Issuu on Google+


HABERLER

YENİ AÇILAN TİYATRO SALONLARI Dergimiz, yeni açılan salonları, bütün tiyatrocuların ve tiyatroseverlerin sevinçle karşıladıkları inancı ile duyur­ mayı, tanıtmayı kendine görev sayıyor. Bu sayımızda, Ankara'da açılmış olan İrfan Şahınbaş Atölye Sahnesi ile, Bakır­ köy Belediyesi'nin GÜNGÖREN semtin­ de açmaya hazırlandığı AZİZ NESİN Sahnesi'nin haberini veriyoruz. Bu tür haberlerin sıkça yinelenmesi dileği ile...

İRFAN ŞAHİNBAŞ ATÖLYE SAHNESİ

a

Devlet Tiyatrolarının Ankara Macunköy Sosyal Tesisleri'ndeki Kapalı Spor Salonu'nun düzenlenmesi ile Türk Tiyat­ rosuna kazandırılan sahne, 200 kişilik seyir yeri, kafeteryası, otopark ve çevre düzenlemesi ile Ankaralıların, özellikle de tesisin yakınındaki Batıkent'lilerin hizmetine sunul­ du. Sahne ismini, Türk Tiyatrosuna ve Devlet Tiyatrosu­ na 40 yıl hizmet vermiş olan, geçen yıl 2.4.1990 da kay­ bettiğimiz Prof. İrfan Şahinbaş'tan alıyor. Prof. Şahinbaş Uluslararası Tiyatro Enstitüsü'nün Yönetim Kurulunda ve Devlet Tiyatrosu'nun Edebi Kurulu'nda yıllarca görev yapmıştı. Türkiye'de "Çerçeve Sahne" kullanılmayan ilk sahne özelliğini taşıyan salonda oyun, seyircilerin ortasında oynanıyor. Bu sahnede deneysel nitelikli oyunlar sergi­ lenecek ve ilerde tiyatro şenlikleri düzenlenecek. Ankaralıların bu salona ulaşımları, Büyük Tiyatro

pe cy

önünden oyun günleri saat 18.30 da kaldırılan le sağlanıyor. Dönüş yine servislerle Büyük önüne kadar.

AZİZ NESİN SAH

Bakırköy Belediyesi yerleşik tiyatro kurma ça­ larını hızla sürdürüyor. Bu çalışmaların ilk-ürün gören semtinde, Belediye Şube binasının altına edilen ve yakında açılacak olan AZİZ NESİN sahne Belediyenin Sanat Yönetmeni Zeliha BERK saatin bütün aşamalarını yakından izlediğini; pepi tuk, dekorasyon gibi tiyatro y manlarının ve teknik dona' seçimiyle bizzat ilgilendiğini söy Güngören semtindeki bu ye 180 kişilik. Bu sahne çok geniş leşim bölgesine hizmet verecek. nüfusu 7-8 yüzbini bulan bu rinevler, İstanbulevleri, Merter, evler ve Güngören... Bu sahnedeki ilk oyun NESİN'in DEMOKRASİ GEMİ DA KARAGÖZÜN GÜNLÜ oyunu. Ahmet GÜLHAN'ın oyunun provaları yeni salonda ediyor. Tiyatro Şubat sonunda : törenle hizmete girecek. Bakırköy Belediyesinin tiyatr gili çalışmaları, açılacak yeni üzerine Sayın Zeliha BERKSO tığımız geniş kapsamlı söyleşi sayısında yayımlayacağız.


TİYATROLARDAN Dünyanın Gündemi Savaş:

DOSTLAR'DAN "SAVAŞA HAYIR"

K

mında, yıkılan tabuların, delinen ya­ sakların simgesi oldu. İkinci Şvayk 12 Mart darbesinin hemen ertesinde as­ keri cuntaya karşı bir özgürlük çığlı­ ğıydı-. Üçüncüsü ise Körfezi kana bula­ mak isteyen savaş kışkırtıcılarına bir uyarı olarak gündeme geldi. Yazık ki bu uyarı işe yaramadı. Gırtlağımıza kadar bulaşmış bulunuyoruz savaşa. Gene de Şvayk bütün iyimserliğiyle insanlara savaşın saçmalığını anlatma­ yı sürdürüyor. İnsana karşı olan bütün ezici güçlere, bütün kokuşmuş kurum­ lara en etkin silahlardan biriyle, gülmeceyle saldırıyor."

cy a

örfez savaşının bütün hı­ zıyla sürdüğü şu günlerde Dostlar Tiyatrosunda Yaroslav Haşek'in Aslan Asker Şvayk'ı yıllar sonra yeniden oynanıyor. Oyunu uyarlayan ve yöneten Genco Erkal'a konuyla il­ gili düşüncelerini sorduk: "Evet, 23 yıl sonra üçüncü Şvayk... İlki 1963 yılında Arena Tiyatrosundaydı. Biliyorsunuz Arena ül­ kemizdeki bütün ilerici, toplumcu ti­ yatroların anasıdır. Ankara Sanat, Dostlar, Halk Oyunları hep Arena Ti­ yatrosundan çıkmıştır. İlk Şvayk 1960 anayasasının getirdiği özgürlük orta-

D

pe

ÇOK SEVİMLİ VE GÜNCEL BİR YERGİ

ostlar Tiyatrosu, şu sıralar dünyamızın ve ülke­ mizin gündeminde birinci sırada bulunan bir konuyu getiriyor sahneye: Savaş. Yaroslav Haşek'in aynı adlı romanından uyarlanan "Aslan Asker Şvayk" 20 yıl sonra bir kez daha Dostlar'ın sahnesinde... Avusturya-Mâcaristan İmparatorluğu'nun yeğeni Arşidük Ferdinand'ır öldürülmesi üzerine 1. Dünya Savaşı patlak verir. Sıradan yurttaş Şvayk da kaçınıl­ maz olarak savaşın içine sürüklenir. Savaş sırasında Svayk'ın başından geçen bir dizi gülünç serüven yaşanılan trajik durumla tam bir karşıtlık içindedir. Ama 33 milyonun yaşamına mal olan savaşın yıkıcılığı ve anlamsızlığını da tüm yalınlığı île gözler önüne seren yjne bu karşıtlıktır. Şvayk'ı merkez alan gülmece bizi içinde yaşanılan duruma yabancılaştırarak, ona belli bir uzaklıktan bakmamızı ve yargı gücümüzü harekete geçirmemizi sağlıyor. Kısacası Şvayk'ın gülünç serüvenleri izleyiciye savaş denen keşmekeşi unutturmuyor, tam aksine, onun saçmalığını yoğun olarak vurguluyor. Haşek'i okuyup da gülümsememiş olanlar oyunda içten kahkahalar atacaklar, çünkü jest, mimik ve bireysel gülmece anlayışıyla beslenen gülünç olaylar metindekinden çok daha, çarpıcı. Çağlar Tanyeri ERGAND Milliyet Sanat Dergisi (15.1.91)

Dostlar Tiyatrosu bu yıl Karaca Tiyatroda içerikleri açısından birbir­ lerini tamamlayan üç oyunlu bir re­ pertuar sunuyor. Aslan Asker Şyayk'ın yanısıra yurtiçi ve yurtdışı oyunlarıyla 150. gösterime ulaşan Merhaba, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Haldun Taner ve Bertolt Brecht'in şiir, öykü ve şarkılarıyla ül­ kemize ve çağımıza Özgün bir bakış getiriyor. Çekoslovakya Cumhurbaş­ kanı Vaclas Havel'in oyunu Buruk Ezgi (Largo Desolato) ise baskıcı toplumlarda aydının konumu ve kar­ şılaştığı baskılar üstüne ince bir gülmeceyle örülü etkileyici bir çalışma.


HABERLER G ü l r i z SURURİ Bütün Tiyatrocular a d ı n a , SÖZEN'den "Bir Toprak Parçası" istedi.

• Nezihe MERİÇ'in önceki yıllarda Devlet Tiyatrosun oynanmış olan tek perdelik oyunu SULAR AYDINLAN YORDU, 1 Ocak'ta Ankara Devlet Tiyatrosu OdA Tiyatrosu da yeniden sahnelenmeye başlandı. Olcay POYRAZ, yönetti oyunda kendi oynuyor. • Ankara Devlet Tiyatrosunda, Baykal SARAN'ın yöne menliğindeki FİL ADAM; İstanbul Devlet Tiyatrosunda, Hal dun 'DORMEN'in yönetiminde DÜN GECE YOLDA GİDE KEN ÇOK KOMİK BİR ŞEY OLDU adlı oyunlar, ay tarihte, 12 ŞUBAT 1991'de sahnelenmeye başlayacak. • Bursa Devlet Tiyatrosu 5-10 Şubat tarihleri arasında. •Bakırköy Belediye Tiyatrosu Adile Naşit Kültür Merkezinde yazar Tuncer Cücenoğlu'nun üç ödüllü KADINCIKLAR adlı oyununu sergileyecekler. • Şehir Tiyatrolan Genel Sanat Yönetmeni Genca GÜRÜN'ün Aristophanes'ten yola çıkarak yazmış olduğu Tü kiyenin ilk rock müzikali KUŞLAR oyunu, 200. gösterisine ulaştı. Haldun DORMEN'in yönettiği bu oyun, bu mevsime 3. yılına girdi.

Nisa S e r e z l i ' d e Yeni O y u n

pe cy

a

14.1.1991 Pazartesi gecesi, 106 yaşındaki SES Tiyatrosu'nda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği, bu ti­ yatroda çalışmış oyuncular ve Türk Tiyatrosu'na katkıda bu­ lunmuş olanlar için bir tören yapıldı; 111 tiyatro sanatçısına plaket verildi. Kendini en eski Darülbedayi'li olarak tanıtan Vasfi Rıza ZOBU'dan başlayarak, halen bu tiyatroda oynayan Ferhan ŞENSOY'a kadar SES Tiyatrosu'ndan gelip geçmiş Semiha BERKSOY (Eski SES Opereti adına), Haldun DORMEN, Yıl­ dız KENTER, Genco ERKAL, Gülriz SURURİ kendi gruplarının bu sahneyle ilgili anılarını anlattılar. Vasfi Rıza ZOBU, Atatürk'ün bir oyunlarına geç gelişini bunun üzerine kendisinin oyunu durdurup, oyunu başından ye­ niden oynayışlarını; Semiha BERKSOY, SES Tiyatrosu 1943'de yeniden açılırken açılış operetinde oynaması için ken­ dine yapılan ısrarı ve oynamayı kabul edince de sesinin güzel­ liğine izafeten, Avni Dilligil grubunun tiyatronun adını SES olarak koyduklarını anlattı. Konuşan diğer bütün sanatçılar, ti­ yatroyu, bugün yeniden tarihi SES Tiyatrosu haline getirmiş olan Ferhan ŞENSOY'a teşekkür ettiler. Büyükşehir Belediyesi'nin hazırlamış olduğu, SES Tiyat­ rosunun kuruluşundan bugüne gelişini belgeleyen "Beyoğlu'nda Bir Tiyatro SES" isimliMultivizyon gösterisi ilgiyle iz­ lendi. Töreni bir konuşma ile açan Büyükşehir Belediye Başkanı N.SÖZEN, Beyoğlu için yapılanları anlattı. "Şehzadebaşı'nın,' Beyazıt'ın yok olan ve yokedilen tüm tiyatrolan gibi Beyoğlu'nun tiyatroları da, kültür ve sanata karşı bayrak açanların, bu değerlere saygı duymayanların saldırısına yenik düşmüş­ tür" diyerek salonsuzluktan yakınan tiyatroculara katıldı. Tiyatrolar ve oyuncular adına gecenin en ilginç olayı Gül­ riz SURURİ'nin anılarını anlatan konuşmasından sonra Sayın N.SÖZEN'e hitaben "Ben bu yıl, hemen bütün özel tiyatro sa­ hipleri ile tiyatro oyuncularının temsil eden iki derneğin, TİYAP ve TODER'in Yönetim Kurulu Üyesi'yim. Hepimiz adına sizden bir ricam var. Tünel'den Taksim'e kadar demiyo­ rum, Tünel'den Mecidiyeköy'e kadar olabilir, biz tiyatroculara bir toprak parçası veremez misiniz? Biz orada Muhsin ERTUĞRUL'un yaptığı gibi barakadan bir tiyatro yaparız, hiç ol­ mazsa 3 tiyatro grubu orada yaşamını sürdürür" demesi oldu. Bu istek bütün izleyiciler tarafından uzun ve coşkulu alkışlarla desteklendi. Belediye Başkanı da bu alkışa katıldı. Bunun üze­ rine, gecenin sunucusu Halit KIVANÇ "Politikacılar evet demez, alkışlarlar" diyerek Gülriz SURURİ'nin isteğine, Nu­ rettin SÖZEN'in de olumlu baktığını yorumlayarak, tiyatrocu­ lara umut verdi.

Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosu "BENİM MATRAK AİLEM" adlı güldürüyü sahnelemeye başladı. Oyun ataerki yapıya sahip bir baba, onun bu davranışlarını yumuşatmaya çalışan anne ile oğullan ve gelinleri arasındaki ilişkileri anlatıyor. • Ankara'daki SAHNE adlı tiyatro topluluğu Şubat ayın­ dan başlayarak "Tiyatro Söyleşileri" adı altında Tiyatronun kuram ve uygulama alanındaki çeşitli konuları inceleyen bir dizi söyleşi gerçekleştirecek. • DORMEN Tiyatrosu geleneksel türdeki güldürülerine devam ediyor. Bir Fransız Bulvar komedisi olan, Pierrette BRUNO'nun yazmış olduğu ÇILGIN SONBAHAR'ın yönet­ meni İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Gencay GÜRÜN.


HABERLER İllüzyon Tiyatrosu Tiyatro izleyicisine yabancı bir Tiyatro olan Sermet Erkin İl­ lüzyon Tiyatrosu gösterilerini Kenterler Tiyatrosunda pazar günleri sürdürüyor. Salonsuzluğun ge­ tirdiği sorunlardan dolayı pazar günü 11 .OO'de,sahneye çıkmak zo­ runda kalan İllüzyon Tiyatro'su çocuk oyunlarıyla karıştırılmasın­ dan şikayetçi. Pazar günlerine keyifli bir baş­ langıç yapmak için bulunmaz bir fırsat İllüzyon Tiyatrosu'nun gös­ terileri. Tüm dekor ve oyun araç­ larının kendileri tarafından tasarla­ nıp, imal edildiğini belirten Nuray Erkin batı standartlarından daha küçük olduğunu ifade ediyor. 2 saat 10 dakika süren gösterinin arasında Nuray Erkin'in Şehrazat eşliğinde nefes kesen oryantal gösterisi ayrı bir tat veriyor.

ÖLÜM Şehir Tiyatroları oyuncusu Erhan DİLLİGİL 7 "Ocak 1991'de geçirdiği bir kalp krizi sonu öldü. 1935 doğumlu olan DİLLİGİL, İ.Ü. Fransız Filolojisini bitirdikten sonra b â z ı topluluklarda oynadı ve 1959 yılında Şehir Tiyatrosuna girdi. O tarihten beri Şehir Tiyatrosunda çalışmış olan sanatçı en son KUŞLAR oyununda oynuyordu. kıt

Modern dansın yaratıcısı Martha Graham'ın öğ rencisi Kaya Akkoyunlu, çalışmaları ile ilgili olarak şunları söyledi: "Şehir Tiyatroları, Genel Sanat Yönetmen Gencay Gürün'ün girişimi ile bir dans topluluğu kurdu. Yapmak istediğimiz, klasik baleden, jazza Afrika Duman ve Yago tekniklerinden yararlana rak, öncelikle oyuncuların fizik disiplin sahibi ol malarını sağlamak. Temel dans çalışmaları deni len Body and Mind Training for Creative Werl tekniğini uyguluyorum. Tiyatro araştırmaları la baratuarları ile de ayrı çalışma yapıyoruz." Bir süre daha İstanbul'da kaldıktan sonra çalış malarını asistanları­ na bırakarak New York'a gidecek olan Akko­ yunlu, bu çalışmalardan büyük mutluluk duyduğunu sözlerine ekledi.

Nejat Uygur'dan Savaşa Katkı (!)

pe cy a

• Enis Fosforoğlu, yıllarca önce sahnelemiş olduğu KANLI NİGAR oyununu bu kez yeni­ den yorumlayarak ve olayları günümüze ta­ şıyarak yepyeni bir biçimde sergiliyor. Sadık ŞENDİL'in bu ünlü yapıtında NİGAR'ı telekız ti­ pinde Suna KESKİN oynuyor.'

Şehir Tiyatroları için Dans Topluluğu oluştu

• Yugoslavya'da yapılan ÜSKÜP Halklar Tiyatrosunun 40. yıl kutlamalarında 3 Türk tiyatrosuna altın plaket verildi. Plaketleri tiyatro yazarı Tuncer CÜCENOĞLU ile Devlet Ti­ yatrosu yönetmenlerinden Yücel ERTEN ve Kenan IŞIK aldı. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda her cumartesi ve pazar "günleri saat 10.30'da, "Renkli Benekli" isimli çocuk oyunu "sergilenmektedir. Vakıfbank Çocuk Tiyatrosu'nun bu oyununu Yücel Tur­ gut yazmış, Metin Bilgin yönetiyor. Oyunun perde arasında sahneyi bir çocuk bahçesine dö­ nüştürerek değişik görüntüler sunulan oyunda, oyuncularla çocuklar elele tutuşarak dans edip şarkı söylüyorlar. Oyunculafa dokunmanın mutluluğunu yaşayan genç seyirciler ikinci perdeyi daha dikkatli izliyor.

Nejat Uygur savaşın sona erdirilmesine katkısı olabile­ ceğini ifade ederek "Miğferi­ ne Çiçek Eken Asker" adlı oyununun kasetini Saddam ve Bush'a armağan edeceğini belirterek sözlerini oyunun son cümlesi ile bitirdi, "Size soruyorum ve insanlık adına rica ediyorum. Kapatın silah fabrikalarını... Boş bırakın savaş meydanlarını... Çatılmış tüfeklere kuşlar yuva yapsın. Tel örgülere sarmaşıklar do lansın. Miğferlere çiçekler ekilsin. Savaş boruları yerini kuşlar cıvıldaşsın, çocuklar barış şarkıları söylesin..." • Mersin'de kurulu Mersin Kültür ve Sanat Vakfı (MEK SAN) ulusal düzeyde bir tiyatro yarışması düzenledi. Bir tiyat ro döneminde İstanbul ve Ankara'da oynanan veya Mersin'de turneye gelen oyunlar arasında seçilecek oyun ve oyuncular ödül verilecek.

• ÇATI Restaurant tiyatroseverler için yeni bir uygulama başlattı. Tiyatroya gitmeden önce içilecek beş çayını canlı müzik eşliğinde sunuyor. Eskiden Lebon'da Markiz'de, Tokat lıyan'da yaşanan ikindi keyfini-bundan böyle ÇATI'da yaşaya rak, tiyatroyu daha bir keyifle izleyeceğinizi iddia ediyor.

Pantolonlu Bulut İstanbul'da kurulu GENÇ SEYİRCİ Tiyatrosu PANTOLON LU BULUT adlı oyunu Kadıköy Kültür Merkezinde sunuyor. Oyu nun yönetmeni Hadi ÇAMAN Rus ozanı Mayakovski'nin intihar ile gökyüzüne çıkışını ve yeniden iç trajedisini orada da yaşayışın anlatıyor.


pe cy a


Tiyatro... Tiyatro... Merhaba Yaşadığımız bu savaş dolu sıkıntılı günlerde yeni bir deri çıkarmanın psikolojik güçlüklerini savaşlara, savaşanlara, savaş çıkartanlara, savaşa karşı çıkmayanlara en anlamlı ve etkili yanıtın sanatla " verilebileceğin n bilinci ile aşıyoruz. Dergiyi ilk belirlediğimizde kapağı Muhsin Ertuğrul Hocanın 99. yaş gününe ayırmayı düşünmüştük. Fakat gelişen olaylar tiyatrocuların savaşa karşı yaklaşımını kapak yapmayı zorunlu kıldı. Muhsin Hoca bizi değil, savaş çığlıkları atanları bağışlasın. Evet, ''merhaba" diyerek söze burada başlayalım. Elinizdeki dergi sizlere ücretsiz olarak ulaşıyor ve öyle de olmaya devam edecek. Bu dergi. TİYAP (Özel Tiyatro Yapımcılar Derııeği)'ın, yani tüm özel tiyatroların katkılarıyla çıkmıştır. Yaşadıkları güç koşullarda coşkuyla ve özveriyle dergiye sahip çıkan bu insanlara sizin adınıza teşekkür etmek zorundayım. Dergimiz şimdilik 32 sayla kendinden kapaklı, çıkıyoruz fakat önümüzdeki aylarda daha kalın, kuşe kapak, belki de birinci hamur olarak çıkmanın yollarını bulacaktır. Amaçlıyoruz, umut ediyoruz... Bu sayıda yer veremediğimiz, ama diğer tüm sayılarda çok, hem de çok önemle üzerinde duracağımız Çocuk Tiyatroları sayfalarımız olacak. Tüm çocuk izleyicilerimizden özür dileriz. Dergiyi hazırlarken oyunları tanıtmayı ilke olarak aklık. Tanıtımları da, o ay yeni sahnelenen oyunlardan başlayarak eski oyunlara doğru bir seyir izlemeyi hedefledik. Eksiklerimizden bir diğeri de Amatör Tiyatrolar ve Bölgesel Tiyatrolar; yeni sayılarımızda onlara da yer vereceğiz. Bu konudaki sıkıntımız onlara ulaşamamak. Onların bize ulaşacağını umut ediyoruz. Ve daha o kadar çok şey umut ediyoruz ki... Yeni sayılarda görüşmek dileğiyle,

pe

cy

a

Sahibi: Boyut Yayınevi Tic. ve San.Ltd.Şti. Adına T. Yılmaz ÖĞÜT Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Mustafa DEMİRKANLI Danışma Kurulu: • Orhan ALKAYA • Rutkay AZİZ • Tuncer CÜCENOĞLU • Fikret İLKİZ • Yılmaz ONAY • Işık YENERSU Ankara Temsilcisi: Koray ERGUN Reklam ve Halkla İlişkiler: Kemal DEMİRKANLI • Zeynep ÜSKÜL Bu Sayıda Katkısı Olanlar: • Ufuk AKBAHARER • Hicran AYGÜN • Metin BALAY • Ataol BEHRAMOĞLU • Güzin ÇORAĞAN • Ferda ERDOĞAN • Özlem ÖĞÜT • Halil SEVER • TİYAP • Elvan USTA • Ali UYANDIRAN Adres: Oba Sok. No:9/l Cihangir-İstanbul Tel: (9-1) 149 87 37-38 Fax: (9-1) 149 02 18 Ankara Büro: Ihlamur Sok No:7 Yenişehir Tel: (9-4) 125 02 56 Dizgi: Boyut Dizgi Ünitesi • 149 87 37 Linotype Çıkış: Çağdaş • 517 63 65 Ofset Hazırlık: Bassan A.Ş. 528 15 90-91 Basıldığı Yer: Son Havadis Basım Yayın A.Ş. • 575 35 60

Mustafa Demirkanlı


TİYATROLARDAN

BİR ANARŞİSTİN KAZA SONUCU OLUMU ••

Y

••

••

• Ama sizin Nantes film festi­ valinde kazanılmış uluslararası bir ödülünüz bile var. Evet, ancak buna yaslanarak avunmanın hiçbir anlamı da yok. • Kendinizi öne sürerek, acı­ sını çektiğiniz, eksikliğini hissettiği­ niz bir şeylere değinmek istiyorsu­ nuz sanki.. Belki de.. Madem dilimizin ucuna geldi, söyleyelim.. Kültürsüzlü­ ğün kol gezdiği bir sanat ortamında yaşıyoruz biz. Sanatının araçlarını ge­ liştirmeye çalışan insan parmakla sa­ yılacak kadar az. Yetmez mi? • Sinemayla tiyatro arasında­ ki ilişki ya da çelişkilerden söz etmek ister misiniz? Özellikle oyun­ culukla ilgili olarak. Sinemayla tiyatro genelde bakıl­ dığında; kendi iletişim kuralları olan ayrı iki sanat dalı. Bu iki dalın en ortak yanı oyunculuk bence. Oyuncu­ luk kendi kuralları ve kuralsızlıkları içinde bir bütündür ve bu iki sanat dalı arasında çok büyük farklılıklar göstermez. Gözle görülen ya da görül­ meyen farklılıklar oyuncudan istenen­ lerden kaynaklanır. Oyunculuk, yaşlı­ lığı dolayısıyla tiyatro sanatının çocuğudur. Bugüne dek geliştirilmiş bütün oyunculuk yöntemleri de tiyat­ ro sanatı için geliştirilmiş yöntemler­ dir. Dünya sinemasında karşılaştığı­ mız en iyi oyuncuların oyunculuk

pe

cy a

editepe Tiyatrosunda Ocak ayında Dario Fo'nun "Bir Anarşistin Kaza Sonunucu Ölümü" sahnelenmeye başladı.. Oyunla ilgili olarak yönetmen Macit Köper'le arkadaşımız Güzin Çorağan konuştu * Macit Bey, bir süre önce Şehir Tiyatrolarına döndünüz. Bu maceranızı bize özetler inisiniz lüt­ fen? Maceradan çok bir yılan hikaye­ sine dönmüştü bu iş. 1980 yılında, Sı­ kıyönetim Kanununun 1402 numara­ ları maddesiyle görevlerimize son verilmişti. O dönemde dava açmak mümkün değildi. Sıkıyönetim kalktık­ tan sonra dava açtık ve davayı kazan­ dık. Aradan geçen sekiz buçuk yıl içinde ayrıca çeşitli engelleme ve ge­ ciktirmelerle karşılaştık. Şimdi artık bu davanın sözünü bile duymak iste­ miyorum. * Bu arada sinemayla tanıştı­ nız ve kısa sayılabilecek bir zaman­ da adınızdan epey söz ettirdiniz. Bu da başka bir yılan hikayesi mi? Değil.. Bunu da "Koyunun olma­ dığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi derler" diye özetleyebiliriz. * O kadar da değil canım.. Yok, alçak gönüllülük falan değil bu, her yabancı "iyi" bir film iz­ lediğimizde karşılaştığımız gerçek".

yöntemleri de bu tiyatro yöntemleri den nasiplenir. • Bildiğimiz kadarıyla tiyat roda yönetmenliği oyunculuğa ter cih ediyorsunuz. Bu konuda kesin bir şey söyleye miyorum. Ancak yönetmenliğin be yaptığım işte daha fazla tatmin etti| ni söyleyebilirim- Oldukça bencil bir duygu da denilebilir buna. Yönetirken iplerin daha fazla elinizde olduğunu hissediyorsunuz. Ama bir,"işin son noktası diyebileceğiniz ilk gecede sonra, o işe olan sonsuz ilgim bitiyo Başka şeylerin peşinde koşmaya baş lıyorum. • Şimdi Hadi Çaman'ın Yedi tepe Tiyatrosunda konuk yönet mensiniz. Provalarını sürdürdüğü nüz oyundan ve yazarında konuşarak sürdürelim mi? Oyunumuzun adı "Bir Anarşis zin Kaza Sonucu Ölümü". İtalyan ti yatro adamı Dario Fo'nun çeşitli ülke lerde sahnelenmiş bence en önemi oyunu bu! Rahmetli Erkan Yücel bu oyunu epey gezdirmişti koltuğunun altında. 1971 yılında İtalya'da fer em niyet müdürlüğünde sorguya çekilen bir anarşist, pencereden düşerek ölü yor. Oyun, bu gerçek olayın soruştur masını neredeyse düşsel bir boyutta bir deli aracılığıyla yeniden gündeme getiriyor. Yücel Erten'in çevirisi met nin Mao'cu denilebilecek yönelimin ortak bir demokratik karşıtlık haline getirmiş ve bence yerinde bir çalışma olmuş bu. Biz bu oyundaki "deli" ka­ rakterine, "tiyatrosal" diyebileceğin yeni bir boyut eklemeye çalıştık. Oyuncu kadromuz Hadi Çaman Oğuz Oktay, Gönül Tuncay, Bora Ayanoğlu, Erdinç Dinçer, Birtan Turan ve Osman Özçelik'ten oluşuyor. Dekor ve giysilerimiz Naz Erayda'nın elinden. Ocak ayının sonunda Diyannisos kısmet ederse... Güzin Çorağan


TİYATROLARDAN

KENDİ KENDİNİ YETİŞTİRMİŞ BİR OYUNCU;

D

Anadolu Ü. Devlet Konservatuarı radyo programından sonra Parenti ve Durano'yla birlikte sahnede görüyoruz: yıl 1953- Bu oyunda Lecoq ile çalışması oyunculuğuna önemli katkılarda bulu­ nuyor. Ama o, oyunculuğunun daha çok ustaları, ister eski ister kendi çağdaşı olsun, izleyerek geliştirdiğini söylüyor. Bu ustalar arasında Eduardo De Filippo, kardeşi Peppino De Filippo, Gilberto Govi, Toto Cesco Baseggio, Franco Sportelli ve birlikte oynadığı, tiyatro kurduğu Franco Parenti ve Giustino'yu sayıyor. Bu ustaları defalarca dikkatle izlediğini, onların her anı nasıl değer­ lendirdiklerini, özelliklerini teker teker saptayıp yararlandığını söylüyor. Başka ülkelerden de ustaları var Fo'nun. Dün­ yanın çeşitli ülkelerindeki çeşitli halk ti­ yatrosu veya gösterimi festivallerine ka­ tılıp oralardan çeşitli örnekler getiriyor ülkesine. Çinli bir sokak oyuncusundan izlediği bir oyundan "Kaplanın Öykü­ sü "nü yapıyor. Ünlü 1968 dalgasıyla birlikte, ba­ şından beri sürdürdüğü oyunculuk an­

pe cy

ario Fo'nun oyunculuk geçmişi çocukluğuna kadar gidiyor. Kendi alanının önde gelen kişileri için karizma yaratmada kullanılan bu cümleler bu kez gerçekten doğru. Ancak Dario Fo'nun oyunculukla bu ilk tanışması halk tiyatrosu yoluyla oluyor. Kuzeyde, Maggiore gölü civarındaki ba­ lıkçı köylerinden birinde yaşayan büyü­ kanne ve büyükbabası fırsat oluyor bu tanışmaya. Onların yanında tatil yapar­ ken kökeni ortaçağa kadar uzanan biz­ deki meddaha benzeyen (ama aynı ol­ mayan) öykü anlatıcılar (fabulatore) ile tanışıyor. Bu yüzden "Ben bir öykü an­ latıcı olarak doğdum" diyor. Daha sonra mimarlık eğitimini tamamladığın­ da ve resim çevrelerini kendisi için do­ yurucu bulmadığında arkadaşları ara­ sında her zaman yaptığı şeyi, seyirci önünde yapmaya başlıyor. "Tiyatroya Hamlet'i oynamaya gelmedim ben" diyor, "ilk günlerden bu yana amacım soytarılık etmek". Sinemalarda film aralarında seyirciye sunulan gösteriler­ de sahneye çıkmaya başlıyor. Bir kaç

Metin Balay

a

DARİO FO

layışına daha kesin bir tanım getiriyor. Tiyatrosuyla birlikte seyirci değiştirme­ ye karar veriyor. O zamana dek oyun­ lar sergilediği salonların dışına çıkıyor, grevlere, fabrika işgallerine, işçi lokallarine ve açık havaya yöneliyor. İşte ancak o zaman oyunculuk birikimi doğru toprağı buluyor ve Hızla yeşerme­ ye başlıyor. Halk tiyatrosu geleneğinin seyircinin gözünün ta içine bakan oyun­ culuk ustalığıyla, yine aynı geleneğin sivri dilli, politik eleştirisi bu toprakta kaynaşıyor. İşte bugün gördüğümüz Dario Fo oyuncu olarak böyle bir süre­ cin ürünü. Ustalarını izleyerek usta olu­ yor, ama ustalarından üstünlüğü de halk tiyatrosu geleneğinin gerek dramaturjik, gerekse oyunculuk öğelerini, aynı geleneğin politik eleştirelliği ile, kendi gününün koşullarında ustaca bağ­ daştırması. Onun herhangi bir oyunun­ da izledikten sonra, halk tiyatrosunun içinde barındırdığı sorunları da nasıl çözdüğünü görüyoruz. "Halk için halka rağmen" mi; "Halk için halkla bera­ ber" mi, gibi ülkemizde popülerliğini ne yazık ki bir türlü kaybedemeyen sorula­ rı sormuyoruz. Ne seyircinin "koltuğu­ na girerek" ne de onu "yok" var saya­ rak bu işin olamayacağını gösteriyor. On yılların içinden süzerek getirdiği, sü­ rekli çalışmaya, araştırmaya dayanan çalışmasıyla...


TİYATROLARDAN Ferhan Şensoy Ünye'li Romeo'yu oynuyor

AŞKIMIZIN GEMİSİ FINDIK KABUĞU kendisi bugünlerde provalarımıza katı­ lacak, böylece onunla ortak bir çalışma söz konusu olacak. Oyun, Ünye diyalekti ile, yani Ünye ağzı ile oynanan bir oyun. Oyun­ cular için, herhalde bizim için de en zor olan bu oldu başlangıçta. Önce bu diyalekti kıvırmaya ve seyirciye satma­ ya uğraştık. Şimdi artık bunu da çö­ zümledik sanıyorum. Yine de Ünye köylerinden yeni, değişik diyalektlere ait bantlar gelecek. Bu bantları alma­ dan önce, bu diyalekti arkadaşlarıma ben öğrettim, ben biliyorum çünkü annem oralı. Oyunun konusu, Shakespeare'vari, Romeo-Juliet benzeri bir aşk hikayesi. Oğlan kızı seviyor ve istiyor, vermi­ yorlar, o da kızı kaçırıyor. Sonunda her

pe

cy

a

O

rtaoyuncular repertuarı­ na yerli yeni bir oyun ka­ tıyor. Ferhân Şensoy'un yöneteceği "Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu" adlı bu oyun ve diğer çalışmaları üze­ rine arkadaşımız Ferhan Şensoy'la ko­ nuştu. * Şubat ayında çıkacak yeni oyun hakkında bilgi verebilir misi­ niz? Halen provalarını yaptığımız oyu­ nun adı "Aşkımızın Gemisi Fındık Ka­ buğu". Genç bir amatör yazarın, Cihan ÖKSÜZ isimli bir yazarın çalışması. Kendisi tiyatro tekniğini bilmiyor, be­ ğendiği tiyatrolardan esinlenerek yaz­ mış. Bunu ben sahnelenecek biçimde yeniden kotarmağa çalıştım. Yazarın

ikisini de vuruyorlar. Oyunun bas kurgusu var. Biçim olarak, köy se oyunlarından; ortaoyunllardan ya narak modern bir biçim aradık. B lışmamızı Şubat'ın 9'unda sahnele düşünüyoruz. Repertuarımız fazla, tada on oyun oynadığımız için \ saatlerimiz oldukça sınırlı. * Yönetmenliğini siz mi üstlen diniz? Evet, ben sahneye koyuyorum , korunu ben yapıyorum.. Oyunda kaçıran oğlanı ben, kızı da Derya kal oynuyor. Oyunun kadrosu old kalabalık, Münir Özkul, Erol Gü din, Rasim Öztekin, Demet Ak Bican Günalan, Celal Belgil, G Yüksek, Serap Günaydın, F Tosun, Caner Alkaya, Ali Çatal Özkan Aksu, Şükran Dedeman, Şüi Elmahoğlu, Neslihan Kılıç, Parkan turan, Yunus Özsümer, Tülay Özka * Repertuarınız nasıl de edecek? Birkaç yıldır ağır bir repertuar gülüyoruz. Arkadaşımız Ci Öksüz'den çıkardığımız "Aşkım Gemisi Fındık Kabuğu", bu yılki pertuarımızın beşinci oyunu olu; Biz bu oyunu, diğerlerin yanına çeşni olarak koyuyoruz. İzleyici as da bütün oyunların "Made İn Ferhan Şensoy" olmasını istiyor. Biz ise tersine, izleyici ile inatlaşarak, "ha öyle değil bakın başka çeşitler de dünya tiyatrosundan örnekler var" yoruz. Örneğin bugüne kadar 35 göste ri yapmış olduğumuz son oyunun "Yorgun Matador", Pierre He Cami'nin yaşamından derlediğim oyun. Bunun yanında "İstanbul'u Sa yorum" benim oyunum. "Kahram Bakkal Süpermarkete Karşı" ile "F hangi Şeyler" sürüyor. "Ferhangi Şey ler" 625nci gösteriyi geçti. İstanbul'u Satıyorum" 325nci, "Kahraman Bak kal" ise 250nci gösteride. Daha ön söylediğim gibi "Yorgun Matador" 35nci gösterisi oldu. Şubat ayında bu lar sürecek. * Bu arada siz, bir de televiz yonla ilgili çalışmalar yapıyorsunuz değil mi? TRT ile çalışmamız yok, Mag Box ile çalışıyorum. Haftada bir c martesi günleri "Bağımsız Federe Fer han Şensoy Televizyonu' adı ile, biçimde "korsan yayın" olarak Mag Box'un yayınına giriyoruz. Yirmi dak ka oynuyor sonra çıkıp gidiyoru Benim yazdığım, Derya Baykal'la be raber oynadığımız ve her bölümüne Ortaoyunculardan konuk 'oyuncuları bulunduğu, "Bağımsız Televizyon esprisinde bir televizyon programı ya pıyoruz. Kemal Demirkanlı


a

cy

pe


TİYATROLARDAN hemen hemen aynı, Ayhan Kavas'ın rolünü, Yıldız Kenter'in konservatuvardaki son sınıf öğrencisi olan Ziya Kürküt oynuyor. Diğer rolleri, Şükran Güngör, Gül Onat, Mübeccel Vardar, Mehmet Birkiye, Bora Seçkin ve Hakan Gerçek paylaşı­ yorlar. Yıldız Kenter, on yıl sonra "Değişik bir yorum getirmedim" dediği oyun hak­ kında şunları söyledi: "Harold ve Maude" bir aşk öykü­ sü... Bu aşk öykü­ sü, çevremize duy­ duğumuz insan aşklarıyla da ilgili, ağaç, çiçek, doğa sevgisi ile de... Higgins oyununda ölümle yaşam ara­ sındaki köprüde bile, insanın ölümü sevgiyle, cesaretle karşıla­ yabileceğini anla­ tıyor; 80 yaşında bir kadınla, 22 ya-

Kenter'lerde Bir Aşk Hikayesi:

"Harold ve Maude "

K

ent Oyuncuları, on yıl önce oynadıkları, İstanbul seyir­ cisinin büyük beğenisini kazanan Colin Higgins'in "Harold ve Maude" oyunu­ nu bu sezon tekrar repertuara aldı. Oyun, İstanbul'da dört gün sergilendik­ ten sonra, Şubat ayı boyunca, İzmir Ata­ türk Kültür Merkezinde oynayacak.

pe

cy a

On yıl önce oyunu izleyenler anım­ sayacaklar, Yıldız Kenter, 80 yaşındaki Maude'da unutulmayacak bir kompozis­ yon yaratmıştı... Genç oyuncu Ayhan Kavas ise Harold rolü ile önemli çıkışını yapıyordu... Dekor ve kostümlerini yine Osman Şengezer'in hazırladığı oyunda, kadro

şındaki bir çocuğun ilişkisi... İçine dönük, hiçbir şeyi görmek istemeyen çocuk ilk kez bu kadını tanıdıktan sonra sevmeyi, düşünmeyi istiyor. Aşık olunca onunla evlenmeye bile kalkıyor. Kadın ölürken de Harold'a öyle bir ses veriyor ki, onda ektiği sevgi, ilgi ve hoşgörüde yaşayacağını vurguluyor. Delikanlı bundan sonra yaşama çok daha cesur sevgi dolu bakmayı öğreniyor. Bu ilişki den sonra ilk kez kendi ayakları üzerine de yere sağlam basabiliyor..." Kent Oyuncularının on yıl sonra yeniden, İstanbul'da sergileyeceği "Harold ve Maude", özellikle görmeyenler için güzel bir fırsat.-.

E l v a n Usta


TİYATROLARDAN

CUNTA DÖNEMİNDEN GELEN BİR ÖYKÜ

SUİKAST ma:

pe cy

Dinçer / Yönetmen Yardımcısı: Mürsel Yaylalı / Fotoğraf: Yaşar Saraçoğlu / Afiş / Dergi: Zehra Şenoğuz... Oynayanlar: Zafer DİPER / Mehmet TEKKANAT / Kubilay ZERENER / Togay KILIÇOĞLU / Tufan KARABULUT / Mürsel YAY­ LALI / Teoman KUMBARACIBAŞI / Sibel DİNÇER / Fikret FIRTI­ NA / Ergun GÜNTAV / Ercüment BALAKOĞLU / Nazari DİPER / Ünal GÜREL / Verda ŞİŞMAN...

Örgütleri'nin de kurucularındandır. Cunta lideri Albay Papadopoulos'un öldürülmesi kararını yerine getirmeyi üstlenir. Suikast başarısızlıkla sonuç­ lanır. Panagoulis yakalanır, uzun süre işkence görür, yine de «Bu suikasti tek başıma yaptım. Sizin baş­ kan dediğiniz adamı öldüremediğim için üzgünüm, sağ çıkarsam yine de­ neyeceğim» demekten vazgeçmez. Hakkında idam kararı verilir. ancak karar Papa'nın da arasında bulunduğu yoğun bir tepkiyle karşılaşınca, cezası müebbet hapse dönüşürülür. 1973'de genel afla dışarı çıktıktan sonra da silahlı eylemlere girişir, bir sonuç alamaz. Seçimlerde Merkez Birliği Partisi'nden bağımsız olarak

a

S

UİKAST / Yazan: Halil Beytaş / Yöneten: Zafer Diper / Sahne Düzenleme­ si: Selahattin Güney / Giysi: Ali Pamuk / Işıkla­ Ali Doğantimur / S e s a l ı c ı : S i b e l

Jane Fonda, Michael Caine, Ingrid Bergman gibi ünlü sinema oyuncu­ larıyla Arap gerilla önderi Abu Lotuf, Suudi Arabis­ tan Petrol Bakanı Zeki Yamani, CIA Başkam William Colby, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger gibi siyaset adamlarıyla röportaj yapan Oriana Fallaci'nin Bir İnsan adlı romanı Su­ ikasta kaynak oldu. Gerçek yaşam öykü­ sünden alınan oyun, askeri cuntanın başkanı Papadopoulos'a yapılan suikastle başlıyor. Cunta geldiği zaman askerlik görevini yapmakta olan Panagoulis «Diktatörün ordusunda görev yapmak vatana iha­ nettir» diyerek firar eder. Daha sonra 1968'de Roma'da Yunan Direniş Örgütü'nü kurar. Bu örgü­ te bağlı olarak kurulan Ulusal Özgürlük Ordusu, Ulusal Direniş ve Eylem Supları (LAOS), Savaşçı Gençlik Örgütü ve Pan Helenik Halk Direnme

adaylığını koyar, milletvekili seçilir. Artık tek kişilik bir muhalefettir; cunta döneminin örtülü kalmış veya devam eden uygulamalarına sürekli kampanyalar açar, Askeri Polis Örgütü'ne (ESA) ait bazı belgeler elde eder ve bunların bir bölümünü yayın­ latır. Bazı subayların Nazilerle, sivil politikacıların da j cuntacılarla ve CIA ile iliş­ kilerini ortaya koyacak Merkezi İstihbarat Örgütü'nün (KYP) bazı belgele­ rini bir görevliden alacağı sırada öldürülür. Suikastı "Örümcek" adlı faşist bir örgütün düzenlediği anlaşı­ lır. Zafer Diper bu oyunu neden seçtiklerini şöyle açıklıyor: «Oyunun konu­ sundan ve geçen olaylar­ dan aslında açıkça anlaşılı­ yor. 1967 cunta darbesiyle çıkan olaylar dünyanın pekçok ülkesindeki cuntaların bir kopyası. Ama zaten bütün cuntalar birbirine benzer». Bu oyun, kişinin herşeyi kabullenmesinin, korkarak anlamsız küçük dünyasına çekilmeyi kabul etmesinin gerçek anlamdaki özgürlüğünün yitirilmesiyle eşanlamlı olduğunu gözler önüne seriyor. Zeynep ÜSKÜL


TİYATROLARDAN

Yasaklı Oyun:

PİR SULTAN ABDAL mak amacı ile, başta yazarımız Erol Toy olmak üzere Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesine gittik. Seyircile­ rimiz ve polis kapının önündeydi. Kapılar kilitlenmişti. Kapının açıl­ masını ve oyunumuzu oynayacağı­ mızı söyledik. Onlar da, bunun ola­ naksız olduğunu, Bakırköy savcılığının oyun hakkında soruştur­ ma açtığını söylediler. Seyircilerimi­ ze ve basına durumu açıklayıp ora­ dan ayrıldık. Bir süre sonra Bakırköy Savcılığı, oyun hakkında "takipsizlik karan" vererek, oyunu akladı. Bunun üzerine 5 Eylülden başlayarak, Beyoğlu Karaca Tiyatro­ su salonunda oynamaya karar ver­ dik. Ancak, 4 Eylül günü saat 16.55'te polis, Valilikten gelen yazı­ yı bize tebliğ etti: PİR SULTAN ABDAL tüm İstanbul'da ve ilçele­ rinde -savcılık kararına rağmen- ya­ saklanmıştı. Yazarımız Erol Toy ve avukatı Burhan Apaydın "1. İdare mahkemesine" başvurdu. 17 Eylül 1990 tarihinde "İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ"nin kararı ile, oyun bir kez daha aklandı. Ve 21 Eylül'de Karaca Tiyatro salonunda perdelerimizi açtık. Haftanın üç günü Karaca'da oynuyor, diğer gün­ lerde çevre il ve ilçelere turneye gi­ diyorduk. 19 Ekim'de İzmit'te oyna­ yacaktık. Ancak 11 Ekim günü "Pir

pe

cy

a

S

ayın Zeki Göker, sahneye koyduğunuz Erol Toy'un PİR SULTAN ABDAL oyununu seyirciye ulaştı­ rabilmek için bir yığın engellerle karşılaştınız. Bize özetle bu ilginç serüveni anlatır mısınız? Biz, Ankara Birlik Tiyatrosu olarak ondokuz yıldır (Yirmiye gir­ dik) "Politik Tiyatro" yapıyoruz. Bu­ güne değin sahneye koyduğumuz oyunların tümü engellerle karşılaştı, yasaklandı, baskı gördü. "PİR SUL­ TAN ABDAL'da yaşadıklarımız, bu baskılar ve yasaklar zincirinin bir halkası. Son halkası olmasını ister­ dik ama, bu gidişle pek son olacağa benzemiyor. Bu da ülkemizdeki tek politik tiyatro olmamızdan kaynaklaıyor. "PİR SULTAN ABDAL" İs­ tanbul'da ve çeşitli ilçelerinde 14 kez oynadıktan sonra, Bahçelievlerdeki oyunumuz sonunda, Polisin suç duyurusunda bulunmasıyla, Harbiye Şehir Tiyatrosunda oynayacakken yasaklandı. Ancak bir garip yasakla­ maydı bu; Vali yardımcısının imza­ sıyla "Oyunun oynanmasının uygun görülmediği" belirtiliyordu gelen yazıda. "Sn. yardımcı uygun görmemiş olabilir" diye düşündük, biz uygun görüyorduk. Yani yasal bir yasakla­ ma değildi bu. O gün oyunu oyna­

Sultan AbdaF'ı bu kez de İzmit Vali si yasakladı. Bunun üzerine "SA KARYA BÖLGE MAHKEME Sİ"ne başvurduk. 16 Ekim'de sözünü ettiğimiz mahkeme ile "Fatih SULTAN ABDAL" üçüncü kez aklandı. 19 Ekim de oyun İzmit'te oynandı. Ancak yoğun seyirci ilgisi nedeniyle 10 Kasım'da yinelendi. Bu arada İstanbul'daki seyircinin isteği ile, Bakırköy Belediye Tiyatrosu Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi olmak üzere, üç sahnede birden oynamaya başladık. Son olarak İzmir turnemize 17 Ocak'da, iki kez oynadığım oyun İzmir Valisi tarafından yasak ladı. "İZMİR İDARE MAHKE Sİ"ne başvurduk. Dördüncü kez aklandı oyun. Halen İstanbul'daki oyunlarımız ve turnelerimiz sürüyor. * Size" Gezginci Tiyatro adı bile takılabilir; çok değişik kent, ilçe ve sahnelerde oynuyorsunuz. Böyle çok hareketlilik sizce tiyatronuz seyirci kaybına uğratmıyor mu? Ankara Birlik Tiyatrosu, yerleşik salonlarından ayrılamayan ve sadece büyük kentlere turne yapan tiyatroların alternatifi olarak kuruldu 1971 yılında. "Gezginci Tiyatro yapmak ilkelerimiz de var zaten Kuruluşumuzdan sonra, ilk, altı yılımız, turnede geçti. Bu dönemde, illere, ilçelere, kasabalara hafta köylere değin götürdük oyunlarımızı. Umduğumuz değil, bulduğumuz yerlerde oynadık. Sinemalarda, salaş sahneler üzerinde. 1977'de Anka­ ra'da yerleşik salonumuz oldu. Ama


lenler bile var İstanbul'a. Zaten bizi yaşatan seyircimizdir. O yüzden, ti­ yatrolara her yıl dağıtılan "Devlet yardımı"na da başvurmayan tek ti­ yatroyuz. Çünkü biz, devlet desteği ile yaşayan değil, halkın desteği ile yaşayan ve halkın tiyatrosu olarak kalmak istiyoruz. * Şubat ayı içinde İstanbul ve civarında nerelerde oynayacak­ sınız? Şubat ayında Karaca, Bakırköy ve Kartal'daki oyunlarımız sürecek. Bunun yanısıra, Niğde, Kırşehir, Ereğli, Kaman, Çayıralan gibi il ve

pe cy a

genelde turnelerimizi sürdürdük. Son olarak İstanbul seyircisinin yoğun ilgisi ve desteği sonucu mer­ kezimizi, İstanbul'a aldık. Büyükşehir Bakırköy ve Kartal Belediyeleri­ nin desteği ile şu anda "üç salonumuz" var diyebiliriz. Belirli günlerde bu salonlarda oynadığınız için, seyirci bizi bulmakta zorluk çekmiyor. Kaldı ki, oyunlarını sergi­ lemek için bunca "zorluğa" katlanan tiyatrosunu bulmayı "zorluk" olarak görmüyor bizim seyircimiz. Üstelik bize sahip çıkıyor. Oyunumuzu izle­ mek için Malatya'dan, Sivas'tan ge­

ilçelerde de oynayacağız. Şi kesinlik kazananlar bunlar... * B u yıl için y e n i o y u n p r o jeniz var mı?

Şubat'ın sornuna doğru, oyunumuz olan Maksim Go Bertolt Brecht'in "ANA" adlı oyu nu sergilemeye başlayacağız. O nun çevirmeni ve yönetmeni zer Çetinkaya. Daha sonra Toy'un "ÇELİĞE SU VER" adlı oyununu sahneleyeceği

oyun sezon sonuna dek, dönüşümlü

olarak sergilenecek. Özlem Öğüt


AYIN KONUSU

MUHSİN ERTUĞRUL

D

cy

a

99'LUK DELİKANLI

İlk kez Hamlet'i oynadığı yılda-1912

pe

ergimizin birinci sayısın­ "Sayın hocamız, senden öğren­ da söze, Türk Tiyatrodiğimizi şöyle özetleyebilirim: su'nun 1 numaralı kişisi Muhsin ERTUĞRUL ile Koşullar ne olursa olsun, tiyat­ başlamak istedik. Bunun, romuzun saygınlığını, tiyatrocunun bütün tiyatro sanatçı ve tiyatroseveronurunu korumalıyız. Oyun prog­ lerin ortak bir isteği olduğuna inanı­ ramlarımızı düzenlerken kendi yazar­ yoruz. Ayrıca, bu büyük tiyatro ada­ larımızın oyunlarına öncelik tanıma­ rımın doğumu 28 Şubat 1892'dir; lıyız. Dünya tiyatrosunun şubat sayımızda böylece onun 99. klasiklerini, modern yapıtlarını tanıt­ loğum yılını da anmış oluyoruz. malıyız. Çocuk tiyatrolarına, tiyatro­ Aşağıda, Muhsin ERTUĞRUL'un 60. Sanat Yılını Kutlama etki- larımızın çekirdeği olarak bakıp, ço­ cuklarımıza tiyatro sevgisini liklerı sırasında Haldun TANER'in aşılamalıyız. Tiyatro alanlarımızı, sa­ onunla yapmış olduğu söyleşiden bir lonlarımızı çoğaltmalıyız, her ilde bir olum yayınlıyoruz. 1985'de İstanbul Şehir Tiyatrolarının 70. yılı anma et- tiyatro açmalıyız. kinlikleri, ustanın mezarı başında, 13 Ocak 1974'de İstanbul Şehir saygı duruşu ile başlamıştı. Orada öğ- Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği­ rencisi değerli sanatçı Mücap OFLU- ne son kez gelişinde, bir gazeteye OĞLU'nun yapmış olduğu konuşma- verdiğin demeçte, "Başlıca amacımız nın da bölümler sunuyoruz. tiyatroyu yoksul semtlere götürmek Muhsin ERTUĞRUL, yurdumuz- olacaktır. Okullardan, elverişli salon­ un ilk Çocuk Tiyatrosu'nun kurulması- lardan, olmazsa, kahvelerden yararla­ na da önderlik etmiştir. Bunun öykü­ nacağız. Ne yapıp yapacağız, tiyatro­ ­­nü, bu konudaki çalışmaları övqü ya gelme olanağı bulamayanların ile anılan. AÇOK'un kurucularından ayağına gideceğiz," diyor ve Gültesayın Ümit DENİZER'den aldık. pe'de, Bayrampaşa'da açılan yeni Büyük Usta'nın Türk Tiyatrosusahnelere, Tepebaşı Deneme Sahne­ na yapmış olduğu unutulmaz hizmetle-si, Yedikule Açıkhava Tiyatrosu ek­ ri saygı ile anıyoruz... leniyordu... 1974-75-76 tiyatro mev-

"Kültür sarayına . gelirler mi? Bedava bilet dağıtsak yinede gelmezler. Orada rahat hissetmezler kemdik/ini Başlıca amacımız tiyatroyu yoksul semtlere götürmek olacaktır." simlerinde, Harbiye, Beyoğlu Yeni Komedi, tiyatrolarına Rumelihisar Açıkhava Tiyatrosu da katılıyor' ve böylece görkemli bir çalışma tablosu çıkıyordu ortaya. Her şey istediğin gibi olmuyordu belki, karşıtların gizli gizli engeller de çıkarıyordu ama, sen doğru bildiğin yolda, ilerle­ miş yaşına karşın yürümeye çalışı­ yordun. Yeni yazarların oyunları tanıtılıyor, kahvelerde oyunlar sergileniyordu. Her sözüne, her düşüncene katı­ lıyoruz hocam. Çünkü sen, Cumhuriyet tiyatrosuna oyunundan, yönetmenine ve oyuncusuna, hatta izleyicisine dek, her yönüne kişilik ve Onur kazandırmış öncümüzsün. Sen olmasaydın, tiyatromuz çağdaşlaşmada çok gerilerde kalırdı. Sana ne kadar teşekkür etsek, seni ne kadar çok ansak, gene de öğrencile­ rin olarak borcumuzu ödeyemeyiz, Rahat uyu, ellerin hep perdelerimiz­ de olacak..." Mücap Ofluoğlu'nun AYNADA... adlı anı kitabından alınmıştır.


AYIN KONUSU

"Bir Sınıfın

Değildi Tiyatro"

pe

cy

evinizde? Bütün çocukluğum tiyatroya yakın geçti. Ablam Kurbağalıdere'de otururdu. Kuşdili Tiyatrosu karşımız­ daydı. Kendimi bildim bileli ilgi duy­ dum tiyatroya. Tiyatro boşken bile gider, tek başıma otururdum salonda. Daha ilk okuldayken babamla temsil­ lere giderdim. Sonra, okulda oyunu çocuklara anlatır, rol dağıtırdım; baş­ lardık gördüklerimizi oynamaya. * Oynadığınız roller arasında sevdikleriniz hangileridir? Birini ötekinden ayırt edemem. Tiyatro bir kara sevda benim için. Her rol, yazar ve oyuncu yönünden bir ih­ tirasın ifadesidir. Her rol sanatçıya, çöl yolcusunun bir an önce varmak is­ tediği gürül gürül çağlayan bir pınar , gibi görünür. Bu gözle bakılınca, rolün büyüğü, küçüğü yoktur sözü, daha çok anlam kazanır. Ben her rolümü sevdim. Sözsüz veya tek satirli rollerim için de saatlerce önce odama kapanır, hazırlanır, makyaj yapar, sı­ ramı beklerdim. * Role nasıl yaklaşırsınız, nasıl çalışırsınız? Benim için bir rolü aldığımdan, onu seyirciye aktarıncaya kadar geçen sürede yaşanan hayat, artık benim özel hayatım olmaktan çıkar. Her an yaratılacak ikinci bir varlığın etkisi al­ tında yaşarsınız. Ne yediğiniz, ne içti­ ğiniz, ne de uykunuz yalnız sizindir artık. İçinizdeki ikilik sizde ne rahat, ne huzur bırakır. İkinci varlığın bu oluş devresi, onunla bu ortak tabak, bardak, yatak paylaşma süresi taşın­ mayacak kadar ağır bir yüktür. * " Bugün bir oyun yazmak is­ teseniz hangi konuyu ele alırdınız? Vicdanları aldatılan saf halkı ve çıkarları için «Din-İman» diye diye masum kitleleri sömüren yobaz, bağ­ naz, cahil, ikiyüzlüleri sahneye çıkarırdım. Diyeceksiniz ki, yeni bir şey

yapmış olmayacaksın. Tam üçyüz yıl önce «Tartuffe»ü yazarken Moliere de o konuyu işlemişti. Yüz yıl Önce İbrahim Şinasi de Türkçe bir piyes yazmak istediği zaman «Şair Evlen­ mesinde mürai (ikiyüzlü) yobazı ele almıştı. Nihayet kırk yıl önce, Reşat Nuri Güntekin de «Hülleci» de yine o kalleş sarıklıyı kulağından tutup halka sergilemişti. Fakat konu ne kadar eski olursa olsun, toplum böylesine cahil bırakıldıkça, yeniden uyarmaktan kendini alamıyor insan! * Tiyatromuzda en çok sevdi­ ğiniz kimler oldu? İlk Türk tiyatrocuları... Tiyatro uğruna herşeye tekme attı onlar. Ti­ yatroyu seçtiler ve tiyatro için her güçlüğe göğüs gerdiler. Emin Beliğ doktordu, kabiliyetli bir insandı, hangi işe girse en iyisi olurdu, tiyatro­ dan başka şey düşünmedi... * Çağdaş tiyatro yazarların­ dan kimleri beğeniyorsunuz? Samuel Beckett'i en çok seviyorum. «Godot'yu Beklerken» piyesini daha Paris'te oynanırken tercü­ me ettim ve sahneye koy­ dum. O zaman onu anla­ madıkları için savcılığa beni jurnal ederek oynan­ masını yasaklatanlar, umarım ki 1969 Nobel Edebiyat Ödülü'nü alınca uyanmışlar ve belki bir parça da utanmışlardır. Ionesco, Vâclav Havel, Pavel Kohout, Peter Weiss, Fernando Arrabal, Jacques Audiberti, Jean Tardieu ve daha bir çokları... * Türkiye'de tiyat­ roya en yararlı olmuş devlet adamları kimler­ dir? Tiyatromuza Türk ka­ dınının katılmasını sağla­ makla Atatürk olmuştur...

a

A

ltmış yıl önce, o zamanki ortamın koşulları için­ de, tiyatroya girmeye nasıl karar verdiniz? Bu karar nasıl karşılandı

"İpçeken"-Perde arkasında-1941

Çocuklar ve kadınlar hava alsın diye Gülhane Parkı'nı açtığı için taşa tutulan geri bir çağda, bir tiyatro okulu açmayı amaç edinen İstanbul Şehremini (Belediye Başkanı) Opera­ tör Cemil Topuzlu Paşa, onun kurdu­ ğu Darülbedayi'yi yeniden dirilten Muhittin Üstündağ, İstanbul'a açık ve kapalı tiyatro binaları kazandıran Dr. Lütfi Kırdar ye Ankara'da Devlet Tiyatrosu'nun kurulmasında büyük payı olan Halil Vedat Fıratlı. * Şehir Tiyatroları'nın başın­ dayken, yeni sahneler açma düşün­ cenizi gerçekleştirdiniz. Kadıköy, Üsküdar, Fatih, Zeytinburnu'nu aç­ tınız. Daha açmalıydık. Zeytinburnu gibi, İstanbul'un geri kalmış bölgele­ rinde, gecekondularda açmalıydık. İs­ tanbul'un dışında kalıyor onlar, gelmi­ yorlar. Tiyatroyu biz onlara götürmeliyiz. Tiyatro herkesin olmalı, bir zümrenin değil. Kültür Sarayı'na gelirler mi? Bedava bilet dağıtsak yine de gelmezler. Orada rahat hisset­ mezler kendilerini, kapıdan içeri gir. meye çekinirler... * Eski Yunan'da olduğu gibi bütün halkı kapsayan tiyatro isti­ yorsunuz. Evet, eski Yunan'da olduğu gibi... Bergama'da ikiyüz bin kişi ti­ yatroya gidiyordu. Herkes tiyatroya gidiyordu. Bir sınıfın değildi tiyatro. Bunu başarmamız lâzım... "M. Ertuğrul Türk Tiyatrosunda 60 YIL" Kitabından (1969)


TİYATROLARDAN/ANKARA

Belgelerden Uyarlanan Bir Oyun:

BABA 12 EYLÜL'DE NEREDEYDİN? A

cy

a

nkara Halk Oyuncuları Tiyatroau(AHOT), Ankara Sanat Merkezi'nde (ASM) "BABA 12 EYLÜL'DE NERE­ DEYDİN?" adlı müzi­ kal oyunu 26 Ocak'tan başlayarak sergilemeye başladı. Erbil TUŞALP'in derlediği belgeler, Mert EGEMEN tara­ fından oyunlaştırılmış ve sahneye konmuş. Oyun 13 ayrı öyküden oluşuyor. Oyunun mü­ zikleri Diler EDEPERİ'ye dansları Aslı EGEMEN'e ait, teknik yönet­ men ise Murat ATMIŞ. Oyunun yönetmeni Mert EGE­ MEN yeni oyunlarının "12 Eylül yönetimiyle bir hesaplaşmayı" ger­ çekleştirdiğini söylüyor. Egemen, Aziz NESİN'in "Deliler Boşandı" ve yine Aziz NESİN'in aynı adlı ro-

pe

manından kendisinin oyunlaştırdığı "Zübük" adlı müzikal oyunlarına "Baba 12 Eylül'de Neredeydin?"i katmakla, repertuar tiyatrosu olma yolundaki amaçlarına ulaştıklarına inanıyor. Ayrıca, tiyatrolarında Çocuk Tiyatrosu ile Deneme Sahnesi'ne ait olmak üzere iki ayrı grubun da bulunduğunu, bir de 45 öğrencili

Deliler Boşandı'da oyuncular toplu

tiyatro k u r s l a r ı n ı n d e v a m e t t i ğ i n i söylüyor. B ö y l e c e sürdürdükleri etkinliklerle, " U l u s a l kimlikli,ark d a ş nitelikli" bir e k o l ü v a r için çaba g ö s t e r d i k l e r i n i belirtiyor

Koray Ergun


a

cy

pe


a

cy

pe


TİYATROLARDAN

DANTON VE ÖLÜMÜ Fırıncıoğlu, "elliptique" (eksiltmeli) ve yinelemeli bir anlayışla, Büchner'in oyununda bazı sahneleri öne çı­ kartıp bazılarını yok etmeyi, bazı kahramanları vurgulayıp, birçok kah­ ramanı tümüyle sahneden silmeyi seç­ miş. Ben kendi adıma, reji tekstini okuma ve bu eksiltme ve yinelemele­ rin mantığını kavrama ihtiyacını faz­ lasıyla duydum oyunda. Çünkü, nerdeyse matematik kusursuzluğa sahip bir oyun metninin, bu tarz harmanlanışı karşısında daima bir kuşku önüm­ de gider. Sözgelişi, final sahnesinde, Lucile Desmoulin'in "Yaşasın Kral" diye haykırarak açıkladığı tepki, Yurt­ taşlık bilinciyle "Cumhuriyet adına" diye cevaplandığında önem kazanır. Buradaki trajik ironidir vurgulanan. Devrime herşeyini adamış Lucile, Danton, kocası ve devrimin iki önde­ ri, iki arkadaşı giyotine gittikten sonra varır bu tükenmiş tepkiye. Hangi yurt­ taş, hangi Cumhuriyet? Budur önde duran insanlık durumu... Oysa Semih Fırıncıoğlu, Lucile'i bir hezeyan halinde, taşbebek figürüyle (nedense sıkça başvurulan bir duruş

pe

cy

a

D

anton'la Robespierre..'. Bütün devrimlerin ablası Fransız 1789'unun, karşıt ve bütünleyici iki karakte­ ri... Bir bakıma, ablanın içindeki kadın ve erkek. Bu ikilinin izdüşümleri, izleyen bütün devrimlerde bulunabilir. Jacobenizm, giderek Robespierre'den sıy­ rılmış, bir tutum, tavır alışın ve bunu izleyen "şiddet"in de simgesi olmuş­ tur. Robespierre'in Konvansiyon'da "Terör dönemi açıyorum" diyerek ilan ettiği şiddet; bir sınıfın tahakkümüne karşı yolu açılan "meşru" şiddet, bugün, Jacobenizm'i izleyen Leni­ nizm'in açtığı yolun sonlarında daha da tartışılmaya değer bir anlam kaza­ nıyor. 1813'den 1837'ye uzanan 23 yıllık hayatına, iki tam bir yarım üç devasa oyun sığdırmış Georg Büchner, tarihi zihninde gerektiğinde çarpıtarak yo­ ğurma konusundaki hassas merakını, en fazla Danton'un Ölümü'ne yansıt­ mıştı. Büchner'i, daha çarpıtılmış ve politik uyarlamasına ağırlık verilmiş bir versiyonla, Polonyalı yazar Stanislawa Przbyszewska'nın Danton Olayı adlı oyunu izlemişti. İki oyun arasın­ da, çarpıcı bir benzerlik ve ayrılık vardı. Przbyszewska'nın oyunundan Polonyalı yönetmen Wajda'nın uyar­ ladığı Danton filmini izleyenler, ne demek istediğimi anlayacaklardır. İstanbul Devlet Tiyatroları'nda, Semih Fırıncıoğlu'nun yorumuyla sahnelenen Danton, bir bakıma, iki oyundan hareketle oluşturulmuş ser-, best bir versiyon gibi geldi bana. Gerçi Fırıncıoğlu tümüyle Büchner'den hareket ettiğini belirtiyor ama, özellikle Danton'un sunuluşundaki "serbestiyet", bir çelişkiler yumağın­ dan çok, arkasından devrime itilmiş bir nihilist kahramanı imliyor ki, oyu­ nun dokusuna da bu yorum fazlasıyla sinmiş.

bu) sayıkladıktan sonra, bu çaresizliği isyana dönüştürerek bitiriyor oyunu­ nu. Bir bakıma, kralların yaşaması, örtülü bir seçeneğe dönüşüyor böyle­ ce. Mesele değil, isteyen istediğini ya­ şatsın; önemli olan Büchner'den bir sapmanın gerçekleştirilmiş olması ve ben bu sapmanın mantığını kavraya­ madım... Mantık, tüm devrimlerin çıkışsızlığını, bir trajik durumdan el alarak vurgulamaksa, kolay bir yol seçilmiş. Hele, perdeye düşürülen postmodern iz; bindirmeli kullanılan sahne müziği ve aralarda bir traji komik ses oluştu­ ran Marseillez'le bütünlendiğinde, iyice irkiltici bir durum alıyor bu "oy­ nama". Fırıncıoğlu, şaşırtmayı seviyor. Gerçi, yeterince şaşırtıcı olamamış Danton'da ama, bunu sezmek müm­ kün. Düz bir okuma tiyatrosu anlayı­ şının hemen ardına eklemlenen dramatik gerilimi yüklü bir sahne; erotik iki sahnenin, iki kadınla izdüşümünün verilmesi; Robespierre'le Arabacı'nın aynı oyuncuya oynatılması benzeri, "yadırgatmalara başvurmuş oyun bo­ yunca. Ama, ne anlatmak istediğine, şaşırtma ve yadırgatmayı neden he­ deflediğine ait ipuçlarını ben yeterin­ ce yakalayamadım. Bu benim eksikli­ ğim de olabilir. Bir de rol dağılımına biraz daha özen gösterilebilirdi diye düşünüyorum. Tıkanmaya yüz tutmuş tiyatro­ muzda, her türlü arayışı çok fazla önemsiyorum. Danton'u da bir arayı­ şın oyunu olarak düşündüm, çok önemsedim ve pek sevemedim. Bu, oyunu bir, belki birkaç kez daha izle­ memi engellemeyecek ama... Çıkış yolu belki de, başarılı başarısız ayrımı gözetmeksizin tüm arayışları izlemek­ ten geçiyordur. Orhan Alkaya


AYIN KONUSU

MUHSİN ERTUĞRUL

ve

AÇOK

A

dar'lılar, kendi başımıza tiyatro ya­ pabilmeyi düşlemekteyiz çoğu za­ mandır... Salacak çay bahçesinde toplan­ tılar yapıyoruz ve genç bir ekibe uyum sağlayacak bir "ilk oyun" arı­ yoruz. Gönlümüzde, Haldun Taner Hocamızın "Eşeğin Gölgesi" adlı metni yatıyor... Bu kararla gidiyoruz Muhsin Hocaya. Bizi coşkuyla karşılıyor. Gözleri ışıl ışıl dinliyor. Kendi elle­ riyle evde ürettiği Üryani Eriği Likö­ rü ikram ediyor. Ve sanki biz hiç bir kararımızı iletmemişiz gibi "Siz Çocuk Tiyatrosu Yapacaksınız" diyor. "Biten Tiyatro Seyircimizi Sı­ fırdan Hazırlamaya Başlayacaksı­ nız"... Tiyatro ile ilgili her yeni haber­ de, oyun oynamaya hazırlanan

cy a

ÇOK (Anadolu Çocuk Oyun­ ları Kolu), 1973 yılında Muh­ sin Ertuğrul ve Haldun Taner -Hocaların yönlendirmeleriyle kurul­ muştur. Her iki hoca ile de pek çok anılarla doludur. Yayın hayatına yeni başlayan bu rehber derginin ilk sayısında Muhsin Ertuğrul'un yer al­ masını sevgiyle karşılıyoruz. Ve bizim kuruluş yıllarımızdan Hoca'mızla paylaştığımız bir anıyı buraya almak istiyoruz. 73 yazında, Üsküdarlı üç genç, Cemal Ünlü, Turgut Denizer ve ben Ümit Denizer; LCC Tiyatro Okulun­ da tanıştığımız ve Harem'de bize çok yakın oturan Muhsin Hocaya danış­ maya gidiyoruz. Çünkü Beklan Algan ve Ali Taygun'la iki deneysel çalışma yapan LCC kaynaklı büyük ekip dağılmıştır. Ve biz Üskü­

pe

* Aziz Nesin Sahnesi (Güngören) 1 Mart'da perde­ lerini açıyor. Aziz Nesin'in "Demokrasi Gemisi" isimli oyununu Ahmet Gülhan yönetiyor. Mü­ zikleri ise Arif Erkin besteledi.* * B.B.T İstanbul 3. Uluslararası Tiyatro Festivali'ne; Nazım Hikmet'in "İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?", isimli oyunu ile katılıyor. Yöne­ ten Kenan Işık. * B.B.T. 26 Mayıs - 4 Haziran tarihleri arasında "Uluslararası Gençlik Tiyatroları Festivali" dü­ zenliyor. Festival'e Almanya, Avusturya, Hol­ landa, İngiltere, İsviçre, İsveç, Macaristan birer, Polonya ve Sovyetler Birliği ise iki tiyatro akademisi, ülkemizden de altı konservatuar ile üniversitelerin tiyatro bölümü katılıyor. * Demokrasi Gemisi Azerbaycan'da B.B.T. 25 Ha­ ziran - 4 Temmuz tarihleri arasında Azerbay­ can'a turneye gidiyor. * Necati Cumalı'nın yazıp Zeliha Berksoy'un yö­ nettiği "MİNE" pazar günleri 15.00 ve 18.30'da, Dario Fo'nun yazıp Oğuz Aral'ın yönettiği "BEDAVA MI SANDIN?" ise sah, çarşamba, perşembe, cuma 20.30'da, cumartesi 15.00 ve 20.30'da Adile Naşit Kültür Merkezi'nde izlene­ bilir. Bilet Satış Yerleri: Adile Naşit Kültür Merkezi: 572 64 39 Aziz Nesin Sahnesi (Güngören): 502 08 53-556 25 38 Ataköy Galleria Danışma: 559 95 60

çocuk sevincine kavuşan M Hocamızın, bizi çocuk tiyatro yönlendiren konuşmalarını, söyleyelim önce düş kırıklığıyla şıladık. Hocamız bizi yetişkinle yatro yapacak olgunlukta bula herhalde diye düşünüyorduk. Ço lara tiyatro yapmayı çocukça çaba olarak görüp, biraz buruk dık yanından... Şimdi bakıyoruz da, o bulu nın üzerinden tam 18 yıl geçmiş üç Üsküdar'lı, o toplantıdan ayrılsak da, gidip ne yapacağ günlerce düşünmeden edemedik nıdık bildik her yerden çocuk o metinleri istedik. Ve hep geri ç diğimiz için oturup kendi metn kendimiz yazmaya karar ve Yazdık prova ettik, bozduk t yazdık, yeniden prova ettik. Ve yılı Aralık ayına ilk çocuk oyun zu yetiştirdik. Bugün eleştirme: miz ve tarihçilerimizce, Türk Ç Tiyatrosu Tarihine "AÇOK'tan AÇOK'tan sonra" diye bir tarih şülüyorsa, bu maya işte o 73 y daki toplantıda atılmıştır... Ümit DENİZER


TİYATROLARDAN

Yeni Bir Tiyatro, Yeni Bir Oyun

BİR ZAMANLAR MEMLEKETİN BİRİNDE tek kişilik olması ve üstelik prodüksiyo­ nu da yüklenmiş olması nedeniyle oyuncu ile rejisörün bir söyleşi yapma­ sı bu oyun için daha uygun bulundu. Değişik bir iki nokta üstünde durduk . • Dilek, daha önce şehir tiyat­ rolarında çeşitli roller oynadın, sonra Almanya'da W.L. Theater prodüksiyonu olarak "Sevdican"ı oynadın. Demek ki şimdi hemen hemen ilkkez özel tiyatro yaşamına giriyorsun. Ayrıca bu oyunun, alışıl­ mış 'kabare" tarzından farklı, çok kendine özgü yanları var. Bu deği­ şikliklerin senin üzerindeki etkisi nasıl oldu? Riskli olması bir yana, çok ağır ve uzun bir çalışma gerektirdi biliyor­ sun. Ama, seninle de anlayış birliği içinde, çok verimli ve zevkli bir uğraş

pe

cy

a

D

ilek Türker'in oynadığı, Aziz Nesin'in "Bir Zaman­ lar Memleketin Birinde" adlı tek kişilik "politik kabere"si, , perdesini yeni açan oyunlardan. Ayrıca, oyunun adı Azız ustanın eski bir yapıtının adını anımsatıyor olmasına karşılık, oyun da yeni yazılmış güncel bir kabare. Daha­ sı, Türker'in "Tiyatro Ayna"sı da yeni bir kuruluş ve ilk prodüksiyonu ile se­ yirci karşısına çıktı. Yani oyunda yeni­ lik çok. Kuklalarıyla, buluşlarıyla her parçası bir heykel gibi tasarlanıp iş­ letmiş olan çevre düzeni, Saim Bugay hocanın. Müzikleri, son iki yıl ardarda aldığı ödüllerle bilinen kompozitör Nu­ rettin Ozşuca yaptı. Oyunu ben sahne­ ye koydum. Tanıtma için genelde reji­ sörlerle söyleşmiyor ama bu ürünün

o l d u bu. Ö z e l l i k l e , p o l i t i k o l s u n ya da k a b e r e o l s u n , diye, m e t n i k u r u politika ajıtasyon veya d ü z bir güldürü zorlama malarına indirmeyip, çok daha zor ve riskli de olsa, t ü m duyguları, çelişkiler ve s a h n e plastiğiyle çok boyutlu bir ti yatro sanatı olarak işlememiz, her çeşit yorgunluğa değdi, içinde bulunduğu m u z -yalnız ülkemizi değil t ü m dünya yı da k a s t e d i y o r u m - gerçekliğin kendi s ı g i b i . A c ı y s a a c ı , t a t l ı y s a tatlı... H e l e d a h a ş u ilk o y n a y ı ş l a r d a k i m i s e y i r c i l e rin o y u n d a n sonra, g ö z y a ş l a r ı -yani o y u n u izlerken yaşaran gözleri- hâla k u r u m a m ı ş olarak mutlaka beni bulup bir şeyler iletmek istemeleri... • Neler, örneğin? N e l e r y o k ki? A m a n o t ettiğim p e k çok ismi, pek çok ayrıntıyı burada sıralamak pek yerinde olmaz herhalde Y a l n ı z b e l k i h e p s i n i e n ö z e t l e ifade et­ t i ğ i i ç i n G . Y e ğ e n o ğ l u ' n u n s ö z l e r i n i ak­ tarayım: "Bir emekçi olarak," dedi G . Y e ğ e n o ğ l u , g e r ç e k t e n d e yurt içinde ve yurt dışındaki çabası k e n d i yayınla­ dığı satırlardan b i l i n i y o r , " d ü ş ü n ü y o r u m , böylesine üst d ü z e y d e bir kabare t i a y t r o s u şaşırttı b e n i " , dedi,' ' ' g ö ğ s ü m e bıçaklar girerek izledim, tıkandım, ö y l e k i , i n s a n a c ı d u y u y o r , g ü l m e k is­ terken gülemiyor, a m a gözleri y a ş a m ­ k e n de gülmesini t u t a m ı y o r bir yan­ dan.." * Aslında seyircilerin, olumlu ya da olumsuz, tüm izlenimlerinin kendi imzalarıyla yayınlanabildiği geniş sayfalar, yaygın platformlar olsa, ne k a d a r yararlı olur, değil m i ? Yararlı ne kelime, zorunlu üste­ lik. Ö y l e b i r b o ş l u k v a r ki... • B a ş k a eklemek istediğin bir şey? Örneğin, teknik açıdan falan?.. Teknik mi, ya da zaten t i y a t r o n u n dili s o r u n u m u , b u b i r y a n a a m a ö r n e ­ ğin, soyut ve s o m u t figürlerle, kukla­ larla, çeşitli n e s n e l e r l e sürekli ve an­ lamlı o y u n ç ı k a r m a akışı ' h e r h a l d e çok şey katıyor ürüne. Bir d e , m ü z i k t e , ens­ t r ü m a n l a r ı n ş a r k ı ile a y n ı m e l o d i y i ç a l ­ m a m a l a r ı , söz başlayınca ya salt ritmle ya da kontr melodilerle izlemeleri, o y u n c u için ç o k z o r l a y ı c ı b i r t e k n i k , a m a sözlerin rahat anlaşılması, müzi­ ğin tiyatro yorumunu güçlendirmesi, söze katılması, bu zorluktan geçiyor ol­ malı... • Tiyatro müziğinde gerçek ç o k s e s l i l i ğ i n a s g a r i g e r e ğ i bu.. Ayrıca, o y u n c u için z o r d e d i m a m a belli bir müzikalite yetkinliği oldu m u , z o r l u k t a n ç o k k o l a y l ı ğ a v e keyifli o l m a y a g e ç i y o r iş... * Özellikle de seyirci için.. Evet, başarılar Dilek ve bu söyleşi için teşekkürler.

Yılmaz ONAY


ÂNKARA

pe cy a

TİYATROLARDAN /

AYAK TAKIMI ARASINDA Yazarı: Maksim Gorki Türkçesi: VA-NU Yöneten: Kazım Akşar Dekor: Cem Köroğlu Olnayanlar: Mehmet Ulay /Jale Aylanç/ Ali Erkazan /Koray Ergun/Nurhan Özenen/Serpin Sükan/ Altan Erkekli/Rutkay Aziz/Yaşar Akın/Altan Gördüm /Nil Banu Ergindeniz /Cezmi Baskın/Burak Soygazi /Şebnem Gürsoy/Doğan Berk/Hakan Akın/İsmail Bozkurt AST, kendi sahnesinde 18 Ocak'da M .Gorki'nin "Ayak Takımı Arasında" oyununa başladı. Oyunu misafir yönetmen olarak Devlet Ti­ yatrosu Yönetmenlerinden Kâzım AKSAR sahneledi. Arkadaşımız kendisi ile oyun üzerine konuştu: • Neden "Maksim Gorki" ve neden "Ayaktakımı Arasında" diye sorsak, yanıtı ne olacak? Rus edebiyatına aşırı bir ilgi du­ yuyorum. İnsan psikolojisine bu

denli yakın, bu denli sıcak bakan bir ülke edebiyatına uzaktan bakmak olası değil. Bu bakış doğrultusunda iki yıl önce, Dostoyevski'nin "Beyaz Geceler" adlı romanını oyunlaştırdım ve Devlet Tiyatrosu'nda sahneye koydum. Aynı sıcak­ lıkla Çehov'a, Gogol'a, Tolstoy'a ve tabii ki Maksim Gorki'ye de bakıyo­ rum. Gorki'nin "Ayaktakımı Arasın­ da" adlı oyunu üzerinde de yıllardır durmaktaydım. AST'da bu oyunu sahnelemem konusunda öneri gelin­ ce büyük bir keyif duydum. * Çalışırken nasıl bir yakla­ şımınız oldu? Oyunda insanı kanaviçe gibi iş­ lemişti yazar. Satin'in dediği gibi: "İn-san! Ne hoş geliyor kulağa!". Bu önemli bir çıkış noktasıydı. Ka­ rakterler, gülümseyen birer kerten­ kele gibiydiler. Sürünmekten vazgeçemiyorlardı. Dışarıdaki yaşam korkutuyordu onları. Ne birbirileri ile olabiliyorlar, ne de yeni bir yaşam kurmaya cesaret edebiliyor­

lardı. 1905'e hazırlanan Rusya'da insanlar, küçük yalanları, büyük korkuları ile dipte kalmaya mah kumdular. • "Gülümseyen birer ker tenkele" demekle neyi kast etti niz? Oyunu asık suratla sergilen ten hep kaçındım. Traji-komiği rebilmek için bu yöntemi seç Tersleme yolu ile seyirciyi dü dürmek önemliydi benim için. • İlk kez özel tiyatroda o sahnelediniz. Biraz da bundan eder misiniz? Birlikte keyifli bir çalışma ; tık. AST ile birlikteliğim yeni di Uzun zamandır süregelen bu bi teliği Gorki'nin "Ayaktakımı sında" oyunu ile şimdilik ,nokı mak, Türk Tiyatrosuna his veren biri olarak, hele AST sal sinde ortaya çıkmak, beni çok o landırıyor.

Ali Uyandıran


TİYATROLARDAN /

ANKARA

GORKİ'NİN OYUNLARI ÜSTÜNE Ataol Behramoğlu

a

1906 yılının ürünü olan "Düş­

pe

G

ceği anlayışına yönelik bir eleştiri vardır. Daha sonraki birkaç yılın ürünü olan "Yazlıkçılar"da (Yaz Konukla­ rı), aydınlar arasındaki kamplaşma­ lar ve savaşım yansıtılır. "Güneşin Çocuklan"nın konusu hemen hemen aynıdır. Oyunda, siyasetle ilgisiz bir aydının burjuva toplumunda bağım­ sız bilimsel çalışma yapan savının ge­ çersizliği gösterilmekte, ye aynı oyun­ da halkın potansiyel gücü duıyumsatılmaktadır. Aynı dizi içinde düşünülebilecek olan "Barbarla'r"da ise burjuva toplumunun ahlaksal barbarlığı sergilenmekte, geri kalmış Rus toplumunun kapitalist uygarlık yoluyla değil, devrimci bir toplumsal kurtuluşla yenilenebileceği inancı yansımaktadır.

cy

orki ilk oyunlarını yüzyılımı­ zın ilk yıllarında yazdı. Bun­ lar, "Küçük Burjuvalar" ve dilimize "Ayak Takımı Arasında" adıyla çevrilen "Diptc"dir. Her iki oyun da, Çehov'un oyunlarını yeni bir anlayışla sahneleyerek Rus tiyat­ rosunda yeni bir aşamayı başlatan Moskova Sanat Tiyatrosu'nca (Stanislavski Tiyatrosu) sahnelenmiştir. Gorki "Küçük Burjuvalar" da libe­ ral, bireyci aydınları eleştirir. "Küçük Burjuvalar" ustası Çehov'un dünyasına en yakın oyunu­ dur. Gorki'nin, "Dipte"de ise belki daha iyi, daha yakından tanıdığı in­ sanların, toplumun "dibine" fırlatıl­ mış insanların sorunları, dünyaları yansıtılır. Yazarın her iki oyununda da, toplumsal adaletsizliğe karşı din­ sel bir ahlakçılıkla karşı konulabile­

manlar" adlı oyun, 1905 yılındaki toplumsal çatışkıların bir sonucudur ve Rus işçi sınıfı ilk kez bu oyunla "sınıfsal bilinci"yle sahnede gösteril­ miştir. "Sonuncular"da (1908) bir polis devleti olan Çarlık Rusyasının kaçınılmaz sonu gösterilmekte, "Vassa Jeleznova"da (1910) yine burjuva toplumunun çürümüşlüğü sergilenmek-tedir. 1930'lı yılların ürünü olan "Yegor Bulıçıv ve Ötekiler" ile "Dostigayev ve Ötekiler" adlı oyunlar, üçlü olarak tasarlanmış bir dizinin ilk iki yapıtıdır. Gorki'nin bu oyunla­ rında da yine devrim öncesi Rusyasından çeşitli tipler gösterilmektedir sahnede. Gorki'nin oyun yazarı olarak amacı (ustası Çehov'dan farklı ola­ rak) sergilemekten çok, kanıtlamak­ tır. Açık, net bildirileri vardır. Yine de, oyunlarında siyasal sorunsalın yanısıra, (tıpkı ustası Çehov'da olduğu gibi) kişisel, psikolojik ayrıntılar ve sorunlar da önem taşır. Oyun yazarı olarak başarısı, tip yaratma ustalı­ ğında ve gerçekçi gözlemleriyle mü­ cadeleci bir duyarlığı birleştirebilmiş olmasındadır.


a

cy

pe


cy

pe a


İZLEYİCİLERDEN "HAMLET II ORİJİNALİNE BASAR" ÜZERİNE

BEŞ

Dün gece, KARŞI TİYATRO oyun­ cularının sahnelemeye hazırladığı, HAMLET II ORİJİNALİNE BEŞ BASAR isimli oyunu izledim. Çağdaş Amerikalı yazar SAM BOBRICK, Shakespeare'inin bu zengin mira­ sı üzerine oturtulmuş HAMLET II. ORİJİNALİNE BEŞ BASAR ile çıkıyor karşımıza. Modern HAMLET diyebile­ ceğimiz bu oyun, HAMLET trajedisini günümüz şartlarında yaşatıyor. Klâsik eserleri, devir farklılıklarından doğan anlayış farklılıklarını güldürü öğesi ola­ rak kullanarak modernize etmek, çağ­ daş dünyada rağbet gören bir sanatsal eğilim. Başka klasiklerde de örneğini gördüğümüz bu güldürü tarzı, HAM­ LET II ORİJİNALİNE BEŞ BASAR'da da çarpıcı bir tutarlılıkla uygulanmış. Böylece HAMLET'in mesajı, çağdaş bir anlatımla, günümüz insanına haz veren bir üslupla sunulmuş. Burada da iktidar hırsının, seks düşkünlüğünün, dalkavuk­ luğun çirkinliğini görüyoruz. Ama bu çirkinlikler o kadar artmış ki, saklanır

pe

cy a

Sayın Okurlar, Dergimiz, okurların tiyatro ile olan ilgili düşünce, eleştiri, soru ve görüşleri­ ne sayfalarında yer vermek istemektedir. Böylece, tiyatrolarımızda sunulan oyun­ ların seyircilerde bıraktığı etkiler, seyir­ cide kalmış soru işaretleri, seyircinin ti­ yatrodan beklentileri açığa çıkmış olacaktır. Ayrıca seyircinin oyunlar, oyuncular, oyun yönetimi, dekor ve müzik konusundaki eleştirileri, okur ve tiyatrocular için, tiyatro sanatı adına ya­ rarlı olacaktır. "Tartışma Köşesi"nin amacı, seyirci­ lerin tiyatro ve tiyatroculara katkılarını sağlamak, seyirci ile oyun arasında çö­ zümleyici bir ilişki kurmaktır. Bu neden­ le, gönderilecek yazılarda, yalnızca sa­ natsal anlamda eleştiri ve düşünce çevçevesinde kalınmasına ve de öznellik­ ten . sakınılmasma özen gösterilmesini bekliyoruz. Ay içinde gelen yazılar, yanıtlanması istenen veya uygun görülen kişi ve ku­ rumlara iletilecek, onlardan yanıtları alı­ nacak ve dergide her ikisi de aynı sayıda yanyana yayımlanacaktır. "Tartışma Köşesi" ne gönderilecek yazıların bir daktilo sayfasını geçmeme­ sini, yazılarda ad-soyadı ve imza bulun­ masını rica ediyoruz. Bu sayıda, daha önce kaleme alınmış olan bir katkıyı sunuyoruz.

gizlenir hali k a l m a m ı ş . T ü m s e f i l l i k su yüzüne çıkmış. Artık Shakesper tarzı ile i n c e i n c e ş a k a l a ş m a k , o n u l e r i n i n z e m z e m l e y ı k a n m ı ş gibi ka nı vurgulamak mümkün... Hatta She peare'i yalancı çıkarıp, öyle değerler uğruna savaşacak kimse bile d e n i l e b i l i r . Ş i m d i k i H A M L E T öyle bir inanç uğruna değil de, şaşkınlı ğından bir m ü c a d e l e y e kalkışıyor a r a d a v u r u l a n , k ı r ı l a n y i n e var.O bunlar kim vurduya gittiğinden ölü trajedi s a y ı l m a z . . .

Ş i m d i k i H A M L E T ' i n finalinde k a r a m a n ı m ı z için ö l e r e k y o k o l m a k yanlış bir son o l a m a z . K a h r a m a n sonunda şaşkınlığı bırakıp, gözünü aç Vatan millet diye uğraşmayı bir kenara bırakır, m e m l e k e t i m ü n a s i p bir ücrete satar ve güneşli bir ülkeye keyif çalma ya gider. Böylece bu da mutlu son olur.

"KARŞI T İ Y A T R O " n u n böyle ça daş çizgide bir o y u n l a perdelerini açma sı s e v i n d i r i c i b i r olay.. B i z t i y a t r o secileri, s a b u n k ö p ü ğ ü gibi k o n u d e m o d e bir şekilde s u n u l m a s ı n d a bıkmış bulunuyoruz. Bizler de, çağdaş yadaki gelişmelerden haberdar olmam tat a l m a k i s t i y o r u z .

Dr. Gürgün Say Özsoyeller

ARİF ÇİÇEK BAR SİNEMA SEVENLER


ÖDÜLLÜ BULMACA

pe cy

SOLDAN SAĞA 1. İnsan hayatını insancıl olmaktan çı­ karan mekanik ilişkilere karşı ele aldığı yergili komedyalarında, bu gibi ilişkilere • neden olan küçük burjuva ve bürokrat anla­ yışı, özellikle saçma bir dil kurarak eleştir­ meye çalışan, "Şeytan Çelmesi", "Largo Desolato", "Bildirim", "Otostop" adlı oyun­ ları da yazmış olan Çek yazarı... "Play İt Again..." ("Casablanca" filminden esinle­ nen ünlü oyun). 2. "Murder'in Cathedral", "Family Reunion", "Kokteyl Parti", "Güvenilir Kâtip" adlı oyunları da yazan, 1948 Nobel Edebiyat Ödülii'nü almış, ABD doğumlu İngiliz oyun ve de­ neme yazarı, şair... "Oyunlarla Yaşayan­ lar" adlı oyunu da yazan, "Tutunamayanlar"ın yazarı. 3. Tokat'ın bir ilçesi. Ciddi bir sorun oyunları yazarı olarak, insa­ nı baskı altında tutan psikolojik ve toplum­ sal kurumlara da çeşitli biçimlerde eğilen "Tohum ve Toprak", "Hürrem Sultan", "Tanrılar ve İnsanlar", "Atçalı Kel Meh­ met", "Şili'de Av", "Simavnalı Şeyh Bed­ rettin", "Kocaoğlan", "Fadik Kız", "Murtaza" adlı oyunları da yazan Türk yazarının soyadı... Utanma duygusu. 4. Britanica Ansiklopedisi'ni simgeleyen harfler... Binek hayvanlarının sırtına konulan, oturmaya yarayan nesne... "Kent ve Kö­ pekler", "Yeşil Ev", "Yüzbaşı ve Kadın­ lar Taburu" adlı romanları da yazan Pe­ rulu yazar. 5. İkinci Dünya Savaşı öncesi döneminde, avangard tiyatro akımı içinde yer alan "Dev Bebek", "Tanık", "Ayna", "Ev" oyunlarını yazan, daha sonraki oyun­ ları ise epik tiyatroya yaklaşan Macar ro­ mancı ve oyun yazarı... Yelkenleri açtırmak için verilen komut... Yassı demir çelik ürünü. 6. "... Bir Yurttaş Aranıyor" (Ataol Behramoğlu'nun şiirlerinden olu­ şan, Deniz Türkali'nin tek başına oynadı­ ğı oyun)... Boru sesi... Frigya inanışında, ilkbahar tanrısı... Matematikte sabit bir sayı. 7. Kalsiyumun simgesi... Yaşamsal sıvı... Dağ lâlesi. 8. Kamyonlara, daha çok yük taşımalarını sağlamak için takı­ lan araba... Su... Değiştirgeç. 9. Uluslara­ rası Af Örgütü'nü simgeleyen harfler... Federico Garcia Lorca'nın bir oyunu... "... İpekkaya" (ünlü tiyatro oyuncusu)...

1 2 3 4 rinden Türk tiyatro yö­ netmeni ve oyuncusu­ nun soyadı... Arapçada "ben". 12. İtalyan Radyo Televizyon Kurumu'nu simge­ leyen harfler... Ko­ caman... "... Tiyat­ ro" (Bertolt Brecht'in geliştir­ diği tiyatro biçi­ mi)... Lâhza. 13. Duyularla alınan bir uyaran söz konusu olmaksızın bilinçte beliren nesne ve olaylar, hayal... Po­ zitif elektrot... Burun iltihabı. 14. Yazdığı 100'den çok oyundan bugü­ ne tam olarak yal­ nızca "Adamcıl" adlı oyunu, bölüm­ ler halinde de "Kırpılmış Saçlı Kız", "Samoslu Kız", "Kahraman" ve "Hakemler" adlı oyunları kalan, antik Yunanlı komedya yazarı... Murabba. 15. Tanrı ile insan arasında aracılık yaptığına ve nurdan ol­ duğuna inanılan manevi varlık... Kavimle ilgili, budunsal... Limonluk.

a

Bulmacamızı doğru çözen 20 okuru­ muza İstanbul tiyatrolarından, 20 oku­ rumuza da Ankara tiyatrolarından birer oyun bileti armağan ediyoruz. Bulmaca­ ları dergi adresine gönderirken isim ve adresinizi eklemeyi unutmayınız.

10. "Sözde Melekler", "Hepimiz Paris'te", "Resmigeçit", Ruhlar Gelirse" adlı oyunları da yazan, 20. yüzyıl İngiliz tiyatrosunun güldürmekten başka hiçbir şeyi amaçlamayan komedya yazarların­ dan en önde geleni... Nazi Hücum Kıtası'nı simgeleyen harfler... Meme. 11. Aşamasız asker... Fransa'da, Nazım Hikmet in "Sevdalı Bulut"unu açık oyun biçimi ve do­ ğaçtan bir politika tiyatrosu özellikleriyle sahneye koyuşuyla ün yapmış, 1975'de Gerard Philippe Tiyatrosu'nda Brecht'in "Kaf­ kas Tebeşi Dairesi"ni sahnelemiş, oriente dönük yorumlama ve sahneleme anlayışıyla ilgi çekici bir anlatıma ulaşmış plan, avan­ gard denemeci politik tiyatronun temsilcile­

YUKARIDAN AŞAĞIYA 1. Shekespeare'in bir oyunu. 2. "Kokona Yatıyor", "Ayyar Hamza", "Misafiri İstiskal", "Geveze Berber" adlı oyunları da yazan Tanzimat tiyatrosunun temsilcilerin­ den Türk oyun yazan ve devlet adamı... Brezilya'nın en büyük kentinin kısa adı... Kamu. 3. Kuş sesi... ABD'de dışavurum­ cu tiyatronun başlıca temsilcilerinden olan, gazete tiyatrosunun, uyarma ve propaganda tiyatrosunun gelişmesine, Federal Tiyatro Projesi'nin gerçekleşme­ sine katkılarda bulunmuş olan, "On Trial", "The Adding Machine", "Street Scene", "Left Bank", "Councellor-atlaw", "We, the People", "Judgement Day" ve "Dream Girl" adlı oyunları da yazmış ABD'li yazar... Berliner Ensemble'nin kuruluşundan beri yöneticiliğini yapmış, epik tiyatro oyunculuğunun baş­ lıca temsilcisi olmuş, Brecht'in hayat ve çalışma arkadaşının soyadı. 4. McCarty'nin karalamalarına uğrayarak İn­ giltere'ye göç eden, Gazete Tiyatrosu'nun, öncü tiyatronun temsilcilerinden ABD'li ti­ yatro ve film yönetmeni... "... Hamza" (Ali Bey'in bir oyunu)... Arapçada birinci tekil kişi adılı. 5. Oyunlarında genellikle ağa baskısı, kan davası, köy kadınının ezilme­ si gibi sorunları, insanın bilinçsizce yaşa­ mak zorunda bırakılmasını konu alan, "Pusuda", "Karaların Mehmetleri", "Ana Hanım, Kız Hanım" ve "Gültepe Oyunları"nı da yazmış olan Türk yazarı­ nın soyadı.. Bir çoğul eki... Bir renk. 6. "Cengiz Han'ın Bisikleti", "İp Oyunu", "Büyük Jüstinyen", "Canavar Cafer" adlı oyunları da yazan Türk yazarı. 7. Holmiyu­ mun simgesi... Yinelenince bir deniz taşı-

5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

ma biçimi olur... İngilizce "silah".. Metil eter kullanılarak soğutucu geliştiren, iki yıl sonra da (1876) sıkıştırılmış amonyak kullanarak soğutma işlemini başaran, gazları sıvılaştırarak soğutma işleminin gerçekleştirilmesiyle soğutucu yapım ve kullanımını yaygınlaştıran Alman mü­ hendis ve mucit. 8. "Züğürt ..." (Şener Şen'in oynadığı bir film)... "Kafatası", "Ferhad ile Şirin", "Sabahat", "İnek" adlı oyunları da yazan Türk yazarının soyadı... Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın bir şiir kitabı... "Ortaklık" sözcüğünün kısa yazılışı. 9. Recaizade Mahmut Ekrem'in bir oyunu... Birçok organik maddeyi eritmekte kulla­ nılan uçucu, kolayca alev alır, eter koku­ sunda bir sıvı. 10. Başlangıcı belli olma­ yan zaman... Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi... Müzikte "yapıt" an­ lamında kullanılan opus sözcüğünün kısa yazılışı... Bir nota. 11. Yapağıdan elde edi­ len eczacılıkta ve parfümeride kullanılan, sarımtrak renkte bir yağ... "Neyyire ..." (Muhsin Ertuğrul'un çalışma ve hayat arkadaşı olan ünlü kadın tiyatrocu). 12. Genellikle içine sulu şeyler konulan kap... Bir oyunda aksiyonun ilk uğrağı; oyunun çatışmayı oluşturacak antitez-öncesi tez hali... Dar, uzun ve hafif bir yarış kayığı. 13. "Kasaba"nın ortası... İskambilde bir kâğıt... "İsa'dan Önce"yi simgeleyen harfler... Seryumun simgesi... Dogma, inak. 14. Avuç içi... Antoine'm natüralist ti­ yatrosuna da karşı çıkarak, Artaud'nun gö­ rüşlerine öncülük eden "tüm tiyatro" kavra­ mını geliştiren gerçeküstücü tiyatronun öncüsü Fransız oyun yazarı ve şairi. 15. "Andromaque", "Iphigenie", "Phedre", "Esther", "Athalie" adlı oyunları yazan, klasik trajedinin öncülerinden olan Fran­ sız oyun yazarı... Türk tiyatrosuna büyük hizmetleri dokunmuş bir tiyatro­ cu ailenin soyadı. • Hazırlayan: İlker Mumcuoğlu


TİYATROLARDAN İngiliz Tiyatro'sundan Bir Müzikal:

KAN KARDEŞLER

T

ler yakın çevrelerde oturdukları için sokakta birbirleriyle tanışıyorlar, yakın arkadaş ve kankardeşi oluyorlar ve biz ikizlerin 7 yaşından 20 yaşların ortalarına kadar çeşitli dönemlerdeki birlikteliklerini görüyoruz, ikiz kardeş olduklarından habersiz olarak. Küçük yaştan başlayarak arala­ rında olan bir kız arkadaşları da var ve sonra bu bir anlamda ikisinin arası­ na girerek onların ölümle noktalana­ cak olan kopmalarına nedenlerden biri oluyor. Bu, öykünün çok basit bir biçim­ de aktarımı; biraz melodram kokan bu öykü, tabii ki Willy Russell'in kendi tiyatrosuna yaklaşımı doğrultusunda, görünüşte basit olan öykünün ardında yatan toplumsal ve sınıfsal olgular sorgulanıyor. Oyuna ilişkin, içeriğine ilişkin özetle söylenecek bunlar. * Yönetmen ve oyuncu kadro­ su nasıl oluştu? Oyunu Yücel Erten yönetiyor. Müzik yönetmeni Vedat Sakman. Dans düzenini Devlet Opera ve Balesi'nden konuk olarak gelen koreograf Nasuh Barın gerçekleştiriyor. Oyunun çevirisi yazar Feyyaz Kayacan ile benim ortak çalışmamız. Oyunla ikin­

pe cy a

iyatro Stüdyo'su Zuhal Olcay'ın başrolü oynadı­ ğı müzikale 6 Şubat'ta bağlıyor. "KAN KAR­ DEŞLER" adlı oyunun sanat Yönetmeni Ahmet Levendoğlu ile yapılan söyleşiyi sunuyoruz. * Sayın Levendoğlu bize biraz oyun hakkında bilgi verir misiniz? Kan Kardeşler'i, yazarı müzikal olarak tanıtıyor; biz de aynı tanımı' kullanıyoruz. Brodway geleneği doğ­ rultusunda çok danslı, çok görkemli, bir dolu insanın danslara girdiği bir müzikal değil. Bunun özü sağlam bir tiyatro. Bunu seçmemizin ana nedeni bu. , Yazarı Willy Russell. Müziği de kendisi yapmış. Willy Russell'i Türk tiyatro izleyicisi de tanıyor. Shirley Valentine ve Rita'yla İngiliz Tiyatro­ sunun önemli ve popüler bir yazarı. Oyun, birbirinden kopan ikiz kardeş­ ler üzerine kurulu. Çok çocuklu ve onlara bakacak gücü olmayan bir' an­ nenin, yanında çalıştığı ve kendi ço­ cuğu olamayan bir başka kadına yeni doğan ikizlerinden birini vermesiyle başlıyor öykü. Birbirlerinden ayrı yaşayan ikiz­

ci gösterisini gerçekleştiren Tiya Stüdyosunun asal ve sürekli elemanl rı olan Zuhal Olcay, Ahmet Lev doğlu, Haluk Bilginer ve gösteri tasarımını yapan Lütfü Oğuzcan projenin içinde. 13 kişilik kadro bizlerin dışında, yine deneyimli oy cular olan Devlet Tiyatroların konuk Mahir Günşiray ve yine De Tiyatrosu'nda ve Ali Poyrazoğlu yatrosunda tanınmış olan Derya Al bora var. Kadronun bunlar dışındaki lerini tümüyle gençler oluşturuyor, genç oyuncuların beş tanesi be: dört yıl boyunca İstanbul Üniversi Devlet Konservatuarında öğretme ğini yaptığım ve eğitimlerini bu yıl tirmiş olan genç oyuncular. Dolayı la ilk öğrenciliklerinden bu y birlikte oldukları için hem çok si çok yakın hem de disiplinli ve düz bir çalışma ortamı doğmasına önemli etken oldu. * Bu genç oyuncular tiya nun kadrosu içindeler mi? Sürekli bir kadro anlayışı yok. Tiyatro Stüdyosu bir prodü yon tiyatrosu. Bunun anlamı ö özel tiyatrolarda olduğu gibi sür bir kadro anlayışı içinde çalışan bi yatro olmayacak. Her yeni prodü yon için o projenin gereklilikleri c rultusunda yeni kadro oluşturulacak. Yeni oyunculara verilebilecektir. * Bir sinemada oynama zorlukları var mı? 2,5 - 3 aylık bir yoğun araştı sonucu bu gösteriyi sunmak için duğumuz tek sahne Dünya Siner oldu. Gerçekte bir sinema salonu masının karşımıza çıkardığı zorlu kuşkusuz ki var. Bunlardan birisi j teriyi sinema perdesinin önünde k alan içinde gerçekleştirmek gibi bi nırlamamız olması. Gerçi bu en yönetmen Yücel Erten çok uygun özgün bir sahneleme biçimiyle aş oldu. Ama gene de başta böyle bir gelimiz olduğunu belirtmek ger yor. İkinci önemli zorluk da şu:


TİYATROLARDAN

ZUHAL OLCAY VE MÜZİKAL Arkadaşımız Zuhal Olcay'ı KAN KARDEŞ­ LER oyununun yoğun provaları arasında ziyaret edip, aralarda kısa kısa sorular­ la Olcay'ın oyun hakkındaki gö­ rüşlerini aldı. • Rolünüz için neler söylemek istersiniz? Bu soruya genellikle hiçbir şey söyleyemiyorum. Çünkü ben oyunu halen oynamaya çalışıyorum, yani hâlâ yaratma aşamasındayım. Ama oynaya­ cağınız karakterin sınırlarını çizin der­ seniz şöyle söyleyebilirim. İngiliz bir işçi kadın, çok çocuklu, sıkıntı dolu günleri var. Kadının karakteri dışa dönük; sevinci, hüznü, kırgınlığı her şeyi apaçık ortada. Oyunun müzikal ol­

pe cy a

düz sinema olarak et­ kinliğini sürdüreceği için son sinema gösteri­ sinin hemen ardından salona ve sahneye girip yarım saat içinde hem salonu temizlemek hem de bu çok kısa zaman içinde sahnemi­ zi kurmak gibi bir sıkı­ şıklığımız da sözkonusu olacak. Ama bütün bu zorluklar ve engel­ ler Türkiye'de tiyatro yapan kişilerin aşmala­ rı gereken engeller. * Oyun Wiliy Russell'in kendisi nasıl olmasını isterse öyle mi yo­ rumlandı? Evet, tabii ki her yönetmenin her oyun metninin kendi anlayışları, yak­ laşımları doğrultusunda biçimlenmesi söz konusudur. Şunu söyleyebilirim ki Yücel Erten, Willy Russell'in genel anlayışına ve amaçlarına çok uygun olan ve bunların dışına çıkmayan güzel bir çalışma yaptı.

Zeynep Üskül

masından gelen ayrı bir tadı var. • İlk defa işçi kadını oynadığı­ nız yazıldı. Doğru mu? Filmlerimde çok çeşitli karakter­ lerde, işçi kadın tiplerinde oynadım. Tiyatroda da köylü, şehirli tipleri oy­ nadım. Tiyatroda galiba ilk defa işçi kadını canlandırıyorum. Ama burada fakirliği nedeni ile evlere temizliğe giden işçi kadını kastediyorum. • Son yıllarda şarkı da söylü­ yorsunuz, bu bakımdan oyunun müzikal olması size bir avantaj sağ­ ladı mı? Aslında müzikal olması işi zorlaş­ tırıyor. Çünkü şarkı söyleme tekniği işin içine giriyor, oyunun dramatik akışı içinde, şarkıları oyunun atmosferi ile yoğurarak yorumlamak, danslar­ la uyum sağlamak zorundasınız. Ama şarkı söylemeyi çok sevdiğimden bu bana çok tat veriyor. Zor olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Tevfik Gelenbe'de Yeni Bir Oyun;

BİR OĞLUM OLDU Tevfik Gelenbe Tiyatrosu; 16 Ocak'tan başlayarak, ikinci tur olarak M.Hennequin'in BİR OĞLUM OLDU adlı güldürüsünü ramp ışıklarına çı­ kardı. Oyunu Tevfik Gelenbe uyarla­ dı, sahneye koydu, başrolü de kendi üstlendi. Diğer rollerde,Sibel Üzer, Nazan Balcı, Aysel Üzer, Cengiz Özyurt, Ayşen Tekin, Sevim Gelenbe, Ali İhsan Bozdemir, Erol Aydın ve İhsan Aydın oynamakta. Dekor; Yaşar Üzer-Mehmet Sallabaş. Kostüm; Sema ve Sevim Gelenbe. Bulvar Tiyatrosu tipinin sayılı ustalarından olan bu oyunun yazarının ülkemizde pek çok oyunu, bu tür oyun oynayan tiyatrolarca sahnelendi. Tevfik Gelenbe kendi türüne uygun bu güldürüyü Kadıköy-Bahariye'deki kendi tiyatrosunda sürdürüyor.


cy a

pe


Tiyatro Dergisi - Sayı 1