Page 1

FACİANIN 4. YILINDA 301 MADENCİ SOMA’DA ANILDI 19 Mayıs ● 29 Mayıs ● Fahrettin Ergenç ● Güvercin Adası Melek Ahmet ● Çağrı Bozkurt ● Hamidiye Camisi UNESCO ve Endüstriyel Peyzaj ● Ayvalık’ta Çocuk Olmak


ACIMIZ ÇOK BÜYÜK

Geride bıraktığımız Mayıs ayının son günlerinde çok elim bir deniz kazası haberiyle sarsıldık. Beş kardeşimizin bulunduğu tekne battı. Bir kardeşimiz kurtuldu. Yapılan aramalar sonucu maalesef üç kardeşimizin, Kerem İncedayı, Volkan Çanakçı ve Hayri Kar’ın naaşları bulundu. Mustafa Fırat Göral kardeşimizden ise umutla ‘iyi haber’ bekliyoruz. Çok kısa bir süre önce trafik kazasında üç gencimizi kaybetmiş olmanın acısı hâlâ yüreğimizi yakarken hemen ardından yaşanan bu deniz kazası hepimizi bir kez daha derinden üzdü. Acımızı kat kat arttırdı. Yaşamını yitiren genç kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyor, ailelerinin ve sevenlerinin acısını en içten duygularla paylaşıyorum. Ayvalık’ın başı sağ olsun.

RAHMİ GENÇER Ayvalık Belediye Başkanı

2


Gençlerimizin 19 Mayıs ruhunu anlamaları, özümsemeleri ve bu ruha sahip çıkmaları gerekiyor

19 MAYIS TÖRENLERLE KUTLANDI

19

Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerle kutlandı. Cumhuriyet Meydanı’nda başlayan törenler Gençlik Hizmetleri ve Spor İlçe Müdürlüğü Salonu’nda devam etti. Cumhuriyet Meydanı’ndaki törene Kaymakam Gökhan Görgülüarslan, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Garnizon Komutanı Albay Fevzi Koyuncu, Cumhuriyet Başsavcısı Metin Tokel ve vatandaşlar katıldı. Törene katılanlar ellerindeki çiçekleri Atatürk anıtına bıraktı. Gençlik Hizmetleri ve Spor Müdürlüğü Salonu’ndaki kutlamada Cunda Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri günün anlam ve önemini yansıtan şiirler okudu. Gençlik ve Spor Müdürü Cem Hamzaoğlu yaptığı konuşmada farklı yeteneklerden gençlerin birbirini tamamlayarak geleceğin Türkiye’sinin inşasında yer alacaklarını söyledi. Hamzaoğlu, “Tarihimizin dönüm noktalarından biri olan 19 Mayıs’ın Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanması çok anlamlıdır. Geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz gençlerimizin 19 Mayıs ruhunu anlamaları, özümsemeleri ve bu ruha sahip çıkmaları gerekmektedir” dedi. Öğrenci Yıldırım Acar da gençlik adına konuştu.

Acar, “Binlerce şehit vererek büyük özveriyle kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini bizlere emanet eden Atatürk’e ve milletimize layık olmak bizlerin her şeyden önce en büyük görevi olmalıdır” dedi. Şiir ve kompozisyon yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödülleri Kaymakam Gökhan Görgülüarslan, Garnizon Komutanı Albay Fevzi Koyuncu ve Belediye Başkanı Rahmi Gençer tarafından verildi. Gençlik Hizmetleri ve Spor Müdürlüğü tarafından hazırlanan step gösterisinin ardından tören yöneticisi öğretmen Dilaver Şener, salonun tavanına çıkarak Atatürk ilkelerinin yazılı olduğu flamaları açtı. Bu sırada öğrenciler dev bir Türk bayrağıyla salona girdi. Tören Gençlik Marşı’nın hep birlikte okunmasıyla sona erdi. Törenlere katılan Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Atatürk’ün gençliğe armağanı, kurtuluş meşalesinin yandığı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’mızı kutluyorum. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum günü kutlu olsun. ‘Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir’ diyerek milletimizi esaretten kurtaran Ata’mızı ve silah arkadaşlarını saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum. 19 Mayıs sonsuza dek kutlanacaktır” dedi.

3


İlk kurşunla birlikte bağımsızlığımızın ve özgürlüğümüzün de temeli atıldı

AYVALIK, ALİ ÇETİNKAYA’YI DÜNYA DURDUKÇA SEVGİ, SAYGI, ŞÜKRAN VE RAHMETLE ANACAK

172.

Alay Komutanı Yarbay Ali Çetinkaya ve askerleri tarafından işgale karşı başlatılan mücadelenin 99. yılı törenlerle kutlandı. Cumhuriyet Meydanı’ndaki törende Piyade Yüzbaşı Ersoy Gezgin bir konuşma yaptı ve “Ayvalık’ta ilk askeri kurşun atıldı. Ardından Salihli, Soma ve Akhisar’da sonra da tüm vatan topraklarında Ulu Önder’in, ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır’ diye özetleyeceği, askeri deha olan Kurtuluş Savaşı başladı. Vatan evlatları inançla, istiklal azmiyle, milli kahramanlıkla varlığını tüm dünyaya haykırdı. Bugün özgürce yaşıyorsak temeli ilk kurşundur” dedi. İkinci tören Alibey adasındaki Ali Çetinkaya büstünün önünde yapıldı. Kaymakam Gökhan Görgülüarslan, Garnizon Komutanı Albay Fevzi Koyuncu, Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in de aralarında bulunduğu katılımcılar, büste kırmızı gül bıraktı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer yaptığı konuşmalarda “Ali Çetinkaya’yı Ayvalık olarak, Ayvalıklılar olarak dünya durdukça sevgi, saygı, şükran ve rahmet duygularıyla anacak ve yaşatacağız” dedi. Gençer şunları söyledi: “Bugün Ayvalık’ın gurur günü. Tam 99 yıl önce 172. Alay komutanı Yarbay Ali Çetinkaya ilk askeri kurşunu attı. Ayvalık’a çıkan Yunan birliklerine ilk askeri direniş yapıldı. Bu direnişe Ayvalık’tan Altınova’dan, Küçükköy’den, Bağyüzü’nden, Kozak’tan, Mutluköyden, Murateli köyünden, Gömeç’ten milis

4

kuvvetleri, kahramanlar katıldı. Sonunda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında örgütlenen Türk milleti, Milli Mücadele’den zaferle çıktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi oldu; düşman geldiği gibi gitti. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk atılan ilk kurşundan yani kurtuluştan kuruluşa uzanan destandan Nutuk’ta bahseder. Bu ülke kolay kurulmadı. Osmanlı çökmüş, Osmanlı borçlanmış, kapitülasyonlara yenik düşmüş, Düyunu Umumiye kurulmuş. Osmanlı her şeyiyle teslim olmuş ve Cumhuriyet kurulduktan sonra Osmanlı’nın tüm borçlarını ödemiş, fabrikalarını çalıştırmaya başlamış, bankalarını kurtarmış. Çünkü bir ülkenin bağımsız olabilmesi için ekonomik bağımsızlık şart... Ulu Önder Atatürk ve Ali Çetinkaya gibi asker devlet adamları Meclis’te tam bağımsızlığı savunmuşlar. Bu ülkenin bütün borçlarını ödemişler. Demiryollarını geri almışlar. Bankalarını tekrar çalışır hale getirmişler. Fabrikalar kurup üretim yapmışlar. Kadın-erkek eşitliğini sağlamışlar. Kısa sürede yüzyüz elli yılda yapılamayacak işleri gerçekleştirmişler. Milli Mücadelenin fitilini ateşleyenlerden biri olan Ali Çetinkaya’yı Ayvalık olarak, Ayvalıklılar olarak dünya durdukça sevgi, saygı, şükran ve rahmet duygularıyla anacağız. Bu büyük kahramanın anısını kararlı bir şekilde sonsuza kadar yaşatacağız.” Rahmi Gençer her iki konuşmasını da, Ali Çetinkaya’nın Afyon’da toprağa verildiği gün şair Ali Türk Keskin tarafından okunan şiirle tamamladı.


Üç metre yüksekliğindeki heykel 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda açıldı

A

ARTIK SARIMSAKLI’NIN DA ATATÜRK HEYKELİ VAR

yvalık Belediyesi tarafından Sarımsaklı’da yaptırılan Atatürk heykeli 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda, Kaymakam Gökhan Görgülüarslan ve Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in de katıldığı törenle açıldı. Üç metre yüksekliğindeki Atatürk heykelinde Mustafa Kemal Atatürk, kendi yapıtı olan Nutuk’u tutarken betimlendi. Törende bir konuşma yapan Rahmi Gençer şunları söyledi: “Daha önce  Atatürk heykeli sözünü vermiştik. Şimdi bunu gerçekleştirmek üzere Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda bir aradayız. Mustafa Kemal Atatürk’ün, bu ülkenin

kurucusunun ve bu ülkeye yön verenin, çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmak isteyen önderimizin, yolunda gittiğimiz büyük liderimizin heykelinin açılış törenine hoş geldiniz. Bu heykelde, kurtuluştan kuruluşa Türk milletinin hikâyesi var... Atatürk elinde Meclis’te üç gün boyunca okuduğu Nutuk’u tutuyor. Yani bu heykelde devrimlerimiz var, sıkıntılar var, karşı duruşlar var, hepimizin ders alması gereken yazılar var, sonunda da gençliğe hitabesi var. Hepimiz hem Mustafa Kemal’in askerleriyiz, hem de öğrencileriyiz. Mustafa Kemal’in üç kimliği vardı. Birincisi asker olması, ikincisi devlet adamı olması

ve bence en önemlisi ve kendisinin de en sevdiği özelliği ise öğretmen olmasıydı.” Kaymakam Gökhan Görgülüarslan da, 19 Mayıs’ın, 99 yıl  önce bugün hepimizin vatandaşı olmaktan gurur duyduğu büyük devletin ve Cumhuriyet’in vücuda getirilmesinin başlangıç noktası olduğunu belirterek başladığı konuşmasında herkesin görev ve sorumluluklarını, Atatürk’ün söylediği gibi, ‘Vatanını seven görevini en iyi yapandır’ anlayışıyla yerine getirmesi gerektiğine dikkat çekti. Görgülüarslan açılışta bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu sözlerine ekledi.

Atatürk’ü elinde Meclis’te üç gün boyunca okuduğu Nutuk’la betimleyen heykel, ‘kurtuluştan kuruluşa’ Türk milletinin hikâyesini yansıtıyor 5


Ayvalık Belediyesi 1320 kişiye market alışverişinde kullanabileceği çek verdi, 180 aileye gıda paketleri ulaştırdı

AYVALIK’TA BU RAMAZANIN İLK İFTAR SOFRASI Dr. FAZIL DOĞAN MEYDANI'NDA KURULDU

A

yvalık Belediyesi, Ramazan ayında mahallelerde iftar sofrası kurma geleneğini bu yıl da sürdürdü. Dr. Fazıl Doğan Meydanı’nda verilen ilk iftara yaklaşık bin kişi katıldı. İftar yemeğinde Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Başkan Yardımcısı Gökay Bacan, Belediye Meclis üyeleri ve mahalle muhtarları da yer aldı. Sırayla tüm mahallelerde kurulacak iftar sofralarına tüm vatandaşları davet eden Rahmi Gençer, “Ayvalık’ımızda birlik, beraberlik ve dayanışma var. Her soframızda bunu görüyoruz. Katılan herkese teşekkür ederim” dedi. Yemeğin ardından Ayvalık Sanat Derneği Objektif Tiyatro ekibi Karagöz-Hacivat ve ortaoyunu gösterileri sundu. İlk iftar, illüzyonist Ferdinand Haralanbidu’nun ilginç gösterisiyle sona erdi. Ayvalık Belediyesi’nin bu yılki ikinci toplu iftarı Altınova Mahallesi’ndeydi. Belediye Hizmet binası önündeki

6

Cumhuriyet Meydanı’nda beş yüzü aşkın kişi bir araya geldi. Rahmi Gençer, Ayvalık’ta yaşayanları bir kez daha iftar sofralarına davet etti ve “Ramazan bereketiyle, dayanışma duygusuyla gelsin. Barışı, birlik ve beraberliğimizi pekiştirsin, ülkemizi aydınlatsın” dedi. Küçükköy’de Merkez Camisi bahçesinde düzenlenen üçüncü iftar yemeğine Kaymakam Gökhan Görgülüarslan da katıldı. İftarlar sırasıyla Mutluköy, Murateli, Yeniköy, Karaayıt, Akçapınar, Çamoba, Tıfıllar, Türközü, Çakmak, Bulutçeşme, Beşiktepe, Üçkabaağaç, Odaburnu, Hacıveliler ve Bağyüzü'nde devam etti. Bu arada, Ramazan ayı nedeniyle Ayvalık Belediyesi tarafından 1320 kişiye market alışverişinde kullanabilecekleri çek verdi. 180 aileye de gıda paketleri ulaştırıldı.


Şehitilik'teki mezarlara kırmızı karanfil bıraktılar

S

RAHMİ GENÇER 301 MADENCİYİ ANMAK İÇİN MUHARREM İNCE İLE BİRLİKTE SOMA’DAYDI

oma’da, 13 Mayıs 2014 günü yaşanan maden faciasının 4. yılında, olayda yaşamını yitiren 301 işçi için Maden Şehitliği’nde düzenlenen anma törenine CHP Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ve milletvekilleriyle birlikte Belediye Başkanı Rahmi Gençer de katıldı.

Madencilerin mezarına kırmızı karanfil bırakan Gençer, “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybına yol açan Soma faciasında yaşamını yitiren 301 işçimize Allah’tan rahmet, geride kalan ailelerine sabır diliyorum” dedi.

7


Ailesi, merhum öğretmenin emekli ikramiyesini AYBEGEM öğrencileri için değerlendirdi

AYLA YAZGAN’IN ANISI AYBEGEM’DE YAŞIYOR

D

okuz ay önce hayata gözlerini yuman otuz beş yıllık eğitimci Ayla Yazgan’ın anısına ailesi tarafından Ayvalık Belediyesi bünyesindeki Gençlik ve Eğitim Merkezi’nde (AYBEGEM) yaptırılan Zekâ Oyunları Atölyesi ve basketbol sahası 19 Mayıs’ta Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in de katıldığı törenle açıldı. Atölye ve saha, Altınova Lisesi’nde de on yıl edebiyat öğretmenliği yapan Ayla Yazgan’ın emekli ikramiyesinin ailesi tarafından bağışlanmasıyla gerçekleşti. Açılıştan bir gün önce Ayvalık’a gelen Yazgan ailesi, Ayla Yazgan’ın vefatından sonra düzenlenen kitap kampanyasında toplanan kitapları da getirerek AYBEGEM kütüphanesine hediye etti. Anne Nezahat Yazgan, Abla Asuman Özkan ve eşi Burhan Özkan’la merhum öğretmenin arkadaşı Semra Bayraktar, kampanyada toplanan dört koli kitapla Ayla Yazgan’ın kütüphanesinden seçtikleri kitapları AYBEGEM kütüphanesine kendi elleriyle yerleştirdi.

Rahmi Gençer, “AYBEGEM’DE Zeka Oyunları atölyesi ve basketbol sahası açılışı yaptığımız için mutluyuz. Altınova’ya çok hizmet vermiş değerli Ayla Yazgan’ı anıyoruz. Ayla hanım yıllar önce Altınova’ya edebiyat öğretmeni olarak geliyor. Burada hem Altınovalıların hem çocukların hem de ailelerin kalbine giriyor. Arkadaşım Semra Bayraktar bir gün geldi, ‘Çok büyük bir acımız var Ayla hocamızı kaybettik, ailesi onunla ilgili gençlere, çocuklara bir şey yapmak istiyor, ne yapılabilir?’ diye sordu. Biz de burada yıllardır çocuklarımıza ve gençlerimize hizmet vermeye çalışıyoruz. Buradaki eksikliklerimizi tamamlamayı önerdik, ailenin rızasını aldık. Bu davranışı çok kutsal buluyorum. Bugün ekonomik durumu çok daha iyi olan ama etrafını göremeyenler var. Bazen dünyanın telaşı içinde etrafımızı göremiyoruz. Ayla hanımın başta annesi olmak üzere ablası, eniştesi ve erkek kardeşine teşekkür ediyorum. Bu davranış hepimize örnek olsun”. Açılış töreninde Eğitmen Haşim Şen yönetiminde Altınova Jimnastik Grubu gösteri yaptı, Zeytin Çekirdekleri Korosu mini konser verdi. AYBEGEM Zeka Oyunları Atölyesi ve basketbol sahasının açılışını Rahmi Gençer ve Yazgan ailesi birlikte yaptı.

8

Öğrencileri tarafından çok sevilen bir öğretmendi

Nezahat Yazgan (Annesi): “Kızım öğretmenliği çok seviyordu, talebelerini, arkadaşlarını çok seviyordu. Onun anısı yaşasın, gelenler Ayla’yı hatırlasın diye gençlere hediye olarak yaptırdık.” Asuman Özkan (Ablası): “Ayla vefat ettiği gün arkadaşı Semra’ya bir şey yapmak istediğimi söyledim. Acım büyüktü ama bir şey yapmalıydım. Belediye Başkanı Rahmi Gençer’le görüştük. Kütüphanenin çok verimli olmayacağını, bir atölye ve basketbol sahasının daha verimli olacağını düşündük ve süreç başladı. Bu açılıştan çok mutluyum. Bu mutluluk bizim acımızı biraz olsun hafifletti.” Burhan Özkan (Eniştesi): “Öğrencileri çok seven bir öğretmendi. O da bundan mutlu olurdu." Semra Bayraktar (Arkadaşı): “Öğrencileri tarafından çok sevilen bir öğretmendi. İlk görev yeri olan Ağrı’dan sonra 10 yıl Ayvalık Altınova Lisesi’nde çalıştı. 1986 yılında Üniversite giriş sınavında Altınova Lisesi’ni Türkiye 24.’sü yapan ekipte yer aldı. 1994’ten ölümüne kadar ise İstanbul Şişli’de mesleğini sürdürdü. Öğretmenlik yaptığı her yerde öğrencilerinin yeteneklerini geliştirmeye öncelik verdi. Şimdi anısı sevenlerinin kalbinde, adı yeni öğrencilerin yetişeceği derslikte yaşıyor.”


Yakında altyapı çalışmaları başlayacak ve yıllık 200 milyon TL işlem hacmiyle Körfez’in en büyük sanayi yatırımlarından biri olacak

OSB BİR BUÇUK YIL İÇİNDE FAALİYETE GEÇECEK

A

yvalık Belediyesi’nin en önemli projelerinden olan Ayvalık Gıda ve Gıda İşletmeleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde alt yapı inşaat çalışmalarına altı ay içinde başlanacak ve OSB bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede faaliyete geçecek. Bakanlığın ÇED Raporu’na göre OSB için yılda 200 milyon TL’lik bir işlem hacmi öngörülüyor. Bir başka deyişle, OSB yaratacağı istihdam, üreteceği katma değer ve yüksek girdisiyle çok yakında Ayvalık ekonomisini sırtlayacak. Mayıs ayı içinde Kaymakam Gökhan Görgülüarslan’ın başkanlığında yapılan OSB Koordinasyon toplantısında, bugüne kadar bölgenin önemli firmaları arasında yer alan14 firmanın başvuruda bulunduğu ve bunların yatırım yapmaya hazır olduğu belirtildi. Yönetim Kurulu’na arazi tahsisi için yetki verildi. Düzenli olarak her ay toplandıklarını belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Organize Sanayi Bölgesi’ne yatırım yapmak için başvuran firmaların öncelikle yatırım miktarına, istihdam sayısına, çevresel etkilerine

ve başta tarım olmak üzere Ayvalık’ın ekonomisine katkı düzeyi kriterlerine göre değerlendirilmesi yönünde karar aldık” dedi. Gençer sözlerini şöyle sürdürdü: “Turizmle tarımı birbirinden ayırmadık. Çok verimli topraklarımız var. Ancak onu endüstriyel ürüne çevirecek, ÇED raporu alabilecek bir tane arsamız yok. Bunun için Ayvalık Ticaret Odası Başkanlığı’mdan beri hayalim olan bir projeyi hayata geçirmemize çok az kaldı. Bu konuda Ticaret ve Ziraat odaları, Büyükşehir Belediyesi, Balıkesir Valiliği, Sanayi Bakanlığı Müsteşarı ve yardımcısı, İl Tarım ve Sanayi müdürlükleri bize inandı ve çok büyük katkı koydu. Prosedürü iki buçuk yıl içinde tamamladık. Yüzdük yüzdük sonuna geldik. Altınova’da altı ay sonra fabrikaların temellerini atmaya başlayabiliriz. OSB’de süt ürünleri, et mamulleri, zeytin işleme, meyve suyu üretimi, bakliyat kurutma ve paketleme, bisküvi üretimi gibi sektörlerden toplamda otuz fabrika yer alacak.”

Kumsaldaki çakıl, izmarit, cam kırığı gibi maddeler makineyle toplandı

A

PLAJLAR TEMİZLENDİ, SEZONA HAZIRLANDI

yvalık Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri kentteki plajların yaz sezonuna hazırlık amacıyla halk plajlarını kapsamlı olarak temizledi. Kumsaldaki çakıl, izmarit, cam kırığı gibi maddeler plaj kumu temizleme makinesiyle temizlendi. Özel makine 15 cm derinlikten kumları eleyerek, kumdaki atıkları haznesinde biriktiriyor.

Çalışmalar Küçükköy Mahallesi Badavut mevkiinde başladı. Badavut’ta halk arasında Taş Dağı denilen tepeden plajın sonuna kadar olan bölge temizlendi. Sarımsaklı kumsalında ise sorumluluk alanında olan MİT Kampı’ndan Aker Sitesi önüne kadar olan bölümle Polis Kampı’ndan başlayarak Tuzla dâhil olmak üzere kumsal temizliği yapıldı. Ekipler daha sonra Altınova Mahallesi’ne geçerek Kum Adası’ndaki

çalışmayı tamamladı. Ardından Altınova Yorgun Sitesi önünden başlayıp Profesörler Sitesi, Uzungöl yanı, Evren Sitesi, Oğuzhan Sitesi ve Öğretmenler Sitesi önündeki sahil kesimi temizlendi. Güneşlenmeyi, deniz ve su sporlarını sevenler için ideal plajlarıyla Ayvalık’ın yazın yüz binleri ağırladığını belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Doğal güzelliklerimiz ilçe turizminin dayandığı en önemli unsur. Turizm potansiyelimiz her geçen yıl artarken doğal değerlerimizi tahrip etmeden, temiz kullanmamız da bu bakımdan şart. Turizmde kumsallarımızın önemini çok iyi biliyoruz. Sürdürülebilir turizm için bu değerimizi koruyacağız. Kumsallarımızın temizliğine, planlı ve periyodik bir şekilde devam edeceğiz” dedi.

9


‘Altınova’da madene geçit yok! Yaşam alanlarımızı hep birlikte koruyacağız!’ mesajı verildi

ALTINOVA’DA DEMİR MADENİ ARAMA GİRİŞİMİNE AYVALIK HEP BİRLİKTE ‘HAYIR’ DEDİ

"Türkiye’nin en güzel balıkları, en güzel su altı yaşamı burada. Başka yer bulamadınız da, Altınova’ya mı geldiniz? Binlerce insan yıllardır burada yaşamını sürdürüyor, tatilini yapıyor.

Doğal hayata saygılı olarak yaşıyor. Balıkçılar ekmek parasını buradan kazanıyor. Siz şimdi burayı katledip gideceksiniz, buranın insanlarına da enkaz bırakacaksınız; böyle şey olmaz!"

A

‘Dağları talan ettiniz, dereleri kirlettiniz; sıra denizlerde mi?’, ‘Balıklar maden mi yiyecek?’, ‘Mavi kararmasın’, ‘Maden kanserdir’, ‘Altınova’nın geleceğine dokunma’ yazan pankartlarla kumsala yürüdü.

Altınova Mahallesi SSK Sitesi önünde düzenlenen protesto gösterisine Rahmi Gençer’in yanı sıra, Başkan yardımcıları Gökay Bacan ve İbrahim Mühürdaroğlu, Meclis üyeleri Ahmet Erkal, Salman Kayran, Halil Gür ile çok sayıda siyasi parti, oda, dernek, platform, tatil köyü ve site yöneticileriyle üyeleri katıldı. Yaklaşık 500 kişi ‘Yaşam alanlarında maden aranmasına karşıyız’, ‘Mavi Ayvalık’ın huyudur’, ‘Ayvalık’ta madene geçit yok’,

Bir konuşma yapan Rahmi Gençer, sözlerine başından beri olayı takip eden kişi ve derneklere teşekkür ederek başladı ve şöyle devam etti: “Densa diye bir maden şirketi var. Bunlar, burada önce gizli gizli çalışma yapmışlar. Sonra da, ‘Altınova’nın bu güzel denizinde, sahilinde demir madeni var. Suyun altından üç-dört metre kazıyalım ve mıknatısla çekip demir çıkaralım!’ demişler. Ya kardeşim, bir kere burada bir hayat var. Türkiye’nin en güzel balıkları, en güzel su altı yaşamı burada. Başka yer bulamadınız da, Altınova’ya mı geldiniz? Binlerce insan yıllardır burada yaşamını

yvalık, Altınova ve Küçükköy’de yaşayanlar, Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in çağrısıyla bir araya geldi ve Altınova sahilinde maden çıkarmaya hazırlanan şirketi protesto etti. Altınova sahilinde insan zinciri oluşturan protestocular, ‘Altınova’da madene geçit yok! Yaşam alanlarımızı hep birlikte koruyacağız’ mesajı verdi.

10


sürdürüyor, tatilini yapıyor. Doğal hayata saygılı olarak yaşıyor. Balıkçılar ekmek parasını buradan kazanıyor. Siz şimdi burayı katledip gideceksiniz, buranın insanlarına da enkaz bırakacaksınız; böyle şey olmaz!” Rahmi Gençer, daha sonra gösteriye katılanlara bölgenin haritasını gösterdi ve yapılacak çalışmanın tüm Altınova sahilini kapsadığını belirtti. Bölgeye dalgıçların geldiğini ve araştırma yaptığını söyleyen Gençer, “Burada amforalar ve batıklar bulundu. Acaba, bu batıkları bizden önce öğrendikleri için ‘Asıl kazmak istedikleri o batıklar mı yoksa?’ diye düşünmekten insan kendisini alamıyor. Evet, bu maden arama girişimine hep birlikte ‘Hayır!’ diyoruz. Burada, bize rağmen kimse maden arayamaz” dedi. Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Ayvalık Temsilcisi Bülent Özgen ise, “Bilgi kirliliğini önlemek lazım. ÇED dosyasını bakanlığa vermişler ve eksiklikler olduğu için dosya geri çevrilmiş. Daha ÇED süreci başlamadı. Üniversitedeki akademisyen tanıdığımdan buradaki madenin ekosisteme zarar vereceğine dair rapor aldım. Ayvalık’taki tüm yaşam savunucuları hep birlikte çalışıyoruz ve maden şirketine pabuç bırakmayacağız” dedi. Ayvalık Tabiat Platformu adına Tülay Karakaş da bir açıklama yaptı. Karakaş, maden çıkarma faaliyetinin öğrenildiği anda gerekli itirazların yapıldığını vurguladı ve “Firmanın başvuru dosyası Valilikçe incelendi. Projenin çevresel etkilerinin daha ayrıntılı değerlendirilmesi amacıyla konu bakanlığa gönderildi. Ancak kapıdan kovduğumuz şirket bacadan girmek istiyor. Şirkete Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca bir yıllık ön arama ruhsatı verildiğini öğrendik. Arama faaliyetlerinde kullanılacak ekipmanların bölgeye intikal ettiği sosyal medya paylaşımlarında gösterildi. Çevre ve Şehircilik Balıkesir İl Müdürlüğü sayfasında herhangi bir duyurusuna rastlamadığımız bu yeni durum hakkında BİMER üzerinden valiliğe

ve Çevre il Müdürlüğüne dilekçe göndererek, ‘Valilik tarafından ön arama projesine ilişkin verilen izin/ ruhsat var mıdır? ÇED gerekli değildir ve ÇED kapsam dışıdır şeklinde bir karar verilmiş midir?’ diye sorduk. ÇED izni alamayan firmanın bir takım yan yollara başvurarak arama faaliyetlerinde bulunması kabul edilemez. Bilim insanlarının raporlarıyla da tespit ettirdiğimiz gibi, bölgemize hiçbir yarar sağlamayacak, aksine geri dönüşü olmayan yıkımlar yaratacak bu projeyi istemiyoruz. Denizimizi, kumsalımızı, yaşam alanlarımızı hep birlikte korumaya kararlıyız” dedi.  Çevre Koruma ve Ayvalık’ı Güzelleştirme Derneği Başkanı Havva Taylan, denizde maden arama ve çıkarma faaliyetlerini durdurmak amacıyla daha önce de girişimlerde bulunduklarını belirtti. Taylan şöyle dedi: “Şirketin yakın zaman önce ön arama ruhsatı aldığını ve maden aramaya başlayacağını öğrendik. Bu arada Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nden gelen dalgıçların yaptığı ve derneğimizin de takip ettiği çalışmalar sonucunda Altınova sahilinin doğal bir tarih müzesi olacak kadar zenginlik barındırdığını öğrendik. Müzeden gelen arkeolog dalgıçların yazacakları rapora göre Altınova sahilinin SİT alanı ilan edileceğine inanıyoruz. Çünkü Altınova turistik bir bölge... Sahil bölgesi yaz aylarında binlerce misafir ağırlıyor. Her yaş grubundan insan denize giriyor, kumsalından yararlanıyor. Maden arama ve çıkarma faaliyetleri bölgeye zarar verecek ve doğal yapıyı bozacak. Bu tür faaliyetlerin olumsuz etkileri bilindiği halde, halkın itirazlarına rağmen inatla/ısrarla maden çıkarma girişimi devam ettiriliyor. Halka sorulmadan, sağlığa zararlı olup olmadığı açıkça ortaya konmadan, yaratacağı tahribat detaylı olarak incelenmeden Altınova’mızdan maden çıkarılmasına karşıyız.” Altınova’daki protesto gösterisinin sonunda kumsalda bir buçuk kilometrelik insan zinciri oluşturuldu.

11


Ayvalık Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri kentin dört bir yanında yoğun çalışma sürdürüyor

BOZUK YOLLAR 6 AYRI KOLDAN ONARILIYOR

A

yvalık Belediyesi, alt yapı çalışmaları sonucu bozulan yollarda onarım faaliyetlerini sürdürüyor. Ekipler 6 ayrı koldan ve belli bir programa bağlı kalarak çalışıyor.

Ayvalık Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre çalışmaların yapıldığı yerler şunlar: -Ali Bey adası Namık Kemal Mahallesi’nde ara sokaklar -Mithatpaşa Mahallesi, Mevlana Caddesi ve Yorulmaz Sitesi -Ayvalık Kazım Karabekir Mahallesi, Parmak Çeşme mevkii -150 Evler Mahallesi Kıvanç Sarlıcalı İlkokulu çevresi -Fevzi Paşa-Vehbibey Mahallesi’nde Garanti Sürücü Kursu çevresi -Fethiye Mahallesi 5. Sokak, -Hamdibey Mahallesi Kaymakam Ethem Bey Caddesi -AliBey adasında Hamidiye Camisi yanı Onarım çalışmalarıyla birlikte Küçükköy Mahallesi’nde satıh kaplama asfalt için zemin malzemesi hazırlığı ve Sefa-Çamlık Mahallesi’yle Ayvalık arasındaki yollarda ‘rodmix’ çalışması da gerçekleştiriliyor. Çevre düzenleme ve yol yapım faaliyetleri eş zamanlı yürütülüyor.

YAPILAN ÇALIŞMALARLA SEZONDA AYVALIK’IN DÖRT BİR KÖŞESİNDE YOL SORUNU EN AZA İNECEK Ayvalık Belediyesi, asfalt, yol, kaldırım konusunda bölgenin ihtiyaçları ve vatandaşlardan gelen talepler doğrultusunda çalışmalarına yön veriyor. Bu bağlamda Altınova merkez ve sahildeki asfaltlama tamamlandı. Bilindiği gibi, yüklenici firma 21 Haziran 2017 tarihinde ihalesi yapıldığı ve İller Bankası’ndan kredisi çıkartıldığı halde anlaşmayı bozmuş ve kenti terk etmişti. Bunun üzerine yaz sezonu öncesi acil eylem planı hazırlayan Ayvalık Belediyesi, ilçede 5 ayrı koldan asfalt çalışması başlattı. Çalışma kapsamında 23 bin ton sıcak asfalt dökülmesi planlandı. Yeni güzergâhların yanı sıra yapımı başlatılan yolların tamamlanmasının da hedeflendiği faaliyetler, Ayvalık Belediyesi Köpek Barınağı kavşağından Küçükköy Çöplük alanı olarak bilinen noktayı da kapsayacak şekilde Küçükköy Mahallesi’ne giden yolda gerçekleştiriliyor. Barınaktan Küçükköy Mahallesi’ne giden 2.5 km’lik yolda yapılacak çalışmayla yol 7 metre olacak şekilde genişletilecek.

Ayvalık Belediyesi’nin asfalt hamlesinde yer alan diğer güzergâhlar şöyle: -Ayvalık merkezde Boğaziçi Otel ve çevresi -Sahilkent Mahallesi -Lale Adası sahil yolu -Altınova sahildeki yollar -Küçükköy Mahallesi’nden Sefaköy mevkiine giden yol ve sitelerin bulunduğu Sefaköy mevkiindeki ara sokaklar -Küçükköy Mahallesi Sarımsaklı mevkiindeki Yonca 1 Sitesi ara sokakları, -Küçükköy Mahallesi Badavut mevkii bağlantı noktaları -Yıllardır sorun yaşanan Şeytan Sofrası yolundaki 1 km’lik alan -Sebahat-Cihan Şişman Güzel Sanatlar Lisesi çevresi

Kademe bağlantı yolları ve bölgede yapımı başlatılan yollar: -Cunda adasında Çataltepe’ye giden minibüs yolu -Sarımsaklı sahilinde elektrik hattı döşeme çalışmaları sonrası yolda düzenleme çalışmaları

12

Rahmi Gençer: Serilecek asfalt ve yenilenecek yol, Ayvalık’ın geleceğine yapılan bir yatırımdır Sokak ve kaldırımları da yenileyen Ayvalık Belediyesi, 4 yılda 51 bin 500 m² sıcak asfalt, 90 bin m² misyon asfalt serimi yaptı. Asfalt çalışmalarının yanı sıra 4 yılda 189 bin m² tretuvar, 443 bin m² kilit parke yapımı gerçekleştirildi. 


Rahmi Gençer adada incelemelerde bulundu, esnafla ve vatandaşlarla sohbet etti

CUNDA İÇİN HAZIRLANAN KENTSEL TASARIM PROJESİ 16 BİN 253 METREKARELİK SAHİL BANDINDA UYGULANACAK

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Cunda adasında ve adanın arka sokaklarında incelemelerde bulundu. Adanın Ayvalık’ın zenginliklerinden biri olduğunu söyleyen ve turizmde ivmenin artması için el birliğiyle çalışmanın gerekliliğini bir kez daha vurgulayan Gençer işletme sahipleri ve vatandaşlarla da sohbet etti. Gençer şunları söyledi: “Ayvalık’ımızın en önemli köşelerinden olan Cunda adamız yeni bir sezona hazırlanıyor. İşletmelerin önüne yapılan çardakların tarihi dokuya uymadığı ve binaların görüntüsünü kapatarak ada siluetini bozduğu konusundaki eleştirileri dikkate alarak yeni bir düzenleme yaptık. Cunda için Kentsel Tasarım Projesi hazırladık. Proje 16 bin 253 metrekarelik sahil bandında uygulanacak. Cunda daha düzenli, daha iddialı olacak. Proje kapsamında, restoran ve kafelerin önündeki çardaklar, binaların 5 metre uzağına alınırken, çardak üstleri 3 metre yükseklikte, açılır-kapanır tente sistemi olacak. Her işletmeye çardak için işletme ölçeğinde yer ayrıldı. Yeni çalışmayla işletmelerin çardak için belirlenen yerin dışına taşmasının önüne geçilecek. Restoranlarımız etrafa çok yayılmamalı, kapasitelerine göre yemek servisi yapabilmelerini diliyoruz. Yayalara saygı duymalıyız. Yayaların rahat gezmesini sağlamalıyız.

Ayrıca, yürüyerek gezen insanlar daha çok alış-veriş yapar.” Zabıta ve Fen İşleri müdürleri ile birlikte yaptığı incelemede Rahmi Gençer, kullanım dışı kalan ve görüntü kirliliğine neden olan malzemelerin gerek sahile gerekse işletmelerin arka ve yan kısımlarındaki sokaklara atılmaması gerektiğini belirtti. Sokaklarını temiz tutan, çiçeklerle güzelleştiren esnafa teşekkür eden Gençer, “Belediyemiz üstüne düşen görevi yapıyor ve yapacak. Gürültü, dağınıklık ve karmaşıklık gibi konularda birlikte hareket edilmesi önemli. Bunu sadece belediyenin yapması mümkün değil, el birliğiyle olmalı. Esnafımız, halkımız ve hep birlikte, yılda 3 milyon kişinin ziyaret ettiği Cunda adamızı korumalıyız. Daha düzenli hale sokmalıyız. Birbirimize destek olmamız gerekiyor. Kurallara uyarsak hem Cunda esnafımız daha çok kazanç elde eder hem de adada yaşayanlar daha huzurlu bir yaşam sürer. Misafirlerimizle beraber iyi bir bayram ve sezon geçirmeliyiz. Ayvalık artık sadece yaz sezonunda gelinen bir yer değil. Yaz-kış her zaman misafirlerimizi ağırlayabileceğimiz bir yer. Bilindiği gibi, belli saatlerde bazı yolları trafiğe kapatıyoruz. Esnafımız ve vatandaşımız da lütfen kurallara uysun” dedi.

13


Sergiledikleri performansla göz doldurdular

ZEYTİN ÇEKİRDEKLERİ ALBERT LONG HALL’DE KONSER VERDİ Ayvalık doğal güzellikleri, mimari özellikleri ve insanlarıyla sanatçılara katkı sağlıyor

A

yvalık Belediyesi’nin, özellikle dezavantajlı yörelerde yaşayan çocukların sosyal gelişim ve yeteneklerini güçlendirmek hedefiyle ücretsiz olarak düzenlediği müzik, sanat, spor ve eğitim programında yer alan Zeytin Çekirdekleri, Ayvalık dışında da sahneye çıkmaya devam ediyor. Bugüne kadar Ankara, İstanbul, Bergama, Çanakkale ve Paris’te çok sayıda konser veren Zeytin Çekirdekleri bu kez Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de Chromas Koro ile bir bahar konseri gerçekleştirdi. İki saat süren konserde, ‘Atam’, ‘Sunrise Sunset’, ‘İmagine’ gibi şarkıların yanı sıra ‘Zeytin Çekirdekleri Marşı’ ve sevilen şarkıları ‘Ayvalık Çarşı’yı yorumlayan orkestra ve koro performansıyla övgü aldı. Koro üyeleri konserin ardından İstanbul’da bir kültür turuna çıkarak Rahmi Koç Müzesi’ni, BÜ Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nü, BÜ KRDAE Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi’ni, BÜ KRDAE Astronomi Laboratuvarı’nı ve BÜ KRDAE Meteoroloji Laboratuvarı’nı gezdi.

14

FARKLI DİSİPLİNLERDEN GELEN ARTCLAN SANATÇILARI 4. KEZ AYVALIK’TAYDI

U

lusal ve uluslararası sanatçıları bir araya getiren ArtClan Sanat Oluşumu, Mayıs ayı içinde Alibey adasında 4. kez Sanat Çalıştayı düzenledi. Türkiye, Fransa, Lüksemburg, ABD, Sırbistan ve Ukrayna’dan gelen farklı disiplinlerdeki 27 sanatçının katıldığı çalıştay boyunca üretilen yapıtlar Orhan Peker Sanat Galerisi’nde düzenlenen bir sergiyle sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Yağlıboya ve akrilik resim, heykel, seramik, mozaik, duvar resmi, kaligrafi, suluboya, pastel, ipek üzerine resim, fotoğraf dallarındaki eserlerin bir bölümü Ayvalık Belediyesi koleksiyonuna bırakılıyor. Çalıştay sürerken sanatçıları ziyaret eden Belediye Başkanı Rahmi Gençer, görüşme sırasında “Sanatçılar Ayvalık’a çok katkıda bulunuyor. Elbette Ayvalık da doğal güzellikleri, mimari özellikleri ve insanlarıyla onlara katkı sağlıyor” dedi. Gençer’e yaklaşık bir saat süren buluşmada bedensel engelli Mustafa Şimşek eşlik etti. Rahmi Gençer ve eşi Yasemin Gençer, ArtClan sanatçılarını Orhan Peker Sanat Galerisi’ndeki sergi açılışında da yalnız bırakmadı. Sanatçılara verilen teşekkür belgelerini imzalayan Rahmi


Gençer, “Dört yıldır Ayvalık’a sanat aşkıyla gelen ve bu güzel eserleri yaparak bizlerle paylaşan sanatçılara, onlara destek veren firmalara teşekkür ederim. Yurt dışından ve yurt içinden gelen sanatçılarımızın ortak çalışmalarıyla fotoğraftan heykele ve resme kadar herkesin kendi tekniğiyle yaptığı müthiş çalışmalar ortaya çıktı. Dört yıl sonunda hangi eserin hangi sanatçıya ait olduğunu tanıyabiliyoruz” dedi. SERGİDE YAPITLARI YER ALAN SANATÇILAR Adil Gümüşoğlu, Alev Gözonar, Assy Jans, Ayşın Özen, Cahide Erel, Eda Bahadanlı, Edouard Dullin, Elif Çatlıoğlu, Elifko, Emine Berkan, Erdal Uzunoğlu, Fikret Özcan, Gabrielle Reeves, Günseli Toker, Hakan Kürklü, Heves Berksu, İlayda Çeşmecioğlu, İldem Arabacıoğlu, Mehmet Özcan, Mevce Dilara Toprak, Milena Milosavljevic, Nathalie Bibas, Özgü Aydar, Serap Gümüşoğlu, Tuğrul Selçuk, Vera Degtiova, Yılmaz Bulut.

Hava koşulları yüzünden ‘8 Nisan Roman Günü’nde yapılamamıştı

ROMAN GECESİNDE COŞKULU SAATLER YAŞANDI

A

yvalık Belediyesi ve Hamdibey Mahallesi Muhtarlığı işbirliğinde Açık Hava Tiyatrosu’nda Roman Gecesi düzenlendi. ‘8 Nisan Roman Günü’nde, Roman kültürünü yaşatmak amacıyla yapılması planlanan ancak hava koşulları nedeniyle ertelenen etkinlik 23 Mayıs Çarşamba akşamı gerçekleştirildi.

Konser ve dans gösterileriyle renkli ve eğlenceli geçen geceye Kaymakam Gökhan Görgülüarslan, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Başkan Yardımcısı Gökay Bacan, Turizm Danışma Bürosu Şube Müdürü Yasemin Gençer, Hamdibey Muhtarı Güngör Kantaş, Ayvalık’ta Bir Ömür Roman Kültürünü Yaşatma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Ömür Yar, Roman Kültürünü Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mustafa Çelik, Roman Orkestrası Şefi Rafet Taşkara ve çok

sayıda vatandaş katıldı. Ümmiye, Popstar Hayri, Popstar Alaturka Hüseyin Zeybek’in şarkılarıyla katılımcıları coşturduğu etkinlik yaklaşık üç saat sürdü. Böylesine sıcak ve neşeli bir buluşmaya katılmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Rahmi Gençer, “Daha kapıdan içeri girdiğimiz an müziği duyunca özlediğimizi fark ettik. Eğlenmeyi ve eğlendirmeyi seven, gözleri pırıl pırıl insanlarla bir arada olunca biz de heyecanlanıyoruz. İnşallah önümüzdeki yıl daha geniş katılımlı ve coşkulu yaparız. Ayvalık’tan da sesimizi duyururuz” dedi. Gençer bu arada Zeytin Çekirdekleri çocuklarından, Fransa’ya birlikte gittikleri Nazire ve Şükrü kardeşleri sahneye davet etti. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda başarılı bir konser verdiklerini hatırlatarak onlar için alkış istedi.

15


Özel çocuklar bir hafta boyunca keyifli zaman geçirdi

ENGELLİLER HAFTASI EĞLENCELİ ETKİNLİKLER, GEZİLER VE SPOR FAALİYETLERİYLE DOPDOLU GEÇTİ

10

-16 Mayıs Engelliler Haftası renkli etkinlerle kutlandı. Eğlence, gezi ve sportif faaliyetlerin bir arada sunulduğu kutlamalar Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan törenle başladı. Törene Belediye Başkanı Rahmi Gençer de katıldı. Etkinlikler çerçevesinde düzenlenen tekne gezisinde, engelliler ve aileleri balık tuttu. Ayvalık Belediyesi Atatürk Koruluğu’ndaki piknik neşe içinde geçti. Katılımcılar Özel Ayvalık Rehabilitasyon Merkezi korosunun söylediği şarkılara eşlik etti. Kutlama programı kapsamında ayrıca Birlik Ortopedik Engelliler Derneği, Altınova Mahallesi’ndeki dernek bahçesinde kutlama yaptı. Cumhuriyet Meydanı’nda, geçtiğimiz yıl vefat eden BOED üyesi Müjdat Kurt’un anısına ‘Müjdat Kurt Sokak Basketbolu Etkinliği’ gerçekleştirildi. Etkinlikler boyunca katıldığı buluşmalarda görüşlerini açıklayan Belediye Başkanı Rahmi Gençer şunları dile getirdi: “Özel çocukların özel günlerinde keyifli zaman geçirmeleri için titizlikle hazırlandık. Ayvalık’ta hemen her organizasyonda özel çocuklarımızla birlikte olmaktan çok mutluyuz. El emekleriyle uğraşan, halk oyunları oynayan, galoş üreten çocuklarımız, basketbolda Türkiye Şampiyonu olan özel çocuklarımız bu etkinliklerimizde bizimle oldu. İnsanlar isterse engelleri aşar diye düşünüyorum. Engellilerimiz de Ayvalık’ta bu engelleri bir bir aşıyorlar. Bilindiği gibi, Ayvalık’ta bugün özel çocuklarımız için altı okul var. Derneklerimiz var, çocuklarımız çeşitli yerlerde eğitimlerini sürdürüyor. Bu nasıl oldu? Ayvalık bütünleşmeyi nasıl sağladı? Bunda elbette öncü abilerimizin, benden önceki belediye başkanlarının, daha önce belediyede çalışmış arkadaşlarımızın ve sivil toplum örgütlerinin payı var. Engellilerin sorunlarını çözmek, sadece Ayvalık’ta değil Türkiye’de seslerini duyurmak için yapılan çalışmalar sonuç vermiş. Çok özel çocuklarımız var. Onlarla birlikte olduğumuzda, onların temiz yürekleri hepimize çok güzel duygular yaşatıyor. Tek tek bütün çocuklarımızla iletişim kurmak istiyorum. Onlarla olmaktan çok mutluyum. Hepsi çeşitli branşlarda çalışıyor. Spor yapıyorlar, folklor oynuyorlar, müzisyenler var. El emeğiyle çalışanlar, galoş yapanlar var. Zeytin çekirdeğinden eşyalar yapanlar var. O kadar üretkenler ki, ‘Helal olsun size!’ diyorum. Bu arada elbette öğretmenlerinin de çok emeği var. Öte yandan, Kırsal mahallelerdeki, ilçemizin en ücra köşesindeki özel çocuklarımızı Belediyemizin eğitim

evine kavuşturmak istiyoruz. İlçemizin neresinde olursa olsun, hangi köşesinde oturuyor olursa olsun, onları taşıyarak eğitim vermeye hazırız. Özel çocuklarımız artık evlerde tek başlarına yaşamasınlar, gelsinler kardeşleriyle sosyalleşsinler, eğitim alsınlar, dünya ile tanışsınlar istiyoruz.”

17 diş hekiminin yer aldığı etkinlikte köylerden gelen çocukların dişlerine de bakıldı

ÇOK SAYIDA ÖZEL ÇOCUKLA YAŞLIYA KORUYUCU VE ACİL DİŞ HEKİMLİĞİ HİZMETİ SUNULDU

A

yvalık Belediyesi ile Ege Ağız-Diş Sağlığı ve Diş Hekimleri Derneği işbirliğiyle gerçekleştirilen proje kapsamında, özel çocuklarla yaşlılara koruyucu ve acil diş hekimliği hizmeti sunuldu, diş sağlığı eğitimi verildi. ‘Engelli Çocuklarla El Ele’ adıyla gerçekleştirilen etkinlik Ayvalık Belediyesi Sosyal Hizmet Merkezi binasında düzenlendi. Ege Ağız-Diş Sağlığı ve Diş Hekimleri Derneği Başkanı Ertuğrul Sabah ve diş hekimi eşi Seher Sabah yönetimindeki on yedi diş hekimi, özel çocuklar ve

16

yaşlıların yanı sıra köylerden gelen çocuklara da hizmet verdi.

Korku yaşayanları sıcak yaklaşımlarıyla rahatlatan hekimler, sadece kontrol değil diş çekimi ve dolgu gibi tedaviler de uyguladı. Katılanlara diş sağlığının korunmasındaki önemli hususlar uygulamalı olarak anlatıldı. Diş kontrolü yaptıranlar, Sosyal Hizmet binası bahçesinde illüzyonist Ferdinand Haralanbidu’nun ilginç gösterilerini merakla izledi. Etkinliğin bir bölümüne Belediye

Başkanı Rahmi Gençer de katıldı. Kontrola gelen özel çocuklarla, erken doğmuşlar bakım evinde kalanlarla ve köyden gelen vatandaşlarla sohbet eden Gençer’in dişlerine de Dr. Ertuğrul Sabah tarafından bakım yapıldı. Ağız ve diş bakımının önemine dikkat çeken Rahmi Gençer, “Özel çocuklarımızın ve yaşlılarımızın diş sağlığı için dernekle el ele verdik. Bu hizmetimizle çok sayıda özel çocuğun ve vatandaşın hayatına dokunuyoruz. Ayvalık Belediyesi olarak çocukların umutla gülümsemelerine katkıda bulunmak bizleri sevindiriyor” dedi.


İZ BIRAKANLAR Orhan Aşçı dergimizin sıkı takipçilerinden… Geçtiğimiz günlerde bizi aradı ve uzun yıllar yanında çalıştığı hayırsever iş adamı Fahrettin Ergenç hakkında görüşmek istediğini söyledi. Kendisiyle buluştuk, konuştuk. Bize, 2009 yılında aramızdan ayrılan Fahrettin Ergenç’in pek çok genci evlendirdiğini, onlarca yoksul çocuğu sünnet ettirdiğini, Armutçuk’ta bir ilkokul yaptırdığını dolayısıyla kentin ekonomisine olduğu kadar eğitim hayatına da katkıda bulunduğunu anlattı. “Benim oğlum bugün onun yaptırdığı okulda okuyor. Ayvalık’ın sözlü tarihi oluşurken herkese yardım elini uzatan, kente bir ilkokul kazandıran Fahrettin Amca'yı da hatırlayalım istedim” dedi. Aşçı’dan sonra önce Ergenç’in kuzeni Abdullah Servet Ethem’le görüştük; ertesinde çocuklarına, torunlarına ulaştık...

GÜLBENİZ ŞENTAY

Abdullah Servet Ertem (Kuzeni)

FAHRETTİN ERGENÇ AYVALIK’IN EKONOMİSİNE VE EĞİTİMİNE BÜYÜK KATKIDA BULUNDU

-F

ahrettin Ergenç’le teyze çocuklarıyız. 1924 yılında dedeler, anneanneler, dayılar, teyzeler hep birlikte kalabalık bir aile olarak Girit’ten Ayvalık’a geldiklerinde Fahrettin bir yaşındaymış. Doğum yeri Resmo... Babası Naimzade Mehmet Bey, annesi Hocazade Fahrettin Efendi’nin kızı Fitnat Hanım’dır. Mehmet Bey Girit’te yağ, keçiboynuzu ve deri işlemede kullanılan palamut ticaretiyle uğraşırmış. Ayvalık’ta da zeytinyağı ihracatçısı ve deri tüccarı olarak hayatına devam ettiğini biliyoruz. Gazi İlkokulu’nun ardından İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ni bitiren Fahrettin de askerliğin ardından baba mesleğini seçti. Kasaplardan, mezbahalardan topladığı ham derileri tabakhanesinde işler, başta Uşak olmak üzere çeşitli deri fabrikalarına gönderirdi. Tabakhanesi şimdiki Deniz Hudut Kapısı’nın tam karşısındaki taş binalardan birindeydi. Yanında dörtbeş işçi çalışırdı. Ağabeyiyle ortak iş yaptıkları dönemde ürettikleri yağlarsa, İstanbul Keresteciler’de ‘Ergenç’ markasıyla satılırdı. 1949’da Giritli Fatma Erkoyuncu ile evlendi. Alev ve Hüsnü adını verdikleri iki çocukları oldu. Bir yıl sonra otomotiv sektörüne atıldı, Ayvalık’a ilk sıfır otomobilleri getirip satmaya başladı. Ford ve Desoto’ları sergilediği galerisi şimdi Ticaret Odası laboratuvarının bulunduğu binadaydı. Araçları İstanbul’dan vapurla getirirdi. Çalışmadan duramazdı. Bu nedenle sosyal yaşamı yoktu diyebilirim. Evinden işine, işinden evine gidip gelen bir insandı. Yetmiş beş yaşına kadar hayatını bu tempoyla sürdürdü ama seyahati severdi. Örneğin, bir yaşındayken ayrıldığı Girit’e, merak ettiği Rodos’a gitmişti. Fahrettin Ergenç’in Ayvalık’ın ekonomisine olduğu gibi eğitimine de katkısı büyüktür. Armutçuk’ta yaptırdığı Atatürk İlkokulu’nu babası ve kayınpederine ithaf etmişti. Fahrettin’i 2009 yılında kaybettik. En az onun kadar

yardımsever olan eşi Fatma Hanım ise bugün seksen sekiz yaşında ve oğluyla birlikte yaşıyor.

Prof. Alev Katrinli (Kızı)

BANA HER BAYRAM CUMHURİYET’LE İLGİLİ YOĞUN BİR TARİH DERSİ VERİRDİ

-B

abam benim hayattaki en iyi dostum ve öğreticimdi. Zaman zaman tartışsak da huylarımız çok benzediği için birbirimizi anlamakta gecikmez, iyi geçinirdik. Anılarımı yokladığımda hatırımda kalan şeylerin başında babamın öğretileri, Rumca söylediği şarkılar ve Girit adası hikâyeleri gelir. Babam katı, sert, aksi görünüşüne rağmen son derece neşeli, nüktedan bir kişiydi. Hoşlanmadığı insanlarla ilişki kurmazdı ama sevdiklerini el üstünde tutardı. Bana sadece hayat hakkında değil iş ve ticaret konularında da müthiş dersler verirdi. Hiç unutmam, on yaşımdayken bir gün şöyle demişti, “Eskilere göre bir gencin hayatta başarılı olmasını sağlayan en önemli üç şey; atı, avradı ve silahıdır. Geçmişte bunu erkek çocuklar için söylerlerdi ama günümüzde kız-erkek fark etmiyor. O nedenle bunlar senin için de geçerli. Ben sana araba kullanmayı öğrettim. Yani atın var. Bu sene yabancı dilde eğitim yapan çok iyi bir okula gideceksin. Yani silahın da olacak. Artık iyi bir eş seçimi yapıp, sahip olduklarını mutlu ve başarılı bir gelecek adına kullanmak senin elinde!” O konuşmanın bana kazandırdığı özgüven beni bugünlere taşıyan en büyük etkendir. Babam hayatı boyunca benim her şeyi yapabileceğime inandı ve beni bu konuda hep yüreklendirdi. Eğitimime verdiği önemin yanı sıra doğayı tanımamı, doğa kanunlarını öğrenmemi sağladı. Bahçemizdeki kuzuları beraber doğurttuk… Meyvelerin,

17


sebzelerin ne zaman, nasıl ekileceğini, sulanacağını beraberce, uygulayarak ondan öğrendim. Bayramları çok severdi. Hele hele 23 Nisan’larda çocuklar gibi şen olurdu. Çünkü 23 Nisan aynı zamanda onun doğum günüydü. Tam bir Cumhuriyet çocuğuydu... Ayvalık'ta olduğum yıllar boyunca her resmi bayrama ve 15 Eylül Ayvalık’ın kurtuluş törenlerine birlikte katıldık. Babam, küçüklüğümden beri törenleri izlemeye mutlaka gider, beni de yanında götürürdü. İlkokula başladığımda izci takımına seçilmiştim. Onun aldığı keçi derisi trampetimle alana doğru yürürken beni gururla izlediğini bilirdim. Ve her bayram Cumhuriyet’le ilgili yoğun bir tarih dersi verirdi bana. Zaten babamı ‘Atatürk’ adını vereceği ilkokulu yapmaya iten şey de onun Cumhuriyet’e ve Atatürk’e olan büyük sevgisi, saygısıydı.

Hüsnü Ergenç (Oğlu)

FAHRETTİN AMCA’NIN EVİNDEN PARA ALMAM!

-R

ahmetli babam sert görünüşlü, otoriter bir insandı. Duygu dünyasını daima kontrol altında tutar, asla zafiyet göstermezdi. Bu yüzden ancak yaşlandığında onun ne kadar iyi niyetli, hayırsever bir insan olduğunu fark edebildim. Çünkü artık kendini gizleyemiyordu. İnsanlara nasıl dokunduğunu, yardım elini uzattığını duymaya, öğrenmeye başladım. Bu durum onu toprağa verişimizden sonra da sürdü. Örneğin vefatından bir süre sonra babamın Ayvalık’taki evini su basmıştı. Suyun tahliyesi için belediyeye haber verdik. Suyu boşalttılar. İşleri bitince borcumuzu ödemek istedik. O sırada gelen görevlilerden birinin gözü babamın duvardaki resmine takıldı ve “Burası Fahrettin Amca’nın evi mi yoksa?” diye sordu. “Evet!” dedim. Babam bu görevliye zamanında nasıl bir iyilik yapmıştı bilmiyorum ama adamcağız, “Ben bu evden para almam. Rahmetli babanız nur içinde yatsın!” dedi ve gitti. Daha sonra bunun gibi bizlerin hiç bilmediği nice hayrını öğrendik babamın.

Nazlı Güneş (Torunu)

BAŞARIMDA DEDEMİN ÖĞÜTLERİNİN PAYI BÜYÜK DİYE DÜŞÜNÜYORUM

-B

en üniversitede psikoloji okudum. Ne var ki küçüklüğümden beri ticaretle uğraşan dedemin renkli, hareketli iş hayatı bana daha cazip geliyordu. Onunla çarşıya çıktığımızda herkesi tanır, herkesle selamlaşırdı. Alış-verişini daima tanıdığı esnaflardan yapardı. Şayet ben çarşıya yalnız iniyorsam bana neyi, kimden alabileceğimi söyler, “Tanımadığın biri çıkarsa, ben Fahrettin Amca’nın torunuyum dersin!” diye tembihlerdi. Dedemin yaşamından, yönlendirmelerinden etkilenmiş olacağım ki kariyer yapmak yerine ben de ticaretle uğraşmayı seçtim. İş hayatına atıldığım dönemlerde dedemler zaman zaman benim evimde de kalırlardı. Babaannem dükkânda sattığım (Alsancak Unlü Mamuller) kurabiyeleri yapmama yardımcı olurken dedem de ticaret ve esnaflıkla ilgili deneyimlerini bana aktarırdı. Veresiye iş yapmamayı, dürüst çalışmanın önemini, peşin alışverişlerin önümü görmekte bana nasıl yarar sağlayacağını hep ondan öğrendim. Esnaf olmak kolay değildir. Çünkü

18

herkese güvenemezsiniz ama herkesle iyi ilişkiler kurmanız gerekir. İşin yürümesinin temel kuralıdır bu... Zevkli, keyifli, iyi bir mesleğim var. Bugüne kadar müşterilerimden hep övgü dolu sözler işittim. Başarımda dedemin öğütlerinin payı büyük diye düşünüyorum.

Şeyma Katrinli (Torunu)

ZEYTİNLERE VE DOĞAYA OLAN SEVGİSİNİ, HAYVAN SEVGİSİYLE DE TAÇLANDIRIRDI

-H

er çalışan anne-babanın çocuğu gibi beni de

anneannem ve dedem büyüttü dersem yalan olmaz. Yaz tatillerim Ayvalık’ta dedemlerin yanında geçerdi. Tabii ‘çocuk eğlemek’ kolay değildi ama dedem bu sorunu her gittiği yere beni de götürerek ustalıkla çözmeyi bilmişti. Şimdi düşünüyorum da bu gezilerin hepsi aslında eğitici/ öğretici bir amaç da içeriyordu. Örneğin zeytinliklere birlikte giderdik... Hiç üşenmez; zeytinin ekiminden bakımına, dalından toplanıp zeytinyağı olmasına kadarki bütün süreci gezdire gezdire anlatırdı. Zeytinlere ve doğaya olan bu sevgisini, hayvan sevgisi ile de taçlandırırdı. Benim de tam bir hayvansever olmamın nedeni dedemdir. Her gün en az üç kere bahçeye çıkar, kedileri beslerdik. Sırf onlar için gider kasaptan ciğer alırdı. Kedilerimizin dışında tavuklarımız da vardı. Yedi yaşındayken kolumu kırmıştım. Çok üzülmüş ve bana o yaz ne istersem alacağını söylemişti. Bütün arkadaşlarım evde civciv besliyordu, ben de civciv istedim. Dedeciğim bunun üzerine bahçeye koca bir kümes kurdu. Artık çeşit çeşit tavuklarımız, bir dolu civcivim vardı. Doğrusunu isterseniz bana verdiği bu hediye, bir hayvansever olarak onun da çok hoşuna gitmişti. Her sabah uyanmamı beklerdi. Elimi-yüzümü yıkar yıkamaz gider, tavukların altından sıcacık yumurtaları toplardık. Kısacası şehirli olmama rağmen dedem sayesinde


organik, doğal bir ortamda büyüdüm ve güzel bir çocukluk yaşadım. Dedem gerçekten sevgi dolu bir insandı. Atatürk’e olan sevgisi, saygısı, hayranlığıysa her şeyin üzerindeydi. Hiç unutmam bir gün Ayvalık’ta çarşıyı geziyorduk. Karşıdan karşıya geçmek üzereyken birden beni durdurdu. Oysa yol yayalarındı. “Dede bize yeşil yandı, karşıya geçmemiz lazım!” dediğimde susmamı ve beklememi işaret etti. Meğer o sırada İstiklal Marşı okunuyormuş... Saygı duruşu biter bitmez bir daha asla aklımdan çıkmayacak bir şekilde bana marşın önemini ve marşımızı nerede duyarsam duyayım her işi bırakıp mutlaka ayağa kalkıp ‘Hazır ol’ da durmam gerektiğini anlattı. Onun hayat üzerine verdiği dersler hep kulağımın bir köşesinde durur. Ve ne zaman lazım olsa başka hiçbir yerden edinemeyeceğim kadar değerli olan bu derslere baş vururum. Tek cümleyle anlatmam gerekirse dedem benim hayattaki en iyi arkadaşım ve öğretmenimdi.

Defne Güneş (Torununun Kızı)

DEDEMİN DOĞUM GÜNÜ OLAN 23 NİSAN’DA HERKESİN 23 NİSAN’INI KUTLARIM

-B

en büyük dedemi hiç görmemiş olsam da onu kalpten seviyorum. Kalbimin derinliklerinde onun da bir yeri var. Annem büyük dedemin 23 Nisan’da doğduğunu söylemişti. Her 23 Nisan’da herkesin 23 Nisan’ını kutlarım ben; ama birinin, büyük dedemin bayramını özellikle kutlarım… Keşke hâlâ yaşıyor olsaydın... Keşke ölmeseydin dedeciğim!..

Orhan Aşçı (Çalışanı)

HAYDARPAŞA LİSESİ ÖĞRENCİSİYKEN ATATÜRK’ÜN NAAŞINI DOLMABAHÇE SARAYI’NDA SAYGIYLA SELAMLAMIŞTI

-F

ahrettin Ergenç’in yanında on yıl kadar çalıştım. Mülkleri dahil bütün işlerini ben takip ediyordum. Sağ koluydum. Fahrettin Bey çok sevilen, dürüst, çalışkan, iyi yürekli bir insandı. Sözü her yerde geçer, nereye gitse saygıyla, ayakta karşılanırdı. Doğrusu güler yüzlü biri değildi. Son derece de otoriterdi ama kimseyi ne kırar, ne incitirdi. Aksine altın gibi bir kalbi vardı. Pek çok insanı evlendirdi, pek çok çocuğa sünnet düğünü yaptı. Yufka yürekliydi. Ne var ki yardımseverliği gibi duygularını da gizler, açık etmezdi. Çocukların, gençlerin okumasına/okutulmasına çok önem verirdi. Zaten bu nedenle, “Nasıl olsa varlıklıyız. Evlatlarımın paraya ihtiyacı yok!” demedi, iki çocuğunu da en iyi şekilde okuttu. O, vatanını, milletini seven, Ayvalık aşığı bir insandı. Ayvalık’a bir ilkokul kazandırmaya karar verdiğinde inşaata başlamak için kendini emekli etmeyi bekledi. Oysa çalışırken okulu yapsaydı vergi indiriminden yararlanabilirdi. Fakat binayı devlete hiçbir yük getirmeden yapmayı tercih etti. Benim oğlum şimdi onun yaptırdığı ve ‘Atatürk İlkokulu’ adını verdiği bu okulda okuyor.

Fahrettin Bey’in Atatürk’e sevgisi, saygısı büyüktü. Bana, “Ulu önderimiz vefat ettiğinde Haydarpaşa Lisesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Dolmabahçe Sarayı’nda, Ata’mızın naaşı önünde saygıyla durdum” diye anlatırdı. İstanbul’a birlikte gidişlerimizden birinde Ortaköy’ü gezerken Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçtik. “Fahrettin amca, buraya kadar gelmişken sarayı görelim mi?” diye sordum. Beni kırmadı. Ana kapıdan içeri girdik fakat sarayın ziyarete kapanmasına o beş dakika kaldığı için görevliler ilerlememizi engellediler. Bunun üzerine Fahrettin Bey çok sinirlendi. Kapıdaki memura sert bir şekilde çıkıştı, “Oğlum! Ben rahmetli Ata’nın vefatında buradaydım. Katafalkın önünden saygıyla geçen gençlerin arasındaydım… Ne yani, şimdi içeri giremeyecek miyim?” O zaman bütün kapılar açıldı. Bizi özel olarak gezdirdiler. O günü hiç unutmam… Özetlersem, rahmetli Fahrettin Ergenç hesabını-kitabını iyi bilen, asla hak yemeyen çok iyi bir patrondu. Kendisinde ben dahil kimsenin beş kuruş parası kalmadı. Hak yemediği gibi çalışanlarına değer veren, kadir-kıymet bilen bir insandı. 1998 model bir Opel Vectra’sı vardı. Ölümünden kısa bir süre önce çocuklarına vefatından sonra arabasının bana verilmesini vasiyet etmişti. Aile kararına saygı duydu ve arabayı bana verdiler. Hiç beklemediğim bir şeydi. Rahmetlinin bana hazırladığı bu müthiş sürpriz karşısında nasıl duygulandığımı anlatamam.

19


Ayvalık Yazıları HÜSEYİN GÜVEN yaverbey15@gmail.com

Lise/3

C

emal Süreya’nın çok sevdiğim bir sözü vardır: “Herkesin bir hikâyesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur.” der usta şair. Ben, benim için çok değerli olan Ayda Bir Ayvalık dergisinin ilk sayısından bu yana bana ayrılan sayfada Süreya’nın sözünün ilk kısmıyla haşır neşir oluyorum ve eski Ayvalık’ın ve Ayvalıklıların hikâyelerini resmetmeye çalışıyorum. Son iki sayımızda bizim dönemimizin Ayvalık Lisesi’ni, o yılları yaşayanlara hatırlatmaya, yeni nesillere anlatmaya çalışmıştım. Ama söyleyecek o kadar çok şey vardı ki bu yazımı da lisemize ayırarak, deyim yerindeyse bu ‘mini’ yazı dizisini sonlandıracağım. Şimdiki Öğretmen Evi’ni biliyorsunuz. Ayvalık’ın en güzel köşelerinden birinde, Cunda’ya bakan, denizin neredeyse eteğine kadar geldiği bir binadır. İşte o binanın ön tarafındaki yuvarlak oda, Ayvalık Lisesi’nin gördüğü en değerli eğitimcilerden biri olan ve rahmetle andığım müdürümüz Mevlut Oğuz’un odasıydı. Diğer derslikler ise bizim fizik-kimya-biyoloji laboratuvarlarımızı barındırırdı. Haftada bir kimya öğretmenimiz Feridun (Onursal) beyefendi ile öğrencilerin katılımcılığıyla kimya deneyleri yapardık. Yine haftada bir biyoloji öğretmenimiz İffet (Özak) hanımefendi kendi ders saatini bitkileri, hayvanları incelediğimiz biyoloji deneylerine ayırırdı. Bu arada, o binanın Öğretmen Evi olarak tahsis edilmesinden duyduğum mutluluğu söylemeden de geçemeyeceğim. Çok yakıştı. Haftada iki saat kızlar ve erkekler için ayrılan iki derslikte ‘atölye’ çalışmaları yapardık. Resim öğretmenimiz Yılmaz (Gültekin) beyefendi bizlere marangozluktan tutun alçı işlerine kadar el becerisi gerektiren birçok dalda önderlik ederdi. Rahmetli annem ömrünün sonuna kadar benim o atölyede yaptığım ekmek tahtasını kullanmıştı. Alçıdan kül tablaları, büstler, kuş kafesleri, daha neler neler yapardık. Okul gezilerimiz tam bir şölen havası içinde geçerdi. Bergama gezimizi hiç unutmuyorum. Bunlar sıradan, sadece turistik geziler değildi. Öğretmenlerimiz gezdiğimiz yerler hakkında bize bilgi verirdi. Bu sayede Asklepios adlı Yunan hekiminin akıl hastalarını su ve müzikle tedavi ettiğini öğrenmiştik. Bir başka gezimizi Bandırma’ya yapmıştık. Eskiden Ayvalık Lisesi’nde çalışan sonra Bandırma’ya tayini çıkan matematik öğretmeni Ali beyin öncülüğünde kardeş okul olarak Bandırma Lisesi'ni ziyaret etmiş, okul yemekhanesinde nefis bir öğle yemeğinde ağırlanmış, Bandırma’nın tarihi ve doğal güzelliklerini keşfetme imkanı bulmuştuk. Öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirmek için okul içi yarışmalar

20

da yapılırdı. Psikoloji öğretmenimiz Bekir (Onur) beyefendinin düzenlediği okul içi serbest konulu bir öykü yarışması yapılmıştı. Yaşlılığımı hoşgörmeniz dileğiyle biraz övünmeye izin verirseniz, ‘Kol Düğmeleri’ adlı öykümle yarışmanın birincisi bu kardeşiniz seçilmişti. Ama en güzelini en sona sakladım: AYVALIK LİSESİ RADYOSU... Yine müdürümüzün teşvikiyle, uzun dalga üzerinden yayın yapan bir radyo istasyonumuz vardı. Mevlut Oğuz İlk yayıncılar, Esin (o zamanki soyadı ile Çelik) Bozoğlu, Müdür beyin oğlu Afşin Oğuz ve bendenizdik. Ana kapıdan girince sağdaki spor salonunun bitişiğinde, merdiven altı denilebilecek bir odacıkta yayın yapardık ve tüm Ayvalık bizi dinlerdi. Tüm Ayvalık dinlerdi sözümü iddialı bulmayın lütfen çünkü bunu acı bir tecrübe ile öğrenmiştik. Bir gün her zamanki müzik yayınımızı yaparken kapı hışımla açıldı ve müdürümüz Mevlut bey içeriye fırtına gibi girdi. Yayını kesip bizi dışarıya kovaladı. Biz ne olduğunu anlamaya çalışarak telaş içinde kaçışırken sonradan öğrendik ki yayın arasında mikrofonu açık unutmuşuz ve kendi aramızda, gerek öğretmenlerimiz hakkında, gerekse genel delikanlılık muhabbeti çerçevesinde sarfettiğimiz bütün sözler Ayvalıklılar tarafından duyulmuş, dinlenmiş ve müdür beyin odasına sayısız telefon gelmiş. Doğal olarak radyoculuk nöbetini bizden sonraki kardeşlerimize devrederek görevden izzet ve ikbal ile ayrıldık! İnanın daha da yazacak çok şey var. Örneğin sınıflararası münazaraların bize araştırma, tartışma, savunma becerilerini nasıl kazandırdığı... Matematik yarışmaları... Fransızca öğretiminin bizde nasıl kalıcı bilgiler bıraktığı... Kısacası, muhteşem bir dönem ve olağanüstü bir okuldu bizimkisi. Bu yazılanları okurken, bütün bunların 50 yıl, başka bir deyişle yarım yüzyıl önce, bir kasaba lisesinde gerçekleştiği gerçeğini hatırlayın. Sonuç: Hepimiz, ama istisnasız hepimiz üniversite sınavında başarılı olduk. Şimdi artık çoğumuz emekliyiz ama o dönemin Ayvalık Lisesi mezunlarının arasından doktorlar, diş hekimleri, öğretmenler, öğretim görevlileri, profesörler, kamu ve özel sektörde görev yapmış olan genel müdürler, işadamları, reklamcılar, yazarlar, finansçılar, ticaret erbabı çıktı. Ve okulumuzun kimliğinde bütün öğretmenlerimize, idarecilerimize ve elbette bu eğitimin temelinde yatan ailelerimize gecikmiş bir şükran borcumuz var.


Fotoğraf sanatçısı Nazım Timuroğlu uzunca bir süredir Ayvalık’ta yaşıyor ve fırsat buldukça caddeleri, sokakları, evleri, denizi, adaları ve insanlarıyla Ayvalık’ın ‘bugününü’ belgeliyor. Daha önce dergimizde tanıttığımız Timuroğlu, bu kez görülmeye değer Güvercin adası fotoğraflarıyla konuğumuz... Bu değerli paylaşımı için kendisine teşekkür ediyoruz.

GÜVERCİN ADASINDAKİ MANASTIRA ÖZELLİKLE GÜNAHLARINDAN ARINMAK İSTEYEN ‘EMEKLİ’ KAÇAKÇILAR VE KORSANLAR KAPANIYORDU

G

üvercin adası küçücük bir ada. Cunda’nın arka kısmında bulunan Pateriça burnuna giderken sağda, doğal bir dalyan olan Pateriça körfezinde. Geçmişte daha çok yabani güvercinler tarafından ‘mesken’ edinildiği için Güvercin adası denmiş. Şimdilerde ise ‘yavrulayan’ hırçın martıların uğrak yeri... Tarihi 1700’li yıllara kadar uzanan ve 1988 yılında Koruma Kurulu kararıyla 1. Derece Arkeolojik SİT Alanı olarak tescillenen Güvercin adasında, özellikle yakından bakıldığında dikkat çekici kalıntılar var. Bunlar, geçmişi Bizans’a kadar uzanan Agios Yorgis Manastırı’nın

kalıntıları. İnsanın ve doğanın tahribatına göğüs germiş bir ortaçağ yapısı olan Manastır ‘Kızlar Manastırı’ adıyla da anılıyor. Çeşitli kaynaklarda, geçmişte Ayvalık bölgesinde çetecilik ve kaçakçılık faaliyetleri yapan ama yaşlandıklarında bir bakıma ‘emekli’ olan kaçakçı ve korsanların günahlarından arınmak amacıyla bu manastıra kapandıkları belirtiliyor. Güvercin adasındaki manastır Ortaçağ'dan günümüze kadar gelebilen ender yapılardan biri... Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü’nün

21


web sayfasında Güvercin adasından şöyle söz ediliyor: “Tanrının kutsadığı yerlerden olan Pateriça körfezinde bulunan Güvercin adası ve ada içindeki manastır, Ortaçağ'dan günümüze kadar gelebilen yapı olarak büyük ilgi görmektedir.” Ahmet Yorulmaz’ın yazdığına göre ise Ortaçağ ‘yakıştırması’ Cundalı felsefeci ve ‘Yurdum/Kokulu Adalar’ kitabının yazarı Dr. Sitsa Karaiskaki’ye ait. Adadaki manastır sakinleri su ihtiyaçlarını adada açılan ve yağmur sularının toplandığı sarnıçlardan sağlıyordu.

22

Bu sarnıçlardaki su yetmediğinde ise karadan tekneyle su taşınıyordu. Güvercin adasının çevre uzunluğu 370 metre... En geniş yeri 51 metre, uzunluğu 210 metre. Hekatonnesoi adalarının (Yüz Adalar) küçük ama etkileyici tarihsel coğrafyasını hissettiren parçalarından biri... Adaya ulaşmak için en kısa yol, karadan Pateriça yolunda adaya en yakın olan kısımdan yüzmek... Ayrıca Cunda adasından tekne kiralayarak da gidilebiliyor.


Geçen yıl Ayvalık adalarında arkeolojik araştırma yapan ekip Arkaik dönemden Bizans’a uzanan bulgulara ulaştı

M Ada garip bir manzaraya sahiptir

1

881-1950 yılları arasında yasayan ve Cumhuriyet’in ilanından sonra boydan boya bütün Türkiye kıyılarını dolaşarak ayrıntılı haritalar çizen Ahmet Rasim Barkınay’ın yazdığı ve Prof. Mustafa Pultar’ın yayına hazırladığı, ‘Adalar Deniz Kılavuzu-Enez’den Marmaris Burnuna Kadar’ adlı kitapta Güvercin adası şöyle anlatılır: “Ada bütün i’tikalatı ve heyet-i mecmuasıyla (yıpranmışlığı ve görüntüsüyle) gayet garip bir manzara arz edip bütün muhitinde taraf taraf kayalar, sığ sular ve bazı yerinde derin sular mevcut olup, tabat-ı kar-ı bahir (açık denize hakim), etrafının bazı aksamında kumlu çamur, bazısında kaya ve bazısında dahi münhasıran çamurdur.”

imar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Kuzey Ege Arkeoloji Araştırmaları ve Uygulama Merkezi, 2017 yılında Ayvalık adalarında arkeolojik belgeleme ve tespit çalışması gerçekleştirdi. Bu bağlamda, Kuzey Ege Arkeoloji Araştırmaları ve Uygulama Merkezi çatısı altında, birçoğu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi olan, arkeoloji, sanat tarihi, coğrafya, epigrafi, tarih, mimarlık, şehir bölge planlama uzmanı akademisyen ve otuz lisans, lisansüstü ve doktora öğrencisi, Ayvalık’ın adalarında arkeolojik araştırma yaptı. Güvercin, Cunda, Hasır, Maden adalarıyla Karaada ve Çıplakada’da gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı içinde 2016 yılında başlatılan yüzey araştırmaları detaylandırıldı. Dron çekimi yapan ekip, Arkaik dönemden Bizans’a uzanan bulgulara ulaşarak bölgede bir kazı gerçekleştirilmesinin gerekliliğini ortaya koydu. Araştırmalar, 16 yıl aradan sonra yapılan ikinci kapsamlı yüzey araştırması olması açısından da önemliydi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Murat Özgen, “Çalışmalar UNESCO Dünya Kültür Mirası adaylığına hazırlanmakta olan Ayvalık bölgesi için de başvuru kriterlerini destekleyici nitelik taşıyor. Körfez esasında çok yüzlü. Her dönem her kültür var. Ayvalık bölgesi çok zengin... Hem arkeolojik kültür varlıkları hem de yakın dönem sivil mimari yapılarıyla çok zengin” dedi. Adalarda yapılan çalışmada klasik Helenistik dönemden itibaren veriler elde ettiklerini açıklayan İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Bizans Sanatı Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Özgü Çömezoğlu Uzbek ise, “Erken Bizans ve Bizans dönemi, 12-13. yüzyıla ait bulgular var. Bizans dönemi izlerini araştırırken Osmanlı dönemine ait bir takım yapılar tespit edip belgeledik. Adalardaki çalışmaları önümüzdeki yıllarda da devam ettirmeyi hedefliyoruz. Ayvalık ve çevresinde yeni belgelenen mimari ve küçük buluntu anlamında eserlerin tespiti devam ediyor” dedi. (Kaynak: Hürriyet gazetesi, 29 Ağustos 2017)

23


2000 yılında kaybettiğimiz Altınova’nın efsane balıkçısı Melek Ahmet’in (Ahmet Çelik) adı; Kumada ile Altınova arasındaki köprüye yaklaşık iki yıl önce Belediye Meclisi kararıyla ‘resmen’ verildi. Melek Ahmet’in 1980’li yıllarda tek başına ağaç kazıkları birer birer denize çakarak inşa ettiği ahşap köprü zamanla yıpranmış, Devlet Liman Hizmetleri tarafından yıkılmış, yerine bir taş köprü yapılmıştı. Her ne kadar yeni köprüye yeni bir isim verilmek istense de bu öneri Altınovalılar tarafından kabul görmemiş ve köprü, 5 Ekim 2016 tarihli Meclis kararına kadar ‘Melek Ahmet’ adıyla anılmaya devam etmişti. Elinden her iş gelen usta balıkçı Ahmet Çelik aynı zamanda iyi bir işletmeciydi. 1986 yılında sahilde açtığı üçdört masalı, salaş balıkçı restoranı ‘Melek Ahmet’in Yeri’ Altınova’da bir ilkti. Rezervasyon yaptırmadan yer bulmanın imkânsız olduğu bu küçük restoran yöre insanlarına ve turizmine beş yıl boyunca hizmet verdikten sonra kapanmıştı. 2015 yılında iki yeğeni tarafından İskele Mevkii’nde yeniden faaliyete geçirilen Melek Ahmet’in Yeri’nde Melek Şener ve Ahmet Çelik’le dünü ve bugünü konuştuk. 24

YEĞENLERİ, MELEK AHMET’İN ADINI HEM BALIKÇILIKTA HEM RESTORANCILIKTA EN İYİ ŞEKİLDE YAŞATMAYA DEVAM EDİYOR GÜLBENİZ ŞENTAY

S

ayın Ahmet Çelik, anısını yaşatmaya çalıştığınız amcanız hakkında neler söylemek istersiniz? -1927 yılında dünyaya gelen amcam Altınova’nın en eski, en ‘cabbar’ balıkçılarındandı. O, denizin dibinde bile yürürdü. Balıkçılıkta da, restorancılıkta da üzerine yoktu. Altınovalılar, Ayvalıklılar, turlarla gelen turistler gibi Akademililer ve Çamlık siteleri sakinleri de onun mütevazı restoranının müdavimleri arasındaydı. Yüzmek için Kumada’ya gitmekte zorlanan site mensupları elinden her iş gelen amcamdan sahille ada arasına bir köprü yapmasını istemişlerdi. Bu konuda herhangi bir eğitimi olmayan amcam, tamamen zekâsını kullanarak adaya uzanan ahşap bir köprü yapmıştı. O günden sonra Altınovalıların köprüye verdikleri Melek Ahmet adı, nihayet 2016 yılında ve Belediye Meclis üyelerinin oy birliğiyle ‘resmen’ kabul edildi. Çünkü amcam herkesin sevdiği biriydi, partilerle, particilikle işi yoktu. Altınova insanıydı o!

Kendisine neden Melek Ahmet denirdi? -Amcamı anneannesi Melek Hanım büyütmüş. Soyadı kanunu yokken herkesin bir lakabı varmış. Amcam da kendisini büyüten Melek Hanım’ın adıyla tanınmıştı. Babam (Rıza Çelik) çok küçük yaşta yetim kalınca, ona kendisinden yirmi beş yaş büyük olan

amcam babalık etmişti. Sanırım benim adımı Ahmet, kız kardeşimin adını da Melek koyan babam; abisine duyduğu minneti, anneannesine sevgisini böyle dile getirmek istemişti. Beş yıl önce Melek ve Ahmet olarak bir restoran açmaya karar verdiğimizde Altınova’da markalaşmış bir ismi bizden daha iyi kimsenin yaşatamayacağını düşündük ve mekânımıza ‘Melek Ahmet’in Yeri’ adını verdik.

Bize eski Melek Ahmet’in Yeri’ni birkaç cümleyle anlatır mısınız? -Elbette... Küçük, salaş ama nezih, temiz bir balıkçı restoranıydı. Amcam burayı eşi, babam ve annemle birlikte çalıştırırdı. Doğrusu ahım-şahım bir menüsü yoktu. Ama lezzet ‘on numara’ydı. Müşterilerine bir tek tekir balığı sunardı. Ne var ki önceden haber verip, çipura yemeye geleceğinizi söylediğinizde ne yapar eder o balığı da bulur, getirirdi. Denizden yeni çıkmış, tazecik tekirlerin yanındaysa sadece fava, patlıcan salatası ve deniz börülcesi ikram ederdi. Buna rağmen her akşam mekân dolar-taşar, gecede en az altmış kilo tekir tüketilirdi. Ayvalık’tan, çevre sitelerden kalabalık gruplar gelirdi hep. Amcam porsiyon hesabı yapmadan kocaman servis tabaklarını tepeleme balıkla doldurur, masalara bırakırdı. Tabii balık çoktu o vakitler. Ucuzdu. Kısacası eli açık, gönlü zengin bir adamdı. Eşindendostundan kesinlikle para almazdı. Denizden bol balıkla döndüğü, mekânın


Rıza Çelik

hıncahınç dolduğu akşamlarda ise daha bir keyiflenir, tuttuğu hesap pusulalarını bir kenara atar, müşteriye, “Ne verirsen ver!” derdi. Ancak deniz o gün ona bonkör davranmamışsa, işler de kesatsa hakkını alır, geceyi asla zararla kapatmazdı.

restoranlarda çalışmaya başlamıştım. Babam bana, “Erken yaşta kendini yıpratıp durma!” derdi ama ben pek söz dinlemezdim. Zira kendi harçlığımı çıkarmak, masraflarımı karşılayacak kadar para kazanmak hoşuma gidiyordu. Nitekim abimin üstelemesene karşın üniversiteye gitmek istemedim. Tek amacım bir an önce hayata atılmak, kendi Peki, Melek Ahmet’in Yeri’nde dünden bugüne neler işimi kurmaktı. İzmir’de bir aşçılık kursuna yazıldım. değişti? Edindiğim temel bilgilerin üzerine annemden öğrendiklerimi, kendi deneyimlerimi ekledim. -Aslında hiçbir şey değişmedi… Dün de Artık hazırdım. Abime, “Bana bir yer bir aile işletmesiydik, bugün de öyleyiz. açalım!” dedim. Belediye projelendirmeden AHMET ÇELİK: Mutfak, kardeşim Melek’in hünerli önce burada yan yana küçük küçük ellerine emanet. Yılların deneyimiyle barakalar vardı. Onlardan birini “Eskiden sinavrit, annem onun sağ kolu. Ben İstanbul kiraladık. Altı masalı, salaş bir yerdi. Üniversitesi Edebiyat Fakültesi lüfer, minakop çoktu. Ama çok ilgi gördü. İnsanlar kapıda Tarih Bölümü mezunuyum. On yıl Şimdi sezonda bir-iki tane kuyruk oluyor, bir masa boşalsın öğretmenlik, yanı sıra da hentbol ancak çıkıyor. Barbun var diye bekliyordu. Menümüze yeni hakemliği yaptım. Fakat bu denizlerin tatlar eklememiz, meze çeşidini tabii ama o da bol değil. Her çocuğuyum. Tıpkı amcam, babam arttırmamız kaçınılmazdı. Barakalar gibi iyi bir balıkçıyım. Melek Ahmet’in gün balığa çıkarım. En son yıkılıp, mekân genişlediğinde talebi Yeri’nde müşterilerimize sunduğumuz adabeyi, mercan, uskumru, karşılayamayacağım açıktı. Annem bütün deniz ürünlerini; balıkları, gibi abimi de ikna ettim ve birlikte fener, istavrit ve sübye kalamar, karides, ahtapotu denizden çalışmaya başladık. yakaladım.” ben çıkarırım. Babam yıllarca balıkçılık yaptı. Benim de bir balıkçı dükkânım vardı. Konuklarınızı nasıl bir menüyle Yani herkesin bildiği, güvendiği insanlardık. karşılıyordunuz? Ayrıca amcamdan bize miras kalan sağlam bir ‘imaj’ vardı. Kısacası yeme-içme sektörüne girerken -Sezonda konuklarımıza yirminin üzerinde deniz elimiz güçlüydü. Yapmamız gereken tek şey Melek Ahmet’in ürünü, yetmiş-seksen kadar da meze seçeneği sunuyoruz. Yeri’ndeki ruhu aynen mekânımıza taşıyabilmekti. Hizmet Spesiyallerimiz arasında kendi buluşum sandal sefasını, kalitemizi arttıracak, ürün yelpazemizi genişletecek ama o yoğurtlu fener kavurma, özel sosladığım ahtapot ızgara, eski sıcak, samimi balıkçı restoranından vazgeçmeyecektik. karides mantı, karides güveç, ahtapot beğendi, kalamar Bu nedenle dekorasyon aşamasında masadan sandalyeye, dolma ve ahtapot güveçi sayabilirim. Sübye ve mürekkep aksesuarlardan bahçe düzenlemesine kadar özellikle rahat balığı yumurtasından yaptığım mezeleri herkes çok ama salaş bir ortam yaratmaya, Melek Ahmet’in Yeri’ni severek yiyor ve daha önce hiçbir yerde rastlamadıklarını sevenleriyle yeniden buluşturmaya özen gösterdik. Galiba söylüyorlar. Zaten ben de hep farklı tatlar elde etmek için bunu başardık da… Ben bu noktada sözü beş yıl önce inadı sürekli denenmemiş şeyleri deniyor, yeni yeni lezzetler ve ısrarıyla bizi bu yola çıkaran kız kardeşime bırakmak keşfediyorum. Bundan müthiş keyif alıyorum. Acılı ezmeyi, istiyorum. Çünkü her şey bir yerde onu sayesinde oldu. patlıcan salatasını, haydariyi, deniz börülcesini, favayı, Girit mezesini de hep kendi usulümce hazırlıyorum. YAZ AYLARINDA TÜRKİYE’NİN HER YERİNDEN, HER Mesela ne yapıyorum? Girit mezesine süzme yoğurt, süzme KESİMDEN KONUKLARIMIZ OLUYOR ve tulum peynirinin yanı sıra kabak ve ceviz de ilave ediyorum. Mevsimine göre annemin topladığı bütün Ege Sayın Melek Şener, o zaman hemen size soralım, serüven otları menümüzde mevcut. Ayrıca annemin elinden çıkan nasıl başladı? sarmaların, kabak çiçeği dolmalarının özel bir hayran kitlesi var. Balık sevmeyen çocuklara ya da balığı tercih -Yıllardır hizmet sektörünün içindeyim. Ortaokul etmeyenlere ikram ettiğimiz köfteleri de her gün taze taze öğrencisiyken dinlenme tesislerinde, beach clublarda,

25


yine annem hazırlıyor. Abimse denizden çıkardığı ürünleri leziz mezelere dönüştürüyor. Onun yaptığı somon pastırma, lakerda, isli balık, soslu hamsi, soslu palamut, sardalyayla mutfağımız iyice zenginleşiyor ve özelleşiyor.

Ahmet Bey, kaç kişilik bir ekiple çalışıyorsunuz? Aynı anda kaç kişiye hizmet veriyorsunuz ve nasıl bir müşteri profiliniz var? -Kızkardeşim, annem, kardeşime yardımcı olan Müşerref Hanım, ben ve balığa çıktığımda buranın bütün yükünü üstlenen, sağ kolum Altay Ekrem’le birlikte beş kişilik bir ekibiz. İzin dönemlerinde damadımız da desteğini bizden esirgemiyor. Kapasitemiz kışın on, yazın otuz

Ahmet Çelik: Rahmi Başkan’la birlikte Altınova’nın çehresi değişmeye başladı

“A

ltınova’da hızlı bir değişim var. Turizm adına mahallemizi güzel bir gelecek bekliyor. Artık Altınova televizyonlarda adından sık sık bahsedilen bir yer. Ayvalık gibi bir markanın mahallesi olmak en büyük artımız diye düşünüyorum. Çünkü insanlar merak ediyor ve görmeye geliyorlar. Ancak konaklama tesislerimizin yetersizliği nedeniyle pek azı burada geceleyebiliyor. Zamanında imar planları yapılırken ileri görüşlü davranılamamış maalesef. O nedenle bugün geçmişin sıkıntısını çekiyor ve ne yazık ki şimdiye kadarki yerel yönetimlerin ilgisizliği nedeniyle yazlıkçı turizminden öteye geçmekte zorlanıyoruz. Fakat bu sorunun da bir şekilde aşılacağına inanıyorum. Rahmi Başkan konunun üzerinde hassasiyetle duruyor. Onunla birlikte Altınova’nın çehresi değişmeye başladı. İskele sahil bantı düzenlendi, yol uzatıldı. Buralarda yeni yeni turistik mekânlar açıldı. Yıllardır el sürülmeyen yollarımız yenileniyor. Böyle böyle değişecek, gelişeceğiz. Altınova Türkiye’nin hâlâ en bakir bölgelerinden biri. Doğal dokumuzun korunması şartıyla gerekli tesislerin yapılması halinde turizm alanında hak ettiğimiz yere gelececeğimize inanıyorum.”

26

masa. Melek yaratıcı, mükemmel bir aşçı ve yaptığı her şeyin içine mutlaka sevgisini de kattığı için kısa sürede gönülleri fethetti. Altınova’dan, Cunda’dan, Sarımsaklı’dan, Dikili’den yılın on iki ayı bize gelen kemikleşmiş bir müşteri kitlemiz var. Yaz aylarındaysa Türkiye’nin her yerinden, her kesimden konuklarımız oluyor. Melek Ahmet’in Yeri eskiden de bir markaydı. Şimdi de marka… Fakat amcamın döneminde sosyal medya yoktu. Oysa biz bu mecrada artık bir hayli tanınıyoruz. Fatih Portakal, Mehmet Yaşin, Teoman Ünal, Selda Bağcan, Volkan Konak, Cüneyt Çakır, Garo Mafyan gibi iş, siyaset, kültür sanat, spor, medya dünyasından pek çok değerli isimi mekânımızda misafir etmekten gurur duyuyoruz. Marka olmak değil belki ancak marka kalmak zordur. Bu bilinçle hareket ediyor ve yakaladığımız sıcak, nezih, temiz, rahat, huzurlu ortamı korumaya, müşterilerimizin kendilerini evlerinde gibi hissetmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü hepimizin geleceği burası… Başka gelir kaynağımız yok.

TIPKI AMCAM MELEK AHMET GİBİ BİZİM DE ÖNCELİĞİMİZ PARA DEĞİL, İNSAN KAZANMAK Melek Hanım, abinizin söylediklerine neler eklemek istersiniz? -Bakın, bizim işletmemiz deniz görmüyor. Lakin insanlar lezzetin yanı sıra başta sadelik olmak üzere özlem duydukları pek çok şeyi burada buldukları için bize geliyorlar. Hâl böyle olunca gözleri zaten denizi görmüyor. Hiç unutmam bir akşam Garo Mafyan, abime dedi ki, “Ahmet sakın mekânın ruhunu bozma! Dünyanın en kaliteli lokantalarında, en iyi şeflerin yemeklerini yedim. Ama inan lüksten, şatafatlı yerlerden, kusursuz hizmetleriyle insanı boğuntuya getiren beyaz eldivenli garsonlardan bıktım. Benim istediğim şu tahta sandalye, duvardan sarkan şu petunya!” Gerçekten de artık çoğu dostumuz olan müşterilerimizle aile gibiyiz. Örneğin ünlü iş adamlarımızdan biri bahar aylarını burada, sahildeki evinde karşılıyor. Sezon dışında karnını doyurabileceği başka bir yer olmadığı için öğle yemeklerini bizde yiyor. Balık restoranıyız diye de her gün balık sipariş ediyordu. Bir gün aramızda oluşan samimiyetten cesaret alarak, “Bugün size balık vermeyeceğim. Yeter! Her Allah’ın günü balık, her Allah’ın günü balık… Bıkmadınız mı?” dedim ve kendimiz için iç bakladan yaptığım dere otlu yemeği servis ettim. Bayıldı. Bir tabak dolusu yedi ve “Kızım beni düşünmen; bana değişik, leziz bir yemek sunman çok hoşuma gitti. Üstelik onu bana satmadın, ikram ettin. Nezaketin için de ayrıca teşekkür ederim” dedi. Hâlâ en has


Fatih Portakal

müşterilerimizdendir. Konuklarını da bizden başka yere götürmez. Yani insanları mutlu etmek, onların gönüllerini kazanmak inanın zor değil. Yeter ki samimi olun. Sizden asıl bekledikleri şey bu çünkü.

Ahmet Bey, işletmenizde fiyat-kalite dengesi nasıl? -Vallahi bu konuda tevazu gösteremeyeceğim. Çünkü sunduğumuz kaliteyi bu fiyatlarla hiçbir yerde bulamazsınız. Neden derseniz, bir kere her şeyi mutfakta kız kardeşim hazırlıyor. Aşçı ücreti ödemiyoruz. Balıkları, deniz ürünlerini ben yakalıyorum, yani balığa da para vermiyoruz. Yönetimi, hesap-kitap işlerini, malzeme alımını Altay’ın da desteğiyle ben yürütüyorum. Bütün bunlar maliyeti, dolayısıyla müşteriye giden hesap pusulasını düşürüyor. Örneğin Melek Ahmet’in Yeri’nde balık, kalamar, soğuk mezeler, meşrubat dahil kişi başı en fazla elli lira öder, çıkarsınız. Sonuç olarak anlatmaya çalıştığım şey şu: Tıpkı amcam Melek Ahmet gibi bizim de önceliğimiz para değil, insan kazanmak. Zira biz bir gelenin bir daha gelmesini istiyoruz. İnsanlar gidiyor ve bir daha uğramıyorlarsa o mekânda sıkıntı var demektir.

Volkan Konak

Melek Hanım, son olarak ne söylemek istersiniz? -Bizim için gerçekten her şey para değil. Çünkü bir şekilde kazanıyor ve emeğimizin karşılığını alıyoruz. Beğeniliyoruz, takdir görüyoruz, aranıp-soruluyoruz. En önemlisi seviliyoruz. Sevilmek apayrı bir şey, benzersiz bir ödül...

Babamın batan tekneden kurtulması bir mucizeydi

“M

ekânı açtığımız yılın haziran ayıydı. Babam bir arkadaşıyla balığa çıkmıştı. Midilli yakınlarına attıkları ağları çekip, dönüşe geçtiklerinde içeri su dolmaya başlamış. Meğer birkaç gün önceki sert poyraz teknenin üst kısmındaki tahtaların arasını açmış. Yükleri ağır olduğundan suyu tahliye edememişler ve tekne batmış. Arkadaşı altı saat yüzerek bize ulaştı. İzmir sahil güvenliğin helikopterleri, Ayvalık Sahil Güvenlik’in yedi-sekiz botu, balıkçı arkadaşların kayıkları, tekneleriyle babamı aramaya başladık. Aradan dokuz saat geçmişti. Tam umutlarımız yitirdiğimiz anda on beş yıllık arkadaşı babamı denizin ortasında, batan teknenin motoruna tutunmuş halde buldu. Hemen hastaneye kaldırdık. Kurtulması bir mucizeydi.”

27


Biraz Ondan Biraz Bundan ZEYNEP KAZANCIGİL zkazancigil@gmail.com

O

Şehmuz

lay Mahali : Ayvalık Sarmısaklı Plajları Tarih: Temmuz 2015

Sıcağın altında, kızgın kumların üzerinde durmuş kendini belli etmemeye çalışarak etrafı kesiyor. Sert hatlı bir yüz, kırlaşmış bıyıklar, bembeyaz bir gömlek, kara gözlükler. Ellili yaşlarında. İkircikli bir hali var. Façasını bozmamaya çalışsa da, endişeli bakışlarla sağı solu gözlüyor. Arada bir bakışları uzaklara dalıp gidiyor. Derken elindeki telefon çalıyor. Telefona cevap veriyor. Sessizce konuşarak meçhul bir yöne ilerliyor ve gözden kayboluyor. Biraz sonra elinde bir naylon torba ile beliriyor ve kızgın kumların üzerinde bilinmez bir yöne doğru endişeli bakışlarla sağı solu kollayarak ilerliyor. Ajan mı? Gizli bir örgüt üyesi mi? Belki de silah kaçakçısıdır? Uyuşturucu satıcısı olmasın sakın? Biraz daha dikkatli bakınca... Aaaa! Ne kaçakçısı, bu bizim Şehmuz ayol! Son 20 yıl boyunca Ayvalık plajlarında biraz vakit geçirmiş olan herkesin yakinen tanıdığı 30 yıllık tescilli seyyar midyecimiz olur kendisi. Veli nimetimiz, Şehmuz’umuz... Neden kara gözlüklerle tedbil-i kıyafet derseniz, durum şudur: Bu yaz seyyar satıcılardan plajlarda dolaşıp satış yapma bedeli olarak sezonluk bir para istenir. Bizim Şehmuz nerden bulsun o kadar parayı. Dolaşmak da yok. Yani kumsal boyunca yürüyerek midyelerini satamaz artık. Sabit bir yerde duracak. Bizimki ne yapsın, düşünüyor taşınıyor, başlıyor kaçak çalışmaya. Şehmuz’un cep telefonu herkeste var nasıl olsa. Sotalanıyor bir köşeye, Çamlıklılar arıyor, “Şehmuz falan plajdayız, getir 30 midye, getir 50 midye!..” Şehmuz böylece vaziyeti idare ediyor. Derken plajlardan birinin müdürü, Şehmuz’un midyelerinin kendi plajında satılan tost ayran vs. satışlarını düşürdüğüne karar veriyor. Şehmuz’u bitirmeye azmediyor! Kendi anlatması şöyle: “Valla artık cep telefonumu kapattım. Yeni numara alınca size veririm. Artık kimseye güven olmuyor. Abi, geçende aradılar beni cepten, “Şehmuz falan plajdayız, bize 150 tane midye getir.” E sevindim tabi, tüm günlük midyeyi verdik gitti diye. Doldurdum torbaya gittim ki, alıcı polis çıktı abi. Yaktılar beni...” Neyse ki ertesi yaz bu uygulamadan vaz geçildi. Şehmuz yıllar içinde bir Çamlık karakterine dönüşmüştür. Herkesi tanır, yedi ceddini bilir. “Kim kimin nesidir?” konusunda herkese 100 çeker, zekası ve esprileri ayrı konu. Kaç midye yediğinizin hesabını da zinhar aklında tutar. Hatta geçen yazki performans analizinizle bu yılkini de sayıverir. Şehmuz hayatımıza nasıl girdi? Doksanlı yıllarda bir gün plajda otururken, uzaktan garip bir kütlenin yaklaşmakta olduğu farkedilir. Dikkatli bakınca söz konusu kütlenin, kafasının üzerinde bir tepsi taşıyan, elinde seyyar satıcılara mahsus tahta bir tepsi ayağı, şalvarıyla, başında doğululara özgü puşisiyle, poturuyla, gayet pos bıyıklı esmer bir adam olduğu anlaşılır. Tepside sattığı şey midye

28

dolması... Şaşırır Çamlık halkı. O yıllarda, Ayvalık Çamlıklılar bir plaj seçip yaz boyu topluca aynı plaja giderlerdi. Buralarda henüz seyyar satıcı-midyeci gibi bir konsept yok. Ama Şehmuz başlı başına bir karater. Midyeleri de leziz mi leziz. Yaz boyunca herkesin gönlünü çeler. Ertesi yaz, aynı Şehmuz, pos bıyığını, poturunu, puşisini bırakıp, şort mayo, parmak arası terlik, çiçekli gömlek, rayban gözlük haline dönüşür. “Hayırdır?” diye soranlara şöyle der: “Ortama uyum sağladım abey!” Böylece ‘Çamlık Cemaati’nin vazgeçilmezlerinden birine dönüşür. Burada bir parantez açalım bu ‘Çamlıklı’ da nedir? diye soran dostlara cevap verelim: Çamlıklılar kendi içinde soyu tükenmekte olan bir türü temsil ederler. 1923 mübadelesi ile Midilli’den Ayvalık’a gelmiş, kısaca, hali vakti yerinde, genellikle iyi eğitimli, ehli-keyif, az biraz da burnu havadadırlar. Herkes birbiriyle bir şekilde akrabalık yada hısımlık bağlarıyla bağlıdır. Ve tabiki, “Vay bu cemaate yeni katılan gelinlerin, damatların ya da misafirlerin başına!” Bu biçarelerin yapacağı en büyük teknik hata, “Kim kimin nesidir?” sorusunu saf saf sormaktır. Çünkü o anda kutu açılır, bu yeni gelen sıfır kilometre garibimler daha ne olduğunu anlamadan kendilerini içlerine fenalıklar getirten bir çapraz bağlantılar silsilesi karşısında buluverir. Geçmişi teee Midilli’ye dayanan sonu gelmez, “O da Midilllilidir, şeylerin gelinin erkek kardeşiyle evlenince İstanbul’daki bilmemkim holdinge yönetici oldu tabii… Ve de onun kızı da bizim şeyle evlendi!..” gibisinden bir türbülansa kapılan yeni gelen misafir veya gelin-damat, kafayı sıyırmaya beş kala kendini Sarımsaklı plajlarının buz gibi sularına atıp serinlemeye çalışır. Ama nafile... Denizde daha su belini geçmeden yanına gayet süslü en havalısından mayolu, en kibarından orta yaşlı iki hanım yaklaşır, hâl-hatır sorarlar. “Eyvah bunlar da kimdi şimdi? Hangi akrabamız oluyordu acep?” derken, yeni gelen biçare misafir, gelin veya damat olayın bir yerinde kopar, dağılır gider ve artık anlamaya çalışmaktan ve isimleri belleme gayretinden doğan zihin yorgunluğuyla, koşup kendini serin sulara bırakır. Sudan çıktı mıydı karşısında pos bıyıklı Şehmuz’u bulur. “Abey hoşgeldin, küçük boy midyelerden vereyim istersen, daha güzeldir... Geçende bizim Turan bu midyelerden 104 tane yediydi,  bakalım sen kaç tane yiyebilcen...” Çamlıklılar için Şehmuz’suz bir yaz, onsuz bir plaj düşünülemezdi. Bu yaz Sarımsaklı plajlarına giderseniz gözleriniz boşuna Şehmuz’u aramasın. Birlikte büyüdüğümüz, hatta çoğumuzun çocuklarını da büyüten 40 yıllık seyyar midyecimiz, ince esprili dostumuz sevgili Şehmuz emekli oldu ve Manisa’ya taşındı. Çok şükür keyfi yerindeymiş. Hepinize selamı var…


Ayvalık zeytinyağı birinci sınıf yağ zinciri içinde yer alıyor

1937

KÖKLÜ ZEYTİNCİLİK KAZANDIĞI ÜÇ AYRI ÖDÜLÜN MUTLULUĞUNU RAHMİ GENÇER’LE PAYLAŞTI

yılından bu yana zeytincilikle uğraşan Ayvalık Köklü Zeytincilik, erken hasat soğuk sıkım zeytinyağı ürünüyle Amerika’da World’s Best Olive Oils For 2018’de dünya ikinciliği, Türkiye’de 110 firmanın katıldığı 11. Zeytin Dostu Ulusal Zeytinyağı Kalite Yarışması’nda altın madalya, Tokyo’da yapılan Olive Japan yarışmasında ise bir gümüş ödül aldı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer, kendisini ziyaret ederek başarılarını paylaşan Köklü firması sahipleri Çetin Kaya Kürlek ve oğlu Mustafa Kürlek’i kutladı, ulaşılan başarıyı “Gurur verici” olarak niteledi. Gençer şöyle dedi: “Dünyanın Ayvalık ve Türkiye’yi daha iyi, daha doğru tanıyabilmesi için yerel markaların çoğalması gerekiyor. Köklü ailesini Ayvalık’a getirdikleri bu ödüller için Ayvalık zeytinyağı ve Türk zeytinyağı adına kutluyorum. Gerçekten çok önemli üç ödülü aynı yılda almaları, Ayvalık zeytinyağının ne kadar önemli olduğunu ve Köklü ailesinin de zeytinyağının kalitesini ne kadar iyi sunduklarını gösteriyor.” Ziyarette, Rahmi Gençer’in Ayvalık Ticaret Odası Başkanlığı sırasında başlattığı ve gelenekselleşen Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nin Ayvalık zeytinyağının tanıtımına ve bu başarılara zemin hazırladığının belirtilmesi üzerine Gençer sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaten bizim amaçlarımızdan biri yerel markalarımızın çoğalması ve dünyada bizi iyi tanıtabilmesiydi. İnşallah bundan sonra tüm firmalarımıza bu teşvik olur ve bu yarışmalara katılıp Ayvalık zeytinyağını dünyada

tanıtırlar. Ayvalık zeytinyağı literatürdeki yerini koruduğu gibi birinci sınıf yağ zinciri içine tekrar girdi. Bu bizi mutlu etti. Son on dört yılda, Hasat Günleri, Coğrafi İşaret, UNESCO süreci, çevre duyarlılığı... Bu vizyonların hepsinin faydası oldu. Bunların şehrin tanıtımı konusunda çok ses getirdiğini görüyorum. Ayvalık’ın değerini arttırıyor, başka bir kaliteye taşıyor. Bunlar kolay olmadı, insanlar zamanında Hasat Günleri’ni küçük gördü. Ancak biz vazgeçmedik. Ayvalık’ın zeytinyağını tanıtıyoruz ve doğru tanıtmaya çalışıyoruz. Ticaret Odası’na Zeytinyağı Laboratuvarı kurduk, çok özel bir laboratuvar. Bugün İspanya’da bile sayısı az olan akredite edilmiş bir laboratuvar. Yurt dışından birini memleketimize getirseniz ve böyle bir laboratuvar olduğunu söyleseniz şaşırır. Yurt dışında olan bazı şeyleri biz çoktan yaptık. Bu şehir bunları elde etti, kaybetmemesi lazım. Çok sayıda firma ve gençler var. Onların sahip çıkması lazım.” Amerika’da 28 ülkeden 1958 zeytinyağı arasından ikinci seçilerek ödüle layık görülen zeytinyağının üreticisi, Köklü Zeytincilik sahibi Çetin Kaya Kürlek, zeytinyağını yurt dışında başarıyla temsil etmenin gururunu ve mutluluğunu yaşadıklarını belirtirken Mustafa Kürlek de, “Amerika’da yapılan yarışmada Ayvalık zeytinyağı olarak dünyanın en iyi zeytinyağı listesine girdik. Ayvalık zeytinyağının kalitesini tüm dünyaya göstermiş olduk. Ayrıca Japonya ve Türkiye’deki yarışmalarda da en üst düzeye girerek ödüllerimizi Ayvalık’a getirdik. Elbette çok mutlu ve gururluyuz” dedi.

29


Koruyucu sağlık hizmetleri önemle ve özenle gerçekleştiriliyor

ALTINOVA’DA KÖPEKLER KUDUZ HASTALIĞINA KARŞI AŞILANDI

A

yvalık Belediyesi, Altınova Mahallesi’nde köpekleri kuduz hastalığına karşı aşıladı. Belediye binası önünde vatandaşların getirdiği köpeklere yapılan bir doz kuduz aşısı daha sonra sokakta yaşayan köpeklere de uygulandı. Veteriner İşleri Müdürlüğü’nün açıklamasına göre Köpek Bakım Çiftliği’nde yapılan kısırlaştırmalar sırasında da mutlaka kuduz aşısı yapılıyor. Sokakta yaşayan köpek sayısının artması üzerine, barınakta düzenli olarak yapılan kuduz aşılamasını sokaklarda da uyguladıklarını belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Koruyucu sağlık hizmetlerine önem veriyoruz. Yapılan aşılamayla birlikte kuduz riskini ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Hem can dostlarımızın sağlığı hem de halk ve çevre sağlığını korumak için yaptığımız aşılama çalışmalarımız devam edecek” dedi.

Hediyelik eşya, yiyecek-içecek satışından sağlanan gelir bakım ve tedavilerinde kullanılacak

A

SOKAK HAYVANLARI YARARINA KERMES DÜZENLENDİ

yvalık Köpek Bakım Çiftliği’ndeki Ogan Cemal Can Tedavi Merkezi’ni yaptıran Zeynep Gülden Can öncülüğünde bir araya gelen gönüllüler, Ayvalık Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nün katkılarıyla kermes düzenledi. 24 Mayıs günü Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen kermeste hediyelik eşya, yiyecek ve içecek satışı yapıldı. Kermesten elde edilen gelir sokak hayvanlarının bakım ve tedavisinde kullanılacak. Kermese uğrayan ve gönüllülere destek veren Belediye

30

Başkanı Rahmi Gençer, bir kez daha sokakta yaşayan can dostların sahiplenilmesi çağrısında bulundu. Gençer şöyle dedi: “Kermes, Ayvalık Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ile gönüllülerin ortak çalışması... Ayvalık’ta çevreye ve sokakta yaşayan hayvanlara gerçekten büyük bir ilgi ve sevgi var. Firmaların da desteği oldu. Veteriner İşleri Müdürlüğü’müz can dostların bakımı ve sağlığı için son yıllarda üstün bir gayretle çalışıyor Barınağımıza son iki ay içinde 70 can dostumuzu aldık, daha da alacağız.” Kermesi her ay yapmak istediklerini belirten Zeynep Gülden Can da, Ayvalık’ta yaşayan hayvan severler olarak kendi sokaklarındaki hayvanlara baktıklarını belirtti ve “Bu kermes tamamen gönüllü bir oluşum. Gönüllü dostlarımızın sayısı her geçen gün artıyor. Üçüncü kez yaptığımız kermes ile can dostlarımızın acil ihtiyaçlarının hiçbir yere başvurulmadan karşılanmasını amaçlıyoruz. Kermesimize Abalıoğlu mama firması temsilcisi geldi ve sosyal sorumluluk projesi olarak barınağa 100 kg mama bağışladı. Çalışmalarımızda duyarlılık ve farkındalık yaratmayı amaçlamıştık; bu açıdan bir firmanın gelmesi bizim için çabamızın karşılığı niteliğinde. Ayrıca ev hanımlarımızın yarattığı ürünlerin ekonomiye dönmesi de bu faaliyetimizin bir diğer sonucu” dedi.

RAHMİ GENÇER: Ayvalıklılar doğayı ve hayvanları sever “Çocuklarını mutlu etmek için köpek sahiplenip sokağa atanlara, çiftliğinde çoğaltıp bakamayınca yine sokağa salanlara veya Ayvalık’ta semt pazarlarına gelip bırakanlara sesleniyorum. Ayvalık’a ve o canlılara büyük kötülük yapıyorsunuz. Mümkün olduğu kadar sahiplenelim. Sahiplenme sadece kanunla değil vicdanla bağlantılı. Ayvalıklılar doğayı ve hayvanları seven insanlardır. Evimizde, bahçemizde onlara bakalım. Birçok insan evine cins köpek alıyor ama lütfen sokakta yaşayan köpekleri sahiplenin diyorum.”


Ayda Bir Ayvalık’ın 42. sayısında yazarımız Zeynep Kazancıgil’in ‘Biraz Ondan Biraz Bundan’ başlıklı köşesinde ‘hatırlattığı’ bahçıvan Ahmet Efendi’den bu yana çok şey değişti… Önce Ayvalık’ın tarihi taş sokaklarında tıngır-mıngır ilerleyen at arabalarının ahşap tekerleklerinin yerini lastik tekerlekler aldı. Sonra traktörler devreye girdi. Özellikle yaz aylarında kulağımızı tırmalayan megafonlu satıcılar, “Patates, soğan, domates!” nidaları arasında mahalle mahalle dolaşarak satışa başladılar. Hâlâ tek tük de olsa at arabalı bahçıvanlara, kavun-karpuz yüklü traktörlere rastlıyoruz. Ancak onların devri de kapanmak üzere. Çünkü genelde yaz aylarında karşımıza çıkan bahçıvanlar bu işi artık sabit noktalara konuşlanmış ya da seyyar kamyonetlerle yapıyorlar.

‘ÇAĞDAŞ BAHÇIVAN’IN YENİ HEDEFİ GENELDE ORTA YAŞ VE ÜZERİ İNSANLARDAN OLUŞAN MÜŞTERİLERİNİN POŞETLERİNİ ‘DRON’LA EVLERİNİN İÇİNE KADAR TAŞIMAK...

GÜLBENİZ ŞENTAY

Ç

ağrı Bozkurt genç, yenilikçi, girişimci bir esnaf. Tam on yıldır sokak sokak, mahalle mahalle dolaşarak semt pazarlarını insanların ayağına getiriyor. Yaz-kış, sıcaksoğuk demeden haftanın her günü çalışıyor. O, yılın on iki ayında Ayvalık’a hizmet veren ilk ve tek ‘çağdaş’ bahçıvan… İşini en iyi şekilde yapabilmek adına kazancının önemli bir bölümünü teknolojiye yatırmaktan çekinmiyor. Yeni aldığı soğuk hava depolu aracının kentte bir ‘ilk’ olduğunu belirtiyor ve “Şimdiki hedefim bir dron almak. Çünkü müşterilerim genelde orta yaş ve üzeri insanlardan oluşuyor. Poşetlerini dronla seri bir şekilde evlerinin içine kadar taşımak istiyorum!” diyor. Ne megafon kullanıyor, ne bar bar bağırıyor. Müşterileriyle arasında bir tür ‘telefonla çağrı’ sistemi kurmuş. Siz onu arayıp, “Şu gün gel!” diyorsunuz. Geldiğinde, “Aşağıdayım!” diye size geri dönüyor. Böylece gürültü kirliliğine de yol

açmadan, pazar alışverişi yapamayan insanlara üç yüz altmış beş gün boyunca hizmet veriyor. -Ayvalıklıyım. Evimiz Sakarya Mahallesi’sindeydi. Babam nakliyecilik yapardı. İşe çıkarken beni de yanında götürürdü. Elimden geldiğince ona destek olurdum. Babamın sayesinde Türkiye’nin her yerini gördüm. Yani daha ilkokula başlamadan kendimi çalışma hayatının içinde buldum. Ancak okulla birlikte seyahatler sona erdi. Ben de boş zamanlarımda ve yaz tatillerinde çay ocağında çıraklık yaparak harçlığımı çıkarıyordum. Derken babam nakliyeciliği bırakıp besiciliğe yöneldi. Birlikte süt satmaya başladık. Çocuk halimle yirmi litrelik bidonları elime alır, sokak sokak süt satardım. Çok zorlandığımı gören babam, sağdan-soldan bir pazar arabası bulduğunda yüküm epeyce hafiflemiş, çok sevinmiştim. Gıcır gıcır bir motosiklet edindiğimizdeyse bidon taşımaktan tamamen

31


kurtuldum ve ortaokul bitirinceye kadar süt satmaya devam ettim. Çağrı, Selimiye Veterinerlik Sağlık Meslek Lisesi’ni kazanıp İstanbul’a, abisi de askere gidince yalnız kalan babaları besicilikten de vazgeçmiş. Bu kez kapının önüne bir traktör çekmiş. -Yaz aylarında traktörün içini kavun-karpuzla doldurur, “Alın bunları, satın!” derdi. Liseden mezun olunca Uludağ/ Karacabey Meslek Yüksek Okulu Veteriner ve Hayvan Sağlığı Bölümü’ne girdim. Niyetim lisans öğrenimi yapmaktı ama olmadı. Üç ay sonra okuldan ayrıldım. Askere gittim. Dönüşümde bir kamyonet aldık. Kavun-karpuzun yanı sıra patates, soğan, domates gibi yan ürünlere de yer verince müşteri kitlemiz hızla arttı. Hem alışveriş yapan insanlar hem bize mal veren esnaf kış aylarında da satış yapmamızı, böyle bir şeye Ayvalık’ta ihtiyaç olduğunu söylediler. Aklımız yattı. Ürün çeşidimize her gün bir yenisini ekleyerek aracı müşterilerimizin yaz-kış hemen hemen aradıkları her şeyi bulabilecekleri bir mini pazara dönüştürmeyi başardık. Sürekli alışveriş edenler, onların beni tanıdıklarına önermeleri, aracı görüp gelenlerin hoşnut kalmalarıyla müşteri yelpazem hayli genişledi. Bu nedenle işlerin aksamaması, sadece belirlenen günlerde değil, diledikleri her an bana ulaşabilmelerini sağlayacak telefon sistemini oturttum. Genelde yörenin ürünlerini satmayı tercih eden Çağrı Bozkurt, her sabah erkenden kalkıyor. Armutçuk’taki deposuna gidiyor, eksiklerini saptıyor. Siparişlerini veriyor. -Hep günlük alımlar yapıyorum. Mal hiç elimde beklemiyor. Yani onları bana geldiği anki tazeliğiyle insanlara ulaştırıyorum. Belli kalemleri İzmir ve Çanakkale’den getirtiyorum. Ancak baklayı mutlaka Cunda’dan, börülce ve bamyayı Altınova’dan alıyorum. Enginarı yerinde seçiyorum. Köy yumurtaları bir çiftlikten geliyor. Pazarda görebileceğiniz hemen her ürüne yer veriyorum. Yanı

32

sıra bir ürünün diğer çeşitlerini de bulundurmaya özen gösteriyorum. Örneğin aynı anda ayşekadın, çalı, boncuk, Boşnak fasulyesi tezgahta oluyor. Domates, biber, patlıcan derseniz yine öyle… Özetlersem; patatessoğandan mantara, yapraktan kıvırcığa, kavun-karpuzdan kiraza mevsimin tüm sebze ve meyvelerinden oluşan elli-altmış çeşit malı her gün aracıma yüklüyorum. Onları müşterilerimin kolayca ulaşabilecekleri bir şekilde yerleştirdikten sonra yola çıkıyorum. İlk uğrak yerimi arayarak kaç dakika sonra kapısında olacağımı bildiriyorum.

YÜRÜMEKTE ZORLANAN, YAŞLI, HASTA YA DA ENGELLİ MÜŞTERİLERİM İÇİN KAMYONETİMİ PENCERELERİNİN VEYA BALKONLARININ ALTINA ÇEKİYORUM Ayvalık’ın içini sokak sokak, mahalle mahalle dolaşıyor. Armutçuk’a, 150 Evler’e, Çataltepe’ye, Lale adası ve Cunda’ya gidiyor. Çok talep olmasına karşın Sahil Kent ve Sarımsaklı’ya henüz yetişemediğini dile getiren Çağrı Bozkurt yaklaşık iki yüz müşterisi olduğunu, yazın bu sayının çok üstüne çıktığını ifade ediyor. -Dediğim gibi portföyüm genelde orta yaş ve üzeri insanlardan oluşuyor. Ama sağlıklı, genç müşterilerim de var. Özellikle küçük çocuğu, bebeği olanlar, çalışan kadınlar benden alışveriş yapmayı tercih ediyorlar. Geliyor, diledikleri gibi seçiyorlar. Ancak yürümekte zorlanan, yaşlı, hasta ya da engelli müşterilerim için kamyonetimi pencerelerinin veya balkonlarının altına çekiyorum. Bakıp istediklerini söylüyorlar Olmadı telefonla sipariş veriyorlar. Poşetlerini kapılarına, gerekirse mutfaklarının içine kadar bırakıyorum. Hiçbir şey taşımıyorlar. Çağrı Bozkurt yürümekte zorlanan hatta evlerinden hiç çıkamayan müşterilerinin zaman zaman acil ihtiyaçlarını da elinden geldiğince karşılamaya çalışıyor. -Yaşlı, hasta, engelli insanlar için hayat çok daha zor.


Hele yalnızlarsa… Hele hele pazarlara, marketlere uzakta oturuyorlarsa... Böyle on-on beş özel müşterim var. Onlar pazara olduğu gibi bakkala, markete gitmekte ya çok zorlanıyor ya hiç gidemiyorlar. O zaman beni arıyorlar ve “Gelirken ekmek, gazete, yoğurt da getirir misin?” diyorlar. Yeni tanıştığım engelli bir abim var. Onun sütünü, hatta ilacını ben götürüyorum. Bütün bunlar aramızdaki ilişkiyi farklı bir boyuta taşıyor. Duygusal açıdan bizi birbirimize bağlıyor. Örneğin Sakarya’da yalnız yaşayan bir diğer engelli abimiz evinden hiç çıkamıyor. Bu nedenle her türlü gereksinimini ben karşılıyorum. Hatta çöpünü bile atıyorum. Bir gün benden bir köpek istedi. Sevimli, akıllı bir sokak köpeği buldum, götürdüm. Birbirlerine iyi geldiler… Sürekli insanlarla bir arada, iletişim halinde bulunmaktan fazlasıyla hoşnut olduğunu, işini çok sevdiğini vurguluyor Çağrı Bozkurt. -İşimi gerçekten severek yaptığım için artı talepleri yerine getirmekten yüksünmüyorum. Aksine birilerini mutlu edebildiğim, o gün birileri için artı bir şeyler yapabildiğimde ben de mutlu oluyorum. Karşılığını da fazlasıyla alıyorum. Öyle candan müşterilerim var ki anlatamam… Mesela Canan abla her seferinde, “Aç mısın?” diye sorar. Semiha annem balkonunda bir kahve ikram etmeden asla bırakmaz… Birkaç apartman ötede oturdukları halde aralarında bir “merhaba” dahi bulunmayan sokak sakinleri bazen benim kamyonetimin başında tanışıp, arkadaş olurlar… Yeni kurulan dostluklardan kendi adıma pay çıkarır, sevinirim. Tabii arada yıldızımın barışmadığı insanlar da olur… Ama aldırmam.

İNSANLARIN BENİ SEVDİKLERİNİ BİLİYORUM Peki, etiketlerindeki fiyatların pazardakilerden farkı var mı?

-Hayır! Pazar fiyatlarıyla aramda hiçbir fark yok. Ancak pazarda bir malın dört-beş kalitesini birden bulabiliyorsunuz. Benim ise bir tek kamyonetim, dolayısıyla sınırlı yerim var. O yüzden raflarda her ürünün bir ‘en iyisini’, bir de ‘iyisini’ sergileyebiliyorum. Yani çok ucuzuna yer açmıyorum. Kaldı ki kendi evime sokmayacağım bir şeyi başkalarına satmayı da içime sindiremiyorum. Ayrıca pazarda bildiğiniz gibi sabah ve akşam üzeri fiyatları çok değişiyor. Esnaf elinde kalıp çürümesin diye malını ucuzlatıyor, hatta zararına dahi verebiliyor. Benim soğuk hava depom olduğu için etiket fiyatlarım değişmiyor. Kısacası en taze ve en iyinin fiyatı pazarda neyse, bende de o! ‘Çağdaş bahçıvan’ Çağrı Bozkurt söyleşimizi şöyle noktalıyor: -Mesleğime aşığım. Ayvalık’ta hizmet verdiğim insanların beni sevdiklerini biliyorum. Ben de onlara her zaman ve gerek duydukları her konuda yardımcı olmaya, saygıda kusur etmemeye çalışıyorum. Sanırım bunu başarıyorum da. İşimden aldığım keyfi, işimde bulduğum huzuru onların memnuniyetine borçluyum diyebilirim. Sağ olsunlar, var olsunlar!

“İ

Müstakbel kayınvalidemin en sevdiğim müşterim olduğunu öğrendiğimde derin bir “Oh!” çektim

şimi de, eşim Gizem’i de, oğlum Kenan’ı da, insanları da, hayatı da çok seviyorum. Eşimle 2009 yılında tanıştık ve evlenmeye karar verdik. Kız evi naz evi olduğu için tedirgindim. Fakat müstakbel kayınvalidemin en sevdiğim müşterim olduğunu öğrendiğimde derin bir “Oh!” çektim. Beni oğlu gibi benimsediğinden sıkıntı yaşamadım. Düğünüme bütün müşterilerimi davet ettim. Hepsi geldiler. Kendi babaannem, anneannem kadar sevdiğim müşterim Bedriye ninem de o gün

oradaydı. Allah rahmet eylesin, o oğlumun doğumunda da yanımızdaydı. Maalesef iki yıl önce vefat etti. Onun kaybı beni çok üzdü. Çünkü müşteriden çok öte, çok değerli bir insandı benim için. Nasıl verici, nasıl iyi bir kadındı anlatamam. Bedenini güçlükle taşıyan bacaklarına rağmen her gidişimde oradan oraya koşuşturur, “Sana o kadar sofra kurmuşum; bir lokma yemeden gidilir miymiş?” derdi. Ne zaman evinin önünden geçsem hâlâ içim ezilir.”

İletişim Bilgileri Telefon-WhatsApp: 0536 063 94 91 33


Akademik Bakış Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ aygokdeniz@yahoo.com

UNESCO ve Ayvalık Endüstriyel Peyzaj

UNESCO

; Birleşmiş Milletler’in özel bir kurumu olarak, ‘Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’ (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) adıyla İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 16 Kasım 1945’de Londra’da 44 ülkenin katılımıyla kurulmuş bir organizasyondur. Türkiye, UNESCO’nun kuruluş sözleşmesini onaylayan ilk 10 devletten biridir. Türkiye; bu sözleşmeyi 20 Mayıs 1946 tarihinde imzalamıştır. Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki kültür varlığı sayısı 1 Haziran 2018 itibarıyla 78’e yükselmiştir. Geçici listede geçtiğimiz yıl 71 olan sayıya 7 miras daha eklenmiştir. Bunlar; Priene Arkeolojik Alanı (Aydın), Sarıkaya Roma Hamamı (Yozgat), Harput Tarihi Kenti (Elazığ), Justinianus Köprüsü (Sakarya), Danişment Beyliği Başkenti Niksar: Anadolu Türk Medeniyetinin Erken Dönem Kültürel Mirası (Tokat), Gaziantep Yeraltı Su Sistemleri: Kasteller ve Livaslar (Gaziantep) ve Anadolu’daki Ahşap Çatılı ve Direkli Camiler: Konya Eşrefoğlu Camii, Kastamonu Mahmut Bey Camii, Sivrihisar Ulu Camii, Afyonkarahisar Ulu Camii, Ankara Arslanhane Camii’dir. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nin ön adımı niteliğindeki ‘Geçici Liste’ taraf ülkelerin Dünya Mirası Listesi’ne aday göstermek üzere Dünya Miras Komitesi’ne ilettikleri varlıklardan oluşmaktadır.  Turizm, turistik bölgelerde yaşayan yerel halk üzerinde büyük bir etkiye sahiptir ve yerel halk için önemli bir gelir ve istihdam kaynağıdır. Bu çerçevede; UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmek günümüzde yörelerin birer kalkınma projesi olarak değerlendirilmektedir. Çünkü; bu listeye girmek yöreye üç farklı alanda katma değer yaratmaktadır. 1. Bölgenin bütün kültürel ve doğal değerleri, su altı ve su üstü flora ve faunası koruma altına alınacak ve gelecek kuşaklara aktarılacaktır. 2. Bölgeye ve Türkiye’ye ait bu doğal ve kültürel birikim tüm dünyanın ortak mirası olacaktır. 3. Bölgenin dünyada görünürlüğü daha çok artacak, bölge marka şehir olacak ve daha çok yerli ve yabancı turist bölgeye gelerek yöre ekonomisine katma değer yaratacaktır. Daha çok turistin bölgeye gelmesi yeni turistik yatırımların ve yöresel istihdamın artmasını sağlayacaktır. Bunun en güzel örneği 1994 yılında bu listeye giren Safranbolu’dur. Safranbolu Kaymakamlığı’nın verilerine (2014) göre, ilçede 2013 yılında 195 bin 616’sı yerli, 43 bin 850’si yabancı olmak üzere 239 bin 466 turist konaklamıştır. UNESCO tarafından en iyi korunan ilk 20 kent arasında gösterilen, 1995 yılında 30 bin 283 turistin geldiği Safranbolu’da her geçen yıl ziyaretçi sayısı artmıştır. Dünya Kültür Mirası’na dahil olunca SİT alanı ilan edilen, turizm hareketinin yoğunlaştığı ilçeyi 19 yılda yaklaşık 6 milyon turist gezmiştir. 2013 yılında 85 ülkeden ilçeye gelen

34

43 bin 850 yabancı turistten 13 bin 64’ü Tayvanlı, 5 bin 398'si Alman ve 3 bin 737'si Japon turistlerdi. İlçeye gelen yabancı turist sayısında da 2012 yılına göre 2013 yılında yüzde 7.1’lik artış görülmüştür. Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumluluğunda ve yerel yönetimlerin destekleriyle 2012 yılına kadar ülkemiz Dünya Mirası Listesi’ne 11 varlığımızın alınmasını sağlamıştır. Bu sayı 2014 (Bergama-İzmir, Cumalıkızık-Bursa) ve 2015 itibarıyla (Efes Antik Kenti ve Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçesi’nin de girmesiyle) 15’e yükselmiştir. Sonra; 2016 yılında Kars Ani Ören Yeri ve 2017 yılında da Afrodisyas, Aydın listeye girmiştir. Ayvalık’a 62 km uzaklıkta bulunan Bergama; UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne ‘Bergama Çok Katmanlı Kültür Peyzajı’ adında kültürel varlığıyla 23 Haziran 2014’de girmiştir. Ayvalık’a bu kadar yakın bir mesafede olan Bergama’nın bu listeye girmesi Ayvalık ve yöre aktörlerini heyecanlandırmıştır. Ayvalık’ta bu süreç Ağustos 2014’de başlatılmış ve hedef kültürel ve doğal bir miras olan değerleriyle Ayvalık’ı UNESCO Dünya Kültürel Mirası Listesi’ne girmesi olarak belirlenmiştir. Ege Bölgesi’nde Dünya Kültür Mirası Listesi’ne giren toplam 5 kentten (Efes-İzmir, Letoon Antik Kenti ve PamukkaleMuğla, Truva Antik Kenti-Çanakkale ve Bergama-İzmir) sonra sırada bekleyen Foça Kalesi ve Çandarlı Kalesi vardır. Bu isimlere Ayvalık’ın da eklenmesiyle Ege Bölgesi Dünya Kültür Mirası Listesi’nde önemli bir uygarlık ve kültür merkezi olarak tescillenmiş olacaktır. Bu bölgenin turizm potansiyeli ve saygınlığı artacak, bölge yeni yatırımcılar için cazibe merkezi olacak ve yöredeki tarihi ve kültürel eserler koruma altına alınacaktır. Bergama’nın UNESCO Dünya Mirası Aday Listesi’ne (Tentative List), daha sonra da ‘Bergama Çok Katmanlı Kültür Peyzajı’ adıyla UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmesi bölgede pozitif bir hava estirmiştir. Ayvalık’ın da benzer bir başarı yakalayabileceğini öngören bölge dinamikleri (kamu kurum kuruluşları, yerel yönetimler ve STK’lar) bu süreci başlatmışlardır. Bu bilgiler ışığında Şubat 2015’de Ayvalık Belediyesi, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Dünya Miras Alanları Şube Müdürlüğü'ne ‘Ayvalık Endüstriyel Peyzaj Alanı’ varlığıyla başvurusunu yapmıştır. Bu başvuruyu Nisan 2017’de Paris’te toplanan UNESCO Heyeti değerlendirmiş ve Ayvalık’ın kültürel miraslar için istenen 3. ve 5. başlığa uygun olduğuna karar verip, Geçici Liste’ye (Tentative List) almıştır. Şimdi; Ayvalık’ın tek amacı Asil Liste’ye girmek ve projelerini/ev ödevlerini ona göre yapmaktır. Bu süreç uzun soluklu, paylaşımcı, şeffaf, disiplinli ve zorlu bir süreçtir. Sürecin nihai olarak tamamlanması ise yöreye ve yöre vatandaşlarına katma değer yaratacaktır. Daha çok


Hedef, tarihi sokakların daha rahat kullanılması...

turistin Ayvalık’a gelmesi yeni turistik yatırımların ve yöresel istihdamın artmasını sağlayacaktır. Günümüzde Türk turizminde bir yöresel kalkınma projesi olarak yerel yönetimlerin sahiplendiği ve ciddi çaba sarf ettiği UNESCO sürecine Ayvalık da dahil olmuştur. Bu sürecin olumlu sonlanması ancak yörede yaşayan yerel halkın, kamu kurumlarının ve yerel STK’ların katkısı ve birlikteliğiyle gerçekleşecektir. Sürecin olumlu sonuçlanması yörenin marka kent olmasını ve uluslararası turizm pazarında daha fazla görünmesini sağlayacaktır. Bunun getirisi bölgeye daha fazla yerli ve yabancı turistin gelmesi ve ortak kültürel mirasın paylaşılması anlamına gelmektedir. Bu noktada da dikkat edilmesi gereken en önemli nokta yörenin taşıma kapasitesinin zorlanmamasıdır.

BARBAROS CADDESİ GÜNDÜZ, SAHİL VE AYVALIK CADDELERİ GECE TRAFİĞE KAPATILIYOR

....... Geçtiğimiz haftalarda Balıkesir Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Birimi tarafından Erasmus + programı çerçevesinde öğretim üyesi değişimiyle Litvanya Kaunas Teknik Üniversitesi’ne gittik. Litvanya’nın, Ayvalık’la ciddi benzerlikleri bulunan Kaunas şehri de UNESCO Kültür Geçici Mirası Listesi’nde yer almaktadır. En önemlileri; şehrin bir hikâyesinin olması ve eski şehir dediğimiz ‘old city’ değerlerine sahip çıkmasıdır. Ayvalık’ın bana göre en stratejik ürünü turizmdir. Ancak bu ürünü akılcı kullanması ve koruyarak kullanma ilkesinden ayrılmaması gerekir. Ayvalık; geçtiğimiz iki yıl Türkiye’nin diğer turistik şehirlerinde olduğu gibi turizmden gereği kadar faydalanmamıştır. Bu yıl turizm için bir umut yılı olmuştur. Antalya’dan bunu doğrulayan güzel haberler gelmektedir. Gelen haberler tüm yılların yabancı turist sayısının aşıldığı yönündedir. Ancak çok fazla turist çok fazla döviz anlamına gelmemektedir. Önemli olan paralı turisti daha doğrusu nitelikli ve kaliteli turisti yakalamaktır. Ayvalık ve Körfez bölgesi daha ziyade iç turizmle uğraşan bir turizm anlayışına sahiptir. Araya genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin girmesi bölgemizde turizm faaliyetlerinin geç başlayacağını göstermektedir. Sezonun geç başlayacağının anlaşılması, geç biteceği anlamına gelmemektedir. Çünkü Eylül ayında bu yazlık şehirler terk edilmektedir. Yani; yerli misafirler asli ikametgâhlarına dönmektedirler. Üzülerek ifade etmek isterim ki, bu yaz da Ayvalık ve benzeri destinasyonlar için sıkıntılı geçecektir. Yine de enseyi karatmamak ve umutlu olmak gerekiyor. Turizm bir şehrin kaderini değiştiren, hemen hemen herkesin ekmek kazandığı bir uğraş alanıdır. Turizm aynı zamanda 50-55 sektöre girdi veren-girdi alan bir sektördür. Yani katma değeri yüksek olan ve yerel kalkınmaya önemli katkı sağlayan bir sektördür. Bu nedenle Ayvalık’ta tüm turizm paydaşlarımıza güzel bir sezon ve bol kazançlar diliyoruz. Sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim.

A

yvalık merkezdeki Barbaros Caddesi ile Alibey adasındaki Sahil ve Ayvalık caddeleri günün belirli saatlerinde araç trafiğine kapatılıyor. Buna göre, Barbaros Caddesi 15 Mayıs’ta başlayan uygulamayla birlikte 30 Eylül tarihine kadar 11.00-19.00 saatleri arasında trafiğe kapalı olacak. Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Barbaros Caddesi’nin kış döneminde de belli saatlerde trafiğe kapatıldığını hatırlartı ve şöyle dedi: “Amacımız, yaz aylarında hem kentimizde yaşayanların hem de kentimize gelen konukların sokaklarımızı yürüyerek dolaşmasını, bu şekilde Ayvalık’ın kültürünü daha yakından tanımasını ve esnafın iş hacminin artmasını sağlamak.” Ali Bey adasında 25 Mayıs Cuma günü başlayan uygulamayla ise Sahil ve Ayvalık Caddeleri 19.00-01.00 saatleri arasında araç trafiğine kapatılacak. Ayvalık Belediye Encümeni bu kararı, vatandaşların yoğun saatlerde caddede rahatça dolaşmasını sağlamak için aldı.

35


KENT STRÜKTÜRÜ İLE TAPINMA YAPILARI ARASINDAKİ İLİŞKİ BAĞLAMINDA AYVALIK HAMİDİYE CAMİSİ/3 Doç. Dr. MEHMET KEREM ÖZEL Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi AYVALIK KENT STRÜKTÜRÜNDE HAMİDİYE CAMİSİ’NİN ETKİSİ VE ANLAMI Ayvalık’ta Osmanlı döneminde inşa edilen tek İslam tapınma yapısı Sultan Abdülhamit’in yaptırdığı Hamidiye Camisi’dir. Kitabesi günümüze ulaşmadığı için tam yapım tarihi belli değildir. Ancak kaynaklarda 19. yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiği belirtilmektedir. Servet-i Fünun dergisinin 1894 yılı 101 numaralı sayısında Ayvalık için ‘11 mahalle, 1 cami, 12 kilise, 6 manastır’ olarak verilen bilgide bahsi geçen ‘bir cami’nin Hamidiye Camisi olması kuvvetli ihtimaldir. Hamidiye Camisi’nin bundan sonra adının geçtiği en erken kaynak 1889 Osmanlı Yıllığı’dır. Hamidiye Camisi’nin, Sefa Caddesi’nin hemen karşısında, caddenin deniz tarafında bulunan Yorgala Oteli’ni 1902-1905 tarihlerinde yaptırmış olan Yorgala adlı bir Rum iş adamı tarafından, otel yapmasına izin verilmiş olunması nedeniyle inşa ettirip yönetime armağan ettiğine dair söylentiler vardır. Ancak Osmanlı gelenekleri göz önüne alındığında bu söylentinin asılsız olduğu anlaşılır. Öncelikle; Osmanlı’da tek bir kişinin değil, ancak bir cemaatin cami, çeşme veya herhangi bir yapı inşa ettirip padişaha hediye etmesi gelenektir. Nitekim Sultan Abdülhamit’in 30. saltanat yılı nedeniyle yaptırılıp hediye edilen yapılar vardır. Bunlardan biri, Musevilikten dönme Müslüman cemaatin Selanik’te yaptırdığı Yeni Cami’dir. Osmanlı’nın başka bir önemli uygulaması ise başkaları tarafından yaptırılıp padişaha hediye edilen camilere hiçbir şekilde padişahın adının konamıyor olmasıdır. Başka bir deyişle, ancak padişahın yaptırdığı camiler padişahın adını alırlar. Dolayısıyla Ayvalık’taki Hamidiye Camisi’ni bir Rum’un yaptırmış ve adıyla padişaha hediye etmiş olmasının hiçbir şekilde imkânı yoktur. Hamidiye Camisi’nin Ayvalık kentsel strüktürü içindeki konumu bu bilgiler ışığında okunduğunda, ilginç verilere ulaşılır. Öncelikle göze çarpan ilk olağandışılık, Hamidiye Camisi’nin kentteki konumu açısından yerleşimden ve merkezden uzak oluşu ve yalnızlığıdır. Gerek İslam dünyasında gerekse de Osmanlı uygarlığında tapınma yapılarının etrafında oluşan konut ağırlıklı kentsel dokunun aksine Hamidiye Camisi tek başınadır. Caminin

36

yakınında çarşı da yoktur. Ayvalık’ın genel kentsel morfolojisinde Hıristiyan tapınma yapılarının çevrelerinde oluşan yoğun dokulu mahallelerle karşılaştırıldığında, bir tapınma yapısı olarak Hamidiye Camisi’nin olağandışı konumu daha da belirginleşir. Ayvalık’ta caminin inşa edildiği dönemde Türklerin çok az sayıda bir azınlık olması ve kentin strüktürel gelişimini tamamlamış olmasından dolayı merkezde boş arazinin bulunmaması caminin çeperdeki konumunun açıklamalarından biri olabilir. Başka bir açıklama da Ayvalık’ta bir Türk mahallesinin bulunmayışı olabilir. Hamidiye Camisi’nin inşa edildiği dönemde Ayvalık’ın 21.677’lik nüfusunun sadece 90 kişisi Türk’tür. Bu kadar az sayıdaki bir nüfusun kentte belli bir mahallede toplanmamış olma, dolayısıyla kentin geneline yayılmış olma ihtimali yüksektir. Aksi takdirde, 1889 Osmanlı Yıllığı’nda Ayvalık’ın mahallelerinden bahsedilirken 11 mahalleye ek olarak ‘Türk mahallesi’nin adı da geçerdi. Hamidiye Camisi’nin Osmanlı Devleti tarafından ileriki zamanlar için planlanan olası bir Türk mahallesinin odak noktasını oluşturma ihtimali de zayıftır. Kuzey yönünde kent merkezinden uzak, genellikle fabrikaların ve tabakhanelerin konumlandığı Kıyı Bölgesindeki yer seçimi ve yaklaşık 12 metre kotundaki küçük bir tepenin üzerindeki konumu göz önüne alındığında, fiziki ve topografik şartlardan dolayı Hamidiye Camisi’nin etrafında bir mahallenin oluşma ihtimali çok zayıf, neredeyse imkânsızdır. Ayvalık’ın bütünüyle Türkleştirildiği 1923’den, tarihi bölgenin kentsel SİT alanı ilan edildiği 1976 tarihine kadar Hamidiye Camisi’nin etrafında herhangi bir mahallenin kurulmamış olması da caminin topografik ve kentsel konumunun elverişsizliğini ortaya koyması açısından önemlidir. Günümüzde de caminin yakınında sadece askeri lojmanlar bulunmaktadır. Hamidiye Camisi’nin etrafındaki dokunun odağını oluşturmaktan daha önemli bir misyonu var gibidir. Cami, Ayvalık’a kuzeyden, yani Balıkesir-İstanbul yönünden girişte kıyıya yakın ve çok yüksek olmadığından yoldan rahatlıkla algılanan topografik bir yükseklik üzerine yerleştirilmiştir. Bu tepe kıyıya yakınlığı nedeniyle kente


kuzeyden girişte dar bir geçit yaratarak, daha önce Ayvalık’ın tarihsel süreçte ana omurgası olarak bahsedilen Sefa Caddesi’nin başlangıcını oluşturur. Hamidiye Camisi, yoldan yüksekçe bir tepenin üzerindeki konumuyla kente kara yoluyla yaklaşılarak girildiğinde yarattığı nirengi noktası etkisini, denizden yaklaşıldığında da kaybetmez. Cami kütlesi, kubbesi ve minaresiyle Ayvalık’ın mevcut tapınma yapılarıyla (özellikle Agios Yannis ve Agios Yorgos kiliseleriyle) karşılaştırıldığında belki küçük ve alçak kalır. Ancak, bir kütlenin nirengi noktası olarak tanımlanabilmesi için büyük olması değil konumu önemlidir. Zira nirengi noktasını belirleyen en önemli özellik kolayca ayırt edilebilir olması ve kişi ile arasında kurduğu direkt görsel ilişkidir. Bir başka görüşe göre de, kütlelerin çevrelerinden ayrılarak odaklanma sağlamalarının yollarından birinin çevrelerinde bir boşluk kalması olduğunu belirtir. Dolayısıyla; anıtsal inşa edilmiş olsalar da topografyanın düzleştiği bölgelerde konumlandıklarından kubbeleri kentin yoğun dokusunun içinde, çan kuleleri fabrika bacalarının arasında kaybolmuş kiliselerin aksine, Hamidiye Camisi kütlesi, kubbesi ve minaresiyle mütevazı boyutuna rağmen kent dokusunun biraz dışında ve yüksekçe bir tepe üzerindeki konumu sayesinde deniz siluetinde, en az karadan kente yaklaşırkenki kadar belirgin nirengi noktası olma özelliğine sahiptir. SONUÇ Ayvalık, 1773 yılında Rumların Osmanlı padişahından edindiği ferman sayesinde özerk bir kent devleti olarak yönetilmeye başlanan ve 1921-22 Türk-Yunan Savaşına kadar devam eden yapısıyla sosyal, kültürel ve ekonomik gelişme ve bunların getirisi olarak kentsel büyüme sayesinde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki kentler arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuştur. 1773-1923 arasında, Türklerden oluşan devlet görevlileri dışında sadece Rum nüfusun ikamet ettiği Ayvalık, Hıristiyan tapınma yapılarının çevresinde gelişen mahallelerden oluşan kentsel bir dokuya sahip olmuştur. Kente damgasını vuran ve kenti diğer Ege kıyı yerleşimlerinden ayıran diğer bir önemli yapı tipi ise heybetli kütleleri ve yüksek bacaları ile zeytinyağı ve sabun fabrikalarıdır. Bahsi geçen yıllar arasında Ayvalık’ın kentsel strüktürüne Osmanlı İmparatorluğu tarafından küçük gibi görülebilecek ancak simgesel değeri yüksek ve önemli bir katkı yapılır. 1821 Yunan İsyanı’nın ardından özerkliği iptal edilen ve Karesi Sancağına bağlanan Ayvalık’ta 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı padişahının kendi adına inşa ettirdiği Hamidiye Camisi, kentte o dönemde ikamet eden çok az sayıdaki Müslüman cemaate hizmet etmekten öte bir anlam içerir. Cami özellikle kentin strüktüründe edindiği kritik konumuyla; özerk bir yönetime sahip kent devleti imkânının sağladığı ekonomik ve kültürel refah döneminin ardından gelen 1821 isyanı sonrasında idareyi ele alan merkezi yönetimin, yani Osmanlı Payitahtlığının iktidarının simgesel bir göstergesi gibidir. Hamidiye Camisi, küçük ancak dokunun geri kalanından kolayca ayırt edilebilen kubbeli kütlesi ve kentin sıkışık ve kalabalık yerleşiminin kıyısındaki konumuyla gerek denizden yaklaşırkenki siluet etkisinde Hıristiyan tapınma yapılarından ve fabrika bacalarından kopup öne çıkar, gerekse de kara yoluyla Ayvalık’a İstanbul yönünden girerken yolda kolaylıkla algılanan hâkim etkisiyle kentin ana güzergâhını işaretler. Osmanlı uygarlığının özellikle başkentlerde camileri

topografik anlamda hükümranlık simgesi olarak kullanma şekli de hatırlandığında; Anadolu’daki kentler arasında İzmir metropolünden sonra önemli ve farklı bir statüde yer alan ve yabancı konsoloslukların bulunduğu, yüzünü Batı’ya dönmüş ve Rum nüfusun ezici çoğunlukta olduğu bir Ege liman kenti olan Ayvalık’ta padişahın, kendi adıyla inşa ettirdiği cami ile Rum cemaate belli bir mesaj verme niyetinde olması kuvvetle ihtimal dâhilindedir.

KAYNAKÇA Aka, D. 1944. Ayvalık’ın İktisadi Coğrafyası. İstanbul: Ülkü Matbaası. Akın, Nur. 1996. “Tarihi Yarımada’nın Haliç Silüeti”, Prof. Doğan Kuban’a Armağan, yayına hazırlayanlar: Ahunbay, Z., Mazlum, D. ve Eyüpgiller, K., 129134. İstanbul: Eren Yayınevi. Aktepe, Halit M. 1994. Ayvalık’ta Dini Yapıların Fiziksel Çevre Etkenlerine Bağlı Oluşumu. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Üniversitesi. Arıkan, Zeki. 1988. “1821 Ayvalık İsyanı”, Belleten 52: 571-601. İstanbul. Arnheim, Rudolf. 1974. Art and Visual Perception. Los Angeles: University of California Press. Avcıoğlu, Doğan. 1976. Milli Kurtuluş Tarihi, İstanbul: Tekin Yayınevi. Bayraktar, Bayram. 1998. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Ayvalık Tarihi. Ankara: Atarük Araştırma Merkezi Yayını. Burelli, A.R. 1987. “Vision and Representation of Urban Space”, A.A.R.P. Environmental Design: Journal of the Islamic Environmental Design Research Centre, 1-2: 42-51. Castex, J. – P. Panerai 2005. “Kentsel Mekanın Yapısı Üzerine Notlar”, Selçuk Batur için Mimarlık Yazıları. İstanbul: TMMOB Mimarlar Odası Yayını. Cengizkan, A. 2004. “Mübadele Belgelerinde Ayvalık” 1. Ege’nin İki Yakası Konferansı, Ayvalık – Türkiye, Ekim 28-30. Clogg, R. 1972. “Two Accounts of the Academy of Ayvalık (Kdonies) in 1918-19”, Revue Des Etudes Sud-Est Europiennes X 4: 634-635. Bucarest. Çantay, Gönül. 2002. Osmanlı Külliyelerinin Kuruluşu. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları. Eliot, Charles. 1965. Turkey in Europa. London: Routledge. Erdeha, Kamil. 1974. “Tarih Boyunca Türk-Yunan İlişkileri”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi cilt 5 no 36: 2-7. Ankara. Erken Sabih. 1977. Türkiye’de Vakıf Abideler ve Eski Eserler, cilt 2. Ankara: Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları. Evliya Çelebi. 2003. Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, 1. Cilt 1. Kitap (haz. S.A. Kahraman – Y. Dağlı). İstanbul. Guidoni, E. 1987. “Sinan’s Construction of the Urban Panorama”, A.A.R.P. Environmental Design: Journal of the Islamic Environmental Design Research Centre, 1-2. http://www.sehirler.net/resim-balikesir-resimleri-9-ayvalik-1372.htm (Erişim tarihi: Mayıs 2009). http://www.yazturizmi.com (Erişim tarihi: Ağustos 2007). Karpat, Kemal H. 1978. “Ottoman Population Records and the Census of 1881/1882-1893”, Internatioal Journal of Middle East Studies, vol.9 no.3: 237274. Cambridge University Press. Kıyak, Aslı. 1997. Kentin Biçimsel ve Mekansal Kurgusunun Çözümlenmesine Dair Bir Yöntem Önerisi ve Ayvalık Örneği. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Teknik Üniversitesi. Kostoff, Spiro. 1991. The City Shaped, Urban Patterns and Meanings through History. London: Thames and Hudson. Kuban Doğan. 1970. “İstanbul’un Tarihi Yapısı”, Mimarlık 1970 (5): 26-48. Lynch, Kevin. 1960. The Image of the City. Cambridge-Massachusetts: The MIT Press. Müller-Wiener, Wolfgang. 1985. “Stadtbild und Staedtisches Leben”, Türkischer Kunst und Kultur aus Osmanischer Zeit, 130-139. Recklinghausen: Verlag Aurel Bongers. Psarros, D. E. 2004. “Kydonies-Ayvalık’ın Kentsel Tarihi”, 1. Ege’nin İki Yakası Konferansı, Ayvalık – Türkiye, Ekim 28-30. Rossi, Aldo. 2003. Şehrin Mimarisi. İstanbul: Kanat Yayınları. Tanman, Baha. 2009. Sözlü görüşme. Tekeli, İlhan. 1992. “Ege Bölgesinde Yerleşme Sisteminin 19. Yüzyıldaki Değişimi”, Ege Mimarlık 1992/3-4: 78-83. İzmir. Terzi, Esra 2007. The 19th century olive oil industry in Ayvalık and its impact on the settlement pattern, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi. Toynbee, Arnold Joseph. 1970. The Western Question in Greece and Turkey A Study in the contact of civilisations. New York: Houghton Mifflin Company. Turan, Güven. 2008. Mübadelede Ayvalık, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Dokuz Eylül Üniversitesi. Uztuğ, Ece 2006. Ayvalık Merkezi Kentsel Sit Alanında Tarihi Çevre Korumaya Yönelik Bir Araştırma ve Sıhhileştirme Önerisi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul Teknik Üniversitesi. Yıldırım Gönül, B. 2004. “Geleneksel Ayvalık Konutları ve Mübadele”, 1. Ege’nin İki Yakası Konferansı, Ayvalık – Türkiye, Ekim 28-30. Yorulmaz, Ahmet. 2005. Ayvalık’ı Gezerken, İstanbul: Dünya Yayıncılık.

37


Ayvalık'a Bakarken TAYLAN KÖKEN

Ş

Ayvalık’ta çocuk olmak...

imdiki çocuklar çok şanslı!.. Hep böyle deriz, gerçekten öyle mi acaba? Benim çocukluğumda sokağa çıkmak diye bir deyim vardı mesela. Sokağa çıkmak demek, özgür olmak, ev baskısından uzaklaşmak, oyun oynayarak sosyalleşmek demekti. Şimdiki çocuklar için sokağa çıkmak demek tıpkı TDK Sözlüğü’nde yazdığı gibi “Gezmek veya bir iş görmek için evden çıkmak…” anlamına geliyor. Dolayısıyla şimdiyi yaşayan çocukların bir tarafları hep eksik kalacak. Anneler, babalar yokluk yıllarından, sıkıntılı günlerden gelmeleri nedeniyle, kendi yaşadıklarını çocuklarına yaşatmamak için ne istiyorlarsa sorgulamadan onlara verecek ve en önemli şey olan çocuk yaratıcılığını öldürmüş olacaklar. Bir zamanların Türkiye’si sıkıntılı dönemlerden geçti. O dönemlerin kısa bir özetini çıkarırken, belki de çocukluğunu hiç yaşayamayan insanların dertlerini bu yazımızda kısaca anmaya çalışacağız. Biliyorum, çocuk deyince akla ilk gelen şey oyundur, oyuncaktır. Ayvalık oyunları ve oyuncaklarını bir sonraki sayıya bırakacağımızı belirtelim. Mübadele çocukları… Mübadil, mübadele kelimeleri anlam olarak bedel’den türemiştir. Mübadil, başkasının yerine getirilmiş, bir şeye bedel tutulmuş anlamındadır. Kelime anlamına bakarsak bu dönemde çocuk olanlar belki de en büyük bedeli ödemişlerdir. Onlar hiç çocuk olamadı mesela. Birçoğu oyun nedir bilemedi. Koskoca bir imparatorluktan kalan topraklarda, doğmuş oldukları yerden kopartılarak, farklı bir kültürel coğrafyaya geldiler ve hayata yeniden tutunmaya çalıştılar. Onların başka gideceği yer yoktu ve bu yüzden Atatürk’e ve Cumhuriyet’e dört elle sarıldılar. Ayvalık’ta Rum cemaati mübadele öncesi kendi imkânlarıyla kenti terk etmişti zaten. Yerlerine gelen Midilli, Girit ve Selanikli mübadiller ve çocukları birçok sıkıntıyı yaşamak durumunda kalmıştı. Örneğin limanlarda sağlıksız koşullarda, yığınlar halinde beklemek zorunda kaldılar. Mübadele anlaşmasına göre yanlarına almaları gereken mallara, karşı taraf yetkilileri tarafından el konuldu. Limanlardaki yığılmalar yüzünden fakir durumdaki ailelerin çocukları açlıkla mücadele etmek zorunda kaldı. Sevkiyatlar yapılırken meydana gelen karışıklıklardan aileler yakın arabalarını kaybetti. Aşı kağıdı olmayan mübadiller 15 gün süreyle karantinada bekletildi. Birçok mübadele yerleşimine göre konut sıkıntısı bulunmayan Ayvalık’ta bile yerleşim esnasında haksızlıklar ve sıkıntılar yaşandı. Yerleşilecek uygun ev bulunamadığı için bekletilen mübadil aileler Ayvalık içindeki zeytinyağı fabrikalarında, tabakhanelerde, depolarda sağlıksız koşullarda kaldılar. Bu bekleme esnasında sıtma ve bağırsak hastalıklarının aşırı derece arttığı görüldü. Girit çocuklarınınsa bunlardan başka ayrı bir problemi daha vardı; dil problemi buraya gelen Girit çocuklarının en büyük derdiydi. Büyükler bir şekilde kendi aralarında anlaşarak yavaş yavaş problemi çözerken birçok Girit çocuğunun psikolojisi bozulmuş, eğitimleri yarıda kalmış veya büyük zorluklar

38

yaşamışlardı. 1925’lerden 1930’lu yılların sonlarına kadar geçen sürede çocuk olanlar mübadele çocuklarıdır: Onlar rahmetli Ahmet Yorulmaz’ın deyimiyle oyun çocukları değil, Savaşın Çocukları’dır… 1940’lar; karneli yıllar ve deprem… Ayvalık’ta çocukluğunu 1940’lı yıllarda yani savaş, kıtlık ve yokluk yıllarında yaşamış olan anneler-babalar bir parça ekmeğin bile ne kadar kıymetli olduğunu çocuklarına sık sık söylemiştir. 1935 doğumlu rahmetli babamın çocukluğu İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk gelmişti ve o yıllarda bulunduğu Balıkesir-Susurluk’ta hangi sıkıntıları yaşadığını yeri geldiğinde usulünce bize hatırlatırdı. Bu hatırlatma da çoğunlukla kısıtlı imkânlarla önümüze konulan yemeği beğenmediğimizde yapılırdı. Ayvalık’ta da durum farklı değildi ve burada yaşayanların başka sıkıntıları da vardı. Tarım arazileri hububat ekimine müsait olmayan Ayvalık, un ihtiyacını sürekli olarak şehir dışından karşılıyordu. Unu getiren ticaret erbabının unu sürekli zamlı satması üzerine belediye encümeni toplanmış ve fiyatları sabitlemek için belediye bütçesinden 6 bin liralık bir meblağı ayırmış ve bu önlemler de yeterli gelmemiştir. Nihayet yurdun birçok yerinde olduğu gibi Ayvalık’ta da ekmek karneyle dağıtılmaya başlanmıştır. Ayvalık’ta bu yılları yaşamış olan çocukların tümünün hafızasına kazınmış olan üç olay vardır: Ekmeğin karneyle verilmesi. Midilli’yi işgal eden Almanya’nın Türkiye savaşa girerse önce Ayvalık’ı vuracağı düşüncesi ve bu yüzden her gece karartma yapılan evler. Tüm bu olumsuz koşulların üzerine bir de 6 Ekim 1944 tarihinde meydana gelen deprem... Depremi, o yılları yaşamış olan tüm çocuklar, anılarını anlatırken bugün gibi yaşamaktadır. 1950’ler; Marshall destekli yeni Türkiye… İkinci Dünya Savaşı sona ermiş, tek partili dönem bitmiş, Türkiye savaşa girmemiş ama ağır ekonomik sıkıntılar yaşamıştır. Genç Türkiye, yeni dünya düzeninde gözünü Avrupa’dan çekip Amerika’ya çevirmiştir. ABD, Marshall planı çerçevesinde Yunanistan ve Türkiye gibi ülkelere yardım elini(?) uzatırken en önemli şartlarından biri Amerikan kültürünü tanıma ve uyum sağlamaktır. Çılgınca bir değişim önce İstanbul’da başladı ve hızla tüm Türkiye’ye yayıldı. Tek Parti döneminin mütevazılığı hızla terk edilirken, İstanbul’da caddeler, yeni semtler yapılırken, Ayvalık’ta da Hükümet Caddesi kamulaştırmalarla, yıkımlarla açılıyordu. İstanbul’da dükkânlar çoğalırken, Ayvalık’ta da mağazalar açılıyor ve Amerikan popüler kültürünü yansıtan ürünleri Ayvalık çocukları da tanımaya başlıyordu. Büyükler sonora denilen projeyle genetiği değiştirilmiş buğdaydan yapılan beyaz ekmekle tanışırken, çocuklar tadını unutamadıkları süt yerine geçtiği söylenen süttozlarını zorla içmek zorunda


kaldı. Amerikan peynirleri, nebati yağlar, süper kahramanlar, maddi destekler, askeri yardımlar. Hakiki zeytinyağı yiyen ve Sümerbank’ın basmasını, fistanını giyen toplumdan, bunları tu-kaka olarak gören topluma geçişi yaşadık. Bunların ne kadar yanlış olduğunu zaman içinde geç de olsa anladık… O yıllardan geriye ne mi kaldı? 'Albüm' sayfalarımızda sık sık paylaşılan ve Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan resmi törenlerin siyah-beyaz fotoğrafları. Ve o fotoğraflarda çocukların üzerine bindiği ve hemen hemen tüm törenlerde kullanılan Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı artığı askeri jip! 1960’lılar ve darbe çocukları… 27 Mayıs 1960 günü gerçekleşen ilk askeri darbe, sebeplerisonuçlarıyla bu ülkeyi yıllarca bölen ve hâlâ tartışılan bir müdahaledir. 1963 yılında hazırlanan yeni özgürlükçü anayasa ile Türkiye hem yeni bölünmelere hem de askeri darbelere imkân vermiş oldu. Hatta 1963 yılından, yeni anayasanın kabul edildiği 1982 yılına kadar her 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlandı bu ülkede. Yalnız bu kutlamalara halk katılmaz, resmi kurumlar tatil edilir ve devlet erkânı, okullar ve çocuklar bu bayramı kutlardı. Türkiye yeni demokrasisiyle dünyayı takip eden, müziğinden, modasına, tiyatrosundan, sinemasına, giyim kuşamından, saçlarına, danslarına kadar farklı olan, artık sorgulayan, düşünen ve eğlenmeyi de bilen batılı bir toplum oluyordu. Ayvalık’ta bu sosyal dönüşümü takip eden kişiler, topluluklar, derneklerin faaliyetleri hızla devam ediyordu. Belki de çocukların özgür olarak sokağa çıktıkları, biraz daha rahat hareket ettiği, oyunlar keşfettiği, kız ve erkek çocuklarının biraz daha rahat konuşabildikleri yılların başlangıcıydı altmışlar… 1970’li yıllar arabesk bir dünya… 1960’ların Anadolu Rock’ından Arabesk’e geçiş aslında Türkiye’nin her şeyini özetleyen bir durumdur. Tam da

Türkiye’nin kafa karışıklığını anlatır. Bir tarafta dünya Rock’tan Metal’e kayarken, ülkemizde ABBA çılgınlığı yaşanıyorken, gizli gizli Batsın Bu Dünya’ya da eşlik ediyorduk.(*) Durumumuz böyle karışıktı işte: Çocuklar bu yıllarda sokaktan eve girmezken, artık “Annemler bu akşam müsaitseniz size gelecekler!..” argümanı tarihe karışmak üzereydi. Çünkü hayatımıza şimdi TV girmişti. Artık her şeyde olduğu gibi kültürel dönüşüm de hızla oluyordu. Mesela çocuk edebiyatındaki değişim 1970’li yıllarda gerçekleşti. Cin Ali dizisi okumayı kolaylaştırmak için çıktı. Ayrıca Milliyet Çocuk, Doğan Kardeş ve Kumbara dergilerine ulaşamayan çocuk yoktur herhalde. Ayvalık’ta çocukluğu 1970’lerde geçenlerin unutamadığı en önemli olaysa Kıbrıs Barış Harekâtı’dır. Ayvalık’ta Karartma Geceleri yapılır, gece sokağa çıkma yasağı uygulanırdı. Kıbrıs harekâtının ardından uygulanan ambargolar yüzünden kuyruklarda geçen çocukluklar... Tüm bu olumsuzluklara, yokluklara, sıkıntılara rağmen mutlu çocuklardık biz. Sonra, 1980’ler ve darbe çocukları... Belki sokağı ve çocuk olmayı bilen son çocuklardı onlar. Onlar yokluklara çok az tanık oldular. Farklı sıkıntıları oldu ama yokluğu pek yaşamadılar, diğer kuşaklar gibi. Yukarıda kısaca andığım tüm kuşaklar farklı yoksunluklardan geldi ve çoğu çocukluğunu bile yaşayamadı. Eski kuşaklardan gelip de bir yerlerde çocuk işçi (çırak) olarak çalışmayanımız ve eve maddi bir desteği olmayanımız yoktur. Çocuk çocukluğunu, ekonomisi iyi olan bir toplumda yaşar ve ebeveyni mutlu olan ailede çocuk da mutludur. (*) 1974 yılı Eurovision Şarkı Yarışması’nda ‘Waterloo’ adlı şarkısıyla Avrupa menşeli pop parçalarına yön veren gruptur. ABBA adını grup üyelerinin yani Agnetha, Björn, Benny ve Anni Frid’in isimlerinin baş harflerinden alır. ‘Batsın Bu Dünya’ ise Orhan Gencebay’ın 1973'te çıkarmış olduğu albümün hit parçasıdır. Yasal olarak 10 milyon satış rakamına ulaşmıştır.

39


1993’te 2 bölüm 80 öğrenciyle eğitime başladı, bugün dört bölümde 1244 öğrencisi var

B

AYMEYO MEZUNLARININ SEVİNCİNİ RAHMİ GENÇER DE PAYLAŞTI

alıkesir Üniversitesi Ayvalık Meslek Yüksek Okulu’nun 24. Dönem mezunları 14 Mayıs günü düzenlenen bir törenle uğurlandı. Okuldaki törende Kaymakam Gökhan Görgülüarslan, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Cumhuriyet Başsavcısı Metin Tokel, Okul Müdürü Doç. Dr. Hasan Hüseyin Şahan, Jandarma Komutan Vekili Yüzbaşı Ramazan Kara, Emniyet Müdürü Fikret Bakır, Turizm Danışma Bürosu Şube Müdürü Yasemin Gençer, daire amirleri, okul yönetimi, öğretmen ve öğrenciler hazır bulundu. Törene ayrıca olarak BAÜ Rektörü Prof. Dr. Kerim Özdemir, Altınoluk Meslek Yüksek Okulu Müdürü Doç. Dr. Selami Selvi, Burhaniye Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu’ndan Doç. Dr. Oğuzhan İlbay katıldı.

ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ OLARAK ÜLKE SORUNLARININ BİLİNCİNDEYİZ Mezun öğrenciler adına konuşan AYMEYO ve Mimari Restorasyon Programı birincisi Sedef Bayer şöyle dedi: “Dünyadaki tüm gelişmiş ülkeler başarılarını bilime borçludur. İnsanın doğayla mücadelesinden başlayıp günümüze kadar süren zaman diliminde bilim en sadık, en güvenilir, en yanılmaz önder olmuştur. Üniversiteler bilimin ve bilimselliğin ön planda olduğu, aklın özgür düşünce ile buluştuğu bilim yuvalarıdır. Geleceğe güvenle bakıyoruz. Üniversite gençliği olarak ülkemizin sorunlarının bilincindeyiz. İçte ve dışta Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına ve huzuruna kastetmek isteyen birçok düşmanın varlığından haberdarız. Aldığımız eğitim ve içimizdeki vatan sevgisiyle bunların hepsini aşacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.”

HERKESİN BİR HEDEFİ OLMALI Öğrencilerin güzel anılarının bir parçası olmak istediklerini belirten Okul Müdürü Doç. Dr. Hasan Hüseyin Şahan da 24. Dönem mezunlarını vermenin heyecanını yaşadıklarını belirtti ve öğrencilere şöyle seslendi: “Öğretim üyeleri olarak bizler, eğitim-öğretim işimizin dışında gideceğiniz uzun ve zor hayat yolunda işinize yarayacak, başarılı olmanızı sağlayacak bilgiler, beceri ve alışkanlıklar kazandırmaya çalıştık. Herkesin bir hedefi olmalı. Hayatınızın sonunda ne olacağınızı bilmek istiyorsanız, nereye gittiğinizi bilmek zorundasınız. Bu nedenle kendinize doğru hedefler belirleyin. Hedefe ulaşmada size aldığınız eğitim, azim ve kararlığınız destek olacak. Önünüze bir sürü engel çıkacak, bocalayacak, tökezleyecek fakat asla yılmayacaksınız. Yolunuz ve bahtınız açık olsun.”

40

SİZİ AYVALIK’TA AĞIRLADIĞIMIZ VE HAYATA HAZIRLADIĞIMIZ İÇİN GURUR DUYUYORUZ Rahmi Gençer de konuşmasında eğitim, arkadaşlık ve tecrübenin sürprizlerle dolu hayat yolunda rehber olacağını belirterek şunları ifade etti: “Hayata azimle ve sevgiyle bağlı olursanız çalışma azminizle ve kararlılıkla başaramayacağınız hiçbir engel yok. Hayatın birçok yönünü Ayvalık’ta bu okulda öğrendiniz. Ayvalık hayatınızda artık unutamayacağınız bir yer. Sizi burada ağırladığımız ve hayata hazırladığımız için gurur duyuyoruz. İnşallah Ayvalık’ta daha çok yüksekokul, fakülteler açılsın ve birçok öğrencimiz gelip buradan ışık bulsun... Kendi şehirlerine, yurdumuzun her köşesine yayılarak, ülkemize Ulu Önder Mustafa Kemal’in yolunda, çağdaşlık yolunda hizmet versin. Bizim bazı atasözlerimiz var. Mesela, ‘Başıma icat çıkarma!’ bunlardan biri... Korkmayın icat çıkarın. Ülke ancak böyle gelişir.”

EĞİTİM HİÇBİR ZAMAN BİTMEZ Kaymakam Gökhan Görgülüaslan ise eğitimin hiçbir zaman bitmeyeceği gerçeğinin unutulmaması gerektiğini vurguladı: “Üniversiteler, genel itibariyle bilgiye ulaşmayı, dünya ve kâinatla birleşme, farklı bilgilere ulaşma, farklılıkları anlayabilme ve farklı düşünceleri oluşturabilme gibi bir perspektifle değerlendirir. Belli bir disiplinle eğitim vermekten ziyade bu amacı güder. Üniversiteler aslında bundan sonraki hayatlarında bireylerin kullanabileceği bir anahtar verir. Bundan sonraki yaşamınızda her şeyin gönlünüzce olmasını diliyorum. Hiçbir zaman pes etmeden, yorulmadan, Büyük Atatürk’ün bize gösterdiği yolda, ülkemizi çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmada üstünüze düşeni yapacağınıza inanıyorum.”

BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ EN ÇOK TERCİH EDİLEN ON ÜNİVERSİTEDEN BİRİDİR Daha sonra söz alan BAÜ Rektörü Prof. Dr. Kerim Özdemir, “Balıkesir Üniversitesi yüz yılı aşkın bir geçmişe sahiptir. On fakülte, beş yüksekokul, on üç Meslek Yüksek Okulu ve otuz altı bini aşkın öğrencisiyle üst düzey eğitim vermektedir. En çok tercih edilen on üniversitenin içindedir. Elli ülkeden bine yakın öğrenci üniversitemizde eğitim görmektedir. Verdiğimiz diplomalar uluslararası geçerliliğe sahiptir. Bu nedenle Balıkesir Üniversitesi mezunu olmak bir ayrıcalıktır” dedi.


Özel bitkilerin yanı sıra üç zeytin ağacıyla iki de sakız ağacı var

SAHİL BANDI VAZGEÇİLMEZ BİR DİNLENME VE KEYİF ALANI OLDU

C

umhuriyet Meydanı ile 06 mevkii arasında kalan sahil bandında geçen yaz Ayvalık Belediyesi tarafından yapılan peyzaj çalışması Ayvalık’ta yaşayanlar için yepyeni bir dinlenme ve keyif alanı olarak her geçen gün daha çok ilgi görüyor. Banklara oturarak renklenen çiçekler arasından denizi seyretme imkânı bulanlar burayı aynı zamanda sağlıklı nefes aldıkları bir ortam olarak nitelendiriyor. Lavanta, berberis, kekik, pitos, gavura, taflan, manolya gibi özel bitkilerin yer aldığı sahilde, 1950 yıllarından kalma tren raylarından elde edilen traverslerle oluşturulan 15 bölüm yer alıyor. Bölümlerde çalı bitkileri ve aralarına yerleştirilen süs bitkilerinin yanı sıra üç zeytin ağacıyla iki de sakız ağacı bulunuyor.

Bazı noktalarda 300 gram yerine 275 ve 280 gram olarak üretildiği belirlendi

PİDE GRAMAJLARI DENETLENDİ

A

yvalık Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, kentte faaliyet gösteren unlu mamul üretim yerlerinde Ramazan pidesi gramajı denetiminde bulundu. ve pidelerin gramajlarını ölçtü. İki gün boyunca beş ayrı noktada gerçekleştirilen denetimlerde, 300 gram olarak üretilmesi gereken pidelerin bazı noktalarda 275 ve 280 gram olarak üretildiği belirlendi. Bazı noktalarda ise pideler 300 gramın üzerinde çıktı. Zabıta ekipleri kontrollerde genel hijyen kurallarına yönelik çeşitli uyarılarda da bulundu. Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Halkımızın sağlığını korumak amacıyla ekiplerimiz denetimlerini sürdürüyor. Yıl boyunca periyodik olarak yaptığımız denetimleri Ramazan ayı nedeniyle sıklaştırdık. Vatandaşlarımızın sağlığına, güvenilir ve sağlıklı ürünler tüketmesine çok önem veriyoruz” dedi. Zabıta ekipleri vatandaşlardan, halkın sağlığını etkileyen ve tehdit eden unsurlarla ilgili herhangi olumsuz bir olayla karşılaşılması durumunda ALO BELEDİYEM 0850 811 10 10 ve 0 266 312 20 21’e bildirmelerini istedi.

AYVALIK BELEDİYESİ’NİN DÖRT HİZMET BİRİMİ YENİ YERLERİNDE

E

ski Kırlangıç fabrikasını yaşam merkezine dönüştürecek projenin hayata geçirilmesi için düğmeye basıldı. Bu nedenle Ayvalık Belediyesi’nin üç hizmet birimi Boğaziçi Otel’in yanında bulunan ve yeniden düzenlenen Türk Telekom binasına taşındı. Bu birimler şunlar: İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, Plan ve Proje Müdürlüğü, Fen İşleri Müdürlüğü. Yine eski Kırlangıç fabrikasında bulunan Belediye Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ise hizmetlerini İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde sürdürüyor.

41


Ayvalık, önümüzdeki yıllarda kuraklık yaşayacak yerler arasında anılıyor

A

İLK TURİZM TOPLANTISI ALİBEY ADASINDA YAPILDI

yvalık Turizm Danışma Bürosu tarafından turizmin gelişmesini engelleyen olumsuzlukların ve çözüm önerilerinin ele alınacağı toplantıların ilki Alibey adasında yapıldı. ‘Ayvalık’ın turizmde ivmesini arttırmak ve sezonu yılın 12 ayına yaymak amacıyla turizm sektörünün tüm bileşenlerini bir araya getirerek sorunlara ortak çözüm bulmak’ hedefiyle başlatılan ve Ayvalık Belediyesi’nin tüm birim amirlerinin hazır bulunduğu toplantıya Kaymakam Gökhan Görgülüarslan başkanlık yaptı. Turizm sektörü temsilcileriyle esnaf ve vatandaşlar sorunlarını anlattı. Yetkililer yapılan çalışmaları aktardı, çözüm önerileri tartışıldı. Gündeme getirilen başlıca sorunlar çöp, hijyen, trafik, alt yapı, ruhsatsız ve konaklama bildirmeyen işletmeler oldu. Kaos ve düzensizlik içinde yaşamayı kimsenin istemeyeceğini belirten Gökhan Görgülüarslan, yaşanan sürecin kesinlikle disipline edilmesi gerektiğini vurguladı, sürecin yönetilmesinde ilgililerin yardımcı olmasını istedi. Kaliteli hizmet sunulmazsa ve doğru bilgilendirme yapılmazsa ‘müşteri’nin kaçacağına dikkat çeken Görgülüarslan, “İllâ ceza kesmemizi bekliyorsanız o çok kolay... Ancak bizler medeni

42

insanlarız. Bu nedenle ceza işlemini gündeme getirme taraftarı değilim. Ne var ki, gerekirse cezai işlem uygulayacağız” dedi.

İlk kez böyle bir toplantı düzenlendiği için teşekkür eden Rahmi Gençer, “Şehrimize çok ciddi ilgi var. Ziyaretçi sayısı her yıl katlanıyor. Bu yüzden alt yapı yetersiz kalıyor. Yetmiş bin nüfuslu kentimizin toplam yol uzunluğu sekiz yüz kilometre... Bağyüzü köyünden Altınova sonuna kadar olan sahil altmış beş kilometre... Çok uzun bir yol ağı ve yılların getirdiği sıkıntılar var. Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte su, kanalizasyon ve yağmur suyu drenajını içeren alt yapı konusunda mega bir proje hazırlanıyor. Gerçekleşme süresi üç yıl... Ayvalık su sıkıntısı yaşayan bir yer. Kazdağları’ndan bile su gelmesi lazım. Ayvalık, önümüzdeki yıllarda kuraklık yaşayacak yerler arasında anılıyor” dedi. Yirmi yıl önceki Ayvalık’la bugünkü Ayvalık arasında çok büyük fark olduğunu söyleyen Başkan Gençer şöyle devam etti: “Yirmi yıl önce Cunda’da kışın beş mekân açık kalırdı ve gelen nüfus belliydi. Şimdi reklamla çok ciddi nüfus gelmeye başladı. Yetmiş bin nüfuslu kasabanın çöp sorunu kırk beş

kişi ve altı araçla halledilebilir. Biz yaz sezonunda yirmi beş araç ve yüz altmış personelle bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. Yıllık masrafımız on beş milyon... Araç sayımızı hızla arttırıyoruz.” Fiyat tarifesi konusunda çok şikayetler geldiğine dikkat çeken Rahmi Gençer, “Fiyat listesi koyun, rekabetten korkmayın. Cunda’yı el birliğiyle yıpratıyoruz” dedi. Gürültü konusundaki şikâyetlere ise, “Yüksek sesli müzik müesseseler içinde yapılabilecek. Bunun dışındakilere izin vermeyeceğiz. İstemiyorsanız tamamen kaldırabiliriz. Yirmi üç otuzdan sonra müzik olmayacak” karşılığını verdi. Ayvalık’ın her şeye rağmen iyi yolda olduğunu söyleyen Gençer “İstiyoruz ki Ayvalık’ı koruyalım ve doğru yönlendirelim. Belediye olarak çevrenin korunmasına duyarlıyız. Denizimizi temiz tutmamız lazım, zeytin ağaçlarımızı korumamız lazım. Korumalar bölge insanına fayda getirecek. Ayvalık’ın diğer kentlerden önemli bir farkı var: Ayvalık’a gelen Ayvalıklı oluyor, Ayvalıklı gibi hassas oluyor. Ama Ayvalıklılar da memleketine sahip çıkıyor. Bugüne kadar nasıl koruduysa yine koruyor.”


KISA KISA... AHEM KURSİYERLERİ ÇALIŞMALARINI SERGİLEDİ

A

yvalık Halk Eğitim Müdürlüğü, 2017/2018 eğitim öğretim yılında açılan kurslarda üretilen el emeği ürünleri ek hizmet binasında açılan yıl sonu sergisinde Ayvalıklıların beğenisine sundu. Sergiyi Belediye Başkanı Rahmi Gençer de ziyaret etti. Kırlangıç Sosyal Kültürel Yaşam Merkezi projesinde, el emeği-göz nuruyla üretim yapan kadınlar için ürün satış noktaları oluşturulacağını hatırlatan ve Ayvalık’ta bin bir emekle el işi üreten kadınlarımızın bulunmasının gurur verici olduğunu söyleyen Gençer sergide yer alan ve Atatürk’ün imzasının bulunduğu köşeyi çok beğendini belirtti. Gençer, “Atatürk’ü sadece 10 Kasım’larda 29 Ekim’lerde değil, özgür olduğumuzu hissettiğimiz her an ve geleceğimizi planladığımız her gün minnetle, sevgiyle anmalıyız” dedi. ***

ALTINOVA TARİŞ’İN İKİNCİ ‘EKSTRAKSİYON’ ÜNİTESİ HİZMETE GİRDİ

T

ARİŞ S.S. 979 No’lu Altınova Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifi, ikinci ‘ekstraksiyon’ ünitesinin kurulumu için Altınova TARİŞ Kooperatifi bahçesinde hayır düzenledi. Hayra, Belediye Başkanı Rahmi Gençer ve Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Mühürdaroğlu’nun yanı sıra, TARİŞ eski başkanı Cavit Çetin de katıldı. Kooperatif Müdürü İlkay Alpsoy, yüzde 50 hibeyle kooperatiflerinde ikinci ekstraksiyon ünitesini kurduklarını ve zeytinyağı üretimi sonrası elde edilen pirinayı ekonomik şekilde işleyebilecekleri bir tesis oluşturduklarını belirtti ve ihtiyaç duyduklarında her zaman yanlarında olduğu için Rahmi Gençer’e teşekkür etti. Gençer de, “TARİŞ’in ne kadar önemli olduğunu bilen bir ailenin çocuğuyum. TARİŞ’in imkânlarıyla büyümüş, onun bize getirdikleriyle hayatını sürdürmüş insanlarız. TARİŞ’in zeytinyağı bölümü Türkiye’nin zeytinyağı ülkesi olduğunu, zeytinyağında sınıf atladığını ve başarılı olduğunu gösteriyor” dedi. ***

ARMUTÇUK CUP SONA ERDİ

A

yvalık Belediyesi ve Armutçuk Gençlik Spor Kulübü işbirliğiyle bu yıl ilk kez düzenlenen U-11 Yaş Minikler Futbol Turnuvası sona erdi. Final töreni öncesinde tüm sporcular sahaya, deniz kazasında yitirilen gençler için “Yastayız, Ayvalık’ımızın başı sağ olsun’” pankartıyla çıktı. Armutçuk Gençlik Spor, Ayvalıkgücü Belediyespor, Yeni Mahalle, Adaspor ve Barbaros Sefaspor takımlarından 11 yaş grubu

yüz elli çocuğun yer aldığı turnuvanın bitiminde Belediye Başkanı Rahmi Gençer sporculara seslendi. Sporun önemine değinen Gençer, “Benim için hepiniz şampiyonsunuz” dedi ve şöyle devam etti: “Yaşadığımız deniz faciasında yitirdiğimiz iki kardeşimizle kayıp olan iki kardeşimiz adına hazırlanan pankart için herkese çok teşekkür ediyorum. Pırıl pırıl evlatlarımız burada. Alt yapıya büyük önem veren kentimizin takımları burada. Büyük futbolcu olmaları gibi beklentimiz yok. Önemli olan terbiye almak, sporu spor için yapmak. Spora başladıkları günü ve arkadaşlarını unutmayacaklar.” ***

TAEKWONDOCULAR RAHMİ GENÇER’İ ZİYARET ETTİ

T

aekwondo sporunda Ayvalık’ın ismini ülkede ve dünyada başarıyla duyuran Ayvalık Spor Kulübü Taekwondocuları Emircan Yapıcı, Nilgün Palabıyık ve Aleyna Beyza İrlan, başarı sevinçlerini Belediye Başkanı Rahmi Gençer’le paylaştı. Sporculara, Ayvalık Spor Kulübü Başkanı Uluslararası Taekwondo ve Savate Antrenörü, Milli Hakem Volkan Sersan eşlik etti. “Bugüne kadar boşa kürek çekmedik. Başarılarımız Belçika’da gazetelere yansıdı” diyen Sersan, yurt dışına belediye desteğiyle hizmet pasaportu kullanarak çıktıklarını ve bu desteğin çok önemli olduğunu belirtti. Başarıları nedeniyle sporcuları hediye vererek kutlayan Rahmi Gençer, “Özverili çalışıyorsunuz ve her yıl başarıyı yakalıyorsunuz. Ayvalık’ta çocuklarımız spor açısından şanslı. Böyle spor imkânı bulmak ve üst düzey yarışmalara katılmak güzel" dedi.

*** RAHMİ GENÇER GENÇ SPORCULARA VERDİĞİ SÖZÜ TUTTU

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Ayvalıkgücü Belediyespor U-17 takımının oyuncularıyla Bandırmaspor’la oynayacakları maçtan önce Hüsnü Uğural Stadı’nda bir araya gelmiş ve onlara, sonuç ne olursa olsun, kendilerini ödüllendireceğini söylemişti. Sözünü tutan Rahmi Gençer finalde rakibine 1-0 yenilen takımı davet etti. Başkanlık binasındaki görüşmeye altyapıdan sorumlu yönetici Cemil Gülgün, altyapı teknik sorumlusu Cengiz Konan ve takıma her zaman destek olan Nilgün Süslü ile 18 kişilik oyuncu kadrosu katıldı. Rahmi Gençer, ziyaret sonunda sporcuları hediye çekiyle ödüllendirdi. Emeklerinin karşılığının bu olmadığını söyleyen Gençer, “Okullarınızda ve futbolda başarılı olacağınıza inanıyorum. Hepinizi ‘A Takım’da görmek istiyorum” dedi.

FACİANIN 4. YILINDA 301 MADENCİ SOMA’DA ANILDI 19 Mayıs ● 29 Mayıs ● Fahrettin Ergenç ● Güvercin Adası Melek Ahmet ● Çağrı Bozkurt ● Hamidiye Camisi UNESCO ve Endüstriyel Peyzaj ● Ayvalık’ta Çocuk Olmak

HAZİRAN 2018 YIL: 4 SAYI: 46 Ayvalık Belediyesi Adına İmtiyaz Sahibi GÖKAY BACAN Yayın Yönetmeni BÜLENT ŞENTAY Yayın Koordinatörü GÜLBENİZ ŞENTAY Sorumlu Yazı İşleri Müdürü HALİL ERGÜL Grafik Tasarım KEMAL OKUR Katkıda Bulunanlar Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ Doç. Dr. MEHMET KEREM ÖZEL ZEYNEP KAZANCIGİL HÜSEYİN GÜVEN TAYLAN KÖKEN NAZIM TİMUROĞLU NİLGÜN KAYA SERKAN KİBAR Yayın Türü Yerel, Aylık, Süreli Adres: Fevzipaşa-Vehbibey Mah. Sahil Boyu Cad. 1. Sokak No: 1 Ayvalık Tel: 0(266) 312 10 21 aydabirayvalik@gmail.com

METRO MATBAACILIK LTD. ŞTİ. Yahya Kemal Beyatlı Cad. No: 94 Begos 3. Bölge 35400 Buca / İZMİR Tel: 232 290 3311 Faks: 232 290 3321

Bu dergide yer alan yazılar, yazarların kişisel görüşleridir, Ayda Bir Ayvalık sorumluluk üstlenmez. Yazı, fotoğraf ve konular izin alınarak kullanılabilir.

43


E

ERDAL İNÖNÜ AYVALIK’TA…

rdal İnönü tam 92 yıl önce (Haziran 1926) dünyaya geldi. Kısa bir süre aktif siyasette yer aldıysa da ‘bilim insanı kimliğini her zaman korudu. Sadeliği, olaylara bilimsel yaklaşımı ve esprili kişiliğiyle fark yarattı.

Erdal İnönü, 12 Eylül 1980 harekatı sonrası yeni partiler kurulmaya başlayınca Sosyal Demokrasi Partisi’nin (SODEP) kurucu genel başkanı oldu. SODEP ile Halkçı Parti’nin birleşmesiyle kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin (SHP) ilk olağanüstü kurultayında bu partinin genel başkanlığına seçildi. Bu görevi 1993 yılına kadar

sürdürdü. İnönü, 1991 genel seçimlerinden sonra, SHP’nin Doğru Yol Partisi (DYP) ile kurduğu, Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki koalisyon hükümetinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Bir süre de Dışişleri Bakanlığı yaptı. Sık sık Ege gezisine çıkan, özellikle Cunda’yı ve ‘Bay Nihat’ta dostlarıyla zaman geçirmeyi çok sevdiği bilinen Erdal İnönü yine bir Ege gezisi sırasında, kendisini Milliyet gazetesi adına takip eden Hakan Tartan’la birlikte bu fotoğrafı çektirmişti. (BŞ)

Sayi 46  
Sayi 46  
Advertisement