Page 30

EVİMİZ DÜNYA KENTTE EKOLOJİK YAŞAM DENEMELERİ Melda KESKİN Açık Radyo Program Yapımcısı

Ç

oğunuz gibi ben de doğanın, “uygarlığımız”ın yükü altında nasıl inim inim inlediğini görüp, zaman zaman çevreye zarar verebileceğini gördüğüm bazı alışanlıklarımı değiştiriyorum. Bu yazıda bugüne dek neler yapabildiğimi gözden geçirmek ve sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü deneyimlerimizi paylaşarak, birbirimizden esinlenerek, çabalarımızı daha etkili bir hale getirebileceğimiz inancındayım. İstanbul’da son 20 yıl boyunca yaşadığım semtlerde, bu tür bir belediye hizmeti olmasa

da, çöplerimi düzenli olarak ayrı ayrı topluyorum. Geri dönüşebilir malzemenin bulunduğu torbaları sokaktaki çöp kutularının yanına bıraktığımda, bırakın çevre için iyi bir şey yapmış olmayı, geri dönüşebilecek ambalaj atıkları pisliklere bulaşmadan ellerine geçtiği için, plastik, metal, kağıt toplayıcısı insanlardan, “Allah razı olsun abla!” sözünü duymak bile biraz külfete değer diye düşünüyorum. Camlar için zaten cam kumbaraları var; organik atıklarımız içinse bahçe veya balkonda kompost yapıp, humus üretme olanağı. Çok önemli bir katkısı olsa da yalnızca geri dönüşümle doğayı korumak mümkün değil tabii. Esas yapılması gereken, çöpü kaynağında önlemek. Bunun için bez alışveriş torbaları, depozitolu günlük süt şişeleri gibi çöp üretmeksizin tekrar tekrar kullanılabilen malzemeyi tercih etmekte büyük yarar var. Böylece, hem naylon torba, plastik ve aliminyum kaplamalı kutu dağlarının önünü alabilme şansımız olur, hem de canlılığı kalmamış uzun ömürlü – UHT sütler yerine, daha taze ve “canlı” günlük sütlerden yararlanabiliriz. Satıcılardan naylon torba almamak için sürdürülen mücadele, bazılarımızı çok yoruyor biliyorum. Bana en iyi duygularla mutlaka verilmeye çalışılan naylon torbayı almamayı başarmakta baktım ki zorlanıyorum, çıkar yolu “naylon torba

30

sevmiyorum” demekte buldum. Çöp üretimini önlemenin en önemli bir başka yolu da strofor kaplarda, streç filmlerle sarılmış, neredeyse tek tek ambalajlanmış hiçbir meyve ya da sebzeyi almamak. Geçen sayıda söz ettiğim organik pazarlardan (benim cumartesi günleri gittiğim Feriköy, bir de pazar günleri kurulan Kartal ile salı günleri kurulan Beylikdüzü) haftalık taze meyve sebzeyi toplu olarak almakla, evde ne yaparsam yapayım yine de bir şekilde biriken naylon torbalarda radikal bir azalma oldu. Çünkü organik pazarda naylon torba kullanmak yasaklandı; Oraya artık tekrar kulanılabilen kese kağıtlar ve bez torbalarla gidiyoruz. Geçenlerde 8’lik yumurta kabını geri getirene, 1 TL indirim yapan yumurta satıcısını görünce sarılıp, öpesim geldi. Atık sorununu çarpıcı bir biçimde çözen depozitolu ambalajların Türkiye’de neredeyse yok denecek kadar azalmış olması öteden beri canımı sıkıyor. Kuzey ülkelerini taklit ederek, Çevre Bakanlığı marifetiyle “kota” diye bir garabet yaratıp, depozitoyu kaldırdık ve hızla korkunç bir “kullan-at toplumu”na dönüştük. Nedense onların atıklarla baş edemeyip depozityoya geri dönüşünü taklit etmiyoruz ama! Bir cam şişe kırılana kadar en az 40 kere dolup boşalabiliyor diye okuduğumu hatırlıyorum. Depozitolu cam yerine, kullanılıp çöpe atılan 40 tane pet şişeyi bir yere yığarsanız, doğada nasıl bir yük oluşturduğumuzu kolayca görebilirsiniz. Bu yıl ekolojik ayak izimizi ufaltmak açısından gerçekleştirdiğimiz en çarpıcı değişikliklerden biri, bakkaldan su alıp sürekli çöp üretmek yerine, eşimin iş yerine yakın bir yerdeki kaynak suyunu evde muhafaza ettiğimiz bir kaç şişeye doldurup eve getirmesi oldu. Pet şişeleri yalnızca taşımada kullanıp, eve geldiğinde cam şişelere aktarıp öyle saklıyoruz. Hem atık üretmiyoruz eskisi

AvangArt Kadın Dergisi - Mayıs Sayısı  

Özüne Dönen Kadının Dergisi