Page 44

bir oyun nasıl doğdu! Hakan ALTINER İSTANBUL BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROLARI • 6. ULUSLARARASI İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ varmadan, "Cadde-i Kebir" boyunca bir yandan yü­ rünüp bir yandan okunan ilk sayfalar. Yüreğimde bir sevinç çığlığı, beynimde ilk heyecanlar: "Hemen tiyatroya gitmeli. Gencay Hanım'ın bu tekstten ha­ beri var mı acaba?" Yaz rehaveti içindeki tiyatroya varınca, o çatı altın­ daki en "işe yarar, iş yapar" insanlardan biriyle kar­ şılaşıyorum; Füsun Akatlı ile. Füsun hemen yanıtlı­ yor sorumu: "Evet, teksti biliyorum, Engin Uludağ getirdi. Repertuar Kurulu'na da o önerecek!"

a

Aylık magazin dergilerinden birinin ilginç bir "anket köşesi" var. Her ay altı-yedi kişiye, asla vazgeçeme­ yecekleri "değerler"i soruyorlar. Bölümün başlığı da matrak: "İlle del". Bu köşeyi ve "ille de"yi içeren ya­ nıtları okuyunca kendi "jilelerimi düşündüm bir an. Hemen dilimin ucuna geliverenler arasında hem "ti­ yatro" var hem de "İstanbul". Ve birden, İstanbul'un Gözleri Mahmuru çalışmış olmaktan duyduğum büyük keyfin gizini buldum. Vazgeçemediğim iki "sevgili" ile aynı işte buluşmuşum: "Tiyatro" ve "is­ tanbul" ile.

cy

Ondan sonraki günlerde, Kurum'un çarkları alışıl­ mış biçimde dönüyor; kurullar, tartışmalar, kararlar derken zaman akıp gidiyor ve ben sık sık bu oyunu düşünüyor, bu oyunun dünyasını kuruyorum kendi­ me göre.

pe

Melisa Gürpınar'ın oyun metni "Eski Zaman-Yeni Hayat", İstanbul'un göbeğinde, Beyoğlu'nda, bir ki­ tapçı rafında yakaladı beni. Daha o anda, bir dizi çağrışım: "İstanbul'un Gözleri Mahmur" adlı şiiröykü kitabının yazarı bu... Peki, oyun yazmış mıydı daha önce?.. Hayır, sanmıyorum. Aslında her şiiri bir "oyun" tadında değil miydi zaten?.. Sakın bu da istanbul'u, o sevgili, güzel İstanbul'u anlatan bir oyun olmasın? Olur mu olur! Ve daha Taksim'e

44

Oyunun repertuara alınıp alınmayacağı, alınsa da kimin sahneye koyacağı henüz belli değil ama ben kendimce, "Bir İstanbul Oyunu" kozasını örmekte­ yim. Kitaplıktan, yıllardır tutkuyla biriktirilen İstan­ bul üzerine kitaplar, yazılar, resimler bir bir çıkıyor masanın üzerine. İstanbul'un her köşesine heykeli dikilse bile hizmeti ödenemez bir büyük insanın, Çelik Gülersoy'un, her biri ayrı bir duyarlılı­ ğı çağrıştıran kitaplarını kim bi­ lir kaçıncı kez okuyorum. Fikret Adil ile Asmalı Mescid'e giriyor, Garden Bar Geceleri'ni paylaşı­ yorum. Salâh Birsel, "ah-vah"lar arasında Beyoğlu'nu gezdiriyor bir kez daha ve kulağımda hep Melisa Gürpınar'ın dizeleri: "İs­ tanbul'un evleri vardı/Yongadan/ kül oldu/İstanbul'un insanları vardı/Sevdaları gül kokulu."

1994_37_11273  
1994_37_11273  
Advertisement