Page 1

Atatürk ve Kitap Adalet Yılmaz Karaayıt Mahallesi Bülent Kürşat Zafer Demirer Kırık Bir Aşk Hikâyesi Hayal Seramik Üçgen Alınlık Büyük Ayrılık

ÖLÜMÜNÜN 78. YILINDA DAİMA BİZİMLE, HER ZAMAN KALBİMİZDE


HABERLER Pilot bölge olarak Barbaros Caddesi seçildi

‘DAHA TEMİZ AYVALIK’ İÇİN CADDE VE SOKAKLAR YIKANIYOR

Açılışta Kaymakamlık ve Belediye futbol takımları karşı karşıya geldi

SARI ZEYBEK SPOR TESİSLERİ BÜTÜNÜYLE YENİLENDİ

A

yvalık Belediyesi ve Spor Toto Teşkilat Başkanlığı işbirliğiyle tamamen yenilenen Sarı Zeybek Spor Tesisleri açıldı. Kaymakamlık ve Belediye futbol takımlarının bir dostluk maçı yaptığı açılış etkinliğinde konuşan Belediye Başkanı Rahmi Gençer, yenileme çalışmalarına verdikleri katkı için Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’na, Gençlik ve Spor Müdürü Cem Hamzaoğlu’na ve Başkan Yardımcısı Gökay Bacan’a teşekkür etti.

A

yvalık Belediyesi ekipleri cadde ve sokakları düzenli olarak sulayıp temizliyor. Gece başlayıp sabahın ilk ışıklarına kadar süren çalışmalarda tonlarca su kullanılıyor. Bu hizmetin aralıksız süreceğini belirten Belediye Başkan Rahmi Gençer, “Daha düzenli, daha temiz bir Ayvalık için yapılması gereken her şeyi yapıyoruz. Pilot bölge olarak Barbaros Caddesi’ni seçtik. Bilindiği gibi, Ayvalık rüzgarlı ve sokak hayvanları fazla olan bir kent. Sokağa düşen her çöp, hızla tüm sokağa yayılabiliyor. Çeşitli farkındalık projeleri geliştirerek, Ayvalık’ı temizlemekten önce, kirletmemenin önemine dikkat çekiyoruz. Ayvalık’ı hep beraber temiz tutmamız gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız” dedi.

Sosyal tesisler birer birer yenileniyor

HÜSNÜ UĞURAL STADI PIRIL PIRIL OLDU

A

yvalık Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü bu kez Hüsnü Uğural Stadı’nı ele aldı Stadın duvarları ve koltukları boyandı, binalarda iyileştirme yapıldı. Çalışmaları yerinde izleyen Belediye Başkanı Rahmi Gençer, “Cumhuriyet Bayramı’mızı kutladığımız 29 Ekim çok önemli bir gün... Türk Milleti olarak bağımsızlık ve çağdaşlığımızı tüm dünyaya haykırdığımız gün... Ayvalık, 93 yıldır olduğu gibi bundan sonra da tek yürek halinde Cumhuriyet’e sahip çıkmaya devam edecek. Bu nedenle stadımızı yeniledik. Sosyal tesislerimizdeki yenileme çalışmalarımızı sürdürürken, Ayvalıkgücü’müzün yanında olmaya da devam edeceğiz” dedi.

2


Yüzlerce kişiye iş imkanı sağlanacak

K

GIDA OSB İÇİN ALTINOVA’DA BİLGİLENDİRME TOPLANTISI YAPILDI

urulma çalışmaları devam eden Ayvalık Gıda ve Gıda İşlemeleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi konusunda ilgilileri bilgilendirmek amacıyla, Ayvalık Belediyesi Altınova Hizmet Binası’nda bir toplantı düzenlendi.

Açılışta bir konuşma yapan Rahmi Gençer, İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin Altınova Mahallesi'nde kurulmasının planlandığını ve bölgede 30 bin dönüm sürdürülebilir tarım arazisi olduğunu söyledi.

Katılımcıların, İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin Altınova Mahallesi'ne çevresel etkisinin ne olacağı sorusuna Gençer, “Burada yer alacak tesisler gıda sanayi alanında olacağından çıkan atıkların evsel ürünlerden pek fazla farkı olmayacak” diye karşılık verdi. Toplantıda daha sonra katılımcılar yasal prosedürler ve projede yer almak için üzerlerine düşen yasal yükümlülükler hakkında bilgilendirildi.

Rahmi Gençer: Dokuz bakanlık, dört genel müdürlükten onay aldık ve ÇED raporu aşamasına geldik

Ayvalık Gıda ve Gıda İşletmeleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi 571 dönüm alanda kurulacak ve yaklaşık 51 parsel olacak. Sosyal yapılar ve alt yapı alanları düştükten sonra 300 dönüm sanayi parseli kalacak. Gıda OSB’lerde işletmeler, tesis için 3,5 ile 11 dönüm arasında yer talep ediyor. Organize Sanayi Bölgesi alanında bisküvi, zeytin işleme, tarım makineleri gibi firmalar yer alabilecek.

“N

üfusumuzun büyük bir bölümü tarımla geçiniyor. Ancak işlenebilir tarım ürünümüz çok az. Bu nedenle ülkemizde işsizlik oranı giderek yükseliyor. Dolayısıyla, tarımsal sanayi bölgesinin kurulması istihdam açısından da şart. Bize göre en az 1000 kişiye iş imkanı sağlanacak. Sadece sanayi bölgemizde değil, mahallemizdeki berberimizin ve diğer esnafın da dolaylı olarak işi artacak. Çok kısa sürede büyük aşama sağladık. Dokuz bakanlıktan ve dört genel müdürlükten onay aldık ve ÇED raporu aşamasına geldik. Bu hızla devam edersek Türkiye’nin ilk gıda organize sanayi bölgelerinden birini kurmuş olacağız. En geç sekiz aya kadar temelimizi atacağız. Bu süreci en hızlı şekilde değerlendirmek için yoğun mesai harcıyoruz. Küçük işletmelere kapımız elbette sonuna kadar açık, birleşip gelebilirler.”

3


Çalışmalarla eş zamanlı olarak çevrede de sosyal alanlar oluşturulacak

K

PANAGIA PHANEROMENI AYAZMASININ RESTORASYONUNA BAŞLANDI

emalpaşa Mahallesi’nde yer alan ve restorasyonu için gerekli yasal prosedür tamamlanan Panagia Phaneromeni ayazmasında çalışmalara 31 Ekim 2016’da başlandı. Restorasyon öncesinde Belediye Başkanı Rahmi Gençer ve ekibi Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özyiğit’le ayazmada bir araya geldi.

Ayazmayla ilgili kapsamlı araştırması ‘Ayda Bir Ayvalık’ta beş sayı boyunca yayınlanan Özyiğit, kentsel sit alanındaki ayazmanın dar sokaklarla çevrili olduğunu ve bu sokaklarda 19. yüzyıla ait eski dokuyu oluşturan evlerin yer aldığını belirtti. Özyiğit, “Ayazma ‘kutsal su’ anlamına geliyor; bu suyu içen kişinin şifa bulduğuna ve arzularının gerçekleştiğine inanılıyor. Son yüzyıllarda inanç gözetmeksizin herkes ayazmaları ziyaret ediyordu. Panagia, Ortodokslarca Meryem Ana’ya verilen isimdir. Phaneromeni ise ‘canlanan/yeniden doğan’ anlamına gelir. Burası, Ayvalıklı Evaggelini isimli

bir kız çocuğunun 1851 yılında, 16 yaşlarındayken görmüş olduğu rüya sonucu kazıldı. 1852’de Meryem Ana’nın ikonası ve kutsal su bulundu. 1890’da buraya büyük bir ayazma inşa edildi. Yani burası Meryem Ana için yapılmıştır” dedi. Konuyla ilgili görüşlerini belirten Rahmi Gençer de şunları söyledi: “Ayazma son yüzyılda çeşitli amaçlarla kullanıldı ve aşırı yıprandı. Neo-klasik üslupla ve Ayvalık’a özgü sarımsak taşı kullanılarak yığma sistemde inşa edilen ayazma, yenileme çalışmaları bittiğinde sadece Ayvalık’ın tarihi dokusu için değil, ulusal kültür mirasımız adına da önemli bir kazanım olacak. Restorasyonu bir yıl içinde kendi imkanlarımızla tamamlayacağız. Ayrıca restorasyon çalışmalarıyla eş zamanlı olarak, ayazmanın çevresinde sosyal alanlar oluşturacağız. Amacımız insanlarımızın bu sokaklarda uzun süre zaman geçirmesini sağlayacak ortamlar yaratmak...”

Tesisler birer birer yenileniyor

B

BOĞAZİÇİ OTEL BAKIM/ONARIMDAN GEÇTİ

ünyesindeki tüm tesisleri birer birer yenileyen Ayvalık Belediyesi, Güzel Ayvalık şirketinin şemsiyesi altında hizmet veren Boğaziçi Otel’de de bakım/ onarım çalışmaları gerçekleştirdi. Çalışmalar Belediye Başkan yardımcısı Gökay Bacan ve Ümit Özgültekin’in kontrolünde yürütüldü.

4


2017 hedefi 350.000 metrekare...

KIŞ MEVSİMİNDE DE YOL YAPIMLARINA AĞIRLIK VERİLECEK

A

yvalık Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü, yapılan planlamalar doğrultusunda Ayvalık Merkez, Küçükköy Mahallesi Sarımsaklı Mevkii ve Cunda’da üç farklı ekiple yol yapım çalışmalarına ağırlık verdi. Ekipler daha sonra Küçükköy Mahallesi Badavut Mevkii ve Altınova Mahallesi’ne yöneldi. Badavut’taki çalışmaları sevinçle karşılayan mahalle sakinleri, taş döşeme ekiplerine bazı sokaklarda yardım etti. Mevsim şartlarının uygunluğundan yararlanarak tam gün çalışan ekipler, Sarımsaklı Simpaş Mevkii’nde yaklaşık iki hafta boyunca eski asfaltı kazıdı ve taş döşedi. Çamlık Laka’daki yol yapım çalışmalarında da sona gelindi. Bu arada Sakarya Mahallesi ve Barbaros Caddesi’ndeki bozuk yollar da, taş döşenerek yeniden düzenlendi. Mahalle mahalle sürdürülen çalışmaları sık sık denetleyen ve iki yıldan bu yana birçok yol yaptıklarını belirten Belediye Başkanı Rahmi Gençer şöyle devam etti: “Sıkıntılı yolları nedeniyle oldukça yüksek şikâyet aldığımız Küçükköy Mahallesi Badavut Mevkii’ne bu hizmeti götürdüğümüz için mutluyuz. Uzun yıllardır devam eden sorun böylece, yaklaşık bir ay gibi kısa bir sürede son buluyor. Yolları önce kazıyoruz ve sel için gerekli eğimi sağlıyoruz. Hedefimiz, 2017 yılında 350.000 metrekare kilit parke yol yapmak...”

Çalışmalar doğaya uyumlu şekilde devam edecek

REFÜJLER YEPYENİ BİR GÖRÜNÜM KAZANDI

Ç

alışmalarını kış mevsiminde de sürdüren Ayvalık Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü, orta refüj düzenleme çalışmalarına Batı Büfe’nin bulunduğu bölgeden başladı. Düzenlemeler Eski Kırlangıç Fabrikası önü tamamlandıktan sonra Sefa Çamlık Mahallesi’nde devam etti. Adliye kavşağı, Cunda ve Altınova da unutulmadı. Çalışmalar sonrasında yepyeni bir görünüm kazanan refüjlerde kış mevsimine dayanıklı bitkilerden yuka, şamarof (palmiye), taflan ve pitos tercih edildi. Ayrıca dayanıklı olduğu için volkanik tüf ve doğal beyaz taş kullanıldı.

Rahmi Gençer: “Ayvalık Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü budama, çim biçme, oyun parkları kurma ve refüj düzenleme ekipleri olmak üzere farklı ekiplerle çalışmalarını sürdürüyor. Ayvalık yemyeşil bir kent. Bizler bu yeşili zenginleştirerek, gelecek kuşaklara daha çağdaş, daha güzel bir Ayvalık bırakmak istiyoruz. Çalışmalarımız doğaya uyumlu şekilde devam edecek.”


KISA KISA... KISA KISA... KISA KISA... KISA KISA... RAHMİ GENÇER, KENT KONSEYİ YÖNETİMİYLE BİR ARAYA GELDİ

B

elediye Başkanı Rahmi Gençer, Filiz Karayelli başkanlığındaki Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyeleriyle aylık olağan toplantıda bir araya geldi. Temizlik İşleri Müdürü Necdet Güngör’ün de katıldığı toplantıda Ayvalık’ta düzenlenecek temizlik kampanyasının hazırlıkları görüşüldü. Rahmi Gençer ayrıca yürütme kurulu üyelerine belediye tarafından sürdürülen çalışmalar ve planlanan projeler hakkında

bilgi verdi. Gençer, “Temizlikten sorumlu personelimiz büyük bir özveriyle çalışıyor. Barbaros Caddesi ve Cunda tertemiz. Çöp alma sıkıntımız yok. Ancak, Ayvalık rüzgarlı şehir olduğu için çöpler atılırken ağızlarının bağlanması gerekiyor. Bu alışkanlığı yavaş yavaş yerleştireceğiz” dedi.

DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜ SARI ZEYBEK SPOR TESİSLERİ’NDE KUTLANDI

T

EMAD (Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği), 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü nedeniyle Sarı Zeybek Spor Tesisleri’nde bir kokteyl düzenledi. Kokteyle Garnizon Komutanı Albay Aydın Nazlı, Belediye Başkanı Rahmi Gençer ve STK temsilcileriyle dernek üyeleri katıldı. Görüşlerini belirten Başkan Gençer, “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bünyesinde önemli bir yere sahip olan ve gece gündüz demeden görevini layıkıyla yerine

6

getiren astsubaylarımızın bu özel gününü kutluyor, aziz şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum” dedi. Aynı gün, TEMAD Başkanı İsa Arslan ve dernek üyeleri Rahmi Gençer’i ziyaret etti.

PTT 176. KURULUŞ YILDÖNÜMÜNÜ KUTLADI

23

Ekim 1840’ta temelleri atılan Türkiye Posta Telgraf Teşkilatı’nın (PTT) kuruluşunun 176. yıldönümü nedeniyle Müdür Emine Gümüş, Şef Sebahattin Tatar ve beraberindekiler, Belediye

Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret ederek kendisine çiçek verdi. Türkiye’nin en eski, en geniş teşkilatının PTT olduğunu belirten Rahmi Gençer, “PTT, zengin bir tarihi geçmişe ve güçlü bir birikime sahip. Bunun verdiği haklı gururla, ülkemizde hızla büyüdü ve en yeni teknolojileri başarıyla kullanarak, halkımıza önemli hizmetler vermeye devam ediyor” dedi.

RAHMİ GENÇER TÜRK YEREL HİZMET SENDİKASI’NI AĞIRLADI

T

ürk Yerel Hizmet Sen Genel Başkan Yardımcıları Ali Rıza Kayar, Mustafa Yorulmaz, Balıkesir ve Çanakkale Şube Başkanı Halil Aydoğdu, Ayvalık Belediyesi İşyeri Temsilcileri İ. Cihangir Yakıcı ile Selver Kurt Belediye başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Rahmi Gençer görüşme sırasında, belediye çalışanlarının örgütlenmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığını ve Ayvalık Belediyesi olarak

tüm sendikalara eşit mesafede olduklarını vurguladı.

URUL, KÖKATAN VE KALKAN’IN FARKLI ÜSLUPLARDAKİ RESİMLERİ BEĞENİYLE İZLENDİ

H

akan Urul, Nesrin Kökatan ve Taner Kalkan’ın eserlerinin yer aldığı Karma resim sergisi Ayvalık Belediyesi Orhan Peker Sanat Galerisi’nde açıldı. Açılışa, Ayvalık Belediyesi adına Başkan Yardımcısı Gökay Bacan’la Meclis Üyesi Salman Kayran’ın yanı sıra kalabalık bir sanatsever topluluğu katıldı. 21-31

Ekim 2016 tarihleri arasında açık kalan sergide üç sanatçının farklı üsluplardaki çalışmaları izlendi.

AYVALIKGÜCÜ BELEDİYESPOR’UN YENİ BAŞKANI MEHMET BABAYİĞİT

Dr.

İrfan Vural’ın görevi bırakması üzerine Ayvalıkgücü Belediyespor’un başkanlığına, yönetim kurulu kararıyla Mehmet Babayiğit seçildi. Kulüpten yapılan açıklamada Vural’ın sadece başkanlıktan istifa ettiği, yönetim kurulundaki görevine devam edeceği belirtildi. Yeni başkan Mehmet Babayiğit, “Takımımız son altı haftada itibariyle çok iyi sonuçlar elde etti ve yalnızca bir beraberliği var. Bu nedenle teknik ekibimizi ve futbolcularımızı kutluyorum. Bu başarının sürmesi için elimizden geleni yapacağız. Şampiyonluk yolunda Ayvalık halkından maddi-manevi destek bekliyoruz” dedi..


12. HASAT GÜNLERİ’NDE SORUNLAR TARTIŞILDI ERKEN HASAT ZEYTİNYAĞLARI TADILDI LEZZETLER YARIŞTI, BARIŞ ŞARKILARI SÖYLENDİ

A

yvalık Belediyesi ile Ayvalık Ticaret Odası işbirliğiyle ve ‘Her hasat bir barış buluşmasıdır’ temasıyla düzenlenen 12. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat Günleri, her yıl olduğu gibi ‘Zeytine Minnet’ yürüyüşüyle başladı. Cumhuriyet Meydanı’nda açılan ve zeytin firmalarının ürünlerini sergilediği, erken hasat zeytinyağı ve zeytinlerin tadıldığı Zeytinyağı Pazarı gezildi. Pazarı açık kaldığı sürede binlerce kişi ziyaret etti. Hasat Günleri’nde üç gün boyunca Ayvalık’ın dört bir köşesinde farklı etkinlikler düzenlendi. Uzmanların katıldığı panellerde sorunlar masaya yatırıldı. Yemek yarışmalarında büyük heyecan yaşandı. Rengarenk el sanatları, fotoğraf, resim, ebru, parşömen sergileri açıldı. Altınova’da, Hacı Bayram Veli Camisi önündeki meydanda 4 bin kişiye keşkek, nohutlu pilav ve gözleme ikram edildi. Yine Altınova’da, Anneler Derneği tarafından stantlar kuruldu. Artık Ayvalık’la özdeşleşen ‘Zeytin Çekirdekleri’ müzikli bir gösteri sundu. Zeytin Hasat Koşusu’nda dereceye girenlere ödülleri verildi.

A

AYVALIK’A BEREKET YAĞDI

yvalık bu yıl 12. kez düzenlenen Hasat Günleri boyunca sevindirici bir yoğunluk yaşadı. Konuk sayısında, hiç tartışmasız, on iki yılın rekoru kırıldı. Düzenlenen özel turlarla Ayvalık’a gelen çok sayıda insan Ayvalık’ın otellerini, restoranlarını doldurdu. Zeytinyağı Pazarı’nda erken hasat zeytinyağı ve Ayvalık kırma zeytini satışları beklenenin çok üstünde gerçekleşti. Üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi ve yerel markaların öne çıkarak hak ettikleri ilgiyi görmesi için harcanan çabaların meyvelerini vermeye başlaması yüzleri güldürdü. Görüşlerini sorduğumuz Belediye Başkanı Rahmi Gençer, Hasat Günleri’nde bu yıl ulaşılan sonucun kendisini fazlasıyla mutlu ettiğini söyledi ve şöyle dedi: “Etkinlikler her yıl daha da çeşitlenip renkleniyor ve buna bağlı olarak katılım yıldan yıla artıyor. Bu yıl hakikaten her zamankinden çok daha güzel geçti. Hasat Şenlikleri boyunca hep beraber müthiş bir heyecan yaşadık. Kırsal mahallelerimizde, tarım merkezi Altınova’mızda, kültür ve turizm bölgemiz Küçükköy’de, turizmin kalbi Cunda adamızda birlik ve beraberlik içinde buluştuk, Ayvalık’tan barışa zeytin dalı uzattık. Bu arada elbette yeni hasat zeytinimizi ve zeytinyağımızı herkese tattırdık. Satışlar/siparişler umulanın çok üstünde gerçekleşti; üreticimiz, yerel markalarımız, kısacası herkes sonuçtan hoşnut kaldı. Önümüzdeki yılın Ayvalık için daha da güzel ve verimli geçeceğini şimdiden söyleyebilirim.”

7


Sektördeki tedarikçi, üretici ve tüketiciyi bir araya getirerek katma değeri yüksek bir organizasyona dönüşen ve Türkiye’deki zeytinyağı tüketiminin artmasında önemli bir paya sahip olan Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat Günleri, bu yıl ağırladığı panelistlerle ve onların söz aldığı toplantılara gösterilen yoğun ilgiyle de fark yarattı. Panellere Türkiye’nin yanı sıra yurt dışından da seçkin isimler katıldı. Sonuçta, Ayvalık üç gün boyunca zeytin ve zeytinyağı denince akla gelen her konuyu ayrıntısıyla konuştu, sorunları açıksözlülükle tartıştı. Biz de ‘Ayda Bir Ayvalık’ olarak, ‘tarihe bir not düşebilmek’ amacıyla, 12. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat Günleri hakkında kim ne söyledi, hangi mesajları verdi, geleceğe dönük olarak neler önerdi, onu derledik. 8

HASAT GÜNLERİ’NDE KİM NE DEDİ, HANGİ MESAJLARI VERDİ?

Rahmi Gençer ZEYTİN ALTINDAN DEĞERLİDİR

“1995 yılında çıkan Zeytin Koruma Kanunu’nun değişmemesi gerekiyor. Eğer bu kanun değişirse, bütün zeytinliklerimiz inşaat ve maden sektörlerine açılacak, betona dönecek. Bu konunun tekrar düşünülmesi şart. Bu kanunda değişiklik yapılma isteği on yıldır üç kez TBMM’ye sunuldu ve her defasında sağduyu galip geldi. Zeytin alanlarını koruyan kanunun değişmesine izin verilmedi. Tekrarlıyorum:

Bu yasayı değiştirirlerse bu alanlarda yine betonlar olacak, doğa feryat edecek. Bunun için geri adım atmak şart. Devlet korumacılığını devam ettirmezse, biz insanlar doğayı koruyamayız. Devletin koruması gerekiyor. Ben yine sağduyunun kazanacağına, bize binlerce yıldır nimet olan, bereket ve zenginlik veren zeytinlerin korunmasına devam edileceğine inanıyorum. Çünkü Zeytin altından değerlidir.”

Benhan İbrahim Kantarcı KÖKLÜ BİR DEĞİŞİM GEREKİYOR “Beşinci büyük üretici olan Türkiye’nin dünya zeytinyağı ihracatı pazarından almış olduğu pay sadece yüzde bir. Burada ters giden bir şeyler yok mu? İç pazarda zeytinyağı üretimini arttırmak elbette önemli hedeflerimiz arasında

yer amalı. Ancak birinci hedefimiz, ‘Dünya pazarlarında malımızı tüketiciyle buluşturmak için ne yapmalıyız, nasıl markalaşmalıyız?’ sorularına cevap aramak olmalı. Bu da Türkiye’de zeytinyağı sektörüne bakış açısının köklü bir değişimden geçmesini gerektiriyor. Türkiye’nin sadece zeytinyağı ihracatı yapmasından öte, markalı, katma değerli, kutulu zeytinyağı ihracatı yapmasının önemi her geçen gün artıyor. Burada da verimlilik, kalite, Ar-Ge teknolojisi ve pazarlama stratejileri gibi rekabetçi etkenler devreye giriyor.”

Prof. Dr. Canan Karatay ZEYTİN AĞAÇLARINI KESEREK TORUNLARIMIZIN HAKKINI YİYORUZ “Evet, zeytin altından değerlidir. Altının içinde yaşıyorsunuz, haberiniz yok. Ne kadar zenginlik içinde olduğunuzun farkında değilsiniz. Altın savaşlarında insanlar ölür ama zeytin ve zeytinyağı hayat uzatır, sağlık bahşeder. Milattan önce beşinci yüzyılda kolerayı bile düzelten zeytini bolca yemeliyiz, Yunanistan’ın nüfusu on bir milyon, bizden daha fazla zeytin/zeytinyağı tüketiyor; ayıptır, günahtır. Bizler gidiciyiz. Ortalama 60 yıl yaşıyoruz ve bu süre içinde ağaçlarımızı kesip ortalığı ziyan edip gidiyoruz. Ülkemizin geleceğini, torunlarımızın hakkını yiyoruz. Kamu yararı diye teklif verildi ama kamu zararıdır. Zeytine, zeytin dalı uzatmalıyız.”


Binnur Eyüboğlu BARIŞ, BİZ ANNELERİN EN BÜYÜK İSTEĞİ “Türk Anneler Derneği Altınova Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve derneğin sekreteriyim. Hasat Günleri’nin bu yıl Altınova’da yapılması bizleri çok mutlu etti. Çünkü Altınova zeytin memleketi ve halkın çoğu çiftçilikle, zeytincilikle uğraşıyor. Belediye Başkanımız Rahmi Gençer’e, Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Benhan İbrahim Kantarcı’ya çok teşekkür ediyoruz. Standımızda dernek üyesi arkadaşlarımızın kendi elleriyle hazırladıkları zeytinyağlı yiyecekleri sunduk. Zeytinyağlı sarmamız, babaanne kurabiyemiz, zeytinli poğaçalarımız, baklavamız, Altınova’nın meşhur kalburabastısı ve zeytinlerimizle çıktık konuklarımızın karşısına... Biz öğrenci bursları veren bir derneğiz. Bu nedenle öğrencilerimize, derneğimize katkı amacıyla satış yapıyoruz. ‘Her Hasat Bir Barış Buluşmasıdır’ konseptini sevdik. Çünkü barış, biz annelerin en büyük isteği. Barışın olmadığı yerde huzur da olmaz. Hele ki annelerin huzuru hiç olmaz. Bizler Ayvalık’ta yaşıyoruz ama ülkemizin herhangi bir yerindeki bir çocuğun başına bir şey geldiğinde içimiz acıyor. Ülkemizdeki bütün annelerin böyle hissettiğini biliyorum. Bu nedenle barış, en büyük dileğimiz, ihtiyacımız.”

Bülent Şensal ALTINOVA’NIN ADINI DUYURABİLMEK EN BÜYÜK GÖREVİMİZ “Kırk yıllık zeytinyağı müstahsiliyim. Ayrıca inşaat malzemeleri ticareti yapıyorum. Bildiğiniz gibi Körfez bölgesinin en güzel yağı bizde çıkıyor. Ayvalık’ın, Altınova’nın adını duyurabilmek en büyük görevimiz. Hasat Günleri’nin bu

anlamda gerçekten önemli bir işlevi var. Hem zeytinyağı tüketiminin hem de pazar payımızın artması bu tür organizasyonlar sayesinde gerçekleşiyor. Ankara ve İstanbullular bizim yağımızı çok beğeniyorlar. Özellikle İstanbul çok iyi bir pazar bizim için.”

Sibel Durmaz HASAT GÜNLERİ ALTINOVA’MIZA HAREKET, CANLILIK GETİRDİ “Halk Eğitim Merkezi bünyesinde sukabağı işlemeciliği hocasıyım. Altınova’daki standımızda öğrencilerimizin işlerinden örneklere yer verdik. Hasat Şenliği için de birkaç özel ürün hazırladık. Hasat Günleri’nde Altınova’nın da yer alması hepimizi çok mutlu etti, onur duyduk. Üreticilerimizin, yerel işletmelerimizin tanıtımına katkı sağlayan Hasat Günleri Altınova’mıza hareket, canlılık getirdi. Bu arada bizler de el becerilerimizi sergileme, kurslarımızı tanıtma şansı bulduk. Bu etkinliklerin önümüzdeki yıllarda yine Altınova’yı da kapsamasını diliyoruz. Böyle bir organizasyonda bize de yer veren herkese teşekkür ediyoruz.”

Melek Savcı HER GÜNÜMÜZ BÖYLE GEÇSİN, HEP BARIŞ OLSUN “Sabahat Cihan Şişman Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü öğrencisiyim. Ayvalık’tan Altınova’ya zeytin şenliğine katılmak için geldik. Çok eğlendik. Oyuncaklar, kaydıraklar, her şey var. Her günümüz böyle geçsin, hep barış olsun. Herkes mutlu olsun!”

9


Mert Aslan ŞİŞME OYUN PARKINDA ÇOK EĞLENDİK “Ben Rahim Usta Anadolu Lisesi’nde okuyorum. Hasat Günleri çerçevesinde Hasat Koşusu yapıldı. Ben de koştum ve ikinci oldum. Birazdan ödül töreni yapılacak ve kupalarımızı alacağız. Bu arada şişme oyun parkına da uğradık, çok eğlendik. ‘Barış’ deyince ben Atamızın sözünü yinelemek istiyorum, ‘Yurtta barış, cihanda barış!’ İnşallah bu yıl, barış yılı olur.”

Sibel Köse BENİM KIZIM ZEYTİN ÇEKİRDEKLERİ EKİBİNDE KEMAN ÇALIYOR “Kırcalar köyünde yaşıyorum. Ev hanımıyım. Şu an Kırcalar’da hasat sürüyor. Bamya bitti, şimdi zeytinlerimizi topluyoruz. Bugün hasata çıkmadık. Çocuklarımız Zeytin Çekirdekleri ekibinde. Benim kızım keman çalıyor. Bizler de onların konserlerini izlemek üzere Altınova’ya geldik. Benim için de farklı, eğlenceli, ayrıca kızımla gurur duyacağım bir gün oldu.”

Şahin Şenoduncu ETKİNLİKLERDE ATLETİZME YER VERİLMESİ, GENÇLERİ VE ÇOCUKLARI SPORA YÖNELTİYOR “Hasat Koşusu’na katılan kardeşlerime, arkadaşlarıma hem destek olmak hem abilik yapmak için bugün Altınova’dayım. Yarış çok güzel geçti. Atletizm bütün sporları yapabilmenizin ön koşulu bence. Bu

10

nedenle herkese atletizmi öneriyorum. Çünkü futbol, basketbol oynarken de koşmanız gerekiyor. Hasat Günleri etkinlikleri atletizm sporuna yer vermekle, gençlerin, çocukların ilgisini spor yapmaya çekiyor diyebilirim. Bu katkı önemli tabii... Çünkü spor gençleri sokaktaki ve hayattaki bütün tehlikelerden koruyor. Spor her yaştaki insanların yapmaları gereken bir şey. Spor yardımlaşarak, anlaşarak, eğlenerek yapılır. Ayrıca her türlü hastalığın ilacıdır. Spor; barış içinde, ülkeden ülkeye koşulması gereken bir yol bence. Barışın olmadığı yerde spor da olmaz.”

Zihni Ulutaş HASAT ETKİNLİĞİNDE MEYDAN DA, BİZİM KAHVE DE DOPDOLUYDU “Deveciler Derneği’mizin kahvesini işletiyorum. Hasat etkinliği nedeniyle meydan da bizim kahve de dopdoluydu. Hava güzeldi ve işlerimiz çok iyi gitti. Her yıl Hasat Şenlikleri Altınova’da yapılsın isterim. Çünkü burada çiftçi, zeytinci çok ve bu insanların bazı sıkıntıları var. Bu etkinlik sayesinde onların sorunları da gündeme gelebilir. Altınova tarım memleketi. Pamuk, tütün, zeytin, yani burada ne ekerseniz o çıkar. Adı üstünde, Altınova! Hasat Günleri’nde mahallemizin tanıtımı yapılıyor. İklimimiz, denizimiz, kumumuz çok güzel. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir liman, on yedi kilometre kum şeridi yok. Zorlukları bütün bu özelliklerimizle aşacağız inşallah. Altınova’mız yollarımız, kafelerimizle çok güzelleşti. Başkanımıza teşekkür ederiz. Hasat Günleri’yle daha bir tanınır


olacağız. İnşallah bu etkinliklerde her yıl yer alırız. Biz barışın simgesi zeytinin memleketiyiz. Dileğim herkesin Altınova’nın insanları gibi dünyayla barışık olması!”

Haluk Narmanlı YEMEKLERİN KAZANLARLA GELMESİ ÇOK GÜZEL, ÇOK NOSTALJİKTİ “İstanbulluyum. Hasat Günleri için arkadaşlarımla birlikte Cunda’dan geldik, çok da mutluyuz. Hacı Bayram Camisi’nin önündeki meydanda muhteşem bir kalabalık vardı. Yemeklerin kazanlarla gelmesi çok güzel, çok nostaljikti. İnsanların yüzlerinin güldüğünü görmek ayrı bir keyifti. Hasat şenliklerine ilk defa geliyorum. Bu tür organizasyonların yörenin gelişimine katkısı tartışılmaz. Zeytin ve zeytinyağı kullanımının artması açısından da gerekli de zaten. Ben de eşimle birlikte zeytincilik yapmaya başladım. Butik bir işletmemiz var ama henüz markalaşmadık.”

Konuklarımızın barış içinde ikramlarımızı paylaşmaları bizim için en büyük ödül olur. Çünkü ben ve arkadaşlarım insanların mutlu, huzurlu, kardeşçe ve barış dolu bir dünyada yaşamalarını arzu ediyoruz. Bu bütün toplumun arzusu. Kazanlar kaynasın, yemekler yensin, birlik/beraberlik/ dostluk olsun. Afiyet olsun!”

Orhan Oğuz HOŞGÖRÜNÜN OLDUĞU YERDE KÖTÜLÜK YAŞAMAZ “Altınovalıyım. Altmış yıldır çiftçilik yapıyorum. Zeytin dahil, tarımın her türlüsünü, aynı zamanda ürünlerimizin ticaretini yaptım. Hasat Günleri muhakkak ki tanıtım için iyi bir şey... Altınova’da ilk defa bir hasat etkinliği gerçekleşiyor. Üretici bu tür etkinliklerle motive olur. Mesleğiyle ilgili kendini geliştirir ve sonuçta ürününden daha çok kazanır. Meydanda çok güzel bir topluluk vardı. İnsanların birbirleriyle kaynaşması, zeytinin nasıl da barışın simgesi olduğunu kanıtlıyordu sanki. Zaten bizler toplum olarak barışçı insanlarız. Ülkemiz zaman zaman bazı sıkıntılar yaşıyorsa da bugünlerin geçeceğine inanıyorum. Herkesin hoşgörülü olmasını, insanların birbirine zeytin dalı uzatmalarını istiyorum. İnanın, hoşgörünün olduğu yerde kötülük yaşamaz.”

Süleyman Afacan YEMEKLERİ YİRMİ KİŞİLİK BİR EKİP SEKİZ SAATTE HAZIRLADI “Hasat Günleri yemek ikramı için yirmi kişi mutfağa girip, çalıştık. On kazan keşkek, otuz tava pilav, on kazan da nohut kaynattık. Yemekleri hazırlamamız sekiz saat sürdü. Her şeyi bol bol hazırladık.

11


TÜRK ULUSUNUN KURTARICISI VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCUSU MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü ÖLÜMÜNÜN 78. YILINDA SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ

Atatürk’ün başarısında mucize yoktu. O’nun başarısında inanç, akıl, bilgi, cesaret, gerçekçilik gibi insana özgü değerler vardı. En önemli özelliklerinden biri de kitaba ve okumaya olan tutkusuydu. Öngörülü bir asker ve evrensel değerlere sahip bir devlet adamı olarak seçkinleşmesi, kitaplara ve okumaya olan düşkünlüğüyle doğru orantılıdır.

SAVAŞ BİTTİ, YENİ BİR SAVAŞIMIZ BAŞLIYOR. O DA KÜLTÜR VE SANAT SAVAŞIMIZDIR VE OKUMAKLA, KİTAPLA OLUR

M

ustafa Kemal Atatürk’ün kitap okuma zevki ve kitap tutkusunun daha çocukluk yıllarında başladığı bilinen bir gerçek. Bu konuda en güvenilir kaynaklardan biri, kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun yazdığı, ‘Atatürk’ün Yanı Başında/ Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun Hatıraları’ adlı kitap. Ulusu, kitabını ölümünden kısa bir süre önce tamamlamış. Onun bu çalışmasını oğlu Mustafa Kemal Ulusu yayına hazırlamış. Doğan Kitap tarafından, Ekim 2008’de yayınlanan eser kısa sürede okuyucunun yoğun ilgisiyle karşılanınca, birkaç ay içinde sekizinci baskısına ulaşmış. Ulusu, çok sıcak bir dille yazdığı, duygu dozu yüksek anılarına Mustafa Kemal’le nasıl tanıştığını ve onun emrine nasıl girdiğini anlatarak başlıyor. Bu bölümden öğrendiğimize göre, Nuri Ulusu’nun babası Hacı Tevfik, Mustafa Kemal’i Samsun’a götüren ‘Bandırma’ vapurunda görevli bir denizciymiş. Ulusu, bu sefer öncesinde Mustafa Kemal’le tanışma imkanı bulmuş. Bu tanışıklık sonrası, 1927 yılında askerlik için gittiği Ankara’da, Atatürk’ün kütüphanecisi olarak göreve başlamış. Bu görevi, Atatürk’ün ölümüne kadar tam on iki yıl sürdürmüş. Kitapta paylaşılan anılar bu zaman aralığını kapsıyor. “CEPHANENİN YERİNİ KİTAPLAR ALSIN!” Kitabın sayfalarını çevirdikçe, Atatürk’ün kütüphanesinde en çok tarih kitaplarının bulunduğunu, özellikle Türk ve İslam tarihine yoğun bir ilgi duyduğunu öğreniyoruz. Ulusu, Atatürk’ün bilgi ve görüşlerini tarihe olan ilgisine borçlu olduğunu sık sık dile getirdiğini ve “Tarihi bu kadar okumasaydım, bilmeseydim, ülkemizi bekleyen tehlikeleri önceden görebilir miydim?” dediğini

12

belirtiyor.

Sonra ilginç bir anısına yer veriyor Nuri Ulusu... İlk İstanbul seyahatine çıkmaya hazırlanırlarken Ulusu, Atatürk’ün kitaplarını karton kutulara yerleştirmeye başlıyor. Bu sırada Atatürk yanına geliyor ve bu işe biraz ara verip beklemesini istiyor. Bunu söyledikten sonra bir süre ortadan kayboluyor. Çok geçmeden cephane sandıklarıyla geri geliyor. Şaşırdığını görünce, kütüphanecisine şöyle diyor: “-Savaşta bunlarla cephane taşıdık… Bu sandıklar benim için çok önemlidir. Şimdi o savaş bitti, yeni bir savaşımız başlıyor. O da kültür ve sanat savaşımızdır ve okumakla, kitapla olur… Cephanenin yerini kitaplar alsın!” ‘KEMAL Mİ? KAMAL MI?’ Ulusu Nutuk, yeni harfler, dil ve tarih, Türkçeleştirme çalışmaları sırasında da hep Atatürk’ün yanında... O’na elinden geldiğince yardımcı oluyor. Bu konuda ilgiye değer bir anısını aktarıyor: “Atatürk’ün Arapça kökenli kelimelere karşı müthiş alerjisi vardı… O kadar ki, kendi adı Kemal’i bile Arapça kökenli olduğu için değiştirmeyi düşünmüştü. Bu mevzuda kütüphanede bayağı kafa yorduğuna bizzat şahit olmuşumdur. ‘Kemal mi? Kamal mı?’ diye kendi kendine konuşur, sorardı. Hatta bir ara Kamal adını kullanarak kendine az miktarda kart dahi bastırmış ama pek kullanmamıştı. Bilahare 1934’deki yasayla aldığı Atatürk soyadının başına sadece K. harfini koyup, imzalarını ‘K. Atatürk’ diye atarak bu probleme çare bulmuştu.” Atatürk’ün kütüphanecisi Ulusu birlikte olduğu dönemde, onunla bütün yurt gezilerine de katılmış. Çıkılan her yurt gezisinde, kitapların yanlarından eksik olmadığını belirtiyor.


ÇOK KİTAP OKUDUĞU ZAMAN GÖZLERİ KIZARIR VE YAŞARIRDI. BÖYLE DURUMLARDA İNCE İNCE TÜLBENTLER HAZIRLATIR, GÖZLERİNİ ONLARLA SİLER, KURUTUR VE RAHATLARDI

‘A

tatürk’ün Yanı Başında/Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun Hatıraları’nda Atatürk’e ilişkin değişik bilgiler var. Bazılarını şöyle sıralayabiliriz: -Atatürk yalnız tarihi, askeri, bilimsel eserler ya da hukuk, ekonomi, sosyoloji kitapları okumuyordu. Gençliğinden başlayarak roman okumayı da hiçbir zaman ihmal etmedi. Özellikle Reşat Nuri Güntekin’in ‘Çalıkuşu’ ve Aka Gündüz’ün ‘Dikmen Yıldızı’ romanlarını çok sevmişti. -Masa ve çalışma düzenine çok dikkat ederdi, bu konuda fazlasıyla titizdi. Kitap okurken masasında her zaman sözlükler bulundururdu. Not almayı sever ve ihmal etmezdi. Renkli ve kurşun kalemleri de hep elinin altındaydı. Kalemleri sözlüklerinin, masa saatinin, sigara kutusu ve kül tablasının yanında düzenli bir şekilde yer alırdı. Kitap okurken altını muhakkak kırmızı kalemle çizer, önemli hususları belirtirdi. Önemli olmayan yerleri ise ya mavi ya da kurşun kalemle işaretlerdi. -Epeyce hızlı bir okuma tekniğine sahip olan Atatürk sadece kütüphanesinde ya da çalışma odasında değil, ünlü akşam sofralarında da okur ve çalışırdı. Dönerli kara tahta, çeşitli sözlükler, ansiklopediler, dergi ve broşürler, o günlerde okuduğu kitaplar yemek salonunda özel olarak ayrılmış bölümde dururdu. Bir şey gerektiğinde hemen kütüphanecisi Nuri Ulusu’ya gözüyle işaretini verirdi.

Aralıksız yaptığı bu çalışmalar sırasında çok sık sigara içer, yemek aklına bile gelmezdi. O sırada yanında bulunan kişilerin ricalarıyla bir dilim kızarmış francala yer, bir bardak da ayran içerdi. Ancak her saat başı yarım kesme şekerle pişirilmiş ‘moka’ kahvesinden bir fincan içmeyi asla ihmal etmezdi. -Atatürk ilgilendiği, onu meraklandıran kitabı eline geçirdi mi mutlaka bitirir, öyle uyurdu. Okuyup, yarım bırakıp, ertesi gün okuyacağı kitabın yarım kalan sayfasını ise herkesin yaptığı gibi kıvırmazdı. O görev Ulusu’nundu. -Bir yılbaşı gecesi, Milli Eğitim Bakanı yeni basılan üç ya da dört tane kitabı Atatürk’e yeni yıl hediyesi olarak vermişti. Çok duygulanan Atatürk bakana teşekkür etmiş ve “Keşke diğerleri de böyle hediyeler getirseler!” diyerek, öteki bakanlarına da imada bulunmuştu. Sonra kütüphanecisini çağırmış, “Nuri, oğlum bunları al kütüphaneye götür, ama masamda dursun, okuyacağım!” demişti. -Nuri Ulusu’nun tahminine göre Atatürk yaşamı boyunca beş bin kadar kitabın önemli bir bölümünü okumuştu.

-Nerede, ne zaman kitabı isteyeceği belli olmazdı, kitap onun her şeyiydi. Yalnız kütüphanede değil, yemekte, ziyafet sofrasında, trende, arabada, deniz kenarında, odasında dinlenirken, uyumadan yatak odasında her zaman devamlı okurdu. -Çok kitap okuduğu zaman gözleri kızarır ve de yaşarırdı. Onun da çaresini bulmuştu. İnce ince tülbentler hazırlatır ve gözleri yaşarınca onlarla gözlerini siler, kurutur ve rahatlardı. Kendisine, “Paşam, iyi hoş da kendinizi bu kadar yormasanız iyi olmaz mı?” diyen bir görevliye, elindeki kitabı göstererek “Öyle ilgi çekici ki, okuyup bitirmeden galiba bırakamayacağım!” demişti. -Atatürk, herhangi bir konuya yoğunlaştığında, konu ne olursa olsun, son derece dikkatli, sakin ve çok sessiz çalışırdı.

13


Cumhuriyet’in ilk kadın hakimlerinden Adalet Yılmaz’ın 88 yıllık yaşamının göz yaşartan öyküsü...

Y

HAYATI BOYUNCA ATATÜRK’E VERDİĞİ SÖZÜ TUTMAK İÇİN ÇALIŞTI

aşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açmasıyla birlikte odaya ezan sesi, baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doldu. Penceresinden görünen Kurtuluş Parkı’na bakarak yaşlı ciğerlerini sabahın ılık esintisiyle doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir-iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçevelerle doluydu. Birine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal Madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın “Günaydın anne, günaydın baba!” dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir kez daha baktıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah/beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. “Günaydın kocacığım!” dedi. Bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız olan çocuklara baktı, “Günaydın evlatlarım!” dedi. “Sizleri, hepinizi çok özledim...” Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık kendisini ağlamak için bile yaşlı hissediyordu. Yavaşça doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. “Bir taksi istiyorum” dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. “Patlama be adam!” diyerek taksiye bindi. 25-30 yaşlarındaki şoför, “Teyze hoş geldin” dedi. “Nereye gidiyoruz?” Kadın kısa bir sessizliğin sonunda “Bütün bir gün beni taşır mısın?” diye sordu. “Sana 500 lira veririm.” Şoför küçümser bir gülümsemeyle, “Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze!” dedi. Kadın gülümsedi: “O zaman sana 650 lira vereceğim, ne dersin?” “Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. Önce nereye gideceğiz?” “Anıtkabir’e.” “Anıtkabir’e mi? “Evet.”

14

Prof. Dr. Çağatay Üstün

“Tamam teyzeciğim... Yaş kaç teyzeciğim?” “Seksen sekiz!” “Maşallah, Allah uzun ömür versin.” “Allah sağlıklı, mutlu ömür versin oğlum.” “Haklısın teyzeciğim.” YAVAŞÇA GERİYE ÇEKİLEN KADIN ELLERİNİ AÇIP FATİHA OKUMAYA BAŞLADI Taksi Anıtkabir’in kapısına ulaşmıştı. Şoför “Teyzeciğim, geldik!” dedi. Kadın dalgın görünüyordu. “Evladım burada yardımına ihtiyacım var” dedi. “Benimle gel!” Adam şaşırmıştı. “Tabii teyze!” dedi. Kuşkulu gözlerle, “Bizi buraya alırlar mı?” diye sordu. O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak “Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?” diye sordu. “Hayır!” “Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?” “Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme.” “Ee o zaman?” “Ne bileyim, bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben.” Yaşlı kadın sinirli bir şekilde kafa salladı. Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde şoför kuşkulu bir şekilde sordu: “Nasıl çıkacaksın teyze?” “Her ay nasıl çıkıyorsam öyle!” “Her ay geliyor musun?” “Evet.” Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır adımlarla ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti: “Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım!” Yavaşça geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra “Hadi gidelim!” dedi. Geldiklerinden çok daha ağır adımlarla arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. “Yoruldun mu teyze?” diye sordu. Kadın sustu. Bir süre sonra, “Evet hem de çok yoruldum!” diye karşılık verdi. “Nereye gidiyoruz?” “Bankaya.”


BEN CUMHURİYET’İN İLK KADIN HAKİMLERİNDENİM Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı: “Teyzeciğim, bir şey daha sorabilir miyim?” “Sor bakalım evladım.” “Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?” “Uzun hikaye evladım.” “Olsun be teyze, anlat ne olur.” “Ben lisedeyken Atatürk bizim okulumuza gelmişti. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış!’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın?’ diye sordu bana. ‘Hemşire’ dedim. O da, ‘Güzel meslek ama bence sen hakim ol, ismine çok yakışır’ dedi. Ben, ‘Kadından hakim olmaz ki!’ deyince kaşlarını çattı, “Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum, hakim olacaksın!” dedi.” “Sen ne dedin peki?” “Mustafa Kemal emretmiş, ne denilebilir ki... Söz verdim.” “Peki olabildin mi Adalet teyze?” “Evet ben Cumhuriyet’in ilk kadın hakimlerindenim.” “Vay be! Sende ne hikaye varmış Adalet teyze” “Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin.” “Haklısın Adalet Teyze. Gelmek istediğin banka bu mu?” “Evet.” “Yardım edeyim mi? Ben de geleyim mi?” “Hayır. Sen burada bekle lütfen. Bu arada adın neydi evladım?” “Osman, teyzeciğim” “Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al, olur mu?” “Tamam teyzeciğim.” Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğle saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. “Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür”? diye geçirdi içinden. Tam vaktinde bankanın önüne döndü. Adalet hanım 15 dakikalık gecikmeyle geldi. “Hoş geldin hakim teyze!” “Çok uzun zamandır bana ‘hakim’ denmemişti.” “Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?” “Yok aksine hoşuma gitti. Sağol.” “Nereye gidiyoruz?” “Seyranbağlarına.” “Tabii.” “Hakim teyze, çok yer gezmişsindir sen?” “Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik, rahmetli kocamla.” “Ne iş yapardı amca?” “Subaydı.” “Ne zaman vefat etti?” “1952′de.” “Çok olmuş. Gençmiş.” “Kore Savaşı’nda şehit oldu.” “Allah rahmet eylesin hakim teyze.” “Sağol.” “Seyranbağları’na geldik, nereye gideceğiz?” “Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.” “Tamam. Buyur hakim teyze. Geleyim mi ben de?” “Yok bekle burada!” BABAM SÖKE’DE PAMUK EKERDİ Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. “Bu kadın

PROF. DR. ÇAĞATAY ÜSTÜN

İ

zmir’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini orada tamamladı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumlarda pratisyen hekim olarak görev aldı.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdüren Çağatay Üstün, 2011’den bu yana İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ‘Yargı Etiği’ dersleri veriyor. Aynı yıl bir tür sosyal sorumluluk projesi olarak tasarladığı “Her Şeye Rağmen Etik” aktivasyonunun sorumluluğunu üstlenerek, toplumda etik bilincin ve farkındalığın artmasına yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda konferanslar vermeye devam ediyor. Üstün’ün “Tıp Etiğine Giriş”, “Tıp Sanatının Ustası Hipokrat”, “Hekim, Tabip, Doktor-Onlardan Anılar”, “Her Şeye Rağmen Etik”, “Yaşamın İçinde Etik ve Ahlak” adlarını taşıyan kitapları var. burada ne yapar ki?” diye düşündü. Adalet hanım yarım saat sonra göründü. Yanında orta yaşlı, kibar bir kadın vardı. Şoför Osman, Adalet hanımı arabaya bindirdi. Kadın, “Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlar da sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın, yine gelin” dedi. Adalet hanım, buğulu gözlerle “İnşallah... Kızlara selamımı söyleyin. Ben de onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın” diye karşılık verdi. Ve araba hareket etti. “Şimdi nereye gidiyoruz hakim teyze?” “Hemen iki sokak öteye.” Osman iki sokak ötede, başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da “Ankara Seyranbağları Huzurevi” yazıyordu. “Bekle beni.” “Tabii hakim teyze.” Yine bir saate yakın bir bekleyişin ardından bu kez etrafında birçok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet hanım. Onlarla sarılıp öpüştü. Yeniden yola koyuldular. Osman dikiz aynasından Adalet hanımın gözlerinden akan yaşları fark etti. “İyi misin Hakim Teyze?” “İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor.” “Nereye gidiyoruz?” “Cebeci Asri Mezarlığı’na.” “Tamam.” “Teyze nerelisin sen?” “Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Dağ köylerinde saklandık. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a şükür, babam da sağ-salim döndü savaştan.” “Sonra ne oldu?” “Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik...” “Çocuğunuz var mı?” “Bir kızım, bir oğlum vardı.” “Neredeler şimdi?”

15


“Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.” “Ne güzel...” “1978′de Fransa’da Ermeniler öldürdü!” “Üzüldüm hakim teyze. Başın sağolsun.. O da babası gibi şehit oldu yani?” “Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.” “Amin... Ya kızın?” “O da eşi ve çocuklarıyla İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat etti.” “Allah rahmet eylesin. Boşboğazlığımla üzdüm seni hakim teyze, kusuruma bakma.” “Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım? Sen üzülme, sağol!” “Geldik teyze.” “Tamam evladım. Al işte paran, artık gidebilirsin.” “Hakim teyze, buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.” “Yok beni alacaklar buradan!” “Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma, ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350’yi ona veririm. Gerisi kalsın. Ben de para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten!” “Çocukların var mı?” “İki tane... Ellerinden öperler.” Osman, taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi. “Adları nedir?” “Kemal ve Ayşe” “Oğlumun adı da Kemal’di.” Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım: “Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansızdolansız, çok çalışarak, helal lokmayla büyüt ve okut. Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.” Osman, Adalet hanımın ellerine sarılıp öptü. İyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Yaşlı kadın mezarlığın kapısından içeri girerken; yaşlı gözlerle onu izledi. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu kadından almıştı. Arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. O gün daha fazla çalışamazdı. CEBECİ ASRİ MEZARLIĞI’NDA CANSIZ BEDENİ BULUNAN KADININ, CUMHURİYET TARİHİNİN İLK KADIN HAKİMLERİNDEN ADALET YILMAZ OLDUĞU BELİRLENDİ Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteye uzandı. İlk sayfaya göz gezdirdi. Siyasi haberlerle doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşlarıyla ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti: “Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri Mezarlığı’nda cansız bedeni bulunan kadının, Cumhuriyet tarihinin ilk kadın hakimlerinden Adalet Yılmaz olduğu belirlendi. Adalet Yılmaz’ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. Yılmaz’ın vefat ettiği gün bankadaki bütün parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet Yılmaz’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.” Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar; o da hiç söz etmedi yaşadıklarından. Herkesin tek bildiği, Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında, “Gökler bile sana ağlıyor!” diyerek gözyaşlarını tutamadığıydı.

16

Cumhuriyet eşitlik, özgürlük ve kardeşlik içinde bir arada yaşamanın adıdır

AYVALIK 29 EKİM’İ ATATÜRK’ÜN YOL GÖSTERİCİLİĞİNDE VE HEYECANLA KUTLADI

C

umhuriyet Bayramı kutlamaları Atatürk anıtına 28 Ekim’de çelenklerin konulmasıyla başladı. Törene katılanlar büyük bir kalabalık halinde anıta çiçekler bıraktı. Okullar arası spor yarışmalarının yanı sıra kompozisyon, resim ve şiir yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi. Aynı gün, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, belediyeye ait akaryakıt istasyonunda araçlara bayrak hediye etti.

Asıl Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri 29 Ekim’de Hüsnü Uğural Stadı’nda düzenlendi. Her yıl olduğu gibi yüzlerce vatandaşın izlediği törende Belediye Bandosu eşliğinde geçit töreni yapıldı, halk oyunları oynandı. Atatürk Anadolu Lisesi’nin tüm öğrencilerinin katıldığı, işgal ve mücadele yıllarının canlandırıldığı ‘Anadolu Bağımsızlık Destanı’ gösterisi büyük beğeni topladı. Törende, Kaymakam Namık Kemal Nazlı, kürsü yerine öğretmen ve öğrencilerin arasında konuştu. Nazlı, “Cumhuriyet bağımsızlık ve özgürlük demektir ve bizim için hem kutsal bir emanet hem de namustur. Bu emaneti hayatımız boyunca korumakla yükümlüyüz. Atatürk, tek başına


Cumhuriyet yeterli olmadığı için demokratik, laik, sosyal ve hukuk kurallarına saygılı bir Cumhuriyet kurdu. Asırlardan beri hür yaşadık, sonsuza kadar da hür yaşayacağız” dedi. TAM BAĞIMSIZLIK İLKESİNDEN ÖDÜN VERİRSEK BAŞIMIZA NELER GELEBİLECEĞİNİ HEP BİRLİKTE GÖRÜYORUZ 29 Ekim akşamı bu kez Atatürk Anadolu Lisesi’nin önünden Cumhuriyet Meydanı’na fener alayı düzenlendi. Meydan’da konuşan Rahmi Gençer şunları söyledi: “Cumhuriyet çok büyük zorluklarla kuruldu.

Hem emperyalist güçler yenildi, hem de ülkemiz çağ atladı. Tam bağımsızlık ilkesinden ödün verirsek başımıza neler gelebileceğini hep birlikte görüyoruz. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi ilelebet payidar kalacak.” 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Halil Başyazgan Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta Avukat Hüseyin Özbek, Mustafa Kemal’in işgal günlerinde oynadığı rolü, Kurtuluş Savaşı dönemini, savaş sırasında farklı ülkelerin Türkiye’ye bakış açısını, Lozan sürecini ve Cumhuriyet’in niçin vazgeçilmez olduğunu anlattı.

17


Karaayıt Mahallesi Muhtarı MUSTAFA KOCAKANAT HARAP DURUMDA OLAN ESKİ OKUL ONARILARAK ÇOK AMAÇLI BİR TESİSE DÖNÜŞTÜRÜLÜRSE FEVKALADE OLACAK

B

u kez yine kırsal mahallelerimizden bir diğerinde, Karaayıt’tayız. Yanımızda mahallenin muhtarı Mustafa Kocakanat var.

Sayın Mustafa Kocakanat, söyleşimize sizi tanıyarak başlayalım istiyoruz. Okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız? -Karaayıt doğumluyum. Çiftçilikle uğraşıyorum. Son yerel seçimlerde adaylığımı koydum ve muhtar seçildim. Evliyim. İki kız çocuğu babasıyım. Karaayıt hangi mahallelere komşu? Ayvalık’a kaç kilometre uzaklıkta? -Akçapınar, Beşiktepe, Bulutçeşme ile komşuyuz. Ayvalık’a on sekiz-yirmi kilometre mesafedeyiz.

bir dağ köyüyüz. Doğamız muhteşem. Derelerimiz, ormanımız, tertemiz bir havamız var.

KADINLARIMIZ ÇALIŞKANDIR, ONLARIN EVE KATKISI BİZLERDEN DAHA FAZLADIR Mahallenizin okur-yazar oranı nedir? Eğitim nerede, nasıl yapılıyor? -Eskiden okur-yazar oranı oldukça düşüktü, şimdilerde yüksek sayılır. Gençler okuyorlar. Çoğu üniversite mezunu. Orta ve lise öğrenimi taşımalı sistemle yapılıyor. Çocuklarımız ortaokulu Akçapınar’da, liseyi Ayvalık’ta okuyor. Çocuklar ve gençler için sosyal tesis mevcut mu?

-Çocuklar için bir parkımız var. Ancak park ana yolun hemen kıyısında. Yola çok yakın olduğu için tehlike arz ediyor. Ulaşım sorununuz var mı, peki? Allah muhafaza, bir aracın -Hayır! Köyümüzün kendi aracı freninin patladığını düşünün… var. Sabah saat dokuza, ona Park için en uygun alan eski kadar vatandaşları Ayvalık’a okulun bahçesi. Bu arada yeri taşıyor. Ayvalık’tan da saat gelmişken hemen söyleyeyim, on birde dönüşler başlıyor. eski okul harap durumda. Orası Akşamüstüne dek servis onarılır, çok amaçlı bir tesise sürüyor. Ayrıca belediyenin dönüştürülürse fevkalade olacak. toplu taşım araçlarıyla da Ayrıca düğün salonuna çok ulaşım sağlanıyor. ihtiyacımız var. Gençlerin spor yapabilecekleri kapalı bir mekan Mustafa Kocakanat Nüfusunuz ne kadar? gerek. Gençler, çocuklar spora -Karaayıt’ta yüz yetmiş-yüz meraklılar. Futbol oynamayı çok seksen hane var. Nüfus aşağı seviyorlar. Şimdilik eski okulun bahçesinde oynuyorlar yukarı altı yüz-yedi yüz civarında. Küçük bir köy ama her gün gelip soruyorlar, “Bizim ne zaman bir top sayılmayız yani. sahamız olacak?” diye. Futbol sahası istiyorlar yani... Çocuklarımız bizim geleceğimiz ve ayrıca her şeyi de Mahallenin adı nereden geliyor? hak ettiklerine inanıyorum. Kısacası onların sesine -Çok eski bir yerleşim alanı olmamıza karşın mahallenin kulak verilirse hepimiz çok mutlu olacağız. Dediğim gibi, adı nereden geliyor tam bilmiyorum. Ancak bizim bahçesiyle birlikte o binayı bir şekilde değerlendirelim orada ayıt ağacı çok. Ayıt, mineçiçeğigillerden küçük istiyoruz. Milli servettir, yazık olmasın! boylu bir ağaç türü. Haziran, temmuz ayları arasında Peki, sağlık hizmetini nereden alıyorsunuz? mor çiçekler açan, şifalı bir bitki. Daha çok Akdeniz bölgesinde görülüyor. Ama dediğim gibi köy adını ayıt -Sağlık hizmetleri için ya Akçapınar ya da Çamoba’daki ağaçlarından mı almış, bu konuda bilgi sahibi değilim. sağlık ocaklarından yararlanıyoruz. Bizim mahallemizde ocak yok. Mahallenizi bize nasıl anlatırsınız? Sayım Kocakanat, Karaayıtlıların temel geçim kaynağı -Büyüklerimiz aşağı-yukarı köyümüzün üç asırlık nedir? bir geçmişi olduğunu söylüyorlar. Kozak Yaylası eteklerinde, geniş bir arazi üzerine kurulmuş eski

18


-Zeytincilik elbette... Zeytin ağaçlarımız aşağıda, ovada. Ayrıca bamya ekimi yapılıyor. Çam ağacımız çok. Çam fıstığı üretimi de yapılıyor. Karaayıt, hayvancılık için elverişli bir bölge ve burada hayvancılık da oluyordu. Ancak çoğu besici zarar edince hayvanlarını sattı, işi bıraktı. İnsanlarımız artık sadece kendi ihtiyaçları için hayvan besliyorlar. Gelir durumumuz böyle. Yetmese de Karaayıtlılar Allah’a şükretmeyi biliyorlar. Kadınlar üretime katılıyorlar mı?

sırayla ağırlanıyor. Kısacası, bu şenliklerle unutulmaya yüz tutmuş adetlerimizin, halı dokumak gibi el sanatlarımızın da yeniden canlanacağına inanıyorum. BELEDİYEDEN İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ NOKTALARA YENİ ÇÖP KONTEYNERLERİ KOYMASINI BEKLİYORUZ Sayın Kocakanat, az önce içinde düğünlerinizi de yapabileceğiniz bir tesis istediğinizi söylediniz. Mahallelinizin diğer beklentileri neler?

-Yollarımız çok kötü. Ana yola ve sokaklara kilit taşı döşenmesi gerekiyor. Temizlik açısından sıkıntı çekiyoruz. Çöplerimiz alınıyor fakat özellikle dere yatakları ve çevresinin, sokakların temizlenmesi lazım. Mahallemizde bir temizlik görevlisi istihdam edilirse çok sevineceğiz. Eskiden bizlerin muhtarlık olarak belli bir geliri vardı ve köyü temizletebiliyorduk. Şimdi bu imkanımız yok. Sadece köyü temizletmek yeterli değil tabii. İnsanlarımızda çevre bilincinin oluşması da şart. BELKİ ARTIK GELİN AT ÜSTÜNDE GELMİYOR EVİNE, Evlerinin önünü, sokaklarını ATLARIN YERİNİ ARABALAR ALDI temiz tutmayı öğrenmeliler. Hep AMA PEK ÇOK ADETLERİMİZ anlatıyoruz ama ısrarla sokağa HALA SÜRÜYOR “Karaayıt bir Yörük mahallesi çöp atmayı sürdürenler de yok Mahallenizin sosyal hayatından da değil. Sizin kanalınızla bir kez ve folklorik açıdan epeyce söz eder misiniz? daha onlardan rica ediyorum, zengin. Gelenek-göreneklerimizi mahallemizi kirletmesinler. -Boş vakitlerinde erkekler Çöplerini sağa, sola atmasınlar. yaşatacağımız, konuklarımızla kahveye giderler. Orada Belediyeden de ihtiyaç birbirleriyle sohbet ederler. Üç paylaşacağımız bir ‘Yörük duyduğumuz noktalara yeni tane kahvemiz var. Kadınlarımızın çöp konteynerleri koymasını Şenliği’ düzenleyerek doğal aralarındaki komşuluk ilişkileri bekliyoruz. Diğer bir sorunumuz ise gayet iyidir. Evlerde toplanılır, güzelliklerimizi, tertemiz ise su borusu patlakları. Hemen muhabbet edilir, genç kızların onarılmadığı için zaman zaman havamızı turizm açısından çeyizleri hazırlanır. sıkıntı yaşıyoruz. Vatandaş değerlendirebiliriz. Örneğin Karaayıt’ın doğal güzelliklerini, susuz kalmasın diye basit tertemiz havasını turizm açısından tamiratları ben yaptırıyorum. Antalya taraflarında böyle değerlendirmeyi düşünüyor Ancak büyük çaplı işler beni şenlikler yapılıyor. Televizyondan musunuz? aşıyor. Mecbur BASKİ’yi bekliyoruz. Özetle sorunlarımız izliyorum. Biz de yaparsak çok -Neden olmasın? İstedikten sonra bunlar. her şey mümkün. Gerçekten güzel olur. Yöresel yemeklerimizi Karaayıt çok güzel bir yer. Bir Mahallenizde sosyal yardıma, sunarız. El sanatlarımızı sergileriz. Yörük mahallesiyiz ve folklorik Ayvalık Belediye’sinin ‘Evde açıdan epeyce zenginiz. GelenekHem mahalleli birbiriyle kaynaşır, Bakım’ hizmetlerine gereksinimi göreneklerimizi yaşatacağımız, olanlar var mı? hem Yörük kültürünü gelecek konuklarımızla paylaşacağımız -Var, evet! Sosyal yardımlaşma bir ‘Yörük Şenliği’ düzenleyerek konuklarımıza tanıtmış oluruz.” kanalıyla gereken yardım doğal güzelliklerimizi, tertemiz kendilerine yapılıyor. Ancak bu havamızı turizm açısından yardıma ihtiyacı olmayanlar değerlendirebiliriz. Örneğin da başvuruyorlar. Ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını Antalya taraflarında böyle şenlikler yapılıyor. yemeye kalkışan bu insanlara kızıyorum. Çünkü maaşı, Televizyondan izliyorum. Biz de yaparsak çok güzel malı-mülkü olanlar bile yardımlardan faydalanmaya olur. Yöresel yemeklerimizi sunarız. El sanatlarımızı çalışıyorlar. Bu hiç hoş değil. Bunun dışında yaşlı ve sergileriz. Hem mahalleli birbiriyle kaynaşır, hem Yörük yatalak hastalar belediyenin sağlık hizmetlerinden kültürünü gelecek konuklarımıza tanıtmış oluruz. yararlanıyorlar. Çağırdık mı gelirler. Allah hepsinden Evet, bu kültürün bir parçası olarak size özgü düğün razı olsun! adetlerinin hâlâ sürdüğünü biliyoruz... Sayın Mustafa Kocakanat, son olarak, her derdine -Haklısınız... Düğün adetlerimiz bir hayli renkli ve koştuğunuz mahallelinizden siz neler bekliyorsunuz, diye farklıdır. Belki artık gelin at üstünde gelmiyor evine, sormak istiyoruz? atların yerini arabalar aldı ama pek çok adetlerimiz hala -Benim tek beklentim saygı, sevgi. Her şey, herkes için sürüyor. Örneğin düğün öncesi basmalar, çoraplar, iyi olsun istiyorum. Sevgiyle, saygıyla, birlik içinde oyalar gelin evinin önüne asılıyor. Kınalar yakılıyor, yaşasınlar bu bana yeter! Sevginin, saygının olmadığı takılar takılıyor. Üç gün-üç gece sürüyor yemekli yerde her şey biter. Bunu unutmasınlar. düğünlerimiz. Kazanlarda keşküller kaynıyor. Bu üç gün boyunca misafirler oğlan ve kız aileleri tarafından -Karaayıt’ta da aile tarımı yapılıyor. Doğal olarak en büyük desteğimiz kadınlarımız çünkü gençler okuyorlar. Kadınlarımızın her şeyde en az bizim kadar emeği var. Sağ olsunlar! Zeytinde olsun, bamyada olsun hep yanımızdalar. Kadınlarımız çalışkandır. Hatta onların eve katkısı bizlerden daha fazladır. Ev işleri, çocuk bakımı hep onların üstünde.

19


Ayvalık Yazıları HÜSEYİN GÜVEN yaverbey15@gmail.com

Üye olmayan giremez…

D

aha önceki yazılarımda birçok kez sözünü ettiğim gibi, çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde Ayvalık’ın her köşesi bizimdi.

Mahalleden ya da okuldan arkadaşlarla güzel kasabamızın gitmediğimiz yeri, yüzmediğimiz denizi, çıkmadığımız ağacı, üzerinden Ayvalık’a bakmadığımız tepesi, girmediğimiz bahçesi yoktu. Sarımsaklı’dan Cunda’ya… İlk Kurşun Tepesi’nden Tımarhane Adası’ndaki kilise yıkıntısına… Macaron mahallesindeki kahvelerden Köprü durağındaki Yelken Kafe’ye… Şeytan Sofrası’ndan (hiç görmediğimiz ama adını bir efsane gibi mırıldandığımız) Çolak’ın çiftliğine… Çamlık’taki Kır Kahvesi’nden Cunda girişindeki (şimdi yerinde yeller bile esmeyen) manastır harabesine… Sinemalarından çarşıpazarına… ‘Girilmez’ denilen bazı mahalle içlerinden ‘Çıkılmaz’ denilen tepelerine… Koylarına, plajlarına, ormanlarına kadar… Benim ve arkadaşlarımın ayak ya da kulaç izlerimizin olmadığı herhangi bir köşesi yoktur Ayvalık’ımızın. Bütün bu gelişim süreci içinde bizim sınıfımızın çocukları için ulaşılmazlığını, gizemini koruyan, -bir anlamda- ‘Girilmez’ olan bir tek yer vardı: Çamlık’taki Tenis Kulübü…. Hayatımızda bildiğimiz tek spor ‘deniz’ iken ‘tenis’ büyülü bir sözcük gibi gelirdi bize. Ayrı bir kültür, ayrı bir yaşam biçimi, ayrı bir dünyaydı orası; hayata doğru yürünecek yolların ayrıldığı noktaydı. Üstelik bu sadece varlıkla açıklanabilecek bir şey de değil, adeta bir ‘doğum hakkı’ydı. Bu ve benzeri yerler, ileride… çok ileride koşullarımın girmeye rahatlıkla elverdiği ama içeride bile olsam benim için hala beynimin bir köşesinde ‘Girilmez’ etiketini koruyan yerler olarak kaldılar. Yıllar içinde; maddi durumunuz ne olursa olsun ‘üye olmayanın giremeyeceği’ bazı hayatlar olduğunu ve bu durumun, benim Ayvalık’ımın, benim çocukluğumun, Türkiye’nin büyük aynasının sadece küçük bir yansıması olduğunu yaşayarak öğrendim. Yukarıda anlattığım olay ve duyguların üzerinden

20

yarım yüzyıl geçmesine karşın hemen hemen hiçbir spor branşında uluslararası arenada kalıcı olan bir tek yıldız bile yetiştiremedik. Bizim, ‘Çamlık Tenis Kulübü’ karşısında olduğumuz gibi hep başkalarının hayatlarına ve başarılarına seyirci olduk, seyirci kaldık. Spor tarihimize adlarını altın harflerle yazdırmış Ayhan Karataş, Feridun Aybars, Yılmaz Özüak, Sadri ve Sabri Özün kardeşler, Ersin Aydın, Erdal Acet, Nejat Nakkaş, Murat Özüak gibi yüzücülerimize şükranlarımızı sunmakla birlikte yukarıdaki sıralamanın bize gösterdiği bir acı gerçek var. 1940’lı yıllarda Adana bölgesinin atılımlarıyla kıpırdanan ve İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü’nün çabalarıyla filizlenen yüzme sporumuz ne yazık ki Türkiye, Balkan ya da Akdeniz sınırını aşamadı. 1970’lerin sonundan itibaren de iyice gerilemeye başladı. Uluslararası kulvarda, neredeyse kendimi bildim bileli kendini kanıtlayan tek bir isim var: Derya Büyükuncu. Eminim bu satırların okuyucularının büyük bir bölüğü onu da benzersiz sporcu kimliğinden ziyade televizyonda çok moda olan ‘reality show’lardan birine birkaç yıl önce katılmış olan yakışıklı çocuk olarak tanıyorlardır, ne yazık. Hepimiz birer Ayvalık çocuğu olarak gözümüzü denize açtık ve ömrümüzün büyük bir kısmını denizde geçirdik. Hiçbir şekilde eğitimli ya da disipline edilmiş bir spor şeklinde gelişmedi suyla ilişkimiz. Sabah uyanır ve denize koşardık, o kadar. Bir denizler, iç denizler ve nehirler coğrafyası olan güzel ülkemizin hemen her köşesindeki milyonlarca çocukta olduğu gibi, başarılar tamamen adanmış bazı yerel yöneticiler ve kişisel çabalar şeklinde gelişti. Yüzme ya da daha geniş tanımıyla su sporları hiçbir zaman devlet politikası içinde bir yer bulamadı. Çeşitli branşlarda zaman zaman ateş böcekleri ömrüyle parlayıp sönen bireysel yıldızların dışında ne kurumsal ne ülkesel olarak bir ekolümüz, bir tarzımız, bir imzamız olmadı. Eğer yapabilseydik, çocukluk arkadaşımız ve adeta ‘yüzmek için doğmuş’ Apiko’nun bir Michael Phelps olmaması için hiçbir neden yoktu.


Bülent Kürşat, 30 yılı aşkın bir süredir fotoğraf çekiyor. Kendi deyişiyle, Ayvalık’a aşkla bağlı… İzmir’de yaşıyor ama sık sık Ayvalık’a uğruyor. Ayvalık sokaklarını, bu sokaklardaki tarihi evleri, evlerin sanat eseri değerindeki kapılarını/pencerelerini/ balkonlarını, bu evlerde yaşayan insanları, zeytin ağaçlarını, zeytin tarlalarını, zeytin toplayan emekçileri, denizi, tekneleri, ağ ören balıkçıları, kuşları, sokak hayvanlarını… kısacası kendine özgü bütün güzellikleriyle Ayvalık’ı ‘belgeliyor.’ Hasat mevsiminin tam ortasında olduğumuza göre, sanatçının ‘ölümsüz ağaç’ fotoğraflarını paylaşmanın tam zamanıdır.

BÜLENT KÜRŞAT’IN FOTOĞRAFLARI TOPRAKLA BESLENEN, EMEKLE YÜKSELEN, SEVGİYLE GÜÇLENEN ZEYTİN AĞACININ GÖRSEL ZENGİNLİĞİNİ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR

BÜLENT KÜRŞAT

Annesi ve babası Girit göçmeni olan Bülent Kürşat 1955 yılında İzmir’de dünyaya geldi. Gazi İlkokulu’ndan sonra o günlerdeki adıyla İzmir Bornova Maarif Koleji’ni bitirdi. Bir süre Paris’te kaldı ve yeniden İzmir’e döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu. Eğitimini yarıda kesip askere gitti. Askerlik

dönüşü aile şirketini kurdu. 2006 yılına kadar orada çalıştı. Sonra zaten uzun yıllardır ilgi duyduğu fotoğrafa ağırlık verdi. Açtığı sergi beğeniyle karşılanınca fotoğrafa daha çok zaman ayırmaya başladı. Bir yandan da koleksiyonculuk yaptı, farklı sanatlarla ilgilendi. Yaşamını İzmir-Çeşme arasında sürdüren ve her fırsatta Ayvalık’a da uğrayan Kürşat’ın bir oğlu bir de kızı var.

21


Binlerce yıllık bir öykü bu… Bir bakıma Akdeniz ülkesinin ve uygarlığının öyküsü. Toprakla beslenen, emekle yükselen, sevgiyle güçlenen bir öykü. Zeytinin öyküsü. Meyveleri refahın ve bolluğun simgesi... Yaprakları zaferin, aklın ve barışın müjdecisi.

22


Zeytindir o. Kökleri derindedir. Çok derinde. Geçmiş zamanların büyüsünü fısıldar kulaklarımıza: “Ben insanlıkla birlikte büyüdüm… Ve geleceğe dönüktür yüzüm.” Zeytin derler ona. Geçim kaynağıdır pek çok insanın. Anlayana çok şey anlatır. Ona dikkatle bakın!

23


“Ben zeytin ağacıyım. Herkesinim ve kimsenin değilim. Siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım.”

24


ATÖLYELERDEN Bu sayımızla birlikte ‘Atölyelerden’ başlığıyla yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. Amacımız; art arda açtıkları atölyelerle kentimizi zenginleştiren, ürettikleri eserler ve ürünlerle sokaklarımıza renk, hareket getiren sanatçılarımızı/zanaatkârlarımızı sizlere tanıtmak... İlk olarak Barbaros Caddesi üzerindeki Hayal Seramik’teyiz.

AYVALIK’A GELDİKTEN SONRA MESLEK SAHİBİ OLDUM. BİR ŞEYLER YAPMAYI, ÜRETMEYİ ÖĞRENDİM Gülbeniz Şentay

B

üyük otellerin, restoranların sunum malzemelerini hazırlayan, internet üzerinden Amerika, Avrupa ve Arap ülkelerine ürünlerini pazarlamayı başaran Hayal Seramik’in sahibi Serap Alpay sıcacık bir insan. Onun yirmi bir yıl önce İstanbul’dan Ayvalık’a gelişi, Ayvalık hakkındaki düşünceleri, duyguları en az seramik yapmaya başlaması kadar ilginç geldi bize.

-Ayvalık’a ailece bir yakınımızı ziyarete gelmiştik. Yanımda abim de vardı. Abim Ayvalık’ı gördükten sonra, bana “Burada yaşar mısın Serap?” diye sordu. Ayvalık’ın o ana kadar haritadaki yerini dahi bilmiyordum ama “Yaşarım abi!” dedim. Çünkü bir buçuk yaşındaki oğlum kalp hastasıydı. Doktorlar on sekiz yaşına geldiğinde oğlumun kalbindeki deliğin kapanacağını söylüyordu. Anlayacağınız iyileşebilmesi için sadece doktor kontrolüne, bakımına değil, bir o kadar da temiz havaya, oksijene ihtiyacı vardı. Hemen bir ev kiraladık. Her sabah erkenden kalkar oğlumu deniz kenarına indirirdim. Bu arada düzenli olarak İstanbul’a gidiyor, rutin kontrollerini yaptırıyorduk. Bir gün doktor, oğlumdaki değişimi fark etmiş olmalı ki, nerede yaşadığımızı sordu. Ayvalık’ın adını duyunca, “Doğrusu, tam yerini bulmuşsunuz. Daha isabetli bir karar veremezdiniz!” dedi. Böylece Ayvalık’ta kaldık ve çocuğum da sağlığına kavuştu. İstanbul’da yaşamaya devam etseydik kalbindeki o delik kapanmazdı, bundan eminim. 1996 yılında Ayvalık’a yerleşen Alpay ailesi, mayo ve parfümeri üzerine açtıkları iki iş yerini 2005 yılında kapatmak zorunda kalır. Açıkçası, iflas ederler. Bu olay sonrası Serap Hanım’ın morali çok bozulur ve uzunca bir süre evine kapanır. -Eşimin ve kızımın ısrarları sayesinde ve tam üç yıl sonra evden çıktım. Halk Eğitim Merkezi’nin kurslarına yazıldım. Deri, kösele, dikiş-nakış, Trabzon örgüsü eğitimleri alırken, bir arkadaşım beni yeni açılacak olan seramik kursuna çağırdı. Ona da katıldım. 2008’de başladığım kursların son üç yılında hocam Tijen Akça’ydı. Geçen yıl kaybettiğimiz Tijen hocanın verdiği

eğitim bambaşkaydı… Seramik boyamayı, sırlamayı, kalıbı, kısacası her şeyi öğretti bize… Artık kendi atölyemi açmam gerektiğini ilk o söyledi bana. Bu konuda ısrarcıydı da. Fakat sanırım tek başına atölye açmaya cesaretim yoktu. O sırada Ankara’da yaşayan kızım Okşan, “Birlikte yaparız anne!” deyince, kolları sıvadım. Önce KOSGEB’e başvurdum. Yaptığım işler çok beğenildi ve bana otuz bin lira hibe kredi verdiler. Ardından on gün kadar da kurs gördüm. İstanbul’dan gelen bir dostumuz da kızıma ‘kalıp’ dersleri verdi. Gerçi Okşan, Ege Üniversitesi öğrencisiyken hafta sonlarını Ayvalık’ta geçiriyor ve ben ona bildiğim her şeyi öğretiyordum ama kalıp işi önemliydi. Çünkü pek bilen yoktu. Kısacası atölyeyi böyle açtık ve bir buçuk yılı geride bıraktık. Ben objeleri yapıyorum, o kalıpları çıkarıyor. Daha doğrusu Okşan her şeyi yapıyor ama kalıp işi sadece onda…

ÇAMURLA, SIRLARLA, BOYALARLA, OBJELERLE UĞRAŞMAKTAN BÜYÜK KEYİF ALIYORUM Hayal Seramik’te şamotlu çamur, plastik ve Menemen’in kırmızı çamuru kullanılıyor. Seramik yapmak için başka hangi malzemelere gerek var? Ne tür teknikler kullanılıyor? -Ebeşuar (genelde bir tarafı oval bir tarafı sivri olan ve telli çeşidi de bulunan çamur yontma aleti) dediğimiz aletlerimiz var. Fırınımız olmazsa olmazımız tabii. İki çıta arasında plaka açmakta zorlandığımız için plaka makinesi de aldık. Pigment ve tahrir boyalar kullanıyoruz. Özellikle yüksek ısılarda tercihimiz sırlı boyalar. Çünkü pigment boyalar sır tutmayabiliyor veya sırın altında renkler farklılaşıyor. Çinilerde kullanılan tahrir boyalar, renklerin değerinden kaybetmesini engellediği için bana daha uygun geliyor. Serap Alpay, genellikle rölyef yapıyor. Üç boyutlu çalışmalardan deyim yerindeyse ‘imtina’ ediyor. -Çamurun içinde hava kalırsa, patlama riski çok fazla zira... Bütün renkleri severek kullanan Serap Alpay’ın favori rengi mor!

25


-Kızım da çok sevdiği için atölyemiz bile mor badanalı. Bu renk bize huzur veriyor. Kendimizi dingin hissetmemizi sağlıyor. Moru her fırsatta ve her yerde kullanmamın sebebi bu! Atölyede panolardan sürahilere, peynir tabaklarından Ayvalık kapılarına dek ilgi çekici pek çok obje var. Her biri Serap Alpay’ın, kızı Okşan’ın ve birlikte çalıştıkları Çiğdem Uysal’ın duygu dünyasını yansıtan tasarımlar. Gerçekten etkileyici bir atölye burası ancak bizi en çok etkileyen, ‘Ayvalık, sanatınıza nasıl yansıyor?’ sorusuna Serap Alpay’ın verdiği cevap oluyor: -Özellikle altını çizerek söylüyorum ki, ben “Sanatçıyım” diyemem. Çünkü gereken akademik eğitimi almadım. Her ne kadar çevrem, dostlarım benim sanatçı olduğumu söylüyorlarsa da bu söylemi kabul edip, seramik sanatçılarına haksızlık edemem. Örneğin heykel yapamam ben… Her şeyi üç boyuta çevirebiliyor muyum? Evet... Ama sanatçı mıyım? Hayır! Ben zanaatkârım! Bana hazır gelen çamuru şekillendirmeyi, o çamuru avucumun içinde tutmayı seviyorum. Elime çamuru aldığım zaman gözlerimin içinin güldüğünü söylerler. Gerçekten de seramik yaşamımın bir parçası oldu. Sabah erkenden kalkarım. Ne yapar-eder kızımı uyandırırım, bir an önce atölyeye gitmek için. En geç saat sekizde işimin başındayımdır. Çamurla, sırlarla, boyalarla, objelerle uğraşmaktan büyük keyif alıyorum. AYVALIK KAPILARINI ÇALIŞIYORUM Altmış bir yaşındaki Serap Alpay, Ayvalık’ın, zanaatına huzur ve renk olarak yansıdığını vurguluyor ve ekliyor: -Eskiden ev kadınıydım. Hiç aktif bir insan değildim. Ama Ayvalık’a geldikten sonra meslek sahibi oldum. Bir şeyler yapmayı, üretmeyi öğrendim. Ayvalık’ta değil de hâlâ İstanbul’da yaşıyor olsaydım, ben yine ev kadınıydım. Hatta belki de çoktan yaşıtlarımın çoğu gibi köşeme çekilmiş, oturuyordum. Dediğim gibi burada

26

mutlu, huzurlu ve sağlıklıyım. Bu yıl atölyesinde seramik kursu da açan Alpay, öğrencilerine tek tek ders veriyor. -Bizim atölyelerimiz sekiz kişilikti ve hocamızın hepimizle ilgilenmesi kolay olmuyordu. Bu nedenle tek tek öğrenci almayı daha doğru buldum. Her yaştan kursiyerim var. Onlara ilk öğrettiğim şey çamurun ‘öküz başı’ tekniğiyle yoğrulması. Çamuru tutarak iki elimizle bastırıyor, buruyor ve içindeki havayı çıkarıyoruz. Çamurun yoğrulması zor iştir. İlk bir hafta parmaklarınız, bilekleriniz ağrır ama bu çalışma özellikle yaşlılıkta görülen kireçlenmeler için müthiş bir egzersizdir. Kursiyerlerime sucuk usulünü, hamuru plaka üzerinde açmayı da öğrettikten sonra, “Artık ne isterseniz onu çalışın!” diyorum. Ben sadece hataları olduğunda müdahale ediyorum. Kurutma, pişirme, sırlama, fırınlama işlemlerinin ardından hepsi yaptıkları objeye bakıp, “A! Bunu ben mi yaptım?” diye soruyor. Günün en keyifli zamanı da bu oluyor zaten. Şimdiye dek hiç sergi açmamış Serap Alpay. Peki, sergi açmayı düşünüyor mu? Evet! -Allah izin verirse Mayıs ayında bir sergim olacak. Ayvalık kapılarını çalışıyorum. Vefat eden hocama ithaf edeceğim bu sergiyi... Çünkü kapı yapmayı ondan öğrendim. Onun aramızdan ayrılışıyla birlikte kapılar kapanmasın; açılsın, yaşasın istedim. Kızım kapıları fotoğraflamaya başladı. Aralarından seçtiklerimi çalışacağım. Serap Hanım bir yıl sonra atölyesini “Onu ben yetiştirdim ama diplomasını veremiyorum!” dediği kızı Okşan Alpay’a devredecek. Kendisi de seramik yapmayı sadece hobi olarak sürdürecek. -Zaten her türlü sorumluluk kızımın üzerinde. Ben işin mutfağındayım. Ama hemen belirteyim ki ölünceye kadar onun arkasındayım. Çünkü hayalleri var!


O

OKŞAN ALPAY AYVALIK’TA HİÇBİR ŞEYDEN ENDİŞE ETMEDEN RAHAT RAHAT, ÖZGÜRCE GEÇ VAKİTLERE KADAR ÇALIŞABİLİYORUM

kşan Alpay, annesi sayesinde ikinci bir meslek sahibi olmaktan mutluluk duyuyor. Hedefi, on yıl içinde daha da büyümek ve turistik tesislerin sunum malzemelerinin yanı sıra otellerin karşılama salonlarının tablolarını yapmak. -Şu an işi hakkıyla öğrenme ve kendimizi piyasaya tanıtma aşamasındayız. Önümüzün açık olduğunu düşünüyorum. Arkamda çok sağlam bir kadın, yani annem var. En büyük şansım o! Annem beni öylesine motive ediyor, bana öylesine güç veriyor ki anlatamam. Hayal Seramik’te farklı beğenileri karşılayacak irili-ufaklı pek çok obje var. Ürünler birim maliyetinin üzerine el emeği eklenerek fiyatlanıyor. Okşan Alpay, her eve girebilmeyi amaçladıkları için fahiş etiketleme yapmadıklarını söylüyor.

-Bizde üç liraya da bin liraya da obje bulabilirsiniz. Bugüne kadar hep güzel tepkiler aldık. Atölyemize gelenler çalışmalarımızı çok beğeniyorlar. Kültüre, sanata, emeğe değer veren insanlar yaşıyor burada. Zaten Ayvalık’ta kültür-sanat kurumlarının, atölyelerin peş peşe açılıyor olması Ayvalıklıların bizlere verdiği değerin bir göstergesi.

Ayvalık’a ilk geldiğimiz yıllarda gündüz saat üçten sonra Barbaros Caddesi ölüyordu. Annem o saatte fırınlar kapandığı için ekmek bulmakta zorlanırdı. Cadde şimdilerde ara sokaklarıyla birlikte bir kültür-sanat merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. Son birkaç yıldır bu yolda büyük adımlar atıldı. Artık caddelerde, sokaklarda hayat var! Barbaros Caddesi’nindeki hareketliliğin yanı sıra, tiyatrolarımız, sinemalarımız, kültür merkezlerimiz, atölyelerimizle yaşamımız çeşitlenmeye başladı.

Biraz ötemizde bildiğim kadarıyla bir sanat akademisi açılacak. Bunlar kent adına çok güzel gelişmeler. Burada herkesin gerçekten bir şeyler üretmesi, üreten insanların varlığını sürdürebilmesi bizi fazlasıyla sevindiriyor. Ben biliyorum ki, İstanbul’da burada kazandığımdan çok daha fazla para kazanırdım ama ne bu saygıyı ne de bu huzuru bulabilirdim orada. Ayvalık’ta hiçbir şeyden endişe etmeden rahat rahat, özgürce geç vakitlere kadar çalışabiliyorum. Esin kaynağımız doğa deseniz, muhteşem. Her yer yeşil, her yer mavi… Doğanın her rengini görebiliyorsunuz Ayvalık’ta. Bir yaprağın, bir tomurcuğun açmasından toprağa düşüşüne kadarki bütün evrelere tanıklık edebiliyorsunuz. Yani her şeyin hakkını veriyor Ayvalık. Çok güzel bir yer ve biz burada çok mutluyuz. Serap Alpay, Okşan Alpay ve Çiğdem Uysal… El ele, sırt sırta vererek, kartvizitlerine yazdıkları gibi “Hayal etmek, gerçeğe atılan bir adımdır!” deyip bir düşlerini gerçekleştiren bu yürekli üç kadına veda edip, Hayal Seramik’ten ayrılıyoruz. Gelecek ay bir başka başarı öyküsünde buluşmak üzere...

27


Aramızdan ayrılmasından sonra adının verildiği sokaktaki işyerindeyiz sevgili Cihat Teker’in... İçeride her şey onun bıraktığı gibi ve bıraktığı yerde… Ne duvarlardan bir fotoğraf eksilmiş, ne bir sandalye yerinden oynamış… Hâlâ kapısı açık… Hâlâ gelenigideni eksik değil... Tıpkı facebook’taki sayfası gibi bu mekanda da yaşamaya devam ediyor. Cihat Teker’in internet ortamında oluşturduğu grupla sadece Ayvalık’ın yakın geçmişine ilişkin bilgi ve belgelerin gün ışığına çıkmasını sağlamakla kalmadığını, insanları bir kent arşivi oluşturmak gibi çok önemli bir konuda motive ettiğini ve eğer bir gün bir kent müzesi kurulursa, orada

yer alacak pek çok arşivlik malzemenin birikmesine öncülük yaptığını hepimiz biliyoruz. Yine biliyoruz ki böylesine bir misyonu üstlenen Teker’in daha yapacak çok işi vardı. Ne yazık ki aramızdan çok erken ayrıldı.

Onun mekânında, yazarımız Taylan Köken’le birlikte ‘Cihat Teker’le Ayvalık Tarihi’ni yaşatan ve ‘Görsel Ayvalık Arşivi’ni hayata geçiren emekli Türkçe öğretmeni Lütfi Zafer Demirer’le buluştuk. Cihat Teker’i bir kez daha anarken, açtığı yoldan ilerleyerek Ayvalık için değerli araştırmalara imza atan ikilinin çalışmaları hakkında bilgi aldık. Söz Lütfi Zafer Demirer’de...

BİR BUÇUK YILDIR SÜRDÜRÜLEN ÇALIŞMALAR SAYESİNDE CİDDİ BİR AYVALIK GÖRSEL ARŞİVİ, KİTAPLIĞI VE BİLGİ BİRİKİMİ OLUŞUYOR

Gülbeniz Şentay

-B

aba tarafım Rumelili. Ali dedem Makedonya’nın Gevgili kazasının Mayadağ köyünden. Hemen yakınlarındaki bir diğer köyde yaşayan babaannemle mübadele sonrası Türkiye’de yolları bir şekilde kesişmiş, evlenip Ayvalık’a yerleşmişler. Annemin ailesi ise Türkiye-Yunanistan sınırı yakınlarındaki Sofulu’dan. Dedemler Ayvalık’a gelinceye dek o kadar çok yer değiştirmiş ve her gittikleri yerde öylesine dışlanmışlar ki, burada da hor görülecekleri korkusuyla kimselere nereden geldiklerini, kim olduklarını söylememişler. Ayvalık’ta herkesin mübadil olması nedeniyle nispeten rahat etmişler. Ancak tedirginlikleri sürmüş ve kökleri hakkında suskun kalmışlar. Örneğin ilk yerleştikleri ev sahildeymiş. Evin içi tıkabasa yorganla doluymuş. “Önceki sahibi yorgancıydı herhalde!” diye düşünmüşler. O yokluk ve yoksulluk günlerinde evlerinin yorganlar için yağmalanabileceği endişesiyle oradan ayrılmaya karar vermişler. Merkezden uzak, göze batmayan, tehlike anında kaçmalarının daha kolay olabileceği bir ev aramışlar. Hayrettin Paşa camisinin arka sokağında, ikinci yatı yıkık, harap bir eve geçmişler. Babaannem, “Oğlum... Biz o zamanlar kimselere

28

Lütfi Zafer Demirer güvenemiyorduk. Kendi askerimize bile!” derdi. Ali dedem köyünde rençpermiş. Tütün ekerlermiş. Ayvalık’a geldiklerinde de önce tütüncülük yapmışlar. Babam, gün ağarmadan kalktıklarını, ellerinde lambalarıyla eşekle ya da yaya olarak tütüne gittiklerini anlatırdı. Sonradan zeytin ağaçları verilince, zeytinciliğe başlamışlar. Hiç unutmam, Karlıca mevkiinde bir zeytinliğimiz vardı. Dedem oraya gider-gelirdi. 1975 yılıydı… Bir gün zeytin yolunda arabası arızalanan Fransız turistle dedemin Fransızca

konuştuğuna tanık oldum. Ayvalık gibi küçük bir kasabada bir zeytin üreticisinin kendi dilini konuşmasına Fransız turist pek şaşırmıştı. Ben ondan daha şaşkındım oysa. Çünkü dedemin Fransızca bildiğinden haberim yoktu. Meğer mübadele öncesi Mayadağ’da Fransızlarla Türkler arasında postacılık yaparmış. Fransızcayı da bu şekilde öğrenmiş. Annemin ailesine gelince, onlar da Altınova’da kalmışlar. Orada ‘Büyük İskender’ lakabıyla tanındıklarını biliyorum. Asker çocuğu olduğumdan,


Ayvalık’ta dünyaya gelmeme karşın yaşamımın büyük bir bölümü Ayvalık dışında geçti. Eşim de ben de emekli olduktan sonra Ayvalık’a gelip, Cunda’ya yerleştik. O gün bugündür buradayız. CİHAT ABİ ESKİ AYVALIK’I, PAYLAŞILAN FOTOĞRAFLARDAKİ İNSANLARIN YAŞAMÖYKÜLERİNİ O MÜTHİŞ HAFIZASIYLA ANLATIYORDU Ayvalık’ın tarihine hep ilgi duymama karşın, bu konuya fırsat bulup da bir türlü yoğunlaşamamıştım. Böyle bir ortam da yoktu zaten. Fakat 2010 yılında eşim Candan Demirer ile Göksel Kantarcı’nın ‘Güncel Ayvalık’ adı altında oluşturdukları facebook sayfası, bu sayfada paylaşılmaya başlanan tarihi fotoğraflar, hepimizin önünü açtı diyebilirim. Sokakların, evlerin, insanların öykülerini iyi bilen Cihat abinin grubun yönetimine katılımıyla birlikte sayfa daha da zenginleşti. Tarihi fotoğrafların paylaşımı öylesine arttı ki, yeni bir grup kurma ihtiyacı doğdu. Böylece 2013’te ‘Cihat Teker’le Ayvalık Tarihi’ grubu oluştu. Hem tanışıklığımız hem de tarihe olan merakım nedeniyle sık sık Cihat abinin mekanına uğrar olmuştum. Zaman zaman fotoğraf altı yorumlarındaki ufak-tefek imla hatalarını, cümle düşüklüklerini düzeltiyordum. Derken ben de kendi albümümden, sınıf arkadaşlarımın albümlerinden bazı fotoğraflar getirmeye başladım. Bu arada Cihat abiyle dostluğumuz ilerledi. Bir doğa gezisinde tanıştığım ve bana göre gerçek bir araştırmacı ve tarihçi olan Taylan Köken’in de aramıza katılmasıyla ‘sacayağı’ tamamlanmış oldu. Cihat abi eski Ayvalık’ı, paylaşılan fotoğraflardaki insanların yaşamöykülerini o müthiş hafızasıyla anlatıyor, Taylan bey tarih bilgisi ve araştırmacılığıyla sayfayı daha bir nitelikli kılıyor, yanı sıra teknolojik yetersizliklerimizi bir bir ortadan kaldırıyordu. Peki, ben ne yapıyordum? İşleri organize etmek, gerek fotoğraf gerek video çekimleri için insanlarla bağlantı kurmak, söyleşilerde bulunmak, belki biraz araştırma yapmak, Taylan’la birlikte dere-tepe gezerek Ayvalık’ın bugüne dek ortaya çıkarılmamış değerlerini keşfetmek grup içinde bana düşen görevlerdi.

1 Temmuz 1962, Zafer Demirer anne ve babasıyla... YAVAŞ YAVAŞ BİR AYVALIK ARŞİVİ, KİTAPLIĞI, AYVALIK’LA İLGİLİ BİLGİ BİRİKİMİ OLUŞUYOR Bütün teknik altyapısını Taylan Köken’in üstlendiği ‘Ayvalık Görsel Arşivi’ çalışmalarına Cihat abiyle başladık diyebilirim. Önce onun sunumlarına ‘konu’ kavramını yerleştirdik. Ardından aralarında bağ olan fotoğrafların tarih sıralamasına göre birbirini izlemesini sağladık. Teknolojik imkanları kullanarak fotoğraflardaki lekeleri temizledik, fotoğrafların barkovizyona yansımasında kimini büyüterek, kimini küçülterek belli bir standart yakaladık. Sunum sürelerini insanların dikkatlerinin dağılmayacağı şekilde ayarladık. Sonuçta, sunumlar giderek özelleşti, güzelleşti. Cihat abiden geriye beşer dakikalık yetmiş video çekimi kaldı. Bir yetmiş kayıt daha olabilirdi ama ne yazık ki onu yitirdik… Taylan Köken, ‘Ayvalık Görsel Arşivi’nin en güzel çalışmasını Cihat abiyle yaptığını her yerde söyler. Siz de yazın lütfen, çünkü o, doğru soruyu sorduğunuzda yanıtını beş dakikaya sığdırır, en güzel şekilde konuyu anlatırdı. Tam beş dakika dolduğunda sözleri bitmiş olurdu. Saat gibiydi yani. Bilmediğine ise, “Ben bunu bilmiyorum!” der, geçerdi.

Cihat Teker Mübadillerle söyleşilerden Ayvalık’ta çekilmiş filmlere, Ayvalık’ı tanıtan kitaplara, videolara, yemek programlarına dek pek çok kaynağın ‘Diğer’ başlığıyla yer aldığı ‘Ayvalık Görsel Arşivi’ çalışmaları bir buçuk yıldır sürüyor. facebook’ta veriler zamanla kaybolduğu için dosyaladığımız çalışmalarımızı YouTube’a da yüklüyoruz. Böylece yavaş yavaş bir Ayvalık arşivi, kitaplığı, Ayvalık’la ilgili bilgi birikimi oluşuyor. Bugüne dek en az on beş kişiyle görüştük. Daha

LÜTFİ ZAFER DEMİRER 1958 yılında Hayrettin Paşa Mahallesi’nin Macaron’a bakan bir sokağında dünyaya geldi. ‘Çakır’ lakabıyla tanınan babası Mustafa Demirer tank astsubayıydı. Bu nedenle hayatının önemli bir bölümü Türkiye’nin farklı bölgelerinde ve şehirlerinde geçti. İlkokulu, ortaokulu ve lise birinci sınıfı İstanbul’un değişik okullarında okudu. 1974’te Ayvalık’a geldi. Ayvalık Lisesi’nden mezun olduktan sonra Buca Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’ne girdi. Edebiyat ve Türkçe öğretmeni olarak Kırklareli, Zonguldak ve Balıkesir merkezde görev yaptı. 2007 yılında emekliye ayrıldı. Evli ve bir kız çocuk babası.

29


görüşmemiz gereken çok insan var. Listemiz uzun fakat arzu ettiğimiz kadar hızlı ilerleyemiyoruz. Zira gönül verdiğimiz bu iş hem zaman hem maddi kaynak istiyor. İnsanların evine git, çekim yap, bunlar kolay işler değil. Bir fotoğrafın bize gelişinin bile bir maliyeti var. AYVALIKLILAR ELLERİNDEKİ FOTOĞRAFLARI, BELGELERİ BİZİMLE PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR Biz bir yandan kamera, kayıt cihazı gibi ekipmanlarla teknik altyapımızı sağlamlaştırıp, bir yandan da kendi özel işlerimizin izin verdiği ölçüde insanlarla söyleşilerimize devam ederken, 14 Mart 2016’da Cihat abiyi kaybettik. Onun böylesine ani bir şekilde veda etmesi hepimizi derinden sarstı. Sadece grup üyeleri değil, tüm Ayvalık sevdalıları ‘Cihat Teker’le Ayvalık Tarihi’ ne olacak, paniğini yaşadı. Taylan Köken ve ben elimizi taşın altına sokmaya, sayfayı kapatmamaya kararlıydık ama insanlar bize güvenirler miydi? Öyle ya, ben kimim? Taylan Köken kim? Haydi benim bir yanım Ayvalıklı. Ama Taylan Girit mübadili olmasına karşın Ayvalıklılar için yabancı sayılırdı. Geçmişte güvenlerinin kötüye kullanıldığına tanık olan Ayvalıklıların ellerindeki fotoğrafları, belgeleri bizimle paylaşmaları noktasında çekimser kalabilecekleri ihtimalini düşünmek zorundaydık. Bu nedenle sayfayı yaşatabilmek adına Taylan’la birlikte bir başyazı kaleme aldık. Orada desteklenmemiz halinde bu sayfanın kapanmayacağını söyledik. Derdimizi iyi anlatmış olmalıyız ki, büyük ilgi ve destek gördük. Böylece panik sona erdi. O günlerde yaşadığımız sıkıntıyı atlatmış, herkesin güvenini kazanmayı başarmıştık ancak bu kez, “Ayvalık sevdalılarıyla nasıl, nerede buluşacağız?” sorusu gündeme geldi. Çünkü Cihat abinin mekanının mirasçıları var. Eğer burası satılırsa insanlar ellerindeki belgeleri nereye getirecekler? Az önce de söylediğim gibi bizlerin böyle bir yer ‘ihdas etmeye’ maddi anlamda imkanımız yok. Şimdilik Cihat abinin mekanında idare ediyoruz. Ama yarın bu ortak buluşma noktası neresi olacak? Açıkçası bir süre sonra bu sayfanın yaşaması tehlikeye girecek diye

30

korkuyoruz. Yani o gün geldiğinde Belediye bizimle ilgilenir, bir yer gösterir mi, bilmiyorum. Mekan gerçekten önemli. Örneğin, dün buraya bir hanımefendi geldi ve Taylan arkadaşıma Ayvalık için çok değerli fotoğraflar getirdi. Yine geçtiğimiz günlerde Taylan Köken, sayfamızda, daha önce hiçbir yerde yayınlanmayan bir deprem fotoğrafını paylaştı. Ayvalıklılar bu çok değerli, bir o kadar da özel belgeleri, “Bu insanlar Ayvalık için bir şeyler yapmaya çalışıyorlar!” düşüncesiyle bize getiriyorlar ve şu an getirebilecekleri bir adres mevcut. Yani fotoğraflar, belgeler böyle böyle gün ışığına çıkıyor. Bizim için büyük bir sorun olan ‘yersizliğe’ bir şekilde çözüm bulunacağı inancıyla sayfayı ayakta tutuyoruz. Artık yavaş yavaş mübadeleyle Ayvalık’a gelenlerin kültürlerini, folklorik özelliklerini de araştırmaya başladık. Zira sadece fotoğraf paylaşım grubu olarak kalmak istemiyoruz. Ayvalık’ta eli kalem tutan pek çok arkadaşımız olduğunu biliyoruz. Gündemi hep biz belirlemeyelim, onlar da bir paragraf olsun yazsınlar, katkı versinler istiyoruz. Böylece hem daha zenginleşiriz hem de bize yapmak istediğimiz işler için zaman kalır. AMACIMIZ BİR ‘GÖRSEL MİMARİ ARŞİV’ OLUŞTURMAK Ayvalık’ta bir mimari gelişim yaşanıyor. Eski evleri satın alanlar restorasyon adına bir şeyler yapıyorlar. Bu işlem sırasında genelde detaylar gözde kaçıyor. Bir balkon demirinin veya kapının işçiliği gibi... Taylan Köken’le sokak sokak dolaşarak evlerin mimari detaylarını kayıt altına almayı hedefliyoruz ki, otuz yıl sonra bile bugünü arayan birisine

ışık tutabilelim. Kısacası bir ‘Görsel Mimari Arşiv’ oluşturmak amacındayız. Yine Taylan Köken’in ‘Ayvalık Ansiklopedisi’ gibi çok önemli bir projesi var. Takdir edersiniz ki, bu altından kalkılması zor bir iş… Gönlümüzden geçen bir diğer konu, bütün fotoğrafları alt yazılarıyla birlikte tarih sırasına göre düzenleyip bir klasörde toplamak. Bir on yıl kadar böyle çalışıldığında elimizde Ayvalık’ın on-on beş dosyalık arşivi birikir. Yarın bir mübadele müzesi kurulduğunda ise dijital bir kütüphane oluşturabileceğiniz kadar fotoğraf malzemesi elinizin altında hazır olur. Yine, Rum Patrikhanesi’nin kayıtlarının açıklanması halinde hem bizlerin önü açılır hem de doğru bilinen bazı tarihi hataları düzeltme şansını yakalarız diye düşünüyoruz. Zira hâlâ bu tür yanlışlar kaynaklarda duruyor, düzeltilebilmiş değil! Kayıtların açıklanmasını gerçekten çok önemsiyoruz. Çünkü Ayvalık’ta Yunan kayıtlarına göre yetmiş iki şapel var. Zeytinlik aralarında bile kiliseler bulunuyor. UNESCO’ya girmek istiyorsak, bütün bu kilise ve şapellerin isimleri, krokileri araştırılmalı, restorasyon için çalışma başlatılmalı. Son olarak; sevgili Cihat abiyle çıktığımız yola, Ayvalık’a gönül vermiş arkadaşlarımızla birlikte ama bir kolumuzu kaybetmiş olarak devam ettiğimizi söylemek istiyorum. Bugün söyleşimizi rahmetlinin adını taşıyan sokakta ve onun hâlâ açık olan mekanında gerçekleştirdik. Bir kez daha onu özlemle andık. Onu ve mirası olan ‘Cihat Teker’le Ayvalık Tarihi’ni tüm sevenleriyle birlikte yaşatacak, çok sevdiği Ayvalık’a olan katkılarını asla unutmayacağız.


Zeytin sektörünün sorunları tartışıldı, ‘En İyi Çiftçi’ ödülü verildi, zeytin toplama yarışması düzenlendi

A

‘İLK ELDEN, İLK HASAT’ ETKİNLİĞİ YAPILDI

yvalık Ziraat Odası’nın Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’yle birlikte düzenlediği ‘İlk Elden, İlk Hasat’ şenliği 22 Ekim günü Mutluköy Mahallesi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı, Büyükşehir Belediye Başkanı A. Edip Uğur, CHP Milletvekili Mehmet Tüm, Kaymakam Namık Kemal Nazlı, Belediye Başkanı Rahmi Gençer, ATO Başkanı Benhan İbrahim Kantarcı ile sivil ve siyasi toplum örgütlerinin temsilcileri, üreticiler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Zeytin sektörünün sorunlarının tartışıldığı şenlikte ayrıca ‘En İyi Çiftçi’ ödülü verildi, zeytin toplama yarışması yapıldı, budama kursuna katılanlara sertifikaları dağıtıldı.

Fotoğraf: Göksel Kantarcı

31


Akademik Bakış

Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ aygokdeniz@yahoo.com

H

“Hasat” ve Ayvalık 12. Zeytin Hasatı etkinlikleri

asat; sözlük anlamıyla hayvansal ürünün veya bitkisel ürünlerin bir bölgeden toplanması olarak açıklanmaktadır. Bir diğer tanım ise; ürün kaldırma, tarım ürünü toplama ve ekin biçme şeklindedir. ‘Ürün kaldırma mevsimi veya bir işten elde edilen şey, sonuç’ olarak da tanımlanmaktadır. Zeytin üreticileri içinse hasat düğündür, dernektir, berekettir. Sünnettir, kız veya oğlan evlendirmedir. Bütün bir yıl biriken borçların ödenmesidir. Aştır, emektir, nasırlı ellerdir. Hasat bir hoş geldin yaklaşımıdır, imecedir, paylaşımdır, sevgidir, barıştır. Hasat rahatlamadır, huzurdur. Kısacası, emeğin karşılığının parayla taçlandırılmasıdır.

etkinliklerse şöyleydi: ‘Komşunun Işığı’ (Midilli-Sakız-Bergamaİzmir) fotoğraf sergisi, Fotoğraf, Resim, Ebru ve Macit Gönlügür Parşömen sergileri, Ünal Cimit seramik sergisi.... Bu yılki sektörel panel Prof. Dr. Türkan Saylan Eğitim, Kültür ve Sanat Merkezi ‘nde gerçekleştirildi. Toplantıda; Edremit Zeytin Araştırma İstasyonu Müdürü Murat Küçükçakır panelist olarak yer aldı ve zeytinle ilgili aydınlatıcı bir sunum yaptı. Aynı gün Sanat Fabrikası’nda Rembetiko film gösterisi ve İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde Dr. Şaban Kızıldağ’ın ‘Her Şeye Rağmen Mazaret Yok’ sunumu izlendi.

Ayvalık Ticaret Odası’nca 2005 yılında başlatılan, geçtiğimiz yıl Uluslararası Zeytin Konseyi (IOC), Akdeniz Zeytinci Kentler Birliği (Re.Co.Med) ve İspanya merkezli bir zeytinyağı derneği olan QV Extra’nın katılımıyla uluslararası boyut kazanan Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nin 12.’si, 4-5-6 Kasım tarihlerinde Ayvalık merkez, Cunda, Altınova ve Küçükköy’de yapılan etkinliklerle sona erdi. Bu yılki etkinliğin sloganı “Her Hasat Bir Barış Buluşmasıdır” olarak belirlenmişti. Hasatın ana teması ise; Ayvalık zeytini ve zeytinyağının kalite bilinirliğini arttırmak, zeytinyağının insan yaşamındaki vazgeçilmez yerini daha etkin biçimde hatırlatmak, tarih, mimari, doğa ve lezzet durağı olarak bölgenin marka görünürlüğünü artırmaktı.

2. gün Küçükköy Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde ‘Her Hasat Bir Barış Buluşmasıdır’ konulu panel düzenlendi. Gazeteci Güngör Uras’ın yönettiği panelde sağlık profesörü, yazar Prof. Dr. Canan Karatay, gazeteci/TV programcısı Cem Seymen ve İsrail’den Oded Salmon söz alarak sunumlarını yaptı. Panelin açılışında Ticaret Odası Başkanı İbrahim Kantarcı, insanların barışı çağlar boyunca farklı biçimde sembolize ettiğini ancak zeytin ve zeytin dalının çağlar boyunca barışın simgesi olarak kalacağını belirtti. Dünyadaki savaşlar ve bitmek bilmeyen terör karşısında barışın vazgeçilmezliğini vurguladı, gündemimizin ilk maddesinin barış olması gerektiğini dile getirdi. Belediye Başkanı Rahmi Gençer ise; zeytinin altından değerli olduğunu, gıda emperyalizminin önüne geçilmesi gerektiğini ve zeytin hasat şenliği yaparak geçmişimize ve kültürümüze sahip çıktıklarını ifade etti. Tüm zeytin üreticilerinin hasatını kutladı.

Kaymakamlık, Belediyesi, Ticaret Odası işbirliğiyle organize edilen 12. Ayvalık Uluslararası Zeytin Hasat Günleri ,‘Her Hasat Bir Barış Buluşmasıdır’ sloganıyla Cumhuriyet Meydanı’na ‘Zeytine Minnet’ yürüyüşüyle başladı. Belediye Bandosu, Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nden canlı müzik performansı ve Ege yöresi folklor oyunlarıyla renklenen yürüyüşte zeytin emekçisi kadınların ön saflarda olması, organizasyonun en dikkat çekici yönüydü. Cumhuriyet Meydanı’ndaki Zeytinyağı Pazarı’na ulaşılarak burada saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nı okunmasının ardından yapılan açılış törenine geçildi. Törene; Kaymakam Namık Kemal Nazlı, CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm, Belediye Başkanı Rahmi Gençer ve eşi, Turizm Müdürü Yasemin Gençer, Cumhuriyet Başsavcısı Metin Tokel, Ticaret Odası Başkanı Benhan İbrahim Kantarcı ve yönetim kurulu üyeleri, protokolün diğer üyeleri, Zeytin Üreticileri Derneği üyeleri, sektör temsilcileri, zeytin emekçileriyle yüzlerce vatandaş katıldı. Ticaret Odası Başkanı B. İbrahim Kantarcı, yaptığı konuşmada, bereketiyle gelen yeni hasat yılının herkese sağlık, mutluluk, barış ve bereket getirmesini diledi. Belediye Başkanı Rahmi Gençer ise;  binlerce yıl bereket vermiş, sağlık vermiş zeytin ağaçlarının korunmasının önemini vurgulayarak, bu kadar bereketli bir şeyi elbirliğiyle korumamız gerektiğini belirtti. Konuşmaların ardından Edremit Halk Eğitim Merkezi halk oyunları gösterisi izlendi. Törenin ardından zeytin firmalarının ürünlerini sergilediği Zeytinyağı Pazarı’nın açılışı yapıldı. Katılımcılar stantları ziyaret etti, ikram edilen zeytinyağlı baklava, çorba, ıspanaklı börek ve zeytin ürünlerini tattı. Bu yıl ilk defa Hasat Etkinlikleri paralelinde Ayvalık Turizm Geliştirme Birliği (AYTUGEB) içinde oluşturulan ‘Ayvalık Tatları’ grubu da değişik noktalarda benzer aktiviteler yapatarak hasata renk kattı. Bu etkinlikler çerçevesinde; Köylü Pazarı’nda el sanatları, yemek ve sergi stantları açıldı, canlı müzik performansları sergilendi. Program çerçevesinde yapılan diğer

32

Her yıl farklı bir zeytinlikte yapılan sembolik hasat bu yıl Altınova’da Ziya Şensal’ın zeytin bahçesinde gerçekleştirildi. Hacı Bayram Veli Camisi önündeki meydanda 2 bini aşkın davetlinin katılımıyla gerçekleştirilen hasada bereketli olması dilekleriyle başlandı. Köylerden gelen tayfalar elle ve tarakla hasat yaparken ‘Olivium’ adı verilen çırpma aletinin çalışma sistemiyle ilgili örnekler gösterildi. Zeytin ağaçları altında hem hasadı izleyen hem de hasada katılan konuklar, Ayvalık zeytin ve zeytinyağını tatma fırsatı buldular. Hacı Bayram Veli Camisi önündeki meydanda, katılımcılara, Ayvalık’ın çeşitli mahallelerinden ve köylerinden bir araya gelen öğrencilerin oluşturduğu ‘Zeytin Çekirdekleri’ ekibinin müzikleri eşliğinde öğle yemeği ikramı yapıldı. Katılımcılar güneşli bir havada etkinlikleri takip ederken, öğle yemeği olarak keşkek, nohut-pilav ve gözleme ikram edildi. Hasat etkinliklerine yemek yarışması ve Cumhuriyet Meydanı’nda Ayvalık Zeytin Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi Folklor gösterisiyle devam edildi. ATO Zeytinyağı Duyusal Tadım ve Analiz Laboratuvarı’nda Zeytinyağı Temel Tadım Eğitimi verildi. Şef İsmail Yıldırım ve Şef Giannis Pitsoulis, yemek pişirmeyle ilgili bir gösteri (demonstration) yaptı, çıkan yemekler rezervasyonlu restoran müşterilerine sunuldu. Ayvalık Köylü Pazarı’nda Elektra Vasili konseri ve Cunda Güneş Saati Meydanında, Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin master class öğrencilerinin müzik dinletisi izlendi. Şenliğin son gününde Cunda sahilinde yoga etkinliği ve Sakarya Mahallesi Cafe Bistro Midi’de Damien Dessane’le birlikte Fransız Tatları Workshop’u gerçekleştirildi. Belediye Başkanı Rahmi Gençer son gün Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ndeki


gazetecilerin ve köşe yazarlarının katıldığı kahvaltıda Ayvalık’la ilgili mevcut ve ileriye yönelik projeler hakkında (Kırlangıç, Ayazma ve Cunda) bilgi verdi. 12 yıldır Ayvalık’ta bu etkinlikleri başlatan ve yürüten Belediye ve Ticaret Odası’nı ve dolayısıyla Sayın Rahmi Gençer ve Sayın İbrahim Kantarcı’yı alkışlamak ve kutlamak gerekir. Her yıl yenilenen ve bölgede farkındalık yaratan bir etkinlik olarak öne çıkan bu çalışmalar aynı zamanda ulusal ve uluslararası görsel ve yazılı basında yörenin tanınmasına önemli katkı sağlıyor. Bu yıl etkinlik daha çok katılımcının ve paydaşın katılımıyla gerçekleştirildi; içine gastronomi, kültür ve doğa gibi turistik ögeler konularak daha fazla kişinin yöreye getirilmesi amaçlandı. Bu tür etkinlikler aynı zamanda bölgedeki turizm sezonunu uzatma amaçlı aktiviteler olarak da değerlendirilebilir. Bölgede; gastronomi, kültür ve doğa vb. aktiviteleri farklı tarihlerde yaparak yöre ekonomisine katma değer yaratmak temel amaç olarak belirlenmelidir. Bu noktada bu tip organizasyonların güçlü sponsorlarla yapılması veya güçlü şirketlerin bu tür projelerde yer alması bir başka somut gerçekliktir. Hasatı protokol havasından çıkarılmalı, yerel aktörlere, işin sahibine teslim edilmelidir Yazımın başında belirttiğim gibi hasat, zeytin üreticisinin emeğinin karşılığıdır. Umuttur, gelecektir. Borç ödeme, yeni bir şeyler alma, düğün yapma ve paylaşmadır. Yani bu işin ana unsuru zeytin üreticisi ve köylüsüdür. O halde hasat etkinliklerinde daha çok yerel aktör ve daha çok yerel figür yer almalıdır. Bu çoşkuyu sağlamamız ve birlikte paylaşmamız gerekmektedir. Yani hasat etkinliklerinin içinde daha çok kadın, daha çok köylü, daha çok yerel kıyafet ve aktör yer almalıdır. Hasatı protokol havasından çıkarıp yerel aktörlere, işin sahibine teslim edilmelidir. Örneğin; ilk gün açılışta kortej yürüyüşünde ellerinde zeytin dalları ve başlarında zeytin taçlarıyla yürüyen bin zeytin emekçisi akşam bütün TV kanallarında birinci haber, ertesi günse bütün ulusal basında manşet olur. Ayvalık; hasatın içine bu tür farkındalık yaratacak projeleri ve yeni fikirleri koymalıdır. Zeytin ve hasat bu bölgede yüzyıllardır var olan ve her yıl yapılan bir olaydır. Keşke biz bugün Ayvalık zeytin hasatının 12.’sini değil de 112.’cisini kutluyor olsaydık. Bu tür gelenek ve göreneklerimize maalesef sahip çıkamıyoruz veya düşünemiyoruz. Avrupa’da bu tür yıl dönümleri yüzyıllardır kuşaktan kuşağa devam ederken ve kutlanırken, bizim bu tür tekrarlanan etkinlikleri kutlama alışkanlığımız çok yenidir. Bu nedenle geçte olsa 12.’cisini kutladığımız zeytin hasatı etkinliklerini düşünen ve başlatan ekibe teşekkür ediyoruz. İnşallah bu etkinlikler bundan böyle onlarca yıl devam eder ve bu bir kültür ve gelenek olarak gelecek kuşaklara taşınır. Son bir not: Ayvalık Turizm Hizmet Birliği, (AYTUGEB) Ayvalık’ta turizm sezonunun kapanmasıyla birlikte sorun olarak tespit ettiği konularla ilgili ortak akıl toplantıları yapmaya başladı. Toplantıların amacı; merkezi ve yerel yönetim, demokratik kitle örgütleriyle birlikte ilçenin sorunlarını çözmek ve sorunlar ve çözüm önerileri noktasında ortaya çıkan görüşleri bir rapor halinde kentin karar alıcılarına iletmek. 25 Ekim’de Murat Reis Otel ve 2 Kasım’da Ferahi Evler Butik Otel’de toplanan AYTUGEB yönetim kurulu ve komisyon başkanlarınca yapılan ‘Ortak Akıl Toplantıları’nın üçüncüsü 8 Kasım’da ATO salonunda gerçekleştirildi. Bu toplantılarda tartışılan sorunları ve çözüm önerilerini sizlerle gelecek sayıda paylaşacağım. Bu yazımı zeytin duasıyla bitireyim: “Zeytin ağacı kadar uzun ömürlü, zeytin kadar bereketli, zeytinyağı kadar sağlıklı bir ömür dilerim.”

Devlet-vatandaş ilişkilerinde aracılık yapıyor, katılımcılığın artmasını sağlıyorlar

MUHTARLAR GÜNÜ KUTLANDI

B

u 19 Ekim’de de, Muhtarlar Derneği Başkanı Yener Koşvar ve beraberindeki muhtarlar Belediye Başkanı Rahmi Gençer’i ziyaret etti. Gençer, muhtarların gününü kutladı; kendileriyle çalışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ziyarette Kent Konseyi Başkanı Filiz Karayelli de hazır bulundu.

Muhtarlık müessesinin temeli ülkemizde 1829 yılında atıldı. Muhtarlar, o gün bugündür, bir yandan köy ve mahalle sakinlerinin devlet kurumlarıyla ilişkilerinde aracı bir rol oynarken, diğer yandan da çağdaş kamu yönetimi anlayışının en temel gereksinimlerinden biri olan katılımcılığın sağlanmasında önemli bir işlevi yerine getiriyorlar. Bu nedenle 19 Ekim günü, 2015 yılından bu yana ‘Muhtarlar Günü’ olarak kutlanıyor. Ülkemizde 18 bini köy ve 32 bini de mahalle olmak üzere yaklaşık 50 bin muhtarlık ve muhtar bulunuyor.

33


Selim İleri'nin incelikli senaryosu, Ömer Kavur’un ustalıklı yönetimi, Salih Dikişçi’in özgün bakış açısı, Cahit Berkay’ın unutulmaz müziği, Hümeyra’nın etkili oyunculuğu, Kadir İnanır'ın başarılı performansı ve Kamuran Usluer’den Neriman Köksal’a, Orhan Çağman’dan Mehmet Esen’e güçlü bir kadro… Asıl başrolde ise benzersiz güzellikleriyle Ayvalık…

Evet, Ayvalık’ta çekilen ‘Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nden söz ediyoruz. Sinema yazarlarının, ‘Vesikalı Yarim’ ve ‘Sevmek Zamanı’ ile birlikte ‘imkansız aşk’ı en iyi anlatan yapımlardan biri olarak nitelendirdikleri bu filmin öyküsünü senaristi, değerli yazar Selim İleri’nin anlatımıyla sunuyoruz. Sayın İleri’ye bu yazısını bizlerle paylaştığı için teşekkür ederiz.

HARİKULADE BİR SONBAHAR YAŞAYAN AYVALIK GÜZÜN BÜTÜN RENKLERİNE BÜRÜNMÜŞTÜ VE GEÇİP GİTMİŞ YAZDAN HÂLÂ İZLER TAŞIYORDU

O

tuzu aşkın yıl sonra, filmi geçenlerde yine izledim. Otuz yıl, bir sinema eseri için yabana atılamayacak bir zaman. Çekim zorluklarına, yetersiz teknik imkânlara rağmen, bence, Kırık Bir Aşk Hikâyesi hâlâ yaşıyor, arılığını, naifliğini yitirmemiş. Bir Demet Menekşe’den sonra başka senaryolar da yazdım. Ne var ki, senaryo yazarlığından hayli soğumuştum. Yönetmenlerin mutlak egemenliklerine ayak uyduramıyordum. Yazdıklarım çoğu kez köklü değiştirimlere uğruyordu. Bir dönem geldi, senaryoculuk defterini kapatmak zorunda kaldım. Ömer Kavur’la tanışıncaya kadar, tekrar senaryo yazmayı düşünmüyordum. Ömer Kavur’un Yatık Emine’sini çok beğenmiştim; gerçekten düzeyli bir filmdi. Refik Halid’in öyküsünden yola çıkma Yatık Emine, özde Refik Halid’e bağlı, beyazperdeye aktarışta

34

trajik olanı seçmiş bir yapımdır.

Selim İleri

Atıf Yılmaz, Ömer’in benimle çalışmak istediğini söyleyince, itiraz edemedim. Böylece tanıştık. Beyoğlu’nun arka sokaklarında küçük bir yazıhane, Ömer kazanç peşinde değildi, sinema onun için önemli bir sanattı. Ben de kendi yaşadıklarımı, üzüntülerimi, bıkkınlıklarımı anlattım. KIRIK BİR AŞK HİKÂYESİ’Nİ SEVEREK YAZDIM Uzun uzadıya film öyküsü aradık. Ömer melodramdan pek hoşlanmıyordu. Bense, her zamanki gibi melodramlar peşindeydim. Sonunda Kırık Bir Aşk Hikâyesi Ömer’e de çekici geldi; taşranın tekdüze yaşamı, kapalı toplum, mutsuz insanlar... Ayrıca, yaşadığımız siyasal, toplumsal kargaşadan mutlaka izler taşımalıydı film. Gerçi bireysel bir öykü anlatacaktık; ama hangi öykü sadece bireysel olabilir?


Biz de Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nde, 12 Mart’la 12 Eylül’ü başlangıç ve sona eriş tarihleri kabul ettik. Zaten 12 Eylül’ün karabasanlı günleri ortasındaydık. Sinemaya tutkum bir kez daha ayaklandı. Kırık Bir Aşk Hikâyesi’ni severek yazdım. Her sahneyi, sahneler arası geçişleri, her diyaloğu, bırakın sahneyi, diyaloğu, her planı Ömer Kavur’la uzun uzadıya tartışırdık. Hayatımın en değerli dostlarından biri olan Ömer bir türlü hoşnut kalmaz, hep daha iyisini, daha mükemmelini arardı. Hümeyra’yla Ömer’in Bronz Sokak’taki evlerinde çalışıyorduk, yazıhanede çalışıyorduk, bende çalışıyorduk. SENARYO YAZIMI SIRASINDA, ÖMER’LE AYVALIK’A GİTMİŞ, MEKÂN BAKMIŞTIK Ömer’le Hümeyra o zamanlar yeni evlenmişlerdi. Hümeyra öteden beri sevdiğim bir yorumcuydu; onun unutulmaz şarkıları bugün de yaşar durur. Hümeyra’nın oyunculuğa bunca istekli olduğunu bilmiyordum. Baş rolleri Kadir İnanır’la ikisi birlikte oynayacaklardı. Senaryonun yazılması dört beş ay sürdü. Bizim sinemamızda, hele o dönemler, pek rastlanmayacak bir zaman dilimi. Yaz sonunda nihayet bitti. Oyuncuların saptanmasına girişildi. Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nin enikonu geniş bir kadrosu vardı ve en küçük bir rol bile usta oyuncu gereksiniyordu. Filmde, Türk tiyatrosunun, Türk sinemasının gerçek emektarları rol alsınlar istiyordum. Ömer de onaylıyordu; gelgelelim, çoğu İstanbul Şehir Tiyatrosu’ndan, tiyatro oyuncularının çoğunu tanımıyordu. Örnekse, Nezihe Becerikli, Reha Kıral, Leyla Altın. O kişilerle tek tek görüştü. Görkemli bir kadro kuruldu. Öykü Ayvalık’ta geçecekti. Daha önce, senaryo yazımı sırasında, Ömer’le Ayvalık’a gitmiş, mekân bakmıştık. Hatta, bulduğumuz mekânlara göre kimi sahneleri değiştirmiştik. ESKİ AYVALIK YERLİ YERİNDEYDİ Eylül sonunda Ayvalık’a gidildi ve hemen çekim

başladı. Ömer şiir titizliğinde çalışıyordu. 12 Eylül’ün zapturapta alış dönemi sürüyor. Ayvalık’ta, şurda burda film çekmek jandarma komutanlığının iznine bağlı. Prodüksiyondan sorumlu Sadık Deveci boyuna izin peşinde. Harikulade bir sonbahardı. Ayvalık güzün bütün renklerine bürünmüştü ve geçip gitmiş yazdan hâlâ izler taşıyordu. Sonra, eski Ayvalık yerli yerindeydi, çamlıklar içinde köşkler, masal evlerini andırır, iki katlı, küçük taş evler, Rum’ların ayrılış sırasında bıraktıkları boş mahalleler, mermer sütunlu kapılar, bahçeler. Sevimli bir pansiyonda kalıyorduk. Akşam yemeklerimiz güzel geçiyordu. Hayatımın mutlu zaman dilimlerinden biri: Senaryom hayata geçiyor! Ömer Kavur’un mesafeli yaklaşımı, Kırık Bir Aşk Hikâyesi’ne şüphesiz anlam kattı. Otuzu aşkın yıl sonra, bu filmi geçenlerde yine izledim. Otuz yıl, bir sinema eseri için yabana atılamayacak bir zaman. Çekim zorluklarına, yetersiz teknik imkânlara rağmen, bence, Kırık Bir Aşk Hikâyesi hâlâ yaşıyor, arılığını, naifliğini yitirmemiş. Öyle sanıyorum ki, duygusallığını yarın da koruyacak. Filmi izledikten sonra, kimler kaldı geriye diye düşünmeden edemedik. Kimleri kaybetmemişiz ki! Hepi topu üç beş kişi hayattayız. Bununla birlikte, yitirdiklerimiz, artık aramızda olmayanlar, bende ince anılarıyla yaşıyorlar, çünkü yazdıklarıma hayat verdiler... Biz hayatta olanların maceralarında da ne çok şey değişti! Ayrılıklar oldu, dargınlıklar, başka uğraş alanlarına yönelip birbirini göremeyişler. Sonra, asıl, yaşama biçimleri değişti. SON ÇEKİM GÜNÜ, BÜTÜN OYUNCULAR, BÜTÜN TEKNİK EKİP, SENARYOYU BİR-İKİ SATIR ANI YAZISIYLA İMZALAMIŞLARDI Acaba anlatmak istediklerimizi bugünün Türkiye’sine oturtsaydık, nasıl anlatırdık Ömer Kavur’la? Yine bir kıyı kentinde, bir kıyı kasabasında aynı kırık aşk hikâyesini yakalayabilir miydik?

FİLMİN KÜNYESİ

Tür: Dram, Psikolojik, Duygusal Yapımcılar: Ömer Kavur, Necip Sarıcıoğlu Yönetmen: Ömer Kavur Senaryo: Selim İleri Görüntü Yönetmeni: Salih Dikişçi Özgün Müzik: Cahit Berkay Oyuncular: Kadir İnanır, Hümeyra, Handan Adalı, Kamran Usluer, Halil Ergün, Neriman Köksal, Güler Ökten, Leyla Altın, Orhan Aykanat, Ahmet Açan, Nezihe Becerikli, Osman Cağlar, Mehmet Esen, Ferda Ferdağ, Muadelet Tibet, Nursen Girginkoç, Reha Kral, Özlem Onursal ve Çetin Akkoç

35


ince, Vivien Leigh benzeri bir kadın.

Neriman Hanım’ı (Köksal) görüyorum, içi bademli yeşil zeytinlerini alıyor çarşıdan. Orhan Çağman’la karşılıklı sahnelerinde, çekim yaptığımız köşkün köpeği birden fırlıyor, sahne yarım kalıyor...

Almanya’dan dönmüştü. Bir zamanlar artist olmak istemiş, anılarının adı öyle: Bu Genç Kız Artist Olmak İstiyor... Bir hayal kırıklığını insan bir kitap ismine ancak bu kadar dönüştürebilir...

Son çekim günü, bütün oyuncular, bütün teknik ekip, bendeki senaryoyu bir-iki satır anı yazısıyla imzalamışlardı. Bir yerlerde olacak o ciltli senaryo... Reha Kıral... Kuşakdaşları dışında bugün kimselerin hatırlamadığı Reha Hanım, bir yılbaşı gecesi nişanlanışını, nişanlandığı hava subayını anlatıyor; hava subayı şehit düşmüş, “Uçak geçerken bir daha göklere bakamam” diyor. İşte bütün bir öykü! Muadelet Tibet, ikide birde, pansiyondan İstanbul’a telefon ediyor, İstanbul’da bıraktığı kedilerini soruyor komşularına... Kamuran Usluer, resim öğretmenini bir Çehov kişisi gibi yaşatmak için boyuna Çehov oyunları okuyor. Hafta sonları rıhtıma gidiyoruz ve İstiklâl Marşı eşliğinde bayrak çekilme törenini izliyoruz.

Bir iki filmde baş rol oynamış. Sonra talihi kararmış. Onca istek, onca tutku batkıya uğramış. Hayatı savrulmuş... Fuat: Hep böyle yalnız mıydın? Aysel: Sen yalnız değil miydin? Sigara içer misin? (Aysel paltosunu giyer. bir sigara yakıp Fuat’a verir, kendi de bir sigara yakar.) Belki yalnızdım. Geçmişi epeydir düşünmüyorum. bir kaynaşmanın içindeyim. Duman gibi dağılıp gitti o kaynaşma... Bazen kendimi sorumlu tutuyorum. Tek istediğim aynı hatalara düşmemek. Fuat: Beni seviyor musun? Aysel: Bir acı var içimde. Aşk belki de acı çekmek! 

Hümeyra, Halil Ergün, Güler Ökten, ben, hep birlikte. Kamuran, her defasında “İşte Çehov!..” diyor. Nezihe Becerikli, Kadir İnanır’a 1944’te çekilmiş, kendisinin baş rol oynadığı Deniz Kızı filminin rengi solmuş afişini ve siyah-beyaz fotoğraflarını gösteriyor, 1980’lerde! Afişi, fotoğrafları Ayvalık’a niye getirmiş, niye yanında taşımış?!. Hepimize gösteriyor... Sonra Ayvalık’a hepi topu iki gün için gelmiş, tek sahnelik kısacık bir role derin duyarlık katmış bir kadın beliriyor. Bu kadın Ferda Ferdağ’dır, unutamayacağım insanlardan. Ferda Ferdağ’ı kızkardeşi Sevda Ferdağ’ın evinde tanımıştım. Çok uzun kirpikli, iri yeşil gözlü,

36

JENERİKTEKİ SEPYA AYVALIK GÖRÜNTÜLERİ BUGÜN ESKİ, BETON YIĞINI OLMAMIŞ AYVALIK’I BELGELİYOR Ayvalık’ta bir ayı aşkın kaldık. Sonbahar kendini yavaşça hissettirmeye başlamıştı. 29 Ekim’in kutlanacağını, okulların, bandonun törene katılacağını öğrenmiştik. Şiirsel bir sahne olabilirdi. Üstelik Hümeyra bir öğretmeni oynuyordu. Öylesi bir sahne ekledik filme. Görüntü yönetmeni Salih Dikişçi’nin o günkü koşuşturması...

Jenerikteki Ayvalık görüntüleri için, herkes gittikten sonra, Salih Dikişçi’nin asistanı Ali Utku’yla Ayvalık’ta bir gün daha kaldık. Sepya bu görüntüler bugün eski, beton yığını olmamış Ayvalık’ı belgeliyor. Dönüşte montaj başladı, Ömer Kavur hiç acele etmiyor, kurguda uzun uzadıya çalışıyordu. Bazı bölümler bağlandıktan sonra, stüdyoya Cahit Berkay’ı çağırdı Ömer. Fayton sahnesini izletti. Sevgili Cahit Berkay Türk sinemasının en güzel film müziklerinden birini besteledi Kırık Bir Aşk Hikâyesi’ne... Aralık ayıydı galiba, Kırık Bir Aşk Hikâyesi, Lüks sinemasında gösterime girdi ve hiç iş yapmadı. Ama bugün hâlâ, bu filmi asla unutamadıklarını söyleyen kişilerle karşılaşıyorum. Yetmez mi?..


AYRILIK SEVDAYA DAHİLDİR

A

ysel (Hümeyra) 1980 darbesini izleyen günlerde Ayvalık’a yerleşen bir edebiyat öğretmenidir. Şehrin keşmekeşinden uzak huzurlu bir yerde, sakin bir hayatı özlemiştir. Ancak işler beklediği gibi gitmez. Görevli olduğu okulda tanıştığı resim öğretmeni Bedri (Kamran Usluer) ile olan dostluğu onu önceleri arzuladığı sakinliğe ulaştırıyor gibi görünse de, bir nikâhta tanıştığı Fuat (Kadir İnanır) hayatını tümüyle değiştirir. İçe dönük bir genç olan Fuat ise ailece borçlu oldukları zeytinyağı tüccarı ve fabrikatör Recep beyin (Orhan Çağman) kızı Belgin (Özlem Onursal) ile nişanlanmak zorunda kalır. Kendi nişanında Aysel’le tanışmasıyla birlikte o güne kadar hiç bilmediği bir takım duyguları keşfeder. Aysal ve Fuat’ın birbirleriyle yakınlaşması, karşı koymaları gereken bir dünya düzenini de beraberinde getirir. Yasak aşk sonuç vermez, toplumsal koşullar ağır basar, Aysel kasabayı terk ederken Fuat da Belgin’le evlenir. Filmin sonunda iki sevgili yıllar sonra bir mola yerinde çay içmek için buluşurlar. Fuat evli, çocuklu ve pişman; Aysel yalnız, hüzünlü ve hala çekicidir.
 Fuat’ın geride bıraktığı hayatı özetleyen cümlesi ise derin bir itiraftır: -Beni hiç hatırladın mı, ben seni hiç unutmadım.. Mutluluk yanımızdan gelip geçti!

37


Ayvalık'a Bakarken TAYLAN KÖKEN

Üçgen alınlık

K

ısaca üçgen alınlık; bina girişlerinde büyük kapıların üzerinde, sütunların taşıdığı çatıya yerleştirilen üçgen biçimli süsleme tarzıdır. Üçgen alınlıklar yalnız bina cephelerinde, bahçe girişlerinde ve kapılar üzerinde kullanılmaz. Kimi zaman pencere üstlerinde, çatıya yakın veya çatıyla bir bütünlük oluşturarak, kimi zamansa bina içerisinde uygulanmıştır. Üçgen alınlık kullanımının mitolojiyle alakalı simgeler barındırdığı söylenir. Üçgenin köşeleri kutsal üçlemeyi temsil eder. Gök-YerYeraltı kutsal bir üçlemedir. Mısır mitolojisinde kutsal üçlü İsisOsiris-Horus’dur. Yunan mitolojisinde Zeus-Poseidon-Hades’dir. Hıristiyanlık dininin yayılımıyla beraber kilise girişlerinde simgesel olarak üçgen alınlıkların tercih edildiğini gözlemliyoruz. Kiliselerdeki kutsal üçlemeler Beden-Can-Ruh olduğu gibi Baba-Oğul-Kutsal Ruh veya Baba-Oğul-Meryem şeklindedir. Kutsal üçlemenin İslam’da etkileri ise bazı mezheplerde AllahMuhammed-Ali şeklinde görülür. Ayrıca bir geometrik şekil olarak üçgen; sağlamlık, değişmezlik ve dayanıklılığı simgeler.

Panagia Phaneromeni ayazması

Osmanlı Bankası Ayvalık şubesi

Üçgen alınlık Anadolu’da ve Avrupa’da geniş coğrafyalara yayılmıştır Üçgen alınlık klasik Helen mimarisinin tipik bir özelliği olarak kabul edilir. Ancak Anadolu coğrafyasında çok geniş alanlarda göçler öncesinde dahi üçgen alınlığın kullanıldığını biliyoruz. Helen mimari tarzıyla beraber Roma döneminde üçgen alınlık uygulamaları Avrupa’ya da yayılarak birçok ülkede izler bırakmıştır. Anadolu coğrafyasında tanrı ve tanrıçalara adanan tapınaklarda, Heroon’larda (kahraman tapınağı), zafer taklarında, tiyatrolarda, tümülüslerde, kaya mezarlarında, lahitlerde vb. gibi birçok mimari uygulamada üçgen alınlık izlenmektedir. Birkaç örnek verirsek; üçgen alınlık Aspendos tiyatrosunun sahne gerisindeki anıtsal süslemelerinde görülmektedir. Sahne duvarında sütunlarla desteklenen alınlıkların merkezinde diğerlerine göre daha büyükçe bir üçgen alınlık bulunmaktadır. Bu alınlığın içinde sarmal dallar arasında bir Bacchus(1) figürü betimlenmiştir. Anadolu’nun hemen her yerinde görülen, özellikle Antalya ve çevresinde bolca bulunan birçok lahit mezarda üçgen alınlık kullanılmıştır. Lahit mezarların kapaklarının büyük bir kısmında üçgen alınlık içerisinde süslemeler bulunmakta, bazılarında mezar soyguncuları için Medusa(2) başı işlenmektedir. Frig vadisine gittiğinizde yine birçok kaya mezarında üçgen alınlıklar görülebilir. Lykia bölgesinde yer alan, Fethiye’de ve Kaunos’da büyük tipleri (kral mezarları) görülen kaya mezarlarında üçgen alınlıklar bulunmaktadır. Üçgen alınlıklar tümülüs dediğimiz yığma mezarların oda kısmının girişinde de uygulanmakta, bazılarında ise kazıma tekniğiyle betimlenmektedir. Dikili, Deliktaş Köyündeki Demir Çağı’ndan kalma Ana Tanrıça kült alanında bulunan Karanlık Odanın girişinde üçgen alınlığın kazılması gibi... Osmanlı geç döneminde inşa edilen iki Hamidiye camisinde de üçgen alınlıklar görülür

38

Osmanlı Devleti’nde İstanbul dışındaki Rum cemaatinin büyük bir kısmı Batı Anadolu’nun kıyı kentlerinde yaşamış ve bu kentlerin mimarisinde etkin rol üstlenmişlerdir. Ayvalık Rumları 1800’lü yılların ortalarından itibaren sanayi ve ticaretteki gelişmelerle beraber hızla varsıllaşmış, Avrupa ülkelerinde çıkan yeni akımlardan etkilenmiştir. Ticari ve kültürel anlamdaki bu etkileşimin mimari izlerinden biri olan üçgen alınlıkların, Ayvalık’ın tarihi kent dokusunda, evlerde, ticarethanelerde, eğitim ve dini yapılarda, fabrikalarda, yağhaneler ve depolarda, süslü ve anıtsal türlerini de en çok kamu binalarında uygulandığını izliyoruz. Ayvalık’ta üçgen alınlık uygulamalarında çoğunlukla sadelik göze çarpar. Üçgen alınlık form olarak kullanılmakta, hatları değişik materyallerle öne çıkarılmakta ve binayla görsel bir bütünlük sağlamaktadır. Ayvalık evlerinin giriş kapıları, Neo-klasik etkinin en fazla izlendiği mimari değerlerdir. Yanlardan İon ya da Korint başlıklı sütun kaidelerinin üzerinde yükselen üçgen alınlıklı kapı üstleri özellikle antik tapınak mimarisinin cephe anlayışını taklit etmektedir. Bazı üçgen alınlıkların içleri kabartma tekniğiyle çiçek ve dal motifleriyle süslenmiştir ve bina yapım tarihleri bu alana yazılmıştır. Bu tür uygulamaları yer yer tüm Körfez mimarisinde


Kanelo Kafe

gördüğümüzü de belirtelim. Ayvalık ve Alibey adasında günümüze kadar gelen dini yapılarda değişik üçgen alınlık formları vardır. Hatta Osmanlı geç döneminde inşa edilen iki Hamidiye camisinde de üçgen alınlıklar görülür. Ayvalık’taki pek çok eski yapıda üçgen alınlıklara rastlıyoruz

Alibey adasında günümüze kadar gelen üçgen alınlık uygulamaları; Taksiyarhis kilisesinin bahçe giriş kapısında ve ön cephesinde, restorasyon sonrası kitaplık olarak kullanılan Agios Yannis şapelinin batı ve doğu duvarlarının çatı bitiminde, Aya Triada kilisesinin çatısında, Alibey Kültür Evi’nin çatısında, Despotun evinin ön cephesinde bazı pencere üstlerinde, Taş Kahve’nin çatı altlarında, sahil kısmında bulunan lokantalarda ve zeytin depolarının bazılarında çatı süslemesi olarak, bazı binaların yapım tarihini belirten tabelalarda, ender olarak konutların pencere üstlerinde, çatı detaylarında ve balkon çıkmalarında görülmektedir. Ayvalık’ta günümüze kadar gelen üçgen alınlıkların bazıları; Portaitissa kilisesinde ve önündeki çeşmede, Hagia Triada kilisesi giriş kapısında, Kanelo’nun çatı detaylarında, Belediye binasında, Orfanos kafenin dört yanında, gümrük binasında, Ayvalık Kız Meslek Lisesi giriş kapısının üzerinde, eski vergi dairesi olarak bilinen Georgeos (Yorgolo) Han’da, Gazi okulunda, zeytinyağı fabrikaları ve sabunhanelerin çatı detaylarında görülmektedir. Ayvalık’taki üçgen alınlıklardan en güzellerinden birini Korint düzeninde yapılan Panagia Phaneromeni ayazmasında görmekteyiz. Benzerleri Pergamon akropolünde bulunan Helen ve Roma mimarisine öykünen bu ayazma tapınağında üçgen alınlık dört sütun üzerinde yerleştirilmiştir. Bu tip tapınaklarda dört sütun dört elementi (hava, su, toprak ve ateş) üçgense gökyüzünü simgeler. Görkemli üçgen alınlığın kenarları köşe süsleriyle sonlandırılmakta, alınlığın içindeyse bitkisel süslemelerin ortasında bir melek motifi yer almaktadır. Üçgenin altına, ayazmanın son yapım tarihi olan 1890 yılı kazınmıştır. Son olarak Ayvalık’ta ‘yok olan’ bazı üçgen alınlık uygulamalarını hatırlatarak yazımıza son verelim. İlk Kurşun tepesindeki Profit İlias kilisesinin ön cephesinde, Ayvalık Akademisi olarak anılan Cumhuriyet okulunun bahçe giriş kapısında ve ana giriş binasında, Çamlık’ta bulunan belediye tesislerinin önündeki çeşmede, meydan düzenlemesinde kaldırılan elektrik santralinde, Osmanlı Bankası’nın şube binasında üçgen alınlıklar vardı. Şeytanın Kahvesi’nde de binaya görkemli bir görsellik sağlayan ve ortasında Kakivo Mivo (kırmızı elma) yazan üçgen alınlıklar bulunmaktaydı.

.........

Portaitissa Kilisesi ve çeşmesinde üçgen alınlıklar…

(1) Bacchus: Roma mitolojisinde Bacchus olarak anılan şarap tanrısıdır. Olympos’un üzerinde bulunan 12 tanrıdan biri olan Dionysos olarak da anılmaktadır. (2) Medusa: Mitolojide gözlerine bakanı taşa çeviren, yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar.

39


YOLU AYVALIK'TAN GEÇENLER

M

TIMARHANE ADASININ ÖNÜNDE BİR TÜRKİYE GÜZELİ

illiyet gazetesi 1966 yılından başlayarak uzun yıllar boyunca, belli bir sorumluluk duygusu ve düzen içinde, 18 yaşından küçük ve 25 yaşından büyük olmayan genç kızlar arasından Türkiye güzellerini seçti. Yarışmaya yüz ve beden güzelliğinin yanı sıra, iyi ahlak ve kişilik sahibi olanlar kabul ediliyordu. Yarışmacılar finalde tek parçalı mayo giyiyorlardı ve bikini yasaktı. Seçilenler, Türkiye’yi uluslararası yarışmalarda temsil etti. 1969 yılında düzenlenen yarışmada Şermin Ayşin Türkiye Güzeli seçildi. İstanbul’da dünyaya gelen ve ailesinin tek çocuğu olan Ayşin, ilkokulu Yalova’da tamamlamış, babası Almanya’ya gidince Erenköy Kız Lisesi’nden ayrılarak bu ülkede ortaokulu bitirmişti. Ayşin, Milliyet gazetesinin güzellik yarışmasına katıldığında 1,68 boyunda, 56 kilo ağırlığında ve 92 x 56 x 93 ölçülerindeydi. Dokuz finalistin mücadele ettiği yarışmada 165 puanla birinci oldu. İkinci güzel Simla Kantarcı 100, üçüncü güzel Nur Erbay ise 65 puan toplayabilmişti. “KÜÇÜK DEVLETLERİN GÜZELLERİ YARIŞMADA FİGÜRAN OLARAK KULLANILIYOR” Şermin Ayşin, izleyen günlerde Dünya Güzellik yarışması için Londra’ya gitti. Ancak, Milliyet muhabirinin bildirdiğine göre, aralarda kaybolarak jüriden uzak düştüğü ve kendisini gösteremediği için finallere kalamadan elendi. Yarışmayı Avusturya güzeli kazandı. Genç güzel, Londra dönüşü, kendisini karşılayan gazetecilere, “Küçük devletlerin güzelleri yarışmada figüran olarak kullanılıyor. Amerika, İngiltere, Fransa

1966 yılında yapılan ilk Milliyet Gazetesi Güzellik Yarışması’nda birinci olan İnci Asena, Ayvalık’ın yakın tarihinde iz bırakan Belediye Başkanı Avni Baskın’la kavgaya girişerek onu Demokat Parti’den ihraç ettiren Balıkesir milletvekili Vacit Asena’nın yeğeniydi. 40


ve Almanya gibi büyük devletlerin güzelleri ise dereceye giremeseler bile hiç olmazsa finale kalıyorlar. Bana kalırsa Türkiye ve diğer küçük devletler yarışmayı protesto etmeli!” demişti. Şermin Ayşin, Türkiye güzeli seçilmesinden birkaç yıl sonra, 1974’te tatil amacıyla Ayvalık’a geldi. Mal müdürlüğünden emekli olan ve serbest gazetecilik yapan Hüseyin Öztürk’ü kırmayarak objektifin karşısına geçti. Çamlık plajında kumlara uzandı, Şeytan Sofrası’nda kayalara tırmandı, Tımarhane adasını arkasına fon yaparak ‘sempatik’ pozlar verdi. Yaşamını Alibey adasında sürdüren ve serbest gazeteciliği bıraksa da, serbest muhasebecilik yapmaya devam eden Hüseyin Öztürk’e, Türkiye güzeli Şermin Ayşin’in fotoğraflarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz.

Kalabalık bir davetli grubu katıldı

İZVİNYA KAFE BARBAROS CADDESİ’NDE AÇILDI

A

yvalık Belediye Meclisi Üyesi Dilek Saraçoğlu eşi Fatih Saraçoğlu ile birlikte kentin giderek renklenen tarihi köşelerinden Barbaros Caddesi’nde bir kafe açtı. Adını Ayvalık mutfağında özel bir yere sahip olan İzvinya otundan alan kafenin açılışına aralarında CHP Balıkesir İl Başkanı Ender Biçki ve Belediye Başkanı Rahmi Gençer’in de bulunduğu kalabalık bir davetli grubu katıldı.

Türkiye güzeli Şermin Ayşin Ayvalık'a geldiğinde serbest gazeteci olarak çalışan Hüseyin Öztürk'e kentin en güzel köşelerinde poz vermişti. 41


Kurtuluş Savaşı öncesinde Foça-Ayvalık-Midilli üçgeninde yaşanan ve belleklerde derin izler bırakan olayların anlatıldığı belgesel tadında bir roman...

BÜYÜK AYRILIK MÜBADELEYİ HAZIRLAYAN SÜRECİ GERÇEKÇİ VE YALIN BİR DİLLE ANLATIYOR

O

smanlı Devleti, 20. yüzyıla ekonomik açıdan Düyunu Umumiye’nin yönetiminde girdi. Yapılan yanlışlıklar sonunda zaten başlamış olan çözülme süreci çöküşe dönüştü. Ülke içindeki azınlıkların kazandığı ayrıcalıklı konum, zaman içinde iç dengeleri de değiştirdi.

O dönemde, hinterlandı (ekonomik açıdan beslendiği alanların genişliği) nedeniyle liman kenti İzmir ve başta Foça olmak üzere çevresi, Osmanlı’nın dünyaya açılan en zengin ticaret kapısıydı. Bu çerçevede, ticaretle uğraşan Anadolu ve özellikle Ege Rumları, iç içe yaşadıkları Türklere göre ekonomik hayatta daha ön plandaydı. İşte, daha çok siyasetçi kimliğiyle tanıdığımız Kemal Anadol, 1900’lü yılların bağları, bahçeleri ve tarımsal alanlarıyla son derece verimli Foça’sında başlayan, Ayvalık’ı da içinde barındıran, çok sayıda yazılı belge, yayımlanmamış anı ve sözlü tarih derlemelerinden kurgulanmış ‘Büyük Ayrılık’ adlı tarihi romanında bizi o günlere götürüyor. Stelyos Haralambos ailesinin serüveni çerçevesinde, Kurtuluş Savaşı öncesinde Foça-Ayvalık-Midilli üçgeninde yaşanan ve Ege’nin her iki yakasında oturan iki halkın belleklerinde derin izler bırakan olayları gerçekçi ve son derece yalın bir dille anlatıyor. ROMANDA EFELİK GELENEĞİNE GENİŞ YER AYRILMIŞ Anadol, ilk kez 2003 yılında basılan, on beş gün içinde ikinci baskısı yapılan ‘Büyük Ayrılık’ın, ‘Mutlakiyet’ başlıklı ilk bölümünde Foça’nın tarihsel, kültürel, ekonomik özelliklerini sergiliyor, gündelik yaşamından canlı ve renkli sahneler aktarıyor. ‘Meşrutiyet’ başlıklı ikinci bölümde iç iktidar için girişilen kavga ve çatışmaların, imparatorluğun hassas bölgelerindeki yansımalarını, Osmanlı yönetimine karşı bağımsızlıkçı ayaklanmaları ve çözülmenin ilk işaretlerini okuyoruz. Romana adını veren ‘Büyük Ayrılık’ başlıklı üçüncü bölümde ise Birinci Dünya Savaşı ve onu izleyen Kurtuluş Savaşı’yla başlayıp günümüze kadar süren Türklerle Rumların yollarının ayrılış öyküsü yer alıyor. 

Kemal Anadol, mübadeleyi hazırlayan süreci aktardığı ‘Büyük Ayrılık’ın yazılış aşamasında kapsamlı bir yerel tarih çalışması yapmış ve edebiyat eleştirmenlerinin üzerinde birleştiği gibi, ortaya ‘çok katmanlı’ bir roman çıkarmış. Anadol, gösterdiği içten ilgi ve eserine verdiği önemli katkılar nedeniyle Ahmet Yorulmaz’a teşekkür etmeyi de ihmal etmemiş. 600 sayfalık romanın ilginç özelliklerinden biri de efelik geleneğine geniş yer ayırması... Eserde efeliğin kaynağı, oluşum biçimleri, yapılanışı ve işleyişine ilişkin kapsamlı bilgiler var. Son olarak, ‘Büyük Ayrılık’ın çok sayıda yazılı belge, fotoğraf, yayımlanmamış anı ve sözlü tarih tekniğiyle düzenlenmiş, pek çok tanıkla yapılmış konuşmalardan derlenen gerçekleri yansıtan, sağlam kurgulu bir tarihî roman olduğunu söyleyebiliriz.

42

KEMAL ANADOL BARIŞ DAVASI’NDAN BİR YIL HAPİS YATTI Kemal Anadol 1941 Safranbolu doğumlu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 1973’te CHP’den Zonguldak milletvekili oldu. Parlamentoda kömür ve demir-çelik işçilerinin sorunlarını dile getirdi. Genel-İş’in çıkardığı Emek dergisine yazılar yazdı. 1977’de yapılan seçimlerde ikinci kez Zonguldak milletvekili seçildi. 12 Eylül 1980’de parlamento kapatıldı. Türkiye Barış Derneği’nin yöneticilerinden olan Anadol, diğer kurucu ve yöneticilerle birlikte, Maltepe Askeri Cezaevi’ne gönderildi. Bir yıl hapis yatıp çıktıktan sonra 12 Eylül 1980 Ankara’sını ve geçen olayları anlattığı anı-belge türündeki ‘12 Eylül Günleri’ adlı kitabını yayımladı. Barış Davası’nı ‘Kartal Maltepe’den Sağmalcılar’a İnsan Manzaraları’ adlı eserinde anlattı. Ardından, 12 Eylül döneminde insanların yaşadığı acıları öyküleştiren ‘Milattan Sonra’ adlı kitabı çıktı. Kemal Anadol 1987 seçimlerinde İzmir milletvekili oldu. Gazetelerde makaleleri yer aldı. ‘Termik Santrallara Hayır’ adlı bir kitap daha yayınladı. 1991’de parlamenterliği sona erince İzmir’e döndü. Avukatlığı bıraktı ve özellikle 20. yüzyıl üzerine inceleme ve araştırmalara başladı. Önemli olayları yaşayan tanıklarla sözlü tarih çalışmaları yaptı. Belge/bilgi topladı. 1949 yılında soğuk savaşın en şiddetli döneminde, Türkiye’den Bulgaristan’a kaçan üç Türk aydınının yaşamını belgesel roman biçiminde yazdı: ‘Karşı Yaka Memleket.’ 2002 seçimlerinde bir kez daha İzmir milletvekili olarak CHP’den Meclis’e girdi. 2003’te ‘Büyük Ayrılık’ı yayımladı. İlgiyle karşılanan bu roman kısa sürede yedinci baskıya ulaştı. 2007’de bir kez daha İzmir Milletvekili oldu. Milletvekilliği 2011 yılında sona erdi.


KİTAPTAN TADIMLIK

PATERİÇA… CUNDA’NIN KUZEYİNDEKİ DÜNYA GÜZELİ UZANTI

“M

oshonisia… Yani güzel kokulu adalar! Yirmiden fazla ada!

Baharda toprağa yayılan güzelim örtü içinde, sarı papatyalar, kırmızı gelincikler, mor menekşe, ıtır, ballıbaba, yabangülleri… Yeşilin yüzlerce tonu ve türü. Pembe, beyaz, mavi, rengârenk bin bir çeşit çiçek… Ve onlardan yükselen dünyanın en güzel kokusu… Hiçbir ıtriyatçının beceremeyeceği müthiş bir karışım! Ve bu karışıma katkıda bulunan yeni açmış iğde çiçekleri, uzaklardan katılan kekik…

Ayvalık Belediyesi Adına İmtiyaz Sahibi GÖKAY BACAN Yayın Yönetmeni BÜLENT ŞENTAY Yayın Koordinatörü GÜLBENİZ ŞENTAY

Rüzgârla birlikte açık denizden, Midilli’den, Kaz Dağları’ndan, Kozak’tan, Madra’dan gelenlerle, dalgaların adaya fırlattığı yosun, tuz ve iyot bileşimine ne demeli? Mesela Pateriça! Cunda’nın kuzeyindeki bu dünya güzeli uzantı… Aynen akordeon körüğü gibi, yeşilin açığından koyusuna geçiş yapan ve her rüzgârda başka bir tona bürünen zeytin dalları… Her titreşimde başka bir maviyi sergileyen deniz… Sanki gösteri yaparlar birbirlerine. Kumsala kadar ilerleyen ve dalgalarla öpüşen binlerce ağaç… Ya Pateriça Körfezi’ne ne demeli? Bu körfez kesinlikle kutsal bir yer olmalı… Mitolojideki tanrılar mutlaka uğramıştır buraya! Ve bugün

KASIM 2016 YIL: 3 SAYI: 27

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü HALİL ERGÜL Grafik Tasarım KEMAL OKUR

yediğimiz ve lezzetini hiçbir yerde bulamadığımız ahtapotları, kıpkırmızı barbunları, koca koca iskorpitleri, irinin irisi çipuraları, enfes dilbalıklarını bizlere armağan olarak bırakmışlardır körfezin sularına!”

Katkıda Bulunanlar SELİM İLERİ Prof. Dr. ÇAĞATAY ÜSTÜN Doç. Dr. AYHAN GÖKDENİZ HÜSEYİN GÜVEN TAYLAN KÖKEN SERKAN KİBAR Yayın Türü Yerel, Aylık, Süreli Adres: Fevzipaşa-Vehbibey Mah. Sahil Boyu Cad. 1. Sokak No: 1 Ayvalık Tel: 0(266) 312 10 21 aydabirayvalik@gmail.com Ultra Grafik Matbaa Yüzyıl Mah. Mas/Sit Matbaacılar Sit. 5. Cad. No.69 Bağcılar / İstanbul Tel. 0212 629 26 31 info@ultramatbaa.com sertifika no: 29195 Bu dergide yer alan yazılar, yazarların kişisel görüşleridir, Ayda Bir Ayvalık sorumluluk üstlenmez. Yazı, fotoğraf ve konular izin alınarak kullanılabilir.

Anadol'un kitabında Taksiyarhis Kilisesi'nin bu eski tarihli fotoğrafı da yer alıyor

43


D

ÇAMLIK’I GÜNEY FRANSA KASABALARINA BENZETENLER HAKLIDIR

enizden ve havadan Çamlık… Nereden bakarsak bakalım, çok başka… Özgün bir mimari dokuya sahip evleri, yemyeşil doğası, mis kokulu çamları, mevsimine göre mavinin bütün tonlarını yansıtan denizi, nefes açan oksijeni, yaz aylarındaki bol iyotlu serinliğiyle huzur ve sükûnet arayanlar için vazgeçilmez bir adres... Dün olduğu gibi, bugün de! Çamlık... 19. yüzyıl sonlarında Ayvalık sakinlerinin yazlık

olarak kullandığı, kimilerinin Güney Fransa kasabalarına benzettiği, kimilerinin sabah yürüyüşlerinin tadını çıkardığı, kimilerininse çam ağaçlarının altında cırcır böceklerinin serenadını dinlediği, görülmeye değer güzel yer... (Çamlık Koyu’nun tam karşısında, kocaman bir kayalık gibi duran hoş siluetli Tımarhane yarımadasının da bu güzellikte payı olduğunu söylemeliyiz!)

Ayda bir ayvalik 27 web  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you