Page 1

(...............?...............)

AÇLIĞIN KÖKENİ ( şiir )

BALAMİR KÜRŞAT EYLÜL


Bu kitabı bağımsızlık ve insanlık adına insan hakları ve sosyal adalet adına Savaşmış

Ve bu uğurda hayatını kaybetmiş işkence görmüş Ve bu savaşın acısını yüreğinde hissetmiş tüm insanlara ve insanlığa armağanım olsun


‌ Bil ki Deliler de birer dahidir


DİRENİŞÇİ

I. gözyaşlarını akıtarak gittin Bil ki delilerde birer dahidir Ve beni ağlarken kimse görmedi yalan Ben yalnız başıma sefilce ağladım Tüm dünyanın acıları benim yüreğimde birleşir


ve güzel kadınlar kadar bana kimse acı vermedi ve giderken seni aldım yanıma aldım götürdüm yalnızlığıma şu dünya da yapamadıklarım yaptıklarımdan çoktur kırılan hayallerimden ve yıkılan umutlarımdan kuleler yaptım ve ne kadınlara sevdalandım birer birer kaybolup gittiler hayatımdan

acı tatlı anıları yaşadığın toprakları terk etmek nedir bilirmisin? Deli sürgün olmanın acısını Eğer ihanet edecek bir adam arıyorsan İşte buradayım dimdik ayaktayım bil ki delilerde birer dahidir ve efsane olmuş delilerde vardır bu dünyada uçsuz bucaksız bir uçurumun kenarında yakalandık


Bir uctan (düşünceden) bir başka uca ( düşünceye) koşmak sandığın kadar kolay ve zor değil farkında olmadan gelip geçiyor

Bir sen anlamadın anlayamadın beni Bulutları araladık dağlara yaslandık kurulu düzenin ahrazlarını da unutmadık adamca yargıladık ve insanca sorgulamasını da bildik soru sorması benden cevaplaması sizden soru sormakta bir yetenektir doğru cevap vermekte bir dahiliktir uzadı ve kıvrıldı yollar hiç yolunu şaşırmayan derviş şaşa kaldı ve dünya yörüngesini şaşırmış diyorlar yolunu şaşıran dünya değil insanlar yoldan çıkanlar ve çıkarılanlar


Bir de mecbur olmak zorda kalmak var işin içinde yarabbim bu nasıl ne biçim bir acı verirken hiç için sızlamadımı bir insanın canına nasıl kıyılır nasıl aşık olur insan nasıl bir insan başka bir insana bağlanır Ey ızdırab artık beni bulamayacaksın çünkü bu gördüğün adam ölümü düşünüyor

İşte Sen İşte Ben İşte biz Çile çekmiş yenilmişiz Ama asla insanlığımızı kaybetmemişiz bu içimde ki acı beni ne zaman bırakacak sürgünlere yollayın ulan beni vurun öldürün Bilki delilerde birer dahidir İçimde ki sızı Bu acı tende bir çıban yarası giyecek bir elbisem bile kalmadı bu şehirde


çok karşılıksız aşklar yaşadım ve benim çekmediğim çile kalmamıştır bu şehir de sen i aradım bulamayınca ağladım tahmin edebiliyor musun dün gece geçmişe bakıp ilkez ağladım geçmişe ilkez ağladım 17-2000

II. tünel deki kaos kendi kendimle konuşmaktan acizim en son günlerde tutarlı değilim ve yıllardır bir acı var bedenimde gezinen saçmasapan semptomlar kadınsızlık ve cinsel açlık ve bu bedende


delilik var sefillik var rezillik var ve sen oğlum nuh hamza yıllarca sevgiye açsın merhamete kadın bedenine şöhrete açsın uzağımdaki uzağımdaki lanet kadınlar yatağımda değil ve etrafımda ilgileneceğim kadın varmı var mı belki de vardı(r) yada yok 17-2000

III. Umut ve umutsuzluk Umutsuzlukta bir duygudur en iyisi sen bu ikisini bir arada yürüt çünkü ben Tanrının bile hesaba katmadığı acılar(ı) yaşadım


17-2000

( Korku ve Direniş) IV Sosyal adaletsizlik üzerine konuşacaklarım var Bu kurulu düzenin kökeninde adaletsizlik yatar Ve eğer ağaların törelerin düzeni buysa Ben bu düzene başkaldırıyorum eğer ben acılıysam ve eğer zorbalar mutluysa


bu mutluluk o kalabalığa zehir zıkkımdır hergün aynı yolları yürümekten bıktım usandım aynı acıları yaşamaktan sabır ve direniş kararsızlık ve karamsarlık konsantrasyon merkezi zaten dağılmış dersaneye gitsen ne olacak nasıl olsa adapte olamıyorum Bu serüvene katılmalıyım düzensizlik ve karasızlık ve hazmedemediğim olgular var ve kadınlar en başta hayatsal sürecin devamıdırlar

V Mesele İdeoloji meselesi değil Mesele insanlıktır Amaç insanlığı savunmaktır Karanlığı Aydınlıkla yıkmaktır Deliliğe giden yolda Sessizliğin ilk adımlarını durdurmaktır


Sessizliğe ve suskunluğa giden bu bin türlü yolda Deliliğin ilk ayak izlerini aramaktır ve her şeye rağmen bulmaktır ağustos 2000-17

VI İsraf olmuş bir enerjinin aydınlığında kalmak tek başına ve yalnız kalmak dışlanmak ve suçlanmak dar bir çevrenin içinde kısılmak


ve savrulmak işte hepsi bu üç yıldırda böyle üç yıl böyle yaşamak ve sıradan basit olan hiçbir şeyi kafaya takmayarak peki dediğin(m) gibi mi öylemi Yoldaşım Sırdaşım Biz ne acılar gördük ne hasretler ne sürgünler ne mahrumiyetler gördük

Yoldaşım Sırdaşım gönüldaşım ne hayaller kurduk umutlandık ve yıllar yıkımlarıyla geldi yarın birgün bu gençlikte kalmayacak 17-2000


Şu evden çıkmak var şimdi Şu dünyayı ülke ülke Şehir Şehir cadde cadde gezmek ve dolaşmak var şimdi unutmak sırf seni unutmak için


unutamadağım için Benim dünyamda delilik var sevdiceğim Asla suçlamıyorum seni Şu dünya da Bir suçlu varsa O kişi benim Yıllarca ben suçlandım çünkü dışlandım itildim reddedildim hadi sende küçümse dışla reddet ve suçla beni ama asla terk etme n’olursun terk etme beni eğer bıktıysan söyle eğer öyleyse sende herkezin bana yaptığını yap reddet ve git sende git git ve bırak ki beni zavallığımı ve yalnızlığımı yeniden göster bana yakışıklı zengin bir kocada sen bul kendine herkez gibi çoluğa çocuğa karış yani sıradan ve aptal bir hayatta sen uydur kendine ve ne bir daha ismimi o güzel ağzına al ve nede bir daha sor beni unut gitsin gizli bir hatıra gibi belleğinde kalsın ismim yaş: 17-yıl:2000


eğer ben aynaya baktığımda aynadaki adamı tanımıyorsam eğer ben saçmasapan şeyleri kafaya takıp kendimi mahvediyorsam eğer ben acılıysam ve elin zengin piçleri mke havuzunda


buluşuyorsa eğer ben allaha küfretmek için kendimi zor tutuyorsam ve saat başı ölüp ölüp diriliyorsam …………………………………………………………………… 17-2000

Çelişki


Yaln覺zl覺k Allah a Mahsustur Derler Ben de Yaln覺z覺m


Bir Arayışın içinde Aradığımı bulduğumda Bulduğum Ölümdür Ama Bizlere Ölüm de Yetmez ki Yaş:17 yıl:2000

Rüzgarda konuşanlar Ne (yi) istemediysem geldi başıma İnsanlığın ızdırablarıyla mahvettim kendimi Onlar İnsanlığın ızdırablarıyla mahvettiler kendilerini geceleri ayışığında gezdik caddeleri hüzünlü ve acılı yürüdük yollarda


ezildik ve harcandık oğlum savrulduk kabul et ama dimdik ayakta ve onurluyduk Rüzgarımıza yenildiler yoldaş Rüzgarımızdan korktular anla artık yaş:17 yıl: 2000

Bu dünyanın acı çeken tüm insanları Bilin ki bu dünya nın acısını ben de çekiyorum sizlerin acısını yüreğimde ben de hissediyorum


Bu acı yaşadıkça dinmez bitmez tükenmez eğer varsa zannetmiyorum kalbini kırdığım tüm insanlardan özür diliyorum acı çekiyorum anlasana acı açlık artık 17 yaşlarımın sonlarında her şey hat safhada her şey patlamaya hazır yaş:17 yıl:2000

geçmişimden kurtulamıyorum ağlamak istiyorum ağlayamıyorum şu dünya da milyonlarca insan yaşıyor ben sadece bir tanesiyim Öğüt ve Nasihat verenleri hiç sevmem Ben kimim ki Öğüt ve Nasihat verebiliyorum


Dünya da yığınlar var bolluğun ve mutluluğun İçinde tepinen Dünya da Bizler varız açlığın içinde yaşamak zorunda olan varolmak için varetmek için her saniye ölmek ve dirilmek zorunda olan yine olmadı yoldaş olmadı yenildik işte hayata bittik tükendik oğlum yokolduk mahvettiler bizi mahvetti hayat bizi var mısın yeniden başlayalım varlığımızla yeniden yaratalım bu dünya yı kafamıza göre hani yaş:17 yıl:2000


Şu an bu acıların tutsağıyım Şu andan itibaren mutluluğu aramak boşunadır benim için Ben de mutlu olabilirmiyimki Ben yıllarca bu acılara karşı koydum Bu karşı koyuş dünyanın dünyanın düzeninede karşı koyuş demektir


bir anlamda Artık her şey saçmasapan ve bomboş her şey düzensiz ve bozuk Acılarımı dindirmek için uğraşmamada gerek yok çünkü tükenmiyor başka maskelerle geliyor çıkıyor karşıma

O çocuk hüznün caddelerini yürüdü Ergenlik çağında Sosyal adaletsizliğin Cinsel açlığın hastalığın ve mahrumiyetlerin korkunç girdaplarına girdi O çocuk zaten yoksulluğun ve yoksunluğun için de doğdu Paranoyak Şizofren


Nevrotik Mani depresif Peki Kimdi O Çocuk Bana bakmayın Bana bakmayın 17-2000

Sizler benim bu şehirde ki yalnızlığımı anlatsamda anlayamazsınız Tüm deliliğimle Tüm sefilliğimle Ve Tüm rezilliğimle


17-2000

Manifesto Elin mutlu piçleri hayatın tadını çıkarırken Sen burda açlığın mahkumu acıların tutsağı olarak yaşamaya mecbursun uzağımda kalan kadınlar gibi cinsel açlık gibi


zindan gibi kelepçeler gibi prangalar vurulmuş yürüyemiyorum bu taşlı engebeli yollarda Bu yollar ki iyi bir görüntü yönetmeni gibi flime çekerken duygusunu verebilmelisin yürürken koşarken korkarken düzene ve türettiklerine kin ve öfke duyarken Tüm dünyaları etkileyebilmelisin

Anarşizm Komünizm Ve Reformizm Ama din anlayışı Hallac-ı Mansur’un Yunus Emre’nin olmalı Bu baktıkların ve duydukların varya bunların hepsi şanslı birer Orospu çocuğu Bana acı veren cinsellik değil Sosyal adaletsizlik ve eşitsizliktir


asıl bana koyan bana en canalıcı ve vurucu darbeyi indiren dünya nimetlerinden mahrum olmak Mahrumiyet Yaş:17 – yıl: 2000

Özgürüm İşsiz gezebiliyorum Özgürüm açlığı yaşayabiliyorum Özgürüm arkadaşım bile yok Bu kahrolası şehirde dedim ya özgürüm aç kalabiliyorum şakalarımı espirilerimi


kaldırabilecek güçteyseniz beni arayın yaş: 17 – yıl: 2000

Umudum yok diyorsun ama yine de umudumuz ve hayallerimiz var umutlarımız ve hayallerimiz kırıldı yıkıldı yokoldu Bitti(k) tükendi(k) perişan oldu(k) mahvoldu Ama yinede her şeye rağmen


hayallerimiz ve umudumuz var Yine de umudumuz var bitmeyecekte 17-2000

Kin öfke nefret ve acı dünyaya yönlendirdiğin zaman dünya önünde ayağa kalkar 17 – 2000


Aşık olduğum kadın senin yürüdüğün yollar güldüğün kaldırımlar hayretler içinde kaldığın zamanlar ağladığın acıdığın zalimleştiğin zamanlar


hatırımdadır sevişmek isteyipte sevişemediğim kadınlar seninle sevişmek isteyipte sevişemediğimiz yıllar var Ben Sevmeyi sevindirmeyi Ben gülmeyi ve güldürmeyi Ben ağlamayı ve ağlatmamayı aç kalıpta açlığı unutmayı Aç bırakmamayı sende öğrendim

ağlamak istiyorum Ama utanıyorum ben bu şehrin caddelerini için için ağlayarak gezdim 17-2000


Öyle bir dünya ki neresinden bakarsan bak hep aynı değişik Bu dünya da eğer Bir Tanrı Varsa O Tanrı ben


im sınıflandırılmış hudutsuz semptomlar var statükomu mahveden mahvoluşun ardından gelen hüzünler feci hüzünler Kan kırmızı 17-2000

Haykırmakta bir hünerdir gizlice sezdirmeden ağlamakta ve insansan eğer insan olmayı başarabilmişsen evrimini tamamlayabilmişsen ilham diye bir şey vardır saçmasapan bir saçmalıktır


en hazır olmadığın anda yakalar ve hayatta öyle şeyler vardır ki korkunç yaralar hazmedemediğin kabul edemezsin hiç zorbalardan yobazlardan cahillerden bıkmış usanmışsan bir yığın bok kafalı nesebsiz saldırganlardan kabadayı bozuntusu kalleşlerden dayak yemiş linç edilmiş tiksinmiş iğrenmişsen eğer anlamışsın demektir kurulu düzenin ahrazlarını kimlerin prim yaptığını boşver şimdi bunları Ağlamak isteyipte kendini tutmak zorunda olduğun anlar vardır Dehşettir Hüzündür Acıdır Haykırmaktır Cevabım


İntikam almak istesemde alamam zaten İntikam sadece bir aldatmacadır Sadece insanın nefsini kandırmasıdır Acı yaşanmıştır zaten Zamanı tersine akıtamazsın Ancak algılayabilirsin anımsatabilirsin paramparça ve darmadağınık olmak vardır Muteşemdir Bölünmek bölümlere ayrıldığını hissetmek Acılarımı Izdırablarımı Sınıflara ayırmışım Hayatta acılar vardır gelir geçer Hayatta acılar vardır deler geçer Ama hayatta acılar vardır birikir enerji olur kaynağını yok etmeye yönelir1 Durduramazsın Durduramazlar patlamaya Dehşet saçmaya


hazır bir volkan Bir rüzgar gibi esersin şehrin üzerinden Denizlerde kasırga olursun Okyanuslarda Tsunami İşte o gün bu gündür Tüm insanlığın beynine nüfuz etmenin zamanıdır iz bırakmak

sanat denen bu yolda herkez terk etmişken üşenirken kabullenmezken anlayamazken seni gerçeğin peşine düşüp ölünceye kadar takip etmek O’nu sanatla aramaktır gerçeği gerçek gerçeği aramaktır ilahların arasına katılmaktır çift düşünce sistemi diyalektik ikilem Adaletsizliğin bir kökeni vardır Cinsel açlığın kurulu düzen bir duvardır Ya aşacaksın


Ya yıkacaksın (birincisi daha etkileyici olsa gerek) Adaletsizliği vardır bu dünya da Sağlığın Kadının Sex’in Mekanın paranın Adaletsizliği vardır eğitimin öğrenimin zevkü sefanın vajinanın penisin Adaletsizliği vardır ve hiçbiri ve hiçbirşey eşit dağıtılmamıştır ki eğer tanrı tüm bunları ganigani varmişse herhangi bir yığına Bilmelisinki peoleter varlığının düşmanıdır(lar) kin öfke nefret ve sövgü mübahtır Acılar söyletiyor seni böyle oğlum halbu ki biz şiddet karşıtı antisadistiz oğlum bunlar hafif kalır


Allahına kadar zorbalığın düşmanıyız

Bu nasıl bir tezattır Ne biçim bir ikilemdir bu en iyisi şiddet düşmanı kalmakta Mevsim Sonbahar Yaş: 18 Yıl: 2000


lanet ( Geçmişi kullan ) ( Şu anı yaşa

)

( gelecekten kork )


geçmişi kullanıyorum şu anı yaşıyorum Gelecekten korkuyorum


Ey dünya eğer benden aldıklarını geri vermezsen eğer vermezsen bil ki

bastırılmış yıldırılmış harcanmışım


yıkılmamışım

ilahlar ve çılgınlar Bilki ilahlarda çıldırmıştır Çılgınlarda ilahlaşmıştır


onsekiz yaşındayım yıllardır huzursuzum düzensizim savruk ve rahatsızım en fecisi acılı ve yaralıyım Yaş: 18 – Yıl: 2000

akıl almaz acılar içinde yürüdüm ben bu şehrin caddelerini yollar hep yağmurluydu yağmurlar yağarken hep ağlamak gelirdi içimden boşanırcasına ağlamak ağlarken


tüm acılarımı tüm yaralarımı akıtmak Birşeylerin eksikliğini hissettim içimde hep kimbilir kaç kez dolaştım ben bu şehrin caddelerinde sabredilmez acılar içinde yürüdüm Bu şehrin caddelerinde kimbilir kaç kadına aşık oldum kaybettim kaç kadını istedim bu şehrin caddelerinde sahip olamadım yaş:18 – yıl : 2000 ben isyanların adamıyım ben de ki talihsizliğinde ötesinde bir lanet şimdi ben o büyük o Muhteşem ilhamı bekliyorum öyle bir şiir olmalı ki Bana tüm acılarımı unuttursun Ve öyle bir şiir olmalı ki Hayata olan açlığımı doyursun 18-2000


Ben ne zaman bu evden dışarı çıksam Ben ne zaman bu şehrin caddelerinde yürüsem ve Ben ne zaman bu şehrin caddelerinde bir kadın görsem


bu benim acım olur aşık olduğum gördüğüm hoşlandığım kısa süreli uzun süreli ilişkide bulunduğum kadınlar bir anda görüp tutulduğum ama hiç fark ettirmediğim tanıdığım hiç tanımadığım ama istediğim kadınlar yaş : 18 yıl: 2000

bu açlıklar mahrumiyetler ve acılar artık benim bir parçam artık ben öteki Türkiyeninde ötesinde kalmış bir çocukadamım bir kadının bedenini keşfetmek dünyayı keşfetmek kadar zor hep başka insanların acılarıyla yanmış


yakılmışım kıstırılmış bastırılmış pusuya düşürülmüş yaralanmış ( sosyal ) adaletsizliğin haksızlığın ve açlığın vurucu darbesiyle yıkılmış ayaklanmış başkaldırmışım yaş : 18 – 2000

Senin ellerinde ölüme susamışım


kadınım idam sehpamı ellerinle kuracaksın çünkü ben platonik aşkların imparatoruyum

cehennemim tam ortasındayım isyanım var cennet bu cehennemin ortasına ne zaman gelecek


yada biz bu cehennemi cennetin tam ortasına götürürüz

Bu gece anıların tazelendiği acıların yinelendiği bir gece Daha gün batmadan üst üste uçuşan kuş sürülerinin hayretle izlendiği bir gece


ve ben o mavi gözleri nerde görsem tanırım yine korkarım yanına yaklaşmaktan ama yine de yaklaşırım utancımdan giz ve esrarengiz ayrılırım yanından bakamam beni terk edip gidişine Acıyamam acıklı halime bugüne kadar kendime hiç acımadım ve mutluluk denilen şey hep bir yerler de gömülü kaldı bulamadım


ve bir gün olsun sorunsuz yaşamak haramdı bize ikimize hani bana budala deyişin var ya hani bana deli sersem çılgın deyişin var ya Ama yinede Ama yinede sana aşığım deyişin var ya Biz istesek sevgilim biz bu dünya yı değiştirebiliriz Yine çıldırdın diyeceksin biliyorum çünkü o bilmediğin sıcaklığını o hiç duymadığın sesini duyuyorum

korkuyorum korkak olmaktan Bilirsin


Ben Aşkı hep Acı tarafından yaşadım çünkü ben aşkı yaşadım Aşkı yaşadım diyorum Sana Kanıyla canıyla Aşkı Kendi yangınıma yangınlarla gittim kendimi ben zehirledim bugüne kadar ve Ben yarına düne bu güne kadar hiç yaşamadım Bir Hiç Hiçtim Çünkü Hiç Olana kadar Aşktı Savaşım


Aşktı bağımsızlığım Özgürlüğüm Aşktı prangam kelepçem zindanım Tutsağıydım çünkü Çünkü Ben Bu dünyanın en hazin adamıydım Aşk gibi Aşk gibi hazin Aşk dediğin Aşk dediğin akıl almaz acılar vermeli belki de insana Aşk dediğin belki de Adamı Adam etmeli Aynen ben de olduğu gibi Yaş : 18 yıl : ocak – 2001


Hep aynı yollar var önümüzde hep aynı yollar var ardımız da kalan yapacak hiçbir şey kalmayan günler çünkü yapacak hiçbir şeyim kalmamış


sıkılmışım bunalmışım imkan verilmemiş Yok Oysa yapmak yapmak istediğim O kadar çok şey var ki 18 – 2001

Kimbilir bu kaçıncı gece Ağlamak için zor tutunduğum kimbilir denemek istediğim kaçıncı intihar eylemi bu Hasat tarlalarından esen serin soğuk rüzgarlar gibi


yine bu gece Giripte çıkamadığım Kaçıncı depresyon bu Kimbilebilir ki 18 - 2001


Tüm kainat Tüm dünya Tüm insanlık Ve Tüm Izdırablar Bende birleşir Ben de bulur kendini Mart 2001 yaş: 18


Seni bu zindanda başka bir herifin kollarında düşündüm Çıldırdım acıdan anlıyormusun çıldırdım Sevgilim 18-2001


İKİLEM


Varolan her şeyi inkar ediyorum Yok olan her şeyi kabul ediyorum

Hüzün dağlarına uzanan bir yoldu bu Çünkü hüzün tek bir şey değildir Olmadı bugüne dek Kıpkırmızı bir yalnızlıktı bu hüzün dağlarında kalan ve Ben bunca acıyı hak etmedim


biliyorum bu okul bu koridor bu sıralar yitik bir aydınlık geçmişin hüznünde kalan yitik ve yitirmekte olan Tüm bu mekanlar ve dar zamanlar küçük zamanlar ……………….. ………………… 2001-18

Kimbilir kaç gere çığlık çığlığa uyandı gözlerim Kimbilir kaç gece çığlık çığlığa uyandırdı beni hayalin bu gece bu şehirde yağmur vardı Ama sen yanımda yoktun tonla sıkıntı keder tiksindiğim insan suratları uğraştığım ve sadece uğraşarak kaybettiğim


saçmasapan saçmalıklar işte hepsi bu şehirdeydi hepsi Ben sana Aşıktım yıllardır Bunu sen bile bilmiyordun Kimseler anlamıyordu beni Kapı ve tokmak sesleri uğuldayan onların kulakları rüzgar sesleri benim kulaklarımda melodiler melodiler dolduruyor zamanın boşluğuna rüzgarın melodileri dokunuyor Ruhum ve kafam karmakarışık her şey için kararsızım hiçbir işi doğru dürüst yapmıyorum Bu şiiri bile yazıp yazmamakta kararsızım Kararsız olmuyor hiçbirşey O kadar karasızım yani Saçmasapan ve Karmakarışık acı veren bir olgu bu rest çektiğim reddettiğim ve istemediğim başı bozuk avare bir yolcuyum bu yollarda gözleri hep kadınlarda


uykulu yada yarı uykusuz aç yada yarı aç hasta yada sağlıksız Bu yürüdüğüm caddeler …………. Bu yürüdüğüm caddeler hakkında konuşmak istemiyorum Bilmiyorum Dedim ya kafam karmakarışık depresyon her zaman vardı zaten intihar hissi arasıra ama asla ciddi değil intihar dünya düzenine bireysel bir başkaldırımı yoksa aptallıkmı Ama yapılış şekline göre değişir bu İntiharın bile bir anlamı estetiği ve Muhteşemliği olmalı etkilemeli insanı

18-2001

Ben bu şehri seviyorum Çünkü ben bu şehir de doğdum bu şehrin ismi; Kırıkkale Ben bu şehrin caddelerinde volta attım aşık oldum inanılmaz acılar içinde katettim ben bu şehrin caddelerini Bu şehrin kadınarı da güzeldir


tümüyle yatabilsem işte o zaman sorunlar çözülür ancak o zaman kurtulabilirim bu acılardan Yaş : 18 Yıl: 2001

Üstü başı çok sefil Yalnızlığını ağır bir demir gibi taşıyor göğsünde belki şizofren belki zihinsel özürlü Ama dedimya üstü başı çok sefil Şu soğuk yağmurlu havada Sığınacak bir barakası bile yok Hiç kimse ilgilenmiyor onunla


onlarla ben hariç çünkü gördükçe onların sefilliğini ve yalnızlığını yüreğim sızlıyor içim yanıyor çünkü bilirim sefilliğin ve yalnızlığın acısını izini ve bıraktığı kapanmaz yaralarını bir zorba bir yobaz bir saldırgan bir insanlık ve aydınlık düşmanı kadar doymuyor karnı uyuyamıyor huzur içinde ya o masum çocukları eğer insansan dayanabilir mi yüreğin sabredebilir misin? 18-2001


GÜZERGAH halsizim yorgunum bu evde ben şimdi bu evden çıkıp gittiğimde bir şiir dahi yazmadan dönmemeliyim eğer bir öykü bile yazamıyorsam en azından dönmemeliyim bu eve utanmalıyım ben yorgun ve halsiz çıktığımda bu evden yine aylaklığım tutacak


Yine aynı yollar aynı caddeler yürünecek Yine aynı takıntılar saplantılar ve halüsinasyonlar işgal edip karıştıracak aklımı Yani yine aynı güzergah izlenecek yine aynı elbiseyle Para yok ki değişsin Yürürken bu şehrin hüzünlü caddelerini kaç defa gökyüzüne baktım dolunayı ve bulutları gördüm gözlerim yaşardı Bulutlar saklamıştı dolunayı Muhteşemdi Benim sırlarımı sakladığı gibi halbu ki dolunayın ışığı vardı bulutları parlatmış yaldızlamıştı Şimdi çıktı bulutların arasından dolunay dolunayla birlikte yürüdüm O’ nunla gezdim bu şehri hayli bir zaman


Yine karıştı bulutların arasına dolunay dolunay Yalnız bıraktı Yalnız kaldım bu şehir de İnsanlık düşmanlarının büyük ve küçük başlı zorba ve yobazların sömürgenlerin ve düzen yanlısı yığının tepinerek gezindiği bu düzende ve memlekette bizlerin yürümesi yasakmış aylaklık dahi suçmuş bize Ayriyeten moralimi bozanların Ve bana haksız yere saldıranların anasına avradını……………

ne bulutlar ne gezegenler geçti ve kimbilir kaç kez ağladım bu vatan topraklarında ben bu toprakların çocuğuyum Çünkü ben bu toprakların üzerinde doğdum çilesini çektim acısını yuttum bu toprakların ha bu toprakların üzerine kurulu bir sistem


olabilir bu beni ilgilendirmez tanımıyorum dedimya bu toprakların aşığıyım ben Çünkü bu topraklarda aşık oldum Delicesine sevdim bu toprakların kadınlarını tüm kadınlarını aralarında iğrendiklerim de oldu Ama yine de tüm kadınlar güzel ve merhametlidir Yaş : 18 Yıl: 2001 Nisan

Bu şehir de bir tek yürümediğim yol kaldı O’nu da yürürüz Yeni farkına varıyorum yağmur yağmış bu şehre yolları ıslanmış ama suları çekilmiş Yağmur kokusu sinmiş bu caddede caddelere Peki bu bu caddeler neyi ifade ediyor


Yürüdüğüm caddeler hep aynı caddeler Peki bu caddelerin üzerinde gezinenler onlar da aynımı belki de Mevsim yağmur mevsimi nisanın başlarındayız Yine kaldırdım kafamı gökyüzüne yeniden baktım Simsiyah gökyüzü bulutlar sedef bir kumaş gibi serpilmiş gökyüzüne ve dolunayı gizlemek için yarışıyorlardı aman tanrım ne muhteşem bir manzaraydı Aman Tanrım mı? şimdilik Tanrı var biliyorum Ama O’nu tanımıyorum Çünkü işini yapmıyor ne yaptığıda pek belli değil zaten Yaş : 18 – 2001


Nisan aylarında hep yağmurludur bu şehir Bu şehirde Kırkkale Mehmet Akif Ersoy lisesinde 11 S/A Sınıfında Suratlarını görmekten tiksindiğim onlar kendilerini bilir ve o pis suratlarını kasaturayla kesmek


istediğim sürüyle evrimini tamamlamamış goriller var istesem doğrardım suratlarını

Ama yapmadım Çünkü ben insandım ( bir komünistin öfkesi ) Yaş: 18 Yıl: 2001


ŞAHİT

Ultimatom Onlar ölüme meydan okudular Onlar ölüm orucundaydılar İsveç diyetinde değil Kahramandılar Hayatımı mahveden Bu saçmasapan saplantılar birer bozgundur ben de şimdi gelişmiş ve az gelişmiş tüm ülkelerin


en besili domuzları ve domuz yavruları doldurmuştur gazinoları diskotekleri tavernaları genelevleri ve eğlence merkezlerini domuzlar gibi semiz karnı tok sırtı pektir hepsinin lüx villalarında doğum günü partileri kokteyller düzenleyip böcekler gibi çiftleşmektedirler şimdi hepsi mutludur eğlenmektedirler çamurda ağnanan domuzlar gibi Bu gün bu gece veya bu gecenin sabahı Sanırım ölüm orucunun 187. günüdür belki de Bu şehir de Kırıkkalede Kırıkkale Mehmet Akif Ersoy Lisesin de Sosyal bölümün 11/A sınıfında Sadece konuştuğum için bana saldıran hakaret eden orospu çocukları var Yumruk atarak şakalaştığını zanneden evrimini tamamlamamış goriller var


iyiyi doğruyu ve güzeli gören insanlarda var bu sınıfta ve okulda tümü dostumdur arkadaşın dediği gibi “ama ne yaparsın ciğeri beş para etmezler çullanmış bu dünyaya nisan Yaş: 18 2001

gün batımına durmuş nil nehri gibi yemyeşildi gözleri buğday kumralı saçları vardı rüzgar dansettirdi her telini boğaziçi uluslar arası ilişkiler mezunuydu babası solcu özgün müzik sanatçısı üstelik sekiz yaşta büyük


ben den Onunla tanıştığımda Çırağan sarayının kapısına yağmur yağıyordu ve yemyeşil gözleriyle öyle bir bakıyor du ki beynim allak bullak oluyordu beynimi allak bullak ediyordu kimbilir kaç gece başka bir herifin kollarında düşündüm onu çıldırdım acıdan altüst ettim hayatımı aptal bir reklam filmiydi oynadığı konuşması yasakmış(tı) O cennetin içindeydi Ben cehennemim tam ortasında kaçkez anaavrat sövdüm onunla birlikte olan adamlara ve kaçkez tükürmek istedim özgürlüğünü kısıtlayanlara şu an için yürüdüğüm şu caddeleri her adımım da çatlattım yalnızlığımdan eski bir kot pantolon üç yıldır giyinmek zorunda olduğum bir gömlek 4.5 yıldır giydiğim Bir deri ceket ve alman botu pederden kalan Yani tam bir proleter gibi yürüyorum


eskimiş elbiseler çünkü zorunluyum Asıl bu şehrin caddelerini birde gece yürüyeceksin her adımda bir tehlike bir korku Belki de bu benim korkaklığım duyduğum benim zavallılığım 18-2001

………………………………………………….. Ve Bu şehrin caddelerin de yalnızlığıma ağladım gözyaşlarımı içime akıttım Ben bu caddelerde öğrendim Sevgiyi Sevmeyi


aşkı ve delicesine aşkı aşık olmayı bu şehir de hiç kimse benim kadar ağlamadı ve bu şehirde hiç kimse benim kadar yalnız kalmadı ve ben bu şehrin caddelerinde mukaddes bir ceset gibi sürükledim zavallılığımı 18-2001

Ben yalnızlığı öğrettim kendime kitaplarımla yalnız kalmamayı Aşkı öğrettim kendime Şiir lerimle aşık olmayı zavallığımı unutturmayı 18-2001


Bu dünya da bir insanın bana gelip “sen daha bir çocuksun” demesini bekledim Bu bana haz verirdi 18-2001


Daha bir kelebek kadar güzel değil insan Daha bir kelebekten dahi olsa üstün değil Daha bir kelebekten bile üstün değil Çoğunluğun yaşadığı aşkta değil hepsi birer süprüntü 18-2001


Daha bir kelebek kadar güzel olamadı insan üstün olamadı Çoğunluğun ki aşkta değil hepsi birer süprüntü

18 – 2001

Bir yanım ağır aksak bir zincir sarıldı bileğime yüklendi bağlandı Bir yanım bir kuş gibi uçtu savruldu gökyüzüne alabildiğine özgürlüğüne süzüldü 18-2001


Sevdalarda acılara eşittir Acılar sevdalara bizim kitabımıza böyle yazıldı okuyabilene 18-2001


gerçeği aradım doğruyu buldum 18-2001


hayatta parayla satın alınamayan şeyler Parayla satın alınanlardan daha çoktur Parayla satın alınanlar Parayla satın alınamayanlar yanında Bir ceviz kabuğu kadar boştur 18-2001

Ben bu şehrin caddelerini doğaçlama yürüdüm Ne olursa olsun oğlum Bu caddeleri ölümüne yürüyeceksin anlıyormusun idamımı dileyin ben bu dünyanın en güçsüz insanıyım Ben bu caddelerde ne hezeyanlar içinde yürüdüm Ben bu şehirde ne rezil acılar çektim


Anlayamazsınız ne saldırılara uğradım duysanız hiç kimseye anlatamazsınız on-üç-bin düşünce suçlusunun olduğu söyleniyor cezaevlerin de tutsak onların çektiği acılar namusuna kadar onurlu benim acılarım onların yanında rezildiler çünkü ben onların yanında kusursuz bir zavallı gibi kalırım Belki de ben bu dünyanın en korkak adamıyım Yorgunum tehlike ve serüven içinde yaşamaktan Ölümüne korkulardan hergün suikaste uğramaktan Onlar cesurdular Kahramandılar Çünkü Ölüme Meydan Okudular Benim gibi zilletin için de değil korkuları ve rezil acıları çekmeye mecbur değil Belki bu hayali yatarak değil gezerekte kurabilirm Hayallerimin tümünü yatarak halüsinasyonlarımı yürüyerek ürettim Akli dengemi yitirmeme ramak kalmış bu şehirde hiçbir şey akıcı değil bu ülkede sistem tıkanmış


açsanda bu tıkanıklığı bu sular borulara akacak halbu ki borularda çürümüş Yani hukuk sisteminden bahsediyorum siyaset ve ekonomiden Yani anlayacağınız şey şudur ki yoldaşlar Bu hurdaya dönmüş tesisat tepeden tırnağa boydan boya bir ucundan bir uca değiştirilmeli demokratikleştirilmeli Sosyal adalet getirilmeli Yaş : 18 Yıl: 2001

Uğur Mumcu Hayatını kaybettiğinde on yaşındaydım Bir Uğur Mumcu kitabı daha okuyorum şimdi on sekiz yaşındayım Sonuna kadar inanıyorum okuduğum her satıra Ahtapotların kolların altında ülkem Suyu bulanık havası dumanlı


Uğur Mumcu nun 12 Mart savunmasını okuyorum şimdi şehre yağmur yağıyor öylesine ki caddeler duvarlar sırılsıklam Yine gece bastırıyor yine aynı sıkıntı Tek geçici kurtuluş yolum var Yürümek bu caddelerde yürüyerek atabilirim bu sıkıntıyı ancak bu dar caddelerde dar kafalara meydan okuyarak yürüyorum bu caddelerde firardayım peşimdeler tüm insanlık düşmanları takipte gözaltındayım işkencelerde sorgu odalarında Her adımım da bir korkuyu daha yeniyorum İlkez yeniyorum Her adımında ölüm korkusunu hissettiğim bu caddeleri ölümüne yürüyorum ölümüne yeniyorum tüm korkuları korkusuzum artık


ölümün bile korkudan dizlerini sızlatabilirim artık her yalnız şövalye gibi Bu caddelerin her metrekaresinde kimbilir kaç kadına durdum ve baktım kaç kadına aşık oldum kimbilebilir o kadınlar dahi bilemez Öyle bir şiir okumalıyım ki tüm acılarımı unutturmalı bana Yada öyle bir şiir yazmalıyım ki tüm acılarımı dindirmeli Peki bu acılar olmasa bir daha şiir yazabilirmiyim belki bilemiyorum

Kalem ile Silah yan yana olur mu

Yanındayım kurulu düzene ve ölüme meydan okuyanların Deniz Gezmişlerin, Yusuf Arslanların, Hüseyin İnanların Mahir Çayanların Ve Ölüm Oruçlarına verdiğimiz Kahramanların

Şehrin caddelerin de yine flörtleriyle sarmaş dolaş Üniversiteli küçük burjuva piçleri lüx lokantaları eğlence mekanlarını otelleri ve yazlık tatil yörelerini


hepsi sürü sürü işgal etmişler yılanlar gibi çöreklenmişler tüm dünya nimetlerine Emperyalizmin kucağına düşmüş ülkem yarı bağımlı zorbalar yobazlar ve asalaklar kapmış en güçlü yerleri mevkileri ve koltukları şirket kurmuş katiller politikacı olmuş reklamları oynamış firmaların cicili bicili boyalı fahişeler şöhret olmuş bu reklamlarda senelerce yığılmış sorunlar çözümleyen yok Adam yok çünkü bu memlekette namuslu adam 18-2001

2 temmuz Sivas sabredilmesi güç bir acıdır ben de Bu toprakları onlar gibi hiç kimse sevmedi 2 temmuz yobazların zorbaların satılmışların ve insanlık düşmanlarının bayramıdır


O günden bu yana konuşmak istediğim Çok şey var Bana değil çevremde ki insanlara zarar gelmesinden korkuyorum Bu toprakların çilesini çekmedi hiç kimse onlar kadar Alevden bir yol bu sonuna kadar gidilecek bir yer olmalı beni tüm bu sıkıntılardan kurtaracak yeni ve sıra dışı bir yol Aşk gibi herkez tarafından bilinen duyulan herkez tarafından yaşanamayan dedim ya aşk gibi bilinen ama yaşanması zor 18-2001

Ben sana Aşığım bilmiyorsun sen beni ben den başka Bilmiyorum şimdi ne yaptığını ama tahmin edebiliyorum doğrumudur kaçkez geçtim oturduğun mahallenin yollarından en istediğim an bulamadım seni evlendin mi ne zengindin ama bilmiyordun yoksulluğumu bilmiyordun acılarımı bilmiyordun bu caddelerde sırf seni görebilmek için yolaldığımı olmayacak düşlerim de hep sen vardın


kaç kadındın sayın kaçtı belki sayısızdın kimbilir bu şehir de nerelerde hangi zamanlardaydın her zamanki gibi çocuksu tatlı bir yosma gibi kimlere gülümsüyordun seni düşündükçe ağlamaklıydı gözlerim aşk buydu galiba mutlu aşk olmaz burjuva aşkları süprüntü onlara göre aç karnına aşk olmuyormuş niye aşık oldukları anlaşılıyor onların ki başka mana dedik ya süprüntü 18 – 2001

Uyku tutmuyor gözlerimi bir türlü Aklımdan çıkaramıyorum Vahşice işlenmiş tüm cinayetleri O cinayetlerde hayatını kaybeden O masum insanları 18 – 2001


Bu uyuşuk espiriler bu halsizlik Ben de bir hastalığın belirtileridir belki de Öyle bir müziğin etkisini verebilmeliyim ki şiir de Annem “oğlum yemeğe niye o kadar çok tuz atıyorsun” diyor Hayatta hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı tadı tuzu kalmadı hiçbir şeyin Üç gündür bir sağlık raporu almak için kapı kapı geziyorum 5 günlük burnumdan getiriyor işgüzar M.yardımcısı kalırsın sınıfta diyor müfettiş gelecekmiş


ulan şerefsiz K.kale 3 nolu sağlık ocağında 5 günlük bir rapor istedim Doktor mevzuatım buna uygun değil dedi Patates gibi bir kafası vardı dürzünün kara şişmandı elinde cigara üniformasız geziyordu sağlık ocağının bahçesinde iyi doktorlarda var hepsine sonsuz saygım var tabii her mesleğin için de iyiler ve kötüler var öğretmenin, avukatın, politikacının, okul müdürünün, sanatçının sporcunun aydının hepsi ama hepsinin iyisi ve kötüsü var ama sevmiyorum mevzuatçıları bunların allahı mevzuat olmuş ( mesele insanlık meselesi )

ona tapıyorlar çünkü

Şu anki son durum edindiğim bilgiler Çünkü hiçbir haber alamıyorum 32 cezaevinde 323 tutsak süresiz açlık grevinde 192 tutsak ölüm oruçlarında Yaşasın ölüm Yaş : 18 – 2001


Bekle beni sevgili o çocuksu tebessümünle bekle beni belki benimle bu dünyanın en büyük aşkını yaşayacaksın ömrünün en destansı aşkını efsanemiz olacak belki seninle


aşkımızın bir sihri olacak seninle bekle 18 – 2001

Yarı açım kaç gündür kaç haftadır banyo yapamadım bir türlü artık o muhteşem müziğin o ihtiyacını duyduğum müziğin o Muhteşem ezgisini ben yaratmalıyım bizzat kendim


küçük kızkardeşim sordu bu gün daha dokuzunda üçüncü sınıfta “Abi Atatürk düşmanlardan kurtamadımı bizi biz hala düşmanlarla savaşıyoz?” kimin dost kimin düşman olduğunu nerden bilebiliriz güzelim Yine silahlı çatışma 13 asker şehit 27 gerilla öldürülmüş 43 masum sivil daha dün öldürülmüştü Bu öldürümlerin sonu nereye varacak neye yarayacak televizyonlarda verildi bunlar son dakika topu topu on küsur saniye bitti son dakika haberleri kaldığı yerden devam etti kokuşmuş eğlence programları ürettiği ve halka sanatçı namıyla yutturulan bir yığın eğlencelik starlarıyla soytarılarıyla devam etti iğrenç eğlenceler sürü sürü tepinen hoplayan zıplayan lumpen burjuva çocuklarıyla nerden türer bunlar biliyorum hep kötüler mi kazanacak yine


ekranda hortumcular soyguncular vurguncular nerden türer bunlar biliyorum gencecik kızları fuhuş batağına sürükleyen pezevenkler beyaz zehir patronları, ölüm/silah kaçakçıları şerefsizler nerden türer bunlar biliyorum uyuşuk tepkisiz duyarsız cahil toplum nasıl bu hale getirildiler biliyorum bir dediği diğerini tutmayanlar nutukçular yalancılar bukelemunlar onun bunun uşakları nerden geldiklerini biliyorum yobazlar zorbalar insanlık düşmanları saldırganlar kabadayı bozuntuları düşünen insan katilleri satılmış köpekler nasıl türetildiklerini biliyorum mevzuatçı pislikler sömürgenler üç kuruş çıkar için namusunu kuruş kuruş satanlar sattıranlar para azmanı tomarcılar


dolandırıcı kalpazanlar nasıl türetildiler biliyorum 18 – 2001

Ve Kahramanlar geçidi var bu gece 25 temmuz 1968 Vedat Demircioğlu 28 temmuz 1968 Atalay Savaş Doğan Öz Akın Özdemir Serdar Alten Sıddık Bilgin


16 şubat 1969 Ali Turgut Aytaç Duran Erdoğan Ağustos 1969 Mehmet Doğan 23 Eylül 1969 Mustafa Taylan Özgür 23 nisan 1970 Dr. Necdet Güçlü 25 Aralık 1970 Nail Karaçam 29 ocak 1971 Şerafettin Atalay 3 mart 1971 Hıdır Altınay Hüseyin Cevahir Cihan Alptekin İbrahim Kayalıkkaya Sinan Cemgil ve iki Arkadaşı Alpaslan ve Kadir Manga Nurhak Kayalıkları İlker Mansuroğlu 80 darbesi faşizmi Erdal Abim İstanbul diyarbakır aydın eskişehir sincan ve mamak bayrampaşa ulucanlar cezaevi Ulucanlar katliamın da yitirdiğimiz O Ulucanlar Ve Vedat Aydın Mehmet Fatih Öktülmüş, Abdullah Meral Haydar Başbağ Hasan Taki Hayri Durmuş Kemal Bir Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yapılan faşist baskıları


tüm dünyaya duyurmak için ölüm oruçlarına verdiğimiz nice devrimciler 2000 yılıydı Aralık ayının ortalarıydı cezaevi operasyonunda fidan kalyeş sanırım böyleydi ismi ne güzel bir kadındı yakıldı dipdiriydi devrimciydi idama mahkumdu ve ölmedi o kahramanlar ölümsüzlüğün saflarına katıldılar Yaş : 18 Yıl: 2001

İnsanlık adına savaşmış insanlar hayatını bu uğurda kaybetmiş binkez ölüp binkez dirilmiş yüce insanlar Tüm dünya da tutsak alınmış şiddete maruz kalmış reformistler, Rönesansçılar keşke bilsem hepinizin o güzel isimlerini satır satır yazsam her satırıma


yazgınız olsam sizlerin yazıcınız olsam yaş : 18 yıl: 2001


ÖLÜMÜNE YAŞAMAK


Ölümüne yaşayanlar Bir avuç insandık asi ve devrimciydik dalgamızı geçtik ölümlerde ölümlerle dansettik bir avuç insandılar asi ve devrimciydiler ölümle dansettiler 18-2001

Yıpranma


Erteleme harekatı teker teker değil üst üste çullandı tüm belalar eğer teker teker gelseydi bu aksilikler çözümleyebilirdim belki olmadı güya devlet memuruydular mevzuatçıydılar devleti rezil ettiler güya sanatçıydılar sanatı rezil rüsva ettiler aslında soytarıydılar güya bilim adamıydılar bilimi rezil kepaze ettiler güya siyasetçiydiler siyaseti halka maskara ettiler


güya milletdiler halk olmanın gereğini yerine getirmediler güya işadamıydılar ekonomiyi batırıp ortalığı berbat ettiler ve asla konuşması gereken insanlar konuşturulmadı bu ülkede engellendiler hakarete ve şiddete maruz kalmak prensiplerim hayatsal olgular arasında kaldı alamadığım intikamlar alınmamış o kadar çok intikam var ki ilkel barbar olmadım budanmış ağaçlar minareler ve öğle ezanları sarmaşıklar arasında rüzgar uğultuları çepeçevre kuşatılmışız tüm belalarla manevra kabiliyetim sonsuz ama manevra kabiliyetimiz sınırsız ve sonsuz ama çepeçevre kuşatılmışız mevzuatlarla kanunlarla polisle okulla aileyle lumpenlerle kötü zenginlerle onların satın alınmış suikastçı kiralık katilleriyle, uşakları ve tvlerdeki soytarı ve şarlatanlarıyla gece alemlerini eğlence merkezlerini dolduran eğlenceleriyle tozutturan asalak fırlatmalarıyla cahillerle yobazlarla zorbalarla büyük ve küçük baş kabadayı bozuntularıyla sistemin türetme saldırganlarıyla çepeçevre kuşatılmışız anlıyormusun yargıç olsaydım ne anılar yazardım ama mahkeme duruşmalarına dair ama hep biz sanıktık tutsak alındık aftan muaftık güzelim hukukuda rezil edenler vardı mahkeme salonlarında çoğunluktaydılar ama iyi ve doğru doğru olanlarda vardı mesleğine inanan ilkönce bu semptomları yıkarak başlıyorum işe medya ağaları yüzde altmışı aptal yüzde otuzu korkak yüzde üçü sömürgen yığınla sanatçı namıyla yutturduğu eğlencelik soytarılarıyla ve örtbas ettikleri yolsuzluklarıyla kalitesiz yayınlarıyla arenada prestijimizi mahvettiler dünya platformunda finans kapitalin bekçi köpekleri emperyalist sistemlerde eğitildi göderildi bu ülkeye


sakıncalı insanları ( özgürlükçüleri ) imha etmek amacıyla harpçiler darbeden darbeye askerlik görevini yapıp şirketlere kapılananlar yarısı torpil yarısı kazara karambol harp akademisi askeri lise öğrencileri polis kolejleri kolej mezunu özel paralı pahalı okul öğrencileri yani ne idüğü-belirsiz muhallebi çocukları arpalama devlet memurları işe yaramaz halkın sırtında yük bu sorunlar bitmeyecek biliyorum artarak devam edecek umutsuzum dedimya biri bitip biri başlıyor başıma gelen sorunların ve hiçbiri teker teker gelmiyor üst üste çullanıyor aksilikler sanrılar ve saplantılar ne beden de ne de çevrede bir köşesinde beynin kontrolümde değil kontrolden çıkmış durumda ama yine de biliyorum mücadele etmesini haklarımız alınmaya çalışılmış bizden çalınmış alacağız haklarımızı hepsinden tüm zevklerim baskı altına alınmış düşman sürüyle şu onsekiz yıllık ömrümde ilkez ana sözü dinliyorum sokağa çıkıp geziyorum sokak lambalarının ışığı parlatmış asfalt yolları bir büyü gibi artık günler yetmiyor aylar yetmiyor yetmiyor zaman tüm bu sorunlarımı çözümlemek için Mayıs – Haziran 18 - 2001


ne yapacağımı şaşırmışım can sıkıntısından bu şehirde nereye gideceğimi bilemez hale gelmişim 18-2001

her şeyimle ama her şeyimle her şeyi yapabilirim içimde ki bu sonsuz enerjiyle istersem eğer rüzgar gibi esebilirim korktuğum tek şey tek sorun var oda şansızlığım şu kara talihim belki de lanet yazgım hayatta korktuğum tek şey bu lanet olası şansızlığım kara talihim


belki de yazgım 18 – 2001

Sonsuz bir boşluğa doğru düşüyor gibiyim Okulun son haftası bugün okul bomboş caddeler bomboş evler bomboş son kez eve doğru gidiyorum bu okul yollarından okul yollarında keşfettiğim bir caddede yürüyorum ve bu kadar ölümler olmasaydı eğer nasıl sabredebilirdim bahçelievler katliamına


katliam demek bile öfkeyle dolduruyor gözlerimi düşmanlara ağzımda küfür yaş : 18 Yıl: 2001

hoş bir kadını izliyorum turuncu tül perdenin ardından tam karşı ki binanın 4.katından 4.balkonunda yanında üç dört yaşında ki çocuğu okul şarkıları söylüyor kadın belki bana bakıyor belki de merak ediyor kafamda bir roman kurgusu var her şeye dokunan ismi mavi güneş projesi bir türkü var söylediğim sessizce


18-2001

Sağnak sağnak buhran yağıyor bu gece uyuyamıyorum Tutamıyorum anıları ve kelimeleri hatırımda korkunç şeyler görüyorum kendimden şüpheleniyorum


böyleyim kaç gündür hiç iyi hissetmiyorum kendimi televizyon … salon .. ve yolda tüten Geceler 18 – 2001

gecelerce acılarımı dindirmek için yürüdüm bu şehir de saatlerce yine de dinmedi acılarım dinmedi 18 – 2001


Sağnak sağnak buhran yağıyor bu gece uyuyamıyorum tutamıyorum anıları ve kelimeleri hatırımda korkunç şeyler görüyorum kendimden şüpheleniyorum böyleyim kaç gündür hiç iyi hissetmiyorum kendimi televizyon kanalları salon ve yolda tüten geceler geceler boyu acılarımı dindirmek için yürüdüm bu şehirde


saatlerce yine de dinmedi acılarım dinmedi bu gece ağır yaralı bir komünist gerilla savaşçısı gibi hissediyorum kendimi mekanıma doğru yürüyorum tanıdık dost bir ses kaç diyor kaç siyasi polis seni arıyor kapımın kilidi kırılmış eşyalar yıkılmış darmadağın peki neyi aramış bunlar bilmiyorum belki de son deneme yazımdır kesin

isimim gibi bildiğim bu caddelerde kayboluyorum bu gecenin ilk ve son firarisi benim artık yıllarca yaşadığımız mahrumiyetler değil mi bu yoksulluk değil mi bu haksız düzen değil mi bizler gibi demir gibi gençleri komünizme kadar götüren yaş : 18 yıl: 2001


bilinmeyen şehrin aşıkları şu an için yürüdüğüm bu yolları figenle yürümüştük dün öğle sonrası yahşihanda Kırıkkale üniversitesi işletme fakültesi ikinci sınıf öğrencisiydi belki bunalımdaydı yalnız hissediyordu kendini iki gün sonra buluşmuştuk merkez halk kütüphanesinde sırlarımızı konuşmuştuk çocukluğumuzu ve geleceğimizi


öpüşmüştük dudak dudağa öptüm dudaklarını ansızın beklemiyordu “ saçmalama lütfen daha yeni tanıştık” bu sözlerle deviniyordu kollarımda daha sonra yine elele tutuştuk sözleştik gelecek hafta yine aynı yerde buluşacaktık hafta içi mümkün değil gelemez kahrolası final sınavları varmış bütleri varmış sınavın biri bitse ötekine çalışması gerekiyormuş arasıra iniyormuş şehrin merkezine keşke önceden tanışsaydık bu sefer kütüphane çıkışı yanında gelmemi söyledi bilmiyorum niye gören mi olurdu vardı tanıdıkları akrabaları bu şehir de bilinmeyen şehrin ışıkları şu an için yürüdüğüm bu yolları gece dün figenle yürümüştük sanırım bir öğle sonrası Kırıkkale üni işl. fak. öğrencisiydi ulan üç yaşta büyük ben den halbuki bilmiyor bunu yalan söyledim yada gideceği serviste onu rahatsız eden mi olmuştu hangi piçoğlu piçti kuşkulandı hiçbirşey söylemedi sormadığım içindi belki de buluşacağımız gün hazırladım fotoğraf makinesini istemişti


kola ve çikolota almıştım ikimize saatlerce bekledim kütüphaneye de gelmedi o gelmediğin şehir de bekledim seni saatlerce niye gelmedi o gün halbuki söz vermişti ondan üç yaş küçük olduğum için mi yoksa olumsuz bir şeymi gelmişti başına unutmuşmuydu yoksa ani bir kararla Ankara sincana ailesinin yanınamı dönmüştü keşke öyle olsa şu kötü dünya da hiçbir şey gelmese başına gelmediğine üzülmüyorum. kötü şeyler gelmesinden korkuyorum o kızın başına bu suç oranı yüksek taşra kentinde ben paranoyak bir adamım affetmem kendimi böyle bir şey olursa telefon numarasını bile istemeyi unutmuştum kendi cep tel. numarasını bile bilmiyordu zaten daha dün babasından almıştı bir kız arkadaşıylamı ne yurtta kavga etmişler durmadan çaldırıyordu cep telefonunu açmıyordu bir yer sorunumu ne galiba anlattığına göre figene haksızlık yapılmış galiba


bu arkadaşı çok haksızmış vay zilli vay kızdırırsın benim figenimi ha ! ta yahşihandan buraya geliyordu kötü bir şeyler gelmeseydi başına küçük yerlerdir yabandır bu kasabalar kalın kafalı nesebsizlerde çok ortalıkta bir çıkış yolu bulmalıyım ne yapabilirim en iyisi kaldığı devlet yurdunumu aramak başka bir isimlemi aramak yakını olaraktan korkuyorum anlıyormusunuz korkuyorum neyse kız büte girmiş evine gitmiş yahu? 23 haziran cumartesi 18 – 2001 ulan ne talihsiz bir adamım bir bilseniz

imkansız ortamsız bunaltıcı bir hayat ki hala öyle belkide kendimi bir çocuk gibi hissediyorum hala bir çocuk mesele dediğimiz şey meselenin için de zaten eksik veya fazla veyahut tam ortası kararında dozajı ayarlı


artık günler haftalar geceler yetmiyor tuttur tutturabilirsen gecenin ay ışığını eğer o da yalan söylemiyorsa ellerinize dair kopmuşsun belki o olaydan semtine bile uğramamışsın beklide ama ne olur ne olur ki 18 – 2001 yaz tatili


ne söylediysem yanlış anladılar yada anladılar ama domuz gibi anlamazlıktan geldiler 18-2001


Ruhsal Temas

bulutlar ruhumu anlatırlar asırlardır içim de yaşadığım bu savaşı kime anlatabilirim ruhumu anlamak istersen gökyüzünde ki bulutlara bak bizleri anlamak istersen gökyüzüne bak bulutlar bak sınırsız ve muhteşem her şeyden önce bağımsız


18-2001


bulutlar ruhumu anlatırlar

yanlış yerde doğmak yanlış yerde doğmuş olmak şimdi yeni bir cehennemin içine girmek için ayağa kalkıyorum temmuz ayında yağmur yağıyor dün iki temmuzdu sivastı yangındı ne yangınlarda yandım bilemezsiniz


rüzgar getiriyor damlaları bacaklarım kollarım çıplak üşüyorum newyork gibi bir şehir de yalnız kalmak nasıl bir duygudur Az önce bir yıldırım çaktı şu yürüdüğüm her cadde yalnızlığımın bir adımını yalnız kalmışlığımın belki İstanbul da beyoğlunda istiklal caddesinde şimdi kırıkkalede yim ama en önce beni rahatsız eden şu sorunları çözebilmekte yoğunlaşım : 18 – 2001

güzel veya çirkindiler ama yine de birbirlerini sevmişdiler ama faili meçhul bir cinayete kurban gittiler malatya elazığ yolu akan nehirde bulundular üniversite öğrencileri doğuda erkek sivasta okumuştu sanırım


failleri satılık cellattılar hiyerarşi vatanın içinde ve dışında işbirlikçi çoğunluktu işte hainler katliam bunların emriydi şekil vatanperverler ama samanaltından vatanı sattılar şerefsiz ulan bunlar

şu yolda giden yaratıklara yaklaşsammı ki çirkinliğimi görmeden en doğrusu uzaklaşmak koşul böylemi gerektiriyor o zamanın koşulu onu gerektiriyordu belki de feci bir durumdu bu 18 – 2001 bir şeylerin eksikliğini içim de hissetmişsem eğer eksik demektir içim de barındırdığım acılarımla beraber asil ve rezildiler içim deki savaş gibi kurtuluş yolu nedir kurtuluşa nasıl erilir O yolun sonuna erişmekte bir hünerdir


öylemi zannderler şu evin balkonu balkonun demirlerin de saksılar sarmaşıklar şu ay ışığı vurmuş yollar şu caddeler şu minareler pazarlar binalar direkler teller park bahçeleri şu kırıkkale şehri ve gözlemlediğim her şey belki sen vardın seni arzuladım belki de yoktun sen konuşmamıştın farkında değildin hiçbirşeyin Sen ve Ben dahil( buna ) uyumamıştım bu şehirde uyuyamamıştım kalkmamıştım yataktan 18 yıl için de sabah güneşini bir kez görmüştüm sabahları yoktu bu şehrin uzayan ve sonsuza kadar kıvrılan yolları vardı kütüphanesi vardı arkadaşları vardı yalnızdım içime hiç atmamıştım acılarımı boşaltmamıştım şiir lerim de bulursun yok pahasına satılmıştı bu şehir de zaman her istediğimi giyemedim her istediğim yemeği yiyemedim bu şehri de yitik kentin çocukları gibi yitikti çocukluğumuz


her şeyden mahrumdu tüm zevklerden ne şerefsiz kabadayı bozuntularıyla uğraştık bu şehirde mücadele ettik

18 yıl yaşadım bu şehir de yaşım 18 3 ay kalmış 19 uzuma 18 yıl asi ve insancıldım. asi ve insancıldım alamadım kendimi iyilik yapmaktan asi kalmaktan insan olmaktan yenilgilerimi dizdim bu şehrin kaldırımlarına yağmur damlalarım gibi kaybettim en güzel hayallerimi çocukluğumu ilk gençliğimi yaşıdım gibi umutlarımı faili Meçhullerde yitirdim ömrüm boyunca boyun eğmedim zulme ve haksızlığa yüz sürmedim paraya ağalara ve onların satılık uşaklarına iğrendim yargısız infazlardan cellatlardan iğrendim astığı astık kestiği kestik bok kafalı kabadayı bozuntularından iğrendim düşünen insan katili zorbalardan din yobazlarından iğrendim reklamlardan türettiği starlardan soytarılardan iğrendim mevzuatçı ketum dalkavuklardan iğrendim magazinel maymunlardan şaklabanlardan media soytarılarından iğrendim birileri açlık sınırının altında yaşarken kadınsız


birilerinin lüx tatil kamplarında köpüklü diskotekler de sırıtık flörtleriyle tepinen muhallebi çocuklarından iğrendim çünkü bu asalakların ağababaları ve patronları kemirmekteydi memleketi iğrendim duyarsız bananeci oraya buraya kapılanmış cahil halk sürüsünden lumpenlerden görgüsüz lumpen burjuvalardan ve belki de saysam yetmeyecek bu sayfalar öfkemi anlatmaya acılarımı dizginlemeye ama yetmeli artık isyanlarım yetmeli 18 – 2001 kırıkkale 11 temmuz gece

kuşkuyu savundum bilinmezliğe doğru şu rüzgarlı yollarda peki niye bu insanlarla daha önceden tanışmadım neden bu kadar geç kaldım yada geç bıraktı hayat şu ara caddeleri birlikte yürüdüğümüz kütüphanelerde çay behçelerinde konuştuğumuz


benim ona çay onun bana ekmek arası tavuk ısmarladığı elektronik bölümü mezunu palavracı 23 yaşında kimlik kartımı sınav giriş belgelerimi kütüphenede bir kitap arasında bulan çevre teknisyenliğinde bölümünde okuyan yaşıtım arkadaş Bana Kırıkkale de koluma kızılderili tuğu yapan durmadan bana ağbi deyip döğmeyi Ankarada öğrendiğini yineleyen farkında olmadan aynı lisede okuduğumuz ve döğme yaptığı için okulda yanlış anlaşıldığı için karakolluk olan ülkücülerin dövmek için peşinde olduğu dört bir yanım kuşatılmış yaralıyım o bilmediğim şehirler de firardayım kimbilir hangi aşklarla kuşatma altındayım kimbilir hangi aşklardan ölümcül yaralar aldım ne saçmasapan şeyler acı verdi bana ağladım


bu şehir de bir cadde var bir tek benim yürüdüğüm görseniz casablankayı hatırlarsınız 18 – 2001

rezil acı derin acılarımı benden başka hiç kimse bilemez beklide belki anlatsamda anlayamazsınız saçmasapan ve bomboştur belki de


belki de anlasanızda bu rezil acıyı güler geçersiniz kaynağı nedir bu acının belki de buldum belki de bulduğumu sandım belki de duyduğum açlıktır birşeylere ne bitmek tükenmek bilmeyen bir acıdır bu ne rezil bir acıdır onuruma yediremediğim Açlığın kökeni bu olsa gerek 18 – 2001

I. yürüdüğüm yollarda ölümün sessizliği rüzgar uğultuları ve ayaklarımın ayak sesleri var Ağaçların gölgesi korkunç rüzgar uğultuları korku filmlerinden hatırlarsınız korkutan bir yalnızlığın eseri değil bunlar (dır)


yürüyüşü bitmeyen yolların azgınlığı ben ki yalnızlığım …………………………………………………

II. yalnızlığımı aradığımda bulduğum bu yollarda yalnızlığımı istedim ben yada bu bir itilişin ve sürüklenişin öyküsü girdaplardan tufanlardan ve fırtınalardan kayalıklara çıkamayışın öyküsü bak bu gece yarısı


bulutlar ne kadar anlatılmaz ne kadar güzel bulutlar ruhumu anlatırlar biliyorum bak bu gece yarısında bulutlar asırlar öncesinden gelen tanrılar gibi ne kadar ihtişamlı ne kadar derin ne kadar güzel ve anlatılmaz anlatılmaz anlatılmaz bir görsel şölen 18-2001

Bunca çile bunca çileyi çekmek zorundamıyız bunca rezalet ve kavgamız mücadelemiz bu evde uyunmuyor geceleri bu evde geceler bir cehennem bir cehennem bu şehir bu yaz sıcağında


bu şehirde bu şehrin caddelerinde gerçek aşkı aşkımı aramışım ağlamışım bilmem nedendir Marxist ve Anarşist bir öfkeyle patlamışım bu şehirde ağlamışım yalnız kalmışım ve kimbilir şu caddeleri kaçkez arşınlamışım genç bir rüzgar gibi savrulmuşuz anlasana yoldaş hayallerimize doğru çileler yanyana dertler yanyana ya şu şehrin verdiği kadınsızlığın acısı açlığı ve sefilliği ben bu şehirlerin lanetlenmiş yolcusuyum umrumda bile değil toplumsal yargılar ölümüm ölümün dahi üzerine yürümekten korkmuyorum


zerre kadar 18 – 2001

acılarımın bir onuru saçmasapan acılarımın dahi bir onuru vardır ellerim yıkanmıştır yakılmıştır ruhum belki de kendi kendine yanmıştır sezdirmeden ağlamıştır


içiniçin belkide 18 – 2001

Bu şehir de bir meydan vardır her gece arşınlarım yürürüm ağlamaklıdır bu şehir de bu meydanda gece sessiz bir kurşun yarasıdır yüzüstü yatmış bir insandır


siyah teneşir kabzası bu şehir de bu meydanda gece insanın üstüneüstüne gelen bir hayvandır bu gece uğraşamam sözüm yok çünkü bu gece uykuya kalmış yarı bedenler tarlasıdır 18 – 2001

ya bu günlerin acımasız yalnızlığı her gece masturbasyona mahkum bu ne yaz tatilidir koçum kıyıdan uzak denizden uzak tüm zevklerden uzak masturbasyona mahkum beş parasız hergün anababa dırdırı hergün bir yalnızlık


bu caddeler acımdır demiştim her yalnızlığı bir adımdır demiştim söylenmeyecek sözde bırakmadı bu hayat Aşklarımda dahil Sevdalarımda dahil savrulup gidişimizdir İçimde ki iç savaş cabası ama her yenilgi bir zaferdir her yenilgi bir zaferin başlangıcıdır bizim yazgımızda durdurak bilmeyen yangınlarımızda ……… melankoli teşhis doğru……………… bu kadar sendelemek hayatta belki de düşmüş olmak onuruma yediremeyişim bana göremiydi bu şehir layıkmıydım yalnızlığı kutsamaya her devirde ardımızda bıraktığımız şehitmiydi bu hüznümüz bir yol vardı biliyordum bu yol büyük belalar yolu büyük belalar görecek bu baş büyük belalar gelecek biliyorum


kaçınılmaz her kapının açılışı her kapı gıcırtısı bir korku insanın içini titreten her korna ve kurşun sesinde bir korku insanın tüylerini diken diken eden

ağlamaya tutunmak ya o Mizah yazarı Aziz Nesin’in ağlamaklı yüzü ya o fotoğrafı kurtuluşu yangından ya o korkusuz insanları bekleyişi alevleri ya o beyinleri kurtlanmış sırtlan sürüsü yangına körükle gidenler sende bir gün göreceksin ki unutulacak her şey gelecekte görülecek bu yangınlar gelecekte ödenecek bu yangınların bedeli unutulmayacak her şey anlaşılacak o zaman görülecek o çakal sürüsünün aymazlığı kalkmayacak belki de kanlarımız toprağa karışacak birer gül fidesi gibi açacak yeryüzün de


kanlarımız katmerli birer gül gibi güllerde yaşayacak 18-2001

Bektaşi bir derviş gibi saklıyorum şiir lerimi kimseler görmüyor duymuyor beğenseniz de beğenmeseniz de bu şehirde şu yaşta ne satırlara imzamı attım yalnızlığımı yazdım yalnızlığımın sesini susturulamayan (sesini) bir yalnızlığın uğultusuydu bu şehir


bir uğultunun yalnızlığıydı 18-2001

benim babam seyahat etmeyi seven bildim bileli mhpye yada sağcı faşist partilere oyunu atan işsiz adi faşo ve şerefsizdi oğluna durduk yere küfretmeyi severdi


böyle bir ülke de işadamı olmak değil şair olmaktır asıl maharet her şey ölür gider şair kalır ama bu şehirde izlediğim kadınlar konuşma fırsatı bulamadığım neden mi çünkü bu ülkede yoksul çocuklarına sex yasak ama nasıl bırakabilirim aşkı nasıl bırakabilirim ki asla. Yaş : 18 – Yıl : 2001 yer : Kırıkkale/Merkez ev. beyaz masanın üstü

bu şehirde geceler boyu yollardayım nasılda çıktı karşıma aniden tam yolun karşısından o bir özürlüydü koltuk altında değnekleri gecenin bir yarısıydı sanki görünce beni yapayalnız sapasağlam gücendi utandı belki de değiştirdi yolunu


ilerledim arkama bakmaksızın utansamda yüreğimde sızısı

bu yollarda geceler boyu yollardayım bu yollarda bu şehir bu geceler bu caddeler… 18 - 2001


AÇLIĞIN KÖKENİ  

The second book of poetry

Advertisement