Page 50

dünyanın en tuhaf mahlûku Zeynep ORAL •

DOSTLAR

TİYATROSU

• 6.

ULUSLARARASI

Nâzım Hikmet'in dizelerini, hele hele "Memleketimden insan Manzaraları", "Kuvay-ı Milliye", "Şeyh Bedrettin Destanı'nı belki bin kez okudum, bin kez dinledim... O dizelerin yüreğimi ve belleğimi asla terk etmeyeceğini biliyorum... O dizelerde artık beni hiçbir şey şaşırtamaz sanıyordum...

FESTİVALİ

Bir süre önce İnsanlarım oyununu izlediğimde, şaşa­ kaldım! Müthiş etkilendim, duygu bombardımanına uğradım... Nâzım Hikmet'in dizelerini ilk kez duyuyormuşum duygusuna kapıldım... Genco Erkal'ın farklılı­ ğına inanamadım... Salonu dolduran yüzlerce kişiyle birlikte soluk alıp, birlikte soluklarımızı tuttuğumuzu gördüm... Omuz başımdakilerin, önümdekilerin sar­ sıntısını fark edince, kendi gözyaşlarımı, hıçkırıklarımı gizlemek gereğini duymadım... Salonla sahne arasın­ daki ilişkiyi, hiç eksilmeyen elektrik akımını sanki elle­ rimle tutabilirdim...

cy

a

Genco Erkal'ın Nâzım Hikmet'in dizelerini yorumlayışını belki bin kez izledim... Dizelerle yorumun; söylenenle söyleme biçi­ minin olağanüstü bütünleşmesine, en doğal, en dolaysız, en kaçınılmaz bütünlüğüne tanık oldum... Ve artık Genco'nun Nâ­ zım yorumları beni asla şaşırtamaz sanıyordum...Yanılmışım.

İSTANBUL TİYATRO

pe

Ne olmuştu bana ve yüzlerce seyirciye? Bizi böylesine sarsan neydi? Bu farklılık nereden doğuyordu? Bu soruları sormak oyunu ilk izleyişte aklıma gelmedi bile doğrusu. Öylesine kapılıp gitmiştim ki... İkinci iz­ leyişimde değişen bir şey olmadı. Yukarıda belirttikle­ rimi yeniden yaşadım. Ancak bu soruları sormaktan geri kalmadım. Farklılık belki de Genco Erkal'ın bu kez hem şairi, hem şairin yarattığı kişileri oynamasından çok, o yaratma sürecini, yaratma eylemini, yaratma ortam ve koşulla­ rını, yaratıcılığını oynamasındaydı... Şairin aklından geçenleri, inançlarını, duygularını, tereddütlerini, öfke­ sini, aşkını, evet, evet, aklından ve yüreğinden geçen­ leri en somut biçimde sanki gözlerimizle görüyor, elle­ rimizle dokunuyor, kendi yüreğimizle hissediyorduk. Farklılık belki de Genco Erkal'ın anlatılan bir kişiyi de­ ğil, anlatılan birkaç kişiyi aynı anda yaratması, canlan­ dırması ve konuşturmasındaydı. ikili bir diyalogu, üçlü bir konuşmayı, önce bir el hareketi, sonra bir işaret, giderek yalnız bakışlarıyla var ediyor ve aynı zamanda biz izleyicileri yönetiyordu. Farklılık belki de Duygu Sağıroğlu'nun çok etkileyici ve çok işlevsel sahne düzeninde, çok sınırlı, sert, acıma­ sız, hain bir hücreye kapatılmışlıkla sonsuzluğa açıl­ manın biraradalığındaydı. Bu kapatılmışlık, bu hapisli­ ğe rağmen, yeryüzüne kucak açmanın, yeryüzünü

50

1994_37_11273  
1994_37_11273  
Advertisement