Page 31

RÖPORTAJ

MART 2019

'Soytarı kostümümle sahnede olacağım' İ 35.750

Ece ULUSUM

ngiliz besteci, yapımcı, müzisyen ve performans sanatçısı Elizabeth Bernholz'un elektronik dans müzik projesi Gazelle Twin, Sónar İstanbul ile şehrimize geliyor. 8 Mart, 00.30'da SonarHall sahnesinde olacak. Pastoral albümüyle Orta Çağ'a göndermeler yapan müzisyenle yazışarak bir röportaj gerçekleştirdik. ❏ Sónar İstanbul'da hangi kostümle sahne alacaksınız? Sizi birkaç videoda kırmızı kostümle gördüm. Evet, kırmızı soytarı kostümümle sahnede olacağım. Tüm tanıtımda, videolarda ve turnede bir albüm için sadece bir kostüm giyiyorum. ❏ Şarkılarınızda, kırmızı kostümünüzde ve albüm kapağınızda Orta Çağ etkileri var. Nasıl bir araştırmanın sonucu bu? Özellikle İngiliz tarihinin yüksek gelenekleri üzerine düşünüyordum, bilhassa romantik sanattaki Pastoral'in metninde. Çokça şeytani, gizem saklayan dikkatlice inşa edilmiş ilginçlik... ❏ Besteci yanınızla vokal tarafınızın farkları nasıl? Açıkçası iki taraf da tekrarcı gibi... Fark göremiyorum; sesim beste aracım, en azından çoğu zaman. ❏ Bir röportajınızda bozuk ve robotik sesleri harmanladığınızı söylüyorsunuz. Yeni seslerin keşif süreci nasıl? Elimdeki her şeyi kullanmayı seviyorum. Yeni bir albüm hazırlarken, stüdyomdaki tüm kaynaklardan gelen sesleri ve enstrümanları toplamaya çalışıyorum; telefon kayıtları, sample'lar, YouTube'dan döngüler, saha kayıtları... Ne olursa. Pastoral'da, bir kapasite içinde hepsini kullandım. Recorder tamamlayıcı bir enstrüman oldu. Bunun yapıma öncülük edeceğini ve albümün tamamını şekillendireceğini biliyordum. ❏ Kırmızı soytarı kostümünüz ve performansınızın artistik yönünü düşününce bunun bir konserden fazlası olduğunu anladım. Seyircilerinize sosyal bir eleştiri mi bu? İnsanlar 21'inci yüzyıl palyaçosuyla dans ediyorlar, farkına bile varmadan.... Her seviyede çalışmasını umarak yaptığım şeylerde hep katmanlar var. Yani kostüm ya da gösteriden keyif almak için albümle ilgili her şeyi bilmek şart değil. Ancak bolca sembolizm var ve bu durumda okunacak siyasi yorum var. ❏Gelecek projeleriniz neler? 2020 için film, tiyatro ve diğer heyecan verici projeler üzerinde çalışıyorum. Ama şimdilik 2019'un kalanında turnedeyim ve bu beni epey meşgul tutuyor.

Spotify'daki aylık dinleyici sayısı

2017 Kingdom Come

2018 Pastoral

31

ARCHIVIST

Hüseyin NECİPOĞLU huseyin_nc

Şarkılarla yaşamak

İ

nsan yaşadığı sürece hikayeler biriktirir. Herkesin iyi ya da kötü bir hikayesi var şu hayatta. Kimimiz filmlerle hayata tutunuruz, kimimiz işimizle, kimimiz keşfettiği müziklerle, kimimiz okuduğu kitaplarla, kimimiz ise edindiği bir hobiyle ya da sanatla. Bazen de bir melodinin peşinden sürüklenerek… Benim olmazsa olmazlarım: Müzikler, filmler, kitaplar. Kendimle ilgili farkına vardığım bir olmazsa olmazım da son zamanlarda tutkuyla bağlandığım şarkılar. İnsan unutkan bir varlık, unutabilir geçmişini. Peki ya şarkılar geçmişimizi anımsamada ne kadar etkili? Geçenlerde Levent Yüksel’in konserine gittim. Performansıyla göz doldurduğu, kulaklarımızın pasını sildiği bu muhteşem konserde, Yüksel’in söyledikleri hâlâ kulaklarımda: “Biz şarkıcılar herkesin düşündüğü ama söylemekte zorlandığı duyguları notalar aracıyla dışa vuruyoruz, müzik de böyle bir şey.” Şarkıların unutturmama özelliği vardır. Şarkılar asla unutturmaz. Evet, şarkılar asırlar boyunca dile gelen düşünceler... Cem Karaca’nın Ege türküsünden derlediği ve yorumladığı muhteşem Deniz Üstü Köpürür şarkısı -ki bu şarkı Tolga Karaçelik’in Sarmaşık filminde de etkili bir biçimde kullanıldı- hâlâ duygularımıza derman oluyor. Yine ilk aklıma gelenlerden Fikret Kızılok’un unutmak ve sevdalı olmak üzerine seslendirdiği, aşk baladı olarak da adlandırabileceğimiz unutulmaz şarkısı: Bu Kalp Seni Unutur Mu? Dinleyicisinde silinmez izler bırakan bu sanatçılar ve yorumcular, eserleriyle sesleriyle bizlere ilham olmaya devam edecek. Bu dünyadan göç etmiş olsalar dahi... Kim ne derse desin bana göre son yıllarda Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi şarkı yazarlarından ve yorumcularından biri olan Teoman’ın lirik denilebilecek şarkılarından sadece birkaçını yazmam yeterli olur sanırım: İstanbul’da Sonbahar, J. D. Salinger’in romanından ilham alarak yazdığı ve yorumladığı Gönülçelen, siyasi tarihimizde yaşanmış trajik bir olayı anlatan İki Çocuk ve Çoban Yıldızı Yeni yorumuyla Koyu Antoloji’deki İstanbul’da Sonbahar'ı her dinleyişimde hüzünlenirim. Geçmişte yaşadıklarımı bugün ile kıyaslarım, ne tuhaf değil mi? Bu şarkı pekâlâ hüzünlü bir aşk şarkısı veya İstanbul’un güzelliklerinin resmedildiği bir şarkı olarak da anılabilir. Unutmaktan bahsetmişken, geçenlerde bir sohbet sırasında anımsadığım Murat Çekem ve grubu Mercury’nin 90’larda en sevdiğim şarkılarından biri olan Korku Yakamdan Düşmüyor'u hatırladım. Klibini internette, YouTube’da aradım ama bulamadım. Klip hafif de olsa hâlâ hafızamda. Dönemine ve hatta şimdi çekilen kliplere göre şarkının hikayesi ve görselliği günümüzde de öne çıkmakta. Ara ara unutmamak ve hatırlamak için bana ve hayatıma dokunan şarkıları yeniden dinlerim. Pentagram’ın Sonsuz şarkısını her dinleyişimde “Yarına umutla bakacağım” derim. Bu şarkı yaşadığımız gelip geçici hayatın adeta betimler ve bizi yaşama, hayatı olduğu gibi kabul etmeye ve umutla yaşamaya davet eder. Müzik öyle güçlü bir şeydir ki hayatın tüm zorluklarına, acılarına rağmen ondan kopamazsınız; o sözlerle, tınılarla, melodilerle bir şekilde gelir ve sizi bulur. Hayata tutunmanızı sağlayacak yeni müzikleri keşfetmeniz ve müziği güzel ve iyi insanlarla yaşayıp, hissetmeniz ve paylaşmanız dileğiyle... Not: Bu yazı yazılırken yeni keşfettiğim bir sanatçıyı Jessica Pratt’in Quiet Signs albümünü dinledim.

Profile for Back on Stage

Back On Stage - No: 4  

Back on Stage Mart ayında da dopdolu! Röportajlardan araştırma konularına, fotoromandan müzik magazinine ne ararsanız var. Kapaktaki konumuz...

Back On Stage - No: 4  

Back on Stage Mart ayında da dopdolu! Röportajlardan araştırma konularına, fotoromandan müzik magazinine ne ararsanız var. Kapaktaki konumuz...