AVLU #3

Page 1

JEAN-MARİE TJİBAOU KÜLTÜR MERKEZİ MUZEUM II WOJNY SWİATOWEJ USTASINDAN MİMARLIK:

SUNAY ERDEM BJARKE INGELS:

RÜYALARI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK

2019 YILI PRİTZKER MİMARLIK ÖDÜLÜ

ANTALYA’dan ROMA’ya

BEYAZ IŞIK VE 7 BIM NEDİR?


Genel Yayın Yönetmeni: Zehra Betül Yeşilkaya

Editörlük & Sosyal Medya: Betül İmran Göker Şahin Işık

Kapak Çizimi&Grafik Tasarımı: Ahliddin Shodiev Younis H.H. Ihmaid

Yazarlar:

Aslı Fikriye Çakır Betül Bakır Büşra Beşen Eda Nur Gezer Eslem Saraçoğlu Fatma Betül Erbilen Mehmet Ali Tavlaşoğlu Mohamed Ahmed Abdellatif (TİFA) Nurullah Cantürk Safire Tuba Ünal Türkan Moralı Yılmaz Can Çiçek Zelal Geçmez Zeynep Sena Sancak

İletişim:

avludergisi@gmail.com www.instagram.com/avludergisi https://twitter.com/avludergisi https://issuu.com/avludergi


AV L U

Yeni sayımızda tekrar sizlerle buluşma fırsatı yakalamanın mutluluğu ve heyecanı içerisindeyiz. Gelişen her platformda değişimin kaçınılmaz olduğunu biliyor ve gelişerek değişiyoruz. Fakat dergiyi çıkarmamıza neden olan ve değişmeyen amacımızın peşinden koşmaya devam ediyoruz. Bu amaç bizleri bir araya getiren, fikirlerimizi paylaşmamıza olanak tanıyan, Avlu ’ya adını veren bütünleyici etkiyi korumak ve izini sürmektir. Avlu’nun kucaklayıcı etkisini keşfettiğimiz, ilk adımlarını attığımız, düşündüğümüz, bir araya geldiğimiz ve paylaştığımız ilk yer okulumuzun avlusu oldu. Bizim için önem kazanan bu mekândan yola çıkarak okul sınırlarını aşıp dijital platformda herkesi kucaklayan bir buluşma noktası haline gelen Avlu’yu oluşturduk. Avlu’da yer alarak fikirlerini bizimle paylaşan yazar kadromuza, derginin tasarımında farklı şeyler deneyerek gelişmeyi ilke edinen tasarımcılarımıza ve tüm okuyucularımıza teşekkürü borç biliriz. Her dönütünüz yeni sayımız için bize ışık tutuyor, destekleriniz teşvik ediyor. İlk sayımızda da söylediğimiz gibi; öğrenmenin, keşfetmenin ve hissetmenin sınırı yoktur. Sonu olmayan bu yolculuğu keyifli ve verimli geçirmek ise bizim elimizdedir. Okurken keyif almanız dileğiyle! Bir sonraki sayımızda Avlu’da buluşalım! Avlu Dergisi Editörleri


IÇERIK 4

01 02 03 04 05 06 07

Muzeum II Wojny Swiatowej

6-7

BEYAZ IŞIK VE SON 7 GÜN

8-9

Romanesk ve Erken Dönem Örneği: 10-13 PİSA KATEDRALİ Antalya’dan Roma’ya

14-17

Etkinlik Takvimi

18-19 20-23

Kanakların Kimliği: JEAN-MARİE TJİBAOU KÜLTÜR MERKEZİ BJARKE INGELS: Rüyaları Gerçeğe Dönüştürmek

24-29


08 09 10 11 12 13 14 15 16

BIM nedir?

30-33

Haberler

34-35

Ustasından Mimarlık: SUNAY ERDEM

36-39

Çıraklık, Kalfalık, Ustalık Eserleriyle Sinan

40-43

Çağdaş Sanat, Sadece Kâğıt Üzerinde Bir “Karalama” mıdır?

44-47

Mimaride Mekân Kurgusu ve Katarsis Üzerine

48-49

2019 Yılı Pritzker Mimarlık Ödülü

50-51

Sanat

52-53

Yarışma Duyuruları

54-55

AVLU

5


TARIH

Muzeum II Wojny Swiatowej

01 Takdir edersiniz ki bu müzeler gezilmesi pek de keyif veren müzeler değiller, çünkü savaşın en çirkin yönlerini sergiliyorlar. Westerplatte’nin bulunduğu Gdansk şehrinde temelleri 2012 yılında atılan bu savaş müzelerinden bir tanesi yer alıyor. Dışarıdan bakıldığında oldukça ilginç bir binaya sahip olan bu müzenin tasarımı için jürinin beklediği en önemli kriter yapının hem şehrin sembolü haline gelmesi hem de acı dolu tarihini arka plana atmamasıydı. Kwadrat Mimari bu kriterleri yerine getirerek müzeyi tamamladı. Müze 23.000 metrekarelik bir alana sahip, içeri girdiğinizde aşağıya doğru ilerliyorsunuz ve en sonunda yerin üç kat altına geldiğinizde müze turunuza başlıyorsunuz.

Eslem Saraçoğlu

ESLEM SARAÇOĞLU Bursa Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümü Öğrencisi

T

arih 1 Eylül 1939’u gösterirken Polonya’yı bekleyen talihsiz olaylar dizisi Westerplatte Yarımadası’nda acımasızca başlamıştı. Bugün bu savaşın nerede, nasıl ve ne için başladığından, devletler üzerinde bıraktığı etkilerden haberdarız. Savaştan önce Almanya’da iktidara gelen Nazi yönetimi, üstün Alman ırkı düşüncesini savunmuş, Versay Barış Antlaşması’nı tanımadığını ilan etmiş ve işgallere Polonya üzerinden başlamıştı. İlk olarak bu ülkeye yönelmesindeki başlıca sebeplerden birisi ise ülkenin coğrafi konumuydu. Almanya İngiltere’ye ilerlemek isterken daha kolay ilerleyebileceği Polonya’ya doğru ilerlemeyi tercih etmiş bunun üzerine deniz ticareti yapabildikleri Gdansk’ın Baltık Denizi’ne açılan sınırlarını kaybetmek istemeyen Polonya, Almanya’ya karşı savaş açmış, İngiltere ve Fransa Almanya’ya karşı Polonya’nın yanında bu savaşa dahil olmuşlardı. İşte milyonlarca kişinin ölümüne sebep olan bu savaş özetle böyle vuku bulmuştu. Şimdi anlatması bu kadar kolaymış gibi gelse de günümüz Polonya’sında hala bu savaşın izlerini görmek zor değil. Üstün ırkı için geniş topraklar isteyen Almanya neredeyse Avrupa’nın tamamında yıkımlara neden olurken bugün Almanya da dahil olmak üzewre neredeyse bütün savaş bölgelerin de İkinci Dünya Savaşı müzeleri yer alıyor.

6

Bunun nedeni savaş psikolojisini ziyaretçilere aktarabilmektir, bina gökyüzüne bakan cennet ve yer altına hapsolan cehennemden oluşuyor. Cennet kısmında dönemlik sergiler düzenlenirken cehennem kısmında ise müzenin kalıcı sergileri bulunuyor. Müzeye gri, siyah ve kırmızı tonları hâkim. İlk bölümlerde ilerlerken kısa videolar, gazete ve fotoğraflarla tarihi bilgilendirmeleri inceliyorsunuz daha sonra simülasyonlar ve kalıntılar başlıyor. Bir tarihi olayı anlamak için en önemli madde o olayın yaşandığı dönemi göz önünde bulundurabilmektir. Bu sebeple beni en çok etkileyen bölümlerden birisi 1940 Polonya’sı isimli simülasyon oldu. Bir kapıdan içeri giriyorsunuz ve önünüzde gri binalardan oluşan bir sokakla karşılaşıyorsunuz. Sokakta ilerlerken sıralanmış dükkânların vitrinlerini inceliyorsunuz. Ufak bir butik, fırın ve sabun dükkânı. Arka fonda dönem sesleri yükseliyor ve o küçücük sokaktan uzunca bir süre ayrılmak istemiyorsunuz. Sonra ilerledikçe bir kapıdan çıkıyorsunuz ve anlıyorsunuz ki sokakların harabe olma vakti gelmiş… Bombalar, tanklar, açlık, toplama kampları, hastalıklar ve ölümler.


Bütün bu ölümleri gördükten sonra müzenin sonuna yaklaşırken kamplarda ölen insanlardan geriye kalmış onlarca bavuldan oluşan bir duvar ve şimdiye kadar savaşta ölenlerden fotoğrafı bulunan herkesin fotoğrafının bulunduğu bir labirentten geçerek 1945 savaş sonrası döneme şahit oluyoruz. Şehrin ortasında savaştan kalma çirkin bir tank ve yıkılmış duvarlardan başka hiçbir şey kalmamış. Toplamda üç saat gezdiğim bu müzeyi belki bir gün ziyaret etme şansınız olur. Bir daha hiçbir coğrafyada böyle bir yıkım olmaması dileğiyle, barışla kalın!

2


GE Z I

Ölmeden Önceki Son 7 Gün

02

@busrabesen BÜŞRA BEŞEN Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

Ö

lmeden önceki son yedi günün ve sınırsız paran var. Son yedi gününü nerede harcamak isterdin? Tek bir yerde huzurlu bir şekilde bir hafta geçirmek mi yoksa görebildiğin kadar çok yeri görmek mi olurdu tercihin? Ben sanırım biraz dinamizm sevenlerdenim. Ama para sınırsızken seçenekler o kadar çok ki... İlk aklıma gelen 7 güne 7 kıta sığdırmak oluyor ama zaman sınırlı bu sefer de. Son haftamı yollarda da geçirmek istemezdim. Henüz kuzey ışıklarını görmeden, ekstrem bir spor denemeden ve Asya kültürünü tatmadan ölmeye niyetim yok. Kuzey ışıkları denince akla gelen ilk yer Norveç olsa da ben İzlanda’yı çok merak ediyorum. Buzulların arasından çıkan o termal sularda etraftaki bembeyaz görüntüye rağmen sıcacık yüzmek, dev buzulların içine girmek ve onların oluşturduğu o doğal çevreyi keşfetmek... Tabii bu keşif için ömrümün son zamanlarından ancak iki günümü ayırabilirim.

8


İzlanda’dayız. Buzullar ve topoğrafya burada en çok dikkati çeken şey. Ülkenin topraklarının %11’i buzullardan oluşuyor. Ben ise Avrupa’nın en büyük buzulu ve İzlanda topraklarının %8’ini oluşturan Vatnajökull’u görmeden ölmemeyi kafaya koymuşum. Nehirler; yayla platosunu parkın kuzeyine doğru bölüyor. Herğubreið volkanik dağı ise uzakta, göğe ulaşma çabası içinde. Jökulsárgljúfur kanyonu yüzyıllar öncesinden buzul taşkınlıklarıyla var olmaya başlamış. Kanyonun üst bitiminde bizi Dettifoss bekliyor tüm heybetiyle. Söylenene göre Avrupa’nın en güçlü şelalesi. Etrafında tek bir beton yığınının, çer çöpün olmadığı, korna gürültüsünden uzak bir şelale sesi. Ve de gökkuşağı. Yorucu bir buzul ‘’hiking’’inin ardından gece kuzey ışıklarının tadını çıkarıyoruz. Her şey fazla masalsı. Ve şimdi çok uzun süren bir yolculuğun ardından HONG KONG’dayım! Hong Kong, Çin Halk Cumhuriyeti’nin güney kıyı şehirlerinden biri. Asya’nın Dünya şehri olarak da anılan bu çılgın şehir, dağların muhteşem bir maviliği çevrelediği ancak onlarca katlık gökdelenler ordusunun istila ettiği bir topoğrafyaya kurulmuş. Ama onu ilginç kılan yanı da bu bence. Şehir içinde feribotla ulaşım sağlamak mümkün. ‘’Ne var canım bunu İstanbul’da da yapıyoruz zaten!’’demeyin. Ben hiç İstanbul’da yunuslara denk gelmedim... Bugüne kadar hiçbir Asya ülkesinde bulunmamış olmanın verdiği merakla olabildiğince çok tapınak gezme derdindeyim ancak sanırım ölüme 4 kala fazla vakit kaybetmemeliyim. Victoria Zirvesi’ne çıkıyorum nostaljik bir tramvayla. Güneşin batışıyla beraber gökdelenler bir bir ışıklarını açıyor ve şehir koca bir ışık küresine dönüşüveriyor.

Ve son durak için biraz daha güneye uçuyoruz. Ömrümün son günlerini Bali’de geçiriyorum. Burada o kadar çok görülecek yer var ki... İlk durak Ubud’taki pirinç tarlaları. Burada kısa bir gezintiden sonra soluğu yerel halkın konakladığı bölgede alıyorum. Alışılagelmişin dışında ekolojik mimarlık örnekleri var etrafta. Yerel halk doğal malzeme kullanma konusunda oldukça tecrübeliymiş. Geceyi bu geleneksel konutlardan birinde geçiriyorum ve artık son günümdeyim. Nusa Penida adasına dalışa gidiyorum. Umarım sevimli Hayalet Vatozlardan birine denk gelebilirim.


MIMARLIK TARIHI

ROMANESK VE ERKEN DÖNEM ÖRNEĞİ

03

PİSA KATEDRALİ

R

omanesk sanat, 9. yüzyıldan 12. yüzyıl ortalarına kadar etkinliğini sürdüren bir sanat akımıdır. İngiltere’de, Romanesk mimarisi tipik olarak M.S. 1066’da Hastings Savaşı’ndan sonra İngiltere’yi işgal eden ve fetheden Normanlarla başlamıştır. William the Conqueror tarafından inşa edilen ilk mimari yapı, Londra’daki Beyaz Kule’dir. Romanesk tarzı ilk kiliseler, İngiliz Adaları’nın kırsal kesiminde inşa edilmiştir. Romanesk, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Avrupa’nın siyasi güce kavuştuğu 10. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Romanesk’in yaygın olduğu dönemde mimarlık popülerdir ve diğer sanat dalları Romanesk mimarlığın zenginliğini arttırmak için kullanılmıştır. Romanesk’in heykel uygulamaları mimariyle iç içe gelişmiştir. Örneğin 11. yüzyılın önemli yapılarından biri olan Fransız gotik mimarisini temsil eden Paris’teki Notre-Dame Katedrali’nin cephesinde çok sayıda kabartma figür bulunur. Bu kabartmalar, yapıya canlılık katar ve dönemin heykel özelliklerini görmemize katkı gösterir. Bunun gibi benzer birçok yapıda Romanesk’i geliştiren, tamamlayan veya zenginleştiren sanat unsurlarına rastlanır. Romanesk, M.S. 800- 1200 yılları arasında Batı dünyasındaki Orta çağ mimarisini tanımlamıştır. Bu dönemde Romanesk mimarisinin ayrılmaz bir parçası olan mozaikler, freskler, heykeller, oymalar ve resimlerdeki sanat üslubu genel olarak “Romanesk sanat” olarak adlandırılır. Romanesk Sanatın Karakteristik Özellikleri

ROMANESK VE

@turkan_morali TÜRKAN MORALI

• •

Mimar

• • • • • • • •

ERKEN

İnşaatlarda taş ve tuğlanın yoğun kullanımı Taş tavanlarda-destek olmak ve süslemek için- Klasik Roma tarzında yuvarlak kemerlerin kullanımı Taş çatıların ağırlığını taşımak ve iç yüksekliği artırmak için çeşitli bölümlerde tonozların kullanımı Yapıların içindeki yüksekliği artırmak için genellikle altı metrelik kalın duvarlar örülmesi Kademeli kemerler içinde büyük giriş kapılarının kullanımı Çan kuleleri Küçük, dar ve az sayıdaki pencereler Latin hacı şeklinde kilise planları Dekorasyon ve destek amaçlı sütunlar Özellikle dini yapılarda sanat ve mimarinin bütünleşmesi

DÖNEM

ÖRNEĞİ

Bazilikalarda binanın ana aksı yönünde uzanan koridorlardan her biri olan nefler, Romanesk mimaride yaygın olarak kullanılmıştır. Bunun yanı sıra transept formları da (bazilika veya kiliselerde kilisenin geniş ve uzun alanını dikey biçimde keserek kuş bakışı bakıldığında haç işareti oluşturan çapraz nefler), Romanesk mimarinin ilk örneklerinde sıkça başvurulan bir uygulamadır.

10


R

İtalya’daki Romanesk Kiliseler

omanesk üslup İtalya’da da kullanılmıştır. Ancak nefin taş tonozla örtülmesi burada çok sık kullanılan bir yöntem değildir. Hatta Pisa’daki etkileyici katedral kompleksleri gibi büyük yapı gruplarında bile bu kullanılmamıştır. Pisa’daki katedral; savaşı takiben 1063-1272 yıllarında inşa edilmiştir, yani Romanesk’in ilk örneklerinden olma özelliği taşımaktadır. Bulunduğu kentin o çağdaki zenginliğini yansıtan Pisa Katedrali işlemelerle, resim,heykel ve kabartmalarla bezenmiştir. Yapımında renkli mermerler kullanılmış ve dış cepheleri de elden geldiğince görkemli yapılmıştır. Çok katlıymış gibi düzenlenen ön cephede, üç büyük giriş kapısının üstünde birbirine kemerlerle bağlanmış sütunlu bir salon bölümü vardır. Yapının ve girişlerin iki yanında gömme sütunlar yapılmış, kapıların üzerleri kemerlerle belirginleştirilmiş ve giriş izlenimini vurgulamıştır. Pisa’nın katedral kompleksi, birbiri üzerinde yer alan dizi dizi dekoratif beyaz mermer arkatla kaplı bir dış yüzeye sahiptir.


Busketo tarafından 1064 yılında inşa edilen katedralin içi de mimari açıdan zengindir. Özellikle mozaiklerle harika bir görünüme kavuşan katedrali, taşla yapılan sanatı göstermektedir. Romanesk’in mimariyi diğer sanat dallarıyla destekleyen tavrını yapının her bölümünde görmek mümkündür. ‘’Pisa Katedrali’nin önemli yapı elemanlarından biri de bronz kapılarıdır. 1180 yılında Pisano tarafından yapılan orijinal kapılar 14. yüzyılda çıkan bir yangınla harap olduktan sonra, yeni kapılar heykeltıraş Giambologna’nın atölyelerinde yapılmışlardır. Kapıların çeşitli hikayeler anlatan rölyefleri bulunmaktadır.’’(1) Katedralin önüne de 1153-1265 arasında vaftiz evi ve 1174-1271 arasında yapılır yapılmaz eğilmeye başlayan ünlü çan kulesi inşa edildi.


Mimari Özellikleri Katedral Toscana’nın en büyük dinsel yapısıdır. Plan şemasına bakılacak olursa beş nefli bazilikayı üç nefli bir transept keser. Yan neflerin üzeri tonozludur, orta nef ise içten düz bir tavanla örtülüdür. Orta nefle çapraz nefin kesişme noktasında elips planlı bir kubbe vardır. Ana nef gibi çapraz nefin uçları da yarım daire planlı apsislerle biter. Pisa Katedrali’nin önünde aynı üslupta, süslü romanesk vaftizhanesi vardır. Sekizgen planlı bu yapıyı bir kubbe örtmektedir. Katedralin az rastlanan bir uygulama olan daire planlı çan kulesi çok ünlüdür. Yapımına 1174’te başlanan kulenin yüksekliğinin 56 metre olması tasarlanmıştır ve fakat temelinin çürük zemin üstünde olması ve dengesiz bir biçimde yerleşmesi nedeniyle sekiz katından üçü tamamlandığında bir yana doğru yatmaya başlamıştır. Çan kulesinin yapımından sorumlu olan Bonnano Pisano bu eğriliği, kalan katların yatık taraftaki yüksekliğini biraz artırarak düzeltmeyi denemiştir fakat bu işlem yükü arttırmış ve kulenin toprağa daha çok batmasına ve daha da eğilmesine yol açmıştır. Mühendisler soruna çözüm ararken, kule inşaatı birçok kez ertelenmiş ve sonunda 14. yüzyılda eğik bir biçimde tamamlanabilmiştir. 20. yüzyılda kulenin temelleri beton enjekte edilerek kuvvetlendirilmiştir. Ama çökme tehlikesi hala önlenememiştir. Kule her yıl biraz daha eğilmektedir. Günümüzde 5.2 metre yana yatık duran kuleyi kurtarmak için çeşitli tasarılar geliştirme çalışmaları devam etmektedir.

13


KEŞIF

ANTALYA’DAN ROMA’YA

04

H

iç tanımadığınız biri veya birileri için karşılıksız bir iş yaptınız mı? Yani gönüllü olarak? Belki de karşılığının ne ölçüde olduğunu bilmediğiniz desek daha doğru olacak. Çünkü birazdan anlatacaklarımın “karşılığı” tam olarak bu. İnsanın kendini keşfetme yolculuğu hiçbir zaman bitmiyor. Bazen bilmeden, bazen de bazı yollara başvurarak kendini keşfediyor. Ben ise çoğunlukla kendini keşfetmek için yeni yollar arayan kişilerdenim. Birçok işi, aktiviteyi denemeye çalışıyorum. Açgözlülük değil, dediğim gibi, kendini keşfetme yolu… Burada Nil Karaibrahimgil’in “Gençliğime Sevgilerimle” adlı yazısında şöyle bir kısım var, paylaşmak istiyorum. “Ne yapmayı sevdiğini bul ve o sevdiğin işi yapabiliyor musun ona bak. Yapamıyorsan boşuna enerjini tüketme yapabilenler yapsın. Yapıyorsan, dünyanın en şanslı insanlarından birisin, dilini ısır kimseye söyleme.” Hadi bakalım keşfetmeye devam.

@yilmaccan YILMAZ CAN ÇIÇEK Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

14

Temmuz ortalarında yaz tatilindeki boşluğumu değerlendirmek için internette gönüllülük projeleri araştırmaya başlamıştım. Aslında aklımda olan köy okullarına kütüphane kurulması veya okulun boyanmasıyla ilgili günübirlik işlerdi. Yozgat’ta bulabilir miyim diye düşünürken, kendimi Türkiye’deki gönüllülük projelerini ararken buluverdim. Burada ise karşıma “TaTuTa (Tarım, Turizm, Takas) ” adlı gönüllülük oluşumu karşıma çıktı. Ve araştırmaya başladım. Siteye altmış TL ödedikten sonra bir yıl boyunca Buğday Derneği’nin organik tarım sertifikalı, Türkiye’nin dört bir yanında yer alan bu çiftliklerde ister gönüllü olarak çalışabilecek ister belirli bir ücret karşılığında konaklayabilecektim.


Üye olduktan sonra çiftlikleri ve yapılan işleri araştırmaya koyuldum. Bu arada kendime birtakım sorular soruyordum. Yeşil bir çiftlik mi olsun, deniz kenarı mı, sıcak bir yer mi, İzmir mi, Antalya mı, Rize mi, Bolu mu? derken Bolu’da yeşillikler içinde, fotoğraflarıyla bile insanın içine huzur dolduran bir çiftliğe mesaj attım. Hangi tarihler arasında gönüllü olarak çalışmak istediğimi, hedef ve beklentilerimi yazdıktan sonra beklemeye koyuldum. Normalde ortalama cevaplama süresi yirmi bir saat olan bu çiftlikten tam dört gün yanıt bekledim. Ve dört günün sonunda hâlâ yanıt gelmeyince başka bir çiftlikte şansımı denemeye karar verdim. Ana sayfada Antalya’nın Elmalı İlçesi Akçaeniş Köyü’ndeki Tanal Ailesi Çiftliği’nin “Acil Gönüllü Aranıyor” çağrısına kulak verdim. Bu arada ana sayfadan hiç kalkmayan bir çağrı bu. Anlayacağınız düştüm. Üzülerek bu kısmı belirtiyorum ki, babaannem ve dedemin köydeki bahçelerine gidip bir veya iki hafta çalışmışlığım yoktur. Bu yüzden olacak ki annem valizimi toplayıp otobüse binene kadar benim tanımadığım insanlarla kalıp, onlar için çalışacağıma inanmıyordu. Tabii ki sonuç onun beklediği gibi olmadı. 23.07.2018 Pazartesi sabahı Antalya Otogarı’nda indim. Daha sonra oradan ilçe minibüsüne, ardından da köye giden halk otobüsüne bindim. Otobüstekilerin yardımıyla tam da çiftlik evinin yanında indim. Geldiğim gibi kendimi tandırdan taze çıkmış, tereyağı ile yağlanmış yufka ekmek yerken buldum. Karnımı doyurduktan sonra hemen saman balyası taşımaya koyuldum. Gönüllülük bekler mi? Beklemez… Şanslı günümdeymişim ki o gün gezme günüymüş. Serdar Abi (çiftlik sahibi) gönüllülerini ve ziyaretçilerini etraftaki şelale, yayla, göl gibi doğal yerleri gezmeye götürüyormuş. Uçarsu Şelalesi, Yeşil Göl, Gömbe derken ilk günümü tamamlamıştım.

15


Alışkın olmadığım için ilk günlerde hem sabah erken kalkmak hem de işler beni biraz yormuştu. Hatta kendimi sorguluyordum. Evde mis gibi dinlenip öğlene kadar yatmak varken derdine ne oldu senin diye. Ama ilerleyen günlerde işlere de, iş yüküne de, köye de alışmıştım. Yeri gelmişken ne işler yaptığımı yazabilirim. Yaptığım tüm işleri sığdırmam mümkün değil ama aklıma gelenleri sıralayabilirim. Ağaçların ve üzümlerin diplerini çapaladım, odun taşıdım, saman balyası taşıdım, eski seradan kalma demirleri taşıdım, koyun güttüm (evin yanında göz kulak oldum diyelim), tarladan kuru ot yükledim, meyve ağaçlarının ve yoncaların sulanmasına yardım ettim. Bunların yanı sıra fazlasıyla köyün ve vaktimin tadını çıkardım. Serpil Abla’nın (eşi) kümesten toplanan taze yumurtalar, taze sağılan süt ve ondan yapılan yoğurtla ve tamamen organik tarım yöntemiyle ürettikleri sebze ve meyvelerle hazırladığı öğünler, Serdar Abi’nin annesi Ayşe Nine’yle sohbetler, çardakta ve damda kitap keyfi, kendine has ev tipolojisiyle köyün sokakları, köy kahvesinde yapılan dondurma, köy düğünü, fazlasıyla merak ettiğim ve deneyimleme şansı bulduğum Alevi kültürü, Serdar Abi’nin ablası Şenbir Abla ve eşi Metin Abi ile çay saatleri, Eren (oğlu) ile mor Toros marka araçla köy çevresinin gezisi… Sonra ilkokul mezunu olmasına rağmen üçüncü sınıftan beri okumayı ve sorgulamayı kendine misyon edinmiş, kendisiyle bilim, felsefe, mantık, sosyoloji, edebiyat vs. konuşabileceğiniz, ülkemizde aydın diye geçinen insanlardan çok daha aydın biri olarak gördüğüm Serdar Abi’mden “Doğa nasıl korunur, doğadaki yerimiz nedir, nasıl mücadele veririz?..” sorularının yanıtlarını hem dinleyerek hem de yaşayarak öğrendim. Onunla ilgili o kadar çok şey yazmak istiyorum ki ama kelimelerim kısıtlı olduğu için araştırmanızı öneriyorum.

16


İki hafta sonunda geriye baktığımda hafızamda tertemiz ve serin köy havası, baktıkça ruhunuzu açan dağ manzarası, samimiyetini unutamayacağım ev halkı, köy halkı, inekler, koyunlar, tavuklar, bağlar, bahçeler, tarlalar canlandırıyorum. En önemlisi de doğayı korumaya gönüllü bir insan gördüğüm için, hâlâ bir umut yeşerttiği için, öğrendiklerimle yeni bir ben olarak dönüyorum. Yazımın başında karşılığının ne ölçüde olduğunu bilemeyeceğimizden bahsetmiştim. İlla ki maddi bir şeyler hayal etmemek gerek. Ben seçimlerimizin zincirin halkaları gibi birbirini tamamladığına inanıyorum. Yani demek istediğim şu an bu satırları Roma’dan yazıyorum. Ve kim derdi ki günün birinde İtalya’ya gideceksin, sonra Roma’da yaşayacaksın. Ve bir Antalyalı biri ile aynı evi paylaşacaksın. Sonra o kişi ile ortak tanıdığınız çıkacak. O kişi de senin çiftliğinde gönüllü olarak çalıştığın, onun ise akrabası olan Serdar Tanal olacak. Gülerdim. Ama gülmedim. Keşfetme yolculuğumda bir kez daha ne güzel adımlar attığım için şükrettim.

17


4. Uluslararası Sürdürülebilir Yapılar Sempozyumu

Bursa Archifest 2019

01

Konu:Birbirinden Heycanlı söyleşiler,etkinlikleriyarışmalar ve atölyeler ile tekrar düzenleniyor. Düzenleyen:Mimarlar Odası Bursa Şubesi Katılım tarihi:18-19 Ekim 2019

İyilik için Tasarla - Çocuklar için Tasarım ve Maker Atölyesi

02 18

Konu: Çocuklar için Tasarım ve Maker Atölyesi.Atölye çalışması sonunda katılımcılar, kendi mobil uygulamalarını geliştirmiş olacak. Düzenleyen: Türkiye Tasarım Vakfı Katılım tarihi:12 Temmuz-9 Ağustos 2019

04

Konu: Sempozyum ile sektörde faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası tüm firmalara kendi ürün ve hizmetlerini tanıtma, yerli-yabancı uzmanlar ve resmi kurum yetkilileriyle bir araya gelme, iş birlikleri oluşturma fırsatı da sunulmuş olacaktır. Düzenleyen: Amerika Mimarlar Enstitüsü Katılım tarihi: 18-20 Temmuz 2019

03 Connect for Creativity - Sanat ve Teknoloji Rezidans Programı Konu: Connect for Creativity kapsamında gerçekleşecek Sanat ve Teknoloji Rezidans Programı ise Türkiye, Birleşik Krallık, Sırbistan ve Yunanistan’dan sanatçıları bir araya getirerek onlara kültürlerarası iş birliği deneyimi kazandırmayı amaçlıyor. Düzenleyen: British Council Katılım tarihi: 7 Ekim-17 Kasım 2019 Son başvuru: 28 Temmuz 2019


ETKINLIK

05

II. Uluslararası Peyzaj Mimarlığı Araştırma Kongresi

05

Konu: Kongre konuları arasında yenilikçi peyzaj tasarımı, peyzaj mimarlığında dijital tasarım, çocuk dostu peyzaj, yaşlı dostu peyzaj, evrensel tasarım, kentsel tarım gibi güncel konuların tartışılması planlanıyor. Düzenleyen: POLIS University Katılım Tarihi:23-24 Ağustos 2019

İstanbul'u Kentsizleştirme

08 Nesin Sanat Köyü 2019 Mimarlık Programı

06

Konu: Farklı disiplinlerden katılımcılar için; mekânsal pratikler üzerine düşünmelerini ve sorgulamalarını sağlamak, grup/ ortak çalışma becerilerini geliştirmek, ortak bir eğitim ve tartışma platformu oluşturmak. Düzenleyen: Nesin Sanat Köyü Katılım Tarihi: 11 Ağustos - 25 Ağustos 2019

Konu: Tasarım Atölyesi Kadıköy'de alışık olunmayan bir yaz okulu yürütülecek. Yaz okulunun teması yeni bir bilim alanı olarak "Kentsizleştirme Tasarımı"dır. Düzenleyen: : Girne Amerikan Üniversitesi, Tasarım Atölyesi Kadıköy (TAK), Kadıköy Belediyesi Katılım tarihi: 24 Haziran-26Temmuz 2019

07 Dreamscapes: Hypercritical Dissections in Space // Rüya Manzaraları: Boşlukta Hiperkritik Teşrihler Konu: Bahar Avanoğlu, Beril Gür ve Avşar Gürpınar’ın düzenlediği; Bilgi Mimarlık, İç Mimarlık ve Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü öğrencilerinin çalışmalarının yer alacağı sergi, 18 Temmuz’a kadar Studio-X Istanbul’da ziyaret edilebilir. Düzenleyen: Beril Gür ve Avşar Gürpınar Katılım tarihi: 5-18 Temmuz 2019 19


BIR PROJE BIR MIMAR

Kanakların Kimliği: Jean-Marie Tjibaou Kültür Merkezi

06

R @zsenasancak Zeynep Sena SANCAK Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

20

enzo Piano 14 Eylül 1937’de Cenova’da dünyaya gelmiştir. İnşaat ile uğraşan bir ailenin oğludur. Mimarlık eğitimini Milano Politeknik Üniversitesi’nde tamamlayıp, 1964 yılında buradan mezun olmuştur. Mezun olduktan sonra hafif strüktürler ve basit üst örtüler üzerine çalışmaya başladı. 1967-70 yılları arasında İngiltere ve Amerika’ya yaptığı geziler ile mesleki deneyimini geliştirmiştir. Mesleki dağarcığının gelişmesinde Louis Khan, Makowski, Jean Prouve gibi isimlerin etkisi büyük olmuştur. İlk kişisel tasarımı, IPE firması için yaptığı fabrika binası olmuştur. 1971 yılında Richard Rogers’la beraber Paris’te bulunan Pompidou Kültür Merkezi Proje Yarışması’nı kazanmasıyla ünü İtalya sınırlarını aşmıştır. Renzo Piano, mimarlık hayatı boyunca farkı ölçeklerde ve farklı yapım teknikleriyle eserler üretmiştir ve her eserin bağlamındaki sorunlara çözümler getirmiştir. Bu açıdan Renzo Piano’nun eserlerinde proje özne haline gelir. 1998 yılında aldığı Pritzker Ödülü’nün yanı sıra 1995 yılında Praemium Imperiale Mimarlık Ödülü’ne, 2008 yılında ise Amerika Mimarlar Enstitüsü Altın Madalya’nın da dahil olduğu pek çok ödüle layık görüldü.


“Tarz, kendinizi içine kilitlediğiniz altın bir kafes gibidir. Her yeni bir projeye kendimi coşkuyla ve özgürce vermek yerine, umutsuzca bir ‘Piano binası’ tasarlama yolu mu aramalıyım? Mimarlığın güzel yanlarından biri, her projede hayatın baştan başlıyor gibi olmasıdır. Sadece tanınmayı kendinize dert ediyorsanız, büyük bir yanlış yapıyorsunuz. Bu mimarlığın ruhuna aykırıdır. ‘Tarz’ kelimesini sevmiyorum ama tutarlılık kesinlikle aradığım bir şey.” [1]

21


Kanakların Kimliği

Piano mimariyi, toplumlar için yer inşa eden bir sanat olarak tanımlamış ve her mimarinin hikâye anlatma sanatı olduğunu savunmuştur. Eserlerinin özünü ‘’güzel bir yer’’ oluşturma düşüncesi oluşturur. Mesleki altyapısını oluştururken, birçok isim ve akımdan etkilenmiştir, kendi tanımlamasıyla bunlardan ‘’biraz sır çalmıştır’’. Piano’nun etkilendiği akımların başında Hi-Tech mimari gelir. Bu akımdan etkilenmesinin sebebi ise mimar Franco Albini olmuştur. Albini’nin farklı malzeme kullanımından ve detay çözümlerinden etkilenen Piano, Politeknik Üniversitesi’ne geçiş yapınca, Milano’da iki yıl boyunca Albini ile çalışma fırsatı yakalamıştır. [2] Daha sonra Jean Prouve ile tanışmıştır. Jean Prouve, demir işleme üzerine eğitim almış bir tasarımcı ve mimardır. Sanat tarihi profesörü Hal Foster, Prouve’un şimdilerde Piano ile özdeşleştirilen bir özelliğe “geleneksel olan ile teknolojik olan arasında yumuşak bileşimler yaratmak’’ konusunda bir inceliğe sahip olduğunu söylemektedir [3]. Piano’yu Prouve hakkında en çok etkileyen şey, bir kalemi taşıyabilecek dayanıklılığa sahip kâğıttan bir köprü yapması gibi el becerilerini aklıyla birleştirerek basit ve hızlı çözümler üretmesi olmuştur [2]. Renzo Piano teknolojiye ve malzemeye büyük ilgi gösterse de standardize edilmiş birleşimlerden kaçınmıştır. Çünkü standartların aynı sonuç ürüne getireceğine inanıyordu.

22

Piano’yu etkileyen bir diğer isim ise Makowski olmuştur. Kendisine yaptığı ilk ofiste (Studio Piano-1968) şeffaf çatı ve uzay kafes sistemini Makowski’den öğrendikleriyle gerçekleştirmiştir [2]. Renzo Piano’nun mesleki hayatındaki ilk eserleri, farklı malzeme ve yapım tekniklerini denemek üzerine yapılmış, mekânın esnekliğini yansıtmaya çalışan, şeffaflık ve hafiflik arayışında olan projelerdir. Piano bu yapılarda, mimarinin karmaşıklığı kadar strüktür ve fonksiyon arasındaki ilişkiyi de çözmeye çalışmıştır [4]. Renzo Piano tasarımlarının uluslararası arenada yer bulması 1970’lerde, küreselleşme kavramının yaygınlaşmasıyla birlikte olmuştur. 1980’lerin ikinci yarısından itibaren Piano, farklı kent ve ülkelerde ikon yapılar tasarlamıştır. Jean-Marie Tjibaou Kültür Merkezi, Piano’nun malzemeyi etkin kullanarak tasarladığı eserlerden sadece biri. Yapı 1998 yılında, Yeni Kaledonya’da inşa edilmiştir. Yeni Kaledonya, Güney Pasifik’te Avustralya’nın doğu kıyısı açıklarında bulunmaktadır. Yerli halkı Kanaklardır. Kanak halkının kültürünü dünyaya tanıtmak amacıyla bir kültür merkezi tasarımı yarışması açılmıştır ve gelen proje önerileri arasından Renzo Piano’nun tasarımının uygulanmasına karar verilmiştir Piano tasarımını yaparken Kanaklar’ın yerel köylerinden ve inşaat tekniklerinden esinlenerek, bu bilgileri günün teknolojisi ile birleştirmiştir.

Oluşturduğu mimariyle dünyanın ilgisini bu bölgeye çekmeyi başarmıştır. Kültür merkezinin adını aldığı Jean-Marie Tjibaou, uzun yıllar sömürge altında olan Kanak halkı için bağımsızlık hareketinin lideridir. Geleneksele dönmek bir rüya… Hiçbir halk buna erişemedi. Bir kimlik, bir model için arayış, inanıyorum ki önümüzde… Kimliğimiz, istikbalimizde yer alıyor. Jean-Marie Tjibaou Tjibaou’nun anısına yapılacak olan bu kültür merkezinin Kanak halkının kimliğini gelecek nesillere aktarmak açısından önemi büyüktür. Renzo Piano yerel halkın kültürünü tanımak adına birçok kaynağa başvurmuştur. Topladığı bilgiler sonucunda Kanak halkının doğayla olan bağından ve inşa yeteneklerinden oldukça etkilenen Piano, tasarladığı yapıda modern ile gelenekseli harmanlamıştır. Tasarım alanı olan Tina Yarımadası’nda farklı boyutlarda, Cases adını verdiği on adet dairesel pavyon tasarlamış ve Kanakların‘‘ tören yolunu’’ temsil eden bir koridor ile bunları birbirine bağlamıştır. Caseslerin strüktürlerini ve fonksiyonlarını sosyo-kültürel faktörler oldukça etkilemiştir. Kanak kabilelerindeki hiyerarşik düzeni sembolize etmek üzere Piano pavyonları 20, 22 ve 28 metre olmak üzere farklı yüksekliklerde düzenlemiştir.


Mimar, ayrıca kabuklara daha geniş açılı bir form vererek hem yöresel kulübelerle benzerliği azaltmış, hem de Kanak kültürünün bastırılmışlığa dirençli ve gelişime açık oluşunu simgesel olarak ifade etmiştir [5]. Tjibaou Kültür Merkezi, Piano’nun “köy” adı verdiği üç bölüme ayrılmıştır. Her bir köy farklı bir fonksiyona hizmet etmektedir. İlk köyde 400 kişilik bir oditoryum ve Okyanusya kültürünü anlatan bir müze bulunmaktadır. İkinci köyde kütüphane ve görsel-işitsel salonlar, üçüncü köyde ise dans, resim, heykel ve müzik atölyeleri bulunmaktadır. Yapının arkasında ise sergi ve etkinlik hacimleri olarak kullanılacak halka açık alanlardan oluşan bir bant ve Kanak kültüründe mistik anlamlar taşıyan bazı yerel bitkilerin ziyaretçilere tanıtıldığı yarım adanın çevresi boyunca devam eden bir gezi yolu bulunuyor. Tjibaou Kültür Merkezi, 8 dönümlük bir parkta 8188 m² kapalı alan olarak inşa edilmiş. Her bir Cases’i inşa etmek için 300 m³ ahşap ve 5 ton paslanmaz çelik kullanılmıştır. Tüm kompleks bilgisayarlarca yönetilen iklimlendirme sistemiyle havalandırılıyor ve bazı mekanlar gelişmiş multimedya cihazlarıyla donanımlıdır. Gösteriler için biri kapalı ve 400 kişilik, ikisi açık alanda ve sırasıyla 1000 ve 2000 kişi alabilen üç tiyatrosu vardır. Piano: “Kanak mimarlığının temel elemanlarından birinin inşa sürecinin kendisi olduğunu fark ettim. Evi inşa etmek, bitmiş ev kadar önemliydi. Buradan ‘tamamlanmamış inşaat’ konseptini geliştirmeye başladım.” [6] Piano’nun geliştirdiği yapılar, geleneksel Kanak inşaatına atıfta bulunan eğrisel forma sahiptir. Ancak, Kanakların geleneksel bitki örme tekniğiyle yaptıkları kabuk yerine, Piano kendi strüktürlerinde cam, alüminyum, çelik gibi çağdaş malzemelerle yerel iroko ahşabını birleştirmiştir. Mimar, geleneksel formu da soyutlayarak, modern teknolojinin imkânlarıyla farklı bir strüktür ortaya çıkarmıştır [7]. Piano tasarladığı kültür merkeziyle sosyal sürdürülebilirliğin yanında ekolojik sürdürülebilirliğe de önem vermiştir. Casesler hâkim rüzgârı karşılamakta ve hava ahşap latalar arasında dolaşmaktadır. İklimlendirme rüzgârın yoğunluğuna göre açılıp kapanan bir pasif havalandırma sistemiyle kontrol edilmektedir. Bu nedenle mekanik bir havalandırmaya ihtiyaç duyulmamaktadır. Tjibaou Kültür Merkezi, Piano’nun gelenek ile çağdaş arasında hassas bir denge kurduğu, Kanakların kimliğini tüm dünyaya tanıtan ikonik bir yapı haline gelmiştir.

23


MIMARLIK

BJARKE INGELS: RÜYALARI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK

07

“Dünyayı, yaşamak istediğimiz biçime sığdırmak, özellikle nasıl yaşamak istediğimizi bilmiyorsak, oldukça zor bir iştir. Çoğu insan için yaşam sevgi dolu bir eş, iyi bir iş ve belki de çocuklar hakkında bir şeyler olur, ama gerçekten nasıl yaşamak istediğimizi biliyor muyuz?”

G

@betulbakir BETÜL BAKIR Mimar

24

enç yaşta dünyaca ünlü mimarlar arasında yer almış Danimarkalı mimar Bjarke Ingels. Günümüzün en başarılı mimarları arasında gösterilen Ingels’ın tasarladığı yapılarda sinematografik etki olduğunu ve çok iyi kurgulanmış tasarımlarının her bir açısının ayrı bir film sahnesini andırdığını söylemek mümkün. Inception filminin kurgusundan ve altyapısından etkilenen Ingels, filmdeki fantastik dünyanın mimari ile gerçek dünyaya uyarlanabileceğini ve insanların hayallerindeki mekanlarda yaşam bulmasının mümkün olduğunu düşünüyor. Yarattığı bu fanstastik görünümlü yapıların temelinde basit düşünceler ve insan odaklı fikirler yer alıyor. Kendine özgü sunum teknikleri, diyagramatik yaklaşımları ile tasarımlarını daha ilgi çekici ve eğlenceli hale getirmeyi başaran mimar tasarımlarındaki ayrıntılarının büyük resmi odak haline getirdiğini söylüyor.


Onlarca ödül alan Bjarke Ingels, 2005 yılında kurmuş olduğu BIG (Bjarke Ingels Group) ile bilginin tasarımı ilkesini savunuyor. Tasarımın bilgiden doğduğunu ve iyi bir analizle şekillendiğini belirten mimar sayısız konferans ve eğitim videoları ile gençlerle buluşup tecrübelerini ve düşüncelerini genç mimarlara aktarmaktan çekinmiyor. Kopenhag ve New York’taki iki ofisi, dünyanın her yerinden profesyonelleri bir araya getirerek, kültürel alışverişi tasarımda bir servet kaynağı olarak tanıtıyor. Ayrıca Ingels, Rice Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde ve Columbia Üniversitesi Mimarlık, Planlama ve Koruma Enstitüsü’nde ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor.


Her ne kadar tasarımları ülkesinde çok iddalı bulunup aşırı olarak adlandırılsa da Ingels, Kopenhag şehir mimarisini tanımlayan ögeleri oluşturmanın geleneksel yapıları tekrarlamaktan çok bulunduğumuz çağın teknolojisini kullanarak maksimum fayda sağlayan ve hayranlık uyandıran yapılar tasarlamaktan geçtiğini vurguluyor. Mimari kariyerinden önce çizgi roman yazarı olmak isteyen Ingels, görüş ve deneyimlerini karikatürize ettiği “Yes is More” adlı kitabını 2010 yılında yayımladı. Bu kitapta ki “Evet” söyleminin bireysel bir söylemden çok toplum adına söylenmesi gerektiğini, toplumun sınırlamalarına karşın hayır demek yerine ekonomik ve ekolojik gelişmelere bağlı yeni yollar bularak evet demek ve maksimize etmenin BIG adına asıl hedefleri olduğunu söylüyor. Ingels, mimarlığın toplumu değiştirmedeki rolünü ise şöyle açıklıyor: “Mimarlar modası geçmiş kalıntılara uyum sağlamak için kendilerini zorlamak yerine geçmişten referanslar alıp asıl yaşamak istediğimiz mekanları oluşturabilmeliler.” (Yes, is more, 2010) ‘Hedonistik Sürdürülebilirlik’ adını verdiği tasarım anlayışında ise çağdaş yaşamın sürekli gelişerek değiştiğini ve dikkatli bir analizle tasarlanan yapıların maksimum fayda sağlayarak yaşam standartlarının arttırılabileceğini tasarımlarıyla gösteriyor. Bu konuda siyaset ile mimariyi karşılaştırarak “Bence siyaset, vatandaşların taleplerini, isteklerini ve kaygılarını dinlemeye ve bu toplu kaygıları temsil yoluyla siyasal gerçeğe dönüştürmeye çalışmanın bir sürecidir; çok benzer bir şekilde, daha gizli bir şekilde mimarlık, vatandaşların kaygılarını ve taleplerini karşılamakla ilgilenmektedir. Bu yüzden mimarlar olarak, şehirlerimizin ve binalarımızın, yaşamak istediğimiz şekilde ve aynı zamanda politikacıların yapması gereken ideal bir dünyada uygun olmalarını sağlama konusundaki ortak çabaları sürekli olarak koordine etmeye çalışıyoruz. Dünyayı, yaşamak istediğimiz biçime sığdırmak, özellikle nasıl yaşamak istediğimizi bilmiyorsak, oldukça zor bir iştir. Çoğu insan için yaşam sevgi dolu bir eş, iyi bir iş ve belki de çocuklar hakkında bir şeyler olur, ama gerçekten nasıl yaşamak istediğimizi biliyor muyuz?” diyor. Bjarke Ingels bir başka görüşü ise mimarlığın herkes için olması ve yalnızca özel bir gruba hitap etmemesi gerektiğidir. Tasarımlar izole edilmiş bir sanat formu olarak varolmaktan çok topluma yararlı işler ortaya koyabilmelidir.

26


PRAGMATİK VE ÜTOPİK MİMARİ: Mountain Dwellings ‘Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek’ pratik olarak nasıl uygulanabilir? Bjarke Ingels ütopik ve pragmatik olarak tanımladığı başlığın altında farklı ve hayran bırakan yaşam alanları ile kullanıcıların maksimum verim alabileceği tasarımları göze çarpıyor. Tasarımlar ütopik görünüyor ve uyumsuz unsurların radikal bir şekilde birleşiyor fakat aynı zamanda günlük hayatın ayrılmaz bir parçasını oluşturuyorlar. Bu tasarımlardan biri olan “Mountain Dwelling”i kentsel blok olarak adlandırabiliriz. Mountain Dwelling daha önce yapılan VM House’un ikinci dalgasıdır. Basit olarak üst üste dizili konutlar ve arkasında otopark fikrinden yola çıksada her konuta eşit fayda sağlanması için güneye eğim üzerine konutlar terasları ile yerleştirilmiş eğimin diğer yönünde ise otoparka yer verilmiştir. Bu şekilde park yeri ve konut simbiyotik bir ilişki içerisindedir. Yapı bir dağı andırmakla kalmayıp doğal unsurların sağladığı faydaları referans alır. Konut alanı çatı bahçeleri, değişen mevsimlere göre karakter değiştiren bitkilerden oluşan bir teras ve bahçeden oluşmaktadır. Ayrıca çatı bahçelerini koruyan devasa bir sulama sistemine sahiptir. Daireyi ve bahçeyi birbirinden ayıran tek şey, hafif ve temiz hava sağlamak için sürgülü kapılı cam bir cephedir. Otopark alanı ise alışılmışın dışında rengarenk ve aydınlık alanlar sunar. Geceleri cepheler içeriden aydınlatılır park alanı negatif bir fotoğraf olarak görünür.

27


3 BOYUTLU MAHALLE: 8 House Konut ve ticaret alanları ile sosyal yaşantıyı birleştirirek insanların birbirleriyle olan etkileşimini arttıran bir proje 8 House. Kentsel ısı adası etkisini azaltmak, projeye görsel kimlik kazandırmak ve onu güneye bitişik tarlalara bağlamak için stratejik olarak yerleştirilen yeşil çatı altında 150 tane konut ve yol seviyesinden çatı katına kadar ulaşabilen bisiklet yolu ile 8 house sürekli işleyen küçük bir köy gibi. Ticari bölümler tabanda yer alırken daireler ise onların üzerinde konumlanıyor böylece konutlar manzara ve çevrenin tadına varırken ofisler ise cadde hayatına karışabiliyor. Bjarke Ingels 8 House’u toplum duygusuna dayanan bir yaşamı şaşırtan ve isteyen yaratıcı, deneysel mimari olarak adlandırıyor. “8 House, mimari bir objeden ziyade üç boyutlu bir mahalle. 150 sıra evden oluşan bir sokak tüm blok boyunca uzanıyor ve sokak seviyesinden yukarı ve aşağı doğru tüm yolu çeviriyor. Sosyal hayatın, spontan karşılaşma ve komşu etkileşiminin geleneksel olarak zemin seviyesine getirildiği yerlerde, 8 House, en üste kadar genişlemesine izin veriyor. ” (Bjarke Ingels, Kurucu Ortak, BIG.)

28


GEÇMİŞİ UNUTMAYARAK GELECEĞİ TASARLAMAK: Two World Trade Center 21st Century Fox ve News Corp Manhattan’da yer alan arazileri için Ingels’tan bir kule tasarlamalarını istediler. Böylece gökdelenlerin tekdüze, monochrome geçmişine BIG yeni bir renk katmış oldu. Proje basitçe üst üstte istiflenmiş yedi kutudan oluşuyor. Bjarke Ingels yapının bulunduğu çevreyi dikkate alarak ve Libeskind’ın daha önce çevresi için ön gördüğü plana bağlı kalarak tasarım gerçekleştirdi. Alışılmış modernist gökdelen yapıları ile tarihi yapı örtüsünün karması olarak yeni bir tasarım anlayışı ortaya çıktı. Medya şirketleri için tasarlanan yapıda her bir hacim farklı amaçlara hizmet etmekte her bir blok için teras ve kat bahçeleri bulunuyor. Ayrıca içinde bulunan basketbol sahaları, koşu parkuru, kafeterya ve gösterim odaları gibi farklı bölümler ve olanaklar arasındaki bağlantıyı geliştiriyor. 2020 yılında gökdelenin açılması bekleniyor.

29


TEKNOLOJI

08

@alitavlasoglu www.dorduncu-duvar.com

ALI TAVLAŞOĞLU İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

30

https://geniebelt.com/blog/bim-maturity-levels?utm_content=buffer52ea3&utm_medium=social&utm_source=pinterest.com&utm_campaign=buffer


http://www.asiagreenbuildings.com/13571/world-building-information-modeling-bim-market-opportunities-forecasts-2015-2022/

31


https://www.indiamart.com/proddetail/building-information-modeling-16781922988.html

http://turkiyedebimzamani.com/

32


: https://damassets.autodesk.net/content/dam/autodesk/www/campaigns/emea/docs/architecture-services-infographic-bim-myths-en-tr.PDF

33


HABER

09

Opera’nın Hayaleti: Bir Mimarlık Tarihi Grafik Romanı Ankara Sergievi ve mimarı Şevki Balmumcu’nun öyküsü, Umut Şumnu ve Onur Kutluoğlu tarafından bir grafik roman olarak projelendirildi. Umut Şumnu ve Onur Kutluoğlu’nun hikayeleştirdiği ve Kutluoğlu’nun çizdiği “Opera’nın Hayaleti: Bir Mimarlık Tarihi Grafik Romanı”, önümüzdeki sonbaharda yayınlanacaktır.

1 2

https://xxi.com.tr/i/operanin-hayaleti-bir-mimarlik-tarihi-grafik-romani

“Mimari Tasarım Analizden Sunuma- Mimarlık Öğrencisi Rehberi” Raflarda Dergimizin yazarlarından Mohamed Ahmed Abdellatif (Tifa)’in Mimari Tasarım Analizden Sunuma-Mimarlık Öğrencisi Rehberi isimli yazdığı kitap raflarda. Kitabın önsözünden:

“Müziği kavrayabilmek için nasıl oluştuğunu, hangi duyguları içerdiğini öğrenmemiz gerekir, bir dili öğrenmek için ise kelimelerini ve dil bilgisini öğrenmek gerekir. Matematik öğrenmek için sayılarla nasıl başa çıkacağımızı bilmeliyiz. Mimaride de aynı şey geçerli. Öğreneceğimiz bir sürü şey var, mesela çocuklar dil öğrenirken kendi cümlelerini oluşturmak için çok kelime öğrenmeye ve bu kelimeleri ezberlemeye çalışırlar. Mimarlıkta da bu aynıdır; kendi düşüncemizi geliştirmeye yardımcı olabilecek birçok mimari fikir, konsept ve proje toplamamız gerekir. Ancak dediğim gibi Mimarlık pratik yapmaktır. İstediğiniz kadar okuyun, analiz edin, görün, yine de potansiyelinizi gerçek anlamıyla kavramak için pratik yapmanız gerekir. Bu aynı dil öğrenmek gibidir. Pratik yapmadan konuşamazsınız.” Kitaba Ulaşmak İçin: https://www.dr.com.tr/Kitap/Mimarlik-Ogrencisi-Rehberi/Sanat-Tasarim/Mimari/ urunno=0001805254001

34

Bina ilk orijinalinde Türk mimar Şevki Balmumcu tarafından bir sergi merkezi olarak inşa edildi. Yapı daha sonra Alman mimar Paul Bonatz tarafından bir opera sahnesine dönüştürüldü.Hatta bu dönüştürülme sürecinde Şevki Balmumcu’nun hayatta olması ve Balmumcu’ya bu süreçte yer verilmemesinden dolayı mimarın üzücü bir şekilde etkilendiği biliniyor.


3 4 5

ODUNPAZARI MODERN MÜZE EYLÜL’DE KAPILARINI AÇIYOR Unesco Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Odunpazarı Bölgesi’nde dünyaca tanınan Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma and Associates’ın(KAA) imzasını taşıyan Odunpazarı Modern Müze, 7 Eylülde gerçekleşecek açılışın ardından 8 Eylül’de kapılarını tüm sanatseverlere açacak.

http://polimeks.com/tr/buildingdetail/73/7/odunpazari-modern-muze-omm

Odunpazarı sivil mimarisinden esinlenerek tasarlanan müze atölye alanları, kafe, müzik dükkânı, sergileme alanları ile 4500 metrekarelik bir sanat alanı oluşturuyor. Ahşap yapı sistemi ve dinamik yapısıyla bölgenin odak noktası ve kamusal toplanma merkezi olması öngörülüyor. Tasarımda kullanılan bambu ise eserleriyle tanınan Tanabe imzası taşıyor. Müzenin ilk sergisinde ise Erol Tabanca Koleksiyonu’ndan bir seçki sunulacak.

‘En İyi Sürdürülebilir Konut’ Projesi: HEP İSTANBUL Tekfen Gayrimenkul tarafından çevre dostu bir proje olarak hayata geçirilen, CM Mimarlık tarafından tasarlanan HEP İstanbul, bu yıl Amerika’da düzenlenen ISBS2019 Sustainability Award - En İyi Sürdürülebilir Uygulamalar Yarışması’nda “ Sürdürülebilir Yapı – Konut Kategorisinde” birinci seçildi.

http://www.yapi.com.tr/haberler/hep-istanbul-en-iyi-surdurulebilir-konut-projesi-secildi_173567.html

Tekfen Gayrimenkul tarafından çevre dostu diye adlandırılan Hep İstanbul projesi kaliteli ve iyi yaşam konseptinin gerekliklerini içine alan bir projedir. Aile yaşamını ve çocukların merkeze konumlandırıldığı projede sosyal ve peyzaj alanların geniş yer ayrılmıştır.

I.M.PEİ HAYATA VEDA ETTİ Modern mimarlığın önemli isimlerinden, 1989 yılında Paris’te cam-çelik tasarımını uyguladığı piramit Louvre Müze’siyle tanıdığımız çinli-amerikalı mimar Leoh Ming Pei (I.M.Pei) 102 yaşında hayata gözlerini yumdu. I.M.Pei’nin önemli eserleri arasında Çin Bankası(Hong Kong), John F.Kennedy Kütüphanesi(Boston), İslam Sanatları Müzesi (Doha) yer alıyor.

https://www.nybooks.com/daily/2019/05/24/i-m-pei-establishment-modernism-lite/

35


RÖPORTAJ

U S TA S I N D A N MİMARLIK SUNAY ERDEM

“1971’de Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde doğan Sunay Erdem 1989’da Türkiye’ye göç etti. 1995 yılında Ankara Üniversitesi’nden Peyzaj Mimarı olarak mezun oldu. 1998 yılında kardeşi mimar Günay Erdem ile beraber Erdem Mimarlar’ı kurdular. Sunay Erdem yurtiçi ve yurtdışında, birçok kentsel tasarım projeleri gerçekleştirdi. Reykjavik, Vancouver, La Spezia, Riverton, Orlando, New York, San Francisco, Musul ve Nogales’te açılan uluslararası mimarlık yarışmalarında birincilik ödülleri aldı. Türkiye ve dünya genelinde 5 kıtada 50’den fazla ülkede proje geliştirip 50’den fazla ödülü bulunmaktadır. Mimarlıkta geleneksel olan serbest el sunumunu nadir kullananlardan olan Sunay Erdem’in 1992-2018 yılları arasında 800’e yakın çizdiği serbest el skeçleri ve perspektifleri bulunmaktadır.” (www.arkitera.com’dan derlenmiştir.)

U

luslararası tanınan, birçok projeye katılmış ve birçok ödül almış bir ekip olarak bu sürece gelene kadar yaşadığınız kritik noktaları bize anlatabilir misiniz?

10 SAFİRE TUBA ÜNAL ASLI FİKRİYE ÇAKIR ZELAL GEÇMEZ Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencileri

36

Katıldığımız ilk 13 Uluslararası yarışmadan ödül alamadık ama pes etmedik. Ödül kazanmak ya da kazanmamak sadece bir sonuçtur. Bu sonucu da jüri üyeleri belirliyor. Farklı jüriler farklı sonuçlar doğurur. Dolayısıyla olayın sadece ödül kısmıyla ilgilenmemek lazımdır. İlk yıllarda esas olan tecrübe kazanmaktır, kendi seviyeni belirlemek, ilerleyeceğin yolu seçmek ve geliştirmek. Biz de bunu yaptık, her yarışmadan sonra tüm projeleri inceledik ve hangi noktada olduğumuzu gördük. Zamanla başarı kendiliğinden geldi.

1


2

Projelerinizi tasarlarken ilk aşamada nelere dikkat edersiniz? Her proje kendi özelinde farklıdır, dolayısıyla standart bir proje başlangıcı sürecimiz olmaz. Yani öyle oturup her zaman hemen eskiz çalışmaları yapmayız. Önce projede çözmemiz gereken sorun varsa onu saptamaya çalışırız, her proje sorun çözmek değildir. Kentsel tasarım projeleri ağırlıkta sorun çözülen projelerdir, kentte bir sorunlu alan vardır ve siz onu çözersiniz. Ama bir konut projesi, ticari proje, kamusal, kültürel projeler sorun çözmemizi gerektiren projeler değildir, bunlar mevcut alana değer katan projelerdir. O yüzden ilk aşamada neyle karşı karşıya olduğumuza bakarız. Bolca beyin jimnastiği yaparız sonra eskize başlarız. Bol bol eskiz çalışmaları olmaz bizde, eskizi kafamızda yapar bozarız, belli bir düşünce olgunlaşınca kâğıda dökeriz.

3

Kendinizi ispatladığınızı düşündüğünüz ilk proje hangisidir? Henüz o projeyi yaptığımızı düşünmüyorum. Yarışma süresinde umutsuzluğa kapıldığınızda sizi projeye bağlayan motivasyonunuz nelerdir? Umutsuzluğa hiçbir zaman kapılmayız. Motivasyonumuz her zaman yüksektir. Çünkü yarışma bir hobi gibidir bizim için. Hobimiz gibi görünce de bir iş yükü gibi olmuyor; mesai kovalamıyoruz, yorulmuyoruz. Akşam olsun da işten çıksak bir yere gitsek, eğlensek demiyoruz çünkü biz projeyi çizerken eğleniyoruz.

4 37


5

Güvendiğiniz ve gerçekleştirilmesi gerektiğini düşündüğünüz ama dereceye giremeyen bir projeniz var mı? Çok. İlk aklıma gelen Porto şehri için tasarladığımız bir proje vardı. Kargoda kayboldu, yani kargo şirketi projemizi yarışma organizasyonuna iletilemedi. Bir buçuk ay çalışmıştık, çok iddialı bir projeydi. Şu anda öğrencilerin en büyük problemi nasıl başlayacağını bilememektir. Siz bu sürece nasıl başladınız? Öğrencilere genel olarak önerileriniz nelerdir? Nasıl başlayacağını bilememek kötü bir şey değildir. Aslında iyi bir şey, demek ki kafa yoruyorsun. Dert ediniyorsun buraya ne yapayım. Kötü olan; kalemi eline almak hemen eskizi bilinçsizce yapmaktır. Süreci yukarda belirttim, bol bol beyin jimnastiği yapmak ve düşünmek lazım, en azından ben böyle yapıyorum.

7

6

Projelerini takip ettiğiniz ve örnek aldığınız biri var mı? Türkay Ateş! Örnek aldığım tek kişi, yanında yetiştim ve 25 sene hiç irtibatımı kesmedim. Usta çırak ilişkisine inanırım. Okulda teorik bilgileri alırsınız, ama bunları pratiğe dökmek bambaşka bir süreç. Benim şansım öğrencilik yıllarımdan beri pratiğin içinde de olmam, 2. sınıf öğrencisiyken Türkay Hocanın bürosunda çalışmaya başladım ve benim için esas okul orası oldu. Proje sunumlarınızda neden el eskizleri ve sulu boya tekniği ile çalışmayı tercih ediyorsunuz? Çünkü kendimi en iyi böyle ifade edebiliyorum. Bilgisayar destekli sunumlar belli kalıplarda kalır, fotogerçekçidir, yapay filtreler ile bunu çeşitlendirebiliyorsunuz, ama çizgi hiçbir zaman sana ait olmuyor, çizgiyi makine belirliyor. Bilgisayarda yaptığın mükemmele ötesi bir perspektifi, dünyanın dört bir yanında binlerce kişi aynısını yapabilir. Ama el çizimi kişiye özgündür, benzersizdir, tektir. El çizimlerin sıcaklığı var, sana aittir, aracı kullanmadan (klavye, mouse) beyninden çıkan fikri elinle kâğıda döküyorsun, bu hoşuma gidiyor ve elle çizim yapmaktan vazgeçmeyi düşünmüyorum.

38

8


10

9

11

Dünyanın farklı coğrafyalarında proje yapmak zor olmuyor mu? Hayır, tam tersi heyecanlı, eğlenceli, eğitici ve öğretici. Öncelikle farklı kültür tanıyorsunuz, sonra onu öğreniyorsunuz ve böylelikle zenginleşiyorsunuz. Esas ödül bu bence! Siz doğal çevreyi korumayı mı doğal çevreye şekil vermeyi mi tercih ediyorsunuz? Doğal çevreyi korumaya! Zaten doğa en doğrusunu yapar, biz insanlar bozarız. Doğal çevrede sadece zedelenmiş dokuyu onarmayı tercih ediyoruz. Yeşil Bursa’nın isminin anlamını gittikçe kaybettiğini görüyoruz. Sizce bunu engellemek için mimari anlamda neler yapılabilir? Bursa’nın tarihi geçmişine saygı duymamız yeterli bence. Yeşili, tarihi bozmadan korursak yeterli olur.

39


MIMARLIK

ÇIRAKLIK KALFALIK

USTALIK ESERLERİYLE SİNAN

11 SELİMİYE CAMİİ

@nrllhcntrk Nurullah CANTÜRK Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

M

imar Sinan 16. yüzyılda yaşamış ve yapıtlarıyla Osmanlı Devleti’nin yükselme dönemini ete kemiğe büründürmüş büyük bir aydındır. Dönemin teknolojik imkânlarını zekâsıyla birleştirerek birçok anıtsal yapı meydana getirmiştir. Cafer Efendi, Evliya Çelebi, J. Von Hammer gibi tarihçi yazarların yapıtlarında yer almış ve deyimi yerindeyse efsaneleştirilmiş biridir. Öyle ki Evliya Çelebi, Sinan’ın 170 yaşına kadar yaşadığından söz etmektedir. Aslında bu efsaneleştirmeyi hoş görmek gerekir. Çünkü yaptığı yapılarla neredeyse parmak ısırtmış ve yeni bir mimari anlayış ortaya getirmiştir.

40


SÜLEYMANİYE CAMİİ

MIMAR Sadece bir kaynaktan beslendiği söylenemez Sinan’ın. Çünkü hiçbir yapıtı belirli tekil biçimlerin bir toplamında ibaret değildir. Yapıtı var eden şey, biçimlerin belirli ilke ve kurallar doğrultusunda bir araya getirilmesidir1. Örneğin bir Türk-İslam mimarisi olmasına karşın Osmanlı su dağıtım şebekesi neredeyse Roma sisteminin aynısıdır. Ya da daha göz önünde olan II. Selim Türbesi’ne bakalım. Cephelerinde görülen sahte derzleme Antik duvar örgüsünün bir yansımasıdır. Aynı yapının çift kabuklu olması Türk-İslam kültüründe olmadığı gibi Geç Antik-Erken Hristiyan yapı tipinde bulunmaktadır. Ama İslam kültüründe bilginin önemi açıktır. Hadislerle desteklenen bilgi anlayışı, bilginin kimden ya da nerden geldiğinin önemsiz olduğunu söyler2. Önemli olan bilgini doğruluğu ve yararıdır. Dolasıyla ortalıkta yararlanılacak bir şey varsa bunun Antik mi, Arap mı, İran mı yoksa Türk mü olduğu sorgulanmamıştır. Kısacası Mimar Sinan’ın temel düşüncesi geçmişi tekrarlamak değil, bugünün mimarlığını ortaya koymaktır. Yani bugünü düne uyarlamak yerine dünü bugüne uyarlamak etmektir. Döneminin mimarlık anlayışından farklı olarak Sinan, Türk-İslam mimarlığının geçmişinde olmayan merkezî sentetik strüktürel-mekânsal bütün yaratmayı denemiştir. Daha açık bir anlatımla bir altıgen ve sekizgen ana nüveye yarım kubbeler eklemleyerek onu hem strüktürel açıdan rijitleştirmek hem de daha geniş bir mekânı örtmesini sağlamak akla gelmemiştir. İşte Sinan bunu ilk defa deneyerek kendi çizgisini oluşturmuştur. Geç Antik Çağ’da geliştirilen üç boyutlu eklemlenme tipini kullanmak isteyince Sinan mimarlığı örtü-altyapı antagonizmasıyla yüz yüze gelmiş, buna bulunan çözümlerse Sinan’ın mimarî sentaksının3 belkemiğini oluşturmuştur. Sorun, üç boyutlu eklemlenme ürünü karmaşık bir eğrisel örtünün yalın bir dörtgenle nasıl uzlaşacağı sorunudur. Mimar Sinan, bu sorunu yapılarında kademe kademe çözmüştür.

S I N A N

41


S İ N A N

İlk basamakta “çıraklık eseri” olan Şehzade Cami yer alıyor. Şehzade Mehmet’in 1543 yılında ölümünden sonra Kanuni Sultan Süleyman oğlunun hatırasına külliye yapılmasını emretmiştir. Büyük bir cami, tabhane, imaret, medrese mektep ve fırından oluşan külliye 4 yıl gibi (1544-1548) kısa bir sürede tamamlanmıştır. Sinan bu yapısında ilk defa yarım kubbelerle orta kubbeyi desteklemiştir. Döneminin anıtsal yapılarını aşarak dört yarım kubbeli ideal merkezi bir yapı meydana getirmiş ve Rönesans mimarlarının ulaşmak istediği olguyu gerçekleştirmiştir. Bu tasarım, merkezi kubbeli yapı tarihinin önemli bir aşamasıdır. Cami kare planlı olup üstü büyük bir kubbe ve bunun etrafında dört yarım kubbe ile örtülmüştür. Dört yarım kubbenin etrafında ikişer çeyrek kubbe ve dört köşede ise küçük kubbeler vardır. Bütün kubbeler dört büyük fil ayağı üzerine oturmaktadır. Kubbe çapı 19 m, kubbenin zeminden yüksekliği 37 m’dir. Kubbe kasnağına açılan 24 adet pencere bulunmaktadır. Kubbeyi taşıyan ayakların çok fazla yer kaplamamasıyla mekân bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Örtü, yarım kubbeler ve eksedralarla4 yapı kanatlarına ulaşır. Böylece cami kademe kademe yükselmiş ve bütünlük kazanmıştır. Örtünün eğrileri ve plan doğruları küresel geçit ögeleri ve mukarnaslarla birbirleriyle buluşurlar. Masif duvarlar yerine Osmanlı mimarlığında ilk kez dış mimaride revak kullanılmıştır. Son olarak avlu yönünde minareler ile sonlanmıştır.

ŞEHZADE CAMİİ

İkinci olarak “kalfalık eseri” olan Süleymaniye Külliyesi bulunuyor. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1551-1558 yılları arasında yaptırılmıştır. Medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânlardan oluşan külliye döneminin en simgesel ve seçkin yapısıdır. Öyle ki Hammer yapıtında Şehzade Cami ve Selimiye Camisi’nden yarım sayfa bahsederken Süleymaniye Camisi’nden sayfalarca bahseder. Dört fil ayağı üzerine oturan caminin kubbesi 53 m yüksekliğinde, 26,5 m çapındadır. Kubbe kasnağında 32 pencere bulunmaktadır. Bu kubbeye kuzey-güney ekseninde iki yarım kubbe eklenmektedir. Yarım kubbeler, ikişer çeyrek kubbelerle desteklenmektedir. Yapının doğu ve batı taraflarında dışa taşkın mahfiller bulunmaktadır. Dikdörtgen şeklindeki planında çeyrek kubbeler kullanılarak merkezi alan ve yarım kubbeler arasındaki bütünleşme duygusunu arttırmaktadır. Koridorları örten beş kubbenin (üçü büyük ikisi küçük) değişken çapları yeni bir ritim yaratmaktadır. Son olarak avlunun dört köşesinde birer tane minare bulunmaktadır. Camiye bitişik olan minareler 76 m yüksekliğinde ve üç şerefelidir. Fakat diğer ikisi 2 şerefeli ve 56 m yüksekliğindedir. Osmanlı kudretinin son noktası olan Süleymaniye, Mimar Sinan’ın diğer iki önemli yapısından farklı olarak 5 katmanlı değil 6 katmanlı çizilmiştir. Bu da açıktır ki Süleymaniye Külliyesine verilen önem diğer bütün yapılara verilen önemden daha fazladır.

MİMAR

42


Mimar Sinan’ın mimaride ulaştığı en yüksek seviyeyi gösteren eseri “ustalık eseri” olarak bilinen Edirne’deki Selimiye Camisidir. II. Selim tarafından yapılan cami, Sinan’ın hayatı boyunca edindiği deneyimlerinin bir birleşimidir. Cami 43,25 m yüksekliğinde ve 31,25 çapında tek bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kubbe ile bütünleşme açısından en doğru plan şeması sekizgen plan şemasıdır. Ayak sayısının fazla olması ayak boyutlarını küçültür ve üç boyutta daha bütüncül kılar. Ayakların narin olması kubbenin ihtişamını ortaya çıkarır ve katıksız bir kubbe hâkimiyeti gösterir. Sekizgen planı, İslam dini yapılarının değişmeyen dörtgen çerçevesine yerleştirerek muhteşem bir tasarım meydana getirmiştir. Caminin genel kompozisyonu içinde ahenkle duran minareler caminin dört köşesinde bulunmaktadır. Hepsi üç şerefeli olan minareler 380 santimetre çapında ve âlemler dâhil 85 m yüksekliğindedir. Cümle kapısının iki yanındaki minarelerin şerefelerine üç ayrı merdivenden çıkılır. Bu merdivenlerden çıkan kişiler birbirlerini kesinlikle görmezler. Diğer iki minare ise tek merdivenlidir. Minarelerin kubbeye yakın olması göğe uzanıyormuş gibi görünür ve böylece müthiş bir ihtişam sağlar.

S İ N A N

Sonuç olarak Mimar Sinan’ın yapıtlarında mekânı kaplayan yüzeyler birbirine bağlanmış bir sistemdir. Bu sistem iç hacmi dış kütleye yansıtır. Bölüntüsüz ve tek mekânlar elde etmek istemiştir Sinan. Bunun yanında aşamalara bakılınca kubbe genişliğinin ve pencere sayısının yani içeri giren ışık miktarının arttığını görüyoruz. Burada akla gelmesi gereken şudur. Mimar Sinan’ın mimarisinin temel hedefleri nelerdi? Kanımızca Mimar Sinan, birinci olarak üç boyutlu eklemlenmeyi en iyi şekilde çözüp iç planı hacme ve hacimden örtüye dökmeyi başarmış, kademelenmelerle kubbe tekniğini en iyi şekilde kullanarak akışkan bir örtü ve iç mekân yaratmıştır. İkinci olarak ise Mimar Sinan, İslam kültüründe gökyüzünü temsil eden kubbe boyutlarını büyüterek daha büyük hacimler elde etmeye çalışmıştır. Yani mühendislik hesabı ile daha fazla açıklık geçmeye çalışmıştır. Bunun teknik bir altyapı olduğu kadar simgesel bir altyapısı vardır. Çünkü kubbe İslam dininin büyüklüğünün ve Allah’tan gücünü alarak bu yapıyı yaptıran hükümdarın büyüklüğünü ve gücünü anlatmaktadır. Üçüncü olarak ise içeri giren ışık miktarıdır. Sinan burada duvarların üzerindeki yükleri kemerlerle ve ayaklarla hafifleterek duvar üzerinde daha fazla açıklık yapmıştır. Böylece içeri daha fazla ışık alıp caminin karanlık değil aksine aydınlık olmasını sağlamıştır. Çünkü İslam geleneğinde camiler kurtuluşu ve Miracı simgeler.

MİMAR

Karanlık ortamların insan psikolojisi üzerinde kurtuluşu uyandırmadığı açıktır. Tam tersi aydınlık insanların kalbini ferahlatır. Minareler ise ince, uzun yapısı ile göğe doğru yükselen ve yaratıcıya ulaşmayı simgeler. Klasik Osmanlı minareleri Erken Osmanlı’ya göre daha narindir. Bilen bilir narin minareler kubbe ile birleşince daha ihtişamlı bir hal alır. İşte Mimar Sinan çağının ötesine giderek felsefi, dini ve sanatsal açıdan doğruyu, iyiyi ve güzeli kavrayabilmiştir. Yapılarını taş yığınları şeklinde inşa etmemiştir. Onlara bir ruh üflemiştir. Dünya gibi sonsuzluk camında bir kırıntı olmak yerine iz bırakmak istiyorsa eğer bir mimar; doğrunun, iyinin ve güzelin peşinden gidip kendi ruhundan üflemelidir tasarımına. Ancak böyle kalıcı olabilir.

43


SANAT

ÇAĞDAŞ SANAT SADECE BİR "KARALAMA" MIDIR?

12

@mr__tifa Mohamed ABDULATİF Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

S

oyut sanatın ortaya çıkmasından bu yana neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen, birçok insanın hala bu konuda kafası karışıyor. Bazıları soyut resimlerin basit çizimlerden oluştuğunu düşünüyor. Soyut sanatlarlar ise şu ana kadar bazı aşamalardan geçti. Konuya direkt girmeden önce birkaç noktaya değinmek istiyorum. Dışavurumculuk eserlerinde boya lekeleriyle temsil edilen ağaçlar ve binalar, Pointlistlerinin çalışmasında noktalardan oluşan şekiller, Kübist resimlerdeki katı açısal nesneler bize maddi gerçekliğin varlığından sanatçının yaratıcılığına ulaşan başka bir soyut gerçeğe doğru geçtiğimizi gösteriyor. Elbette soyut bir sanatçı olduğunu iddia eden herkes mutlaka bir sanatçı değildir. Örneğin, herkesin De stjil'in öncülerinden biri olan Piet Mondrian gibi harika eserler yaratan bir sanatçı olduğunu düşünüyorsanız, kendinize şunu sormanız gerekebilir: Eserleri doğudan batıya dünyanın farklı yerlerinde bulunan mimarlık ve sanat okullarının hemen hepsinde inceleniyor. Bu resimleri bu kadar harika yapan şey neydi? Soyut sanat gerçek bir sanat mıdır? Bu soruyu cevaplamak için sanatın gerçekte ne olduğunu bilmeliyiz. Sanat ne anlama geliyor? Sormak isteyebileceğiniz bir soru sormama izin verin: Sanat faydalı ya da işlevsel olmaktan ziyade estetik bir etki (duygusal / entelektüel / vb.) oluşturmak için yapılmış bir oluşum olduğuna göre, soyut sanat gerçekten sanat mıdır? Şunu da eklemeliyim: Buradaki doğru soru, soyut sanatın sanat olup olmadığı değil, sanatın estetik anlayışınızla uyumlu olup olmadığıdır. Ancak gözden kaçırılmaması gereken en önemli yanlış, soyut sanatın kağıt üzerinde sadece bir "karalama" olduğu iddiasıdır. Lütfen sanatla ilgilenen bir arkadaşınıza bunu söylemeyin yoksa soyut sanatının değeri ile kafanızı şişirebilir– şu an yaptığım gibi! Bazıları soyut sanatın hiçbir şeyi tasvir etmediğini söylüyor, doğru mu? Tam olarak doğru değil. İnsan, hayvan, doğa, binalar, görsel sahneler ve benzerlerinin doğru şekilde tasviri sağlanmadığı söylenebilir. Ancak sanatın olağanüstü bir yetenekten kaynaklanan çeşitli çizgiler ve renklerin kandırabileceği optik bir illüzyon olduğunu hatırlayalım.

44


Örneğin; kaplan onun gerçekliğini yakalayan bir tabloyla mı daha fazla ifade ediliyor, yoksa kaplanın anlamını ve ifadesini yakalayan soyut bir resim ile mi? Sanata sanatsal değerini veren şeyleri düşünelim. Doğruluk? Beceri? İşçilik? Hayal gücü? Yaratıcılık? Kültürel miras? Anlam? Ölcek? Sahnelerin yorumlanması? Bu sorunun birçok cevabı vardır ama sanatı yaratıcı olduğu için takdir eden bir sanatçıysanız, soyut sanat bir resmi sunmaktan daha fazlasıdır. Kamera tarafından çekilen görüntü, resimden daha gerçekçi ve doğrudur. O zaman fotoğraf daha mı sanatsaldır? Bana bir kağıt ver, üzerine birkaç anlamsız çizgi çizerim, al sana sanat! Her saygın işin arkasında bir teori ve hedef vardır. Sanat hakkında ne kadar çok şey bilirseniz, bir sanatçının size ne söylemeye çalıştığını o kadar anlarsınız. Dillerini anlamak istemiyorsanız, bu sizin seçiminizdir, ancak onu anlamadığınız için şikayet etme şansınız olmayacak. Örneğin, İspanyolca bilmiyorsanız, Kolombiya'da İspanyolca konuşanların olduğu bir odada Türkçe bilmedikleri için kızmayın!

Hiçbir şey ifade etmeyen müzik, müzik anlamına gelir mi? Bazıları, nasıl müzik yazılacağını ya da müzik aletlerinin nasıl çalındığını bilmeden, eseri yöneten bestecinin düşüncesini ve ne anlama geldiğini anlamadan bile klasik müzik dinlemeyi sever. Şarkıda anlamanıza yardımcı olacak kelimeler olamasa bile onu sevebilir veya nefret edebilirsiniz. Amerikalı ressam Jacqueline McBain her alanın kendine göre avantajları olduğunu söylüyor. Örneğin, programlama mühendisleri diğer programcılarla yoğun bir şekilde yazılı bir kodun boyutu hakkında konuşabilir. Ama benim gibi matematikle ilgilenmeyen bir insansanız bu kodları o alanla ilgilenenler için eğlenceli kılan şeylerden yoksunuzdur. Çağdaş sanat gittikçe daha cesur, egzotik, uzmanlaşmış, seçkin ve diğer sanatlardan biraz daha olgunlaşmıştır! Bu sanatların birçoğu mevcut kavramların bazılarına meydan okuyor ve kışkırtıcı bir şekilde onlarla dalga geçiyor. Örneğin aşağıdaki resimde, Baldassari insanların kafalarına nokta yerleştirdi. Neden? Bu size neyi hatırlatıyor? 1. Bu doğru, size yol panolarını hatırlatıyor. 2. Neden hayvanlar doğru bir şekilde çizilirken bizim başlarımıza noktalar yerleştirildi? Alaycı bir imge, işlevi yoktur ve asıl mesele şu ki, mevcut sanatlarımızla günümüze uygun alternatif sanatlar bulmak için meydan okur. Bu kadar mı? Hayır. İnsanın toplumdaki bireyselliğini çözmeyi, silmeyi ve aynı kalıba dönüştürmeyi tartışmak için kapıyı açar. Tıpkı diğerleri gibi. Bu resmi beğenmemeniz veya bir sanat olarak görmemeniz doğal bir şeydir, ilk gördüğünüzde anlayamayabilirsiniz. Ancak anlaştıktan sonra dünyayı alaycı bir şekilde gören biriyle aynı şekilde göreceksiniz. Burada ince bir farktan bahsetmek gerekiyor, modern sanat öncesinde herkes tarafından anlaşılabilecek görsel bir dil kullanılıyordu. Çünkü hedef kitle okumayı ve yazmayı bilmeyenleri de içeriyordu.

45


Bunun sebeplerinden biri sanatın Avrupa’da incilin ayetlerinden hiçbir şey anlamadan dinleyen sıradan insanlara hızlı ve kolay bir şekilde ulaşması gereken kiliseye hizmet etmek için kullanılmasıydı. Böylece çok fazla çaba olmadan duvarlara bakarak anlatılan hikayeleri anlaşılabilir kılıyordu. Sıradan insanlar bu resimleri gerçekten anladı mı yoksa sadece ana fikiri mi yakaladılar? Çağdaş sanat ise başından sonuna kadar hikâye içeren tam bir anlatı çalışması değildir. Bu nedenle, resmi bileşenlere ayırarak ve anlamaya çalışarak görsel faydayı elde etmeye vurgu yapılır, çünkü maalesef çalışmanın anlaşılması bu çalışmanın bileşenleri olmadan net olmayabilir. Odaklamaya ve eseri okumaya çalışırken sanat eseri yavaş yavaş anlamını ortaya çıkarmaya başlar, bu nedenle "bir şeyler görmeyi" denemeyi unutmamalısınız. Bunun yerine, gördüğünüzde sizi hangi hissi verdiğini hissetmeye çalışabilirsiniz. Biraz sabır ve dikkatli bakmak gerekebilir. Sanatçının eserleri aracılığıyla iletmeye çalıştığı mesajı anlamaya çalışmalısınız. Kısacası, sanat eserini takdir etmek için sanat eserinde cevabı aramak yerine sorulara bakmalıyız. Sanatı anlamanın en iyi yolunu sanatın yaratıldığı zamandaki oluşumunun sebebinin farkında olmaktır. Sanatın yaratıldığı zamandaki mevcut teknoloji bilgisi, sosyal, ekonomik, coğrafi, politik, entelektüel değerler sanatın daha iyi anlaşılmasını sağlar. Diğer soru, neden bilinçli olarak anlamalıyız? Her zaman dinlediğiniz klasik veya pop müziğin anlamını kavrıyor musunuz? Olası bin cevabı olan felsefi bir sorunuz varsa, doğru cevabı bilemezseniz şaşırır mısınız? Genel olarak, çoğu insan anlamadığı veya kavramadığı bir şeyden korkar veya kabul etmez. Tamamen yeni bir şeyi anlamaya çalışmak gerçekten zor, hayatı farklı bir şekilde görmenize yardımcı olacak bu yöntemi kullanmaya çalışmak ve sonra bunu bir sanata dönüştürmek bazı insanların düşündüğü kadar kolay değil. Tam tersi, aslında gördüğün şeyi birebir tabloya dökmek daha çok kolaydır. Aslında, figüratif resimlerin iyi olup olmadıklarına kolayca karar verilebilir. Çünkü bir eserin kalitesini yargılamak için gerçeğe ve çizilen tabloya bakıp karşılaştırman yeterlidir. Fakat soyut resimlerde bu kadar kolay yapılamaz, çünkü izleyicinin etkileşimine ve cevaplarına ihtiyaç vardır. O zaman izleyici şu soruyla yüzleşecektir: Gözlerin, tablonun içindeki resmi görebilecek kadar iyi mi? Bazı insanlar bu sorunun zorluğundan figüratif çizimlere yönelerek kaçıyor. Modern eserlerin arkasındaki duran hikayelerini nasıl öğrenebiliriz? Ya da gördüklerimize nasıl daha derin ve bilinçli bir şekilde bakabiliriz? Dışarıya çıkıp bazı şeyleri görmek, bu resimlerin önünde durmak ve onları düşünmeye çalışmak, sergilere gitmek ve en önemlisi sabırlı olmak, sanat eserine daha uzun süre bakmak bize yardımcı olur. Tabloyu yapan kişi ne yaptığını anlamanız ve eseri sunmak için saatler, aylar veya yıllar harcar. Bu yüzden ayrıntıları görmeye çalışmak iyi olabilir. Geri dönüp tüm resmi görmek için tekrar denemek, resmin ne düşündürdüğünü düşünmek. Eğer o eser sizi çekmezse demek ki sizin için değildir ama sizin için olmadığını görmek ve karar vermek için zamanınızdan bir dakika ayırmaya değerdir. Sormaktan çekinmeyin, birisine o resmin sırrını sorabilirsiniz: Sanatı öğrenmeden anlayamayabilirsiniz.

46


Soyut kavramı 3. Soyut kavramını anlamak için bir örnek vereyim. Bu resimde, soyut ve gerçek olmayan bir alanda, yanağındaki ve kolundaki yansımasını görmenizi sağlayan profesyonelce aydınlatılmış yüzle duran bir kadın buluyoruz. Elbette o resme modern aydınlatma yöntemleri dışında bu yapılamaz. Ama sanatçı bilgisini yalnızca bu imajı geliştirmek ve onu önünüzde görmüş gibi gerçeğe yaklaştırmak için kullanmıştır, aynı zamanda bir tür soyutlama ile gerçeği soyutlamıştır. Soyut sanattan bahsederken; Afrika'da Picasso’ya ilham veren ve farklı formlarda birçok Afrika kabile sanatının olduğunu iddia edenler vardır. Soyut dışavurumculuk, renk alanı resimleri veya kinetik resimler gibi modern soyut resimler; fotoğrafçılıktan uzaktır ve tamamen soyutlamaya yönelmiştir. Ancak bu anlamsız oldukları anlamına gelmez. Bir resme bakıp: "ne harika bir manzara" ya da “ne kadar lezzetli bir yemek” demek yerine, ruhunuza, zevkinize ve zihninize hitap eden bir çalışma görmek için renklerin birbirleriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını anlamalısınız. Sonuç olarak, hoşnutsuzluğunuzu ifade etmek ve herhangi bir sanat türünden hoşlanmamak, hatta onu kabul etmemek normaldir. Sanat; görüşler ve algılardır. Bir iletişim türüdür. Bazıları iletişimde tek bir gerçek olmadığını iddia ediyor. Örneğin birine bir şey anlattığınızda sizi anlama yeteneklerine, kelimelerin kullanımına ve bu vesilelerle ne anlama geldiklerine güveniyorsunuz. – sizi siz olarak anlamak-. Her ifadenin iki yönü vardır; sizin için ne anlama geldiği ve başkaları için ne anlama geldiği. İletişimde, anlam her iki tarafa da bakmadan anlaşılamaz ve hiçbir taraf diğerinden daha önemli değildir.

Seni daha iyi tanıyan insanlar seni daha fazla anlayacak, bağlamsal bilgileri bildikleri için karşılaşabilecekleri boş alanlarla doldurabileceklerdir. Ancak yabancılar için görünüşünüz, ses tonunuz, başkalarıyla ve medya ile deneyimleri, onların inançları ve algıları gibi etkenlerin hepsi sizi anlamalarına yardımcı olacaktır. Kıyafetlerini, dinlediğin müziği, gittiğin mekanları, eşlik ettiğin arkadaşları seçiyorsun çünkü bu şeyleri benimseyen topluluğun bir parçasısın. Bu şeylere başkalarıyla veya tek başınıza katılımınız, o topluluğun bir üyesi olduğunuzu gösterir. Bu sizin kişisel bir yansımanızdır ve başkalarına okuyabilecekleri bir resim göstererek kişisel bağlam yaratan bir kısayoldur. Bir insanın sanatını takdir etmeye karar verdikten, sanat tarihini ve sanat teorilerini okumaya karar verdikten sonra, bir insanın çeşitli sanat türlerinden zevk almaya başlaması doğaldır. Son iki yüzyıldaki sanat tarihinin araştırılması, size sanat müzelerinde etrafınızda neler olduğunun daha net bir resmini verecektir.

Çünkü yalnızca size sunulan görüntüyle ilgilenmeyeceksiniz. O fotoğrafın devam ettiği çerçeveyi görecek, işin amacını derinleştirmek için oluşan fikirler daha heyecanlı ve motive edici olacak. Dünyamızda yaşadığımız ve gördüğümüz her şey ancak gerçek dünyamızdaki bir şeye benzer şekilde takdir edilirse, dünyamızın daha iyi olacağını düşünmüyorum. Mesele şu ki, her sanat eserinin kendisi bir tür soyutlamadır. Örneğin: harita devletin kendisi olmadığı gibi, en gerçekçi resimler aynı şeyler değildir. Ancak sanatçı size bazı şeyleri hatırlatan şeyleri seçen soyut bir temsilcidir.

47


PSIKOLOJI

Mimaride Mekân Kurgusu ve Katarsis Üzerine

13

Sanat ölçülenle ölçülemeyenin buluştuğu yerdedir. Louis I. Kahn

Fatma BETÜL Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

Katarsis nedir? “K

atarsis, genel olarak, ruhu kirleten bedensel tutkularımızdan arındırılmak anlamına gelir. Platon, olumun, insan ruhu için bir arınma biçimi olduğunu söyler. Ölüm ile birlikte, ruh bedenin tüm tutkularından kurtulur, böylece özgürlüğe kavuşur. Fakat katarsisin sanat ve felsefede bir estetik kategori olarak önem kazanması ancak Aristoteles’te belirgin hale gelir. Bu anlamıyla katarsis, insan duygularının sanat aracılığı ile uyarılarak arındırılması olayıdır. Özellikle trajedi, izleyicide korku ve acıma duygularını uyandırır ve bu sayede izleyicinin ruhunda arınma gerçekleşir.” (Aslanyürek S., Senaryo kuramı, sf.38) “’Katharsis’ kavramı Grek felsefesinden günümüze kadar anlamı korunmuş ender felsefi kavramlardan biridir. Platon’da ideaların bilgisine ulaşmak için, bilgi amaçlı bir yöntem olarak kullanılmasına karşı Aristoteles’te sanatın, dolayısıyla da yaratmanın bir koşulu olarak görülmüştür. Yine bilgi amaçlı ama duyguların harekete geçirilmesiyle başlayıp etik doğruluğa ulaştıran bir sanatsal yaratma yöntemidir. Katarsis, tragedyanın ve onun sunduğu ‘trajik olan’ın bize verdiği haz ve acıma duygularından hareketle başlar, zihinsel bir üst aşamada son bulur. Arınan, tragedya aracılığıyla kişiliğini yeniden gözden geçiren insan (seyirci), artık önceki kişiliğinde değil, yeni bir değer yaratmış olmanın zihinsel üstünlüğündedir.” (Can H, Aristoteles’te Katharsis Kavramı)

48


Elbette katarsisin mimaride de bir karşılığı var. Mesleğimizin en güzel yanı ve bir yandan da en zorlu yanı her türlü tasarım ve iletişim dilinin mimarinin kendinde uyarlanabilir bir yanı olmasıdır. Bu noktada ‘görsel iletişim’ dediğimiz kavram gündemimize giriyor. Görsel iletişim, yüzeysel bir tanım yapmak gerekirse, görülebilen her şeydeki fikir ve bilgilerin iletilmesidir. İşaretler, tipografi, çizim, grafik tasarım, illüstrasyon, reklam, animasyon, renk gibi pek çok şeyle görsel iletişim kurulabilir. Görsel iletişimin altyapısını oluşturan kavramlar kişisel deneyimler, tarihi deneyimler ve tarihe bakış açısı, teknik altyapı, etik değerler, kültür perspektifi ve eleştirme kültürü kavramlarıdır. Mimari eğitim sürecinde yapılan bir analiz çalışmasında bizden istenen verilerin içinde bütün bunların olduğunu söyleyebiliriz. Mimari bir üründeyse bundan daha fazlası vardır: dokunmak, hissetmek, yeri geldiğinde duymak, koklamak. İşte bütün bunlarla bu deneyimlerin hepsinin, yapının amacına uygun olarak bir katarsisi getirebileceğini savunabiliriz. Yeri geldiğinde çocukları, hastaları, hayatı ve ölümü hatta bazen zamanın kendisini konu alıyoruz bu meslekte. Her senaryonun kendine has bir kurgusu var, aktörleri var ve her birinin birbirinden çok başka çözümlere ihtiyacı var. Her mekânın gereklerini analiz edip mekânın işleyişinde kusursuzluğa en yakın sonucu elde etmeye çalışıyoruz.

Yapının en çarpıcı kısmı 20 metre yükseklikteki bina boyunca devam eden yürüyüş yoludur. Beton duvarlar yukarıdaki tek yarıktan aşağı süzülen ışıkla birlikte ezici bir atmosfer yaşatır. Zemin’de 10.000 tane demirden yüzler vardır. Denilebilir ki, Libeskind’in Yahudi Müzesi, tarihe duygusal ve duyusal bir yolculuktur. Bu yolculuğun sonunda bütün bir tarihin hissettirdiği tragedya’yı yaşamak, sonunda da Aristoteles’in tarif ettiği arınmaya ulaşmak mümkün gözüküyor.

Bütün bu senaryolar, bizi mekân kurgusuna hazırlarken, bütün bir kurgu da bizi mekânsal bir katarsise yaklaştıracaktır. Bu kurgunun ve bize hissettirebileceklerinin en güzel örneklerinden biri Berlin’de Daniel Libeskind tarafından tasarlanmış olan The Jewish Museum’dur. Müze cephede ince kesikler halinde pencereleri ve zikzak yapısıyla daha ilk bakışta etkileyicidir. Bir deneyim vadeder. Orijinal Berlin Yahudi Müzesi 1933’te yapıldıysa da 1938’e kadar açılmamıştır. Libeskind’in 1999’da tamamlanan yapısının eklenmesinden iki yıl sonra nihayet açılmıştır. Libeskind tasarım konsepti olarak, yoksunluğu, boşluğu, görünmezliği ve Yahudi kültürünün kayboluşunu göz önüne aldı. Nazi soykırımının Yahudi kültürü ve Berlin şehri üzerindeki etkilerini ziyaretçilere duygusal olarak hissettirmek istemiş, mekânı bir anlatıcı olarak kullanmıştır. Bu ek yapının bir girişi yoktur. Yapıya eski müzenin bodrum katından ulaşılmaktadır. Böylece ziyaretçilerin saklanma ve yön duygusunu kaybetme hislerini yaşamaları istenmiştir. Dışarıdan kırılarak nispeten düzenli bir görüntü sunan yapı, içeride oldukça karmaşıktır. Libeskind insanları galeriler, ölü alanlar ve çıkmazlarla dolu bir gezintiye çıkartır. İçeride kullanılan güçlendirilmiş betonarme üzerindeki ışık sızıntılarını sağlayan şerit açıklıklar Libeskind tarafından 2. Dünya Savaşında içinden çıkılmaz hissedilen şeylerden kurtulma umudu olduğunu hatırlatmak için konulmuştur.


ÖDÜL

2019 YILI PRİTZKER

MİMARLIK ÖDÜLÜNÜN SAHİBİ AÇIKLANDI

14

EDA NUR GEZER Bursa Uludağ Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğrencisi

PRİTZKER MİMARLIK ÖDÜLÜ

A

merikalı girişimci Jay Arthur Prtizker tarafından oluşturulan ve Prtizker ailesinin kurduğu Hyatt Vakfınca ödüllerinin verildiği bu mimarlık ödülü, mimarlık dünyasının bir nevi Nobel`i olarak biliniyor. 1979`dan beri her yıl mimarlık alanında yaşam boyu başarı gösteren mimarlara verilmekte ve bu mimarlarda aranan en önemli şeylerden birisi önsezileri ve sorumluluk bilinciyle topluma ve mimarlığa anlamlı katkılar sağlamaktır. Milliyet, ırk, ideoloji ya da köken ayrımı yapmaksızın verilen bu ödülde paranın yanı sıra 1987 yılından itibaren üzerinde Latince: Firmitas, Utilitas, Venustas (sağlamlık, işe yararlık, zariflik) yazılmış bronz madalya bulunuyor. Bu anlamlı ödülün ilham kaynağı, Vitrivius`tur. 2006 yılında ödülü kazanan ünlü Brezilyalı mimar Paulo Mendes da Racha`nın ödülü ilk defa Türkiye`de bir törenle 30 Mayıs 2006 tarihinde Dolmabahçe Sarayı`nda verilmiştir. Pritzker Vakfı adına konuşan Thomas Prtizker, her sene farklı bir ülkede ödül töreninin düzenlenmesini tercih ettiklerini belirterek Türkiye`nin ve Dolmabahçe Sarayı`nın seçilme nedenini “Yüzyıllardır doğu ve batı kültürlerinin kavşak noktasında yer alan bu coğrafyada mimariye karşı olan farkındalığı arttırmak.” olarak özetledi.

50


ÖDÜLÜN SAHİBİ JAPON MİMAR ISOZAKI 2019 yılının ilkbaharının başında verilen ödülün haklı sahibi; 1979-1984 yılları arasında Pritzker Ödülünün ilk jenerasyon jüri üyeleri arasında yer alan Arata Isozaki`dir. Peki İsozaki kimdir? Modern ve postmoderni bir araya getirmekle ünlü bu mimar ince geometrik tasarımlarıyla postmodernizmin sembolü haline gelmiştir. 70`li ve 80`li yıllarda, yeni geometrik formlar üretmesine vesile olan üçüncü eşi heykeltraş Aiko Miyawaki ile çalışmıştır. Kendisi mimarlığın yanı sıra şehir planlamacısı ve teorisyendir. Global ölçekte çalışan ilk Japon mimar olarak bilinir. Her projeyi bağlamına ve ihtiyaçlarına göre değerlendirmeye büyük özen göstererek, geleneksel mimariden ileri teknolojiye birçok farklı tarzda ürünler ortaya koymuştur. Kendi ülkesi dışında proje üreten ilk mimardır. Kariyeri boyunca yatay mimarlığa vurgu yaparak yatayda kurgulanan gökdelenlerin kasvetli güçlerinin azalarak daha sakin ve mütevazi hale gelebileceklerini savundu. Kendi kişiliği ve mimari üslubuyla ilgili olarak şunları söyler: “Kişiliğim her zaman bir farklılık yaratmaktır. Tek bir tarza bağlı kalmadan, mimari tarzı bir çözüm olarak değerlendirip o anki duruma ve çevreye göre tasarım yapmak. Bu nedenle üslup her seferinde farklıdır ve farklı olmalıdır.” Tasarımlarında, nesneler arasındaki boşlukları tanımlayan “Ma” felsefesinden yararlandı. Kısaca açıklamak gerekirse; bu felsefe seslerin arasındaki sessizliğin ve eslerin olduğu boşluk olarak tanımlanabilir. Düşünülene göre mekân önemli bir kavramdır ancak mekanlar arasındaki boşluk çok daha önemlidir. Tasarımlarında yararlandığı felsefesinden bahsetmişken, bu felsefenin oluşmasına ve ilk mimarlık deneyiminin mimarlığın boşluğu olmasına sebep olan II. Dünya Savaşı`nın, Isozaki`nin mimarlığı ve vizyonu üzerinde büyük etkisi olduğunu da söylemeliyiz. Savaş zamanında memleketi yanan mimarın yaşadıkları mimari bakış açısını belirledi. Binasız hatta şehirsiz bir yerde yaşaması ona binaların bile ölümlü olduğu, kalıcı ve asıl olanın ise yapının güncel kullanıcıların memnuniyeti ve onların duygularına hitap etmesi gerektiği gerçeğini anladı.

Müze Kavramını Yeniden Sorgulayan Tasarım Gunma MOMA: 1974 yılında tasarlanan, yeni brütalizm ve metabolist mimari akımlarından etkilenen Isozaki`nin mimari manifestosunu en belirgin olarak yansıtan eserlerinden birisi olan Gunma Modern Sanat Müzesi her bakımdan mimarisindeki fikirler ve oluşumundaki düşüncelerle bizce oldukça dikkat çekici bir eser. 87 yaşındaki Isozaki `yi mimarlık dünyasının nobeline götüren tasarımlarından birisi olan bu yapı müze kavramını yeniden sorguluyor. Müzeyi boşluk ve çerçevelerin tanımladığı bir mekân olarak gören Isozaki, Gunma`yı mekânsal olarak bu doğrultuda kurgulamış. 12 metrelik bir küp metaforik olarak tasarımın temel taşı olarak belirlenmiş. Bu yalın küpün kullanılması, yapısal olarak bir hafiflik sağlıyor ve mimarlığı maddesel olmaktan çıkarıyor. Küpün içinde hiçbir oransal hiyerarşi söz konusu değil. Böylece müze oldukça sakin ve sade bir kimliğe sahip oluyor. Yapının tasarımının oldukça sade ve minimalist bir tutumla oluşturulmasının nedeni; mimarinin sergilenen sanat eserleri ile yarışmasını istememiş.

51


52

Galeri Bu Pavilion ve online çağdaş sanat platformu Art50.net’in farklı disiplinlerden 42 sanatçısını bir araya getiren All in One’01 sergisi Galeri Bu Pvillion’da.

15

Tarihler: 15 Haziran -15 Temmuz 2019 Yer: Galeri Bu Pavillion Adres: Şahkulu Mah., Serdar-ı Ekrem Sok. No:11, Galata Beyoğlu İstanbul Web: http://www.galeribu.com/

Başka Sinema Filmleri

https://saltonline.org/tr/2050/baska-sinema-filmleri-salt-beyoglunda?home

https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ all-in-one01/138852/15

All in One’01

Son beş yıldan ödüllü filmler Salt ve Başka Filmler iş birliğiyle Salt Beyoğlu’nda. Tarihler: 9 Temmuz-6 Ağustos 2019 Yer:Salt Beyoğlu Adres: İstiklal Cad. No:136 Beyoğlu İstanbul Web: http://www.saltonline.org

Çin Güncel Sanatından Yorumlamalar Mürekkep resim geleneğinin farklı yorumlarına odaklanan Mürekkepten: Çin Güncel Sanatından Yorumlamalar sergisi Pera Müzesi’nde. Tarihler:11 Nisan-28 Tezmmuz 2019 Yer:Pera Müzesi Adres: Asmalı Mescit Mahallesi, Meşrutiyet Cd. No:65, 34430 Beyoğlu/İstanbul Web: https://www.peramuzesi.org.tr/

Anne, Anneler Lâm Duc Hiên Fransız-Laos asıllı fotoğrafçı Lâm Duc Hiên’in sergisi “Anne, Anneler” Merdiven Art Space’de.

https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ anne-anneler-lam-duc-hien/137686/15

https://www.peramuzesi.org.tr/Sergi/ Murekkepten/236

Mürekkepten

Tarihler: 10 Mayıs-25 Ağustos 2019 Yer: Fransız Kültür Merkezi Adres: İstiklal Cad. NO:4 Taksim Beyoğlu İstanbul Web: http://www.ifturquie.org/

Susan Hefuna – Screens https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ anne-anneler-lam-duc-hien/137686/15

1 2 3 4 5

SANAT

Mısır asıllı Alman sanatçı Susan Hefuna’nın kendi deyimiyle “pasaport taşımayan” çalışmalarını aktardığı “Screens” başlıklı sergisi Merdiven Art Space’de. Tarihler: 29 Mayıs- 20 Temmuz 2019 Yer: Merdiven Art Space Adres: Meclis-i Mebusan Cad. No: 31 Murat Han Kat: 1 Fındıklı Beyoğlu İstanbul


https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ alper-bicaklioglu-powoq/139133/15

Tarihler: 29 Haziran 2019 Cumartesi ~ 17 Temmuz 2019 Çarşamba Yer: Pg Art Gallery Adres: Boğazkesen Cad.No.76/B Tophane Beyoğlu İstanbul Web: http://www.pgartgallery.com

Ara Güler – Aphrodisias https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ ara-guler-aphrodisias/134853/15

Ara Güler’in sanatçı kimliğini ve ilham veren yaşamını gelecek nesillere aktarmak amacıyla kurulan sergi Ara Güler Müzesi’nde. Son katılım tarihi: 31 Ağustos 2019 Cumartesi Yer: Ara Güler Müzesi Adres: Merkez Mahallesi, Birahane Sk. No:1 Şişli İstanbul Web: http://aragulermuzesi.com/

Ayşe Umur ve Tansa Mermerci Ekşioğlu’nun koleksiyonlarından seçili on beş üretimi bir araya getiren Aslına Sadık Kalınmıştır sergisi Salt Beyoğlun’nda. Tarihler: 22 Mayıs 2019 Çarşamba ~ 18 Ağustos 2019 Pazar Yer: Salt Beyoğlu Adres: İstiklal Cad. No:136 Beyoğlu İstanbul Web: http://www.saltonline.org

Sagalassos İçin Bir sosyal sorumluluk projesi olmanın yanında sanat dünyasının ilgisini bu antik kente çekmeyi planlayan Sagalssos İçin sergisi Bozlu Art Project Şişli’de.

https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ sagalassos-icin/138851/15

https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ aslina-sadik-kalinmistir/138313/15

Aslına Sadık Kalınmıştır

Aralıktan Bakmak https://www.istanbul.net.tr/etkinlik/sergi/ araliktan-bakmak/135405/15

6 7 8 9 10

Alper Bıçaklıoğlu – powoq

Alper Bıçaklıoğlu’nun izleyiciyi devleştiren minik sokak tasvirlerinin yer aldığı “powoq” adlı kişisel sergisi Pg Art Gallery’de.

Tarihler: 20 Haziran-31 Ağustos 2019 Yer: Bozlu Art Project Şişli Adres: Mongeri Binası, 19 Mayıs Mahallesi Dr. Şevket Bey Sokak No:5 Şişli İstanbul Web: http://www.bozluartproject.com/

19. yüzyıl İstanbulu’nda kendine özgü karakteri ile öne çıkan Pera’ya bir bakış sunan “Aralıktan Bakmak: Meşrutiyet Caddesi’nden Bir Kesit” sergisi İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde. Tarihler: 21 Mart 2019 Perşembe ~ 21 Eylül 2019 Cumartesi Yer: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Adres: Meşrutiyet Caddesi No.47 / Tepebaşı Beyoğlu İstanbul

53


YARIŞMA

16

2019 / İÇ MİMARLIK ÖĞRENCİLERİ ULUSAL BİTİRME PROJESİ YARIŞMASI

Konu: İç Mimarlık / İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümleri öğrencilerini ortak bir etkileşim platformunda buluşturmak ve yapıcı bir rekabet ortamı yaratmaktır Düzenleyen: İstanbul Kültür Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü Son Katılım: 1 Ekim 2019 Ayrıntılı Bilgi: https://mimf.iku.edu.tr/tr

BUİLDİNG 4HUMANİTY TASARIM YARIŞMASI

Konu: Mimarlığı sosyal ve kültürel servis olarak görerek, Türkiye’nin Suriye sınırındaki Reyhanlı ilçesindeki Suriyeli mültecilerin sosyal katılım ve entegrasyonuna yardımcı olmak adına tasarım fikirleri arıyor. Düzenleyen: Taipei Economic and Cultural Mission in Ankara, Turkey- Ortadoğu Vakfı (Middle East Foundation), Turkey Son Katılım: 1 Ekim 2019 Ayrıntılı Bilgi: https://www.building4humanity.com/b4h-design-competition-2019

ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİ BİTİRME PROJESİ YARIŞMASI 2019 Konu: Yarışmanın yapıldığı yıl, Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri'nin diploma projesi, bitirme projesi, bitirme tezi veya bitirmeye esas proje ile çalışma konu ve ölçeklerini kapsayacak olan rapor çalışmalarıdır. Düzenleyen: TUPOB ve Şehir Plancıları Odası Son Katılım: 13 Eylül 2019 Ayrıntılı Bilgi: www.spo.org.tr

ÇUHADAROĞLU ALÜMİNYUM 2019 ÖĞRENCİ PROJE YARIŞMASI

SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEĞİ TASARLA

Konu: Yeşil Bina ve Sürdürülebilirlik teması ve sürdürülebilirlik ilkeleri kapsamında oluşturulan yarışmaya, 2019 yılında Kentsel Etkileşim Merkezi konsepti ile mimari, mühendislik ve sosyal açıdan geliştirilmiş karma projeler katılabiliyor. Düzenleyen: Rönesans Holding Son Katılım: 16 Ağustos 2019 Ayrıntılı Bilgi: https://surdurulebilirlik.ronesans. com/surdurulebilir-gelecegi-tasarla

54

Konu: Mimarlık İşliği Düzenleyen: Çuhadaroğlu Son Katılım: 2 Eylül 2019 Ayrıntılı Bilgi: www.ogrenciprojeyarismasi.com


İM2019 / İÇMİMARLIK ÖĞRENCİLERİ PROJE YARIŞMASI Konu: Proje Yarışması, içmimarlık öğrencilerinin o akademik yıl içinde (güz ve bahar dönemleri) proje stüdyolarında gerçekleştirdikleri projelerinin değerlendirmesi esasına dayanmaktadır. Düzenleyen: TMMOB İç Mimarlar Odası Son Katılım: 30 Ağustos 2019 Ayrıntılı Bilgi: http://www.im2019. org/hakkinda.html

ARKİTERA YAPI MALZEMESİ ÖDÜLÜ 2019

Konu: Performansı, üretiminde kullanılan malzemelerin özellikleri, standartlara uygunluğu, zamana ve dış çevre koşullarına dayanımı ve çevre etkisi ile fiziksel çevreye değer katan yapı malzemelerinin üreticilerinin onurlandırılmasıdır. Düzenleyen: Arkitera Son Katılım: 18 Ekim 2019 Ayrıntılı Bilgi: yapimalzemesiodulu@arkitera.com

GEMSS- GENÇ MİMARLAR SEÇKİSİ & SERGİSİ Konu: Bireysel ve kolektif güncel pratikleri kayıt altına almayı, ulusal ve uluslararası platformlarda yer bulmalarına destek olmayı ve güncel mimarlık tartışmaları için yeni bir zemin yaratmayı hedefler. Düzenleyen: Sait Ali Köknar Küratörlüğü Son Katılım: 16 Temmuz 2019 Ayrıntılı Bilgi: http://www.thecircle-o.com/gemss/

BOZKIRIN RUHU ANKA VAKFI AÇIKHAVA HEYKEL YARIŞMASI

RACİ BADEMLİ İYİ UYGULAMALAR ÖDÜLÜ

Konu: Doğa, tarım, insan & sanat Düzenleyen: Erciyes Üniversitesi Rektörlük Güzel Sanatlar Bölümü Son Katılım: 15 Temmuz 2019 Ayrıntılı Bilgi: http://gsb.erciyes.edu.tr

Konu: Türkiye'nin kentsel planlama, kentsel tasarım, şehircilik ve kentsel yaşam deneyimine yeni bir bakış açısı kazandırmak ve böylece meslek alanımızda yeni bir birikim oluşturmak amaçlanmaktadır. Düzenleyen: TMMOB Şehir Plancıları Odası Son Katılım: 20 Eylül 2019 Ayrıntılı Bilgi: http://www.spo.org.tr

55


KAYNAKÇA

Bir Proje Bir Mimar:

[1] Jodidio, P., (2014). Piano, Taschen, Köln. [2] Buchanan, P., (1993). Renzo Piano Building Workshop Complete Works Vol. One, Eighth Edition, Phaidon Press Limited, Londra. [3] Foster, H., (2011)., The Art-Architecture Complex, Verso Edition and NLB, Londra; Çeviren: Özaloğlu, S. (2013). Sanat-Mimarlık Kompleksi, Küreselleşme Çağında Sanat, Mimarlık ve Tasarımın Birliği, 27, 1. Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul. [4] Renzo Piano Building Workshop, Early Works, http://www.rpbw.com/project/72/early-works/, 5 Aralık 2015. [5] Arkitera, Kanakların Sessiz Elleri: Tjibaou Kültür Merkezi, http://v3.arkitera.com/ h12001-kanaklarin-sessiz-elleri-tjibaou-kulturmerkezi.html, 10 Kasım 2010. [6] Agence de Developpement de la Culture Kanak, Le Centre Culturel Tjibaou, http://www. adck.nc/presentation/le-centre-culturel-tjibaou/architecture, 13 Haziran 2016. [7] Renzo Piano Building Workshop, Jean-Marie Tjibaou Cultural Center, http://www.rpbw. com/project/41/jean-marie-tjibaou-cultural-center/, 10 Kasım 2010 v3.arkitera.com www.archdaily.com Beyaz Işık ve Son 7 https://guidetoiceland.is https://gezipgordum.com/hong-kong-gezilecek-yerler/ https://www.bizevdeyokuz.com/bali-gezilecek-yerler/

BJARKE INGELS: RÜYALARI GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK

Ingels Bjarke,2010, Yes is More: Une bande dessinée sur l'évolution architecturale TED, 2009, Bjarke Ingels, 3 Warm Speed Architecture Tales Netflix,2017,Abstract: The Art of Design Düzgün Hande, Polatoğlu Çiğdem, 2016, Questioning the Architectural Envelope-Context Relationship in Contemporary Architecture, YTÜ www.dezeen.com www.world-architects.com www.archdaily.com

Mimaride Mekân Kurgusu ve Katarsis Üzerine

https://en.wikipedia.org/wiki/Visual_communication https://archimodels.info/post/158513247543/ daniel-libeskind-jewish-museum-berlin https://www.archdaily.com/91273/ad-classics-jewish-museum-berlin-daniel-libeskind Aslanyürek S., Senaryo Kuramı Can H., Aristoteles’te Katharsis Kavramı

56

BIM NEDİR?

https://www.autodesk.com.tr/campaigns/ bim-aec/bds http://bim6d.es/en/packages/ https://bimsoft.com.tr/bim-nedir/ https://www.endustri40.com/bina-bilgi-modellemesi-bim-nedir/ https://www. autodesk.com/solutions/bim (*1) https://www.penta.com.tr/markalar/ autodesk/autodesk-hakkinda/yapi-bilgi-sistemi-bim/ (*2) https://nordicarch.com/project/istanbul-new-airport (-3) https://damassets.autodesk.net/content/ dam/autodesk/www/campaigns/emea/docs/ architecture-services-infographic-bim-myths-en-tr.PDF

PİSA KATEDRALİ

https://landlopers.com/2018/03/07/pisa-italy https://etc.usf.edu/clipart/10800/10884/ pisa_10884.htm https://i.pinimg.com/originals/24/c5/3f/24c53fa764c4fccc564d1a84ab72263e.jpg http://www.quondam.com/11/1118.htm Leland M.Roth-Mimarlığın Öyküsü Belkıs Mutlu-Mimarlık Tarihi Ders Notları 1-(https://www.rotasenin.com/pisa-katedrali) Görseller: http://myelection.info/guide/p/pisa-cathedral-complex-plan.html

ÇIRAKLIK, KALFALIK, USTALIK ESERLERİYLE SİNAN

Tanyeli, U., 1996, Sinan ve Antik Dünya Mirası, Uluslararası Mimar Sinan Sempozyumu Bildirileri, Ankara 24-27 Ekim 1998, AKM Yayınları. Ankara J. Von Hammer, “ Osmanlı İmparatorluğu Tarihi “, Haz. Doç. Dr. Mustafa Gencer, Doç. Dr. Dündar Ali Kılıç, Yrd. Doç. Dr. Abdüllatif Armağan, İrfan Bülbül. Söğüt Yayınları, İstanbul. Erdem, Bihter. “Mimar Sinan’ın Eseri Olan Üç Önemli Caminin Mekânsal Özelliklerinin İrdelenmesi” Yüksek Lisans Tezi, Mimar Sinan Üniversitesi, 2011 Hasol, Doğan. Mimarlık Cep Sözlüğü. İstanbul: YEM Yayın, 2009 URL 1, http://www.sehzade.gen.tr URL 2, http://www.kulturportali.gov.tr https://gezilecekyerler.com/sehzade-mehmet-camisi/ http://istanbulucuyorum.blogspot. com/2016/09/blog-post.html https://islamansiklopedisi.org.tr/selimiye-camii-ve-kulliyesi--edirne



avludergisi@gmail.com www.instagram.com/avludergisi https://twitter.com/avludergisi https://issuu.com/avludergi