Page 52

beckett dünyası Mehmet ATAK STUDIO

O Y U N C U L A R I • 6.

ULUSLARARASI

Beğeni anlayışının, düşünceden mümkün olduğu kadar so yutlanmış, içi boşaltılmış bir eğlence olarak dayatıldığı gü nümüzde, Stüdyo Oyuncuları - Şahika Tekand ikinci Bec kett'leri Beş Kısa Oyunla müşterisiz meta olma pahasını inatlaşıyorlar, uzlaşmıyorlar... Stüdyo, Mutlu Günler'den sonra, Türkiye'de ilk kez profesyonel düzlemde bir arada sahnelenen beş kısa Beckett oyunu, Beş Kısa Oyun'da da harcıâlem tiyatronun arzlarına talep oluşturacak oyunculuk reji, dekor, müzik... artistik virtüözitelerine sırt çevirip, dü şünce düzleminde alışverişte bulunulacak bir sahneleme arayışının peşini güdüyorlar. Mutlu Günleri ciddi biçimdi aşmış, son derece titiz bir araştırma ve çalışmanın sonucu bir yaratı olduğunu bağıran Beş Kısa Oyun, zaman ve me kânın göreceliğinde son derece "doğru" bir çalışma. Te kand'ın rejisinle sahnedeki her şey kendisiyle, kendisinden mülhem. Sanat yapıtı kesinlikle kendisinden daha derin olduğu varsayılan başka bir şeye gönderme yapıyormuş il lüzyonunu oluşturmuyor. Gösteren-gösterilen-gösterge üçlemesi yek diğerlerine tekabül ediyor, o kadar. Reji çalış masında semiyolojik bir yöntem izlendiğinin bariz ipuçları var. Tekand, Beckettln beş kısa oyununa 1994 Türki ye'sinden bakarak bazı göstergelerin buradaki karşılıkların bulmuş (Sözsüz Oyun l'deki çan sesinin zil sesi olması ya da Oyun'daki kül kübünün, lahit-tabut-kutu ol ması gibi) bunun dışında metinlere hemen he men bire bir sadık kalmış. Oyun(lar)un oyunca lan, bir simülasyon odasında, tanrının karşısında okul, devletin karşısında teba ve yönetmenin kar­ şısında oyuncu. Oyuncular her daim otoritenir karşısındaki insan konumlarında, her daim ken­ dilerini farklı kılan toplumla belirlenmiş birey kimliklerine dair özelliklerini ve bunun ayrıntıları­ nı soyutlayan bir sahne üzerinde varoluşu muha­ faza etmek durumundalar. Eylemsizlik içinde sözlü ve sonsuz bir bekleyiş ya da bu fotoğralar arabı, sözsüzlük içinde devingen ve sonsuz bir bekleyiş... ilk oyun Nefes: Oyuncu yok, sadece kendileri kadar zaman, mekân bir de ses var. Bir duygu ya da sezgi oluşturmayan, iğrite edici kı-

cy

pe

FESTİVALİ •

kavranan ise at başı giden kasvet ve neşe, yani trajik oiaı ve komik olanın bir manaya ulaşmayan ironisidir... Ve dahi ilk okuyuşta tezat gibi gelse de, insan ve toplum sorumlu luklarından hiçbir daim soyutlanamaz...

a

Neden son elli yılda, tiyatro edebiyatı adına üzerine en çok kafa patlatılıp, ürünler verilmiş insan Beckett'tir? (Kaldı ki son elli yıl bazında Beckett, külliyatı tiyatro edebiyatının İn­ cil'i sayılan Shakespeare'e bile fark atmıştır). Ve neden Beckett külliyatı, sokaktaki adam için bu kadar bilinmeyen­ dir? Bir de, neden Beckett, kendisinden sonra bariz bir kı­ sırlaşma olsa da ilgi odaklığı koltuğundan kıçının kenarını bile çekmemiştir? Zamana meydan okuyarak kendiliğinden ele vermedikleri, onda açıldıkça yeni açmazlar olarak karşı­ mıza çıkan nelerdir ? Neden her daim "geleceğin yazarı"dır bu adam? Yıllarını vermiş bunca araştırmacı işte Beckett'e dair son nokta" diye bir çözüm-sonuca gidemediğine göre, cevabın bize düşmediği aşikar. Yeniden "keşfedilemeyen" Amerika edebiyatı olsa da, biz gene aklımıza gelen bir iki şeye değinelim: Zaman ve mekânın sınırlarından so­ yutlanmışlardır... Görünen gerçeklikten, yani gündelik ya­ şamın yanıltıcı ayrıntılarından da... insanlar gelirler, mana­ larını arayarak daha da çok aradıkları yanılsamalarında devinip, konuşup, düşünerek (?) zamanlarını doldururlar ve giderler... Mananın varlığı üzerine bir kesinlik yoktur, yokluğu üzerine de, ama olsa bile salt düşünceye muktedir olamadığımız oranda ulaşılabildiği imkânsızdır... Bu baş­ tan kaybetmişliğin kasvetini kıran, komik olanı çıkaran ise insan beyninin hiç durdurulamayan faaliyeti yani düşünce­ dir... Lakin dışarıdaki tüm etmenler (ekonomik, sosyal, si­ yasi, ahlâki, dini...) bu faaliyeti engellemek adına birbirle­ riyle yarışırlar... Düşüncenin kendini koruyabildiği yerde

İSTANBUL TİYATRO

1994_37_11273  
1994_37_11273  
Advertisement