Page 1

15 Temmuz Kara Fatma Huriye Yanyalı Moray Ara Güler Kech Evi Kadriye Pala Zeytin Kitabı Turizm Derneği

KIRLANGIÇ YAŞAM MERKEZİ AYVALIK’IN SOSYAL VE EKONOMİK HAYATINA ÇOK ŞEY KATACAK


Bu ülkede her zaman demokrasi kazanacak

15 TEMMUZ DEMOKRASİ VE MİLLİ BİRLİK GÜNÜ YOĞUN BİR PROGRAMLA KUTLANDI

M

illetin huzuruna, ülkenin bütünlüğüne ve devletin varlığına kasteden 15 Temmuz hain darbe girişimi ikinci yıldönümünde Ayvalık’ta da bir kez daha lanetlendi. Kaymakamlık tarafından hazırlanan 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik günü etkinliklerinde önce Şehitler Camisi’nde şehitler için Kur’an-ı Kerim okundu. Ardından Şehitlik ziyaret edildi. Çınarlı Cami’de lokma hayrı yapıldı, Mevlit okundu. Cumhuriyet Meydanı’nda Demokrasi ve Milli Birlik günü anısına fotoğraf sergisi açıldı, 15 Temmuz anı defteri imzalandı. KİPA kavşağında fidan dikimi yapıldı. Akşam da önce Öğretmen Evi önünden Cumhuriyet Meydanı’na yüründü ve meydanda ‘Demokrasi Nöbeti’ tutuldu. Program saat 00.13’te tüm camilerden selaların okunmasıyla sona erdi. Cumhuriyet Meydanı’ndaki ‘Demokrasi Nöbeti’ne Kaymakam Gökhan Görgülüarslan, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Balıkesir Milletvekilleri Ahmet Akın, Ensar Aytekin, Fikret Şahin, CHP İl Başkanı Serkan Sarı, AK Parti İlçe Başkanı Hasan Kıtay, Belediye Başkan Yardımcısı Gökay Bacan ve çok sayıda vatandaş katıldı. Gökhan Görgülüarslan vatandaşların 15 Temmuz gecesi büyük bir birlik ve beraberlik içinde hareket ederek devletini ve vatanını en iyi şekilde koruduğunu belirtti, sözlerini şehitleri rahmet ve minnetle anarak noktaladı. Rahmi Gençer de, 15 Temmuz 2016’da Türkiye’nin çok karanlık bir gece yaşadığına bir kez daha dikkat çekti. Gençer, “Halkın iradesine yapılan hain darbe girişimini tek yürek olarak lanetledik. Birlik-beraberliğimizi korumalı, kol kola girmeli, el ele tutuşmalıyız. Bu düşüncelerle 15 Temmuz gecesi yitirdiğimiz 249 şehidimize Allah’tan rahmet, 2194 gazimize şifalar diliyorum. Bu ülkede her zaman demokrasi kazanacak” dedi.

Adada yaşayan Türkler 44 yıldır huzur içinde...

BARIŞ HAREKÂTI'NIN YIL DÖNÜMÜNDE ŞEHİTLER İÇİN DUA EDİLDİ

K

ıbrıs Barış Harekâtının 44. yıldönümü Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan bir törenle kutlandı. Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı Ayvalık Temsilciliği tarafından düzenlenen törene Belediye Başkan Vekili Gökay Bacan, Jandarma Komutan Vekili Kıdemli Başçavuş Ramazan Kara, Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürü Elif Kıvanç, Sahil Güvenlik 80 Bot Komutanlığı, daire amirleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. Gazi Mehmet Evren’in günün önemini yansıtan bir şiir okumasının ardından Gazi Mehmet Oruk konuşma yaptı. Kıbrıs Barış Harekâtı sürecini anlatan Oruk, “Türk ordusu 20 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’a başarılı bir harekât başlatarak orada yaşayan Türk halkını yok olmaktan kurtarmış, onları 1878 yılından beri hasret duydukları özgürlüğe kavuşturmuştur. Böylece Yunanistan’ın Enosis hayali de Akdeniz’in karanlık sularına ebediyen gömülmüştür” dedi. 20 Temmuz tarihinin Kıbrıs Türk halkının esaretten kurtulduğu gün olduğunu belirten Gökay Bacan ise, “Kıbrıs’ta barışı tesis etmek, soydaşlarımızın güvenliğini sağlamak ve Türkiye’ye yönelik tehdidi bertaraf etmek amacıyla yapılan Barış Harekâtı’nda şehit olan askerlerimizi ve vatandaşlarımızı minnet, şükran ve rahmetle anıyoruz” dedi. Daha sonra şehitliğe geçilerek iki yıl önce şehit düşen Tuncay Kıymaz’ın mezarının başında Çınarlı Cami İmamı Ahmet Karaca tarafından dua okundu ve mezarın yanındaki göndere Türk bayrağı çekildi.

2


Artık daha hızlı ve daha etkin hizmet verilecek

A

AYVALIK DENİZ HUDUT KAPISI 3 MİLYON LİRA HARCANARAK YENİLENDİ

yvalık’ta 2007 yılında hizmete açılan ve Ayvalık Belediyesi sorumluluğunda bulunan Liman İşletmesi ve Deniz Hudut Kapısı, çatısından aydınlatmasına, tuvaletlerinden kullanılan teknik malzemelere kadar yenilendi. Son teknolojiyle donatılan Hudut Kapısı’nda hızlı ve rahat hizmet verilebilmesi için yolcu giriş-çıkış alanları da yeni bölümlere ayrıldı.

İlçeye denizden gelenlerin ilk karşılandığı yer olan Hudut Kapısı’nın yetersiz olduğunu ve bu nedenle yenilendiğini belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer, tesise uluslararası standart kazandırdıklarını söyledi. Gençer, “Ayvalık’a deniz yoluyla gelen turistlerin ilk karşılaştığı alan Ayvalık Deniz Hudut Kapısıdır. 2018 yılı Mayıs ayına kadar 40 bini yabancı olmak üzere 160 bin kişi hudut kapımızı kullandı. Yıl sonuna kadar bu sayı 200 bine ulaşacak. Burası Ayvalık’ın vitrini, dolayısıyla bir turizm kenti olan ilçemizde turiste kaliteli ve en iyi hizmeti vermeye buradan başlamalıyız. Esnafımız için önemli bir gelir kaynağı anlamı taşıyan konuklarımızın şehrimizi ilk gördükleri yer olan Deniz Hudut Kapısı’nın yenilenmesinin turizme önemli katkı sağlayacağına inanıyorum. Çünkü bundan böyle çok daha hızlı ve etkin hizmet verilecek” dedi.

BALIKESİR VALİSİ ERSİN YAZICI YENİLENEN HUDUT KAPISI NEDENİYLE RAHMİ GENÇER’E TEŞEKKÜR ETTİ

A

ltınova Mahallesi’nde yaşayan şehit ailelerini ziyaret etmek için Ayvalık’a gelen Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı, Ayvalık Belediyesi tarafından yenilenen Deniz Hudut Kapısı’nda incelemelerde bulundu. Yazıcı’ya Kaymakam Gökhan Görgülüarslan, Belediye Başkanı Rahmi Gençer ve Gümrük Müdürü Mesut Koç eşlik etti. Hudut Kapısı’nın uluslararası standartlar kazandığını belirten Yazıcı bu nedenle Rahmi Gençer’e teşekkür etti ve şunları söyledi: “Ayvalık Deniz Hudut Kapısı bölge ve yat turizmi için önem taşıyor. Ayvalık’a deniz yoluyla gelenlerin kolayca giriş-çıkış yapabildikleri bir yer ve bu özelliğiyle ülkenin turizm vitrini sayılır. Modern yapısı ve güler yüzlü hizmet anlayışıyla konuklarımızın bu tesisten memnun kalacağından hiç şüphem yok. Bilindiği gibi turizm sektörü çok canlı, çok hareketli bir sektör ve bizler bunun avantajını değerlendirmeliyiz.”

D

Deniz Hudut Kapısı’nda 28 resmi görevli hizmet veriyor

eniz Hudut Kapısı 10 bin 720 metrekarelik bir alana sahip. Çalışma sırasında Uluslararası Gemi ve Liman Güvenliği Şartnamesi’ne uygun şekilde donatıldı. Başta bina çatısı olmak üzere yolcu salonu, satış mağazası, tuvaletler, ofisler yenilendi. Havalandırma ve aydınlatma sistemleri değiştirildi. Yolcu giriş-çıkış bölümlerinin sayısı 2’den 4’e çıkarıldı. Giriş salonu 4, çıkış salonu 4 bölüm halinde düzenlendi. Yurt dışından gelen yolcular için bekleme salonu yapıldı. Alınan yeni X-Ray cihazıyla cihazı sayısı 2’ye yükseldi. Türkiye’nin 83 deniz hudut kapısından biri olan Ayvalık Deniz Hudut Kapısı’nda, Gümrük Müdürlüğü’ne ait birimlerin yanı sıra, Emniyet, Liman İşletme, Sahil Sağlık Denetleme ekibi, Kaçak İstihbarat Amirliği olmak üzere 28 resmi görevli hizmet veriyor. Geçtiğimiz Kasım ayında başlayan ve 5 ay süren onarım/yenileme çalışmaları sırasında hizmette aksaklık yaşanmaması için yeni geçici bir prefabrik hizmet binası da oluşturuldu.

3


Yüz yıl önce insanlara iş kapısı, aş kapısı olan Kırlangıç fabrikası, kimliği korunarak çağdaş bir projeyle ayağa kaldırılıyor.

Çağdaş dönüşüm projesi özelliğiy

A

KIRLANGIÇ YAŞAM MERKEZİ AYVALIK’IN SOSYA

yvalık Belediyesinin vizyon projelerinin başında gelen Kırlangıç Çok Amaçlı Sosyal Kültürel Yaşam Merkezi Dönüşüm Projesi’nin startı verildi ve Türkiye’nin önde gelen mimarlarından Ersen Gürsel’in hazırladığı projenin uygulanmasına tarihi yapıların dışında kalan binaların yıkımıyla başlandı. Yıkımın ardından temel atılacak ve inşaat çalışmalarına geçilecek. Mevcut tarihi binaların restorasyonu da eş

zamanlı olarak gerçekleştirilecek. 20 bin metrekarelik alanda yapılacak projenin Türkiye çapında örnek bir dönüşüm projesi olacağını belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer, konuyu hem Kent Konseyi’nde hem Belediye Meclisi’nde gündeme getirdiklerini ayrıca Ayvalık halkına da defalarca anlattıklarını hatırlattı. Gençer sözlerini şöyle sürdürdü: “Yüz yıl önce insanlara iş kapısı, aş kapısı olan Kırlangıç

Yıllık cironun yüzde 4’ü Ayvalık Belediyesi’ne aktarılacak Yapılan ihaleyi Sökeli Karakaşlar firması kazandı ve firma Kırlangıç Çok Amaçlı Sosyal Kültürel Yaşam Merkezi’nin işletilmesini 26.5 yıl süreyle ve yap-işlet-devret modeliyle üstlendi. Şirket yıllık cirosunun yüzde 4’ünü Ayvalık Belediyesi’ne aktaracak. Yüzde 60’ı ticari, yüzde 40’ı belediyeye kalacak şekilde konumlandırılacak alanın iş bitim süresi yer tespitinden itibaren 540 gün... Proje kapsamında; tiyatro, müzik, konferans gibi etkinliklerin yapılacağı çok amaçlı salon, mübadele müzesi, sanat galerisi, kadın el emeği satış dükkânları, kreş, restoranlar, kafeler, otel ve alış-veriş noktaları yer alıyor.

4


yle bütün Türkiye’ye örnek olacak

AL VE EKONOMİK HAYATINA ÇOK ŞEY KATACAK fabrikasını, kimliğini bozmadan çağdaş bir projeyle ayağa kaldırıyoruz. Kentsel hafıza ve mimarinin sürekliliği, kıyının kente bağlanması, kentin sosyokültürel hayatına katkı için Kırlangıç Yaşam Merkezi’ni kentimizin sosyal ve ekonomik hayatına kazandırıyoruz. Burası, Ayvalık’ta sosyal yaşamın merkezi olacağı gibi çağdaş dönüşüm projesi özelliğiyle aynı zamanda bütün Türkiye’ye örnek teşkil edecek.”

Cumhuriyet Meydanı’nda tanıtım standı açıldı Ayvalık Belediyesi projeyi tanıtmak amacıyla Cumhuriyet Meydanı’nda bir stant kurdu. Stantta projenin kapsamlı bir maketi yer alıyor. Maketi inceleyen vatandaşlar, söz konusu alanda hangi binanın hangi fonksiyonu kazandığını görebiliyor, ayrıntılı bilgi ediniyor. Ayvalık’ın böyle çok amaçlı bir yaşam alanına uzun yıllardır ihtiyaç duyduğunu belirten stant ziyaretçileri, sosyalleşme adına çevre ilçelere gitmek zorunda kaldıklarını, bu projeyle atıl bir alanın kentin yaşam merkezi olmasından mutluluk duyduklarını dile getiriyor. Stantta projeyi ana hatlarıyla tanıtan broşürler de dağıtılıyor.

5


İsteyenlere bağış karşılığı özel şişelerde şifalı su veriliyor

B

AYVALIK AYAZMASI’NI HER GEÇEN GÜN DAHA ÇOK İNSAN GEZİYOR

ilindiği gibi, Ayvalık’ın en ünlü ve önemli dini yapılarından biri olarak nitelendirilen,1890 yılına tarihli Ayazma’nın (Panagia Phaneromeni) iki yıl süren onarım-yenileme çalışması geçtiğimiz aylarda tamamlandı ve bina ziyarete açıldı. 1800’lü yıllardan beri Ayvalık ve Körfez halkına hizmet veren şifalı su merkezi, daha sonraki yıllarda küçük bir zeytinyağı fabrikasına dönüştürülmüş, eski özelliğini yitirmesi ve fabrikanın 1970’li yılların sonuna doğru faaliyetini durdurması sonucu harap bir hâlde terk edilmişti. Kemalpaşa Mahallesi’ndeki yapının onarım ve yenileme çalışmaları Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in girişimiyle 2016 yılının Ekim ayında başlatıldı. Foça kazılarını yürüten Prof. Dr. Ömer Özyiğit yönetiminde, maliyeti yaklaşık 2 milyon lirayı bulan onarım ve yenilemenin tamamlanmasıyla birlikte Ayazma ziyarete açıldı. Onarım sırasında Ayazma’nın şifalı suyu da bulununca bina içindeki ve dışındaki çeşmelerden akması sağlandı. Arzu edenler Ayazma’nın şifalı suyunu bağış karşılığında ve özel şişelerde alabiliyor. Mum, bardak altlığı, melek biblolar, balmumu koku tabletleri, rüya kapanları, magnetler, rozetler, kitap ayraçları da girişi ücretsiz olan Ayazma’nın ziyaretçilerinin edinebileceği diğer özel hediyelikler arasında. Ayazma Pazartesi hariç her gün 10.00-17.00 saatleri arasında gezilebilir.

AYVALIK’A GELENLER AYAZMA’YA MUTLAKA UĞRAMALI Ayvalık’ın değerlerini tek tek ayağa kaldırmayı hedeflediklerini ve sırada projesi hazır olan Aya Triada’nın bulunduğunu söyleyen Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Ayazma’nın bundan böyle de halka açık fonksiyonunu devam ettireceğini ve ‘faydalanılacak’ bir yer olacağını belirtti. Gençer şöyle dedi: “Ayazma, Ayvalık’ta 1850’lerden beri kullanılan kutsal bir su mekânı... Hatta o kadar ün salmış ki Osmanlı döneminde Cezayir’den, Tunus’tan, Suudi Arabistan’dan bile şifa bulmaya gelen Müslümanlar oluyormuş. 1890’larda bugünkü görünümünü kazanmış ve kutsal su olarak devam etmiş. Şu an Sakarya Ortaokulu olan binanın hastane olduğunu ve bütün gelirinin bu mekândan karşılandığını da biliyoruz. Ayazma’nın restorasyonunu Ayvalık Belediyesi olarak bağışçılarla birlikte tamamladık, halkımızın ve turizmimizin hizmetine sunduk. Reklam yapmadığımız hâlde ilgi çok hızlı bir şekilde gelişti. Şimdiye kadar 1100 kişi gezdi. Günlük ortalama 35-50 arasında ziyaretçi oluyor. Bu kişiler sadece duyup geliyor. Şifalı sudan alıp yüzlerini yıkıyorlar. Binanın çok güzel bir estetiği var. İçi insana, ruhuna çok iyi geliyor. Bu binayı Ayvalık’a kazandırdığımız için çok mutluyuz. Ayvalık’a gelen misafirlerimizin mutlaka Ayazma’ya uğramalarını tavsiye ediyorum. ‘Ayazma’ya gelin, şifalı suyumuzla buluşun!’ diyorum.”

Neo-Klasik üslubuyla dikkat çeken Ayazma’nın, Ayvalık Belediyesi tarafından gerçekleştirilen restorasyon ve yenileme projesine toplam 33 isim destek verdi: Muhtar Kent, Şerif Kaynar, Güler Sabancı, Ümit ve Cem Boyner, Ferit Şahenk, The George-Kaity David Foundation, Bunge Gıda-Komili Zeytinyağları, Emel Küçükçolak-Mustafa Yeşil, Hatice Zeynep Bodur, Bülent Bulgurlu, Bilon Gürayman ve ailesi...

6


Fotoğraf: Nazım Timuroğlu (1988)

Çocuk oyun grubu, açık alan spor aletleri, banklar ve basketbol sahası yer alacak

SAKARYA MAHALLESİ’NDE YEPYENİ BİR YAŞAM ALANI DOĞUYOR

Tarihi kilisede Balıkesir Müze Müdürlüğü denetiminde temizlik çalışması başlatıldı

P

AYA TRİADA DA TURİZME KAZANDIRILIYOR

anagia Phaneromeni Ayazma’sının restore edilmesinin ardından Ayvalık Belediyesi şimdi de 170 yıldan fazla bir geçmişe sahip olan Aya Triada Kilisesi’ni kent turizmine kazandırmak için harekete geçti. Rölöve Projesi, Ayvalık Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğü tarafından 2014 yılında hazırlanan tarihi yapının restorasyon ve restitüsyon projelerinin çizimi de Belediye Plan Proje ile İmar müdürlükleri işbirliğiyle yapılacak. Tarihi kilisede önce Balıkesir Müze Müdürlüğü denetiminde temizlik çalışması başlatıldı. Yapının çevresi giriş-çıkışlara kapatılırken, yapıdaki malzemelerin temizlendikten sonra korunması için depo oluşturulacağı belirtildi. Aya Triada’da incelemelerde bulunan Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Bu yapı restore edildikten sonra Ayvalık turizmine kesinlikle çok büyük bir katkı sağlayacak. Kültür mirası niteliği taşıyan, Ayvalık’a değer katan böylesi tarihi yapıları gün yüzüne çıkartmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz” dedi.

A

yvalık Belediyesi, Sakarya Mahallesi’nde atıl durumdaki bir araziyi yaşam alanına dönüştürüyor. Mahalledeki 2. Değirmenler Caddesi 7. Sokak yakınında, halk arasında ‘top sahası’ olarak bilinen yerde, arazinin konumu ve manzarasıyla kente güzellik katacak bir yaşam alanı oluşturuluyor. Belediye Başkanı Rahmi Gençer bu yeni parka çocuk oyun grubuyla açık alan spor aletleri yerleştireceklerini, yanı sıra basketbol sahası yapacaklarını ve banklarla bütünleyeceklerini belirtti. Gençer konuya ilişkin olarak şöyle dedi: “Dört yılda ilçemizi, vatandaşlarımızın keyifle zaman geçirebileceği dokuz yaşam alanı ve otuz beş çocuk parkıyla bütünledik. Konumu ve yeşiliyle dikkat çeken Belediye Parkı’nı yeni baştan düzenleyip kullanılır hâle getirdik. Fethi Sekin Parkı, Suat Burak Elik Parkı, Ergün Tekincan Parkı, Çamlık Parkı, Erol Karayaz (Fethiye) Parkı, Sarımsaklı Parkı gibi yeni yaşam alanları oluşturduk. Yeni yaptığımız parkların yanı sıra Lale adası Mesire alanı, Altınova Sahil Yolu ve Ayvalık merkezdeki botanik çevre düzenlemesi kentimize renk, huzur katan yaşam alanları oldu. Bir yandan köylerimize yeni parklar kazandırırken bir yandan da Çamlık Sahil ve Armutçuk Yunus Emre Parkı’nı yeniden elden geçirerek güzelleştirdik. Şimdi de çocuklarımızın rahatça oyun oynayabileceği, yetişkinlerin rahatça kullanabileceği temiz bir alanı Sakarya Mahallemize kazandıracağız. Çam ağaçlarıyla bezeli, deniz manzaralı, muhteşem güzellikteki bu alanı çocuklarımız/gençlerimiz kullansın, anneler gelsin istiyoruz.”

7


ASFALT ÇALIŞMALARI HAZIRLANAN PROGRAM GEREĞİ HIZLA SÜRÜYOR

KÜÇÜKKÖY SEFAKÖY MEVKİİ

A

yvalık Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü, Küçükköy’ün Sefaköy mevkiindeki yolda satıh kaplama çalışması gerçekleştirdi. İlk aşamada Sefaköy Villaları içindeki yol ile Sefaköy-Sarımsaklı arasındaki bağlantı yolu ele alındı. Çalışmalar kapsamında uzunluğu 3 km, genişliği 6 metre olan yolda satıh kaplama yapıldı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in kent genelindeki ihtiyaçları hızla gidermek doğrultusunda oluşturduğu program kapsamında faaliyete geçtiklerini söyleyen Başkan Vekili Gökay Bacan, Küçükköy bağlantı yolundaki çalışmaya da yakında başlanacağını belirtti.

3 MAHALLENİN ANA ARTERİ VE HAMDİBEY MAHALLESİ

A

yvalık Belediyesi Fen İşleri ekipleri Fethiye, Sakarya ve İsmetpaşa mahallelerinin ana arteri olan cadde

Bozuk ve çamurlu yol kalmaması hedefleniyor

ZEYTİNLİKLER ARASINDAKİ YOLLAR YAPILIYOR

B

ağlantı yollarını asfaltlayan, yol bakım çalışmalarının yanı sıra ilçenin tüm mahallelerindeki onarım faaliyetlerini gece-gündüz sürdüren Ayvalık Belediyesi, Kasım ayında başlayacak olan zeytin hasadında çiftçilerin arazi yollarında sıkıntı yaşamamaları için zeytinlik arasındaki yolları da işlevsel hale getiriyor.

Şirinkent’ten Edremit yoluna giden zeytin arazilerinin yollarında düzenleme çalışmasının ardından sırayla diğer zeytinlik arazilerin yol yapımlarına başlandı. Eski Altınova yolu çevresindeki zeytinlik alanlarda yapılan çalışmayı yerinde inceleyen Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Zeytinlik arası yollarımızın yapımında kaynaklarımızı teknik ve ekonomik açıdan doğru kullanmak amacıyla kazınmış asfalt kaplamalarını yeniden değerlendirdik. Bozuk ve çamurlu yolumuzun kalmaması için gerekli çalışmalara devam edeceğiz” dedi.

8

ile Hamdibey Caddesi’nde sıcak asfalt çalışması yaptı. TSK Ali Çetinkaya İlk Kurşun Rehabilitasyon Merkezi’nin yakınından geçen Fatih Caddesi’ne de sıcak asfalt döküldü. Fethiye, Sakarya ve İsmetpaşa mahallelerinin ana arteri olan caddede çalışmalarını aynı gün içinde tamamlayan ekip, Hamdibey Mahallesi’nde Ali Çetinkaya İlkokulu ile Kayaspor tesisleri yakınından geçen Dalkıran Mehmet Ağa Caddesi’nde de sıcak asfalt çalışması yaptı. Sorunsuz bir üst yapı amacıyla faaliyetlerini hızlı bir şekilde tamamladıklarını belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Altınova’da, Cunda’da yaptık. Ayvalık merkezde yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Programımızda olan Şeytan Sofrası yolunu tamamladık. Şirinkent’te İtfaiye önünden Arıtma’ya kadar olan noktada sıcak asfalt çalışmasını bitirdik. Ayvalık Belediyesi olarak sorumluluk alanımıza giren ve ihtiyacı olan her yere anında hizmet götürmeye devam edeceğiz” dedi.

Ulaşım daha güvenli bir hâle geliyor

ÇEVRE DÜZENLEMESİ ÇOK YÖNLÜ YARAR SAĞLIYOR

A

yvalık Belediyesi, her yıl bahar ve yaz mevsiminde programlı olarak kent merkezinde yaptığı çevre düzenleme çalışmalarını bu yıl da sürdürüyor. Bu kapsamda Sefa Çamlık Mahallesi İnönü Caddesi’ndeki orta refüjlerle kaldırım kenarındaki bordürler Belediye Fen İşleri Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerce sarı-beyaz renklere boyandı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Bordür boyama çalışmaları sayesinde orta refüj ve kaldırımlar daha belirgin hâle geldiği gibi kent merkezi de daha güzel ve hijyenik bir görünüm kazanıyor. Ayrıca, bu uygulama sayesinde ulaşım da daha güvenli bir hâle geliyor” dedi.


Ayvalık Belediyesi engelli vatandaşların yaşama katılmasına yönelik hizmetlerini sürdürüyor

TÜRKÖZÜ KIRSAL MAHALLESİNDEKİ YOL TURGAY AKIN İÇİN YENİDEN DÜZENLENDİ

A

nnesiyle birlikte Türközü kırsal mahallesinde yaşamını sürdüren ve 12 yıl önce geçirdiği trafik kazası sonucu o günden beri tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kalan 28 yaşındaki Turgay Akın adlı genç Belediye Başkanı Rahmi Gençer’e ulaştı ve evinden köy içine rahatça gidip gelmesini sağlayacak sokağın düzeltilmesini rica etti. Gençer onun bu isteğini kırmayarak yolun kısa sürede yapılmasını sağladı. Turgay Akın sorunun çözülmesinden duyduğu mutluluğu şu sözlerle dile getirdi. “Bu yol yapılmadan önce çok zorlanıyordum. Bir yere gitmek istediğimde yalnız

bırakamadıklarından, beni ailem götürüp getiriyordu. Ama yaşlı oldukları için zorlanıyorlardı. Yol yapıldı ve çok güzel oldu. Şimdi yardım olmadan kendi başıma gidip gelebiliyorum. Ayvalık Belediyesi ekiplerine ve duyarlı davranışından dolayı Rahmi Başkanımız’a teşekkür ederim. Ailem de ben de çok mutlu olduk.” Rahmi Gençer de, “Turgay kardeşimiz artık kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan kendisi gidip gelebiliyor. Bu çalışmayı onun hayatını kolaylaştırmak için yaptık. Belediye olarak engelli vatandaşlarımızın yaşama katılmasına yönelik hizmetlerimiz devam edecek” dedi.

Vakfın adını kullanan dolandırıcılar sorun yaratıyor

L

AYVALIK BELEDİYESİ LÖSEV’İ DESTEKLİYOR

ösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV) Ankara ve Bursa temsilcileri Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Ziyarette LÖSEV Ankara merkez Halkla İlişkiler departmanından Sinan Aras, Bursa ofisinden Aktif İletişim Sorumlusu Büşra Nur Duymaz, LÖSEV Destek Hizmetler Biriminden Avni Akan ve Ayvalık Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürü Ali Ürkmez hazır bulundu. 81 ili dolaşarak lösemili vatandaşlar ve ailelerine yardım ulaştıran LÖSEV İYİLİK TIRI’nın, Edremit ve Akçay’dan sonra Ayvalık’a geleceğini belirten LÖSEV ekibi, önceki yıllarda Ayvalık’ta yaptıkları çalışmalara destek veren Rahmi Gençer’e teşekkür ederek, ilçede TIR için güzergâh ve Kurban Bayramı’na ilişkin çalışmalarını tanıtmak üzere stant noktası talebinde bulundu. Bayram dönemi çalışmaları hakkında bilgi veren LÖSEV ekibi, “Vekâleten kurban kesiyoruz. Çünkü her bir kurban lösemili çocuklara can demek. Kurban bedeli 920 lira. Arzu edenler Diyanet İşleri

Başkanlığı’nın koyduğu esaslar doğrultusunda Kurban Bayramı’nda LÖSEV’e vekâlet vererek kurbanlarını dini usullerde kestirebilir, yapacakları bağışlarla lösemili ve kanserli çocuklarımızın hayatını kurtarabilir” dedi. LÖSEV ekibi, en büyük sıkıntılarının vakfın adını kullanan dolandırıcılar olduğunu belirterek, Ayvalık’ta yapacakları çalışmalarda aynı zamanda bu tür olayların önlenmesi için sosyal farkındalık oluşturmak istediklerini dile getirdi. Rahmi Gençer de, LÖSEV İYİLİK TIRI’nın Cumhuriyet Meydanı’nda park edebileceğini, söz konusu standın ise Cunda ve Sarımsaklı’da açılabileceğini söyledi. Gençer, “Kutsal bir iş yapıyorsunuz. Maalesef böyle suiistimaller var. Bu dolandırıcılıkların önlenmesi için farkındalık çalışmaları önemli. Kendi adıma LÖSEV’e Kurban Bayramı’nda katkıda bulunmayı düşünüyorum. Ayrıca Ayvalık Belediyesi olarak LÖSEV’e gereken desteği vereceğiz” dedi.

9


Startını Kaymakam Gökhan Görgülüarslan ve Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in birlikte verdiği yarışlara 85 sörfçü katıldı

A

RÜZGÂR SÖRFÜ SLALOM TÜRKİYE LİGİ’NİN 1. AYAĞI AYVALIK’TA YAPILDI

yvalık, Temmuz ayı içinde Türkiye Yelken Federasyonu, Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi ve Ayvalık Belediyesi’nin işbirliğiyle düzenlenen Rüzgâr Sörfü Slalom Türkiye Ligi 2018 Yarışı 1. Ayağı’na ev sahipliği yaptı. Çamlık sahil şeridindeki yarışlar U15 Junior Kız-Erkek, U17 Kız-Erkek, U 20 Kız-Erkek, Kadın-Erkek ve Master kategorilerinde gerçekleşti. Yarışlar öncesinde Ayvalık Belediyesi ekipleri, yarışların yapılacağı bölgeyi temizledi. Yanı sıra sörfçülerin bordlarını bırakacağı portatif alan, yarış sekretaryası, kayıt, hakem, seyirci, müzik ve yiyecek bölümleri, seyyar tuvalet ve çöp konteynerleri konulacak alanlar oluşturuldu. Yarışların startını Kaymakam Gökhan Görgülüarslan ve Belediye Başkanı Rahmi Gençer birlikte verdi. Çok sayıda kişinin izlediği yarışlara ünlü sörfçü Çağla Kubat Diaz eşi Jimmy Scot Diaz’la birlikte katıldı. Yarışlarda Ayvalık’ı, Yelken İhtisas Kulübü sporcusu Buğra

10

Mehmet Kandiş temsil etti. Ödül törenine yaklaşık altı ay önce dünyaya gelen oğlu Ümit Gençer’le katılan Rahmi Gençer yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Tüm yarışmacılar Ayvalık’a heyecan getirdi. Yelken Federasyonumuz’la, İzmir Deniz Ticaret Odamız’la birlikteliğimizin devam etmesini, nice organizasyonlar yapmamızı diliyorum. Ayvalık Kaymakamlığı’na ve belediye ekiplerimize, AYTUGEB Genel Sekreteri Ümit Özgültekin’e, hakemlerimize katkıları nedeniyle teşekkür ediyorum. Ayvalık mükemmel bir yer.” Törende, Kaymakam Gökhan Görgülüarslan da bir konuşma yaptı ve rüzgâr sörfü yarışlarında heyecan dolu anlara tanıklık ettiklerini belirtti. Görgülüarslan, “Bu organizasyon deniz sporları için çok uygun olan Ayvalık’ın tanıtımı adına bir fırsattır. Böyle önemli bir organizasyonu Ayvalık’ta gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Emeği geçen herkese tek tek teşekkür ediyorum” dedi.


Çağla Kubat: “Ayvalık Belediyesi yarışlara çok güzel hazırlanmış”

“R

üzgâr Sörfü Slalom Türkiye Ligi 2018 yarışları Ayvalık Belediyesi tarafından rüzgar sörfü için belirlenen yeni bir yerde düzenlendi. Belediye olarak çok güzel bir hazırlık yapmışlar. Zaten rüzgâr bize doğanın en güzel hediyesi. Ayvalık’a yarışlar oldukça tabii ki geliyorum. Hatta bazen yabancı arkadaşlarım geldiğinde, onlara göstermek istediğim yerlerden biri de Ayvalık. Türkiye’de çok güzel bölgeler var. Bazı bölgeler rüzgâr sörfü için biliniyor, bazı bölgelerin uygunluğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Uygun yerlerden biri de bence Ayvalık. Çok güzel bir rüzgârı var, bulunması çok keyifli bir bölge. Windsurf yapmak isteyenler için ideal bir yer. Ayrıca denizde vakit geçirmenin yanında karada var olan ve farklı bir ortam sunan güzel atmosferiyle de dikkat çekici... Herkesi Ayvalık’a davet ediyorum.”

Sörfçüler parkur alanında mıntıka temizliği yaptı Rüzgâr Sörfü Slalom Türkiye Ligi 2018 Yarışı 1. Ayağı’na katılan sörfçüler parkur alanını Ayvalık Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleriyle birlikte temizledi. Çevreye duyarlı sporcuların ortak çabasıyla sörf alanı kısa sürede pırıl pırıl oldu. Temizlik İşleri Müdürlüğü’nün dağıttığı çöp torbalarıyla ‘mıntıka temizliğine’ başlayan her yaştan sörfçüler büyük takdir topladı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer sporcuları bu örnek davranışları nedeniyle kutladı ve “İşte medeniyet bu!’’dedi.

Rahmi Gençer: Ulusal düzeydeki deniz sporlarına da ev sahipliği yaptığımız için çok mutluyuz

“R

üzgâr Sörfü Slalom Türkiye Ligi’nin ilk etabına ev sahipliği yapmaktan son derece mutluyuz. Ayvalık, 54 kilometrelik kıyı şeridi, sahilleri denizi ve rüzgârıyla bu spor için çok uygun ve sörf merkezi olabilecek bir kent. Voleyboldan satranca, atletizmden futbola, farklı spor dallarındaki başarılarıyla Ayvalık’ı gururlandıran sporcularımız artarken ulusal düzeydeki deniz sporlarına da ev sahipliği yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Çamlık sahil şeridi mükemmel bir yer. İç denizimizin bir tarafında Ayvalık merkez, bir tarafınta Çamlık, adalar... Daha güzel bir parkur olduğunu sanmıyorum”

11


KISA KISA... KISA KISA... KISA KISA... KISA KISA...

RAHMİ GENÇER: “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ÖNEMİ 110 YIL ÖNCE ANLAŞILDI”

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, 24 Temmuz Basın Bayramı nedeniyle yazılı bir mesaj yayınladı. Gençer, mesajında özetle şu görüşlere yer verdi: “Özgür basının önemi günümüzden 110 yıl önce anlaşıldı. 24 Temmuz 1908’de basın mensupları sansür memurlarını gazetelere sokmadı, ilk kez gazeteler sansürsüz olarak yayımlandı. Basın bayramı olarak kutlanan ve 1971’de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından, ‘Basın Özgürlüğü İçin Mücadele günü’ ilan edilen 24 Temmuz’un 110. yıl dönümünde özgür basına duyulan özlem bugün de sürüyor. Medya mensuplarının sistematik şekilde mahkemelerde yıpratılmadığı, gazetelerin kapanmadığı ve medya özgürlüğünün hiçe sayılmayacağı 24 Temmuz’lar diliyorum.” ***

RAHMİ GENÇER TÜRK YEREL HİZMET-SEN YÖNETİCİLERİYLE BİR ARAYA GELDİ

T

ürk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Kayar, Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Görüşmede Ayvalık Belediyesi’nin çalışmaları ve karşılaştığı sorunlar gündeme geldi. Ziyarette Kayar ile birlikte Türk Yerel Hizmet Sen Teşkilatlardan sorumlu Başkan Yardımcısı Hasan Hüseyin Uygun, Balıkesir-Çanakkale Şube Başkanı Halil Aydoğdu, Balıkesir-Çanakkale Şube Yönetim Kurulu üyesi Zafer Çetinkaya, Ayvalık Belediyesi İş Yeri Temsilcisi Selver Kurt ile Edremit Belediyesi İş Yeri Temsilcisi Mehmet Yıldırım hazır

bulundu. Bütünşehir Yasası’nın ilçe belediyelerini hem mali hem de işleyiş açısından zora soktuğunu belirten Rahmi Gençer, maaş ödemelerinde yaşanan sıkıntı konusunda çalışanlarla toplantı yaptığını ve maaşların ödenmesi için bazı kararlar aldıklarını söyledi. Ali Rıza Kayar da, hizmeti Ayvalık Belediyesi gerçekleştirirken ekonomik olarak geri dönüşümü olmamasının kabul edilemeyeceğini vurguladı. Personele ve Ayvalık halkına yaklaşımı ve icraatları nedeniyle Gençer’e teşekkür etti. ***

SAHİLKENT MAHALLESİ YAPILAN HİZMETLER İÇİN TEŞEKKÜR ETTİ

E

ngürü Sitesi Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Uslu, Sahilkent Mahalle Muhtarı Safiye Ayla Erdil, Teknik Güç Birliği Site Başkanı Kemal Sipahioğlu, Sahilkent Spor Kulübü Başkanı Mustafa Köker, Başkan Yardımcısı Mustafa Gökmenoğlu ve mahalle sakinleri Belediye Başkanı

***

ADASPOR KULÜBÜ YÖNETİCİLERİ RAHMİ GENÇER’İ ZİYARET ETTİ

A

Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Gürsel Uslu öncelikle belediye çalışanları sorunlarını hızla çözdüğü ve Sahilkent Mahallesi’nin yaklaşık beş kilometrelik ana yolunu asfaltladıkları için bir plaketle Rahmi Gençer’e teşekkür etti. Gençer de Belediye olarak gerçekleştirdikleri farklı hizmetler, yol yapım çalışmaları, Kırlangıç Projesi, Gençlik Merkezi, Zeytin Çekirdekleri ve Evde Sağlık Hizmetleri konularında bilgi paylaştı. Ziyarette Ayvalık için hazırlanan Kitesurf, UNESCO tanıtım ve Ayvalık Lezzet Noktaları videoları da izlendi. ***

İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI AYVALIK BELEDİYESİ’YLE İŞBİRLİĞİNE HAZIR OLDUĞUNU BİLDİRDİ

T

MMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ayvalık Temsilciliği’nin yeni yönetimi Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Ziyarette Odanın yeni başkanı Onur Satıcı ile birlikte Yönetim Kurulu üyeleri

12

Füsun Atay, Suat Ok, Canan Demirkaya ve Süleyman Gazioğlu da hazır bulundu. Seçimli genel kurul toplantısını Nisan ayı içinde gerçekleştirdiklerini, görevlendirmelerin ise Haziran ayında tamamlandığını söyleyen Başkan Satıcı alt yapı, planlama ve proje çalışmalarında Ayvalık Belediyesi’yle işbirliğine hazır olduklarını vurguladı. Rahmi Gençer de ziyaretten duyduğu mutluluğu belirterek yeni yönetime çalışmalarında başarılar diledi.

yvalık’ın köklü spor kulüplerinden Adaspor’un yöneticileri Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Kulüp Başkanı Mustafa Kesebir, Yardımcısı Önder Tavşan, Genel Sekreter Melih Çakırca, Genel kaptanlar Mehmet Atala ve Fevzi Tavşan, Veznedar Hüseyin Ergin, İdare Amiri Şevki Süzen, Alt Yapı Sorumlusu Şemsi Güner, üyeler Turgay Gülen ve İbrahim Ökten, Kulüp Müdürü Mustafa Gürbüz, Kulüp Denetleme Kurulu üyeleri Gürkan Keren, Ahmet Uzun ve Güney Dönmez’in de hazır bulunduğu görüşmede sezon değerlendirildi. Ayrıca kentteki spor kulüplerinin alt yapıya önem vermelerinin ve alt yapıdan yetişen sporculara fırsat tanınmasının önemi vurgulandı. Rahmi Gençer bu arada yeni yönetimi kutlayarak, yeni yeteneklerin yetişmesinin ve takım kadrolarında yer bulmasının gerekliliğini dile getirdi.


Kurtuluş Savaşı nihai başarıya Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 30 Ağustos 1922’de ulaştı. Büyük Zafer’in 96. yılındayız. Emperyalist güçlere karşı bir milletin yeniden doğuşunu müjdeleyen ve laik, demokratik, bağımsız Cumhuriyet’e giden yolu açan 30 Ağustos’un önemini her geçen gün daha iyi anlıyor ve bu büyük günü geleceğe duyduğumuz güvenle kutluyoruz. Ve biliyoruz ki, bu benzersiz zafer dil, din, köken ayırt etmeksizin tek vücut haline gelen bir milletin, kararlılığı ve Mustafa Kemal’in üstün dehasıyla kazanılmıştır.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer’in ikinci yıl dönümünde (30 Ağustos 1924) Dumlupınar’da yaptığı konuşmada Büyük Zafer’in önemini şu sözlerle vurgulamıştı: “30 Ağustos zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı.”

Balkan Savaşı, Birinci ve İkinci İnönü Savaşları, Sakarya ve Dumlupınar meydan muharebeleri... Erzurum, Bolu, İzmit, Bursa cepheleri... Korkmak nedir bilmedi, düşman karşısında bir dişi aslan gibi çarpıştı. Atatürk tarafından üsteğmenlik rütbesine kadar yükseltildi. Yakın tarihimizin unutulmaz kadın kahramanı Kara Fatma (Fatma Seher)’i 30 Ağustos’un 96’ncı, doğumunun 130’uncu yıl dönümünde saygıyla anıyoruz.

MİLLÎ MÜCADELE’DE BAŞINDA YEMENİSİ BELİNDE FİŞEKLİKLERİ VE ELİNDE MAVZERİYLE DÜŞMANA KARŞI KAHRAMANCA ÇARPIŞTI

B var:

aşta Millî Mücadele olmak üzere değişik savaşlarda gösterdikleri cesaret ve ortaya koydukları kahramanlıklarla tarihe geçmiş pek çok kadınımız

Tarihimizde ‘93 Harbi’ olarak anılan 1877-1878 OsmanlıRus Savaşı sırasında, Erzurum’daki Aziziye Tabyası’nın savunulmasında kahramanca çalışan ve Türk direnişinin bir sembolü haline gelen Nene Hatun... Birinci Dünya Savaşı’nda Erzincan’a kadar ilerleyen Rus kuvvetleriyle, dermansız kalıncaya kadar çarpışan ve kaldırıldığı hastanede kan kaybından şehit olan Refahiyeli Fatma... Fransızların işkence ve baskılarına dayanamayarak Milli Kuvvetler’e gönüllü olarak katılan, ateş altında kalan iki arkadaşını kurtarmak için duraksamadan ileri atılarak onları kurtarması nedeniyle kendisine ‘Tayyar’ (Uçan) unvanı verilen Osmaniyeli Tayyar Rahmiye... Çanakkale Savaşları’ndan başlayarak babasının yanında cepheden cepheye koşarken kanlı muharebe meydanlarında büyüyen, 12 yaşında ‘onbaşı’ rütbesi alan ve ‘Türklerin Jean d’Arc ‘ı’ adıyla anılan Nezahat Onbaşı... Aydın cephesinde Yunanlılara karşı kahramanca çarpışan ve mezar taşında, “O günlerden iki hatıram kaldı. Biri kadınlığımla yaptığım savaş, öteki de rahmetli Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyası” yazan Emire Ayşe Aliye... Fransızlarla işbirliği yapan kocasını öldürmek zorunda kalan, Gaziantep düşman işgalinden kurtarılıncaya kadar

13


millî orduyla birlikte çalışan ve Antep’e ilk giren müfrezede yer alan Adile Hanım... Ve bir de ‘Kara Fatma’ var... Gerçek adıyla Fatma Seher Erden... Balkan Savaşı’ndan Millî Mücadele’ye, Erzurum’dan Bolu’ya, İzmit’ten Bursa’ya elinde mavzer, hem erkek hem kadın askerlere kumandanlık eden, Atatürk tarafından üsteğmenlik rütbesine kadar yükseltilen ve 1922 yılında kendisiyle görüşen Tevhid-i Efkar gazetesi muhabirinin sözleriyle, “Çeşitli muharebelerde zaman zaman erkeklerden daha büyük hizmetler yerine getirmiş, düşman karşısında bir dişi aslan gibi çarpışmış” olan korkusuz kadın... MUSTAFA KEMAL’İN HUZURUNA ÇIKABİLMEK İÇİN ÇEŞİTLİ KIYAFETLERE GİREREK ÜÇ GÜN MÜCADELE ETTİ Kara Fatma lakabıyla tanınan Fatma Seher Hanım, bundan 130 yıl önce, 1888’de Erzurum’da doğdu. Eşi Derviş Ahmet Bey askerdi. Binbaşı rütbesiyle Edirne’de görev yaparken Fatma Seher Hanım da onunla birlikte Balkan Savaşı’nda yer aldı. Kendi ailesinden bazı kadınları örgütledi, Birinci Dünya Savaşı’na katıldı. Eşi Sarıkamış’ta 1915 yılında şehit düşünce memleketi Erzurum’a döndü. Fatma Seher 1919’daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal’le bizzat görüşebilmek için Sivas’a gitti. Ona Millî Mücadele’ye katılmak istediğini söyledi ve görev istedi. O günleri, 1944 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda şu sözlerle anlattı: “Atatürk’ün Sivas’ta faaliyete geçtiğini haber aldığımda tarif edemeyeceğim kadar çok sevindim. Sivas’a gitmeye karar verince hızla hazırlandım ve hemen yola çıktım. Önce Samsun’a, oradan Sivas’a gittim. Mustafa Kemal’in

14

huzuruna çıkabilmek için çeşitli kıyafetlere girerek üç gün mücadele ettim. Sonunda, Sivas’ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken onu yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf vardı ve yüzüm peçeyle örtülüydü. Kendileriyle bir sorun hakkında görüşmek istediğimi söyleyince, önce sert bir dil kullandı ve ‘Ne görüşeceksin?’ diye sordu. Kalbimdeki vatan aşkı karşılaştığım sert muameleye galip geldi. Hemen peçemi kaldırdım ve ‘İstanbul’dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldim. Maruzatımı bir dakika için dinlemenizi rica ediyorum’ dedim. Bunun üzerine yakındaki bir lokantada beni kabul ettiler.” Mustafa Kemal görüşme sırasında ufak-tefek, zayıf ama enerjik görünümlü kadına adını, silah kullanmayı ve ata binmeyi bilip-bilmediğini, savaştan korkup-korkmadığını sordu. Aldığı cevaplardan memnun kalınca ona, “Kara Fatma, bütün kadınlar keşke senin gibi olsaydı!” dedi. Onun bu yakıştırması sonrasında, Fatma Seher Hanım artık ‘Kara Fatma’ adıyla anılacaktı. Bu arada Mustafa Kemal bir kağıda bazı notlar yazdı, sevincini gizleyemeyen Kara Fatma’ya uzattı. “Haydi göreyim seni, verdiğim talimatı unutma, bir an evvel İstanbul’a git, hazırlan ve işe başla” dedi. EVLATLIĞI DA SİPERLERE KADAR GELİYOR, ÇARPIŞMALAR SÜRERKEN ASKERLERE MATARALARLA SU TAŞIYORDU Fatma Seher Hanım, Mustafa Kemal’den aldığı ‘emir’ gereği, Sivas’tan hemen İstanbul’a geçti. Kuvayı Milliyeci’lerle buluştu. Kendisi de 15 kişilik bir ‘kıta’ kurdu. Sonra muhacir kılığında İzmit’e gitti. Bir yandan da ‘askerlerinin’ sayısını arttırmaya çalıştı. Kısa sürede 96 kişiye ulaştılar.


Sonra bu sayı daha da arttı... Kara Fatma şimdi başında yemenisi, sırtında siyah ceketi, çizgili etekliği, çizmeleri, belindeki geniş kuşakta taşıdığı tüfek mermileri, kaması ve omuzunda kayışıyla emrindeki 43 kadın ve 700 erkeğe komuta ediyordu. (O günlerde evlat edindiği kızı Fatma da yanındaydı. Onu İzmit’te bırakıp cepheye gittiğinde, aynı zamanda kız kardeşinin kızı olan Fatma rahat durmuyor, askerlerin peşine takılarak siperlere kadar geliyordu. Hatta çarpışmalar sürerken askerlere mataralarla su taşıyordu. Söz dinlememenin cezasını bir çarpışma sırasında iki parmağını kaybederek hayatı boyunca çekti.) Kara Fatma, İzmit düşman işgali altındayken köylü kadını kılığında pazara inip silah kaçırmaya çalıştığı bir sabah düşman askerlerince yakalandı ve hapse atıldı. 19 gün boyunca işkence gördü. O günlerde başından geçenleri daha sonra şöyle anlatacaktı: “Evvela başıma dört nöbetçi diktiler; birkaç gün geçtikten sonra bir kişiye indirilmişti. Beni her gün durmadan dövüyorlardı. Gücüm tükenmeye başlamıştı. Bir gün nöbetçinin yanına bir misafir arkadaşı geldi. Şarap içiyorlardı. Misafir olan arkadaşı kalktı gitti. Nöbetçi şarap içmeye devam ediyordu. Herhalde çok içmiş olmalı ki sabaha karşı sızdığını gördüm. Fakat bir türlü inanamıyordum. Bir-iki yoklamadan sonra hakikaten sarhoş olduğuna kanaat getirdim. Elindeki silahı alarak ortalık ağarmadan yola çıktım. On dokuz gün tutsaklığımın öldürücü sıkıntılarına katlandıktan sonra kaçmayı başardım. Bursa’nın işgalini duyunca halime bakmadan Sürmeli Köyü’ndeki ovada kıtamın başına geçtim. Bu başarımdan dolayı üsteğmenliğe terfi ettirildim.” Belinde fişeklikleri, ayağında çizmeleri ve elinde mavzeriyle tam bir Kurtuluş Savaşı akıncısı olan Fatma Seher Hanım, 1. ve 2. İnönü savaşları ile Sakarya ve Dumlupınar meydan muharebelerinde çarpıştı. Gerektiğinde yaya veya atlı olarak cepheden cepheye cephane ulaştırdı, askerlere ayakları şişinceye kadar erzak taşıdı.

DARÜLACEZE’DE ÇALINAN İSTİKLÂL MADALYASI BİR DAHA BULUNAMADI Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanıp Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, İstanbul Kasımpaşa’ya yerleşen Kara Fatma’ya üsteğmenlik maaşı bağlandı. O ise, “Bu benim son vatani vazifemdi. İstiklal madalyam yeter bana!” diyerek maaşını Kızılay’a bağışladı. Hayatı düşmana karşı savaşmakla geçen ve ordumuzla birlikte İzmir’e giren Kara Fatma ne yazık ki ilerleyen yıllarda maddi sıkıntı içine düştü. Hatta 1955 yılında Darülaceze’deki ölümünden sonra gazetelerde hayatını yoksulluk içinde kaybettiğine ilişkin haberler yer aldı. Yaklaşık beş yıl boyunca Kara Fatma’nın hayatını araştıran İlknur Bektaş ilk defa gün yüzüne çıkan Darülaceze, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı arşiv kayıtlarına dayanarak yazdığı, ‘Milli Mücadelede Bir Kadın Üsteğmen/Kara Fatma’ adlı kitabında bu iddiaları yalanladı. Kahraman kadının sıkıntılı günleri olmuştu ama gazetelerde öne sürüldüğü gibi açlıktan değil, hasta olduğu için yattığı ve sadece 11 gün kaldığı Darülaceze’de ölmüştü. Kara Fatma’nın cenazesi ‘askeriye’ tarafından görkemli bir törenle kaldırıldı. Kasımpaşa’daki Kulaksız Mezarlığı’nda toprağa verildi. Ne var ki, mezar ilerleyen yıllarda bir yol inşaatı sırasında yok oldu!

KAYNAKÇA -İlknur Bektaş, ‘Milli Mücadele’de Bir kadın Üsteğmen’, Timaş Yayınları, 2013 -İlknur Bektaş, ‘Milli Mücadele’nin Cesur ve Kayıp Kadınları’, Erdem Yayınları, 2017 -İlknur Kalıpçı, ‘Bursa’nın Kurtuluşuna İmza Atmış Bir Mücahid Kadınımız Fatma Seher’, Atatürk Araştırma Dergisi, Cilt: XIV, Sayı: 42, Kasım 1988, -Mustafa Yolcu, ‘Milli Mücadele Kahramanı Kara Fatma’, Milliyet Gazetesi -Murat Kutlu, ‘Kahraman Kara Fatma Sefalet İçinde Öldü’, Star gazetesi, 2 Eylül 2012 -Oğuz Köroğlu, “Milli Mücadele’nin Bayraklaşan Kahramanı: Kara Fatma”, aton.ttu. edu -Lütfi Arif Kenber, ‘Bizim Jan Dark’larımız’, Milliyet gazetesi, 8 Mart 1957

Kara Fatma, Milli Mücadele dönemini anlatan televizyon dizisi Vatanım Sensin’in 25. bölümünde hikâyeye dahil oldu. Dizide Kara Fatma’yı Demet Evgar canlandırdı. 15


ANNEM AYVALIK’A DEVLET BÜYÜKLERİ GELDİĞİNDE HEP BAKLAVA YAPARDI ATATÜRK İÇİN DE YAPMIŞTI GÜLBENİZ ŞENTAY

Mayıs sayımızın arka kapağında Gazi İlkokulu öğrencilerinin fotoğrafını paylaşmış, altına da “Tümü mübadeleden hemen sonra yani Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında dünyaya gelmiş olan bu çocukların arasında hâlâ yaşayanlar bulunuyorsa, anlatacakları ne çok şey vardır, kim bilir?” notunu düşmüştük… Ayvalık Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Yeşim Yanyalı Cantank’tan en önde yer alan el ele tutuşmuş iki küçük kızdan birinin (sağ baştan üçüncü) halası Huriye Yanyalı Molay olduğunu öğrendik. Huriye Hanım hayattaydı ve gerçekten anlatacağı çok şey vardı. Heyecanımıza ortak olan Yeşim Yanyalı Cantank hemen yeğenleriyle bağlantı kurdu ve bizi Huriye Yanyalı Molay ile bir araya getirdi. Bu röportajın gerçekleşmesini sağlayan Sayın Cantank’a, Huriye Hanım’ın oğlu Murat Molay’a, kızı Filiz Özmen’e ayrıca teşekkür ediyoruz. 16

Huriye Hanım’ın her sabah kahvesini içtiği Çamlık Belediye Gazinosu’ndayım. Yanyalı Apartmanı’na doğru mevzilenmiş, bekliyorum. Randevu saatine on beş dakika kala apartmanın önünde, caddenin kenarında kar beyazı saçları, elinde bastonuyla yaşlı bir kadın beliriyor. “Bu o olmalı!” diyorum. Sakin bir edayla önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sola bakarak karşıya geçmeye hazırlandığını görünce yüreğim ağzıma geliyor. Yerimden fırladığım an yakın takipteki oğlu ve kızını fark ediyorum. Sonradan öğrendiğim gibi, Huriye Hanım -karşıdan karşıya geçmek de dahil- her işini kendisi hâlletmeyi seviyor… Kahvelerimizi yudumlarken biraz havadan-sudan konuşuyoruz. Daha sonra bizi Girit’ten Ayvalık’a doğru ve kahkahaların göz yaşlarına karıştığı uzun bir yolculuğa çıkarıyor…

-Y

anya neredeyse beş yüz yıl Osmanlı egemenliği altında yaşadı. Ne var ki, Tepedelenli Ali paşa döneminde Yanya’da çeteleşmeye başlayan Yunanlılar, onun ölümünden sonra gemi iyice azıya aldı. Önce bağımsızlık isteğiyle her yerde ayaklandılar. Balkan Harbi sırasındaysa Türklerin yaşadığı yerleri basıp, kıyım yaptılar. İşte bunlar müderris

olan dedemin Aslanpaşa Camisi yakınlarında, göl kenarındaki çiftliğine gelip kayınbiraderini evinin merdivenleri önünde öldürürlerken bütün aile kahvaltı sofrasının başındaymış. Babaannem, “Mana mou pao!” (Gidiyorum anne!) diye bağıran kardeşine, “Güle güle!” diye seslenmiş. Çünkü onun işe gittiğini sanıyormuş. Baskına uğradıklarını anlayınca apar-topar sofradan kalkmışlar ve her şeyi olduğu gibi bırakarak Yanya’yı terk etmişler. Yanlarında babaannemin kaçarken ceplerine doldurduğu gümüş kaşıklardan başka para edecek hiçbir şeyleri yokmuş. Çetelerden gizlenerek yaptıkları uzun kara yolculuğu boyunca para gerektikçe bu kaşıkları satmışlar. Bilinen bir şeydir ki, Yanya’dan yola çıkıp yürüyerek ya da at arabalarıyla anavatanlarına gelmeye çalışan insanların pek azı bu topraklara ayak basabildi. Çünkü bir kısmı Rum çetelerin eline düşmüş bazıları da yollarda hastalıktan ölmüştü. Yanya’da bıraktıkları mal varlıklarına karşılık dedemler kendilerine verilen Yalova’daki Baltacı Çiftliği’ne (Baltazzi Çiftliği) yerleştirilmiş. Ancak ya Osmanlı hükümeti dedeme çiftliğin tapusunu vermemiş ya da dedem bir şekilde


tapuyu kaptırmış olmalı ki, bir süre sonra çiftliği boşaltmaları emredilmiş. Dedemle babaannemin yorgun kalpleri arazinin ellerinden alınmasına dayanamamış, ikisi de arka arkaya vefat etmiş. Yani ben babaanne nedir bilmedim ama onun ismini taşıyorum. (Babam her İstanbul’ gidişinde Yalova’ya geçer, anne-babasının mezarlarını ziyaret ederdi. Galiba Baltacı Çiftliği’nde gömülüydüler. Ben bu çiftliğin nerede olduğunu hiç bilmiyorum. Yalova’ya birlikte gittiğimiz hâlde beni oraya götürmezdi. Dere kenarında bir kahve vardı. Kahvenin sahibine beni emanet eder, işi bitince gelir alırdı.) Anne ve babasını toprağa veren babam, mübadeleden epeyce önce akrabalarıyla birlikte Ayvalık’a gelmiş, dayısının yanında fırıncılık yapmaya başlamış. Bir kız bir erkek kardeşi vardı ama ona daha çok Pendik’e yerleşen akrabaları sahip çıkmış. Babam çalışkan bir adamdı. Mübadele başladığında, gemilerle Ayvalık’a gelenlerin kayıtlarını tutma görevi ona verilmişti. Ve yıl 1923... Girit’ten gelen son vapurdan inen annemi görür görmez ona aşık oluyor babam... Görücüler gönderiyor, aracılar koyuyorsa da, kızın babasından “Fadıl, kızımın yaşı küçük!” cevabını alıyor. Bunun üzerine annemi tam beş yıl bekliyor. Yani 1928 yılında evlenebiliyorlar. Sarı saçları, süt beyazı teni, kırmızı yanaklarıyla Rus kızlarına benzediği için arkadaşlarının ‘Rusa’ lakabını taktıkları annem Girit’te varlıklı, çiftlik sahibi bir ailenin kızıydı. Orada bolluk içinde güzel bir hayat sürdüklerini anlatırdı. Söylediğine göre, Mustafa dedemin Girit’teki arazisinde pek çok insan çalışıyormuş. Fakat Kurtuluş Savaşı sonrasında can güvenlikleri kalmamış. Bütün hazırlıklarını tamamlamışlar ve kendilerini Türkiye’ye getirecek gemileri beklemeye başlamışlar. Tam evden ayrılacakları sırada annem, yıllarca çiftlikte ekmeklerini yiyen Rum kâhyayı elinde koca bir topuzla kapının arkasına saklanırken görmüş, çığlığı basmış. Böylece babasının hayatını kurtarmış. Yani hakikaten tehlike büyükmüş, ellerini çabuk tutmalarında fayda varmış. Bu yüzden, evden sadece anneannemin ahşap masasını alabilmişler ve geminin yolunu tutmuşlar. ATATÜRK YANIMDAN GEÇERKEN ARABAYI DURDURTTU, AŞAĞI İNDİ VE BENİ YANAKLARIMDAN ÖPTÜ Mübadil olmak yeterince zordu

"Bu fotoğraftaki sınıf arkadaşlarımın hepsinin simasını hatırlayamıyorum elbette... Ancak içlerinden seçebildiklerimin isimlerini hemen sayabilirim. Ön sırada Vasfiye, ben, Fatma, Cevriye, Vildan, Şadan varız. İkinci sırada Hayrettin ve Memiş... Üçüncü sırada Nevin, Kadriye, Ümmü... Ümmü hayatta. Beşinci sırada Gültekin… Halil Sucu ve Eczacı Zeki de bizim sınıftaydı. Zeki lisenin ardından İtalya’ya gitti. Orada eczacılık okudu. Eğitim için Ayvalık’tan İtalya’ya giden gençlerden biri de İsmet Kaptan’dı. O otelcilik eğitimi aldı. Özger Cömert’se zeytincilikte karar kıldı." ama Girit mübadili olmak daha da zordu. Çünkü Girit’ten gelen ve çoğu kültürlü, seçkin ailelere mensup olan bu insanların hemen hemen hiçbiri Türkçe bilmediği için ne kendilerini yeterince ifade edebiliyor, ne de haklarını arayabiliyorlardı. Ayvalık’a ayak bastıklarında bütün mübadiller gibi dedemlerin payına da yirmişer ağaç zeytinle Sakarya Mahallesi’nde bir ev düşmüştü. Cumhuriyet İlkokulu’nun yanında daracık bir sokak vardır. O sokaktan yukarı doğru çıktığınızda karşınıza üç basamaklı bir ev gelir. İşte dedemin evi orasıydı. 1929’da o evde dünyaya geldim. Nedense Girit’teki onca mal varlığına rağmen devletten alabildikleri bu kadardı. Neyse ki, anneannemin masası vardı... Her dara düştüklerinde imdatlarına o masa yetişiyordu. Nasıl mı? Anneannem akıllı bir kadındı. Girit’ten ayrılmalarının ‘kaçınılmazlığını’ fark ettiğinde, bir marangoz çağırmış; evdeki kalın bacaklı ahşap masanın ayaklarının içini güzelce oydurmuş, içine mücevherlerini / altınlarını doldurup, ayakların altlarını kapatmıştı. Annemle babam evleninceye kadar bütün ihtiyaçlar o masa sayesinde karşılanmıştı. Biz altı kardeşin; ben, Kâmil, Birsen, Metin, Çetin ile Ender’in bütün nazını annem çekerdi. O, ailenin denge

unsuruydu. Yerine göre sert, yerine göre hoşgörülüydü. Ayrıca müthiş bir aşçıydı. Onun baklavaları Ayvalık’ta dillere destandı. Özene-bezene baklava pişirdiği bir gün (13 Nisan 1934) beni güzelce giydirdi. Kapının önündeki merdivenlere çıkardı. Beş yaşlarında filandım sanırım. Bana, “Birazdan buradan Atatürk geçecek. O geçerken sen ellerini böyle böyle çırpıp, ‘Çok yaşa!’ diyeceksin” dedi. Araç görünür görünmez ellerimi çırpıp, “Çok yaşa Atatürk!” diye bağırmaya başladım. Üstü açık, eski bir arabaydı. Atatürk yanımdan geçerken arabayı durdurttu, aşağı indi ve beni yanaklarımdan öptü. Sonra gitti. Araç Edremit istikametinde gözden kayboldu ama ben belki yarım saat daha inmedim, merdivenlerde kaldım. Ellerimi çırpmaya ve “Çok yaşa Atatürk!” diye bağırmaya devam ettim. Annem zorla içeri soktu. Peki, baklava bu olayın neresindeydi? Annem devlet büyükleri geldiğinde hep baklava yapardı. Bu adeta onun vazifesiydi. Atatürk’e de yapmıştı... ESKİDEN SARHOŞLARI, POYRAZIN DELİRTTİĞİ SÖYLENEN İNSANLARI VE AZ SAYIDAKİ CÜZZAM HASTALARINI TIMARHANE ADASINA BIRAKIRLARDI Her çocuk gibi okula gitmek için yanıp tutuşuyordum. Babam beni Gazi İlkokulu’na yazdırdığında sevinçten havalara uçmuştum. Öğretmenim

17


Meliha Alankaya tam bir İstanbul hanımefendisiydi. Kibardı. Güzel giyinirdi. Ağabeyi de Türkiye’nin ilk pilotlarındandı. Öğretmenimi çok severdim. Müdürümüz Cemil Aytekin de son derece bilgili, kültürlü, iyi bir insandı. Tabii savaştan çıkmış bir ülkeydik. Yakılıp yıkılmıştık. Yokluk, yoksulluk vardı. Bir bakıma, ulusça küllerimizden yeniden doğuyorduk. Devlet yeterli tahsisat ayıramadığı için kışın sınıflarımız buz gibi olurdu. Bütün veliler birer araba odun göndererek okulun yakacak ihtiyacını karşılamaya çalışırlardı. Paranızı harcayacağınız, satın alacağınız pek bir şey bulamazdınız. Bu nedenle parası olanla olmayan arasında görünürde fazla bir fark yoktu. Ben yedi yaşındayken Ayvalık’tan Çamlık’a taşındık. Ev bir süre önce yıkılan Yanyalı Otel’in gazinosunun hemen arkasında, Tımarhane adasının karşısındaydı. Eskiden sarhoşları, poyrazın delirttiği söylenen insanları, az sayıdaki cüzzam hastalarını oraya bırakırlardı. Cüzzam Girit’te de vardı. Karçino (kanser) da vardı. Ama Ayvalık’ta o yıllarda hiç kanser vakasına rastlamadım. Bir sırada on, diğer sırada on evin bulunduğu ve ‘manastır’ denilen bölgede yazlarını geçiren insanlar hep komşumuzdu. Her ne kadar manastır deseler de aslında orası bir ibadethane değildi. Orada kimsesiz ve bakıma ihtiyacı olan insanlar barındırılırdı. Kuyudan çektikleri suyu gündelik işler için kullanırlardı. İçme suyunu çeşmeden alırlardı. Leziz bir suydu. Doktor Fazıl Bey’in (Doğan) annesi bir evde, kız kardeşi bir diğer evde otururdu. Köşede, kuyunun başındaki evdeyse hakim beyler kalırlardı. Hepsi çok iyi, çok temiz ailelerdi. Manastırın arka tarafında Dramalılar’ın, Doktor Fazıl Bey’lerin, İbrahim Keskin’lerin, Komili’lerin görkemli evleri yer alıyordu. 1944 depremi sırasında da Çamlık’taydık. Yıkılan evlere koşa

18

koşa yardıma gittik. Naimzadeler’in çatısı damadıyla torununun üzerine çökmüştü. Adamcağızı dışarı çıkardık. O denli üşüyordu ki, babam, “Kızım, çabuk evden bir yorgan getir!” dedi. Kapıp geldim. Sarıp sarmaladık. Ama kurtaramadık. Meğer üşümesi ölüyor olduğuna delaletmiş. Anlayamadık. Depremden sonra bir daha Ayvalık’taki eve gitmedik. Deprem Ayvalık’a çok hasar vermişti. Üstelik İkinci Dünya Savaşı nedeniyle ülke zor günler geçiriyordu. Ekmek gibi temel gıda maddeleri karneye bağlanmıştı. Fakat burada bizim her şeyimiz muntazamdı, sıkıntı çekmiyorduk. Çünkü herkes keçi, tavuk beslerdi. Yumurtamız, sütümüz, peynirimiz, yoğurdumuz olurdu. Zeytinimizi toplar, yağımızı çıkarırdık. Deniz bol balık verirdi. Hiç unutmam, bir gün kadın tayfalarımızdan biri hastalanmıştı. Babam da ne yapsın, annem baksın diye kadını alıp eve getirdi. Ayağa kalkabilmesi için kadının iyi beslenmesi, protein alması gerekiyordu. Annem ızgara balık pişirdi. Tabağı önüne koymasıyla birlikte kadının tabağı fırlatması bir oldu. Avazı çıktığı kadar, “Nedir bu böcek? Nedir bu böcek?” diye feryat ediyordu. Balıkesir’in köylerinden gelen bu insanlar o zamanlar balık

“B

nedir, bilmiyorlardı. Bizler şanslıydık anlayacağınız. ÇAMLIK BELEDİYE GAZİNOSU’NDA ‘BASMA GECELERİ’NDE BÜTÜN GENÇ KIZLAR, HANIMLAR MUTLAKA RENGÂRENK, CIVIL CIVIL BASMA ETEKLER GİYERDİ Çamlık’ta bahçeler, bahçelerde Giritli bahçıvanlar vardı. Sebzemizi onlardan alırdık. Ayrıca onlar Ayvalık’a öğrenci de taşırdı. Ürünlerini yükler, at arabasının boş kalan yerlerine sırayla çocukları yerleştirir, götürür, sebze halinde bırakırlardı. Otobüs yoktu. Ayvalık-Çamlık arasında motorlar çalışırdı. Yazın gelmesini, Ali Kaptan’ın seferlerini dört gözle beklerdik. Ali Kaptan, şayet ‘Ali İhsan’ın Plajı’ndaysak (Paşalimanı) motorun arkasından suya bir halat sarkıtır, yakaladığımız halatla bizi sahanın oradaki fenere kadar çeker, sonra halatı toplardı. Biz de yüze yüze iskeleye dönerdik. Fenerin ışığı yanmazdı. Sadece suyun sığ olduğu yeri işaretlemek amacıyla oradaydı. Tenis Lokali’nin açılması sosyal hayatımıza hem hareket hem renk getirdi. Arka tarafına yapılan voleybol sahasında iddialı maçlarımız olurdu. Filenin gerildiği iki direkten birinin

Bisiklete binerdim, yüzerdim, yelken kullanırdım, kürek çekerdim

abam Fadıl Yanyalı yarış atlarına meraklıydı. Yetiştirdiği tayları Çanakkale’deki yarışlara askeri bir cemse götürürdü. Zevkli fakat çok masraflı bir hobi olduğu için başa çıkamadı, atları hediye etti. Lakin ben o arada at binmeyi öğrendim. Spora meraklıydım. Bisiklete binerdim, yüzerdim, yelken kullanırdım, kürek çekerdim. Dramalıların kızı Emel’le iyi arkadaştık. Bir gün canımız sandal

sefası çekti. Osman abinin, iskeleye bağlı duran kayığını kaçırdık. Gezdik gezdik geldik. Baktık, Osman abi öfkeden kıpkırmızı olmuş bir suratla bizi bekliyor. ‘Emel, sıkı dur!’ dedim. Bir okkalı tokat ona, bir okkalı tokat bana aşketti… ‘Ya başınıza bir şey gelseydi?’ diye söylenip duruyordu. Yediğimiz tokada rağmen bütün sevimliliğimizi takınmaya çalışarak, ‘Bak, bize bir şey olmadı. Sandalını da sapasağlam getirdik!’ dedik.”


dibine bir kasa gazoz konur, kazanan takım gazozları içer, kaybedenler ağızlarının suyu aka aka onları seyrederdi. Oysa gazoz iki buçuk kuruştu. Niye yenildiğimizde alıp içmezdik, bilmiyorum! O günlerde Ayvalık Türkiye’nin en modern kasabasıydı ve ben bu kasabada çok güzel bir çocukluk, genç kızlık yaşadım... Belediye Gazinosu eskiden küçük kafeydi. Sahibi Ahmet efendiydi. Her cümlenin başına “Şekerim” kelimesini eklediği için ona ‘Şekerim Ahmet’ derlerdi. Gece on ikide ışıkları söndürür, kapıyı kapatır giderdi ama hâlâ içeride olan bizler dışarı çıkabilelim diye camları açık bırakırdı. Onun ardından ışıkları tekrar yakar, ‘Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına’ şarkısını bir kere daha döndürür, sonra camlardan atlayıp evlerimize giderdik. Belediye Gazinosu’nda sürekli garden partiler, balolar düzenlenirdi. Örneğin ‘Basma Geceleri’ yapılırdı. O geceye katılan bütün genç kızlar, hanımlar mutlaka rengârenk, cıvıl cıvıl basma etekler giyerdi. Yine o yıllarda Çamlık’ta bir de Fransız matmazel yaşıyordu. Doktor nişanlısını kız kardeşine kaptırınca ülkesini terk etmiş, önce Midilli’ye uğramış, ardından Ayvalık’a gelmişti. Bize Fransızcadan tut, pasta yapımına kadar pek çok şey öğrettiği için bütün genç kızlar etrafında pervaneydik. Piyano hocam olmasına rağmen, ondan da ders alırdım. ÇAMLIK’TAKİ EVİN KOCAMAN BİR MUTFAĞI, KİLERİ VARDI. ÖYLE BÜYÜKTÜ Kİ ÇOCUKLARIM İÇİNDE AT KOŞTURUR, SAKLAMBAÇ OYNARLARDI Ayvalık Ortaokulu öğrencisiyken teyzem kanıma girdi. İzmir’de Kız Öğretmen Okulu’nda okumaya başladım. Zaten idealimdi. Meliha Alankaya gibi muhteşem bir öğretmen olmak istiyordum. Ancak babam fikrimi sormadan beni bir arkadaşının oğluna nişanlamaya karar vermişti. Okuldan alındım. Hem üzgün, hem kırgındım. İzmir dönüşü Akşam Sanat Okulu’na devam ettim. Nişanlımla anlaşmam mümkün görünmüyordu. Yüzüğü attım. Bu olayın ertesinde Pendik’e, akrabalarımızın yanına gittim. Uzunca bir süre orada kaldım. 1959 yılında İzmir’e, Türkiye’de matbaa ve kağıt sektörünün öncülerinden olan Giritli Molay ailesine gelin gittim. Eşim Nejdet son derece kültürlü, iyi eğitimli biriydi. Bülent Ecevit, Attila İlhan gibi değerli dostlar kazandığı Robert

Kolej mezunuydu. Eşimle her yaz Ayvalık’a birlikte gelir, Çamlık’taki evde kalırdık. Ne güzel bir evdi... Kocaman bir mutfağı, kileri vardı. Öyle büyüktü ki çocuklarım Fazıla, Filiz ve Murat içinde at koşturur, saklambaç oynarlardı. Yakın bir tarihte satıldı o arazi. Alan şahıs otel ve gazinoyla beraber evi de yıktı. Oysa o ev tarihi bir binaydı ve koruma altındaydı. Herkese nasip olmayacak kadar mutlu bir hayat sürüyorduk. Fakat 1966 yılında oğlum Rıza’yı kaybettik. Üç yaşındaydı. Ne yapacağımı, hangi dala tutunacağım bilemediğim o günlerde Çocuk Esirgeme Kurumu gönüllüsü oldum. Yirmi altı yıl bu kurum için çalıştım. Yüzlerce atkı, bere, yelek, hırka ördüm. Bir okulun bahçesinde oturur, saatlerce örerdim. Hâlâ da örüyorum. İyice biriktiklerinde oğlum onları paketliyor, götürüp Kızılay’ın yardım kutularına atıyor. Eşim sağken yazları birkaç haftalığına geldiğimiz Ayvalık’ta artık aylarca kalıyorum. Kışı İzmir’de oğlumun yanında geçiriyorum. Ayvalık’tayken her sabah mutlaka Belediye Gazinosu’na uğruyorum. Denizin kokusunu içime çeke çeke sabah kahvemi içiyorum. Arada eş-dostla konserlere gidiyorum. ‘Ali İhsan’ın Yeri’ne uğruyorum. Çocuklarım, yeğenlerim beni boş bırakmıyorlar. Mutlaka bir arayanım, soranım oluyor. Yalnızlık çekmiyorum yani. Çünkü nereye gittiysem herkesi sevdim. Herkes de beni sevdi. Böyle bir hayatım oldu.

“B

Yanya’nın Gözyaşları

inlerce yıllık Türk tarihine baktığımız zaman, türlü badireler atlatmış olduğumuzu ama eninde sonunda aldığımız en ağır yaralara rağmen daha da güçlü, sağlıklı ve istisnasız her defasında şerefimizle dirildiğimizi görüyoruz. Sayısını belki kimsenin söyleyemeyeceği kadar çok ve zorlu savaşlara girip çıkmış bulunan ulusumuzun yakın tarihinde, Balkan Savaşları adıyla anılan bir facialar dizisi vardır. Bu dizide çoğunlukla yenilgilerin ve acıların, mezalimin hikâyelerini okuduk, dinledik. Halbuki kaçımız yenilgiden de şerefiyle çıkan ulusumuzun bu dizideki Edirne, İşkodra ve Yanya savunmalarının dillere destan olduğunu; düşmanın bile takdir ve hayranlığını kazandığını; o savunmaları gerçekleştiren kumandanlarımızın kılıçlarının düşman kumandanları tarafından alınmadığını biliyoruz? Kaçımız Yanyalıların kim olduklarını ve Yanya’nın hangi coğrafyada ve neden önemli olduğunu biliyor?” Soruların cevapları, bu sayfalardaki konuğumuz Huriye Yanyalı Molay’ın da en son okuduğu kitaplardan biri olan ve yukarıda tanıtım metnini paylaştığımız, Fazıl Bülent Kocamemi imzalı ‘Yanya’nın Gözyaşları’nda...

19


Ayvalık Yazıları HÜSEYİN GÜVEN yaverbey15@gmail.com

Kalas Palas...

İ

lk pikabımı lise birinci sınıftayken almıştım. Küçük, taşınabilir, bildiğimiz gibi üzerine plak iğnesi koyularak çalınan bir tür değil, önündeki bir bölümden plağı içine atılarak kullanılan bir pikaptı. Dolayısıyla sadece 45’lik plakları çalabiliyordum. Sözü burada biraz açıp, bu dijital çağdaki genç okurlarım için 45’lik plak nedir açıklamam gerek sanırım. Bizim dönemimizde üç ayrı formatta plak vardı. 45’lik, 33’lük ve 78’lik... 45’lik plaklar her iki yüzünde de birer şarkının yer aldığı küçük plaklardı. Hani benzetmek için günün moda tabiriyle ‘single’ denilen türden. 33’lük plaklara ‘long play’ denilirdi ve bir grubun ya da şarkıcının yaklaşık 10-12 şarkısını içeren, önlüarkalı çalınan plaklardı ki sonradan güzel Türkçemiz’e çok uygun bir dille ‘uzun çalar’ diye çevrilmişti. 78’lik plaklar ise en yüksek devirli, pek de tercih edilmeyen plaklardı. İşte benim kapalı kutu pikabımda sadece 45’lik plak çalınabiliyordu. Çalınabiliyordu da bir küçük sorunumuz vardı: Ayvalık’ta plakçı yoktu! Biz de, sevgili kardeşim, yokluğuna bir türlü alışamadığım sevgili Erden’le (Çelik) birlikte bir hafta sonu minibüse atlayıp Edremit’e gitmiştik. Harçlıklarımızdan biriktirdiğimiz para ile Edremit’teki plakçıdan o gün için çok rağbette olan birçok plak almıştık. Geçen ayki yazımda bizim kuşağımızın müzik yelpazesinin çok geniş olduğunu Türk Halk Müziği’nden Hafif Batı Müziği’ne kadar çok zengin bir beğenimiz olduğunu yazmıştım. Aradan geçen yarım yüzyıla rağmen o gün Edremit’ten aldığımız plakların birçoğunun ismini hâlâ hatırlıyorum. Neşe Karaböcek’ten bir yüzünde Makber, diğer yüzünde Bakmıyor Çeşm-i Siyah adlı şarkıların yer aldığı bir 45’lik. Karslı aşık Murat Çobanoğlu’nun bir plağı, Berkant’tan Samanyolu, Orhan Gencebay’dan Bir Teselli ver. Yine geçen ayki yazımda andığım müzik yapımcıları Sezen Cumhur Önal ve Fecri Ebcioğlu’nun yurt dışı bağlantıları sayesinde Türkiye’ye konser vermeye gelen, konser vermekle kalmayıp Türkçe şarkılar da seslendiren Adamo’nun Her yerde Kar Var’ının bir yüzünde Türkçesi diğer yüzünde Fransızcası olan plağı. Yine Türkiye’de çok popüler olan Fransız şarkıcı Marc Aryan’n bir plağı ve İspanyol şarkıcı Juanito’dan Gardiyan ve Arkadaşımın Aşkısın adlı şarkıların yer aldığı bir plak. Ve unuttuğum birkaç plak daha. Sonra değerli yükümüzle birlikte Ayvalık’a döndük.

20

Herkesin birbirini tanıdığı, okulda hemen herkesin birbiriyle arkadaş olduğu küçük kasabamızda bazı özel dostluklar da vardı elbette. Örneğin biz; bendeniz Hüseyin (Güven), Bülent (Şentay) ve Erden (Çelik) neredeyse ayrılmaz bir üçlüydük. Devir o kadar masum bir devir ve bizler o kadar saf çocuklardık ki en büyük vakit geçirme yöntemlerimizden biri, gündüzlerimizin değişmeyen mekânı nasıl Kapri plajı ise, özellikle uzun yaz gecelerinde Berk Otel’in karşısındaki tepelik alanda Orman Müdürlüğü’nün yaptırdığı masalardan birinde oturmak ve Cunda’nın o dönemde daha bütün karşı sahile yayılmamış olan bir avuç ışığına bakarak çekirdeklerimizi yemek, kolalarımızı içmek ve sohbet etmekti. Okuldan, arkadaşlardan, öğretmenlerden, elbette yaşımız gereği ‘karşı cins’ten, belki de o gün için bizi aşan ülke sorunlarından... Kelimenin tam anlamıyla on parmağında on marifet olan Erden bazen sazını da getirir, hep birlikte, çevreyi rahatsız etmeyecek şekilde türkü söylerdik. Arada bir aramıza yine mahalleden ya da okuldan birkaç arkadaşın daha katıldığı olurdu ama değişmeyen omurga üçlüydü. Saatlerce otururduk orada. Orayı adeta bize özel bir mekân gibi hissederdik. O kadar ki bir isim bile koymuştuk. Orası bizim ‘Kalas Palas’ımızdı. İşte Edremit’ten dönünce yeni plaklarımızın açılışını da bir gece geç saatlere kadar Kalas Palas’ta dinleyerek yapmıştık. Sevgili babamı ve annemi sonsuzluğa uğurladıktan, başka bir deyişle ana kucağı, baba ocağından koptuktan sonraki yıllarda Ayvalık’a geldiğimde eski mahalleme artık hiç uğramıyorum. Hatta Çamlık tarafına bile hiç gitmiyorum. Kabristanda onları ziyaret ediyor, duamı okuyor ve geri alan vaktimi şehrin içinde, Cunda’da dostlarımla birlikte sohbet ederek, geçiriyor, Ayvalık özlemimi dindirmeye çalışıyorum. Kapri plajının Ayvalık Belediyesi tarafından restore edilip tekrar mahallelinin ve isteyen diğer Ayvalıklıların hizmetine sunulduğunu biliyorum. Ama bizim Kalas Palas ne oldu, kimler sahiplendi, hâlâ aynı şekilde duruyor mu, bilmiyorum. Yıllar oldu görmeyeli. Umarım genç kardeşlerim Ayvalık’ın sayısız güzel köşesinin yanı sıra arada bir oraya da uğrayıp, ellerindeki cep telefonlarından başlarını kaldırarak dünyanın en güzel manzaralarından birine karşı vakit geçirirler. Geçirirler de ileride anlatacakları anılar biriktirirler.


Akademi, hem Ayvalık’ın adını sanatla duyuruyor hem değerli etkinliklere imza atıyor

5. AIMA MÜZİK FESTİVALİ BOYUNCA TAKSİYARHİS ANIT MÜZESİ’NDE DÖRT AYRI KONSER GERÇEKLEŞTİ

A

yvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin artık gelenekselleşen Ayvalık Müzik Festivali, 27-30 Temmuz tarihleri arasında 5. kez yapıldı. İlk konserde Alexander Rudin yönetimindeki AIMA Festival Orkestrası, Bach’ın dünya müzik tarihinin en kıymetli yapıtları arasında yer alan Brandenburg Konçertosu’nu ve klasik dönemin ünlü Avusturyalı bestecisi Joseph Haydn’ın bir eserini seslendirdi.

Festivalin ikinci gününde enstrüman olarak insan sesini kullanan A Capella Boğaziçi konseri, üçüncü gün Ankara’da yakın geçmişte kurulan yaylı çalgılar dörtlüsü Bozok Quartet ve kapanış günü de yine Alexander Rudin’in yönettiği AIMA Festival Orkestrası Taksiyarhis Anıt Müzesi’nde sahne aldı.

Açılış konserinde AIMA Koordinatörü Prof. Filiz Ali destekleri nedeniyle Belediye Başkanı Rahmi Gençer’e, üzerinde AIMA’da eğitim veren müzisyenlerin imzalarının bulunduğu bir teşekkür belgesi sundu. Gençer de, üç yıldır İtalya'dan Ayvalık’a gelerek AIMA öğrencilerinin akademik eğitimine katkı sağlayan viyola virtüözü Marco Misciagna’ya, Ayvalık Belediye Meclisi tarafından hazırlanan fahri hemşehrilik beratını verdi. Gençer, “Yirminci yılını kutladığımız AIMA bugüne kadar yüzlerce öğrenci yetiştirdi, yüzlerce etkinlik yaptı ve uluslararası bir boyut kazandı. Ayvalık’ımızın adını sanatla duyuran değerli etkinliklere imza atıyor, biz de sevgiyle destekliyoruz” dedi.

AIMA, Ege Bölgesi’nin önde gelen kültür kurumları arasında yer alıyor IMA 1998 yılında Prof. Filiz Ali tarafından A kuruldu. Temel amacı genç müzisyenlerin ufkunu genişleterek, müzik eğitimini teşvik etmek... Bu amaçla Ayvalık’ta her yıl yaz ve sonbahar dönemlerinde, daha çok yaylı çalgılara odaklanan ustalık kursları (masterclass) düzenleniyor.

20. kuruluş yılını kutlamaya hazırlanan AIMA bugüne kadar Ayla Erduran, Suna Kan, Peter Bruns, Christoph Henkel, Lukas David, İdil Biret, Valeri Oistrakh, Andrej Bielow, Marco Misciagna ve Alexander Rudin gibi dünyaca ünlü sanatçıları katılımcılarla buluşturdu. Bu bağlamda, dünyanın dört bir yanından gelen öğrenciler usta sanatçılardan 10 gün boyunca ders alıyor. Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi, Müzik Festivali, Müzik Sohbetleri, Kış ve Bahar konserleriyle müzisyenler ve müzikseverler için Ege Bölgesi’nin önde gelen kültür kurumlarından biri olma özelliğini koruyor.

A Capella, Taksiyarhis Anıt Müzesi’ndeki konserinde dünya müziğinin geleneksel örneklerini modern armonilerle yeniden yorumladı ve müzikseverleri Balkanlar’dan Anadolu’ya, Endülüs’ten Latin Amerika’ya uzanan sıra dışı bir yolculuğa çıkardı. 21


O kendisini ‘foto muhabiri’ olarak tanımlasa da fotoğrafları tarihi, sosyolojik ve arkeolojik önem taşıyor

D

AYVALIK FOTOĞRAFLARIYLA DA FARK YARATAN ARA GÜLER 90 YAŞINDA

ünyanın dört bir yanında yüzlerce sergi açtı. Bertrand Russell’dan Winston Churchill’e, Nazım Hikmet’ten Arnold Toynbee’ye, Picasso’dan Salvador Dali’ye, Sophia Loren’den Josip Broz Tito’ya, Maria Callas’tan Alfred Hitchcock’a kadar birçok ünlü kişinin fotoğrafını çekti, onlarla röportajlar yaptı. 1961 yılında İngiltere’de ‘Dünyanın 7 Yıldız Fotoğrafçısı’ndan biri seçildi. Bir yıl sonra Almanya’da ‘Leica Ustası’ unvanını kazandı. 1968’de ABD’deki Modern Sanat Galerisi’nde açılan sergideki fotoğraflarıyla adından söz ettirdi. Fotoğraflarının büyük bir bölümü Paris’te Ulusal Kitaplık’ta, ABD’de Rochester Georg Eastman Müzesi’nde ve Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu’nda yer alıyor. Ayrıca Almanya’da Köln’de Ludwig Museum’da, Das Imaginaire Photo-Museum’da fotoğrafları sergileniyor. Evet, Ara Güler’den söz ediyoruz... Çektiği her kareye bir hikâye ve anlam yüklemeyi başarmış olan duayen ‘foto muhabiri’ Ara Güler 90 yaşında (Doğumu: 16 Ağustos 1928)... O kendisini ‘foto muhabiri’ olarak tanımlıyor ama fotoğraflarının tarihi, sosyolojik ve arkeolojik önem taşıdığı kesin... Dünya fotoğraf tarihinde seçkin bir yere sahip olduğu da... BEN HIKÂYECİLİĞİ FOTOĞRAFLARDA SÜRDÜRÜYORUM Hayatı hakkında soru sorulduğunda çoğu kez aynı cümleleri kuruyor Ara Güler: “1928 yılında İstanbul’da doğmuşum, Beyoğlu’nda... Çocukluğumdan beri fotoğrafa/kameraya hep

22


ilgi duydum. Muhsin Ertuğrul’un tiyatrosunda kurslara giderek öğrencilik yaptım. O zamanlar rejisör veya oyun yazarı olmak istiyordum. Ertuğrul bana tiyatro sevgisini aşıladı. O arada İstanbul Üniversitesi’ne devam ettim. 1950’de babamın aldığı 35 mm’lik fotoğraf makinası sayesinde Yeni İstanbul’da gazeteciliğe başladım.  1958 yılında yüzümü yurt dışına dönerek Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu fotomuhabirliği görevlerini üstlendim. Dünyada hemen hemen gitmediğim yer, çekmediğim fotoğraf kalmadı. Yıllar içinde sayısız ödül aldım. Bunların arasında ‘Devlet Sanatçılığı Ödülü’ de var. Önceleri hikâye de yazardım. Ama zaman içinde fotoğrafla daha çok şey anlatabildiğimi gördüm. Benim fotoğraflarımda -anlayanlar için- tiyatro hâlâ vardır. Film gibidir fotoğraflarım. Arka plan, ön plan, kompozisyon görürsün. Manâ görürsün. Ben hikâyeciliği fotoğraflarda sürdürüyorum.”

Ara Güler'in Ayvalık fotoğrafları, 12. Ayvalık Kültür-Sanat Günleri’nde (2016) Küçükköy Halil Başyazgan Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde sergilenmişti.

Ara Güler’in Ayvalık’ı sevdiği ve her fırsatta Ayvalık’a geldiği biliniyor. Kentte pek çok dostu var. 12. Ayvalık Kültür-Sanat Günleri’nde (2016) Küçükköy Halil Başyazgan Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde ‘Ara Güler’in Objektifinden Ayvalık’ konulu bir fotoğraf sergisi açıldığını ve sanatseverlerden gelen yoğun istek üzerine serginin Orhan Peker Sanat Galerisi’ne taşındığını da hatırlatalım. Ve yine bir ‘Ayvalık dostu’nun, İlber Ortaylı’nın sözleriyle selamlayalım, duayen fotoğrafçıyı: “Ömrün daha da uzun olsun Ara Güler... Sen olmasan görsel olarak hiçbir şey bilmeyecektik!”

“Benim en güzel kitabım, en çok sevdiğim kitabım, Ecevit kitabımdır. ‘Beyaz Güvercinli Adam’ yani... Mesleğimin tam karşılığıdır o kitap...”

Türkiye’deki ilk sergisini 1972 yılında Amerikan Haberler Merkezi’nde açan Ara Güler’e göre, "Fotoğrafın sanat olmasına gerek yok. Fotoğraf bir tarih olayı ve tarihi zapt ediyor. Bir makina ile tarihi durduruyor!" 23


Çocuklar sadece spor yapmıyor; hem sosyalleşiyor hem de İngilizce ve matematik eğitimi alıyor

B

SARI ZEYBEK TESİSLERİ’NDE YARINLARIN SPORCULARI YETİŞİYOR

elediye Başkanı Rahmi Gençer yıl boyunca Ayvalıkgücü Belediyespor, Armutçuk Gençlikspor ve Ayvalık Atletizm Spor kulüplerinde eğitim alan yaklaşık üç yüz çocuğa ev sahipliği yapan Sarı Zeybek Spor Kompleksi’ni ziyaret etti ve sporcu adaylarıyla bir araya geldi. Sporcu ailelerinin de katıldığı buluşmaya, Armutçuk Gençlikspor’un Başkanı Cemal Erhanoğlu, Ayvalık Atletizm Kulübü Başkanı Sabahattin Tatar ve Ayvalıkgücü Altyapı Sorumlusu Cengiz Konan da katıldı. Sarı Zeybek’in çok yararlı bir tesis haline geldiğini ve ücretsiz futbol okulu kurslarının çok verimli gittiğini belirten Cemal Erhanoğlu, “Çocuklarımızın sabah ve akşam olmak üzere haftanın beş günü antrenman yaptığı bu tesisi kazandırdığı için Başkanımız Rahmi Gençer’e çok teşekkür ediyoruz” dedi. Hedeflerinin 2020 Olimpiyatları olduğunu kaydeden Sabahattin Tatar ise şunları söyledi: “Çalışmalarımızı her gün sürdürüyoruz. Soyunma odalarımız, kabinlerimiz, sahamız hepsi müsait. Sarı Zeybek

24

Tesisleri artık spor kompleksine dönüştü.”

Tesislerde Rahmi Gençer’in projesi olan futbol akademisini faaliyete geçirdiklerini vurgulayan Cengiz Konan da şöyle dedi: “Kayıtlı 125 çocuğumuz var. Bu güzel tesisten çok iyi sporcular çıkacağına inanıyorum. Çocuklarımız burada hem sosyalleşiyor hem de eğitim alıyor. İngilizce ve matematik kursları var. Bu imkânı sağlayan Başkanımız Rahmi Gençer’e şahsım, ailelerimiz ve çocuklarımız adına şükranlarımı sunuyorum.” Çocuklar ve aileleriyle sohbet eden Rahmi Gençer, çocuklara aldıkları eğitimler ve yaş kategorilerine ilişkin sorular sordu. Gençer, “Öğretmenleriniz, hem iyi bir sporcu hem de iyi bir insan olmanız için özveriyle çalışıyor. Bizim de amacımız bu. Hayatınız boyunca spor yapacak olmanız büyük bir kazanç. Sizler bu ülkenin geleceğisiniz. Çalışkan, paylaşmasını bilen ve geleceğe umutla bakan gençler olmanızı istiyoruz.” Rahmi Gençer daha sonra kulüp antrenörlerini tek tek alkışlattı ve ailelerin isteğiyle çocuklarla bol bol fotoğraf çektirdi.


Ayvalık heyecanlı, yönetim heyecanlı, takım heyecanlı...

B

AYVALIKGÜCÜ BELEDİYESPOR 2018-2019 SEZONUNU AÇTI

ölgesel Amatör Lig’de mücadele edecek olan Ayvalıkgücü Belediyespor yeni sezonun ilk antrenmanını Hüsnü Uğural Stadı’nda yaptı. İlk antrenmana Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Kulüp Başkanı Güngör Sezer, kulüp yöneticileri, Teknik Direktör Mehmet Yıkılmazdağ, Altyapıdan Sorumlu Cengiz Konan ve 28 futbolcu katıldı. Geçtiğimiz sezon ortasında takıma katılan Dudu Lima ve yeni transfer Jackson de Souza antrenmanda yer almadı.

Rahmi Gençer yeni sezonda daha keyifli maçlar izleyeceklerini umduğunu ve takımın geçtiğimiz yıla oranla daha güçlü olduğunu belirtti. Gençer, “Genç ve aktif bir yönetim kadromuz var. Ayvalık heyecanlı, yönetim heyecanlı, takımımız heyecanlı... Bu sinerji takıma yansıdı ve Ayvalıkgücü eski günlerine dönmek için yola çıktı. Hedef elbette ki şampiyonluk!” dedi. Takımın bu yıl çok iyi olduğuna dikkat çeken Kulüp Başkanı Güngör Sezer de, şampiyonluk yolunda herkesin elinden geleni fazlasıyla yapacağını söyledi.

Ayvalıkgücü Belediyespor şimşeklere gönül vermiş tüm futbolseverlerden destek bekliyor Geçtiğimiz sezon Bölgesel Amatör Lig’te sürpriz sonuçlar elde etmesine rağmen gruptan çıkamayan Ayvalıkgücü Belediyespor Futbol Kulübü Başkanı Güngör Sezer ve çalışma arkadaşları Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret ederek yeni sezon transferleri, kulüp yararına gerçekleştirilecek etkinlikler ve statta yapılacak yeni düzenlemeler hakkında görüş alışverişinde bulundu. Kulüp yönetimi, ziyaret sırasında gelir sağlamak amacıyla ünlü sanatçıları Ayvalık’a getireceklerini ve kentte şimşeklere gönül vermiş tüm futbolseverlerden destek isteyeceklerini dile getirdi. Ayvalıklı genç sporculara öncelik tanınması talebini yineleyen Rahmi Gençer de, oluşan yeni yönetimin başarıya odaklanmış olduğunu görmekten mutluluk duyduğunu söyledi.

25


Biraz Ondan Biraz Bundan ZEYNEP KAZANCIGİL zkazancigil@gmail.com

E

Mübadeleyi Ayvalık üzerinden okumak…

ğer benim gibi siz de bir mübadil çocuğu veya torunu iseniz bu konuda yazılmış kitapları farklı bir gözle okursunuz. İster bir araştırma kitabı olsun isterse bir roman... Okuduğunuz şey artık sizin için tarihin bir kesiti değil de kendi geçmişinizdir, aile tarihinizdir. 30 Ocak 1923’te imzalanan ‘Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol’ gereğince Yunanistan’da yerleşik Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Gidenler arasında ana dili Yunanca olan ve hiç Türkçe bilmeyen Girit ve Trakya Müslümanları olduğu kadar ana dili Türkçe olan ve hiç Yunanca bilmeyen Anadolu Hristiyanları da vardı. Sonuçta her iki taraf için de mübadele pek çok sıkıntıyı beraberinde getirdi. Size mübadele üzerine yazılmış iki ayrı kitaptan bahsetmek istiyorum. Biri Bruce Clark’ın İki Kere Yabancı adlı eseri diğeri ise 2016’da Türkçeye çevrilen Saloup’un çizgi romanı Ayvali. Bu kitapların ortak özelliği nüfus mübadelesini anlatması ve Ayvalık üzerinde durması. Ama birbirinden o kadar farklı açılardan konuyu ele alıyorlar ki… İki Kere Yabancı, zorunlu nüfus mübadelesine devletler hukuku ve diplomasi tarihi dışında insan açısından bakıyor. Clark her iki yakada gerçekleştirdiği çok sayıda görüşmeden yola çıkarak şu soruya cevap vermeye çalışıyor: Bu insanlar etnik-dinsel insan mühendisliği sırasında neler hissettiler ve şu anda bu olayı nasıl değerlendiriyorlar? Hem doğdukları yerlerde, hem yeni vatanlarında ‘yabancı’ olmanın anlamı nedir? Kitabın ilk bölümünün adı ‘Ayvalık ve Hayaletleri.’ Clark’ın mübadele dönemine ait değerli belgeler kadar birinci ve ikinci kuşak mübadillerle yaptığı görüşmeler sonunda çizdiği dünya da son derece çarpıcı. Yine bu kitaptan yola çıkarak 2012 yılında Bilgi Üniversitesi'nde ‘İki Kere Yabancı’ adıyla bir sergi düzenlendi. Bruce Clark ve Oxford Üniversitesi’nden Prof. Roger Zetter’in katılımıyla açılan sergi, ‘20. yüzyılın en önemli zorunlu göçleri’ arasında bir yolculuğa çıkarak, kendilerini ne doğdukları, ne de yaşlandıkları topraklarda evlerinde hissedebilen insanların seslerini duyurmayı amaçlıyordu. Sergide, izleyiciler 1923 Türk-Yunan nüfus mübadelesiyle başlayan, Hindistan’ın bölünmesine, 2. Dünya Savaşı sonundaki Alman-Leh zorunlu göçüne ve 1960-70 dönemindeki Kıbrıs krizine kadar uzanan bir yolculuğa çıktılar. Ben sergiyi gezerken ziyaretçilerden hangilerinin mübadil olup olmadığını hemen ayırabilmiştim. Sergideki bir fotoğrafa veya dokümana bakarken kendi kimliklerinden bir şeyler bulmanın ve o fotoğrafı veya belgeyi bir yerlerden tanıyor olmanın verdiği duygulanma, dikkat kesilme hâli hepimizde vardı. Kimisi ile sohbet ettim, klasik mübadil sorusunu sordum: “Ya siz nereden?...” Diğer kitap, 2016 yılında İstos Yayınları‘ndan çıkan ve Yunanistan’da 2015 yılının en iyi çizgi roman ve senaryo ödülünü kazanan, Fransızcaya çevrilen ve Fransa’da ‘En iyi çıkış yapan çizgi roman’ sayılan  Ayvali...

26

Kitap Yunanistan’ın usta çizerlerinden Soloúp‘a ait. Kitapta her iki tarafın da mübadelede başlarına gelenler anlatılıyor. Saloup Türkiye ve Yunanistan arasında tarih boyu yaşanan ön yargıları anlamaya ve kırmaya çalışmış. Soloúp, kulağında ninesinin mübadele hikâyeleri, Midilli’den Ayvalık’a doğru yaptığı bir gemi yolculuğunda ‘Ayvali’yi yazmaya karar vermiş. Ege’nin iki yakasındaki halkların bitmeyen sürgününü, acı, göç ve özlemle ortaklaşan tarihlerini, her iki tarafın da bakış açısıyla anlatan grafik roman, Soloúp’un çeşitli kaynaklardan edindiği tanıklıklara ve arşivlere dayanıyor. Osmanlı dönemi Ayvalık’ını en iyi tasvir eden yazarlardan Fotis Kondoğlu, Ayvalık doğumlu ünlü Yunanlı yazar İlias Venezis, bir Türk subayıyla yaşadığı çarpıcı günleri anlatan Agapi VeneziMolivyati ve Giritli Türklerin maruz kaldığı şiddeti kaleme alan Ahmet Yorulmaz’ın romanlarından yola çıkan kitap son olarak da Soloúp’un ‘memlekete dönüş’ü ve Ayvalık’ta kendisi gibi mübadil torunu olan Mehmet’le karşılaşmasıyla son buluyor. Soloúp, mübadeleyle ilgili bu hikayeleri anlatırken iki tarafa da ayna tutuyor. Uzun yıllar boyunca savaş diliyle konuşan bu iki halka, “Yok aslında birbirinizden farkınız ama ders kitaplarında bile birbirlerinizi düşman olarak anlattınız çocuklarınıza" diyor: Ataları mübadeleyle Ayvalık’tan gitmek durumunda kalmış bir Yunanlının torunu yıllar sonra, Ayvalık’a geldiğinde, bir zamanlar büyükbabasının ve büyükannesinin oturduğu, yürüdüğü, aşık olduğu yerleri görünce ne hisseder? Ailesinden kalan hatıralar kulağına fısıldar mı, burada geçirilen güzel günleri? Yoksa ona anlatılan bir dolu kötü hatırayı mı anımsar? Soloúp, Ayvali’de tam da bu karışık ruh halini anlatmayı çalışmış. Mübadeleyle Yunanistan’a gidenlerin nasıl orada bir türlü kabul görmemelerini, karşı taraftan Türkiye’ye gelen Müslümanların da aynı şekilde bir tavırla karşılaştıklarını anlatıyor. Ayvali, kısacası bize “Anlatılan senin hikâyendir” diyor. 2001 yılında sevgili gazeteci dostum Fatih Türkmenoğlu ile birlikte 3 bölümlük bir Mübadele Belgeseli çekmiştik. Bu belgesel çalışmasını yapana kadar kendi mübadil kimliğim üzerinde fazla düşünmemiştim. Her iki yakada da kendim gibi 2. ve 3. nesil mübadillerle karşılaştık, röportajlar yaptık. Aslında ailemizden bahsederken bir cümle içinde söyleyiverdiğimiz ‘mübadil’ olmanın kimliğimiz üzerinde ne kadar derin etkileri olduğunu fark ettim. Bir iş olması gereken belgesel çekimi sürecinde Ayvalık’ta ve Midilli’de yaptığımız röportajların her biri benim açımdan çok farklı anlamlar taşıdı. Özellikle sayıları çok azalmış olan birinci nesil mübadillerle yaptığımız röportajlar çok değerli bilgiler verdi bize. Kimi zaman çok duygusal anlar yaşadık, kimi zaman bize gösterilen eski bir aile fotoğrafı üzerinden, siyasi bir kararla bir anda hayatı değişen insanların acı-tatlı yaşanmışlıklarına tanıklık ettik. Yunanistan’da Türkçe bir Anadolu türküsü, Türkiye’de Rumca bir Girit türküsü sohbet sırasında yaşlıların dağarcığından öylesine çıkıp dile geldi... Bu belgeseli çekerken kendimin de bir ‘Midilli mübadili’ olduğum gerçeğini, bunun bana getirdiklerini ve benden aldıklarını keşfettim. İyi olan şu ki, son 10-15 yıldır mübadele konusunda yapılan araştırmalar, kitaplar, romanlar filmler gittikçe artıyor.


Hedef, Ayvalık’ı hep birlikte daha ileri noktalara taşımak...

RAHMİ GENÇER FARKLI BİRİMLERDE GÖREV YAPAN BELEDİYE ÇALIŞANLARIYLA HER HAFTA KAHVALTIDA BULUŞUYOR

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Ayvalık Belediyesi’nin farklı birimlerinde görev yapan personelle belli bir program çerçevesinde sabah kahvaltısı yaparak sohbet ediyor, çalışanların talep ve isteklerini dinliyor. Gençer ilk olarak Fen İşleri Müdürlüğü ve Kademede görevli personelle kahvaltıda bir araya geldi. Her hafta başka bir birimle kahvaltıda buluşacağını ve personelin özverili ve verimli çalışmasının Ayvalık Belediyesi’nin en büyük gücü olduğuna dikkat çeken Gençer şunları söyledi: “Biz, Ayvalık Belediyesi olarak büyük ve özel bir aileyiz. Çalışmalarımızı aralıksız sürdürerek Ayvalık’ı hep birlikte daha ileri noktalara taşıyacağız. Bu kahvaltıları taleplerinizi iletmeniz, çalışmalarımız kadar sorunları ve çözüm önerilerini de birlikte değerlendirebilmek amacıyla düzenliyoruz. Bilindiği gibi, maaş ödemeleri için yaptığımız programı uygulamaya koyduk. İki-iki buçuk ay içinde maaşlarla ilgili sorunu çözdükten ve her şeyi yoluna koyduktan sonra ailelerimizle birlikte bu kez mesire alanında yemekte buluşacağız.” Fen İşleri Müdürlüğü ve Kademe personeli de Rahmi Gençer’e düzenlediği kahvaltı için teşekkür etti ve hep birlikte fotoğraf çektirildi. Büyük bir aile olan Ayvalık Belediyesi’nde görevli herkesin görüşü değerlidir Rahmi Gençer, ikinci kahvaltıda Kültür ve Sosyal İşler, Park ve Bahçeler müdürlükleriyle Fen İşleri Müdürlüğü’ne bağlı Elektrik Birimi personeliyle buluştu. Türkan Saylan Eğitim Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki kahvaltıya Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Ayvalık İtfaiye Grup Amiri

Murat Turgut ve ekibi de katıldı. Personeli ile planlanan çalışmalar/projeler üzerine sohbet eden ve onlardan gelen taleplerin son derece önemli olduğunu belirten Rahmi Gençer, “Ayvalık Belediyesi olarak bizler, her alanda, mesai kavramı gözetmeksizin Ayvalık için, Ayvalık’ta yaşayan vatandaşlarımız için çalışmaya devam ediyoruz. Yapmış olduğumuz hizmetler ve hayata geçirdiğimiz projeler ortadadır. Biz büyük bir aileyiz ve bu ailedeki herkesin görüşü bizim için değerlidir” dedi. Veteriner İşleri’nin çalışmalarından övgüyle söz ediliyor Rahmi Gençer, moral ve motivasyonu arttırma amacını da taşıyan kahvaltıların üçüncüsünde Veteriner İşleri Müdürlüğü çalışanlarıyla Köpek Bakım Çiftliği’nde bir araya geldi. Buluşmada planlanan çalışmalar ve projeler konuşuldu, talepler dile getirildi. Rahmi Gençer, buluşma sonrası yaptığı açıklamada, “Veteriner İşleri Müdürlüğümüzün farklı bir çalışma durumu var. Kuduz aşılamasından tutun, kısırlaştırmadan kaza sonrası bakıma kadar görev yapıyorlar. Acil durumlarda hızla müdahale ediyorlar. Çalışmalarına ilişkin olarak halkımızdan övgü dolu sözler duyuyorum” dedi. Kahvaltıya, Veteriner İşleri Müdürü Seher Tuna Görgün’ün yanı sıra sekiz görevli katıldı. Yaz aylarında nüfus on kat artıyor Rahmi Gençer dördüncü kahvaltıyı da Altınova Hizmet Binası personeliyle yaptı. Kahvaltıya Başkan Yardımcı İbrahim Mühüdaroğlu, Zabıta ve Muhasebe personeli katıldı. Gençer, yaptığı konuşmada tüm personele teşekkür etti, “Yaz ve kış aylarında nüfusumuzda ciddi farklılıklar ortaya çıkıyor. Nüfusumuz on kat artıyor. Siz de bir o kadar fazla çalışmak durumunda kalıyorsunuz” dedi.

27


Hocalığı süresince yüzlerce öğrenci yetiştiren fizik profesörü Işık Karabay Altenburg 2014 yılından beri Ayvalık’ta yaşıyor. Doktora tezinin konusu ‘Amorf Silisyum Güneş Pillerinin Yapısal Optik, Elektrik Özellikleri ve Optimizasyonu’ olan Karabay’ın hayatı laboratuvar ortamında, deneysel fizik çalışmalarıyla geçmiş. Emekliliğin ardından yerleştiği Ayvalık’ta beyni/bedeni/elleri işlemeye alışık bir insan olarak boş duramamış. Bu kez keçenin, yünlerin, boyaların, kumaşların atomik, moleküler yapılarına dalmış; Kech Evi adını verdiği atölyesinde ‘giyilebilir sanat’ üretmeye başlamış.

AYVALIK KENTE GELEN İNSANLARA BİRİKİMLERİNİ VE YETENEKLERİNİ KULLANABİLECEKLERİ, ENERJİLERİNİ SERGİLEYEBİLECEKLERİ FIRSATLAR SUNUYOR

GÜLBENİZ ŞENTAY

S

ayın Işık Karabay Altenburg, okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız?

-1957 yılında Kayseri’de dünyaya geldim. Babam doktordu. TED Kayseri Koleji’nde okurken ablam tıp fakültesini kazandı. Ailece İstanbul’a taşındık. Eğitimime Kadıköy Anadolu Lisesi’nde (eski Maarif Koleji) devam ettim. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nü bitirdikten sonra Yıldız Teknik Üniversite’sinde -ki 1980’li yıllarda akademiydi- göreve başladım. Akademik kariyerimi yaparken evlendim. Bir oğlum oldu. Masterımı tamamladım. Yıldız Teknik’e kayıtlı olarak TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde doktoramı yaptıktan sonra üniversite kadrosuna alındım. Hep laboratuvar ortamında çalıştım. Yardımcı doçentlik, doçentlik derken profesörlüğe kadar yükseldim. Bu arada üniversitemizin Sanat Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Ruhi Ayangil sayesinde hayatıma müzik girdi. Çok değerli bir müzik hocasıydı. Üniversitenin Cumhuriyet Korosu’nda onunla birlikte on iki yıldan fazla çalıştım ve özellikle Klasik Türk Müziği eğitimi aldım. Fizik gibi müzik de yaşamımın bir parçası olmuştu.

Fizik eğitimi almak istemenizin özel bir nedeni var mıydı? -Hayır! Gerçi çocukluğumdan beri matematik ve fiziğe düşkündüm ancak idealim iç mimarlıktı. Tercih sıralamamı yaparken bu bölümü en başa yazmıştım. Lakin lisede çok iyi bir öğrenci olmama karşın, klasik eğitim veren bir okuldan modern eğitim veren bir okula nakil gidince bir bocalama devresi geçirdim. Bu yüzden üniversite sınavlarında istediğim başarıyı yakalayamadım. Anlayacağınız fizik çok arzu ettiğim bir bölüm değildi. O

28

dönemde fizik okumanın pek kıymet-i harbiyesi de yoktu. Ne var ki, işin içine girdikçe fiziği sevdim. Oğlumdan sonraki en önemli şey oldu benim için.

Üniversitedeki göreviniz hâlâ sürüyor mu? -Hayır. Biz öğretim görevlilerine yasaların altmış yedi yaşına kadar çalışma hakkı tanımasına ve enerjimin yerinde olmasına rağmen geçirdiğim ciddi bir rahatsızlık sonucu kendimi biraz erken emekli etmeye karar verdim. Zira İstanbul; kalabalığı, trafiği, karmaşasıyla beni fazlasıyla yoruyordu. Eşim Frank’la birlikte Kınalı ya da Burgaz gibi bir adada daha düz, daha sakin, daha yavaş bir hayat sürmenin vakti geldi diye düşündüğümüz günlerde Cunda’da yaşayan kız kardeşimi ziyaret ettik. Cunda’yı çok sevdik. “İstanbul’dakiler de ada, bu da ada... Niye burası olmasın?” dedik. Hemen kiralık bir ev bulduk. Ben emeklilik işlemlerini takip ederken eşim eşyalarımızı yeni evimize taşımıştı bile. İlginçtir, Cunda’da bir hafta kalmış ama Ayvalık’ı hiç görmemiştik. Yerleştikten sonra şehri keşfettikçe Ayvalık’ı Cunda’dan da fazla sevdik. Ayvalık doğası, tarihi dokusu, iklimiyle yaşanası bir yer. Bize iyi geldi anlayacağınız. Bütün stres kaynaklarından uzaklaştık, arındık.

HÂLÂ KEÇE SANATINI ÖĞRENME AŞAMASINDAYIM. ARAŞTIRDIKÇA HER GÜN YENİ BİR BİLGİYE ULAŞIYOR, YENİ KEŞİFLERE ÇIKIYORUM Keçe sanatına ilginiz ne zaman, nasıl başladı? -“Emeklilik de ne güzel bir şeymiş canım!” cümlesini bolca kurduğumuz tatil havasında geçen günlerin


ardından beyni/bedeni/elleri çalışmaya alışmış bir insan -Keçe son derece sağlam, sert, kalın, su geçirmez, olarak bir şeyler yapma ihtiyacı duymaya başladım. insanı sıcaktan ve soğuktan koruyan bir kumaş. Bu Sıkıntımı gidermek adına önce ev işlerine sonra mutfağa nedenle Orta Asya’dan beri çadırdan yaygıya, eyerden ‘sardırdım.’ Yaptığım yemekleri tüketemiyorduk. Pişirip giysiye pek çok alanda kullanıldığını görüyoruz. ‘Islak’ pişirip eşe-dosta götürüyordum. Nihayetinde, “Bu iş böyle ve ‘kuru’ olmak üzere iki ana başlık altında işlenen keçe olmayacak! Bari bir kursa yazılayım!” dedim. Kız çok kıymetli bir malzeme. Kuru keçeyi iğneyle kardeşim seramikle uğraşıyordu. Farklı bir kumaşa nakış işlemek olarak tanımlayabiliriz. deneyim yaşamak amacıyla Halk Eğitim Ben ıslak keçeyi daha bir seviyorum. Merkezi’ndeki keçe kursuna katıldım. Keçede yün üzerine yün, yün üzerine “Ayvalık’ta sanatla Orada yün ve keçeyle tanıştım. Keçeye yün çalıştığınız zaman harika ilgili çok faaliyet var. aşık oldum. Ve bu aşk beni hiç dokular elde ediyorsunuz. Keçenin Yerel yönetim sanata önem öngör(e)mediğim noktalara taşıdı. giyilebilir halini sevdiğim için veriyor, destekliyor. Bunu kumaşlarla da çalışıyorum. İşin Kaç ay kurs gördünüz? içine kumaş girince hem keçeyi takdirle karşılıyorum. Ayvalık kalın tutmanız gerekmiyor -Kurs üç ay sürdü. Keçeyle kente gelen emekli ya da emeklilik hem de keçenin ‘dalamasının’ uğraşmak öylesine keyifliydi ki, yaşı yaklaşmış insanlara birikimlerini, önüne geçiyorsunuz. Bu teknik yeni bilgiler edinmek, kendimi için sadece yün, zeytinyağlı yeteneklerini kullanabilecekleri, daha da geliştirmek istedim. sabun, su, kumaş ve ellerimi Videolar, online workshoplar enerjilerini sergileyebilecekleri kullanıyorum. Hazırladığım izledim. Keçe üzerine pek çok fırsatlar sunuyor. Böylece şehir malzemeyi kumaşa yediriyorum. kaynaktan pek çok şey öğrendim. hemen her gün bir etkinliğin Bu işlem sırasında bir takım O da tıpkı seramik gibi sürprizlerle numaralarla keçenin tasarladığım gerçekleştiği renkli, hareketli, dolu bir malzeme... Diyelim ki gibi şekillenmesini sağlıyorum. gece yatarken kafamda ertesi gün dinamik bir ortama Eğrilmemiş, has koyun yünü yapacağım şeyi kurguluyorum. Ama kavuşuyor.” kullanıyorum. Onları Konya’da Mevlana yünlerin başına geçtiğimde, elimden fesleri üreten bir beyden alıyorum. tasarladığımın çok dışında ve aynısını hatta Kumaşların boyalarını da çoğunlukla kendim bir benzerini yapmamın mümkün olmadığı hazırlıyorum. bir şey çıkıyor. İşin en zevkli yanı da bu bence... Çünkü sizi tekdüzelikten uzak tutuyor. Hiç kendinizi Islak keçede kullandığınız teknikler neler? tekrarlamıyor, dolayısıyla sıkılmıyorsunuz keçeden. -Son yıllarda özellikle yurt dışında doğal malzemelerden Keçeyi işlerken hangi malzemeleri kullanıyorsunuz? yapılmış giysilere bir yöneliş var. Ve bu akım çok moda.

29


Doğanın bizim göremediğimiz, kuantum boyutundaki zenginliğinden, güzelliğinden faydalanarak kumaş yüzeyine bitkilerin, yaprakların form ve renklerinin aktarıldığı ecoprint benim de sık kullandığım tekniklerden. Elbette her yaprak arzu ettiğiniz netlikte desen vermiyor. Her birinin atomik özelliklerine göre farklı teknikler kullanmanız gerekiyor. Ben en çok okaliptüs ve akçaağaçla çalışıyorum. Ceviz muhteşem desenler veriyor. Bahçemdeki limon ve gül yapraklarından da faydalanıyorum. İyice temizlediğim yapraklarla, hazırladığım malzeme üzerinde tasarımımı gerçekleştiriyorum. Sonra onu sıkıca bir sopaya sarıp kaynatıyorum. Böylece yapraklar kumaşa yapışıyor. Yün ve özellikle ipek gibi hayvansal ürünlerde bütün detaylar kumaşa çıkıyor. Fakat bitkisel olduğu için kotonda başka bir uygulamaya gidiyorum.

Kullandığınız diğer teknik nuno felt nasıl bir şey? -Nuno felt kumaşla birlikte yapılan bir çalışma. Kumaşın üzerine ince bir keçe tabakası atarak yapılıyor. Bu tür çalışmalarda keçenin arasına değişik kumaşların yedirildiği farklı teknikler de kullanabiliyorsunuz. Ayrıca ıslak keçe tekniğiyle bazen sadece yünün üzerine ecoprint çalışıyorum. Bazen de bezin üzerine keçe, keçenin üzerine ecoprint uyguluyorum. O iş biraz fazla zamanımı alıyor tabii.

Bir de dantel gibi işlediğiniz şallar var... Bu malzemeyle o inceliği ve yumuşaklığı nasıl yakalıyorsunuz?

14 Mart neden önemli bir gün? “Öğrencilik ve hocalık yaşamımda pek çok ilginç anım oldu ama birini ve ondan çıkardığım dersi hiç unutmam... İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde öğrenciyim. Bir gün teorik fizik hocamız derse girdi ve ‘Bugün 14 Mart... Aranızda bugünün önemini bilen var mı?’ diye sordu. Ailemde babam dahil pek çok doktor olduğu ve her 14 Mart’ı kutladığımız için parmak kaldırdım. Hocam söz verince biraz da gururlanmış bir şekilde, ‘Bugünün önemi Tıp Bayramı olmasıdır!’ dedim. Gülümsedi, ‘Hayır, bugün Einstein’in doğum günü!’ dedi. Çok utanmıştım. O gün bugündür hiçbir şeyi atlamamayı öğrendim ve o günün önemini hiç unutmadım.”

30

-İpek şifonun üzerine incecik bir keçe döşüyorum. Hiç kumaş kullanmadıklarımı da örümcek ağı tekniğiyle yapıyorum. Aslına bakarsanız hâlâ keçe sanatını öğrenme aşamasındayım. Araştırdıkça her gün yeni bir bilgiye ulaşıyor, yeni keşiflere çıkıyorum. İşin en heyecanlı, en sürükleyici yanı da bu.

KÜLTÜRÜMÜZ; DEĞERLİ ŞEYLERİN BİRAZ GÖZ ARDI EDİLDİĞİ, DEĞERSİZLEŞTİRİLDİĞİ BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR GİBİME GELİYOR Keçeden hep giysi mi yapıyorsunuz? -Her ne kadar giysi çalışmayı sevsem de bu konuda kendime bir sınırlama getirmiyorum. Örneğin panolar, yıkanırken aynı zamanda keselenebileceğiniz keçe kaplı sabunlar tasarlıyorum. Fakat atölyemin tabelasında da yazdığı gibi genelde ‘giyilebilir sanat’ adı altında elbiseler, gömlekler, şallar, yelekler üretiyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın, kendimi sanatçı olarak tanımlamıyorum. Ama bu el emeği. Bir zenaat… Kültürümüz; değerli şeylerin biraz göz ardı edildiği, değersizleştirildiği bir süreçten geçiyor gibime geliyor. Ben ninelerimizin sandıklarından çıkan eprimiş parçaları buluyorum. Örneğin şu an masamın üzerinde yayılı duran tasarımımda babamın damat gömleğinden, ablamın ipek bluzundan, arkadaşımın ninesinin eşarbından parçalar yer yalıyor. Onları yeniden hayata döndürmek, onlarla yeniden bir değer yaratmak beni fazlasıyla mutlu ediyor. Örneğin, ham halini izlediğiniz

Kuantum anlaşılması zor bir şey de değil! “Artık neredeyse herkes kuantum laflarıyla dolaşıyor ama gerçekten bunun ne olduğunu pek bilen yok… Kuantum aslında bir doğa yasası.. Anlaşılması zor bir şey de değil. Biz doğada gözlemleyebildiğimiz/görebildiğimiz boyutta ve hızdaki parçacıkların davranışlarını klasik fizikle açıklıyoruz. Ama moleküler, atomik boyutlar ya da hızların çok yükseldiği, ışık hızlarına yaklaştığı noktada parçacıkların davranışlarını çözümlemekte kuantum fiziği devreye giriyor. Basit bir anlatımla kuantum, klasik fiziğin yetersiz kaldığı yerde gözle görülemeyecek kadar küçük, mikroskobik parçacıkların hareketlerini, enerjilerini açıklamaya yarayan bir doğa yasası.”


bu çalışmayı birazdan ıslatacağım, sabunlayacağım, döveceğim. Çok çirkin görünecek. Sonra rulolayıp kurutacağım. Ama onunla işim bittiğinde eşsiz güzellikte bir şal olacak.

Kech Evi ne zaman faaliyete geçti? -2018 Ocak ayından beri buradayım. Öncesinde evde çalışıyordum. Boyutlar büyüdükçe alanım daraldı. O ara ablam Palabahçe’deki bu tarihi mekânı almış, restore ettiriyordu. Bittiğinde, “İstersen atölye olarak burayı kullan!” dedi. Seve seve kabul ettim.

Atölyenizden arta kalan zamanda neler yapıyorsunuz? Ayvalık’ta zaman nasıl geçiyor? -Öğlen on ikiden akşam saat on yediye kadar atölyedeyim. Eve gittiğimde dövme, yuvarlama işlemlerinden kolumu kaldıracak halim kalmamakla birlikte müzik yaşamımı sürdürüyorum. Ayvalık’a yerleştikten bir yıl sonra çok değerli bir hoca olan Gönül Tuna’yla tanıştım. Beni korosuna davet etti. Bir süre onunla çalıştım. Ardından Anadolu Sanatları Kadir Ünlü Derneği kadrosuna dahil oldum. Geçenlerde İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde güzel bir konser verdik. İki yıldır da ud dersleri alıyorum. Kısacası hayatım keçe ve fizikti, şimdi keçe ve müziğe dönüştü... Askeri pilot emeklisi olan eşim Frank’la ortak hobimiz ise yelken. Kendisi okyanusu geçmiş, usta bir yelkencidir. Bu sporu ondan öğrendim. Kaptanlık brövesi aldım. On yıllık yelkenciyim. Zaman zaman denize açılıyoruz. Hem bedenimiz, hem ruhumuz dinleniyor, hem de spor yapıyoruz.

AYVALIK’A BÜYÜK ŞEHİRLERDEN GELEN HERKESİN KENT İNSANINA HAS BENCİLLİKLERİ ARKASINDA BIRAKMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUM Ayvalık’ın kültür-sanat yaşamını nasıl değerlendirirsiniz? -Ayvalık’ta sanatla ilgili çok faaliyet var. Yerel yönetim sanata önem veriyor, destekliyor. Bunu takdirle karşılıyorum. Ayvalık kente gelen emekli ya da emeklilik yaşı yaklaşmış insanlara birikimlerini, yeteneklerini kullanabilecekleri, enerjilerini sergileyebilecekleri fırsatlar sunuyor. Böylece şehir hemen her gün bir etkinliğin gerçekleştiği renkli, hareketli, canlı bir ortama kavuşuyor. Üstelik bütün bunlar size bir yürüme mesafesinde gerçekleşiyor. Oysa İstanbul’da ayda bir-iki etkinliğe ancak vakit ayırabilirsiniz. Bu çok güzel bir şey ve başka bir yerde de yok. Bir Bodrum’da yok örneğin. Bunu bir tek Ayvalık’ta gördüm. Yakışıyor da Ayvalık’a. Üstünden dökülmüyor. O kültür sindirilmiş.

Size, ‘İyi ki Ayvalık’tayım!’ dedirten başka şeyler de var mı? -Elbette… Ayvalık havası, suyu, doğası, dokusuyla enerjimi ifade etmeme izin veren bir yer. Rahat nefes aldığım bir yer. İnsanların güzel olduğu bir yer. Artık unuttuğumuz o saf/sade/sıcak mahalle hayatı Ayvalık’ta hâlâ varlığını koruyor. Bu ruhun yaşaması adına, Ayvalık’a büyük şehirlerden gelen herkesin kent insanına has bencillikleri arkasında bırakması gerektiğine inanıyorum. Tabii Ayvalık’ın da bazı sorunları var. Örneğin temizlikle ilgili biraz sıkıntı yaşanıyor. Ancak bu sorunun da insanların bilinçlendirilmesi ve kente sahip çıkmayı öğrenmeleriyle çözümleneceğine inanıyorum. Hasılı burada sakin, mutlu ve huzurluyuz. Daha ne olsun? KECH EVİ Hamdibey Mah. 13 Nisan Cad. 14. Sok. No: 8 Ayvalık www.kechevi.com

31


Akademik Bakış Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ aygokdeniz@yahoo.com

T

Sosyal taşıma kapasitesi ve Ayvalık

aşıma kapasitesi kavramı; turistik alanlarda yaşanan olumsuz gelişmeler neticesinde son yıllarda önem kazanmaya başladı. Taşıma kapasitesini genel olarak tanımlamak gerekirse, ‘Dünyada gelişen insan aktiviteleriyle evrenin bu aktiviteleri taşıyabilme gücü arasındaki ilişkidir’ diyebiliriz. Genellikle turistik bölgeler ve alanlar açısından kullanılan bu kavramı biraz daha detaylandırmakta fayda var. Dünya Turizm Örgütü (WTO), taşıma kapasitesini, ‘Herhangi bir yerde konaklayan ziyaretçilerin yüksek düzeyde tatminini sağlayan ve kaynaklarda düşük düzeyde etkilere yol açan ziyaretçi seviyesi’ şeklinde tanımlamıştır. Bir başka tanımda taşıma kapasitesi, kaynaklara olumsuz etki yapmadan, ziyaretçi tatminini düşürmeden veya yöre toplumunun ekonomisi ve kültürü üzerine istenmeyen etkiye neden olmayan maksimum kullanım olarak açıklanmıştır. Taşıma kapasitesi kavramı, turizm literatüründe ise; genellikle turist taşıma kapasitesi veya ziyaretçi taşıma kapasitesi şeklinde kullanılmaktadır. Diğer taraftan tek başına turist veya ziyaretçi taşıma kapasitesi kavramları, alan planlaması ve yönetimi açısından kapsayıcı bir tanım değildir. Ziyaretçilerin yönetilmesinde ve kapasite üzerindeki baskıların olumsuz yönlerini daha iyi görmede yardımcı olan, bir anlamda kavramın boyutlarını oluşturan çeşitli taşıma kapasitesi türleri var. Bu sınıflandırma ve isimlendirmede genel bir birliktelik olmasa da turizm yazarları ortalama bir sınıflandırmada buluşuyorlar. Bu başlıkları sosyal taşıma kapasitesi, çevresel (ekolojik) taşıma kapasitesi, ekonomik taşıma kapasitesi, fiziksel taşıma kapasitesi ve algısal taşıma kapasitesi şeklinde ifade edebiliriz. Sosyal taşıma kapasitesi, turist ve yerli halk ilişkilerinde olumsuz etkilerin ve turistin deneyim kalitesinde düşmenin yaşanmadığı bir seviyeyi vurgulamaktadır. Turistik alanlarda toplumsal ilişkilerin iki önemli tarafı yerli halk ve turistlerdir. Turist ve yerli halk ilişkilerinde olumsuzlukların yaşanması, sosyal taşıma kapasitesinde sorunların yaşandığına işaret etmektedir. Sosyal taşıma kapasitesi, ‘Ziyaretçilerin deneyim kalitesinde kabul edilemez bir düşme olmadan ve bölge toplumunda kabul edilemez olumsuz bir etki yaşanmadan, bir bölgenin aktivitelerin türleri ve sayıları açısından kaldırabileceği maksimum kullanım seviyesi’ olarak tanımlanmıştır. Sosyal taşıma kapasitesi, turistik alanlarda

32

sosyal ilişkileri gerçekleştiren iki grubun, yani ziyaretçiler ve ev sahiplerinin ilişkileriyle ilgilidir. Turizmin sosyal yönü açısından oldukça temel bir ilişkinin önemi taşıma kapasitesi ile vurgulanmaktadır. Sosyal taşıma kapasitesi turizmde her iki grubun (ziyaretçi-ağırlayan veya turist yerel halk) ilişkileri bakımından da oldukça ilgi çekicidir. Turistlerin yoğun olduğu bölgelerde, yerli halkın turistlere karşı davranışlarının bir alışkanlık haline dönüştüğü görülmektedir. Alışma, yeni yapılara, yoğun trafiğe, farklı dillere, farklı giyim tarzlarına uyum sağlama biçiminde ortaya çıkmaktadır. Ayvalık turizm sektörüyle ilgili ekonomik parametrelere bakıldığında, özellikle konaklayan yerli turist sayısında 10 yıllık dönem zarfında ciddi bir artış yaşandığını söyleyebiliriz. Bölgedeki bu yoğunlaşmanın önemli bir nedeni ise ikinci konut sayısının yüksekliğidir. 2013 yılı verilerine göre Ayvalık’ta 28 binin üzerinde ikinci konut bulunuyor. Son yıllara kadar bölge halkı tarafından sıkça tercih edilen ikinci konutlar, son dönemlerde büyük kentlerde yaşayan vatandaşların da gözdesi olmaya başladı ve bölge dışında yaşayanların konut edinme talebi arttı. Öte yandan bölgedeki butik otel sayısında da artış gözleniyor. Özellikle tarihi evlerin son yıllarda butik otellere dönüştürüldüğüne tanık oluyoruz. Yine Ayvalık, son yıllarda Ege adalarından çok sayıda günübirlik misafir ağırlıyor. Perşembe günleri gerçekleşen bu ziyaretlerin amacı genellikle alışveriş. Bu durumun Ayvalık ekonomisine ciddi katkısı var. Özellikle Midillili binlerce Yunanlı turist günübirlik ziyarette bulunarak, yerel ekonomiye katkı sağlıyor. Edremit ve Ayvalık bölgesinde iç turizmin yoğunlaşma sebeplerinden birisi de bu bölgeye ulaşımın (özellikle hava ulaşımının) kolaylaşması. Edremit’teki Koca Seyit havaalanına Ankara ve İstanbul’dan her gün düzenli uçak seferlerinin olması bölgeye ulaşımı kolaylaştırdı. Ayrıca; Akdeniz Bölgesi’nde her şey dahil konaklama sistemiyle çalışan otellerden sıkılan bireysel müşteriler bölgemize yöneliyor. Çünkü artık tatil yeri bulmak, organizasyon yapmak kolaylaştı. Bugün önemli tatil siteleri aracılığıyla (tripadvisor, booking.com, tripbase ve travelife gibi) internet üzerinden gidilecek sokağa kadar her yerin görülebileceği (google. map gibi) portallar var. Bu portallar; tatil yeri bulma, seçme ve satın alma işlemi noktasında tüketicilere önemli avantajlar


sunuyor. Bu bölgede turistik yoğunlaşmanın bir diğer nedeni ise bölgenin hava ve deniz suyu sıcaklığı itibarıyla ortalamanın altında kalması. Özellikle küresel iklim nedeniyle sıcakların artması, Akdeniz bölgesinde 40-45 dereceyi bulan sıcakların oluşması daha ılıman bölgeleri öne çıkarıyor. Edremit Körfezi ve Ayvalık’ta ortalama ısının 30-35, deniz suyu sıcaklığının da 20-25 derece arasında oluşması bölgeye olan yerli turist talebinin artmasına yol açıyor. Ayrıca, bölgede doğanın hâlâ bakir kalması (Kaz Dağları), deniz ve plajların temizliği, su üstü ve su altı sporlarının yapılması, kültürel ve gastronomik değerlere sahip olması bölgeye olan talebin diğer artış nedenleri. İç turizmin yoğunlaştığı bu destinasyonda ziyaretçilerin yerel halkla ilişkileri, sorunları, istek ve arzuları, ziyaret amaçları, tercih nedenleri noktasında yapılan araştırmaların yetersiz olduğu söylenebilir. Mevcut araştırmalara bir yenisini katmak ve farklı bir bakış açısıyla konuyu irdelemek adına bölgede yukarıdaki başlıkları içeren bir araştırma yapmaya karar verdik. Çalışmamın ana konusu, ‘Yerli Turistlerin Ayvalık’ın Sosyal Taşıma Kapasitesine İlişkin Algılamaları ve Tekrar Ziyaret Etme Niyeti Üzerindeki Etkisi: Sürdürülebilir Turizm Açısından Bir Model Önerisi’ başlığını taşıyor. Bu çalışmanın sonunda Ayvalık’ın sosyal taşıma kapasitesi belirlenecek, ziyaretçi-yerel halk ilişkisi eksi ve artılarıyla ortaya konacak ve Ayvalık’ta turizmin sürdürülebilirliğiyle ilgili bir model ortaya çıkarılacak. Bu araştırma; bölgedeki konaklama işletmelerinde kalan yerli turistler üzerinde yapılacak. Bu amaçla Ayvalık merkez, Sarımsaklı ve Cunda’da nitelikli ve yıldızlı oteller belirlendi ve yaklaşık bin anket sorusu bastırıldı. Araştırma sonuçlarının değerlendirilmesinde bilimsel teknikler kullanılacak ve ortaya çıkan veriler kamuoyu ile paylaşılacak. Araştırmanın temel çıkış noktası bölgede sürdürülebilir turizm için yapılması gerekenleri bilimsel bir çalışmayla belirlemek ve geleceğe yönelik bir model ortaya koymak. Bu araştırmayla aslında geçtiğimiz kış aylarında Ayvalık Turizm Geliştirme Birliği (AYTUGEB) ile yapılan toplantılarda ortaya çıkan Ayvalık sorunlarına bir de Ayvalık’a gelen ziyaretçi gözüyle bakabilmek. Bilindiği gibi, geçtiğimiz aylarda Ayvalık’la ilgili sorunlar ve çözüm önerileri noktasında AYTUGEB’in yaptığı toplantıların benzerleri önce Ayvalık Kaymakamı Gökhan Görgülüarslan başkanlığında, sonra da Ticaret Odası Başkanlığı tarafından tekrarlandı. Mevcut sorunların başında altyapı ve yetki karmaşası sorunu ön plana çıktı, katılımcılar bu soruna odaklanılması noktasında fikir birliğine vardı. Yazımı Ayvalık’la ilgili birkaç güzel haberle bitirmek istiyorum. Bildiğiniz üzere Ayvalık’ta bu yıl ilk defa sokak hayvanları (Pati Fest) ile ilgili 3-4-5 Ağustos’ta bir festival yapıldı. Sokaktaki dostlarımızla ilgili bu festival aynı zamanda Türkiye’de bir ilk olma özelliğini taşıyordu. Emeği geçenleri kutlamak gerekir. Çünkü, bu etkinlik aynı zamanda bir farkındalık projesi özelliği de taşıyordu.

Bilgilendirme toplantısı düzenlendi

A

MUHTARLARA İMAR BARIŞI ANLATILDI

yvalık Belediyesi tarafından, köy muhtarlarına yönelik ‘İmar Barışı’ konulu bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Boğaziçi Otel’deki toplantıya, Belediye Başkan Vekili Gökay Bacan, belediyenin ilgili birim temsilcileri ve kırsal mahalle muhtarları katıldı. Türkiye’de ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıların kayıt altına alınması amacıyla 31 Aralık 2017’den önce yapılan konut veya işyerleri için çıkarılan İmar Barışı Yasası’na ilişkin ayrıntılı bilgilerin verildiği toplantıda, belediyenin mülkiyetinde olan yerler dahil imar barışı kapsamındaki tüm konular ele alındı.

Yine bu yaz Ayvalık’a çok sayıda ünlü yazar, çizer, ses ve tiyatro sanatçısı geliyor ve anfi tiyatroda konserler ve söyleşiler gerçekleşiyor. Zamanı ve bütçesi olanlar bu etkinliklere ilgi gösteriyor. Son güzel haber de Ayvalık Belediyesi’nin vizyon projelerinden olan Kırlangıç Çok Amaçlı Sosyal Kültürel Yaşam Merkezi Dönüşüm projesiyle ilgili. Çalışmalar başladı. 20 bin metrekarelik alanı kapsayacak proje hayata geçtiğinde Türkiye’ye örnek bir dönüşüm projesi olacak. Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i bu özgün proje için kutlamak gerekir

33


İÇİMİZDEN BİRİ Ayvalık’ta buldukları her karış toprağı saygıyla sahiplenen, onu yeşillendiren/çiçeklendiren; kapılarının eşiğinde, dükkânlarının önünde, pencerelerinin altında, duvar diplerinde, taş aralarında ‘mucize bahçeler’ yaratan insanlar var. Kadriye Pala onlardan biri… Kimse ona yaşanası bir yer nasıl olur, göstermemiş/öğretmemiş. Bu onun doğasında var. Çünkü o, insanların beton yapılar arasında sıkışıp kaldıkları, nefes alamadıkları bir kentte değil, Ayvalık benzeri yemyeşil bir yerde, Gömeç sırtlarında doğup-büyümüş... Tertemiz bir hava solumuş

TOPRAKLA UĞRAŞMAK HERKESE İYİ GELİR BÜTÜN SIKINTINIZ, STRESİNİZ PARMAK UÇLARINIZDAN AKAR GİDER

-O

Röportaj: GÜLBENİZ ŞENTAY Fotoğraflar: HYESEUNG LEE

tuz iki yıldır Ayvalık’tayım. Ulubeyler’den çıkıp Keremköy’e gelin gittiğimde on beş yaşındaydım. Ulubeyler Gömeç sırtlarında, çok güzel bir köydü. Şimdi mahalle oldu. Ankara’dan, İstanbul’dan bütün yazlıkçılar kafa dinlemeye oraya gelirdi. Köydü ama büyüktü. Perşembeleri kurulan pazarında etten balığa her şey bulunurdu. Oksijeni bol, doğası güzel bir yerdi. Eşim Sönmezler’in sabunhanesinde (şimdi Bacacan Otel) çalışıyordu. Keremköy’de zeytinliğimiz, tarlamız vardı. Ben de orada işleniyordum. On altı yılım tarlada geçti. Pamuk ekiyorduk. Pala çiftinin iki oğulları olmuş. Karı-koca işlerine güçlerine daha bir sarılmışlar. Onların geleceğine dair düşler kurmuşlar. -Hepsi yarım kaldı. İş çıkışı İzmir karayolunda İzmir plakalı bir taksi çarptı eşime. Hastaneye kaldırdık. On üç saat yaşadı. Kırk yaşında toprağa girdi. Ben otuz ikimde, iki çocukla dul kaldım. Kazanın üzerinden tam kırk bir yıl geçti. Bir daha evlenmemiş Kadriye Pala. Varı-yoğu oğulları olmuş. -Eşimi kaybettikten sonra altı yıl daha kaldım Keremköy’de. Çocuklar Ayvalık’ta çalışmaya başlayınca, kalktım ben de buraya geldim. Bir dikiş atölyesine girdim. Atölye, Bacacan Otel’in sahibinin kızına aitti. Orada on dokuz yıl çalıştım. Nevresim, gecelik, baby dolller dikiyordum. Sıkı bir terziydim anlayacağınız. Zamanı gelip, oğlanlar evlenince köye dönmek istedim ama gidemedim. Çünkü köyde ne varsa; ev, zeytinlik, tarla, hepsini satmıştık. Mecbur, şimdi oturduğum bu evi aldım. On bir yıl önce bacağımdan ameliyat oldum. Dikiş makinesi yasaklandı. Ben de kendimi bahçeye verdim. Kadriye Pala, Ayvalık’ın bir at arabasının ancak geçebileceği kadar dar sokaklarından birinde, 3. Fethiye Caddesi 2. Sokak’taki tarihi evlerden birinde yaşıyor. Bahçe dediği yerse, mutfak penceresinin altındaki setin üzerinde kalan topu topu bir metre karelik bir toprak parçası. Ama o, bu bir avuç toprağa neler ekmemiş ki? Kudret narı, adaçayı, lavanta, sardunya, aloe vera, gül, zambak, akşamsefası, kasımpatı, rozet, karanfil, sinameki, yaprağı güzel, asma, erik, sarmaşık, börülce… Aralarında adını bilmedikleri de var.

34

-Burada İngilizler oturuyordu. Mesela şuncağızı ülkelerine dönerlerken bana bıraktılar. Beyaz beyaz çiçek açar bu. Ama nedir, bilmem. Toprak parçasını çevreleyen duvarın üzerineyse saksılara diktiği yılbaşı ve sakız çiçeklerini, mavişleri, kaktüsleri, zinyaları özenle yerleştirmiş. Pencere içlerini menekşelere ayırmış. Sonra yolun karşısına geçmiş, komşu evin duvarını; sıraladığı bahçe çiçekleriyle sarının, kırmızının, mavinin, morun tonlarına boyamış. Hasılı Kadriye Hanım sadece bir karış toprağını değil, bir sokağı bahçeye dönüştürmüş. Nitekim hayli yokuş olan sokağa adımınızı


atar atmaz sizi duvar diplerinden, taş aralarından fışkırmış kırmızı, sarı, beyaz akşamsefaları karşılıyor. Yokuşu tırmanırken burnunuza daha önce hiç duymadığınız mis gibi bir koku geliyor. Sorduğumuzda, ‘kokulu akşamsefaları’ olduklarını öğreniyoruz. -Gelen-geçen sorar onları. “Ay, bu sokak ne güzel, ne de güzel kokuyor!” derler. Fotoğrafını çekmeden gitmezler. Tohumlarından size de vereyim. Gör bak, sokağın ne güzel kokar o zaman. Hepsinin tohumlarından vereyim. Börülceden, kudret narından… Bahçen yoksa saksıya dik ama hıdırellezi bekle. Kudret narları kocaman kocaman meyve veriyor. İlaç yapıyorsun ondan. Gribe, yaraya, ağrıya iyi geliyor. İki tanesini zeytinyağına ıslattım. İki ay sonra kullanacağım. Geçen yıl çok meyve verdi. Tohumlarını hep dağıttım. AYDA YÜZ LİRA SU PARASI ÖDÜYORUM AMA DEĞİYOR Komşularının söylediğine göre Kadriye Pala çaya, kahveye kime giderse gitsin mutlaka eline bir dal çiçek, cebine bir avuç tohum alıyor. -Çiçek götürmeyi severim. Herkese taşırım. Alışveriş ettiğim büfecilerden, market çalışanlarından aile hekimliğindeki doktorlarıma kadar... Az evvel yine bir dal kırdım, suya koydum. Bakalım kime kısmet olacak? Bu adet burada benimle başladı. Şimdi birbirine çiçek taşıyan, birbirlerinden çiçek alıp-veren komşularım var. Toprakla uğraşmak herkese iyi gelir. Bir kere bütün sıkıntınız, stresiniz parmak uçlarınızdan akar gider. Eviniz ve bahçeniz şenlenir, sokağınız güzelleşir. Ayrıca ağaçlar/çiçekler insanları birbirine yakınlaştırır. Mesela ben her geçenle merhabalaşıyorum, sohbet ediyorum. Karşı pansiyonda kalan Almanlar geldiler geçen akşam. Çiçekleri kameraya aldılar. Birlikte fotoğraflar çektirdik. Onlardan önce Hollandalılar, Fransızlar vardı. Hiçbirinin lisanından anlamam ama çiçeklerin dili anlaşmamıza yetiyor. Bahçesine gözü gibi bakıyor Kadriye Pala... -Her sabah hangi dal çiçek açmış, hangi ağaç meyve vermiş bakıyorum. Kurumuş yaprakları ayıklıyorum. Çeri-çöpü, sulaması derken zaman geçiyor. Bu sokağı olduğu gibi ben suluyorum. İstanbullu komşum da kendi tarafını sular. Ayda yüz lira su parası ödüyorum ama değiyor. Akşam oldu mu çıkıyorum kapının önüne… Gece on iki-bir... Keyfini sürüyorum.

Canımı sıkan tek şey çiçek hırsızları!

“B

izim sokağımız huzurlu, sessiz, sakin, tertemiz, yemyeşil ve rengârenk bir sokak... Sokağımı, sokağımın insanlarını çok seviyorum. Canımı sıkan tek şey çiçek hırsızları... Tamam, onlar da çiçek seviyorlar; bunu biliyorum. Zaten çiçeğimi değil, emeğimi çaldıkları için kızıyorum. Bir tanesini saksısıyla beraber götürdüler. Bunun üzerine bir kağıda, ‘Çalmayın! İsteyin, vereyim!’ yazıp astım. Ben yazdım o attı, ben yazdım o attı... İş inada bindi. Her kimdiyse ısrarla çalmayı sürdürdü. Sonunda kağıdı parça parça edip kapımın önüne bıraktı. Epeydir ortalarda yok, şükür! Herhalde buralardan gitti!”

35


Ayvalık'a Bakarken TAYLAN KÖKEN

A

Sunaktan sofraya

yvalık’ta turizmle ilgili “Ne yapalım?” sorusuna verilen cevaplardan ilki, “Gün batımını izleyin” olacaktır. Batı Anadolu topraklarında, güneşin en güzel battığı seyir noktalarından biridir Şeytan Sofrası. Hakkında birçok söylenti üretilen bu tepenin çok az bilinen bir özelliğiyse antik dönemde bir Kaya Sunağı olmasıdır. Bu yazımızda Şeytan Sofrası söylencelerine ve sunak olarak hangi işlevleri gördüğüne kısaca değinmeye çalışacağım. Çanak Tepesi’nden Şeytan Sofrası’na… 1960’lı yılların başlarında haritalarda Çanak Tepesi olarak adlandırılan bu düz tepe, keşfedildikten sonra Şeytan Sofrası olarak anılmaya başlanmış ve hakkında üretilen(!) efsane, girişe konulan kitap şeklindeki panoyla gelen misafirlere aktarılmıştır. Şöyle ki: Ayvalık civarında Rumların yaşamış olduğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü dönemde bu tepede Panolepe adında (şeytan lakaplı) kendini halktan soyutlamış, mistik bir hayat süren bir şahıs yaşamaktaymış. Ayvalık ve civarında bir kıtlık baş göstermeye başlayınca, din adamları ve papazlar tarafından kıtlığın sebebi olarak Panolepe gösterilmiş; halk galeyana getirilerek bu uğursuz kişinin linç edilmesi istenmiştir. Durumu bir keçi çobanından öğrenen Panolepe çözüm adına, burada kuş sütü eksik bir sofra hazırlayarak, kendisini unutturmayı başarmış ve halkın sofranın cazibesine kapılmasını fırsat bilerek kaçıp kurtulmuştur. O günden beri bu tepenin adı Şeytan Sofrası olarak anılmaktadır. Şeytan Sofrası adının nereden geldiğiyle ilgili bu hikâyenin yanı sıra bir de Şeytanın Ayak İzi’nin hikâyesi var ki, o da şöyle: Edremit Körfezi’ne tam hakim dağların adı Kaz Dağları (İda Dağları) dır. Yani Yunan mitolojisinin yaşandığı dağlardır. Gerek tek tanrılı gerek Pagan dinlerin tek bir ortak özelliği vardır; o da Şeytan’ın cennetten kovulduğudur. Yunan mitolojisinde ise tanrılar kralı Zeus tarafından bu görev Ayışığı tanrıçası Selene’ye verilir.(1) Selene tarafından cennetten kovulan şeytanın bir adımını buraya, diğer adımını ise Midilli adasına atıp kaçtığı söylenir. Şeytan Sofrası’nı, karı-koca restoran ve turizm işletmeciliği yapan, Muvaffak ve Sezer Girginkardeşler yaratmıştır dersek yanlış olmaz. Onlar 1960’lı yılların başlarında ruhsat alarak bu tepe üzerinde bir tesis açtılr ve zamanla çok

36

uğraşlar vererek tanıtımını yaptılar. Elbette, yolu olmayan bu alanın tanınmasında, çok uzun süredir anlatılan birçok söylencenin rolü olacaktır. Muvaffak Bey bir kontrplak üzerine boyayla Şeytanın Ayak İzi(2) diye yazar ve tabelayı çukurun yanına dikiverir. Çukurun yanındaki ağaca birkaç çaput bağlayınca buraya her çıkan ziyaretçi de, inansıninanmasın çaput bağlamaya başlar. Muvaffak Bey bu mekânı bıraktığında adı artık Şeytan Sofrası’dır ve resmi haritalarda dahi bu isimle anılmaktadır. Körfez pek tekin değildir… Şeytan Sofrası adı konusunda anlatılan söylencelerden kanımca en dikkat çekici olanı Okan Ay’ın ‘Cihat Teker’le Ayvalık Tarihi’ grubuna göndermiş olduğu anlatıdır. Kısaltarak aktarıyorum: “1940’lı yıllarda balıkçılar sabahın üçünde denize açılır, kürekli teknelerinden attıkları ağlarla balıkları yakalar, zor koşullarda geçimlerini sağlardı. Şubat ayının soğuk bir gününde, daha ezan okunmadan Ahmet Reis yanına küçük çıkınını alarak ‘Ya Bismillah! deyip hızlı adımlarla, Ayvalık’ın dar sokaklarından geçerek sahilde bağlı olan ekmek teknesine ulaşır.

Teknesiyle Tımarhane adası önünden geçerek Kumru Burnu yakınlarında Sivri ve Çanak tepelerinin karşısına gelen koyda, ilk ağlarını denize bırakır. Kısa zamanda kısmeti denk gelir ve ağına takılan çipuraları, karagözleri, sarpaları livarına doldurur. ‘Bereketli bir gün’ diye düşünen Ahmet Reis bir voli için daha ağlarını tekrar denize bırakır. Balık avlamaya o kadar yoğunlaşmıştır ki havanın döndüğünün farkına varmaz. Havanın patlayacağını anlayınca, aceleyle ağlarını toplayarak teknesini Şeytan Sofrası’nın karantısına(3) çekiverir. Hava normalleşinceye kadar bu küçük koyda kalacaktır. Verdiği kararın rahatlığıyla bir sigara yakıp ikinci volide gelen az sayıdaki balığı ağlardan ayıklamaya başlar. Ancak tepeden aşağı ufak taşlar yuvarlanmaktadır. Bu küçük taşları kısa zamanda daha büyükleri takip eder ve sonunda kocaman büyük bir kaya teknenin yanına, denize kadar ulaşır. ‘Zelzele oluyor herhalde’ diye düşünen reis teknesini çabucak açığa çeker. Fakat zelzele değildir olan; Ahmet Reis’in gördüğü, kahkahalar atarak büyük taşları aşağıya yuvarlayan, beyaz bir gelinlik içindeki telli-duvaklı bir kızdır. Çok korkan reisin ağzındaki türkünün yerini dualar almıştır


artık. Gözünü tepenin üzerinden ayıramaz. Güneş gözleri kamaştırarak, kayaların ardından kurtulmaya çalışırken, kızın durduğu yerde bir keçinin dolaştığını görür hayalmeyal. Duruma çok şaşırır ve kendi kendine; ‘Ahmet Reis ne oldu sana, hayal mi görüyorsun?’ diye düşünürken, güneş tamamen ve tüm ihtişamıyla ortaya çıkmış, taşlar durmuş, dalgalar başladığı gibi aniden sakinleşmiştir. Ahmet Reis bu olayın uzun süre etkisinde kalır. Kimseye bir şey söylemez, söyleyemez. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra bir gün yaşadıklarını eşine anlatır. Böylece hikâye Ahmet Reis’in vefatından sonra ağızdan ağıza aktarılarak bugüne kadar gelir. Meğer bu hikâyeyi yaşayan birçok balıkçı daha varmış. Yıllar sonra bu tepeye yolların yapıldığını, insanların gün batımını izlemek için buraya koşturduğunu göremeyen Ahmet Reis, kim mi? Benim rahmetli sert bakışlı, çakır gözlü dedem Ahmet Aybar…” Yine çokça anlatılan bir başka söylence de şöyledir: Zamanında bu tepenin eteklerinde bir çoban, koyunlarını/ kuzularını otlatırdı. Çoban tepenin eteklerine hayvanlarını yayınca manzarası çok güzel olan bu tepeye çıkar, kayaların üzerine oturur ve etrafı seyrederek yemeğini yerdi. Yemeğinden artanı tekrar azığına koyar ve kayaların arasına bırakırdı. Ertesi gün tepeye geldiğinde azığını kaldığı yerden yemeğe devam ederdi. Fakat belli bir süre sonra çoban ertesi güne bırakmış olduğu yemeğin kaybolduğunu fark eder. Her defasında şaşırıp kalır: “Buraya benden başka gelen yok. Bu yiyecekleri şeytanlar mı alıp gidiyor?” diye düşünür. Düşünmekle kalmayıp, yaşadıklarını sık sık etrafındakilere anlatınca insanlar bu tepe için “Tekin değildir!” diye düşünmeye başlar. Zaten “Körfez tekin bir yer değildir!” diye genel bir kanı yok mudur? Notlar:

(2) İlk önce Küçükköylü Boşnak Hayati’nin Şeytan Sofrası’ndaki ayak izini yaptığı ve / veya bulup demirle örerek para kazandığı da anlatılmaktadır. (3) Karantı: Kara parçasının rüzgârı keserek denizde oluşturduğu durgun ve güvenli alan. (4) Prof. Dr. Engin Beksaç-Tarih Işığında Burhaniye

Bir kaya sunağı olarak Şeytan Sofrası…

B

enzerlerine Batı Anadolu kıyı kesiminde sıkça rastlamış olduğumuz kaya sunaklarından biri de Şeytan Sofrası’dır. Burada turistik amaçlı kurulan tesisler arasında, varlığını zorlukla izlediğimiz sunak, doğal kayalığın yer yer tıraşlanmasıyla meydana getirilmiştir. Kayalıkta bazı doğal sunu çukurları (Urne) ve el yapımı çukurlar da dikkati çeker. Törenler için açılan adak kanı arkları, ana tanrıça ve erkeğinin oturacağı taht, halen mevcuttur. Özellikle Körfez bölgesinde Cilalı Taş devrine kadar uzandığı düşünülen, antik çağ tapınım alanları olan kaya sunakları uygun ve doğal kayalıklar seçilerek kullanılır. Burhaniye’nin dağlık kesiminde birçoğu tespit edilerek(4) kayda alınan sunaklar, ana tanrıça (Kubaba/ Kubala/Kibele/Kybele) ile ilintili tapınım yerleridir. Kaya sunakları ana tanrıçanın sunakla özdeşlemesi olarak kabul edilir. Tanrıça, eşi olan eril (erkek) tanrı ile birlikte oturduğu bir tahttan evrendeki canlıları yönetirdi. Dini seremoniler, ayinler evrenin yapısını sembolize etmektedir. Ana tanrıça kültüne bağlı seçkin rahipler veya rahibeler sunak önünde toplanır, havuzlarda arınma törenleri tamamlanır, sonra kurbanlar, hediyeler adanır ve bunlar kayaya oyulmuş olan nişlere bırakılarak tören tamamlanırdı.

(1) Böylece hikâye Ayvalık antik yerleşimi olan Port(o)selene ile de bağlanmış olur.

37


HATIRA DEFTERİ

AYVALIK’IN İLK TURİZM DERNEĞİ, “TURİZMİ KENTİN EN ÖNEMLİ İKTİSADİ MEVZUU HÂLİNE GETİRMEK” AMACIYLA KURULMUŞTU

D

ünya genelinde 1950’li yıllardan itibaren turizm talebi hızla ivme kazandı. Çeşitli ülkelerdeki birçok girişimci ve hükümet bu konuda harekete geçti. 1960’lar Avrupa’sında, özellikle İngiltere ve Almanya’dan Güney Avrupa’nın deniz-kumgüneş destinasyonlarına seyahatlerde belirgin bir artış oldu. Havayollarındaki yaygınlaşmayla birlikte ülkelerdeki turizm tarzında da büyük değişimler yaşandı. Turist hareketleri kara taşımacılığından hava taşımacılığına geçti ve daha uzun yolculuklar yapılmaya başlandı. Artık dünya hızla küçülüyordu! Planlı dönem öncesinde turizmle ilgili kayda değer bir gelişmenin yaşanmadığı ülkemizde de, dünyadaki

bu oluşumlara koşut olarak bir hareketlilik kendini gösterdi. 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulması ve 1961 Anayasası ile kalkınma planlarının kurumsal bir kimlik kazanması, turizm faaliyetlerinin bir sektör olarak tanımlanıp kalkınma planlarında yer bulmasını sağladı (1. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın tarihi 1963’tür).

Ayvalık Turizm ve Tanıtma Derneği’nin kurucuları -Remzi Atılgan (E. Albay) -İbrahim Keskin (Zeytinci) -Hasan Yaman (Motörcü) -Vefik Bartu (Avukat) -Zeki Önen (Eczacı)

-Sedat Erol (Torbacı) -Sermet Muter (Öğretmen) -Orhan Akdöl (Bayi) -Ahmet Yorulmaz (Gazeteci) -Targay Örnek (Terzi)

Bunlar gerçekleşirken bazı Ayvalıklılar, günümüzden yarım asır önce kentlerinin Ege’nin doğasını, mitolojisini, zeytin kültürünü yaşamak için gerçekten ideal bir atmosfer sunduğunu fark etti. Ayvalık tarihi ve kültürel değerleri bakımından fazlasıyla zengin bir mirasa sahipti. Yanı sıra ko­numu ve

AYVALIK TURİZME AÇILIRKEN DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE HAREKETLİ GÜNLER YAŞANIYORDU

1960

’lar İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin gerilimli bir dönemiydi. 60’lı yıllar Türkiye’de bir darbeyle, 27 Mayıs darbesiyle başladı ve yine başka bir darbeyle, 12 Mart darbesiyle son buldu. Bu arada 1961 Anayasa’sının getirdiği özgürlük ortamı içinde politik ve kültürel değişim hızlandı. Dünyada da farklı alanlarda çarpıcı gelişmeler birbirini izledi. Bazılarını hatırlayalım:

-1961 Anayasası’nın getirdiği demokratik ortamda kurulan Türkiye İşçi Partisi, 1960’ların Türkiye siyasetinde en önemli renklerden biri oldu. TİP, 1965 seçimlerinde, 54 ilde yüzde 3 oy alarak TBMM’ye 15 milletvekili göndermeyi başardı.

-Amerikan gençliği arasında kendini gösteren ve ‘Her şeye karşı bir reddediş’ olarak özetlenebilecek ‘hippy’ akımı, tüm 1960’ları etkisi altına aldı. Uzak doğu felsefelerine duyulan yoğun ilgi, şehir hayatından ve kurallarından kaçıp kurtulma isteğiyle birleşince ‘çiçek çocukları’ olarak da anılan akım giderek tüm dünyaya yayıldı.

-Nazım Hikmet’in ‘Kuvayı Milliye Destanı’ adlı yapıtı, yine 1961 Anayasası’nın yarattığı özgürlük ortamında, ilk kez 1965 yılında Yön Yayınları tarafından ‘Kurtuluş Savaşı Destanı’ adıyla basıldı. Şairin diğer şiirleri de daha sonra toplumla buluştu.

38

-Ülkeyi on yıl yöneten başbakan Adnan Menderes 27 Mayıs darbesinin ardından yargılandı ve Eylül 1961’de iki bakanıyla birlikte Yassıada’da asılarak idam edildi.

-1960’ların, varlığı ve politikasıyla tüm dünyayı etkileyen lideri ABD’nin


Targay Örnek

Ahmet Yorulmaz

doğasıyla da özgün bir turizm merkezi olma ‘potansiyeli’ vardı. O zaman, Ayvalık’ın ve Ayvalıklıların geleceği için önem taşıyan bu konuda bir şeyler yapılmalıydı. Yapıldı da... Bu sayfalarda adları yer alan ‘bir avuç Ayvalıklı’ kentlerinin turizm alanında hak ettiği yere gelmesi adına kolları sıvadı ve bir dernek çatısı altında toplandı. Günümüzde de varlığını sürdüren ve başkanlığını 2008’den bu yana Ümit Özgültekin’in üstlendiği bu derneğin adı Ayvalık Turizm ve Tanıtma Derneği’ydi. ŞEHRİN GÜZELLEŞMESİ İÇİN DÜKKÂN VE MAĞAZA VİTRİNLERİNİN GÜZEL DEKORE EDİLMESİ GEREKİR 12 Nisan 1964 tarihini taşıyan tüzüğünden öğrendiğimize göre, “Derneğin mevzuu ve gayesi Ayvalık’ın tabii, tarihi, arkeolojik, folklorik ve diğer bütün turistik zenginliklerini meydana çıkarmak, korumak ve değerlendirmek suretiyle turizmi, Ayvalık’ın en önemli iktisadi mevzuu haline getirmek”ti. 35. Başkanı J. F. Kennedy’di. Ülkesinin en genç başkanı unvanıyla koltuğa oturdu. 22 Kasım 1963’te suikast sonucu öldürüldü. -1960’lar Amerika’da siyahların ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ mücadelelerinin tırmandığı yıllardı. Bu mücadelenin simge ismi Dr. Martin Luther King’ti. Özellikle, 1963 yılında ‘İş ve Özgürlük İçin Washington’a Yürüyüş’ sırasında Lincoln anıtı önünde yaptığı ‘Bir Hayalim Var’ konuşmasıyla etkili oldu. -1960’lar aynı zamanda bütün dünyada Beatles yılları olarak bilinir. Dört İngiliz gencinden oluşan grup, İngiltere’den yola çıktı ve tüm dünyayı ‘sallayan’ bir salgına dönüştü. -Kendine has tarzı ve müziğiyle, ‘rock’n roll’un kralı’ unvanına layık görülen Elvis Presley efsanesi aslında 1950’lerin sonunda başlamıştı ve 1960’larda da etkisini sürdürdü.  -1960’larda belki de en kalıcı ve tartışmalı yenilik mini etekti. ‘Anneleri gibi’ giyinmeleri beklenen genç kadınlar, kendi bireysel düşüncelerini ve görüşlerini ifade etme aracı olarak artık mini eteği kullanıyordu.

Sermet Muter

Zeki Önen

Bu ‘iddialı’ amaca ulaşabilmek için yapılması gerekenler tüzükte şöyle sıralanmıştı: “-Ayvalık’ın turistik zenginliklerini kıymetlendirmek için ilgili makam ve mercilerle, turizmle alakalı resmi ve gayri-resmi kurumlarla temas etmek, -Turizmin başlıca faktörlerinden birisi olan otelcilik ve diğer barındırma tesisleriyle lokantacılık mevzuunu genel ekonomik menfaatleriyle birlikte inceleyerek bu endüstrinin (turistlerin karşılanması, yerleştirilmesi ve servis bakımından) geliştirilmesine çalışmak, -Otel ve diğer barındırma tesisleriyle lokantaların fiyatlarını oda adedi ve diğer vasıflarını teferruatlı bir şekilde yayınlamak, -Özel şahısların turizm sahasına yatırım yapmalarını teşvik etmek, -Bölgenin mutfak geleneklerinin ve diğer geleneklerinin -Amerika’nın 1963’te dahil olduğu Vietnam Savaşı, tüm 60’lar süresince gündemin ilk sıralarındaki yerini korudu. Bugün de 20. yüzyılın ikinci yarısının en büyük ve kanlı askeri çatışmalarından biri olarak kabul ediliyor. -12 Nisan 1961... Gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu ve Ruslar uzay yarışında Amerika’nın önüne geçti. Ancak bunu ‘sindiremeyen’ ABD, en büyük bilimsel sıçramalardan birini gerçekleştirerek Ay’a ilk insanı gönderdi (1969). Uzaya yönelik bu ‘kapışma’ tüm 1960’ların en heyecanlı yarışlarından biri oldu. -1961’de sadece iki adet üretilen Devrim’den sonra, Türkiye’de piyasada satılan ilk Türk otomobili doğdu: Anadol... Ülkemizde bir yassı çelik endüstrisi olmadığı için kompozit malzemeden üretilen Anadol, 1966 yılında piyasaya çıktı. -1960 darbesi sonrası Türkiye, Menderes çizgisini

39


devam etmesini sağlamak, -Her türlü imkândan faydalanarak bölgenin propagandasını yapmak; broşür, afiş ve plan gibi eserler yayınlamak, -Kendi imkânları dahilinde turistik ve diğer sergilere katılmak, -Danışma büroları açmak ve ehil elemanlar vasıtasiyle çalışmalarını temin etmek, -Tercüman rehber kursları açmak, turistik müesseseleri idare edecek eleman yetiştirmek, -Hatıra eşyası sanayiini teşvik etmek, satış yerleri açmak, -Mahalli halka turizm belgesi vermek, -Konferanslar tertibi, mahalli basın, radyo, şehir hoparlörleri ve el ilanıyla telkinler, yakın yerlere toplu geziler tertibi, dernekler arasında mektuplaşma, turistik yer ve bölgelere geziler tertibi, -Mahallin tarihi, arkeolojik ve turistik kıymetlerinin araştırılması, değerlendirilmesi ve muhafazasına yardım edilmesi, bölgenin tarihi mahallerine, tabii güzellik ve turistik cazibelere giden yolların işaretlenmesi ve bu yerlerin temiz tutulması, -Çevredeki müzelerle ve tarihi kazılarla ilgilenmek, -Kendi bölgesi içinde bulunan tarihi eserlerin, otel, motel, kamping, pansiyon, şifalı sular, kaplıca ve ılıcalar, eğlence yerleri, lokantalar, festivaller, avcılık, balıkçılık vs. gibi konular hakkında bir envanter hazırlamak,

devam ettiren genç bir siyaset figürüyle tanıştı: Süleyman Demirel... Siyasete 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi olarak girdi ve Cumhurbaşkanlığına kadar yükseldi. -1960’ların ‘geniş kitlelerce en çok sevilen aktörü’ Sadri Alışık’tı. Özellikle 1963’te gösterime giren Turist Ömer, Sadri Alışık’ı kitlelerin gönlünde başka bir yere taşıdı. -1960’lar boyunca Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını amaçlayan EOKA planları gündemde kaldı. Bunun üzerine Türk jetleri ilk kez Kıbrıs semalarında göründü. Türk hükümetinin adaya müdahale kararı alması üzerine ABD Başkanı Johnson 1964 yılında İsmet İnönü’ye sert bir mektup gönderdi. Rumların saldırıları artınca Türk jetleri askeri hedefleri bombaladı. Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel şehit oldu. -1960’larda Türkler

40

-Trafik proplemlerimizin turistler bakımından ele alınması ve güçlüklerin yetkili mercilere intikalini temin etmek, -Şehrin güzelleşmesi için dükkân, mağaza vitrinlerinin güzel dekore edilmesi, hususi eşhasın evlerinin cephesini çiçeklerle süslemeleri hususunda müsabakalar tertibi,

-Festivaller ve benzeri gösteriler tertip etmek,

-Kamp yerleri tertibi ve kamp tesisleri kurulması,

-Pansiyonculuğun teşviki (tefriş kredisi vermek, bunların yerine getirilmesi ve işletilmesine nezaret etmek),

-Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’na her üç ayda bir çalışmalar hakkında bilgi vermek, ayrıca yıl sonunda yıllık çalışmalardaki gelişmeleri ve turizmi engelleyen konuları bildirmek.” Evet... 18 yaşını bitirmiş her vatandaşın üye olabildiği ve Mali, Propaganda, Protokol (Kontrol), Eğlence, El Sanatları-Hatıra Eşyası Derleme başlıkları altında beş ayrı komitesi bulunan Ayvalık Turizm ve Tanıtma Derneği’nin tüzüğü böyle... Üzerinde uzun uzun çalışıldığı anlaşılan ve yarım asır öncesinden gelmesine rağmen son derece önemli konulara parmak basılan tüzük gayet kapsamlı. Bugün için bile geçerliliğini koruyan hedefler belirlendiği rahatlıkla söylenebilir. Ne var ki, Türkiye’deki turizm hareketinin ilk başladığı yerlerden birisi olmasına rağmen Ayvalık’ın avantajını iyi kullandığını ve söz konusu hedeflere ‘hak ettiği oranda’ ulaştığını ve söylemek mümkün değil... Bunun belli nedenleri var elbette. Ancak bu nedenler Hatıra Defteri’mizin alanına girmiyor.

KAYNAKÇA -Mete Kaan Kaynar, ‘Türkiye’nin 1960’lı Yılları’, İletişim Yayıncılık, 2017 -Çelik Gülersoy, ‘Türk Toplumu ve Turizm’, Yenilik Basımevi, 1970 -Sebahattin Emre Dilek- Nur Kulakığlu Dilek, ‘Dünyada ve Türkiye’de Yaşanan Olayların Turizme Yansımaları: 1960’tan Günümüze Tarihsel Bir Değerlendirme’ Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , Sayı 2, Aralık 2017

için yakışıklılığın simge ismi Ayhan Işık’tı. Özellikle ‘Küçük Hanım’ filmleri halk tarafından fazlasıyla beğenildi. Belgin Doruk ise, Işık’ın yanına en çok yakıştırılan ‘kadın tipi’ydi. -1960’larda, kamyonlar taşımacılığın kralı haline geldi. 1950’lerde Demokrat Parti iktidarıyla başlayan ‘karayollarını geliştirme süreci’, 1960’larda ‘kamyonlaşma’ya dönüştü. -Ve 60’lı yılların ikinci yarısında tüm dünyada anti-kapitalist başkaldırının küresel ölçekte kendini gösterdiği 68 olayları yaşandı. Bir öğrenci hareketi olarak Paris’te başlayan ‘isyan’ bütün dünyayı derinden etkiledi.


BİR KİTABIMIZ VAR “İnsanın yaşaması için öncelikle yiyecek, sonra barınma ve giyecek gelir. Ve elbette tuz, peynir ve zeytin!” Platon

ZEYTİN AĞACI, ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI BAŞLI BAŞINA BİR KÜLTÜRDÜR

İ

lk kez İÖ 4000 yıllarında Anadolu’da ıslah edilen zeytin salt bir ağaç, bir meyve olmakla kalmadı, şifa ve güzellik aracı oldu; yağıyla sarayları, tapınakları aydınlattı. Günlük yaşamdaki kullanımların ötesinde, kültür tarihinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. Ağaç/meyve/yağ olarak efsanelerde, kutsal kitaplarda, şiirlerde, romanlarda, resimlerde geniş yer buldu. Zeytin imgesi mozaiklerde, vazolarda, kolyelerde, paralarda yaygın biçimde kullanıldı. Kısacası zeytin ve zeytinyağı başlı başına bir kültür... Çok yönlü, çok zengin bir kültür... İşte bu kültürün farklı yönlerini derinlemesine tanımak isteyenler için kapsamlı başvuru kaynağı özelliği taşıyan bir kitap var elimizde... ‘Kutsal’ zeytin ağacının, ‘benzersiz’ meyvesi zeytinin ve ‘hayat bağı’ zeytinyağının ilgiye değer öyküsünün farklı yönleriyle anlatıldığı çalışma, ‘Zeytin Kitabı-Zeytinden Zeytinyağına’ adını taşıyor. Mahmut Boynudelik ile Zerrin İren Boynudelik’in hazırladığı ve Oğlak Yayınları arasında çıkan kitapta ayrıca, 1999’dan bu yana Ayvalık’ta kendi atölyesinde kitap tasarımı ve resim yapan Sahir Erdinç’in usta işi illüstrasyonları yer alıyor. (Erdinç, Yasemin Akbaş’ın yazdığı ve zeytinin öyküsünü anlatan ‘Ege’nin Hazinesi’ adlı masal kitabını da resimlemişti. Kitabın sponsoru Özgün Zeytincilik’in sahibi Ahmet Sucu’ydu. Masal daha sonra tiyatro oyunu olarak da sahnelendi.) YOĞUN EMEK VERİLMİŞ, KAPSAMLI VE AYRINTILI BİR KÜLTÜR TARİHİ ÇALIŞMASI

41


Fotoğraf: Bülent Kürşat

Bakması da okuması kadar keyif veren ve ilk baskısı 2007 yılında Oğlak Yayınları’ndan çıkan ‘Zeytin Kitabı’nda, zeytinle ilgili genel bilgiler tarihsel bir yaklaşım içinde ele alınıyor; zeytin tarımı, zeytinyağı üretimi ve ticaretinin yüzyıllar boyunca geçirdiği değişimler, zeytinin insanlık tarihi açısından taşıdığı önem, zeytin kültürünün oluşum süreci ele alınıyor. Kitabın zeytin ağacına duyulan büyük sevgi ve hayranlıkla yazıldığı rahatlıkla söylenebilir. Bunu şu cümlelerden anlıyoruz: “Zeytin ağacı bizim için hayatın ta kendisidir. Zeytin ağacının meltemle oynaşmasını, yapraklarının akşam güneşiyle renk değiştirmesini, dallarının denizin sularında yıkanmasını, zeytinin çiçek açmasını, tane bağlamasını, tanelerin büyüyüp irileşmesini her seferinde ilk kez görüyormuş gibi şaşırarak, hayranlıkla seyrederiz.” Kitaptaki şu satırlar da önemli: “Bütün ağaçlar arasında zeytin ağacını farklı ve diğerlerine üstün kılan özelliklerin başında zeytinin

42

insanlara sunduğu nimetlerin çeşitliliği gelir. Binlerce yıl boyunca insanlık zeytin ağacını, ağacın yapraklarını ve meyvesini, meyvesinin yağını sofralara katık, gecelere ışık, yaralara merhem olarak kullandı. Zeytin ağacına ve binlerce yıllık zengin tarihine yabancı olan kültürlerde bile zeytin dalı insanlığın ortak belleğinde benzer çağrışımlar uyandırır.” Zengin kaynakçasıyla dikkat çeken ve bir zeytin sözlüğüne de yer verilen Boynudelik’lerin kitabının insanlığın zeytin ağacıyla tanışma serüveninin binlerce yıllık destanı olduğunu söylersek yanlış olmaz. Bir başka deyişle, yoğun emek verilmiş, kapsamlı ve ayrıntılı bir kültür tarihi çalışmasıyla karşı karşıyayız. Son olarak, ‘Zeytin Kitabı-Zeytinden Zeytinyağına’da ‘Ayvalık Kültürünün Hafızası Bir Gazeteci, Ahmet Yorulmaz’ başlıklı bir bölüm bulunduğunu da hatırlatalım. Ve Doğan Hızlan’ın önerisiyle noktalayalım: “Haritanız zeytin ağaçları ile bezeli yerler olsun. Tadarak gezin!”


ZEYTİN AKDENİZ UYGARLIĞININ TEMEL YAPI TAŞLARINDAN BİRİDİR

Kara Fatma Huriye Yanyalı Moray Ara Güler Kech Evi Gizli Bahçeler

“Z

eytinin tarihi, Akdeniz uygarlığının tarihi kadar eskidir. Önce şifa vermiş, güzellik vermiş insanlara zeytin. Zeytinin yağı yaraları iyileştirmekte kullanılmış. Bedenlere dirilik, saçlara parlaklık vermiş. Sonra sarayları ve tapınakları aydınlatmış zeytinyağı kandilleri. Sofralara girmiş, eşsiz lezzetler sunmuş insanlara yüzyıllar boyunca. Gemiler zeytinyağı dolu amforalar ile birlikte yeni teknikler, yeni fikirler taşımış bir kıyıdan bir diğerine.”

“Z

eytin Akdeniz uygarlığının tanığı olmakla kalmamış, o uygarlığın oluşumuna, yerleşip gelişmesine büyük katkılarda bulunmuş, Akdeniz uygarlığının temel yapı taşlarından biri olmuştur. Bizler bugün Akdeniz uygarlığı diye bir şeyden bahsedebiliyorsak bunu biraz da zeytin ağacına borçluyuz…”

“İ

ngiliz dilinin büyük ustası Chaucer için zeytin, barış ağacıdır. Shakespeare yaşı belirsiz zeytin ağaçlarının barış ilan ettiğini yazar. Seferis zeytin ağacının, toprağın derinliklerine tutunan köklerinde ölümsüzlüğü görür. Nâzım Hikmet için zeytin ağacı yaşama gücünün, bütün zorluklara rağmen hayata sıkı sıkı sarılmanın sembolüdür. Lorca’ya bazen uzak kaldığı Endülüs’ü hatırlatır, bazen yoksulluğunu. Çağdaş ozan Leonard Cohen için ise zeytin dalı eve dönüşün işaretidir.”

ZEYTİN İNSANLIK İÇİN YÜZYILLARDIR ÇOK ŞEY İFADE EDİYOR

K

15 Temmuz

ısa bir süre önce Mahmut Boynudelik ve Zerrin İren Boynudelik’in, ‘Zeytinin Renkleri: Sanat Tarihinde Zeytin İmgesi’ başlıklı bir kitapları daha yayınlandı. Umur Yayınları’ndan çıkan bu çalışmada insanların zeytine binlerce yıldır görsel olarak nasıl yaklaştıkları incelenmiş. Zeytinin yer aldığı söylenceleri, kutsal metinleri, gezi notlarını tarayan Boynudelik’ler, zeytinin değişik yüzyıllarda insanlar için neler ifade ettiğini sorguluyor. Zeytin imgesini günlük yaşamda, mitolojik ve kutsal metinlerde, özellikle de Batı sanatında kullanıldığı biçim ve amaçlarıyla ele alıyor.

Zeytin Kitabı Turizm Derneği Yaratıcı Teknolojiler Atölyesi

KIRLANGIÇ YAŞAM MERKEZİ AYVALIK’IN SOSYAL VE EKONOMİK HAYATINA ÇOK ŞEY KATACAK

AĞUSTOS 2018 YIL: 4 SAYI: 48 Ayvalık Belediyesi Adına İmtiyaz Sahibi GÖKAY BACAN Yayın Yönetmeni BÜLENT ŞENTAY Yayın Koordinatörü GÜLBENİZ ŞENTAY Sorumlu Yazı İşleri Müdürü BURAK TOK Grafik Tasarım KEMAL OKUR Katkıda Bulunanlar Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ ZEYNEP KAZANCIGİL HÜSEYİN GÜVEN TAYLAN KÖKEN NAZIM TİMUROĞLU HYESEUNG LEE NİLGÜN KAYA Yayın Türü Yerel, Aylık, Süreli Adres: Fevzipaşa-Vehbibey Mah. Sahil Boyu Cad. 1. Sokak No: 1 Ayvalık

Z

eytinciliği bir yaşam tarzı olarak benimseyen yazarlar bir yandan da zeytin üreticiliği ve zeytinyağı üretim yapıyor. Dahası, Adatepe Taşmektep ve Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nin kurucuları arasındalar. Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesinde yaklaşık 12 yıl önce kurulan Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nde 4 bin yıllık ayak teknelerinden, makaralı preslere, ahşap vidalı mengenelerden günümüz teknolojisine kadar zeytinyağı üretiminin aşamalarını yansıtan pek çok malzeme var. Yağ kandili, sabun mühürü gibi eski eşyalar yer alıyor.

Tel: 0(266) 312 10 21 aydabirayvalik@gmail.com METRO MATBAACILIK LTD. ŞTİ. Yahya Kemal Beyatlı Cad. No: 94 Begos 3. Bölge 35400 Buca / İZMİR Tel: 232 290 3311 Faks: 232 290 3321

Bu dergide yer alan yazılar, yazarların kişisel görüşleridir, Ayda Bir Ayvalık sorumluluk üstlenmez. Yazı, fotoğraf ve konular izin alınarak kullanılabilir.

43


Ü

BALIKESİR-EDREMİT-AYVALIK-İZMİR...

lkemizde karayolu taşımacılığı Cumhuriyet dönemine kadar at arabası ve hayvanlarla yapılıyordu. Cumhuriyet’le birlikte, yöneticiler önce demiryoluna ardından denizyoluna ağırlık verdi. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin Türkiye’ye yaptığı ekonomik ve askeri yardım programına (Marshall) karayolu ulaşımı da alınınca yol ağları genişledi, motorlu taşıt sayısı arttı, ulaşım giderek modernleşti. Bu doğrultuda Ayvalık’ta da karayolu ulaşımı hızla gelişti. Şehirlerarası, tarifeli yolcu taşımacılığında Ayvalık’ın ilk ‘markalarından’ olan ‘Kabadayı’ firması otobüsleri özellikle 1950’li yıllardan itibaren

Balıkesir-Edremit-Ayvalık-İzmir güzergâhında çalışmaya başladı ve uzun yıllar öncülüğü elinde tuttu. Balıkesirli araştırmacı yazar Aydın Ayhan’dan öğrendiğimize göre Kabadayı’nın sahipleri Bandırma-Balıkesir hattına da girmek istemiş, bunun üzerine otobüs şirketleri arasında uzunca bir süre kavgalar, sürtüşmeler yaşanmıştı. Kabadayı’nın burunlu, yolcu almak için adım başı duran ve her zaman kalabalık olan otobüslerini, şimdilerde sadece hafızalarımızda bıraktıkları izlerle ve belge değeri taşıyan böylesi fotoğraflarla hatırlıyoruz. (BŞ)

Profile for Ayvalik Belediyesi

sayi_48  

sayi_48  

Advertisement