Page 1

Kırlangıç Ayvalık'ındır Ramazan Bayramı’nı Kutladık Ayvalık Lezzet Noktaları Uygur Performans Sanatları Mübadele Yolcusu Kalmasın Hane Ayvalık Alpimona Tuncel Kurtiz

AYVALIK ATA’SININ HUZURUNDAYDI


CHP yöneticileriyle iftara katıldı, Anıtkabir’i ve CHP Genel Merkezi’ni ziyaret etti, TBMM’de grup toplantısını izledi

H

RAHMİ GENÇER ANKARA’DA YOĞUN BİR PROGRAM UYGULADI

aziran ayı içinde Ankara’ya giden Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Ayvalık CHP İlçe örgütünün de katıldığı iftar yemeğinde CHP’li yöneticiler ve milletvekilleriyle bir araya geldi. Gençer, ertesi sabah da CHP İlçe yöneticileriyle birlikte Anıtkabir’i ziyaret etti. Grup, Ayvalık halkı adına mozoleye, üzerinde ‘Ayvalık’ yazan bir çelenk koydu ve saygı duruşunda bulundu. Rahmi Gençer daha sonra Anıtkabir özel defterini imzaladı. Gençer ve beraberindekiler Anıtkabir ziyaretinin

2

ardından, ‘Zeytinime Dokunma’ sloganıyla yurt genelinde başlatılan kampanyaya destek vermek ve ekmeğini zeytinden elde eden milyonlarca vatandaşın yanında olmak adına CHP Genel Merkezi’ne geçti. Daha sonra CHP Grup Toplantı’sına katılarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını dinledi ve kendisine bir zeytin fidanı verdi. Kılıçdaroğlu, buluşma sırasında, CHP olarak Zeytin Yasa’sına asla geçit vermeyeceklerini bir kez daha vurguladı.


Rahmi Gençer, Anıtkabir özel defterini Ayvalıklılar adına imzaladı

AÇTIĞINIZ YOLDAN ADIMLARIMIZ HİÇ SAPMADI, GÖSTERDİĞİNİZ HEDEFTEN GÖZLERİMİZ HİÇ ŞAŞMADI

Türkiye’mizin her yerinde yaşayan herkes için her zaman gerçek adalet istiyoruz

RAHMİ GENÇER ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NE KATILDI

A

yvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü’ne katıldı. 3 Temmuz Pazartesi günü Kılıçdaroğlu ve CHP yöneticileriyle birlikte yürüyen Gençer şu açıklamayı yaptı:

“‘Adalet’ için Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu ile yan yana yürüdük. Binlerce kişiydik. Ülkemizde herkesin huzur ve barış içinde yaşaması için yürüdük. Teröre karşı yürüdük. Şehitlerimiz ve gazilerimiz için yürüdük. Amacımız belli, kararımız kesin: Türkiye’mizin her yerinde yaşayan herkes için her zaman gerçek adalet istiyoruz.”

A

ziz Atatürk,

Ebedi istiratgâhınızda bulunmanın huzurunu yüreğimizin derinliklerinde yanan bir alev gibi hissediyoruz. 83 yıl önce bir 13 Nisan günü Ayvalık’ımızı şereflendirmenizin anılarıyla yaşayan bireylerinin evlatları ve torunları olarak bizler, bastığınız Ayvalık topraklarına hizmet etmenin onuruyla buradayız. Fikirlerinizi idrak edip, yaşamın her alanında o bilinçle çalışan bir şehrin temsilcileri olarak burada bulunuyoruz. Açtığınız yoldan adımlarımız hiç sapmadı, gösterdiğiniz hedeften gözlerimiz hiç şaşmadı, ödev bildiğimiz ilkeleriniz aklımızın ve ruhumuzun sınırlarından hiç dışarı çıkmadı. Biz sizin askeriniz, evladınız ve en önemlisi de öğrenciniziz. Ayvalık halkının yurdumuzun aydınlanma devrimi sırasında talimatınızla kurulan matbaanın sınırlarımıza yaydığı manevi ışığı hiç söndürmemesi bizim en büyük karnemizdir. Bu karneyi bir kıvanç madalyası olarak göğsümüzde taşıyarak, gelecek kuşaklara aktaracağımızdan hiç kimsenin kuşkusunun olmamasını isteriz. Yarınlarımızın ışımasının yegâne yolu olan fikri şahsiyetiniz önünde, bağlılığımızın olanca ateşiyle eğiliyoruz. Saygılarımla. Rahmi Gençer  Ayvalık Belediye Başkanı

3


Kırlangıç Fabrikası geçmiş yıllarda birçok insana iş olanağı sağlayan, çok sayıda işçi istihdam eden bir sanayi kuruluşuydu. Şimdiyse, büyük bir dönüşüm projesiyle Ayvalık’ın sosyal ve kültürel dünyasına çok yönlü bir yaşam alanı olarak kazandırılmanın eşiğinde...

Belediye Başkanı Rahmi Gençer:

L

KIRLANGIÇ HALKIN MALIDIR KİMSE SATMADI VE SATAMAZ

ale adasında bulunan ve Ayvalık Belediyesi’nin işlettiği Duba Plajı’nın TÜRÇEV tarafından Mavi Bayrak’la ödüllendirilmesi nedeniyle düzenlenen tören sırasında, yerel medya temsilcileri Belediye Başkanı Rahmi Gençer’e, Haziran ayında ihalesi yapılan Kırlangıç’la ilgili görüşlerini sordu. Son dönemlerde çeşitli sosyal medya sayfalarında yer alan ve Kırlangıç’ın satıldığına ilişkin, bazıları bilgi eksikliğinden kaynaklanan, bazıları da art niyet taşıyan söylentilere ilişkin doyurucu açıklamalarda bulunan Gençer şunları söyledi:

Proje, bir fabrikadan, bir endüstriyel merkezden, Ayvalık’a ve Ayvalıklılara soluk aldıracak bir yaşam merkezine geçişin adıdır

tarafından hazırlanacak. Ayvalık’ımızın nüfusunun neredeyse tamamı göçle geldi. En büyük mirasımızdan biri de bu mozaik. Bu mozaiğin içerisinde Bulgaristan’dan, Girit’ten, Midilli’den, Bosna’dan, Rumeli’den, Anadolu’dan vatandaşlarımız var. Ayvalık, Türkiye’nin en önemli göç merkezlerinden ve bu özelliğiyle aydın insanların oluşturduğu bir yer.

Kent Arşivi, Kuvayı Milliye Müzesi, sanat galerisi, sanatçı atölyeleri yer alacak

-Bir Kent Arşivimiz yok. Oysa, kentimizde adını Türkiye’ye duyuran çok önemli insanlarımız ve onların bize bıraktığı dokümanlar var. Bunları bir -Bugünlerde bazı kişiler Kırlangıç Kırlangıç, Ayvalık’ın ekonomik araya getirerek Kent Arşivi arazimizi sattığımızı öne sürüyor. kurmalıyız. Bu da olacak gelişmesinde çok önemli rol Şunu hemen ve açıkça belirteyim Kırlangıç’ta… Cumhuriyet’in oynamış bir yer, kendine özgü ki, Kırlangıç’ı kimse satmadı ilanından bugüne, Ayvalık’ın farklılıklara sahip, ‘özel’ bir alan. ve satamaz. Satılması için ekonomisinden sosyal hayatına Belediye Meclisi’nden satılma Bu durum herkese artı sorumluluk her şey kayıt altına alınacak. kararı alınması gerekir. İhaleye yüklüyor. Bu sorumluluk Kuvayı Milliye kahramanlarımız çıkarken öncelikle Kırlangıç’ın tarihi için bir müze de yer alacak. duygusuyla gerçekleştirilecek, çok dokusunun korunmasını ortaya Ayrıca bir Sanat Galerisi amaçlı kullanımlara uygun yeni koyduk. İhaleye bu temel koşulla bulunacak. Gayet çağdaş düzenleme sonrasında, Kırlangıç çıkıldı. Herkes görecek, bu proje nitelikler taşıyan Orhan Peker Türkiye’nin en önemli dönüşüm fabrikası alanının kentin en Sanat Galeri’miz var ama Ayvalık projelerinden biri olacak. Oradaki önemli cazibe merkezlerinden biri bir sanatçı kenti olduğu için binalar sonuna kadar korunacak Kırlangıç’ta daha da iyisini olacağı şimdiden söylenebilir. ve hacimleri değişmeden restore gerçekleştireceğiz. Ayvalık’ta, edilecek. Tarihi fabrika kimliğini ülkemizin dört bir köşesinden asla kaybetmeyecek. Proje, bir gelmiş kadınlarımız el emeği fabrikadan, bir endüstriyel merkezden, Ayvalık’a ve ürünler üretiyor. Bağyüzü’nden Altınova’ya, Cunda’dan Ayvalıklılara soluk aldıracak bir yaşam merkezine Küçükköy’e yüzlerce hatta bine yakın kadınımız geçişin adıdır. Bu kararlılıkla, üç yıldır Türkiye’nin ürünlerini satabilecekleri uygun bir ortama ihtiyaç en deneyimli mimarlarından Sayın Ersen Gürsel ile duyuyor. Kırlangıç’ta onların da dükkânları olacak. çalışmamızın sonucunda bu projeyi hazırladık. Ayrıca, sanatçılarımıza, gönüllerince kullanabilecekleri beş atölye sunacağız. Ayvalık Belediyesi tarafından Göç (Mübadele)

Müzesi hazırlanacak

-Kırlangıç tesisimizin büyük bir bölümü, sosyalkültürel faaliyetlerde kullanılacak. Örneğin orada bir Göç (Mübadele) Müzesi olacak. Bu müze Belediyemiz

4

Konser alanı tamamiyle Ayvalık Belediye’mizin sorumluluğunda olacak -Bitmedi, büyük bir konser alanı yapıyoruz. Tamamiyle Ayvalık Belediye’mizin sorumluluğunda


olacak bu alanda açık hava konserleri Satılmak bir yana, Kırlangıç AYVALIK İÇİN düzenleyeceğiz. Bu rekreasyon alanı kelimenin tam anlamıyla Ayvalık BÜYÜK BİR KAZANIM 24 saat açık kalacak. Adaylık halkının malı olacak OLACAK dönemimde söz vermiştim, -Kırlangıç’a yapılacak yatırımın “Ben belediye başkanı bedeli hesaplamalara göre tam Kırlangıç projesi Ayvalık olursam, oradaki tel örgüleri olarak 19 milyon lira. Belediye Belediyesi’nin dünü önemseyen bakış kaldıracağım” demiştim. bu yatırımın dışında yapılacak Sözümü tutuyorum. Orası açısı ve yarınlara dönük vizyonuyla; ticari alanların işletmesine halkın malıdır ve halk sağlamlaştırma, bütünleme ve yenileme sahip olacak. Oluşturulacak kullanacak. aşamalarının ardından, bir kültür/sanat/ yeşil alanlar ve iskele de dahil Kırlangıç’tan Cunda’ya, olmak üzere tüm alanların buluşma/paylaşma noktası özelliğiyle şehir merkezine, oradan kontrolü Ayvalık Belediyesi yeniden doğacak. Satılmak bir yana Sarımsaklı Gelinkaya’ya tarafından sağlanacak. Yani, her şeyi ile ‘Ayvalık’ın ve Ayvalık seferler düzenleyeceğiz satılmak bir yana, Kırlangıç halkının malı olarak’ hizmet kelimenin tam anlamıyla Ayvalık -Halkımızın denize ulaşması için, verecek. halkının malı olacak. denizden daha çok yararlanması için Kırlangıç’a yeni iskele yapıyoruz. Kafasında soru işaretleri olanlar, Şimdi nasıl Çamlık-Cunda deniz eğer art niyetli değillerse, bana ve seferlerini başlattıysak, aldığımız tüm yazılı çalışma arkadaşlarıma gelsinler, kendilerine izinlerle Kırlangıç’tan Cunda’ya, şehir merkezine, tüm detayları şeffaflıkla anlatalım oradan Sarımsaklı Gelinkaya’ya seferler düzenleyeceğiz. Böylece iç denizde ulaşımı yaygınlaştırarak, deniz kenti -Belediyemiz ihaleyi yapıp işletmelerini sağlayacak Ayvalık’ta denizden azami şekilde yararlanacağız. firmanın aylık cirosunun yüzde 4’ünü alacak. Yapım Kısacası, Kırlangıç bir cazibe merkezi olacak. Yazsüresi dahil 26.5 yıl kullanıldıktan sonra tüm yapılan kış kullanılacak bir yaşam merkezi olarak Ayvalık’a alanlar Ayvalık halkının ve Ayvalık Belediyesi’nin hareket getirecek. Ayvalık’ın nüfusunun dörtte birinin olacak. Özellikle tekrarlıyorum: Unutulmaz Başkan yaşadığı Aliçetinkaya ve 150 Evler mahalleleri daha da Ahmet Tüfekçi’nin öngörüsü ve kararlı çabalarıyla canlanacak, renklenecek. kentimize kazandırılan Kırlangıç’ı kimse satmadı,

5


satamaz da… Bu gerçeği son üç Meclis toplantımızda tüm detaylarıyla anlattım, ayrıca sosyal medyada canlı olarak yayınladık. Gazetelere ilanlar verdik. Ayvalık’taki yerel gazetelerde belki yirmi kere çıktı. Kent Konseyi’nde halka göstererek anlattık. Kafasında soru işaretleri olanlar, eğer art niyetli değillerse, bana ve çalışma arkadaşlarıma gelebilir. Tüm detayları kendilerine şeffaflıkla anlatabiliriz. Gelsinler ve onlara Ayvalık’a çok güzel bir yaşam merkezi kazandırdığımızı anlatalım.

Gençlik Merkezi’nin yanı sıra, eski otogar alanına tüm birimlerimizi toplayacak ve Ayvalık’ın mimarisine yakışacak bir belediye hizmet binası yapacağız - Bu arada Gençlik Merkezi’nin inşaatı da Kırlangıç’ın hemen karşısında hızla ilerliyor. Çok amaçlı bir gençlik merkezi olacak. Bodrum katı bitti. Dileyen herkes gidip görebilir. Son olarak şunu hatırlatmakta

yarar görüyorum: 1923 yılında kurulan geçmişi sağlam, görkemli bir belediyemiz var. Buna rağmen insanlarımızı bir evrak için oradan oraya göndermek zorunda kalıyoruz. Eskiden otogar olarak kullandığımız alana tüm birimlerimizi toplayacak ve Ayvalık’ın mimarisine yakışacak bir belediye hizmet binası yapacağız. Bu bina Ayvalıklıların gurur duyacağı özelliklerde bir yapı olacak. Temelini atmak için çalışmalarımızı başlattık. Bütün çalışma arkadaşlarım da, tıpkı benim gibi gecegündüz demeden görev başındalar. Eksiklerimiz olabilir ama iyi niyetli bir belediyeyiz. Evet muhalefet önemli… Hatta gerekli… Ben ve Meclis üyelerim muhalefet olmadan gerçek demokrasi olmayacağı görüşüne inanan insanlarız. Ama Ayvalık’a zarar verecek bir anlayışla yapılan muhalefet bize değil, yeryüzü cenneti Ayvalık’a kötülük anlamına gelir. Yani muhalefette üslup çok önemlidir.

İKİ KONUK, İKİ GÖRÜŞ… ‘KIRLANGIÇ SATILDI’ DİYENLER PROJE HAYATA GEÇTİĞİNDE MAHÇUP OLACAK

"K

ırlangıç Ayvalık’ın merkezinde yer alan çok önemli bir yer. Tarihi değere sahip. Bir yazıda mücevhere benzetildiğini okumuştum, hakikaten öyle. Bu nedenle Ayvalık’a burasını Mete Şahin kazandırdığı için öncelikle herkesin sevdiği saydığı Ahmet Tüfekçi Butik Sahibi başkana teşekkür etmeliyiz. Onun ileri görüşlülüğü ve mücadeleci ruhu sayesinde Kırlangıç Ayvalık’ın, Ayvalıklıların oldu. Yoksa kapanın elinde kalabilirdi. Şimdi de Rahmi Gençer, Kırlangıç’ı çağdaş ve çok amaçlı bir yaşam merkezi olarak bizlere kazandırıyor. Hep birlikte orada nefes alacağız. Kırlangıç’ın bir büyük farkı da geniş bir sahil şeridine sahip olması… Duyduğuma göre Kırlangıç bu geniş sahilin sunduğu olanaktan yararlanılarak, aynı zamanda deniz trafiğine de açılacakmış. Bu gerçekten çok iyi bir haber. Kentimizin trafiğini de olumlu etkileyecek. Bence, ‘Kırlangıç satıldı!’ diyenler, Kırlangıç projesi hayata geçtiğinde mahçup olacak."

6

KIRLANGIÇ SATILMAK ŞÖYLE DURSUN HALKIN MALI OLARAK KALACAK

"B

en Kırlangıç’la ilgili gelişmeleri en başından beri ilgiyle takip ediyorum. Çünkü Kıymet Nesrin Kırlangıç çok başka bir yer. Ayvalık’ın ruhuna ruh Şeçer katan bir yer. Denizin Emekli Bankacı hemen kıyısında uzanan çok güzel bir alan. Ünlü ve tecrübeli mimar Ersan Gürsel tarafından tarihi dokusuna uygun bir proje hazırlandı ve şimdi yapılan ihaleden sonra çalışmalar başlayacak. Sonuçta Kırlangıç müzeleriyle, konser salonlarıyla, sanat atölyeleriyle, iskelesiyle yepyeni bir görünüm kazanacak. En önemlisi satılmak şöyle dursun halkın malı olarak kalacak. Bence Ayvalık’ta yaşayan herkes, bu projeye başından beri kararlılıkla sahip çıkan ve hayata geçmesini sağlayan belediye başkanımız Rahmi Gençer’e teşekkür etmeli."


Bayramlar dayanışma, huzur ve sevgi demektir

B

RAMAZAN BAYRAMI’NI KUTLADIK

u yıl Ramazan Bayramı kutlamaları yine yerel yöneticiler ve protokol üyeleri tarafından gerçekleştirilen ziyaretlerle başladı. Kaymakam Namık Kemal Nazlı, Garnizon Komutanı Albay Aydın Nazlı, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, kurum müdürleri, Belediye Meclis üyeleri ve STK temsilcileri bayramlaşma programı için önce Ayvalık Garnizon Komutanlığı’nda buluştu. İkinci durak Ayvalık Devlet Hastanesi oldu. Burada da çalışanlar, hastalar ve hasta yakınlarıyla bayramlaşıldı. Yatan hastalara Ayvalık Belediyesi tarafından hazırlanan hediye paketleri verildi. Bayramlaşma programı Emniyet Müdürlüğü’nde son buldu. Rahmi Gençer, bayramların dayanışma, huzur ve sevgi demek olduğunu belirtti.

AYVALIK BELEDİYESİ ÇALIŞANLARI BAYRAMLAŞTI

O

rhan Peker Sanat Galerisi’nde bayramın ilk günü düzenlenen Belediye çalışanları bayramlaşma törenine Belediye Başkanı Rahmi Gençer eşi Yasemin Gençer’le birlikte katıldı. Bayramlaşmada, Başkan yardımcıları ve Meclis üyeleri de hazır bulundu. Ayvalık Belediyesi’nin büyük bir aile olduğunu belirten Rahmi Gençer, “Bu ailenin temel görevi Ayvalık’a, Ayvalıklılara en iyi hizmeti vermektir. Bunun için gece-gündüz çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

RAHMİ GENÇER HER BAYRAMDA OLDUĞU GİBİ ŞEHİT AİLELERİNİ ZİYARET ETTİ

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Altınova’da bulunan Tırnovalı, Çırkıkçı, Bandioğlu ailelerine konuk oldu. Ziyaret sırasında Gençer’e eşi Yasemin Gençer, Başkan Yardımcısı Ahmet Erkal ve Meclis üyesi İbrahim Mühürdaroğlu eşlik etti.

7


YOL YAPIM ÇALIŞMALARI FEN İŞERİ MÜDÜRLÜĞÜ EKİPLERİ TARAFINDAN AYVALIK’IN DÖRT BİR KÖŞESİNDE SÜRDÜRÜLÜYOR

A

ALİBEY ADASINDAKİ ÇALIŞMALARDA SONA GELİNDİ

libey adasında iki, Altınova ve Aliçetinkaya’da birer ekip ile Sarımsaklı’da asfalt dökme ekipleri farklı noktalardaki çalışmalarını sürdürüyor. Belediye Başkanı Rahmi Gençer yol yapımı açısından yağışlı geçen kış mevsimini iyi değerlendirdiklerini ve turizm sezonuna titizlikle hazırlandıklarını söyledi. Gençer, yol yapım hizmetlerinin ara sokaklarda yaz mevsiminde de aksatılmadan sürdürüleceğini belirtti.

F

LAKA DERESİNDE DUVAR YAPIMI SÜRÜYOR

A

yvalık Belediyesi Fen İşleri ekipleri, kış mevsimi önlemleri doğrultusunda, Çamlık Laka deresinin ıslahı için başlatılan duvar yapım çalışmalarına aralıksız devam ediyor.

DEVLET HASTANESİ YOLLARI ARTIK IŞIL IŞIL

en İşleri Müdürlüğü Elektrik Birimi kentte kullanıma açık yolları ışıklandırıyor. Son olarak Devlet Hastanesi’nin çevresindeki, geceleri karanlık olan ve bu nedenle sıkıntı yaratan tüm yollar ışıklandırıldı.

ASKERLİK ŞUBESİ ÖNÜNDEKİ YOL YENİLENDİ

Y

az mevsimin gelişiyle birlikte faaliyet sahasını giderek genişleten Ayvalık Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri Atatürk Bulvarı’nda, Askerlik Şubesi önündeki yolda çalışmalarını tamamlandı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer, ekip sayısını arttırdıklarını ve ekiplerin hava kararıncaya kadar görev yaptıklarını söyledi.

8


PAŞALİMANI’NDA DENİZ VE KUMSAL TEMİZLENDİ

A

yvalık Belediyesi sorumluluk alanındaki kumsallar yaz sezonuna hazırlık çalışmaları bağlamında temizlendi. Bunlardan biri de Paşalimanı’ydı. Geçmişten bugüne Ayvalık’ın sosyal yaşamında özel bir yere sahip olan ‘hoş manzaralı’ Paşalimanı bu yaz, yepyeni görünümüyle yerli ve yabancı konuklarını ağırlamaya hazır...

ZEYTİN EVLERİ YOL YAPIM ÇALIŞMALARI HIZLA İLERLİYOR

ALTINOVA’DA BİR SOKAK SÜPÜRME ARACI HİZMETE GİRDİ

A

liçetinkaya Mahallesi’ndeki yeni yerleşim alanı Zeytin Evleri’nde çalışmalar sürüyor. Gelen tüm öneri ve şikayetleri kayıt altına alarak hızla çözüm üretmeyi hedeflediklerini belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer, teknik imkânlar el verdiği sürece görevlerini belli bir program çerçevesinde yerine getireceklerini söyledi.

D

aha önce filosunu 11 kamyon ve 1 arazözle güçlendiren Ayvalık Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü kent genelindeki çalışmalarına hız kazandırmak ilkesiyle, Altınova’da görev yapacak, ‘traktörle çekilir tip’ bir sokak süpürme aracını hizmete soktu.

SAHİLLERE ÖZEL ÇÖP KOVALARI YERLEŞTİRİLDİ

ALTINOVA, ANAFARTALAR CADDESİ YOL YAPIMI TAMAMLANDI

F

en İşleri Müdürlüğü Ayvalık’ın değişik bölgelerindeki yol sorunlarına çözüm getirmek amacıyla sekiz ayrı ekiple çalışıyor. Ayvalık’ın en büyük mahallesi Altınova’nın Anafartalar Caddesi’ndeki görevlerini tamamlayan ekipler faaliyetlerine yine Altınova’da, bu kez merkez mahallelerde devam ediyor. Çalışmaları bölgeden sorumlu Başkan Yardımcısı Ahmet Erkal’la birlikte denetleyen Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Altınova’nın giderek bambaşka bir görünüme kavuştuğunu söyledi.

K

ent estetiğinin yanı sıra dayanıklılığa da önem veren Ayvalık Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü, deniz kenarlarına yeni tip çöp kovaları yerleştirdi. Yeni çöp kovaları, Ayvalık Belediyesi’nin görev sahası olan şehir merkezi, Alibey adası, Çamlık sahil bandı, Yunus Emre Parkı ve Altınova sahilinde konuşlandırıldı. Bu arada, yıpranan eski kovalar da tamir edildi ve okullarla kamu kurumlarının bahçelerine yerleştirildi.

9


Ekipler yoğun bir mesai uyguluyor

BADAVUT YOLU VE YONCA-1 SİTESİ’NDE ASFALT DÖKME ÇALIŞMALARI TAMAMLANDI

Özellikle güneşe ve denize dayanıklı bitkiler tercih edildi

A

sfalt dökme faaliyetlerini yaz boyunca aralıksız devam ettirecek olan Ayvalık Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri, Küçükköy Bosna Bulvarı ile Yonca-1 Sitesi’ndeki çalışmalarını bitirdi. Su bazlı emisyon zift taşıyan sathi kaplama aracıyla yapılan çalışmalar 150 Evler, Ali Çetinkaya ve Altınova’da sürdürülecek. Çalışmaları Meclis üyesi Fahri Güren’le birlikte yerinde inceleyen Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Ayvalık’ı bütünüyle daha çağdaş koşullara sahip bir kent haline getirmeye kararlı olduklarını ve bu amaç doğrultusunda yoğun bir mesai uyguladıklarını söyledi.

BAŞSAĞLIĞI Zekibey Mahallesi Muhtarlığı görevini sürdürürken rahatsızlanarak görevini bırakmak zorunda kalan

ŞERAFETTİN İŞTAR (1933-2017)

Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Rahmi Gençer

Ayvalık Belediye Başkanı

10

SAHİL RAMAZAN BAYRAMI’NDAN ÖNCE YEŞİLLENDİ VE RENKLENDİ

K

öprü Durağı (06) ve Cumhuriyet Meydanı arasında kalan sahildeki yeşillendirme ve renklendirme çalışmaları Ramazan Bayramı’ndan önce tamamlandı ve çok sayıda çalı formundaki ‘yayılıcı’ bitkiyle süslenen bölge yepyeni bir görünüm kazandı. Peyzaj düzenlemesinde özellikle güneşe ve denize dayanıklı bitkiler tercih edildi.

Çalışmaları yakından izleyen Belediye Başkanı Rahmi Gençer bazı zeytin ağaçlarını ekiplerin de yardımıyla kendisi dikti. Özel ahşap bölümlerle korunan alanlara dikilen ağaç türleri arasında Zeytin, Sakız, Hatmi, Manolya, Alev, Lavanta, Lavantin, Pitos, Berberis, Gavura, Abelya ve Kekik de var. Düzenleme yapılırken, 23 Nisan’da Sağlık Bakanlığı ve Ayvalık Belediyesi işbirliğiyle dağıtılan 1800 bisiklet için de üç farklı noktada park yerleri ayrıldı. Ayrıca, sahil şeridine demirleyen teknelerin stantları tek tip olacak ve belli bir düzen içinde yerleştirilecek.


Halka güven, konfor ve rahatlık içinde çok daha iyi hizmet sunulacak

A

DUBA PLAJI MİSAFİRLERİNİ MAVİ BAYRAKLA AĞIRLAYACAK

yvalık Belediyesi tarafında işletilen Duba Plajı, deniz temizliğinin yanı sıra teknik şartlarının tamamlanmasının ardından mavi bayrakla ödüllendirildi. Lale adasında bulunan plajda düzenlenen törene Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Turizm Danışma Bürosu Müdürü Yasemin Gençer ve Türkiye Çevre Vakfı Kuzey Ege Mavi Bayrak Koordinatörü Doğan Karataş’la kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı. Tören sırasında görüşlerini belirten Rahmi Gençer, “Dünya’da mavi bayrak demek ‘temiz deniz’ demektir. Ayvalık’ta on üç mavi bayrağın olması her şeye rağmen denizimizin temizliğinin kanıtıdır. Duba Plajımız bu yıl gayet iyi hazırlandı. Hedefimiz halkımıza güven, konfor ve rahatlık içinde çok daha iyi hizmet vermek olacak” dedi.

D

uba Plajı’nda pek çok yenilik gerçekleştirildi. Öncelikle, ortopedik engellilerin plaja ulaşımlarını kolaylaştırıcı her türlü gereklilik, standartlara uygun şekilde yerine getirildi. Engelliler için ayrı tuvaletler hazırlandı. Şemsiye ve şezlonglar iki katına çıkarıldı. Oluşturulan çim alanlar minderlerle süslendi. Bisikletler için park yeri ayrıldı. Ayrıca denizde güvenlik ve cankurtaran hizmeti konularında hassasiyetle davranılıyor. Balıkesir’deki 22 mavi bayraklı plajdan 13’ü Ayvalık’ta...

B

SARIMSAKLI’DA MAVİ BAYRAK ASMA TÖRENİ DÜZENLENDİ

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluğunda olan Sarımsaklı plajlarındaki mavi bayrak asma törenine katıldı. Törende konuşan Gençer, “İnşallah önümüzdeki yıllarda Ayvalık olarak mavi bayrak sayısını arttıracağız. Ayrıca UNESCO sürecine girmiş bulunuyoruz. Bütün değerlerimizi, doğamızı, yaşanabilir bir çevre anlayışıyla koruyarak el birliği içinde çalışacağız ve Ayvalık’ımızı parlatacağız. Ayvalık’ın buna ihtiyacı var. Şu ana kadar çok yol aldık, eksikliklerimizi de en kısa zamanda tamamlayacağız” dedi.

Gençer, konuşmasında Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur ve BASKİ yöneticilerinden Ayvalık ve Altınova arıtmalarının bir an önce faaliyete geçirilmesini de talep etti. Ayrıca Cunda’da yaşanan kanalizasyon sorununun çözümlenmesini, Sarımsaklı sahilinde şezlongların denizin dibine kadar konulmamasını ve tatilciler için şezlong yeri bırakılmasını istedi. Sözlerinin sonunda vatandaşların da çöp atmayarak çevreye duyarlı davranmaları gerektiğin vurgulayan Gençer, mavi bayrağın Ayvalık ve ülkemiz için hayırlı olmasını diledi. 11


Ayvalık esnafının istek ve önerileri dikkate alındı ve eski uygulamaya dönüldü

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN BAŞLATTIĞI TEK YÖNLÜ TRAFİK UYGULAMASINDAN VAZGEÇİLDİ

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Ayvalık trafiğinde yaşanan sorunlara çözüm getirmek amacıyla Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan tek yönlü trafik uygulamasıyla ilgili olarak kent esnafıyla bir toplantı düzenledi. Orhan Peker Sanat Galerisi’ndeki buluşmaya kalabalık bir esnaf topluluğu katıldı. Esnafın sorunlarını ve çözüm

önerilerini dinleyen Rahmi Gençer, toplantıdan hemen sonra esnafın zarar görmesi nedeniyle uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’ne bizzat iletti. Aynı gün ekipler tarafından teknik anlamda çalışmalara başlandı ve tek yönlü trafik uygulamasından vazgeçilerek yeniden eski trafik akışına dönüldü.

Altınova Kum Adası plajı şimdi çok farklı...

A

ALTINOVA’DA YENİLİKLER BİRBİRİNİ İZLİYOR

yvalık Belediyesi, turizmde farklı konsepte sahip olan Altınova’daki tüm tesislerini bir bir yeniliyor. Altınova’nın gün boyu yaşanacak

12

bir bölge haline geldiğini vurgulayan Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Özgün mimarisini ve denizini koruyan Altınova’mızın, yerli yabancı tüm

tatilciler tarafından bu yıl daha fazla tercih edileceğini öngörüyoruz. Bu nedenle, biz de üzerimize düşeni yapıp Taş Köşk gibi, Kum Adası gibi işletmelerin sayısını arttırmak istiyoruz” dedi.


200 bisiklet karne töreninde sahiplerine teslim edildi

KİTAP OKUDULAR, BİSİKLETLE ÖDÜLLENDİRİLDİLER

‘K

itaptan Kanatlar’ projesi kapsamında yıl boyunca en fazla kitap okuyan çocuklar bisikletle ödüllendirildi. Bu amaçla Sakarya Ortaokulu’nda düzenlenen törene Kaymakam Namık Kemal Nazlı, Garnizon Komutanı Aydın Nazlı ve Belediye Başkanı Rahmi Gençer de katıldı. ‘Kitaptan Kanatlar’ın çok önemli bir proje olduğunu belirten Gençer, “Balıkesir Valimize, İlçe Mili Eğitim Müdürümüze çok teşekkür ediyorum. Çocuklarımıza güzel bir yol açıldı. Okumak hayatta en önemli şey... Bizim sorgulayan, özgüveni yüksek, dünyayı fark edebilen öğrencilere ihtiyacımız var. Bunu da okuyarak sağlayabiliriz. Ayvalık Belediyesi olarak ben de beş okulda çocuklarımızla birlikte kitap okudum. Pırıl pırıl çocuklar yetiştirdikleri için emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. Daha önce de ilkokullarda en çok kitap okuyan öğrenciler üç dizüstü bilgisayar ve elli tablet ile ödüllendirilmişti.

Ayvalık’ta 1970’li yıllarda Türkiye birincilikleri olan usta yüzücüler Apiko Necdet, Mehmet Çiçek ve Çetin İçten madalyayla ödüllendirildi

DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI KUTLANDI

ÖDÜL ALAN OKULLAR İLKOKULLAR

ORTAOKULLAR

LİSELER

Akçapınar (4) Ali Çetinkaya (4) Altınova 14 Eylül (1) Altınova Merkez (6) Atatürk (34) Çakmak (5) İstiklal (1) Kıvanç Sarlıcalı (3) Mecit Ataklı (3) Sakarya (7)

15 Eylül (13) Akçapınar (5) Ali Çetinkaya (1) Altınova Cihan Yorgun (2) Cumhuriyet (5) Çakmak (4) Gazi (6) İmam Hatip (2) Küçükköy Mecit Ataklı (2) Mehmet Akif (18) Nuri Zarplı (2) Sakarya (6)

Atatürk Anadolu (6) Altınova Şehit Ömer Halis Demir (6) Sebahat Cihan Şişman Güzel Sanatlar (3) Ayvalık Temel (5) Zübeyde Hanım Mesleki ve Teknik Anadolu (4) Rahim Usta (14) Pakmaya Kenan Kaptan (28)

D

enizcilik ve Kabotaj Bayramı, her 1 Temmuz’da olduğu gibi Ayvalık’ta yine renkli etkinliklere sahne oldu. Kaymakam Namık Kemal Nazlı, Belediye Başkan Yardımcısı Gökay Bacan ve Cumhuriyet Başsavcısı Metin Tokel’in de katıldığı törenler Atatürk Anıtı’na, Liman Başkanı Asım Özalp öncülüğünde çelenk konulması ve Atatürk ve Deniz Şehitleri anısına saygı duruşuyla başladı. Daha sonra 100 metre Serbest Yıldızlar, 100 metre Serbest Gençler, 100 metre Serbest Büyükler yarışlarına geçildi. Günün en renkli ve heyecanlı yarışı yine yağlı direkten bayrak alma yarışı oldu. Yarışı bu yıl ilk kez katılan Muratcan Tural kazandı. Bu yılın bir yeniliği de Ayvalık’ta 1970’li yıllarda Türkiye birincilikleri olan yüzücüler Apiko Necdet, Mehmet Çiçek ve Çetin İçten’e Liman Başkanı tarafından onur ödülleri verilmesiydi.

MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ GÜNER BAHADIR ‘KİTAPTAN KANATLAR’A KATKILARI İÇİN RAHMİ GENÇER’E TEŞEKKÜR ETTİ

M

illi Eğitim Müdürü Güner Bahadır, Ayvalık’ta ilk, orta ve lise dönemindeki öğrencilere kitap okuma alışkanlığı kazandırılmasını amaçlayan ‘Kitaptan Kanatlar’ projesine yaptığı katkılar nedeniyle Ayvalık Belediyesi’ne teşekkür ziyaretinde bulundu. Bilindiği gibi, Ayvalık Belediyesi tarafından en fazla kitap okuyan öğrencilere iki yüz bisiklet, elli tablet, üç diz üstü bilgisayar hediye edilmişti. Ziyarette Atatürk İlkokulu Müdürü Mustafa Karaman, Müdür yardımcıları ve yarışmalarda dereceye giren öğrenciler de hazır bulundu. 13


‘Savaşın ve göçün acılarını anlamak için bir insan ömrü yetmeyebilir’

A

TİYATRAL DANS GÖSTERİSİ ‘KURTULUŞTAN MÜBADELEYE’ BEĞENİYLE İZLENDİ

yvalık Folklar Araştırma Derneği (AYFOLK) tarafından hazırlanan ve Ayvalık Belediyesi’nin de desteklediği ‘Kurtuluştan Mübadeleye’ adlı tiyatral dans gösterisi Amfi-Tiyatro’da sergilendi.

Kendisi de mübadil bir ailenin çocuğu olan Dernek Başkanı Huriye Kara’nın yönettiği, müziklerini Zeynel Demir’in hazırladığı ücretsiz gösteride yüzü aşkın dansçı ve oyuncu sahne aldı. Gösteri boyunca ilgi çekici bir koreografi eşliğinde, geleneksel kıyafetlerle yapılan danslar aracılığıyla mübadele döneminde yaşanan acılar yansıtıldı, barışın vazgeçilmezliği vurgulandı. Belediye Başkanı Rahmi Gençer gösteri başlamadan kısa bir konuşma yaptı ve organizasyonda emeği geçenlere teşekkür etti. Gençer, sahne alacak 120 çocuğun ailelerini tek tek kutladı.

14


Ayvalık, çevresindeki adaları, doğal güzellikleri ve tarihi binalarıyla olduğu kadar, Girit ve Midilli adalarından gelen mübadil kültürü ve Balkanlar’dan gelen Boşnak, Makedon yemek çeşitleriyle de son derece zengin bir mutfak kültürüne ev sahipliği yapıyor. Bu değerli birikimin gelişerek Ayvalık mutfağının uluslararası anlamda hak ettiği konuma ulaşması, yemek kültürünün korunması ve daha iyi bilinmesi, başta Ayvalık olmak üzere tüm coğrafya kültürüne büyük katkı sağlayacak. Bu amaçla Belediye, Turizm Danışma Bürosu, Ticaret Odası, Esnaf ve Sanatkarlar Odası işbirliğiyle oluşturulan ‘Ayvalık Lezzet Noktaları’ projesi, damak tadına düşkün herkes için bir rehber olmayı hedefliyor.

AYVALIK LEZZET NOKTALARI PROJESİ YEREL TATLARI ÖNE ÇIKARARAK AYVALIK GASTRONOMİSİNİN BİLİNİRLİĞİNİ ARTTIRACAK

A

yvalık’ın özgün mutfak kültürünü korumak amacıyla Belediye, Turizm Danışma Bürosu, Ticaret Odası ile Esnaf ve Sanatkarlar Odası işbirliğiyle hayata geçirilecek olan Ayvalık Lezzet Noktaları projesinin ön tanıtımı Ticaret Odası’nda düzenlenen bir toplantıyla yapıldı. Toplantıya

Belediye Başkanı Rahmi Gençer Turizm Danışma Bürosu Müdürü Yasemin Gençer, Ticaret Odası Başkanı Benhan İbrahim Kantarcı, Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Melih Çakırca ve işletme sahipleri katıldı. Projeye göre 64 işletme ‘Lezzet

AYVALIK LEZZET NOKTALARI PROJESİ ÇOK YÖNLÜ AMAÇLARIYLA DİKKAT ÇEKİYOR şekilde sıralanıyor:

Hazırlanan proje dosyasında amaçlar şu

n Ayvalık gastronomisinin bilinirliğini arttırmak n Küçük işletmelerin de Ayvalık turizm ekonomisinden pay almasını sağlamak n Her işletme menüsünde Ayvalık yerel tatlarından birinin bulundurulması n Ayvalık'ta ekonomiye önemli bir katkısı olan yerli ve yabancı turist sayısının artmasını sağlamak

Noktası’ olarak seçilmek için birbiriyle yarışacak. Böylece kalite, hijyen ve güvenilirlik tescillenmiş olacak. Her yıl yapılacak oylamaların ardından işletmelerden devamlılık sağlanması istenecek. Projeye katılan 64 işletme, 3-7 Temmuz tarihleri arasında ziyaret edilecek.

n Standartlar oluşturulurken Ayvalık’ın olmazsa olmazı zeytinyağı kullanımını arttırmak n Yerel tatlar sunulurken görsel ve hijyen unsurlarının da çok önemli olduğunu hatırlatmak ve düzenli kontroller sayesinde devamlılığını sağlamak n Seyahat acentaları ve gurmeler (tadımcılar) tarafından önerilen noktalar olmasını sağlamak n Yerel tatları geleceğe taşımak için ustaların, çırakların yetiştirilmesine öncülük etmek, dünya mutfağına girmeye çalışırken Türkiye çapında Ayvalıklı yemek ustalarının da yetiştirilmesini sağlamak.

USTALARIN SEÇTİĞİ BİRİNCİ İLE SANAL OYLAMADA BİRİNCİ OLANLARA PLAKETLERİ ZEYTİN HASAT GÜNLERİ’NDE VERİLECEK n 3-7 Temmuz tarihleri arasında bire bir görüşme ve proje bilgilendirmesi için proje katılımcıları ziyaret edilecek. n Web sitesinde yapılan sanal oylamada yedi

15


ayrı kategoride ilk 3’e giren işletmeler, ustaların değerlendirmesine tabi olacak. (3x7=21 işletme) n Kasım ayının ilk haftasında Zeytin Hasat Günleri’nde Ayvalık Belediye Başkanlığı’nın organizasyonunda ustaların seçtiği birinci ile sanal oylamada birinci olanlara plaket verilecek. (7+7=14 işletme) n Gurme turları düzenleyen seyahat acentaları Ayvalık’a davet edilecek ve belirlenen Ayvalık Lezzet Noktaları tanıtılacak. n Türkiye’de tanınmış gurmeler Ayvalık’a davet edilecek ve belirlenen Ayvalık Lezzet Noktaları tanıtılacak.

Turizm Danışma Bürosu Müdürü Yasemin

AYVALIK’IN LEZZET HARİTASINI OLUŞTURACAĞIZ

LEZZET NOKTASI OLMAK İŞLETMELERE ÖNEMLİ KAZANIMLAR SAĞLAYACAK n İşletmelerin yer aldığı ‘Ayvalık Lezzet Noktası’ web sitesinin, Ayvalık Belediye Başkanlığı, Ayvalık Ticaret Odası, Ayvalık Esnaf Sanatkârlar Odası ve diğer kurumların web sitelerinde haber olarak duyurulmasıyla işletmelerin tanıtımı yapılacak ve daha geniş kitlelerce tanınması sağlanacak.

n İşletmeler, ‘Ayvalık Lezzet Noktası’ olduktan sonra Ayvalık’taki yiyecek-içecek işletmelerinden bir adım daha önde olduklarını belgeleyecek ve kamuoyu nezdinde belirli bir imaj sahibi olacak. Gençer:

“B

u projenin amacı Ayvalık gastronomisinin bilinirliğini arttırmak, küçük işletmelerin de ilçe turizminden pay almasını sağlamak. Ayrıca Ayvalık’ın lezzet haritasını oluşturacağız. Proje her yıl gelişerek devam edecek. Bu yıl 64 işletme katıldı, gelecek yıl katılımlar yenilenecek, sayı artacak. Ünlü gurmeler bizimle olacak. Seyahat acenteleriyle de işbirliği içinde olacağız.”

Belediye Başkanı Rahmi Gençer:

UNESCO YOLCULUĞUMUZDA EN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİMİZDEN BİRİ DE MUTFAĞIMIZ

“P

roje öncelikle Ayvalık’taki lezzet noktalarında kalitenin yükseltilmesini sağlayacak. Sonuçta, bu projeyle turizm alanındaki çeşitliliğiyle dünyanın göz bebeği konumundaki Ayvalık’ın en önemli değerlerinden biri olan mutfağı da gurme turizmine dahil edilecek. Bu aynı zamanda ulusal bir görevdir. UNESCO yolculuğumuzda en önemli özelliklerimizden biri de mutfağımız... Sonuçta tanıtım filmi, kitap ve harita hazırlanacak, dağıtılacak. Halk oylaması çok önemli. Ayrıca birkaç hususa daha değinmek gerekirse, pazar esnafını gezen, yöresel ürün kullanan restoran dünya çapında ünleniyor. Menüler görünür yerde olmalı ve o fiyatlar uygulanmalı. Küçük işletmeleri de korumamız gerekir. Tek bir masası olan yerler bile önemli…”

n İşletmeler, isterlerse ‘Lezzet Noktası Logosu’nu işletme dekorasyonunda Proje Ekibi’nin izni ile kullanabilecek. n Lezzet Noktası olmak için başvuru yapan işletmelere talep ettikleri eğitimler için Halk Eğitim Merkezi ile görüşülerek bir eğitim programı hazırlanacak ve işletme çalışanlarının Halk Eğitim kurslarına katılmaları teşvik edilecek. n Seyahat acentaları Ayvalık’a davet edildiklerinde Lezzet Noktaları olarak seçilen işletmeler kendilerine tanıtılacak. Seyahat acentalarının hazırlayacakları gurme tur paketlerinde, işletmelerle seyahat acentaları anlaşırlarsa, bazı işletmelere de yer verilecek. n Ünlü Gurmeler, Ayvalık’a davet edildiğinde Lezzet Noktaları olarak seçilen işletmeler tanıtılacak. Böylece sadece bölgemizde değil Türkiye’de Ayvalık Lezzet Noktaları’nın tanıtımı yapılmış olacak. n Ayvalık’a ziyaret edecek turistlere belirlenen Lezzet Noktaları’na uğrayıp bir gurme menüsünü tatmalarını sağlanacak.

Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Melih Çakırca:

n Projeye katılan tüm işletmelerin yer aldığı bir katalog hazırlanacak. Bu katalog, otellere ve seyahat acentalarına dağıtılacak, Ayvalık’ın katıldığı ulusal ve uluslararası fuarlara götürülecek.

“P

n Ayvalık Lezzet Noktaları tanıtım filminde işletmeler de yer alacak. Bu tanıtım filmi de çeşitli platformlarda gösterilerek Ayvalık mutfağının bilinirliği arttırılacak.

PROJE ESNAFIMIZIN HİZMET ANLAYIŞINI DAHA DA KALİTELİ HALE GETİRECEK

rojeye katılacak olan işletme sahiplerinin temizlik ve müşteri memnuniyeti konularında bilinçli olmaları gerekiyor. Proje bilgili, özenli bir esnaf yaratılmasına katkı sağlayarak esnafımızın hizmet anlayışını daha da kaliteli hale getirecek. Bu nedenle esnafımıza hızla tanıtmalıyız.”

Ayvalık Ticaret Odası Başkanı B. İbrahim Kantarcı:

UNESCO SÜRECİNDE BU PROJENİN ÇOK YERİNDE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM

“A

yvalık’taki lezzet noktalarında Ayvalık coğrafi işaretli zeytinyağlarımızın kullanılmasını istiyoruz. Hem coğrafi işaret üstünlüğümüzün öne çıkmasını sağlayacak olması bakımından hem de UNESCO sürecinde bu projenin çok yerinde olduğunu düşünüyorum. Ben de fiyat listesi ve menü uygulamasının şart olduğu görüşündeyim.”

16

n Şu anda UNESCO Dünya Mirası Geçici listesinde yer alan Ayvalık, kalıcı listeye geçiş sürecinde Akdeniz mutfağı önemli bir yer teşkil ediyor. Bu proje, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) Akdeniz Diyeti Kültür Mirası listesine girmek için atılan adımlara katkı sağlayacak. Böylelikle Ayvalık mutfak kültürünün uluslararası alanda da tescillenmesi sağlanarak tanınmışlığı arttırılacak.


Lezzet Noktaları, Ayvalık tarafından UNESCO-Akdeniz Diyeti Kültür Mirası Listesi yolunda atılmış ilk adımdır UNESCO’nun somut olmayan kültür mirası olarak nitelediği Akdeniz Diyeti, mahsul, hasat, balıkçılık, hayvancılık, koruma, işleme, pişirme ve özellikle gıda paylaşımı ve tüketimiyle ilgili bir dizi beceri, bilgi, ritüel, sembol ve gelenek içeriyor. Sosyal mekânlarda ve günlük yaşamda hayati bir rol oynuyor ve her yaştan insanı bir araya getiriyor. Bu bağlamda Kıbrıs, Hırvatistan, İspanya, Yunanistan, İtalya, Fas ve Portekiz belirli yaşam alanlarıyla Akdeniz mutfağı ve yaşam tarzıyla UNESCO tarafından kültür mirası olarak tanımlanmıştır. ‘Ayvalık Lezzet Noktaları’ projesi Ayvalık tarafından, UNESCO-Akdeniz Diyeti Kültür Mirası Listesi yolunda atılmış ilk adımdır.

AYVALIK LEZZET NOKTALARI MANİFESTOSU Geleceğe zengin bir mutfak bırakıyoruz Akdeniz ruhunun en yalın biçimde hayat bulduğu Ayvalık, mutfak kültürünü bozulmadan korumak ve geleceğe aktarmak için çalışıyor. Doğal güzellikleri ve üretken peyzajının yarattığı yaşam şekli ile 2 milyon zeytin ağacına hayat veren Ayvalık misafirperverlik, komşuluk, kültürlerarası diyalog ve çeşitliliğe saygı gösteren sakin bir yaşam tarzını vurgular. Girit ve Midilli adalarından gelen mübadil kültürü ve Balkanlar’dan gelen Boşnak, Makedon yemek çeşitleriyle zenginleşen mutfağını, Kazdağları, Altınova, Kozak ve Madra’nın eşsiz nimetleriyle buluşturur. Sağlıklı, hafif ve doğal yemekler hazırlar.

ve çiftçisini destekler. Yerel ürünlerin mutfağına kattığı değeri bilir. -Deniz ürünlerinin devamlılığı için, aldığı ürünlerin yasal olarak avlanmasına dikkat eder. -Temizlik ve hijyen kurallarına özen gösterir. -Geleneksel Ayvalık yemeklerini tanıtmaya özen gösterir. -Ayvalık Lezzet Noktaları güvenilir menü ve resmi kurumlarca onaylanmıs güvenilir fiyatlandırmayla
hizmet verir. Müşterisinin, aldığı ürünün fiyatını bilme hakkına saygı duyar. -Müşteri memnuniyetini gözeterek, yeniden gelmesi için çabalar. 


Gastronomi turizminde dört mevsim kalite ve güven Öncelikli hedeflerden biri de Ayvalık gastronomi turizmini geliştirmek ve dört mevsime yayılmasını sağlamak; sağlıklı, taze ve lezzetli yemeklerle yöresel ürünleri ön plana çıkartarak işletmeleri geliştirmek.

Ayvalık Lezzet Noktaları’nın temel özellikleri neler olmalı? -Sadece Ayvalık zeytini ve zeytinyağı kullanır. Coğrafi İşaret’li ürün kullanmaya özen gösterir. Çünkü coğrafi konumu sebebiyle Ayvalık zeytini ve zeytinyağı diğer Ege kasabalarından farklıdır. -Mevsimine uygun Ege otlarıyla taze sebze ve meyveleri kullanır. -Ayvalık Lezzet Noktaları yerel üreticileri

17


Ayvalık Atatürk Anadolu Lisesi’nden Simge Alan’ın, Ahmet Yorulmaz anısına düzenlenen ‘Mübadele Öyküleri’ yazın yarışmasında birinci olan öyküsü...

MÜBADELE YOLCUSU KALMASIN

Biliyordu… Zaten güne anlam veremediği bir huzursuzlukla başlamıştı. Olsa olsa bir çarşamba sabahı gelirdi bu haber. Ne olacağı belli belirsiz bir haftanın ortasında. Nasıl duyurdularsa savaşın bittiği haberini, şimdi de aynı tavırla toplanmalarını, Anadolu’ya gönderileceklerini duyuruyorlardı. Duyurular saat başı tekrarlanıyor, tekrarlandıkça Zehra’nın beyninde yankılanıyordu. Suskunca yaptılar kahvaltılarını. Hüseyin çok sevdiği kahvaltı sofrasında bulamadığında surat astığı Zehra’sının poğaçasını bile yememişti. Göz göze gelmeden hızlıca bir şeyler yedi ve annesi Mevlüde Hanım’a gitmek için evden çıktı. Haberi kayınvalidesinin alıp almadığını zerre merak etmiyordu Zehra. O duyardı nasılsa. Her yerde kulağı vardı onun.

Üç çocuğuna kahvaltı yaptırdı, haşladığı yumurtaları yedirdi. Reşat, aceleyle yedi annesi önüne ne koyarsa. Geç kalmıştı o sabah mektebe. Çorabının tekini bulamadığından bir taraftan da annesine söyleniyordu. Zehra ise kulaklarının uğultusundan ne Reşat’ın söylenmelerini ne de arka odada henüz uyanmış sekiz aylık oğlu Salih’in ağlamasını duyuyordu. Aceleyle koştu yatak odasına, kucağına aldı Salih’i bağrına bastı. Hayatta olup bitenden habersiz çocuk susuvermişti anasının kucağında. ‘‘Ah bir anlasana!’’ diye iç çekerken Zehra, Reşat’ın sokak kapısını çarparak çıkışıyla irkildi birden. Hüseyin’e bu konuları hiç açmıyordu. Geçen güz on dört yaşına basmıştı Reşat. Annesine çektirdiği çileyi henüz babası görmüyor, Zehra da Hüseyin’e bu konuları hiç açmıyordu. İlk göz ağrısıydı Reşat. Mevlüde, Cemal kucağındaki Salih bebek bir yana, Reşat bir yanaydı. Hızlıca topladı evi. Yapılacak çok işi vardı. Vardı da yüreğindeki yükü

18

toplaması evi toplaması kadar kolay değildi. *****

Varlıklı bir ailenin tek kızıydı Zehra. Annesini küçük yaşta kaybettiğinden babası gözünün içine bakar, bir dediğini iki etmezdi. Ta ki kalbi babasının yanında çalışan Hüseyin için atmaya başlayana kadar. ‘‘Hayır!’’demişti babası, ‘‘Katiyen izin vermem bu işe!’’ Fakat daha sonra dayanamamıştı, canı kadar sevdiği kızının günden güne üzüntüsünden eriyip bitmesine. Girit’in Hanya kasabasında şanına yaraşır bir düğün yaptı kızı için. Ama ömrü yetmedi kendi adını taşıyan torunu Cemal’i kucağına almaya… Babasının ölümünden sonra yüzü gülmez olmuştu Zehra’nın. Hüseyin her akşam koşarak gelirdi evine. Karısının ağlamaktan şişen gözlerini öper, öper, öperdi… Cemal’in doğumuyla toparlanmış, kendine gelmişti Zehra. Bir çocukları vardı onun için bir de her akşam yollarını gözlediği kocası Hüseyin. Başını cama dayadı Zehra. Nasıl bırakırdı annesini, babasını gömdüğü bu toprakları, kapı komşusu Eleni’yi, Fatma’yı? Dilini bile bilmediği, hiç görmediği bir memlekette nasıl yaşardı, nasıl nefes alırdı? Kapının çalınmasıyla uzaklaştı camdan. Eleni vardı kapıda. Ne düşündüğünü biliyormuşçasına gözleri doldu, sarıldı arkadaşına, sırdaşına. Günlerini beraber geçirirlerdi. Çocukları beraber büyümüştü. Reşat ve Eleni’nin oğlu Vasili tüm günlerini kapının önünde oynayarak geçirirlerdi. Cemal de küçük yaşına rağmen onlara ayak uydurmaya başlamıştı. Mevlüde ve Maria ise birbirlerini görmeden bir gün geçiremezlerdi. Mevlüde küçük yaşında geçirdiği hastalıktan dolayı gidememişti okula. Maria öğretmişti ona okuma yazmayı. Eleni’ye kahvaltıda demlediği çaydan verdi Zehra. Yanına oturdu. Nasıl vedalaşacağını bile bilmiyordu. ‘‘Üzülmeyesin sakın. Evimiz sokağımız ayrılsa bile yeter mi güçleri bizim dostluğumuzu bitirmeye?’’ demesiyle birlikte bir mide bulantısı hissetti. Ne olduğunu tam anlayamadan tuvalete attı kendini. Öğürmekten nefes alamıyordu.

Kafasını kaldırdı. Lavabonun üstündeki küçük aynaya baktı. Yüzünün rengi sapsarıydı. Ne zaman sıkıntı düşse içine böyle oluyordu. Eleni geldi yanına. Saçlarını düzeltti arkadaşının. Bir süredir böyleydi Zehra. Odaya geçtiler beraber. Eleni karşısına aldı Zehra’yı. Ellerini tuttu. ‘‘Bak Zehra, gebesin sen. Gözlerinin içi nasıl da parlıyor. Hatırım için git ebe Sofia’ya bir muayene ol.’’ Şaşırdı Zehra. Sırası mıydı gebe kalmanın? Eleni biliyordu Zehra’nın ertelemeyeceğini. Tuttu elinden sokağın sonundaki Ebe Sofia’ya gittiler beraber. Zehra iyi tanırdı komşusu Sofia’yı. Beyazlamaya yüz tutmuş saçları, burnunun ucunda tuttuğu bir gözlüğü vardı. Zehra’nın dört çocuğunu da o doğurtmuştu. Kısa süren bir muayeneye girdi Zehra. Ellerini tuttu Sofia, ‘‘Ah vre güzel Zehra’m, yine gebesin!’’ Sözlerinin devamını duymuyordu Zehra, yine kulakları uğulduyordu. Doğacak çocuğu annesinin doğup büyüdüğü memleketini belki de hiç görmeyecekti. Akşam eve ilk gelen Reşat oldu. Henüz mübadele haberini almamış gibiydi. En çok onun tepkisinden korkuyordu Zehra. Senelerdir hiç değişmeyen saatinde kapıyı çaldı Hüseyin. Sabahki suskunluğu yoktu üzerinde. Zehra bir an önce yalnız kalmayı bekliyordu. Yemek bitince herkes kendi köşesine çekildi. Senelerdir yaptığı gibi kahvesini yaptı, götürdü Hüseyin’ine, oturdu yanına. Hüseyin tanıyordu karısını, belli ki söyleyecek sözleri vardı. Beklentiyle baktı Zehra’sının yüzüne. ‘’Bilirim yeri zamanı değil bunun. Ebeye gittim bugün. Gebe olduğumu söyledi, Hüseyin’im. Sana yine yüreğimden, bedenimden bir parça vereceğim. Ama mutluluğunu dahi yaşayamıyorum. Ellerini tuttu karısının Hüseyin, öptü ikisini de. ‘‘Beni mesut ettin Zehra’m. İnan bana bu zamanlar geçecek ve biz yine saadet içinde yaşayacağız.’’ O gece ikisinin de içini bir sıkıntı kaplamıştı. Kapıları ne zaman çalacak diye korkuyla beklerlerken dalıp gittiler uykuya sessizce. ***** Ertesi günün sabahına Reşat’ın sesiyle uyanmışlardı. Evin


içindeki gürültü sokağın başından duyuluyordu. Reşat bağırıyor, Salih ağlıyor, Mevlüde korkudan annesinin eteklerine sarılıyordu. Hüseyin yattığı yerden kalkıp Reşat’ın yanına gitti. Yarım saat sonra Reşat sakinleşmişti. Hüseyin, Zehra’ya Reşat’ın mübadeleyi öğrendiğini, gitmek istemediğini anlatmıştı. Reşat adeta Zehra’nın söylemek isteyip de kimselere duyuramadığı sesi olmuştu… Hüseyin’in evden çıkışının ardından Zehra da Mevlüde Hanım’a bıraktı çocuklarını. Ezberlediği dar yollardan geçti ve sonunda boğazına düğümlenen bir yumruyla birlikte girdi mezarlığa. Bir anda gözlerinden göğsüne süzülen yaşlar ondan önce dile getirdi özlemini babasına ve yüzünü hayal meyal hatırladığı annesine. Önce müjdesini verdi babasına yeni torununun. Sonra içini döktü dakikalarca. ‘‘Gitmekten başka çaremiz yoktur. Elimiz kolumuz, dilimiz bağlıdır. Şehrin bir ucundan başladılar tüm Müslümanları göndermeye. Sıra çok yakında bize de gelir elbet. Keşke yanımda olsaydınız, o zaman hiç korkmazdım. Sizi nasıl bırakıp gideceğim tanımadığım bilmediğim topraklara? Nasıl bırakacağım büyüdüğüm koşup oynadığım sokakları?’’ Kelimeleri gözyaşlarına, hıçkırıklarına karışıyordu Zehra’nın. Başından omuzlarına düşen tülbendini çıkardı. Babasının mezarından aldığı bir avuç toprağı, sardı tülbendine. ‘‘Yemin ediyorum baba. Ömrüm boyunca hep yanımda olacaksın!’’ Bitkin, yorgun bir şekilde dönüyordu kayınvalidesinin evine. Ayaklarını sürümeye başlamıştı ki Hüseyin’i gördü kapının önünde. Kocası, anasının kapı taşına oturmuş elini çenesine koymuştu. Anladı Zehra haber gelmişti… Hüseyin kalktı ayağa, karşıladı Zehra’yı. ‘‘Haydi vre! Hazırlayasın çocukları, vedalaşalım komşularla!’’ Eve doğru koşarken Zehra bir taraftan da elinin tersiyle siliyordu gözyaşlarını. Evvelsi geceden hazırladığı bohçaları aldı eline. Ağır yüke izin vermiyorlardı. Babasından yadigar birkaç parçayı alabilmişti yanına. Sokağındaki komşuları geri dönecekleri umuduyla evlerine saklamışlardı değerli eşyalarını. İnanmıyordu Zehra. Bir daha geri dönemeyeceklerinden adı gibi emindi. Son kez baktı çocuklarını ilk kez kucağına aldığı eve. Gözleriyle sarıldı her odasına. Hüseyin bir eliyle Cemal’i çekiştiriyor, bir eliyle de Zehra’nın elindeki bohçaları

almaya çalışıyordu. Reşat, her zamanki asilliğiyle söylene söylene annesine yardım etmeye çalışıyordu. Mevlüde Hanım da sessizce veda ediyordu Hanya’ya, doğup büyüdüğü topraklara. Kucağındaki Salih, bir elinde kendi adını taşıyan torunu, yüreğinde çıkmazlarla… ***** Sokaklar kalabalıktı, bir telaş vardı herkeste. Siyah başörtülü kadınlar çiçekli basma elbiselerinin kollarını sıvamış gözlerinde hüzün taşıyorlardı adeta, bir ayrılığın hüznünü… Tepeden aşağı sahile doğru inmek için gelen yük arabasını gördü Zehra. Son kez izlemek için Hanya’yı, döndü arkasına. O sırada yanlarına koşan Eleni’yi, çocuklarını ve Fatma’yı gördü. Fatma da bir Türk’tü, lakin bir Rum ile evliydi. Son görüşüydü onları. Biliyordu Zehra. ‘‘Çiçeklerin, kapının önünde yemek artığı verdiğin kedilerin bize emanet kardeşim. Sen hiç merak etmeyesin. Gözün arkada kalmasın. Biz seni geç bulduk ama kardeş olduk, sırdaş olduk, dost olduk. Bizi unutmayasın!’’ dedi Eleni. Sıkı sıkı sarıldılar bir daha hiç ayrılmayacak gibi. Yüzleri asık, gözleri yaşlı bir sürü kadın kucaklarında çocuklarıyla bindi yük arabasına. Erkekler de ayaklarını sürüyerek takip ediyorlardı arabaları. Ellerinde tüfeklerle askerler sarmıştı sahili. Çocuklar korkmuş, babalarına sokulmuşlardı iyice. Kıyıdan uzakta, açıkta bekleyen eski, köhne bir gemi gördü Zehra. Sandallara doluşan komşularıyla beraber gemiye taşınıyorlardı itiş kakış. Cemal sokuldu yavaşça annesine, ‘‘Anne mübadil ne demek?’’ diye sordu. Dudaklarını araladı Zehra. Sesi çıkmıyor, kelimeleri boğazına düğümleniyordu. Onu böyle gören Hüseyin cevap verdi oğluna, ‘‘Başka topraklara giden, memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan insanlar demek oğlum’’ dedi. Başka türlü anlayacağı yoktu çocuğun. Zor şartlar altında hareket etti gemileri. Gemi dalgaların her çarpışında sallanıyor, her sallanışta da mide bulantısı gittikçe artıyordu Zehra’nın. Güvertede insanlar ısınmak için daha çok birbirine sokulurken Zehra, perişan halde bağrına basıyor Salih’ini. Çığlıklar duyuluyor saatler sonra. Anlam veremiyorlar kadınların haykırışlarına birden. Çok geçmeden Mevlüde Hanım öğreniyor acı gerçeği. Ölen küçük çocuğu denize atmak zorunda kalan ananın

çığlıklarıymış duydukları. Acıyla sarılıyor çocuklarına Zehra, bir eliyle karnını tutuyor doğmamış çocuğuna sarılmışçasına. Günler süren yolculukları bir rıhtımda nihayetleniyor. Tüm mübadilleri eski bir binada topluyorlar önce. Etrafta beyaz gömlekli adamlar koşturuyor, rahatsız olanlara bakıyorlar. ‘‘Karantina’’ deniyormuş adına. Birkaç gün bekletiyorlar despotun sarayında. Zehra’nın bulantıları azalıyor burada. Tekrar bindiriliyorlar sandala ve hareket ediyorlar yeni sularda, yeni bir hayata… Karşıda Ayvali… İndirildikleri yerde Zehra ilk defa güneşi görmüşçesine seviniyor. Askerlerle bir eve geliyorlar. Kişi sayısına bağlı tutulduğundan iki katlı geniş bir eve yerleşiyorlar. Yeni hayatlarının ilk gününde dilini bilmediği bir memlekette kendini ilk defa böylesine yalnız hissediyordu Zehra. Hüseyin’i geldi yanına, sarıldı ona. Bir an olsun her şey bitmişti Zehra için. ***** Oturduğu odanın camına kafasını dayamış kapısının önündeki akşamsefalarına bakıyordu Zehra Hanım. Mevlüde Hanım’ı kaybedeli seneler olmuştu. Oğulları Pelitköy’deki sabun fabrikasında çalışıyorlardı. Her hafta olduğu gibi evlerine gitmeden önce mutlaka Zehra Hanım’a uğrar, annelerinin elini öperlerdi. Ardından torunları ve gelinleri de gelirdi. Her hafta bu zamanlar alışmışlardı bu şenliğe. Torunlar; Zehra’nın karşı komşusu Giritli Kadriye Hanım’ın çocukları Mahmut ve kardeşi Ahmet’le kapılarının önünde oynamaktan pek keyif alırlardı. İçine birden hüzün yerleşti Zehra’nın. Bir koşu arka odaya gitti. Sandığından bohçasını çıkarttı, usulca açtı tülbendini, kucağına yaydı bir avuç toprağı. ‘‘Yemin ettim baba’’ dedi. ‘‘Yarısı senin, yarısı benim.’’ Hüseyin’ini gördü camdan göz ucuyla. Çökmüştü ama gözleri Zehra’sına hâlâ ilk günkü gibi bakıyordu. Hanya’yı düşündü, gençliğini, hayata tutunma çabalarını, yaşananları… O an her şey gelirdi aklına Zehra’nın; gelirdi de, beşinci kuşaktan torununun bir gün onun hayatını kaleme alacağı gelmezdi, gelmedi de. Zehra Hüseyin’inin dediği gibi saadet içinde kapattı, Hanya’yı bir daha görmeyen gözlerini…

19


Ayvalık Yazıları HÜSEYİN GÜVEN yaverbey15@gmail.com

A

Bir hoş seda…

yvalık’ın sosyal dokusu ve toplumsal kimliğinde; hatırladığı kişiler ve olaylar olduğuna inanıyorum. özellikle son 20-30 yıl içinde çok büyük farklılıklar Örneğin Ayvalık’ın 1950’lerdeki efsane belediye başkanı oldu. Eskiden; hemen herkesin birbirini tanıdığı, Avni Baskın gibi. Onu; çocuk belleğimde yer eden, kelimenin tam anlamıyla ‘kendi yağıyla kavrulan’ küçük bir bileklerine kadar inen siyah, kalın yün paltosu, şık kıyafetini sahil kasabası iken, 1980’lerden itibaren Türkiye’nin ana tamamlayan fötr şapkası, etrafına yaydığı, boyunun eksenindeki eğilmelerin izleri doğal olarak Ayvalık’ta da kısalığını örtecek kadar, soyadıyla müsemma baskın otoriter kendini göstermeye başladı. Büyük kentlerdeki yaşama duruşu, kısık ama her dediğini her serüvenlerini tamamlayan birçok zaman dinleten sesiyle hatırlıyorum. kişinin emekliliklerinde yaşayacakları O dönemin Ayvalıklılarının hepsinin yer olarak Ayvalık’ı seçmesiyle Yeni dünya ve Türkiye hakkını vereceğinden emin olduğum; başlayan bu sosyal değişimi, geç düzeni içindeki yeni herkesi kucaklayan, Ayvalık’ın de olsa bu ‘cennet’i keşfeden gelişmesi için çaba harcayan, ‘adil’ ‘sermaye’nin, çocukluğumuzdan bu Ayvalık hakkında bir belediye başkanı idi. 41 Evler yana bakir güzellikler olarak birlikte kulaktan dolma mahallesinin var olmasında da onun yaşamaya alıştığımız coğrafyaya kararlılığı ve emeği vardır. Bugün akını izledi. Ve her sosyal değişimin bilgilerden beslenen inanması zor olsa da 1950’lerde, yani beraberinde getirdiği toplumsal entelektüel yorumlar yaklaşık 60-70 yıl önce; kışın kurtların hareketlerle birlikte; giderek indiği, hiçbir yerleşimin yer almadığı Türkiye’nin her yanından, her yapmak yerine bu yabani bir orman alanı olan 41 Evler kesimden ‘göç’ almaya başlayan köşede; bildiğim yöresinin imara açılmasını; çoğunluğu Ayvalık, artık ‘yeni’ bir Ayvalık’a insanları, yaşadığım orta direk ailelerden oluşan insanların dönüştü. bir arsa, bir ev sahibi olabilmeleri için olayları, yerleri, Teknolojiden coğrafyaya, insandan öncülük eden, noter huzurunda yapılan anıları ve anları yaşam biçimlerine, kişilerden adil bir çekilişle arsaların sahiplerine kurumlara kadar, hayatın herhangi bir dağıtıldığı girişim tamamen onun anlatıyorum. Çünkü alanında, yeni ile eski arasındaki temel öncülüğünde gerçekleşmiştir. bunların her birinin; sorunsal, bir arada var olmaya karşı deyim yerindeyse Geniş ailesinin diğer fertleri tarafından gösterilen dirençtir. Yeni eskiyi hor bağışlanma dileğiyle ben sadece görür, eski yeniye uyum sağlayamaz. geriye kalan o bir mahallemizdeki ‘Baskın’lardan Ben 1951 yılında Ayvalık’ta avuç eski Ayvalıklının söz edeceğim. Ayvalık’ın en eski doğdum ve organik bağlarımı hâlâ gazetelerinden Ayvalık gazetesinin sürdürdüğüm, yürek olarak her zaman da hatırladığı kişiler ve matbaasının sahibi olan Halil Ayvalıklı olmuş ve öyle kalacak bir ve olaylar olduğuna (Baskın) amca, eşi Hayriye hanım çok insanım. Ama yine de; gelip gittikçe çocuklu, geniş bir ailenin reisi olan inanıyorum. benim yıllarımın Ayvalıklıları olan Avni beyin oğludur ve çocukluğumun dostlarımdan dinlediğim, paylaştığım, mahallesinin; sevgiyle andığım gözlemlediğim bu değişimlerin bizi komşularındandır. Üç cocukları vardı. ‘eski’ Ayvalık’tan ne kadar uzağa Ben daha 3-4 yaşlarındayken hiç yüksünmeyip, vaktini ve taşıdığına ve bunun iyi mi kötü mü olduğuna dair bir yorum ilgisini ayırarak bana yüzmeyi öğreten büyük oğulları Fazıl yapma hakkını kendimde bulamıyorum. Bu hak; inançla, ağabey, yaşıtım olan ve ne yazık ki aramızdan çok erken dirençle Ayvalık’ta yaşamaya devam eden ya da bir süre ayrılan Feyza ve küçüğümüz olan Füruzan. O dönemlerdeki uzaklaşıp sonra yine toprağına, denizine geri dönen ve mahallemizin hemen bütün insanları gibi Baskın ailesi de geriye kalan sayıları sadece birkaç binle ifade edilen genel olarak ‘neşeli’ insanlardan oluşuyordu. Halil amcanın Ayvalıklılara ait. O yüzden; yeni dünya ve Türkiye düzeni ince bir mizah duygusu, Hayriye teyzenin; hiç esirgemediği, içindeki yeni Ayvalık hakkında kulaktan dolma bilgilerden mahallede çınlayan kahkahaları vardı. Ve hemen hemen beslenen entelektüel yorumlar yapmak yerine bu köşede; bütün büyüklerimiz gibi onlar da aramızdan ayrıldı ve o bildiğim insanları, yaşadığım olayları, yerleri, anıları ve kahkahalar da eski Ayvalık’ın gök kubbesi altında hoş bir anları anlatıyorum. Çünkü bunların her birinin; deyim seda olarak kaldı. yerindeyse geriye kalan o bir avuç eski Ayvalıklının da

20


Yakın bir gelecekte tam zamanlı özel konservatuvara dönüşmesi hedeflenen Uygur Performans Sanatları’na konuk olduk. 2013 yılında kaybettiğimiz gerçek tiyatro adamı, tiyatro emekçisi, usta oyuncu Nejat Uygur’un torunu ve Uygur Performans Sanatları’nın kurucusu Mana Uygur bizlere kurum hakkında bilgi verdi. Ayrıca, Ayvalıklıların yakından tanıdığı ve çok sevdiği, dedesi, ustası Nejat Uygur’u anlattı.

KÖKLERİM BU KENTE AİT DEĞİL AMA “BEN DE AYVALIKLIYIM” DİYEBİLİYORUM ÇÜNKÜ AYVALIKLILAR BÖYLE HİSSETMEMİ SAĞLADI

GÜLBENİZ ŞENTAY

-B

en, Uygur ailesinin sanat dünyasındaki üçüncü kuşak temsilcilerinden biriyim. Kalabalık bir aileyiz ve hem anne hem baba tarafımda çok değerli sanatçılar var. Babam Süha Uygur İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni. Oyunculuk genetik mi, tiyatro yapmak bizlere miras mı bilemiyorum ama hep sanat ortamlarında bulunmanın geleceğimizin şekillenmesinde etkin rol oynadığına inanıyorum.

kadar işimi devam ettirebilirim.”

Dedemler; Balıkesir Fuarı varken Altınoluk, Akçay, Ayvalık gibi ilçeleri de kapsayan bir turneye çıkarlardı. Küçük bir çocukken ben de bütün bu turnelere babamla birlikte katılırdım. Dedem ve babaannem özellikle eski Sarımsaklı’yı çok severlerdi. Ayrıca Cunda’da yıllarca ve her fırsatta gelip kaldığımız bir evimiz vardı. Yani çocukluğumun hatırı sayılır bir bölümü Ayvalık ve çevresinde geçti. Cunda’daki evimizi satmak üzere bir buçuk yıl kadar önce yine Ayvalık’a geldim. Fakat deyim yerindeyse, beynimde bir şimşek çaktı ve birdenbire, “Bu evi neden satıyoruz ki!” dedim. İstanbul’da oradan oraya koşuşturmak beni fazlasıyla yıpratıyordu. Sabah prova, akşam oyun, matineler… Özellikle terapiler çok yorucuydu. Uzmanlığımı onkoloji dalında yaptığım için beş yıldır kanser hastalarıyla çalışıyordum. Çok yoğun bir tempom vardı. Oturup bir hesap yaptım. Dedim ki: “Bu gidişle İstanbul’da bir on yıl daha ancak çalışabilirim. Sonrasında da muhtemelen hiçbir şey yapacak halim kalmaz! Ama Ayvalık gibi bir yerde yetmiş, hatta seksen yaşına

1987

yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Orta ve lise öğrenimimi Boğaziçi Lisesi’nde tamamladım. Birincilikle girdiğim Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden yine birincilikle mezun oldum. Aynı zamanda klasik bale eğitimi aldım. Mezuniyet sonrası, yakın çevrem oyunculuk dalında yüksek lisans yapmamı beklerken ben London Academy of Art’ın açtığı bir programa katılarak sanat terapisti oldum. Üzerine İletişim Bilimleri ve Yaratıcı Drama Eğitmenliği okudum. Şimdiye kadar öğrencisi olduğum bütün okullarla gurur duyduğumu ve kendimi böylesi bir fırsat yakalayabildiğim için çok şanslı hissettiğimi söylemeliyim. Kısacası öğrenim hayatım bir hayli uzun sürdü. Ancak eğer sanatla iç içeyseniz bu süreç hiç bitmiyor.

On beş yıldır bu kentin sokaklarında geziyordum ve gezerken de, “Bir gün bu sokaklardan birinde bir okul açacağım!” deyip durmuyor muydum zaten? En büyük hayalim değil miydi bu? İstanbul’a eşyalarımı almaya bile dönmedim. Ayvalık’ta kaldım. On beş yıl sonra da olsa hayalimi gerçekleştirmek üzere kolları sıvadım. Önce Barbaros Caddesi’nde okul yapacağım binayı buldum. Yıllarca pansiyon olarak hizmet vermişti, son derece bakımsızdı ve hor kullanılmıştı. Eğer, iç mimar olan annemin desteği olmasaydı ben bu binayı ayağa kaldırmayı, onun yeniden ve bir eğitim kurumu olarak yapılandırmayı asla göze alamazdım. İşe mekânı temizlemekle başladık. Çöpler kamyonlarla atıldı ve içeride ciddi bir tadilat başladı. Kantin, mutfak, derslikler, öğretmen ve öğrenci tuvaletleri yapıldı. Sahne kuruldu. Özetle bina, insanların kapıdan içeri girer girmez kendilerini iyi hissedebilmeleri adına yeniden düzenlendi ve inşa edildi. Hâlâ ufak-tefek eksiklerimiz yok değil. Ama zamanla onlar da giderilecek. BEN SADECE RESİM YA DA BALE YAPMANIN DEĞİL; YEMEK PİŞİRMEK, DİKİŞ DİKMEK, KONUŞMAK, BİR ŞEY İNŞA ETMEK GİBİ AKLIMIZA GELEBİLECEK HER ŞEYE SANAT VE PERFORMANS GÖZÜYLE BAKIYORUM Kalabalık bir aile olduğumuzu söylemiştim. Amcalarım kendi sahnelerinde sanat yaşamlarını sürdürüyor. Dedemden miras kalan koskoca Nejat Uygur Tiyatrosu’nun perdeleri hiç kapanmadı. Dahası,

21


bütün bu kurumlarda dönemsel olarak eğitim alanları her zaman açıldı ve açılıyor. Ancak Uygur Performans Sanatları’nın eğitim odaklı ilk ve tek kurum olması beni ve ailemi gerçekten gururlandırıyor. Kendimi Ayvalık’ta, özellikle de bu binada çok mutlu hissediyorum. Ayvalık’ı, parke taşlı sokaklarını, öğrencilerimi, işimi çok seviyorum. Ayvalıklılar yaşça en küçüğünden en büyüğüne bizi evlerine gelmiş bir konuk gibi karşıladılar. Sonra baktılar ki kalıcıyım, bu kez, “Misafirlik bitti. Siz de artık bizden birisiniz!” dediler. Yani misafirdim, yatılı oldum, şimdiyse sizlerden biriyim. Köklerim bu kente ait değil ama “Ben de Ayvalıklıyım” diyebiliyorum çünkü Ayvalıklılar böyle hissetmemi sağladı. Bu harika bir duygu. Zaten Ayvalık, Körfez bölgesinin en etkileyici yerleşim birimi bence. Farklı kültürlerin iç içe geçtiği, sıcacık, birbirini koruyan, kollayan, samimi insanların yaşadığı bir yer burası. Biz de projemizi mimarlarımızla, kentte yaşayan insanların kültür zenginliğini, eğitim durumlarını gözeterek, her şeyi tek tek hesaplayarak tasarladık. Özellikle gençlere yatırım yapmak benim açımdan çok önemliydi. Zira gözlemlediğim kadarıyla şayet gençler bir üniversite kazanarak kasabadan ayrılmamışlarsa ve sezonluk da olsa bir iş bulamamışlarsa çay bahçelerinde, motosiklet selesi üzerinde, geceleri aylak aylak sokaklarda dolaşarak vakit geçiriyorlar. Çünkü burada yapabilecekleri pek bir şey yok. Ne var ki açıldığımızdan bu yana herhangi bir eğitim programına katılmamış olsalar dahi bize geliyorlar. Kantinde oturup masaların üzerindeki kitapları, dergileri karıştırıyorlar. Sohbet ediyorlar. İlk etapta onların buraya sadece görmeye, buradaki havayı solumaya gelmeleri bile benim için yeterli. Çünkü henüz altı aylık bir geçmişe sahibiz. Uygur Performans Sanatları’nın amacı tabelamızda da üstüne basa basa belirttiğimiz gibi, ‘Sanat Adına Her Şey’i bünyesinde toplayan bir yapı oluşturmaktı. Ben sadece resim ya da bale yapmaya değil; yemek pişirmek, dikiş dikmek, konuşmak, bir şey inşa etmek gibi aklımıza gelebilecek her şeye sanat ve performans gözüyle bakıyorum. Dolayısıyla burada yemek atölyesi de, nefes atölyesi de, benim terapistliğimden kaynaklanan ‘Sadece Gel Kendini Anlat’ atölyesi de oluyor. Kısacası, Uygur Performans Sanatları işlevini tamamen yerine getirmeye doğru hızla yol alıyor ki bu da beni bir hayli rahatlatıyor. ORTAYA KOYDUĞUMUZ HER ŞEY ÖNCE KENDİME, SONRA TAŞIDIĞIM SOYADINA VE NİHAYETİNDE AYVALIK’A LAYIK OLMALI DİYE DÜŞÜNÜYORUM Performans sanatlarını kısaca ‘an’ yaratmak olarak tanımlayabilirim. Seyircisi olan her eylem bir performanstır. Resim yaparken, çiçek ekerken, duvar boyarken ki ‘an’, seyirci karşısında birer performansa dönüşür. Şimdilerde tüm bunları kapsayan bir alan yaratmayı hedeflediğimiz Uygur Performans Sanatları’nda biz henüz performanslarımızı izleyiciyle paylaşmadık. Çünkü bence daha erken. İyice hazırlanmamız gerekiyor. Zira ortaya koyduğumuz her şey önce kendime, sonra taşıdığım soyadına ve nihayetinde Ayvalık’a layık olmalı diye düşünüyorum. Ancak her konuda hızla yol alıyoruz

22

ve bugüne dek epeyce ses getiren etkinliklerimiz oldu. Kardeş kuruluşumuz Tiyatro Oda ile sahnelediğimiz oyunlar sürüyor. Okulumuz hocalarından oluşturduğumuz ve benim de içinde yer aldığım kendi oyunlarımız devam ediyor. Uğur Lisesi öğrencileriyle bir oyun sahneledik. Onlar da aramıza katıldılar. Bütün bunların dışında bu mekânda tahminlerimin çok ötesine geçen ‘usta buluşmaları’ yaşandı. Kemal Başer, Göksel Kortay, Behzat Uygur ve genç, aktif bir oyuncu olan Başak Daşman ziyaretimize geldi. Halkın sanatçılara ilgisi büyüktü. Kalabalık içeri sığmadı, caddeye taştı. Çalışmalarımızın karşılığını yavaş yavaş alıyoruz artık... Müjdat Gezen’in adını taşıyan sınıfımızın öğrencileri hazırladıkları oyunla Sanat Fabrikası’nda Ayvalıklıların karşısına çıkacak. Planlarım arasında okuma geceleri, şiir geceleri düzenlemek de var. Eylül ayı gibi bir de sürprizimiz olacak. İlk seyirlik performansımızı büyük bir olasılıkla Nejat Uygur’un bir oyunuyla gerçekleştireceğiz. Ekip sağlam. Sıkı bir biçimde dramaturji çalışıyorlar. Biter bitmez provalara başlayacağız. Temmuz başında da yaz okulumuz açılmış olacak.


Emeklilik hayatın bitmesi demek değil, tersine emeklilikle birlikte daha işlevsel, daha eğlenceli bir yaşam sürmek mümkün

Ayvalık’ta ununu elemiş, eleğini duvara asmış, hayattan adeta elini-eteğini çekmiş, köşesine çekilmiş, televizyondan başka eğlencesi olmayan ciddi bir emekli kitlesi var. Onlar için ‘Emeklilikten Sonra Tiyatro’ projesini başlatacağız. Amacımız haftada bir gün olsun evlerinden çıkmalarını, hayata karışmalarını sağlamak. Çünkü emeklilik hayatın bitmesi demek değil, tersine emeklilikle birlikte daha işlevsel, daha eğlenceli bir yaşam sürmek mümkün. Bu dönem aslında insanın kendine zaman ayırabildiği, kendi iç zenginliklerini keşfedebildikleri ve onları başkalarıyla paylaşabilecekleri bir zaman dilimi. Kapımız onlara da açık olacak. Onları bulacağım. Gelemeyenlere de ben gideceğim!

Uygur Performans Sanatları’nda on iki atölyemiz aktif halde. Şu an yazarlık, modern dans, oryantal, oyunculuk, drama, ritim, gitar, diksiyon, yaratıcı drama, yaratıcı sanat, mandala atölyelerimizle hizmet veriyoruz. Yakında klasik bale eğitimimiz de başlayacak. Eğitimler en az sekiz haftayı kapsamakla birlikte dileyenler devamlılık arz etmeyen, üçer saatlik geri dönüşüm veya ‘relaxing mandala’ gibi ‘bir ürün oluşturma’ çalışmasına katılabiliyorlar. Ben gelen hiç kimseyi eli boş göndermeyi sevmediğim için, “Her bedene uygun bir giysimiz var!” diyorum. Zaten hedefimiz de üç-doksan üç yaş arasına hitap etmek. Bu nedenle bir sınıf açtığımızda yetişkinler, gençler ve çocuklar arasında sınıflamaya, büyük ayrımlara gitmiyoruz. Önce ortaya sınırsızlığı koyuyoruz. Sonra onu şekillendiriyoruz. Tabii bale, şan gibi branşlar bu genellemenin dışında kalıyor. Çünkü örneğin şan için büluğ çağının atlamasını, sesin oturmasını bekliyoruz. Bale eğitimineyse üç-üç buçuk yaşlarında verilmesi gerekiyor. ÇOCUKLAR EN ÇOK YARATICI DRAMAYI VE OYUNCULUĞU SEVİYOR. YAŞ ORTALAMASI YÜKSELDİKÇE YAZARLIK VE DANS GİBİ ATÖLYELER ÖNE ÇIKIYOR

Öğrencilerimizi sınavla değil ama bir ön görüşmeyle alıyoruz. Ben mutlaka ve mutlaka aramıza katılacak çocuk ve gençleri görmek istiyorum. Onları seçtikleri branşın hocalarıyla tanıştırıyorum. Oyunculuğa, dansa, şana ya da bir enstrüman çalmaya isteği veya yeteneği olmayanları başka bir alana yönlendiriyorum. Fakat sadece ve özellikle yaratıcı drama için ön görüşme yapmadan öğrenci almaya gayret ediyorum. Çünkü bu konuda bir kavram kargaşası yaşanıyor. Yaratıcı drama oyunculuk demek değil! Yaratıcı drama hangi yaşta olursa olsun, bireyin kendisini daha iyi ifade edebilmesini, çevresiyle rahat iletişim kurabilmesini, öz güvenini pekiştirmesini, yaratıcı yönlerini gün yüzüne çıkarmasını sağlayan ve bunu da biraz oyunlarla, tiyatro yöntemleriyle yapmaya çalışan bir sistem. Dolayısıyla dramaya her yaştan insanlar katılabilir. Dediğim gibi, henüz çok genç bir kurumuz ancak gördüğümüz ilgi beni memnun ediyor. Böylece doğru bir iş yaptığımı ve doğru yolda olduğumu bir kez daha anlıyorum. Şunu da belirtmek isterim ki, velilerimiz şimdiye dek çocuklarını gönderdikleri kursların bir zaman sonra kapanmalarından ya da süreklilik arz etmeyişinden yakınıyorlardı. Yani Ayvalık’ta bir şeyler başlatılıyor ama ya kesintiye uğruyor ya da sürdürülemiyordu. Sanırım biz bu açığı kapattık. Bize gelenler, devam etmek amacıyla geliyorlar. “Kimler hangi konulara ilgi duyuyor?” diye soracak olursanız, gözlemlerime dayanarak çocukların en çok yaratıcı dramayı ve oyunculuğu sevdiklerini söyleyebilirim. Ayvalıklı çocuklar beni şaşırtacak kadar yetenekli çıktı. Oyunculuğun yanı sıra dans edebiliyor ve şarkı söyleyebiliyorlar. Şimdi bir müzikale hazırlanan bu çocukları Haziran ayında mezun olacak. Yetişkinler genelde yazarlık atölyesini tercih ediyor. Bu grubun terapilere ilgisi de yoğun. Panik atak hastalarımız, kısa süreli depresyon yaşayanlarla kendisini yeterince ifade edememekten yakınanlar modern dans gibi atölyelere katılıyor. Orta yaş oyunculuk, diksiyon, flamenko, tangoya yöneliyor. Yaş ortalaması yükseldikçe yazarlık ve dans gibi atölyeler öne çıkıyor. Gençlerse seçimlerini bir enstrüman çalmak, ritim ve yaratıcı dramadan yana kullanıyor.

23


KURUM OLARAK ON KİŞİLİK BİR EKİPLE ÖĞRENCİLERİMİZE EĞİTİM VERİYORUZ Konservatuvara girmek isteyen pek çok gencimiz var. Şimdi lise öğrencisi olan bu gençlerimizi okullarından mezun olancaya kadar -inşallah- Türkiye’nin en iyi konservatuvarlarına yerleştireceğiz. Bu konuda inanılmaz heyecanlıyım. Bu hedefimizin yanı sıra asıl amacım burayı tam zamanlı bir konservatuvara dönüştürmek. Hocam Müjdat Gezen’le sürekli iletişim halindeyiz. Eli hâlâ hep üzerimde. Eğer Uygur Performans Sanatları’nı mezunu olmaktan gurur duyduğum Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuvarı gibi bir okul haline getirmeyi başarabilirsem, dünyaya geliş sebebimin hakkını vermiş olacağım. Ayvalık’ta çok değerli büyüklerim, sanatçılar var; onlar da, “Düşünü gerçekleştir,” diyor. Yani destek tam. Sadece biraz zaman gerekiyor. Öğrencilerimiz merkezimizde haftada en az üç saat geçiriyor. Bunun dışında dilediklerinde

D

DEDEM NEJAT UYGUR HER KONUDA BENİM HOCAM OLDU VE HAYATA DAİR EN ÇARPICI DERSLERİ İLK ONDAN ALDIM

edem için söylenmiş çok güzel bir söz var “O, sürrealist bir dâhiydi!” diye. Nejat Uygur tabii ki benim için her şeyden önce muhteşem ve çok eğlenceli bir dedeydi. Ancak gerçekten de bir dâhiymiş ki bir bütünün tüm parçalarını hiç kimseye ihtiyaç duymadan yaparken, ailesini de yanında tutmayı bilmişti. Dedemi bir kalıba sokmak ve onu “Şöyle biriydi!” diye tanımlamak mümkün değil! Dedem garip bir insandı ve onu anlamak için düşünmek gerekirdi. Ben çok düşündüm. Mahrumiyetin diz boyu olduğu yıllarda eşi ve beş çocuğuyla Adana’da, çadırda tiyatro yaparak bizlere miras kalacak kadar büyük bir tiyatro adamına dönüşmüş bir insandır dedem. Üstelik oyunlarını kendi yazmış, müziklerini, kostümlerini, dekorunu kendi hazırlamıştır. Bu nedenle Türkiye için, Türk tiyatrosu için çok değerli bir ustadır. Onunla ve babaannemle birlikte turnelere katılabildiğim için kendimi hep çok şanslı hissetmişimdir. Bu arada babaannem Necla Uygur’un da hakkını

24

gelip kitaplığımızdan yararlanıyorlar. Alt kattaki salonda pratik yapabiliyorlar. Kafeteryada zaman geçirebiliyorlar. Kurum olarak on kişilik bir ekiple öğrencilerimize eğitim veriyoruz. Bu hizmet karşılığı aylık iki yüz-iki yüz elli lira gibi bir ücret ödüyorlar. Kısacası burada kirasını ödedikleri bir ev atmosferi yaratmaya çalıştık. Umarım herkesin kendini iyi hissetmesini sağlamışızdır. Çünkü bir çocuğun taklit yeteneğinden çok; problemlerini çözebilmesi, yaşadığı yeri tanıması, anlaması ve ona uyum sağlaması benim için daha önemli. Yoksa dünyanın en kolay şeyi ünlü olmak. Ancak bizim önceliğimiz kendimizin ve çocuklarımızın ruh, beden ve akıl sağlığı. Meseleye böyle yaklaştığınızda büyükşehirlere okumaya giden gençlerin kendilerini koruma, çevresinde kabul görme becerisini kazanarak Ayvalık’tan ayrılmaları bize bir anlam ifade ediyor. Örneğin bir çocuk, bir genç gitar çalmayı her yerde öğrenebilir. Ama eğer bize gelmişse benim gönlümü rahatlatan şey, onların buradan başka artılarla ayrılması, beslenmesidir.

yemek istemem. Çünkü dedemi dedem yapan odur. Onlar, mutlu olmanın yolunu tiyatroda bulan iki güzel insandılar. Nejat dedem şimdi bile yeni yeni özelliklerini keşfedebildiğim hakikaten çok yönlü ve gerçeküstü bir adamdı. Hâlâ; “O benim ustam mıydı, dedem miydi!” diye düşünürüm. Zira her konuda benim hocam olmuştur ve hayata dair en çarpıcı dersleri ilk ondan almışımdır. Büyük eniştem Bahri Beyat babamın Pişekarıydı. Yıllarca birlikte aynı sahneyi paylaştılar. Bahri eniştenin gözünden bile sakındığı bir pul koleksiyonu vardı. O yıl İzmir’de, fuar turnesindeydik. Ben çok küçüktüm. Bahri enişte oyun öncesi koleksiyonunu bana emanet edip, sahneye çıktığında pul defterinin kapağını açtım. Pulların renklerine ve boyutlarına göre yerleştirilmediğini görünce onları kendi zevkimce düzenlemeye başladım. Tabii üzerlerinde parmak izlerim kaldı, serilerin tarihleri birbirine girdi falan ama ben mutluydum ve aklım sıra iyi bir iş çıkarmaktaydım.

O ara dedem geldi ve bana ne yaptığımı sordu. Ben de pul koleksiyonunu şekle soktuğumu söyledim. Bana, “Doğru bir şey yaptığından emin misin?” diye sordu. Kafamı salladım. “Peki! O zaman seni tebrik ediyorum!” dedi ve gitti. Arkasından Bahri enişte geldi. Defterini o halde görünce köpürdü! Alı al, moru mor, dedeme koştum. “Hani ben iyi bir şey yapmıştım!” dedim. Dedem; ne derse desin beni yanlışıma inandıramayacağını bildiğini ve doğru yaptığını sanan bir insanın ancak hatasıyla yüzleştiğinde gerçeği görebileceğini söyledi. O gün bu açıklamadan pek bir şey anlamamıştım. Ama ne zaman bir hataya düşsem, dedemin sözlerini hatırlarım. Bana hatalarımla yüzleşmenin yanı sıra hata yapmaktan korkmamayı da öğreten bir insandı dedem. Hayatı boyunca tıpkı bizlere öğrettiği gibi, yani hataya düşmekten asla korkmadan yaşayan dedemi çok özlüyorum. Keşke bugünleri, yani torununun düşünün gerçekleştiğini görebilseydi.


Biraz Ondan Biraz Bundan

ZEYNEP KAZANCIGİL zkazancigil@gmail.com

Mutfak taburesi

A

nnemin ailesi 1923 mübadelesi ile Midilli adasından Ayvalık’a zorunlu göçle gelmiş. Ayvalık’ta düzenlerini kurmuşlar. Zaman içinde ailenin bir kısmı yaşamlarını İstanbul’da sürdürmüş. Ben de payına İstanbul düşenlerdenim.

Bir mutfak taburesi üzerinden zengin Ege mutfağının, bilhassa Midilli mutfağının sırlarını öğrendiğim çocukluk yıllarım boyunca bu bilgilerin ne kadar değerli olabileceğini hiç düşünmemiştim.

Uzun yıllar Ayvalık benim için yazdan yaza kavuştuğum, şansım varsa kışa rastgelen bayramlarda yüzünü görebildiğim bir sevdalı olarak kaldı. Çocukluğumda İstanbul’da geçen kışlar boyunca annemin ve anneannemin anlattığı Ayvalık ve Midilli hikâyelerini dinler, sanki annemin Ayvalık’ta geçen çocukluğunun o güzelim anılarını ben de onunla birlikte yaşardım.

Anneannem plastik malzemeleri, eskimiş ve kötü kap-kacağı hiç sevmezdi. Tek kişi bile olsa sofrasını en güzel takımlarıyla kurardı. Sofraya gelen yemekler mutfakta itina ile servis kaplarına alınır ve öyle sofraya gelirdi. Onu kızdırmak için cevabını bile bile her seferinde “Neden zahmet ediyorsunuz, iki kişiyiz; getiriverelim şu tencereyi masaya olsun bitsin!” derdim. Tek kaşı yukarı kalkar, “Sen bizden olamazsın! Seni yolda bulduk herhalde!” bakışlarıyla bana bakar ve tabağıma kaşığı sertçe vurarak servisine devam ederdi. Sonra “Sofra âdâbı önemlidir. Aile sofra başında bir araya gelir. Âdâbı ile kurulan sofrada bir araya gelen aile de âdâblı olur” derdi.

En sevdiğim şeylerden biri de anneannemin mutfağının vazgeçilmezi, açılınca merdivene dönüşen, eskimiş ama asla gözden çıkarılamayan mutfak sandalyesi üzerinde, anneannemin yemek yapışını izlemekti. Sonraları bu tabureye benim ve ablamın çocukları da sırasıyla ‘tüneyerek’ bir yandan sohbetlerimize katıldılar bir yandan annemin ve bizlerin yemek yapışını izlediler. Anneannemin yemek yapmasını izlemek için tünediğim o meşhur taburede elime tutuşturduğu kristal bardakta mevsime göre değişen kendi yaptığı şerbetler olurdu. Benim en sevdiğim vişne şerbeti ve kırmızı erik şerbetiydi. Her zaman yapılı gri saçları, şık ev kıyafetleri, ojeleri ve zümrüt yüzüğüyle ortalığı hiç dağıtmadan sanki bir davette salınırmış gibi sükûnetle yemek yapardı anneannem. Şimdilerde ben en basit bir pilav, bir zeytinyağlı veya et yemeği pişirsem saçım başım dağılır, mutfak karışır, düzinelerce kirli bulaşık çıkar. O nasıl yapardı bilmem... Ama o zarif salınmaların sonunda ceviz yağı dahi gözümün önünde elde çıkarılmış bir Çerkez tavuğu, en âlâsından midye dolması, neredeyse şeffaf bir hamura sahip puf böreği, saray aşuresi gibi ciddiye almanız gereken lezzetler çıkardı ortaya. Anneannemin yemek yapışını gözümü ayırmadan izlemiş, anlattıklarını can kulağı ile dinlemiş olmalıyım ki tariflerin neredeyse tamamı aklımdadır. Bütün mutfaklarda olduğu gibi Midilli mutfağının da özelliği pişirme tekniklerindedir. Örneğin soğan kavrulmaz da biraz su ile pişirilir, şeffaflaşınca zeytinyağı eklenir ve biraz daha pişirilir. Böylece midenize dokunmayan ama lezzetini yemeğe olduğu gibi veren soğanla yaptığınız yemek hafif ama lezzetli olur. Domates giren yemeklere, mesela domatesli pilava bir adet de kesme şeker konur ki domatesin tadını yumuşatsın. Ot haşlayacaksanız önce su kaynatılır, içine bir çay kaşığı karbonat ve tuz atılır; ot bu kaynayan suya atılır. Böylece kararmaz, haşlanan ot süzülür, daha sıcakken üzerine zeytinyağı dökülür, asla limon konmaz, limon yerken isteğe bağlı sıkılır... Kıymayı kavururken, işlemin sonunda ekleyeceğiniz bir tutam tarçın kıymanın ağır kokusunu alıverir... Orta kemiği çıkartılmış kalamarı bira ve bir kaşık şekerle yarım saat dinlendirirseniz yumuşacık olur...

Annem ise benim Ayvalık sevdamı bambaşka bir açıdan körüklerdi. Kendisi ciddi bir coğrafya sever ve harita meraklısı olduğundan Ayvalık’ın insanın aklını karıştıran labirent gibi koylarını, iç denizlerini, açık denizleri bana harita üzerinde gösterirdi. Parmağıyla işaret ederek gösterdiği noktadan yola çıkarak anlattığı hikâyeler giderek canlanır, sanki o haritanın içine girerek geçmişe ve anlatılan anıların dünyasına yolculuk ederdim. “Ayvalık’ın kafa karıştırıcı konumunu anlamanın en iyi yolu Şeytan Sofrası’ndan aşağı bakmaktır” derdi annem. Ama eskiden orada şimdiki gibi tesisler yokmuş. Toprak bir yoldan tepeye tırmanılır, manzara seyredilir ve piknik yapılırmış. Hele şimdiki gibi ‘şeytanın ayağı’na para atmalar falan hep sonradan çıkmışmış... Annemin en sevdiği Ayvalık sembollerinden biri de Tımarhane adasıydı. Tımarhane adası iç koyda Çamlık mevkiinin tam karşısında yer alır. Güneşin Tımarhane adası üzerinden her mevsim bambaşka renklerde batışı birçok turistik Ayvalık fotoğrafının konusu olmuştur. Annem ressam olduğundan Çamlık’taki evden görünen Tımarhane adasını birçok farklı açıdan resmetmeyi severdi. Tımarhane adası için birçok farklı rivayet vardır. Bir rivayete göre Osmanlı döneminde Ayvalık’ta yaşayan Rum ahali, içkiyi fazla kaçıranları sert esen rüzgârıyla akılları başlarına gelsin diye kayıkla getirir Tımarhane adasına bırakırmış. Bu coğrafyada yaşayanların suyun her iki yakasında da güzel yemekleri, mezeleri ve kaçınılmaz olarak rakıyı veya uzoyu sevmeleri doğaldır. Son zamanlarda “Rakı-Balık-Ayvalık” diye bir slogan duyuyorum. Ama nedense ben bunu Ayvalık’a hiç yakıştıramıyorum. Bu kadar zengin tarihi ve kültürel mirası olan güzelim şehrimizi sanki biraz hafife alıyormuş gibi geliyor bana bu slogan. Oysa ki bizim buralarda, “Ayvalık’ın nesi meşhurdur?” diye kime sorsanız size “Delisi, kedisi, rüzgârı” deyiverir.

25


Zeytin geleceğe bırakacağımız en büyük miras…

ZEYTİN GALERİSİ’NE TARİHİ KANTAR BAĞIŞI

B

ursa’da yaşayan Ayvalıklı Makine Mühendisi Hakan Albayrak, zeytinin tarih boyunca geçirdiği üretim aşamalarının yansıtıldığı Ayvalık Belediyesi Tarihi Zeytin Galerisi’ne babadan kalma 136 yıllık bir kantar bağışladı. Hakan Albayrak, “Bundan 50 yıl kadar önce zeytinyağı sıkma makineleri yapan babam Tornacı Ahmet Albayrak, günümüzde Ayvalık Belediyesi’ne ait olan Petrol Ofisi’nin karşısında bulunan eski zeytinyağı fabrikasını satın almıştı. Üzerinde üretim tarihi olarak 1871 yılının yazılı olduğu kantarı da o binayı satın aldıktan sonra edindik. İtalya veya İspanya’da üretildiğini tahmin ediyoruz” dedi. Belediye Başkanı Rahmi Gençer de bağışı hiçbir karşılık beklemeden yapan Albayrak’ı örnek davranışı nedeniyle kutladı ve “Zeytin bizim geleceğe bırakacağımız en büyük mirasımız. Ayvalık bugünlere tarihi unutmadan, değerlerine sahip çıkarak geldi. Bunu sürdürmek için çalışıyoruz. Zeytinin tarihini yansıtacak her türlü materyali edinmek istiyoruz” dedi.

Cumartesi günleri saat 12.00’den itibaren görev yapacak

GOLF ARAÇLARI ALİBEY ADASINDA HİZMETE GİRDİ

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer’in girişimiyle Alibey adasında golf araçlarıyla ulaşım başladı. Elektrikli araçlar haftanın her günü 17.00-24.00 saatleri arasında arzu edenlerin hizmetinde olacak. Otel müşterilerinin de yararlanabileceği araçlar adada halk pazarının kurulduğu Cumartesi günleri ise saat 12.00’den itibaren görev yapacak.

Sanatçı televizyon dizileri için yaptığı resim çalışmalarıyla da tanınıyor

R

YÜKSEL ERDOĞAN RESİM SERGİSİ AYVALIK COĞRAFYASI AĞIRLIKLIYDI

essam Yüksel Erdoğan’ın, Ayvalık Belediyesi Orhan Peker Sanat Galerisi’nde düzenlenen ‘Dün, Şimdi, Yarın’ başlıklı sergisi 30 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında açık kaldı. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim Bölümü (Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Zeki Faik İzer-Özdemir Altan Atölyesi’nde Yüksek Lisans yapan ve baştan beri figüratif resmi benimseyen sanatçının Ayvalık coğrafyasından oluşturduğu tuval üzeri yağlı boya çalışmaları ilgiyle karşılandı. Bugüne kadar pek çok kişisel sergi açan ve karma sergilere katılan Erdoğan, ayrıca ‘Üzgünüm Leyla’, ‘Sıcak Saatler’ gibi televizyon dizileri için yaptığı resim çalışmalarıyla da tanınıyor.

26


KEYİFLİ BULUŞMA MEKÂNLARI İnternet ortamındaki gezgin ve tatil sitelerinde, facebook’ta Ayvalık’ın en nezih ve kaliteli mekânlarından biri olarak tanıtılan, Barbaros Caddesi Çifte Sokak’taki Hane Ayvalık’ı Hande Solakoğlu ve Birsel Uzma işletiyor. Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan çevirmen Birsel Uzma, İstanbul Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Tarihçi-Akademisyen Hande Solakoğlu’nunsa ömrünün neredeyse yarısı yurt dışında geçmiş; yedi yıl İsviçre’de, on üç yıl Amerika’da kalmış. Bir süre önce Ayvalık’a yerleşerek kente sıra dışı bir Kitap Kafe (‘Kütüphane’ demek daha doğru aslında) kazandıran kırklı yaşlarda, kariyer sahibi bu iki kadını daha yakından tanımak ve Hane’nin öyküsünü onlardan dinlemek istedik.

HANE AYVALIK’IN KÜTÜPHANESİNDE FELSEFE, TARİH, SANAT TARİHİ VE EDEBİ AĞIRLIKLI YEDİ BİNİN ÜZERİNDE KİTAP VAR

H

ani sokak aralarında dolaşırken, kapıları açık bırakılmış Ayvalık evlerinden içeri bir an gözümüz kayar ya… Hani içeride, başında beyaz tülbenti, gözünde siyah çerçeveli kalın camlı gözlükleriyle eski, antika bir koltuğa ya da bir kanepenin üzerine oturmuş kucağındaki plastik kabın içine börülce ayıklayan yaşlı bir teyze görürüz ya… Hani o an kim bilir kaç hayatın yaşandığı bu evlerin bir parçası oluvermek isteriz ya! İşte Hane’nin kapısının önünden geçerken de aynı duyguları hissediyor ve bir mıknatıs gibi içeri çekiliveriyorsunuz. Zaten Hande Solakoğlu da, “Ayvalık’a taşınmaya karar verdiğimiz zaman Birsel’in ve benim kitaplarımızı alacak, kütüphane olarak kullanabileceğimiz bir yer arayışına girmiştik. Bu tarihi ve çok özel binayı bulup satın aldığımızda kapılarını kapatarak onu kendimize saklamaya hakkımız olmadığını düşündük!” diyor. Hande Solakoğlu Ayvalık’ın hiç yabancısı değil.

-Çocukluğumdan beri Ayvalık’a gelir giderdim. Ancak yirmi yıl kadar önce Cunda’daki Osmanlıca Yaz Okulu’na katıldığım sırada Ayvalık’a, Cunda’ya aşık oldum. Yurt dışında yaşıyor olmama ve Türkiye’ye dönmek gibi bir niyet taşımamama karşın Ayvalık’ta yaşamaya karar verdim. Çünkü ölmek istediğim, daha doğrusu ölünceye kadar yaşamak istediğim yeri bulmuştum. Hemen Cunda’da bir ev aldım. Hepten Ayvalıklı olmanın koşullarını hazırlarken her fırsatta evime gelip gittim. Nihayetinde, tam dört buçuk yılın ardından hayalim gerçekleşti. Hande Solakoğlu, Ayvalık’ta hizmet sektörüne girmelerinin nedenini “Tarihi mekânı ve kitapları insanlarla paylaşma arzusu” şeklinde açıklıyor. -Ben akademisyenliğin verdiği araştırmacı bir ruhla yeni/farklı lezzetler yaratmayı çok seviyordum ve akademik hayatı bıraktıktan sonra İstanbul’da restoran işine girmiştim. Zira yemek yapmaktan müthiş zevk alıyordum. Birsel de unlu mamullerde ustadır. Tarzımızı yansıtacak bir kafe açma fikri her ikimizin de aklına yatınca kütüphanemiz hem kahvehane hem yemekhane hem pastahane hem kıraathane hem sohbethane diyebileceğimiz, insanlara evlerini aratmayan keyifli bir buluşma noktasına dönüştü ki bu Hane’nin en belirgin özelliğidir. Bir diğer özelliğimizse sezonluk bir yer olmayışımız. Bu noktada araya Birsel Uzma giriyor ve konuya açıklık getiriyor. -Biz Hane’yi Ayvalıklılar ve Ayvalık’ta yaşayanlar için açtık.

GÜLBENİZ ŞENTAY

Bu nedenle bizim ana sezonumuz ilkbahar, sonbahar ve kış ayları. Yazın zaten insanlar vakitlerini açık havada, deniz kenarlarında geçiriyor. Kimse kapalı alanlara girmek istemiyor. Hane, duvarlarını binlerce kitabın ısıttığı son derece yalın ama sıcacık bir atmosfere sahip. Dekorasyon sırasında profesyonel yardım alıp almadıklarını sorduğumuzda Hande Solakoğlu, “Annem mobilya üreticisiydi” diyor. -Çocukluğum onun dekore ettiği evlerde, inşaatlarda geçti. Onu izlerken bir şeyler biriktirdim sanırım. Örneğin burada benim yaptığım masalar da var ama genelde Hane’yi annemden bana kalan eşyalar, Seattle’dan getirdiğim parçalarla, üniversitenin mezadından satın aldığımız ve her biri anılarımızın bir parçası olan eşyalarla döşedik. Yani Hane, dizaynına bizden başka hiç kimsenin karışmadığı, dahil olmadığı fakat biraz kendi tarihimizin eklektik bir toplama alanı gibi oldu. BİZ BİR ‘KİTAP KAFE’YİZ ANCAK SAHAF KAFELERDEN, BÜYÜK KENTLERİMİZDEKİ KİTABEVLERİNDEN, KİTAP MARKETLERDEN ÖNEMLİ BİR FARKIMIZ VAR: KİTAPLARIMIZI KESİNLİKLE SATMIYOR, SADECE OKUMAYA AÇIYORUZ 2015 yılı Kasım ayında kapılarını açan Hane’nin konseptini Birsel Uzma’dan alıyoruz. -Hane’yi bir evin oturma odası gibi düşledik. Yani burayı sessiz, sakin bir ortamda dilerseniz dinlenebileceğiniz, dilerseniz çalışabileceğiniz; çayınız, kahveniz gibi pek çok hizmeti hazır bulabileceğiniz, kütüphanesinden faydalanabileceğiniz, aynı zamanda sosyal aktivitelere ev sahipliği yapabilecek bir mekân olarak tasarladık. Evet,

27


-Aslına bakarsanız bizim çorbalar ve yemekler dışında fiks hiçbir şeyimiz yok. Yani salatalar, pizzalar gibi klasik kahvaltı da anında, taze taze hazırlanıyor. Daha da ötesi, Hane’de yemeklerin ve yemek saatinin bir formu yok. Her şeyi talep edildiği gibi ve talep edilen anda yapıyoruz. Bu nedenle dileyenler kahvaltıda pizza bile yiyebilir. Elbette ki herkes kahvaltı yapmak zorunda değil. Bize sadece sabah kahvesi/çayı için gelen pek çok müşterimiz var. Eğer öğle saatlerinde misafir olmuşsak Hane’nin bizi hangi seçeneklerle karşılayacağının bilgisini Hande Solakoğlu’dan alıyoruz.

biz bir ‘kitap kafe’yiz ancak sahaf kafelerden, İstanbul başta olmak kaydıyla bütün büyük kentlerimizdeki kitabevlerinden, kitap marketlerden önemli bir farkımız var: Biz kitaplarımızı kesinlikle satmıyor, sadece okumaya açıyoruz. Hande Solakoğlu raflarda yer alan yedi binin üzerindeki kitabın daha çok felsefe, tarih, sanat tarihi ve edebi konularda olduğuna dikkat çekiyor. -Edebi eserlerin çoğu Türkçe, Almanca ve İngilizce... Kütüphanenin büyük bir bölümü tarih, sanat tarihi ve sanat üzerine araştırma yapanların başvurabilecekleri kaynak kitaplardan oluşuyor. Bu zengin koleksiyonda Türkçe kitaplar daha az. Osmanlıcalardan el yazmalarına; gezi, denizcilik, yemek kitaplarından üç boyutlu kitaplara hemen herkese hitap edebilen bu kütüphaneye kitapların arasında var olmayı sevenlerin ilgisi çok fazla. Geliyor, okuyor, araştırıyor, kaldıkları yere ayraçlarını koyup ertesi gün bıraktıkları yerden devam ediyorlar. ALIŞVERİŞİMİZİ MUTLAKA YEREL ESNAFTAN, PAZARDAN, KÖYLÜLERDEN YAPIYORUZ Müzikleriyle ve kitaplarıyla konuklarının ruhlarına da hitap eden Solakoğlu ve Uzma, güne sabah yedide ekmek yapımıyla başlıyor, saat dokuzdan önce ekmeklerini, kruvasanlarını ve diğer unlu mamulleri servise hazır hale getirip müşterilerinin beğenilerine sunuyor. Birsel Uzma kahvaltı menülerinde sandviç, omlet çeşitleriyle unlu mamullerin yer aldığını ancak peyniri, domatesi, zeytini, yumurtası, salatalığıyla klasik Türk kahvaltısı arzu edenlerin isteklerinin de hemen yerine getirildiğini vurguluyor.

28

-Mevsiminde ve yerel malzemelerle yemekler yapmayı seviyoruz. Ancak prensip olarak esnaf lokantası olmaktan özellikle kaçındık. Çünkü Ayvalık’ın bel kemiği bu lokantaların bir işlem hacmi, bir müşteri kitlesi var. Açıkçası biz rekabetin adil koşullarda yapılmasına inandığımız için bu kitleden çalmak istemedik. Dolayısıyla her gün mutlaka bir çorbamız olmakla birlikte Hane’de asla mercimek gibi esnaf lokantalarının gözdesi çorbaları bulamazsınız. Biz burada izvinya, arapsaçı gibi yerel sebzelerle başka hiçbir lokantada yiyemeyeceğiniz kremasız, yağsız sebze çorbaları yapıyoruz. Tabii ilkemiz diğer yiyeceklerimizi de kapsıyor. Örneğin deniz kestanesi zamanı deniz kestaneli, oğlak zamanı oğlak etli yemekler hazırlıyoruz. Ancak az önce de söylediğim gibi alışılmışın dışında, kendimize özgü yöntemlerle pişirdiğimiz başka bir şey oluyor onlar! Alışverişimizi mutlaka yerel esnaftan, pazardan, köylülerden yapıyoruz. Etlerimizi kendimiz fümeliyoruz. Çorbanın dışında listemizde her gün bir sebze yemeği, salata ve pizza çeşitleri yer buluyor. İncecik, şekersiz hamuru ile pizzalarımız çok seviliyor. Dört değişik sosla servis ettiğimiz makarnalarımızı herkes çok beğeniyor. Kendi imalatımız olan ve satışa da sunduğumuz ‘tapenade’mizle (bir tür zeytin ezmesi) hazırladığımız sosu konuklarımızın gerçekten denemelerini öneririm. Baget sandviçlerimiz müşterilerimizin afiyetle tükettikleri yiyecekler arasında. Hamburgerimiz zaten efsane oldu. Ekmeğinden ketçabına, mayonezine her şeyini kendi ellerimizle hazırladığımız hamburgerlerimiz cumartesilerin vaz geçilmezi. Yine günün her saati tüketebileceğiniz keklerimiz, pastalarımız, yüzde seksen Belçika bitteriyle yaptığımız trüf çikolatalarımız var. ERİK, KARADUT, GÜL, ZENCEFİL, KARABAŞ OTUNDAN, ÇOK AZ ŞEKER İLAVE EDEREK HAZIRLADIĞIMIZ ŞERBETLERİ MÜŞTERİLERİMİZ SODAYLA BİRLİKTE İÇMEYE BAYILIYOR Genelde saat on sekizde kapanan kafe, Solakoğlu’ndan öğrendiğimize göre bazı özel davetler için akşamları da kapılarını açıyor. -Müşterimiz geliyor ve şöyle diyor: “Biz bu akşam altı kişi, Hane’de özel bir şeyler yemek istiyoruz. Fakat aramızda da iki vegan, bir vejetaryen var. Neler yapabilirsiniz?” Herkesin tek tek tercihlerine ve damak zevklerine göre yemekleri pişiriyorum. İçecekleri, pastaları Birsel hazırlıyor ve konuklarımız kendileri için donatılan bir masada, seçtikleri müzik eşliğinde neşeli bir akşam geçiriyorlar. Birsel Uzma bu konuya ‘ilaveten’ başka bilgiler de paylaşıyor. -Bizim herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle ya da sadece sağlıklı beslenme amacıyla diyet yapmak durumunda olan müşterilerimiz de var. Geçen yıl bir diyet programı çerçevesinde yemeklerini burada yemek istediler. Bütün bir kış boyu onlara rejimlerine uygun yemekler çıkardık. Öğlen oldu mu gelip yemeklerini yiyor, akşam öğünlerini


de sefer tasıyla evlerine götürüyorlardı. Gelemediklerinde ise evlerine servis ediyorduk. Bu uygulamayı yine sürdüreceğiz. Ayrıca, çalışan ve öğle tatiline çıkamayan müdavimlerimizin siparişlerini de diledikleri iş yerlerine gönderiyoruz. “Hane’nin spesiyal içecekleri neler?” diye sorduğumuzda Birsel Uzma, değişik meyvelerden yaptıkları şerbetlerin rağbet gören içeceklerin başında geldiğini belirtiyor ve mutlaka denememizi salık veriyor. -Erik, karadut, gül, zencefil, karabaş otundan, çok az şeker ilave ederek hazırladığımız şerbetleri müşterilerimiz sodayla birlikte içmeye bayılıyor. Türk kahvemiz, capuçino, Americano gibi diğer kahveler ile geleneksel çayımız ve bitki çaylarımız önerebileceğim diğer içecekler arasında. HANE AYVALIK, YAZ BOYUNCA HAFTADA ÜÇ AKŞAM ESKİ GÜMRÜK CADDESİ’NDEKİ YAZLIK YERİNDE MÜDAVİMLERİNİ AĞIRLAMAYA DEVAM EDECEK Aynı anda on sekiz kişiye hizmet verebilen kafede ortaklar arasındaki iş bölümü çok net. Yemekleri Hande Solakoğlu, pastaları Birsel Uzma yapıyor. İki de yardımcıları var. Hande Solakoğlu yüzde yetmişi aşan kadın müşteri kitlesiyle hayli ilgi çekici bir portföye sahip olduklarının altını çiziyor. -Çoğunlukla Çamlık civarında oturan ve orta yaş üstü kadınlar kafemizi en az evleri kadar benimsiyorlar. Ayvalık’a yerleşen İstanbullular da Hane’yi çok seviyor. Ders çalışmaya gelen öğrencilerin ilgileriyse bizi fazlasıyla memnun ediyor. Hane’de neyi, kaça yiyip içebileceğimizi merak ediyoruz. Cevap Hande Solakoğlu’ndan geliyor. -Bütün kahve çeşitlerimiz beş lira. Aslında fiyat listemizde Türk kahvesi dışındakiler altı lira. Ancak gelenler müdavimlerimiz oldukları için bugüne kadar kimseden altı lira almadık. Çünkü canları istediğinde ikinci kahvelerini de rahatlıkla içebilsinler istedik. Çaylarımıza gelince… Dört fincanlık küçük demliklerle servis ettiğimiz çay çeşitlerimizi hep taze demliyoruz. Zira ne kadar kaliteli malzeme kullanırsanız kullanın bekleyen çayın lezzeti kaçıyor. Bu şekilde sunduğumuz dört kişilik demliğimizin

fiyatı sekiz lira. Ama eğer tek kişi gelmişseniz o zaman beş lira yazıyoruz. Yiyecek fiyatlarına makarnalardan örnek vererek başlayayım. Son derece doyurucu bir porsiyonun fiyatı on iki lira. Karadiken gibi deniz ürünlü veya etli makarnalarımız on sekiz lira. Pizzalarımız yirmi, yüz elli gram etin yer aldığı hamburgerlerimiz otuz lira. Ekim ayının başından Temmuz sonuna dek kışlık mekânda konuklarına hizmet sunan Hane’nin yaz boyunca perşembe, cuma ve cumartesi akşamları, yani haftada sadece üç gün ‘Eski Gümrük Caddesi No:14’te müdavimlerini ağırlamaya devam edeceği bilgisi ise Birsel Uzma’dan geliyor. -Her ne kadar farklı bir konsepte sahipsek de bütün bir yıl yazın gelmesini bekleyen sezon esnafına rakip bir mekân imajı vermek istemediğimiz için bu kararı aldık. Bizim amacımız kemikleşmiş müşteri kitlemizi alıştıkları lezzetlerden yaz aylarında da mahrum bırakmamak. Bildiğiniz gibi sezonda Cunda‘dan başlayarak her yer çok kalabalık oluyor. Yer bulunmuyor. Yer bulunsa Ayvalıklının o turistik tesislerde yemek yemeye bütçesi el vermiyor. Özetlersem, dostlarımızı yazın da yalnız bırakmayacağız. Deniz ürünleri, zeytinyağlılar ile meze çeşitlerine daha fazla ağırlık vereceğimiz menümüz yine başka hiçbir yerde tadamayacakları lezzetlerden oluşacak. Örneğin kalamar da yapacağız ama kendi bildiğimiz gibi yapacağız. Yeri gelmişken şunu da söylemek isterim: Daha önce misafir etmediğimiz ama yemeklerimizin tadına bakmak isteyen herkesin başımızın üstünde yeri var! Söyleşimizin sonunda Hande Solakoğlu’na, “Hayli yeni bir işletmesiniz ancak Ayvalık’ın nezih ve kaliteli mekânları arasında anılıyorsunuz. Bu nasıl bir duygu?” diye soruyoruz. -Biz Birsel’le Ayvalık’ta yaşadığımız için ne kadar şanslı olduğumuzu birbirimize her gün söylemeden duramıyoruz. Hayatta herkesin kendince beklentileri, hedefleri vardır. Kırklı yaşlara geldiğimizde hedefimizi mutluluk, huzur ve sağlık olarak belirledik. Burada artık aramızda sıkı bir dostluk bağının oluştuğu müşterilerimizle paylaştığımız güzel, özel bir hayatımız var. Sabah erkenden kalkıp koşa koşa Hane’ye gelme gücünü bize onlar veriyor. Ve biz Ayvalık’ta esnafından müşterisine, insanlarla imrenilesi bir hayatı paylaşıyoruz. Bunun bizim için önemi çok büyük.

29


Akademik Bakış

Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ aygokdeniz@yahoo.com

‘O

Zeytin’in hikâyesi ve Ayvalık

neredeyse her yerinde kullandığımız zeytin yeryüzüne leaceae’ familyasından olan zeytinin adı Yunanca ‘elaia’, Latince ‘olea’dan gelir. Boyu 2- 10 metre bir armağan olarak gönderilmiştir.’ (https://gaiadergi.com/ arasında değişen ancak 15-20 metreye kadar da mucizevi-zeytinin-mitolojik-hikayesi-ve-tarihi/) çıkabilen bir bitkidir. Meyveleri önceleri yeşilken Ekim-Kasım Zeytin ağacı, yaklaşık 40 bin yıl öncesine dayanan birçok aylarında morarıp olgunlaşır. Genellikle efsaneye konu olmuş kutsal bir 300-400 yıl gibi uzun ömürlü bir ağaç ağaçtır. Dünya üzerinde yetişen ve olan zeytinin 2000 yıl yaşayanlarının yetişmekte olan bütün ağaçların ilki olması, onun olasılıkla kuraklıktan olduğu söylenmektedir. Bu durumda etkilenmeyen bir bitki olmasındandır. Tarih boyunca, zeytin zeytin yetiştiriciliğinin tarihi de ilk Zeytin, milattan 10 bin yıl öncesine ağacına verilen insanlara dayanmaktadır diyebiliriz. kadar Doğu Akdeniz havzasının doğal Zeytin, kutsal kitaplarda ve birçok değeri anlamak için, bitki örtüsü sayılmaktadır. Ancak son efsanede yazılmıştır. Cennette iki tane araştırmalar kesin olmamakla birlikte insanoğlunun ona ağaç olduğuna inanılır. Bir tanesi incir zeytinin, milattan önce yaklaşık 12 bin ağacıdır, gerçeği temsil eder. Diğeri umut, barış, zafer gibi yıl öncesinde Akdeniz’in batısındaki ise hayatı temsil eden zeytin ağacıdır. üç varlığına dair ele geçen fosillerin anlamlar yüklediğini, İslamiyet’te zeytin dünyanın ekseni, yabani zeytin dalları olduğunu hatta kimi toplumlarda zeytin dalı ise Hz. Peygamber’in destekleyen verileri sunmaktadır. sembolü olarak kabul edilir. Zeytin ağacın ve meyvesinin Zeytin ağacının anavatanı Güney Ön kutsaldır. Çünkü tanesinden elde Asya olarak kabul edilmektedir. Bölge, kutsal sayıldığını bilmek edilen zeytinyağı, nur misali ışık günümüzde Doğu Akdeniz ile ülkemiz yeterlidir. Yaşadığımız kaynağını temsil eder. Bir başka sınırları içerisindeki Hatay, Gaziantep inanışa göre, Hıristiyanlıkta tufandan ve Kahramanmaraş dolayları olarak modern çağda altın sıvı sonra biten ilk ağaç zeytin ağacıdır. kabul edilir. (http://dergiler.ankara.edu. zeytinyağı yeni bir statü Tanelerinden elde edilen kutsal yağ tr /dergiler/26/ 1748/ 18573.pdf) kazanmıştır. Sağlık, öyle değerlidir ki, Yahudi krallar Zeytin ağacının insanlık tarihindeki gibi Hıristiyan rahiplerin de onunla lezzet ve saflık... yerini kavrayabilmek için 40 bin kutsandığı bilinmektedir. Efsanelere yıl öncesine kadar uzanmak göre Roma İmparatorluğu’nda zeytin gerekiyor. Zeytin ağacına ilişkin hayatın anlamıdır. Antikçağ’daki elimizdeki en kayda değer veri, olimpiyat oyunlarında zafer kazanan Santorini adasında yapılan arkeolojik atletlerin başına zeytin dalından taçlar takıldığını hepimiz çalışmalarda elde edilmiştir. Bu çalışmalarda 40 bin yıllık biliyoruz. Herkül’ün silahı da zeytin dalındandır. Hz. Davud, zeytin yaprağı fosillerine ulaşılmıştır. Aynı zamanda Kuzey Abşalom’dan kaçarken Kudüs’ün doğusundaki Zeytinlik Afrika’nın Sahra bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik dağının yamaçlarına tırmanmıştır. Hz. İsa›nın son nefesini çalışmalarda da MÖ 12 bin yıllarına ait zeytin ağacı verdiği Gethsemani Bahçesi, bu dağın eşiğinde, çarmıha bulgularına rastlanmıştır. Bilim, zeytin ağacının tam olarak gerildiği haç bile zeytin ağacındandır. ne zaman ve nerede oluştuğuna dair bir açıklama getiremese Akdeniz bitkisi olan zeytinin, Türkiye’de Doğu Akdeniz’den de mitoloji buna kendince şöyle bir açıklık getirmiştir: başlayarak Batı Karadeniz’e dek uzanan geniş sahil ‘Antik Yunan’da tanrıların başı Zeus, insanlığa en değerli şeridimizle deniz ikliminden etkilenen iç bölgelere kadar armağanı veren tanrı ya da tanrıçanın yeni kurulan şehrin oldukça geniş bir bölgeyi kaplayan yetişme alanı vardır. hükümdarı olacağını vaat etmiştir. Bu haberi duyan deniz Zeytinin anavatanının Anadolu olduğu, buradan Yunanistan, tanrısı Poseidon ve bilgelik tanrıçası Athena büyük bir İtalya, Fransa ve İspanya’ya kadar yayıldığı, birçok araştırmacı mücadeleye girerler. Poseidon, insanları keşfedilmemiş, uzak tarafından doğrulanmaktadır. Büyük İskender’in seferiyle diyarlara götürecek olan görkemli ‘Atı’, Athena ise insanlığa zeytin Ege ve Akdeniz’e yayılmış, daha sonra Ege ve Akdeniz’i yüz yıllar boyunca bereket ve yaşam kaynağı olacak olan işgal eden Romalılar, Frigyalılar ve Fenikeliler bu kutsal ağaçla ‘Zeytin Ağacı’nı yaratır. İnsanların huzuruna sunulan bu tanışmışlardır. Roma gemilerinin anforalar içinde Avrupa’ya armağanlardan ancak bir tanesi daha değerliydi ve şehir taşıdıkları zeytin böylece dünyaya yayılmıştır. İzmir'in zeytinin gerçekten bir bereket kaynağı olduğunu kabul etmiştir. Bunun üzerine Athena’nın onuruna yeni kurulan şehre kuzeybatısında Çeşme yarımadasındaki Urla’da Klazomenai kentinde yapılan arkeolojik çalışmalarda 2500 yıllık tarih gün ‘Atina’ ismi verilmiştir. Yani aslında bizim bugün hayatımızın

30


ışığına çıkarılmış ve MÖ.3000 yılında yapılan ve zeytinyağı üretiminde kullanılan ilk toprak kazan bulunmuştur. (http:// www.ozaydin.com.tr/kutsal.php) Zeytinin ana vatanı konusunda bir başka tez ise Suriye’nin, zeytinin ana vatanı olduğu şeklindedir. Konu üzerinde farklı yorumlar yapılsa da zeytinin, MÖ 4000’lerde, ilk kez Samiler tarafından ıslah edildiği ve bir kültür bitkisi haline getirildiği düşünülmektedir. Bu nedenle en erken kullanımının da bu coğrafyada olması doğal bir sonuçtur. Yemeklerde, kurban törenlerinde, yakmak için lambalarda, saçın parlatılmasında ya da vücudun ovulmasında olduğu gibi birçok kullanım alanının varlığı bilinmektedir. Akdeniz’de zeytinciliğin yaygınlaştığını gösteren arkeolojik buluntular arasında yağ presleri, saklamada kullanılan kaplar, zeytin gösterimleri olan vazo ve duvar resimleri sayılabilir. Bunların yanı sıra ele geçen zeytin çekirdekleri de kazı alanlarından ele geçen buluntular arasındadır. Önceleri zeytinyağı ticaretiyle başlayan zeytinin yayılma süreci daha sonra zeytin fidelerinin taşınmasıyla da hız kazanmıştır. Fenikelilerin ticaretiyle başlamış olan yolda önce Mısır, Kıbrıs, Girit ve Anadolu yoluyla Yunanistan MÖ 700’lerde Kuzey Afrika’da Libya ve Tunus’a kadar yayılma sağlanmış ve böylece zeytinin yayılımı tüm Akdeniz coğrafyasını kaplamıştır. Anadolu’nun eski uygarlıklarından Hititlerde de zeytinin yetiştirildiği bilinmektedir. Zeytinyağı imalatının yapılması ise arkeolojik buluntular ve yazılı belgeler ışığında tespit edilmiştir. Antik Yunan mitolojisine göre tanrıların armağanı olan üç şey olmadan Yunan mutfağı düşünülemezdi: Tahıl, şarap ve zeytin. Tahıl tanrıça Demeter’in, şarap tanrı Dionysos’un ve zeytin tanrıça Athena’nın insanlara armağanıydı. Antik Yunan’da Athena (Roma’da Minerva) olarak bilinen tanrıçanın sembolleri arasında zeytin dalı bulunmaktadır. Mitolojiye göre Kekrops’un kurduğu Atina kentine Athena’nın isminin verilmesi iki tanrı arasında geçen bir yarışmanın sonucudur. Antik dönemde Yunan ve Roma uygarlıklarının yemek kültüründe zeytin ve zeytinyağının önemli bir yeri vardır. Antik çağda zeytinyağının önemli bir kullanım alanı da tıptır. Koslu Hipokrates (M.Ö. 460-377) ve Pergamonlu Galenos’un önerdiği ilaçlar arasında zeytinyağı da yer almaktadır. Galenos’un zeytinle ilgili görüşü mideyi güçlendiren ve iştah açan bir gıda olduğu şeklindedir. Ona göre zeytinin çeşitli şekillerde hazırlanan biçimleri vardır ancak mideyi güçlendiren ve iştah açan özelliğe uygun olan çeşidi sirke içinde saklanan zeytindir. Zeytinyağının tıpla ilişkili bir diğer kullanım alanı ise masajdır. Celsus’un sağlıkla ilgili bir aktarımı zeytinyağının bu alandaki kullanımı hakkında da fikir vermektedir. Masaj yapılırken yağ kullanımı ise işlemi kolaylaştırmakta ve hastayı rahatlatmaktadır. Antik dönem tıbbı değerlendirildiğinde zeytinyağının merhem gibi ilaçların hazırlanmasında kullanıldığı, yara ve yanıkların tedavisinde ya da çeşitli işlemler sırasında kayganlaştırıcı olarak uygulandığı düşünülmektedir. (http://dergiler.ankara.edu.tr/ dergiler/26/1748/18573.pdf) Tarih boyunca, zeytin ağacına verilen değeri anlamak için, insanoğlunun ona umut, barış, zafer gibi anlamlar yüklediğini, hatta kimi toplumlarda ağacın ve meyvesinin kutsal sayıldığını bilmek yeterlidir. Yaşadığımız modern çağda altın sıvı zeytinyağı yeni bir statü kazanmıştır. Sağlık, lezzet ve saflık... Meyve suyu gibi tüketilebilen tek meyve yağı zeytinyağıdır. Koroner hastalıkları önlemekte önemli bir fonksiyonu olup, kemik gelişimi, beyin ve sinir sistemi üzerinde etkilidir. Kolesterol seviyesini düşürdüğü gibi, damar tıkanıklığını da engellemektedir. Yüksek kan basıncını ve

diyabeti önlemektedir. Sindirim sistemini düzenleyerek gastrit ve ülsere engel olmakta, safra kesesi taşlarının oluşumunu önlemektedir. Anne sütündeki yağa eşdeğer tek bitkisel yağdır ve yiyeceklerimizin lezzetine de lezzet katmaktadır. Dünyanın en önemli zeytinyağı üreticilerinden biri olan ve ‘zeytinyağlılar’ kavramını mutfağında kullanan tek ülke olmasına rağmen, Türkiye zeytinyağı tüketiminde diğer Akdeniz ülkelerinin gerisindedir. Zeytin üretimindeki gelişmelerle birlikte son yıllarda zeytinyağı üretim miktarı ve kalitesinde de ilerleme kaydedilmiştir. 1995/96 sezonu öncesinde ortalama zeytinyağı üretimi 61 bin ton iken, bundan sonraki on iki sezonluk dönemde iki katına çıkarak ortalama 120 bin tona ulaşmıştır. 2013 yılında Türkiye’deki toplam zeytin ağaç sayısı 167.030’dır. Toplam üretimi 1.676 bin tondur. Bu rakamın 390 bin tonu sofralık, 1.286 bin tonu ise yağlıktır. Aynı yıl itibarıyla zeytin yağı ihracatı ise 180 bin tondur. (http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay. php?kod=23172&tipi=17&sube=0) . Zeytin üretiminde Kuzey Ege bölgesinde önemli bir yerleşke de Ayvalık’tır. 1891 tarihli bir istatistiğe göre; Ayvalık’ın nüfusu 21.666’dır ve bu nüfusun 21.486’sı Rum, 180’i Türk’tür. 1914 tarihli bir Fransız yıllığında ise Ayvalık’ın nüfusu 30.000’dir. Bu tarihlerde Ayvalık’tan zeytinyağı, balmumu, yerli ipek, tahıl, şarap, sabun ihracatı yapılmakta ve şeker, kahve, yün, pamuklu kumaş, hırdavat ve ham deri ithal edilmektedir. Fransa, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya Krallığı’nın kentte konsoloslukları bulunmaktadır. Şehirde bulunan bankalar ise Osmanlı Bankası, Atina Bankası ve Viyana Kredi Bankası’dır. 1803’de kurulmuş olan Ayvalık Akademisi (Gymnasion Kydonion) Avrupa’da da bilinen bir okuldur. Akademi ile birlikte kentteki matbaa, Ayvalık’taki canlı kültür hareketinin merkezleridir. Kentte ‘Krikis’ isimli bir günlük gazete ile on beş günde bir ‘Haliko Astir’ adında bir dergi çıkarılmaktadır. Ayrıca, kentte iki otel (Aivali ve Anatoli), içinde eczanesi de olan bir genel hastane ve bir cüzzam hastanesi de vardır. Makedonya’dan getirilen buğdaylar ve Hindistan’dan getirilen deriler işlenerek dünyanın çeşitli ülkelerine ihraç edilmektedir. Ayvalık’ta bu tarihlerde 90 bin dönüm zeytinlik bulunmakta ve yılda 12 milyon okka zeytin toplanmaktadır. Servet-i Fünun dergisine (1894) göre; kentte 7 zeytinyağı ve un fabrikası, 28 zeytinyağı değirmeni, farklı büyüklüklerde 26 sabunhane, 1 adet pirina fabrikası, 25 adet un değirmeni ve 40 adet tabakhane vardır. Üretilen sabunlar Rusya ve Balkan ülkelerine deniz yoluyla gönderilmektedir. Bu 26 sabunhaneden ismen tespit edilenler ise şunlardır: Caldis Kardeşler, Cassapio (S.), Catsacoulis (A.P.) & Cle, Combouris & Psiroukis, Couyoumtzellis & Stavrides, Moraitelis (A.), Nicolaides Kardeşler & N., Gökkinis, Sovatzellis Christodolou & Clo, Stavrides (N.), Stroughilis (M.). Yazımı, ünlü şair Nazım Hikmet’in ‘Yaşamaya Dair’ başlıklı şiirinden bir kesit ve Egelilerin çok kullandığı zeytin duası ile bitirmek istiyorum... Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Herkese zeytin ağacı kadar uzun ömürlü, zeytin kadar bereketli, zeytinyağı kadar sağlıklı bir ömür diliyorum. Görüldüğü ve anlaşıldığı gibi, zeytin varsa hayat var.

31


ATÖLYELERDEN Ne zamandır Barbaros Caddesi 4. Sokak’taki Alpimona/Bez Oyuncak’ı siz okurlarımıza tanıtmak istiyorduk. Temmuz sayımız için atölyenin genç, dinamik, işini çok seven sahibesi Aygen Arslan’ı ziyaret ettik. Başlangıç noktası oğluna sağlıklı oyuncaklar yapmak olan Aygen Arslan, bugün bez oyuncaklar ve dekoratif ürünler alanında markası Alpimona’yı yerleştirmek adına hedef büyütmüş. KOSGEB’in desteği ile yakın bir tarihte büyük bir atölye açarak seri üretim yapmayı amaçlayan genç girişimciye bu sosyal projesinde şimdiden başarılar diliyoruz.

ÇOCUKLARA YÖNELİK ÜRÜNLERİN DOĞAL OLMALARINI ÖNEMSEDİĞİM GİBİ HERHANGİ BİR TEHLİKE İÇERMEMELERİNE DE ÇOK DİKKAT EDİYORUM GÜLBENİZ ŞENTAY

-A

yvalık doğumluyum ama aslen Bağyüzü köyündenim. Ayvalık Meslek Lisesi Cilt Bakımı ve Kuaförlük bölümü mezunuyum. Çocukken okumaya çok meraklıydım. Elime geçen kitapları bir günde yalar-yutardım ve Ayvalık’ta en sevdiğim yer Ahmet Yorulmaz’ın kurucusu/sahibi olduğu Geylan Kitabevi’ydi. Okula gidip gelirken mutlaka kitabevinin önünden geçerdim. Vitrinini seyretmeye, raflarını karıştırmaya doyamazdım. O yıllarda Ahmet amca kendini emekliye ayırmıştı. Dükkânı kayınbiraderi Volkan Berksu ile eşi Semra Hanım işletiyordu.

Bir hafta sonu ailece Bağyüzü’ne gitmiştik. Oradan topladığım muşmulalar elimde olduğu halde, Ayvalık’a döner dönmez yine soluğu kitabevinde almıştım. Kitapların arasında kaybolmak, onlara dokunmak beni öylesine mutlu ediyordu ki dükkândan hiç ayrılmak istemiyordum. Dayanamayıp, “Volkan amca, ben burada çalışabilir miyim?” diye sordum. Sekiz ya da dokuz yaşlarındaydım. Karı-koca beni çok severlerdi. Volkan amca, “Çalışabilirsin tabii” dediğinde dünyalar benim olmuştu. Minnetimin göstergesi olarak muşmulaların hepsini onun avuçlarına bırakıvermiştim! O gün başlayan birlikteliğimiz ben evleninceye kadar, yani tam on üç yıl sürdü. Okuldan çıkar çıkmaz gittiğim, bütün bir yazı geçirdiğim Geylan’da adeta ailenin bir ferdiydim. Bir süre sonra sadece okumayı değil, çalışmayı da çok sevdiğimi fark ettim. Verilen her işi büyük bir zevkle yapıyordum. Gelen kolileri açıyor, kitapların tozunu alıyor, barkodlarını giriyor, yerleri süpürüyordum. Her şeyin yerini ve fiyatını ezbere biliyordum. Müşteri

32

bir kitap adı söylediğinde hemen bulunduğu raftan alıp getiriyordum. Aynı zamanda kasaya da bakıyor, boş kaldığımdaysa bol bol okuyordum. Ne kadar çocuk klasiği varsa hepsini hatmetmiştim. En çok ilgimi çeken kitaplar onlardı. Hâlâ da çocuklar için yazılan her şeyi okurum. Çünkü anne olduğumda bütün o kitapların faydasını gördüm. Küçük bir çocuğun duygu dünyasını, o dünyaya girmeyi hep onlardan öğrendim. Oğlumu tanımayı, onu anlamayı, onunla arkadaş olabilmenin yollarını… Kısacası iyi bir anne olabilmeyi o kitaplara borçluyum.

Gerçekten de Geylan Kitabevi’nin bana kattığı çok şey var. Dediğim gibi Ahmet amca dükkâna sık sık gelirdi. Ama ne yazık ki benim onunla çalışma şansım olmadı. Duygusal, sevecen, babacan bir insandı Ahmet Yorulmaz. Son derece birikimliydi. Onların kendi aralarındaki sohbetler benim de ufkumu açardı. Artık kitaplarının yeni baskılar yapmayışına hem şaşırıyor hem üzülüyorum. YAPTIĞIM İLK OYUNCAKLARDAN KAZANDIĞIM PARAYLA KENDİME BİR SINGER-YOKNAZ DİKİŞ MAKİNESİ ALDIM Küçüklüğümden beri diğer bir ilgi alanım da dikiş-nakıştı. Ama bez oyuncaklar yapmaya oğlumun sayesinde başladım. Dünyaya geldiğinde onun eline ne idüğü belirsiz plastik oyuncaklar vermek istemiyordum. Bir gün organik oyuncaklar yapan bir hanımla tanıştım. Ondan esinlenerek oğluma bir oyuncak kedi yapmaya karar verdim. Eve geldim. Annemin artık giymediği, eski pazen şalvarları vardı. Birini seçtim. Üzerine tasarladığım kedi motifini çizdim. Biçtim. Fakat dikiş makinem yoktu. Genç bir kızken babamdan hep bana bir


dikiş makinesi almasını istemiştim. Maalesef almamıştı ya da alamamıştı. Evlendikten sonra da bir türlü kısmet olmamıştı makine almak. Kediyi, oturup elde diktim. Oğlum kedisini çok sevmişti. Tarlakuşu-Gurmeko’nun sahibi Ayfer Özcan kediyi görünce, “Böyle oyuncaklar yapmayı düşünürsen, ben burada satışını yaparım” dedi. Heyecanlandım tabii. Büyük bir hevesle ilk etapta on tane oyuncak hazırlayıp götürdüm. Kısa sürede satıldılar. Ben de onların parasıyla kendime bir Singer-Yoknaz dikiş makinesi aldım. ‘Karakafa’ adı verilen makinenin bütün marifetlerini bir günde çözdüm. Artık evde, atölyeye dönüştürdüğüm bir odada harıl harıl çalışıyordum. Ürünlerimin bir kısmını Cafe Karamel’de sergiliyordum. Oyuncakları çok beğenen bir kafe müşterisi, gelip beni buldu ve yaptığım her şeyi satın alıp gitti. Talepler çoğalınca atölye açmam şart oldu. 2011 yılında şimdi Hangar Sanat’ın sahibi olan Meral Hanım’la ortak kullanacağımız atölyemiz hizmete girdi. Atölyeye isim ararken Leonardo da Vinci’nin o çok sevdiğim Mona Lisa tablosu bana ilham verdi. ‘Mona’ İtalyancada ‘Benim’ demek. Bense, bu noktaya gelme sebebim olan oğlum Alp’e “Alpi!” diye seslenirdim. Atölyemin adını ‘Benim Alp’im anlamına Alpimona koydum. Yine

aynı yıl birkaç arkadaş bir araya gelerek Ayvalık Sanat ve El Sanatları Derneği’ni (ASED) kurduk. Böylece el sanatlarıyla uğraşan insanlar örgütlenip, bir çatı altında toplandık. Zamanla oyuncakların yanı sıra herkese hitap edebilecek dekoratif ürünler çalışmaya yöneldim. Kumaş, örgü yastıklar, çantalar, kişiye özel mutfak ve servis önlükleri, duvar süsleri, sarkaçlar, anahtarlıklar, bez bebekler, çocuk yastıkları yapıyorum. Bu tür tasarımlarım, bana olduğu kadar müşterilerime de neşe veriyor. EN ÖNEMLİ ESİN KAYNAKLARIM KENDİ KEDİLERİM VE AYVALIK KEDİLERİ. BİR DE HER AKŞAM GELİP UZUN UZUN ÖTEN SEVİMLİ BİR BAYKUŞUMUZ VAR Her işimde tercihim doğal kumaşlardan yana. Kot, çuval, pamuklu dokuma ve keçe en sevdiğim kumaş türleri. Özellikle kumaş-keçe karışımı objeler bana ayrı bir keyif veriyor. Genelde malzemeleri Edremit’ten, İzmir’den alıyorum. Ama Ayvalık’ta da güzel kumaşlar bulabiliyorum. Örneğin çanta yapımı için ideal olan ‘duck’ kumaşları Avcılar Kulübü’nün yakınındaki bir tekstil mağazasından temin ediyorum. Hemen hemen bütün ürünlerimde aplike ve basitleştirilmiş kırkyama gibi tekniklerden yararlanıyorum. Özellikle çocuklar için hazırladığım

ürünlerde sadece doğal olmalarına değil, aynı zamanda herhangi bir tehlike içermemelerine çok dikkat ediyorum. Çocukların ağızlarıyla ya da elleriyle koparabilecekleri düğme, boncuk türü malzemeler kullanmamaya özen gösteriyorum. Ayrıca makineye atıp yıkanabilen bu oyuncakları son derece hijyenik bulduğumu belirtmeliyim. Çünkü kimyasal boyalar içermedikleri için dişlerini kaşısalar bile zarar görmeyeceklerini biliyorum. Sağlıklı olmalarının ötesinde bez oyuncakların çocuklara daha sıcak geldiğini, onları daha kolay benimsediklerini, yanlarından hiç ayırmadıkları söyleyebilirim. Ben hayvanları, en çok da kedileri ve baykuşları seviyorum. Kedilerin kendine has yüz ifadelerini, davranış biçimlerini çizmeye bayılıyorum. Ayvalık yaratım sürecinde beni bu yönden fazlasıyla besliyor. Kendi kedilerim, Ayvalık kedileri hep esin kaynağım oluyor. Bir de her akşam gelip uzun uzun öten sevimli bir baykuşumuz var. Sesi öyle güzel ki! Onu çalışmaktan hiç bıkmıyorum. Dekoratif yastıklarımaysa doğal güzelliğimizden kesitler taşımayı seviyorum. Elbette yelpazemi çeşitlendirirken müşterilerimin isteklerine de kulak veriyorum. Örneğin bu yıl benim de keyifle çalıştığım Frida Kahlo (Meksikalı kadın ressam) yastıklar çok moda.

33


şikayetçi değilim. Size, “Günde şu kadar saat ayaktayım!” diyemem. Zira neredeyse hiç durmuyorum. Sabah erkenden atölyeye geliyorum. Akşam yedi buçukta eve dönüyorum. Yemek faslı bitince evdeki atölyeme geçiyorum. Bu kez orada çalışıyorum. Başka türlü işleri yetiştirme şansım yok. Ama bir hedefim var. Çöp Madam/Tara Hopkins’in atölyesini ev kadınlarına açmasını çok takdir etmiştim. Ben de onun gibi kadınlarımızın el emeklerini değerlendirebilecekleri bir büyük atölye kurmak istiyorum. KOSGEB’e organik oyuncak üretimi yapmak üzere baş vurdum. Kabul de edildim. İnşallah bu arzum, idealim yakında gerçekleşecek.

Sezonun yaklaşmasıyla birlikte siparişler çok arttı. Bir hafta önce Almanya’ya beş yüz adet ipini çektiğinizde bebeğinize baş ucunda bizim ninnilerimizi söyleyen yıldızlar yapıp gönderdim. Geçen yıl da Almanya’da bir anaokulu doğal oyuncaklarımızdan istemişti. Onlar için tavşanlar, bez bebekler çalışmıştım. Yani küçük çapta ihracata da başladım, diyebilirim. Dolayısıyla şu günlerde kendi iç dünyamı yansıtan şeyler üretmekten çok siparişleri yetiştirmeye çabalıyorum. Çünkü tam restoranların önlük, tişört, boyama yastıklarını bitirip kendi işlerime dönmeye hazırlanırken yeni talepler geliyor. Sanırım bu yılı sadece siparişleri yerine getirmekle geçireceğim. Ama böylesine yoğun olmak da güzel. Atölyede yalnız olduğum için biraz zorlansam da

YERLİ VE YABANCI TURİSTLER KEDİLERİYLE MEŞHUR AYVALIK’TAN AYRILIRLARKEN, “AYVALIK ANISI OLARAK NE ALALIM?” DEDİKLERİNDE, BENİM KEDİLERİM ONLAR İÇİN İYİ BİR SEÇENEK OLUYOR Hızlı hareket etmek, zamanı en verimli şekilde değerlendirmek zorunda kalışım nedeniyle kendime göre bir program geliştirdim. Farklı objelerle tek tek uğraşmak yerine, daha seri üretim yapabileceğim bir sistem uyguluyorum. Mesela elli adet baykuş kesiyorum. Yüz adet göz, yüz kanat kesiyorum. Sonra sırasıyla bedenlerini, kanatlarını, gözlerini dikiyorum, içlerini dolduruyorum. Birkaç gün sonra elli baykuş birden bitmiş oluyor. Bu şekilde haftada yüz baykuş satışa hazır hale geliyor. Bez oyuncaklarımın en sıkı müşterileri ise öncelikle küçük çocuklarını kimyasallardan, Çin malı ucuz oyuncaklardan uzak tutmak isteyen bilinçli anneler…

Geçen yıla kadar Ayvalık dışında da satış noktalarım vardı. Evime gelip, bütün oyuncaklarımı alan Fulya Erokyar’ın İstanbul’da ‘Casa di Fulya’ adındaki hediyelik eşya mağazası bunlardan biriydi. Diğeri ise Büyükada’daki ‘Kırlangıç’tı. Şimdi sadece kendi atölyemde satış yapıyorum. Bir de arkadaşımın yeni açtığı kafeye ürün veriyorum ama ana satış noktası burası. Atölyemi açtığımdan bu yana en ilgi gören ürünlerim baykuşlar, tavuklar ve kediler. Hele kedileri inanın yetiştiremiyorum. Yüzlerce yapıyorum fakat neredeyse anında tükeniyorlar. Sanırım onları kuyruklarından, kulaklarından yakalamak çocukların hem hoşuna gidiyor hem kolayına geliyor. Yine yerli ve yabancı turistler kedileriyle meşhur Ayvalık’tan ayrılırlarken, “Ayvalık anısı olarak ne alalım?” dediklerinde, benim kedilerim onlar için iyi bir seçenek oluyor. Atölyemdeki dekoratif ürünler de bez oyuncaklar da fiyat açısından insanların bütçesini zorlayacak etiketler taşımıyor. Örneğin özellikle otellerin ilgi gösterdiği anahtarlıklar on lira. Kedilerim yirmi-yirmi beş lira. En pahalı olanlar dekoratif yastıklar ki onlar da elli-altmış lira arasında. Sanırım hiçbir endişeye kapılmaksızın çocuğunuzun eline yirmi dört saat verebileceğiniz bez oyuncaklarımın ya da evinize farklı bir renk katan dekoratif objelerimin pahalı oldukları söylenemez. Sözlerimi şöyle noktalamak istiyorum: Ben dükkânımı, işimi ve Ayvalık’ımı çok seviyorum. Ömrüm yettiğince atölyede olmak, üretmek istiyorum. Burada çok mutluyum.

EV YAPMI KEDİ! Biraz çizim yeteneği olan herkes bez oyuncaklar yapabilir. Siz de, Aygen Arslan’ın tarifiyle bir kedi sahibi olabilirsiniz örneğin... “Önce iki kat yaptığımız kumaşa dilediğimiz pozisyonda, kuyruklu ya da kuyruksuz bir kedi figürü çiziyoruz. Dikiş payı bırakarak kumaşı biçiyoruz. Sonra dolgu aralığı bırakarak elde ya da makinede çizgi üzerinden dikiyoruz. Ters çevirip içini pamukla dolduruyoruz. Kaşlarını, gözlerini, ağzını, burnunu çiziyoruz. Böylece sevimli, yapımı son derece kolay bir kedimiz oluyor.”

34


HATIRA DEFTERİ

TUNCEL KURTİZ 9 YAŞINDA AYVALIK’TA, ZEYTİNYAĞI FABRİKALARINDAN SIZAN KARASUNUN ÜZERİNDE KALAN YAĞI TOPLAYIP SABUNCULARA SATMIŞTI 1946 yılının sonları… Ayvalık’a yeni bir kaymakan göreve başladı. Adı Hamdi Valâ Kurtiz’di. Ailesi Selanikliydi. Robert Kolej’de ve İzmir Amerikan Koleji’nde okumuş, buralarda misyonerlik faaliyetleri yapılmasından rahatsızlık duyunca arkadaşlarıyla birlikte Türk Harsını (Kültürünü) Koruma Derneği’ni kurmuştu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etmiş ama eğitimini Ankara Hukuk’ta tamamlamıştı. Soyadı Kanunu çıkınca Ergenekon’dan hareketle, demir dağları delip kurdu izleyen ve buraya gelen insanlardan esinlenerek, ‘kurdun izi’ anlamında ‘Kurtiz’ soyadını almıştı.

Kendisi gibi Rumelili olan ve İzmit Karamürsel’de öğretmenlik yapan Müfide hanımla evlenen Hamdi Valâ Kurtiz sırasıyla Şeyhler, Bahçecik, Küçükyozgat ve Kırıkkale’deki nahiye müdürlüklerinin ardından 1942’de kaymakam olarak Reşadiye kazasına, oradan da Kandıra ve Posof kaymakamlıklarına atanmıştı. Posof’tan sonraki durağı ise Ayvalık kaymakamlığı oldu. Hamdi Valâ Kurtiz’in Ayvalık’a atandığı sırada 9 yaşında olan ve yıllar sonra Türk sinema ve tiyatrosunun önemli isimleri arasında anılacak oğlu Tuncel Kurtiz Ayvalık günlerini şöyle anlatmıştı:

yiyince ‘Hurma gibi!’ diyorum.” BABAM MİLLİYETÇİ VE ATATÜRKÇÜYDÜ. CUMHURİYET BAYRAMI’NDA ONUN GİBİ GİYİNMEK İÇİN TA AMERİKA’DAN BİR FRAK, BİR SİLİNDİR ŞAPKA ALMIŞTI Oğlu Tuncel Kurtiz’in deyişiyle ‘deli bir adam’ olan ve bu yüzden hiç durmadan bir yerden bir yere ‘sürülen’ Hamdi Valâ Kurtiz, Ayvalık’tan sonra mesleki eğitim için ABD’ye gitti. Orada Michigan Üniversitesi’ndeki Belediye İdarecileri Yüksek Tekamül Kursu’nu iyi dereceyle bitirdi. Ayrıca İngiltere’de, Mahalli İdareciler Kursu’na katıldı. Hamdi Valâ Kurtiz’i sonraki yıllarda Sütçüler, Silifke ve Tarsus kaymakamlıklarında görüyoruz. Tarsus’ta çok sevilmiş olmalı ki, görevliyken yaptırdığı şehir stadına onun adı verilmiş. Tarsus’un ardından 1950’li yılların başında bu kez Edremit Kaymakamı olarak çıkıyor karşımıza. (Oğlu Tuncel Kurtiz’in Kazdağlarına olan hayranlığı da o yıllarda başlayacak, usta sanatçı eşi Menend Kurtiz’le birlikte Edremit’e, Çamlıbel köyüne yerleşecek, orada sekiz odalı Zeytinbağı Oteli’ni açacak ve yaşamının sonuna kadar Kazdağları ile Edremit

“Çocukluğumun Ayvalık’ı bir rüya gibiydi. En çok hatırladığım zeytinyağı… Zeytin kokusunu en çok Ayvalık’tan hatırlarım. Pirina kokusunu, zeytinyağı kokusunu, fabrikaların kokusunu… O kara suyun kokusu bile her zaman burnumda tütmüştür. Kaymakam evi sahildeydi. Futbol oynamayı severdim. Bizim kaymakamlığın bir de sandalı vardı. Sandalın ucuna bir kalas koyardık, denize çıkardık ve zeytinyağı fabrikalarından sızan karasunun üzerinde kalan yağı toplayıp sabunculara satardık. Sonra o para ile top alıp mahalle arasında futbol oynardık.  Anneannemin lafını hatırlarım… Sele zeytini yaparlardı. Yerken ‘Hurma gibi!’ derdi. Zeytinin hurma ile ne ilgisi var diye düşünürdüm. Ben de iyi bir sele zeytinini

35


Körfezi’nin tanıtımı için çaba gösterecektir.) Çocukluğunun Edremit günlerini de şöyle özetliyor Tuncel Kurtiz: “Edremit’e ilk kez geldiğimizde 14 yaşımdaydım. Liseyi orada bitirdim. Babam milliyetçi ve Atatürkçüydü. Cumhuriyet Bayramı’nda onun gibi giyinmek için ta Amerika’dan bir frak, bir silindir şapka almış ve rugan ayakkabılarıyla Cumhuriyet bayramlarına öyle gitmişti. Babamdan kalan elbiseleri giysem yeter bana! Mükemmel bir insan değildi tabii ama çok doğru tarafları da vardı. Atletti, iyi tenisçiydi, iyi dans ederdi. Çok güzel harmandalı oynar, rakıyı güzel içerdi. Büyük bir kütüphanesi vardı. Şiire meraklıydı; Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Nâzım Hikmet okurdu. Babam bana, ‘Sana temiz bir isim bırakıyorum,’ dedi. Çünkü sonuna kadar doğruluktan yanaydı. Ne parti lideri, ne şu, ne bu, sadece kanunu bilirdi. Bunun için de çok sürgüne gitti.” Hamdi Valâ Kurtiz Gediz, Bozüyük, Eskipazar, Çorlu kaymakamlıklarından sonra İstanbul, Hatay ve Sivas’ta Vali Muavinliği yaptı. Tekrar kaymakamlığa dönerek Sarıyer’e atandı. Bir ara İstanbul ve Edirne Vali muavinlikleri görevlerine getirildi. 1973 yılında emekliye ayrıldı ve 10 Ekim 1994’da yaşama veda etti.

SON TAHLİLDE NE OLURSA OLSUN HER BABA EVLADINI SEVİYOR

O

nat Kutlar’ın bir yazısında, “Yüzünde hem acı, hem gülüş, hem tevekkül, hem başkaldırı ifade eden çelişik, derin ve zengin çizgiler. Okunan bir yüz. Hareketli, sürükleyici bir kitap gibi!” sözleriyle tanımladığı Tuncel Kurtiz, televizyon dizilerinde Ramiz Dayı, Ebu Suud Efendi rolleriyle yeniden ‘keşfedildikten’ sonra uzun yıllarını Çamlıbel-İstanbul arasında geçirdi. Kazdağları’nın binlerce yıllık tarihine bakan, çepeçevre kitapla çevrili bir odada üreterek, severek, sevilerek geçen yıllardı bunlar… Usta sanatçı, 2013’ün 27 Eylül günü aramızdan ayrıldığında 77 yaşındaydı. Ayvalık’ta kaymakamlık yapan babası Hamdi Valâ Kurtiz ile ilişkisi hakkında şöyle demişti: “Lise 2’de okulda çakmaya başladım. Edebiyatçı olmaya karar vermişim. Kendimi Sait Faik zannettiğim günler... Bohem bir hayatın içine girdim. Ama babam iyi bir avukat olmamı istiyor. Bir de akşam yemeğinde ailenin sofrada bir arada olmasını. Çünkü iyi bir aile babası... Ama ben 20 yaşımdayım, tiyatro maceram başlamış, akşam yemeğine katılamıyorum. Annem idare etse de, bir noktadan sonra evi terk ettim. Nevizade’de bir oda tuttum. Yıllar sonra, babam İstanbul Vali Yardımcısı iken ben Yaşar Kemal’in ‘Teneke’ adlı oyununda kötü bir ağayı oynuyordum. O yıllarda dayım CHP’den milletvekiliydi. Babama Meclis’te bir gün bir vekil sormuş, ‘Tuncel Kurtiz’in akrabası mısınız?’ diye. Babam da gülerek, ‘O benim hayırsız oğlumdur!’ demiş. Hakkaniyetli bir insandı. Menend ile evlenmeye karar verdiğimizde babamla tanıştırmıştım. Menend’e baktı baktı ve ‘Kızım aptal olma, bu adamdan hayır gelmez!’ dedi. Velhasıl çok karşı karşıya geldiğimiz zamanlar da oldu, çok güzel günlerimiz de. Ama ölmeden mutlu aile fotoğrafını çektirdik. Son tahlilde ne olursa olsun her baba evladını seviyor.”

Hamdi Valâ Kurtiz’den 18 yaşındaki oğlu Tuncel Kurtiz’e mektup

SENDE AZİM VE İRADE NOKSANLIĞI GÖRÜYORUM. BUNU TAKVİYE ETMEZSEN, SONUN ÇOK FECİ OLACAKTIR

10.3.1954, Bozüyük.

"Tuncel, Mektubun yeisten vücuduma nüzül indirtiyordu. Çok bedbaht bir baba imişim. Bir babanın vazifesi evladını bir mektepte okutmaktır. Kolay mektep aramak değildir. Leyli okulda okuyamayacağım diyen sendin. Sendeki rahatlık hiçbir okuyan çocukta yoktur. Sende hiç sıkılma yok mu? Bu kadar iradesi zayıf bir insan mısın? İzmit'te bu kadar müsait bir muhit içinde yapamadığını Anadolu Mektebi’nde mi yapacaksın? Yoksa orada diploma ve not mu satılıyor? Halinin neye müncer olacağını düşünüyor musun? Derslerini yetiştiremeyen bir talebe herhangi bir oyuna zaman feda eder mi? Ederse onda akıl ve irade var denir mi? Senin mektubundaki vaatlere nasıl inanabilirim? Bütün Allah’ımdan dileğim, pek yakında inşallah babasız kalmandır. Bu yara beni çok çabuk öldürecektir. Bu acıyı ancak baba olduğunda hissedebileceksin. Gönderdiğin mektubu Kuran kitabının içine koydum. Benim bu yazımı da sen sakla. Son olarak talebini kabul ediyorum. Gelecek sene İzmit'te okuman şartıyla. Bir baba, manen ancak benim kadar yıkılabilir. Sana giderken tembihim, okuldan çıkınca doğru eve gidip yarım saat istirahatten sonra akşam yemeğine kadar derslerinle meşgul olmandır. Senin yine bildiğin gibi hareket ettiğini anladım. Sende azim ve irade noksanlığı görüyorum. Bunu takviye etmezsen, sonun çok feci olacaktır. (...) Anadolu okuluna kabul edildiğini de bildir. Taksidi doğruca mektep müdüriyetine tel veya posta ile göndereyim. Bunun benim sana yapacağım son vazife olduğunu da bil. (...) Aklını başına al. Annen ve ben çok müteessiriz. Gözlerinden öperiz."


Daha 9 yaşındayken Ayvalık’ta, zeytinyağı fabrikalarından sızan karasunun üzerinde kalan yağı toplayıp sabunculara satan Tuncel Kurtiz, aynı zamanda diş hekimliği de yapan amatör fotoğrafçı Tolga Özmen’in, Kazdağları’nda yaşayan köylülerin zeytin hasadı sırasındaki çileli yaşamını anlatan fotoğrafları gördükten sonra, zeytine, yöre insanına olan aşkını, eşi Menend Kurtiz’le birlikte yazıya dökmüş ve seslendirmişti. Hasat mevsiminde, zor koşullarda zeytinin toplanmasından yağ sıkımına kadar geçen süreci anlatan fotoğraflar üzerine yazılan metin şöyleydi:

ZEYTİNİN YAĞI BÜTÜN DÜNYAYI İLELEBET AYDINLATIR

KAYNAKÇA -Faruk Bildirici, ‘Soyadını Ergenekon’dan Alan Sanatçı’, Hürriyet gazetesi, 15 Ağustos 2009 -Lora Baytar Çapar, Agos gazetesi, 25 Mayıs 2012 -Olkan Özyurt, ‘Ne Hayırlı Bir Evlat Oldum Ne de İyi Bir Baba’, Sabah gazetesi, 10 Şubat 2013 -Zeynep Miraç, Gürül Gürül Bir Aktör, Cumhuriyet gazetesi, 31 Ocak 2016 -Roll dergisi, Temmuz 2009 -Göktuğ İpek, ‘Ayvalık’ta Sosyal ve Siyasi Hayat (1940-1950)’ Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2016

“Ben ağaçlardan hepsini severim ama zeytin ağacı bir başka. Her şeyden önce simgeledikleriyle. Yapraklarıyla barış, altın sarısı yağıyla mutluluktur. Zeytin, insanoğlunun hayatında çok önemli bir yer tutar. Bir efsane ağaçtır zeytin. Nuh Tufanı’nda ağzında zeytin ağacıyla gelen güvercin, tufanın bittiğini müjdelerken, umut ve barışın simgesi olmuştur. Bu ağaç ne batılı, ne de doğuludur, cihanşumüldür. ‘Onun yağı, bütün dünyayı ilelebet aydınlatır’ diye yazar Burhan Oğuz. Peki kutsal zeytin ağacının meyvesi zeytin, hangi çabalarla hasat edilir? Hangi acılarla, ayazda, yağmurda, hastalıklarla traktör sırtlarında sakatlık ve ölümlerle sonuçlanan kazalar sonrasında toplanır zeytin? O altın renkli kutsal su, kimlerin güçleriyle üretilir ve verilen onca emeğin karşılığı nedir? Yoksulluk mu, hastalık mı, ölüm mü? Bu mu zeytin emekçisinin kaderi? Ne diyor Cemal Süreya, ‘Şelaleye düşmüştür zeytinin dali/Celaliyim, celalisin, celali" 37


Ayvalık'a Bakarken TAYLAN KÖKEN

U

AYVALIK ÇANI/2 (Baltazzi Ailesi)

zun yıllardır Bergama Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde sergilenmekte olan Ayvalık Çanı’na ilişkin yazımızın ilk bölümünde, her zaman rahmetle andığımız değerli büyüklerimiz Ahmet Yorulmaz ve Ali Onay’ın kaynaklarından, çanın Cunda’dan Kurufitalya tepesine taşınmasını ve oradan müzenin bahçesinde sonlanan hikâyesini özetleyerek aktardık. Bu bölümde yine kısaca çanı döktüren Baltazzi Ailesi hakkında bilgiler aktarmaya çalışacağız. Ayvalık Çanı ve Baltazzi Ailesi Çanla ilgili belki de en büyük tartışma kimin döktürdüğü konusundadır… Ali Onay, babasının iş arkadaşı olan Çakırakis’ten aktararak, çanı Cundalı demirci ustası Emin Ali Baltacı’nın döktürdüğünü söylemektedir. Ahmet Yorulmaz bu iddiaya şiddetle karşı çıkarak dostu Prof. Dr. Ömer Özyiğit’ten almış olduğu bilgilere göre çanı Baltazzi Ailesi’nin yaptırmış olduğunu söyler. Ayvalık Çanı, Almanya’nın Bochum kentinde 1863 yılında dökülmüştür. Çanın bir tarafında dökümü gerçekleştiren firmanın adı yazılmıştır: GEGOSSEN VOM/BOCHUMER VEREIN FÜR BERGBAU UND GUSSSTAHLFABRIKATION/ IN BOCHUM. Diğer yüzünde ise Yunan harfleriyle yaptıranın adı yer almaktadır: ALİ-AĞA/E.A. BALTAZZİ/1863. Aslında bu bilgiler üzerinde tartışılmayacak kadar net bilgilerdir. Çanın başkaları tarafından döktürüldüğünün iddia edilmesi son derece hatalı bir yaklaşımdır. Baltazzi Ailesi’nin kökeni Baltazzi Ailesi 1746 yılında Venedik’ten İzmir’e gelip yerleşmiş Levanten bir ailedir. Baltazzi’ler Venedik’in tarih sahnesinden

silinmesinin ardından Avusturya uyruğuna girmişlerdir. Birçok değişik kaynakta İtalyan, Avusturya ve Rum asıllı olarak gösterilmelerine rağmen aslen İtalya’nın Trieste liman kentinden olan, Venedik kökenli bir ailedir. Osmanlı kayıtlarında Baltazzi adının yanı sıra, Baltacı/Baltacızade/ Baltacıoğulları olarak da anılmaktadırlar. İzmir’e gelen ailenin ilk ferdi Mario Baltazzi’dir. Mario Baltazzi’nin oğlu Evangelos Baltazzi 1818 yılında Vierou (Ioanes) Mavragortado ile İtalya’da evlenir ve on çocuğu olur. Bu on çocuk ailenin çekirdek nüvesidir. Bu çocuklar hemen her Avrupa şehriyle ticari ilişkilere girecek, İzmir, İstanbul, Aydın, Menemen, Aliağa, Bergama, Ayvalık ve Edremit’te ticari faaliyetler yaparak, Aydın, İzmir, Bergama ve Aliağa’da Osmanlı’nın sıkıntılı döneminde geniş arazilere sahip olacaklardır. Baltazzi Ailesi’nin Rum oldukları konusundaki düşüncelerinse iki önemi sebebi vardır: Baltazzi Ailesi’nin erkekleri Rum kadınlarıyla izdivaç yapmakta ve genellikle arazilerin mülkiyetlerini eşleri üzerine yapmaktadır. Diğer bir sebepse, 1866 yılında İzmir’de doğan Georgias Baltazzi’dir. Liseye kadar eğitimini İzmir’de tamamlayan Georgias, üniversite eğitimi için Atina’ya geçer ve orada kalır. 1902 yılında Yunan milletvekili, 1908 yılında Dışişleri Bakanı olur ve bu görevini 1922 yılına kadar sürdürür. 1922 Eylül’ünde Altılar Davası olarak anılan davada yargılanır ve idam edilerek öldürülür. Osmanlılar ile Baltazzi Ailesi’nin ilişkileri Bu çocuklar arasında Emmanuel (Manolaki) Baltazzi ile Theodor Baltazzi İzmir’deki ticari faaliyetleriyle zenginleşir ve İstanbul’a geçerek Osmanlı hanedan fertleriyle yakın

1845 yılında çanın döküldüğü fabrika

Aristide Baltazzi

38


ilişkileri olur. Ailenin Osmanlı’yla ilk ticari teması Emmanuel Baltazzi’nin Şirket-i Hayriye’nin bir kısım hissesinin sahibi olmasıyla başlar. Bu hisseler şirket gemilerini İngiltere’den herhangi bir kâr elde etmeden getirdiği için aileye bedelsiz olarak Sultan fermanıyla verilecektir. Ailenin ekonomik gücünü başkentte değerlendiren aile üyeleri, tarihte Galata Bankerleri olarak anılacak ticari grubun üyelerindendir. Aile 1840’lı yıllarda Dersaadet Bankası’nın (1) kurucu üyelerindendir. Sultan II. Mahmut bir yabancı olmasına rağmen E. Baltazzi’ye ilk mülk edinme fermanını verecektir. Ailenin Pera’da birçok taşınmazı olduğu gibi, 1850 yılında İzmir’i ziyaret eden Sultan Abdülmecit Han ailenin Bornova’daki köşklerinde yine 23 Nisan 1863’te İzmir’e gelen Sultan Abdülaziz ise Buca’daki köşklerinde (2) misafir kalacaktır. Buca’daki bu evde (3) Kurtuluş Savaşı sonrasında Mustafa Kemal Atatürk’ün de bir gece kaldığını belirtelim. Macaronia Çiftlik ve Baltazzi Ailesi Baltazzi Ailesi’nin Osmanlı’nın son döneminde geniş arazilere sahip olduğunu belirtmiştik. Hanedan ile yakın ilişki kuran Baltazziler’e çoğunlukla geri alamadıkları borçlarına karşılık bu araziler verilmiştir. Ailenin diğer bir üyesi olan Spiridone Baltazzi de Kabakum’da geniş bir arazi satın alacak ve Macaronia Çiftliği’ni kuracaktır. Evlenme çağı geldiğinde Spiridone Baltazzi (1826-1867) Smaragda S. Karatheodori (1830-1899) ile evlenecektir. Smaragda kocasının erken yaşta ölümünden sonra Macaronia Çiftliği’nin tek sahibi olarak kalacak ve uzun yıllar çiftliği tek başına yönetecektir. Çocuğu olmayan Smaragda’nın Ayvalık’ta Kato Hora (4) mahallesinde bir evinin olduğu ailenin son fertlerinden olan Alex Baltazzi tarafından söylenmektedir. Bu çiftliğin iskelesinden uzun yıllar ticaret yapılmış, hatta Ayazmend ile birlikte pazar kurulan ikinci yer olmuştur. Aliağa (Çiftlik) Rumları ve Baltazzi Ailesi Aliağa ilçesi 1890 yılında Aydın Vilayeti Salnamesine göre, Menemen’e bağlı bir köydür. 101 hanede 801 nüfus Baltazzi Buca Köşkü

yaşamaktadır. Aliağa Çiftliği olarak anılan küçük yerleşim Baltazziler’in elindeydi. Bergama-İzmir yolu Aliağa’dan geçmekte, ticari mallar Bergamalı deveciler tarafından taşınmaktaydı. Bergama-Soma arasında demiryolu yapılınca deveciler buna karşı çıkmış ve malları deniz yolu üzerinden Smaragda İzmir’e nakletmeye başlamışlardı. Baltazzi Mallar yaz aylarında Aliağa iskelesine Macaronia götürülür, buradan İzmir’e deniz yoluyla Çiftlik taşınırdı. sahibi Bu ticaret Baltazzi Ailesi’ne yaramış ve kısa zamanda Menemen’de, Bergama’da ve Batı Anadolu kıyılarının birçok yerinde sözleri geçmeye başlamıştır. Bu yüzden 19. yüzyılın sonlarında bu topraklara yerleşen 4.000 kadar Rum vatandaşıyla Baltazzi Ailesi arasında birçok anlaşmazlıklar çıkacak ve yapılan şikâyetler Osmanlı idarecilerinin başını ağrıtacaktır. Ayvalık Çanı ve Baltazzi Ailesi Ayvalık Çanı’nın Baltazzi Ailesi tarafından döktürüldüğü kesindir. Nasıl ve kimin tarafından döktürüldüğü ise aile üyeleri tarafından bile kesin olarak bilinmemektedir. Birinci olasılık Aliağa’da yerleşik olan Aristide Baltazzi tarafından Panagia Kilisesi’ne hediye olarak döktürülmüştür. Bu olasılık kanaatimizce en güçlü olasılıktır. Çünkü çanın üzerinde Aliağa ibaresi de bulunmaktadır. İkinci olasılığa göre ise kayınpederi Emanuele Baltazzi’nin adını yaşatmak için gelini Smaragda (kendisi bir Rum kadınıydı) tarafından döktürülmüş olabilir. Ailenin son üyelerinden merhum Alex Baltazzi bu varsayımı da belirtmektedir. Bu olasılığı ailenin Macaronia Çiftliği’nde uzun yıllar yaşayan ve Ayvalık’la ticari ilişkileri bulunan Baltazziler’e bağlamaktadır. Üçüncü bir olasılık ise Baltazziler’in her iki aile üyesinin birden ortaya para koyup çanı beraber döktürmüş olmasıdır. E.A. Baltazzi ibaresi Emanuele-Aristide Baltazzi’ye denk gelebilir. Birbirine yakın coğrafyalarda geniş arazilere ve ticari ilişkilere sahip bu ailenin, zaman zaman sorunlar yaşadığı Osmanlı Rumları’na bir jest olarak çanı döktürmüş olabileceği kanaatindeyiz. Dipnotlar: (1) İstanbul Bankası’nın kuruluşunda iki ana Levanten aile vardır. Fransız İhtilali’nin ardından Osmanlı’ya sığınan Fransız Alleon ailesinden J.J. Alleon ve Baltazzi Ailesi’nden Emmenuel ve Theodor Baltazzi kardeşler yer alacaktır. Kurulan bankanın sermayesi 50.000 kese olup, 30.000 keseyi iki aile, 20.000 keseyi Osmanlı Devleti karşılayacaktır. Bankanın kuruluş amacı kambiyo istikrarını sağlamak içindir. Galata bankerlerinin düzensiz faizler ortaya koymasından dolayı Osmanlı sık sık zorluklara düşmektedir. Maliyenin bozuk yapısı, devletin sürekli savaşlara girmesinin etkisi yüzünden ekonomik istikrar sağlanamamaktadır. Osmanlı 1 sterlini 110 kuruş üzerinden sabitleyerek İstanbul Bankası üzerinden Avrupa’ya borçlanacaktır. Banka Osmanlı’nın taahhütlerini yerine getir(e)memesi üzerine 1852 yılında kapanmak zorunda kalır. (2) Baltazziler’in bu köşkünde anne tarafından akrabaları olan Maria Vetsera da kalacaktır. Maria Vetsera Ocak 1889’da yaşanan ve Mayerling Faciası olarak anılan olayın kahramanıdır. Maria Vetsera ile Avusturya Arşidükü Rudolf birbirlerine aşık olmuşlar. Fakat Arşidük Rudolf’un ailesi Maria Vetsera’nın Levanten aileye mensup olduğu için evlenmelerine karşı çıkmış ve sonunda Maria Vetsera ile Avusturya Arşidükü Rudolf Viyana yakınlarındaki Mayerling’de birlikte intihar etmişlerdir. (3) Bu bina Cumhuriyet Döneminde Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilip değişik mertebelerde okul olarak kullanılacaktır. (4) Ayvalık’ı ikiye ayıran Potamos Nehri’nin (Dere) üst tarafı Pano Hora (Sakarya Mah.), alt tarafıysa Kato Hora (Macaron-Hayrettinpaşa Mah.) olarak anılıyordu.

39


AYVALIK’IN İŞGALİ VE BELEDİYE ÇEŞMESİ PROTOKOLÜ/3 Prof. Dr. HALUK SELVİ

Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümü

5

Haziran günü İngiliz temsilcisi Hadkinson, Ayvalık’taki Yunan işgal kıtası Komutanı Yarbay Thomas ile yardımcısı Nikola ve Türk tarafından Gömeç nahiye Müdürü Sabri, Yarbay Ali Ayvalık-Gömeç şosesi üzerinde Belediye çeşmesi yolunda buluşmuşlar ve karşılıklı görüşmelerle bir protokol tespit etmişlerdi. Bu protokolün metni şöyleydi: 1. Ayvalık’ta kemâkân Hükûmet-i Osmaniye memurları ve kavanin-i Osmaniye icray-ı hüküm ve hükümet edecektir. Osmanlı Sancağı rekz olunacaktır. Ahalinin keşide ettikleri, Yunan bayraklarının kaldırılmasına Yunan kumandanı çalışacaktır. 2. Yunan işgal kuvvetleri iddiaları veçhiyle Sulh Konferansı’nın kararıyla işgal askeri vazifesiyle gelmiş olduklarına göre Yunda (Cunda) adasında yahut şehrin haricinde Aya Nikola veyahut Sefa mevkiinde ikamet edecek ve şehrin haricinde keşt-i güzar etmeyecektir. Şehrin inzibatı için Osmanlı polisi ve jandarmalarına indel iktiza kuvve-i işgaliye muavenet edecektir. 3. Ayvalık kazasına şamil olan arazi dahilinde kaza ahalisi iş ve güçleriyle meşgul olacaklar ve Ayvalık kazası haricinde silahlı olarak kimse çıkmayacağı gibi hariçten kimse dahi girmeyecektir. Silahlı dahi giriş ve çıkış emniyeti ihlâl mahiyetinde telâkki edilecektir. 4. Ayvalık kazası haricine çıkacak ve hariçten girecek olan erbab-ı mesalih kumandanlarının vesikalarına hamil olacaklardır. 5. Ayvalık kazasının hududu tarkinden bir zabit ve ikişer sivilden mürekkep birer komisyon tarafından malum olduğu halde bir defa daha tespit olunacaktır56.

Ayvalık kazası dahilinde Osmanlı askeri hariç hiçbir silahlı kimsenin girmesine müsaade edilmeyeceği bildirildi Protokol metnini öğrenen 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa, 172. Alay Komutanı'na verdiği cevapta, “İngiliz temsilcisi ve Yunan komutanlığı ile birlikte görüşerek, mıntıkanızda Yunan harekatını durdurmaya muvaffak olmanız en büyük teşekkürlere layıktır. Müfrezeniz ve beraberinizdeki Kuva-yı Milliye komutanı için tarihin kaydedeceği bir muvaffakiyettir” diyordu57. Balıkesir mutasarrıfı Hilmi Bey bu protokol hükümlerini 6 Haziran’da Dahiliye Nezareti’ne bildirdi. Bu raporla birlikte sınırları gösterir bir harita ekledi ve “…Ayvalık’ın işgalinden bugüne kadar geçen yedi gün zarfında milletin gösterdiği galeyan-ı hamiyyet ve gayret ve kuvve-i askeriyenin mecbur ve mükellef bulunduğu sebat ve metanet gerideki bilcümle ahali-i İslamiyenin heyecanını teskine ve selametini temine medar olduğu gibi kuvve-i işgaliyenin hareket-i istila ve tevsi-i işgali hamd olsun şu suretle mahdud ve mahsur bir vaziyette kalmasına mecbur etmiştir” diyerek alınan kararların uygun görülüp görülmediğinin bildirilmesini istemiştir58. Hilmi Bey’in 6 Haziran tarihli telgrafına cevap gelmemesi üzerine Balıkesir Mutasarrıfı Hilmi Bey, XIV. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Paşa ile kararları müzakere

40

ederek hükümetin menfaatine daha uygun şekilde bazı tadilatlar yaptılar. Bunu İngiliz Mümessilliği’ne ve Yunan Komutanlığı’na kabul ettirmeye çalışacaklarını 7 Haziran 1919’da Dahiliye Nezareti’ne bildirdiler. Bu raporda Yunanistan’ın Osmanlı sahillerini terk etmesi gerektiği, Ayvalık kazası dahilinde Osmanlı askeri hariç hiçbir silahlı kimsenin girmesine müsaade edilmeyeceği, taşkınlıkta bulunan Rumların affedileceği, Ayvalık mıntıkasındaki Osmanlı kuvvetlerinin vaziyetini muhafaza edeceği bildiriliyordu59. Bu şartları göz önünde bulunduran Sadrazam Vekili Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi 9 Haziran’da Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği cevabi telgrafta, Paris Sulh Konferansı'nın Ayvalık’ın işgali konusundaki bir kararın olup olmadığının araştırıldığını ve bu konuda Hariciye Nezareti’ne bilgi verilerek İstanbul’daki İtilaf temsilcileri nezdinde gerekli teşebbüste bulunduğu, Ayvalık çevresinde asayişin korunması ve halkın göçünün önüne geçilmesi gerektiği bildiriliyordu60.

Türk tarafının iyi niyetine rağmen alınan kararlar Yunan kuvvetleri tarafından istismar edildi Ali Çetinkaya


Meclis-i Vükela 11 Haziran 1919’da Belediye Çeşmesi Protokolü ile ilgili durumu görüştü. Meclis ve hükümetin bu konuda yazılı bir taahhüt altına girmeye pek niyeti yoktu. Bu sebeple alınan kararda, mahalli askeri komutanın bahsedilen şartlar dahilinde, hiçbir yazılı taahhüde girmeden durum almasının uygun olacağı belirtiliyordu61. Bu karardan sonra Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa XIV. Kolordu Kumandanlığı’na gönderdiği 11 Haziran 1919 tarihli şifreli telgrafta, Ayvalık’ta alınan tedbirlerin uygun olduğu ve bu durumun muhafaza edilmesi, Yunanlılara tecavüz edilerek siyasi çözüm yollarının kapatılmaması, onların taarruzuna karşı şiddetle müdafaa edilmesi gerektiği bildiriliyordu62. Bu protokol esasında 172. Alay Kumandanının ilk düşüncesine aykırı idi ve alayı pasif bir duruma sokuyordu63. Protokol ile Ayvalık’ın Yunanlılar tarafından işgali kapalı bir surette kabul ediliyor64, Ayvalık hukuken Osmanlı, fiilen Yunanistan idaresine bırakılıyordu. Mutasarrıf Hilmi Bey’e göre maddeler “tasdik ve kabule muallak” bir durumdaydı. Kısa vade de olsa bu maddeler işgal ve hakimiyeti kabul mahiyetinde idi65. Ayvalık’ta başlayan direnişin İzmir’in aksine bir gelişme göstermesi, halk üzerinde çok etkili olmuştu. Bununla beraber yapılan protokol hem kağıt üzerinde hem de uygulamada hiçbir yarar sağlamadı. Hükümet ve Kolordu alınan kararları uygulamaya ve yazılı bir taahhüt altına girmeye razı değildi.

hızlandırmış, Balıkesir bu direnişin merkezi haline gelmişti69. Ali Bey’in Yunan işgaline karşı koyduğu tarihe kadar, Yunanlılar hiçbir yerde toplu olarak karşılık görmemişlerdi. Aksine bazı şehir ve kasabalar halkı korkutulmuş, İstanbul Hükümeti’nin emirlerine uyarak Yunan birliklerini özel heyetlerle karşılamışlardı. Ali Bey’in Ayvalık bölgesinde muharebe cephesi kurması üzerine, yavaş yavaş Soma’da, Akhisar’da, Salihli’de milli cepheler oluşmaya başlamıştı70. Ayvalık’ta meydana gelen olaylar İstanbul Hükümeti üzerinde de önemli etkiler meydana getirdi. Hükümet, Ayvalık’taki Yunan işgaline başlangıçta karşı koyar bir tavır aldı, fakat kısa bir süre sonra Paris’te Ayvalık hakkında alınan kararlardan haberdar olunca, bu tutumunu değiştirmek zorunda kaldı ve askeri güçlerin müdafaada kalmalarını istedi. Hükümetin de bu konuda bir kararı yoktu. Bu sebeple bakanlıklardan farklı farklı kararlar geliyordu. İstanbul’un bu kararsızlığı bölgedeki milli örgütlerin karakterini oluşturmada etkili oldu. Balıkesir Mutasarrıfı Hilmi Bey, Yunan işgaline karşı gelen ve milli teşkilatlanmayı destekleyen biri idi. Onun bu tutumu hükümetin takip ettiği siyasete ters düşüyordu. Bu sebeple 16 Haziran 1919’da görevden alındı ve yerine hükümetin sadık bir hizmetçisi olan Ahmet Anzavur tayin edildi. (BİTTİ)

Türk tarafının iyi niyetine rağmen alınan kararlar Yunan kuvvetleri tarafından istismar edildi. Protokolün ertesi günü Yunan kuvvetlerinin harp ve tabya durumunu bozmadıkları görüldü. Yarbay Ali Bey bu durumu Yunan tarafına sordu, gelen cevapta; Rumların üçte ikisinin Midilli’ye çekildiği, gelecek emre kadar askerlerin ateş etmeyip siperlerde kalacakları, Türklerin de ateş etmemeleri bildiriliyordu66. Bu durum Yunan tarafının gerçek niyetini gösteriyordu. Onların gayesi vakit kazanmak ve muhtemelen yeni cepheler açmaktı. Bu planı gören Milli Kuvvetler 9 Haziran sabahı düşman karakollarına baskın tarzında saldırıya geçti. Yunanlılar karadan ve denizden karşılık verdi67. Böylece görüşmelerde başlayan bir haftalık mütareke sona ermiş oluyordu.

DİPNOTLAR

Ayvalık’ta meydana gelen olaylar İstanbul Hükümeti üzerinde de önemli etkiler meydana getirdi

63 TİH. II/I.S.83

Yunanlılar İzmir’den sonra işgal sahalarını Manisa, Aydın ve civarına kadar genişletmişlerdi. Ayvalık’ta gördükleri mukabele ve müdafaaya karşılık Manisa’dan Balıkesir istikametine ilerlemeye teşebbüs etmişlerdi. Akhisar’ın 5 Haziran 1919’da işgali üzerine liva bir de bu taraftan tehdit edilmeye başlanıyordu. Ayvalık’tan sonra Bergama ve Akhisar’ın da Yunanlıların eline geçmesi müdafaa, teşkilat ve tertibatın bu istikametlerde de kurulmasını gerektirdi. Yunan işgaline karşı Ayvalık, Soma ve Akhisar mıntıkalarında savunma tertibatı alındı68.

65 Ergeneli, “Anılar”, s. 216.

Ayvalık direnişi, cephe gerisindeki halk teşkilatlanmasını

56 BOA.DH.KMS. 53-4/54, lef. 58-60; TİH II/I, s. 82-83; Ali Çetinkaya, Hatıralar, s. 65-66 57 TİH II/I, s. 83; Ali Çetinkaya, Hatıralar, s. 66-67. 58 BOA. DH.KMS. 53-4/54. lef. 60-63. 59 Sofuoğlu, Kuzey Batı Anadolu, s. 106. 60 BOA. DH. KMS. 53-4/54, lef.70. Dahiliye Nezareti Sadaretin bu yazısını 10 Haziran’da Karesi Mutasarrıflığıma bildiriyordu(a.g.y. lef. 71-l;71-2). 61 Ergeneli, “Anılar”, s. 217; Adnan Sofuoğlu. Kuzeybatı Anadolu…, s.106; Mücteba İlgürel, Milli Mücadelede Balıkesir Kongreleri, Ankara, 1999, s. 37 62 Kazım Özalp, Milli Mücadele, II, Ankara, 1988, Belge no: 22.

64 Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, I, s. 268

66 BOA.DH.KMS. 53-4/54, lef. 69-70. 67 Ali Çetinkaya, Hatıralar, s. 67; Ergendi, “Anılar”, s. 218. 68 Ergendi, “Anılar”, s. 219. Bölge halkı müdafaa konusunda karalı idi. 9 Haziran tarihinde Karesi’den Belediye Reisi Mehmet Emin imzalı Dahiliye Nezareti’ne gönderilen telgrafta, ahalinin Yunan işgaline karşı vatanlarını diş ve tırnaklarıyla müdafaa ettiği belirtilerek işgal protesto ediliyordu (BOA.DH.KMS. 53-4/54, lef. 66-68). 22 Haziran tarihli Edremitli Redd-i İlhak Heyeti de aynı şekilde işgalleri protesto ediyordu (BOA.DH.K.MS. 53-4/54, lef. 75-76). 69 İsmail Hakkı Varnalı, “Hatıralar”, Balıkesir Ekspres Gazetesi. 26 Şubat 1962. 70 M. Kemal Atatürk, Nutuk. Ankara 1998, S. 309.

41


ZEYTİNİ ÇİZENLER/7 GÖÇEBE RESSAM YVONNE AYOUB AYNI ZAMANDA AKTİF BİR BLOG YAZARI VE USTA BİR FOTOĞRAFÇI

U

NESCO ödüllü İngiliz sanatçı Yvonne Ayoub daha çok Londra’da zaman geçirse de uzun yıllardan bu yana göçebe bir hayatı tercih ediyor. İspanya, ABD, Kanada gibi birçok ülkede ve Orta Doğu’da yaşamış ve yaşıyor. Yaz aylarında düzenli olarak Yunanistan’a uğruyor. Plajları ve hareketli gece hayatıyla tanınan ‘pastoral’ Yunan adası Skiathos’daki ikinci evinde çalışıyor, burada yağlı boya ağırlıklı resimlerini paylaştığı sergiler açıyor. Ayrıca aktif bir blog yazarı ve usta bir fotoğrafçı. Ayoup, “Çok çeşitli sanatsal disiplinler arasında gidip geliyorum ve her zaman yeni teknikler keşfetmek istiyorum” diyor ve ekliyor: “Resimlerimde seyahatlerim sırasında deneyimlediğim büyüleyici kültürlerin zengin çeşitliliğini kaydetmeye ve yansıtmaya çalışıyorum. Ege’deki Yunan adalarına özgü hafif, parlak, canlı renk yoğunluğunu elde etmek için çabalıyorum.”

42

“Dünya benim ülkem, tüm insanlık benim kardeşim ve işimi iyi yapmak benim için dinim kadar önemli”


TEMMUZ 2017 YIL: 3 SAYI: 35 Ayvalık Belediyesi Adına İmtiyaz Sahibi GÖKAY BACAN Yayın Yönetmeni BÜLENT ŞENTAY Yayın Koordinatörü GÜLBENİZ ŞENTAY Sorumlu Yazı İşleri Müdürü HALİL ERGÜL Grafik Tasarım KEMAL OKUR Katkıda Bulunanlar Prof. Dr. HALUK SELVİ Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ ZEYNEP KAZANCIGİL HÜSEYİN GÜVEN TAYLAN KÖKEN SERKAN KİBAR Yayın Türü Yerel, Aylık, Süreli Adres: Fevzipaşa-Vehbibey Mah. Sahil Boyu Cad. 1. Sokak No: 1 Ayvalık Tel: 0(266) 312 10 21 aydabirayvalik@gmail.com Ultra Grafik Matbaa Yüzyıl Mah. Mas/Sit Matbaacılar Sit. 5. Cad. No.69 Bağcılar / İstanbul Tel. 0212 629 26 31 info@ultramatbaa.com sertifika no: 29195 Bu dergide yer alan yazılar, yazarların kişisel görüşleridir, Ayda Bir Ayvalık sorumluluk üstlenmez. Yazı, fotoğraf ve konular izin alınarak kullanılabilir.

43


A

1896-1963 yılları arasında yaşayan Avni Baskın, Cumhuriyet döneminin ilk demokratik seçimleri sayılan 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’den belediye başkanı oldu ve 4 Eylül 1950 günü başkanlık koltuğuna oturdu. Avni Baskın’ı yakasında İstiklal madalyasıyla, en önde gördüğümüz bu fotoğraf da o günlerde çekilmiş. Belki seçim öncesi bir propaganda yürüyüşünde, belki de seçim sonrası ‘zafer’ kutlamasında…

YIL 1950... AYVALIK’IN YÖNETİMİ DEMOKRAT PARTİ’DE!

yvalık’ın yakın geçmişine göz attığımızda, yaşamları ve eylemleriyle kentin sosyal/ekonomik/kültürel gelişimine önemli katkılarda bulunmuş çok sayıda isimle karşılarız. Bunlardan biri de, hiç kuşkusuz 1950 yılında Demokrat Parti’den Belediye Başkanı seçilen Hüseyin Avni Baskın’dır. Daha önce de bir başka vesileyle belirttiğimiz gibi, Avni Baskın kararlı bir yurtsever, öncü bir gazeteci ve gözü kara bir politikacı olarak öne çıkar.

Ayda bir ayvalik 35  
Ayda bir ayvalik 35  
Advertisement