Page 45

sonra, sıcak bir Ağustos öğlesinde bir telefon, Gencay Hanım bir görev müjdeliyor: "Siz sahneye kayacaksınız, hadi bakalım!" Ben, gerçekten de "hadi bakalım!" İlk önce, oyunun eksenindeki bir rolün, "Anlatıcı" rolünün Hümeyra'ya verilmesi konusunda onay alıyor ve Bodrum'da denizin ortasında bir teknenin telsizinden buluyorum ilk oyuncumu. Bin türlü cızırtı, elli çeşit planlama arasında birbirimizi duymaya çabalıyoruz: Hümeyra, ne zaman dönüyorsun İstanbul'a?" "Yirmi gün sonra". "Sana rol çıktı!" "Sahi mi? Hangi oyun?" "Bir İstanbul Oyunu." "Kim koyuyor sahneye?" "Ben". "Tamam, yarın dönüyorum. Yarın akşam buluşalım!"

cy a

Yarın akşam"ki buluşmada teksti bir solukta okuyan Hümeyra, benim oyunu sahnede nasıl görmek istediğimi saatlerce sabırla dinliyor ve birkaç "buzlu beyaz şarap" bardağı sonrasında en haklı soruyu soruyor: "Senin anlattıkların tekste oranla bambaşka şeyler. Sen deli misin Allah aşkına? Nasıl yapacaksın bunları?"

bu uğraşa azimle adamış olanlar da. Sonra "büyük roller"e geliyor sıra. Karşıdan bakınca, sadece "An­ latıcı" ile "Büyük Hanım" başrol gibi görünüyor. Bir "Beybaba" rolü var ki, yardımcı rol gibi duruyor, ama ancak eski İstanbul kültürünü bilen, onu bir yaşama biçimi olarak benimsemiş ve çok usta bir aktörün elinde gerçek değerini bulabilir. Yoksa ti­ yatroda her oyunda ancak "arkadan geçen sekizinci süvari"yi oynayabilen bir aktör kopyasının elinde yi­ tip gitme tehlikesi çok büyük. Neyse ki, korktuğu­ muz olmuyor ve tiyatro dünyasının en büyüklerin­ den biri, Toron Karacaoğlu, büyük bir incelikle kabul ediyor rolü. "Büyük Hanım" için Ayla Algan tek aday. Serra Yılmaz hanidir birlikte çalışmayı is­ tediğim önemli bir kompozisyon ustası. Berrin Koper ile taa konservatuvardan bu yana hem iyi anla­ şıyor hem de iyi çalışıyoruz. Mehmet Gürhan, boşa geçmiş yıllarının hüznünü zerafetle taşıyan bir İs­ tanbul beyefendisi için ideal. Metin Çoban da tam bir "Baytar Bey".

pe

Bunların nasıl yapıldığını" o geceden sonraki dört şey boyunca en yakından gören de yine Hümeyra oluyor. Tekst, yazarın onayı ve Füsun Akatlı'nın yorulmak bilmez çabalarıyla, oyun metni, kendi kardeşi olan o şiir-öykü kitabıyla birleşiyor ve onun şiir­ lerinden hem şarkı sözlerini, hem de adını alıyor. İstanbul'un Gözleri Mahmur.

Tekst kendi yolunda ilerlerken, işin kaderini belirlenecek en önemli kavşağa geliyoruz: Oyuncu seçimi, öncelikle, tekstte var olmayan bir "koro" oluşturuyoruz, zaman zaman oynayacak, zaman zaman şarkı söyleyecek bir koro. Tiyatronun gençlerinden bu neşe en yatkın olanları seçiyoruz. Aralarında bu mesleğe bu oyunla başlayacak olanlar da var, yıllarını

Kafasındaki kadroyu nerede ise yüzde yüz gerçek­ leştirmek çok az yönetmene "nasip olur". Ben bu şansla yola çıktım ve aylar boyu o kişilerle aynı ka­ deri paylaşırken, ilk seçimde hiç yanılmamış oldu­ ğumu tekrar tekrar sevinçle fark ettim. Kasım'ın son gecesi açtı perdesini İstanbul'un Gözleri Mah­ mur ve ilk gecesinden başlayarak seyircisiyle "eski İstanbul soyluluğunun ortak paydasında" buluştuk. Sevildi, alkışlandı, ödüller aldı ve şimdi de öyküsü­ nü anlattığı kentin tiyatro festivalinde tekrar perde­ sini açıyor. İstanbul'un Gözleri Mahmur'un doğuşunun öyküsü böyle. Bin bir emekle "doğan çocuk" ise sahnede, herkesin gözü önünde artık. Öyleyse, "Al Gözüm Seyreyle"!

İSTANBUL'UN GÖZLERİ MAHMUR

Yazan: Melisa Gürpınar Yöneten: Hakan Altıner Müzik: Esin Engin Oynayanlar: Hümeyra, Ayla Algan, Toron Karacaoğlu, Serra Yılmaz, Berrin Koper, Mehmet Gürhan, Metin Çoban, Zeynep Irgat, Derya Kurtuluş, Aziz Sarvan, Burteçin Zoga, Şenay Saçbüker, Melahat Abbasova, Sevinç Erbulak, Tahir Tahiroğlu, Cem Uras, Murat Üçkardeşler, Hüseyin Karabağ, Cem Karakaya, Eftal Gülbudak, Seden Edgü

45

1994_37_11273  
1994_37_11273  
Advertisement