıldı. Ne yapmalıydılar ki inandırıcı olsun karakterler? İşte burada, ilk kez "Gerçekçi Çocuk Tiyatrosu" kavramıyla tanıştı kursiyerler. Gerçekçi, yani çocuk olan karakterler. Gerçekçi, yani büyük olan karakterler. Çocuk taklidi yapmayan, ama içindeki çocuğu dışarı vuran ve kendini sahnede bir çocuk 'hisseden' oyuncuların, bir çocuğu çocuğun kendisinden daha iyi oynayacağını öğrendiler.

Son günün son yarım saatinde, ortaya çıkan sonuçtan çok mutlu bir şekilde, biraz da sohbet yapıldı. Soru- yanıt biçiminde sürerken sohbet, gelen bir soruya verilen yanıt, herkesin kanını dondurdu. Soru şuydu:Böyle bir oyunu çalışıp sahneye koyabilmek için acaba

Kimsede soru soracak hal kalmamıştı. Sanırım herkes kafasının içinde bu anlatılanları evirip çeviriyordu.O akşam, neredeyse- gözyaşlarıyla uğurlanıldı konuklar. Bazılarının da katılımıyla, yine Tobav'da biraz oturmaya gittiğimizde, ikinci konuğumuz, oyun yazımı

pe

cy

a

Son üç gün, oniki sahneden oluşan bir oyun çalışıldı. Aslında, yazılı bir oyunu parçalara bölüp, içeriğini değiştirerek yeniden kurmak gibi bir çalışma yapmak düşüncesiyle geldiğini itiraf etti Stefan. Ne var ki, ilk iki günkü çalışmanın sonucu öylesine mutlu etmiş ki onları, bütünüyle doğaçlamalardan oluşan, içeriğini kursiyerlerin belirleyeceği bir oyunun alt yapısını oturtmak için çalışmak, daha uygun gelmiş onlara. Gerçekten de, içeriği tamamiyle bize ait, dramaturjisi taş gibi sağlam, karakterleri asla yapay olmayan, gerçekçi bir çocuk oyunu-tabii yazılmamış halde- çıktı ortaya.

Grips' de ne kadar bir süre çalışılıyordu? Yanıt: Bir oyunun-olmayan bir oyununaraştırma aşaması tahmini altı aydır. Bir altı ay da yazım için harcanır. Araştırma sonucunda varılan bulgular, yazar, yönetmen, dramaturg tarafından değerlendirilir. Bu süre sonunda ortaya çıkan metin, prova aşamasına gelmiş demektir. Oyuncuların da katılımıyla başlayan provalar, genelde sekiz hafta sürer. Sekiz haftalık sürenin sonunda, ilk oyun gecesinde oynanan metin ise, bazan ilk provaya başladığımız metnin 18.(0NSEKİZİNCİ) versiyonu olabilir. Bu metin, oyunun oynandığı süre içinde de, izleyicilerden gelen tepkilere göre tartışılır, gerekirse değişiklikler yapılabilir.Bir oyunun, tamamlanmış olabilmesi için en önemli etken ise, temsiller sonrası yapılan çalışmalardır. Temsillerden sonra öğretmenler, izleyiciler,eğitimcilerle yüzyüze konuşmalar yapılır, fikirleri sorulur. Çocukların eleştirileri, önceden hazırlanmış, üstünde düşünülmüş sorular sorularak değerlendirilir.Bunlar yayımlanır. Her oyunun tanıtım broşürünün dışında, bir de son çalışma kitapçığı vardır. Bu kitapçık ve bu çalışmalar, bundan sonraki oyunun konusunun çıkış noktası için ipuçlarını içermektedir.

seminerini yönetecek olan Anja, çoktan gelmişti. Onu da tedirgin bir şekilde beklediği otelinden alıp, aramıza getirdik. O da aynı diğerleri gibi aynı korkuyu yaşıyordu. Bizimle birlikte olan kursiyerlerle tanışıp, Stefan ve Kirstin'in neşeyle parlayan mutlu yüzlerini gördükten sonra, gözle görülür biçimde rahatladı. Türkçe biliyordu bilmesine biraz da, aramızda konuşulan türkçeyi duyunca, hiç konuşamayacağını sandı önce. Günler geçtikçe, o da diğerleri gibi, almanca-fransızca-ingilizcenin yanına türkçesini koymaya başladı, artık çekingenlik filan duymaksızın. Hele Burhan'ın ısrarla ona herşeyi türkçe anlatmaya çalışmasından sonra, daha da yüreklendi. İlk günler, çalışmalar hiç bir metoda, hiç bir ön hazırlığa dayalı gibi gözükmüyordu. Yazmak sanatının belli bir reçetesi olmadığı biliniyordu da, oyun yazmanın olabilirdi belki. Ama onun da yoktu işte. Konu düşünmek, konu bulmak ise, dünyanın en saçma işiydi Anja'ya göre. Çünkü konu, masa başında değildi. Dışarıdaydı. Dünyanın en iyi, en gerçekçi diyaloglarının, konuşulan diyaloglar olduğunu söylüyordu. Not alınacaktı yalnız, bol bol not. Kimler ne konuşuyor, hangi konuda, neler anlatıyor? Uydurmak yerine gerçeği çıkaralım ortaya. İçimizden, içimizdeki çocuktan, kendi çocukluğumuzdan anılar. Anılar yaşanmıştır, uyduruk olamazlar. Onları yazalım. Sokaktaki çocuklarla konuşalım, sorular soralım onlara. 41


Dördüncü haftayı başka türlü bir heyecanla bekyiyorlardı arkadaşlarımız. Çünkü bu kez, alıştıkları Grips Ekolü'nün dışından biriydi gelecek olan. Yine aynı kentten, Berlin'den, ama başka tür bir Çocuk Tiyatrosu yapan, Devlet Çocuk Tiyatrosu Yönetmeni Matthias Messmer'le karşılaşacaklardı. Matthias çok genç yaşta, 30 yaşında on tane çocuk oyunu yönetmiş, deneyimli ve disiplinli bir yönetmen. Arkadaşları daha önce, öğrendiklerinden başka tür bir yöntemle kapılacaklarından dolayı uyarmış olmam işe yaradı. Bilgiye susamış, öğrenmeye hazır olduklarından, bu yeni yöntem ilginç geldi onlara. Dört gün boyunca, önceden çalışılan ve rol dağılımı da yapılan sahneler, çeşitli okullardan gelen, çeşitli yaş guruplarından oluşan 15-20 öğrenci önünde oynandı. Oynanan sahnelerden

pe

cy

Anja'yı da yolcu ettikten sonra, birer gün için İzmir Dokuz Eylül Üniversite' sinden sahne tasarımı uzmanı Deniz Mutlu,ışık tasarımı uzmanı Abdullah Uyan, hareket uzmanı Nevin Eritenel konuğumuz oldular. Bu üç gün benim için çok rahat geçti. Çeviri yapmanın telaşına kapılmadan, rahatça ben de izledim anlatılanları. Haftanın geri kalan üç günü, kursiyerler için tatil, bizim içinse saate karşı yarış biçiminde geçti, üç aylık maratonun ikinci ayağı olan, 1. Türkiye Çocuk Tiyatrosu Kurultay'ı başlıyordu

Alaçatı'da.Üç günlük Kurultay'ı ve sonuçlarını başka arkadaşlarım değerlendirler. Bu konuda buraya bir şey eklemeyi gereksiz buluyorum.

a

Önce yadırgandı bu tür çalışma. O bildik, çocuklara mesafeli durma, çocuklardan, onlarla birebir yüzyüze konuşmaktan çekinme, duralattı arkadaşları. Alıştılar sonra. Hem kendi içlerindeki çocuğu, hem de sokaktakileri yazmayı öğrendiler. Bir oyunun sahnelerinin nasıl yazılacağını, bu sahneleri gerçekçi bir dekora oturtmayı, karakterlerin nasıl oluşacağını ve bu karakterleri öyküye nasıl monte edeceklerini, metotsuz gibi görünen, ama bir yapının taşları gibi sağlam bir şekilde üstüste koyulan bir teknikle başarıldığını gördüler. Son gün yazılan expose'ler o kadar umut vaadediyordu ki, Anja bu çalışmanın MUTLAKA burada bitmemesi gerektiğini, yazılan bu expose'lerden birer oyun üretilmesini ve üstünde çalışıp bunu başarmazlarsa, hakkını helal etmeyeceğini söyledi. Doğru söylüyorum, çünkü o da türkleşmişti artık. Bunu son gün yarım saat geç kalmasından da anlamıştık zaten.

sonra, ya da aralarda kursiyerler, guruplara ayrılarak çocuklarla yüzyüze konuşmalar yaptılar. Oynan sahnelerin konuları, kişileri, biçem hakkında çok yararlı bilgiler edindiler. Nelerin yanlış olduğu, nelerin gösterilmesi gerektiği olayın sahipleri, yani küçük izleyicileri tarafından birinci elden gösterildi bize. Bir haftanın sonucunda, dramatik kurgusu sağlam, üstünde çalışılır ve diyalogları yazılırsa, neredeyse tamam bir çocuk oyunu çıkmıştı ortaya. Günlük eğitim programının dışında, hemen her akşam bir oyun izledi Messmer ve tamamına hayran kaldı. Yönetmenler, oyuncularla tanıştırdım onu. Türk Tiyatrosu hakkında hiç bilgisi yokken,epey şey öğrendi. Bu da bu tür programların karşılıklı bilgi alışverişi açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyordu. Bir takım öneriler, çağrılar da aldı Matthias ve zamanı olursa bunları değerlendireceğini de ekledi. Belki biz de çok verimli olabilecek bu tür çalışmaları başlatabilecek ilk adımı atmış olmanın gururunu taşıyacağız ileride... Matthias'ın vedası da diğerlerinden farksız oldu. Karşılıklı adres alıpvermeler, mutlaka görüşelim dilekleri, sizleri özleyeceğim konuşmaları arasında, o da yolcu edildi, belleklere başka türlü bir çocuk tiyatrosu formunu da ardında bırakarak. Son iki haftaya giriliyordu artık. Bu kez üstelik tüm seminerin en yorucu olmaya aday bölümüyle: Oyuncular için VVorkshop. Kursiyerlerin yarısının oyuncu olmaması bile, bu seminere olan ilgiyi düşürmedi. Çünkü gelen Herman Vinck, alanında kendini çoktan kanıtlamış Belçika Kraliyet Akademisi mezunu, Amsterdam Werktheater' in

42


23 Mayıs akşamı, Divan otelinde verilen kokteyle Volker Ludwig'in yanında Herman Vinck, Grips adına katılırlarken, tiyatro dünyamızın çocuk boyutuna gönül koyanların pek çoğu da oradaydı. Kursiyerlerimiz, onlar için hazırladığımız seminer sertifikalarını, hocalarının ellerinden alırken, hepimiz bu uzun maratonu başarıyla noktalamanın keyfini yaşıyorduk.

kurslar, ne öğretmenler bitiyor. Bu yıl bitse de gelecek yılı var bunun. Onlar bu isteği gösterdikçe, biz de yılmayacağız yeni yeni seminerler düzenlemekten. Doğru ve gerçekçi bir çocuk tiyatrosu kurmak için elele verenler! Günde dört saatlik yolu çekerek, bir şeyler öğrenmeye koşanlar, ta Diyarbakır' dan Çocuk Tiyatrosunu doğru kurmak adına gelenler, Kayseri'den katılanlar, seminerde öğrendiklerinden sonra oynadığı çocuk oyununu protesto ederek ayrılanlar, bebeklerini eşlerine, annelerine emanet ederek seminere koşanlar, üniversitedeki derslerini, provalarını,ekmek paralarını bırakarak bize katılanlar... Seminerler sürecek. Desteğiniz, katılımınız, öğrenme isteğiniz sürdükçe, yalnız değiliz diyorum bu kez. Ve bu kez başaracağımıza, çocuk tiyatromuzu oturtulduğu yanlış ve haksız mekandan kurtarıp, doğru yere taşıyacağımıza inanıyorum. Elimize sağlık arkadaşlar! DEVAM!!!!

Ama öğrenilecek çok şey var daha ve ne

pe cy

Sonunda beklenen gün geldi. 23 Mayıs Cumartesi günü, Grips'in genel sanat

yönetmeni Volker Ludvvig, TAL salonunda arkadaşlarla bir söyleşi yaptı. Altı hafta boyunca zaten neredeyse ezberledikleri bilgileri, bir de onun ağzından canlı olarak dinlediler. Grips'in otuz yıllık bu efsane ismi, kendisinin de ilk kez çocuk tiyatrosu yapmaya soyunduğunda tam bilgili ve donanımlı olmadıklarını, açık yüreklilikle açıkladı. Adım adım, türlü zorluklarla savaşarak bu günlere geldiklerini, kendilerine; ilerici öğretmenler, üniversiteliler ve özellikle çocuklardan büyük destek geldiğini vurguladı. Söylediği en önemli söz de bence şuydu: "Doğru ya da yanlış çocuk tiyatrosu yoktur, iyi ve kötü tiyatro vardır ve bu yetişkin oyunları için de geçerlidir".

a

kurucusu,yedi yıldır Grips ve diğer tuyatrolarda yönetmen ve oyuncu olarak çalışan çok deneyimli bir kişi. Daha ilk gün gösterdiği vücut performansı ve devinim yeteneğiyle, ileri yaşına karşın (63) tüm kursiyerleri büyüledi. Sabahları yaptırdığı vücut çalışmasında en çok kendisinin efor harcamasıyla birlikte en az kendisinin yorulması bir tezat oluşturuyordu. Giderek bizimkiler de alıştılar. Doğaçlamaldaki dikkati, her guruptaki oyuncuların rollerini büyük bir titizlikle saatlerce çalıştırması, özellikle çocuk oyunlarında bu tür çalışmalara alışkın olmayan arkadaşları epey şaşırttı ve Herman'ın yetkin yönetimi, daha bir zevkle çalışmalarına-her ne kadar yorucu olsa da-neden oldu. İkinci hafta içinde artık yönetmen ve oyuncular birbirini çok iyi tanımış, sanki yapılacak çalışmaların sonucu son gün bir prömiyerle taçlanacakmış gibi değil, çalışmak için çalışıyorlardı. Beş hafta boyunca öğrendiklerini, kendi altyapılarıyla birleştirmişler, gerçekten heyecan verici şeyler koyuyorlardı ortaya.

KRYOLAN Profesyonel Makyaj Malzemeleri ACADEMIE Profesyonel Cilt Bakım Ürünleri FREED Dans ve Bale Malzemeleri DANSKIN Dans, Bale ve Spor Kıyafetleri SHOW & KARNAVAL Malzemeleri ve Aksesuarları PROFESYONEL SİHİRBAZLIK Malzemeleri KOSTÜM ve MASKOTLAR Sakal, Bıyık, Peruk Yapım Malzemeleri

VİRA KOZMETİK SAN. ve TIC. A.Ş. Merkez: Fener Kalamış Cad. No: 26/13 Kat: 3 81030 Kızıltoprak-İstanbul Tel: (0-216) 347 30 70-347 71 60 Fax: (0-216) 337 05 25 Şube: Kastel iş Merkezi No: 36 Beyoğlu-istanbul (Atlas Sineması Pasajı Kuyumcular ve Antikacılar Çarşısı) Tel: (0-212) 293 36 37


PERDE ARASl Ahmet

Cemal

BRECHT TEDİRGİNLİĞİ... Doğumunun yüzüncü yıldönümünde, Bertolt Brecht'in vatanında çok belirgin bir "Brecht tedirginliği" yaşanmakta. Bu tedirginlik kendini elbet özel alanda değil, fakat "resmi" Alman kültür politikasında belli ediyor. Almanya'da, örneğin yayınevlerinin bu yıldönümü nedeniyle giriştikleri onca yoğun etkinliğin karşısında "resmi" düzeyde yapılıp edilenler, epey cılız kalıyor. Bu tedirginliği Türkiye'de de saptamak mümkün. 1999 yılındaki Goethe'nin ikiyüzüncü yıldönümü programlarının hazırlıklarına şimdiden başlayan Alman "kültür" kuruluşları, Brecht yılına aynı sıcaklıkla bakmadılar. Örneğin ülkemizde ilk kez Brecht'in "bütün oyunları"nın yayımlanmaya başlaması karşısında, neredeyse tümüyle tepkisiz kaldılar. Yıllardır çeviri sorunlarına "yakınlık" göstermiş ve sayısız toplantı düzenlemiş olan bu "resmi" makamlardan Brecht çevirilerini konu alan herhangi bir girişim önerisi gelmedi. Edindiğimiz bilgilere göre, dünyanın öteki ülkelerinde de Brecht bağlamındaki "resmi" Alman tutumu pek farklı değil. Peki ama, neden? "İnsanları ölümümden sonra da tedirgin etmeyi sürdüreceğim" demişti Brecht.

a

Ayrıca, sava��ın bitmesinin ve Nazilerin yenilgiye uğramasının her şey demek olmayacağına, birleşmeden önceki Batı Almanya'nın emperyalizmin ve kapitalizmin öncesiz-sonrasız oyunlarının sahnelerinden birine dönüşebileceğine de dikkatleri çekmişti.

cy

Ağırlıklı olarak hangi politik görüşten yana çıkarlarsa çıksınlar, eleştirel tutumlarından hiçbir zaman ödün vermeye yanaşmayan bütün sanatçıların yazgıları, kendilerini hiçbir ortama bütünüyle beğendirememeleridir. Çünkü böyle sanatçılar, en benimsedikleri görüşleri bile koşulsuz savunmaya yanaşmazlar; kendi görüşlerine de hep eleştirel bakmak, onlar için bir tür ahlâk sorunudur.

pe

Brecht de yaşamının sonuna kadar böyle bir düşünür ve sanatçı olarak kaldı. Bu yüzden de kendini ne Moskova'ya, ne Doğu Berlin'e ne de Bonn'a beğendirebildi. Bir zamanlarki Demir Perde'nin gerisinde, Doğu Berlin'de, kendi tiyatrosu "Berliner Ensemble"da oyunlarını kendi yorumundan temellenen bir Marksist çizgide sergileyebilmek uğruna verdiği savaşım, çetinlik açısından çoğu kez örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunduğu sırada, "Amerika'ya Karşı Eylemler Komitesi" önünde verdiği savaşımın gerisinde kalmadı. Batı'da ise Brecht'in Marksizmini hep gülün dikeni olarak görenler, sevdikleri gülün dikenine katlanmaya her zaman yanaşmadılar. Bu dikeni devreden çıkarma amacıyla başvurulan taktiklerden biri, Brecht'i "klasik" kılma çabalarını odak noktası aldı. Burada amaç, Brecht'in "sanatçılığı" ile "politik yanı"nı olabildiğince kesin bir çizgiyle ayırmak, onu "artık" politik görüşleri nedeniyle değil, fakat salt tiyatrosuyla değer taşıyan biri gibi göstermekti. Yani bir anlamda "müzelik" kılmaktı. Sanatın tarihi boyunca büyük sanatçıların büyüklüklerinin en güçlü göstergesi, onların kendilerinden çok sonra da bu türden girişimleri hep geçersiz kılabilen bir kalıcılığa sahip olmaları olmuştur. "Brecht olayı" da bundan farklı değil. O, tiyatrosuyla yeryüzündeki tüm sömürülere, haksızlıklara, insanı insanlığından kılan davranışlara savaş açarken, silahını, yılgınlığa, korkuya ve suskunluğa çevirmişti. Bunun doğal sonucu olarak, aynı durumlara karşı çıkan bütün "sonraki kuşaklar", onun tiyatrosuna hep korkuyu, yılgınlığı ve suskunluğu yenme konusunda "politik" bir rehber gözüyle baktılar. Bugünkü Almanya, geçmişin bütün hesaplarını Hitlerin ve Nazilerin sırtına yükleyerek işin içinden sıyrılmak peşinde. Brecht'e gelince, o böylesine yüzeysel bir hesaplaşmaya bugün de olanak tanımıyor. Tedirginliğin nedeni de zaten bu!

44


pe cy a


II. ULUSLARARASI BOĞAZİÇİ FESTİVALİ

II. ULUSLARARASI BOĞAZİÇİ FESTİVALİ BU YAZ YİNE DOPDOLU

cy a

İstanbul'da 20-30 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek olan Uluslararası Boğaziçi Festivali'ne yerli ve yabancı sanatçı, topluluk ve orkestralar katılacaktır.

pe

Candan Erçetin ve CRR Senfoni Orkestrası 20 Haziran 1998 Cumartesi akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda Candan Erçetin'in solisti olduğu CRR Senfoni Orkestrası mükemmel bir konser veriyor. Candan Erçetin konserde repertuvarında bulunan eşsiz yerli ve

yabancı eserlerden örnekler verirken, sanatseverler hem Avrupa'da hem de ülkemizde dillerden düşmeyen birçok şarkıyı muhteşem bir senfoni orkestrasından dinlemenin keyfine varacaklar. Cremona Orkestra ve Korosu Son on yıl içinde Avrupa'da klasik müzik alanında bu türün en başarılı yorumcularından birisi olarak gösterilen Cremona Orkestra ve Korosu az bulunur nitelikteki performansları ile klasik müziğin rönesans ve baroktan tutun modern formlardaki örneklerini başarı ile yorumluyorlar. 2. Uluslararası Boğaziçi Festivali'nde yer alacak olan Cremona Orkestra ve Korosu kaçırılmaması gereken bir konser verecek. Ayna Grubu Türkçe sözlü rock müziğin gündemdeki topluluklarından birisi olan Ayna, yepyeni ve modern görünümleri ile Anadolu-Rock sentezini dünya standartlarında yakalamak amacıyla yola çıkmıştır. Ayna Grubu, Avrupa'da da çeşitli bölgelerde konserler vermiştir. Bu günlerde yeni albümlerinin çalışmalarının son aşamasından dolayı Ayna Grubu, bir yıllık hazırlık aşamasından sonra yarattıklarını ortaya koyabilmenin telâşını yaşamakta.

Candan Erçetin 46

2. Uluslararası Boğaziçi Festivali'nde 21 Haziran 1998 tarihindeki konser, hayranları ile tekrar karşılaşacak olan Ayna Grubu, izleyenlere harika bir akşam yaşatacak.


a cy

Radio Days

Salonlarını, Londra'daki Bahar Konserlerini, New York City'de Radio Hall'deki konserleri kilometrelerce uzaklara taşıdı. Bunun yanında bu harika aletler, görüntüleri taşıyan torunlarından çok daha önce, insanlığın hayâl dünyasını, umutlarını birbirine iletmesinde önemli bir rol oynadı.

pe

Modern Folk Orkestrası ve Şükriye Tutkun Türk Halk Müziği'nde bilinen en iyi yorumculardan birisi olarak kabul edilen Şükriye Tutkun, özgün müzikte kendi 'sound'unu yakalayabilmiş sayılı sanatçılardan biri. Gerek imajı, gerekse akademisyenliği ile de kısa zamanda kariyerinde üst noktalara çıkan Şükriye Tutkun, enerjik sahne performansı ile dikkatleri üzerinde toplamayı başarıyor. T.C. Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Modern Folk Orkestrası ise bugüne kadar verdiği konserlerde Türk Halk Müziği'nin yapısındaki üslup ve tarzları bozmadan batı müziğinin tınları ile birleştirebilen yetenekli sanatçılardan oluşan bir topluluk. 22 Haziran akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda Şükriye Tutkun ve Modern Folk Orkestrası özgün müziğimizden en güzel örnekleri İstanbullu sanatseverlere sunuyor.

Radio Days Bir mobilyadan çıkan sesi düşünün... Bir elektronik harikası. 19401ı yıllarda radyo denilen alet, Hollyvvood'daki Balo

Woody Allen'in aynı başlıklı filmi eminiz birçok sinema izleyicisinin belleklerine yerleşmişti. Bu muhteşem alet, eski günlere ait birçok anıyı, savaşları, barışları, aşkları, oyunları yanımıza kadar getirmişti. Lorie Carpenter-Niska, Debra Bishop, Kurt Niska, Michael Svvedberg, Terence Niska'dan oluşan Radio Days topluluğu, işte o günlerin radyo şovlarını, arkası yarınlarını, bilgi yarışmalarını ve unutulmaz müziklerini tekrar canlandırıyor. Radio Days Konseri, ülkemizde bir önceki kuşağın ilk gençliklerini ve yaşamlarını hayâllerinde yaşatanlar için de kaçırılmaz bir konser... John Mayall & The Blues Breakers İngiliz Blues hareketinin tartışmasız öncülerinden birisi sayılan Mayall 30 yıla

yayılan kariyerinde sayısız başarılar yaşayan bir sanatçı. Son üç yıl içinde yaptığı ikinci albüm olan Spinnin Coin'de, tıpkı Wake Up Call gibi geçmişe duyulan bir özlemi yansıtmıyor. Birçok müzik eleştirmenine göre "Blues'in modern kulvarlarında gezinen..." sanatçı, "Yaptığımız Blues şüphesiz geçmişin temelleri üzerinde yükseliyor, ancak kesin olarak kendi eserlerimizi yaratıyoruz. En iyi Blues'cular büyüklüklerini kendilerinden öncekileri kopya ederek değil onları geliştirerek kazanmışlardır. İşte Blues'a çağdaş bir yön veren de bu özelliğidir. Her şeyi geçmişin üzerine yıkmak, içinde bulunduğunuz anda yaşamayı reddetmiş olmak ve insanlarla o seviyeden ileşitim kuramamak anlamına gelir." diyor. John Mayall tarafından kurulmuş olan The Blues Breakers Topluluğu neredeyse Blues Camiası'nın kim kimdir ansiklopedisi gibi sayılabilir. Eric Clapton'dan, Mick Taylor, Peter Green'a kadar müzik dünyasının en önemli eserleri bu toplulukta çalmışlar. Blues Breakers kuşaktan kuşağa süren bir gelenek adeta. Topluluğun en son ismi ise Spinning Coin'de esaslı bir çıkış 47


Al Di Meola & Azziza Mustafazadeh "World of Sinfonia" inanılmaz bir kariyere sahip olan Al Di Meola, duygular, stiller ve kıtalararası bir sentezi parçalarına ve yorumlarına taşır. İlk solo kayıtlarından, Di Meola/Mcl_aughlin/De Lucia gitar üçlüsünün rekabetlerine kadar, Brezilya ritm ve melodilerinin yansımları olan Cielo e Terra'dan, Al Di Meola'nın biricik akustik grubu VVorld Sinfonia (aynı adlı çıkışları)'ya kadar geçen süre zarfında bir yorumcudan, düşünceli bir lirizm ve duygusallık içinde olan iyi bir besteciye dönüşmüştür. Güçlü bir duygusallığa sahip olan World Of Sinfonia daha önce hiç Türkiye'de seslendirilmemiş.

istanbul'da 30'lu yıllarda başlayan batılılaşma süreci içerisindeki İstanbul sosyetesi ve sıradan vatandaşların duyguları ve yaşam felsefeleri, sade ama güzel bir dille anlatılmıştır. Gerek tiyatroseverler, gerekse Açıkhava Tiyatrosu'nda keyifli bir eser izlemek isteyenler için Lüküs Hayat bulunmaz bir yapıt. Balkan & Gypsy Night Özellikle Çingeneler Zamanı ve Underground adlı filmlerde tanıştığımız, Çingene ve Balkan Müzikleri, 2. Uluslararası Boğaziçi Festivali'nde 27 Haziran akşamı sanatseverlere sunuluyor. Bakır nefesli ve kemanların ağırlıklı olduğu bu müzik türü, Balkan halklarının içten ve sade yapılarını, hayat görüşlerini, neşelerini ve sevinçlerini

pe cy

İlk albümünü kendi adıyla yapan Aziza Mustafazadeh kuşkusuz esinlendiği Bach, Ravel ve Beethoven gibi bestecilerin yanı sıra, muhteşem sahne performansı ve büyülü yeteneği ile izleyicileri kendisine hayran bırakan ve insanlığı kardeşliği için çalışan bir sanatçı. Çalışmalarında en büyük desteği aldığı Dave Weckl, Johnn Pattucci ve Chick Korea Always adlı albümde sanatçıya büyük bir destek vermişler. Son albümü olan Dance of Fire'da ise Al Di Meola, Bili Evans, Stanley Clarke ve Omar Hakim gibi müzisyenlerle çalışan sanatçı Al Di Meola & VVorld Sinfonia ile beraber Türkiye'de muhteşem bir konser verecek.

sanatçılardan oluşan bir kadro ile televizyona uyarlanmış.

a

yapan Buddy Whittington, Blues çevrelerinde gelmiş geçmiş en yetenekli gitaristlerden biri olarak kabul edilmekte.

Lüküs Hayat Opereti Şehir Tiyatroları'nca tam 14 yıldır kapalı gişe olarak oynanan Cemal Reşit Rey ve Ekrem Reşit Rey kardeşlerin Lüküs Hayat Opereti, 2. Uluslararası Boğaziçi Festivali'nde Açıkhava Tiyatrosu'nda sahnelenecek. Haldun Dormen'in yönettiği Lüküs Hayat Opereti'nin müzik düzenlemeleri geçen yıl kaybettiğimiz sanatçı ve müzik adamı Esin Engin'e ait. 1933 yılında Cemal Reşit Rey tarafından yazılan Lüküs Hayat Opereti, sahnelenmeye başladığı günden bu yana büyük başarı kazanmış. 1973 yılında Münir Özkul, Altan Karındaş, Pekcan Koşar, Güzin Özipek, Ali Poyrazoğlu, İsmet Ay, Füsun Önal, Hadi Çaman ve Suna Selen gibi ünlü 48

Aziza Mustafazadeh

duygu dolu bir atmosferde ortaya koyuyor. Uluslararası alanda isim yapan sanatçımız Okay Temiz ve 10 darbukadan oluşan Okay Temiz Ritm Ensemble, Ivo Papazov ve Macaristan'dan gelen Ando Drom (On the Road/Yollarda) adlı topluluk tarafından gerçekleştirilecek olan konser bir hayli renkli olacak. Değişik kültürlerden gelen Macar Çingenelerden oluşan Ando Drom Grubu, gerçek bir oyun ve performans düzeyi ve otantik ve modern üsluplardaki Çingene Müziklerini mükemmel olarak yorumlamalarıyla dikkat çekiyor. Saraydan Kız Kaçırma Operası W.A. Mozart tarafından yazılan iki perdelik Saraydan Kız Kaçırma Operası, kuşkusuz, İstanbul'a ve Türklere özel bir operadır. Mozart'ın Osmanlı Imparatorluğu'nun Avusturya dahil tüm Avrupa'da kültürel olarak da etkisini


kazanmıştır.

a

bu gelişimi içerisinde melodilerime farklı bir boyut kazandıracak bir müzisyen arıyordum. İrlandalı keman sanatçısı Fionnuala Sherry, ilkbaharda düşen taze bir yağmur damlası gibi karşıma çıktı. Yorumu tam benim aradığım şekildeydi; size müziğin anlatıldığını anlatan, onunla söz birliği eden ruhsal ve dürüst bir yorum... Böylece zamanın geldiğini anladım. Tabii ki projenin adı "Secret Garden" olacaktı. Bu bahçe bütün hikâyenin başladığı ve mükemmel sohbetlerin ve fikirlerin doğduğu müzikal bir kaynaktı çünkü."

cy

göstermeye başladığı yüzyıllarda bestelediği operada başta Türk motif ve ritmleri olmak üzere, canlı ve benzerlerinden epeyce farklı lirik ve heyecanlı bir anlatım tarzına sahip.

pe

Genel Sanat Yönetmenliği'ni Arda Aydoğan'ın yapmakta olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi CRR Opera ve Orkestrası tarafından sahnelenecek olan operanın rejisi Devlet Operası ve CRR Operası rejisörlerinden Aytaç Manizade tarafından yapılıyor. Tanzimat Dönemi rejisiyle sahnelenecek eser, Osmanlı'nın bu çağdaki görkemli eserlerinden biri olan Yıldız Sarayı'nda sahneye konacak. Sanatseverler 27 Haziran akşamı, Osmanlı Barok Sanatı'nın doruk noktasındaki mimari eserlerden birisi olan Yıldız Sarayı'nın muhteşem atmosferi içerisinde Mozart'ın bu operasını, İstanbul'un ikinci operası olan CRR Opera ve Orkestrası'ndan dinleme fırsatına sahip olacaklar. Secret Garden "İçinde yaşadığım müzik bahçesinden kopup gelen müzikal bir izlenimi maddeleştirmek başından beri içimde varolan bir duyguydu. Piyanonun tuşlarında kendisine spontane olarak yön veren parmaklarım, dengeyi ve armoniyi sanki organik bir bağlantı gibiymişçesine güzel bir melodiye çeviriyordu. Müzikal empresyonlarımın

Yukarıdaki kelimelerin sahibi ülkemizde de yakından tanınan Songs From a Secret Garden adlı albümün bestecisi ve prodüktörü Rolf Lovland. 39 yaşındaki Rolf Lovland albümdeki bestelerini piyano ve keyboardda yorumladı. Norveç'in geleceği parlak bestecilerinden birisi olan Lovland, "Let it Svving" adlı bestesi Eurovision Şarkı Yarışması'nda birincilik alan tek Norveç sarkışıdır. 32 yaşındaki Fionnuala Sherry, ülkesi olan İrlanda'da bilinen bir sanatçı. Dublin'de bulunan RTE Konser Orkestrası'nda hem solist hem de viyolacı olarak çalışan sanatçı aynı zamanda aktif bir stüdyo müzisyeni. Van Morrison, Sinead O'Connor, Wet Wet Wet, Chris de Burg ve Clannad Sherry gibi dünyaca tanınan sanatçı ve topluluklarla çalışan sanatçı İrlanda Televizyonu'nda da kendi programları ile büyük başarı ve beğeni

Yulduz Usmanova Pop ve rock müzik soundlarını eşi bulunmaz bir şekilde ortadoğunun dans müzikleriyle ve en önemlisi saz ile birleştiren Yulduz Usmanova müziğin öneminin ve etkisinin yeni kabul edilmeye başlandığı bir ülkeden geliyor. Taşkent'te İnsanların Kardeşliği Sarayı'nda 140.000 kişiye konser veren Usmanova, Asya'nın Sesi Festivali'nde birincilik ödülü aldı. Andalusia ve Flamenko'nun Kökenleri Flamenko'nun bugünkü müziği 18yy'da son şeklini almıştır. Oysa Endülüs'ün sanat ve müzikteki tarihi çok eski zamanlara ve grift bir kültürel yapıya dayanmaktadır. Flamenko'da kullanılan gitarın bu kadar etkileyici bir formda olması kuşkusuz geçen birkaç on yıl içinde klasik gitarın bu sanat dalında ana enstrüman haline gelmesidir. Birçok flamenko yorumcusu ve dinleyicisine göre, klasik gitarın batıya özgü tınıları içerisinde yorumlanan bir flamenko gösterisinde izleyiciler oryantal ve egzotik öğelerle buluşmakta ve onları kendi müzik anlayışları ve soundları içerisinde algılayabilmektedirler. Klasik gitarın, İspanyol gitarla olan eşsiz benzerliğine rağmen aynı aileden gelen her iki enstrüman da, ait oldukları kültürlerin birbirlerinden fazlasıyla farklı müziklerini yorumlayan kardeşlerden başka bir şey değildir. Endülüs'te tutkuları, aşkları ve kavgayı ellerin ve kolların büyülü hareketi vücudun, esnek anlatımları ve ayakların eşsiz topuk ritmleri ile anlatabilen bir dans tabii ki sadece flamenkodur

49


26. ULUSLARARASI İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ

İSTANBUL'DA MÜZİKLİ GÜNLER Kartal

istanbullu sanat dostlarını müzikli günler bekliyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen sanatçı ve toplulukların buluşacağı Uluslararası İstanbul Müzik Festivali'nde yüzlerce değişik tını uçuşacak havada.

a

Der: Aysel

pe

cy

istanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği, Eczacıbaşı Holding'in sponsorluğunu üstlendiği Festival, 9 Haziran-4 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festival çerçevesinde 33 konser ve gösteri, Atatürk Kültür Merkezi, Aya İrini Müzesi ve Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda izleyicilerle buluşacak. Çeyrek asrı geride bırakan ve bu yıl 26. gerçekleştirilecek olan Uluslararası İstanbul Müzik Festivali zengin bir

program sunuyor müzikseverlere. Festivale bu yıl İtalya, İsviçre, Fransa, ABD, Almanya, İngiltere, Azerbaycan'dan 700 ve Türkiye'den 300 olmak üzere toplam 1000 sanatçı katılacak. Dünyanın en önemli organizasyonlarından biri olan festivalin bu yıl ana teması "Fransa ile Buluşma". Festivalde bu yıl bazı ilkler de yer alıyor: vVagner'in "Parsifal" operası ülkemizde ilk kez Kirov Opera Orkestra, Koro ve Solistleri tarafından konser yorumuyla sunulacak. Operaseverler vVagner'in bu son operasından 2. ve 3. perdeleri ünlü şef Valeri Gergiev'in yönetiminde Rusya'nın ve eski Sovyetler Birliği'nin bu en köklü kurumundan izleyebilecekler. Aynı topluluk ayrıca Berlioz'un "Romeo ve Jülyet" Dramatik Senfonisi'ni İstanbul'daki ilk seslendirilişini gerçekleştirilecek. Paris Operası Ravel'in orkestra ve soprano için "Şehrazat'ını, Toulouse Oda Orkestrası Pierne ve Daniel-Lesur'un bestelerini Ensemble Intercontemporain ise Boulez, Ligeti ve Berio'nun eserlerini kentimizde ilk kez seslendirecek. 26. Ululararası İstanbul Müzik Festivali, 9 Haziran'da Fabio Biondi yönetimindeki Europa Galante'nin Aya İrini Müzesi'nde vereceği konserle başlayacak.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası

Orkestra Konserleri Günümüze kadar etkinliğini aralıksız sürdüren dünyanın en eski senfoni orkestralarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 11 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon'da konser verecek. Şef


a pe cy

Kirov Operası, şef Valery Gergiev

Gürer Aykal'ın yönetiminde ve tutkulu, dinamik bir yorumcu olarak ün kazanan solist Selma Gökçen'in katılımıyla gerçekleştirilecek konserde Ferit Alnar'ın 2 Dans'ını, Saint-Saens'ın Viyolonsel Konçertosu (No:1 )'nu ve Franck'ın Re Minör Senfonisi'ni seslendirilecek. Bugüne kadar dünyanın pek çok ülkesinde konserler veren Prof. Gürer Aykal, CSO'nun Genel Sanat Yönetmenliği'nin yanı sıra Lubbock Teksas Senfoni Orkestrası Genel Müzik Direktörü, Oulu (Finlandiya) Senfoni Orkestrası Birinci Konuk Şefi ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyeliği görevlerini de sürdürüyor. Avrupa ve Amerika'da resitaller veren viyolonselci Selma Gökçen ise halen Londra'da Guildhall Müzik ve Drama Okulu'nda ders veriyor.

Aya İrini Müzesi 15 Haziran'da dünyanın en köklü opera kurumlarından birini konuk edecek. Şef Valeri Gergiev yönetimindeki St. Petersburg-Maiimski Tiyatrosu-Kirov Operası, Orkestra, Koro ve Solistleri'nin Berlioz'un Romeo ve Jülyet Dramatik Senfonisi'ni yorumlayacağı konserine solist olarak Zlata Bulişeva, (mezzo-soprano), Nikolai

Gassiev (tenor), Vladimir Vaneev (bas) katılacak. 1988 yılından bu yana Kirov Operası'nın Sürekli Şefi ve Sanat Yönetmeni olan Valeri Gergiev, Kirov Operası merkez alınarak haziran ayında gerçekleştirilen dünyaca ünlü "Beyaz Geceler" Festivali'nin de sanat yönetmeliği görevini sürdürüyor. Henüz 23 yaşındayken dünyaca ünlü Herbert von Karajan Orkestra Şefliği Yarışması'nı kazanan Valeri Gergiev, ABD ve Avrupa'nın ünlü opera evlerinde sayısız temsiller yönetti. Tarihçesi Imparatoriçe 2. Katarina'nın saltanatına kadar uzanan Mariinski Tiyatrosu (Kirov Operası), Wagner, Mahler ve Berlioz gibi önemli bestecilerin rağbet ettiği ve batıdaki opera evlerinden önce eserlerinin sahnelenmesini istediği bir kurum oldu. Opera aynı zamanda 1890'larda Uyuyan Güzel, Kuğu Gölü ve Raymonda balelerinin ilk gösterilerine ev sahipliği yapmasıyla da klasik dansın gelişiminde önemli bir yere sahip. 1993 yılında Prof. Ersin Onay tarafından kurulan ve ülkemizin saygın orkestralarından biri olan Bilkent Akademik Senfoni Orkestrası, 18 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi,

Büyük Salon'da bir konser verecek. Konseri ülkemizi yurtdışında başarı ile temsil eden ünlü şef Cem Mansur yönetecek. 56 yıldır İtalya, Fransa, Porto Rico, İspanya, Almanya ve Güney Amerika gibi dünyanın çeşitli yerlerinde konserler veren Lozan Oda Orkestrası, 19 ve 20 Haziran'da Aya İrini Müzesi'nde dinleyicilerle buluşacak. Avrupa'nın çok tanınan şeflerinden biri olan Jesus Lopez-Cobos'un yöneteceği, oda müziği repertuarında bir doruk noktası olarak nitelendirilen orkestranın ilk günkü konserine solist olarak ülkemizde son yıllarda yetişen en yetenekli kemancılardan biri olan Cihat Aşkın eşlik edecek. Felsefe doktorası yapan Jesus Lopez-Cobos, şeflik eğitimini İtalya'da Franco Ferrara, Viyana'da Hans Svvarovvsky ile yaptı. Lopez-Cobos Lozan Oda Orkestrası ile Sevil Berberi, Cezayir'de Bir İtalyan Kızı operalarının kayıtlarını gerçekleştirdi. Orkestra, 19 Haziran'da Honegger'in Pastoral d'Ete, Roussel'ın Küçük Orkestra İçin Konçerto, Vieuxtemps'ın Keman Konçertosu No.5 (La Minör) ve Bizet'in Senfoni (Do Majör) eserlerini seslendirecek. Halen 51


Son orkestra konserini Suisse Romande Orkestrası, 2-3 Temmuz'da Atatürk Kültür Merkezi, Büyük Salon'da verecek. Dünyanın en iyi senfonik topluluklarından biri olan Suisse Romande Orkestrası 1918 yılında

pe cy

Fransa'nın ve Avrupa'nın önde gelen orkestralarından biri olan Paris Orkestrası, Rafael Frühbeck de Burgos'un yönetiminde 26 ve 27 Haziran tarihlerinde Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda iki konser verecek. Daha önce Viyana Senfoni Orkestrası Sürekli Şefliği, Berlin Alman Operası Genel Müzik Direktörlüğü, Berlin Radyo Senfoni Orkestrası Sürekli Şefliği yapan Frühbeck de Burgos, Amerika ve Avrupa'nın belli başlı pek çok orkestrasını konuk şef olarak yönetti. 1967'de kültür bakanı olan yazar Andre Malraux ve Marcel Landovvski tarafından

kurulan Paris Orkestrası, geçmişi 1828'e kadar uzanan ve dünyanın en eski orkestralarından biri olan Konservatuar Konserleri Derneği'nin bir devamı olması nedeniyle köklü bir geçmişe dayanıyor. Orkestranın "Fransa'yla Buluşma" çerçevesinde gerçekleştirilecek olan konserlerinin ilkinde Berlioz'un Faust'un Lanetlenmesi, Bizet'in Carmenden İki Süit, Ravel'in Soprano ve Orkestra için "Şehrazat" ve Debussy'nin Deniz adlı yapıtları seslendirilecek. 27 Haziran'da gerçekleştirelecek olan ikinci konserde solist olarak, yurtdışında başarılı çalışmalarla adından söz ettiren piyanist Hüseyin Sermet yer alıyor. Sermet, konserde Stravinski'nin Ateş Kuşu, Ravel'in Sol El İçin Piyano Konçertosu ve Berlioz'un Dafne ve Kloe Süitleri'ni yorumlayacak.

a

Londra Kraliyet Müzik Akademisi'nde eğitmenlik yapan ve Avrupa Oda Orkestrası'nın kurucularından biri olan obuacı Douglas Boyd'un solist olarak katılacağı 20 Haziran'daki konserde ise Mozart'ın Paris'teki ünlü Consert Spirituel için bestelediği Senfoni No.31 "Paris", Obua Konçertosu (KV 314) ve Haydn'ın Fransa Kraliçesi MarieAntoinette'e ithaf ettiği Senfoni No.85 "La Reine" ı seslendirecek.

Paris Orkestrası, şef Rafael Frühbeck de Burgos 52

Cenevre'de kuruldu. Konserlerde orkestrayı oldukça geniş bir senfonik konser repertuarına sahip olan Fabio Luisi yönetecek. Viyolacı Kim Kashkashian'ın solist olarak katılacağı ilk konserde Haydn'ın Senfoni No.1, Bartok'un Viyola Konçertosu, Honegger'in Senfoni No.3 "Litürjik" yapıtları seslendirilecek. İkinci konserin solisti ise ünlü piyanistimiz İdil Biret. Klasik müzik severler, konserde Ravel'in Piyano Konçertosu (Sol Majör) ve Berlioz'un Symphonie Fantastique'ini dinleyebilecek. Oda Müziği Konserleri Fabio Biondi yönetimindeki Europa Galante'nin Aya Irini'de vereceği konser, aynı zamanda 26. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali'nin açılış konseri. Barok müziğin Italya'daki en önemli temsilcisi olan topluluk, İtalyan müziğine devrimci yaklaşımları, tutkulu ve serbest çalışmalarıyla müzikseverlerin beğenisini kazandı. Aynı zamanda topluluğun birinci kemancısı da olan Fabio Biondi tarafından 1989 yılında kurulmuş Europa


Galante'ı. Barok müziğe yeni yaklaşım ve yorum getiren Fabio Biondi dünyanın en önemli konser salonlarında ikili konserler de veriyor. Europa Galante ve Biondi festivaldeki konserlerinde Corelli Konçerto Grosso, Sol Minör, Germiniani Konçerto Grosso, Mi Minör, Locatelli Konçerto Grosso, Re Majör ve Vivaldi'den Dört Mevsim'i yorumlayacak.

Barok müzikten günümüz eserlerine kadar uzanan geniş repertuarı ile dikkat çeken Toulouse Ulusal Oda Orkestrası'nın konseri 28 Haziran'da Aya İrini Müzesi'nde. Louis Auriacombe tarafından 1923'te kurulan Toulouse Oda Orkestrası yurtdışında en çok tanınan Fransız okestralarından biri. Başarılı kariyerinde önemli etkinliklere de imza atan Orkestra, 1976'daki kültür devriminden sonra Çin'de Mozart çalan ilk topluluk oldu. Orkestranın konserini

pe cy

a

Festivalin Fransa'dan bir başka konuğu ise Ravel Yaylı Çalgılar Dörtüsü. Repertuarındaki eklektik anlayış ve müzikal seçimiyle dikkat çeken Ravel Dörtlüsü 23 Haziran'da Aya İrini Müzesi'nde festival izleyicisiyle buluşacak. 12 yıl önce Lyon'da kurulan, 1994'te "Klasik Müziğin Zaferi" çerçevesinde "En İyi Oda Müziği Topluluğu" ilan edilen grup, özellikle Chausson, Debussy, Ravel, Faure ve

Dutilleux'nün yaylı çalgılar dörtlüleri yorumlarıyla dikkat çekiyor. Fransa'nın yanı sıra sık sık Amsterdam, Japonya ve ABD'de konserler veren Ravel Dörtlüsü, Aya Irini'deki konserinde Debussy'nin Sol Minör Dörtlü, Faure'nin Mi Minör Dörtlü ve Ravel'in Fa Majör Dörtlü'sünü seslendirecek.

Ayşegül Sarıca

1987'den beri İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nda şef olarak görev yapan Ender Sakpınar yönetiyor. Konserin solisti Xavier Phillips. 1971 doğumlu Xavier Philips, 1990 Belgrad Genç Müzisyenler Yarışması'nda İkincilik, Çaykovski Yarışması'nda Özel Ödül ve Reostopoviç Yarışması'nda aldığı Özel Ödülle müzik dünyasında adından söz ettirdi. Yılda ortalama 80 konser veren Toulouse Ulusal Oda Orkestrası Festival'deki konserinde Ravel'in Yaylı Çalgılar İçin 3 Şarkı, Faure'nin Berceuse ve Nocturne, Saint Seans'ın Sarabende Le Deluge Prelude, Boccherini'nin Viyolonsel Konçertosu, Pierne'in Seranade ve Lesur'un Seren ade adlı yapıtlarını seslendirecek. 30 Haziran Salı günü, Aya İrini Müzesi'nde Reinhard Goebel'in yönetimindeki Musica Antiqua Köln'ün konseri var. 25 yıl önce Reinhard Goebel ve Köln Konservatuarı'ndaki öğrencileri tarafından kurulan topluluk önceleri yalnızca Barok oda ve dini müziği yorumluyordu. Goebel 10. yılda grubu orkestra müziğini hem konser salonlarında yorumlamak hem de kayıt yapabilmek için yaylılar ve üfleme çalgılarla destekledi. Musica Antiqua Köln, müzisyenlerinin enstrümanlarına virtuözite derecesindeki hakimiyetleri ve tarihi eserlerdeki yaratıcı performanslarıyla dikkat çekiyor. Topluluk konserinde Charpentier'in Süit, "Pour un reposoir", Vierdanck'ın Capricci, Albrici'nin Sinfonia and Canzona, Furchheim'ın Sonat, Do Minör, Ziani'nin İki Sonat ve Rebel'in Caprice'ini yorumlayacak. Paris Orkestrası ve Ensemble Intercontemporain'de müzik çalışmalarını sürdüren altı müzisyenin oluşturduğu Ensemble Concordia'nın konseri, 1 Temmuz'da Aya İrini Müzesi'nde. Flüt, klarnet, iki keman, viyola ve viyolonselden oluşan Ensemble Concordia'nın repertuarı üçlü formasyondan altılı formasyona, klasikten modern müziğe canlı ve geniş bir yelpazeye yayılıyor. Frederique Camberling'in (arp) solist olarak katılacağı konserde Saint-Saens'ın Tarantelle, Op.6, Roussel'ın Serenad, Op.30, Dutilleux'nün Ainsi la Nuit, Debussy'nin Flüt, viyola ve arp için Sonat ve Ravel'in Introduction et Allegro yapıtları yorumlanacak. 53


cy

Resitaller 12 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi'nde Festival'in konuğu piyanist Ayşegül Sarıca. Piyano eğitimine İstanbul Konservatuarımda başlayan, Paris Ulusal Konservatuarı'nı birincilikle bitiren Sarıca, 1968'den bu yana Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası solisti. Sanatçı resitalinde Schubert'in La Majör Sonat'ını, Beethoven'in Fa Majör Sonat "Appassionata"sını, Debussy'nin Images'ını (Birinci Defter) ve Ravel'in Gaspard de la Nuit'ini yorumlayacak.

a

Festival izleyicileri 4 Temmuz'da David Robertson yönetimindeki Ensemble Intercontemporain'in Aya İrini Müzesi'ndeki konserini dinleyebilirler. Ensemble Intercontemporain, 20. yüzyıl müziğini tanıtmak ve yaymak amacıyla 1976'da Piere Boulez tarafından kuruldu. Topluluk konferanslar ve izleyicilere açık provalarla çağdaş müzik dilini öğrenmek isteyen genç profesyonellere enstrümantalist ve bestecilere yeni olanaklar sağlıyor. 1992'de topluluğun müzik yönetmeni olarak atanan David Robertson hem 20. yüzyıl müziğine olan olağanüstü yatkınlığı hem de opera alanındaki geniş repertuarıyla uluslararası üne sahip. Mezzo-soprano Monica Bacelli'nin solist olarak katılacağı festivalin son konserinde üçü de İstanbul'da ilk kez seslendirelecek olan; Boulez'in Le Martaeu şans Maitre, Ligeti'nin Oda Konçertosu ve Berio'nun Halk Şarkıları yer alıyor.

pe

Catherine Wyn-Rogers

Henüz 23 yaşında olmasına rağmen üstün yeteneğiyle dikkat çeken kemancı Julian Rachlin, 2000 yılının yıldızları arasında gösteriliyor. Rachlin'in konseri 22 Haziran'da Aya İrini Müzesi'nde. Konserinde Debussy'nin Sonat No.3 ve Beau Soir, Massenet'in Meditation, Saint- Saens'in Rondo Capriccioso, Franck'ın Sonat'ını seslendirecek olan Rachlin, 257 yıllık bir kemanla çalıyor.

Dokuz yaşında Haydn'ın bir konçertosunu seslendirerek ilk konserini veren piyanist Andre Watts, Festivalin bir başka konuğu. Değişik müzik türlerindeki olağanüstü yeteneğiyle eleştirmenlerin ve dinleyenlerin övgüsünü kazanan Watts, konserinde Schubert ve Chopin'in bestelerini seslendirecek. Konser, 29 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon'da. 54

Vokal Müzik ve Opera Müzikseverler, 13 Haziran'da lirik sesi ve olağanüstü sahne hakimiyetiyle dikkati çeken soprano Kathleen Battle'ın şan resitalini dinleme olanağı bulacaklar. Aya Irini'de gerçekleşecek konsere Battle'a piyanoda Roger Vignoles eşlik edecek. Metropolitan, Viyana, Paris ve Covent Garden gibi dünyanın sayılı operalarında sahneye çıkan Battle, Mozart karakterlerini en iyi yorumlayan sopranolardan biri. Kirov Opera Orkestra, Koro ve Solistleri Romeo ve Jüliet Dramatik Senfonisi'nden sonra !6 Haziran'da, Aya İrini Müzesi'nde Çaykovski'nin Maça Kızı Operası'nı ve 17 Haziran'da VVagner'in Parsifal operasının ikinci ve üçüncü perdelerini İstanbullu sanatseverler için seslendireceler. Maça Kızı Operası'nda Lisa rolünü 1991'den bu yana Kirov Operası'nın baş solisti olan Galina Gorçakova seslendirecek. Hem Rus hem

de batı operalarını başarıyla yorumlayan Gorçakova, Covent Garden, Metropalitan, La Scala, San Francisco, Viyana, Berlin gibi opera evlerinde konuk olarak sahneye çıkmaya devam ediyor. Maça Kızı'ndaki Herman rolünü ise 18 yıldır Kirov Operası'nda solist olan Yuri Marusin yorumlayacak. 17 Haziran'daki Parsifal operasını ise Viktor Lutsiuk, Larissa Gogolevskaya, Nikolai Putilin ve Gennadi Bezzubenkov seslendirecek. Dans 26. Uluslararası İstanbul Müzik Festivalinin dans bölümünde, Marsilya Ulusal Balesi'nin gösterisi, Rolland Petit'in koreografisiyle izleyenlerin karşısında olacak. Topluluğun gösterisi 24 ve 25 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon'da gerçekleşecek. 26 yıldır sergilediği gösterilerle ülkesinin kültürel mirasına önemli katkılar yapan Marsilya Ulusal Balesi'nin amacı dansı daha geniş kitlelere ulaştırmak. Fransız


a cy

TRT İstanbul Radyosu Genç Solistler Topluluğu

Konservatuvarı oda Müziği Topluluğu'nun (Melih Seçikyan-piyano, Eren Coşkuner-flüt, Pelin Çotal-obua, Hande Sarıcı-klarnet, Cavit Karakoçfagot, Esra Kümeler-korno), 24 Haziran'da Pelin Halkacı'nın (keman) ve Perihan Diana Nayır'ın (mezzo-soprano), 25 Haziran'da Tuğçe Tarı'nın piyano ve Tolga Akkaya'nın trombon, 26 Haziran Cuma günü Nilay Karaduman'ın (keman) ve Akropolis Beşlisi'nin (Filiz Yılmaz-klarnet, Sevil Ulucan-keman, Nilgün Yüksel-keman, Beste Tıknazviyola, Erim Ardal -viyolonsel), son olarak da 27 Haziran'da Özgür Aydın'ın piyano konseri izlenebilir.

pe

dansının son 50 yıl içindeki en iyi koreograflarından biri olan Roland Petit, üretken hayalgücü ve tiyatro yeteneğiyle çağdaş bir dans dili yaratmayı başardı. Marsilya Ulusal Balesi, Festival'de Chabrier'in Altılı Dans, Carmen Genç Adam ve Ölüm adlı yapıtlarını sahneleyecek. Genç Yetenekler Festival'in Genç Yetenekler Dizisi'nde İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı ve İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı öğrencileriyle dışarıdan yapılan başvurular sonucu seçilen 7 genç müzisyen ve 2 oda müziği topluluğu yer alıyor. Genç yetenekleri desteklemek ve konser olanağı tanımak amacıyla düzenlenen, İstanbul'daki müzik kurumlarında batı müziği öğrenimi gören ya da mezun olmuş genç müzisyen ve toplulukların katıldığı Genç Solistler Dizisi programı, 23-27 Haziran tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi Konser Salonu'nda gerçekleştirilecek. Dizide 23 Haziran Salı günü Pınar Çelik'in (piyano) ve I.Ü Devlet

Geleneksel Müzik Konserleri Geleneksel Müzik Konserleri bölümünde ilk olarak Ahmet Kadri Rizeli'nin yönettiği TRT İstanbul Radyosu Genç Solistler Topluluğu'nun konseri yer alıyor. Konserin ilk bölümünde "Karcığar Köçekçeler", ikinci bölümünde ise "İstanbul Şarkıları" seslendirilecek. Topluluk İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı mezunu sanatçılardan oluşuyor.

Müzikseverler, 14 Haziran Pazar günü, Atatürk Kültür Merkezi'nde, Azeri topluluk Jabbar Karyagdi Mugam Üçlüsü'nün konserini dinleyebilecekler. 18 Haziran'da Nalan Altınörs'ün solo konseri ve 20 Haziran'da Kutlu Payaslı'nın yöneteceği TRT Ses ve Saz Sanatçıları Topluluğu'nun konseri de Festival çerçevesinde Atatürk Kültür Merkezi'nde gerçekleştirelecek. İki yıl önce Klasik Türk müziği eserlerine ait eski notaları, bestelendikleri dönemdeki sazlarla ve üslupla seslendirmek üzere Fikret Karakaya tarafından kurulan Bezmara Topluluğu'nun konseri 21 Haziran'da Atatürk Kültür Merkezi'nde. Konserde erken dönem Osmanlı müziğinin en önemli kaynaklarından biri sayılan Dimitri Kantemir'in "Kitab-ı llmü'lMusiki"de yer-alan 16. ve 17. yüzyıla ait peşrev ve saz semailerinden örnekler seslendirelecek

55


SÖYLEŞİ İzmit Şehir Tiyatrosu'nun sezonunu kapadığı bir dönemde Yeşil Üzümler Topluluğu'nda beraber çalıştığım Emre Koyuncuoğlu, sposorluğunu İzmit Outlet Center'ın üstlendiği bir dış mekan gösterisiyle yoğun bir Tiyatro atmosferinin yaşandığı şu günlerde yeniden gündeme geliyor. Bugüne kadarki çalışmalarının bir devamı niteliği taşıyan yeni projesiyle ilgili düşüncelerini kendi ağzından aktarmak istiyorum.

"Mutfak Kazaları" senin profesyonel anlamda İzmit Şehir Tiyatrosu bünyesinde Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği, "Hamlef'teki dramaturgi ve koreograf i çalışmasından sonraki ikinci gösteri. Projenden bahseder misin? Gösteri için alternatif bir "şov" denebilir. Dans, ses, müzik ve görüntü, yanyana sıralanmış üç TIR'ın üzerinde farklı anlatım biçimlerini tercih etmiş kadınların kavramsal olarak buluştuğu ortak bir platforma dönüşüyor. Oyuncular kendi dünyalarını öncelikli olarak bedenlerinin anlatımıyla ve seçilmiş diğer malzemelerle

Mağden'in tek şiir kitabı "Mutfak Kazalarından yola çıkarak hazırlandı. Mağden'in kendine has "kadın dili" özelliğini taşıyan bu şiirler, benim ve diğer sanatçıların ortak noktasını oluşturan, seyirciye farklı üslup, anlatım ve aktarım zenginliklerini kullanarak ulaşma isteğini ateşledi. Görsel tasarım Orhan Cem Çetin'e ait. Gösterinin müziğini besteleyen grup "Baba Zula" ise, Murat Ertel, Emre Önel, Levent Akman ve Wİlliam Machbeth'ten oluşuyor. Dekor ve kostümü, halen Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü'nde eğitimine

a

Yolculuk ve "Kazalar Ortaçdağ

devam eden Dilek Aydın üstlendi. Oyuncular ise İzmit Şehir Tiyatrosu'nun kadrolu

pe cy

Ahmet

birlikte seyirciyle paylaşıyorlar. Bu gösteri, genç kadın yazar Perihan

II

sanatçıları; Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu ve Ankara Devlet Tiyatrosu'nda üç yıl görev almış üç genç kadın sanatçı: Meltem Özsavaş, Esra Bezen Bilgin ve Betül Çobanoğlu. Bu projeyi oluştururken çıkış noktan ne oldu? Projelerimin çoğunda görüntü/fotoğraf ya da mekanın kendisinin verdiği doku, ya da görüntüyü kullanıyorum. Bu proje bir süreç işi oldu. Mağden'in şiirleri de bir süreç; yol şiirleri. Sekiz aydır Izmit'de yaşıyorum. Bu süre içinde kentte dikkatimi çeken şeylerle, Mağden'in dilini çok sevdiğim, kadın dünyasını iyi yakalayan şiirlerini birlikte kullanmak istedim. Sürekli TIR'ların geçtiği transit bir yolda kurulmuş bir kent olan


Politik olarak gösterini nasıl bir temele oturtuyorsun?

pe

Her seçim politiktir. Perihan Mağdeni seçmemin sebebi zaten bir dil problemi. Oluşturduğu kadın dili, bir kadın olarak kendimi ifade etmek açısından bana çok yakın bir dil. Sadece beni ve kadınları anlatan bir dil değil, bir çok insanı anlatan bir dil. Bu yüzden kadın, erkek olarak ayırmak da istemiyorum. Ama Türk yazınında bana göre, kadın dünyasını sözleriyle ve ritmiyle yansıtan bir kaç yazardan biri Mağden. Dilinde agresif, saldırgan bir taraf var. Sanatsal olarak yakaladığı bu saldırganlığı ve sivriliği seviyorum.

Orhan Cem Çetin, Türkiye'de fotoğraf sanatını adına bir çok yeniliğe imzasını atmış bir sanatçı ve farklı sanat disiplinleriyle çalışma denince akla gelen ilk isimlerden. Fotoğraf çekimlerinde Orhan Cem Çetinle beraber çalıştık. Çetin ise oyuncularla çalıştı. Ben buna fotoğraf demek istemiyorum. Çünkü fotoğrafı yalın halinde kullanmıyor, Çetin. Onunla farklı şekillerde oynayarak bence- fotoğraf tasarımı üretiyor. Bu tasarımlar da gösterinin beş ayağından birini oluşturuyor: müzik tasarımı, hareket tasarımı, dekor ve kostüm tasarımı, oyuncu performansı ve görüntü tasarımı.Tüm bunlardan aldığım verilerle de kurgunun kendisini oluşturuyorum. Müzik tasarımına gelince, grup, çalışmaların başından itibaren bizimle birlikte yaratım sürecini yaşadı. Ayrıca metni onlara verdiğimde kendilerine çok yakın bulmaları benim için önemli bir veriydi. Baba Zula ve Murat Ertel ile daha önce Yeşil Üzümler Topluluğu dahilinde ortak çalışmalar yapmıştık. Zaten bu gösteri Yeşil Üzümler'in sahnede varolma anlayışının bir uzantısıdır.

Bir erkek fotoğraf sanatçısının ve erkeklerden oluşan bir müzik topluluğunun kadına özgü bakma biçimini yakaladığını düşünüyor musun?

olarak aldığım akademik eğitime ve şu an Işıl Kasapoğlu ile birlikte edindiğim yönetmenlik deneyimine baktığımda kendimi buna yakın bir noktada hissediyorum. Hepsi birbirini bütünlüyor. Sahnedeki her şeyi belirli bir tasarımın parçası olarak görmek gerekiyor. Zaten ben sahneyi de bilindik anlamda görmüyorum. Her yer sahne olabilir. Mekanın dokusunu ve derinliğini kullanarak sahne yaratırsın. Aynı şey TIR'lar için de geçerli. Çünkü İzmit benim için hareketin durumu belirlediği bir yer. Şehrin içinden durmadan geçen TIR'lar beni gerçekten ürkütüyor. İşte bu TIR'ların üzerine çıkmak ve üzerinde varolabilmek düşüncesi benim için bir çıkış noktası oldu. Bu çok kavramsal gelebilir, ama örneğin gösteride kullanılan üç sandalye var. Bunlardan biri sallanan sandalye, biri tekerlekli sandalye ve biri de dönen sandalye. Yani kullanılan malzeme de hareket içeriyor. Üç ayrı yönde hareket eden oturma araçları. Herşey bir hareket ve devamlılık içinde. Aynı şekilde pencere konstrüksiyonları ve dialar da kendi içlerinde bir anlatımı sürdürürken, aynı zamanda bir hareketi içeriyorlar. Hareketi yalnızca bedende değil, bu kez sahnenin her tarafında yaşatmak istedim.

cy a

İzmit'de kadınların pencerelerini temiz tutmak için gösterdikleri çaba ilgimi çekiyordu. Pencereden izlenen dünyayı da Orhan Cem Çetin ile kurduk. Her kadının kendi penceresi ve o pencereden gördüğü anlar var. Bu anlamda kavramsal bir çalışma. Fotoğraflar, sahnedeki sanatçının dış dünyası oldu. TIR'ların üzerinde kurduğumuz çerçeve konstrüksiyonun arkasındaki görüntüler bunlar. Üç dia makinası, 7 metrelik bir derinlikten 3/2 metrelik görüntüler oluşturuyor. Sahnedeki oyuncu kendi penceresinden gördüğü görüntüde, bir anlamda kendini görecek. İzlediği dış dünyaya bakma biçimi perdeden yansıyacak. Aynı zamanda seyirci için onun ruhunu yansıtan bir tür ayna görevi de görüyor.

Dramaturg olarak aldığın eğitimin ve İzmit Şehir Tiyatrosu'ndaki deneyiminin bu proje üzerindeki etkisinden bahseder misin ? Şu anda tez konusu olarak Heiner Müller üzerine çalışıyorum ve onda beni en çok heyecanlandıran şey aynı zamanda hem dramaturg, hem yazar, hem de yönetmen olması. Ve eserlerini bu üç ayak üzerine kurması. Örneğin, yazısını sadece metin olarak ele alamayız. Ben de geçmiş çalışmalarıma, dramaturg

Sözel anlatımın sahne ve kurgu üzerindeki hegemonyasını nasıl kırdın ? Söz sahnede varolan unsurlardan sadece bir tanesi. Çünkü sözün altını hareketle doldurdum, yorumu ona göre oluşturdum. O söz ve hareketin devamlılığını arka plandaki görüntülerle tamamladım. Onu içine alan

atmosferi de müzikle yarattım. Yani müziğin de kattığı yorumla birlikte TIR'ların üzerinde başka bir bütünlük elde ettim. Daha önce de belirttiğim gibi çeşitli tasarımların birleşerek tek bir tasarım oluşturduğu bir gösteri bu. Bir yolculuk hikayesi. Bence gösterinin performansa yaklaştığı nokta da bu. Bu yolculukta gerçek olan, tüm biraraya gelen unsurlarla tam o noktada, tam o anda seyirciyle karşı karşıya yaşananlar. Bundan sonraki gösteri başka bir mekana taşınacak. O zaman da, o mekana nüfuz etmiş olarak, o mekanı dolduracak izleyiciyle yeni bir buluşma gerçekleşecek. Bu anlamda performansa yaklaşan bir gösteri olduğunu düşünüyorum. Peki, şiirlerin kendi içlerindeki düşünsel bütünlüklerini tüm bir gösteriye nasıl yaydın ? Kavramsal olarak çalıştığım için şiirlerin içindeki temaları tek tek çekerek ardarda sıralayamam. Aynı şey görsel anlatım içinde geçerli. Hepsini tek bir kavramsallık üzerine kurmak zorundayım. Şiirlerin tümüne baktığında kadın dilinden yola çıkarak onun sıkışmışlığının yarattığı saldırganlığı ve bu saldırganlığın hareket biçimini görüyorsun. İşte ben gösteriyi bunun üzerine kurdum. Aynı zamanda şiirler Mağden'in onsekiz yaşından otuzdört yaşına kadar olan hayatından kesitler yansıtıyor. Bir zamansal yolculuk var. Ayrıca şiirlerin içinde farklı mekanların isimleri var. Bu anlamda da bir yolculuk söz konusu. Şiirler ilerledikçe Mağden'in hayata bakış açısının, ilgisinin ve tepkilerinin değişmesi de, hepimizin içinde bulunduğu yolculukla ilgili bir paralellik sunuyor


SÖYLEŞİ

Prof. Joyce, son on yılda rejileriyle pek çok ödül almasının yanı sıra, oyuncu olarak televizyon dizilerinde de rol alıyor. Mary Washington College'da Prof. Joyce'un öğrencisi olan Emre Iz'at'ın, "Matruşka"nın çevirisini hocasına vermesi üzerine, Joyce oyunu sahneye koymaya karar vermiş. Oyun, Aytuğ Iz'at tarafından çok başarılı bir şekilde İngilizce'ye çevrilmiş. Yaklaşık üç aylık bir dramaturji çalışmasından sonra 2 ay prova alan ekip, oyunun prömiyerini 200 kişilik bir salonda yapmış.

Amerika 'ya döndükten sonra oyunu sahnelemeye devam edecek misiniz? Kesinlikle evet. Oyunu Chihago'da da oynayacağız. Amerika 'daki prömiyer sonrasında seyircinin

Atatürk gibi gerçek sanatsever bir liderin insanları olarak Türk halkını, sanata verdiği değer ve çalışmalarından ötürü kutlamak istiyorum. Bir başka Türk oyunu sahnelemeyi de düşünüyor musunuz? Evet, "Boyacı" adlı oyunu da repertuarımıza aldık. Dinçer Sümer'in bir oyununu da daha önce sahnelemiştik. İzleyiciden aldığınız olumlu

pe

Oyunu geçtiğimiz günlerde ülkemizde İngilizce oynayan Rude Mechanics oyuncularına ve yönetmen Prof. Joyce soruyoruz.

böyledir. Oyunda Cücenoğlu'nun yakaladığı çok önemli ayrıntılar var ki, bunları ince bir mizahla vermiş olması ilgimi çekti. Oyun çok iyi yazılmış ve çevrilmiş. Evrensel yanı var.

cy a

Tuncer. Cücenoğlu'nun "Matruşka" adlı oyununu, İngilizce olarak 'Grup Rude Mechanics"de sahneye koyan Prof. Michael Joyce, Marry Washington College Tiyatro Bölümü'nde öğretim görevlisi.

Michael Joyce ve "Matruşka reaksiyonu nasıldı? Gülsün Paydak Neden bir Türk oyunu? Neden "Matruşka"? Tuncer Cücenoğlu'nun bir kaç oyununu daha okudum. Özellikle "Matruşka"yı tercih etme nedenim, her an gündemde olan ve çözülemeyen kadın-erkek ilişkisini işlemiş olması. Dünyanın neresine giderseniz gidin, bu hep 58

Ben bu kadar olumlu tepki alacağımızı beklemiyordum. Ama oyun sonrası eve gelen telefonlar ve fakslar bir türlü durmuyordu. Bu beni çok şaşırttı ve mutlu etti. Oyun Amerika'da çok sevildi ve sonrasında Emre'nin de önerisiyle neden Türkiye'de oynamıyalım diye düşündük ve bunun hazırlığına girdik. Şu an burada olmaktan çok mutluyuz. Herşeyden önce

tepkilerin bu kadar yoğun olmasını nasıl bir nedene bağlıyorsunuz? Dediğim gibi, insan ilişkileri hele de kadın-erkek ilişkileri hep gündemde olan konular. İçinde hoş bir mizahı barındırması çok vurucu. Oyunu tamamen Amerikan kültürüne adapte ettiniz mi? Tam olarak değil. Tipik Türk alışkanlıklarını ve özelliklerini

aynı tutmaya çalıştık. Örneğin, sürekli çayın karıştırılması Türk kültüründen bir şeyler görmek, bizim izleyicimize oldukça enteresan geldi. Buralarda gülünüyordu. Komedi iyi, stil iyi. Dekor konusunda da hiç zorlanmadık. En yalın en düz olanı seçtik. "Matruşka"daki kadın ve erkek karakterleri yine Prof. Joyce'nin yetiştirdiği oyuncular canlandırıyor. Kadın karakterini son derece iyi oynayan "Julie O'Leary; "Bu benim oynadığım ilk iki kişilik oyun. Oyunu çıkarırken ve prömiyer gününde aldığım haz ve heyecan oldukça büyüktü. Oynarken eğlendim de. Bu çok hoştu." diyor. Erkek karakterini canlandıran Jeromy Hastings'e bu rol kişisini kendinize yakın hissettiniz mi diye sorduğumuzda, "Oyundaki erkek karakter bana çok uzak bir insan. Başlangıçta biraz zorlandımsa da, sonrasında o rol kişisini içimde yaratmayı becerebildiğimi sanıyorum. Oyunu bütünüyle sevmiş olmamın bunda payı çok büyük tabii." Bu arada Prof. Joyce yeniden katılıyor sohbetimize ve ekliyor: "Zaten oyunculuk bunu gerektiriyor. Yani oynadığınız karakteri sevsenizde sevmeseniz de en iyi şekilde giymek durumundasınız ki ,inandırıcı olabilsin. Bu da oyuncunun güçlü bir eksen karakteri çıkarabilmesi için, bireysel çalışmalarını mutlak suretle yapmasını getirir. Güçlü bir oyuncu, her tür karaktere girebilmelidir."


pe cy a


a

pe cy


1998_82_10033