Page 13

Bizim gibi “arada” kalmış ülkeler için Aydınlanma olgusu çok daha titizlikle üzerinde durulması gereken, farklı bakış açılarıyla anlaşılması hayati olan bir süreçtir. İnsan hakları, Osmanlı imparatorluğu, Avusturya Macaristan imparatorluğu gibi büyük imparatorlukların yıkılmasında önemli ivme oluşturan bir gelişmeydi. Çünkü her ne kadar altın çağlarında Osmanlı İmparatorluğu, örneğin Çin ve Rusya’nın aksine, Tasavvuf felsefesinin etkisiyle, dinlere ve milliyetlere saygı duyarak yüzyıllarca kültürleri aynılaştırmadan yaşamalarını sağlasa da kolektif bilinç ve toplumsallığın etkisiyle bireyi ve bireysel hakları ve özgürlükleri hiçe sayıyordu. İnsan hakları bilinci, büyük aydınlanma dalgaları oluşturarak, din otoritesiyle bir arada tutulan büyük imparatorluk birleşenlerini koparıyordu. Birey olmak, tüm dünyanın bilgisini gerektiriyordu. Artık insan, kendi adına kararlar veren ve daha ulu olan kolektifin huzuru ve bütünlüğü için kendi haklarından vazgeçmeyi kabul etmeyecek kadar güçlenmişti. Birincisi, bilimin kendi kurallarını koymaya başlaması ve keşifleriyle buharlı gemi icat edilmiş, Portekizliler ve İspanyollar gibi batı toplumları dünyayı keşfetmeye başlamıştı. Yağmalar yoluyla ülkelerine getirdikleri hazineler maddi kaynak oluştururken, bilgi serüveni ve kültürlerden öğrenme ve dinmeyen merak, yeni oluşan burjuva sınıfını hem maddi hem manevi anlamda boyun eğmeyecek bir güce ulaştırıyordu. Bu yeni sınıf, sanat ile tüm toplumu etkilemeyi ve bilgi serüvenine katmayı başarırken, 12. Yüzyıldan beri yavaş yavaş gelişen hukuk olgusunu da geliştiriyor ve modern hukuk sistemini kuruyordu. Bu vesileyle soylu sınıfın kendiliğinden sahip olduğu sınırsız haklara ve güce “dur” diyor, ekonomik ve siyasi güce ulaşmaya başlıyordu. Belki de Osmanlı Devleti olmasa batı aydınlanması bu şekilde gelişmeyecekti. Birincisi, devlet sisteminin yazılı olması, hukuk sisteminin ortaçağdan itibaren kurulmaya başlaması,

13

Azizm Sanat E-Dergi Nisan 2018  
Azizm Sanat E-Dergi Nisan 2018  
Advertisement