Issuu on Google+

Atolye Çalışmaları Üreti-Yorum Gençlik Kampı‘nı geride bıraktık. Kampçıların Zeytinli’de geçirdikleri 5 günün etkisinden hala kurtulamadığı, kamp “anı”larını yad etmekten ve gelemeyenlere anlatmaktan, gelemeyenlerin ise dinlemekten bitap düştüğü şu günlerde, biraz kafa toparlamak, biraz da müzik özelinde süreci tanımlamak için bu yazıyı kaleme almak istedik. Kamp fotoğraflarının aklımızdaki görüntüleri tazelemesi gibi, kamp ve Üreti-Yorum adına duyduğumuz heyecan ve geliştirdiğimiz fikirleri de tez elden yineleyecek ve bir takım ufak gelişmeleri duyuracak bir yazı…

Daha geniş kamp değerledirmeleri, anı paylaşımları ve yeni yeni gelişmeler için önümüzdeki günleri, bunun için de katılımcı arkadaşların ve site üyelerinin katkılarını bekliyoruz. Hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmayalım arkadaşlar, hepimiz aynı rüyayı görmüş olamayız!… (Kendince diğer atölyelere de ilham kaynağı olmayı amaçlayan bu yazının hazırlanış sürecinde sinema atölyesi her zaman olduğu gibi daha atik davranmış ve 1-0 öne geçmiştir!..) Ayrılırken yapılan sohbetlerde ve bire bir diyaloglarda, gerçekten de kampın ve üretmenin coşkusunun hemen hemen herkeste aynı “bir şeyler yapma” isteğinde somutlandığını gördük. Bu ortak isteklerin, arzuların “tesadüfi” duygular olmadığını biliyoruz. Biliyoruz ki bunlar ortak somut koşulların sonucu olan ve kampın yalnızca açığa çıkardığı, bizi yüz yüze getirdiği duygulardır: Toplumsallaşmaya, otobüs oyunları ve kolektif üretime duyduğumuz açlık, edilgenliğe duyduğumuz tepki… Bize; birilerinin “kar”ına giden yolların taş döşeyicisi olmaktan, artık metalaştırılmış tüm toplumsal değerlerin (üretimlerin) “tüketici”si olmaktan başka rol biçmeyen


“bugün”e karşı, yeni bir “yarın”a duyduğumuz özlem… Her şeyden önce, 5 gün boyunca aynı ortamı, eğlenceyi, denizi, yemeği, gece nöbetlerini, sorumlulukları, yorgunluğu ve üretimleri paylaşan, son gün otobüslere binerken birbirini kucaklamak için sıraya giren ve artık hepsinin birbirini tanıdığı 100′e yakın Üreti-Yorum’cuya çok teşekkür ederiz.

Ve biliyoruz ki tüm bu “içsel” ama ortak duygular ve atılan bu mütevazı adımlar; ürettikçe, paylaştıkça giderek her alanda kendi yolunu açabilen, geleceğini kendi ellerine almış ortak bir bilince dönüşecektir. Artık yapmamız gereken Üreti-Yorum’culuğumuzu ve düşlerimizi pekiştirmek… Bunun için de öncelikle iletişimimizi sağlamlaştırmamız ve alanlarımızda üretken, çok yönlü ve uzun soluklu atölye çalışmaları geliştirmemiz gerekiyor. Atölye anlayışımızı ve atölye çalışmalarımızı oturtmak bizim için çok önemli. Atölyelerden veya bir bütün olarak kolektif üretimden ne anlamalıyız? Bir “uzman”ın gelip diğerlerine anlattığı/öğrettiği bir alış-veriş ilişkisi mi, yoksa herkesin varolan birikimiyle gelişigüzelce katıldığı geliştiriciliği olmayan bir “toplam” mı? “Ya kitabını okurum ya kitabını yazarım” mı, yoksa “bir şey üretelim de ortaya ne çıkarsa çıksın” mı? Bu iki olumsuz uca savrulmadan, katılımcı, aktif ama derinlemesine bir kolektivizmi yaratabilmek şüphesiz ki 5 gün içerisinde sağlanabilecek bir şey değildir.


Otobus oyunlari