Page 18

18

özüne dönen kadının dergisi EVİMİZ DÜNYA

Beslenme Biçimimiz, Sağlığımız ve Gezegen Hali - 1Melda KESKİN (Radyo Programcısı)

B

eni heyecanlandıran, üzerinde kafa yorduğum farklı bazı alanların aralarındaki bağlantı, son zamanlarda iyice dikkatimi çekmeye başladı. Hani şu “Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar?” sorusu var ya... işte tam da o tür bir bağlantıyı kastediyorum! Söz konusu alanlardan biri, ruh hallerimizi, kültürümüzü, inanç sistemimizi doğrudan yansıtan beslenme biçimimiz. İkincisi, son zamanlarda reklam ve tıp endüstrilerinin insafına bırakılmış gibi görünen, maddi ve manevi sağlığımız. Üçüncüsü ise tüketim toplumu kaynaklı küresel ekolojik kriz. Sözü fazla uzatmadan, vardığım sonuçları sizin için kısaca özetlemek istiyorum: • Sağlık sorunlarımızın nedenleri, bakteriler, mikroplar, virüsler ve genetik yapımızdan çok, duygu-düşünce durumumuz, hayattaki duruşumuz ve beslenme biçimimiz kaynaklı. • İçimizdeki boşluğu, bilinçsizce yiyip içerek doldurmaya çalışıyor, hastalanıyoruz. • Sevdiğim ama kaynağını hatırlamadığım bir söz var: “Yaşarken yediklerimiz nasıl öleceğimizi belirliyor!” • Eski bir İbrani atasözü ise şöyle diyor, “Hastalanıncaya kadar yediysek, iyileşinceye kadar aç kalmalıyız.” Bence açlıkla ve arınarak tedavi olmayacak neredeyse hiçbir hastalık yok. • İnsanın sağlığı, yalnızca doktorlara emanet edilemeyecek kadar değerlidir! • Hipokrat’ın dediği gibi, “Yiyeceklerimiz ilacımız, ilacımız yiyeceklerimiz” olursa, ne ilaca ne doktora ihtiyacımız kalır. • Bedenimize/zihnimize ne yapıyorsak, Dünya’ya da aynısını yapıyoruz; bunlar ayrı şeyler değil. • Ekolojik kriz, topyekun bir hayat tarzı, bir ruh hali değişikliği için Gezegen’in bize uyarısı. • Ruh hallerimiz, yediklerimiz, sağlığımız ve Dünya’nın sağlığı arasında önemli bir ilişki olduğu için, ruhsal ve fiziksel açıdan doğru beslenerek, hem kendi canımızı, hem sevdiklerimizi, hem de Dünya’yı kurtarabiliriz.

Yukardaki noktaları, dergimizin bu ve sonraki 2 sayısında, yavaş yavaş açmak niyetindeyim. Böylece bir yandan yükses sesle düşünürken, diğer yandan deneyimlerimi ve düşüncelerimi notlar halinde sizlerle de paylaşmış olacağım – tıpkı radyo programlarımda yaptığım gibi.Benzer koşullarda yaşayan insanların, çoğu zaman aynı arazları, aynı hastalıkları geliştirmediğinden yola çıkarak, hastalık yapıcılardan daha çok, bu hastalık yapıcıların gelişimine izin veren (ya da vermeyen) iç ortamımızın önemli olduğunu söyleyenler günümüzde hızla çoğalıyor. Çeşitli yollardan içimize girip çıkan ya da orada kalan bakteri, mikrop ve virüslerin haddi hesabı yok. Olağanüstü bağışıklık sistemimiz, sadece onları değil, her an bedenimizde boy gösteren bir sürü kanser hücresini de yorulmak bilmeden denetliyor ve sürekli saf dışı ediyor. Genellikle, ruhumuzun sesine kulaklarımızı tıkayıp, yıkıcı duygu-düşünce kalıplarına fazlasıyla uzun bir süre tutunup değişmediğimiz ya da hastalıkların ikincil getirilerine ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda hasta oluyoruz. Hastalıklar ve belirtileri, bize bir yerde yangın olduğu uyarısını yapan bir alarm ya da otomobilin benzininin bittiğini haber veren ışıklı göstergeden farklı değil. Hastalığın çağrısına kulak verip, onu yaratan ortamı ortadan kaldıracak biçimde hayat tarzımızı değiştirmiş ve ruhumuza daha uygun bir hale getirmişsek, hastalık da geldiği yere geri dönüyor, yani iyileşiyoruz. Nasıl ki bir yangın alarmına, bir benzin göstergesine olumsuz duygular beslemekle vakit kaybetmeden, yangını söndürmeye, benzin deposunu doldurmaya odaklanıyorsak, hastalığın kendisiyle ilgili olumsuz duygularla meşgul olmak değil, mesajını alıp gerekli değişiklikleri yapmaya karar vermek çok daha yapıcı. Alarmın çalışıp bizi uyardığına şükran duyduğumuz gibi, hastalıklarımıza da bize değişme zamanının geldiğini hatırlattıkları için teşekkür edebiliriz! Sağlık sorunlarımızın nedenlerinin, mkroorganizmalar ve genetik yapımızdan çok, duygu-düşünce durumumuz, hayattaki duruşumuz ve bedenimizin iç ortamındaki olumsuzluk olduğunu anlatan bir çok uzman ve kaynak var günümüzde. Bu konuda, büyük bir içtenlikle deneyimlerini paylaşan hücre biyoloğu Dr. Bruce Lipton’ın “İnancın Biyolojisi” adlı kitabını hararetle öneririm. Bu sayıda son olarak, beslenme alışkanlıklarımızın

AvangArt Kadın Dergisi Temmuz 2010  

Özüne Dönen Kadının Dergisi