Issuu on Google+


AYAL AİLESİ OLARAK; Ata’sını, dilini, kültürünü, devletini tanıyan ve seven; cumhuriyet değerlerine bağlı; yaşadığı toplumla barışık; çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için sürekli çalışan

YAKAMOZ

ve bu seviyeyi geçmek

Ayvalık Anadolu Lisesi Yayınıdır

için uğraşan bir gençlik

2009-2010 Yıl:16 Sayı:12 OKUL ADINA SAHİBİ Nevzat SAÇI Ayvalık Anadolu Lisesi Müdürü YAYINA HAZIRLAYAN Aysun ERDEN Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

İNCELEME KURULU

Sema AKGÜL Ceyda TEKSİN Tahsin ERDEN YAYIN KURULU

Halil Ahmet ÇAKIR (11TM B) Tahsin ERDEN Aysun ERDEN KAPAK FOTOĞRAFI Canberk TAŞIK

SAYFA TASARIM ve BASKI

ÇAĞDAŞ MATBAA - REKLAM LTD.ŞTİ.

yetiştirebilme çabasındayız. Bunun için diyoruz ki:


12. DÖNEM AYAL MEZUNLARINA AYVALIK ANADOLU LİSESİ”NİN 12.DÖNEM MEZUNLARI SEVGİLİ GENÇLER ! NE KADAR ŞANSLISINIZ Kİ ÜLKEMİZİN EN GÜZEL KÖŞELERİNDEN BİRİ OLAN AYVALIK”TA VE GÜZEL AYVALIK”IN DA GURURU BİR ÖĞRETİM KURUMUNDA AYAL”DA EĞİTİM GÖRME FIRSATI BULDUNUZ. DÖRT YIL ÖNCE KÜÇÜK HEYECAN VE UMUTLARINIZLA ADIM ATTIĞINIZ YUVANIZDAN BUGÜN YİNE AYNİ HEYECAN VE UMUTLARLA; ANCAK BÜYÜYEN , YÜKSELEN UMUTLARINIZLA ÇIKIP GİDİYORSUNUZ. SİZLER AYAL MENSUPLARI OLARAK OKULUNUZDAN ALMIŞ OLDUĞUNUZ BİLGİ VE DEĞERLERLE HEM KENDİ GELECEĞİNİZİ ŞEKİLLENDİRECEK HEM DE,ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ DE BELİRLEYECEK MİSYONLA DONANMIŞ BULUNMAKTASINIZ. YAŞAMINIZIN HER ALANINDA VE ANINDA DAİMA ÜRETİN.ÜLKE KALKINMASININ YOLUNUN TÜKETMEKTEN DEĞİL; ÜRETMEKTEN GEÇTİĞİNİ UNUTMAYIN. AYAL”DAN ALMIŞ OLDUĞUNUZ IŞIĞI ÜLKEMİZİN EN ÜCRA KÖŞELERİNE KADAR YAYIN. YURDUMUZ İNSANINI AYRIM YAPMADAN SEVİN , SARIP SARMALAYIN KUCAKLAYIN. ADİL OLUN, DAİMA HAKLININ YANINDA; AMA HUKUKA BAĞLI KALARAK HAREKET EDİN. ÇALIŞMAYI TEŞVİK EDİP BAŞARIYI ALKIŞLAYIN. TOPLUMSAL SORUNLARIMIZA DUYARLI OLUN VE MUTLAKA BİRİLERİ HALLEDER ANLAYIŞI YERİNE, ÇÖZÜM İÇİN CESURCA MÜCADELE EDİN.DEMOKRASİ VE DEĞERLERİNİ DAYATMA İLE DEĞİL, HALKIMIZIN İNSANCA YAŞAMI İÇİN HAYATA GEÇİRİLMESİNİ SAĞLAYIN. HAYATINIZIN SIRADAN DEĞİL ANLAMLI OLMASI İÇİN ÇALIŞIN.SIRADAN HAYAT BASİT KİŞİLİK VE BASİT ANLAYIŞLARLA YAŞANIR. SİZLER YÜKSEK KAREKTER VE ULUSAL BİLİNCİNİZLE , ATATÜRKÇÜ ANLAYIŞLA ÜLKEMİZİN ROTASINI GERÇEK ANLAMDAKİ ÇAĞDAŞLAŞMA YOLUNDAN VE HEDEFİNDEN ASLA SAPTIRILMASINA İZİN VERMEYECEKSİNİZ. YÜZÜNÜZÜ GÜNEŞTEN, AYDINLIKTAN HİÇ AYIRMAYIN. SİZE EMANET EDİLEN EN BÜYÜK ESER OLAN CUMHURİYET VE DEĞERLERİNİ KORUMA VE KOLLAMA KONUSUNDA ÜZERİNİZDEKİ AĞİR SORUMLULUĞU HAYATINIZ PAHASINA SİZDEN SONRAKİ NESİLLERE ONURLA, ŞEREFLE DEVREDİN. BİZ ANNE BABALARINIZ , ÖĞRETMENLERİNİZ, BÜYÜKLERİNİZ SİZLERİ SEVİYOR VE SİZLERE GÜVENİYORUZ.ANCAK BİZLER TARAFINDAN İZLENDİĞİNİZİ HİÇ UNUTMAYIN. AİLENİZ İÇİN, ŞEHRİNİZ İÇİN, DOSTLARINIZ İÇİN, TOPLUMUMUZ İÇİN NE YAPTIĞINIZ, ÜLKENİZ İÇİN NE YAPTIĞINIZ DAİMA SORGULANACAK, İZLENECEK VE NOT EDİLECEKTİR. ÜLKEMİZİN TAZE UMUTLARI SİZLERLE GURUR DUYUYORUZ! ŞANSINIZ DA, BAHTINIZ DA, YOLUNUZ DA AÇIK OLSUN.

GÜLE GÜLE GENÇLER... Nevzat SAÇI Ayvalık Anadolu Lisesi Müdürü


Saygıdeğer öğretmenlerim ve sevgili arkadaşlarım..

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bilimadamı Charles Darwin'in de dediği gibi "Bilim ve sanat bir kuşun kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur... 'Tavuk toplum', önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz".. Ayvalık Anadolu Lisesi, bu özdeyişi misyon edinmiş bir okuldur. Bunu, Ay-Al Marşı'nda yer alan "bilim sanat elele" ibaresinden anlayabiliriz. Ay-Al kültürü, bilimi ve sanatı sentezlemiş bir kültürdür. Amacı, Mustafa Kemal inkılaplarının ışığında aydın ve nitelikli kişiler yetiştirmektir. Ayvalık Anadolu Lisesi'nde okumak, bir ayrıcalıktır. 4 yıllık lise yaşantımız gösteriyor ki, Ay- Al, Cumhuriyet'in ve Mustafa Kemal inkılaplarının temelindeki insancıl özü keşfetmemizde bize yol göstermiştir. Okulumuz öğrencilerinin gerçekleştirdiği sosyal faaliyetler, bunun bir kanıtıdır. Gerek sanat, gerekse spor alanında gerçekleştirdiğimiz çalışmalar, okulumuzun misyonunu günbegün yükseltmektedir. Elbette bu başarılarımızda öğretmenlerimizin katkıları paha biçilemez, en zor durumlarda dahi bize akılcı çözümlemelere başvurmamız gerektiğini öğütleyenler onlardır. Ayvalık Anadolu Lisesi, öğrencisi ve öğretmeniyle bir bütündür. Hiçbir başarı, tek bir kişinin emeğiyle çıkmaz ortaya, tarih bize bunu kanıtlamıştır. Beni bu noktaya getiren ve başarıma mimarlık eden aileme, öğretmenlerime ve arkadaşlarıma katkılarından dolayı ne kadar teşekkür etsem azdır. Onlar olmasaydı, bu başarı benim için hayalden öteye geçemezdi. Sizlerin huzurunda, başarının esas mimarlarına şükranlarımı sunmayı bir borç bilirim. Ve son olarak bir alıntıyla bitirmek istiyorum sözlerimi: "Hayatıma giren herkese,yaşanmış herşeye teşekkürler, büyüyorum sizinle." Fethi YILDIRIM (12 TM A) (2009-2010 Eğitim Öğretim Yılı Okul Birincisi)


FELSEFEMSİ BİR ŞEY... Neden felsefe kimilerinin başını ağrıtır,kimileri için tehlikeli ve yıkıcıdır ya da notu olan iki saatlik bir ders gözüyle görülür.Neden birçokları yaşamlarıyla ilgili olmadığını ve gereksiz olduğunu düşünür. “Felsefe doğanın pilotudur, insanı cennete götürmek isterken cehenneme de sürükleyebilir.”Der BERNARD SHAW.Belki de felsefeyi özetleyen en iyi cümledir bu.Sizi sıkmak istemiyorum sevgili Ay al gençliği ama bir felsefe kulübü üyesi olarak size felsefenin ilgi çekici taraflarını tanıtmayı kendine borç bilirim. Bazı filozoflar felsefenin tarihini genel açıdan ele alanın felsefeyi bozacağını ileri sürerler.Ama kötü bir şey yapmak hiçbir şey yapmamaktan iyidir diyoruz ve felsefeye şöyle küçük bir bakış atıyoruz. İlk soru felsefe nedir olur genelde.Evet felsefe nedir? Yorucu bir günün ardından biranın tadının neden daha iyi geldiğini düşünmek bile bir felsefedir.Yani felsefe her şeydir felsefe kafa yormaktır,düşünmektir. Aristo’ya göre, “…felsefe gereklidir, ya da gereksizdir, derken bile insan felsefe yapmaktadır…” Descartes için “…felsefesiz yaşamak gözü kapalı yaşamaktır”…” Pascal’a göre de “felsefeyle alay etmek bile felsefe yapmaktır.” Bu durumda bize düşen, felsefenin ne olduğunu –ya da ne olmadığınıtam olarak kavrayabilmek ve anlatabilmek için felsefe bilgisinin belirleyici ve onu öteki bilgilerden ayırt edici özelliklerini ortaya koymak olacaktır ki bunu zaten felsefe derslerimiz de yapacağımızı umuyorum. İkinci soru felsefenin ilgi alanı olacaktır.Felsefe, insan düşüncesinin ilgi alanına giren her şeyi konu edindiği için alanı çok geniş olan bir bilgi türüdür. Gerçekten, felsefe bilgisi, inanın üst düzeyde etkinlikleri sayılan din, bilim, sanat, edebiyat, tarih vb. alanlarının her birinin kavramsal düzeyde ve eleştirel biçimde ele alınması ve irdelenmesinden doğmuştur. Bu nedenle, felsefe bilgisi, tüm bilgi dallarını kuşatan, her bilgi dalının kavram ve ilkelerini belirleyip açıklamaya çalışan) bir uğraş olur. Böyle bir uğraşın sonucu olarak da, bilime dayanan ve bilimin kavram ve ilkelerini açıklayan bir “bilim felsefesi”; dini ve dinsel kavramları çözümlemeye çalışan bir “din felsefesi”; sanat ve sanat eseriyle, güzel ve güzellik kavramlarıyla ilgilenen bir “sanat felsefesi” ortaya çıkar. Tek başına bir felsefe yoktur, çeşitli felsefeler ve dünya görüşleri vardır. Zaten, felsefe demek bir dünya görüşü demektir ve böyle bir tanım felsefenin salt bir bilgi, bir teorik etkinlik değil, bir eylem biçimi olduğunu da gösterir. Öyleyse, “insanın bir felsefesinin olması” yalnızca dünyayı belirli bir biçimde kavraması değil, bu dünya görüşünün biçimlendirdiği ahlaksal, ekonomik ve politik bir davranış bütünlüğüne ulaşması demektir. Fakat çok değerli milli eğitim müfredatımız felsefeyi yalnız kahraman olarak ilan etmeyi kendine bir alışkınlık edinmiş durumdadır. Ne yapalım . Evet biliyorum felsefeyi bir sayfalık yazıya sığdırmak delilik ama öyle bir şey yapma niyetinde değilim zaten.Benim amacım kafanda felsefenin hatlarını canlandırmak ve daha sonra kendisini.:) Karl Jaspers, “felsefe yapmak belli bir yolda olmaktır…” diyor.Çünkü, felsefe sonu gelmeyen bir zihinsel çaba ve gerçeğe ulaşma yolunda bitimsiz bir arayıştır. Felsefenin sorduğu soruya verdiği her yanıt yeni bir soruya dönüşür ve gerçeğe ulaşma çabası böylece sürüp gider. Leon Brunswieg’in de söylediği gibi, felsefe bilgisi “…henüz çözülmemiş sorunların bilgisidir…” Ve bu sorunların çözümün bulmak istiyorsan ve bu yazım ilgini biraz olsun çektiyse seni felsefe kulübüne bekliyoruz.Yok eğer çekmediyse…… Canın sağolsun:D Elçin Yalçın ( 10 fen B)


DOSTLUK

Günümüz malum teknoloji çağı her yeni gün yeni buluşlarla çalıyor kapımızı biz de o yeniliklerle tanışıyor alışıyor “daha”larını bekliyoruz.Öylesine dalmışız ki çevremizdekileri hatta yanıbaşımızdakileri göremez olmuşuz,göremediklerimizle birlikte pek çok değeri de atmışız geriye… Dostluk da işte bu değerlerden biri yitirilmemesi gereken …Geçenlerde okuduğum bir yazıdan alıntı aşağıdaki satırlar, ne güzel anlatmış “dost” kavramını... “Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; "Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş... Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...” İşle güçle sorunlarla boğuşan teknolojinin nimetleriyle(!) haşır neşir olan insanın yanıbaşında kanlı canlı etten kemikten birileri olmalı,her zaman orda olduğunu bildiği yazarın da dediği gibi… Sahipsek eğer böylesi güzel değerlere sıkı sıkı sarılalım,kıymetini bilelim kolay elde edilmediğinin farkında olalım,teknolojiyi onlarla olan ilişkimizde araç kılalım sadece….en güzel dostluklar gençken yaşanıyor çünkü… Dostlarınız hep yanıbaşınızda olsun sevgiyle kalın…. Aysun ERDEN Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni DOSTLAR IRMAK GİBİDİR Dostlar ırmak gibidir. Kiminin suyu az kiminin çok.. Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya. İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı Bulanık bir göl gibi... Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi. Uzaktan görünüşü çekici aldatıcı İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı... Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz; Sokulmaktan korkarsınız güvenemezsiniz! İnsanlar vardır; derin bir okyanus... İlk anda ürkütür korkutur sizi. Derinliklerinde saklıdır gizi Daldıkça anlarsınız daldıkça tanırsınız; Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

İnsanlar vardır coşkun bir akarsu... Yaklaşmaya gelmez alır sürükler. Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler! Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz. Bu tip insanla bir ömür dolmaz. İnsanlar vardır; sakin akan bir dere... İnsanı rahatlatır huzur verir gönüllere. Yanında olmak başlı başına bir mutluluk. Sesinde görüntüsünde tatlı bir durgunluk. İnsanlar vardır; çeşit çeşit tip tip. Her biri başka bir karaktere sahip. Görmeli incelemeli doğruyu bulmalı. Her şeyden önemlisi insan insan olmalı...

....... Can YÜCEL


ELİMİZDE KALANLARLA 18 Kasım 1995 günü keman sanatçısı Itzhak Perlman, New York’ta, Lincoln Center’daki Avery Fisher Salonu’nda bir konser vermek üzere sahneye çıktı.Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız bilirsiniz ki onun için “sahneye çıkmak” hiç de küçümsenecek bir başarı değildir. Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan Perlman’ın her iki bacağında da destekleyici ateller vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir. Onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım atabilmek suretiyle acı içinde ve yavaş yavaş yürürken görmek unutulmayacak bir görüntüdür. Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir, sandalyesine erişinceye kadar. Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar, bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır. Daha sonra yere eğilerek kemanını alır, çenesinin altına koyar, orkestra şefine başıyla işaret verir ve çalmaya başlar. Bu zamana değin, izleyiciler bu rituele alışmışlardır. O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken sessizce otururlar. Bacaklarındaki klipsleri açarken inanılmaz bir sessizlikle beklemektedirler. Çalmaya hazır olana dek beklerler. Ancak o konserde bir şeyler ters gitti. Daha ilk birkaç satırı çalmıştı ki, kemanın tellerinden bir tanesi koptu. Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü, salonun bir ucuna tabancadan fırlayan kurşun gibi gitmişti ses. O sesin ne anlama geldiği konusunda yanılmak imkansızdı ve bunun akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da... O gece orada olan insanlar kendi kendilerine şöyle düşündüler: “Anlamıştık ki, yeniden ayağa kalkması, atelleri yeniden takması, koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne arkasına gitmesi, ya yeni bir keman bulması, ya da kemanına yeni bir tel takması gerekecekti.” Ama o öyle yapmadı. Bunun yerine bir dakika kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra şefe yeniden başlaması için işaret verdi. Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti. Ve daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç ve saflıkla çaldı. Elbette herkes bilmektedir ki senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkansızdır. Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmişti. Onu parçayı kafasında kurgularken, değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz. Bir noktada, telleri nerdeyse yeniden tonlamışçasına sesler çıkarmaktaydı kemandan, daha evvel hiç vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için... Bitirdiğinde salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı. Ve akabinde seyirciler ayağa kalktı ve tezahürata başladılar. Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı. Hepimiz ayaktaydık bağırıyor, ıslık çalıyor, alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiğimizi, beğendiğimizi anlatacak her türlü hareketi yapıyorduk. Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını kaldırarak bizi susturdu ve böbürlenerek değil ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi: “Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir, elinde kalanlarla ne kadar daha müzik yapabileceğini bulmak...” Bu ne güçlü bir cümledir.Duyduğumdan beri aklımdan çıkmıyor. Ve kim bilir? Belki de bu bir yaşam tarzıdır, - sadece sanatçılar için değil, hepimiz için. Burada, tüm yaşamını bir kemanın dört teli ile müzik yapmak üstüne kuran ve birdenbire, bir konserin ortasında kendini sadece üç tel ile bulan bir adam vardır. Öyleyse o da üç tel ile müzik yapmayı seçer ve o gece yaptığı, sadece üç telle yaptığı müzik, daha önce yaptığı, dört teli varken yaptığı her şeyden daha güzel, daha kutsal, daha unutulmazdır... O zaman belki de bizim görevimiz, yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen, ürkütücü dünyada kendi müziğimizi yapmaktır; önce elimizde olan her şeyle; ve daha sonra bu artık imkansız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla... Jack Riemer - Houston Chronicle’da yayınlanmıştır.


Gelirken… Ayvalık Anadolu Lisesi bizler için üç yıllık yorucu maratonun sonuydu. Kimimiz hayallerine ulaşmıştı, kimilerimiz şans eseri gelmişti. Ne beklediğimizden pek emin değildik bu yeni okulumuzda, üç yıl boyunca süren yorucu çalışmalarımız sırasında sadece sınav başarısına odaklanmış ve liseden ne beklememiz gerektiğini düşünmeye hiç vaktimiz olmamıştı… Hepimizin hayattan beklentileri, hayalleri bambaşkaydı ama özünde hepimizin tek bir amacı vardı iyi okullarda okuyabilmek ve geleceğimizi dilediğimiz gibi renklendirme fırsatına sahip olmaktı… Farklı okullardan, farklı şehirlerden 90 yeni yaşam katılmıştı AYAL’a ve hepimizde aynı heyecan vardı. Kimimiz tek başına bahçenin bir köşesinde ‘uslu uslu’ duruyor, kimimiz meraklı gözlerle etrafı ‘çekinmeden’ süzüyordu. İlk gün, İlk hafta derken günler hızına yetişemeden geçmeye başladı okul artık henüz alışamadığımız o bina değil hepimizin artık bir parçası olduğu okulumuz diyerek sahiplendiğimiz ikinci yuvamız olmuştu -Hatta öyle alışmıştık ki; bu yeni yuvamızda eşyalarımızı günler, haftalar boyunca unutur olmuştuk- İlkokuldaki çocuk kimliğimizden sıyrılıp bir lise öğrencisi olmanın getirdiği yepyeni sorumlulukları tadıyor, kendimizi yakından tanıma fırsatı ediniyorduk. Bir yıl içinde ilgi alanlarımız doğrultusunda çok yol kat ettik. Gelirken ne beklediğimizden emin değildik ama artık bir AYAL öğrencisi olarak şunu söyleyebiliyorum ki, ne bulduğumu biliyorum ve bu, tüm o çabalara değerdi… Her şey için teşekkürler… Özlem ÖZDEMİR (9A)

Gösterdim ! Gördü anlamına gelmez... Söyledim ! Duydu anlamına gelmez... Duydu ! Doğru anladı anlamına gelmez... Anladı ! Hak verdi anlamına gelmez... Hak verdi ! İnandı anlamına gelmez... İnandı ! Uyguladı anlamına gelmez... Uyguladı ! Sürdürecek anlamına gelmez...


DİNÇ KALEMLER Dinç Kalemler adlı bültenimizi 4 sayı olarak çıkardık… Amatör bir ruhla, içimizdeki “ Dinç Kalemler ”e ulaştığımız bir çalışma oldu.

DİNÇ KALEMLERİN EDİTÖRÜNDEN DÜŞÜNMECE Her çocuk oyun oynar ya büyüyene kadar, kimi çocuklar saklanbaçı seçer kimileri yakan topu kimileri ise bin bir tane oyundan birini seçer ve oynar. Pek farkedilmez ama her oyun o çocuğa bir şeyler katar. Sunay Akın'ın birçok kitabında bahsettiği gibi" Oyuncaklar çocuklar oyalansın diye yapılan bir şey değildir!" Oyunlar, oyuncaklar ... Hepsi çocukların zekasını, düş gücünü geliştiren şeylerdir. Peki ya yetişkinler ya da kendini yetişkin sananlar... Onlar ne oynamalı acaba..? Onların oyuna ihtiyacı var mıdır sizce? Bence kesinlikle vardır..! Ve kesinlikle şu oyunu öneriyorum: Düşünmece!.. Oyun çok basit.. Boş işlerle uğraşmayıp arada bir beyin gücünü kullanıyorsun o kadar.. Bu kadar basit kuralları olan bir oyun daha yoktur sanırım.. Ama bu oyunu herkese tavsiye ederim.. Bu oyunu oynarsa yetişkinlerimiz ne mi olacak? Hiç düşünmeyen insan bile bu oyun sayesinde düşünmeye başlar ve düşünen insanlar boşu boşuna düşünmeyen insanlar için de düşünmemiş olur. Ne kadar güzel değil mi..? Çocuklar saklanbaçı oynarken yetişkinler de bu oyunu oynamalı.. Haydi 7'den 70'e herkes oyun oynamaya!!!..

Eymen NALBANT (12 FEN A)

“Dünyada kiracı gibi değil, yazlığa gelmiş gibi de değil, yaşa dünyada babanın eviymiş gibi... Tohuma, toprağa, denize inan. İnsana hepsinden önce. Bulutu, makineyi, KİTABI sev,insanı hepsinden önce....” NAZIM HİKMET


YALANCI YALANCI Yalanlar yalanlar. Her şey yalan.Yüzler, dilekler, hareketler ve hatta kitaplar… Hiç biri koymaz da bu kitapların yalancıktan yazılması bana çok koyuyor arkadaşım. Öyle böyle değil ya. Nerde eski gerçekçi ama sürükleyici, sizi alıp götüren kitaplar nerde şimdiki best-seller lar.Evet konuya gireyim canlar,böyle düşünmemin sebebi şu an bitirdiğim müthiş bir hayalgücüyle yazılmış(!), listeleri kasıp kavuran o muhteşem kitap. Öncelikle okumamın sebebini de belirtmek isterim: bu kitabı herkesin elinde görmem. Ve girdiğim şokun bu denli büyük olmasının en önemli sebebi de budur. Ya hangisine üzüleceğimi şaşardım, kitabın içler acısı içeriğine mi bu kitabı biz gençliğin bu kadar beğenmesine mi? Tamam sustum.Hem oku hem de eleştir olacak iş mi?Dediğini duyar gibiyim.Ama ne yapabilirim kardeşim yapım bu eleştirmeden duramıyorum.En iyisi mi ben felsefeme geri döneyim.Popüler kitaplar beni aştı azizim aştı. Şu kitabın etkisinden kurtulmak için haberleri izliyorum: Falanca ekmek fabrikasının çıkardığı ekmeğin haberi. Geç bunları azizim önce EKMEKler bozulmadı mı? Meclise parlamento dedim diye bir arkadaş bana demediğini bırakmadı. Meclis Türkçe mi ey dil kardeşim? Gel etme gözünü seveyim. Ne diyeyim o zaman bir yol gösterin Türkçemizin yılmaz savunucuları! Tüm insanlar makineyse modern psikoloji ne için? Makine için mekanik gerekir. E peki psikologlar ne iş yapacak? Ve kadınlar, Bizim kadınlarımız! Erkek arkadaşı var diye ailesi tarafından ölesiye dövülmüş kız geliyor aklıma üzülüyorum. Makineyim ya sadece üzülüyorum,hiç bir şey yapamıyorum.

Buğdaylar güneşe tapar Anadolulun eski buğdayı Pişmiş buğdaya işlenmiş başak Güneş halkası İnsanın buğday olası geliyor da GDO lu olmaktan korkuyorum. Affedin beni arkadaşlar.Mazur görün ne diyeyim.Çetin Altan vari yazıma burada son verirken popüler kitapların muhteşem yazarlarına bu dizeleri yolluyor ve biz gençliğe best-seller ların etkisinde kalmadan başarılı ve üretken yıllar diliyorum. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Elçin YALÇIN ( 10 FEN B )

Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşmaktadır. Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok ilerleme adımları dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak ve gelişme sahalarında ve yenilikte birlikte mesafe almaları lazımdır... Mustafa Kemal ATATÜRK


ÖSYM’YE MEKTUP

Bilindiği üzere malum sınavlar (YGS, LYS, her neyse) gün gün, adım adım, hatta dakika dakika yaklaşmakta. Ve bu yıl ben de nasibimi alacağım bu sınavlardan. Madem gireceğim bu sınavlara, ÖSYM'den bazı "şahsi" isteklerim olacak. Şimdi itirazlar yükselebilir, "şahsi istek de neymiş" şeklinde. Ancak şu bilinmelidir ki, on iki yılımı Milli Eğitim Bakanlığı'nın rahatsız ve ağrıya sebebiyet veren tahta sıralarında çürüttüysem eğer, şimdi sayacağım iki/üç şahsi istek fazla görülmemelidir. Benim bildiğim ÖSYM, iki/üç isteğin lafını yapmaz. Candır ÖSYM, kandır ÖSYM... Mütevazi taleplerim aşağıdaki maddelerden ibarettir: - Şayet sınava gireceğim derslikte , yanında -ebeveyn zoruyla veya özgür iradesiyle- "olips" şeker bulunduran bir öğrenci olursa, ve bahsi geçen öğrenci sınav esnasında yanında getirdiği "olips" şekeri "katır kutur" yemeye kalkarsa, ilk "katırtı kuturtu" duyulduğu an sınavdan atılsın. - Şayet yanımda "olips" harici şeker, sakız veya draje bulundurursam, ve görevli öğretmen bu durumdan istifade edip şekerimden/sakızımdan yararlanmaya kalkmasın... - Olur ya, sınav öncesi sınava gireceğim dersliğe giderim ve sırf "gaza gelmek" amacıyla tahtaya "O şimdi ODTÜ'lü" , "Rahmetli'nin de Oxford'ta kürsüsü vardı" veya " Kız sen Ankara'nın neresindensin" şeklinde yazılar yazabilirim. Şayet tahtaya yazacağım bu birbirinden edebi cümleleri silmeye kalkışan biri olursa, tez zamanda icabına bakıla. Diyelim ki sınavı kazanamadım, - Nimet abla ( Nimet Çubukçu) eğitim masraflarımı üstlensin. Malum bir yıl daha dershane ve beraberinde maddi masraflar.. - Beni sıralamada iki/üç puan farkla geçen ve benim istediğim üniversiteye giden biri olursa şayet, benden bu ömrümü çalan getirilsin.. Gidip aranıp bulunup getirilsin.. Saçları yolunup getirilsin.. - ÖSYM sonuç zarfım aileme götürülsün. Künyem odama asılsın, ve beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar. - Bana moral verecek ve beni teselli edecek bir ÖSYM personeli gönderilsin. Her akşam takılalım onunla. Bu arada Nimet Abla sevinmesin hemen, zira masrafları yine o karşılasın. - Çadırkent'te bir çadırlık yer açılsın. - ODTÜ'ye giden yollar kapatılsın. Kazananlar gidemesin, oh olsun. - Hasret kalmasın kimse, sevdalılar ayrılmasın, ayrılmasın , oy... Diyelim ki sınavı kazandım, - Bütün dünya buna inansın, birlik olsun, hayat bayram olsun.. - Eti cin gülsün, dünya gülsün.. - İzel, Çelik ve Ercan yeniden toplanıp beni de aralarına alsınlar. Stüdyoyu Ankara'ya taşıyalım ama, malum vizeler falan, zor olur. - Savaşlar dursun, silahlar sussun, bize uzatılan silahın ucuna çiçek takalım biz. - Söyleyin anneanneme karalar bağlamasın artık, brokoli ve patlıcan yemeye karar verdim. - Fenerbahçe şampiyon olsun, hevesini alsın. Bu yıl hiçbir şey beni sinirlendiremez zira. Ankara Üni. rektörü açıklama yapsın : "Biz istiyorduk ancak o tercihini yaptı. Ne yalan söyleyeyim, bütün Mülkiye camiası, ODTÜ'yü kıskandık.." İşte hepsi bu kadar... Gereğinin yapılmasını arz eder, saygılarımı sunarım.. Fethi YILDIRIM (12 TM A )


Şimdi Mutlu Olmanın Tam Zamanı …Hafif bir müzik duyuluyor uzakta, dalga dalga huzur yayılıyor içime. Saçlarım hala sırılsıklam yüzümde mutlu bir tebessüm. Uzakta gökkuşağını görüyorum… Teşekkür ediyorum tüm içtenliğimle, her şey için… Hep özlemini kurduğum, satırlarımda yaşattığım mutluluk… Ben hiç doyasıya dans etmemiştim, yağan yağmurun altında hiçbir şeyi umursamadan. Ve hiç şarkı söylememiştim; bağıra bağıra… Kahkahalarım hiç bu denli içten, hiç bu denli yüksek olmamıştı, dört bir yanı sarıp beni mutlu etmemişti… Satırlarımda yaşattığım mutluluk beni buldu; sarıp sarmaladı doyasıya… Bir okul çıkışı, yağmur damlacıklarını hissediyorum tenimde, mutluluk ve özgürlük dolu. Hiç acelem yok, yavaş yavaş yürüyorum yağan yağmurun altında. Yağmurdan kaçan, kaçmaya çalışanlara garip bir şaşkınlıkla bakıyorum. Mutluluktan kaçıyorlar, kaçtıklarının yağmur olduğunu sanarak, oysa hepimizi sarıp sarmalayan özgürlüğün, mutluluğun habercisi bu yağmur. Doyasıya yaşayabiliyorsan ancak ve kim ne der diye düşünmeden dans edebiliyorsan, dilediğin gibi, özgürlük yağmuru sarmalamış seni; mutluluğun kazanmış demektir. Gülüyorum kendi kendime, şimdi kimsecikler yok yürüdüğüm yolda. Herkes sığınacak bir yer bulmuş kendine, acıyorum onlara… Uzatıyorum ellerimi gökyüzüne, damlaları tutmaya çabalarcasına ve doyasıya çekiyorum havadaki taze toprak kokusunu. Yavaş ve sakin adımlarla yürüyorum. İçimde tutturduğum neşeli melodi, dudaklarımın arasında kısılıp kalmaya dayanamıyor daha fazla. Neşeli şarkımı söylüyorum doyasıya, yüzümde kocaman bir gülümseme, yürüyorum. Mutluluğum her adımda, her damlada taşarak artıyor sanki. Gülmeye ardından kahkahalar atmaya başlıyorum. Öyle mutluyum ki… Bu güne kadar yapamadığım; kim ne der korkusuyla, gözümde büyüttüğüm şeyler hiç de zor değilmiş… Şimdiye kadar kaybettiğim zamanı, kaçırdığım damlaları düşünüyorum… Şimdi mutlu olmanın tam zamanı! İster deli desinler, ister gülsünler çocuksu mutluluğuma. Asıl ben onlara gülüyorum içten içe; kaybettikleri şeyleri bilmeyen bir avuç insan, mutluluğu hissedemeyen, damlaların büyüsünü bilmeyen kısır düşüncelerde kapana kısılmış insanlar onlar. Deli olmanın bu derece güzel olduğunu bilseydim, bekler miydim hiç bu güne dek! Şarkılar söylüyorum yağmurun ıslattığı güne karşı, her bir yaprağı, her bir taşı selamlıyorum, en içten gülümsememle. Bende teşekkürümü böyle sunuyorum onlara, bana verdikleri mutluluk karşısında. Mutluluğumla baş başa hiç acelesiz yürüyorum, olabildiğince yavaş. Bu sırada, beni masalsı dünyamdan ayıran bir ses duyuyorum. Dönüp bakıyorum yaşlı bir teyze, elinde tuttuğu şemsiyeyi bana doğru uzatıyor; ıslanmışsın diyor hasta olacaksın… Diyemiyorum ki, değer her türlü hastalığa bu mutluluk. Siz ıslanacaksınız, diyebiliyorum ancak. Gülümsüyor bana, sırılsıklam halime aldırmadan iyice yaklaşıyor yanıma, şimdi aynı şemsiyenin altında yürüyoruz işte. Diyor bak ıslanmıyorum. İster istemez bir tebessüm doluyor dudaklarıma. Yağmurun mutluluğu bir yana, hiç tanımadığım birinin beni düşünmesi ısıtıveriyor içimi. Biliyorum hala kendi gökkuşaklarını yaratanlar var bu dünyada, ve var olmaya devam edecekler; her zaman, hep olduğu gibi… Zihnimdeki bulanık görüntüler geliyor gözlerimin önüne… Kendi karanlık şemsiyelerinde, soğuk ve yalnız insanların kaçışları; damlalardan. Ve bakıyorum kendi halime, hiç tanımadığı biriyle kol kola, hiç acele etmeksizin; mavi ve yeşilin eşsiz bütünlüğüyle dolu şemsiyemize sığınarak yürümek… Öyle mutluluk doluyum ki, içim içime sığmıyor… Defalarca teşekkür ediyorum yaşlı teyzeye, isterse evine kadar eşlik edebileceğimi söylüyorum. Bu kez o teşekkür ediyor, daha fazla ıslanmadan evime gitmemi söylüyor. Hasta olacaksın diyor, dudaklarında bir tebessüm uzaklaşıyor; yavaş yavaş… Bir süre arkasından bakıyorum. Eve girmeyeceğim. Bir süre daha doya doya yaşıyorum, yağmurla bütünleşmenin sihrini. Ne zamandır, o halde yağmurun altında durduğumun ayrımında değilim. Nedense birden, yağmurun dindiğini fark ediyorum… Hafif bir müzik duyuluyor uzakta, dalga dalga huzur yayılıyor içime. Saçlarım hala sırılsıklam yüzümde mutlu bir tebessüm. Uzakta gökkuşağını görüyorum… Teşekkür ediyorum tüm içtenliğimle, her şey için…

Özlem Özdemir * Gökkuşağındaki renklerle yetinmeyip; kendi renklerini hayatın tablosuna katanlara, katabilenlere, sevgiyle…


AYAL OKUYOR, OKUTUYOR…

GEZEN KİTAP ABD’de ve Avrupa’da “ Bookcrossing ” adıyla yıllardır uygulanan, ülkemizde de yeni yeni duyulmaya başlanan bir uygulama var. Okuduğunuz ve beğendiğiniz bir kitabı ortak kullanım alanlarına - parklara, duraklara… - bırakmak ve elden ele dolaşmasını sağlamak… Biz bu uygulamaya “ Gezen Kitap ” adını vererek okulumuzda başlatmaya karar verdik… Katılımınızı bekliyoruz… Okuduğunuz kitabı okul içinde ulaşılabilecek bir yere bırakmanızı istiyoruz. AYAL KÜLTÜR VE EDEBİYAT KULÜBÜ

BU BİR GEZEN KİTAPTIR!

Okumak, kurtulma, özgür olma gücü kazandırır. Okumayanlar, dar çevrelerinin kısır düşünceleri, gelenek ve göreneklerin yetersizlikleri içinde kapalıdır. Okumayı sevenler, yerlerde sürünmezler, bir kanat vuruşuyla evrensel düşüncelerin mutlu iklimine yükselirler. İnsanlığın en yüce kişilerinden meydana gelmiş bir toplum içinde yaşarlar. (Payot)


KÜLTÜR EDEBİYAT KULÜBÜMÜZ, 6 MAYIS 2010’DA İLÇEMİZDE YAŞAYAN YAZAR HASAN BARAN’LA BİR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR.

İyi seçilmiş kitapları okumak, geçmiş yüzyılların seçkin zekalarıyla önceden düzenlenmiş bir konuşmaya katılmak gibidir. (Descartes)

Uzman Psikolog Ertan ŞİMŞEK, Ayvalık Anadolu Lisesi Kültür Edebiyat Kulübünün davetlisi olarak Ayvalık Kaymakamlığı ve İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün katkılarıyla ilçemizi ve Ayvalık Anadolu Lisesi’ni ziyaret etmiştir. 16 Mart 2010 tarihinde İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde gündüz, 12. sınıf öğrencilerine ‘‘ NLP Teknikleriyle Öğrenmeyi Öğrenme ’’ konusunda bilgi verilmiştir. Aynı günün akşamı da velilere yönelik bir sunum gerçekleştirilmiştir. Ertan ŞİMŞEK, 17 Mart 2010 tarihinde de Ayvalık Anadolu Lisesi’ni ziyaret ederek öğrencilerimize yönelik bir sunum gerçekleştirmiştir. Kariyer plânlaması; hızlı, etkili ve kalıcı öğrenme; sınava hazırlık konusunda öğrencilerimiz bilgilendirilmiştir.

Gelecek için yetiştirilen vatan çocuklarına, hiçbir güçlük karşısında baş eğmeyerek tam sabır ve dayanıklılık ile çalışmalarını ve öğrenimdeki çocuklarımızın anne ve babalarına da yavrularının öğrenimlerini tamamlanmasıiçin her fedakârlığı göze almaktan çekinmemelerini tavsiye ederim. Büyük tehlikeler önünde uyanan milletlerin kararlarında ne kadar ısrarlı olduklarını tarih doğrulamaktadır. Silahı ile olduğu gibi kafasıyla da mücadelemecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. ( 1921 ) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt:II, 1952)


Kültür ve Edebiyat Kulübü, Mart ve Nisan aylarında İzmir’e 2 gezi yapmış; bu gezilerin ilkinde Sasalı Doğal Parkı gezilmiş, ardından Karşıyaka Sahnesinde Devlet Tiyatrosu tarafından sergilenen Felâtun Bey’le Râkım Efendi adlı oyun izlenmiştir. İkinci gezimizde İzmir Kitap Fuarı’nın açılış etkinliklerine katıldık; Orhan Kemal’in edebî kişiliğini, oğlu Işık Öğütçü’den dinledik. Ardından yine Devlet Tiyatrosu tarafından sergilenen “Bir Daha Çal Sam” adlı oyunu izledik.


Kültür Edebiyat Kulübü olarak yıl içinde 2 şiir dinletisi gerçekleştirdik. Okul orkestramızın verdiği destekle bestelenmiş şiirlerimizi müzikleriyle dinleme keyfini de yaşadık.

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol BEHRAMOĞLU


İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜMÜZ SAYIN TAMER KIRBAÇ İLE SİZ YAKAMOZ OKURLARI İÇİN BİR SÖYLEŞİ YAPTIK, KENDİSİNİ TANIDIK, AYVALIK VE EĞİTİM İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞTIK. BİZİ KIRMAYIP BİZLERE ZAMAN AYIRDIĞI VE GÜLER YÜZLÜ KONUKSEVERLİĞİ İÇİN KENDİSİNE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ.

ÖNCELİKLE SİZİ TANIMAK İSTİYORUZ “TAMER KIRBAÇ” KİMDİR? DERGİMİZ OKURLARI İÇİN BİZE KENDİNİZİ TANITIR MISINIZ? T.K.: 1971yılında Biga’da doğdum. Babam sınıf öğretmeniydi, onun görevi gereği ilkokulun ilk 5 sınıfını Biga’da okudum. Ortaokul ve liseyi Savaştepe Öğretmen Lisesinde bitirdim ve arkasından Edirne Yüksek Öğretmen Okulundan mezun oldum. İlk görev yerim Kars’tı. Daha sonra Iğdır Adıyaman gibi illerde görev yaptım 1997 yılında Balıkesir-Gönen Tütüncü İlköğretim okulunda atandım ve 2002 yılına kadar da buradaki görevime devam ettim. İlerleyen yıllarda Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatında çalıştım. Bir yıldır da Ayvalık’tayım . 2002den beri sınıf ortamından uzağım ; ama yine de öğrencileri görebildim için mutluyum. AYVALIKLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİZ NELER? BİZLERE AYVALIK’I TAMER KIRBAÇ’IN GÖZÜYLE ANLATIR MISINIZ? T.K.: Balıkesir’in 18 ilçesi var Ayvalık diğer 17 ilçeden çok farklı,hatta Türkiye’deki istisna yerlerden bir tanesi.Gerek halkıyla gerekse ilimi ve coğrafi özellikleri ile çok güzel bir yer.Görsel anlamda da insanın her türlü ihtiyacını karşılıyor Ayvalık… Fakat Ayvalık kendi halkı tarafından çok hor kullanılıyor.Herkes Ayvalık’tan bir şeyler alma çabasında. Bir kuralsızlık var ve herkes suçu başkasına atıyor… SİZİ EĞİTİMCİ KİMLİĞİNİZ İLE TANIYORUZ, EĞİTİMCİ OLMAK İDEALLERİNİZ ARASINDA MIYDI VE EĞİTİMCİ OLMANIN ZORLUKLARI VAR MI? T.K.: Öğretmen lisesini kazanmak benim için öğretmenliğin başlangıcı oldu,liseden itibaren kendimi öğretmenliğe hazırlamıştım.Üniversite tercihlerimde de öğretmenlikleri yazdım ille öğretmen olacağım dediğimi hatırlamıyorum ;ama bu yoldaysam bu işi yapacağım dedim. Öğretmenlik zor bir meslek. Bir materyal üretirken hata yaptığınızda bu hatayı düzeltme şansınız var; ama bir insanı öğrencinizi hatalı yetiştirdiğinizde bu şansınız yok ve yetiştirdiğiniz bu kişilerle toplum içinde daima yüzyüzesiniz. Öğretmenliğin sorumluluğu çok fazla ve öğretmenlik gerçekten sıkıntılı bir meslek. Sorumluluklarınızı yerine getirirken hata yapmamak konusunda endişe duymuyorsanız mesleğinizi sevmiyorsunuzdur.


AYVALIKTAKİ EĞİTİM DURUMU HAKKINDA NELER DÜŞÜNÜYORSUNUZ, GİDERMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ EKSİKLİKLER PLANLADIĞINIZ YENİ GİRİŞİMLER NELER? BİZE KISACA BUNLARDAN BAHSEDER MİSİNİZ? T.K.: Ayvalık eğitim olarak maalesef görmek istediğimiz yerde değil.Keşke bir Anadolu lisesi daha olsa da rekabet ortamı oluşsa.Ayvalık herkesin yaşamak isteyeceği bir yer bu yüzden okullarda çok sık öğretmen değişimi olmuyor sınıflarda da öğrenci sayısı fazla değil.Bunlar olumlu şartlar gibi görünüyor ama peki neden çok iyi değiliz?Bunun sorumlusu bizden başlayarak müdürüne,öğretmenine, öğrencisine ve velisine kadar herkestir. Ayvalık Lisesi ve Rahim Usta Lisesi de Anadolu lisesine dönüşecek böylece bir rekabet ortamı oluşturmuş olacağız. Yapmamız gereken yaptıklarımıza ve olduğumuz yere bakıp kendimize “Neden bu haldeyiz?” diye sormak ve bizi bu seviyede tutan yapageldiğimiz şeylerden vazgeçmek. OKULUMUZ HAKKINDA NELER DÜŞÜNÜYORSUNUZ?HEDEFİMİZ DAİMA DAHA İYİYE ULAŞABİLMEK ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARININ IŞIĞINDA ÇAĞDAŞ BİR ÜLKENİN YAPI TAŞLARI ARASINDAKİ YERİMİZİ ALMAK.BU DOĞRULTUDA BİZLERE VERECEĞİNİZ TAVSİYELER NELERDİR? T.K.: Ay-Al birçok ihtiyacını karşılamış bir okul,gerek derslikleri ile gerek laboratuarları ile eksikleri az,öğrencisiyle de seçilmiş bir okul.Sadece derslerdeki başarıları ile değil gerçekleştirdiği sosyal faaliyetler ile de duyuyoruz adını.Anadolu liseleri daha iyisini nasıl yaparız diye uğraşan okullardır,Ayvalık Anadolu Lisemizde böyle bir okul.Size tavsiyem daha iyi olmak için herkesin elinden gelenin fazlasını yapmak için çalışması.Bunu söyleyebilirim. SON OLARAK BİZLERE NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ? T.K.: Sizler aracılığınızla bütün arkadaşlarınıza şunu söyleyebilirim. Dünyada bir küçülme var,ülkeler ve insanlar artık birbirlerine daha yakın.Sizler dünyayı daha bir doğru algılama durumunda olmalısınız,sizler için dünya artık sadece Ayvalıktan ibaret değil.Doğru adımları attığınızda dünyanın her yerinde en gelişmiş ülkelerinde eğitim alabilir iş bulabilirsiniz.Bunu yapan hatta çok üst düzeylerde yer bulan gençlerimiz var. Dünyaya baktığınız pencereyi daha da genişletmeniz ve tüm dünyaya bakabilmeniz, algılayabilmeniz gerekiyor.İyi olmak artık standart hale geldi,daha iyi olmak hatta en iyi olmak lazım geliyor.En iyi olursanız siz aramazsınız sizi ararlar ve baş köşeye koyarlar. Sizlere tavsiye niteliğinde söyleyebileceklerim bunlar, öğrencilik hayatında ve tüm yaşamınızda başarı sizinle olsun. BİZLER DE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ…


Okulumuz kız voleybol takımı ilçemiz okulları arasında yapılan müsabakalarda okulumuzu başarıyla temsil etmiş ve okulumuza birincilik kupasını kazandırmıştır. Takımımızı ve takımımızı çalıştıran Beden Eğitimi öğretmenlerimizi kutluyoruz. OKULUMUZUN ARTIK BİR HALI SAHASI VAR...

Halı sahamız İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Tamer KIRBAÇ’ın da katılımlarıyla törenle

kullanıma açılmış, açılışta okulumuz öğretmen ve öğrencilerinden oluşan takımlar minik bir gösteri maçı yapmışlardır.

Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim. Mustafa Kemal ATATÜRK

Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatandaşlık görevi saymak gerekir. Mustafa Kemal ATATÜRK


Matematik takımımız Tukaş firmasının düzenlediği matematik yarışmasında Balıkesir ilinde 6. olmuştur.

Satranç kulübünün düzenlediği 1. dönem turnuvasısında TOLGA YALÇIN 2. dönem Turnuvasında ACAR AKTOSUN birinci olmuştur. Ayrıca Ayvalık Lisesinin düzenlediği ilçemiz liseleri arasında yapılan turnuvada satranç takımımız ilçe birincisi olmuştur.


Eğitim uzmanı Cihat ŞENER ile okulumuz öğrencileri, özellikle de son sınıflar, sınavlara yönelik bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu söyleşide öğrencilerimiz sınavlarla ilgili kaygılarını uzmanımız ile paylaşırken, sınavlarda nasıl daha az kaygılı olunur, izlenmesi gereken yollar nelerdir öğrendiler.

Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Adam belki yüz kez vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturmaz. Sonra birden, yüzbirincide taş ikiye ayrılıverir. İste o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir.

”Jacob Riis


Okulumuz 8Mayıs 2010 tarihinde öğrenci meclisimiz ve aile birliğimizin destekleriyle Kuşadası-EfesMeryem Ana’ya bir gezi düzenlemiş öğrencilerimiz bu geziye yoğun ilgi göstermiş, hem hoşça vakit geçirmiş hem de tarihi değerlerimizi yakından tanıma fırsatı bulmuşlardır.

Selçuk’ta Yemek Molası

Şirince Kilise Yolu

Selçuk - Meryem Ana

Selçuk - Şirince

Meryem Ana Ziyareti

Selçuk - Efes


Milli Eğitim Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı tarafından bu yıl 6.sı gerçekleştirilen Uluslararası Ebiko (Eğitimde Bilişim Kültürü Oluşumu) Olimpiyatlarında 32 ülke ve 3000 proje arasndan öğrencimiz Mert Can ORAL Atatürk konulu web tasarımı projesiyle finalist olarak Ankara’da yapılan finallere katılma hakkı kazanmış ve finallerde ilk 16 arasında yer almıştır.

Finaller Ankara/İncek Ahmet Ulusoy Liseleri’nde Yapıldı.

MEB Şûra Salonu’ndaki Ödül Törenine Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Bazı Milletvekilleri ve Üst Düzey Bürokratlar Katıldı.

Ödül Töreni Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Şûra Salonu’nda Yapıldı.


18 Mart 2010 tarihinde Çanakkale Şehtilerimizi ve İstiklâl Marşımızın yazarı Mehmet Akif ERSOY’u birlikte andık, İstiklâl Marşımızın kabulünün 89. yılını kutladık. Düzenlediğimiz törene Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Tarih Bölümü profesörlerinden Sayın Metin AYIŞIĞI’ da konuşmacı olarak katıldı, gençlere tarihlerini tanımaları ve ülkelerine sahip çıkmaları konusunda tarihten de örnekler sunarak önemli dersler verdi.

EGEMENLİĞE SAVAŞAN Karanlığın hazin bir soğuğu vardı üzerimizde, Ama umutla çarpan yürekler vardı içimizde. Yaralı, silah tutan ellerimiz, Karda kışta anneleriniz, annelerimiz, Büyüdükçe büyüyen göz bebeklerimiz, Topla, tüfekle, cesaretle koşan biz... Söyle! İnleyen bu gök marştan, Boğazları yırtılan asker taştan Bendim aşar beni baştan Durmaz bu taşan kan. Nasıl bir servet Nasıl bir armağan Sorulur tüm savaşlar on kıtadan İnançlı, cesaretli, kahraman Önde ölen, önde Atam İstiklal uğruna mezarsız yatan Şimdi gülen, Şimdi ağlayan, Yurdu bozan, Yurdu kuran, Yaşasın egemenliğe savaşan.

Melike Anak İstiklal Marşı, Mehmet Akif ERSOY ve Çanakkale Şehitleri Konulu Şiir Yarışması Birincisi


RENKLERİN İÇİNDE Yine bir sonbahar, ağaçlar ağlıyor yine. Çiçekler onsuzluğu o kadar içerlemişler ki, rüzgarı bile küstürmüşler kendilerine. Çocukların topları hareket etmiyor bugün. Bir çok kişi ise, göz yaşlarıyla yazılara serpiştiriyor yetmiş bir yılı. Peki bunlar neyin tesellisi? Sabahlar olmuyor artık, hep bir karamsarlık. Ters giden bir şeyler var hayatımızda. Söz vermiştik ya, ellerimiz kenetlenecek, tek bir vücut olup ülkemizi geleceğe taşıyacağız diye, nerede hata yaptık Atam? Hala özlüyor seni üşüyen yüreğim. Yokluğunla kanayan ruhum yine düştü acıya. Yıldızsız bir gecede, simsiyah bir beyaz olup, seni özlüyorum. Özlemi anlıyorum! Çöllerimizi denizlere çeviren ihtilal melodisi, şehirlerimizi notalarla birleştiren usta müzisyen! Buluşmamız gerçekten garip olacak. Toprakta yok olacağımı sanırken onlar, ben seni arıyor olacağım. Soğuk ve karanlığın soluğunu ısıtacaksın masmavi gözlerinle ve ben sana teşekkür edeceğim. Senin sayende namuslu bir şekilde öldüğüm için, senin sayende okuyabildiğim, bu yazıyı yazabildiğim ve gözyaşlarımı dökebildiğim için. Yetmez, biliyorum ama yine de edeceğim. Ve sabahı felç eden sessizlik, seni sevmiyorum. İnsanlara inat bağırıyorum, belki o beni duyar diye. Hileli tartılarda ağır basan gerçekleri üzerime bulaştırmadığımdan, o beni anlar diye. Şimdi, çığlığım gökyüzüne tarihi kazıdı. "Bir 10 Kasım daha!" diye ağlarken ben, gömmeye çalıştılar sevgimi toprağa. İşte o zaman senin sevginden ve özleminden öğrendim ki, insan yaşam temelini yerle bir edemez. Bir süre sonra uzaklara bakıyorum. Diyorlar ya, bir güneş gibi yeniden doğacak diye. Bende bekliyorum işte. Sonunda karanlık yok olmaya başlıyor. Mucize tozları dağılıyor gökyüzünde, mavi bir yağmur başlıyor ve renklerine kavuşuyor çiçekler yine. Düşümden uyanıp düşünüyorum biraz, kuşlar ölürlerse düşerler. Işıklar sönerse göremeyiz. İşte bu yüzden o sadece Atatürk'tür. Dahiler asla ölmez! Mine GÜNER Mustafa Kemal ATATÜRK Adlı Kompozisyon Yarışması Birincisi

İnsanlar arasında iyilikten başka hiçbir üstünlük kabul etmem. Karakterin olmadığı yerde, ne büyük sanatçı, ne de büyük mücadele adamı vardır. Orada var olan, zamanın yok ettiği, içleri boş yaratıklardır. Bütün mesele, büyük görünmek değil, gerçekten büyük olmaktır...( BEETHOVEN ) Kimileri Konuşur Kimileri Başarır Kimileri için sıcak yatağında uyumaya devam etmek ya da kalkıp okula gitmektir tercih. Kimileri için evet ve ya hayırdır hayatlarının akışını değiştiren kelime. Kimileri içinse ben ya da bizdir tercih. Başarı biz diyebilenlerindir. Benliklerdeki kilitleri kırabilmektir, inanmak ve çaba harcamaktır. Başarıya ulaşılamasa bile ‘’ben elimden geleni yaptım’’ diyebilmektir. Kimi insanların hayattaki hedefleri, beklentileri, mükemmel yaşamaktır. Ancak bazıları vardır ki onlar mükemmel yaşatmak isterler. Her insanın penceresi farklıdır hayata bakarken. Kimilerinin penceresine güneş doğarken her sabah, kimileri gölgelerin ardını göremez, alacakaranlıkta. Benim penceremde, benim dünyam yaşar. Kimi idealler kelebeklerle savrulup giderken bulutlara, kimi hayaller kazınır mehtabın vurduğu suya. Bencillikle dolu kalbim açılır dünyaya ve fedakâr olur ‘’biz’’ diyebilmek için. Mutluluk. Mutlu olmak. Benim dünyamda mutlu olmak mükemmel yaşatmakla sağlanır. Henüz 15 yıllık bir kalp, bir kalem döktüğünde ideallerini sözlere kelimelere tebessümler ve alaylar eşlik eder kalpten inanılan hayallere. Önemli olan bu alayların sahiplerinin sesi değildir. Bu kalp için önemli olan kendi inancıdır. Yıllar sonra benliklerdeki zincirleri kırabildim adımı bir taşın üzerine değil tarihe kazıyabildim diyebilmek tüm amacım. Unutulmamak ve başarmak, hayallerimi masallar ülkesinden, kendi ülkeme taşıyabilmek tek sebebim. Ve biz olabilmek, tek kalpte birleşebilmek… Bu kalp kime mi ait? Tek hayali Türk tarihine adını yazdıran bir Cumhurbaşkanı olmak, olan on beş yaşında bir kıza ait… Özlem ÖZDEMİR 9-A 20


İlçemizdeki 24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlamaları İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde yapıldı.Ayvalık Anadolu Lisesi’nin organizasyonunu üstlendiği bu anlamlı günü Ayvalık Kaymakamı, Garnizon Komutanı, İlçe Belediye Başkanı, Kamu Kurum ve Kuruluşları yöneticileri, öğretmen ve öğrenciler onurlandırdı.

Fuaye Kısmında Öğretmen ve Öğrenci Eserlerinden Oluşan Karma Sergi Açıldı.

Fuayede Sergiye Tülin Özdem ve Ayal Öğrencilerinin Müzik Dinletisi Eşlik Etti.

İlçe Milli Eğitim Müdürü Tamer Kırbaç’ın Konuşması

Öğrencimiz Bedia Şenöz’ün Yarışma Birincisi Olan Kompozisyonu

Öğretmen ve Misafirler Kapıda Karanfillerle Karşılandı

İlçemizde Görev Yapan Tüm Öğretmenler Sunuyla Tanıtıldı.

ALDIĞIM EN DEĞERLİ HEDİYE İnsan, hayatı boyunca çeşitli sebeplerle birçok hediye alır… Bunların hepsi özeldir çünkü sizin için alınmıştır…Hediye almayı kim sevmez ki… Benim için de bana verilen her hediye çok önemli ve çok özel olmuştur her zaman… Geriye dönüp baktığımda, aldığım bir hediyenin diğerlerinden biraz daha farklı olduğunu,‘‘ hediye ’’ denince aklıma ilk onun geldiğini fark ediyorum… Yıllar önce Lise 1. sınıfta küçücük bir öğrencim vardı : ‘‘ Esra ’’…O kadar küçüktü ki tahtaya yazı yazması gerektiğinde kucağıma aldığımı hatırlıyorum…Hep gülerdi. Bir gün olsun sızlandığını, mutsuz olduğunu görmedim… Esra bir gün küçük bir paketle geldi… Gözlerinin içi gülerek ‘‘ Öğretmenim’’ dedi, ‘‘Size bunu vermek istiyorum.’’ Öylesine, sebepsiz sunulan bir hediye… Aldım,teşekkür ettim, paketi açtım…Bir şaşkınlık yaşadım önce… Pakette turuncu, plastik,oyuncak bir bebeğin ayakkabısının teki duruyordu… Ayakkabının üstünü Esra’cığım çiçeklerle, kalplerle süslemiş, üstüne de ‘‘ Sizi çok seviyorum öğretmenim.’’ yazmış… ‘‘ Ben de onu çok sevdiğimi söyledim ve o ayakkabıyı evde en görünür yere koydum…Esra’nın içten sevgisinin göstergesiydi o ayakkabı… Aradan bir iki hafta geçti… Biyografilerini yazmaları gereken bir ödev verdim… Esra kendisini, ailesini anlatmış… Ödevinin bir yerinde şunları yazmış : ‘‘ Öğretmenim, benim bir bebeğim vardı.. Akrabamız yurt dışından hediye getirmişti… Tek oyuncağımdı… Bir gün babam ve abim bana kızdılar, ‘ Bebekle oynamak günah! ’ deyip bebeğimi sobaya atıp yaktılar… O gün çok ağladım!... ’’ O gün ben de çok ağladım… Esra bana hayatındaki en değerli şeyi vermişti… Çocukluğuna ait en önemli anıyı… Tabii ki sonra da çok hediye aldım… Birbirinden önemli, özel, güzel hediyeler… Ama hiçbiri o ayakkabı teki kadar değerli olamadı… … Bugün; varlık yokluk bilmeyen, aldığına sevinemeden yenisinde gözü olan, şımarık, kendisini çantasıyla, ayakkabısıyla, telefonuyla kabul ettirmeye çalışan gençleri gördükçe anlayış gösteremiyorum… Sonra… Esra geliyor aklıma…Nerelerdedir? Nasıl bir hayat kurmuştur ? Oyuncak bebek alabildiği bir kızı var mıdır? O oyuncakları toplarken ayakkabılarının eksik olup olmadığını kontrol ediyor mudur? Yoksa babası ve abisi, hayatını nasıl kuracağı konusundaki özgürlüğü ona çok mu görmüşlerdir? Sema AKGÜL (Türk Dili Edb. Öğrt.)

Ayvalık Kaymakamı Nihat Nalbant’ın Konuşması

Mesleğe Yeni Başlayan Öğretmenler Yemin Etti.

Öğretmenlerden Oluşan Folklör Grubu Yöresel Gösteriler Sundu.


Ayal Fotoğrafçılık Kulübü, Ocak Ayı “ÖZGÜRLÜK ” konusu ile 2010 yılının ilk çeyrek altın ödülünü öğrencimiz Bircan YILERİ’ne verdi. Kemal CANKAT (Perdelik ve Döşemelik) ödül için destek verdi. Bircan Yıleri - Özgürlük

Canberk Taşık - Balıkçılar

Gülben Kara - Benim Ayvalık’ım

Bircan Yıleri - Serbest

Ayvalık Anadolu Lisesi Fotoğrafçılık Kulübü’nün düzenlediği ‘Ayın FotoğrafıYarışması’nda, şubat ayının ödülünü “BALIKÇILAR“ konusu ile Canberk TAŞIK kazandı.2010 yılının ikinci çeyrek altın ödülünü kazanan öğrencimiz Canberk TAŞIK’a ödülünü Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer verdi. Foto Rüya ödül alan eserin baskısını yaptı. ‘’Benim Ayvalık’ım’’ Konulu Mart Ayı fotoğraf ödülü Gülben Kara ya verildi. Ödülü , Yükseller Koll. şirketi Sahibi Halil Yüksel adına Fotoğraf sanatcısı Haşmet Demirbil vererek öğrencimizi tebrik etti.. Serbest konuluNisan Ayı, Ayın Fotoğrafı Ödülünü Bircan Yıleri aldı.Bircan bu ödülle ikinci kez çeyrek altın sahibi oldu.Ödülünü Oksijen dergisi sahibi verdi.‘Oksijen’ adına Kayahan Öcalan, Milli Eğitim Müdürü Tamer Kırbaç, AFK Rehber öğretmenleri Şennur Akbaş ve Tahsin Erden’e 6 yıldır bir çok başarı ile sürdürdükleri kulüp çalışmalarından dolayı Körfez Güzel Sanatlar Derneğinin hazırlamış olduğu Başarı ve Teşekkür belgesini sundu.


2005 Yılında Kurulan Ayvalık Anadolu Lisesi Fotoğrafçılık Kulübü 6. Sergisini 10-14 Haziran tarihleri arasında Karagöz Sanatevi’nde Açtı

AFK Sergi Afişi

Yurdun çeşitli yörelerine fotoğraf gezileri düzenleyen Foto İz Grubu bu sene Ayvalık’a gezi düzenledi, sergimizi gezdi ve 11 Haziran akşamı kulüp üyeleri ile etkinlik düzenledi.

AFK, Karagöz Sanat Evi’nin alt ve üst katında 100 fotoğraf eseri ile sergisini gerçekleştirdi.

Ayvalık’ta Yaşayan Fotoğraf sanatçısı Zeynep Başkurt ve Foto İz Grubu


MİRAS Bir gün padişahlar padişahı av için şehirden uzaklaşmış. Yolda giderken pek çok insanın çalıştığı bir tarla görmüş. Merak edip yanlarına yaklaşmış. Oradaki insanların arasında yaşı doksanı geçkin bir ihtiyar varmış. Bu ihtiyar toprağa bir şeyler ekiyormuş. Padişah: ... - Ne ekiyorsun ihtiyar? diye sormuş. İhtiyar çiftçi başını bile kaldırmadan cevap vermiş: - Baharda yeşermesi için ceviz dikiyorum. Padişah kahkahayla gülmüş. - Fakat sen çok ihtiyarsın. Şurada iki günlük ömrün kalmış. Neden uğraşırsın? demiş. Bunun üzerine ihtiyar başını kaldırmış: - İnsanlar ekip dikmekle zarar etmezler. Başkaları ektiler; biz yedik. Şimdi de biz ekelim; başkaları yesin, demiş. Padişah bu cevabı çok beğenmiş. Hemen yanındaki adamına dönerek: - Bu ihtiyara bir kese altın verin, diye emretmiş. İhtiyar altınları almış ve: - Gördünüz mü? demiş, benim ağacım daha büyümeden meyve verdi! “Gülistan’dan”


KÜÇÜK ŞEYLER 11 Eylül’de İkiz Kulelere yapılan saldırı sonrası, binadaki firmalardan birinin hayatta kalanlarıyla yapılan sabah toplantısında güvenlik görevlilerinin başı, orada hayatta kalabilenlerle ilgili şunları anlatmış; O sabah; - Firma müdürü o gün oğlu ana okuluna başladığı için işe geç kalmış. - Birinin o gün ofis kahvaltısına getirilecek Donut’ları alma sırasıymış. - Bayan elemanlardan birinin sabah saat alarmı çalmamış. - Biri kaza yüzünden trafiğe takılmış. - Biri otobüsünü kaçırmış. - Biri kıyafetini lekelemiş, üstünü değiştirmek vakit almış. - Birinin arabası çalışmamış. - Biri telefonu cevaplamak için geri dönmüş. - Biri çocuğunu hazırlamakta zorlanmış, geç kalmış. - Biri taksi bulamamış. Ama en etkileyicisi; biri o gün ofise yeni aldığı ayakkabıları giymiş, ayakkabı ayağını rahatsız etmiş ve bir eczaneye uğramış, yara bandı almak için.... Bugün hayatta olma sebebi o sabah ayağı için yara bandı almak ... Trafikte sıkıştığımda, asansörü kaçırdığımda, bir telefona cevap vermem gerektiğinde, yani beni rahatsız eden küçük şeyler olduğunda, Yaratan’ın benim o anda orada olmam gerektiğini istediğini düşünüyorum. Bir daha ki sefere; sabahınız tersliklerle başladığında, çocuklarınız giyinmek istemediğinde, arabanın anahtarını bulamadığınızda, bütün trafik ışıklarına takıldığınızda, huzursuz olmayın, sinirlenmeyin. Küçücük terslikler, belki de o an korunduğumuz için yaşanıyordur...

Sesini değil, sözünü yükselt. Yağmurlardır yaprakları büyüten, gök gürültüleri değil. MEVLANA...

En uzak mesafe ne Afrika’dır, ne Çin, ne Hindistan, ne seyyareler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan... En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan... Can Yücel


Ayal 2010 Türkçe Tiyatro “7 Kocalı Hürmüz “ Afişi


Ayal 2010 Müzik ve Dans Gecesi Afişi


Ayal 2010 11. Ayal Mezunlar覺 Gecesi


KİTAP OKUYALIM Halide Edib : Biyografisine Sığmayan Kadın İpek Çalışlar Everest Yayınları; ‘Latife Hanım’ kitabıyla yakın tarihimize farklı bir gözle bakmamızı sağlayan İpek Çalışlar’dan çarpıcı bir Halide Edip gerçeği! .. İşgale karşı isyanın hatibi... 1915 Ermeni tehcirinde sesini yükseltmiş; idam cezasına yüz yıl önce karşı durmuş birkaç aykırı isimden biri... Mahatma Gandhi’nin, Bertrand Russell’ın ve Yahya Kemal’in yakın dostu... Ali Ayet ile Hasan Zeki’nin annesi... Yüzlerce makalenin, onlarca kitabın yazarı... Aşkın ve hürriyetin her gün yeniden kazanılması gerektiğine inanan, dünya çapında entelektüel bir kadın, Halide Edib... ‘Onunla Bayan Isabel Fry’ın evinde tanıştım ve anlattıklarını saatlerce tek başıma dinledim. ‘Haremin Işığı’ ile birlikte bir odaya kapatılmış Byron gibi hissetmeme neden olan o büyüleyici güzelliği olmasaydı, belki de siyasi fikirleri daha çok aklımda kalırdı. Hatıra defterime, ‘Bir ceylanı andıran yumuşacık süzgün bakışları, hafifçe yukarıya kıvrılmış minik üst dudağı, ince uzun burnu ve dalga dalga bakıra çalan esmer saç örgüleri, incecik ve alabildiğine zarif endamıyla, görüp görebileceğim en enfes yaratık’ diye not düşmüşüm. İnsanı altüst eden bir kadındı; bizi baş başa bıraktıklarında hafif yüzüm kızarmıştı, belki her ikimiz de biraz utanmıştık. Ancak, hemen ciddi bir sohbete girişti ve ateşli ateşli bana Jön Türkleri anlatmaya koyuldu...’ Henry W. Nevinson İpek Çalışlar’ın, roman akıcılığında kaleme aldığı bu kitap; sabırlı, ayrıntılı bir araştırmaya, tanıklıklara, bugüne kadar gün ışığına çıkmamış mektuplara, arşiv belgelerine dayanıyor. Çalışlar, edebiyat ve siyasetle geçmiş bir ömrün karanlıkta kalmış yanlarını da içeren çalışmasıyla, ‘Halide Edib gerçeği’ni anlatıyor.

Ahmet Ümit : İstanbul Hatırası Byzantion’dan İstanbul’a uzanan heyecan yüklü, tarihsel bir serüven… Yedi hükümdar, yedi kadim mekân, yedi gizemli olay ve yalın bir gerçek! Romanlarında zengin arka planı polisiye kurgu içinde vermekteki ustalığı ile bilinen Ahmet Ümit’in bu romanı da yine peş peşe işlenen cinayetlerin çevresinde kurgulanmış. Ancak bu kitabı sıradan bir polisiye romandan ayıran birçok özellik var. Her şeyden önce zengin kadrosu ile İstanbul Hatırası, çeşitli kesimlerden İstanbulluyu bir araya getirerek içinde barındırdığı alt öykülerle zengin bir yapı sunuyor. Birbirine bağlanan bu alt öyküler bir yandan gerilimin etkisini artırırken bir yandan da romanı şenlikli ve çok yönlü bir yapıya ulaştırıyor. Kitabın bir başka önemli özelliği de İstanbul hakkında son derece detaylı bilgi içermesi. Kurgunun içine yerleştirilen bu bilgiler hem okumayı daha meraklı hale getiriyor hem de tarih aracılığıyla çok günümüzün dışındaki öykülerin de kurguya yerleşmesine imkan tanıyor. Böylece Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası adlı romanı, başka başka dönemlerin öykülerinin eşliğinde, günümüz İstanbul’unun geniş bir panoramasını oluşturuyor. Tutucusundan modernine, eski İstanbullusundan yeni göç etmişine, milliyetçisinden gayrı Müslim’ine varana dek İstanbullu diye adlandırılabilecek herkes bu kitabın içinde kendi öyküleriyle birlikte İstanbul’un devasa çarklarının dişlilerini dile getiriyor. Binlerce yıllık tarihiyle İstanbul başrolü oluştururken romana girip çıkan her karakter de İstanbul’un nasıl İstanbul olduğunu aktarıyor.


Fotoğraf sanatçısı ve gazeteci Haşmet Demirbil fotoğrafçılık kulübü üyeleriyle söyleşi yaptı.

Geleneksel Olarak Her Yıl Ayal Fotoğrafçılık Kulübü Tarafından Tasarımı ve Baskısı Ayal Yapılan Takvimi

Okul Müdürü Nevzat SAÇI, yapılan eğitim çalışması anısına Haşmet Demirbil’e belge verdi.

SON HAYALİN Kalbimde alevler saçan tek umuttun söndün birdenbire. üşüyorum üşüyorum sensiz, hayalin olmadan kalbimde soluyorum,bitiyorum. Umutlarımın tükenmediği son kalemdin, görüyorum ki kumdan bir kaleymişsin benim için, en karanlık gecelerdeki güneşimdin, şimdiyse dipsiz bir kuyudaki sönen hayallerim. Uyan,uyan artık hayallerim kalbin için durmuşta olsa dönen bir dünya var senin için. Yaşa şimdilik , ayakta durabildiğin kalbini avutabildiğin kadar yaşa. Sonrası mı ne senin için ; hep beklediğin, peşinden koşmadığın ama düşlediğin, onsuz,umutsuz bir yalnızlıkla seçtiğin, son durak , son hayalin senin için. M.MERT BAĞDER

UMUDUMUN SESİ Çıktım yollara düştüm sevginin peşine Ben aradım o kaçtı en ücra köşelere Tam kalkmıştı ki kalbimdeki son umut treni perondan Kestin yolunu hiç düşünmeden Bir anda doğdu güneş yalnız ve karanlık dünyama Anladım ki daha var trenin kalkmasına Tamam:Demek ki daha ölmemiş dünya Umut var benim için hala Dua ettim kalkmasın bi daha o tren diye O trenin kalkıp kalkmaması benim elimde Artık sana kalkış yok karanlığın yolcusu puslu tren ÜLGEN ÜLGEZEN



Ayal Yakamoz 2010