Page 57

Dünya ile kurduğumuz iletişim hattı oluyor.) ahize kordonlarının birbirine karıştığı, hatların düşmedisi bir telefon santralinde ihtiyaç duyulan konektör arayıcı, elektromanyetik dalgalar oluşturup imgelemimizde, u ayırıcı isimlendirmemize yardımcı oluyor. (Bazen hat­ tır karışıyor!..) seyirciler yavaş yavaş kenti hissetmeye, bu sezişin rezonansıyla uçuş koltuklarından fırlayıp kendilerine başka bir yerden bakmaya yöneliyorlar.

pe cy

a

Bu manyetik kent alanı, demir blokların, üstgeçitlerin arasından pırtlamış, salıncaklı bir oyun parkı, mazgaldan gelen kokulu bir polifonik marjinaller korosu küfeli hanallarıyla... Ya da enstantane yaşanan şehir megalomasisi, prematür medyatik şizofrenisi, gün geçtikçe melezleşen dil dokusuyla yeni vizyonlar üreten istanbul, nereden mi anlıyoruz? Sevgilim, her şeyim el aldı gitti, ömrümün baharı kış olğu bitti" nağmeleri oyunun hemen başında çarpıcı bir görsel ve işitsel sahne plastiğiyle sunularak. Hemen peşinden "ahilerim, ablalarım..." ile devam eden kaçınılmaz Kent yaşamı ve yeni kentlilerin "burası benim ..." replikleyle parsel parsel ele geçirilişlerini hatırlayarak. Ele geçi­ liş dedim de, Naz, "el"i çok başarılı kullanmış oyunda; onu organdan öte, el koyma, ele geçirme, kirli eller, mafya vb. anlamlarda başarıyla kullanarak, simgeleştirererek.

Dayatılan konuma sıkışan toprak solucanları gibi, birbirırine dolanıp hayvansal solumalar üretip, Handke'nin il işkencesini çağrıştıran seslerle kendi kaderlerini sorgulamaya başlayan oyun kahramanları,kentin yok oluşu ırasında asker toplum, demokrasi ,okul, bayrak, ezan, Hamlet'in meşhur tiradı) sistem ve ölüm kavramları ile metamorfoza uğruyorlar sokak ortasında.

davranan ve ilkel sesler çıkaran bu solucanlar şartlar ne olursa olsun kendilerini avutacakları bir tekerleme de bulmuşlar: "Her geçen gün, her bakımdan biraz daha terliyorum.." ("Dolly Bell "i Anımsıyor musun"uz?)

Oyun ilerledikçe, zihinsel atmosferimizi oluşturan ürkütücü yığınların hayal gücümüzü uyarmaktan çok, bastırdığını farkediyoruz. Karışık gereçlerle bezenmiş bu çalış­ ma törensi bir görsellikle verilmek istenmesine rağmen, bugünkü Japon Tiyatrosu'ndaki "Çiçek Yolu" ile başarı­ lan oyunu seyircinin arasına sokmayı başaramıyor. İn­ san övdesinin tartımlı hareketlerinden ziyade daha ba­

şıboş salınımlar rahatsız ediyor. Fuchs'un tiyatroda re­ form düşüncesinde belirttiği üç önemli özellikten sade­ ce, törensel oyun metni hazırlamakta başarılı olunduğu­ nu, stilize oyunculuk ve bütündeki törensel arayışın karşılıksız kaldığını hissediyorsunuz. Bunlar örtüşemediği için Naz'ın sözünü ettiği sinemasal etki de gerçekleş­ miyor. Yine de bu rasyonel çalışmanın her duruma uydurduğu­ muz, bir iki düzine sözcüğümüzün olduğu, görüyormuş, işitiyormuş, dokunuyormuş, kokluyormuş, tadıyormuş gibi yaptığımız ya da her insan yüzünde aynı biçimde be­ liren kibarlık sırıtması; düğünlerde, doğumlarda, cenaze törenlerinde, el sıkışmalar, selamlaşmalar, kaş çatmalar, gülümsemeler, korku verici bir duygu yoksunluğu ile ya­ pılan bir hayaletler tiyatrosundan çok daha ileri, dinamik bir tiyatro denemesi olduğunu kabul etmek gerekir. Al­ ternatif bir süreç yaşamak isteyenlere ısrarla önerilir,

CANLANAN MEKAN Yöneten: Naz ERAYDA Işık Tasarımı: Feyyaz YALÇIN Oynayanlar: Kerem KURDOĞLU, Ertan BİRGÜL, Nadi GÜLER, Banu FOTOCAN

1994_37_11273  
1994_37_11273  
Advertisement