Page 28

28

EVİMİZ DÜNYA

Beslenme Biçimimiz, Sağlığımız ve Gezegenin Hali - III

Melda KESKİN Radyo Programcısı

Evet, yazının başlığı uzun, ama içeriğinin kısa ve öz olmasını hedeflemiştim. Konumuz çok önemli, cilt cilt yazılsa yeridir de demiyorum, çünkü buna ne zaman, ne zemin, ne de hal var bugünlerde. “Bazı şeyler anlatılamaz yaşanır” diyorlar ya aslında öyle. Çoğumuz ciddi bir sorun yaşayıncaya kadar “Ekolojik ürün mü? Hmm, hiç ilgimi çekmiyor”; “Sigarayı bırakmak mı? Aaa! dünyada yapmam,” “Çevre mi? Eee! çevre de önemli tabii, ama zamanım yok uğraşamam,” kabilinden sözlerle oyalanıyoruz. Sonra da hastalık kapıya dayanınca, 35 senedir içtiği sigarayı 3 gün içinde bırakanlar mı istersiniz? hiç ilgisini çekmeyen ekolojik üründen başkasını yemeyen mi? yıllardır duyarsız kaldığı çevre sorunlarına karşı çözüm peşine düşenler mi? “Bir musibet, bin nasihatten iyidir,” dememişler boşuna. Ama hemen şimdi kararımızı verip, güzellikle de değişmeyi seçebiliriz. Yıllarca aymazlık ve inatla zarar verdiğimiz bedenimize, ruhumuza, doğaya yazık değil mi? Sizlere lafı dolaştırmadan, şöyle demek geliyor içimden: Can boğazdan geldiği gibi... gidiyor da! Doğamıza aykırı olduğu halde sanki bize seçeneksizmiş gibi sunulan, böyle bir çevrede, böyle beslendiğimiz zaman, sağlığımızın ve çevremizin gittikçe bozulmasına şaşırmak niye? Doğal Tarım’ın babası merhum Masanobu Fukuoka, bundan 20 yıl önce bize neyi hatırlatıyordu? Bugün yediklerimiz toprağın ürünü değil, petrolle yapılan sanayi mamulleri. Canlı değil ölü; doğal değil sentetik; saf değil katkılı, tehlikeli! Bizi hastane ve ilaçlardan uzak tutmak, sağlıklı kılmak için değil satacak görüntü, uzun raf ömrü, maksimum kâr elde etmek uğruna üretiliyorlar. Yaygın olarak satılan ekmek ve yapıldığı buğdayın türü bile böyle! Ticari olarak mantıklı, ama sağlık ve çevre açısından zararlı. Bu üretim ve tüketim sürdükçe, endüstriyel, teknolojik, tıbbi açıdan hangi gelişme(ler) olursa olsun, ne kanser vakalarının sayısı azalır ne de ekolojik krizin şiddeti! Bu noktada Albert Einstein’ın sözleri de bize esin kaynağı olabilir: “Hiçbir sorun, onu yaratmış olan bilinç düzeyinden yola çıkılarak çözülemez.” Başka bir deyişle, kendisi hastalık üreten ve bundan kâr eden bu sistemin,

Özüne Dönen Kadının Dergisi

sorunumuzu çözmesini beklemek, kesinlikle akıllı işi değil. İçinizi karartmak istemiyorum ama kendinizi kandırmanızın bedeli çok ağır! Daha barışçıl bir dünya için, uyanmak, silkinmek ve bir önceki sayıda söylediğim gibi, belki de artık bir şeyleri yapmamak zorundayız. Kendimize (ve Dünya’ya) hangi eylemlerimizle ister istemez zarar verdiğimizi şöyle bir düşünelim. Ekolojik Ayak İzi hesaplarında hangi kalemler ele alınıyorsa, onlara bakmamız kabaca yeterli olabilir. Yaşamımızı sürdürmemiz için ülkemizde ve dünyamızda neler (mallar, hizmetler, atıklar) üretiliyor? Biz ne tüketiyoruz, nasıl besleniyoruz? Atıklarımız neler, onları nasıl uzaklaştırıyoruz? Ulaşımımızı nasıl sağlıyoruz? Ne tür enerjileri, ne için kullanıyoruz? Bunların ardından gelen en önemli soru ise şu: Herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğu bu sistemde, zararlı etkilerimizi azaltmak ve ortadan kaldırmak için hangi değişiklikleri, hangi vadede yapmayı hedefliyoruz? Sorumlu davranıp belli bir süreç içinde kendi kaderimizi değiştirebilir, daha sağlıklı bir dünya yaratabiliriz. Bugün sanayi ürünü paketli hazır yiyeceklerle beslenmek, petrokimya ürünü kozmetikleri, sözde “temizlik” malzemelerini kullanmak, hem sağlığımızı bozuyor, hem de petrole bağımlı üretim ve taşımacılık nedeniyle, iklimi, ekolojik dengeyi altüst ediyor. İstanbul’daysanız organik pazarlardan haftalık, başka yörelerdeyseniz yapay gübresiz, zehirsiz, hormonsuz üretim yaptığını bildiğiniz yerel üreticileri bulup onlardan günlük alışveriş yapmak ya da kendi yiyeceğinizi yetiştirmek, atabileceğiniz en olumlu adımlar olabilir. Tek kullanımlık plastik ambalajları değil, birden fazla kez kullanılabilecek camı, kartonu, metali, plastik alışveriş torbaları yerine bezi tercih etmek, organik atıkları ise mümkünse kompostlaştırarak toprak üretmek, böylece atıkları kaynağında engelleyip en aza indirdikten sonra geridönüşüme başvurmak ciddi seçenekler. Türkiye’de ne yazık ki elektriğimizin de ulaşım, ısınma, imalat vb. işler için gereken diğer enerjinin de büyük bölümü, iklimi değiştiren, çevreyi mahveden, sağlığımızı bozan kömür, doğalgaz, petrol gibi fosil yakıtlardan ve ekolojik etkileri tartışmalı su santrallarından geliyor. Bu durumda gereksiz enerji tüketmemek için ne yapılabiliyorsa yapmamız; mahalli ölçekte örgütlenerek sağlıklı bir yaşam için çeşitli siyasi talepler geliştirmemiz şart. Bedenimizi atıl bırakıp kalp, damar vb hastalıklara, obeziteye yol açan ne kadar “kolaylık” varsa belki de onlardan kurtulmamızın zamanı da çoktan gelmiştir. Otomobilli yaşamın bizi avucunda tutmasına izin vermeyip, başlangıçta arada sırada da bile olsa yürümeyi, bisiklete binmeyi, toplu taşıma araçlarını tercih etmeyi deneyebiliriz. Çeşitli elektrikli aletler, televizyonlar, bilgisayarlar, kablosuz internet ve telefonlar, cep

AvangArt Kadın Dergisi Eylül 2010  

Özüne Dönen Kadının Dergisi