Page 24

tanrı görünüşte öldü Doris KUNZMAN Çev.: Mustafa TÜZEL ALMANYA • THEATRE AN DER RUHR • 6. ULUSLARARASI İSTANRUL TİYATRO FESTİVALİ önünde, hayal gücü ancak aşkı, devrimi, şiddeti ve inceliği sportif bir doruk noktası olarak düşlemlemeye yeten günümüz medyasının bir reel ütopyasını koyduğu bu üvertürden sonra, ikinci sergileme: Kral Duncan sahneye çıktığında, sahneye, Manfred Hilbig'le birlikte, mafyavari bir tip de gelir, şapkalı, pardesülü, yaşlı, terleyen bir adam mitler dünyasında yaşayan, savaşı sanata benzeten bir kral: Sigfried idili; bir kahramanın trajik ölümüne neşeli bir önoyun. Ren altını: Savaşın "toccata" ve "füg"ü. Fidelio: Kurtuluş motifi.

cy

a

Uzaktan gelen savaş gürültüleri, ara sıra, bir bom­ banın patlama sesi, açık, siyah mekândaki gergin sessizliği bozuyor. Bir piyanist, piyanosunun üze­ rine yığılmış bir biçimde uyuyor, kürk ceketli bir kadın, ileri geri yürüyor. "Gözleri doymuyor" diye bağırıyor. "Dünyada artık bir şeyler gerçekleşme­ li." Ancak, yeni bir patlama sesi, iki kadını, yarı açık kırmızı perdenin önüne koşturuyor. Korkudan donakalmış bir halde, kadite tiyatro koltuklarına oturuyorlar: Gösterimden önce üç kadın oyuncu. Savaş zamanında tiyatro.

pe

Bir tanesi, konuşarak vakit öldürüyor. Buz pateni, sahneye çıkmadan önceki sinirlilik hali, yüksekten uçuşlar- düşüşler, verimlilik ve sanat, devrim: Buz üstünde aşk. 1968 büyük bir yıl -buz pateninde-. "Erkekler başlattılar" diye bağırıyor. "Kadınlar her şeyi, erkeklere bakarak yapmak zorundalar! Evet, erkekler" diye bağırıyor, bomba gürültüsünün ar­ dından. Ansızın, kan üzerine bir söylev, sonra alçak sesle, değerlerin tersyüz olması konusu "fair is toul and foul is fair", kadınlar perdeyi deniyorlar, rollerine geçiş yapıyorlar, ilk cadı sözlerini ezberliyorlar, bir oyunculuk ritüeli uzlaşma sağlıyor, izleyicilerin üzerinde dakikalar boyunca, kaçınılmaz bir doğa gücü gibi bir bombardıman olarak gürleyen savaş­ tan duyulan korkuyu birkaç saniyeliğine unutturu­ yor. Ve sonra o geliyor: Macbeth, sahnenin en arka kö­ şesinde, ışık saçan bir buluttan fırlayarak, sanki ışığın karanlık üzerindeki zaferi gibi, elinde savaş baltasıyla görünüyor. Kana susamış bir cellat. Hâ­ lâ savaşta yaşıyor, piyanisti baltalıyor, havaya darbeler savuruyor, yere hamle yapıyor, eli dur­ mak bilmiyor: Bir ölüm makinesi. Soluk kesen bir sahneye çıkış. Büyük coşku tiyatrosu. Fritz Schediwy, Macbeth rolünde. Buz pateninin öyküsünün, tiyatronun, Macbeth'in

Bu üç bölüm Roberto Ciulli ve Hans Peter Clansen'in sahnelemelerinin sırasını veriyor. Bu sah­ neleme, bir kez daha Duncan'dan alıntı yaparsak, kavga eyleminin çok sesli içiçeliğinin karşısına oyunda oyun düzlemlerinin, estetik araçların ve metinlerin çok sesli bir çeşitliliğini koyuyor. Shakespeare'nin, radikal bir biçimde kısaltılmış met­ ni, yabancı - ine'.'Jen, şiirsel, doğabilimsel, pey­ gamberden- alıntılarla, hemen hemen mitsel bir çağrışım ortamına dönüşüyor. Bu ortamda salt ki­ şiler, arketipik durumlarda şeffaflaşmakla kalmı­ yorlar, tarihin kendisi de görüntüye geliyor ve sa­ dece çeşitli bilinç düzeylerinin sonucu olarak değil, tersine, her türlü aydınlatma düşüncesine dil çıkartıyora benzeyen, kaçınılmaz bir şiddet bağlamı olarak. Macbeth, Malcolm'un kral ilan edilişinden sonra kaçmak istediğinde, sahnedeki kapı kapanıyor. Bu kapı ancak Macbeth'in cadıları ikinci ziyaretinde, ölümsüzlük güvencesi olarak, yanlış anladığı şeyi ellerinde tuttuğunda açılacak. Yani, bu Macbeth'i katil yapmak için bir Lady'ye gerek yok.

Oyun, savaştan gelen ve en önemli, en bütünsel yaşantıyı geride bırakmış olan bir adamı gösteri­ yor. Savaştan başka her şey boş, sönük ve sıkıcı 24

1994_37_11273  
1994_37_11273  
Advertisement