Page 1

Dr. Gülçin Nazlı Banu Bellibaş Gülşah Karadayı Gezen Şampiyon Küçükköyspor Zeki Önen Hayrettinpaşa Mahallesi Ali Onay Panagia Phaneromeni Papalina Ege Lokantası Ayvalık Mutfağı

FOTOĞRAFLARIYLA NAZIM TİMUROĞLU


Rahmi Gençer, Talatpaşa Caddesi’nde işyerleri bulunan esnaf ve mal sahipleriyle bir araya geldi

“AYVALIK RENKLENİYOR” PROJESİ HAYATA GEÇİYOR

A

yvalık Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğü’nce bir süredir üzerine çalışılan “Ayvalık Renkleniyor” projesi son şeklini aldı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer, projeye ilişkin olarak Ticaret Odası’nda bir toplantı düzenleyerek, pilot bölge seçilen Talatpaşa Caddesi’nde işyerleri bulunan esnaf ve mal sahipleriyle bir araya geldi, “Ayvalık Renkleniyor” hakkında bilgi verdi. “Ayvalık’ı el birliğiyle güzelleştireceğiz,” diyen Rahmi Gençer şunları söyledi:

“Amacımız Ayvalık’ta yeni bir hareket başlatmak. Öncelikli hedefimiz de Ayvalık’taki görsel kirliliği, çirkinlikleri ortadan kaldırmak... Bunu esnafımızın ve halkımızın desteğiyle yani el birliğiyle yapabiliriz. Talatpaşa Caddesi, Ayvalık’ın atar damarlarından... En çok alışverişin yapıldığı, binlerce insanın her gün kullandığı bir cadde. Bu nedenle uygulamayı Talatpaşa’dan başlatmak istedik. Caddedeki işyerleri haklı olarak tabela, klima ve yönlendirme işaretleri kullanıyor. Ne var ki, bunlar bir araya geldiğinde kentsel dokuya uymayan bir çirkinlik yaratıyor. Öte yandan, insanların aradıklarına ulaşması belki daha da güçleşiyor. Bu nedenle, Talatpaşa’yı bir bütün olarak ele aldık; oradaki tabelaların, klimaların ve gölgeliklerin yenilenmesiyle ilgili bir çalışma gerçekleştirdik. Bu arada, DYO firmasından altmış üç binanın dış cephesini yenilemek üzere hiçbir bedel ödemeden boyalarımızı aldık. Daha önce Anıtlar Kurulu ile yaptığımız çalışmada pastel tonlarda beş renk belirlemiştik. Mevcut tabelaların sökülmesinde yardımcı olmakla kalmayacak, seçilen binaların dış cephelerini de boyayacağız. İşçiliğini Ayvalık Belediyesi olarak biz üstleneceğiz. Burada önemli olan şu: Boyamızla, işçiliğimizle hazır olduğumuza göre, uygulamayı hemen başlatmalıyız. Şimdi başlarsak iki ayda, yani sezondan önce bitirebiliriz. Kısacası, bu işi Mart-Nisan aylarında yaptık yaptık; yoksa bir yıl kaybederiz.” Bir saatlik toplantının ardından Talatpaşa esnafı ve bina sahipleri projenin başlatılması için muvafakat belgelerini imzaladı.

2

“Ayvalık Renkleniyor” projesi kapsamında Talatpaşa Caddesi’nin trafiğe açık ve kapalı bölümlerinde bulunan 63 binada vitrin tabelaları bina cephesinin en fazla 3/2’sini kaplayacak, eni ise en fazla 50–60 cm olacak şekilde düzenlenecek. Tabelalar alt zemini antrasit ya da siyah zemin üstüne metal kutu harf şeklinde tasarlanacak. Ayrıca klimaların dış üniteleri ahşap kafesle kapatılacak. Bina üzerlerinde yer alan telefon, elektrik hattı vb. kordonlar beyaz kutu profil ile kapatılacak Mart sonunda açılacak

A

BELEDİYE AKARYAKIT İSTASYONU YENİLENİYOR

yvalık Belediyesi tarafından işletilen akaryakıt istasyonunu yenileme çalışmaları devam ediyor. Eskimiş, yıpranmış ve tehlike oluşturan tankların söküldüğü istasyonda, yüksek dayanıklılık özelliğine sahip havuzun içine üç yeni yakıt tankı konulacak.

Mart ayı sonunda açılacak ve yine Ayvalık Belediyesi tarafından işletilecek olan istasyon, son teknoloji ürünü üç

benzin ve motorin pompasıyla hizmet verecek. İstasyonda bir de LPG pompası bulunacak.


Yatırım yapacak sanayiciler ÇED Raporu gibi bürokratik konularla uğraşmayacak

B

RAHMİ GENÇER, ATO YÖNETİMİNİ OSB HAKKINDA BİLGİLENDİRDİ

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Ayvalık Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi çalışmalarında gelinen son durumu, bir sunum eşliğinde Ayvalık Ticaret Odası Meclisi’yle paylaştı. Gençer, sunumuna, Bölge’nin en az 1500 kişiye iş imkanı yaratacağını vurgulayarak başladı ve şunları söyledi: “Bölge için 12 bakanlıktan olumlu görüş almış bulunuyoruz. Şimdi ÇED Raporu alma aşamasına geldik. Buraya yatırım yapacak sanayici ÇED Raporu gibi bürokratik konularla uğraşmayacak. İşletmesini doğrudan OSB Mütevelli Heyeti’yle muhatap olarak kurabilecek. Yani, biz

OSB’yi bir yere kadar getirdik. Bundan sonra birlikte ve işbirliği halinde yürümemiz gerekiyor. Bu işin gerçek sahibi olarak sizler de destek verirseniz sonuca elbirliğiyle ulaşırız. Balıkesir 3. Derece Teşvik Bölgesi’nde olduğu için burası yatırımcılar açısından cazip olacak. İsteyen sanayici tek parsel, isteyen de 3- 4 parsel alıp fabrikasını kurabilecek.” ATO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Kantarcı da, Ayvalık Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin Ayvalık’ın ekonomisine hareket getireceğini belirterek, bu konudaki gayretleri nedeniyle, ATO yönetimi adına Rahmi Gençer’e teşekkür etti.

Yedi kişilik “Özel Tim” görev başında...

KIRSAL MAHALLELER DÜZENLİ OLARAK TEMİZLENİYOR

A

yvalık’a bağlı kırsal mahallelerin daha yaşanılabilir koşullara kavuşması için yapılan çalışmalar düzenli olarak sürdürülüyor. Bu amaçla oluşturulan yedi kişilik “Temizlik Timi” 16 kırsal mahallede görev yapıyor. Tim her ay bir mahallede toplanıyor ve bir hafta boyunca bütün atıkları topluyor.

bir köye giderek ne yapılabileceğine bakıyor ve o köyün temizliğini gerçekleştiriyor. Ayrıca köylerimizde bulunan ve geçmişte çöplük alanı olarak kullanılan dere yataklarını da temizletiyoruz.”

Belediye Başkanı Rahmi Gençer çalışmalar hakkında dergimize şunları söyledi: “Büyükşehir Yasası’ndan önce köy muhtarlıkları çöplerini kendi imkanlarıyla topluyordu. Köyler belediyemize geçtikten sonra çöpleri artık biz alıyoruz. Bu amaçla yedi kişiden oluşan özel bir Temizlik Timi kurduk. Dört büyük köyümüzde birer kişi sürekli çalışıyor. Diğer üç kişi geri kalan on iki köyümüzü dolaşarak buralardaki çöpleri temizliyor. Ayda bir kez de yedi kişilik temizlik timi bir hafta boyunca

3


Vergi Dairesi Müdürü Adem Torun, Rahmi Gençer’i ziyaret etti

V

27. VERGİ HAFTASI KUTLANDI

ergi Dairesi Müdürü Adem Torun, 27. Vergi Haftası nedeniyle Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Torun, ziyaret sırasında, “22-28 Şubat tarihleri arasında Vergi Haftası’nı kutluyoruz. Toplumda vergi bilincini oluşturalım istiyoruz. Vergi Haftası nedeniyle değişik etkinlikler düzenliyoruz,” dedi ve belediyelerin de birer vergi tahsilat kurumu olduğunu söyledi.

Ziyaretten duyduğu mutluluğu dile getiren Rahmi Gençer de, “Vergi Haftası herkese kutlu olsun. Bilindiği gibi, ‘Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır’ sözü büyük bir anlam taşır. Herkes bu bilinçle hareket ettiğinde pek çok sorun da çözülecektir,” dedi.

Rahmi Gençer bundan sonrası için aileleriyle birlikte mutlu bir yaşam diledi

YALÇIN YAZICI VE DOĞAN ALPAGUT EMEKLİYE AYRILDI

Başkan genç sporcuları kutladı ve hediye çekiyle ödüllendirdi

ŞAMPİYON FUTBOLCULAR MUTLULUKLARINI RAHMİ GENÇER’LE PAYLAŞTI

E

dremit Körfez Grubu karşılaşmalarında başarılı bir futbol sergileyen ve şampiyon olan Ayvalıkgücü Belediyespor U 17 ve U 19 takımlarının futbolcu, yönetici ve antrenörleri Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret ederek sevinçlerini paylaştı. Gençer genç sporcuları kutladı ve hediye çekiyle ödüllendirdi. Başkan Gençer, buluşmada şunları söyledi:

A

ltınova Belediyesi’nde 30 yıla yakın bir süre görev yapan ve Büyükşehir Yasası gereği Altınova Belediyesi kapatılınca Ayvalık Belediye Başkan Yardımcılığı’na getirilen Yalçın Yazıcı emekli oldu. Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Yalçın Yazıcı’ya Altınova ve Ayvalık belediyelerindeki hizmetleri nedeniyle bir plaketle teşekkür etti.

A

yvalık Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’nde uzun yıllar hizmet verdikten sonra emekli olan Doğan Alpagut’a Belediye Başkanı Rahmi Gençer, hizmetlerinden dolayı bir teşekkür plaketi verdi.

4

“Bugünlerin keyfini yaşayın, dostluklarınızın değerini bilin. En önemlisi çalışma azminizi devam ettirin. Sizler çok şanslısınız, çünkü aileleriniz size spor imkanı tanımış. Hocalarınız, kulübünüz sizlere fırsatlar yaratmış. Spor size disiplinli olmayı öğretiyor. Bu disiplin sayesinde hayatınız boyunca planlı-programlı yaşayacak ve başarıdan başarıya koşacaksınız.”


17 ilden 136 sporcu mücadele etti

T

TÜRKİYE YÜRÜYÜŞ ŞAMPİYONASI BU YIL DA AYVALIK’TA YAPILDI

ürkiye Atletizm Federasyonu faaliyet programında yer alan ve Kaymakamlık, Belediye, Gençlik Hizmetleri ve Spor Müdürlüğü’nün desteğiyle Ayvalık’ta düzenlenen Spor Toto Türkiye Yürüyüş Şampiyonası, eski adı Köprü olan 06 ile Sakarya Avcılar Kulübü kavşağı arasında yapıldı. 17 ilden 136 sporcunun mücadele ettiği yarışları Kaymakam Namık Kemal Nazlı, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Garnizon Komutanı Albay Aydın Nazlı, Milli Eğitim Müdürü Erkan Bilen, Gençlik Hizmetleri Müdürü Cem Hamzaoğlu, Atletizm Federasyonu Merkez Hakem Üyeleri Zeynep Bediz Oyar ile Cengiz Keskin, Atletizm Federasyonu Teknik Kurul Üyesi ve Yürüyüş Koordinatörü Mustafa Akyavaş, Balıkesir Atletizm İl Temsilcisi İsmail Akçay ve vatandaşlar izledi. Kızlar ve erkekler olmak üzere Büyükler, Gençler, Yıldızlar, 16 yaş altı, 14 yaş altı kategorilerinde düzenlenen ve Milli Makım seçmesi niteliği de taşıyan yarışlarda 10 kilometre Büyük Erkekler kategorisinde Diyarbakır’dan Ersin Tacir 40.03’lük, 5 kilometre Yıldız Kızlar kategorisinde ise yine aynı ilden Meryem Bekmez Türkiye rekoru kırdı.

RAHMİ GENÇER: “YÜRÜYÜŞ SPORU DENİNCE ARTIK AKLA AYVALIK GELİYOR”

İstediler, mücadele ettiler, başardılar

VOLEYBOLCU KIZLARIMIZ 3. LİG’E ÇIKTI

A

yvalıkgücü Belediyespor Kız Voleybol Takımı, Manisa’da yapılan 3. Lig’e terfi karşılaşmalarında oynadığı üç maçı da 3-0 gibi net sonuçlarla kazandı ve 3. Lig’e çıktı. Büyük bir başarıya imza atan voleybolcu kızlar, Ayvalık’a dönüşlerinde Belediye Başkanı Rahmi Gençer ve vatandaşlar tarafından Cumhuriyet Meydanı’nda karşılandı. Gençer, şampiyonları tek tek kutladı. Sporcular, kulüp başkanı ve teknik kadro ulaşılan başarının mutluluğunu kendilerini karşılayanlarla paylaştı.

“Y

ürüyüş yarışmaları artık her yıl Ayvalık’ta yapılıyor. Bir bakıma, Ayvalık son dönemde adeta yürüyüş sporuyla özdeşleşti. Atletizm Kulübü’müzde halen altmışın üzerinde ve her yaştan gencimiz bu spora çalışıyor. Hedefimiz, bu şampiyonada başarı gösteren sporcularımızı Rio Olimpiyatları’na göndermek. Olimpiyat barajlarını uluslararası bir yarışmada geçeceklerine inanıyorum. Öte yandan, bu tür etkinlikler Ayvalıklı sporcular için çok yararlı oluyor. Daha da önemlisi, her yaş grubundan gençlerimiz spor yapma alışkanlığı kazanıyor, spor terbiyesi alıyor. Elbette, hepsinin şampiyon olması gerekmiyor. Spor ahlakını, sporun terbiyesini, disiplinini edinmeleri de büyük bir kazanım. Bilindiği gibi daha önce Ayvalık’ta Balkan Şampiyonası da düzenledik. Avrupa Şampiyonası’nı da kentimizde düzenlemek gibi bir hedefimiz var. Ayvalık’ı bu sporla ülke içinde de ülke dışında tanıtmaya devam edeceğiz. Dediğim gibi, Ayvalıklı gençlerimizden bazılarını neden Rio Olimpiyatları’nda yarışırken görmeyelim, bu gururu niye yaşamayalım!”

5


Ayvalık CHP Danışma Toplantısı yapıldı

RAHMİ GENÇER: “GÖREVE GELDİĞİMİZ GÜNDEN BERİ MECLİS ÜYELERİMİZLE BİRLİKTE AYVALIK’A HİZMET İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, CHP İlçe Başkanlığı tarafından ilk kez düzenlenen Danışma Toplantısı’nda, göreve başladığı günden bu yana gerçekleştirilen hizmetler, tamamlanan sosyal sorumluluk projeleri ve gündemdeki faaliyetler hakkında kapsamlı bilgi verdi. İsmet İnönü Kültür Merkezi’ndeki toplantıya CHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın, CHP Balıkesir İl Başkanı Ender Biçki ve CHP’nin il ve ilçe yöneticileriyle partililer katıldı. Ahmet Akın ve Ender Biçki’den sonra söz alan Rahmi Gençer, görsel sunum eşliğinde yaptığı konuşmada şu konulara değindi: “Mazbatamı aldığım 4 Nisan 2014’ten beri CHP’li bir belediye olmanın bilinciyle, Meclis üyelerimizle birlikte gecemizi gündüzümüze katarak Ayvalık’a hizmet etmek için çalışıyoruz.” “Şeffaflığa büyük önem verdiğimiz için Belediye Meclis toplantılarını internet üzerinden, düzenli olarak canlı yayınlıyoruz. Bu sayede vatandaşlar Ayvalık Belediyesi’nde ne olup bittiğini rahatlıkla izleyebiliyorlar.” “Seçimlerden iki ay sonra 0 850 811 10 10 “Alo Belediyem” hattını kurduk. Ayvalık’ta yaşayanların ve tatillerini Ayvalık’ta geçirenlerin karşılaştıkları sorunları çözmenin ötesinde, istek ve önerilerini de alarak bir bakıma Belediyemizin yönetimine ortak ediyoruz.”

“Alibey adasında önceki belediye yönetimi tarafından çardaklar yıkılmış, enkazı kalmıştı. Molozları hızla kaldırdık, sahili düzenledik. Bunu yaparken çardakları geriye çekerek halkımızı denizle buluşturduk. Bu düzenleme herkes tarafından

6

beğeniyle karşılandı.” “Bozuk yolların onarımına ve yeni yollar yapmaya öncelik tanıdık. Bu kapsamda Ayvalık merkezde, Altınova’da, Sarımsaklı’da, Küçükköy’de ve Alibey adasında 253 bin metrekare kilit parke taş döşedik.” “Ayvalık genelinde 30 bin ton sıcak asfalt kullanarak 25 kilometre sıcak asfalt yol kaplaması gerçekleştirdik. Bozulan ve vatandaşlarımıza sıkıntı yaşatan yollarımızı hızlı bir şekilde yeniledik.” “Taş ocaklarımızı devreye sokarak kendi şantiyelerimizden elde edilen malzemelerle asfalt plentimizi faal hale getirdik. Burada ürettiğimiz 3 bin 300 ton sıcak asfaltla bozuk yolları büyük kalıplar halinde kazarak, yama yapma yöntemiyle onardık.” “Armutçuk Pazarı çevresini düzenledik, geniş bir otopark alanı yaptık. Alt kısımdaki kapalı alanı açarak burada oluşturduğumuz kavşak sayesinde Edremit yönünden gelenlerin kent merkezine girmeden

doğrudan Alibey adasına yönelmesini sağladık.” “Armutçuk Pazarı’nın üçte birinin üzeri açıktı. Burayı kapatarak pazarcılarımıza daha rahat koşullarda satış yapabilecekleri, pazara gelen vatandaşlarımıza ise daha güvenli alışveriş edebilecekleri bir ortam yarattık. “Yeni hastane ve KİPA bölgesinde beş yolun birleştiği ve bu haliyle kaosa neden olan bölgede üç ayrı yeni kavşak düzenledik. Hastane önündeki kavşağa bereketi, sağlığı ve uzun yaşamı simgeleyen 200 yıllık bir zeytin ağacı diktik.” “Küçükköy girişinde bir kültür merkezi inşa ediyoruz. Temelini 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda atmıştık; söz verdiğimiz gibi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda da hizmete açacağız. Adı ‘Ayvalık Belediyesi Küçükköy Kültür Merkezi’ olacak. Oteller kongrelerini burada yapabilecek. 450 kişilik düğün salonu da halkımızın hizmetinde olacak.”


“Yeni Mahalle Spor Tesisleri binasında gerekli tadilatı tamamladık. İkinci katını inşa ederek 200 metrekarelik alan kazandırdık. Orada gençleri her türlü kötü alışkanlıktan uzak tutmak için çeşitli faaliyetler yapılıyor ve yapılacak.” “Çarşı Caddesi’ni alt yapısıyla birlikte yeniden düzenledik. Caddenin iki tarafında yer alan dükkanların her yağmurda sular altında kalmasını önleyerek esnafın rahatlamasını sağladık.” “Altınova Atatürk Kültür Merkezi ve Düğün Salonu’nda köklü bir yenileme çalışması gerçekleştirdik ve şık görünümlü modern bir merkez haline getirdik.” “Çocuklarımızın bir araya gelip keyifli zaman geçirebilmeleri için 16 kırsal mahallemizde çocuk oyun alanları oluşturduk.” “Lale adasındaki Atatürk Koruluğu’nun bir bölümünü mesire alanı olarak düzenledik. Vatandaşlarımızın sadece gündüzleri değil, akşamları da piknik yapabilmeleri için burayı ışıklandırdık.” “7 kilometre uzunluğunda bisiklet yolu yaptık.” “Kent merkezi ve köyler dahil, 2 bin adet çöp konteyneri dağıttık.” “Araç filomuzu cenaze taşıma, evde bakım hizmeti, sokak hayvanlarını toplama araçlarıyla güçlendirdik. Ayrıca merdivenli elektrik aracı aldık.” “Paşalimanı’nı yeniledik, çevresini düzenledik. Deniz uçaklarının yararlanabileceği yeni bir iskele yaptık.” “Veterinerlik İşleri Müdürlüğü kurduk. Sokak Hayvanları Tedavi Merkezi’ni faaliyete geçirdik ve köpek bakım çiftliğini yeniledik.” “Kedi evleri projesini uygulamaya koyduk. Pilot bölge seçtiğimiz Alibey adasında başlattığımız kedi evlerini kentimizin her köşesine yayacağız.”

temizlenmesine kadar birçok hizmet veriliyor. “Altınova’ya pamuk toplayanları simgeleyen, Alibey adasına ise deniz emekçilerinin anısını yaşatmayı amaçlayan birer heykel konuşlandırdık. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde KİPA kavşağında, elinde zeytin dalı tutan ve yanında bir kediyle bir köpek bulunan bir kadın heykeli açacağız. Bu heykel barışı simgeleyecek. Ayrıca ezilen ve şiddet gören kadınlarımızın anısına aynı gün 1500 fidan dikeceğiz.” “Ayvalık’ımızın tarihini korumak ve 1800’lü yıllardan bu yana süregelen zeytinyağı ve zeytin sabunu endüstrisini yaşatabilmek kararlılığıyla, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmek yolunda ilk adımı attık ve başvurumuzu yaptık.” “Zeytin Çekirdekleri projemiz bütün hızıyla devam ediyor. Çok sayıda çocuğumuza çeşitli eğitimler veriyor ve hayatlarında iyi yönde değişimler olduğunu gözlüyoruz.” “11. Zeytin Hasat Günleri kapsamında ilk kez Küçükköy’de de etkinlik düzenledik. Bu yenilik Küçükköylüler tarafından çok olumlu karşılandı.”

YAPILACAKLAR • Atatürk Caddesi ve Cumhuriyet Meydanı yeniden düzenlenecek. • Tarihi Kırlangıç fabrikası çok amaçlı sosyal ve kültürel yaşam merkezine dönüştürülecek. • Yeni belediye hizmet binası projesi gündemdeki yerini koruyor. • İhtisas Organize Bölgesi projesinin hayata geçmesiyle birlikte en az 1500 kişiye iş imkanı doğacak. • Talatpaşa Caddesi’nde cephe iyileştirilmesi ve “Ayvalık Renkleniyor” projelerinde sona yaklaşıldı. • Belediyeye ait akaryakıt istasyonu en son sistemle donatılmış olarak Mart ayında yeniden faaliyete geçecek. • Belediye bünyesindeki Liman İşletme binası Gümrük Bakanlığı tarafından istenilen standartlara getirilecek. Sarızeybek tesislerinde bulunan halı saha yenilenecek. • Altınova Kumadası’na Mavi Bayrak alınacak.

“Engelliler Şenliği geleneğini kararlılıkla sürdürüyoruz.” “Camilerimizin halılarını her üç ayda bir yıkıyoruz.” “Ayvalık’taki tüm okullarımıza her türlü desteği sağladık. Kütüphane açtık.” “Daha iyi hizmet sunabilmeleri için muhtarlarımıza bilgisayar ve yazıcı hediye ettik.” “Ayvalık’ın tanıtımına yönelik olarak İngilizce ve Türkçe iki ayrı kent rehberi bastırıp yurt içinde-yurt dışında dağıttık ve dağıtmayı sürdürüyoruz.” “Kent kültürüne ağırlık veren ve okuma alışkanlığını arttırmayı hedefleyen Ayda Bir Ayvalık dergisi halkımız tarafından ilgiyle takip ediliyor.”

“Kırsal mahallelerdeki vatandaşlarımızla sık sık bir araya geldik. Geçtiğimiz Ramazan ayında 16 kırsal mahallemizi ziyaret ettik, birlikte iftar açtık.” “Tamamen Ayvalıklı gençlerimizin görev aldığı Evde Bakım ve Temizlik ekibimiz ihtiyacı olanların yardımına koşmaya devam ediyor. İhtiyaç duyanlara tırnaklarının kesilmesinden tıraşlarına, banyolarının yaptırılmasından evlerinin

7


“Keşfe Değer Yeryüzü Cenneti Ayvalık” İngilizceden sonra Almancaya da çevrilecek

AYTUGEB DEĞERLENDİRME TOPLANTISI’NDA TANITIM KONUSUNDAKİ EKSİKLİKLER ELE ALINDI

A

YTUGEB Değerlendirme Toplantısı, Kaymakam Namık Kemal Nazlı, aynı zamanda AYTUGEB’in başkanlığını da üstlenen Belediye Başkanı Rahmi Gençer ve birlik Yönetim Kurulu üyesi turizmcilerin katılımıyla Ticaret Odası’nda yapıldı. İlk olarak, AYTUGEB Genel Sekreteri Ümit Özgültekin geçtiğimiz ay gerçekleşen ve Ayvalık’ın etkin biçimde tanıtıldığı “Boot Düsseldorf 2016 Fuarı” hakkında yönetime brifing verdi. Özgültekin, fuar boyunca görüştükleri çok sayıda tanınmış tur operatörü ve sörfçünün Ayvalık’a gelmek istediğini söyledi. Toplantıda, özellikle Ayvalık’ın tanıtımı konusunda saptanan eksiklikler üzerinde duruldu. Bunların hızlı bir şekilde giderilerek gelecek fuarlarda daha profesyonel bir strateji izlenmesi görüşü benimsendi. Almanya’nın başkenti Berlin’de açılacak olan Uluslararası Turizm Fuarı’nda (ITB) Ayvalık’ın kendi standında tanıtım yapacağı belirtildi. Bu nedenle, Ayvalık Belediyesi tarafından hazırlatılan “Keşfe Değer Yeryüzü Cenneti Ayvalık” adlı tanıtım kitabının İngilizceden sonra Almancaya da çevrilerek bastırılması kararlaştırıldı. Söz konusu kitabın Ayvalık’ı tarihi, kültürel, ekonomik, gastronomik ve su altı güzellikleri bakımından başarıyla yansıttığını söyleyen Rahmi Gençer, “Bu toplantıda tanıtım yolunda eksikliklerimizi gördük. Bunları kısa sürede gidermeli ve Ayvalık’ı yer aldığımız yurt dışı fuarlarda katılımcılara en iyi şekilde anlatmalıyız,” dedi.

Rahmi Gençer: “Alaçatı’yı sörf merkezi haline getiren Alman sörf hocası Ralf Busse, Ayvalık’ta da böyle bir oluşum için öneride bulundu. Çamlık’ın sörf için çok uygun olduğunu düşünüyor ve öneriye sıcak bakıyoruz. Belediye olarak bu konuda hazırladığımız projeyi Ralf Busse ile görüşebiliriz.”

“Yeni Büyükşehir Düzenini Konuşuyoruz” başlıklı buluşmaya Rahmi Gençer de katıldı

BERGAMA KIŞ OKULU 3. KEZ DÜZENLENDİ

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Bergama Belediyesi’yle Yerel Yönetim Araştırma Yardım ve Eğitim Derneği (YAYED) tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen 3. Kış Okulu’na katıldı. “Yeni Büyükşehir Düzenini Konuşuyoruz” ana başlığı altında, Kleopatra Güzellik Ilıcası Sosyal Tesisleri'nde düzenlenen Kış Okulu’nda açılış konuşmalarını Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç ve YAYED Başkanı Doç. Dr. Süheyla Suzan Alıca yaptı. Sabah oturumu, YAYED Genel Sekreteri Serhat Salihoğlu’nun Kış Okulu'na ilişkin sunuşuyla başladı. Ardından moderatörlüğünü Prof. Dr. Oğuz Oyan’ın yaptığı oturuma geçildi. Oturumda, “Büyükşehir düzeninde tarımsal kalkınma da dahil olmak üzere kalkınma mümkün müdür? Mümkünse nasıl? Bir görüşe göre kalkınma gündemden çıkmış mıdır; ya da diğer bir görüşe göre kalkınmanın yeni araçları mı söz konusudur?” ve “Toprak hangi araçlarla yönetilecektir? Kentsel ve kırsal rant kamuya nasıl dönecektir? Yeni düzen planlama için daha mı elverişlidir?” sorularıyla tartışma yürütüldü. Öğleden sonraki oturumun moderatörlüğünü de YAYED Başkanı Doç. Dr. Süheyla Suzan Alıca yaptı. Bu oturumda, "İlçe belediyelerine ve merkezi idarenin taşra örgütlenmesine gerek var mıdır?" ve "Yeni düzen halk katılımına açık mıdır? Temsil düzeyi yükselmiş midir?" konuları tartışıldı. 6360 Sayılı Yasa’nın Büyükşehir ve ilçe belediyelerinde yol açtığı sonuçların konuşulmasının ardından Bergama Belediye Başkanı Mehmet Gönenç, Rahmi Gençer’e katılım ve teşekkür belgesi verdi.

8


Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gün. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesini, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının gündeme taşınmasını hedefliyor. Biz de Mart sayımızda kendi alanlarında başarıyı yakalamış üç konuk ağırlıyoruz: Dr. Gülçin Nazlı, iş kadını Banu Bellibaş ve psikolog Gülşah Karadayı Gezen

Gülbeniz Şentay

Ayvalık İlçe Sağlık Müdürü

Dr. GÜLÇİN NAZLI “KADINLARIMIZ SANATSAL/KÜLTÜREL/ SPORTİF FAALİYETLERE KATILMALI, İDARİ GÖREVLERDE YER ALMALI, KISACASI HAYATIN İÇİNDE OLMALI”

Sayın Nazlı, özgeçmişinizden söz eder misiniz?

-1972 yılında Elazığ’da dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi Ankara’da tamamladım. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. İlk görev yerim Urfa’ydı. Orada Sağlık Grup Başkanlığı’nda yaklaşık iki yıl çalıştım. Daha sonra tayinim Ankara’ya Susuzköy Sağlık Hekimliği’ne çıktı. Ardından Ankara/ Yenimahalle’de bir sağlık ocağında hekimlik yaparken eşim Namık Kemal Nazlı ile evlendim. Birlikte Kırıkkale/ Yahşihan’a atandık. Görev süremiz dolunca Ilgaz’a gittik. Ilgaz’da hekimlik yaptım. Ilgaz’ı Gelibolu izledi. Orada uzunca bir süre kaldık. Yine aile hekimiydim. Eşimin mesleği düzenli aralıklarla yer değiştirmemizi gerektirdiği için birlikte Anadolu’yu dolaşıyoruz diyebilirim. Bildiğiniz gibi 2014 yılı Eylül ayından beri de Ayvalık’tayız. Ayvalık’a ilk geldiğinizde toplum sağlığı açısından dikkatinizi çeken herhangi bir şey oldu mu? -Doğrusunu isterseniz, Ayvalık’a yeni yeni adapte oluyorum. Her geçen gün biraz daha Ayvalık’ı tanıyabiliyor, görebiliyorum. Ancak hemen dikkatimi çeken ve beni bir hayli de üzen şey, iç denizin kirliliği oldu. Arıtmanın sıkıntılı olması, foseptiklerin denize akması gerçekten çok üzücü. Ayvalık o denli güzel bir yer ve o denli güzel şeyleri hak ediyor ki! Alt yapı muhtemelen eski nüfusa göre yapılmış ve gelişen kentin yükünü taşıyamıyor. Kanalizasyon gibi alt yapı hizmetleri büyük bütçeleri ve mühendislik

Dr. Gülçin Nazlı

9


projelerini gerektirir. Balıkesir’in Büyükşehir olması Ayvalık açısından bir avantaj diye düşünüyorum. Büyükşehir Belediyesi tarafından sanırım özellikle atık sular için çevre düzenlemesine başlanıyor. İç denizin temizleneceğine, kokusuz ve temiz bir denize kavuşacağımıza inanıyorum. Yeri gelmişken, İlçe Sağlık Müdürlüğü’nün çalışmaları hangi alanları kapsıyor?

-Az önce de belirttiğim gibi her yıl okul aşılamalarımızı yapıyoruz. Aile hekimliklerimizde zaten anne adaylarının takipleri/tetkikleriyle bebeklerin ve okul öncesi çocukların aşıları yapılıyor. Doğum sonrası süreçte gelişim ölçümleri aile hekimlerince izleniyor. Okul çağına gelen çocuklarımızda diş taramalarına, Sağlık Bakanlığı’mızın son iki yıldır gündemine aldığı flor uygulamasına başladık. Yine okullarda çocuklarımıza diş fırçalama eğitimleri veriliyor, hijyen koşulları ve el temizliğinin önemi, sigara gibi alışkanlıkların zararları anlatılıyor.

-Ben İlçe Sağlık Müdürlüğü’yle birlikte Toplum Sağlığı Hizmetleri’ni de yürütüyorum. İnanın, sağlığın içine girmeyen Anne adaylarımıza ise gebeliğin Çevrenizle birikimlerinizi hiçbir konu yok. Her konu başlangıcından itibaren mutlaka ucundan-kıyısından bütün evreleri kapsayan paylaşmanız lazım. Sonrasında; bizi ilgilendiriyor ve her ve nihayetinde bizden kurumla iletişimimiz oluyor. sertifikalarını da alacakları bir nasıl ki yaşam hakkına saygı Kaymakamlık’la, Gençlik eğitim programı sunuyoruz. Spor Müdürlüğü’yle, Sosyal duyuyoruz, karşımızdaki insanın Bunların hepsi kapsamlı ve tek Yardımlaşma Fonu’yla, tek çok faydalı çalışmalar... Hıfzısıhha’yla, Müftülük’le, sağlıklı olma hakkına da saygı Nüfus Müdürlüğü’yle birlikte -Gerçekten öyle... Çünkü, çalışıyoruz. Özel hekimler, o eski büyük aileler duymalıyız. Bu da bence bireysel artık optikçiler ve aktarların da kalmadı. Haliyle başlarında çalışmalarımız içinde yeri bir büyüğün bulunmadığı var. Yine insanlarımızın bilincin oluşması, bu bilincin günümüz çekirdek aileleri, eğitimi, okullarda çocukların bir sorunla karşılaştıklarında aşılanmaları konusunda Milli yakın çevremizden başlayarak deneyimleriyle onlara yol Eğitim’le bağlantıdayız. İlçe gösterecek ebeveynlerden Tarım Müdürlüğü’yle gıda yayılmasını sağlamakla mümkün. yoksunlar. Bu nedenle denetimleri sonrasında ortaya gebeliklerinin ilk döneminden çıkan herhangi bir sıkıntıda Ama önce herkesin sağlıklı olma başlayarak karşılaşabilecekleri birlikte adım atıyoruz. Hastane normal veya anormal gelişmeleri zaten bizim bir alt birimimiz. hakkına saygı duymamız gerekiyor kendilerine ayrıntılı bir Aile hekimlerimiz, eczanelerimiz şekilde anlatıyoruz ve gereken var. Emniyet Müdürlüğü ve periyodik tahlillerin yapılmasını Jandarma’yla hasta sevkiyatları sağlıyoruz. Zaman zaman için irtibat kuruyoruz, “Adli Tabiplik” yapıyoruz. benim de katıldığım eğitimlerle anne adayını doğum Belediye’yle zaten çevre, Hıfzısıhha, ölüm belgelerinin süreci ve bebek bakımı hakkında bilgilendiriyoruz. düzenlenmesi gibi konularda sürekli diyalog halindeyiz. Ayrıca aile hekimliklerinde evlilik öncesi danışmanlık, Belediye sağ olsun, gerektiği zaman bize zabıtalarını, aile planlaması gibi konularda da çalışmalar araçların gönderiyor. yapılıyor. Yakında Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) kapsamında İlçe Sağlık GÜNÜMÜZ ÇEKİRDEK AİLELERİNDE, DENEYİMLERİYLE Müdürlüğü’müz ve aile hekimliklerinde hizmet vermeye ONLARA YOL GÖSTERECEK EBEVEYNLER YOK de başlayacağız. Bunlar Sağlık Bakanlığı’mızın verdiği Vatandaşlar size daha çok hangi konularda çok güzel hizmetler. başvuruyorlar? DOKTORLUK ZOR BİR MESLEK; SABIR, HOŞGÖRÜ, -Müdürlüğümüz idari bir kısım olduğu için ANLAYIŞ VE FEDAKARLIK GEREKTİRİYOR insanlarımızla bire bir karşılaşmamız pek olmuyor. Sizce sağlıklı bir birey, dolayısıyla toplum olmak hangi Okul veya anneliğe hazırlık eğitimlerinde, obezite koşullara bağlı? konusundaki çalışmalarda halkımızla bir araya geliyoruz. Bunların dışında bizi de ilgilendiren çevre kirliliği, müdürlüğümüze en çok gelen konular arasında. -Sağlıklı olmak için bence önce okumak, bilinçlenmek lazım. Biliyorsanız da çevrenizle birikimlerinizi “Benim evimin önünde foseptik patladı, denize akıyor, paylaşmanız lazım. Sonrasında; nasıl ki yaşam hakkına kokudan duramıyoruz!” gibi şikayetler aldığımız saygı duyuyoruz, karşımızdaki insanın sağlıklı olma zaman yetkimiz dahilinde gidip gerekli tespiti yapıyor, hakkına da saygı duymalıyız. Bu da bence bireysel tutanağımızı tutuyor, ilgili mercilere bildiriyoruz. bilincin oluşması, bu bilincin yakın çevremizden Örneğin söz konusu başvuru hava kirliliğiyse, başlayarak yayılmasını sağlamakla mümkün. Ama bir incelememiz sonucu ortaya çıkan raporumuzu kez daha vurgulamak isterim ki, önce herkesin sağlıklı Kaymakamlığımız vasıtasıyla Çevre İl Müdürlüğü’ne olma hakkına saygı duymamız gerekiyor. ulaştırıyoruz. Özetle, yaptığımız tespit hangi kurumu ilgilendiriyorsa o kuruma raporumuzu gönderiyoruz. Çalışma hayatının kadınlara en önemli katkısı sizce nedir? Onlar da kendi açılarından konuyu değerlendiriyorlar. -Çalışma hayatının kadına getirdiği en önemli şey, Özellikle çocuklar ve kadınlara yönelik çalışmalarınızdan onu sosyal hayatın içine katmasıdır. Kadının sosyal, söz eder misiniz? kültürel, ekonomik alanlarda ve iş dünyasında

10


yer alması çok önemli bir şey. Ben kadınlarımızın işlerini yaparken adeta bir anne titizliğiyle, anne dikkatiyle davrandıklarını gördüm. Öylesine mükemmeliyetçiler ki ne iş yaparlarsa yapsınlar, en iyisini gerçekleştireceklerine inanıyorum ve kadınca duyarlılıklarıyla çalışma hayatında bire bir yer almalılar, diyorum. Çalışan kadının özgüveninin bir kat daha artacağına inanıyorum. Kadının sanatsal/ kültürel/ sportif faaliyetlere katılmasını, idari görevlerde yer almasını, kısacası hayatın içinde olmasını mutlaka istiyorum. Çünkü hayatın ona kattıklarını bir anne, bir eş olarak ailesine, çocuklarına aktaracak ve onların ufuklarına yeni bir pencere açacaktır. Sayın Nazlı, hem anne, hem eş, hem çalışan kadınsınız. Yanı sıra gerek temsil ettiğiniz kurum, gerek Kaymakamımız Sayın Namık Kemal Nazlı’ın eşi sıfatıyla artı sorumluluklarınız var. Bu yoğun tempoyu nasıl sürdürüyorsunuz? -Mesleğimi seçerken idari kadrolarda yer almayı düşünmemiştim ancak doktorluğun zor bir meslek olduğunu; fazlasıyla sabır, hoşgörü, anlayış, fedakarlık istediğini biliyordum. Çünkü karşınızdaki insan size can korkusuyla gelir ve canının derdine düşmüş, beklemeye sabrı kalmamış, tahammülsüz bir insanı göğüsleyebilmeniz için kendinizden çok şey vermeniz gerekir. İdarecilik ve onun getirdiği sorumluluklar da ayrı tabii. Ancak işimi çok seviyorum. Mesleğe adım attığımdan beri işime, çevreme, mensubu olduğum kuruma hep saygılı davrandım. Ayrıca kaymakam eşi olmam benim bu sorumluluğumu, saygımı bir kat daha arttırıyor. Her ne kadar işine özen gösteren, çok sabırlı, güleryüzlü, sakin bir insan da olsam, dediğim gibi konumum nedeniyle çok daha titiz davranmam gerekiyor.

açıdan kendisini iyi hissetmesidir. Bizler sağlığı “Beden ve ruh halinin iyiliği” diye tanımlarız. Ayvalık doğasıyla, havasıyla, zeytinyağıyla insanın hem beden hem de ruh sağlığına katkı veriyor. Bunu nasıl yapıyor? Ben Ayvalık’a gelip de, “Burası da ne kadar kasvetli, sıkıcı bir yermiş, içim daralıyor!” diyeni hiç duymadım. Bu güzelliğin insan ilişkilerine de yansıdığını fark ettim. Ayvalık’ta insanlar kendi dingin, sağlıklı ruh hallerini çevrelerine de yansıtıyorlar. Birbirlerine hoşgörüyle yaklaşıyorlar. Ruhunu dinlendirmek isteyen burada sessizliği, sakinliği, temiz havayı, tarihi buluyor. Göz zevki deseniz, Ayvalık bunu da karşılıyor. Denizle ormanın kaynaştığı bir yerde spor yapmak, yürüyüşe çıkmak apayrı bir keyif. Yüzmek ruh ve beden sağlığımız açısından başlı-başına bir nimet. Gerçekten de Ayvalık’ta yaşayan herkes çok şanslı. Ayvalıkta kalmayı ve hayatımın sonuna kadar burada yaşamayı isterdim; ne yazık ki süremiz bitince devletin bize verdiği bir başka göreve gitmek üzere sizlerden ayrılacağız...

AYVALIK DOĞASIYLA, HAVASIYLA, ZEYTİNYAĞIYLA İNSANIN HEM BEDEN HEM DE RUH SAĞLIĞINA KATKI VERİYOR Peki, bu tempo içinde kendinize zaman ayırabiliyor musunuz? -Kendim için zaman yaratmaya çalışıyorum elbette. Spor yapmayı çok seviyorum. Özellikle yürüyüş, ruhumu o kadar dinlendiriyor ki! Ayvalık’ın sokaklarında dolaşmaya doyamıyorum. Güzel havalarda fırsat yaratıp, evime yürüyerek gidiyorum. Haftanın iki günü Ayvalıklı hanım arkadaşlarımızla birlikte spor salonumuzda spor yapıyorum. İş hayatının tekdüzeliğinden sıyrılmak, başka bir hayatın işinde olmak da beni hem ruhen hem bedenen dinlendiriyor. Farklı insanlarla, farklı sohbetler yapmak hoşuma gidiyor. Yazın vakit bulursam, akşam üzeri kendimi denize atıyorum. Yanı sıra müzik dinlemeyi, kitap okumayı çok seviyorum. Seyahati de çok seviyorum ancak görevimizi bırakıp gitmemiz kolay olmuyor. Ayvalık’ta yaşamak, ikliminden zeytinyağına kadar sağlığımıza nasıl yansıyor; hekim gözüyle değerlendirir misiniz? -Bu sorunuza yanıt verirken çok uzun cümleler kurmama gerek yok çünkü Canan Karatay Hocamızın da her fırsatta dile getirdiği gibi, Ayvalık’ta yaşamak zaten sağlık demek... Bu artık bütün Türkiye’nin kabul ettiği bir şey. Sağlıklı yaşamın ön koşulu insanın moral

11


İş kadını

S

BANU BELLİBAŞ “İŞ KURMAK İSTEYEN KADINLARIMIZ RİSK ALMAKTAN KORKMASINLAR”

ayın Banu Bellibaş, sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

-1958 yılında Ayvalık’ta dünyaya geldim. Annem Çanakkaleli, babam Ayvalıklı. Sakarya İlkokulu’nu bitirdikten sonra İzmir Özel Türk Koleji’ne kaydoldum. Orada okurken Üsküdar Fıstıkağacı Koleji’nin bursunu kazandım ve öğrenimime bu okulda devam ettim. Evliyim ve bir erkek çocuk annesiyim. İzmir yıllarım dışında hayatım hep Ayvalık’ta geçti. Çalışma hayatına ne zaman ve hangi sektörle atıldınız? -1983’te kendi dükkanımızda hediyelik eşya satarak başladım. Sonrasında aynı mekanda deri ve kuyum işine döndüm. Fakat iş yürümedi ve battım. Ekmeğin kaça satıldığını bile bilmezken annemin ve babamın beni ticaretin ortasına adeta “atıvermesi” pek doğru bir tercih değildi tabii. Onlar Ayvalık’ın ilk plajı Kapri’yi açan ve Kapri’yi; lokantası, kafesi, oteliyle yüksek standartlardaki turistik bir tesise dönüştüren insanlar oldukları için sanırım bu işlerin kolay olduğunu sanmıştım. “Battım!” dediniz, peki sonra nasıl “çıktınız”? -Dükkanımız kiraya verildi. Ben de Sarımsaklı’da bir baraka buldum. Hiç unutmam, barakanın sahibi hapisteydi. Kira sözleşmesi için hapishaneye gitmem gerekmişti. Barakada penye, şilebezi giysiler satıyordum. Hala işi tam bilmediğim için ilk yıl çok sıkıntı çektim. Dükkanım güneşin alnı kabağındaydı ve o yıllarda özellikle geceleri Sarımsaklı pek de tekin bir yer değildi. Bütün bu koşullara rağmen orada on yıl kaldım. Bu süreçte esnaflığı, ticaret hayatını öğrendim ve sonunda barakayı mağazaya dönüştürmeyi başardım. Zaten bir süre sonra da bir apartmanın alt katına taşındım, orada ilk gerçek mağazamı açtım. ALTI İŞ YERİNDE YAZIN KIRK, KIŞIN YİRMİ KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLIYORUZ Daha sonra neler yaptınız? -2004 yılıydı. Sarımsaklı’da sadece yaz aylarında iş oluyordu. Kışı, satılmayan malları yıkayıp-ütüleyip yaza hazırlamakla geçiriyordum. Akbank Müdürü Hasan Yumak bana, “Senin hala Sarımsaklı’da ne işin var? Neden Ayvalık’a gelmiyorsun?” dedi. Ayvalık’ta bir iflas yaşadığım için cesaretim yoktu. Çekiniyor, hatta korkuyordum açıkçası... Hasan Bey beni inanılmaz şekilde motive etti. Bana Ayvalık’ta neyle işe başlayacağımı bulmak kalmıştı. Çok ilgi gören bir markayı Ayvalık’a taşımayı aklıma koydum. Zordu ama allem ettim-kallem ettim, araya aracılar koydum, biraz da talihim yaver gitti ve yine Hasan Beyin desteğiyle teminatlar hazırlandı, işi aldık. Marka hakikaten çok güzel tuttu. Bayram günlerinde yoğunluktan kapıları

12

Banu Bellibaş kapattığımızı biliyorum. Sonra işleriniz hızla gelişti herhalde? -Evet... Önce Sarımsaklı’da ürünlerini sattığım bir ayakkabı ve terlik markasının bayiliğini aldım ve ikinci mağazamızı açtık. Onu aksesuvar, çanta, mayo sattığımız üçüncü mağaza izledi. Ayvalık’a büyük mağazaların ilgisini görünce ünlü bir giyim markasıyla temas kurduk. Önce isteğime pek sıcak bakılmadı. Ancak bölge müdürü heyacanımı görünce bana inandı; böylece 2011 yılında bu mağazamızı da hizmete soktuk. Artık kurumsallaşmamız gerektiğine inandık ve şirketleştik. Şimdi eşim, oğlum ve ben birlikte çalışıyoruz. 2013 yılında bu kez turizm alanında bir yatırıma yöneldik. Geçtiğimiz sezonun başında Çamlık’taki otelimizi hizmete açtık.


Ben her sabah yataktan “Bugün her şey çok güzel olacak!” diyerek kalkarım. Çünkü insanın günü gerçekten de hissettiği gibi geçiyor. Ayrıca iş kuracak kadınlarımıza güçlü durmalarını, sıkıntılarını asla kimseye belli etmemelerini öneririm. Ticaret hayatında gülümseyebilmek inanın çok önemli. Yirmi yedi yıldır her gün, herkese gülümsüyorum. Ne denli sıkıntım olursa olsun asla zafiyet göstermiyorum

Durduğunuz an bitersiniz. Bu nedenle hep çok çalışmak gerekiyor. Hal böyle olunca ailenize yeterli zaman ayıramıyorsunuz. Bütün koşuşturmanıza rağmen bir şeyler hep eksik kalıyor. Kendinize zaten hiç zaman ayıramıyorsunuz. Örneğin ben kendime hiç bakmamışım. Şimdi şimdi fark ediyorum ki hayat sadece çalışmaktan ibaret değilmiş. Bunu fark edince tempoyu yavaş yavaş düşürdüm. Yıllarca eşim de ben de hiç tatil yapmadık. Sorumluluğun büyük bir kısmını oğlumuza devredip; sağlık dahil, ertelediğimiz şeylere zaman ayırmak istiyoruz artık.

Şirketteki iş bölümü nasıl ve toplamda kaç çalışanınız var?

-Risk almaktan asla korkmasınlar. Benim başlarkan hiçbir şeyim yoktu. En büyük şirketler bile bir anda batabilir. Yani korkuyla ticaret olmaz. Güçlü olsunlar ve kendilerine inansınlar, güvensinler. Ben her sabah yataktan “Bugün her şey çok güzel olacak!” diyerek kalkarım. Çünkü insanın günü gerçekten de hissettiği gibi geçiyor. Ayrıca iş kuracak kadınlarımıza güçlü durmalarını, sıkıntılarını asla kimseye belli etmemelerini öneririm. Ticaret hayatında gülümseyebilmek inanın çok önemli. Yirmi yedi yıldır her gün, herkese gülümsüyorum. Ne denli sıkıntım olursa olsun asla zafiyet göstermiyorum. Bir de şunu söylemek istiyorum; ben içimdeki çocuğu hep canlı tuttum, öldürmedim. Düştüğüm zaman biraz canım yansın isterim. Oysa içinizdeki çocuğu öldürmüşseniz canınız yanmaz. Çocuk kalmak, kalabilmek güzel bir şey. Bedenen yaşlansanız bile ruhunuz, enerjiniz, beyniniz genç kalıyor çünkü. Çalışan insan için bunlar önemli şeyler.

-Ben şirketin finans bölümündeyim. Mal seçimi ve alımından, personel işlerinden eşim Kaya ile oğlum Kaan sorumlular. Sarımsaklı dahil, altı iş yerinde yazın kırk, kışın ise yirmi kişiye istihdam sağlıyoruz. Çalışan kadın olmanın zorlukları vardır elbette... Bu konuda ne söyleyebilirsiniz? -Bizim işimizde kar topu gibi büyümek zorundasınız.

Zorluklarına rağmen çalışma hayatı kadına neler kazandırıyor? -Tek kelimeyle özgüven. Bunca yıllık deneyimden sonra, iş kurmak isteyen kadınlarımıza ne tür önerilerde bulunmak istersiniz?

AYVALIK’IN UNESCO DÜNYA MİRASI LİSTESİ’NE GİRECEĞİNE İNANIYORUM Biraz daha genel bakarsak, size göre Ayvalık’ta hangi sektörlere ihtiyaç var? -Vallahi, Ayvalık’a kış aylarını canlandıracak yatırımlar gerekiyor. Ne bileyim, Ayvalık’ın termal açıdan zengin olduğunu düşünüyorum mesela... Denizin ortasından sıcak su fışkırdığı söyleniyor. Böyle bir potansiyel varsa değerlendirilmeli. Ayrıca kongre, sağlık, gurme turizmine, su altı sporlarına, sörfe yönelinmeli diye düşünüyorum. Ben Ayvalık’ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne gireceğine inanıyorum. Ayvalık o zaman bir dünya markası olacak ve tarihiyle, kültürüyle, doğal güzellikleriyle dünyaya açılacak. Bu durumda bir yandan da gelecek konukların ihtiyacına yönelik her türlü alt yapıyı oluşturmamız gerekiyor. Sakıncası yoksa son sorumuz şu: Girişimci ruha sahip bir iş kadını olarak şu sıralar sizi heyecanlandıran daha başka projeleriniz var mı? -Elbette var... Bergama’da fizibilitesini yaptığımız bir proje söz konusu. Ayrıca Talatpaşa Caddesi’ndeki giyim mağazasını gıda sektöründe değerlendirmeyi planlıyoruz. Zira bu cadde ve çevresi gördüğüm kadarıyla yeme-içme alanları olarak şekillenmeye başladı. Bu konuda sanırım Nisan ayı gibi faaliyete geçmiş oluruz.

13


Psikolog

GÜLŞAH KARADAYI GEZEN “KADINA YÖNELİK ŞİDDET GİDEREK ARTIYOR. BU KONU İYİCE ARAŞTIRILMALI VE YAPTIRIMLAR UYGULANMALI”

Gülşah Karadayı Gezen

1

985 İzmir doğumlusunuz. Orta ve lise öğreniminizi Özel Koç Lisesi’nde tamamladıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldunuz. Hollanda’da Maastrickt Üniversitesi’nde Yüksek Lisans yaptınız. Sonrasını sizden dinleyebilir miyiz? -2008 yılında Türkiyeye döndüm ve Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’nda staja başladım. Staj sonrası sözleşmeli olarak kadroya dahil edildim. Ardından “Sanat Terapileri ve Rehabilitasyon” programına katıldım. 2012 yılında Sanat Terapileri Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer aldım. Aynı yıl Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji programına devam ettim. Ayrıca, katıldığım Bilgi Üniversitesi “DansHareket Terapisi Sertifika Programı”nı tamamlamak üzereyim. Yüksek lisansın da tez aşamasındayım. Hastaneden ayrıldıktan sonra hala bağımın sürdüğü bir danışmanlık merkezinde görev yaptım. 2014 yılında eşimle birlikte Ayvalık’a yerleşmeye karar verdik. Son üç aydır cuma ve cumartesi günleri Ayvalık’ta ergenlere, yetişkinlere ve çocuklara hizmet veriyorum. Mesleki ilgi alanlarınızı söyler misiniz? -Psikotik Bozukluklar Birimi’nde çalışırken, şizofreni

14

ve diğer psikotik bozukluklarla psikoterapiler yürütüyordum. Ancak sadece psikoterapistlik yapmıyordum. Çeşitli projelerde asistanlık görevi üstlendim, Avrupa Birliği’nin projelerinde çalıştım. UNICEF’in Milli Eğitim Bakanlığı’yla birlikte yürüttüğü “Okullarda Terki Önleme” ve Adalet Bakanlığı’nın “Çocuk Cezaevlerinde İyileştirici Programlar Hazırlanması” gibi projelerde de yer aldım. Halen İstanbul’da danışanlarım var. Dolayısıyla kişilik bozuklukları, bipolar bozukluk, psikotik bozukluklar mesleki ilgi alanımı oluşturuyor. Yanı sıra ergen ve yetişkin patolojileriyle de çalışıyorum. Terapiler daha çok kişinin ihtiyacına göre şekilleniyor. TOPLUMSAL DÜZEYDE ÇOK FAZLA TRAVMATİK OLAY YAŞIYORUZ Sizce sağlıklı bir toplum olmanın koşulları neler? -İletişim, sağlıklı ilişkiler kurabilmek eğitimle alakalı bir durum. Aile içinde ve hayatın erken evrelerinde pek çok şeyin şekillendiğini biliyoruz. Geçtiğimiz ay Ayvalık Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirdiğim seminerde de aileyle olan ilişkinin önemine bir kez daha değindim. Çünkü ergen ve yetişkinlerde ailenin,


bireyin şekillenmesine olan etkisi, bireyin ilişki kurma biçimine ve dolayısıyla toplumsal yapıya yansıyor. Ancak içinde yaşadığımız toplumun ve toplumsal olayların da bireyler üzerindeki etkisi yadsınamaz. Bu nedenle zaten gerçekleştirdiğimiz seminerin teması da “travma”ydı. Zira toplumsal düzeyde çok fazla travmatik olay yaşıyoruz. Toplumsal hayat içinde kadının yeri ve önemi dendiğinde ne söylemek istersiniz? -Kadının hayattaki yeri çok özel... Ancak son yıllarda kadına yönelik giderek artan bir şiddet olgusuyla karşı karşıyayız. Bu konunun iyice araştırılması ve ciddi yaptırımların uygulanması bir gereklilik halini aldı diye düşünüyorum. Çünkü bu davranış biçimi, toplumun her kesiminde karşımıza çıkıyor. Günlük hayatta kullandığımız kelimelerden, ifadelerden, dilden tutun da iş olanakları, eğitim koşulları, çocuk yaşta yapılan evliliklere kadar çok yaygın bir sorun. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, kişi kendi yaşamında, kendi aile ortamında şiddete maruz kalmışsa ya da şiddete tanık olmuşsa, ilerleyen zamanlarda bunu başkalarına aktarma oranı çok yüksek. Sağlıklı bireyler, dolayısıyla sağlıklı bir toplum olmayı amaçlıyorsak, öncelikle kadına yönelik şiddetin durdurulması gerekiyor. Kadının çalışma hayatı içinde yer alması sizce hangi açılardan önemli? -Çalışma hayatının kadına da erkeğe de getirisi çok büyük. Öncelikle sosyal hayatınız oluyor. Yanı sıra ekonomik gelir sağlıyorsunuz ki bu pek çok şeyi değiştiriyor. Hayatınız düzene giriyor, bir uğraşınız bir amacınız oluyor. Bunların hepsi zaten yaşama anlam katan unsurlar. Çalışma hayatı bu unsurların hepsine dokunuyor ve bireye farklı kapılar açıyor. Yeni yeni insanlar tanıyorsunuz. Evden çıkıp değişik sosyal ortamlara katılıyorsunuz. “SANAT” VE “OYUN” TERAPİLERİYLE İLGİLİ GRUP ÇALIŞMALARI YAPMAYI PLANLIYORUM Zeytin Çekirdekleri’yle yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verir misiniz? -Geçtiğimiz yaz aylarından bu yana Zeytin Çekirdekleri’ndeki çocuklara ve ailelerine psikolojik danışmanlık hizmeti veriyorum. Onlarla bazen kısa, bazen uzun süreli görüşmeler yapıyorum. Ailevi, davranışsal veya duygusal sorun yaşayan bu kadar çok çocukla ve aileleriyle çalışmak ciddi bir emek istiyor. Zaman zaman grup çalışmalarında karşılaştıkları sıkıntılar nedeniyle Zeytin Çekirdekleri gönüllülerine de destek oluyorum. Sosyal projelerde yer almayı çok önemsediğim için gönüllüler grubuna katıldım. Şu an danışanlarla daha çok bireysel

görüşmeler gerçekleştiriyorum. Önümüzdeki yaz “Sanat” ve “Oyun” terapileriyle ilgili grup çalışmaları yapmayı planlıyorum. Peki, sanat terapisi nedir? -Sanat terapisi bireyin içgörü, farkındalık kazanmasını, kendini yaratıcı bir şekilde dışa vurabilmesini ve kazandığı farkındalığı içselleştirip, bütünleştirmesini sanat yoluyla sağlayan bir çalışmadır. Sözel terapinin yetmediği belli alanlarda, özellikle travmalarda sanat terapileri çok etkilidir. Bireysel ya da gruplarla sürdürülen bu çalışmayı Ayvalık’ta da gerçekleştirmek istiyorum. Ayvalık’ta yaşıyor olmak, ruh sağlığımıza nasıl yansıyor olabilir? -Sorunuzu, kendimden örnek vererek, şöyle yanıtlayayım: Uzun zaman kaotik bir şehirde yaşadıktan sonra Ayvalık’ın sunduğu olanakları ve bazı kolaylıkları nimet olarak değerlendiriyorum. Burada enerjim ve zamanım yollarda kaybolmuyor, bana kalıyor. Ayrıca bu denli doğayla iç içe bulunmak da ruh halime olumlu yansıyacak diye düşünüyorum. Henüz tam anlamıyla yerleşik olmamanıza karşın yoğun bir temponuz var. Bu koşuşturmaca içinde kendinize zaman ayırabiliyor musunuz? -Söylediğiniz gibi hala İstanbula gidip geliyorum. Ancak önümüzdeki bir-iki ay içinde danışma merkezimi açıp, tamamen Ayvalıklı olacağım. Şimdilik sadece pazar günlerini kendime ayırabiliyorum. Eşim zeytin/ zeytinyağı üreticisi. Fırsat buldukça çiftliğe gidiyorum. Şehirde yürüyüş yapıyorum. Motosikletle yakın yerleri keşfe çıkıyorum. Dostlarımla zaman geçiriyorum. Ancak bütün bunları tamamlamak üzere olduğum, İstanbul Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı’nın izin verdiği ölçüde yapabiliyorum.

Gülşah Karadayı Gezen’in üye olduğu dernekler -Sanat Psikoterapileri Derneği (Kurucu Üye, Yönetim Kurulu Üyesi)

-Türk Psikologlar Derneği -Rorschach ve Projektif Testler Derneği

-Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği 15


Son 3 maçta 15 gol attılar

K

KÜÇÜKKÖYSPOR ŞAMPİYON OLDU VE SÜPER AMATÖR LİG’E YÜKSELDİ

üçükköyspor kendi sahasında konuk ettiği Altınolukspor'u Ayvalık Hüsnü Uğural Stadı’nda 9-1 gibi “çok net” bir skorla yenerek Körfez 1. Amatör Lig’in şampiyonu oldu. Böylece, Küçükköyspor Süper Amatör Lig’e yükseldi. Son maçın gollerini Onur Uzunsakal (3), Murat Eskiköylü (2), Serbest Arıc, Maviş Hakan, Teoman Cerit ve Ömer Tuna attı. Altınoluk galibiyeti sonrasında federasyon yetkililerinden kupayı alan takım gün boyunca Ayvalık’ta şampiyonluk turu atarak zaferini kutladı. Zorlu bir sürecin ardından kazanılan 43 puanla ulaşılan şampiyonluğu değerlendiren Küçükköyspor Teknik Direktörü Kadir Aydemir, sezon boyunca ligde başarılı işlere imza

16

attıklarını söyledi. “Bazı karşılaşmalarda puan kayıpları yaşamış olsak da şampiyonluktan kopmamak için bütün gücümüzle çalıştık ve ortaya koyduğumuz çabanın meyvesini aldık. Önümüzdeki sezon Süper Amatör Lig’de mücadele edeceğiz,” diyen Aydemir, şampiyonluk yolunda Küçükköyspor’a destek veren herkese tek tek teşekkür etti. Kulüp Başkanı Murat Güren de Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Belediye Meclis Üyesi Fahri Güren, Teknik Direktör Kadir Aydemir ile Yönetim Kurulu üyelerine, tüm sporculara, şampiyonlukta en büyük pay sahibi olan taraftarlara ve emeği geçen herkese destekleri ve katkıları için teşekkür etti.


Meslekte altmış yılını dolduran Zeki Önen, geçtiğimiz günlerde Türk Eczacıları Birliği tarafından onurlandırıldı. Eczanesine konuk olduğumuz Önen bizimle hem o günkü duygularını hem de yaşam öyküsünü paylaştı.

“AYVALIK’I HER HALİYLE SEVİYORUM, AYVALIK’TA YAŞAMANIN BİR LÜTUF OLDUĞUNA İNANIYORUM”

Gülbeniz Şentay

Dr. Zeki Önen

60.

Yıl plaketini alırken koca bir ömrü geride bıraktığımı düşündüm. Oysa her şey daha dün gibiydi... Kaydırak, birdir bir oynadığım günler öylesine yakındı ki, uzansam sanki çocukluğuma dokunacaktım. Meğer rüzgar gibi gelipgeçmiş hayat!.. 1929 yılında Ayvalık’ta dünyaya geldim. Anne tarafım Midillili. Babamın atalarıysa Viyana Kuşatması sonrasında geri dönmeyip, Arnavutluk’ta kalanlardan... Dedem on beş yaşındayken -kabahati ne idiyse artıkbabasından okkalı bir dayak yemiş. Dayağın acısını bir türlü unutamayan dedem, İşkodra’dan şehre indikleri bir gün Girit’e giden vapurları görmüş. Ani bir kararla vapurlardan birine atlayıp, adada yüzbaşı rütbesiyle görev yapan amcasının yanına gitmiş ve orada kalmış ve evlenmiş Zaman içinde 172. Süvari Alayı’nda binbaşılığa yükselmiş. Alay Ayvalık’a nakledilince de Girit’ten

ayrılıp Ayvalık’a yerleşmişler. Dedem burada Gümrük Müdürlüğü yapmış. Üç çocukları dünyaya gelmiş. Babama Hüseyin adını vermişler. Babam Hüseyin Önen, Ayvalık’ta Maliye Veznedarı’ydı. Amcam ise Ayvalık’taki bir caddede adı yaşatılan Ali Sansür’dür. Genç bir adam olduğunda babam, Şevket Osman Karaca’nın aracılığıyla Ali Komili’nin kızı Emine’ye yani anneme talip olmuş. Kısmetlerinde varmış; evlenmişler ve biz beş kardeş, sırayla doğmuşuz. Ne yazık ki Ayvalık’ta doktorun bulunmadığı o yıllarda bir buçuk yaşındaki küçük kardeşimi toksikozdan kaybettik. İlkokulu Gazi İlköğretim Okulu’nda okudum. Fevkalade yaramaz ve nedense hırçın bir çocuktum. Yerimde duramaz, kimseye de rahat vermezdim. Kızların saçlarına yoğurt falan atardım. Bilye, kaydırak oynamaya bayılırdım. Yaz gelince sudan çıkmazdım. Ayvalık, çocuk olmak için çok güzel bir yerdir.

17


Ortaokulu da Ayvalık’ta bitirdim. İkinci sınıftayken eczacı olmaya karar vermiştim. Sanırım küçük kardeşimin ölümü tıpla ilgili bir alana yönelmemdeki en büyük etkendir. Liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde okudum çünkü Ayvalık’ta o yıllarda lise yoktu.

nedenle bütün gücümle derslere sarıldım. İtalyan üniversitelerinde tam not “otuz”dur. İnanır mısınız benim bütün notlarım hep otuzdu. Öğrenim hayatımda ne dönem ne de yıl kaybettim. Hocalarım başarımı hayretle karşılıyorlardı.

Mezun olduğum yıl annem rahatsızlandı ve bir türlü şifa bulamadı. Deyim yerindeyse, ölüme doğru pupa-yelken gidiyordu. Dedem annemi vapurla İstanbul’a götürdü. Orada ne hikmetse, sürekli baş ağrısından yakınan annemin bütün dişlerini çekmişler, ağzında tek bir diş bırakmamışlardı. Ağrılarının önüne geçilemeyince, “Bir de Mazhar Osman’a gösterelim!” demişler. Mazhar Osman kan tahlili yaptırmalarını istemiş. Ayvalık’taki doktorun “yumurtalık iltihabı” teşhisi koyduğu annemin tahlil sonuçlarında ne çıkmış dersiniz? Malarya... Bildiğiniz sıtma yani... Derhal tedavisine başlanan annem kısa sürede iyileşti.

“ZEKİ, EĞİL VE ŞU TOPRAĞI ÖP. ÇOK GÜZEL BİR ÜLKE TÜRKİYE!”

“BU ÇOCUK ÇOK AZİMLİ, OKUYACAK. MÜNHAL DÖVİZ İSTİYORUM!” Lisenin ardından bir yıl İstanbul İktisat Fakültesi’ne, bir yıl da Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’ne devam ettim. Ne var ki ortaokul sıralarında verdiğim kararın doğru olduğunu, eczacılıktan başka bir şey okuyamayacağımı anladım. Daha iyi bir eğitim alabilmek için yurt dışına gitmeye karar verdim. Milli Eğitim Bakanlığı'na döviz tahsisi için başvurdum. Bana “Münhal döviz yok!” dediler. 1946 yılında dedem Mis Garaj’ın üst katını Demokrat Parti’nin Ayvalık ilçe teşkilatına kiralamıştı. Açıkçası, Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin bana bu nedenle döviz vermediğini düşünmekten kendimizi alamadık.

Floransa’da altı yıl kaldım. Bu süre boyunca İtalyan arkadaşlarım “Yabancı/Türk/Müslüman” oluşumu hiç konu etmediler. Tersine, bana adeta kadife eldivenlerle muamele ettiler. Nereye gitsem, “Önce İtalya’ya, sonra evimize hoş geldiniz,” dediler. Ben onlara dört elle sarıldıysam, onlar bana bin elle sarıldılar. Hiç unutmam, bir gün Madam İmhof’un evinde bir parti düzenlemişlerdi. Orada Yunanlı bir genç, “Siz Türkler bize şunu yaptınız, bunu yaptınız!” diye üstüme gelmeye başladı. Madam İmhof, Yunanlı delikanlıya, “Sinyor, evimde bu tür konuşmaları dinlemek istemem ve asla da izin vermem; bırakın bu konuda tarih konuşsun!” demişti. Madam İmhof Ermeniydi oysa...

Floransa’da altı yıl kaldım. Bu süre boyunca İtalyan arkadaşlarım “Yabancı/Türk/Müslüman” oluşumu hiç konu etmediler. Tersine, bana adeta kadife eldivenlerle muamele ettiler. Nereye gitsem, “Önce İtalya’ya, sonra evimize hoş geldiniz,” dediler. Ben onlara dört elle sarıldıysam, onlar bana bin elle sarıldılar

1950’de aklıma esti, bir kez daha şansımı denemek üzere Bakanlığın kapısını çaldım. Ancak yine aynı yanıtı aldım. Tam Bakanlık binasından çıkıyordum ki, kapıda Atatürk Lisesi’nden edebiyat öğretmenim olan Hikmet İlaydın’a rastladım. Beni görünce, “Hayrola Arap!” dedi. Severdi beni ve esmer olduğum için hep “Arap” diye seslenirdi. Ona kısaca durumu anlattım. Birlikte Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü’ne gittik. Müdüre, “Bu çocuk çok azimli, okuyacak. Münhal döviz istiyorum!” dedi. Meğer gerçekten de açıkta döviz yokmuş. Aradılar-taradılar, bir tek İtalya için döviz bulabildiler. Kabul ettim. İtalya’da önce Yabancılar Üniversitesi’ne gidip, dil öğrendim. Ardından da Üniversita Degli Studi Di Frenze’ye, Eczacılık Fakültesi’ne kabul edildim. Bütün azmime rağmen, “Ya başarılı olamaz da dönmek zorunda kalırsam?” diye içim içimi yiyordu. Bu

18

Floransa; müzeleri, sanat eserleriyle görkemli bir şehirdi. Derslerimden zaman buldukça kentin kültürel zenginliğinden yararlanıyordum. İtalya gerçekten güzel bir ülkeydi. İtalyanlar haklı olarak bundan gurur duyuyorlardı ama onlara, “Siz bir de Türkiye’yi görün!” derdim. 1969’da Ayvalık’a geldiler, beni buldular. İlk sözleri, “Zeki, eğil ve şu toprağı öp. Çok güzel bir ülke Türkiye!” oldu. Ben bu sözleri duyunca çok gururlandım.

Doktoramı aynı üniversitede tamamladıktan sonra Ayvalık’a döndüm. Önce vatani görevimi yerine getirdim, ardından eczanemi açtım. Yıl 1960’tı... O yıllarda Ayvalık’ın nüfusu on altı bindi ve bir pratisyen hekimiyle iki de eczanesi vardı. Benimki üçüncüsü oldu. O zamanlar bizim mesleğimiz çok daha meşakkatliydi çünkü şimdiki gibi yüzlerce çeşit ilaç yoktu. Doktor reçeteyi yazar, biz ilaçları hazırlardık. Grip, ishal, safra kesesi, böbrek, akciğer hastalıkları için çok ilaç yaptım. Zaten, neredeyse hiç tatili olmayan bir meslektir eczacılık. Zordur, sevmeden yapılmaz. Kimi zaman piyasada bazı ilaçlar bulunmaz. Hasta gelir, bize bağırır, “Hepiniz yok olun gidin inşallah!” der. O an bile gülümsemeye çalışırım. Bugüne kadar kimsenin gönlünü kırmadım. Herkese elimden geldiğince yardımcı oldum işimi severek yaptım. ÇOCUKLUĞUMDA CUMHURİYET BAYRAMLARINDA DENİZİN ÜZERİNDE, MAVNALARDA CAZLARIN ÇALDIĞI ŞENLİKLER YAPILIRDI Ayvalık’ta çok mutluyum. Burası yaşamak için eşsiz bir yer. İtalya’dan dönmeye karar verdiğimde


bütün arkadaşlarım bana kalmamı söylemişlerdi. İnanın memleketime döndüğüm için asla pişmanlık duymadım çünkü geçmişte de Ayvalık’ın yüzü hep batıya dönüktü. Halk kültür ve sanata çok meraklıydı, saygılıydı. Muazzam bir sosyal hayat vardı Ayvalık’ta. Çocukluğumda Cumhuriyet bayramlarında denizin üzerinde, mavnalarda cazların çaldığı şenlikler yapılırdı. Tanınmış ailelerin kızları, hanımları müsamerelerde yer alırlardı. Kentin kadınları daima şık ve bakımlıydılar. Ayvalık yıllar önce milletvekilleri, senatör çıkarmış bir ilçedir. Medenidir. Eğitim düzeyi yüksektir. Elbette, biz de ailece kentin sosyal hayatı içinde yer alırdık. Ancak çok sevdiğim bu güzel şehre birikimlerimle de katkıda bulunmak istediğim için bir ara siyasete girdim. Dört dönem belediye meclisi üyeliğinde bulundum. İki dönem İzzet Aygüner’le, birer dönem de Ali Güreli ve Ahmet Tüfekçi’yle çalıştım. Fakat dedemin kaderini paylaştım diyebilirim. Nasıl mı? Vaktiyle, 1937-1939 arası, dedem Ali Komili belediye başkanıydı. Kordondan Balıkhane’ye kadar olan düzenlemeyi o yaptı. İlk kazmalar-kürekler bizim yalıya indi. Annemin göz yaşları ne dedemi, ne de babamı durdurabildi. İlk kazmayı biz yiyince diğer bina sahipleri de utanıp geçiş verdiler. Dedem Mülkiye mezunu; bilgili, birikimli, ileri görüşlü bir adamdı. Hep susuzluk çeken Ayvalık’a Madra Dağı’ndan su getirmek istedi, destek görmedi. Ayvalık-Çamlık hattında tramvay çalıştırmak istedi. İstanbul Belediyesi’yle anlaşıldı fakat, eczacı Niyazi Bey’in muhalefeti nedeniyle bu proje de gerçekleştirilemedi. Nedense Ayvalık dedemi dinlemiyordu. Dedem öylesine kırılmış ve kızmıştı ki, Heybeliada’da bir ev kiralamış, hepimizi toplayıp, oraya yerleşmişti. Ne zaman kapının zili çalsa, anneme, “Emine, gelen Ayvalıklıysa içeriye alma, gönder gitsin!” derdi. Hasılı, fark ettim ki kimse beni de dinlemiyor; önerilerime kulak vermiyor, ben de kapattım politika defterini... Artık her seçim öncesi eczaneme bir yazı asarım ve “Bana gelmeyin!” derim. BENİM ARAZİMDE BULUNAN AYA YORGİ ABACI KİLİSESİ DE TALANDAN NASİBİNİ ALDI Hep söylediğim gibi Ayvalık denizle çamların kucaklaştığı, dört bir yanını zeytin ağaçlarının donattığı çok güzel bir yer. Eski Ayvalık’ı babamdan dinlerdim. Ondan öğrendiğime göre Yunanlılar döneminde bu kentte beş tane eczane varmış. Hububat, deri ihracatı yapılır, İskenderiye’ye kadar Ayvalık’tan un gidermiş. Macaristan, Yunanistan, İngiliz, İtalyan, Fransız konsoloslukları ticari hayatın canlılığının ve zenginliğinin simgesiymiş. Kıymetini bilememişiz. Ayvalık’ta içimi acıtan çok şeye tanık oldum. Örneğin zeytin aralarında on sekiz tane kilise vardı. Define aramak için taş üstünde taş bırakmadılar. Benim arazimde bulunan Aya Yorgi Abacı kilisesi de bu talandan nasibini aldı. Her yer delik deşik. Ne yaptıysam, nereye baş vurduysam, önüne geçemedim. Konstantin kilisesi deseniz, aynı vaziyette. Tekel’in depo olarak kullandığı Taksiyarhis kilisesinin içinde 1801, 1802, 1803 yıllarına ait Hazreti İsa’nın resmedildiği dokuz tane tablo vardı. Nerededirler, bilen yok! Bütün yel değirmenleri yıkıldı. Pirina fabrikasında, denizin içindeydi bir tanesi... Hasılı yaktık, yıktık, bıraktık. Diyeceğim o ki bu kenti yeterince benimsememiş,

sahiplenmemiş, sevmemiş, değerini bilmemişiz. Yetmemiş; çarpık ve kentin dokusuyla uyumsuz yapılaşmaya izin vermişiz. Kıyıdaki apartmanlara “rezalet abideleri” diyorum ben. Onlara rağmen, UNESCO’ya nasıl gireriz, bilmiyorum? Ama el ele verildiğinde gerçekleşmeyecek hiçbir şey yoktur. Yeter ki istensin... Epey oluyor, mübadele öncesinde Sabuncugil fabrikalarının sahibi olan Korfiyoz ailesini ziyaret etmiştim. Bir arkadaşım bu varlıklı ailenin torunuyla evlenmiş, ben de onları tebrike gitmiştim. Tahmin edeceğiniz gibi bol bol Ayvalık konuştuk. Madam Korfiyoz bana, “Ayvalık dokuz kez yıkılsın, dokuz kez yeniden yapılır çünkü çok zengindir!” demişti. Ayvalık’a bir şekilde eski kimliğinin yeniden kazandırılmasını yürekten diliyorum. Ancak bunun için de çok çaba gösterilmesi gerektiğinin bilincindeyim. Seksen altı yaşındayım. Allah sağlık ve ömür verdiği sürece çalışıp, kentime hizmete devam edeceğim. Umarım, özlemini duyduğum güzel şeylerin gerçekleştiğini görecek kadar yaşarım. Ayvalık’ın gelişmesi; hepimizin bu kenti sevmesi, sahiplenmesi ve korumasıyla mümkün. Ben Ayvalık’ı her haliyle seviyorum, Ayvalık’ta yaşamanın bir lütuf olduğuna inanıyorum.

19


Ayvalık Yazıları HÜSEYİN GÜVEN yaverbey15@gmail.com

“Yarın annemin günü, sizi de bekliyor!”

G

eçenlerde bir gün Kadiköy’deki alışveriş merkezlerinden birinde; beni, bir anda “Neredeyim ben, nasıl yani, ne oluyor?” sorularıyla karşı karşıya bırakacak bir durumla karşılaştım. Alışveriş merkezi formatının vazgeçilmezi olan en üstteki yiyecek-içecek katında, yaşları 60 civarlarında, ondan fazla teyze (bunu yazdıktan sonra kendimin 65 yaşında olduğumu hatırlayarak mahcubiyetle gülümsedim) 6-7 masayı birleştirmiş, ‘gün’ yapıyorlardı. Yani bayağı bayağı, baş örtülü, pazen giysili, gözlükleri burunlarının üzerine düşmüş, herhangi bir kasabada, örneğin Ayvalık’ta görebileceğimiz, analarımız, teyzelerimiz, komşularımız gibi kadınlar örgülerini, tığ işlerini almış, kahkahalarla kesilen sohbetlerini ediyor, el işlerini yapıyor ve arada bir önlerindeki ‘kağıt’ fincanlardan çaylarını yudumluyorlardı. Genç kardeşlerim ve yeni nesil bu ‘gün’ olayının kültürümüzde ne kadar özgün bir yerinin olduğunu bilmeyebilir ve bunu; tanık olduklarını değil yine ancak duyduklarını sandığım ‘konken günü’, ‘altın günü’ gibi etkinliklerle karıştırabilirler. Ama ilgisi bile yoktur. Bu tümüyle ortak ruhun paylaşıldığı, sosyolojik bir olaydır. Bizim çocukluğumuzda, yani ‘mahalle’ ve ‘komşuluk’ gibi kavramların hala var olduğu dönemlerde annelerimizin ‘günü’ olurdu. Örneğin benim anacığımın günü ‘her ayın üçüncü cumartesisi’ idi. Mahalledeki bütün kadınlar, birbirlerinin gününü bilirlerdi ama yine de o günden bir gün önce, her evde var olan en az iki-üç çocuktan en küçüğü kapı kapı dolaşır, “Yarın annemin günü, sizi de bekliyor!” diye bir anlamda döneminin ‘LCV’ hizmetini görürlerdi. Bizim evde bu görev, hem ablalarım ve ağabeyim Ayvalık dışında yatılı okullarda okuyor oldukları ve hem de zaten 4 kardeşin tekne kazıntısı olduğum için bana düşerdi. Hiç yüksünmezdim bu işten çünkü ödülü çok zengin olurdu. Komşuların kapılarını birer birer çalar ve o ritüelik cümleyi söylerdim: “Şükriye (Özsu) teyze yarın annemin günü, geleceksiniz değil mi?” Cevap mutlaka bir şekerle birlikte verilirdi. Ya da Hüsniye (Şentay) teyzenin kapısından mutlaka ve her seferinde, ne zaman pişirdiğine, nasıl hep var olduğuna şaşırdığım, üzerine şeker serpilmiş sıcacık bir kurabiye ile

20

ayrılırdım. Sabahat (Gürses) teyze bahçeden yeni toplanmış mandalin ikram eder, Feride (Şalmanlı) teyzenin kapısında her çocuğun rüyası olan çikolata beni bekliyor olurdu. Öncesiyle, sonrasıyla neredeyse komşu teyzeler kadar hevesle beklerdim annemin gününü. Çünkü o sabahtan itibaren hummalı bir faaliyetle börekler, poğaçalar, üzerine kakaolu sos sürülen kekler, annemin favori tatlısı olan ‘kadın parmağı’, bahçeden taze toplanmış meyvelerle adeta mini bir şölen hazırlanır, ben de gerek önceden hazırlanırken, gerek sonradan kalan bu, bir anlamda açık büfeden ‘tıksırıncaya kadar’ yararlanırdım. Öğleden sonra saat iki gibi teyzeler birer ikişer gelirler, kapıda ayakkabılar yanlarındaki ekstra torbadan çıkarılan terliklerle değiştirilir, her Anadolu evinde bu amaçla adlandırılan ‘misafir odası’na geçilir, başta sözünü ettiğim ve beni bu satırları yazmaya, yarım yüzyıldan fazla geriye götüren tığ işleri, örgülere başlanır, ikramların ve mis gibi çayın eşliğinde koyu bir sohbete dalınırdı. Çaylar tazelenirken mahalle haberleri, evlilikler, çocukların okul durumları, geçim gibi konulardan yavaş yavaş radyodan ve gazetelerden takip edilen (televizyon olmadığından tüm yaş kuşakları gibi o gün için bana ‘yaşlı’gelen teyzelerimiz de okumayı ve dinlemeyi iyi bilirlerdi) ülke ve dünya haberlerine geçilirdi. Arada bir sehpalardan yiyecek bir şeyler aşırmak için odaya dalıp çıkarken kulağıma; “Haftaya Celal Bayar Ayvalık’a geliyormuş”, “Necdet Elmas’ı yakalamışlar”, “İran Şahı çocuğu olmadığı için Süreyya’yı boşuyormuş”, “Sarımsaklı’ya kadar bütün yolu asfalt yapacaklarmış” gibi cümleler takıldığını hatırlıyorum. ‘Beylerin’ eve gelme vaktinin yaklaştığı akşam üzerine doğru arkalarında bir ‘ait olma’ duygusu bırakarak, en yakın ‘gün’de bir araya gelmek üzere birer birer ayrılırlardı. Her birine dair yüzlerce anıyı yüreğimde sakladığım güzel zamanlar, güzel insanlardı. Bu yaşlara ulaştığım şu dönemlerde onları daha bir sevgiyle anıyor, anlıyor, çoğunu yitirdiğimiz büyüklerimize rahmet, kalanlara sağlık diliyorum.


Nazım Timuroğlu

N

Güzel bir fotoğraf göz, beyin ve kalp bir araya geldiğinde ortaya çıkar derler. Elbette ışık koşulları, karşınızdaki obje ve deneyim de önemli ancak “olmazsa olmazlar” bu üçü... Nazım Timuroğlu’nun fotoğraflarına bakarken bunları düşünmekten kendimizi alamadık. Timuroğlu 2013 yılından bu yana Ayvalık’ta. Önceleri “Palabahçeli”ydi, şimdilerde “Macaronlu” oldu. İnsan fotoğraf çekmeyi biliyor, Ayvalık’ta yaşıyor ve günleri Ayvalık’ın en karakteristik köşelerinde geçiyorsa, “bakılmaya değer” fotoğraflar çekmesinde şaşılacak bir şey yok

FOTOĞRAF ÇEKMEYİ SEVİYORSANIZ, AYVALIK’I SEVMEMENİZ MÜMKÜN DEĞİL

azım Timuroğlu 1954 yılında dünya geldi. Elazığlı. Eğitimini bütünüyle İstanbul’da tamamladı. Hayata kimya mühendisi olarak atıldı. Birkaç yıl sonra kendisini “asosyalleştirdiğini” fark edince bu işten sıkıldı ve bıraktı. Yeni ilgi alanı fotoğraftı. Bu amaçla Türkiye’nin ilk ve dolayısıyla en eski fotoğraf derneği olan İFSAK’a üye oldu, orada aktif olarak çalışmaya başladı. Fotoğrafçılıkla ilgili kuramsal yönünü zenginleştirirken bir yandan da pratiğini ilerletip deneyim kazandı. Özellikle sokak ve insan fotoğrafları çekiyordu.

“Sonra yazılı basında buldum kendimi… 1980’li yılların başlarıydı. Karacan Yayınevi’nin çıkardığı Sanat Olayı, Kadın, Bravo dergileri için çalıştım. Ustam İsa Çelik’le birlikte bir ansiklopedinin görsel bölümlerini hazırladık. Yazko, Somut, Sky Life, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde fotoğraflarım yayınlandı. Artık tam anlamıyla profesyoneldim. İzleyen dönemde İstanbul ve Türkiye fotoğraflarına ağırlık verdim. Yurtiçi gezilerine çıktım. Türkiye’nin tüm turistik, tarihi ve SİT alanlarını

21


fotoğrafladım; kapsamlı bir fotoğraf arşivi oluşturdum.” Timuroğlu 1986 yılında basın sektörüne veda etti ve kendi fotoğraf stüdyosunda reklam sektörü için tanıtım fotoğrafları çekmeye başladı. Artık çeşitli ajanslara, turizm ağırlıklı şirketlere, yayın kuruluşlarına hizmet veriyordu. Anadolu gezilerini de ihmal etmeyerek, diapozitif arşivini iyice zenginleştirdi. ÖZGÜN SANATÇI PORTRELERİYLE SERGİ VE KİTAP YAPACAK Sanatçının gerçekleştirdiği kalıcı işlerden biri de, 80’li yılların sonunda Türk sanat dünyasının önemli insanlarının portrelerini çekmek oldu. Necati Cumalı, Ruhi Su, Yıldız Kenter, Müşfik Kenter, Onat Kutlar, Elif Naci, Aydın Gün, Cihat Burak, Genco Erkal, İlhan Selçuk ilk anda akla geliveren isimler… Şimdiden tarihi değer taşıyan bu fotoğraflarıyla yakın gelecekte bir sergi ve bir de kitap planlıyor. “Stüdyoda geceli-gündüzlü çalışınca doğal olarak uzunca bir süre sokaklara çıkamadım, kendim için fotoğraf çekemedim. Bir başka deyişle kendimi yansıtabileceğim, kendi estetik kaygılarımı ve hatta ruhumu ortaya koyabileceğim işlere zaman ayıramadım. 2000’lerden itibaren fotoğrafta digital çağ başlayıp maliyetler düşünce, fotoğraf daha kolay ulaşılabilir bir hale geldi. İşler kaçınılmaz olarak yavaşladı. Ben de işyerimi kapattım, tanıtım fotoğrafçılığını bıraktım, kendim için fotoğraf çekmeye başladım. 2013 yılında Ayvalık’a yerleştikten sonra daha da özgürleştiğimi hissettim. Yeniden doğaya ve sokaklara yöneldim. Ayvalık bir fotoğrafçı için alabildiğine geniş olanaklar sunan, harika güzellikler sergileyen, sıra dışı bir yer… İnsan sokaklarda turlarken her an bir sürprizle karşılaşabiliyor.” Evleri, kapıları, kapı tokmakları, pencereleri, balkonları, denizi, bulutları, martıları, sokak hayvanları ve elbette insanlarıyla Ayvalık’ı belgelemeyi sürdüren Nazım Timuroğlu çok haklı: “Fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, Ayvalık’ı sevmemeniz mümkün değil!”

Nazım Timuroğlu, 1984 yılında İFSAK öncülüğünde Belçika’da düzenlenen 13. FIAP Saydam Bienali’ne katılan Türk fotoğrafçılar arasındaydı. Timuroğlu ve arkadaşları takım olarak aldıkları puanlarla 31 ülke içinde yedinci oldu ve FIAP mansiyonuna layık görüldü 22


23


İktisadi Vizyon UĞUR DÜNDAR

Ayvalık Belediye Başkan Yardımcısı

Döviz girişi yavaşlayacak... Amerikan Merkez Bankası (FED) sonunda faiz artırımı sürecini başlattı. Üç yıldır anons edilen faiz artırımının ilk sonucu Türkiye gibi ülkelere yönelik döviz girişinin yavaşlayacak olması. Gelişmekte olan ülkelerle birlikte Türkiye ekonomisinin de içinde bulunduğu ekonomik iklimin ikinci bir belirleyici unsuru da petrol fiyatlarındaki düşüş. Siyasi gelişmeleri bir kenara bırakırsak, 2016 yılı hesaplarının bu iki değişkene göre yapılması gerekiyor. Bugünlerde yurt içi piyasada sıklıkla duyduğumuz ifade, “İş var ama piyasada para yok.” Çünkü yurt dışından gelecek mali kaynakların azalacağı iyiden iyiye ortaya çıktı. İhracat artışına ve dış ticaret açığındaki daralmaya karşın finans sektörünün imkânları erozyona uğruyor. Önümüzdeki süreçte turizm kaynaklı döviz girdisinde de benzer gelişmeyi gözlemlemek mümkün. Finansal daralma elbette reel kesimin yatırım kararlarını negatif yönde etkileyecektir. Döviz ihtiyacındaki gerileme ile döviz girişindeki gerilemenin rekabetinde kazanan/kaybedeni anlamanın yolu döviz kurunu takip etmekten geçiyor olsa gerek. Petrol fiyatlarındaki gerilemeye gelince... Elbette petrol ithal eden bir ekonomi için iyi bir sürpriz. Sadece üretici için değil tüketici için de son derece yararlı bir gelişme. Enflasyon üzerinde etkili olan akaryakıt fiyatlarının tüketim kararlarını olumlu yönde etkileyeceğini düşünmek en doğrusu. Petrolün varil fiyatındaki düşüşün tüketiciye hızla yansıtılabilmesi ancak

24

döviz kurunun istikrar kazanması ile sağlanabilir. Faiz tartışması... Türkiye’de faiz haddinin yüksek mi, yoksa düşük mü olduğu veya olması gereken düzeyde mi bulunduğu tartışması üç yıldır devam ediyor. Faiz haddi, ülkelerin fon ihtiyacı ile doğru orantılı olarak artıp azalan bir oran. Türkiye ekonomisinin hedefleri arasında tasarruf oranının yükseltilmesi önemli bir değişken olarak belirlendiğine göre enflasyonun üzerinde bir faiz oranı hedeflemekten başka çözüm yok. Bir ekonomide insanların tüketim yerine tasarruf kararı alabilmelerini istiyorsanız tüketerek elde edecekleri faydayı aşan bir getiriyi sağlamak zorundasınız. 2008 krizi ve sonrasında ortaya çıkan durgunluk dönemlerinde ise hem firmaları hem de tüketicileri yatırım ve harcama döngüsüne yönlendirmek ancak düşük hatta enflasyonun altında (negatif) faiz oranlarıyla mümkün. Düşük faizle, karar alıcılara harcama yapmanın parayı ellerinde tutmaktan daha avantajlı olduğu tavsiye edilmiş olunuyor. Eğer enflasyonla mücadele ve tasarruf oranını artırmak piyasayı canlandırmaktan daha az önemli ise bu hedef deklare edilerek faiz tartışması sona erdirilebilir. Merkez Bankası Kanunu değiştirilerek ve Enflasyon Hedeflemesi Rejimi’nden vazgeçilerek siyasi tercihleri açıkça ortaya koymak mümkün.


SON BAŞVURU 18 MART

BAŞLIYOR!

3 ay boyunca...

Şehitlik ziyareti

Çanakkale “Kahramanlara Saygı” Gezisi

AYRINTILI BİLGİ ve KAYIT ALO BELEDİYEM: 0 850 811 10 10

195 (SOSYAL YARDIM İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ) 171 (KÜLTÜR VE SOSYAL İŞLER MÜDÜRLÜĞÜ)

18 yaşını doldurmuş tüm kadınlarımız davetlidir Ayvalık Belediye Başkanı RAHMİ GENÇER

Öğle yemeği ve dönüşte kumanya

25


Hayrettinpaşa Mahallesi Muhtarı

RECAİ BAYAR “RESTORASYONLAR HAYRETTİNPAŞA’NIN ÇEHRESİNİ ÇOK DEĞİŞTİRİYOR. MAHALLEMİZ GÜNÜN HER SAATİ CANLI VE HAREKETLİ”

S

ayın Bayar, önce kısaca kendinizden söz eder misiniz?

-1954 yılında Ayvalık’ta doğdum. Uzun süre Komili fabrikasında çalıştım. Oradan emekli oldum sayılır. Daha sonra hala işletmekte olduğum Hükümet Konağı’ndaki çay ocağını devraldım. Evliyim, iki çocuk babasıyım. İki dönemdir Hayrettinpaşa Mahallesi muhtarlığını yürütüyorum. Hangi mahallelerle komşusunuz? -Biz, Kazım Karabekir ile Kemalpaşa mahallelerinin tam ortasında yer alıyoruz. Yani sağ tarafımızdan Kemalpaşa, Recai Bayar sol tarafımızdan Kazım Karabekir mahalleleriyle çevriliyiz. Muhtarlık binamız Macaron’da, hemen Camlı Kahve’nin karşısında yer alıyor. Ben de altmış yıldır bu mahalledeyim. Mahallenizde kimler yaşıyor? Mahallenin nüfusu ne kadar? -Bin altmış dört seçmenimiz var. Nüfus da üç bin iki yüz-üç bin üç yüz civarında diyebilirim. Mahallemizde yaşayanların yarısından fazlası Ayvalık’ın yerlisi olmakla birlikte her yerden gelip yerleşen insanlarımız var. Sakinlerimizin bir kısmını emekliler oluşturuyor. Kalanı da esnaf, çiftçi ya da işçi. Bu nedenle genel olarak dar gelirli vatandaşlarımızın yaşadığı bir yer Hayrettinpaşa. Bu arada eski evleri alıp konut veya turistik tesis yapan sakinlerimiz de mevcut. Eskiden burada herkes birbirini tanırdı. Şimdi çok farklı tabii. Artık muhtarlara bildirimde bulunulmadığı için, mahalleye kim geliyor, kim gidiyor, bilmiyoruz. Özellikle adli vakalar açısından eski uygulama faydalıydı. Çünkü gelenin nereye geldiği, gidenin nereye gittiği kayıtlarımızda olurdu. Eski bir yerleşim birimi olan mahallenizi bize biraz anlatır mısınız? -Mahallemiz eski Ayvalık evleriyle bezeli çok güzel bir mahalle. Tarihi değeri olan binalarımız, Hayrettinpaşa

26

Camimiz koruma altında. Restorasyonlar mahallemizin çehresini çok değiştiriyor. Hayrettinpaşa, günün her saati canlı ve hareketli bir yer. Sanırız, bu hareketlilik yaz-kış turistlerin yoğun olarak ilgi gösterdikleri mahallelerden biri olmanızdan kaynaklanıyor, ne dersiniz?

-Elbette! Hayrettinpaşa’da yedi, sekiz tane pansiyonumuz turizme katkı sağlıyor. Macaron Konağı, Melisa, Mavi Martı gibi konaklama tesislerimizin yanı sıra masaların her mevsim dolduğu Camlı Kahve’miz, Mercan’ın kahvesi var. Yaz aylarına turistlerin yer bulmakta zorlandıkları Mor Salkım lokantası da sınırlarımız içinde yer alıyor. Yani en sevilen mahalle bizimkidir dersem yanlış olmaz. Çünkü Ayvalık’a gelenlerin sordukları ilk sorulardan biri de, “Macaron nerede?” sorusu... Yoğun ilgi görüyoruz. Şimdi ışıklandırma da yapıldı. Çok daha güzel oldu. Ne bileyim, bizim mahallemiz bambaşka. İnsanları da güzel, temizliği de güzel… Eksiklerimiz var tabii. MAHALLEMİZDE ELLİ GENÇ VARSA OTUZ BEŞİ İŞSİZ Mahallede sosyal hayat nasıl? İnsanlar nerelerde zaman geçiriyorlar? -Biliyorsunuz, bizim güzel bir sahilimiz var. İnsanlarımız sahile iniyorlar. Orada çok güzel banklarımız, çay bahçelerimiz var. Yaşlılar Camlı Kahve’de toplanıyor. Efendime söyleyeyim, sohbet ediyorlar. Kadınlar ev gezmesine gidiyor, kapı önüne çıkıyorlar. Hayrettinpaşa’da gençler spor yapabilme imkanı bulabiliyorlar mı? -Barbaros-Sefa Spor Kulübü’müz gençleri alıyor, eğitiyor. Onlara futbol oynamayı öğretiyor. Minikler takımımız var, Genç takımımız var, amatör takımımız var. Gençlerimiz kulübümüz sayesinde spor yapıyor,


Hayrettinpaşa’da çocuk parkına öncelikle ihtiyacımız var. Yetişkinlerin gidebileceği bir parkımız da yok. Bunların dışında sokaklarımıza bakım gerekiyor. Sökülen taşların yerine konmayışı çirkin bir manzara arz ettiği gibi, vatandaşın yürümesini de zorlaştırıyor

boş vakitlerini değerlendiriyorlar. Gençler arasında işsizlik sorunu yaşanıyor mu, peki? -Vallahi size şöyle söyleyeyim; mahallemizde elli genç varsa bunların otuz beşi işsiz. Kahveleri bir gelip görün! Bir sürü genç var sandalyelerin üzerinde oturan. Ne yapsınlar? İş yok. Günü birlik işler bulurlarsa, kırk liraya, elli liraya çalışıyorlar. Bizim de elimizden bir şey gelmiyor. Okur-yazar oranı nasıl? -Bizde okur-yazarlık yüksek. Kız-erkek bütün çocuklar okutuluyor. Hepsi çalışkan çocuklar ve güzel okuyorlar. İnşallah bahtları açık olur. Sayın Bayar, gelelim mahallenizin ihtiyaçlarına... Bu konuda neler söylersiniz? -Hayrettinpaşa’da çocuk parkına öncelikle ihtiyacımız var. Yetişkinlerin gidebileceği bir parkımız da yok. Bunların dışında sokaklarımıza bakım gerekiyor. Sökülen taşların yerine konmayışı çirkin bir manzara arz ettiği gibi, vatandaşın yürümesini de zorlaştırıyor. Her yere başvuruyoruz ama olmuyor. Neden olmuyor, onu da bilmiyoruz. Su borularında patlaklar meydana geliyor. Tamir ediyorlar fakat iki gün sonra bir daha patlıyor çünkü geçici çözümler üretiliyor. Haftada biriki gün bütün mahalleyi gezerim. Nerede ne sorun var, bakarım. Hatipoğlu Pastanesi’nin oradaki kanalizasyon günlerdir akıyor. Şikayet etmek gibi olmasın ama ne

gelen var, ne giden. Kış aylarında da sorun yaşıyoruz. Yağmur suları sokakları geçilmez hale getiriyor. Vatandaşın evini su basıyor. Çözüm bekliyoruz. Çöplerimiz düzenli alınıyor. Buna rağmen yaz aylarında sıkıntı yaşıyoruz. Çöpler alındıktan bir saat sonra yine her yerde dağ gibi çöp birikiyor çünkü mahallemizde pek çok otel, pansiyon, kafe olduğundan atıklar da o oranda çoğalıyor. Dediğim gibi mahallemiz çok güzel. Alt yapı sorunları giderilse daha da güzel olacak… KÖMÜR DAĞITIMINDAN İHTİYACI OLMADIĞI HALDE FAYDALANAN, HATTA ALDIĞI KÖMÜRÜ SATANLAR VAR Mahallenizde sosyal yardımlardan, Ayvalık Belediyesi’nin Evde Bakım hizmetlerinden yararlananlar var mı? -Belediyeyle birlikte tespit ettiğimiz vatandaşlarımız gerekli yardım ve bakım hizmetini alıyorlar, Allah razı olsun! Kaymakamlık, Sosyal Yardımlaşma da belirlediği vatandaşlara yardımda bulunuyor ancak bu yıl daha farklı bir uygulamaya gidildi. Evvelden kimlerin ne tür yardıma ihtiyacı olduğu bizlere sorulurdu. Artık biz devreden çıktık. Aslında mahalleliyi en iyi tanıyan, bilen insanlar olarak keşke bizi de çağırsalar. Örneğin kömür dağıtımından ihtiyacı olmadığı halde faydalanan, hatta aldığı kömürü satan insanlar gördük. Yazık değil mi? Bize sadece bir liste veriliyor. Biz de orada adı yazılı olanlara gidip ne zaman kömür alabileceklerini bildiriyoruz. Kimin neye ihtiyacı olduğunu iyi bildiğimiz için kapımız çalınsın, fikrimiz alınsın, yardımlar yerine ulaşsın istiyoruz. Çünkü vatandaş gelip bize sitem ediyor. Diyor ki, “Muhtar, görmüyor musun, adam zengin! Arabası var, evi var!” Gece yarısı kapıma gelip benden yardım isteyen vatandaşlar var ama benim elimde bir şey yok ki! Yani bu sosyal yardımlar konusunda bizlere de danışılırsa her açıdan iyi olacak. Sayın Bayar, siz mahallelinizin taleplerini karşılamak adına gece-gündüz çalışıyorsunuz. Peki, sizin sakinlerden beklentiniz nedir? -Tek isteğim çevreyi temiz tutmaları, komşularına yardımcı olmaları, bir sorunla karşılaştıklarında bana iletmeleri. Hep birlikte mahallemizi güzelleştirelim istiyorum. Mahallemizi çirkinliklerle değil güzelliklerle yarıştıralım istiyorum. Bir de geçerken selam versinler bana yeter! Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? -Vallahi biz Belediye Başkanımız Rahmi Gençer’i mahallemizde görüp, muhabbet etmek istiyoruz. Hem ben hem de Hayrettinpaşalılar kendisini mahallemize davet ediyoruz. Gelsin, hep birlikte oturalım, sohbet edelim.

27


Akademik Bakış

Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ aygokdeniz@yahoo.com

2016 Türk turizmi, Kuzey Ege ve Ayvalık

T

ürk turizmiyle ilgili en son bilgileri 2015 yılına ait sayılarla verebiliriz. Ocak-Aralık 2015 döneminde gelen yabancı ziyaretçi sayısında %-1,61 oranında düşüş yaşanmıştır. Bu dönemde OECD ülkelerinden gelen yabancı ziyaretçi sayısında %-3,04 oranında düşüş, 2015 yılında “yabancı ziyaretçi” sayısında %-1,61 oranında düşüş gerçekleşmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre; 2015 yılında ülkemize gelen yabancı ziyaretçi sayısı 2014 yılına göre %-1,61 oranında azalarak 36 milyon 244 bin 632’ye gerilemiştir. 2015 yılında Türkiye’ye en çok ziyaretçi gönderen ilk 15 ülkenin 7’sinde artış 8’inde düşüş kaydedilmiştir. 2015 yılında ülkemize gelen 36 milyon 244 bin 632 yabancı ziyaretçinin 1 milyon 632 bin 445’i (%4,50) günübirlikçidir. Aynı verilere göre; 2015 yılında Rusya Federasyonu, Fransa ve Yunanistan en çok düşüş yaşanan ülkeler sıralamasında ilk 3’tedir. Türkiye’ye turist gönderen ilk 15 ülke arasında en büyük düşüş %-18,53’lük düşüşle Rusya Federasyonu pazarında yaşanmıştır. Bu ülkeyi Fransa %-18,31 ve Yunanistan %-9,08’lik düşüşle izlemiştir. İçinde bulunduğumuz jeo-politik durum, Suriye ve Kuzey Irak’taki bölgesel savaş ve mezhepsel iç karışıklıklar Türk turizmini 2016 yılı için derinden etkilemektedir. Ayrıca bölgede son yaşanan Rus uçağının Türk savaş jetleri tarafından düşürülmesi iki ülke arasındaki ilişkileri sıkıntılı bir noktaya taşımıştır. Bu olay sonucunda Rusya’nın Türkiye’ye düzenlenen bütün charter seferlerini iptal etmesi ve vatandaşlarını, “Türkiye’ye gitmeyin” şeklinde uyarması 2016 yazının Türk turizmi açısından sıkıntılı geçeceğinin en büyük işaretidir. Türk turizmi içinde özgül bir ağırlığı olan ve ağırlıklı olarak iç turizm anlayışının egemen olduğu bölgemizde Foça, Bergama, Dikili, Ayvalık, Burhaniye, Akçay, Edremit ve Altınoluk yöreleri ön plana çıkan ilçelerdir. Bu bölgelerde yaygın olarak kitle turizmi ve kum-deniz-güneş orjinli yabancıların oluşturduğu bir turizm modeli yoktur. Bu açıdan bölge; Türk turizminde 2016 yılında oluşacak ciddi daralmadan çok etkilenmeyecektir diyebiliriz. Çünkü bu

28

bölgede ağırlıklı olarak iç turizm hareketleri ve ikinci konutlar yaygındır. Ancak, Türk turizminde bu yıl yaşanacak yabancı turist daralmasından oluşacak boşluğu güney bölgesi (ağırlıklı Alanya, Antalya ve Kemer) iç turizmle doldurmak için yoğun bir reklam ve halkla ilişkiler kampanyasına girmiştir. Bu noktada; Kuzey Ege bölgesindeki turistik işletmelerin dikkatli olması, karşı bir reklam kampanyası geliştirmesi ve otel fiyatlarında % 10-20 arasında bir indirime gitmesi makul karşılanabilir. Günümüzde artık her bölge kendi turistik değerlerini, konaklama işletmelerini, doğal, tarihi ve kültürel çekiciliklerini kendisi pazarlamaktadır. Tam da bu noktada bölgemizde yeni başlatılan “Kuzey Ege’nin İncileri” projesi ortak bir paydada bizi buluşturabilir. Çünkü; Kuzey Ege’nin İncileri” projesi Menemen (Foça), Bergama, Ayvalık, Burhaniye ve Edremit Ticaret odaları tarafından yürütülen bir turistik destinasyon projesidir. Bu proje; ilgili odalar tarafından finanse edilmektedir. Projenin çıkış noktası; Bergama Ticaret Odası’dır. Bu projede amaç; “Kuzey Ege’nin İncileri” adıyla bölgeyi ulusal ve uluslararası alanda daha fazla tanıtmak ve marka bir destinasyon haline getirmektir. Böylelikle; bölgeye daha fazla yerli ve yabancı turistin gelmesini sağlayarak, yöre ekonomisine ve istihdamına katma değer yaratmaktır. Ayrıca bölgeyi turistik yatırımlar için yeni bir cazibe merkezi haline getirmek de bu projenin bir diğer çıktısıdır. Bölge; turistik bir destinasyon için olması gereken çekiciliklere (kaplıca, doğa, tarih, kültür, kum, deniz, güneş, iklim, hava ve deniz sıcaklığı, gastronomi, hediyelik eşya, ulaşım, günü birlik atraksiyonlar (sualtı-suüstü sporları, tekne turları, sörf vb. gibi) konaklama işletmeleri, seyahat acentaları ve havaalanları gibi) fazlasıyla sahiptir. Ayrıca bölge birçok medeniyetlere ev sahipliği yapmış, şehir devletleri kurmuş ve tarihi ve arkeolojik kentler sahip bir coğrafyadır. Bölgede; 2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren İzmir›in tarihi Foça Kalesi ve Çandarlı Kalesi vardır. Yine bilindiği gibi Bergama UNESCO Dünya Mirası listesine 2014 yılında girmiştir. 2014


Projeye Ayvalık Milli Eğitim Müdürlüğü de destek veriyor sonu ve 2015 yılı başında da Ayvalık UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmek için çalışmalarına hız vermiştir. Günümüzde artık UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmek yörelerin birer kalkınma projesi olarak değerlendirilmektedir. Turizm, turistik bölgelerde yaşayan yerel halk üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Yerel halk için önemli bir gelir ve istihdam kaynağı yaratabilmektedir. Bunun en güzel örneği 1994 yılında bu listeye giren Safranbolu’dur. Günümüzde Türk turizminde bir yöresel kalkınma projesi olarak yerel yönetimlerin sahiplendiği ve ciddi çaba sarf ettiği UNESCO sürecine Ayvalık’ta katılmıştır. Bu sürecin olumlu sonlanması ancak yörede yaşayan yerel halkın, kamu kurumların ve yerel STK’ların katkısı ve birlikteliği ile gerçekleşecektir. Sürecin olumlu sonuçlanması yörenin marka kent olmasını ve uluslar arası turizm pazarında daha fazla görünmesini sağlayacaktır. Bunun getirisi bölgeye daha fazla yerli ve yabancı turistin gelmesi ve ortak kültürel mirasın paylaşılması anlamına gelmektedir. Bu noktada da dikkat edilmesi gereken en önemli nokta yörenin taşıma kapasitesinin zorlanmamasıdır. Son yıllarda öncelik verilen turistik ürün gruplarından biri ve en önemlisi gastronomi turizmidir. Gastronomi, bir bölge için önemli bir çekicilik özelliği taşımakta, bazı turistlerin bir bölgeyi tercih nedenleri arasında ilk sırada yer almakta ve turistlere tatil ve gezileri esnasında yeni tatları ve farklı gelenekleri tanıtmada önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de Akdeniz mutfağının önemli bir göstergesi olan Kuzey Ege Bölgesi ve bu bölgenin içinde yer alan Ayvalık mutfağı gastronomi turizmi açısından ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda Ayvalık gastronomi geçmişi ve Akdeniz mutfağındaki zenginliği ile dikkat çekmektedir. Kendine özgü ve farklı yemek kültürünü birleştiren Ayvalık mutfağının gastronomi turizmi alanında zengin bir potansiyele sahip olduğu görülmektedir. Coğrafi ve çevre koşulları ile Kuzey Ege Bölgesi, Akdeniz mutfak kültürünün yaşatıldığı ender yerlerden biridir. Kuzey Ege mutfağı, içerisinde yer alan Ayvalık mutfağı kendine özgü tatları ve çeşitleri ile her geçen gün gastronomik bir rota olma yolunda hızla ilerlemektedir.

KÜÇÜKKÖY GİRİŞİNE ÇOK SAYIDA ÇINAR FİDANI VE ZAKKUM DİKİLDİ

A

yvalık Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü, Küçükköy girişine sayıları 150’yi bulan, 8-10 yaşında çınar fidanı ve zakkum dikti. Ağaçlandırma faaliyetleri kapsamında düzenlenen etkinliğe Necmi Komili İlkokulu öğrencileri de katıldı. Burada bir konuşma yapan Belediye Başkanı Rahmi Gençer yıl sonuna kadar 10 bin fidanı toprakla buluşturmayı hedeflediklerini belirtti. Gençer şöyle dedi: “Bu çınar fidanları büyüdüğü zaman, burası yürüyüş yolu olarak çok hoş bir görünüm kazanacak. Ayvalık’ta ağaçlandırma çalışmalarımızı hızla sürdüreceğiz. Mart ayı içinde 1600 fidan daha dikeceğiz. Sarımsaklı, Altınova ve Cunda’da da ağaçlandırma çalışması yaparak değişik türde fidanlar dikeceğiz. İnsanlarımızın yaşam alanlarında, yürüdükleri/gezindikleri yerlerde yeşili arttırmak için doğaya uygun, Ege’ye uygun, iklimimize uygun fidanları toprakla buluşturacağız. Yıl sonuna kadar en az 10 bin fidan dikmeyi hedefliyoruz. Bu projeye destek veren Ayvalık Milli Eğitim Müdürlüğü’ne teşekkür ederim.”

Yıl sonuna kadar Altınova, Sarımsaklı ve Cunda’da en az 10 bin fidan toprakla buluşacak

Bu noktada; UNESCO’nun “Dünya Yaratıcı Şehirler Ağı” adıyla başlattığı çok özgün bir projeden bahsetmek isterim. 2004 yılından bu yana sürdürülebilir kentsel kalkınmada “yaratıcılık” unsurunu ön planda tutan şehirleri belirleyerek, onların arasında bir çeşit işbirliği ağı oluşturan UNESCO‘nun çalışmaları sonucunda 116 kent bu ağa dahil edilmiştir. Bu yıl UNESCO tarafından 33 ülkeden 47 şehrin içinde yer aldığı “Dünya Yaratıcı Şehirler Ağı”na gastronomi kategorisinde Gaziantep ilimiz de girmiştir. İlk çiftçi toplumların ortaya çıktığı “Bereketli Hilâl” olarak adlandırılan Mezopotamya topraklarına yakınlığıyla bilinen Gaziantep’in bu başarısı, Türkiye’nin gastronomi alanında hak ettiği yeri alması adına bir milat niteliği taşımaktadır. Her yıl tekrarlanan ve yeni aday şehirlerin ve mutfakların girdiği bu ağa Ayvalık mutfağının da girebileceğini öngörüyorum… Bir başka sayıda buluşmak üzere sağlıcakla kalın…

29


Girit mübadili bir aileden gelen ve uzun süre Milliyet gazetesinde çalışan Tanju İzbek şimdilerde Cunda’da yaşıyor. Yunancadan çevirdiği kitaplarla da tanıdığımız İzbek, geçen ay aramızdan ayrılan Ali Onay’la bundan 20 yıl kadar önce bir söyleşi yapmış ve bu söyleşi 1994 yılı Abdi İpekçi Ödülleri’nin Söyleşi Dalı’nda ödüle değer bulunmuştu. Her zaman hatırlayacağımız sevgili Ali Onay’ı bir kez daha saygıyla selamlıyor ve belgesel tadındaki bu söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

BİR ADA’DAN BİR ADA’YA

Ç

ocukluğum “Dandini dandini dastana/Danalar girdi bostana” diye sürüp giden ninniler yerine, “Dapsin dapsin dapsinda/Çi nene du den i ba/Annesi de yok burada” diye sürüp giden Giritçe (Yunanca’nın Girit diyalekti) ninnilerle manileri (madinades) dinleyerek geçti. En çok Girit’te halk diliyle yazılmış “Eretokritos”u anımsarım bu manilerden. Mübadele ile 1924 yılında Türkiye’ye gelen, çoğunlukla Ege kıyılarına yerleştirilen, bugün artık “Türkiye’de yaşayan son Giritliler” olarak adlandırabileceğimiz ailelerden büyük bir bölümü de Ayvalık’ın Cunda Ada’sında yaşıyor (benim ailem de bu adaya gelenlerden). Çocukluğumdan bugüne dek onlarla iletişimim sürer. Bugün hala onlardan sımsıcak Girit anıları dinliyorum (ama her zaman anneannemin “Ahi... ahi.. Kritimu/Ah... ah... Benim Girit’im” ve ölürken de, “Mya fuhte homa apti Kriti/Bir avuç toprak Girit’ten” diyen sesi kulaklarımda, beynimde, yüreğimde yankılanarak). Girit’ten Cunda’ya gelen insanlardan biri de Ali Onay. “Bizim” adada, Girit’teki ünlü lakabıyla o “Yaşlidakis.” Ali Onay bugün 76 yaşında; müthiş bir belleği, kocaman bir yüreği, inanılmaz bir tarih tutkusu var. Okuyor… Okuyor ve yazıyor. Çocukluğumda Cunda’da ilk kütüphaneyi onun evinde gördüm. Yunanca kitapları da çoktu. Ünsüz bir günce yazarı o (henüz yayınlanmamış). Neler, neler yok ki güncelerinde: “Girit’ten nasıl geldik?”, “Mübadele zannedildiği kadar kolay bir olay değildi”, “Dr. Maoço ve Niko”, ”Memleket benim sevgilim” ve daha niceleri. Şimdilerde yaşamını Cunda’daki kiliselerin (Cunda’da beş büyük ve iki aile kilisesi dışında kırkı aşkın manastır bulunuyor) ve Rumlardan kalma eski evlerin (üstlerinde 1840’tan 1906’ya, taa 1920’ye dek tarihleri bulunur) korunmasına adamış. Hele Ada’nın ortasındaki, 1873 yapımı

30

Tanju İzbek

bir Bizans kilisesi olan Taksiyarhis’e getirdiğinizde sözü; “Utanıyorum hanımefendi, kendimden utanıyorum. Ben bu kilisenin, bu evlerin, bu sokakların ilk geldiğimiz günkü halini beynime bir fotoğraf gibi kazımıştım. Şimdi utanıyorum!” der. O anda gözlerinde beliren hüzün ona en çok yakışandır. Ali Onay bir gece annesinin elinde, kendisini “Türkiye” vapurunda bulur. Aklı annesinin fırından yeni çıkardığı “kuluraça”larda -mayıs simidi- kalır. Hele ortalarındaki kırmızı yumurta... Hepsi orada kalmıştır. Girit’ten apartopar vapura bindiklerinde tarih 24 Mayıs 1924’tür. Yine bir Ada’ya götürüleceklerini duyar... “Bir Ada’dan Bir Ada’ya!” Ali Bey’le Cunda’daki evinde söyleşiyoruz. Ada’nın en güzel eski Rum evlerinden biri. İçinde sürekli yaşandığı için korunmuş. Ön cephesi silme sarımsak taşı, o eski dokuyu hemen hissettiren gül kurusu... Hayır, hayır... Çürümemek için direnen vişne renginde. İçerde duvarda salonun en çok görünebilecek bir yerinde, bir fotoğraf asılı, bir vapur... Vapurun içinde bir sürü insan... Sararmış siyah-beyaz aslından büyütülmüş bir fotoğraf bu. Fotoğrafın tüm fluluğuna karşın, insanların gözlerinden ölüm korkularının gelip geçtiğini ayrımsayabiliyorsunuz. Bu Girit’ten geldikleri vapur olmalı diye düşünüyorum. Tam soracağım, sözü aldı Ali Onay: ”İşte bu gördüğünüz fotoğraftaki Türkiye vapuru ile geldik. Üstünde tarihi var: 24 Mayıs 1924. Lozan’da Türk ve Rum halklarının mübadelesinin kararlaştırılması neticesinde. Bu fotoğraf da vapur Cunda’ya –Moshonisi’ye- yanaşırken çekilmişti.” O gün neler hissettiniz? -Ben o zaman 6 yaşında bir çocuktum. Babamın anlattıklarını ve o günü çok iyi hatırlıyorum. Bütün gençliğini ve ömrünü bir memlekette geçirmiş bir insanın, bütün varlıklarını ve hatıralarını


“Atatürk ve İsmet Paşa olmasaydı biz bugün yoktuk”

sarılıp ağlıyorlar. Burada yıllardır kader birliği etmiş iki halkın dostluğunun büyüklüğünü anlıyorsunuz.

bırakarak ayrılması çok acıklı bir olaydır. Babam yaşadığı sürece hep Girit’ten söz etmiştir. Bugün bana gelirsek ben Türkiye’liyim ve memleket benim sevgilim.

Ya mübadele komisyonları? Mal

Mübadele konusunu biraz açar mısınız? -Mübadele zannedildiği kadar kolay bir olay değildi. Ve bu olay 15 Mayıs 1919’a dayanır. Venizelos’un “megalo idea”sıyla, bu tarihte İzmir’e asker çıkarmasıyla başlar. Hatta o dönemde Yunanistan’da yayımlanan birçok kitapta Venizelos’un yabancılar tarafından teşvik edilerek Anadolu’ya asker çıkardığını okuyabilirsiniz. Ancak ben bir devlet adamının milletini sorumsuzca bir badirenin içine atabileceğini düşünemiyorum. Yunan ordusunun Anadolu’ya çıkışıyla, Anadolu’daki Rumlar savaş koşulları gereği dengelerin bozulmasından korkup, kendi orduları kaçarken kaçmak zorunda kaldılar. Artık iki halkın bir arada yaşaması imkansızdı. Bu tablo zamanın Cemiyet-i Akvam’ını -Birleşmiş Milletler- iki toplumun huzuru için “Mübadele” kararını almaya zorlar. Hatta Venizelos, Girit Türkleri’nin mübadeleye tabi olmak istemediklerini öne sürer. Ama karşısında İnönü’yü bulur. İsmet Paşa, Girit Türk cemaatinin mübadeleye dahil olma arzularını belirten mektupları masaya sürer. Ve Girit Türkleri yani biz mübadele kapsamına alınırız. Atatürk’e minnettarız. Atatürk ve İsmet Paşa olmasaydı biz bugün yoktuk. Mübadeleyi istediniz öyle mi? -Evet mübadeleyi biz istedik. Çünkü az evvel bahsettiğim gibi Kurtuluş Savaşı sürerken, Girit’te katliamlar başladı. Bizler köylerimizden kaçıp, şehirlerde kilise gibi büyük binalarda korunmak zorunda kaldık. Artık orada yaşamamız mümkün değildi. Peki orada kalanlar? Dostluklarınız ? -Bakınız hanımefendi, babam ne zaman Girit konusu açılsa şu hikayeyi anlatır: Niko Eskişehir’de cephedeymiş. Bir gece çalgı çengi sesleri duyar. Genç kızlar çırılçıplak soyulmuşlar, memelerinden bir tel geçirilerek, bir ateşin etrafına dizilmişler, zorla oynatılıyorlar. Niko kızları baskı altında zorla oynatanların kendi askerleri olduğunu anlar. Ve dayanamaz, “Nedir bu vahşet!” der. Asker arkadaşları ona, ”Hayde more Turkosporo! /Haydi ulan Türk tohumu!“ diye küfrederler. Niko Girit’e döner dönmez olayı babasına anlatır. Onun babası da benim babamın dostudur. Niko’nun babası babamı, “Üzülmeyin, memleketinize döneceksiniz,” diye teselli eder. Bu olay 1921’de geçiyor. Nitekim 1922’de Yunanlılar İzmir’de denize dökülüyor. O zaman bu Niko’nun babası evimize gelir ve gözyaşları içinde babama sarılarak, “Kurtuldunuz, kurtuldunuz!” der. Yine o günlerde fos bir söylenti var Girit’te: “Kemal tutsak oldu!” Bütün Türkler evlerine çekilmiş, dükkanları kapatılmış. Yunan halkı sokaklara dökülüyor. Aynı gece babamın kapısı çalınıyor. Gelen Girit’te Türk dostu olarak namlanmış Dr. Maoço... “Siz bu edepsizlerin söylediklerine aldırmayın. Kemal tutsak olmaz!” diyor. Aynı anda bir anons duyuluyor: “Mübadele var. Mustafa Kemal geliyor kurtulduk!” Dr. Maoço ve babam birbirlerine

varlıklarınız?

-Buraya hiçbir şeyimizi alamadan geldik. Mübadele kararından sonra “İskan komisyonları” kuruldu. Herkesin mal varlığını değerlendiren bu komisyonlar, elinde tapusu olanlara mal varlığının yüzde 40’ını verdi. Hiç malı olmayanlara da iskan hakkından bir ev, bir buçuk dönüm tarla ve yirmi ağaç zeytin verilmiştir. Girit’te varlıklı olan birçok insanın burada sefil olduğunu gördüm. Peki yüzde 60’a ne oldu? -Devlete kaldı. Buradan gidenlerin durumu nasıl? -Birçok mübadille yaptığım konuşmalardan çıkardığım, buradan gidenlerin orada pek itibar görmediği... Yerleşik olanlar korunmuş sanırım. Onlara bono verildi. Bu bonolar karşılığı Türklerin orada kalan mallarının müzayedesinde bazı mallar edinmişler. Gelelim günümüze... Türk-Yunan dostluğuna bakışınız? -Ben iki halkın geçmişteki kötü anıları unutup, güzel anıları hatırlayıp, dini farklılıkları hesaba katmadan, yalnız insan olarak birbirleriyle, sevgi ve saygı içinde yaşamaları gerektiğine inanan bir insanım. Devletlerarası ihtilafların da masa başında halledilmesi gerektiğine inanıyorum. İki hükümetin de halklarına düşmanlık değil, sevgi ve saygı telkin etmeleri gerektiğinde ısrar ediyorum. Eyvah... Yer sorunum var. Bu söyleşi sayfalar tutabilir. Teşekkür etmeliyim. Ali Bey sesleniyor: “Mariko yap bize bir kahve!” Mariko, Ali Bey’in 52 yıllık eşi Fato Abla. Evlendiklerinden beri ona Mariko der evin içinde; bu bile yetmez mi Ali Onay’ın duygularını anlatmaya? Bu arada ben dayanamayıp, her gidişimde yaptığım gibi Ali Bey’e “To yelekaki” şarkısını söyletmenin yollarını arıyorum. O yıllarda Venizelos için yazılmış olduğu söylenirdi: “To yelekaki pu foras/Giydiğin o yeleği Eeğo sto ho rameno/Me pikres ke me vasana sto ho teliomeno Acılar ve ızdıraplar içinde ben dikmiştim/Acılar ve ızdıraplar içinde bitirmiştim.” “Mariko” kahvelerle giriyor. Ali bey o tevazusu içinde şarkıya başlamış bile... “To yelekaaaki...” Sesi sadece Benaki Müzesi’nde bulabileceğiniz o eski taş plakların birinden dökülüyor gibiydi... Kulaklarınız çınlasın Theodorakis, bir gün bana, “Silahlar paslanır, şarkılar paslanmaz!” dediğiniz için. Onay’larla vedalaşıyorum ve avuçlarımda çocukluğum... Vuruyorum kendimi Cunda’nın ıssız, eski ve hüzünlü çocukluğumdan kalma sokaklarına.. Heyy Kazancakis! Beni duyuyor musun? Merhaba, “Bugün her yaşayan insan, devrinin dramatik kaderi tarafından yoklanmaktadır.”

31


AYVALIK PANAGIA PHANEROMENI AYAZMASI-2

(19. Yüzyıldan Korinth Düzeninde Bir Prostylos Tapınak Yapısı) Prof. Dr. Ömer Özyiğit

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi (Geçen sayıdan devam)

A

olarak kabul edildi. Yani halk ekonomik yönden oldukça zenginleşti.

yvalık tahribatından Bu zenginliğin sonunda sonra 1832da kentte çok büyük 1840 yılları arasında, imar hareketleri Rumların yeniden görüyoruz. Nitekim Ayvalık’a dönmesinin bugün ayakta kalan ardından Kutsal Hastane bütün bu yapıların bu yeniden kuruldu. Bu tarihten sonra yapılmış hastanenin maddi olduğu dikkati çeker açıdan desteklenmesi görüyoruz. Panagia’nın için büyük bir ikonası, Ayazma’da değil ENNEAIMERA diye Hagios Haralampos anılan "Dokuz Günlük Kilisesi’nde yer alıyordu. Yortu" 23 Ağustos Hagios Haralampos’un 1840’ta başlatıldı. rahipleri bu ikonayı Bu yortu, Meryem alıp, Ayvalık içinde ve Ana’nın ölümünün Res. 1- Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması. dışında tarlalarda ve yorumlandığı bir Güney yönünden genel bir görünüş birçok yerde onunla yortuydu. 15 Ağustos’ta kutsama yapıyorlardı. Meryem Ana’nın Bütün bu kutsama öldüğü gün (Koimesis) sırasında toplanan bağışlar, hep hastane gelirlerine başlıyor, dokuz gün sürüyordu. 23 Ağustos’ta büyük kaydediliyordu. En büyük bayram ise 23 Ağustos’ta bir bayramla kutlanıyordu1. Tarafımızdan saptanan gerçekleştiriliyordu. Bu bayram, yine Hagios bir benzerlik de oldukça ilginçtir. 1890 Ayazmasının Haralampos Kilisesi’nde ve bütün kiliselerde havuzunun basamaklarının dokuz adet oluşu da kutlanıyordu. Ayazma’da da yine büyük dualar Yortu'nun dokuz gün oluşuyla benzerlik gösterir. Bütün yapılıyordu. Demek ki Ayazma’nın iki büyük bayramı bu yortunun gelirleri de hastaneye kalıyordu. Asıl bu vardı. Birincisi 28 Haziran, ikonanın bulunduğu gündü. kutlamalar Hagios Haralampos Kilisesi’nde yapılıyordu. İkincisi de 23 Ağustos’ta, Hz. Meryem’in dokuz günlük Bu kutlamalar Panagia Phaneromeni Ayazması için yortusu ile ilgili yapılan bayramdı. de önemliydi. Burada da dualar ediliyordu. Panagia Phaneromeni Ayazması için iki önemli gün vardı. Ayvalık’ta Panagia Phaneromeni’nin ikonasının Birincisi bu Ayazma’nın kuruluşuna neden olan bulunmasıyla ilgili bir ayin kitabı yazıldı ve bu kitap ikonanın bulunduğu gün, 28 Haziran 1852 tarihidir. 1876’da Ayvalık’taki İ.S. Saribaksevani matbaasında Diğeri ise 23 Ağustos’ta yapılan ENNEAIMERA yortusu basıldı4. Bu ayin kitabının boyutları fazla büyük 2 idi . değildi. 12x18 cm. büyüklüğünde ve 40 sayfalık bir broşür şeklindeydi. Bu ayin kitabında, ilahilerin yanı Panagia Phaneromeni’nin 28 Haziran 1852’de sıra kutsal ikonanın bulunuş hikayesi ve çok sayıdaki ikonasının bulunması, bölgede çok büyük bir olay mucizenin anlatıldığı destanlar da bulunuyordu. Zaman oldu3. Çevre ve bölge sakinleri için bu buluş, büyük zaman bu ilahi kitabının geliştirildiğini de görüyoruz. bir tarihsel ve dinsel olay sayıldı ve inancı canlandırdı. 1876 yılında ilk kez basılan bu kitap, Polikarpos A. Gerçekleşen mucizeler, Meryem’in varlığını ve Katsaros tarafından yazılmıştı. İçerisindeki birçok korunmasını kanıtlayan bir tanrısal işaret olarak bölüm, kitabın basıldığı tarih 1876'da ölmüş olan değerlendirildi. Halk bu ikonanın bulunduğu günden Ayvalıklı Dimitrios Saltas'tan alınmıştı. Ayin metni, itibaren cesaretini yeniden kazandı. Kendi gücüne olan Meryem Ana için önemli övgülerle başlıyor ve inancı canlandı ve düzenli olarak çalışmaya başladı. daha sonra Phaneromeni’nin nasıl bulunduğuna Toprağı ekti, zeytinlikler ve asmalıklar da büyük ölçüde değiniliyordu. Ardından da mucizeler yazılmıştı ve bu işlendi. Zeytinyağı atölyeleri ve fabrikaları kuruldu. mucizelerle de kitap bitiyordu. Gemiler yapıldı ve bütün bunlara Phaneromeni’nin öncülük ettiğine inanıldı. Böylelikle onlar için yeniden bir hayat başlamış oluyordu. Bütün bunlar birer mucize Panagia Phaneromeni’nin ikonası, 28 Haziran 1852’de bugün olduğu yerde, sahilden yaklaşık 100 m. uzaklıkta

32


Meryem Ana, sağ elinde khiton giyimli ve ayakta duran İsa’yı tutuyordu6. İsa, sağ elini öne uzatmış ve üç parmağı da kutsama pozisyonundaydı. Sol eliyle ise Meryem Ana’nın göğsünün önündeki yer küreyi tutuyordu. Meryem Ana, sağ eliyle İsa’ya sarılmakta ve sol eliyle de ayaklarını tutuyor olarak görünüyordu. Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması’na çeşitli yerlerden insanlar geliyordu7. Bunları sayacak olursak: Foça, Bergama, Balıkesir, Armutovası, Kırkağaç, Edremit, Gelenbe, Aliağa, Kınık, Urla, Çandarlı, İzmir, Tekeli, Kemer, Alibey Adası, Küçükköy, Midilli Adası, Lemnos, Bozcaada, Samos, Samothrake, İstanbul söylenebilir. Hatta Hydra ve Rumeli gibi uzak diyarlardan, türlü hastalıktan muzdarip çok sayıda kişi de bu Ayazma’ya geliyordu. Bu kişilerle ilgili kayıtlar da tutuluyordu. Soy isim veya isim, eşin ismi, meslek, hastalık ve uygulanan tedaviler ayrıntılı olarak bu kayıtlarda bulunuyordu. Bu ilahideki kayıtlardan anlaşıldığına göre, akıl hastaları, ruh hastaları, epilepsi hastaları, melankoli hastaları, körler, gözlerinden hasta olanlar, sağırlar, dilsizler, felçliler, beyin kanaması geçirenler, ateşi düşmeyenler ile daha birçok hastalığı olanlar buraya geliyor ve tedavi oluyorlardı. Tedaviyi bekleyen hastalar, ayazma yapısının içinde kalıyorlardı. İkona’nın bulunduğu kuyunun kutsal suyundan içiyorlar ve üzerlerine sürüyorlardı. Dua ediyorlar ve dualara katılıyorlardı. Ayazma’da kalma süresi sabit değildi 3, 5, 7, 8, 20… kimi zaman alışılageldiği üzere 40 güne kadar değişiyordu. Yalnızca tek bir durumda 45 gün sürmüştü. 1860 yılında anlatılan bir mucizeye göre, Arap bir kadına 45 günlük kür uygulanmıştı. Yine sözlü anlatımlara göre Müslümanlarla da ilgili çok sayıda mucizeden söz ediliyordu.

Res. 2- Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması. Narteks (pronaos) bölümünün genel bir görünüşü.

Bu Ayazma Kudüs’teki Bethesda Havuzu ile aynı önemi taşıyordu. Her ikisinin de benzer bir noktası, zaman zaman kuyunun suyunun kabararak taşması ve denize ulaşmasıydı. Görünüşe göre, Panagia Phaneromeni Ayazması ile Kutsal Hastane arasındaki bağ, yalnızca hastanenin çalışması için maddi destek sağlanması ile ilgili değildi. Kutsal Hastanede fakir hastalara o günün şartlarında sahip olunan tüm bilimsel tıp yöntemleri ile tedavi sunuluyordu. Ayazmada ise, Tanrı’nın merhameti işleniyor ve Meryem Ana ona başvuran hastaların inanç gücüne göre tedavi sağlıyordu. Aradaki fark buydu8.

bulunan ve Saliokola (veya Saliokoula’nın Bahçesi) olarak denilen yerde bulundu. Buranın iskan edilmediği ileri sürülüyorsa da yapılan kazılarda daha önceki dönemlerde de iskan olduğu ortaya çıktı. İkona’nın bulunması için uzun süre kazılar gerçekleştirildi. Bununla ilgili çok sayıda söylenti bulunuyordu. Taşralı, basit, fakat içinde Tanrı sevgisi olan Ayvalıklı Evaggelini isimli 16 yaşlarında bir kız çocuğunun 1851 yılının bir Pazar günü görmüş olduğu rüyanın sonucunda söz konusu alan kazıldı5. Kazılar sonucunda Meryem Ana’nın ikonası ve kutsal su ortaya çıkarıldı. Daha sonra Kassiani ismiyle rahibe olan bu kız çocuğunun yüzyılın sonuna kadar yaşamış olduğu sanılıyor.

Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması’nın Şimdiki Durumu (Çiz. 1-2, Res. 1-2, 3)

İkona’nın bulunduğu tarih olan 1852’den Rumlar’ın bölgeden gittiği 1922 tarihine kadar bu Ayazma, Ayvalık ve çevre bölgelerdeki en büyük tapınma alanı ve dini merkez oldu. İkona, o zamanın halkının anlatımlarına göre ve kaynaklarda ifade edildiği üzere gümüş veya altın kaplamalı olup, küçük boyutta ve ahşaptan yapılmış çekmeceli bir çerçevesi olduğu söyleniyordu. Bu ikona, daha çok Hagios Haralampos Kilisesi’nde tutuluyordu ve hem Ayazma’yı hem de evleri, tarlaları kutsamak için sürekli olarak gezdiriliyordu. 1876 yılında basılan ayin kitabının üzerindeki gravürde

Çatının orijinal Marsilya tipi kiremitleri günümüze kadar gelmiş olup kiremitlerin üzerinde bulunan Fransızca yazılardan da bunu anlıyoruz. Kiremitlerin bazılarının yerinden oynaması ve bazı kiremitlerin eksik olması, çatının su almasına neden olmuştur. Bu nedenle tavanda bulunan süsleyici alçı kabartmalar yer yer dökülmüş durumdadır. Ayrıca su sızması nedeniyle kiremit altındaki ahşap merteklerin çürüdüğü de görülmektedir.

Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması, zeytinyağı işliği olarak kullanılması nedeniyle oldukça tahrip görmüş durumdadır. Yapının birçok cephesinde ve iç kısmında değişiklikler yapılmıştır. İç bölümün arka tarafında da asma kat oluşturulduğu görülür. Yapının durumunu bölüm bölüm inceleyecek olursak:

Yapının ön cephesi, bir dönem zeytinyağı fabrikası

33


olarak kullanılmasına karşın, günümüze kadar iyi durumda korunmuş olarak gelmiş bulunuyor (Çiz. 1,3, Res. 2); ancak sarımsak taşı da denilen rhyolite taşından yapılan yapının bölümlerinde yer yer çatlamalar da görülüyor. Örneğin sütun kaidelerinde, arşitravda, friz bölümünde çatlaklar ve eksiklikler göze çarpar. Yine yapının girişinde rhyolite taşından olan basamakların bazılarının eksildiği dikkati çeker. Narteks ise yapının ilk bölümüdür (Res. 2). Antik tapınaklara göre bu bölüm pronaostur. Öndeki dört sütunun arkasında bulunan bölümde (narteks), zeytinyağı atölyesi olarak kullanıldığı dönemde, kapalı mekanların oluşturulmuş olduğu anlaşılıyor. Bu nedenle yapının cephe duvarında ahşap merteklerin açtığı boşluklar ve duvar yırtıkları meydana geldiği görülüyor. Duvarda da sıva dökülmelerine rastlanır. Narteksin tavanının da günümüze kadar korunarak gelmemiş olduğu görülür. Fabrika kullanımı sırasında yapılan bir baca deliği nedeniyle tavan su almış ve tavanın alçı kaplamalarında yoğun bozulmalar olduğu görülür. Yapının kuzeydoğu cephesi olan arka bölümünde de farklılıklar yaratılmış olduğu gözlenir. Gerek altta, gerek üst katta yapının arkasında kapılar açılmış durumdadır. Ayrıca yapının arka cephesinde yaratılan, iki katlı mekanların ahşap merteklerinin açtığı boşlukların da duvara zarar vermiş olduğu görülüyor. Alınlıkta sıva dökülmeleri, simada bölümünde eksiklikler, arşitrav bölümünde sıva dökülmeleri gözümüze çarpar. Yapının güneydoğu cephesi, uzun olan bölümlerden biridir ve yan sokak tarafında yer alır (Çiz. 2). Buradaki pencerelerin boyutlarıyla pek oynanmamışsa da arkadaki iki pencere örülmüştür. Öndeki bir pencerenin alt bölümü de örülmüş durumdadır. Ayrıca yan kapı tümden kapatıldığı ve basamak taşlarının günümüze korunarak gelmediği gözlenir. Yine yapının uzun cephesinde yer yer alçı dökülmeleri ve sıva çatlaklarının olduğu görülür. Yapının arka bölümünde üst kata çıkan ahşap merdivenler, ayrıca betondan bir deponun varlığı görülür. Yapının diğer uzun cephesi ise kuzeybatı cephesidir ve iç avlu tarafındadır (Çiz. 2). Burada da yine simetrik olan orta kapının tuğlayla kapatılmış olduğunu görüyoruz; ancak kapının üzerinde duvar açıklığı yaratılmış ve konsolların taşıdığı kapının üst lentoları yok edilmiş durumdadır. Bu cephenin arkasındaki iki pencerenin alt bölümleri de, yapının zeytinyağı fabrikası olarak kullanıldığı dönemde denizlikleri tahrip edilmiş ve daha aşağıya indirilmiş olduğu gözlenir; ancak diğer iki pencerenin özgün durumlarını demirleriyle birlikte halen koruduğunu görüyoruz. Bu bölümde de yer yer alçı dökülmeleri ve sıva çatlaklarıyla karşılaşılır. Burada da rhyolite taşından yapılan bölümlerde, örneğin pilasterlerde ve pilaster kaidelerinde yer yer kırıkların ve eksikliklerin var olduğu dikkati çeker. Yapının iç mekanının oldukça değiştirilmiş olduğu anlaşılıyor. İçeride yapılan beton kat ise, bu yapıya oldukça yabancı durumda karşımıza çıkıyor. Betondan ayaklar üzerine yapılan bu beton asma katın, yapının zeytinyağı fabrikası olarak kullanıldığı dönemde oluşturulduğunu anlıyoruz. İç mekanda bulunan havuzlar, daha önceden alınan bir Koruma Kurulu kararı ile Belediye tarafından temizlenmiş durumdadır; bu nedenle iç mekanın betonla kaplı tabanı, boş olarak

34

Res. 3-Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması. Tavanından bir görünüm.

ve büyük bir mekan olarak karşımıza çıkıyor; ancak iç mekanda fark edilen önemli özelliklerden biri ise, yapının stabilitesini sağlayan dört demir gergiden yalnızca birinin korunmuş olduğudur (Res. 3). Ayazma yapısının güneybatıdaki ahşaptan ana giriş kapısının orijinali günümüze gelmemiştir. Orijinal kapının yerine, demirden bir kapı yapılmış olduğunu görüyoruz (Çiz. 1). Avluda ise yapının zeytinyağı işliği olduğu dönemlerde birtakım havuzların, gerek yapıya, gerek bahçe duvarına bitişik olarak yapılmış olduğunu anlıyoruz. Bahçede ön taraftaki ana giriş dışındaki ikinci bir giriş, daha geç dönemde açılmış olmalıdır. Ayazma'nın rahibinin oturmuş olduğu ev ise daha sonra parsellerin ayrılıp satılmış olması nedeniyle Ayazma parselinden koparılmış durumdadır. Öte yandan Ayazma yapısının zeytinyağı fabrikası olarak kullanıldığı dönemde, avlunun taştan Arnavut kaldırımı olarak döşenmiş orijinal döşemesi de betonla kaplanmış durumda olup beton kaldırıldığı zaman orijinal taş döşemeye ulaşmak mümkündür. Bahçe duvarlarının sıvaları, büyük ölçüde dökülmüştür. Ayrıca bahçe duvarlarının orijinal küpeşteleri de bulunmayıp, üzerinde bulunması gereken demirler de günümüze ulaşmamış durumdadır. Küpeşte, yalnızca bahçe duvarı üzerinde güney bölümde az olarak korunmuş durumdadır. Bahçe ana giriş kapısı da tamamen değişmiş ve demir kapısı yok olduğu gibi, iki yandaki kapıyı çerçeveleyen bölümlerinin de günümüze ulaşmadığı görülür. (Devam edecek) 1 Φουντουλη 2007, 35. 2 Φουντουλη 2000, 17. 3 Φουντουλη 2000, 11. 4 Φουντουλη 2000, 11-12. 5 Φουντουλη 2000, 23. 6 Φουντουλη 2000, 26. 7 Φουντουλη 2000, 38. 8 Φουντουλη 2000, 40.


Çiz. 1- Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması. Rölöve. Cephe görünüşü.

Çiz. 2- Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması. Rölöve. Yapının yan cephe görünüşleri.

AYAZMA’NIN

RESTORASYONU

ÖNÜMÜZDEKİ AY BAŞLIYOR

Çiz. 3- Ayvalık Panagia Phaneromeni Ayazması. Cephe detayları.

Belediye Başkanı Rahmi Gençer: “Geçirdiği çeşitli aşamalar ve işlev dışı kullanımlar sonucu oldukça yıpranmış olan Panagia Phaneromeni Ayazması’nın restorasyon çalışmalarını Nisan ayı içinde başlatacağız. Neo-klasik üslupla ve Ayvalık’a özgü yöresel bir malzeme olan sarımsak taşı kullanılarak yığma sistemde inşa edilen ayazma, böylece sadece Ayvalık’ın tarihi dokusunda değil, ulusal kültür miraslarımız arasında da önemli bir yere sahip olacak...” 35


Ayvalık tostuna yer verdiğimiz sayımızda da belirttiğimiz gibi, her yörenin kendine özgü ürünleri, özel lezzetleri var. Bu konuda Ayvalık fazlasıyla zengin, belki de “1” numara. Ayvalık’a has lezzetlerden biri de, adı neredeyse Cunda’yla özdeşleşen papalina... Gerçi, geçmişte adına festivaller düzenlenen papalina eskisi kadar bol çıkmıyor ama yine de Ayvalık mutfağındaki ayrıcalıklı yerini koruyor. Dolayısıyla her türlü ilgiyi hak ediyor. Biz de üşenmedik; sorduk-soruşturduk, okuduk-araştırdık ve sizler için bir “papalina derlemesi” hazırladık...

•P

ARZU EDENLER BİR KEREDE 3 ADET PAPALİNAYI HÜPLETEBİLİR!

apalina, sadece Ayvalık’ta avlanabilen ve kızartılarak yendiğinde tadına doyulamayan bir balıktır. • Sadece Ayvalık’ta görülen, boyut bakımından hamsiye benzeyen, çok lezzetli, çerez gibi tüketilebilecek balık çeşidi.

Á “Papalina ve Ayvalık birbirinden ayrı düşünülemez!” diyenler haklıdır.

• Hamsiden ziyade bir nevi küçük gümüş balığı sanki, papalina. • Papalina genelde ayıklanmaz. Ancak arzu edenler bol deniz suyunda fazla hırpalamadan, çalkalama yöntemiyle önce pullarını sonra da içini temizleyebilirler. • Yolunuz Cunda’ya düşer ve farklı bir şeyler yemek isterseniz ve balıkla aranız iyiyse papalina harika bir tercih olacaktır.

• Papalina sardalyanın yavrusudur. Balık avcılığının henüz böylesine makineleşmediği zamanlarda “ırıp” adıyla bilinen, insan gücüne dayalı ve Ayvalık’ta yaygın olarak kullanılan bir ağla avlanıyordu.

• Tavasını böyle cips gibi çıtır çıtır çerezlik niyetine mideye indirebileceğiniz balık. Hamsinin üvey kardeşi.

• Sardalya balığının küçüğü “çaça”yı da “papalina” diye satıyorlar, ama bilin ki gerçek Cundalı onu tezgahına bile koymaz.

Á Cunda adasında yediğim papalina balığından sonra balık yemeyi sevmeye başladım, dönüm noktası gibi oldu valla!

• Bir anlamda balığın ‘katırı’dır; çünkü babası sardalya, annesi tirsidir. Tirsi yumurtalarının üzerine sardalya yumurtlarsa eğer, papalina doğar.

• Sadece tavası yapılan balıkçıktır. Cundalılar buğulama, ızgara yapmayı düşünenleri döver!

• Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir, ayıklamadan kızartılır. Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır ve sardalya kadar lezzetli değildir. • Cunda adası tatillerinde yenen, vazgeçilmez balık çeşidine papalina denir. Kılçığıyla filan yenir. Zaten “bidik bidik” bir şeydir. • Ayvalık’tan tekne gezisine çıkılır. Uzun bir süre yüzülür, eğlenilir (kaptanların muhabbetleri ve eğlenceleri izlenir). Sonrasında yemek zamanı gelir. Limitsiz papalina ve salata servisi başlar. Çatlayıncaya kadar yenir. Süper de olur. • Papalinada tek sorun kızartılmadan önce balığın içinin temizlenmemesidir. Bazı insanlar bu durumdan pek hoşlanmayabilir. Hoşlanmayanlara aldırılmaz. Severek yenir. Bir müddet sindirildikten sonra tekrar serin sularda keyif yapılır. • Bol sıvı yağda kıtır kıvama gelinceye kadar kızartılıp, roka ve kırmızı soğanla servis edilen papalinanın lezzetine dayanabilenler bir adım öne çıksın!

36

Á Tavası yapıldığında harika lezzetli olan, hamsi tadında, yerken kılçık ayıklama problemi olmayan, Cunda adasında ve Marmara denizinde orta sularda ve ılık sularda yaşayan ortasu pelajik balıklarındandır. • Cunda ya da diğer adıyla Alibey adasında süper tavası yapılan balık. Parmak büyüklüğündedir kendileri... Bir kerede 3 adedini hüpletebilirsiniz. • Gayet küçük olmasına karşın tadı damağınızda kalan, Cunda’ya has bir balık türü. • Azıcık unlanarak zeytinyağında kızartıldığında, çıtır çıtır pek güzel olur. Yapısı nedeniyle yumuşak iskeleti, kuyruğu ve kafasıyla birlikte çerez gibi yenir. Á Kraker kıvamına gelmiş kılçıkları ve kimi zaman kafası ile birlikte yenir. Temizleme, kılçık ayıklama gibi dertleri olmadığı için avlanıldığı Ayvalık bölgesinin en popüler balığıdır. Yemesi çok keyiflidir.  • Ayvalık’ın tekne gezilerinde çıtırdatarak, çerez niyetine yenecek minik balık... Sardalyenin yavrusu. Ne güzel, kılçık ayıklama derdi de yok. • Cunda’da yenen papalinanın tadı unutulmaz.


• Hamsigillerdendir ve tadı da az-çok onu anımsatır. Eee diyeceksiniz, “Nesi farklı o zaman?” Büyük ihtimalle Cunda adasının o mistik havası ve denize nazır restoranlarında yenmiş bir balık dünyanın en pahalı balığından bile daha fazla keyif ve haz veriyor insana. Yanında da ahtapot salatası ve yine Ege’ye has kabak çiçeği dolması eşlik ediyorsa, değmeyin keyfime! • Papalinanın kılçığını ayıklamaya çalışmak günahtır. Bu balık çeşidinin Ayvalık’ta tüketimi yaygın olup tüketim şekli, kafayı koparıp kuyruğa kadar olan kısmı bir hamlede mideye indirmektir! • Papalina, Ayvalık’a has bir balık. Bu balık eskiden tratalarla tutuluyordu. Trata yasaklanınca gırgırlar yakalamaya başladı. • Bazı akşamlar Cunda adasına gidip güneşin batışı eşliğinde deniz kıyısında keyfini çıkara çıkara yemek ne güzeldi! • Cipsin denizden çıkanı. Çıtır çıtır yemelik! • Bir oturuşta tepeleme dolu bir tabağı bitirebileceğiniz, çerez kıvamında bir balık. Lezzet kumkuması. Ne yazık ki sadece Ayvalık civarında bulunuyor. • Yaz tatillerini Burhaniye, Ören, Ayvalık gibi yerlerde geçiren ailelerden bilmeyen ve yemeyen yoktur bu balığı. Kılçık derdi yok, çerez gibi hop hop mideye gider! Á Öyle aman aman balık yemem ama yıllar önce Ayvalık’ta papalina yedim. Çok da beğendim. • Hamsi’den daha hafif, lezzetli minik balık. • Sardalya yavrusu... Çakma olanına çaça denir. Vücudu hamsi balığı şeklindedir. İri pulları bulunur. Temas halinde pullarını döker ve bu pullar denizde gümüş parlaklığı görüntüsü verir. Karın kısmı beyaz ve üstü mavimsi renktedir. • Geçmişte Ayvalık’ta papalina bolluğu vardı. Ayvalık’ın başta gelen simgelerindendi. Adına festival düzenlenirdi. Á Ayvalık’ta deniz denince akla sadece balık gelmez. Kidonya, akivadis, bungalo, karadiken, ahtapot, karides, kalamar, sübye, midye bu mutfağın olmazsa olmazları. Balığın her çeşidini de bulmak mümkün ama papalina denen sardalya balığının yavrusunun yeri başka. Sadece Ayvalık civarında avlanan bu balık, mevsiminde çıtır çıtır tepeleme yenir. • Papalinanın yalnızca tavası yapıldığı için ayıklanan ve unlanan balıklar kızgın yağda kızartılır. Roka, kırmızı soğan ve dilimlenmiş limonla servis yapılır. Kuyruğu ve kılçığıyla birlikte yenir. Genelde meze olarak tüketilir.

• Papalina balığı gibi lezzetli bir balık daha yoktur dense, yalan olmaz. Misafirimizin kızı balık sevmezmiş, biraz tatması için verdim inanır mısınız, iki tabak papalina yedi ve ertesi gün bir daha istedi. • Temmuzda çıkmaya başlayan ve Ekim sonuna kadar lezzetini koruyan sardalyanın küçüğüne papalina deniliyor. Özellikle Cunda balığı olarak ünlenen bu balık ayıklanmadan cips gibi servis ediliyor. • Papalinanın aslen tavası bir numara olur. Izgara, buğulama, pilaki ve asma yaprağında yapmak isteyenler olursa onlara da kimse “Dur, yapma! “demez. • Geçenlerde yine gittim Ayvalık’a ama eskisi gibi “papalina” diye bağıranlar yok olmuş. Cunda adası çok gelişmiş, güzelleşmiş ama orada da papalinaya eski rağbet yok. Neredeyse papalina unutulmaya yüz tutmuş. • Görünüşleri benzese de papalinayla çaça arasında ciddi bir lezzet farkı bulunuyor. Bilenler bilir bunu zaten! • Çaça, papalinaya oranla daha yağlı ve daha kılçıklı bir balıktır. Dolayısıyla aralarında bariz bir lezzet farkı bulunur. Á Papalinayı halamın elinden yedik. Bol zeytinyağında una bulayarak kızarttı. Kurabiye gibiydi. Kılçığıyla falan yiyebilirsiniz. Harika gidiyor. • Papalina, denizde sürüler halinde dolaşan ve Temmuz ayının ikinci haftasından itibaren tavalarda görülmeye başlayan Cunda’ya özel balıktır. Evet, özeldir çünkü bütün dünyada, sadece Cunda’da yakalanıyor. • Söyleyenlerin yalancısıyım: Cunda’da bazı restoranlarda papalina denilerek çaça balığı sunuluyormuş! • Geçen cumartesi Ayvalık’ta Cunda adasındaki bir balık lokantasında öğle vakti papalina yedik. Öyle aman aman balık yemem ama yıllar önce Ayvalık’ta papalina yedim. Çok da beğendim. İlk bakışta hamsinin yavrusuna benzeyen, ufak bir balık. Sardalye balığının küçüğüymüş. Papalinanın irisi olan çaça da bu denizlerin balığıymış. Yunan adalarındaki balıkçılar çaçadan tuzlu balık yaparmış. Á Papalina temiz zeytinyağında, yağ çekmeden kızartıldığında kıtır kıtır olur, leblebi gibi yenir! • Ayvalık’ın, Ayvalıklının papalinaya sahip çıkması lazım. Bu öyle sıradan bir balık değil, 50 yıllık bir geçmişi var. Çıkar uğruna yok edilmemeli! 

37


Bu sayımızdan başlayarak üç ay boyunca Altınova’nın üç lezzetini ve bu lezzetlerin yaratıcılarını konuk edeceğiz: Ege Lokantası/Yurdaer Güven, Taş Fırın/Osman Kadayıfçı ve Arnavutoğlu Yoğurt/Ahmet Helvacı... Üçü de bir bakıma markalaşmış sayılır. Bu özellikleriyle uzun zamandır Altınova’ya değer katıyor ve Altınova’nın adını hem yurt içinde hem de yurt dışında başarıyla temsil ediyorlar

1

EGE LOKANTASI, ALTINOVA’DA 75 YILDIR LEZZET DAĞITIYOR

940 yılından bu yana hem Altınovalılara hem de yöre turizmine aralıksız hizmet sunan Ege Lokantası’ndayım... İnönü Caddesi’ndeki bu şirin lokanta oldukça küçük olmasına karşın; ışığı, mimarisi, dekorasyonuyla insanda ferahlık, huzur ve derinlik duygusu yaratıyor. İç mekan ahşapla ısıtılırken, bu sıcaklık duvarları süsleyen ve aralarında “Atatürk’ün Altınovaya gelişi”, “Altınovalı ilk Kore gazisi”, “İlk Mehteran Takımı” gibi Altınova’nın geçmiş günlerini, “eski” insanlarını yansıtan değerli siyah-beyaz fotoğraflarla pekiştirilmiş.

Gülbeniz Şentay Yurdaer Güven

On üç yaşından beri yani tam altmış iki yıldır mesleğin içinde olduğunu belirten lokantanın sahibi Yurdaer Güven, 1942’de Altınova’da dünyaya gelmiş. Babası kunduracıymış: “O zamanlar her yerde böyle elektrik direkleri yoktu. Sokaklar duvarlara asılan fenerlerle aydınlatılırdı. Artık o fenerler ne kadar ışık verirse... Yağışlı bir gecede babam eve dönerken ayağı kayıyor, düşüyor ve bileği kırılıyor. Bu olaydan sonra kunduracılığı bırakıp lokantacılığa başlıyor. Ben çok isabetli bir karar verdiğini düşünüyorum, çünkü bizlere büyük bir hazine bıraktı. Eskiden bahçeli, büyük bir lokantamız vardı. Altmış beş yıl önce şimdiki mekanımıza geçtik.” Ege Lokantası’nı ikinci kuşak olarak babası Hüseyin Avni Güven’den devralan Yurdaer Güven, otuz beş yıldır kendisiyle çalışan ablasının oğlu Mustafa Karabulut’un üçüncü kuşağı temsil ettiğini, dördüncü kuşakların ise şimdiden yetiştirildiğini dile getiriyor ve ekliyor: “İşimi çok seviyorum. Lokantacılık çok ağır bir iştir ama çok da zevkli bir iştir. Kıymetini bilirsen dost, arkadaş veren bir iştir. Dahası, para veren bir iştir. Ben burada Altınova’nın önemli şahsiyetlerini, bakanları, milletvekillerini, profesörleri, sanatçıları ağırladım. Örneğin sinema sanatçımız Türkan Şoray, Ege’nin konukları arasında yer almıştır. Eski milletvekili ve bakan Prof. Ali Bozer 1970’li yıllardan bu yana lokantamızın değerli müdavimlerindendir. Ancak ayakkabı boyacısının da, hammalın da bu lokantada başımın üstünde yeri vardır. Ege’de en üst düzeydeki insan da, boyacı da aynı tencereden yemek yer, aynı servisi alır, aynı hizmeti ve hürmeti görür. Bizim gibi küçük yerleşim merkezlerinde böyle bir ortamı yaratmak, hele hele yetmiş beş yıl sürdürmek takdir edersiniz ki kolay bir iş değildir. Ben ömrümün büyük bir bölümünü gecede dört saatlik uykuyla geçirdim. Kalanında hep çalıştım. Şimdi Mustafa sayesinde biraz rahatladım. Artık bütün yemekleri o pişiriyor. Boynuz

38

kulağı geçti yani.” Ege Lokantası’nın öğretmen, belediye ve banka çalışanları, esnaf-sanatkarlardan oluşan kemikleşmiş bir müşteri portföyü var. Yurdaer Güven yanı sıra medyadan, internetten duyup mutfaklarını tanımak isteyenlerin de yoğun ilgi gösterdiklerinin altını çiziyor: “Benim en hoşuma giden şey nedir biliyor musunuz? İnsanlar lokantamıza gelip yemek yiyorlar, bize para bırakıyorlar, giderlerken de teşekkür ediyorlar. İnanın o günkü kazancım değil, konuklarımın iltifatları, hürmetleri beni sevindiriyor. Mutlu oluyorum.” BANA BU MESLEĞİ BIRAKAN BABAMA NASIL DUA ETMEM Gördükleri ilgide, unundan yağına seçtikleri malzemenin önemli payı olduğunu belirtiyor Güven: “Babam bu işe hangi malzemelerle başladıysa, aynen sürdürüyorum. Alışverişimi hep aynı esnaftan yapıyorum. Benim işimde örneğin et, etin kalitesi çok önemlidir. Sebzelerimi pazardan, manavdan tazetaze alıyorum. Hiç unutmam, bir gün Almanya’dan


bir konuğum geldi. Yemeklerimin, özellikle de rostomun methini çok duymuş. Allahtan rosto vardı o gün. İkram ettim. Çok memnun kaldı. Defalarca teşekkür etti. Şimdi ben, bana bu mesleği bırakan babama nasıl dua etmem? Bundan daha güzel bir miras olur mu?” Yurdaer Güven’e göre esnaflığın ilk şartı “dürüstlük.” Esnaflık ve ustalık daha sonra geliyor. Bu sıralamasının nedenini ise şöyle açıklıyor: “Dürüstlük yoksa, hiçbir şey olmaz. Benim bir tek mekanım var. Buraya gelen müşteri memnun kalmazsa bir daha içeri adımını atmaz. Konuklarım bana hep, ‘Ege’ye yüzde elli sizin, için yüzde elli de yemekleriniz için geliyoruz,’ derler. Sanırım bu cümle ne demek istediğimi yeterince anlatıyor. Bunlar güzel paylaşımlar.” Facebook’ta takipçilerinden “beş”, Foursquare’den “dört” yıldız alan Ege Lokantası’nın yurt dışından turlarla gelen konuklara da hizmet verdiğini öğreniyoruz: “İlk olarak Macaristan’dan on-on beş kişilik bir grubu ağırlamıştık. Yemeklerini bir hafta boyunca bizde yediler, lokantamızdan memnun ayrıldılar. Fakat ikinci tur daha kapıdan içeri girer girmez, bir tuhaflık hissettim. Duygularım beni hiç yanıltmaz... Nitekim, masalarına servis ettiğim hiçbir şeyi yemediler. Bu bana çok dokundu. Rehberleriyle konuştum. ‘Alışık oldukları tatları bana bildirin, onları yapalım!’ dedim. Doğrusu, rehberden bir menü gelmedi. Ertesi gün neyi seveceklerini tahmin ederek hazırlandım. O gün tabaklarını bile sıyırdılar. Bir hafta boyunca her gün yemeklerimi zevkle yediler. Birlikte fotoğraflar çektirdik. Ülkelerine döndüklerinde bana da fotoğraf yolladılar. Ne var ki, geldikleri o ilk gün; lisan bilmeyişim, onlarla konuşamayışım çok gücüme gitti. Bu olay meslek hayatımın en acı dersidir.” DOMATES ÇORBASINI SIRF DOMATESTEN YAPARIM, SALÇA KOYMAM Osmanlı ve Ege mutfağından örnekler sunan Ege Lokantası zengin bir menüye sahip. Yurdaer Güven’in dağarcığında en az yüz çeşit yemek bulunuyor: “Sadece patlıcanın on beş–yirmi çeşit yemeğini yapıyoruz. Musakkası, kebabı, karnıyarığı, kızartması, imambayıldısı, oturtması, dolması... Bu liste böyle uzar gider. Kısacası menü hazırlamakta hiç sıkıntı yaşamıyoruz. Biz her gün beş-altı çeşit yemek hazırlıyoruz. Kurufasulye ve pilavımız demirbaş. Yanı sıra kuzu kapama, elbasan tava, kuzu haşlama, papaz yahni, rosto, ekşili köfte gibi et yemekleriyle etli sebze yemeklerine, zeytinyağlılara menümüzde yer veriyoruz. Sabah başladığımız çorba servisi öğlen on ikiye kadar sürüyor. Haftanın her günü mutlaka yaptığımız

Fotoğraf: Aydın Aksoy

mercimek çorbasıyla birlikte üç çeşit çorba çıkarıyoruz (çorbalarda kemik suyu kullanılıyor). Paça veya kelle, tavuk suyu, beyin, yayla, domates... dönüşümlü olarak pişiyor. Bugün mercimek, işkembe ve domates var örneğin. Domates çorbasını sırf domatesten yaparım, salça koymam.” Yaz akşamları saat dokuza kadar hizmet veren Ege Lokantası, sakızlı sütlacı, muhallebisi, ekmek kadayıfı, damla sakızlı muhallebisiyle de konuklarının gönlünü fethetmeyi biliyor. Söyleşimiz sürerken masalar doluyor, boşalıyor. Siparişler veriliyor, hesaplar ödeniyor (kulağıma geldiği kadarıyla her şeyin fiyatı çok makul). Ama bir şeyden hakikaten çok etkileniyorum. İstisnasız bütün müşteriler mekandan ayrılırken illaki Yurdaer Güven’e sesleniyorlar: “Eline sağlık ustam!” “Ellerinize sağlık, çok teşekkür ederiz!” “Dayıcım eline sağlık! Yine döktürmüşsünüz!” Yurdaer Güven mutlu: “İşte bizim en büyük kazancımız, bu iki kelimelik ‘Ellerine sağlık!’ cümlesi. Böylesine güzel bir kazanç olur mu? Hem paramızı alıyoruz, hem duamızı!”

Yurdaer Güven’den herkesin severek yediği “rosto”nun tarifi

“Rostoyu nuardan yapıyoruz. Önce eti güzelce yıkıyoruz. Sonra biraz zeytinyağı, biraz da nebati yağla birlikte tencereye koyuyoruz. Soyduğumuz iki-üç baş kuru soğanı da bütün olarak tencereye bırakıyoruz. Mum ışığı kadar hafif ateşte alt-üst ederek üç saat pişiriyoruz. Saldığı suyu çeken etin üzerine, sıcak su ilave ediyoruz.”

39


Nergis Kılıç, kendine özgü bir mutfağa sahip olmasına rağmen Ayvalık’ın yurt içinde sadece ve sadece Ayvalık tostuyla tanınmasını düşündürücü buluyor ve “Ayvalık mutfağı gastronomi açısından yeterince araştırılmamış ve tanıtılmamış bir mutfaktır!” görüşünü savunuyor. Kılıç’ın kesin ifadelerle vurguladığı bir başka gerçek de şu: Sağlıklı beslenme bilincine tam olarak sahip olan bir toplum, kesinlikle zeytinyağından başka bir yağı tercih etmez

TÜRK MUTFAĞININ EGE-AKDENİZ KARAKTERİNİN KÜLTÜREL VE TURİSTİK AÇIDAN İNCELENMESİ:

N

AYVALIK ÖRNEĞİ

ergis Kılıç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü uzmanlarından… Uzmanlık tezinin ana konusu “Ayvalık mutfağı” olarak belirlenince ilk iş Ayvalık’a gelmiş. Konuyla ilgilenen bilgi sahibi kişilerle, Ayvalık’ın yerlisi olanlarla, restoran çalışanlarıyla görüşerek tezini tamamlamış. “Türk Mutfağının Ege-Akdeni̇z Karakteri̇nin Kültürel ve Turi̇sti̇k Açıdan İncelenmesi̇: Ayvalık Örneği” başlıklı bu tez kabul edilmiş ve yayınlanmaya uygun görülmüş.

Araştırmasında Ayvalık mutfağı gibi somut bir örnekten yola çıkarak Türk mutfağının Ege-Akdeniz karakterini tanıtmayı ve hem kültürel hem turistik anlamda bu mutfak kültüründen kazanımlar sağlanmasına yönelik öneriler getirmeyi amaçladığını belirten Nergis Kılıç, öncelikle Ayvalık mutfağına ilişkin kaynak yetersizliğinden yakınıyor. Ona göre Ayvalık mutfağı, gastronomi açısından yeterince araştırılmamış ve tanıtılmamış bir mutfak… Oysa çok farklı özelliklere sahip ve bu bakımdan her türlü ilgiyi hakediyor. “Gurme turizmi” diye adlandırılan ve günümüzde hızla gelişmekte olan yeni turizm şeklinin bütünüyle mutfak kültürünün pazarlanmasına dayandığı düşünülürse, bu eksikliğin bir an önce giderilmesi gerekiyor. Tezde daha sonra Ayvalık mutfağının Akdeniz mutfağı özelliği gösterdiği, ancak, esas itibariyle Ege kültürünün izlerini taşıdığı dile getirilerek, bu mutfağı asıl şekillendirenin Girit ve Midilli’den göç edenlerin zengin birikimleri olduğu vurgulanıyor: “Türklerin ve Rumların

40

yemek kültürü bir araya gelerek hoş bir karma yaratmış, özgün bir mutfak ortaya çıkmıştır. Hem çok sağlıklı hem de damak zevkine hitap eden bu mutfağın bilinirlik düzeyinin arttırılması ve turizm potansiyelinin en verimli şekilde değerlendirilmesi ülkenin yararına olacaktır.” GİRİT MUTFAĞI “YEŞİL MUTFAK”TIR Tezin önemli bir bölümü doğal olarak Girit mutfağına ayrılmış. Yazara göre bu mutfak meyve, sebze, kekik, bal, yoğurt, otlar, çeşitli peynirler, zeytinyağı, deniz ürünleri ve şaraplardan oluşan son derece sağlıklı bir beslenme kültürüne sahip… Kılıç, Girit mutfağında otların vazgeçilmezliğine dikkat çekiyor ve ekliyor: “Girit mutfağı, zengin otlarından dolayı ‘yeşil mutfak’ olarak da anılmaktadır. Sarmaşık, ebegümeci, ısırgan, cibez, istifno, turp otu, kenger, hindiba, şevket-i bostan, gelincik, labada, kuş otu, sinirotu, helvacık, radika, deniz börülcesi, kuşkonmaz, arapsaçı, marata, tarla çakısı, tarla çivisi ve daha pek çok ot Girit mutfağını süsler. Girit mutfak geleneğinde bu otlar olabildiğince az haşlanmaktadır. Böylece yeşil renkleri ve besin değerleri korunmaktadır. Otlar genellikle üzerlerine limon, zeytinyağı ve sarımsak karışımı bir sos dökülerek yenilmektedir.” Girit’e özgü yemeklerin pek çoğunun Ege bölgesinde ve özellikle Ayvalık’ta yapıldığını hatırlatan Kılıç, bu yemekleri de şöyle sıralıyor: Kuzu etli şevket-i bostan,


“Ayvalık Zeytinyağı Pazarı, Ayvalık zeytinyağının geniş bir platformda tanıtılmasını ve markalaşmasını hedefleyen bir etkinliktir. Bu gibi etkinlik ve festivallerin sürekliliğinin sağlanması, bu kapsamda özellikle Ayvalık örneğinde olduğu gibi sağlıklı mutfakların ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının öne çıkarılması, Türkiye’de gurme turizminin gelişebilmesini sağlayacak diğer unsurlardır” mantarlı karides güveç, midyeli pilav, ısırgan otu salatası, kabak pabucaki, kalamar dolma, enginarlı ve yoğurtlu kuzu, fava, ahtapot ızgara, tuzda balık, zeytinyağlı turp otu, ısırgan ve tere ile yapılan gelincik böreği, börülce, nohut çorbası. Araştırmanın ilerleyen sayfalarında, “Akdeniz otları, deniz ürünleri, zeytinyağı, meyve-sebze ve peynir gibi tipik Akdeniz ürünlerinin birleşiminden ortaya çıkan” Midilli mutfağı tanıtılıyor. Bu mutfağın da Girit ve Ayvalık mutfaklarından farklı olmadığını, aynı “malzemelerle” hemen hemen aynı yemeklerin yapıldığını öğreniyoruz. Kılıç, Ayvalık otlarını ve balıklarını tek tek tanıttıktan sonra sözü kaçınılmaz olarak zeytinyağına getiriyor; “Hem Akdenizli hem Egeli bir mutfak olması bakımından zeytinyağlılar, Ayvalık’ın olmazsa olmazıdır,” diyor. Ardından, Türkiye’nin pek çok yerinde bulunabilecek sebzelerle yapılan başlıca Ayvalık zeytinyağlılarını hatırlatıyor: Fava, pancar salatası, kabak çiçeği dolması, barbunya pilaki, patlıcan pabucaki, kabak pabucaki, peynirli kabak, enginarlı iç bakla, enginar salatası, radika salatası, patlıcan salatası, deniz börülcesi, zeytinyağlı fasulye, zeytinyağlı pırasa, zeytinyağlı yaprak sarması, kabak mücveri, karnabahar mücveri, zeytin piyazı… Araştırmada zeytinyağı konusunda yer alan şu uyarılar da önemli: “Ayvalık Mutfağı’nın gurme

turizminde önemli bir yere gelebilmesi için bir takım standartların kesin ve net bir biçimde yerleşmesi gerekmektedir. Bu da öncelikle yapılan işe gerçek saygının gösterilmesinden geçmektedir. Sözgelimi, bazı restoranlarda zeytinyağı yerine sıklıkla çiçek yağı kullanıldığı tespit edilmiştir. Oysaki Ayvalık, en iyi zeytinyağının üretildiği bir merkezdir. Burada yemek yiyen turistlerin tatmak istediği lezzetler de zeytinyağında pişmiş yiyeceklerdir. Başka yağların kullanılması, işi ucuza mâl etme isteğinden kaynaklanmaktadır. Bu gerçek yalnızca Ayvalık’ta değil, zeytinyağıyla ünlü pek çok turistik bölgemizde de karşımıza çıkmaktadır. Bu tür ucuzluklara kaçmak, Türk mutfağına zarar vermekten başka bir şey değildir. Özellikle Akdeniz mutfağının hakim olduğu bölgelerimizdeki restoranlar, ki bunlar çoğunlukla balık restoranı olarak bilinir, kullandıkları yağlar açısından sıkı bir denetime tabi tutulmalıdır.” TARİHİ YAPILARIN RESTORE EDİLEREK RESTORAN YA DA BUTİK OTEL ŞEKLİNDE HİZMET VEREBİLMELERİNİN SAĞLANMASI ÇOK ÖNEMLİ Kılıç, Ayvalık ziyaretinde peynirleri de unutmamış elbette... Önceliği, farklı tatlarıyla öne çıkan kelle (sepet) peyniriyle lor peynirine veriyor. Kahvaltılık, meze ya da çeşitli salatalarda garnitür niyetine ve bazı tatlılarla böreklerde katkı maddesi olarak sıkça kullanılan bu peynirleri -haklı olarak- övüyor. Yöreye özgü meşhur Yörük sepetlerinde bekletilerek yapıldığı için sepet

41


görünümünü alan kelle (sepet) peynirinin daha çok kahvaltılık ve meze şeklinde tüketildiğini, tuzsuz lor peynirininse genellikle börek ve tatlılarda kullanıldığını belirtiyor. Sıra yöresel unsurların sıkça kullanıldığı tatlılara geldiğinde, Ayvalık’a özgü başlıca “tatlı lezzetler” de şöyle listeleniyor: Lor peyniriyle yapılan lor tatlısı, lor baklavası, en özgün haliyle Cunda adasında karşımıza çıkan çifte kavrulmuş lokma tatlısı… Ege’ye özgü sakızın kullanıldığı sakızlı kurabiye, sakızlı muhallebi ve sakızlı dondurma… Nergis Kılıç, “Türk Mutfağının Ege-Akdeni̇z Karakteri̇nin Kültürel ve Turi̇sti̇k Açıdan İncelenmesi̇: Ayvalık Örneği” başlıklı tezinin sonuç bölümünde ilgiye değer önerilerde bulunuyor: “Ayvalık örneği ele alınacak olursa, kültür turizmine hizmet edecek bir turizm kenti yaratılması ve bu turizm kentinin mutfağıyla ön plana çıkarılması yolunda atılacak en önemli adım, kentin hitap edeceği turist profiline uygun olarak gerekli altyapı yatırımına kavuşturulması ve ağırlayabileceği turist kapasitesinin genişletilmesidir. Tarihi yapılar açısından zengin bir konumda olan Ayvalık, özgün mutfağıyla bütünleşecek özgün restoranlar yaratılması açısından çok elverişlidir. Bu anlamda tarihi yapıların restore edilerek hem restoran hem butik otel şeklinde hizmet verebilmelerinin sağlanması çok önemlidir.”

AYVALIK YEMEKLERİNDE ZEYTİNYAĞINDAN BAŞKA BİR YAĞ DÜŞÜNÜLEMEZ

“E

ge adalarından gelen mübadillerin Ayvalık mutfağındaki ağırlığı göz ardı edilemez. Bununla birlikte bu mutfağı şekillendiren en önemli unsur zeytinyağı olmuştur. Ayvalık yemeklerinde zeytinyağından başka bir yağ düşünülemez. Bunda en büyük etken coğrafya ve iklimdir tabii ki ama sağlıklı beslenme bilincinin tam olarak kazanıldığı bir toplum kesinlikle zeytinyağından başka bir yağ tercih etmeyecektir.”

Nergis Kılıç’ın önerileri hayata geçtiğinde, Ayvalık’ta turizm sezonunun uzaması konusunda daha da umutlu olabileceğiz. Nergis Kılıç tezinde 2009 yılında, Gömeç’teki evinin önünde bir cinayete kurban giden gurme Erkan Acurol’un ölümünden iki yıl önce yayınladığı “Kydonia-Ayvalık Mutfağı” adlı kitabından alınmış yemek tariflerine de yer veriyor.

AYVALIK MUTFAĞININ BALKAN KİMLİĞİ HAMUR İŞLERİNDE DAHA FAZLA ÖN PLANA ÇIKAR

“A

yvalık mutfağı, hamur işleri açısından da özgün örnekler barındırır. Bunlarda Balkan göçmenlerinin ağırlığı hissedilir. Boşnak böreği, hemen bütün Ayvalık fırınlarında bulunabilen, Bosnalı göçmenlerin getirdiği bir börek çeşididir. Patates ve kıyma kullanılarak yapılır. Kabak çiçeği böreği, bölgenin ünlü bitkisi kabak çiçeği ve taze lor peyniriyle yapılır. Patlıcanlı Rum böreği, kabak ve kelle peyniriyle yapılan koliçita, lor peynirli kalçunya, tavuk ve yufka ile yapılan çullama, lor peynirli sigara böreği Ayvalık mutfağının başlıca hamur işleridir. Bu örneklerin çoğu Bulgar, Yugoslav ve Boşnak göçmenlerin Ayvalık mutfağına kazandırdığı çeşitlerdir. Ayvalık mutfağının Balkan kimliği hamur işlerinde daha fazla ön plana çıkar.”

42

ADA KÖFTESİ FAZLACA KEKİK İÇERİR

“A

yvalık mutfağı, Girit ve Midilli göçmenlerinin getirdiği beslenme kültürünün derin izlerini taşıdığı için pek çok Ayvalık yemeği Rumca isimler almıştır: Kydonia, akivadis, papucaki, vb. Ayvalık’ta özel günlerde yapılan pek çok yemeğin doğuş yeri de Girit ve Midilli adalarıdır. Örneğin sura, Midilli mübadillerinin getirdiği, Kurban Bayramı’nda yapılan bir yemektir. Kuzu kolundan yapılır, zeytinyağıyla pişirilir ki bu durum da kırmızı et yemeklerinde bile zeytinyağının kullanılabildiği bir mutfağa özgüdür ancak. Yine Midilli göçmenlerinin getirdiği ada köftesi, fazlaca kekik içerir ve zeytinyağında kızartılır. Yine ilginç bir isme sahip olan çurlama, Girit mutfağından kalma bir ziyafet yemeğidir.”


MART 2016 YIL: 2 SAYI: 19 Ayvalık Belediyesi Adına İmtiyaz Sahibi GÖKAY BACAN Yayın Yönetmeni BÜLENT ŞENTAY Ömer Madra

Küresel ısınmaya yol açan sera gazı salınımının bir numaralı sorumlusu en kirli fosil yakıt olan kömür...

ÖMER MADRA, İNSANLIĞIN GELECEĞİNE DÖNÜK UYARILARINI AYVALIKLILARLA PAYLAŞTI

Ç

buzların erimesine bağlı olarak üç metre yükselecek. Bu yıl ya da gelecek yıl uzaydan çekilen fotoğraflarda tarihte ilk kez beyaz Kuzey Kutbu görmeyeceğiz çünkü tümüyle erimiş olacak. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yanında sınırsız tüketim de gözden uzak tutulmamalı. Cep telefonlarını altı ayda bir Ömer Madra’dan önce değiştirelim, otomobilleri “Şimdi yeni bir kısa bir konuşma yapan iki yılda bir yenileyelim, Belediye Başkanı Rahmi terim var: ‘Hiper bütün madenleri tüketelim Gençer şunları söyledi: androposen çağı.’ derken insanlığı büyük “Ayvalık Belediyesi olarak bir kaos bekliyor. Bir Yani ‘hiper insan Boğaziçi Üniversitesi’yle birlikte çeşitli etkinlikler etkisi çağı...’ Bu yeni büyük tehlike de fosil yakıtlar... Kömürün düzenliyoruz. Bu insan geldi ve dünyayı bulunup çıkarılmasıyla etkinliklerde insanlara, hayata, doğaya beraber dünya bambaşka bitiriyor” dokunan önemli konular, bir noktaya doğru gitti. İlk akademisyenler tarafından kez tek bir tür, gezegenin ele alınıyor. Günümüzde bütün kimyasını ve atmosferini Türkiye’nin ve dünyanın en büyük değiştirdi. Şimdi yeni bir terim var: sorunlarından biri de çevreye olan ‘Hiper androposen çağı.’ Yani ‘hiper duyarsızlık... Ayvalıklı konuğumuz Ömer Madra kendisini çevreye, doğaya insan etkisi çağı...’ Bu yeni insan adamış bir aydın. Küresel ısınmayı geldi ve dünyayı bitiriyor. Kömür, hiç ülkemizin gündemine ilk kez o taşıdı. tartışmasız dünyadaki en kirli fosil yakıt. 1996 yılından bu yana söylediklerinin Küresel ısınmaya yol açan sera gazı birer birer gerçekleştiği bir dünyada salınımının bir numaralı sorumlusu. yaşıyoruz.” Fosil yakıt tüketimine kısıtlama Daha sonra Ömer Madra söz aldı ve getirilemez ve yenilenebilir enerjilere özetle şu görüşleri dile getirdi: yatırım kararları alınmazsa iki derecelik “Önümüzdeki otuz beş yıl içinde, sıcaklık artış eşiğini aşabileceğimiz dünyanın her yerinde deniz seviyeleri söyleniyor.” ok yönlü entelektüel kimliğiyle tanınan Ömer Madra, İsmet İnönü Kültür Merkezi›nde “Paris Görüşmelerinden Sonra Kainatımızın Geleceği” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Madra, ilgiyle karşılanan söyleşisinde iklim değişikliğinin yeryüzünde ve buna koşut olarak Türkiye’de yol açtığı sonuçları anlattı.

Yayın Koordinatörü GÜLBENİZ ŞENTAY Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ERSİN PİLAS Grafik Tasarım KEMAL OKUR Kapak Fotoğrafı NAZIM TİMUROĞLU Katkıda Bulunanlar Prof. Dr. ÖMER ÖZYİĞİT Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ TANJU İZBEK HÜSEYİN GÜVEN UĞUR DÜNDAR Yayın Türü Yerel, Aylık, Süreli Adres: Fevzipaşa-Vehbibey Mah. Sahil Boyu Cad. 1. Sokak No: 1 Ayvalık Tel: 0(266) 312 10 21 aydabirayvalik@gmail.com Basım Yeri Anadolu Ofset Tel: (0212) 567 89 93 Davutpaşa Cad. Kazım Dinçol San. Sit. 81/87 Topkapı, İstanbul Sertifika No: 16231 Bu dergide yer alan yazılar, yazarların kişisel görüşleridir, Ayda Bir Ayvalık sorumluluk üstlenmez. Yazı, fotoğraf ve konular izin alınarak kullanılabilir.

43


Ayvalık’la özdeşleşen iki özgün “mimari güzelliği” birlikte görüyoruz: Anıt değerindeki Kanelo ve uzun yıllardan bu yana Ayvalık Belediyesi Merkez birimi olarak kullanılan bina. Söylemeye gerek yok ki, her ikisi de Ayvalık durdukça kentimizin simgeleri olarak ilgileri derlemeyi sürdürecek.

CONTAXIS’İN GÖZÜYLE 1900’LERİN İLK YILLARINDA AYVALIK…

artpostal fotoğrafçısı” olarak nitelendirilen C. D. Contaxis, 20. yüzyılın hemen başlarında Ayvalık’a da uğradı ve bir dizi fotoğraf çekti. Ne yazık ki hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Bildiğimiz, Ayvalık fotoğraflarının sayısının 40’ı aşkın olduğu...

“K

Paylaştığımız bu fotoğraf da onlardan biri… Contaxis’in gözünden,

Ayda bir ayvalik sayi 19 mart  
Advertisement