Page 25

Herr Buschkowsky, tarihi ve toplumu neden tersyüz etmek istiyor?

Her yerde bir Sarrazin TEVFİK TAŞ Almanlar da Fransızlar gibi dillerinin İngilizcenin etkisinden korunmasına önem verirler. Her fiil için üretilmiş bir kelimeleri vardır. Elbette bilimsel-teknolojik gelişmeye uygun terimleri kendi dillerinde türetmekte zorlanıyorlar. Misal, televizyona “Fernseher” diyebilmişler, ama bilgisayar Computer’de kalmış... Bisiklete “Fahrrad” demişler, ama otomobile bir karşılık bulamamışlar... “Bestseller” Amerikan İngilizcesinden dünya dillerine girmiş bir sözcük. Biliniyor; çok satan demek. Almanlar boş durmamış bu kavrama karşılık gelebilecek “meistverkauft” kelimesini türetmişler. Maalesef şansı yok. Tutmuyor. Çok satanlara bestseller denilmeye devam ediliyor. Elbette, çok satan çok okunan anlamına gelmiyor. Ancak, insanlar madem okumayacaklar, niçin satın alırlar ki? Bunun da bir açıklaması olmalı elbette: Kitle kültürü endüstrisi! Kitle kültürü endüstrisi kavramı Adorno’dan beri bildiğimiz üzere, özünde bir imal edilmiş gereksinimler kültürüdür. Dahil olduğu üretim mekanizmaları tarafından inşa edilir. Hal böyle olunca, herkesin aldığını almak, herkesin okuduğunu okumak farz olur. Dileyen buna sosyolojiye ait kavramlarla “statü birliği” ya da “tüketim nesneleri üzerinden kurulan aidiyet duygusu” da diyebilir... Meistverkauft kelimesinin Alman dil coğrafyasında dahi tutmadığını söyledik. Ama bu olguya karşılık düşen birçok satışı inkar edemeyiz. Hemen somutlayalım: Berlin’in Neukölln beldesinin Belediye Başkanı Heinz Buschkowsky’in yazdığı “Neukölln ist überall” (Neukölln Her Yerde) kısa sürede 2012’nin en çok satanları arasına giren kitabıdır. Her çok satanda olduğu gibi lehinde ve aleyhinde çok şey yazıldı, söylendi. Telepolis sitesinden Peter Nowak’ın özgün deyimiyle, “Sarrazin light” olan bu kitap, geçtiğimiz günlerde yine ırkçılık hezeyanı ile halkı kışkırtma suçlamasıyla mahkeme önüne çıkan NPD’nin şefi Voigt’un mahkeme heyetine kendi ırkçı argümanlarını savunabilmenin “aracı” diye sunduğu bir metin olarak da adından söz ettirdi. Elbette böyle düşünmeyenler de var. Haftalık Stern dergisinden Jonas Gerding, Buschkowsky’in Sarrazin’le benzerlikleri olduğunu kabul etmekle birlikte, Buschkowsky’in Sarrazin’den farklı

olarak “meselenin içinden” gelen bir kişi olduğunun altını çizerek şunu iddia ediyor: “Bu kitap ırkçı bir metin değildir. Göçmenlik ve uyum sorunlarını ele alan bir çalışmadır.” Almanya’nın prestijli gazetelerinden olan Süddeutsche Zeitung’dan Roland Preuss da, çark etmiş uyum politikalarından, karşıt toplumlardan ve gençler arasındaki yüksek şiddet oranından söz ederek, 300 bin nüfuslu beldenin yüzde 41’inin göçmen olması ve yüksek oranda muhtaçlara verilen sosyal yardımla (“Hartz IV”) geçinen insanların durumuna belediye başkanının önyargılarını da hesaba katılarak bakılmıştır, diye meseleyi özetlemiş. Neukölln Belediye Başkanı Buschkowsky, kitabın girişinde entegrasyonun herkesin cesaret edemediği bir konu olduğunu belirterek (s.11), bu cesaret isteyen işten hareketle ilginç bir benzetmede bulunuyor: “Alman Demokratik Cumhuriyeti, biraz da, Merkez Komitesi’nde kimse alışveriş merkezlerinde neler konuşulduğunu bilmediğinden çökmüştür.” (s. 13) “Gaflar” gırla gidiyor Buschkowsky’de. Nitekim “toplum”a uyum göstermiş nadir örneklerinden birini verdiğinde bile şöyle yazmaktan kendini alamıyor: “Klasik bir misafir işçi ailesi. Yalnızca bir amaçları vardı: Para kazanıp, çocuklarına yeni bir hayat ve gelecek sağlamak. Sonnenalle’de oturuyorlardı. Ebeveynler gündüzleri fabrikada çalışıyorlardı. Yanı sıra da ev temizliğine gidiyorlardı. Ve işe gitmeden önce de gazete dağıtımı yapıyorlardı. Ev temizliğine gittiklerinde, örneğin merdiven temizliği diyelim, çocuklar da onlarla birlikte olurlardı. Bugün bu ailenin iki yaşlısı İstanbul yakınlarındaki küçük evlerinde yaşıyorlar. Yanlarında da Almanlara özgü küçük bahçe anlayışını götürmüşler. Bahçe cüceleri ve rengarenk çiçekler ile komşularını hayranlık içinde bırakıyorlar.” (s.59-60) İşte böyle... Topluma uyum mu diyorsun? Çalışacaksın, hem de çok çalışacaksın... Hatta o kadar çalışacaksın ki, Türkiye’de hiç bilinmeyen bahçe ve çiçek yetiştirme işinde (de) Almanlara borçlu olacaksın. Buschkowsky’nin benzetmelerden yana sorunlu olduğunu söylemiştik. Gaflarına bir örnek daha: “Çinliler boşuna söylememiş: ‘İki efendiye

AvrupaGüN

| 25

Helmut_Schmidt_Almanya_Avrupa  
Helmut_Schmidt_Almanya_Avrupa  

Alman ve Avrupa muhafazakârlığının sosyal demokrat yüzü: Helmut Schmidt

Advertisement