Page 24

24

EVİMİZ DÜNYA

Biraz davul tozu, biraz da minare gölgesi... Biyodinamik bahçecilik!

Melda KESKİN Radyo Programcısı

Hepimizi pes ettiren çoook sıcak ve çoook nemli bir dönemi büyük bir sıkıntıyla atlattık – ki 2010 yazı dünyada küresel ısınma ve tehlikeli iklim değişiklikleri açısından tüm rekorların kırıldığı berbat bir zaman olarak tarihe geçti. Daha sonra, kimi zaman fırtınalı kimi zaman pırıl pırıl bir sonbahar herbirimiz için farklı önceliklerle geldi. Çocuklarımız varsa okulların açılması, bahçemiz varsa kışa hazırlık ve ekim dikim işleri ile meşgul olunacak bir zamandayız. Sonbaharın en güzel yanlarından biri, her neyle meşgul olursak olalım, potansiyel açıdan maddi manevi bir arınma dönemi olması. Bugün biraz araştırdığımızda, sadece tek meyve/sebze/ tahıl ile yapılabileceği gibi, açlıkla veya meyve/sebze suları ile de yapılabilecek arınma programları bulabiliyoruz. Bir hafta, 10 gün kadar normal yemek düzenini değiştirmek, bedenini, zihnini, ruhunu temizlemek, ezber bozmak, yeniliklere açılmak gibi güzel bir şey yok. Ramazan daha yeni bitti diyebilirsiniz, ama özgün haliyle bir yudum su, bir hurma ya da zeytin tanesi ile orucunu açan kaldı mı bilemiyorum. Tüm gün aç kalındıktan sonra, akşamları ağır yemekler ve üzerine uyunan uykularla, bırakın arınmayı, bir takım sağlık sorunları yaratmamak mucize olur diye düşünüyorum. Bence günümüzde, dini bir oruç ya da başka arınma uygulamaları sonucunda elde edilen en önemli kazanım, yemeğe olan bağımlılığımızın farkına varmak olabilir. Kısa ve uzun vadede sağlığımızı bozan aşırı miktarda ve çeşitte yemeği, varsayım ve alışkanlıklardan, daha da önemlisi “paketli ürün” reklamlarının etkisi altında,

genini kırmak ve sağlıklı yaşamanın aslında pek az miktarda organik yetiştirilmiş yiyecekle mümkün olduğunu kabul etmekte büyük yarar var. Bomonti’deki organik pazara, işte bu yüzden ailecek her cumartesi erkenden gidiyoruz. Fakat bugünkü yazımın konusunu organik değil, kozmik/ruhsal boyutu da olan biyodinamik ürünler oluşturuyor! Evrenin enerjisiyle uyumlanmış besinlerin bize çok daha iyi geleceği konusunda hiç kuşkum yok. Bu arada bir itiraf daha: Ben hiç biyodinamik ürün yemedim... Ama okuduklarımdan fazlasıyla etkilendiğim için bu bilgileri kısaca özetleyerek sizlerle paylaşmak niyetindeyim: Biyodinamik tarım ya da bahçecilik, bütünsel ve ruhsal anlayışa sahip bir yöntem. İnsanın ikiliğe düşmeden önceki dönemlerinde, muhtemelen yaptığı her türlü etkinlik evrenin ritmiyle ve enerji akışıyla uyumluydu. Günümüzde ise bizi endüstriyel/bilimsel/teknolojik tarıma ve onun yarattığı sorunlara mahkum eden kopukluğumuzu, uyumsuzluğumuzu sorguluyor, “başka bir dünyanın mümkün olduğu” inancının filizlendiğine tanık oluyoruz... Ay’ın evrelerinin, okyanuslardaki ve ruhumuzdaki gelgitleri nasıl tetiklediğini bilimsel olarak kabul etmeyenimiz yok. Daha ileri gidip yaşamlarını Evren’in kutsal geometrisine, burçlara göre düzenleyenlerimiz bile var. Biyodinamik yöntemi uygulayanlar ise örneğin “toprak günleri”nde havuç, patates gibi kök bitkilerini, “hava günleri”nde çiçek bitkilerini dikmenin, hasad etmenin, saklamanın yararını biliyorlar. Ekim, dikim ve hasadın, evrendeki ritme, akışa uygun yapılmasına, kendi kendine yetme amaçlı yerel üretim için (hayvan yemleri dahil) dış girdilerin en aza indirilmesine, toprağın zenginleştirilmesi ve zararlı mücadelesi için büyücülüğe benzeyen bazı uygulamalarla bir takım ilginç bitki-mineral esaslı preparatların ve kardeş bitkilerin kullanılmasına önem veriyorlar.

sadece kendimizi iyi hissetmek için tükettiğimizi anlamak çok önemli. İçimizde yemek ile asla doldurulamayacak bir ruhsal boşluk olduğunu itiraf etsek fena mı olur? Evet, şekerli-unlu gıdalar kısa süreli bir mutluluk yaratıyor, ama ne pahasına? Yemek-lezzet-mutluluk üçFotoğraf: Berran AYDAN

AvangArt Kadın Dergisi Ekim 2010  

Özüne Dönen Kadının Dergisi