Page 1

BONUS BÖLÜM HAKKINDA YAZARDAN NOT “Göçebe’nin film uyarlaması için yapımcılarla çalışırken, seyircilerin ekranda hikayeyi başka birisinin, birincil birisinin bakış açısından izlemesi hakkında düşünmeye başladım. Kafamda her zaman beliren bir bölüm vardı ama bunu kitapta göremedik çünkü kitaptaki anlatıcım o zamanlar bilinçsizdi. Bunu, yapımcıların bu sahneyi çekme durumu olursa diye not ettim. Kronolojik sırada bu sahne 58 ve 59. bölüm arasında bir yere denk düşüyor. Umarım Melanie uyandığında başlayan hikayenin bu yeni perspektifini seversin.”─ Stephenie Meyer Yalnız. Ben hep yalnızdm. Karanlık. Nerede olduğumu hatırlayamıyorum…ya da neden burada olduğumu. Yalnız olmam haksızlık. Wanda neredeydi? Onu beklerken göremiyordum. Onu nasıl çağırdığımı hatırlayamıyordum. Sessizlik. Onu hissedemiyordum. Onu bedenimizde hissedemiyordum. Onun sesini duymayı beklerken panik başladı. Adımı söylemesini bekledim. Nerede olduğumuzu söylemesini bekledim. Gözlerimi görebileceğimiz kadar açmasını. Onun sesini – kendi sesimi, sesimdeki yumuşak tonu, nazik çekimi duymayı bekledim. Bekledim ama hiçbir şey yoktu. Sadece ben ve karanlık. Panik hatırlamaya çalışırken daha da kötüleşti. Beni tekrar mı içeri kapamıştı? Bu bir kez olmuştu, biliyorum ama hatırlayamıyorum. Karanlıktaki paniklemede bunu düşünemiyorum. Bu o zamanlar sadece hiçbir şeydi. Wanda’nın bunu yapabileceğini sanmıyorum. Çünkü birbirimizi seviyoruz. Bunu söylediğimizi hatırlıyorum. Bir şey olmadan önce. Anıyı bulmayı denedim. Birbirimizi sevdiğimizi söylemiştik ve biz…vedalaşmıştık. Anılarım net ve güçlü bir şekilde geri geldi ve aynı zamanda kendimi dinlendiriyordum. Üstümdeki kotu hissedebiliyordum, serin havadaki ürpertişin soğuk terlerini hissedebiliyordum. Gözkapaklarımın ardındaki kırmızılığı görebiliyordum. Kendi nefes alışımı duyabiliyordum. Birisinin ses yükseltme tuşuna basılmış gibi yükselen sesi duyabiliyordum. Anılar duygularımdan daha güçlüydü. Anılar acı vericiydi. Onu durduramadım. Benim için ölmüştü ama ben hiçbir şey yapamamıştım. Parmaklarımdaki kasları hareket ettirmek için, yumruklarımı sıkmak için çok geçti. Çok geçti. Wanda gitmişti. O beni kurtarmıştı, ben onu kurtaramamıştım. Yakındaki yükselen sesi dinlemedim. O an ellerimin içindeki ellerinin yumuşaklığı umurumda değildi. Anılarımda Wanda’nın sesini duyuyordum, son düşündüklerini düşünüyordum. Sesi hiç kimsenin sesinin hatırlayamayacağım şekilde kafamda dalga dalga yayılıyordu. O burada değildi.


Öyle korkuyorum ki, demişti. Korkusunu hatırlayarak tekrar hissettim. Onun yok olmasına izin vermiştim. Bunu yapmıştım. Düşüncelerini hatırladım. Yaşamam için kendini öldürme fikrini nasıl aldığını hatırladım: kendisi olmayan birisi sevilmişti. Ve şimdi onun yaptığını yapıyordum. Onun hayatını çalmamış mıydım? Bu nasıl bir mutlu sondu? En yakın arkadaşım olmasına izin veren yaratık benim için ölmesi mi? “Mel? Mel, seni seviyorum. Mel, geri gel. Mel, Mel, Mel.” Jared’ın sesi Doktor’un sahibinin geri getirmeye çalıştığı Jodi’nin, Wanda’nın Kyle’a öğrettiği şekilde çağırışı gibiydi. Ona cevap verebilirdim. Onunla şimdi konuşabilirdim. Ona soru sormaya hazırlanırken dilini dudağımda hissedebilirdim. Kelimelerimi yüksek sesle dile getirmeye hazırlanırken ciğerlerimdeki havayı hissedebilirdim. Eğer bunu isteseydim. “Mel, seni seviyorum, seni seviyorum.” Bu bana Wanda’nın gümüş kanıyla ödediği bir hediyeydi. Jared ve ben, onun asla yaşamayacağı gibi tekrar birleşeriz. Her ikimizi kurtaramadığı gibi. Eğer bu hediyeyi kabul edersem, onun ölümünden yararlanırım. Onu tekrar öldürürüm. Onun tekrar kendini kurban etmesi ve kasten öldürmesine katlanırım. “Mel, yalvarırım, gözlerini aç.” Yanaklarımı avuçlamış yüzümdeki elini hissediyordum. Alnımdaki tutuşan dudaklarını hissediyordum ama onları istemiyordum. Bu anda değil. Ya da istiyor muydum? Eğer Wanda’yı engellemeyi yeteri kadar isteseydim, bunu bir şekilde yapar mıydım? Tıpkı onun aşağılık Arayıcı’ları bir şekilde engellemesi gibi. Çünkü o bunu yeteri kadar istemişti. Belki şuana kadar sahip olduğum en gerçek arkadaşımı kurtarmayı gerçekten istememiştim ve bu yüzden bir yolunu bulamamıştım. Belki, öldürmek tam olarak doğru kelimedir. Wanda güle güle dediğinde ağlamıştı. Gözlerim hala hassas ve şişkindi. Yeni gözyaşları eskilerinin yolunu takip etti ve şakaklarımdan kayıp düştü. “Mel? Doktor, buraya gel! Sanırım acı çekiyor!” Doktor hala hastanedeydi. Bana doğru hızlıca yürüdüğünü duydum. Ve gözlerim hala hassastı. Dur. Ne kadar zaman geçmişti? Birkaç saat ya da sadece birkaç dakika mı? Çok mu geç kalmıştım? Gözlerim açılarak titreşti, Jared’ın yüzü yakındaydı, gözleri endişe doluydu ve dudakları tekrar konuşmak için açıldı. Ona baktığımı gördü ve her nasılsa söyleyecekleri kayboldu. Göğsünden ittim ve hazırlıksız yakalandığı için geriye doğru sarsıldı. Bir parıltı, gümüş bir ışıltı, ona dair bir işaret bulmak için yerimde doğruldum ve odayı süzdüm. Şuanda yakınımda bir yerde ölüyordu, değil mi? Şuan hiçbir şans yoktu, değil mi? “Mel?” Jared her iki bileğimi tutarken tekrar sordu. “O nerede?” Karyolanın diğer tarafından kayarak serbest kalmaya çalışırken tısladım. Başım dönmüyordu ve ayaklarımda bir dengesizlik hissetmiyordum. Belki uzun süredir dışarıya çıkmamıştım. Karyolanın diğer tarafındaki bileğimi hala gererken şaşkına dönerek bana bakakaldı. Sadece yarım saniye için gözlerimiz buluştu ve sonra, Doktor’un inine ışık veren halojen fenerin hala yanmasına minnettar kalarak telaşla etrafa baktım. Görmeyi umduğum parlak gümüşü görmedim. Burada yoktu. Ama sonra gözlerim metalık bir şeye çarptı. İstediğimden fazla donuk gümüş. Sağlam, düz, keskin bir metal bıçak. Karyolanın başında uzanarak rahatça alabileceğim Jared’in büyük av bıçağını fark ettim. Bu Wanda’nın Jamie’yi kurtarmak için kolumuza sapladığı bıçaktı. Bu inlerden ayrılırken sadece Jared’ın taşıdığı bıçaktı. Bu bıçak Doktor’un ininde bir iş görmezdi.


Hafızamdaki, Wanda’nın hafızasındaki sakat ruhlar kafamı doldurdu ve onun kadar, belki de ondan daha güçlü sarsılarak nefesim kesildi. Wanda’nın olduğu kadar masum olmadıkça bu güçlü ruhlar sizi tamamen şaşırtmazdı. Bunun mazareti yoktu. Bu hayal edilebilecek her şeyden daha zalim ve duygusuzdu. Jared çıldırmış mıydı? Asla bize inanmamış mıydı? Bizim için öldükten sonra bile Wanda’nın hala bir casus olduğunu mu düşünüyordu? Sonsuza dek onunla oynayacak mıydı? Ya da onun yarasını dindirdiğini düşünüyordu? Bunla tutuşuyor muydu? Uyurken ızdırap çekiyor muydu? Kısık feryat öksürükleri boğazımda ve dudaklarım arasında tıkanmıştı. Jared karyolanın başındaydı, bileklerimi serbest bırakmıyordu ve kollarını etrafıma sararak kendine çekmeye çalışıyordu. “Mel, bebeğim, her şey yolunda. Geri döndün.” Solumla elmacık kemiğine şiddetli bir yumruk sallarken sağ elimi tuttu. Elimde yumruğun acısını şiddetle hissettim. Şaşırmış şekilde nefes aldı ve bileklerimi bırakarak geriye sıçradı. Şimdi serbesttim ve çenesinin altını takip eden güçlü yumruğum eğilmesiyle sıyırıp geçti. Uzun zaman önce Wanda’ya ne olursa olsun Jared’a yumruk atamayacağımı söylemiştim. Şimdi bütün istediğim ona çok sert bir yumruk atmak. İç isyanımın öfkesini, duygularımın şiddetini dışarı çıkarmanın bir yolu yoktu ve bu beni öfkelendiriyordu. “Nasıl yapabildin?” Tiz sesimle tekrar salladığım yumruğu bu seferde kaçırmıştım çünkü şuan tetikteydi. “Neyin var senin? Onu nasıl öldürebildin?” Arayıcı’nın ve İyileştirici’nin görmüş olduğum ruhlarını hatırladım, onları sadece Wanda’nın bakış açısıyla görebiliyordum. Güzel, narin, yumuşak gümüş şeritler. Wanda bunu çok güzel bulurdu. Ve bense ezilmiş gümüş bedenler olduğunu düşünürdüm… Birisi –Doktor– omuzlarımı yakalamaya çalışırken yumruklarımla Jared’ı karşıya silkeledim. Dirseğimle arkasına vurdum. Darbeyi hissettim ve vururken zorlukla nefes aldığını duydum, ellerini çekti. “Onu öldürdünüz!” Her ikisine bağırdım. Ve sonra “Sizi canavarlar! Caniler!” deyişim yankılandı. “Mel!” Jared bağırdı. “Dinle!” Ona saldırdım, beni engellemeye çalışırken hızlıca mesafem dışına hareket etti. Arkaya eğilerek bıçağı sadece iki saniye alacağımı hesapladım ve bazı parçalarım bunu kontrolüm dışında gerçekleştirdi ama mantıklı olmak istemiyordum. Wanda’nın benim için ölmesiyle ve benim hala nefes almamla birlikte değil. “Mel, lütfen sadece─ “ “Bunu nasıl yapabildin? Nasıl?” Başka bir yumruk ve ıskalayış. Jared hızlıydı. Dev bir biçim arkamda yükseldi. Gözlerimin kenarından görebildiğim karartılmış kovuktaki dolu karyolaydı. Jodi’nin ifadesiz yüzündeki gözleri kapalıydı, çehresini koyu bukleler çevrelemişti. Saldırım sırasında gelmişti. Ve Kyle, bir kolunda hala Sunny’nin haznesini tutmuş halde Jodi ve benim aramda yürüdü. Sevdiği kızın bedenini koruyordu ve kış uykusundaki bedeni onu beklenmedik şekilde sempatik yapıyordu. Umduğum gibi bana karşı bir hareket yapmamıştı. Hala suyun altında bastırdığı yüzümdeki ellerini hissediyordum. Kyle bile öğrenebilmişti. Jared nasıl olur da Kyle’dan bu kadar çok aptak, dik başlı, zalim olabilirdi? İstemsizce Kyle’dan bir adım geri çekildim ve Jared dikkat dağılmasından faydalandı. Tekrar bileklerimi tuttu ve arkamdan kollarıma asıldı. Canımı yakmak istemesin diye dikkatli olmasını söyleyebilirdim. Bu birbirimizi yaratık sandığımız o ilk geceki gibi değildi. Diğer yaratıkları öldürmeye hazır olduğumuz gece. Ama tutuşu ilk geceki gibiydi. Onu daha fazla


incitmek istemiyordum ama yardım edebilip, edemeyeceğimi bilmediğimden dolayı çok sinirliydim. İstediğim şeyin bedeli için Wanda’nın ölümünü onaylayacak biri olamazdım. Olmayacaktım da. “Melanie,” Kyle derin sesiyle çıkıştı. Sesi sinirlenmiş gibi çıkıyordu. Adımı söylediğinde öyle sarsılmıştım ki sözünü kesmemiştim. “Sakinleş!” diye emretti. “Wanda iyi. Burada ve sağlıklı.” Ona baktım. Dudaklarımın açıldığını hissettim. Hepsinin donuk kırmızı parıldadığı üç metal kutunun olduğu Doktor’un masasını işaret etti. İkisi ortada düz bir şekilde aralıklarla yan yanaydı ve sol köşede diğerlerinden ayrı bir tane daha vardı. Üç hazneye bakakaldım ve sonra da Kyle’ın kolundakine. Dört. İki İyileştirici, Sunny ve birisi daha. Wanda. Aniden gözyaşlarım boşaldı. Yabancı olan kız kardeşim hayattaydı. O buradaydı ve ellerim kontrolüm altındaydı. Onun asla kaybolmayacağına şimdi emindim. Hepimizinden daha uzun yaşayacağına emindim. Jared bileklerimi bıraktı ve beni kucaklamak için kımıldadı ama onu Wanda’nın yanına gitmek için başımdan savdım. Dikkatle haznesini kollarıma çektim ve sıkıca tuttum. Orada olduğumu bilmiyordu ama günün birinde ─ yakın günün birinde─ ona bu anı anlatacaktım. Onu koruyabildiğimi bildiğim zamana kadar vücudumu geri istemediğimi ona anlatacaktım. “Mel,” Jared arkamdan konuşmaya başladı. Şuan fazla kararsızdı; parmaklarıyla hafifçe omzumu sıktı. Dönmedim. “Bana bir dakika ver,” Kabaca söyledim. Sessizlikle bekledi. Parmakları vücudumda yumuşak bir şekilde durmuştu. Derin bir nefes aldım ve bu yeni gerçeği sindirmeye çalıştım. Wanda güvendeydi ve ben onu geri getirecektim. Ben her zaman istediğim gibi tekrar bendim. Jared burada benimleydi. Wanda’ya şükürler olsun ailemize dokunulmamıştı. Her şeye sahiptim. Kafamda kimse yoktu ama ben vardım. Bu yüzden tabii ki kendimi korkunç derecede yalnız hissediyordum. Ağlarsam durdurabileceğimi bilmiyordum. Wanda’nın bana her şeyin yolunda olduğunu söylemesini diledim. Ona mutlu olacağıma söz vermiştim ama mutlu hissetmiyordum. Sadece yalnız. “Seni özlüyorum,” Kollarımdaki sıcak metale fısıldadım. Doktor’un inine bir dakikalık sessizlik çöktü. Arkamdaki emin olmayan duraksamayı hissedebiliyordum. “Ne oldu?” Hala arkama dönmemiştim. “Zamanında buradaydım.” Jared yanıtladı. Bunu tam olarak anlamamıştım. “Doktor?” diye seslendim, sesim gergindi. “Ben söz verdim…ıı, Melanie. Üzgünüm, seni gerçekten..tanımıyorum.” Konuşurken yüzümü döndüm. Yüzü biraz kızarmıştı ve gözlerime bakamıyordu. “Beni ne kadar iyi tanıdığını bilmiyorum,” devam etti. “Wanday’la olan ilişkimin ne kadarlık bölümünde olduğunu.” Boğazını temizledi. “Ama o benim için sözümün ne anlama geldiğini bilirdi. Ve benim söz tutmamın ne kadar büyük anlama geldiğini bildiğine inanıyorum. O burada ölmek istedi.” Şimdi dosdoğru gözlerime bakıyordu. “O haksızdı.” Dişlerimin arasından konuştum. Doktor bir an öfkeme benzedi, sonra iç çekti ve omuz silkti. “Sanırım Jared’ın beni durdurması içimi rahatlattı. Umarım beni affeder.” Gülüşüm biraz paslanmıştı. “O insanları affetmekte çok iyidir.” Jared’a baktım. “Onu takip ettin mi?”


Kafasını salladı. “Her şeyin yolunda olduğunu söyleyebilirim.” Kuşkuyla bana baktı. Ona isterse bana sarılabileceğini söyleyebilirdim. Ama şuan bunun için hazır değildim. Bıçağa baktım ve sonra geri geri gittim. “Doktor benim yöntemimi yapmak istemedi.” Jared açıkladı ve Doktor gergin bir şekilde eliyle boynunu ovuşturdu. Bir kaşımı kaldırdım ve nefreti bastırdım. Jared şaşırdığımı gördüğüne şaşırmış görünüyordu. “Onu da seviyorum,” dedi. “Sen burada değilken ona bir şey olmasına izin veremezdim. Onu harekete geçirecek herhangi bir çılgınca plana.” Ve şuan Jared, Jamie’nin revirine gizlice sıvışan, doktoru kloroformla uyutan, Wanda ve benim ona ihtiyacığımız olduğunda yanımızda olan, ona inandığımız, onu anladığımız zaman ki gibiydi. O, benim Jared’ımdı ve onun yerinde olsaydım aynısını yapacağım şekilde Wanda’yı kurtarmıştı. Wanda’nın bunun hakkında söylediği şeyi ─zorbalıktaki konforu bulmak─ biliyordum ve bu beni neredeyse gülümsettirdi. Jared’ın bakışları gözlerime duygu yükledi, yüzümü yumuşattı ve kollarını bana sarmak için bana doğru küçük bir adım attı. İkimizin arasında hala tutmuş olduğum Wanda vardı. Bu sefer, ona izin verdim. Ona izin vermekten fazlasını yaptım. Onun kollarında erirken kurumuş gözyaşlarımın hala durduğu yüzümü omuzlarına gömdüm. “Teşekkür ederim,” Fısıldadım. Jared başımı öptü. Huzur vericiydi. Bir karyolanın gıcırdalıyışını duydum ve Kyle’ın uyumak için uzandığını düşündüm. Sesi bu yüzden sinirli çıkmış olmalıydı. Onu uyandırmıştım. Uykusu kaçarken, asla tanımadığı birisi ve Doktor ve Jared’la birlikte bütün bu dram kimin umrundaydı? Kendi kendine iç çekince gülmek istedim. Wanda’nın Kyle için hoşgörü göstereceğini düşünmüyordum. Pek bağışlayıcı değilim. Yüzüm hala Jared’ın omzuna gömülü halde aniden Doktor’un bu uzlaşmasındaki şeyi merak ettim. Onu beceriksizce durduğunu ve uzaklara baktığını hayal ettim. Ya da belki yanılıyordum; şuan benim gibi o da dik dik bakıp ellerini başında dolaştırıyordu. Wanda beni başkalarına tepkinerek hayal etmişti. Benden onlar tarafından kucaklanmamı, etrafımda çevrilmelerini, onlar tarafından güvenilmeyi ve ünlü olmayı beklemişti. Eğer bu söylediğinde haklıysa diye merak ediyordum. Doktordan gelen hafif soğukluğu hissedebiliyordum ama belki bu Jared’dandı veya bıçaktandı ama tamamen benden değildi. Ya da belki her şey benimle birlikte değişmişti. Belki Wanda’nın arkadaşları beni o kadar da çok sevmeyecekti. Buradaki bütün iyi insanlar, diye sınıflandırdım. Onun yerini aldım diye beni affedecekler miydi? Onlar gibi beden çaldığımı mı düşüneceklerdi? Jamie böyle mi düşünecekti? Pek sanmıyorum. O beni severdi. Bunu biliyordum. Ama Wanda’yı küçük metal haznede gördüğünde nasıl hissedecekti? Asla geri gitmeksizin geri döndüğüme sevinecek miydi? Bir bedene ihtiyacımız vardı. Jamie, Wanda her şeyin yolunda olduğunu söylediğince iyi olacaktı. Ama Ian. Ian hakkında konuşmak bile istemiyordum. Beni Jamie gibi sevmiyordu. Ian’ın beni sevdiğini bile düşünmüyordum. Aslında benden nefret ediyor olabilirdi. Ya da kalktığında ve onun gitmiş olduğunu gördüğünde nefret edecekti. Wanda’ya, Ian’a dikkat etmeyi deneyeceğim diye söz vermiştim ama içimde Ian’ın bunu onaylamayacağını hissediyordum. Ben bu bedenin içindeyken ve Wanda’da o metal tenekedeyken Ian’a nasıl anlamlı şekilde özür dileyebilirdim? Acil bir bedene ihtiyacımız vardı.


Ian’ı düşünmeyi istememem konusunda bir sebep daha vardı. Onu öptüğümü hatırlıyordum, sadece birkaç dakika, ve büyük olasılıkla bunun nasıl hissettirdiğini de hatırlıyordum. Bir parçam onu çoktan unutmuştu. Bir parçam ise onu burada istiyordu. Jared’ın kollarında titredim ve beni sıkıca tuttu. “Her şey iyi gidecek.” diye söz verdi Jared. Ona inandım. Teninin kokusunu içime çekerken olmak istediğim yerde olduğumu biliyordum. Şuan Ian’ı düşünemeyecek kadar bitkindim. Hiçbir şey yapmamaktan yorulmuştum ama kafam Jared’ın kollarında bana sarılmasına izin verirken huzurluydu.. Bu şaşırtıcı olacaktı.

Kendi kendime düşünürken, Kyle’ın fısıldamaya çalışsa bile yüksek çıktığı sesi duyuldu. Uzanıyordum. İlk uyandığım zamanki gibi yolumu kaybetmiş hissediyordum. Şuan ne kadar süredir uyumuştum? “Bana bak, Jodi. Lütfen tatlım? Gözlerini açmana ihtiyacım var. Bunu benim için yapmana muhtacım, Jodi. Lütfen. Lütfen. Elimi sık. Bir şey yap.” Kyle’ın sesiyle gözlerimi kırpıştırarak açtım. Duvarlardaki deliklerde hala muşambalar vardı. Güneşi göze batmaması için kapatıyorlardı. Sabahtı ama ışık, turuncu değil sarıydı. İyi bir şafaktı. Uzun süre uyumuş olmam sanırım pek sürpriz olmadı; Wanda günlerdir bu bedenindeydi. Bitkindi. Şekerleme yapmak için korkunç bir zamanlamaydı. Ian iyi miydi? Beni aramış mıydı? Beni değil. Wanda’yı. Hızlıca doğruldum. Wanda için mağara ararken başım dönüyordu. Önümde olan karyoladaki hazneyi gizlice gözetledim. “O iyi,” dedi Jared yumuşak sesiyle. “O burada ve hiçbir yere gitmeyecek.” Jared yanımdaki karyolaya yaslandı. Gülerken gözlerinin etrafı kırışıyordu. Gözlerinde hala tedbirin kalıntıları duruyordu. Beni önceden tanıdığı kadar tanıdığına emin değildi. Wanda’nın beni ne kadar değiştirdiğine emin değildi. Çenesinin sağında bir morluk vardı. Uyandıktan sonraki tekmelerimi ve yumruklarımı hatırladım, “Özür dilerim. Ve teşekkürler. Tekrardan.” “Seni seviyorum,” diye cevapladı. Kelimeleri yeniden güvenmesinden daha fazlaydı. Bu neredeyse meydan okumaydı. “Ben de seni seviyorum,” dedim. Gözlerimi devirdim. “Gayet açık.” Sırıttı. Tüm ihtiyacı olan buydu. Beni karyoladan hareket ettirerek göğsüne çekti. Ona tekrar sarıldım ama bu aldatmacaymış gibi hissettiriyordu. Henüz hiçbir şeyden zevk almıyordum. Uykudayken ertelediğim çok şey vardı. Hapishane mahkumu gibi üstüme gelinmesi. Bu başka bir şeyle devam etmeden önce katlanır olmalıydı. “Ne oldu?” diye sordu Jared, yapmam gereken şeyleri pekiştirirken. “Şuan yapacağın şeyi anlamayı istiyorum. Konuş benimle.” Sesi ciddi ve ihtiyacımın olduğu bir terapist kadar kararlıydı. “Çok karmaşık değil.” Söylerken iç çektim. “Ian.”


Kolları iki saniye kadar kasıldıktan sonra kendini rahatlatmaya çalıştı. Yüzünde daha önce görmediğim bir şüphe vardı. “Bilmeye ihtiyacı var. Uzun süredir ona anlatmayı bekledim─” “Bunun için hala erken. Hala iyi olmayabilir. Hadi ona bakmaya gidelim.” derken özellikle hızlı hareket ediyordu Jared. “İlk fırsatta onunla yalnız konuşmaya ihtiyacım var. Açıklamam gerek.” Jared bir an durdu. “Bundan hoşlanmadım.” dedi sonunda. Kelimeleri normalden yavaş ve daha tedbirli çıkmıştı. “Öfkelenecek. Gerçekten öfkelenecek.” “Biliyorum.” “Seninle geleceğim.” “Hayır. Bu onu daha çok yaralayabilir.” Bundan emindim. Ve Ian’dan fiziksel olarak korktuğuma da emindim. Onu bundan daha iyi tanıyordum. “Ve beni de, Wanda’yı takip ettiğin gibi takip etme. Bu dürütçe olacak. Bunu ilk benden duymasına ihtiyacı var.” Jared tek bir kez ihtiyatla başını salladı. Şüphe tekrar buradaydı. Onu ortadan kaldırabilecek bir şey olduğunu sanmıyordum. Kelimeler yeterli değildi, özellikle başkalarının kelimelerinin kendi ağzımdan çıktığı koca bir yıldan sonra. Sonunda Jared ikimiz arasında değişen bir şeyin olmadığına emin olacaktı çünkü Ian’a aşık olurken Wanda benim bedenimdeydi. Zaman ve hareket ─ onu ikna edecek tek şey bunlardı. Ve beni. Yüzünü ellerimin arasına alarak dudaklarından bir kez öptüm ve sadece birkaç saniye sonra dudaklarımı yarasına dokundurdum. Hapishane mahkumunun duygusu her şeye rağmen durmak için çok güçlüydü. Kendimi onunla hissetmeye gerçekten izin vermeden önce bunun üstesinden gelmek gerekti. Bu tepeden bakan benle mutlu olamazdım. Zevk, kanayan yerin nedeniydi. Uzaklaşmadan önce Jared beni kollarında sıkıca sıktı. Son karyolada horlayarak uyuyan Doktor’un yanından geçtim. Uzun güney tüneline yöneldim ve direkt olarak gerçeküstü ağır bir duyguya çarptım. Bunu tekrayapmayı ─karanlıkta yürümeyi─ asla beklememiştim. Son zaman, sonuncu olduğunu hissetmiştim. Mantıklı bir biçimde, ben olarak uyanıp koltuktan inerek tekrar mağara dışında yürüdüğümde tüm noktaların farkında olmam gerekiyordu. Ama şuan bu imkansız, yabancı ve hatalı hissettiriyordu. Tünel yine uzundu ve Wanda’nın bu kadar uzun zamandır olmayışından biraz korkmuştum. Hızla yürürken, Ian’a ne söyleyeceğimi kafamda evirip çeviriyordum. Hala uykuda mıydı? Kapıyı çalmalı mıydım? Wanda gitmeden önce kapının arkasındayken ne yapardı hatırlayamıyordum. Uyurken şiltesinden dışarı çıkmış uzuvlarını, siyah saçlarındaki dağınık tutamların alnına düşmesini, kapalı gözkapaklarının solukluğunu kafamda canlandırdım. Onu gözleri kapalı hayal etmek daha kolaydı. Büyük mavi gözlerini görmekten korkuyordum çünkü o gözlerde acının nasıl göründüğünü bilirdim. Acı, öfke ve kesinlikle hak ettiğim bütün suçlamalar. Neredeyse koşarcasına hızla yürümeye başladım. Onu uyanmadan önce görmek istiyordum. Gözlerini açmadan ve benden nefret etmeye başlamadan önce yüzünü birkaç saniye görmek istiyordum. Büyük meydandan köşeyi dönünce artık açıkça koşmaya başladım. Bu benim odadaki birinci seferimdi ve ayrıca bininci seferim. Doğruca Ian’a koşarkan buna kafa yordum. Doğrudan kollarımdan yakaladı, geriye doğru düşerken beni tuttu. Morali bozuk gözüküyordu ama gülümsemeye başladı. Yüzündeki donuk ifade. Elektrik şok geçirmiş gibi ellerini omuzlarımdan çekti.


Tamamen Wanda’nın aynısı olduğumu biliyordum─gözlerim beni doğrudan ışık olmadıkça ele vermiyordu ─ bunu bildiği açıktı. İkinci dokunuşunda beni tanıdı ve bu bilgi gülümsemeye başlamadan önce beynine ulaştı. Hala yarım yamalak gülümseyerek benden geriye adım atarken her zaman ki mizahı yoktu. Bu ifadesiz bir cenaze kaldırıcısının ceseti yarım bırakmış gibi ağzı açık bir gülümsemeydi. Birbirimize bakakaldık. Ne kadar süredir böyle kaldığımızı diyemiyordum. Gülümsemesi daha da artıyordu, ta ki bu yükü kaldıramayacağım zamana kadar. Nihayet konuştuğumda aklıma gelen ilk kelimeleri ağzımdan kaçırdım. “O iyi. Bir haznenin içinde. Ona bir beden bulacağız. O iyi olacak. İyi olacak. O iyi.” Sesim giderek azalmıştı. Bir fısıltıdan daha zor duyulabiliyordu. Konuşurken yüzü gevşedi. O türdeydi. Güçlü gülümsemesi yok olurken ağzının kenarları aşağı sarktı. Donuk mavi gözleri rahatladı. Ama yüzü gerilmeye başladı. Gözlerinin kenarlarındaki hatlar belirginleşti. Siyah kaşları uzun bir blok oluşturdu. Yanıt vermedi. Tekrar birbirimize baktık ama bu kıyamet öncesi sessizliğiydi. Kollarım onları tutarken acımaya başladı. Konforu bazı fiziksel deyişlerle uygulamak. Beni havaya kaldırdı ve tekrar bıraktı. Ellerim ona doğru seğirirken yumruk haline getirdim. Neredeyse aynı hareketleri tekrar ediyordu. Bana doğru biraz eğiliyor, sonra kurnazca geri çekiliyordu. Birbirimizin yüzüne baktığımızda bunu üç kez yapıyordu. Suçlamaları için bekledim: Benim yüzümden ona acı çektirdin. Aşağılık birisin. Onun zayıf yanlarını biliyordun ve onları kullandın. Onun kendini öldürmesine izin verdin. O senden yüzlerce kez daha insancıl. Hepsi doğru. Onunla tartışmayacağım. Suçumu kabulleneceğim. Hiçbir şey söylemedi. Bu onun onaylamayacağını bildiğinden dolayı onun uğruna bir kısıtlama mıydı? Ya da bir yabancıya karşı nazik mi olmaya çalışıyordu? Hala konuşmuyordu ve neden konuşamadığını merak etmeye başladım. Eğer acısını anlatmak için bir kelime yoksa, bu gözlerinde kolaylıkla okunuyordu. “Ona gitmek…ister misin?” diye teklif ettim. Cevap vermemişti ama gözlerindeki acı birazcık yön değiştiriyordu. Şaşkınlığa dönüyordu. Elleri hafifçe havaya kalktı, hemen sonrasında indi. “O, Doktor’la beraber.” Mırıldandım. Güney tüneline geri döndüm. Adımlarım yan yan gidiyordu. Sarsıntılı bir hareketle beni takip ediyordu. Yan yan adımlarla yavaşça karantılığa doğru yürüyordum. Daha emin uzun adımlarıyla beni takip ediyordu. Bir kere biz karanlıktaydık, yüzümü ileriye çevirdim. Yürüyüş fenerimi beni dinlediğine emin olana kadar tuttum. Adımları kulağa güçlü geliyordu. Hızını arttırmaya başladı. Duraklamanın ardından onu takip etmeye başladım. Bu karanlıkta daha kolaydı. Gözlerinin kapalı olması gibi. Sessizce yürüyorduk ama bu rahatlatıcı hissettiriyordu. Önceden ona görünmezdim ama buradaydım işte, yanında yürüyordum. “Onu durduramadım,” Belki yarım mil sonra konuşmaya başladım. Kısa bir duraksamanın ardından yanıt verince beni şaşırttı. “İstedin mi?” Sesi boğuktu, belki de kendi kontrolünü kaybetme riskinden dolayı daha önce konuşmamıştı ve onu öyle görmediğimden dolayı hoşnuttum. “Evet.” Konuşmadığımız sürece yavaşça yürüyorduk. Benim sesimi duymanın onun için nasıl olduğunu merak ettim. Arkadaşıymışım gibi görünüyordu ama onun için çok farklı bir şey olmam gerekirdi.


“Neden?” diye sordu sonunda. “Çünkü o…benim en iyi arkadaşım.” Sesi tekrar konuştuğunda farklıydı. Daha sakin. “Bu konuyu merak ettim.” Hiçbir şey söylemedim, açıklama yapacağını umuyordum. Bir dakika sonra ise yaptı. “Gerçekten onu sevemediğini bilen birisini merak ettim. Onun düşüncelerini biliyordun.” “Evet.” Sormadığı soruya yanıt verdim. “Onu seviyorum.” Duraksadıktan sonra sordu, “Ama yine de bedenini geri almak zorundaydın?” “Eğer Wanda’yı kaybetmek anlamına geliyorsa, değil.” Bir süre bunu hazmetti. Aniden ayakkabısının tekini beton zemine vurdu, ona ulaşmam için daha hızlı hareket etmem gerekiyordu. “O, bu gezegenden ayrılmayacak.” Gürledi. Bu diğer planın düşündüklerime yakın olduğunu anlamam iki saniyemi aldı. “Bu asla amacı değildi.” dedim ona katıldığımı göstererek. Hiçbir şey demedi ama sessizliği bir soruydu. Tekrar yavaşlayarak yürümeye başladı. Açıklamaya çalıştım. “Bu kısmı o planladı, bu yüzden onunla tartışmayacaksın. O burada kalmak istedi…Planı, şey, buraya gömülmekti. Walter ve Wes’in yanına.” Sessizliği şuan daha ağırdı. Başton sona kaskatı kesilmişti. Açıklamayı hızlandırdım. “Ama söylediğim gibi o iyi. Doktor onu bir hazneye koydu. Ona bir beden getireceğiz. Yakında. Yapılacak ilk şey bu.” Ama o dinlemiyordu. “Bunu bana yapmayı nasıl düşünebildi?” dedi kızgın bir şekilde tıslayarak. “Hayır,” dedim usulca. “Öyle olmadı. Eğer bu bedende…daha fazla kalırsa seni incitebileceğini düşündü.” “Bu tamamen gülünç. Nasıl olur da ayrılmaktansa, ölmeyi istedi?” “O burayı seviyor.” dedim yumuşak bir sesle. “Burası dışında hiçbir yerde yaşamak istemiyor.” Ian çok kızgındı. ─Suçuna ortak olan benle Wanda’ya çok kızgındı. Kelimeleri keskindi. “Bu kadar dönek olduğunu asla düşünmezdim.” “Dönek değildi,” diye patladım ve hemen sonra suçlu hissettim. Ian’ın delirmesine hakkım yoktu. Bu yüzden sözcüklerimi ölçerken yavaşça konuşmaya başladım, uzlaşmaya çalışıyordum. “Wanda… bir parazit olmaktan sıkıldığını düşünürdü ama bence o sadece bitkindi. O çok yıpranmıştı, Ian. Birisinin görmesine izin verdiğinden de fazla. Wes’i kaybedişi gibi…Bu onun için çok fazla şeydi. O kendini suçladı ─” “Ama o hiçbir şey yapmak zorunda değildi─” “Bunu ona söylemeye çalış!” Ona tekrar bağırdığımı fark ederek derin bir nefes aldım. “Sonra Arayıcı’yla yüz yüze gelmesi. Bu bildiğinden daha zorluydu. Ama hiçbir şey, seni severken..Jared’ı da sevmesinden daha zor değildi. Jamie’yi de seviyordu ve bana daha fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Beni seviyordu. Hepimizi sadece nefes alışıyla bile incittiğini hissediyordu. Onun için ne anlama geldiğini anlayabileceğini düşünmüyorum çünkü sen bir insansın. Onu öyle hayal edemezsin…öyle…” Doğru kelimeyi bulamıyordum ve aniden boğazımın şiştiğini hissettim. “Sanırım ne anlama geldiğini biliyorum.” Sesi şimdi daha yumuşaktı. Nefreti gitmişti. Ian öfkesinin denetimini kaybedenlerden değildi. “Bu yüzden onun gerçekten bir molaya ihtiyacı vardı, bütün bu melodram tarzındaki şeylerden kurtulmasına. Ve onu kurtaramadığımı düşündüm.” Sesim kırıldı. Derin bir nefes daha aldım. “Jared’ın bizi takip edip etmediğini bilmiyorum.”


Jared’ın adını söylerken karanlıkta ufak bir fısıltı sesi duydum. Neredeyse örtünmeye ve tökezlemeye benziyordu. Ve sadece Wandaylayken potansiyal olarak tehlikeli durumda yürürken Jared bir karyolaya oturmayıp bizi geri döndürürdü. Bu tehlikeli bir durum değildi ama Jared, Ian’ı benim kadar tanımıyordu. Ve dürüst olmak gerekirse, eğer öyle bir durum varsa büyük ihtimalle aynı şekilde yapacağım şeyle planı tersine gidecekti. Ve eğer bana onu takip etmek hakkında bir şeyler derse de, dilim sürçebilirdi. Karanlıkta gözlerimi devirdim. Ian fark etmedi. İç çekti. “Jared anladı, bunu unutmuşum.” “Jared sadece aşırı derecede tedbirli. Her zaman. O aşırı birisi. Çok çok aşırı.” Bu doğruydu. Bu yüzden yakalandığını biliyordu. “Ama o haklı,” dedi Ian. “Evet.” Ve bunun ne kadar yakın bir şey olduğunu düşünmenin rahatlığına içimi çekerken kırıldım. “Paranoya bazen yararlı zamanlarda gelir.” Birkaç dakika hiç konuşmadan yürüdük. Jared’ı duymayı denedim ama şuan olabildiğince sessiz ve dikkatliydi. “Sence uyandığı zaman bize kızacak mı?” Ian sordu. Homurdandım. “Wanda ve kızgın olmak? Lütfen.” “Peki, mutsuz ?” Daha sessiz bir şekilde sordu. “O iyi olacak.” diyerek onu ikna ettim, çünkü hepimizin istediği bu şeyi bildiğinde mutlu olmaya çalışmayacağını biliyordum. Bu onun yapısıydı. Ama onun doğasından yararlanmak konusunda kötü hissediyordum çünkü kendini feda etmesinin altında bu şeyi gerçekten istediğini de biliyordum. Eğer biraz daha bencil olsaydı, kendisine her konuda izin verebilirdi. “Onun seni, Jamie’yi, Jared’ı ve beni sevdiği hakkında söylediğin şey…” “Evet?” “Sence o beni gerçekten mi seviyordu, ya da sadece onu sevdiğim gerçeğine karşılık mı veriyordu? Sadece beni mutlu etmek mi istiyordu?” Ian onu anlıyordu. Onu, benim dışımda herkesten daha iyi tanıyordu. Tereddüt ettim. “Sadece soruyorum çünkü o uyandığında bir…bir yük olmak istemiyorum.” Yanıtımı ve hiçbir şey demememi bekledikten sonra devam etti. “Duygularımı incitmek konusunda endişelenme. Gerçeği istiyorum.” “Endişelendiğim duyguların değil. Sadece doğru şeyi açıklamayı düşünmeye çalışıyordum. Geçen yıllarda pek..insani değildim, bu yüzden ele geçirildim ve emin değilim.” “Dene beni.” “Bu güçlüydü, Ian. Senin hakkında hissettikleri. O bu dünyayı seviyordu ama seni gerçekten terk etmemek için bir sürü sebebi vardı. Seni güven kaynağı olarak görüyordu. Ona, göçebe olarak sürdüğü yaşamda nihayet kalabilecek bir yer sebebi verdin.” Derin bir nefes aldı. Konuşmaya başladığında ilk defa sesindeki huzuru duydum. “O zaman sorun değil.” Bir duraklamadan sonra tekrar konuştu, “Acele etme.” “Ne?” Doktor’un hastanesinin ışığının yansıdığı köşeye döndük. Haznesine tekrar dokunma isteğini avuçlarımdaki kaşıntıyla hissettim. Bunu yapacağıma emindim. “Ona beden bulmaya giderken. Kendine zaman ayır. İçinde mutlu olacağı birini bulduğuna emin ol. Ben bekleyebilirim.” Ona baktım. Şimdi yüzündeki ifadeyi görebiliyordum. Yüzü sakindi.


“Bizimle gelmeyecek misin?” Şaşırarak sordum. Bir sonraki adımda onu kafamda canlandırdığımı fark ettim. Bir tarafta ben, diğer tarafta Jared, ona saldırdığımızı hayal ettim. Hastanenin girişinden büyük salona yürürken kafasını sallıyordu. “O bölümle gerçekten ilgilenmiyorum. Onun ihtiyacı olan şeyi biliyorsun. Ve ayrıca onunla burada olmayı tercih ederim.” Bir tarafım bizimle gelmeyecek, burada Wanda’yla olacak diye incinmişti ama onun zamanını veya onu kıskandığıma pek emin değildim. Işığa doğru bir adım attık ve Jared orada, Wanda’nın haznesinin durduğu karyolaya yaslanırken, masum bir meraklı gibi görünüyordu. Ian dosdoğru hazneye yöneldi. Jared dikkatlice önünden çekildi. Karanlıkların içinde olan Kyle boş gözlerle bakıyordu. Doktor hala uyuyordu. Ian olağanüstü dikkatle hazneyi kaldırdı. Nefes verişini duydum. Rahatlıkla. Üzüntüyle. Umutla. “Teşekkürler,” dedi Jared’a doğru ama tanktan başka yere bakmıyordu. “Ona borçluyum.” diye yanıtladı Jared. Sonra Jared bir kaşını kaldırarak bana baktı. Bu bir soruydu. Derin bir nefes aldım ve ona doğru yürüdüm. Evet, sorusunu gülümsemeyle yanıtladım. Evet, şuan mutlu olmayı onaylıyordum. Evet, ben de onu seviyordum. Evet. Bir elimi beline koydum ama diğer elim gizlice kaçıyordu. Parmaklarım Ian’ın kolları arasındaki sıcak metale doğru yol aldı. Tekrardan güçlü hissediyordum. Bu her şeyi düzeltecekti. Yakında. Ve o zaman bunların hepsini Wanda’ya anlatabilecektim.

ÇEVİREN: AYÇA İŞÇİ WWW.ONOKUMALAR.COM

Göçebe Özel Bölüm - onokumalar.com  

Göçebe Özel Bölüm - onokumalar.com

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you