Page 1

SAYI 2

MAYIS 2012

TOXOPLASMOSİS BESİ SIĞIRLARINDA SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI (BRD) SİVRİSİNEKLER VE TAŞIDIKLARI BAZI HASTALIKLAR KÖPEK EĞİTİMİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Ülkemizdeki saf arı ırklarını korumanın en güvenilir yolu. Sayfa 15’ te…

Kök hücre nedir ? Nerelerde kullanılır ? Sayfa 4’ te…


SAYI 2

Akademik Danışman Prof. Dr. Özlem KÜPLÜLÜ

MAYIS 2012

OMNIS CELLULA E CELLULA TUĞÇE AKGÜL

4

SİVRİSİNEKLER VE TAŞIDIĞI HASTALIKLAR ZEYNEP TOL SEVİM

7

MAKALE ÇEVİRİSİ SCOTT A. BROWN SEDA YILDIRIM

14

Editör Gizem ÇOPUROĞLU

ARILARDA SUNİ TOHUMLAMA VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ GİZEM ÇOPUROĞLU

15

Tasarım Murat BAL Yasin SEZER

ASİTES AYTAÇ ÜNSAL

19

HİPOKALSEMİ EREN POLAT

21

TOXOPLASMOSİS MEHMET BARIŞ ÖZER

24

ATLARLA YAKIN GEÇMİŞİMİZ ERDEM TÜBEK

30

BESİ SIĞIRLARINDA SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI ( BRD ) GÖKNİL KALAYCI

32

DR. GÜRBÜZ ERTÜRK İLE KÖPEK EĞİTİMİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ ZEYNEP TOL SEVİM & SEVİM ISPARTA

36

ETKİNLİKLERİMİZ

38

AVBAT Başkanı Ahmet YURTSEVEN

ANKARA ÜNİVERSİTESİ VETERİNER FAKÜLTESİ İRFAN BAŞTUĞ CAD. 06110 – DIŞKAPI / ANKARA avbat@veterinary.ankara.edu.tr www.avbat.org


ÖNSÖZ

Değerli Okurlar; Bilim adına, faaliyetlerine her alanda hız kesmeden devam eden AVBAT, ‘’ Hippocampus ‘’ adlı dergimizin ikinci sayısını çıkarırken bilim insanının merak duygusunu, araştırma aşkını her sayfasına işlemiş, başta veteriner hekimliği mesleği olmak üzere bir çok alanı bünyesine alıp harmanlayarak sizlerdeki meslek ruhunu diri tutmayı amaçlamıştır. AVBAT, TÜBİTAK ve Ankara Üniversitesi Proje Destek Birimi’ nden aldığı destekler, dönem içinde düzenlemiş olduğu teknik geziler, seminerler, çalıştaylar, sergiler ve aklınıza gelebilecek bir çok bilimsel faaliyetle dinamizmini canlı tutan, bir çok başarıya imza atmış köklü bir topluluktur. Yapılan her organizasyon, her araştırma, takdir beklemekten ziyade bu mesleği daha ileri taşımak, sosyal ilişkileri güçlendirmek gayelerini taşımaktadır. Geçmişten günümüze harcanan tüm emekler, aşılan tüm engeller ve elde edilen tüm başarılar topluluk olma bilincinden öteye, her daim aile olma bilinci ile sağlanmıştır. Her bir aile ferdinin gayreti, fedakârlığı, kendine ve ailesine olan güveni ile kayda değer birçok başarıya imza atmış ve kendini sürekli yenileyen, parmakla gösterilen saygın bir topluluk olmuştur. Bugün bu bayrağı bizler taşıyoruz. Yarın da ailedeki her bireyin bu bayrağı alıp daha yükseğe taşınması için elinden gelen gayreti göstereceğine olan inancımız tamdır. Bu amaçla basta dekanlığımız olmak üzere, topluluğun bugünlere gelmesinde emeği gecen tüm sıralı hocalarıma, bu topluluğa aile olma bilincini kazandırmış eski ve yeni tüm üyelere, dergimizin bu sayısının çıkmasında maddi ve manevi hiçbir desteği esirgemeyen, başta Prof. Dr. Şakir Doğan TUNCER olmak üzere, topluluk danışmanımız Prof. Dr. Özlem KÜPLÜLÜ’ ye ve dergi sponsorumuz İnfovet Dergisi Genel Koordinatörü Barış KOLGU’ ya teşekkürü bir borç bilirim. AVBAT BAŞKANI Ahmet YURTSEVEN


EDİTÖRDEN

Sevgili Hippocampus Okurları; Uzun bir aradan sonra yayımladığımız ikinci sayımızla sizlere “merhaba” demenin verdiği büyük heyecanı ve mutluluğu yaşıyoruz. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Bilimsel Araştırma Topluluğu (AVBAT) olarak, bilimsel ve objektif olma vizyonuyla donanmış, içeriğiyle tüm veteriner hekim ve adaylarınca sevilen, yeni sayısının merakla beklendiği bir dergi olması hedefine odaklandık. Bilim; merak, neden ve sonuç basamaklarından oluşan, bilinmeyenin gün ışığına çıkmasına öncülük eden, entelektüel ve pratik çalışmalar bütünüdür. Akademik alanda faaliyet gösterenlere düşen görev de bu amaca katkı sağlama bilincini hiç kaybetmeden insanlığa hizmet etme çabasını sürdürmek olmalıdır. Bu görevi yüklenen bir ekibin kendi çevresinde olan bitene sessiz kalmaması güdüsünü harekete geçirerek insanlığa bilimsel ürün sunma, üreterek farklılaşma, üretileni de yazarak bugüne ve gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan, bin bir emekle hazırlamış olduğumuz dergimizi siz okurların beğenisine sunuyoruz. Bahsedilen tüm bu ortak bilince, bundan sonraki sayılarda da katkıda bulunmak ve oluşturduğumuz paylaşıma ortak olmak isteyenlere çağrıda bulunuyor, yazılarımızın akademik ve klinik araştırmalarımıza katkı sağlayacağını umuyoruz. Dergimizin yeni sayısı için başta, bizden yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen Prof. Dr. Şakir Doğan TUNCER hocamız olmak üzere, dergimizin basılmasında bizlere büyük destek veren İnfovet Dergisi Genel Koordinatörü Barış KOLGU’ ya ve katılımlarıyla emek harcayan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz. Nitelikli bir içeriğe sahip olmasını hedefleyerek hazırladığımız bu sayının sizler tarafından ilgiyle okunacağına inanıyoruz. Gizem ÇOPUROĞLU


TUĞÇE AKGÜL

OMNIS CELLULA E CELLULA

Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ Sayfa 4

Ord. Prof. Dr. Süreyya Tahsin AYGÜN’ dür.

A N K A R A

Türkiye’de ilk kez kök hücrelerin varlığından söz eden bilim insanı; bir veteriner hekim olan

K

ök hücreler basitçe düşünüldüğünde yaşamın kaynağıdır. Patolojinin öncülerinden Dr.Rudolph Virchow’un dediği gibi “ omnis cellula e cellula” (her hücre bir hücreden meydana gelir). Kök hücreler; tüm doku ve organları oluşturabilecek potansiyele sahip hücreler olup; kendilerini yenileme, sınırsız çoğalma ve farklılaşma özellikleri yanında zedelenmeyi izleyerek işlevsel dokuyu tamir edebilme veya tekrar oluşturabilme özelliklerine sahiptirler. Canlının kendisinden elde edilen kök hücrelerin başlıca kaynaklarını embriyo, kordon kanı, amniyon sıvısı, kemik iliği, yağ dokusu, çevresel kan ve sinovial sıvı oluşturmakla birlikte diğer çeşitli dokularda da kök hücreler mevcuttur.

Hücrelerin bölünme kapasitelerini kromozomların uç kısımlarında bulunan “telomer” denilen DNA zincirleri belirler. Telomerler ne kadar uzunsa hücre o kadar çok bölünebilir. Telomerin uzun kalmasını sağlayan da “telomeraz enzimi” dir. Kök hücreler yoğun telomeraz aktivitesinden dolayı çok sayıda bölünebilirler. 2 ) Farklılaşabilme: İnsan ve memeli hayvanlardaki kök hücreleri birden fazla hücre tipine farklılaşabilirler. 2.a) Totipotent: Sınırsız farklılaşma yeteneğine ve tam bir birey oluşturabilecek kapasiteye sahip olan hücrelerdir 2.b) Pluripotent: Embriyonik gelişimde üç germ tabakasından köken alan ve yaklaşık 200 çeşit hücreye dönüşebilen hücrelerdir 2.c) Multipotent: Pluripotent hücrelerden daha sınırlı sayıda hücre tipine dönüşebilen ve tek bir yönde farklılaşmak üzere programlanmış hücrelerdir 2.d) Unipotent: Sadece bir seriye ait hücreleri oluşturabilen kök hücrelerdir.

Başta insan sağlığı olmak üzere hayvan sağlığında da, hayat kalitesinin yükseltilmesini amaçlayan kök hücre çalışmalarının temelinde tedavisi mümkün olmayan hastalıklar yatmaktadır. Bu yazıda kök hücre için temel oluşturan bilgilerden ve başlıca kaynaklarından bahsedilecektir.

KÖK HÜCRELERİ DİĞER HÜCRELERDEN AYIRAN ÖZELLİKLER 1)Bölünüp çoğalabilme (proliferasyon) ve kendini yenileyebilme (rejenerasyon): Tekli hücrelerden elde edilen embriyonik kök hücrelerin 300-400 döngü boyunca çoğalabildikleri gösterilmiştir. Meydana gelen hücrelerin özelleşmediği ve uzun dönemde kendilerini yenileyebilme yeteneğine sahip olduğu bildirilmiştir. TUĞÇE AKGÜL


ELDE EDİLDİKLERİ KAYNAKLARA GÖRE KÖK HÜCRELERİN SINIFLANDIRILMASI

Kök hücreleri embriyonik ve embriyonik olmayan kök hücreler olmak üzere iki ana başlık altında toplayabiliriz.

2.b)Erişkin Kök Hücreler

Canlı organizmada doku ve organlarda bulunan kök hücrelerdir. Her kök hücre gibi kendilerini yenileme 1) EMBRİYONİK KÖK HÜCRELER özelliğine sahiptirler ve ihtiyaç halinde farklılaşarak doDört—Beş günlük uterusa implante olmamış ku ve organların tamirini ,yenilenmelerini ve yaşamlarıblastosisttin iç hücre kümesinden elde edilirler. Bu hüc- nı devam ettirmelerini sağlamaktadırlar. reler uygun şartlarda her üç embriyonal tabakadaki (endoderm, mezoderm ve ektoderm) hücre tipine farklı2.b.1) Mezankimal Kök Hücreler laşma kapasitesine sahiplerdir. 200 tip hücre tipine farklılaşma kapasitesine sahipleridir. Embriyonik kök hücre Embriyonun oluşum sürecinde mezoderm olakullanımınun etik olup olmadığı hala Dünya’nın birçok rak bilinen katmanın oluşturduğu; osteosit, kondrosit, yerinde tartışılan bir konudur. Ayrıca embriyonik kök adiposit, tendo, bağ doku, kalp kası ve iskelet kası hücrehücreler, teratom oluşturma eğilimine sahiptirler. lerine farklılaşabilen pluripotent kök hücre çeşididir. Organizmanın en zengin kök hücre kaynaklarından biri olan kemik iliği, MKH’ ler için ana kaynak sayılmaktadır. Kemik iliğinde, mezodermden köken alan 2)EMBRİYONİK OLMAYAN KÖK hematopoetik, endotel ve mezenkimal kök hücreler buHÜCRELER lunmaktadır. 2.a) Fötal Kök Hücreler MKH.’ lerin; kemik/periost, kas dokusu, diş pulpası, 5—10 haftalık insan fötusunun gonadal çatısında maksillo fasial dokular, karaciğer, lipoaspirasyon materbulunan primordiyal germ hücrelerinden köken aldığı yalleri, kordon kanı, kordon stroması, plasenta, amniyon saptanmıştır. Emriyonik kök hücrelerden farklı olarak sıvısı, sinovial sıvı hatta periferik kandan da adezyon embriyo dışı (koryon, plasenta vb.) hücreleri oluştura- özellikleri ile ayrıştırılarak çoğaltılabilmeleri mümkündür. mazlar. Mezankimal Kök Hücrelerin Klinik Kullanım Açısından Avantajları: • Stromal destek sağlayarak ilgili doku hücrelerinin gelişimine ve fonksiyonuna katkı sağlamaları. • Farklılaşma yeteneklerinin fazla olması (mezoderm kökenli; kas, kemik, yağ, kıkırdak, stromal hücreler, tendo, ligament gibi hücrelerin yanı sıra diğer doku hücrelerine de, nöron, hepatik, pankreatik gibi, farklılaşabilmeleri) • Hasarlı hücre ile füzyon yeteneği olması

TUĞÇE AKGÜL

Sayfa 5


• Biyoaktif maddeler, çözünür faktörler (sitokinin, nomik kazanç elde edilen hayvanların hastalıklarının kemokin) salgılayarak hasarlı hücre/doku tamirine katkı tedavisinde tercih edilmez. sağlamaları. Atlarda ve köpeklerde kronik tendo problemleri, deforme tendo problemleri, ligament travmaları, osteoarthritis ve osteokondral defektler gibi travmatik ve 2.b.2) Hematopoetik Kök Hücreler dejeneratif hastalıkların tedavisinde otolog (kendinden Kan hücrelerinin bütün tiplerini, myeloid ve alınan) yağ ve kemik iliği dokusu orijinli kök hücreler lenfoid hücrelerini oluşturabilen multipotent kök hücre- kullanılır. lerdir. Bunun dışında kalça displazisi, dirsek eklemi İlk olarak vitellus kesesi (sarı kese) etrafında ge- displazisi, spondilitis gibi problemlerde de yaygın olarak lişen ilkel kan damarları içinde belirirler. Daha sonra kullanılmaktadır. Yine karaciğer hastalıklarında, iyileşgelişimin çeşitli evrelerinde; fetal karaciğer, kemik iliği, meyen kırık vakalarında, kıkırdak doku gereksinimlerindalak ve timusta kan yapımına katılırlar. de, iyileşmeyen yaralarda, otoimmun deri hastalıklarında, IBD, Lupus benzeri sendromlar, immun kökenli Başlıca Hematopoetik Kök Hücre Kaynakları trombosit azlığı, immun sistem desteği (FeLV, FIV, FIP) kök hücre tedavisi uygulamaları arasındadır. Kemik iliği: Tip I diyabet tedavisinde önemli bir kullanım Hematopoetik, endotelyal ve mezenkimal kök potansiyeli vardır. Spinal cord travmalarında nöral kök hücreleri içerir. Hematopoetik kök hücreleri vasküler hücre kullanımı tamamen iyileşme sağlamasa da felçli sistemi (arteler ve venler) ve mezenkimal kök hücreleri; hayvanların hayat kalitesini artırdığı çalışmalar gösterilkemik, kıkırdak, yağ, kas ve fibroblastları oluşturmakta- miştir. dır. Kordon Kanı: Kemik iliği ve çevre kanı gibi dokularla kıyasKAYNAKÇA landığında; —Daha uzun telomere, SAĞSÖZ ve ark.,Kök H üc rel er , Di cl e —Daha yüksek proliferatif kapasiteye sahip kök Üniv.Vet.Fak.Derg.,2008:1(2):29-33 KORKMAZ,D.,Kök Hücre Semineri,Ankara hücre içeriği —İmmun yapılanma yönünden henüz timus Üniv.Vet.Fak.,Histoloji-Embriyoloji Anabilim Dalı,Aralık-2003 CAN,A.,Kök Hücre Tanımları,Kök Hücre biyolojisi ve eğitimini tamamlamamış olması klinik uygulamalar,TÜBA Kök Hücre Çalışma Grubu-An—Daha kolay uyum gösterme niteliği ile önemli

kara:2009 KARAÖZ,E.,OVALI,E.,(2003)Uygulamalı Hücre Kültürü teknikleri,28-89 Bilim ve Teknik Dergisi, TÜBİTAK, Haziran(2010) BEKSAÇ,M.,Kök Hücre Kaynağı olarak Kordon kanı,TÜBA,2009,s.29-39 ELÇ İ N , Y. , M. , Em briyo nik Kök Hücreler,TÜBA,2009,S.23-28 ELÇİN,Y.,M.,Kök hücre kaynakları Embriyonik Kök hücreler,Bilim Teknik Derg.,Haziran 2010 KARAÖZ,E.(2007)Kordon kanı kök hücreleri ve kordon kanı bankacılığı tarihçesi,Güneş Tıp Kitapevi,20,325-346 ÇETİNKAYA UÇKAN,D.,Mezenkimal Kök Hücreler,TÜBA-2009 ÇETİNKAYA UÇKAN,D.,Mezenkimal Kök Hücreleavantajlara sahiptir. rin klinikte Kullanımı,TÜBA-2009 ÇAKAR,N.,Embriyodan erişkine kök hücreler,Bilim ve 3) Yeniden Programlanma ve İnduklenmiş Teknik Derg.,Haziran 2010 Pluripotent Kök Hücreler (IPSc): Erişim Tarihi: 01/04/2012, Erişim: http:// stemcells.nih.gov Erişim Tarihi: 04/04/2012, Erişim: http:// Somatik bir hücreye pluripotens genlerinin aktawww.vetcell.com rılması yoluyla “embriyonik kök hücrelere” benzer Erişim Tarihi:11/04/2012, Erişim: http:// pluripotent kök hücre özelliği kazandırılması işlemidir. yosoymonica.files.wordpress.com/2009/11/elephant_fetus.jpg

Kök Hücrelerin Veteriner Hekimlikte Başlıca Kullanım Alanları; Veteriner hekimlikte kök hücre tedavisi çiftlik hayvanlarından daha çok köpeklerde ve atlarda tercih edilmektedir. Çünkü bu tedavi oldukça pahalıdır ve ekoSayfa 6

TUĞÇE AKGÜL


A N K A R A Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ

İnsanlar ve hayvanlardan kan emerek, 400’den fazla hastalık etkeninin taşınmasında rol oynayanların dişi sivrisinekler olduğunu, erkek sivrisineklerin ise sadece meyve özsuları ile beslendiğini biliyor muydunuz ?

ZEYNEP TOL SEVİM

SİVRİSİNEKLER VE TAŞIDIĞI HASTALIKLAR

S

ivrisinekler (Clusidae); hayvan ve insandan kan emerek kaşıntılı deri lezyonları oluşturduğu gibi, 400’ den fazla viral, bakteriel, protozoer, riketsial, sipiroketal, helmint hastalık etkenlerinin taşınmasında da rol alırlar. Özellikle insanlarda sıtma, wuchereriosis (filariosis), sarı humma, dank humması, virüslü ensafalitler gibi hastalık etkenlerinin biyolojik vektörü olmaları, sivrisineklerin medikal önemlerini arttıran nedenlerdir.

miş gibi gelişir. Hortum başın ön alt kesiminde ağız görevindedir. Sokucu—emici görev yapar. Hortum labium (alt dudak), labrum (üst dudak), 2 tane mandibula (üst cene), 2 tane maxilla (alt cene), hypopharinx (yutak) oluşturur. Kan emme sırasında deride mandibula ve maksillalarla açılan yaraya ağız parçalarının tümü sokulmakta, sadece alt dudak dışarıda kalmaktadır. Palpler hortumun iki yanından çıkar ve dokunma organıdır. Antenler gözlerin iç tarafındaki çukur kısımlardan çıkmaktadır ve 14—15 parçalıdırlar.

Sivrisinekler, Insecta sınıfının Diptera dizisinde bulununan, Nematocera alt Thorax; prothorax,mesothorax ve takımının, Culicidae dizialtı, Culuicidae aile- metathoraxtan oluşmuştur. sinde yer almakta ve yaklaşık 40 bin soyda 3 Abdomen; solunum, sindirim, binden fazla türü bulunmaktadır. Türkiye` de boşaltım ve genital organlarını içerir. 10 segise 66 türün varlığı bilinmektedir. mentten oluşur, son iki segment dış genital İnsan sağlığı açısından önemli olan organlar için farklılaşmıştır. Dişide bu iki segbazı sivrisinekler Anopheles, Culex ve Aedes mente cerci denir, anüs te bu bölgede bulunsoylarıdır. maktadır. Dişilerde spermatecha dölerme sırasında spermaları depolamaktadır. Spermatecha Anophel`de bir tane, diğer sivrisineklerde üç tanedir. Erkeklerde bu bölge 180° dönmüştür (hypopygium). 2. ve 7. segmentlerde ikişer tane solunum deliği (stigma) bulunur. Sindirim sistemleri; ağız, ağız boşluğu, kaslı farinks, yemek borusu, ön mide (proventrikül), mide(ventrikül), bağırsak ve anüsten oluşur. Midenin arka bağırsak ile birleştiği yere 5 tane malphigi tüpü (boşaltım MORFOLOJİSİ tüpleri) açılmaktadır. Kanın emilmesinde Sivrisinekler holometabol gelişirler. kaslı farinks önemli rol oynar. Göğsün ilk Yani yumurtadan çıkan larvalar ebeveynlerine hiç benzemezler, yani tam başkalaşım parçasında bulunan bir çift tükürük bezi higeçiren böceklerdir. Yaşam döngülerinde yu- pofarinkse açılır. Tükürükte antikoagulan, murta, larva, pupa ve ergin olmak üzere dört vazodilatatör madde bulunur. dönem bulunmaktadır. ERGİN Ergin 1.5—12.5 mm boyunda silindir şeklinde, ince karınlı, bir çift kanatlı, üç çift ince uzun bacaklı olup, vücut baş (caput), göğüs (thorax), karın (abdomen)‘ den oluşmaktadır. Caput; sensör ve yemek için özelleşmiştir. Göz (petek göz) baştan ayrı bir bölgeyZEYNEP TOL SEVİM

Sayfa 7


Anopheles

Culex

Aedes

Toprak rengi

Kahverengi

Siyah

Hortum ile aynı boyda

Dişide hortumdan daha kısa Erkekte hortumdan daha uzun

Dişide daha kısa Erkekte ayni boyutta

Beyaz-siyah lekeli

Beyaz-siyah lekesiz

Beyaz-siyah lekesiz

Beyaz halkalar olabilir veya olmayabilir

Beyaz halka yok

Beyaz halkalı

Tutundukları yüzey ile vücüt açılı konumdadır(45°)

Yüzey ile vücut paraleldir

Yüzey ile vücut paraleldir

Ağrısız

Acı verici

Acı verici

Uçma mesafeleri

1-2 km kadar uçabilirler

Iyi uçucu değillerdir

Uzun uçuslar yapabilirler

Ne zaman avlanırlar?

Akşam saatlerinde ve geceleri

Geceleri(crepuscular)

Taşıyıcısıdır

Taşıyıcı değildir

Gündüz (bulutlu havalarda), Gece (crepuscular) Taşıyıcı değildir

Tercihen sığırlardan ve insanlardan kan emerler

Kuşları insanlara, ineklere ve atlara tercih ederler

Memelileri ısırmayı tercih ederler

Renk Palp (dokungac)

Kanat Bacaklar Dinlenme pozisyonu Sokma

Malaria (sıtma) Diğer özellikler

YUMURTA Yaklaşık 0,5 mm uzunluğunda,bir ucu sivri, diğer ucu küt iğ ya da mekik biçimindedir. Yumurtanın içindeki embriyonun gelişip larva olarak yumurtadan çıkmasına kadar geçen süre genellikle 2—3 gündür. Bu süre iklim koşullarına, su sıcaklığına, suyun fiziksel ve kimyasal özelliklerine göre farklılık gösterir. LARVA Larva ilk safhada bacaksız kurt şeklinde 1 mm kadardır. 4 larva evresi geçirirler. Tüm larvaların vücut sonlarında sifon bulunmaktadır. Sifon atmosferik havayı almak için gereklidir. Sifonu olmayan Anopheles larvaları su yüzeyinde paralel dururken, Aedes ve Culex larvaları belli bir açı ile baş aşağıya sarkar vaziyette dururlar. Ağızlarındaki ağız fırçaları sayesinde alg, bakteri ve mikroorganizmalarla beslenirler. 4. gelişim evresinden sonar larva, pupa evresinde hazırlık yapar, bu evrede beslenemez. Sayfa 8

PUPA Larvanın vücudu karın yönünden kıvrılarak ince saydam, koyu renkli bir çeperle sarıldıktan sonra pupa evresine geçmektedir. Pupa; virgül şeklinde ve hareketli (larva dan daha az aktiftir) fakat beslenmezler (ağız organelleri yoktur). Baş ve göğüs (thorax) kısmı kaynaşarak cephalotorax‘ı oluşturur. Cephalothorax‘ ın üst yüzeyinde huni şeklinde bir çift solunum borusu deliği bulunmaktadır. Son segmentin uç kısmında bir çift yüzgeç yer alır. Pupa geliştikçe rengi esmerleşir, hareketleri yavaşlar ve pupanın thorax kısmından ergin canlı yavaş yavaş çıkmaya başlar.

ZEYNEP TOL SEVİM


Tropik ve subtropik bölgelerde göller, akarsular, bataklıklar çevresinde, rüzgarsız ve kuytu yerlerde yaşamaktadırlar. Erkek bitki özsuları ve dişi hem kan hemde bitki özsuları ile beslenirler. Pupadan çıkan ergin bir süre dinlendikten sonra uçmaya başlar. Dişi hemen kan emmeye başlamaz. Bu süre içerisinde dişinin ovaryum folikülleri gelişmeye başlar ve dişi artık çiftleşmeye hazırdır. Dişi çiftleşme uçuşu için erkek sürüsüne doğru gider. Erkek birkaç defa çiftleşebilir; fakat dişi yaşamı boyunca sadece bir defa çiftleşebilir. Çiftleşme olduktan sonra dişi kan emmek için konak aramaya başlar. Dişi kan emmek için konağını karbondioksit ve konağın salgıladığı diğer kokulardan (ter kokusu, ayak kokusu vb.) bulurlar. Kan emdikten sonra kanın sindirim (60— 130 saat) ve sindirim sayesinde oluşan yumurtaların gelişimi için 2—3 gün dinlenmeye çekilirler ve bu süre içerisinde beslenmezler. Yumurtaların gelişimi için demir ve protein gereklidir, kanı kaynak olarak kullanırlar. Daha sonra yumurtalarını bırakırlar. Bu olaylara Gonotrophic döngü denir. Bu döngüyü bir dişi ortalama 5 defa yapabilir. Kanın emilmesi-yumurta bırakımı-kan emilmesi olarak tekrar tekrar devam eder.Bu döngü sivrisineklerin nasıl hastalıkları taşıdıklarını anlatan bir döngüdür.

maya karşı etkili ve başarılı bir mücadele başlatılmıştır.Dünya Sağlık Örgütü; bu başarıyı diğer ülkelere örnek olarak göstermiştir. (1950—1960) Sıtmanın önemi 1960’ lardan sonra yavaş yavaş unutulmaya başlanmıştır. 1977 yılında Çukurova Bölgesi’ nde 120 bin vaka görülmüştür. Bu hastalık hala Çukurova bölgesi ve Güneydoğu illerinde epidemiler oluşturabilecek kadar yaygındır. WHO (Dünya Sağlık Örgütü)` nün 2011 Sıtma raporuna göre; 106 ülkede 3.3 milyara yakın insan sıtma riski altında bulunmaktadır. 2010 yılında yaklaşık 216 milyon insan sıtmaya yakalanmıştır. Sıtma; en çok ölüm nedeni olan hastalıklar arasında ilk 10 da yer almaktadır. Ülkemizde görülen sıtma çeşidi Pl. vivax` ın neden olduğu tersiyana sıtmasıdır. Fakat zaman zaman diğer çeşitler de görülmektedir.

Sivrisineklerle Bulaşan Hastalıkların Bazıları SITMA (Malaria) Anofel; kan emerken tükrük salgısıyla parazitin sporozoit formunu kapiller damar içine bulaştırır. KLİNİK BELİRTİLER Sporozoit yarım saat içinde karaciğer hücrelerine girer. Giremeyenler fagosite edilerek yok olurlar. Karaciğer Pl.vivax Sıtması (Tersiyana Sıtması) Türkiye‘de hücresinde adaptasyonunu tamamlayarak tekrar erigörülen olguların %99 unu oluşturmaktadır. Kuluçka trositleri enfekte eder. Sivrisinek kan emerken etkeni alır dönemi 12—17 gün olup bu süre 8—9 aya kadar da çıkave başka bir konaktan kan emerken ona bulaştırır. bilir. Erişkinlerde ölüm oranı çok az olmasına rağmen çocuklarda ölümcül olabilir. Sıtma nöbetinde; üşüme, titreme (0.5—2 saat devam edebilir), yüksek ateş (40° ye kadar yükselebilir, 2—6 saat devam edebilir), baş ağrısı, taşikardi, hızlı solunum, bulantı, karın ağrısı, kusma yanında deride döküntüler vardır. İdrar koyu renkte, kanda üre ve kolesterol yüksektir. Terleme ile yüksek ateş düşer ve hasta uykuya dalar ve bir dahaki nöbete kadar kendisini normal hisseder. (Pl. vivax sıtmalarında 48 saatte bir nöbet görülür). İlk nöbetten sonra hasta tedavi edilmez ise, hastalıkta uzun veya kısa süren kronik dönem başlamaktadır. TANI Ülkemizde 1940’lı yılların ortalarına kadar sıtmesi. maya yakalanmadan veya sıtma geçirmeden erişkin olabilen, yaşamını sürdüren insanı yok gibiydi. 1927’de Sıtma Savaşı Kanunu ile Anadolu tarihinde ilk kez sıt-

Periferik yaymada etkenin eritrosit içinde görülQBC yöntemi.

ZEYNEP TOL SEVİM

Sayfa 9


TEDAVİ Sıtma hastası devamlı dinlendirilmelidir. İyi beslenmelidir. İlaç olarak ilk kullanılan kınakına kabuklarıdır. Bunları ilk kullananlar Güney Amerika’da Peruvia yerlileridir. Fakat bu bitki yan etkileri nedeniyle günümüzde kullanılmamaktadır. Günümüzde ilaçlar baskılayıcı ve tedavi edici olarak iki şekilde kullanılır. Primetamin, proquanil, klorakin baskılayıcılardandır. Düzenli şekilde alındıklarında parazitin insanda gelişip, çoğalmasını önler. Sıtmalı bölgeye seyahat edeceklerin bir hafta önceden bunlardan birini kullanmaları tavsiye edilir. Tedavi ediciler arasında klorokin, primakin ve kinin sayılabilir. Klorokin en etkilisidir. Alyuvarlar içindekilere etki etmesine rağmen karaciğerdeki sporozoitlere etki etmez. Cinsi üremeyi önler. Dokulardaki parazitlere primakin daha etkilidir. Bu ilaçlar uygun kombinasyonlarda ve özel ekipler tarafından hastalara bizzat uygulanmaktadır.

lunur. İnsanlara Culex cinsi sivrisineklerle gecer. Türkiye’ deki antikor prevelensi Batı Anadolu`da insanlarda %6 , koyunlarda %1.5 olarak tespit edilmiştir. 937 kişide bölgelere göre Diyarbakır` da %40.5, Mardin` de %47.8, Siirt` te %44.8, Şanlıurfa` da %38 ve Elazığ` da % 41.2 olarak bildirilmiştir. KLİNİK BELİRTİLER

İnkubasyon süresi 2—15 gündür.İnsanlarda hastalık yüksek oranda asemptomatik gelişir. İnsanlarda ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kas titremeleri, bulantı, yorgunluk, halsizlik, deride kızarıklıklar, kusma, ishal, lenf bezlerinde şişme, boyun tutulması, boyunu dik tutamama, oryantasyon bozukluğu, halisinasyon, nörolojik problemler, hafıza kaybı, menenjit ve paraliz sonuçta koma şekillenir. Atlarda %35—40 oranda ölüm görülmektedir ya da Sıtma yurdumuzda ihbarı zorunlu hastalıklar- hastalığın komplikasyonlarından dolayı ötanazi uygudan olup, 7402 sayılı kanunla sıtma ilaçlarının satışı lanmaktadır. İyileşme görülen atlarda kalıcı nörolojik yasaklanmıştır. Tanı konulduğunda hastaların tedavisi semptomlar oluşmaktadır. ücretsiz verilen ilaçlarla ilgili kurumlar tarafından yapılır. Tedavide şizontlara ve gametositlere etkili koTANI lorokin ve ekzoeritrositer şekillere etkili primakin komPCR, ELISA, Hemaglütinasyon inhibisyon (HI), bine olarak verilir. Klorokine dirençli P. falciparum sıtmasında meflokin verilir. Ayrıca hastalara intravenöz indirekt immunofloresans antikor (IFA) sıvı desteği, çocuklarada ağızdan glikoz içeren bol sıvı TEDAVİ verilmesi gerekir. Anemi tedavisinde demir içeren preperatlar, folik asit verilmesi ve gerektiğinde kan Analjezikler ve antipiretikler semptomatik tedatransfüzyonu yapılmalıdır. vide önemlidir. Ribavirin, interferon, pirazidin nükleozitlerin etkili olabilir. BATI NİL VİRUSU (West Nile Virus) Flaviviridae ailesinde sınıflandırılan ve zarflı bir RNA virustur. Amerika, Asya, Afrika ve Avrupa’da, özellikle Akdeniz’e sınırı olan ülkelerde insanlar başta olmak üzere özellikle atlar, yabani ve evcil kanatlı hayvanlar, koyunlar, develer, maymunlar ile hamster ve fare gibi deney hayvanlarında görülebilmekte ve Culex, Aedes cinsi sivrisinekler ile Argus ve Hyalemma cinsi keneler ile bulaşmakta ve çesitli nörolojik semptomlara neden olmaktadır.

FİL HASTALIĞI ( Lenfatik Filariosis, Elephantiasis)

Fil hastalığı, Wuchereria bancrofti‘ nin neden olduğu, en çok tropikal bölgelerde görülen bir hastalıktır. Ana konak insan, ara konaklar Culex, Anopheles, Mansonia cinsi sivri sineklerdir. Türkiye`de W. bancrofti`nin etken olduğu filariosis olgularına Akdeniz bölgesine Antalya ve çevresindeki ilçelerde rastlanılmaktadır. Alanya ilçesi ve civarında, Bodrum, Fethiye, Samsun, Elazığ civarında sporadik Domuz, köpek ve tavşanlar direnç gösterebil- olgular halinde seropozitif olgulara rastlanmıştır. Manimektedir. Viremi genellikle düşük düzeyli ve geçicidir. sa, Aydın, Denizli, Uşak, Afyon ve Van civarında elefanVirusun yaşam döngüsünde sivrisinek ve kuşlar, son tiasisli olgular bildirilmiştir. konak olarak ise insanlar, atlar ve diğer memeliler buSayfa 10

ZEYNEP TOL SEVİM


Bu nematodlar vivipar olup, erişkin filarialar veya makrofilarialar deride veya lenfatik sistemde yaşamaktadırlar. Embrioları veya mikrofilariaları kanda mikrofilariemi, deride mikrofilariadermi yapmaktadır.

hastaların %15’ inde kanama (ağız, burun ve göz ve/ veya midede), sarılık, kusmaya sebep olan karın ağrıları ve böbrek işlevlerinde sorunlar görülebilir. Bu hastaların da yarıya yakını iyileşir, ancak kalan kısmı bu belirtilerin ortaya çıkmasından 10—14 gün kadar sonra ölürler.

KLİNİK TEDAVİ Ribavirin, interferon, analjezik, asetilsalisilik asit BELİRTİLER Başlangıçta ateş, kullanılabilir. halsizlik, kalçalarda, genital bölgelerde, scrotum veya testislerde lokalize ağrılar olmaktadır. Lokal ödem, lenf düğümleri küçük ve serttir. Organlarda alerjiler, astım nöbetleri görülebilir. Apseler veya septisemi ile sekonder enfeksiyonla tekrarlayan lenfajitler görülür. Akut dönem deri sıcak ve yerel lenf bezlerinde adenit oluşmaktadır. Spermatik kordon şişliği, scrotum lenfajiti, orşit görülür. KORUNMA Kronik dönem de apse, kronik epididimitler, lenfatik Sarı Humma 17D aşısı varisler, skrotal elefantiasis, monoartiküler artrit, gizli filariosis görülmektedir. DİROFİLARİASİS TANI Dirofilaria immitis, başta köpeklerde bazen de kedi, tilki, kurt ve nadiren de insanlarda gözlenen, sivria) Direkt tanı; lenfatik ganglion biopsisi veya sineklerle bulaşan, dolaşım ve solunum sistemi bozukmikrofilaria aranması luklarına yol açan bir parazittir. Kalp kurdu olarak da b) İndirekt tanı; serolojik tanı veya deri testi bilinir. Yurtdışında çok yaygın olan bu nematodun Türkiye` deki varlığı çeşitli araştırmacılar tarafından saptanTEDAVİ mıştır. Hastalık dış ortamda yaşayan hayvanlarda ve Dietylcarbamazin kullanılır. Seconder bakteri erkek köpeklerde daha sık görülmektedir. Yavru köpekenfeksiyonlarında antibiyotikler kullanılır. İvermektin lerde hastalık transplasental olarak edinilse de, daha çok ön çalışma olarak kullanılır çünkü erişkinlere etkimez. 3—15 yaşlı köpeklerin etkilendiği bildirilmektedir. İnsanlarda seyrek de olsa, insan pulmoner dirofilariasis KORUNMA (HPD) olarak literatüre geçen ve pulmoner nodüllerle Sivrisineklerle savaş, portörlerin bulunup tedakarakterize hastalığa neden olur. visi, ilaçla koruma haftada iki kere dietylcarbamazin veSivrisinek (Aedes ve Culex), enfekte konakçı hayrilebilir. vanın kanını emerken mikrofileri yutar ve 2 ay icerisinde bu bölgede mikrofiller gelişirler ve bunu takiben 2—2.5 SARI HUMMA (Yellow Fever) hafta içinde enfektif larvalar meydana gelir. Sivrisinek bir köpeği ısırdığında, bu larvalar yeni konakçıya girer Flaviviridae ailesinde sınıflandırılan ve zarflı bir ve 100 gün sonra dolaşım sistemine girerek kaudal akRNA virustur. Sarı humma hastalığı, Güney Amerika ve ciğer loblarının perifer pulmoner arterlerlerine yerleşirAfrika’nın bazı yerlerinde sivrisinekler (Aedes aegeypti) ler. Parazit sayısı arttıkça sağ ventriküle, sayı 50'yi tarafından insanlara bulaştırılan bir virüs hastalığıdır. aştığında sağ atriyuma ve İnsanlar ve maymunlar bu virüsün en çok bulaştığı türdaha da arttığında vena lerdir. kavaya ulaşırlar. KLİNİK BELİRTİLER

KLİNİK BELİRTİLER Hastalığın belirtileri arasında ani ateş, üşüme, kas ağrıları, bel ağrısı, başağrısı, mide bulantısı ve kusma sayılabilir. Bu belirtiler virüsün vücuda girmesinden 3— 6 gün kadar sonra meydana çıkar. 3—4 gün kadar sonra çoğu hastalar biraz iyileşir ve belirtileri kaybolur. Ancak ZEYNEP TOL SEVİM

Genellikle asemptomatik seyreder. Klinik semptomların şiddeti köpekte bulunan ergin parazit sayısıyla ilgilidir. Ağır enfeksiyonSayfa 11


larda solunum ve dolaşım sistemlerine ait ciddi klinik semptomlar gözlenebilmekte, hatta ani ölümler meydana gelmektedir. En sık görülen belirtiler; akciğerde oluşan yangıyla ilişkili olan sağ ventriküler dilatasyon veya hipertrofi, öksürük, dispne, egzersize intolerans ve halsizliktir. Hastalarda sağ kalp yetmezliğine bağlı olarak asites ve hepatomegali de görülebilir. Hastalık ilerledikçe kardiyak kaşeksisi ortaya çıkar, nadiren ikterus görülür.

yecek şekilde kanallar yaparak sular tahliye edilmelidir. Kesilen çimler toplanmalıdır. Bahçe düzenlemelerinde su birikintisi olacak düzenlemelerden kaçınılmalıdır. Bahçedeki kuru yaprakların ve birikmiş çalılıkların sivrisinekler için çok uygun üreme alanları olduğu unutulmamalıdır. Tuzaklar; CDC—type CO2—kandırıcı tuzak (dişileri CO2 yayarak kendine çeker ve içine düşürür). Gebe Tuzağı (dişilerin yumurtalarını bırakmak isteyecekleri bir ortam hazırlanıp bu ortama girdiklerinde de emici bir aletle sinekleri çekmek) Nöbetçi (koruyucu) tavuklar; hastalığın olma olasılığı olan bölgelere bir süreliğine bırakılan tavuklar geri alınıp kan testi yapılır ve o bölgede hastalık olup olmadığı anlaşılır. Ölü kuşlar ve vahşi kuşlar hastalık yönünden test edilir. Bu şekilde sivrisineklere karşı önlem artırılır.

TEDAVİ Köpeklerde ivermektin, melorsamin, selamektin, ve doksisiklin. Ivermektin mikrofillerlere etki eder olgunlara etkisizdir. Melarsomin (epeksiyonel kas uygulamasi-anestezi altinda) ise olgunlara etki eder.

Larval Sinek Kontrolü (biyolojik preperatlar; Bacillus thuringiensis israilensis, Bacillus sphaericus)

SİVRİSİNEKLERDEN KORUNMA YÖNTEMLERİ Sivrisinek mücadelesine başlamadan önce bu çalışmaları yapabilecek personelin, halkın sivrisineklerle ilgili bilgilendirilmesi gerekir.

Ergin sinek kontrolü insektisitler ile yapılır. Klorlu Hidrokarbon Insektisitler, organik fosforlu insektisitler, karbamatlar, bitkisel kökenli sentetikler (bazıları insektisit bazıları repellent olarak kullanılır).

Sivrisinek türlerinin en çok ısırma saatleri gün batımı dan şafak vaktine kadar olan süredir. Bu saatlerde dışarıda bulunulmamalı veya koruyucu giysi ya da sinek kovucular kullanılmalıdır. Köpekler için sentetik Sinek kovucu (repellentler); DEET, Pikaridin, preiroid tasmalar-Deltametrim collar kullanılmalıdır. limon ökaliptus yağı Su birikintilerini ortadan kaldırmak yararlıdır (ağaç kovuklarına biriken sular, küçük çukurlarda biriken sular ve hatta sokaklardaki çöplerin içinde biriken KAYNAKÇA sulara bile yumurtalarını bırakabilen sivrisinekleri önlemek için bu ortamları ortadan kaldırmak). Çukurların Abdullah YILMAZ, Ahmet DEMRCIOGLU, Hakan YESIdoldurulması drenaj açılması, birikinti ve bataklıkların LÖZ (2010) Kapadokya Bölgesinde Simulium spp. kurutulması, sucul bitkilerin su drenaj kanallarının te(Diptera: Simuliidae) Mücadelesi Üzerinde Arastirmamizlenmesi, su seviyelerinin ve akıntılarının değiştirillar Ekoloji 19(77): 107-112 syf. mesi gerekir. Prof Dr Y.Ali Öner KAN VE DOKU NEMATODLARISüs havuzlarına uygun sirkülasyon sistemi yaph ttp : / / w ww . i s ta n b u l. edu . tr / i tf / i tf o g r en c i / tırılarak suyun havalandırılması sağlanmalı, bakımı düattachments/079_kan.ve.doku.nematodlari.pdf zenli olmalı ve içinde balık beslenmelidir (Sivrisinek baDuygu ÇAKIROĞLU, Yücel MERAL SAMSUN BÖLGESİNDE, KÖPEKLERDE DİROFİLARİA İMMİTİS lığı (Gambusia Affinis) sıcak—soğuk sularda kolaylıkla ENFESTASYONU İNSİDANSI İNCELENMESİ yaşayabilen bir tatlı su balğıdır ve sivrisinek larvası yiyeYucel Meral, Utku Bakırel Bir köpekte kalp kurdu hastalirek beslenirler). Kullanılmayan yüzme havuzları ginin ekokardiyografik teshisi temizlenip klorlanmalıdır. Uzman Veteriner Hekim Ragip BAYRAKTAR (2010) Bati Hayvanların suluklarından su mümkün oldunil virüsü enfeksiyonu cilt:22 sayi:3-4 23-26syf. ğunca sık değiştirilmelidir. Kapların altında su birikmeSayfa 12

ZEYNEP TOL SEVİM


MARK S. FRADIN, M.D., AND JOHN F. DAY, PH.D. (2002) COMPARATIVE EFFICACY OF INSECT REPELLENTS AGAINST MOSQUITO BITES N Engl J Med, Vol. 347, No. 1 July 4, 2002: 13-18syf. Jean L. Laffoon, Kenneth L. Knight(1971) A Mosquito Taxonomic Glossary Female Genitalia Mosq. Syst. Newsletter Vol. 3(2): 32-41 syf. Ralph E. Harbach and Kenneth L. Knight, A Mosquito Taxonomic Glossary The Larval Mandible, Mosq. Syst. Newsletter Vol. 3(2): 25-57 syf. Kader YILDIZ, Sibel YASA DURU, Buğrahan B. YAĞCI, Naci ÖCAL, Aycan N. GAZYAĞCI, The Prevalence of Dirofilaria immitis in Dogs in Kırıkkale Türkiye Parazitoloji Dergisi, 32 (3): 225 - 228, 2008 Türkiye Parazitol Derg. Adnan ALDEMİR, Ayşe BOŞGELMEZ, AnkaraGölbaşı’nda Sivrisinek (Diptera: Culicidae) Kontrol Çalışmaları Hakkında Yöre Halkının Düşünce, Beklenti ve Önerileri Türkiye Parazitoloji Dergisi, 29 (1): 50-55, 2005 Gil Yosipovitch, Katharine Fast and Jeffrey D. Bernhard,Noxious Heat and Scratching Decrease Histamine-Induced Itch and Skin Blood Flow J Invest Dermatol 125:1268 –1272, 2005 ART BORKENT AND DAVID A. GRIMALDI, The Earliest Fossil Mosquito (Diptera: Culicidae), in MidCretaceous Burmese Amber Ann. Entomol. Soc. Am. 97(5): (2004) Adnan ALDEMİR, Berna DEMİRCİ, M. Ali KIRPIK, Bülent ALTEN, Arif BAYSAL, Igdir Ovasi`ndaki (Türkiye) Sivrisinek Larvalarinin (Diptera: Culicidae) Tür Kompozisyonu ve Mevsimsel Dinamizmleri, Kafkas Üniv Vet Fak Derg. 15 (1): 103-110, 2009 Janet Fang, A WORLD WITHOUT MOSQUITOES, NATURE-Vol 466-22: 432-434 July 2010E Önder Ser, Hüseyin Çetin Antalya İlinde 2001 ile 2011 Yılları Arasındaki Sıtma Vakalarının Değerlendirilmesi, Özgün Araştırma / Original Investigation Turkiye Parazitol Derg 2012; 36: 4-8

ZEYNEP TOL SEVİM

Sayfa 13


SEDA YILDIRIM

TUZ, HİPERTANSİYON VE KRONİK BÖBREK HASTALIKLARI -MAKALE ÇEVİRİSİScott A. Brown College of Veterinary Medicine, University of Georgia

Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ Sayfa 14

arttırmadığını biliyor muydunuz ?

A N K A R A

İkinci ve üçüncü aşamadaki böbrek hastası kedilerde tuz alınımının kan basıncını

B

ilim insanları, kedilerdeki kronik böbrek hastalıklarında kan basıncının yükselmesinin yüksek tuz alımı ve hücre dışı sıvı hacminin artmasıyla bağlantılı olduğunu ileri sürüyorlar. Sodyum ve klor hücre dışı sıvı içerisinde sınırlı miktarlarda bulunan büyük elektrolitlerdir. Bu nedenle vücutta NaCl içeriğinin değişmesi hücre dışı sıvı hacminin değişmesine öncülük eder. Çünkü hücre dışı sıvı hacmi vücuttaki NaCl miktarını düzenleyerek kan basıncını dengeleyen en önemli faktördür. Karmaşık bir denge mekanizmasına sahip olan vücuttaki tuz içeriği renal, hormonal ve sinirsel düzenleyici mekanizmalarla kontrol altında tutulur. Vücuttaki NaCl içeriğinin değişmesi vücuda NaCl’ ün girişi ile çıkışı arasındaki farktan kaynaklanır. Ne yazık ki NaCl’ ün çok az bir kısmı gastrointestinal emilim ya da fekal çıkış ile regüle edilebilir. Bu nedenle Na regülasyonu için esas mekanizma NaCl’ü değiştirip üriner boşaltım ile kompanze eden böbreklerde bulunur. Böbreklerin vücuttaki NaCl dengesini koruma yeteneği renal mekanizmaların doğasında varken, bazı nörohumoral faktörler ve bazı hastalık seyirleri bu yeteneği azaltırlar. Örneğin; her iki atrium, sağ ventrikül ve çeşitli kan damarlarında volüme reseptörleri vardır. Atrial natriüretik hormon sekresyonu ve renal sinir aktivitesindeki değişim bu reseptörlerde gerilmeye sebep olarak renal sodyum atımını arttırır. Bazı kilit hormonlar ise; renal regülasyonun sağlanması amacıyla kullanılabilir. Örneğin; Anjiotensin ve Aldesteron renal sodyum atılımını azaltmak için kullanılabilir. Belgelere göre kedilerde kronik böbrek hastalıklarıyla birlikte sistemik hipertansiyon prevalansı yüksektir. Renal fonksiyonlardaki değişim sodyum atılımı ve vücutta sıvı homeostazını etkileyerek kan basınca değişmelere sebep olabilir. Bir hipoteze göre tuz ilaveli diyetlerin kedilerde hipertansiyon ile birlikte kronik böbrek hastalıklarını ağırlaştırarak sıvı volümünün artmasını uyardığı bilinir.

SEDA YILDIRIM

Aslında NaCl ilave edilen diyetlerin kan basıncını üzerindeki etkileri üzerine çalışmalar yapılmıştır. Ratlarda yüksek NaCl alımı; bir çok belirti ile birlikte böbrek küçülmesi ve kan basıncında artış görülmüştür. Bu duruma tuz duyarlılığı adı verilmiştir. Nasıl olursa olsun bazı ratlarda tuz duyarlılığı belirtileri görülürken; bazı ratlarda NaCl alımındaki değişimleri böbrekleri ile kompanze edip, kan hacminin değişimini engeller. İlginç bir biçimde tuz duyarlılığı insanların bir çoğunda genetikle alakalıdır. Normal köpeklerde yapılan çalışmalarda 8 ila 120 mmol/kg arasında artan miktarlarda NaCl alımı kan basıncında değişim oluşturmadığını kanıtlamıştır. Bunun manası normal köpeklerde değişen miktarlarda NaCl alımı olsa bile; vücuttaki NaCl içeriğinin regülasyonunun böbreklerin etkisi ile sağlandığını gösterir. Üzerinde çalışılan deneklerde azoteminin uyarılması ile birlikte II. ve III. aşama kronik böbrek hastalığının belirtilerinin görülmesi; tuz duyarlılığından şüphelendirse de; durum aslında böyle değildir. Muhtemelen hayvanlardaki bu durum başlı başına genetik, çevresel ve hastalık faktörlerinin etkisinde oluştuğu gözlemlenmiştir. Peki ya kedilerdeki kronik böbrek hastalıkları ? Onlardaki tuz duyarlılık belirtileri ratlara mı yoksa insan ve köpekteki belirtilere mi benzer ? Azotemi ile seyreden II. ve III. aşama kronik böbrek hastası kedilerde tuz alımının kan basıncını arttırmadığı görülür. Ayrıca en düşük düzeyde NaCl alımı glomer ular filtrasyon hızını düşürüp, renin-anjiotensinaldesteron sistemini aktive eder. Tuz duyarlılığının kan basıncı üzerindeki etkisi ile ilgili bu bulgular dikkat çekici şekilde normal kedilerle aynıdır. Bu durumda kedi ve köpekler üzerinde yapılan çalışmalar gösteriyor ki; ne kan basıncının ne de sistemik hipertansiyonun her ikisinin birden tuz duyarlılığı ile doğrudan ilgisi olmadığını göstermiştir.


GİZEM ÇOPUROĞLU

ARILARDA SUNİ TOHUMLAMA VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ

A N K A R A Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ

Bir kraliçe arı, sadece bir defa çiftleşme uçuşuna çıkıp, ortalama 10 erkek arıdan topladığı spermleri özel kesesinde (spermatheca) depo ederek, hayatının sonuna kadar döllü yumurta verebilir.

B

al arıları, biyolojileri gereği uçarken çiftleştikleri için kontrolsüzce çiftleşebilmekte ve kolayca melezlenmektedirler. Doğal döllenmede erkek arılar, ana arının salgıladığı feromonu 12-18 km mesafeden algılayarak ana arıları bulur ve uçarken döllerler. Bu şekilde herhangi bir yörede bir veya birkaç ana arının başka ırktan erkek arılarla döllenmesi ile başlayan melezlenme veya saf ırk kaybı zamanla tüm yöreyi etkisi altına alır. Arı biyolojisinin bu özelliğinden dolayı melezlenme bir bölgedeki tüm kolonilere çok hızlı bir şekilde yayılır. Böylece saf ırk ve lokal ekotipler melezlendiğinden özelliklerini kaybederler ve melez nesillerden bir daha saf nesiller üretilemezler. Ülkemizde gezginci arıcılığın çok yoğun olarak yapılması nedeni ile melezlenme çok büyük alanlara, bölgelere ulaşmış, bu yüzden bugün bazı lokal ırklar ve ekotipler kaybolmuştur. Bunun sonucunda; ileri jenerasyonlarda verimsiz ve dejenere melezler ortaya çıkmıştır. İşte bu noktada suni tohumlama ile genetik kirlenmenin önlenmesi , mevcut ırkların saflarının elde edilmesi, koruma altına alınması ve bunların ana arılarını üreterek arıcıların hizmetine sunulması amaçlanır. Yani saf yetiştiricilik ve hibrit yetiştiriciliği gibi kontrollü çiftleştirme gerektiren çalışmalar ancak suni tohumlama ile başarılabilmektedir.

Suni tohumlama yönteminin önemi, sadece genetik materyalin saf korumasını sağlamak değil, aynı zamanda üstün verim verecek, hastalık ve zararlılara dayanıklı yeni genetik kombinasyonların oluşturulmasında da esas araç olmasıdır. En önemli işlevi, pedigrili damızlık ana arı üretimi ve ıslah çalışmalarında uygulanacak çiftleştirme yönteminde kontrol sağlamasıdır. Bal verimini arttırmak, polinasyonda etkinliği arttırmak, daha uysal genotiplerin üretimi, Amerikan Yavru Çürüklüğü (Paenibacillus larvae larvae) gibi hastalık ve Varroa destructor’a ve Trake akarı (Acarapis Woodi) gibi iç ve dış parazitlere karşı dayanıklı materyallerin geliştirilmiş olmasındaki en büyük katkı suni tohumlama uygulamalarınındır. Bal arılarında genetik yapının, gelecek döl jenerasyonuna aktarılması ana arı sayesinde mümkün olmaktadır. Erkek arılar sadece sistemi tamamlayan birer aracıdır. Bu nedenle gerçek ıslah materyali ana arıdır ve uygulanan ıslah programları ana arılar arası çiftleştirmeler üzerine kurulur. Ana Arının Suni Tohumlamaya Hazırlanması Suni döllenecek olan ana arılar özenle yetiştirilir. Bu amaçla bol miktarda arı sütü üreten genç işçi arı kadrosu fazla olan güçlü kolonilerden yararlanılır. Doğal olarak ana arılar ergin hale geldikten 6—10 gün sonra çiftleşme uçuşuna çıkarlar. Suni tohumlanacak ana arılar 6—15 günlük yaşta olmalıdır. Altı günlükten daha küçük ana arıların üreme organları ve dokuları çok zayıf olduğundan; 15 günlükten daha büyük olan ana arıların da dokularının elastikiyeti azaldığından; örneğin daha az sperm depoladıklarından, suni tohumlanmalarında bazı güçlükler meydana gelmektedir.

Resim 1

GİZEM ÇOPUROĞLU

Sayfa 15


Erkek Arının Suni Tohumlamadaki Önemi ve Yetiştiriciliği Ana arıların suni tohumlanmasında kullanılacak erkek arıların yetiştirilmesi ve seleksiyonu da ana arı yetiştiriciliği kadar önemli bir konudur. Çünkü oluşacak olan döl, sahip olacağı bütün karakterleri bu iki ebeveyninden alacaktır. Suni tohumlamada yararlanılacak en ideal erkek arılar 16 günlük yaşta olanlardır. Resim 2 14 günlük yaştan küçük olan erkek arılar cinsi olgunluk yaşına gelmedikleri için ve 20 günlük yaştan büyük olanlar da hastalık taşıdıkları veya ana arı oviductunda kalıntı bıraktıkları için suni tohumlamada kullanılmazlar. Suni Tohumlama İşlemleri Şırınganın Hazırlanması Spermin alınacağı şırınganın hazırlanmasında spermlerin kurumasını engellemek ve homojenizasyonu sağlamak amacıyla çeşitli fizyolojik sıvılardan yararlanılmaktadır. Bunlardan en yaygın olanı; Ringer ve Kiev solüsyonlarıdır. Bu solüsyonlar sterilize edilmeli veya % 0.25 oranında dihydrostreptomycin sülfat ilave edilerek bakteri üremesi önlenmelidir.

Spermin Toplanması

Endophallus üzerindeki semen sıvısı krem renginde, mukus ile birlikte ince bir film tabakası halinde dağılmış halde bulunur. Resim 5

Daha önceden hazırlanarak suni tohumlama aletine monte edilen şırınga ile erkek arının semen sıvısı mikroskop altında çekilir. Sperm toplanırken şırınga ucunun müköz tabakaya dokunmamasına ve şırıngaya mukus alınmamasına dikkat edilir. Aksi takdirde mukus şırınga içinde kuruyarak tıkanmalara sebep olacaktır. Sperm toplama esnasında içerdeki spermin kurumaması için şırınganın ucu çeşitli fizyolojik sıvılarla nemlendirilir. Her bir erkek arıdan semen alınırken; şırıngadaki semen ile alınacak semen arasında bağ- Resim 6 lantı kurulmalıdır. Bu uygulama şırınga ağzının kapanmasını önler. Bir ana arı için 8 μl sperm yeterli olacaktır. Bu da yaklaşık 8—10 erkek arıdan sperm alınması anlamına gelmektedir. (Bir erkek arı ortalama 10 milyon spermatozoa üretir ve yaklaşık olarak 1 μl hacmindeki semen sıvısında 7,5 milyon spermatozoa bulunur).

Cinsi olgunluğa erişmiş 14—20 günlük yaştaki Ana Arının Suni Tohumlama ile Döllenmesi erkek arıların endophallus (erkek arı üreme organı) ve sperminin ortaya çıkarılması (eversiyon) iki aşamada Erkek arılardan ortalama olarak 8 μl hacminde gerçekleştirilir: sperm toplandıktan sonra ana arı; tohumlama işlemini kolayca yapabilmek için silindirik olan ana arı tüpüne 1. Aşama: Baş ve alınır. Abdomeninin son 5—6. segmenti dışarıda kalacak thoraks sağ elin işaret ve baş parmakları ara- şekilde baş aşağı biçimde yerleştirilir.

Resim 3

sında dorso-ventral pozisyonda okşanarak hafifçe sıkılır. Basınç biraz daha arttırılınca endophallus ürogenital delikten dışarı çıkar. 2. Aşama: Bu defa, esas olarak abdomenin ucuna doğru basınç yapılır ve spermin tamamı ortaya çıkar.

Bu sırada ana arı tüpü; CO2 donanım sistemine bağlanarak ana arının suni tohumlama işlemi süresince hareketsiz kalması sağlanır (Resim 8). Ana arı tüpüne gelecek olan CO2 miktarı ayarlanır. Fazla verilen CO2 ana arının olumsuz etkilenmesine hatta ölmesine neden olurken, az miktardaki CO2 ise yeterli anestezik etki göstermeyerek ana arının hareket etmesine sebep olabilir. Bu da suni tohumlama işleminin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olur. CO2 akış miktarı dakikada 35 ml düzeyinde olmalıdır. Bu miktarı karbondioksit hortumu bir bardak su içine daldırılarak meydana gelecek kabarcık sayısı üzerinden belirlemek mümkündür.

Resim 4 Sayfa 16

GİZEM ÇOPUROĞLU


CO2 uygulamasının başlıca sebepleri: 1- Tohumlama esnasında ana arının hareket etmesini önlemek, 2- Doku ve kasların gevşeyerek semen iğnesinin vajinal çemberden geçişini kolaylaştırmak, 3- Ana arının kısa sürede yumurtlamasını sağlamaktır.

Resim 8. Ana arı CO2’li Dölleme düzeneği

Ventral ve dorsal kancalar yardımıyla ana arının iğne çemberi mikroskop altında açılır. Açma işinde önce ventral kanca yardımıyla son abdominal segmentin ventral kısmı açılır. Daha sonra iğne kancasının deliği iğneden geçirilerek dorsal kısım da nazik bir şekilde kenara çekilir (Resim 9). Kancalar doğru bir pozisyon aldığında yumuşak doku karşımıza üçgen bir şeklide çıkacaktır. Bu üçgenin içerisinde ise “ V ” harfi şeklide vajinal ağız gözükür (Resim 10). Şırınganın ucu yaklaşık Resim 9 - 10 - 11 1.5 mm kadar bu ağızdan içeri sokulur ve spermin tamamı enjekte edilir (Resim 11). Ana arı tüpten çıkarılır ve Bu nedenle suni tohumlamadan sonra ana arının anestezinin (CO2) etkisinden kurtulunca kovana geri koloni ortamında serbest kalması ve işçi arılarla teması bırakılır. 24 saat içerisinde semen sıvısı spermatekaya sağlanmalıdır. Ayrıca erkek arılardan semen sıvısı toplageçerek burada depolanacaktır. nırken şırınganın müköz sıvısına temas etmemesine özen gösterilir. Şırınga içerisine giren mukus katılaşarak Döllemeden sonra ana arının sperm kesesi semen sıvısının şırınga içerisindeki hareketini zorlaştırır. sperm depolamaya başlar. Koşullar uygun olduğunda Ana arının yumurta kanalına enjekte edilen mukus bura(kovan içi sıcaklık vb.) ana arı 3-5 gün içersinde yumurt- da katılaşmakta ve yumurta kanalının tıkanmasına ve lamaya başlayacaktır. Enjekte edilen fakat sperm kesesi- hatta ana arının ölmesine neden olmaktadır. Suni tone ulaşamayan semen; doğal çiftleşmede olduğu gibi humlama yapılacak ana arılar için en uygun yetiştirme aynı yoldan dışarı atılırken ana arının iğne çemberi etra- ortamı iki üç çerçeve düzeyinde işçi arı kadrosu bulunan fında birikir. Burası daha sonra işçi arılar tarafından te- çekirdek kolonilerdir. mizlenir. Suni Tohumlamanın Pratikte Kullanımı Suni Tohumlamada Dikkat Edilmesi Gereken Yapılan çalışmalarda suni tohumlama ile dölleHususlar nen ana arıların doğal çiftleşen diğer ana arılardan yaşaAna arıların suni tohumlanmasında dikkat edile- ma gücü, kuluçka üretimi ve bal verimi yönünden farklı cek en önemli konu temizlik ve hijyen koşullarına riayet olmadıkları belirlenmiştir. Suni tohumlamanın uzun yıledilmesidir. Kullanılan aletlerin hastalık oluşturan mik- lardan beri bilinmesine ve geliştirilmesine rağmen; uyroorganizmalarla bulaşık olması, ana arının hastalanma- gulamada henüz istenilen hıza ve başarıya ulaşılamamışsına dolayısıyla tüm koloninin hasta bireylerden oluşma- tır. Suni tohumlama uygulayıcılarını bulma güçlüğü, sına neden olacaktır. Suni tohumlamadan sonra ana arı sürekli mikroskop altında çalışma zorunluluğu, sperm kafes içerisine uzun süre hapsedilir ise semen artıkları toplama ve döllemede karşılaşılan diğer güçlükler; suni temizlenememekte, yumurta kanalında kuruyarak ana tohumlama çalışmalarının yaygınlaşmasını sınırlamıştır. arının ölümüne sebep olabilmektedir. GİZEM ÇOPUROĞLU

Sayfa 17


Ancak arı ıslahı çalışmalarında çiftleştirmenin kontrol altına alınması, yağmurlu, rüzgarlı ve soğuk günlerde de laboratuar ortamında bu yöntemin uygulanabilir olması ve bazı arı ırklarının, mevcut genetik stoklarının ve mutasyonlarla elde edilen genetik materyalin muhafazası ve korunabilmesi konunun önemini daha da arttırmakta ve yöntemi vazgeçilmez bir hale getirmektedir. Türkiye İçin Önemi Türkiye’de suni tohumlamadan yararlanma düzeyi yok denecek seviyede ve sınırlı sayıdaki üniversitede uygulanma imkanı bulunmaktadır. Sahip olduğu arıcılık kaynakları ve arıcılık kültürü ile bilim çevrelerince gelecekte dünyanın tarımsal arıcılık merkezi olarak gösterilen Türkiye bu önemi; yeterince kavramış değildir. Son 50—60 yılda yapılan bilimsel çalışmalar ışığında Türkiye’nin dünyada en zengin arı gen bölgelerinden birisi olduğu bilinmektedir. Ancak Türkiye’deki yetiştirme sistemi ve genetik hareketlilik gibi bazı uygulamaların bu zenginliğin değişimine sebep olduğu yönünde önemli kaygılar bulunmaktadır. Değişimin başlıca sebepleri ise; ►Yoğun göçer arıcılık uygulamaları ►Arı kolonisi ve ►Ana arı satışlarıdır.

Sonuç Arı ıslahında, çiftleşmelerin denetim altına alınması ancak yapay tohumlamayla mümkündür. Bal arısı ana arıları açık havada uçarak çiftleştiklerinden doğal koşulların tüm olumsuz etkilerinden yapay tohumlamayla korunma sağlanarak, yüksek yetenekli anaların elden çıkması önlenmiş olur. Ayrıca yapay tohumlamayla mevcut ırklar ve ekotipler arasında melezleme yoluyla yeni, verimli, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı hatlar elde edilebilir. Arı potansiyeli, üretimi, tüketimi ve gen kaynaklarının zenginliği yönünden dünyada ilk sıralarda bulunan ülkemizin bu tekniğin uygulanması için desteğe ve uzmanlaşmış elemana ihtiyacı vardır. KAYNAKÇA

Bütün bu arı hareketliliği ve davranışları ana arıların farklı genetik yapıdaki erkek arılarla çiftleşmelerine sebep olmaktadır. Genetik yapıda meydana gelecek bozulmanın en önemli sebebi kontrolsüz ana arı ve koloni satışlarıdır. Çünkü bu iki kaynak da erkek arı üretim birimi niteliğindedir. Sonuçta herhangi bir bölgeye dışarıdan gelen gen akışı bölgeye on binlerce yılda adapte olmuş gen kaynağının melezlenmesine, genetik kirlenResim 11 meye ve ırk özelliklerinin kaybolmalarına sebep olmaktadır. Doğal seleksiyon sonucu kazanılmış bu gen kaynaklarını yeniden elde etmek; yüzyıllardan daha uzun süre ve çabayı gerektirir. Zengin gen kaynaklarına sahip olan Türkiye; bir taraftan bu kaynaklarını muhafaza etmeye çalışmalı, diğer taraftan da bu genlerden üstün özelliklere sahip yeni genotipler üretip yetiştiricilerin hizmetine sunmalıdır. Günümüz arıcılık sisteminde bu gen kaynaklarının korunması ise iki yöntem ile mümkün olabilmektedir. Birincisi yukarıda anlatılan suni tohumla tekniği, ikincisi ise izole bölgelerin korunmasıdır. İzole bölgeyi doğada bölgeler arasındaki coğrafik engeller (denizler, Sayfa 18

adalar, dağ silsileleri ve engebeler) belirler. İnsan müdahalesi ile o coğrafyaya dışarıdan arı kolonisi, ana arı, erkek arı, sperm ve yumurta gibi genetik kaynakla ilgili materyal sokulmadığı sürece buradaki popülasyon genetik saflığını muhafaza eder. Ayrıca bu iki yöntemden ayrı olarak saf yetiştiricilik ve hibrit üretim amaçlı olmak üzere istasyonları kurmak da mümkündür. Bu çiftleştirme istasyonları; kontrolsüz çiftleştirme alanlarından tamamen izole edilmeli ve bu alana ana arı, erkek arı veya koloninin neden olacağı her türlü gen akışı engellenmelidir.

Schley P., Instrumental Incemination of Bees, Erişim: http://www.besamungsgeraet.de, Erişim Tarihi: 05.12.2011 Uygur Ş.Ö., 2004, Bal Arıları (Apis mellifera L.)’nda Yapay Tohumlama, Hayvansal Üretim 45(2): 39-42, 2004, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü 35661 Menemen-İzmir . Cobey S., Artificial Insemination in Honeybees, Erişim:http://www.honeybee.breeding.com ,Erişim Tarihi: 05.12.2011 Kaftanoğlu, O. 1988. Arıcılıkta yapay tohumlama ve pratikte uygulama. Marmara Bölgesi I. Arıcılık Semineri Bildirileri. 10-11 Şubat 1988, Bursa. s76-86. Harbo J. R., 1985, Instrumentanl Insemination of Bee Queens, The American Bee Journal. Arılarda Yapay Tohumlama, Erişim: http:// www.turkiyearicilik.com, Erişim Tarihi: 23.03.2012 Öder E., 1997, Uygulamalı Ana Arı Yetiştiriciliği, Hasad Yayıncılık Ltd. Şti, İstanbul. Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği,Erişim: http://www.tab.org.tr, Erişim Tarihi: 13.12.2011 Bal Arıları, Erişim: http://www.populerbilgi.com , Erişim Tarihi: 26.03.2012 Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği, Arı, Erişim: http://www.tab.org.tr, Erişim Tarihi: 13.12.2011 Aparies G.,Drone Rearing , Erişim: http:// www.glenn-aparies.com, Erişim Tarihi: 11.03.2011 Resim 1: http://balzamani.blogspot.com Resim 2: http://www.dogalbal.org Şekil 3-4-5-6-8-9-10: http://www.extension.org/pages Resim 7: http://www.capitalpress.com/AP-B1eebreeding Resim 11: http://artsonearth.com/2008/10/life-ofqueen-bee.html

GİZEM ÇOPUROĞLU


AYTAÇ ÜNSAL

ASİTES

A

Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ

Asites; peritoneal boşlukta sıvı toplanmasıdır ve aslında bir hastalık değil, semptomdur.

A N K A R A

sites, peritoneal boşlukta sıvı toplanmasıdır ve aslında bir hastalık değil, semptomdur. Asites; şiddetli hipoproteinemi, plazma kolloid osmotik basıncının düşmesi, kardiyak, renal yada hepatik yetersizlik, abdominal neoplazi ve protein kayıplı enteropati, karaciğer bozukluğu gibi bir çok önemli sonuç ortaya çıkarır.

Resim 1

santrasyonuyla ilgili olabilir. Sıvı analizi sonucu saf transudat olduğu belirlendiğinde başlıca 3 patolojik gelişme göz önünde bulundurulmalıdır. Bunlar; 1—Protein kaybına yol açan nefropati, 2—Hepatik yetmezlik ve 3—Protein kaybına yol açan enteropatidir. Hipoalbuminemi ile birlikte transudatif asites olduğunda, öncelikle protein kaybına neden olan nefropati (glomerulonefritis ve amiloidozis) düşünülmelidir. Protein kaybına neden olan nefropatide önemli proteinüri vardır, serum globulin konsantrasyonu normal veya artmış olabilir. Hepatik yetmezlik, sodyum retensiyonu ve azalan albumin sentezi nedeniyle saf transudatif asitese neden olabilir. 2)Modifiye Transudat

Asites oluşmuş bir hastada rutin olarak uygulanacak ölçümler plazma albumin ve bilirubin miktarları ile ALT, AST ve GGT aktivitelerinden oluşur. Tanısal bir parasentez uygulandığında sıvının görünümü (kanlı, safralı, sütlü vb.) kaydedilir ve sıvının toplam protein düzeyi belirlenir. Protein düzeyi 30 g/L’ den düşük bir asites, transudat olarak adlandırılır. Sıvı proteini 30g/L’ ın çok üzerinde olan asites ise eksudat diye adlandırılır ve daima enfeksiyöz şartların varlığını gösterir. Aspire edilen abdominal sıvı analizine göre öncelikle sıvının transudat, modifiye transudat, eksudat olarak belirlenmesi gerekir.

Modifiye transudatlar basit olarak ilave hücreler ve/veya proteinle modifiye edilmiş transudatlardır. Bu sıvılar hafif bulanık ve rengi amber—beyaz—kırmızı arasında değişir. Modifiye transudatlarda protein konsantrasyonu 2.5 g/dL’ nin üzerindedir. Çoğu modifiye transudatlar postsinuzoidal obstrüksiyonun yol açtığı yüksek hidrostatik basınç nedeniyle gelişir. Kardiyak yetmezlik (sağ kalp yetmezliği), intratorasik posterior vena cavanın obstrüksiyonu veya basınç altında kalması ve hepatik fibrozis en yaygın nedenleridir. 3)Eksudat

1)Transudat Transudatlar protein konsantrasyonunun <2.5 g/dL olmasıyla karakterizedir. Transudatlar düşük sayıda çekirdekli hücreye sahiptir ve yaygın olan hücre tipi büyük mononüklear hücrelerdir. Ventral abdomende şişlikle sonuçlanan ve bastırıldığında parmak izi bırakan, subkutan ödeme yol açabilirler. Saf transudatlar genellikle hipoalbuminemi nedeni ile serum kolloidal osmotik basıncının düşmesi sonucu gelişir. Peritoneal transudat veya modifiye transudat oluşumuna yol açan fizyopatolojik gelişmeler lenfatik kanallardaki protein konAYTAÇ ÜNSAL

Eksudatlar septik veya nonseptik p e r i t o n i t is n ed e n i i l e, v as k ü l e r permeabilitenin artması sonucu oluşur. Eksudatlarda protein konsantrasyonu >3.0 g/ dL’ dir. Başlıca nötrofiller tarafından oluşturulan ve daha az sayıda makrofaj ve lenfositlerin bulunduğu yüksek çekirdekli hücre sayısıyla karakterizedir. Eksudatların rengi amb e r — b e y a z — k ı r m ı z ı d ır . N o n s e pt i k eksudatlar hemoraji (hemoabdomen), lenfatik sızı nt ı (şi loa bd ome n), id r ar keses i (üroabdomen) veya biliar sistem (biliöz asites) rupturları, vaskülitis, herhangi bir organ nekrozu, torsiyonu veya volvulusu nedeniyle oluşabilir. Sayfa 19


ASİTESİN PATOFİZYOLOJİSİ

C) Protein Kayıplı Enteropatiler ve Hipoproteinemi ( Ettinger ve Feldman,2000) Asites aşağıda yazılı nedenlerden dolayı ortaya 1) Lenfangiektazi çıkabilir: 2) Parvovirus, salmonella infeksiyonları 3) İntususepsiyon  Kongestif kalp rahatsızlıkları ve venöz dönüşü 4) Lenfosarkoma engelleyen etkenler; 5) Giardia, ancylostoma ve diğer endoparazitler  Plazma proteinlerinin renal yada gastrointestinal hastalıkalarla ilişkili olarak azalması (nefropati yada D) Renal Bozukluklar enteropati); 1) Glomerular hastalıklar  Vena cava yada portal venanın tıkanması yada lenf drenajının neoplastik oluşumlar yüzünden yapıLokal nedenler: lamaması; A) Apse  Açık neoplastik sızıntılar; B) İntra abdominal neoplazi  Peritonit (infektif yada yangısal)  

Elektrolit dengesizliği, özellikle hipernatremi Karaciğer sirozu KLİNİK BELİRTİLER

Abdominal dolgunluk, bölgesel güçsüzlükler, palpe edilirken karında rahatsılık, abdominal genişleme yada plöral sızıntıya bağlı olarak dispne, uyuşukluk (letarji), anoreksi, kusma, kilo artışı, yatarken inleme; asiteste görülen belirtilerdir. Vücut ısısı normal seyrinde kalabilir. Diyaframdaki belirgin sıvı basıncına bağlı olarak solunum hızlanır. Taşikardi, kardiyovasküler bozukluklar, murmurlar, aritmiler, zayıf femoral pulzasyon, jugular distansiyon görülür.

TANI Öncelikle anamnez, klinik belirtiler ve ortaya çıkan patolojilere bakılır. Radyografik tanı daha az kullanılır fakat organomegali ile asites arasındaki farkın belirlenmesi için gereklidir. Abdomen ultrasonografisi, organomegali, düşük volümlü yada lokalize efüzyonların tanısı için çok elverişli bir yöntemdir. İntrakardiyak lezyonlar, perikardial hastalıklar ve sağ kalpten kaynaklanan obstruktif lezyonların tanısı için kalp ultrasonografisi yapılır. Asitesin varlığında, hepatomegaliyi doğrulamak amacıyla hepatik ultrasonografi uygulanır. Triküspit kapak fonksiyonu tayini ve kalp kurtlarının yerleşimini tespit etmek için ekokardiyografi uygulanır.

KAYNAKÇA Atkins,C.E.(1989) Proceedings of the heartworm symposium’s 89.Charleston,S.C .Washington,D.C. American Heartworm Society,pp 27-31. Biller,D.S. et al.(1992) J.Vet.Intern.Med. 6:71. Chakrabarti,A.(2000) Text Book of Clinical Veterinary Medicine.2nd ed Kalyani Publishers,India.pp 250-259

Resim 2

ETİYOLOJİ

Chakrabarti,A.(2006).Disease of the Digestive System.In:Text Book of Clinical Veterinary Medicine.3 rd Edn.Kalyani Publishers.Kolkata.pp 223-27

Genel nedenler: Ettinger,S.J. and Feldman,E.C.(2000) Textbook of A) Hepatik Fonksiyon Bozukluğu (Leins ve Vety.Internal Medicine,5 th ed W.B. Saunders Company,USA. Monroe,1997) Pp 137-139, 943-995,1202.1276-1277,1302,1319 1) Kronik hepatitis Gorman,N.T.(1998) Canine Medicine and 2) Kronik aktif hepatitis Therapeutics.4 th ed Blackwell Science Ltd.,UK.pp 388. 3) Karaciğer sirozu Leins,M.S.and Monroe, W.E.(1997)Practical Small 4) Hepatik venöz dolaşım tıkanıklığı B) Sağ kalp yetersizliği (Gorman,1998) 1) Triküspit endokardiosis 2) Perikardial hastalıklar 3) Pulmonik stenozis 4) Disritmi 5) Köpek kalp kurdu hastalığı Sayfa 20

Animal Internal Medicine, Company,USA.pp238 Miller,M.W.

et

1

al.(1989)

st

ed

W.b.

Saunders

J.Am.Anim.Hosp.Assoc.

25:277 Yeşildere T. ve Deprem O.(2008).Veteriner Hekimlikte 5 Dakikada Konsültasyon.Nobel Tıp Kitabevi,sayfa 22 Resim 1: Erişim: http://www.vetnext.com

AYTAÇ ÜNSAL


A N K A R A Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ

Doğum felci, doğum humması, süt humması, dana humması, doğum toksemisi, hipokalsemi, paresis puerperalis, milk fever, parturient paresis, parturient hypocalcemia, eclampsia puerperalis… Tüm bu isimler tek bir hastalığa aittir; ‘’Hipokalsemi’’.

EREN POLAT

İNEKLERDE HİPOKALSEMİ

Ö

zellikle yüksek süt verimli inek- önlemek amacıyla Ca içeren premiksler haylerde genellikle, doğum sırasında vana verilmesi hipokalsemi riskini artırır. veya doğumdan sonraki 72 saat Çünkü

kalsiyumu

kemiklerden

mobilize

içinde ortaya çıkan akut seyreden, eden parathormonun tembelleşmesine yol

paresis, kollaps, şuur depresyonu ve koma ile açan

bu

uygulama

doğum

sonrası

karakterize, metabolik bir bozukluktur. Do- parathormon hemen aktif hale geçemediği ğumdan

önce

de

ortaya

çıkabilen

bu için kandaki kalsiyumun harcanmasına dola-

metabolik bozukluğa seyrekte olsa doğum- yısıyla kan kalsiyum düzeyinin düşmesine dan sonraki bir ay içerisinde de rastlanır. sebep olur. Yine buna benzer şekilde gebeliHastalık; doğum felci, doğum humması, süt ğin son döneminde fosfor yetersiz olarak vehumması, dana humması, doğum toksemisi, rilirse barsaklardaki kalsiyumun emilimi ekhipokalsemi, paresis puerperalis, milk fever, sik kalacağından parathormon aktif hale geparturient paresis, parturient hypocalcemia, çip kemiklerden kalsiyumu mobilize ederek eclampsia puerperalis gibi isimlerle de anıl- ihtiyacı maktadır.

karşılar.

Bu

şekilde

aktif

olan

parathormon doğumdan sonra hipokalsemi

Hastalığın temelinde, doğumla birlik-

riskinin azalmasına sebep olacaktır.

te oluşan yüksek süt verimi için gerekli olan kalsiyumun; yemlerle alınamaması, yemlerdeki kalsiyumdan yararlanılamaması veya kemiklerdeki kalsiyumun mobilize olamaması yatar. İşte bu nedenlerden dolayı yüksek süt verimi için gerekli olan kalsiyum kandan sağlanır. Böylece kanda kalsiyum düzeyi aniden düşer. Yaş

ve

süt

veriminin

artışı

hipokalseminin görülme riskini artırır. Özellikle süt veriminin zirvesi olan beş ila altıncı doğumlarda hipokalsemi görülme riski yüksektir. Yine yüksek süt verimine sahip kül-

Bir kez hipokalsemi görülen hayvanlarda bir sonraki doğumlarda da hipokalsemi görülme riski çok yüksektir.

tür ırklarında hipokalsemi görülme riski yerli Hipokalsemi sendromu; doğumla ilgili olmaırklara göre daha yüksektir. Jersey ve yan bazı durumlarda da ortaya çıkabilir. KoGuernsey gibi sütleri yağlı ve verimi yüksek lay fermente olan karbonhidratların fazla yeırklar süt hummasına (hipokalsemi) yatkın nilmesi (ruminal asidozis), alkalosis,

hipomagnezemi, Ca bağlayan bileşikler ve

ırklardır.

aminoglikozid özellikte olan antibiyotiklerin En önemli hipokalsemi sebeplerinden damar içi verilmesi gibi durumlarda da biri ise; kuru dönem beslemesidir. Buzağıla- hipokalsemi ile karşılaşılabilir. ma öncesinde Ca bakımından zengin yemlerin hayvana verilmesi ya da hipokalsemiyi EREN POLAT

Sayfa 21


Hipokalseminin sığırlardaki klinik bulgusunu üç Uyarımlar ile konvülziyonlar artar. Göz kapaklarında devrede inceleyebiliriz.

seyirmeler vardır, solunum ve kalp atımları artar. Hastalığın sağaltımına damar içi kalsiyum tuzla-

Birinci devre; Kısa süren bir devredir. Hayvanda

baş ve ayaklarda titremeler, baş sallama, dilini dışarı rının % 10—20’ lik eriyiklerinden 0.1 gr/kg canlı ağırlık çıkarma, diş gıcırdatma gibi belirtilerle karakterizedir. hesabıyla 500—1500 ml verilmesi ile başlanır. Bir çok Hayvanda beden ısısı normal ya da çok az bir artış var- kalsiyum tuzu, kalp için aşırı toksik olduğundan, daha dır. Hayvan yürümek istemez, sık sık ayak değiştirir, az toksik olan kalsiyum tuzları ( glukonat, laktat, asetat, sallanır, arka ayakları üzerine dikkatli bir şekilde çöker.

glukoheptonat, boroglukonat, vb.) tercih edilir. Önce solunum ve dolaşımı uyarmak amacı ile

İkinci devre; Hayvan göğsü üzerine yatar, bilinç

yarı yarıya kaybolur. Dalgın bir görünüştedir. Başını “S” kafein uygulaması yapılır. Kalsiyum tuzları myokarda formunda böğrüne dayayarak yatar ki bu duruma ken- toksik etkilidir. Bu sebeple kullanılan kalsiyum tuzu vüdini dinleme hareketi de denir. Bacaklardaki tetani kay- cut ısısında, damla, damla, vena jugularis yolu ile ve bolmuştur, havyan ayağa kalkamaz, merme kurumuş, perfüzyon cihazıyla verilmelidir. deri ve bacaklar soğumuş; beden ısısı düşmüştür. Anal refleks kaybolmuştur. Kalp vurumları zayıflamıştır. Nabız çok az artmıştır. Rumen dolgun ve atoniktir. Hafif timpani olgularına rastlanabilir. Solunum yavaşlamış ve derinleşmiştir; pupilla refleksleri kaybolmuştur. Üçüncü Devre; Hayvan yan şekilde yatmış ve tam koma durumuna girmiştir. Bacaklarını uzatmış ve gevşek bir durum almıştır. Hayvanın ayağa kalkması imkansız hale gelmiştir. Beden ısısı düşmüş (36—37 ºC). Nabız bir çok olayda hissedilmez, kalp vurumları düşmüştür. Nabız sayısı artmıştır (120/dk.). Vena Jugularis’

te

Kalsiyum toksikasyonlarında %10’luk magnezyum sülfat’tan 300 ml verilmelidir. Hipokalsemi vakaları, yeterli ancak en düşük doz ile sağaltılmaya çalışılmalıdır. Yüksek dozda kalsiyum tuzlarının damar içi uygulamaları, parathormon salınımını engelleyerek, nükslerin ortaya çıkmasına sebep olur. Damar içi uygulamaya ek olarak uygulanacak dozun bir miktarının da deri altı ve kas içi verilmesiyle nükslerin önüne geçilebilmekle birlikte, kalsiyum tuzlarının ve özellikle kalsiyum klorürün irkiltici etkisinden dolayı uygulama bölgelerinde apseler ve istenmeyen komplikasyonlarla karşılaşılmaktadır. Kalsiyum atılımını engellemek amacı ile sağaltı-

kabarma

görülmez. Solunum bir mı takiben, 24 saat süre ile sağım yapılmamalıdır. Kalsihayli azalmış ve derinleş- yum tuzları uygulanırken bir taraftan kalp atımları kontmiştir. Hayvan yutkuna- rol edilmeli, bozukluk durumlarında perfüzyona bir sümadığı için salya akciğer- re ara verilmeli ya da çok yavaş olarak devam edilmeli-

aspirasyon dir. Sağaltımdan sonra duyarlılık devam ettiğinden haypnöumonisine sebep olabilir. Hastalar sağaltılmazsa 12- vanı ayağa kalkması için zorlamamalı, kendiliğinden 48 saat içerisinde solunum veya kalbin durması sonucu kalkması için serbest bırakılmalı, özellikle korkutmamalere

gidip

ya özen gösterilmelidir. Korkuya bağlı şok sonucu ölen

ölüm şekillenir. Hastalığın tanısı; klinik bulgular ve kanın biyo-

hayvanlara rastlanmıştır. Hastalıktan korunma yollarına baktığımız za-

kimyasal muayenesi sonucunda konur. Klinik bulguların

yanı sıra; kan serumlarında normalde 100 ml’ de 9—12 man: mg bulunan Ca düzeyi 8 mg’ ın hatta 5 mg’ ın altına dü-

 Doğuma 2- 3 hafta kala düşük düzeyde kalsişer. Bunun dışında fosfor düzeyi 100 ml kan serumunda yum içeren yemler verilerek paratiroit bezi aktif halde 4—7 mg iken 1.5—2.0 mg civarına düşer. Plazma enzim tutulmalıdır. aktivitelerinde artış gözlenir. Bazen ise hipomagnezemi ile seyreden bu hastalık bu durumlarda daha tehlikeli bir hal alır. Hipokalsemi, hipomagnezemi ile komplike ise tetani ve aşırı duyarlılık devam eder.

Sayfa 22

 Süt hummasına (hipokalsemiye) duyarlı hayvan lara 200g Kalsiyum karbonat veya kalsiyum fosfat bir litre suda eritilerek doğumdan sonra kısa bir süre verilmelidir.

EREN POLAT


 Gebeliğin son döneminde vitamin D uygulamaları yapılarak bağırsaklardan Ca emilimini artırarak hipokalseminin önüne geçilebilir.  Yine bağırsaklarda kalsiyum emilimini kolaylaştıran silajın hayvanın rasyonunda olması hipokalsemi riskini mutlaka azaltacaktır.  Doğumdan 3 hafta öncesinden başlanarak rasyona %1 oranında CACI ilave edilerek doğum felci önlenebilir. Çünkü bu durum bağırsaklardan Ca emilimini hızlandıran aktif D vitamininin oranını artırarak hipokalsemiye engel olur. Kısacası, doğum felcini önlemek için temel hedefimiz; parathormon aktivitesini ve barsaklardan Ca emilimini mümkün olduğunca aktif halde tutarak; doğum sonrası süt verimindeki artış sonucu şekillenecek kalsiyum metabolizmasını ayakta tutabilmektir.

KAYNAKÇA Uzman Veteriner Hekim Önder Aytekin, İneklerde Hipokalsemi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları kitabı, Ankara, 2008, Sığır Hastalıkları Kitabı, Prof. Dr. Erol Alaçam, Prof. Dr. Mehmet Şahal, 2007

EREN POLAT

Sayfa 23


MEMHET BARIŞ ÖZER

TOXOPLASMOSİS

T Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ Sayfa 24

Trofozoitler (Takizoitler, Endozoitler, Vejetatif şekil)

İnvaziv şekil olup, akut enfeksiyon esnasında görülmektedir. Yarım ay şeklinde veya oval olup, bir ucu sivri diğer ucu yuvarlaktır, 2—4 µ eninde ve 4—8 µ boyundadır. Giemsa veya Wright boyası ile son derece iyi Toxoplasma gondii, ilk kez 1908 yıboyanmaktadır. Bu şekilde serolojik testlerde lında Nicolle ve Monceaux tarafından Afri(Sabin- Feldman Dye Testi, Fluoresan Antikor ka’da Cytenodactylus gundii adı verilen küçük Testi gibi) sıklıkla kullanılmaktadır. hamster benzeri kemiriciden izole edilmiştir. Bradizoitler (Kistler veya Doku Morfol oji k incelemeler ve inokulasyon deneyleri, dünyada tek bir Kistleri) Toxoplasma türünün bulunduğunu ortaya Doku kisti içinde yavaş çoğalan form koymuştur. olup yuvarlak şekilli ve 10—200 µ çapında olabilmektedirler. Büyüklükleri değişik olan bu kistler içinde birkaç adet veya bazen 1000 adet bradizoit bulunmaktadır. Bradizoitler sekil veya yapı olarak takizoitlere benzerler, onlar gibi endodiyogeni ile ancak daha yavaş çoğalırlar. Doku kistlerinin, hayvanlarda enfeksiyonun sekizinci günü gibi erken bir dönemde oluşabileceği ve büyük bir olasılıkla MORFOLOJİ konağın yaşamı boyunca canlı kalabileceği, Toxoplasma gondii ’nin 3 enfektif her organda yerleşebildikleri, ancak genellikevresi ve bununla ilgili gelişme formları varle beyin, iskelet ve kalp kasını tercih ettikleri dır. bildirilmektedir. 1. Trofozoit (takizoit, endozoit): Hızlı çoğalan form. Ookistler (Kedi dışkısındaki form) 2. Bradizoit (kistizoit): Doku kisti Kesin konak olan kedilerin, vaşaklaiçinde yavaş çoğalan form. rın ve bazı kedigillerin dışkısıyla çıkartılır. 3. Ookist: Yalnızca kedi dışkısında Ookistler oval, 11-14 µ x 9-11 µ büyülüğünde bulunan form. olup, iki katlı bir duvarla çevrilidir. Enfektif olabilmesi için ookistin olgunlaşması (sporulasyon) gerekmektedir. Dış ortamda, doğada sporulasyon süresi, ortamın ısı ve oksijenine göre değişmektedir. Etken 100 yılı aşkın bir süredir tanınmasına rağmen, enfeksiyonun insanlardaki belirtileri yakın bir zamanda saptandığı için hastalık özellikle son yıllarda büyük bir önem kazanmıştır.

Toxoplasma türü yoktur.

A N K A R A

Toxoplasma gondii bir protozoondur ve dünyada Toxoplasmosis hastalığına neden olan başka bir

oxoplasmosis, hücre içi protozoon olan Toxoplasma gondii ’nin meydana getirdiği zoonotik karakterli bir hastalık olup, tüm memeli hayvanlarda, insanlarda ve kanatlılarda görülmektedir.

Sporulasyonun 24°C’de 2—3 gün, 15°C’de 8 gün, 11°C’de 14—21 gün sürdüğü, Makrofaj dışında trofozoit şekilleri

serbest

Toxoplasma

gondii

(Kuman ve Altıntaş, 1996)

MEHMET BARIŞ ÖZER

4°C’nin altında veya 37°C’ nin üstünde ise oluşmadığı gözlenmiştir.


Dış ortamda uygun koşullarda ookist içinde olu- önce enfeksiyonu geçirmiş ise, nadiren kongenital enfekşan sporoblast uzayıp, 6—8,5 µ büyüklüğünde ve yarım siyona maruz kalır. ay şeklinde 4 sporozoit meydana getirir. Ookistler ısısı Gebelikten önceki aylarda enfeksiyon geçirmiş uygun ve nemli toprakta 1 yıl veya daha uzun süre canlı bireylerde kongenital enfeksiyon riski çok düşüktür. Dakalabilmektedirler. Kaynar suda 5 dakikada veya %7 ha önce enfeksiyon geçiramonyum ile temasta hemen ölmektedirler. miş ve immun sistemi baskılanmış (kortikosteroid İNSANLARDA TOXOPLASMOSİS tedavi gibi) kadınlarda naEnfeksiyon kongenital veya sonradan kazanıldiren de olsa kongenital mış olabilir. Serolojik olarak Toxoplasma antikorlarına enfeksiyon görülebilir. Gekarşı pozitif bireylerin çoğunluğu toxoplasmosis teşhisi be kadınlarda klinik olarak konabilecek bir semptom göstermezler ve genelde açık toxoplasmosis nadir primer enfeksiyonlar ya asemptomatiktir veya teşhis olmakla birlikte, edilemezler. Tanımlanabilecek genel bulgu ağrısız t r a n sp l a s e nt al g e çi ş, servikal lenfadenopati ve hafif ateştir. Tek taraflı bir vesemptomatik ve ya birkaç büyümüş nodül yahut çok sayıda yaygın no- Mikrosefalili bir bebeğin görüasemptomatik enfeksiyondüller görülebilir. Toxoplasmik lenfadenopati haftalarca nümü (Kuman ve Altıntaş, ların her ikisinde de söz kalabilir. Bunların lenfomadan ayırt edilmesi gerekir. 1996) konusudur. Transplasental Diğer belirtiler enfeksiyonu müteakip 1—3 hafta içerisingeçiş oranı ve hastalığın de gelişen ateş, baş ağrısı, kırgınlık, lenfadenopati, şiddeti gebeliğin dönemine göre değişir. Toxoplasmosis ile doğan yavruların büyük çoğunluğu (%75) asemptomatiktir veya enfekte olmasına rağmen rutin neonatal muayene ile teşhis edilememektedir. Dikkatli göz muayenesi korioretinitise ilişkin bulguları veya diğer bir deyişle asemptomatik yavruları ortaya koyabilir. Kongenital yolla enfekte olmuş yavruların büyük bir kısmında aylar veya yıllar sonra klinik belirtiler ortaya çıkar. Kongenital toxoplasmosiste yavruda görülen en önemli bozukluklar korioretinitis, serebral kalsifikasyonlar, hidrosefali, mikrosefali ve psikomotor bozukluklardır. Şayet çocuk canlı olarak doğmuş ise doğumu takip Toxoplasmosisde koltuk altında lenfodenopati (LAP) (Kuman eden birkaç hafta içerisinde akli gerilik ve göz bozuklukve Altıntaş, 1996) ları ortaya çıkar. Generalize enfeksiyonlarda ateş, adenopati, karaciğer ve dalakta büyüme gibi semptomlahepato—splenomegali, miyalji ve atipik lenfositozistir. ra da rastlanabilir. Hastalık birkaç ay sürebilir. İmmun fonksiyonları norİlk üç aylık dönemde ve ikinci üç aylık dönemin mal şahıslarda çok nadirde olsa yukarıdaki belirtilerin başlangıcında düşük, ölü doğum ve ya şiddetli neonatal dışında pnömoni, miyokardit, meningoensefalit, enfeksiyon görülür. En çok etkilenen organ beyindir. polimyosit ve ölümle neticelenen sistemik bir enfeksiyon Beyinde fokal nekroz ve perivasküler mononüklear gelişebilir. inflamasyon görülür. İntrasellüler ve ekstrasellüler Kronik toxoplasmosisli kişilerde, AIDS gibi takizoitlerle genç kistlere rastlanır. Mikroglial nodüller immun sistemde bozukluk yapan hastalıklar ile immun ve kalsifikasyonlar görülebilir. Geniş lezyonlarda, beyaz sistemi baskılayan uzun süreli ilaç uygulamaları sonucu ve gri cismin küçük ve orta büyüklükteki damarlarının dokulardaki kistler açılır. Nüks enfeksiyonlar oluşabilir. trombozu dikkat çeker. Lezyonlar genellikle Bu gibi olaylarda genellikle göz bozuklukları ve öldürü- periventriküler olup, sylvius aqueductu kapladığında, cü ensefalit gelişir. ABD’de AIDS’li hastaların %3- ortaya çıkan fibrozis hidrosefalusa sebep olur. Nörolojik 10’unun nükseden toxoplasmosis’ten öldüğü tahmin sekeller; nöbetler, gelişme geriliği, sağırlık, hidrosefali, edilmektedir. mikrosefali ve intraserebral kalsifikasyonlar olarak özetlenebilir. Klinik olarak açık kongenital toxoplasmosis Toxoplasma akut enfeksiyon dönemi içerisinde vakalarının yaklaşık %75’inde bilateral retinokorioditise plasentayı enfekte edebilir. Eğer parazitler yavru tarafına bağlı görme bozukluğu ortaya çıkar. Bebeklerde anestezi intikal ederse, fötusu enfekte edebilirler. Parazitin plaaltında muayene etmeden, periferal retinal lezyonları sentaya geçişi, özellikle gebelik döneminde farklılaşan teşhis etmek çok zordur. Şiddetli kongenital plasentanın anatomik yapısına bağlıdır. Tüm gebelik toxoplasmosisli yavrularda ateş, vücut ısısının düşmesi, süresince ortalama geçiş oranı %30 olup, 13. haftaya kasarılık, hepatosplenomegali, diyare, kusma ve tüm vüdar %6, 36. haftaya kadar ise %72’dir. Ancak fötusun cutta döküntü yahut peteşiler gibi sistemik belirtiler oretkilenmesi gebeliğin ilk dönemlerinde daha şiddetlidir. taya çıkar. Laboratuvar bulguları, anemi, Şayet anne T.godii antikorları taşıyor veya gebelikten MEHMET BARIŞ ÖZER

Sayfa 25


trombositopeni, CSF proteinin artması ve CSF pleositosistir. Yukarıda sayılan semptomlar, sistemik bulgular ve laboratuar sonuçları kötü prognoz olarak yorumlanamaz. Bütün bu bulgulara rağmen yavru tedavi edilebilir. Olumsuz prognoza ilişin faktörler, hipotermi, bradikardi ve apne veya hipoksemidir. Bunlara ilaveten hidrosefali tedavisine rağmen devam eden serebral atrofi ve 1 gr/dl’nin üzerinde bir seviyede devam eden CSF protein düzeyi de en kötü sonuç olarak değerlendirilir.

granülomlar, mikroapseler ve nekroz odakları tipik olarak görülmez. Nadiren trofozoitler veya doku kistleri gösterebilmektedir. Göz AIDS’ lilerde görülen oküler toxoplasmosis olgularında latent enfeksiyonun reaktivasyonu söz konusu olup, immun sistemi sağlam kişilerde konjenital enfeksiyona bağlı gelişen korioretinitte aktif lezyonlar eski skarlara yakın iken, AIDS’ lilerde eski lezyonla ilgisi olmayan, daha geniş ve multiple lezyonlar görülmektedir. Lezyonların bu karakteri korioretinitin lokal reaktivasyonundan çok hematojen yayılma ile sekonder geliştiği kanaatini uyandırmaktadır.

Kongenital enfeksiyonlarda genellikle göz lezyonları önemlidir. Ancak son yıllarda Kanada ve Brezilya’da ortaya çıkan salgınlarda erişkinlerde primer enfeksiyon neticesinde retinokorioditis saptanmıştır. Gıda ve sudan köken alan bu enfeksiyonların büyük çoğunluğunda göz lezyonları saptanmıştır. Gebelik esnasında veya doğumu takiben ilk yıl yapılan toxoplasmosis tedavileri retinokorioditisin şiddetini ve insidensini düşürebilir. Akut retinokorioditisin semptomları, bulanık görme, kör nokta, fotofobi ve ateşsiz ağrı ile diğer sistemik bulgulardır. Nükseden retinokorioditis makulayı etkileyerek, Göz toxoplasmosisinde korioretinit (Kuman ve Altıntaş, 1996) körlüğe sebep olabilir. Koroiddeki lezyonların vaskülarizasyonu retinal ayrışmaya zemin oluşturabilir. Micro—oftalmia, strabismus, katarakt, glaukoma, ve Retina ve koroidteki tek veya birden fazla doku optik atrofi şiddetli retinokorioditisin uzun süreli komp- nekrozu odakları Oküler Toxoplasmosis’in erken bulgulikasyonlarıdır. larından olup, iridosiklitis ve kataraktlar korioretinitin Kongenital enfeksiyonlarda esas tahribat fötusta komplikasyonlarıdır. Organizmalar önce retinanın iç meydana gelir. Annede çoğu kez düşük dışında başka tabakasının kapillerlerine yerleşirler, endoteliumu tutarlar ve uygun dokulara yayılırlar. bir semptom görülmez. PATOGENEZ İnsanlardaki enfeksiyonun patolojisi hakkında bilgimiz, immun yetmezlikli hastaların ve ağır enfeksiyonlu bebeklerin otopsileri ile immun sistemi sağlam kişilerin lenf bezi biopsi örneklerinden elde edilen sonuçlarla sınırlı kalmaktadır. Lenf Nodülleri

İmmun sistem bozukluğu olan hastalardaki göz enfeksiyonu ağır inflamasyon ve nekrozla karakterize ağır korioretinite yol açar. Koroidin granülomatöz inflamasyonu nekrotizan retinite göre sekonderdir. Trofozoitler ve kistler retinada gösterilebilir. Tekrarlayan korioretinitin patogenezi tartışmalıdır. Bir grup araştırmacı kistlerin yırtılmasının nekroz ve inflamasyona yol açan canlı organizmaları ortaya saldığını öne sürmekte, başka bir grup korioretinitin bilinmeyen nedenlerle oluşan bir hipersensitivite reaksiyonundan meydana geldiğini kabul etmektedir.

Toxoplasma lenfadenitindeki histopatolojik deAIDS’ lilerde korioretinit segmental panoftalmik ğişiklikler ayırt edilebilir ve tanı koydurucudur. Tipik ve kist trofozoit içeren koagulasyon nekroz alanlarıyla bir bulgu üçlemesi vardır. karakterize olup, aşırı inflamasyon olmadığı halde nekrotik alanlara komşu tromboze retinal damarlar çevre1. Reaktif bir foliküler hiperplazi sinde çok sayıda organizma görülebilir. Lezyonlar bir2. Germinal merkezlerin kenarlarını taşıp bula- den çok veya bilateral olabilmektedir. nıklaştıran düzensiz epiteliotrop histiosit yığınları. 3. Sinüslerin, monosit hücreli fokal distansiyonu, Reed Steinberg dev hücreleri, Langhans dev hücreleri, Sayfa 26

MEHMET BARIŞ ÖZER


Merkezi Sinir Sistemi (MSS)

KEDİLERDE TOXOPLASMOSİS

Kongenital Toxoplasmosis’de, göz lezyonlarının yanı sıra MSS lezyonları da görülmekte, MSS’ nde hücresel nekroz, mikroglial nodüller, peri vasküler mononükleer iltihaplanma ile birlikte, akut veya fokal diffuz meningoensefalit (DME) gelişebilmektedir. Kongenital enfeksiyonlu hastal arda vask üler tromboz, birkaç santimetre çapında nekroz bölgeleri oluşmakta, bazal ganglionlardaki ağır bir tutuluşa yaygın kortikal lezyonlar da eşlik etmektedir. Nekrotik alanlar kalsifiye olarak çarpıcı Serebral kalsifikasyonlar ve radyoaktif bulgulara yol ventriküllerde genişleme (Kuman açabilirler. Sylvius kanave Altıntaş, 1996). lının veya Monroe deliğinin kapanmasıyla hidro sefali oluşabilir. Diğer Organlar Toxoplasmosise bağlı miyokardit, MSS bulgularının baskın olduğu olgularda pek bulgu vermez; ancak otopside teşhis edilir. Fokal nekroz, ödem ve infiltrasyon tipiktir. Apselere de rastlanılabilir. Benzer bulgular AIDS dışı olgularda da görülebilir. Kardiyak myositler pseudokist oluşturacak şekilde takizoitlerle dolmuştur. İnflamasyon görülmez. Toxoplasma gondii ’ye bağlı myosit AIDS’ teki en sık nöromuskuler semptomdur. HIV ile enfekte olmuş hastaların yaklaşık %4’ünde görülür. İskelet kası biyopsilerinden başarılı izolasyon yapıldığı bildirilmiştir. Mikroskopide değişebilen iltihabi reaksiyonu olan nekrotik kas lifleri görülmüştür. Myositlerin içindeki kist yığınları yanlışlıkla Sarcocystis’in tek büyük bölmeli kistine benzetilebilir. İskelet kası tutuluşu AIDS dışı nedenlerle immun yetmezliği olan kişilerde de gözlenmiştir. Pulmoner Toxoplasmosis, latent enfeksiyonun reaktivasyonu ile interstisyel pnömoni, nekrotizan pnömoni ve/veya konsolidasyon şeklinde ortaya çıkabilir. Alveosit, alveoler makrofaj, plevral sıvı ve hücre dışında alveoler eksudata takizoitler görülebilir. Bronkoalveoler lavaj sıvısında PCR ile toxoplasmik DNA gösterilebilir.

Toxoplasmosisin epidemiyolojisindeki önemli rolünden dolayı kedilerde toxoplasmosis üzerinde çok sayıda çalışma yapılmıştır. Kedilerde toxoplasmosis çok yaygın olmakla birlikte, klinik enfeksiyonlar çok nadirdir. Başlıca semptomlar enteritis, mezenterik lenf yumrularında büyüme, pnömoni, merkezi sinir sisteminde dejeneratif değişiklikler, ensefalitis ve kronik interstitiel nefritistir. Ölen hayvanların beyin ve kalp gibi organları ile lenf yumrularında yaygın lezyonlar tespit edilmiştir. Çok nadir olmakla birlikte gebelik esnasında kistlerdeki bradzoitlerin aktivasyonu ile kongenital enfeksiyon şekillenebilir. KOYUN VE KEÇİLERDE TOXOPLASMOSİS Koyunlarda Toxoplasma gondii enfeksiyonları çok yaygın olup, ilk defa 1942 yılında Olafson ve Monlux tarafından bildirilmiştir. Koyunlarda toxoplasmosise bağlı perinatal ölümler ilk defa Yeni Zelanda’da tespit edilmiştir. Aynı araştırıcılar İngiltere’de koyunlarda toxoplasmosise bağlı yavru atma olaylarını ortaya koymuşlardır. Enfeksiyon, sporlanmış ookistlerin alınması ile birlikte başlar. Ookistlerin alınmasından dört gün sonra mezenterik lenf nodüllerinde trofozoitler ortaya çıkar. Bu dönemde ko- Shunt-hidrosefali (Kuman ve yunlarda vücut ısısı yük- Altıntaş,1996) selir ve kanda trofozoitlerin bulunduğu 5—12.günler arasında ateş devam eder. Sonuçta etkenler tüm vücuda dağılır. Koruyucu immun yanıtın ortaya çıkışı ile birlikte enfeksiyon durur ve etkenler doku kistleri içinde bradzoit formuna geçer. Bununla birlikte gebe koyunlarda enfeksiyon uterusa intikal eder. Fötusun gebeliğin erken dönemlerinde paraziti tanıma ve ona yanıt oluşturma yeteneği çok sınırlıdır. Gebelik ilerledikçe bu yetenek artarak devam eder. Kuzular dirençli olarak doğarlar. Gebeliğin erken dönemlerindeki (45-55. günlere kadar) enfeksiyonlar fötusun ölümü ile sonuçlanabilir Daha sonraki dönemde (90.güne kadar) abort meydana gelir. Gebeliğin son döneminde (120.güne kadar) fötal immunite nispeten geliştiği için klinik bir etki oluşmaz, yavru normal doğar ancak enfekte ve bağışıktır. Koyunlarda kongenital enfeksiyonun tipik belirtisi olan yavru atma gebeliğin ortalarında yani ikinci döneminde oluşan enfeksiyonlarda görülür. Yine bu dönemde ölü doğum veya zayıf yavru doğumu ile küçük mumifiye fötuslara rastlanabilir.

Beyinde multiple lezyonlar

MEHMET BARIŞ ÖZER

Sayfa 27


Plasenta üzerindeki kotiledonlarda oluşan lezyonlar çıplak gözle görülebilir. Gerek doğal ve gerekse deneysel olarak oluşturulan enfeksiyonlarda keçilerde de koyunlardakine benzer klinik tablo söz konusudur. Keçilerde akut enfeksiyonlarda etkenlere sütte rastlanabilir ve bu sütlerin pastörize edilmeden içilmesi, insanlar için enfeksiyon kaynağı olabilir. Keçilerde enfeksiyon etkenlerine semende de rastlanabilir. Bu epidemiyolojik önemi koyunlarda da olduğu gibi çok düşüktür.

Sağlam mukozadan 10 adet Toxoplasma gondii nin girmesi enfeksiyon için yeterlidir. Laboratuar enfeksiyonları ile bulaşmada takizoitlerle olmaktadır. 3.Dış Ortamda Bulunan Ookistlerle Bulaşma

Toprakla oynayan, el yıkama alışkanlığı olmayan, toprak yeme alışkanlığı olan çocuklar, toprakla uğraşan erişkinler (bahçıvan), enfekte sebze (nane, maydanoz, roka, marul, turp, havuç) ve meyveleri (çilek başta olmak üzere tüm iyi yıkanmayan meyveler) çiğ olarak Fötal membranların histolojik muayenesinde yiyen kişiler sporlu ookistlerle enfekte olurlar. orta şiddette mononükleer hücre infiltrasyonu ve fötal villilerde ödem görülür. Atılan yavru zarlarının kotiledonlarında 2 mm çapında beyaz fokal nekroz alanTANI ları görülür. Bu bulgular hastalığın teşhisinde yeterli Toxoplasmosis klinik belirtileri, toxoplamosise delildir. Ayrıca kotiledonlar yeterli miktarda etken içerirler. Kuzu ve oğlaklardaki en bariz değişiklik mumifiye özgü olmayıp bulunduğu organa göre değişik klinik beolmuş fötustur. Kuzu veya oğlak küçük ve çikolata renk- lirtiler vermektedir. Doğru tanı konulabilmesi için enfekli bir minyatürü andırır. Fötusun beyninde primer ve siyonun kliniği ışığında sınıflandırmasına göre değişik sekonder lezyonlar gelişir. Bir yıl önce yavru atmış ko- yöntemlerden yararlanılması gerekmektedir. yunlar takibeden sene normal kuzu yavrularlar.Aynı merada koyunlarla birlikte otlayan sığırlarda enfeksiyoDirek Tanı nun az görülmesi çok ilginçtir. 1)Toxoplasma gondii izolasyonu —Polymerase Chain Reaction (PCR) —Antijen spesifik lenfosit transformasyonu ve lenfosit kopyalama tekniği —Histolojik tanı 2)İndirek Tanı —Sabin-Feldman Dye Test —İndirek Fluoresans Antikor Testi (IFAT) Toxoplasmik ensefalit (otopsi) ( Kuman ve Altıntaş, 1996)

—Aglutinasyon testi —İndirek Hemaglütinasyon Testi

TOXOPLASMOSİS’İN BULAŞMA ŞEKİLLERİ 1.Bradizoit Şekli ile Bulaşma Enfekte hayvan etlerinin çiğ veya az pişmiş (çiğ köfte, çiğ sucuk, yemek yapılırken lezzet kontrolü) tüketilmesi sonucu görülür. Bu sık rastlanan bir bulaşma şeklidir. Organ transplantasyonlarında da bu tür bulaşma görülür.

TEDAVİ Prymethamine ve sulfadiazin’in kombine kullanımı en etkili tedavi yöntemidir. Diaminopyrimidinler (pyrimethamine) parazitin proliferasyonunu engeller. Ancak doza bağlı kemik iliği depresyonuna yol açarak megaloblastik anemi, agranülositoz ve trombositopeni yapabilir. Bu sebeple tedavi süresince perifer kan ve trombosit sayımı yapılması gerekir.

2.Takizoit (vejetatif) Şeklinde Bulaşma

Megaloblastik anemiye karşı günde 5—10 mg folik asit Bu tür bulaşma akut toxoplasmosisin parazitemi verilmelidir. döneminde salya, sümük, süt, gözyaşı, vaginal salgı, sePyrimethaminin teratojenik etkisi de vardır. Bu men, dışkı ve idrar gibi tüm vücut salgıları ile olur. Parazitemi döneminde enfekte vericiden alınan kan sebeple hamileliğin ilk 3 aylık döneminde kullanılmamatransfüzyonu ile doğmalık (kongenital) toxoplazmosis lıdır. Bunun yerine spiramisin önerilir. Spiramisin etkenolgularında da anneden fötusa bulaşma bu şekilde pla- lerin yavruya geçişini %60 oranında engeller. senta aracılığı ile olmaktadır.

Sayfa 28

MEHMET BARIŞ ÖZER


KORUNMA

Tüm hamile kadınlarda en az 10—12. gebelik İmmun yetersiz hastalarda ve seronegatif hamile haftasında serolojik testler uygulanmalı, seronegatif kadınlarda korunma çok önemlidir. Doktor tarafından olanlarda serolojik testler 20—22. gebelik haftasında tekbu hastalar eğitilmelidir. Kistler veya ookistlerle temas rarlanmalı, böylece terapötik abortus yapılmasına veya seropozitif hastaya tedavi uygulamaya karar verilmeliveya bunların yutulması engellenmelidir. dir. Çiğ veya az pişmiş et ve çiğ et mamullerinin yenmesi önlenmelidir. 56 °C de 120 dk pişmiş etlerle, soğutucuda dondurulmuş etlerde bulunan kistler hastaKAYNAKÇA lığın bulaşmasında rol oynar (66 °C de pişmek veya füme yapmakla, -20 °C dondurmakla etlerdeki kistlerin Kuman, A.H, ve Altıntaş, N 1996, Protozoon Hastalıköleceği bildirilmektedir). ları, Ege Üniversitesi Basımevi Bornova/ İZMİR. Çiğ et veya sebzelerin ellenmesinden sonra eller iyice yıkanmalıdır. Çiğ yumurta yemekten ve çiğ süt içmekten sakınılmalıdır. 5 dk kaynamış yumurtada, 3 dk sahanda pişirilmiş yumurtada canlı parazit saptanmıştır. Pastörize keçi sütü enfekte bulunmuştur.

Karaer Z., 2010 ,Veteriner Protozooloji, ANKARA. Bu yazıya sonsuz destek ve yardımlarından dolayı; Prof. Dr. Zafer KARAER, Prof. Dr. Ayşe ÇAKMAK ve Veteriner Hekim Ziya YURTAL’ a şükranlarımı sunarım .

Çiğ yenen marul gibi yeşillikler iyice yıkanmalıdır. Yemekten önce eller mutlaka yıkanmalıdır. Sahipsiz sokak kedileri ortadan kaldırılmalıdır. Kedilerle sıkı ilişkiden kaçınılmalıdır. Kedi dışkısı ile su ve sebzelerin kirlenmesi önlenmelidir. Kedi dışkısı ile kasaplık hayvanların yemlerinin kirlenmesi önlenmelidir. Kedi çıkartıları 5 dk kaynamış suda tutulursa ookistler ölür. Kedi çıkartılarını temizlerken, bahçede çalışırken bir defalık kullanılan eldivenler tercih edilmelidir. Enfekte insan ve hayvanları her türlü vücut salgı ve çıkartılarının etrafa dağılmaması için her türlü önlem alınmalıdır. Bulaşmada sinek ve hamam böceği gibi artropodlarında rol oynayabileceği düşünülerek mücadele edilmelidir. Organ transplantasyonuna bağlı immun yetersiz hastalarda ve lökositten zengin kan ve kan ürünleri transfüzyonu sonucu toxoplasmosis öldürücüdür. Seronegatif hamile kadın gebelik süresince her ay incelenmelidir.

MEHMET BARIŞ ÖZER

Sayfa 29


ERDEM TÜBEK

ATLARLA YAKIN GEÇMİŞİMİZ

Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ

Sayfa 30

ordunun ihtiyacı olan tüm at gereksinimini sağlıyordu.

A N K A R A

Osmanlı döneminde özellikle Arap atı yetiştiriciliği yapılan, Çiftlikat-ı Hümayun adı altında 3 hara,

A

Cumhuriyet döneminde 7 harada at t, geçmiş yıllarda çiftlik hayvanlayetiştirme ve ıslah çalışması yapılmaya başrı arasında bugünkünden daha büyük bir önem taşımıştır. Eski- lanmıştır. den atlardan; tarım, binek, çekim, yük taşıma ve ordularda yararlanılırdı. Özellikle ordularda at büyük avantaj demekti. Altındere.............................Kapatıldı Ordu ve tarımda motorlu araçların hızla geÇifteler(Anadolu)..............Aktif liştirilmesi ve yayılması, özellikle Avrupa ve Çukurova............................Kapatıldı Kuzey Amerika'da atın öneminin giderek azalmasına neden olmuştur. Karacabey...........................Aktif Türklerde at yetiştiriciliği Orta Asya’Karaköy...............................Kapatıldı dan başlar ve atı ilk evcilleştirenlerin Türk’ Konya ..................................Kapatıldı ler olduğuna dair belgeler vardır. Türk’ ler göçtükleri her yere atı götürmüşlerdir. At Sultansuyu..........................Aktif yetiştiriciliğinde gelenek haline gelmiş ve pek çoğu bu günkü bilimsel verilerle kanıtlanan kurallarda Türklerin katkısı büyüktür. Bugün Türkiye ve Dünya' da at, orduda kullanım1924 yılında yetiştirmeye Anadolu'dan neredeyse tamamen kalkmıştır. Türkiye’ daki halkın, Arap ve Irak Beylerinin ve Kabide birkaç birlikte temsilen bulunur. lelerin en meşhur familyalarına ait atlar uzOsmanlı döneminde at yetiştiriciliği- man heyetlerce incelenip bünyemize, damızne büyük önem verilmekteydi. Osmanlı dö- lık kadrosuna alınarak başlanmıştır. neminde özellikle Arap Atı yetiştiriciliği yaCumhuriyetten sonra Safkan Arap pılan, Çiftlikat-ı Hümayun adı altında 3 hara Atı dışında Nonius Atı ve Konkur Atları da tüm ordunun ihtiyacı olan at gereksinimini ıslah edilmiştir. Arap ve Konkur atları karıştısağlamaktaydı. rılarak Konkur' a yakın türler elde edilmiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra hay- (1941) 1962—1970 seneleri arasında Karacavan ıslahına büyük önem verilmiştir. Atçılık- bey Nonius' ları ve Karacabey Atı yetiştiricita bunların başında geliyordu. Varılan nokta liği çok büyük hız kazanmış, ancak durdurulile bugün Türk Safkan Arap Atı diyebileceği- muştur. Yerine gerek yetiştirme kolaylığı miz materyale sahibiz. Yetiştirme çalışmaları açısından gerek binek rahatlığından, çok yönlü iş olanağına sahip Haflinger yetiştiriciliğisonucunda Baba kan hatlarından; kan hattı, ne önem verilmiştir. (1961—1995) Şu an elivücut yapısına güzel özellikler eklemede, mizde sadece gen kaynağı olarak çok az sayıVeliyülaht kan hattından; vücut güzelliği ba- da vardır. kımından en güzel yavruları elde etmede, Bugün için kullanılan 7 yerli baba Avnullah (Küheyletülberk) kan hattından; kan hattı, 7 ithal baba kan hattı, 48 dişi familahenk ve tenasübü, kuruş, yüksek karakteri, ya ile elde edilen yavrular ırk özelliklerini en kemik yapısının iyileşmesi ve huylarında yu- güzel biçimde bünyelerinde taşımaları yanınmuşaklık, Alkuruş ve Seklavi kan hattından; da yarış sahalarındaki performansları ile zarafet, asalet, vücut güzelliği, Hilalüzzaman Türk Arap Atı' nı temsil etmektedirler. İngiliz kan hattından; sürat ve mukavemet ile güzel Atı yetiştiriciliği ise 1928—1981 seneleri arasında ihtiyaç doğrultusunda yapılmıştır. Bu görünüş gibi özellikleri gerek birleştirerek gün ise TJK da şahsa ait olarak yarış atı yetişgerek koruyarak bu noktaya gelinmiştir. tirmekte ve kurumun kendine ait damızlık aygırları bulunmaktadır.

ERDEM TÜBEK


Tarımda makineleşmeye karşın makinelerin giremeyeceği dağlık bölgelerde, birçok küçük işletmede, orduda ve güvenlik amaçlı kimi yerlerde at halen kullanılır . Bugün Türkiye'de, binek, iş, ulaşım ve spor amaçlı kullanılan yaklaşık 600.000 tane evcil at bulunmaktadır.

KAYNAKÇA ROSE, R. & HODGSON, D.(Eds.)(2007). M. Sağlam & A. Sancak (Çev.Eds.), Klinik Pratikte At Hekimliği. Malatya,Türkiye: Medipres Matbaacılık Ltd.Şti. ARPACIK, R. (2010). At Yetiştiriciliği. (3 ed.). Ankara,Türkiye:Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Yayınları(417) BATU, S. (1938). Türk Atları Ve At Yetiştirme Bilgisi. (3 ed.). Ankara,Türkiye: T.C.Ziraat VekaletiYüksek Ziraat Enstitüsü. Güleç, E. (2006). Türkiyedeki vahşi at yılkıları. (2 ed.). Ankara,Türkiye: BİLGİ MÜŞAVİRLİK VE MÜHENDİSLİK.

ERDEM TÜBEK

Sayfa 31


GÖKNİL KALAYCI

BESİ SIĞIRLARINDA SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI (BRD)

A N K A R A Ü N İ V E R S İ T E S İ V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ Sayfa 32

Solunum yolu enfeksiyonları sığır yetiştiriciliğinde ciddi ekonomik kayıplara yol açan bir hastalık kompleksidir. Çevresel faktörler, konak ile hayvana ait etmenler ve patojenlerin birlikte etkimesi ile dünyada hala sığır ölümlerinden sorumlu başlıca hastalıklar arasında sayılmaktadır.

1.Solunum Sistemi Fizyolojisi Ağız ve burun boşluğu, sinüsler, farinks, larinks, bronş, bronşiol ve akciğerlerden oluşan solunun sistemi temelde vücudun oksijen gereksinimini sağlamakla birlikte vücut dokularından karbondioksitin uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit— baz dengesinin sağlanması ve kan basıncını dengelenmesini sağlar.

Resim 1

Solunum sırasında vücuda giren toz, virüs, bakteri vb. gibi yabancı maddeler üst solunum yollarındaki mukuslar tarafından tutularak bu maddelerin akciğere inmesi önlenir. Mukosilier yapılarla yabancı maddeler ağız boşluğuna itilir, öksürük ya da yutma yolu ile etkisiz hale getirilirler. Mukosilierler tarafından uzaklaştırılamayan ve alveollere kadar inebilen yabancı cisimler alveollerde makrofajlar tarafından yok edilir.

2. Sığırların Solunum Yolu Hastalıkları Kompleksi Solunum yolu enfeksiyonları tüm dünyada sığır yetiştiriciliğinde önemli hastalıklardandır. Birden fazla etken tarafından meydana gelebilen bu sistemde; çevresel faktörler, konak hayvana ait faktörler ve patojenlerin birlikte olması sonucu gelişen bir hastalıktır. Çevresel faktörler (sütten kesme, nakliye, hayvanların birbirleri ile karıştırılması, aşırı kalabalık ve yetersiz havalandırma, vb.), konak hayvanın immun sisteminin işlevini bozan stres faktörleri olarak rol oynar. Çeşitli çevresel faktörlerden aşırı kabızlık, yetersiz havalandırma gibi faktörler de enfeksiyon etkenlerinin hayvanlar arasında bulaşmasına neden olur. Solunum yolu enfeksiyonlarında rol oynaya bir primer patojen bu bir virüs olabilir, savunma mekanizma işlevini bozarak alt solunum yolunda bakteri kolonizasyonuna yol açar. Sığır Solunum Yolu Hastalıkları (BRD)

Sığırlarda solunum yolu hastalıkları, ciddi ekonomik kayıplara yol açan bir hastalık kompleksidir. Ölümlere yol açması, tedavi ve işgücü masraflarını arttırması ve verim kaybına neden olması nedeni ile oldukça önemli bir enfeksiyondur. Bu hastalığın ortaya çıkışında birçok etken rol oynar. Avusturya’da besi sığırlarında hastalık ve ölümlerin Solunum sisteminin kendine özgü %50—90 BRD nedenlidir. Besi başlangıcından florası bulunmaktadır. Bu flora üst solunum dört hafta içinde ortaya çıkar. yollarında (burun boşluğu, farinks, larinks ve Sığırların bu hastalığa duyarlı olma trachea) yaşar. Bronş, bronşiol ve akciğerler sebebi ise solunum sisteminin vücuduna normal koşullarda sterildir. Sığırlarda soluoranla küçük olması, burun deliklerinin künum yolu enfeksiyonuna neden olan mikroçük olması ve akciğerlere hava gidişinde zororganizmalar, genelde üst solunum yollarınlaştırır ve önler. Boğazın dar olması, boğaz da yaşar, stres koşullarında alt solunum yolkuruluğuna ve tahribata yol açmaktadır. Bu larına inen mikroorganizmalar solunum sisteda viral ve bakteriyel etkenlerin buralara yerminin savunma mekanizmasını yok eder ve solunum sisteminin mukosilier yapısı; leşip çoğalmasına neden olur. alveoler makrofajlar ve öksürük, aksırık gibi mekanik işlemlerde rol oynar.

GÖKNİL KALAYCI


Hastalığın Tanımı Sığırların solunum yolu enfeksiyonları üç temel bölüme ayrılabilir. 

Üst Solunum Yolu Enfeksiyonları;

Akciğerlerin enfeksiyonları olup, üst solunum yollarının ilerlemesi ya da akciğeri koruyan mekanizmaların işlevleri bozulduğunda ortaya çıkar. Nakliye sonrası ortaya çıkan ve nakliyeden kısa süre sonra görülen hastalıklarda baş gösterir.

Bu enfeksiyonlar; burun , boğaz, soluk borusunHastalığın Nedenleri ve Gelişimi da yangıya neden olur. Klinik bulgular hafif olup; öksüHastalığın nedenleri birden fazla ve karmaşıktır. Terük, burun akıntısı, ateş ve iştahsızlık ile kendini göstemelde asıl oluşum nedeni, predispoze faktörler ve rir. enfeksiyöz etken kombinasyonudur. Ciddi enfeksiyonlarda stres, viral ve bakteriyel etkenler rol oynar. Virüs Difteri; ler, solunum yolu epitelyum yapısını bozarak, siliaların Larinks enfeksiyonu olup, tek başına ya da soluiş görmesini ve kayganlaştırıcı mukus salgılamasını önnum yolu infeksiyonları ile birlikte gözlenir. Genellikle ler ve yabancı partikül uzaklaşmasını engellemiş olur. şiddetli hırıltılı solunum ve larinks şişmesi ile karakterisbuna bağlı olarak sekunder patojen solunum yollarında tiktir. çoğalarak hastalığı oluşturur.  Alt Solunum Yolu Enfeksiyonu / Pneumoni;

Stres faktörleri

Viral etkenler

Bakteriyel etkenler

Sıcak

PI3

Pasteurella haemolytica

Soğuk

IBR

Pasteurella multocida

Toz

BVD

Haemophilus somnus

Nem

BRSV

Mycoplasma spp.

Yaralanmalar

Herpesvirus IV

Crynobacterium sp.

Yorgunluk

Adenovirus

Dehidrasyon

Rhinovirus

Açlık

Reovirus

Heyecan

Enterovirus

İrrite edici gazlar

Koronavirus

Beslenme bozuklukları Operasyonlar Aşılama Asidoz Pazaryeri koşulları Yem ve su değişiklikleri Hayvanların birbirine karıştırılması BRD’ deki Stres Faktörleri Besi sığırları, immun sistemini baskılayıp viral ve bakteriyel etkenlere daha duyarlı hale gelmesine neden olan bir dizi strese maruz kalırlar. Sevk, idare ve nakliye sırasında, besi başlangıcında ve besiye alındıktan sonra birkaç haftada aşırı strese maruz kalırlar. Virusler, immun sistemleri zayıflamış hayvanları etki altına almaktadır. Nakliye sırasında hayvanlar dehidrasyon, egzoz gazları gibi etkenlere maruz kalmaktadır. Besi başlangıcında besi yerinde hayvan hareketleri sırasında yine stres yaşanır ve besi hayvanları arasında yem ve su rekabeti artar. Suyun tat değişimi, farklı yem uygulamaları, rumende fonksiyon bozukluğu gibi faktörler immun sistemin bozulmasına neden olur.

GÖKNİL KALAYCI

Solunum Yolu Enfeksiyonun Oluşumu Stres İmmun sistem bolzulması Viral enfeksiyonlar Solunum yolu hasarı Bakteri proliferasonu Pneumoni ve akciğer hasarı

Sayfa 33


biyotik kullanımı bakteri izolasyonunu güçleştirir. Akut evrede viral pneumoniler, genellikle bronkointerstitiyel lezyonlara yol açar. Mikroplazmalar bronşiolit, nekroz ve intersititiel reaksiyonlara yol açar; viral enfeksiyonların tersine, kronik hale geçebilir.

Klinik Bulgular BRD’nin en yaygın bulguları burun ve göz akıntısı, öksürük, ateş, iştah azlığı, değişik derecede solunum güçlüğü ve hırıltı, hızlı solunum, depresyon, Resim 2 kulaklarda sarkma ve ağızdan solunumdur. Tanı Farklı klinik ve otopsi bulguları mevcut olsa da, bunlar çok ayırt edici nitelikte değildir. Otopsi lezyonları daha çok bakteriyel etkenler hakkında bilgi verebilir. Bakteriyel lezyonlar, ölüme de bağlı olarak viral lezyonları maskeleyebilir. Ölen hayvanlarda, ölüm öncesi anti-

Etken

PI3

Bu durumda peribronşiolar lenfoidhiperplazi görülür. Viral ve mikroplazmal lezyonlar, bakteriyel komplikasyonun d ur umuna gör e, br onkointersit it iel bronkopneumoniden irinli bronkopneumoniye kadar değişebilen bir tablo gösterir. Pastörella pneumoninin tipik lezyonları fibrinöz plörit ve plevraya yalılan bir tabloyla karakterize fibrinöz bronkopneumonidir. Lezyonlar kranioventral yönde ve sıklıkla, trakenin iki ana bronşa ayrıldığı bölgededir. Akciğerin loplara ayrıldığı bölgede sarı, jelatinöz ödem ve fibrin görülür. Histolojik bakıda, akciğer lobüllerinde koagülatif nekroz, intersititiel ödem ve konjesyona bağlı olarak tipik “merme” manzarası gözde çarpar.

Marazi madde Burun sekresyonu ( swap),trake, akciğer,

Tanı yöntemi Virüs izolasyonu (Vİ)

dalak, ince bağırsak, Viroloji

BRSV BVD

Seroloji

Fetus akciğeri, dalak, böbrek, karaciğer

Vİ ve Florasan Antikor Testi (FA)

Etkilenen akciğer kısımları, trake

FA( izolasyonu zor)

Lezyonlardan alınan swaplar

FA

Akciğer,bağırsak, dalak

FA ve Vİ

Fetus organları

FA ve Vİ

PI3

Serum

Serum nötralizasyon

BRSV

Serum

Serum nötralizasyon

BVD

Serum

Serum nötralizasyon

IBR

Serum

Serum nötralizasyon

Burun ve göz sekresyonundan swaplar, lezyonlu herhangi bir doku

Bakteri kültürü

Bakteriyoloji Pasteurella Haemophilus Mycoplazma Corynobacterium Mycobacterium

Tüberkülin testi

Tedavi

Korunma

Viruslara etkili olmasa da, antibiyotikler bakteri Korunmada iki önemli nokta iyi bir mangement komplikasyonlarını azaltmada önemlidir. ve aşılamadır. 

1) Management

Erken dönemde teşhis

Predispoze faktörler gözden geçirilmeli; hangilerinin ortadan kaldırılabileceği ya da en azından azaltıla Etkili tedavi programı seçilmeli ve gün gün iz- bileceği saptanmalıdır. Hastalığın çıkışı için kritik dölenmeli nemlerin besi başlangıcından sonraki hafta ya da nakliyeler sonrası olduğu hatırda tutulmalıdır. Bu kritik hafta  Klinik tedavi ile birlikte antibiyotik kullanımı boyunca, farklı kaynaklardan toplanan hayvanlar bir  İyi bakım arada tutulmamalıdır. Aşırı kalabalık ve yetiştiricilikten kaçınılmalıdır; toz ve çamur engellenmektedir. 

Sayfa 34

Hastalıklı ve sağlıklı hayvanların ayrılması

GÖKNİL KALAYCI


Resim 3

2) Aşılamalar Altı adet hastalık etkeni ve bunlara karşı kullanılabilecek aşılar mevcuttur. 6. aylıktan önce aşılanan sığırlar 6. aydan sonra tekrar aşılanmalıdır. Bu şekilde kazandırılacak bağışıklık daha uzun süreli olacaktır. Aşı iki doz halinde önerilmişse, ikinci uygulamadan ancak 7— 14 gün sonrasında tam bir bağışıklık gelişecektir. 

PI3 (Parainfluenza-3)

IBR (İnfectious Bovine Rhinotracheitis) virusu

BVD (Bovine Viral Diarrhea) virusu

BRSV (Bovine Respiratory Syncytial Virus)

Pasteurella spp.

Haemophilus somnus

KAYNAKÇA Hazıroğlu, R. Ve Milli, Ü. (2001). Veteriner Patoloji II.cilt (2). Ankara: medipres Burgu, İ. ve Akça, Y. (2010). Viroloji II. Ankara:Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Elanco. (2006). Sığır Solunum Yolu Enfeksiyonları (BRD) [Brosur]. Resim 1: Erişim: http://livestockandervironment.org Resim 2: Erişim: http://kiwitravelwriter.wordpress.com Resim 3: Erişim: http://aberdeenangusswenglondclub.co.uk/cattle.html

GÖKNİL KALAYCI

Sayfa 35


ZEYNEP T. SEVİM & SEVİM ISPARTA

DR. GÜRBÜZ ERTÜRK İLE KÖPEK EĞİTİMİ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Kendinizi tanıtabilir misiniz ?

V E T E R İ N E R F A K Ü L T E S İ

Sayfa 36

Köpeğin sahibiyle karşılaştığı ilk an, eğitimin başladığı andır. “

Ü N İ V E R S İ T E S İ

“ Köpek eğitimi; sahip ile köpek arasındaki ilişkinin düzenlenmesidir.

A N K A R A

1988 Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi mezunuyum. Bu benim ikinci yüksek öğrenimim, önceden öğretmendim. Mezun olduktan sonra Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı’nda doktora yaptım. Şu anda bulunduğum pozisyonu daha önceden planlamamıştım. Muayenehanemde çalıştığım esnada, köpek ve kediler için otel hizmeti sunulan bir işletmede danışmanlık ve sağlık hizmetleri yapmaya başladım. Köpek eğitimiyle ilk kez orada tanıştım. Aynı yerde yabancı bir eğitmen arkadaşımız vardı. Onu gözlemleyerek köpek eğitimine ilgi duyduğumu fark ettim ve kendi köpeklerim üzerinde çalışmaya başladım. Zamanla kendimi işin içinde buldum. Macaristan’ da köpek eğitimi ile ilgili eğitim aldım. Romanya Köpek eğitim Kulübünün kurucu onursal üyesiyim ve ülkemizdeki Köpek Eğitim Derneğinin Başkanıyım. 16—17 yıldır köpek eğitimiyle ilgileniyorum ama veteriner hekim olmam dolayısıyla benim esas amacım köpek eğitiminin davranışsal boyutuyla ilgilenmekti. Sahibi olduğum Active Kennel Köpek Eğitim ve Psikoloji Merkezinde köpek eğitimlerinin yanı sıra kedi ve köpeklerdeki psikolojik ya da davranışsal bozukluklarının rehabilite ediyorum. Köpek eğitiminin önemi sizce nedir ? Çok klişe olacak biliyorum ama köpek eğitimi mutlaka gereklidir. Çünkü köpek dediğimiz canlı fizyolojisi, psikolojisi ve algılarıyla bizlerden farklıdır. Ancak, biz insanlarla aynı sosyal hayatı paylaşıyor, bizimle geziyor, evimizde yaşıyorlar. Bizden bu kadar farklı ama birlikte yaşadığımız bu canlılara aynı hayatın sosyal kurallarını öğretmek zorundayız.

Bizim eğitimden algıladığımız şey de bu. Köpeğin doğasını bozmadan, bizim hayatımıza onun davranışlarını adapte etmek ve bunu yaparken de belirli işaretlerle ya da komut dediğimiz sesli sözcüklerle ona nasıl davranması gerektiğini öğretmek. Köpek eğitiminde hangi tür eğitimler kullanılmaktadır? Siz özellikle hangisini tercih edersiniz ? Köpekler de üç tür öğrenme vardır; taklit ederek öğrenme, Pavlov’un klasik koşullanması ve operant öğrenme. Operant öğrenmede, pekiştirmeler ve cezalar vardır. Bunlar da kendileri içinde pozitif ve negatif olarak ikiye ayrılır. Negatif pekiştirmeye; çivili veya boğma tasmaların kullanılması ile acıdan kaçan hayvanın komutu yerine getirmesi, pozitif pekiştirmeye ise verilen komutun yerine getirilmesinden sonra yiyecek, oyuncak ya da dokunarak ödül verilmesi örnek verilebilir. Sizce bir köpeğin eğitimine ne zaman başlanmalıdır? Belirli bir yaşı var mıdır ? Alt sınırını koymak mümkündür. Köpekler iki aydan itibaren eğitilebilirler. Ancak üst sınır diye bir şey yoktur. Çünkü köpek doğası gereği her zaman öğrenmektedir. Mesela barınaktan 5 yaşında sahiplenilen bir köpeğin davranışları bile uygun şekle getirilebilir. Köpek eğitimi, köpeğin sahibi ile köpek arasındaki ilişkinin düzenlenmesidir. Köpeğin sahibiyle karşılaştığı ilk an eğitimin başladığı andır.

SEVİM ISPARTA & ZEYNEP TOL SEVİM


Ne tür eğitimler veriyorsunuz ? Biz, köpeklerde uygulanabilir tüm eğitimleri verebilecek bilgi ve donanıma sahibiz. Ama tabi ki bu eğitimler arz ve talep çerçevesinde gerçekleşiyor. Özellikle istenilenler; tuvalet alışkanlığı edindirme programları, koruma, itaat ve yavru köpek eğitimleridir. İtaat eğitimi de temel ve ileri eğitim şeklinde ikiye ayrılmaktadır.

Eğitim verecek kişinin sahip olması gereken özellikler nelerdir ? Eğitimi verecek kişinin bu konuyla ilgili teorik ve pratik bilgisinin ileri düzeyde olması gerekir. Ülkemizde ne yazık ki bu konuyla ilgili belli bir standart henüz oluşturulamadı. Biz, bu sebepten ötürü 2007 yılında Türk Köpek Eğitim Derneği’ni eğitici yetiştirmek ve köpek eğitmenliğinde belirli bir standardı yakalamak amacıyla kurduk, çeşitli kurslar düzenledik.

Temel itaat, ileri itaat ve yavru köpek eğitimlerini Sizce ülkemizde bu tür eğitimlerin kalitesi ne dübize biraz açabilir misiniz? zeyde? Değiştirilmesi gereken hususlar neler ? 6 aydan küçük köpekleri yavru köpek eğitimi programına alıyoruz. Yavru köpek eğitimini sosyalleştirme ağırlıklı bir program gibi algılıyoruz ama bu çerçevede verdiğimiz komutlar da var. Temel eğitimden tek farkı yat ve yat—bekle komutunun olmaması. 6 ay üstü köpeklere ise temel itaat eğitimi veriyoruz. Temel itaat eğitiminde ve ileri itaat eğitiminde ortak olarak; otur, yat, dur, otur—bekle, yat—bekle, dur—bekle, git, gel ve hayır komutları uygulanır. İkisi arasındaki fark temel eğitimde bu komutların tasma eşliğinde yapılırken, ileri düzeyde tasmasız yapılmasıdır. Hangi ırk köpeklerin eğitimi daha kolay oluyor ? Böyle bir ayrım yapamıyorum ama temel mantık, köpeği çok iyi tanımak ve doğru yöntemi uygulamaktır. Ancak bu şekilde başarıya ulaşılabilir. Köpek eğitiminde ırk ve cinsiyetin çok önemli olmadığını düşünüyorum.

Şimdiye kadar ülkemizde kısa sürede büyük gelişmeler kat edilmiştir. Yasal düzenlemeler sık sık yapılmasına rağmen hala eksiklikler bulunmaktadır, en önemlisi de denetim eksikliğidir. Yeterince denetim yapılmadığı için bir takım yanlış işlerin giderek artması söz konusu. Fakat bireysel bazda bakacak olursak, gerçekten bu işi büyük keyif alarak, uluslararası düzeyde yapabilen eğitmen arkadaşlarımız bulunmaktadır. Bunlar da, ülke olarak bu alanda ilerlediğimizi gösterir. Bu şekilde eğitim veren köpek eğitim merkezlerinde sizce veteriner hekimlerin bulunması şart mıdır ? Kesinlikle olmalıdır. Zaten yasal zorunluluktur. Ayrıca, köpeğin olduğu her yerde hayvan sağlığının korunması açısından veteriner hekim bulunmak zorundadır. Çok deneyimli bakıcı eğitmen arkadaşlar olabilir ama köpek sağlığına sıra geldiğinde söz sahibi kişi veteriner hekimdir.

İleride bu dala yönelmeyi düşünen veteriner heKöpeklerde en çok hangi davranış bozuklukları kimlere önerileriniz nelerdir ? görülüyor ? Genelde, benim gördüğüm ev köpeklerinde en az bir belki daha fazla sayıda davranış bozukluğu olması. Seperasyon anksiyetisi (yalnız kalma korkusu), havlama, tuvalet alışkanlığı edinememe, bahçe eşeleme gibi davranışlar görülebilir. Ama özellikle agresiflik ve seperasyon anksiyetisi karşımıza çıkmaktadır. Yanlış bir eğitim sonucunda hayvanda oluşan bozuk psikoloji ve davranışlar düzeltilebilir mi ? Evet, köpeklerde oluşan davranış bozuklukları düzeltilebilir. Çünkü tüm bu davranışlar biz insanlar tarafından oluşturulmaktadır. Tedavinin sonucu ve eğitimin başarı düzeyi büyük ölçüde hayvan sahibine bağlıdır. Veteriner hekim tedavi şeklini belirler, eğitmen eğitimi başlatır ama hayvan sahibi kendine düşen görevi yerine getiremiyorsa başarı beklemek pek mümkün değildir.

Öncelikle, köpekleri ve açık havada çalışmayı sevmeliler, sabırlı olmalılar. Bunları sağladıktan sonra, eğitmen olmak isteyen veteriner hekim arkadaşların bu konuyla ilgili mutlaka eğitim almalarını ve sürekli kendilerini geliştirmelerini öneririm. Ama benim esas önerim, köpek eğitim uzmanı olmak yerine, köpek davranış bozuklukları ile ilgilenen birer veteriner hekim olmalarıdır ki, beş yıl boyunca aldıkları ağır eğitimin karşılığını görebilsinler. FOTOGRAFLAR: Gürkan DOĞRAMACI

SEVİM ISPARTA & ZEYNEP TOL SEVİM

Sayfa 37


AVBAT 2011-2012 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ETKİNLİKLERİMİZ

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Bilimsel Devam Eden Projeler: Araştırma Topluluğu (AVBAT) olarak 2011—2012 EğiAsitesin Neden Olduğu Abdominal Basıncın Kalp, tim-Öğretim yılında gerçekleştirdiğimiz ve gerçekleşmeA. Abdominalis, A. Carotis Communis ve Böbrek Dasi hedeflenen etkinliklerimiz aşağıda kronolojik olarak marları Üzerindeki Etkilerinin Değerlendirilmesi—Aytaç sıralanmıştır: ÜNSAL (A.Ü.B.A.P. Destekli) Kangallarda Melanistik Maske Olarak Bilinen Pigmentasyon Üzerine Etkili Mutasyonların Tespiti İçin MC1R Geni Dizi Analizi – Ahmet YURTSEVEN 14 Aralık 2011 Prof. Dr. Mehmet AKAN: Kanatlı Aşı (A.Ü.B.A.P. Destekli) Takvimi, Mikrobiyoloji A.D Tıbbi Adaçayının Rumendeki Metan Gazı, Uçucu 14 Aralık 2011 Araş. Gör. Hadi ALİHOSSEİNİ: Kedi Yağ Asitleri ve Protozoon Parametreleri Üzerine Etkileri ve Köpeklerde EKG, İç Hastalıkları A.D – Mehmet Barış Özer, Nafiye Koç, Ufuk Toygar 16 Aralık 2011 Araş. Gör. E. Çağatay ÇOLAKOĞLU: (A.Ü.B.A.P. Destekli) Kedi—Köpek Aşı Takvimi, İç Hastalıkları A.D 1) AVBAT SEMİNER GÜNLERİ-4 ETKİNLİĞİ:

16 Aralık 2011 Araş. Gör. İdil BAŞTAN: Endokrin Acil Müdahaleler, İç Hastalıkları A.D 21 Aralık 2011 Prof. Dr. Okan ERTUĞRUL, Dr. Bengi ÇINAR KUL : Yerli Geni Koruma Projesi, Genetik A.D.

Sözlü Sunumlar: Arılarda Suni Tohumlama—Gizem ÇOPUROĞLU Besi Sığırcılığı Yetiştiriciliği Fizibilite Etüdü—Murat BAL

22 Aralık 2011 Prof. Dr. Mustafa KAYMAZ,Vet. Hek. Araştırmalarda Hayvan Kullanımı, 3R Prensibi ve Kübra KARAKAŞ: Yerli Geni Koruma Projesi, Doğum ve Replacement—Aytaç ÜNSAL Jinekoloji A.D. HACCP—Ahmet YURTSEVEN

23 Aralık 2011 Uzm. Vet. Hek. Koray TEKİN: Yerli Geni Koruma Projesi, Dölerme ve Suni Tohumlama A.D.

Homeopati—Eren POLAT Etkili Bir Sunum Nasıl Yapılır ? - E. Şemsa DEMİREL E-Kütüphane Kullanımı—Adem YÜCEL

2) 27—28 Ocak 2012 AVBAT AKSARAY KOÇAŞ TİM TEKNİK GEZİSİ

Yapay Et—Barışhan Doğan Bilimsel Proje Nedir ? - Tuğçe AKGÜL, G. KALAYCI

3) BİLİMSEL ÇALIŞMALAR

Kaynakça Yazımı ve Atıfta Bulunma—T. AKGÜL, Göknil KALAYCI Sunum Teknikleri—Araş. Gör. Murat ULUDAĞ

Sayfa 38

AVBAT


Sığırlarda Boynuz Köreltme—Eren USLU

7) AVBAT II.VETERİNER BİLİMLERİ

Homo Erectus—Gül DOĞAN

ÖĞRENCİ ÇALIŞTAYLARI

20 Mart 2012 Prof. Dr. Ali DAŞKIN: Köpeklerde Suni 2217—TÜBİTAK Lisansüstü Yaz Okulu ve Benzeri Tohumlama Diğer Etkinlikleri Destekleme Programı—Yasin SEZER Sentetik Et—Çınar ZAİMOĞLU, Şeyda ŞİMŞEK Eşek Sütü—Erhan TEK, Ali KARAHAN Sunum Yapmanın Amaçları—Nilhan COŞKUN Atlarda Davranış—Reyhan DUYMUŞ Cerrahi Tarihi—Özge SİDEKLİ Poster Sunumları: Kanatlı Gübresinin DOĞRAMACI

Değerlendirilmesi—Gürkan

Apiterapi—Arda ATAY Echinococcus Granulosus’ un Türkiye’deki Önemi ve Hastalıktan Koruma—Murat BAL

21 Mart 2012 Prof. Dr. Sevil ATALAY VURAL: Patolojide İmmunohistokimyasal Yöntemler

Asitesin Neden Olduğu Abdominal Basıncın Değerlendirilmesi—Aytaç ÜNSAL

4) KATILDIĞIMIZ ETKİNLİKLER VE ORGANİZASYONLAR 10 Şubat 2012 Türkiye’de Veteriner Halk Sağlığının Mevcut Durumu ve Geleceği 17 Şubat 2012 EndNote X5 Programı Kullanıcı Eğitimi Ankara Üniversitesi 19.Geleneksel Kültür Haftası Etkinlikleri; ‘’HUMANİMAL’’ Veteriner Patoloji Sergisi 22 Mart 2012 Prof. Dr. Ali BUMİN, Dr. Oytun Okan ŞENEL, Dr. İrem ERGİN, Dr. Yusuf ŞEN: Köpeklerde Torakoskopik ve Laparoskopik Muayene Bulgularının Değerlendirilmesi

5) ’’TÜSİAD, BU GENÇLİKTE İŞ VAR PROJESİ” ANKARA ÜNİVERSİTESİ EV SAHİPLİĞİ 6) HEDEFLENEN ÇALIŞMALARIMIZ AVBAT II. Veteriner Bilimleri Öğrenci Kongresi HİPPOCAMPUS Kongre Özel Sayısı AVBAT III. Veteriner Bilimleri Öğrenci Çalıştayları AVBAT Seminer Günleri—5 Etkinliği Muğla—Dalaman TİGEM Teknik Gezisi

AVBAT

Sayfa 39


Hippocampus Sayı 2  

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Bilimsel Araştırma Topluluğu (AVBAT)

Advertisement