Page 1

KÜLTÜR YAYINLARI

BÜYÜKÇEKMECE MENZİL KÜLLİYESİ VE

MİMAR SİNAN BÜYÜKÇEKMECE MENZİL COMPLEX AND

GREAT SİNAN

Emine Yeşim BEDLEK


© 2012 Emine Yeşim BEDLEK Büyükçekmece Menzil Külliyesi ve Mimar Sinan Kapak fotoğrafı: Büyükçekmece Köprüsü Gravürü, Danvin tarafından resmedilip, Le Petit tarafından kazınmıştır. Mustafa Sevim, Gravürlerle Türkiye. Cover Photo: The Engraving of Büyükçekmece Bridge, drawn by Danvin, engraved by Le Petit. Mustafa Sevim, Gravürlerle Türkiye. ISBN: 978-605-63370-0-0 Büyükçekmece Belediyesi Kültür Yayınları The Municipality of Büyükçekmece Cultural Publications Baskı Öncesi Hazırlık / Editing Eticca Reklam Ajansı Baskı Organizasyonu / Printing Organization Artpres Matbaacılık San. Tic. Ltd. Şti. Basım Yeri / Print Portakal Baskı İthalat İhracat San. Tic. A.Ş.


İÇİNDEKİLER ◆ CONTENTS BÜYÜKÇEKMECE — Sayfa 15 BÜYÜKÇEKMECE GÖLÜ — Sayfa 19

Page 79 — BÜYÜKÇEKMECE Page 82 — BÜYÜKÇEKMECE LAKE

SİNAN: SULTANLAR MİMARI, MİMARLAR SULTANI — Sayfa 22

SİNAN: ARCHITECT OF THE SULTANS Page 83 — SULTAN OF THE ARCHITECTS

BÜYÜKÇEKMECE MENZİL KÜLLİYESİ — Sayfa 29

Page 92 — BÜYÜKÇEKMECE MENZIL COMPLEX

BÜYÜKÇEKMECE KÖPRÜSÜ — Sayfa 33 SULTAN SÜLEYMAN KERVANSARAYI ( KURŞUNLU HAN ) — Sayfa 45 SOKULLU MEHMET PAŞA MESCİDİ VE MİNBER-MİNARESİ — Sayfa 53

Page 96 — BÜYÜKÇEKMECE BRIDGE Page 104 — THE SULTAN SULEIMAN CARAVANSERAI THE SOKULLU MEHMET PASHA MASJID Page 111 — AND ITS MINBAR-MINARET Page 116 — THE SULTAN SULEIMAN FOUNTAIN

SULTAN SÜLEYMAN ÇEŞMESİ — Sayfa 59 BÜYÜKÇEKMECE’DEKİ DİĞER TARİHİ YAPILAR — Sayfa 62

OTHER HISTORICAL MONUMENTS Page 119 — IN BÜYÜKÇEKMECE Page 119 — FATİH MOSQUE

FATİH CAMİİ — Sayfa 62 Page 119 — THE SULEIMAN AGHA FOUNTAIN SÜLEYMAN AĞA ÇEŞMESİ — Sayfa 63 SULTAN II. ABDÜLHAMİT ÇEŞMESİ VE HAVUZU — Sayfa 64

THE FOUNTAIN AND POOL OF Page 120 — SULTAN ABDUL HAMID Page 121 — YUSUF PASHA BATH

YUSUF PAŞA HAMAMI — Sayfa 65 Page 121 — ENVER PASHA KIOSK ENVER PAŞA KÖŞKÜ — Sayfa 65 ENVER PAŞA ÇEŞMESİ ( MEYDAN ÇEŞMESİ ) — Sayfa 66

ENVER PASHA FOUNTION Page 122 — ( FORUM FOUNTAIN ) Page 123 — İMARET MOSQUE

İMARET CAMİİ — Sayfa 67 Page 123 — THE ZEYNEP DUDU FOUNTAIN ZEYNEP DUDU ÇEŞMESİ — Sayfa 67 ÇAĞIMIZIN SİNAN ALGISI — Sayfa 68 ENGLISH — Sayfa 79 KAYNAKÇA — Sayfa 126 YAZAR HAKKINDA — Sayfa 129

CONTEMPORARY Page 124 — PERSPECTIVES ON SİNAN Page 126 — BIBLIOGRAPHY Page 129 — ABOUT THE AUTHOR


Sevgili Emine Yeşim BEDLEK, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, geleceğimizi ve Cumhuriyetimizi emanet ettiği gençliğin bir ferdi olarak sizi, bu güzel çalışmanızdan ötürü kutluyorum. Büyükçekmece ile ilgili yaptığınız bu araştırmanın birçok alanda, birçok insana önemli referans kaynak olacağına inanıyorum. Biliyorum ki, aydınlık geleceğimizin temelindeki en büyük emek, eğitimli gençlerimizin olacaktır. Bu inanç doğrultusunda, hem eğitime hem de insana büyük önem veriyor ve önce insan diyoruz. Büyükçekmece için faydalı olacağına inandığım bu araştırma kitabını hazırladığınız için teşekkür eder, bir kez daha tebriklerimi sunar, başarılı çalışmalarınızın devamını dilerim. Saygılarımla,

Dear Emine Yeşim BEDLEK, I would like to congratulate you, who are one of the young generations that Mustafa Kemal Atatürk entrusted our future and Republic, for your work. I believe that your research on Büyükçekmece will be very useful to many people. Our well-educated young people and their works are crucial for our future to be bright. We know that education is very important; and we are therefore fully dedicated to all efforts in this field. I would like to thank you again for writing this book. It will be useful to Büyükçekmece. I wish you success. Sincerely,

Dr. Hasan AKGÜN Belediye Başkanı Mayor of Büyükçekmece


Büyükçekmece Köprüsü Nakkaş Osman tasviri, Şehnâme-i Selim Han, TSM A3595


ÖNSÖZ Kanuni Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya yaptığı seferler nedeniyle önem kazanan, Sultan Yolu Büyükçekmece ilçesinden geçmekte idi. Sultan Süleyman Sultan yolunda, menzil külliyeleri yapma görevini Koca Sinan’a verdi. Sinan, sanatının zirvesine doğru tırmanırken Büyükçekmece Menzil Külliyesi’ne çok güzel bir köprü, kervansaray, mescit ve çeşme armağan etti. Bu eserlerin isimleri sırasıyla, Büyükçekmece Köprüsü, Sultan Süleyman Kervansarayı (Kurşunlu Han), Sokullu Mehmet Paşa Mescidi ile Minber-Minaresi ve Sultan Süleyman Çeşmesi’dir. Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa’nın da, külliyenin imarında yer alması ile şenlenen külliye beş asırdır Sinan’ı ve sanatını ölümsüzleştirmektedir. Elinizdeki kitabın amacı; Klasik Dönem Osmanlı mimarisini yaratan Mimarlar Sultanı Koca Sinan’ın eserlerini ve sanatını genç nesillere tanıtmak, sevdirmek ve kültürel varlıkları koruma bilinci aşılamaktır. Bu düşünce ile yola çıkarak 27 yıldır yaşadığım, çocukluğumun geçtiği Büyükçekmece İlçesi’nde bulunan Mimar Sinan eserlerini araştırdım. Koca Sinan’ın eserleri ve sanatı üzerine yazılmış kitapları ve makaleleri okudukça ona bir kez daha hayran oldum. Mimar Sinan ve eserleri ile ilgili kaynakları incelediğimde Büyükçekmece’deki eserlerinin hepsini birden anlatan ve tanıtan görsel öğelerle zenginleştirilmiş herhangi bir kitap olmadığını fark ettim. Külliyedeki eserler, sanat tarihi uzmanlarının yazdığı makale ve kitaplarda ayrı ayrı anlatılmakta idi. Bu nedenle külliyedeki eserleri tek kitapta toplamak istedim. Sanat tarihi uzmanı değilim, ancak sanat eserlerine, tarihi yapılara ve özellikle Mimar Sinan’ın eserlerine hayranım. Bir akademisyen ve aynı zamanda profesyonel turist rehberi olarak da, en azından gençlerimizi kültürel mirasımıza sahip çıkmaları konusunda bilinçlendirebileceğimi düşünerek, bu kitabı yazdım. Kitabı yazarken başvurduğum en önemli kaynak, Mimar Sinan’ın, Sai Mustafa Çelebi’ye yazdırdığı otobiyografisi, Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye adlı eser oldu. Sinan’ın özel hayatından ziyade, sanat hayatını ve yapıtlarını anlattığı bu eser sayesinde sizlere külliyenin fotoğraflarıyla süslenmiş bir kitap hazırladım. Sinan, sadece yaşadığı çağın değil, dünya uygarlık tarihinin en yetenekli ve bilgili mimarlarından biridir. Mühendislik bilgisi ile de, kendinden çokça söz ettiren ve her eseri ile kendini yenileyip aşan Koca Sinan ile aynı topraklarda yaşayan bizlerin de en önemli görevlerinden biri Sinan’ı tanımak ve tanıtmak olmalıdır.


Büyükçekmece’deki tarihi yapılar sadece Mimar Sinan’ın eserleri ile sınırlı değildir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinde de belirtiği gibi, Büyükçekmece hanları, hamamları, sıbyan mektepleri, çarşıları, camileri ve çeşmeleri ile tipik bir Osmanlı kasabasıdır. Büyükçekmece’nin diğer tarihi yapıları ile ilgili bilgileri alabileceğimiz önemli bir makale ise, Erdem Yücel’in “Büyükçekmece’de Türk Eserleri” adlı makalesidir. Sinan’ın Büyükçekmece’deki eserlerinin de incelendiği bu makalede yer alan diğer tarihi eserler şunlardır: Fatih Camii, İmaret Camii, Yusuf Paşa Hamamı, Süleyman Ağa Çeşmesi, Sultan II. Abdülhamit Çeşmesi ve Havuzu, Enver Paşa Köşkü, Enver Paşa Çeşmesi (Meydan Çeşmesi) ve Zeynep Dudu Çeşmesi. Bu kitabın amacı Mimar Sinan’ın Büyükçekmece’deki eserlerini tanıtmak olduğu için, Sinan’ın eserleri ön plandadır. Ancak Erdem Yücel’in makalesinden yararlanarak, Büyükçekmece’nin diğer tarihi yapıları hakkında da bilgi vermek istedim. Tarihi yapıları tek tek fotoğrafladım ve kısa bilgilerle birlikte kitabın en son bölümüne ekledim. Fotoğraf, görsel bir sanat olan mimarinin en önemli unsurudur. Çünkü fotoğraf sayfalar dolusu yazıdan çok daha etkilidir ve konu sanat olduğunda görsellik mutlaka ön planda olmalıdır. Fotoğrafların büyük bir kısmı bana ve eşime ait. Külliyeye ait eski resimleri ise Büyükçekmece Belediyesi Basın-Yayın Arşivi’nden aldım. Basın-Yayın Arşivi’nde çalışan tüm arkadaşlara yardımlarından dolayı minnettarım. Mimar Sinan’ın eserlerinin, eski hallerini sizlere sunabilmiş olmayı onlara borçluyum. Kendi çektiğim fotoğraflarda ise detaylara önem verdim. Detaylara gizlenmiş güzellikleri ön plana çıkarmayı amaç edindim. Bu sayede okuyucunun, eserlerin her detayını görmesini ve Sinan’ın ve Sinan’la birlikte çalışmış tüm sanatkâr ve zanaatkârları takdir etmesini istedim. Bu kitabı 2008 yılında hem yüksek lisansımı hem de profesyonel Turist Rehberi kokartımı aldıktan sonra hazırladım. Sanat tarihine olan ilgim bunda en önemli etken oldu. Aradan dört yıl geçti ve doktora çalışması için bulunduğum Oxford Üniversitesi’nde kitabı tekrar gözden geçirme fırsatı buldum ve kitabın elinizdeki hali Oxford’ta tamamlandı. Kitabın yayınlanmasında bana destek olan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’e, Kültür ve Sosyal İşler Müdiresi Nazan Karagözoğlu’na, kitabıma beğenilerini sunup yayınlanmasında bana destek olan Maria Sezer’e, Türkçe metnin editörlüğünü yapan arkadaşım Selim Gültürk’e, İngilizce metnin editörlüğünü yapan değerli arkadaşım Kimberly Anne Brooks - Lewis’e çok teşekkür ederim. Engin bilgileri ve akademik hayatıma yaptıkları değerli katkılar için çok değerli hocalarım Mohamed Bakari, Agnes Clare Brandabur, Metin Boşnak ve Azize Boşnak’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Beni Oxford Üniversitesi’ne davet ederek Oxford Üniversitesi Bodleian Kütüphanelerinde araştırma yapma imkânı sağlayan değerli hocam Renee Hirschon’a ve her konuda bana destek olan sevgili ailem ve eşim Yakup’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Emine Yeşim BEDLEK Oxford, 2012


BÜYÜKÇEKMECE MENZİL KÜLLİYESİ VE MİMAR SİNAN


BÜYÜKÇEKMECE Büyükçekmece ilçesi, Büyükçekmece Gölü’nün doğusunda, gölün ince bir kanalla suyunu denize boşalttığı bölgede kurulmuş olan İstanbul’un gözde ilçelerinden biridir.1 İstanbul’un batı yarısında, Çatalca Yarımadası’nda yer alan ilçe, güneyde Marmara Denizi, kuzeyde Çatalca ve Büyükçekmece Gölü, batıda Silivri ve doğuda Küçükçekmece ve Avcılar ile çevrilidir. 1987 yılına kadar Çatalca’ya bağlı bir bucak konumunda olan ilçe, hızlı nüfus artışı ve şehirleşme ile Çatalca’dan ayrılarak bağımsız bir ilçe haline gelmiştir. İlçenin yüzölçümü 15.700 ha olup merkeze bağlı 23 mahalleye sahiptir: Alkent, Atatürk, Cumhuriyet, Dizdariye, Fatih, Karağaç, 19 Mayıs, Pınartepe, Çakmaklı, Bahçelievler, Güzelce, Merkez, Yenimahalle, Batıköy, Merkez, Muratçeşme, Hürriyet, Ulus, Ahmediye, Türkoba, Celaliye, Kamiloba ve Muratbey.

1. Büyükçekmece

Şehircilik açısından bakıldığında Büyükçekmece; 1980 yılından sonra Türkiye’de başlayan hızlı ve modern kentleşme sürecinde yapılaşmıştır. Yirmi yıl öncesinin küçük beldesi iken, bugün Avrupa standartlarında alt yapısı tamamlanmış, yerleşim, imar, altyapı, çevre, şehircilik donanımı ile sorunlarını çözmüş, kendini 21. yüzyıla hazırlamış, çağdaşlaşmanın sınırsız olacağı düşüncesi ile tüm yeniliklere ve gelişmeye açık bir kent haline gelmiştir. Özellikle 1994 yılından sonra altyapı çalışmaları tamamlanarak, kanalizasyonu, sahil ve göl kolektörü, atık su arıtma tesisi, tertemiz geniş sokakları, modern yaya kaldırımları ile çağdaş şehirciliğin tüm gereklerini yerine getirmiştir.2

2. Büyükçekmece’nin modern sokakları

1  “Büyükçekmece” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 2 (İstanbul, 1994), 355. 2  Büyükçekmece Belediyesi 2007 Faaliyet Raporu, 18.

15


Büyükçekmece ilçesi, bir yanında Marmara Denizi ile diğer yanında dünyanın nadir coğrafi oluşumlarından biri olan lagün gölünün ortasına kurulmuş güzel bir ilçedir. 1990’lı yıllara kadar İstanbul’un kalabalığından bıkan insanların yaz aylarında denize girip dinlendiği bu güzel ilçe şimdi, İstanbul’un gecekondu sorunu olmayan ender ilçelerinden biridir. İstanbul’un hızla göç alması nedeniyle kalabalıktan hoşlanmayan İstanbullular çareyi Büyükçekmece’ye taşınmakta bulmuşlardır. İnsanların Büyükçekmece’yi tercih etmesinin pek çok nedeni vardır. Öncelikle temiz havası ve ferah caddeleri ile dikkat çeker Büyükçekmece. İstanbul’un gürültüsünü, kalabalığını ve iç içe olan binalarını Büyükçekmece’de göremezsiniz. Alt yapı sorununun çözülmüş olması da başka bir etkendir. Suç oranının da oldukça düşük olduğu ilçe özellikle 1999 Gölcük depremi sonrasında İstanbul’un merkezinden daha çok göç almaya başlamıştır. İlçe “deve bağırtan yokuşu” ile de ünlüdür. Büyükçekmece deniz seviyesinde bir ilçedir ve Büyükçekmece’den Beylikdüzü’ne çıkan yokuş oldukça dik bir yokuştur. Günümüzün modern ulaşım araçları bile bu yokuşu çıkarken zorlanmaktadır. Eskiden ulaşım atlarla ve develerle sağlanırdı. “Deve bağırtan yokuşu” develerin bu yokuşu çıkarken oldukça zorlandıklarını belirtmektedir. Büyükçekmece’nin Roma İmparatorluğu dönemindeki ismi Athyra’dır. Büyük Hun İmparatoru Attila II. Balkan Seferi’nde Büyükçekmece’ya kadar gelip Doğu Roma İmparatorluğu’na savaş açmıştır. Ali Ahmetbeyoğlu “Büyük Hun Hükümdarı ‘Attila’” adlı makalesinde bu bilgiye yer verir: “İmparatorluğun Doğu Ordusu komutanı Senatör Anatolius vasıtasıyla, Athyra (Büyükçekmece)’da ordugâh kuran Hunlar ve Doğu Romalılar arasında barış görüşmeleri yapıldı.”3 447’de imzalanan ve tarihte Anatolius Barışı ile bilinen anlaşma ile Hunlar Doğu Roma’dan aldıkları verginin miktarını artırmışlardır. E.A.Thompson tarafından yazılan The Huns (Hunlar) adlı kitapta ve Chistopher Kelly’nin Attila The Hun adlı araştırmasında da bu tarihi olay anlatılmaktadır. Büyükçekmece Hun İmparatoru Attila’nın ordugâhını kurduğu ve Anatolius Barışının imzaladığı yerdir. Osmanlı döneminde bir av ve kışlak yeri olarak kullanılan Büyükçekmece’ye özellikle, 1829 Osmanlı-Rus savaşından sonra çok sayıda göçmen yerleşmiştir. 1876 yılında Çatalca Sancağı’na ilçe olarak bağlanan Büyükçekmece, 1926 yılında Çatalca’nın ilçe ilan edilmesiyle birlikte Çatalca’ya bağlı bir bucak olmuştur. 1958’de belediye ilan edilen Büyükçekmece, 1987’de Çatalca ilçesinden ayrılarak bağımsız bir ilçe olmuştur.4

3. Büyükçekmece Sahili Gece

3  Ali Ahmetbeyoğlu, “Büyük Hun Hükümdarı ‘Attila,’” Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 7, Bişkek 2003, 7. 4  Büyükçekmece Belediyesi 2005 Faaliyet Raporu, 15.

16


17. yüzyılın en önemli seyyahlarından olan Evliya Çelebi, Osmanlı topraklarını 40 yıl boyunca gezmiş, gördüklerini, yaşadıklarını 10 ciltlik Seyahatname adı altında yazmıştır. Evliya Çelebi Büyükçekmece ile ilgili oldukça detaylı bilgiler vermektedir. Mimar Sinan’ın yapıtlarını da anlatmakta ve övgüler yağdırmaktadır. Aslında bu kitapta anlatacaklarımın kısa özeti gibi olacak olan, Evliya Çelebi’nin Büyükçekmece izlenimlerini olduğu gibi aktarıyorum: Bu da Eyüp mevleviyetine bağlı nahiyedir. Deniz ile göl kenarındadır. Bin hanelidir. Evlerin hepsi kiremitle örtülü olup iki katlı yüksek evlerdir. Evkaftır. Subaşıcısı, yasakçısı vardır. İstanbul’a yakın olduğundan kethüda yeri ve yeniçeri serdarı yoktur. Deniz kenarında harap kalesi vardır. Camilerinden Mehmetpaşa Mescidi, Mimar Sinan Ağa yapısıdır. Onbir adet küçük ve büyük kurşunlu hanı vardır. İmareti, medresesi, sıbyan mektebi, çarşı ve pazarı da vardır. Hanlar önündeki meydan da yüksek bir çınar ağacı dibindeki çeşmenin tarihi şöyledir: «Yine akdı cihana ab-ı Kevser». Abdüsselam halis kurşun ile örtülüdür. Gelene gidene nimeti bol olan bir yemekhanesi vardır. Hamamları, sıbyan mektepleri olup güzel ve düzenli, yeteri kadar dükkânları vardır. Mahkeme yanındaki büyük kervansaray, bin at alır büyük bir binadır. Havası ve suyu gayet hoştur. Yeniçeri kulluğu ve gümrük emini vardır ki köprü başında gelen gidenin mallarını kontrol edip, kaçak kölesini ve hırsızları yakalayıp, yüklerden de vergi alırlar. Gölde pisi balığı ve yılan balığı olur ki lezzetlidir. Bu gölün ayağı üzerinde görülmeye değer bir köprü vardır ki, ilk yaptıran Sultan Süleyman Han olup, İkinci Selim zamanında tamamlanmıştır. Koca Mimar Sinan yapısıdır. Yirmialtı gözlüdür. Her gözü sanki birer gökkuşağıdır. Köprünün kuzeyden güneye uzunluğu bir mildir. Hep yontulmuş, düzgün ve parlak taşlardan yapılmış kuvvetli bir köprüdür.5 Doğu Roma İmparatorluğu kaynaklarında “Athyra” olarak anılan Büyükçekmece, Osmanlı döneminde, “Çekmece-i Kebir” diye anılmıştır. Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorlukları döneminde Balkanlara giden yol üstünde kurulu olması nedeniyle, kervanların ve orduların konakladığı önemli bir menzil yerleşmesi olmuştur. İstanbul’dan Balkanlara giderken ilk menzil yerleşmesi olan Büyükçekmece, Balkanlardan dönüşte ise son menzil yerleşmesi olarak önemini her zaman korumuştur. Özellikle XVI. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın batıya yaptığı seferler nedeniyle hayli önem kazanan Büyükçekmece, Sultan Yolu’nun önemli bir menzil külliyesine ev sahipliği yapar. Araştırmamızın konusu olan Büyükçekmece Menzil Külliyesi, Büyükçekmece Gölü’nün denizle birleştiği yerde ilçenin batısında, Mimarsinan mahallesinin tam karşısına Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.

5  Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Sadeleştiren: Tevfik Temelkuran, Necati Aktaş (İstanbul: Üçdal Neşriyat, 19791986), Cilt 3-4, 228.

17


4. Bir akşamüstü Büyükçekmece Sahili

5. Karlı bir günde Büyükçekmece

18


BÜYÜKÇEKMECE GÖLÜ Çatalca’nın güneyinde Küçükçekmece Gölü’nün 12 km. batısında bulunan göl, Büyükçekmece adını taşımasına karşın, 12 km2’lik yüzölçümü ile 16 km2’lik Küçükçekmece Gölü’nden daha küçüktür. Şimdilerde gölün önüne yapılan bir baraj göl ile, deniz arasındaki bağı tamamen kesmiştir. Büyükçekmece gölü, deniz istilasına uğrayarak önce koy haline gelmiş, sonra lagün özelliği kazanmış eski bir vadi ağzıdır. Barajın inşasından sonra gölün doğal yüzölçümü 43 km2’ye çıkmıştır. İstanbul’un batısında yer alan ve içme suyu barajı olarak kullanılan Büyükçekmece Gölü kuşların göç rotasında olmasından dolayı pek çok kuş türünün gözlendiği bir alandır. Büyükçekmece Barajı’nın inşasından sonra 12 km2’lik yüzölçümü 43 km2’ye çıkan Büyükçekmece Gölü, İstanbul’un su ihtiyacının % 30’unu karşılayan, ender temiz su kaynaklarından birini oluşturur.6

6. Büyükçekmece Gölü ve Köprüsü

Evliya Çelebi Büyükçekmece Gölü ile ilgili oldukça ilginç bilgiler verir. Evliya Çelebiye göre Büyükçekmece ve Küçükçekmece Gölleri’nin kaynağı Avrupa’nın önemli nehirlerinden biri olan Tuna Nehri’dir. Evliya Çelebi konuyu şöyle açıklar: Tuna’nın bir koluda Büyükçekmece ve Küçükçekmece göllerinden çıkıp Rum (Marmara) denizine karışır. Bu anlattığımız yerlerden akan tatlı suların Tuna’dan olduğuna dair şunu söyleyebiliriz. Tuna’da yetişen Morine ve Mersin balıkları ile ustuka ve çıka balıkları sadece Tuna nehrine ait iken, sözünü ettiğimiz pınarlarda ve Çekmece haliçlerinde de çıktığı görülmüştür.

6  Büyükçekmece Belediyesi 2007 Faaliyet Raporu, 18.

19


Yıldırım Han Niğbolu ve Fethü’l İslam’ı (Sırbistan’da Tuna’ya yakın yerde ve Romanya hududu karşısında bir şehir olup, şimdiki ismi Kladova’dır) fethettiği zaman, Tuna nehrinin İstanbul’a aktığına dair bahsi geçmiştir. Demirkapı’dan saman ve kömür döküp Tuna değirmenlerinden, Pınarhisar’dan ve Çekmece göllerinden de saman ve kömür çıktığı Tuhfe adlı tarih kitabında anlatılır. Hatta Sultan Ahmet Han’ın kızının oğlu Süleyman Beyle İstanbul ile Çatalca arasında Azadlı adlı köydeki yerlerde dolaşırken, Tuna nehrinin aktığı yerlerin izlerini görmüştük. Meşaleler yakıp atlarımız ile o mağaların içinde bir saat kadar kuzey yönüne doğru gidip gördük. İçerideki güvercin büyüklüğündeki yarasalardan ve pis kokulardan dolayı geri dönüp dışarı çıktık. Eğer Osmanlı Devleti Sultanları gayret etse, az para ile Tuna nehri yine Yenibahçe ve Aksaray içinden akıtılır idi.7 Evliya Çelebi’nin Büyükçekmece ve Küçükçekmece Gölleri ile ilgili verdiği bilgiler bu kadar değildir. İstanbul’un iki önemli lagün gölleri olan Büyükçekmece ve Küçükçekmece Gölleri’nde yetişen balıklarla ilgili de bilgi verir. Seyahatname’sinde “Çekmece Gölleri Mesiresi” olarak adlandırdığı bölümde göllerde yetişen çok lezzetli iki balık türünden bahseder: İstanbul’da işi olmayan yaranlar, kayıklar ile bu Çekmece göllerine gelip «Pisi» balığı avlarlar. Taze taze tereyağı ile kızartıp yerler. Hiçbir yerde bu balığın benzeri yoktur. Yassı, yuvarlak, beyaz, küçük, birer okka ağırlığında Allah’ın bir sofrasıdır ki, asla balık kokusu duyulmaz. Fakat, mübarek hayvan az olur. «Morinar balığı» da beş-on yılda, bir veya iki tane bulunur. Bu balık Tuna nehrinde çok olur.8 Evliya Çelebi için en lezzetli balıklar Büyükçekmece Gölü’den çıkmaktadır. Çünkü göl Tuna Nehri'nden beslenmektedir. Bunun kanıtı ise Evliya Çelebiye göre, Tuna nehrinde yetişen balıkların aynısının Büyükçekmece ve Küçükçekmece Gölleri’nde de yetişmesidir. Evliya Çelebi göller ile ilgili her detayı aktarır: “Bu Çekmece ile Küçükçekmece’nin arası denizden oniki mildir. Bu gölün çevresi de oniki mildir. Etrafından yedi adet dere, göle akar: Başlıcaları: Azadlı Deresi, Çatalca Deresi, Baba Nakkaş Deresi ve Kodak Deresidir. Kışın şiddetli zamanda bu göl de taşıp Marmara Denizi’ne dökülür. Biraz tuzlucadır. Gölün ayrı bir emini vardır.”9 Evliya Çelebi dörtyüz yıl önce 1611- 1682 yılları arasında bu topraklarda yaşamış ve bize eşsiz bilgiler sunmuştur. Bence tıpkı Mimar Sinan gibi o da bir dehadır çünkü günümüzde tarih, edebiyat, sanat tarihi, coğrafya, antropoloji, mimarlık gibi alanlarda çalışma yapan araştırmacıların başvurdukları en önemli kaynak Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’dir.

7  Evliya Çelebi, Seyahatname, Cilt 1-2, 25. 8  A.g.e., 374. 9  A.g.e., C. 3-4, 228.

20


Kanuni Sultan Süleyman’ın cenaze töreni ve Mimar Sinan•

Diledim ki bir mimar olayım Usta olup dünyada eserler bırakayım. Derdim ki, bağışlasa da Hak Nasip olsa bana yüce bir cami yapmak. Olacağı varmış, hikmet Allah’ın Gelip gözdesi oldum Padişah’ın. MİMAR KOCA SİNAN

• Kanuni Sultan Süleyman’ın cenaze törenini anlatan bu minyatür Nakkaş Osman tarafından yapılmıştır. Minyatür Seyyid Lokman’ın Tarih-i Sultan Süleyman adlı kitabında yayınlanmıştır. Mimar Sinan’ın resmedildiği tek minyatürdür.

21


SİNAN: SULTANLAR MİMARI MİMARLAR SULTANI Mimari ve mühendislik bilgisi, hüneri ve zekâsıyla “Sultanlar Mimarı” olan Sinan, Klasik Dönem Osmanlı Mimarisi’ni oluşturarak, eşsiz güzellikteki eserleriyle de “Mimarlar Sultanı” olmuştur. Bize yüzlerce eser bırakan dahi mimar, acaba koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu eşsiz sanat eserleri ile baştanbaşa süsleyeceğini hiç hayal etmiş miydi? Kendini aşma çabasıyla çalışan Mimar Sinan, imparatorluğun her köşesine attığı imzasıyla, ebediyeti kucaklayıp adını günümüze ve geleceğe gururla taşımaktadır. Eserleriyle ölümsüzleşen, Klasik Dönem Osmanlı kubbe mimarisini yeniden yorumlayıp şekillendiren Sinan, tüm dünyanın saygıyla andığı ve hayran olduğu bir mimari dehadır. Aptullah Kuran, Sinan’ı şöyle ifade eder: “Çağdaşları ona saygı ile “Koca Sinan” diyorlardı. Avrupa’dan esen barok rüzgârlar, onun bıraktığı izleri dağıtıncaya kadar yüzlerce Osmanlı mimarı, gösterdiği yolda yürüdü. Günümüzde, Türk kültürünün başlıca simgelerinden biri sayılmaktadır.”10 Mimar Koca Sinan, Kayseri Sancağı’nın Ağırnas Köyü’nde kesin olarak bilemediğimiz bir tarihte (1494- 1499 arasında bir yıl olabilir)11 doğmuştur. Koca Sinan’ın hayatıyla ilgili bilgileri bize aktaran en önemli eser Sai Mustafa Çelebi tarafından Sinan’ın ağzından yazılan Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye’ dir. Hayati Develi tarafından günümüz Türkçesi’ne çevrilen Yapılar Kitabı Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye (Mimar Sinan’ın Anıları) adlı kitabın özgün kopyaları Topkapı Sarayı Arşivlerinde saklanmaktadır. Bünyan ve ebniye kelimeleri Osmanlıca olup binalar, yapılar anlamına gelmektedir. İsminden de anlaşılacağı gibi bu eserlerde, Koca Sinan’ın hayatıyla ilgili çok fazla bilgi yoktur. Sai Mustafa Çelebi’nin Sinan’ın ağzıyla yazdığı eserde Sinan hayatından ziyade eserlerinin listesini, bu eserlerin yapım aşamasını ve emrinde çalıştığı sultanlara övgülerini sunmayı yeğlemiştir. Tüm hayatı cami, medrese, köprü, hamam, külliye inşa etmek olan bir dehadan da zaten bu beklenebilirdi. Aslında Sinan kendi hayatını kendisi yazmak istemiş fakat her defasında kitap yazma işi yarım kalmıştır. Hayatıyla ilgili kitap yazmaya zaman bulamaması çok doğaldır. Çünkü, dahi mimar bize, sayıları dört yüzü bulan, her biri farklı özelliklere sahip birbirinden güzel mimari şaheserler hediye etmiştir. Mimar Sinan’ın ilk yazma denemesi başlığı olmayan bir metindir. Bu başlıksız metin yazmayı tasarladığı kitabın fihristi niteliğindedir. R. Melûl Meriç’in bu metne verdiği isim Adsız Risâle’dir. İkinci deneme Risâletü’l Mimâriyye’dir. Bu eser de yarım kalmıştır. Mimar Sinan’ın üçüncü denemesi Tuhfetü’lMi’mârîn ismini taşımaktadır. Ne yazık ki Mimar Sinan’ın bunu da tamamlamaya fırsatı olmamıştır. Sonunda hasta yatağında yatarken yakın dostu nakkaş Sai Mustafa Çelebi’ye hayatını ve yapıtlarını yazdırmıştır. Hayatından ziyade eserlerini anlatmayı tercih eden Mimar Koca Sinan, Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye adlı eserlerde çocukluk yıllarına ait pek fazla bilgi vermez. Sinan hayatını Yavuz Sultan Selim’in saltanat yıllarında devşirme olarak alınmasıyla başlatır. Sinan bir yeniçeridir ve bir yeniçerinin hayatı Sultana hizmet etmektir. Sinan, otobiyografisinde şöyle anlatır: Ben zavallı, Sultan Selim Han’ın saltanat gülbahçesinin devşirmesiyim. Kayseri sancağından ilk kez onun zamanında oğlan ocağı devşirilmişti ve devşirilen erkek çocukların ilki de bendim. Acemioğlanları arasında, yaratılışımdaki düzgünlük sayesinde seçilip dülgerliğe heveslendim. Ustamın hizmetinde, tıpkı bir pergelin sabit ayağı gibi kararlı bir biçimde çalıştım, merkezi ve çevreyi gözledim. Sonra da yine pergelin gezen ayağı gibi başka diyarları gezmeye özendim. Bir zaman, padişah hizmetinde, Arap ve Acem diyarlarında gezip dolaşarak her yüksek eyvandan bir köşe ve her viran tekkeden bir kırıntı belleyip yine İstanbul’a döndüm; bir süre daha büyüklerin hizmetinde bulunduktan sonra kapıya çıktım.12 10  Aptullah Kuran, Mimar Sinan (İstanbul: Hürriyet Vakfı Yayınları, 1986), 16. 11  Reha Günay, Sinan’ın İstanbul’u (İstanbul: Yem Yayınları, 2006. 2.basım), 23. 12  Sai Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı: Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye (Mimar Sinan’ın Anıları) (İstanbul: Koç Kültür Sanat, 2002), 39.

22


Sinan’ın bu anlatımından da anlaşılacağı gibi, onu “Mimar Koca Sinan” yapan etkenlerin başında Osmanlı ordusunda yeniçeri olarak seferlere katılmasıydı. Diyar diyar gezen Koca Sinan doğu ve batı mimarisini yerinde görme ve inceleme fırsatı bulmuştur. Her gördüğü yapının bir özelliğini öğrenerek kendi üslubunu ve özgün mimarisini oluşturmuştur. Sinan’ın başarısına etki eden diğer etkenler ise imparatorluğun siyasi, dini, askeri ve ekonomik gücü ile sultanların sanata ve sanatçıya verdiği değerdi. Sinan’ın tüm yeteneklerini, bilgisini, zekâsını ve sanatını bu denli yerli yerinde icra edebilmesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünün ve zenginliğinin payı büyüktür. Doğan Kuban, Sinan’ın Sanatı ve Selimiye adlı eserinde “Dönemin ekonomisini gerçekten öncü çalışmalarıyla ortaya koyan Sinan’ın simgelediği çağ, bu altyapıya sahip olan çağdır”13 demektedir. Sinan, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş döneminde dünyaya gelmiş ve imparatorluğun en zengin ve en güçlü olduğu dönemde Kanuni Sultan Süleyman gibi sanata ve sanatçıya değer veren bir sultanın himayesinde yeteneklerini sergileme imkânı bulmuştur. Mimar Sinan en büyük desteği Sultanından aldı. Sinan bir kamu mimarı idi ve Sultanın emrinde ve himayesinde Osmanlı şehirlerini süsledi. “Mimar Koca Sinan” adıyla saygınlık kazanmasını Kanuni Sultan Süleyman’a ve sultanın Sinan’ın emrine sunduğu zenginliğe borçludur. Eğer Kanuni Sultan Süleyman olmasaydı Mimar Sinan gibi bir mimari deha olmayacaktı. Cumhuriyet dönemimizin en ünlü şairlerinden İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy bir şiirinde, bunu çok güzel vurgular: Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir? Onu en çolpa herifler de, emin ol, becerir. Sade sen gösteriver “işte budur kubbe!” diye; İki ırgatla iner şimdi Süleymaniyye. Ama gel kaldıralım dendi mi, heyhât, o zaman, Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.14 Bu güzel ve anlamlı şiirde Ersoy’un dile getirdiği ilk isim Süleyman’dır. Çünkü Sinan’ın sanatını ve yeteneklerini keşfeden ve ona tüm imkânları sunan Süleyman’dır. Süleyman’ın desteği olmadan Mimar Sinan’ın dünya çapında bir üne ve saygınlığa kavuşması ve bu kadar görkemli yapıtlar sunması pek mümkün değildir. Dolayısıyla önce Süleyman, sonra Sinan gelir. Sultan Süleyman da en iyi şartlarda Osmanlı İmparatorluğu’nun sultanı olmuştur. Süleyman, Osmanlı İmparatorluğu’nun onuncu padişahı olarak tahta çıktığında halife sıfatıyla tahta çıkan ilk Osmanlı padişahı idi. Hilafet 1517’de babası Yavuz Sultan Selim tarafından Memlükler’den alınmıştı ve Süleyman İslam Dünyası’nın halifesi ve dönemin en güçlü devletinin sultanıydı. Kanuni Sultan Süleyman bir yandan imparatorluğunu genişletirken diğer yandan devletin imar faaliyetleri ile ilgilenmiş ve hiçbir masraftan kaçınmamıştır. Aynı zamanda kuyumcu olan ve Muhibbi mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’ın kendisi de bir sanatkâr olduğu için sanatın gelişmesinde çok önemli katkıları olmuştur.15 Baki, Fuzuli, Hayali, Zati ve Yahya gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun en yetenekli divan şairleri, Süleyman’ın yanında sanatlarını icra etme imkânı bulmuşlardır.16 Üç kıtaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü ve zenginliğini temsil eden mimari yapıları yapmak ise Koca Sinan’a düşmüştür. Sinan 1538’de Mimarbaşı olarak göreve başladığında emrinde dönemin en iyi sanatkârları, hattatları ve ustaları çalışıyordu. İlhan Özkeçeci Zamanı Aşanlar adlı yapıtında Sinan’ın sanatını ve 16. yüzyıl Osmanlısını şöyle aktarır bize:

13  Doğan Kuban, Sinan’ın Sanatı ve Selimiye (İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, 1997), 4. 14  Mehmet Akif Ersoy, Safahat (İstanbul: Feza Gazetecilik, 1994), C. 2, 778. 15  Esin Atıl, “Foreward,” In Süleyman the Magnificent Poet. Translated By Talat S. Halman ( İstanbul: Dost, 1987), 10. 16  Talat S. Halman, Süleyman the Magnificent Poet, 17.

23


Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişmesi XVI. yüzyılda zirveye ulaşır. Bu dönem Türk sanatının da altın çağı olmuştur. Özellikle Mimar Sinan’ın eserlerinde en muhteşem değerlerini bulan mimari şaheserler ve bunlara muadil gelişen diğer sanat dalları Türk sanatı için, tüm dünyanın hayran olduğu eserlerin verildiği, maalesef bugün bile daha yeni, özgün ve mükemmel bir sanat çizgisi yakalayamadığımız, taklidinden vazgeçemediğimiz en parlak dönemlerden birisidir.17 Çini, kalem işi, vitray gibi pek çok sanat altın çağını 16. yüzyılda yaşamıştır ve en güzel örneklerini bu dönemde vermişlerdir. Koca Sinan’ın abidevi nitelikteki eserlerini de süsleyen bu refah dönemin ustaları olmuştur. Hem mimarinin hem de diğer sanat dallarının bu çağdaki gelişimi Klasik Dönem Osmanlı Mimarisi’ni oluşturur. Koca Sinan’ın mühendisliği bu dönemin beynini, mimari üslubu ve estetiği ise ruhunu oluşturur. Ve işte bu yüzden sultanların mimarı, mimarların sultanıdır.

7. Mimar Sinan’ın Kültür Park’taki heykeli

Sinan yeniçeri olarak Sultan Süleyman’ın komuta ettiği pek çok sefere katılmıştır. Kendisini Mimarbaşılığa götüren uzun ve zahmetli yolculuğu ve Sultan Süleyman döneminde talihinin nasıl değiştiğini bu güzel mesnevi ile aktarmaktadır: Süleyman’ın zamanı gelip yetişti Bu zayıf karıncanın bahtı açıldı. Onun devrinde nice hizmetler ettim Devleti yönetenlerin gözüne girdim.

17  İlhan Özkeçeci, Zamanı Aşanlar (İstanbul: Güzel Sanatlar Matbaası, 2004), 18.

24


Oldum yeniçeri çektim cefayı Piyade eyledim birçok gazayı. Orduda silsilemle, sanatımla, hizmetimle Ve akranlarım arasında gayretimle Ta çocukluk çağımdan, çok çalıştım Hacı Bektaş ocağından yetiştim. Rodos’la Belgrad’a sefer ettik Sonra sağ selamet geriye geldik. Silsilemle yaptılar beni atlı sekban Mohaç’a sefer açtı Süleyman Han. Oradan döndüm yayabaşı oldum Zenberekçibaşılık verildi ardından. Padişah bu kez Alman’ın üstüne yürüdü Düşmanın gözüne meydan dar göründü. Oradan gelip Boğdan’a gittik Kızılbaş ile nice savaşlar ettik.18 Bu güzel mesnevi bir yandan Sultan Süleyman’ın askeri zaferlerini anlatırken (bu anlamda Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi tarihi ile ilgili bilgiler de vermiş olur) diğer yandan da Sinan’ın orduda aldığı görevler ve yükselişini anlatır. Sinan kendini zayıf bir karıncaya benzetir, aciz ve çalışkan. Ama gün gelecek adı Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte anılacaktır. 16. yüzyıl denilince akla gelecek ilk isimlerden biri de Sinan olacaktır. Kazım Çeçen, Sinan’ın Osmanlı ordusundaki görevinin neler olduğunu açıklar: “Yeniçeri olarak orduda görev alırken ilk eserleri köprüler ve ordunun ihtiyacı olan tesisler olmuştur”.19 Mimari dehası sadece şehirleri süslemekle kalmamış aynı zamanda seferler sırasında yaptığı köprülerle Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve askeri açıdan da ilerlemesine önemli katkılarda bulunmuştur. İşte bu askeri seferlerden biri Sinan’ın hayatında bir dönüm noktasıdır. 1538’de Kanuni Sultan Süleyman Boğdan’a sefer düzenlemiştir ve bu seferde Sinan Prut Nehri üstüne çok kısa sürede sağlam bir köprü yaparak yeteneğini göstermiştir. Lütfü Paşa ve Ayas Paşa Sinan’ın yeteneğinden etkilenip onu Mimarbaşılığa yükseltmiştir. Mimarbaşı ünvanı ile İstanbul’da yaptığı ilk eseri Sultan Süleyman’ın eşi ve gözde hasekisi Hürrem Sultan adına yaptığı Haseki Külliyesi’dir.20

18 Çelebi, Yapılar Kitabı, 39- 40. 19  Kazım Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Yapılan Köprüler”, Osmanlı İmparatorluğunun Doruğu 16.Yüzyıl Teknolojisi (İstanbul: İSKİ, 1999), 198. 20 Kuran, Mimar Sinan, 19.

25


Koca Sinan’ın Sultan Süleyman döneminde yaptığı diğer abidevi yapıtlar ise Şehzade Mehmet Külliyesi (1548), Süleymaniye Külliyesi (1557) ve Mihrimah Sultan Külliyesi’dir (1548). Mihrimah Sultan Külliyesi’nin yapımı esnasında Amasya’da yaşayan Şehzade Mehmet hayata veda etmiştir. Bu büyük acıyla sarsılan Sultan Süleyman oğlunun anısına büyük bir külliye yaptırmak istemiş ve Koca Sinan’a yapım emrini vermiştir. Şehzade Mehmet Cami ve Külliyesi, Koca Sinan’ın ilk büyük eseridir ve Sinan bu eseri çıraklık eseri olarak nitelendirir. Kanuni Sultan Süleyman adına İstanbul’un en yüksek ve en güzel tepesine yaptığı Süleymaniye Cami ve Külliyesi ise 1557’de tamamlanmıştır. Sultan Süleyman’ın ihtişamına yaraşır bu külliye, Koca Sinan’ın kalfalık eseridir. Ustalık eseri ise 1575’te tamamladığı Edirne’deki başyapıtı Selimiye Cami ve Külliyesi’dir. Bu eserler dışında Koca Sinan, 80 cami, 51 mescit, 46 medrese, 7 darül-kurra, 19 türbe, 14 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 6 suyolu, 8 köprü, 19 kervansaray, 33 saray, 6 mahzen ve 46 hamam olmak üzere 338 eserle sanatını ve zekâsını ölümsüzleştirmiştir.21 Mimar Koca Sinan, sadece Kanuni Sultan Süleyman döneminde eser vermemiştir. Ölene kadar kaldığı Mimarbaşılığı görevi süresince II. Selim ve III. Murat adına da yapıtlar inşa etmiştir. Yavuz Sultan Selim’e de yaptığı hizmetlerle birlikte toplamda dört Osmanlı Sultanı’na hizmet etmiştir. Bu hiç de küçümsenmeyecek bir başarıdır. Hizmet ettiği sultanlardan daha uzun süre yaşamış ve Osmanlı İmparatorluğu’na hem askeri hem de mimari ve şehircilik alanlarında hizmet etmiş ender şahsiyetlerden biridir.

8. Selimiye Cami, Edirne

Koca Sinan 50 yaşında Mimarbaşı olduğu halde Selimiye Cami ve Külliyesini inşa edene kadar kendine usta sıfatını layık görmemiştir. Çünkü Sinan mükemmeli arayan bir mimar ve mühendistir. Her yapıtıyla kendini aşmak istemiş ve kendini ustalığa 80 yaşında Selimiye Camii yaptıktan sonra layık görmüştür. Usta olmak emek ve zahmet isteyen bir iştir. Sinan da tüm gayreti ile çalışmış ve zahmetli bir yaşamdan sonra ölümsüzleşmiştir. Sinan Osmanlı kubbe mimarisini şekillendirmiş ve en mükemmel halini kendinden sonraki mimarlara hediye etmiştir. Kuban’ın ifadesiyle Mimar Koca Sinan Klasik Dönem Osmanlı kubbe mimarisini üç geleneksel yapı düzeni ve simgesini sentezleyerek şekillendirmiştir: “Tromplu Sasani ya da İslam kubbesi, Geç Roma mimarisinde ortaya çıkan çevre koridorlu kubbeli mekân ve bütün İslam tarihi boyunca değişmeyen dikdörtgen bir alan olarak planlanan cami.”22 Koca Sinan’ın geleneksel 21 Çelebi, Yapılar Kitabı, 108- 119. 22 Kuban, Sinan’ın Sanatı ve Selimiye, 6.

26


yapı düzenlerini yorumlayarak Osmanlı kubbe mimarisini geliştirmesiyle gözler onun yapıtlarına çevrilmiştir. Ayasofya’nın kubbesinden gözlerini alamayan Osmanlı Sultanları Sinan’ın yeteneğine güvenmiş ve başkent İstanbul, Sinan’ın kubbeleriyle süslenmiştir. Ayasofya Osmanlı kubbe mimarisi için önemli bir ilham kaynağıdır. Ancak Koca Sinan kubbe mimarisini mükemmel hale getirmiş, hem kendi çağında hem de yaşadığımız çağda Ayasofya’nın mimarlarının ününü kat kat aşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu denilince akla gelen ilk isimlerden biri olmuştur. Adı Osmanlı sultanları ile beraber anılan en önemli şahsiyetlerden biridir.

9. Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Meydanı, İstanbul

Koca Sinan 9 Nisan 1588’de vefat etmiştir. Süleymaniye Külliyesi’nin bir köşesinde Mimar Sinan Caddesi ile Fetva Yokuşu’nun kesiştiği yerde23 kendi yaptığı mütevazı türbesinde yatmaktadır. En üretken döneminde Kanuni Sultan Süleyman’ın emrinde çalışmış olan Koca Sinan, ölümünde de onun yanından ayrılmamıştır. 16.yüzyılın en önemli iki şahsiyeti İstanbul’un en güzel tepesinde beraber uyurlar. Koca Sinan hem askeri zaferlerde hem de mimari şaheserlerini yaratırken hep Sultan Süleyman’ın yanında olmuş ve imparatorluğun kudretini ve servetini en güzel eserleriyle bizlere sunmuştur. Sultan Süleyman doğuya ve batıya yaptığı başarılı seferlerinden dolayı “Muhteşem Süleyman” diye anılırken, Sinan mimari alandaki hünerleriyle “Koca Sinan” sıfatıyla anılmış ve saygınlık kazanmıştır.

23  Tarkan Okçuoğlu, “Mimar Sinan Türbe ve Sebili” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi ( İstanbul, 1994), C. 5, 470.

27


10. Mimar Sinan’ın Türbesi, Süleymaniye

Türbe Yazıtı Ey iden bir iki günü dünya sarayında mekân Cay-i âsayiş değildir âdeme milki cihan Yapdı bir cami virir firdevs-i âlâdân nişan Emr-i Şâhile kılub su yolların ihtimam Hızır olub âb-ı hayatı aleme kıldı revan Çekmece cisrine bir tak-ı mualla çekti kim Aynıdır ayinesi devranda şekl-i kehkeşan Kıldı dört yüzden ziyade mescid-i âli bina Yaptı seksen yerde cami bu aziz-i kârdan Yattığı yeri Huda kılsun anın bağ-ı cinan Rihlerin Saîi didi tarihini Geçti bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan Ruhı içün fatiha ihsan ide pir ü civan.

Sai Mustafa Çelebi

28


BÜYÜKÇEKMECE MENZİL KÜLLİYESİ Osmanlı İmparatorluğu halkının refahını, güvenliğini ve huzurunu sağlayan büyük ve gelişmiş bir medeniyettir. Üç kıtaya hükmeden bu cihan devleti pek çok teşkilat kurmuş ve halkına her konuda hizmetler sunmuştur. Camileri, medreseleri, köprüleri, çeşmeleri, hamamları, kervansarayları ve hanlarıyla halkının her ihtiyacını karşılayan Osmanlı sultanları “Osmanlı kentini” oluşturmak için hiçbir masraftan kaçınmamıştır. Bu büyük medeniyet ulaşım ve haberleşme için menzil teşkilatı oluştururken, güvenlik için de derbent teşkilatı kurmuştur. Bu araştırmada bizim konumuz Büyükçekmece Menzil Külliyesi olduğu için, öncelikle sizlere Osmanlı’da ulaşım ve haberleşme ağının en önemli parçası olan menzil külliyeleri hakkında bilgi vermek istiyorum. Osmanlı İmparatorluğu özellikle XVI. yüzyılda topraklarını üç kıtaya kadar genişletmiş olduğu için haberleşme ve ulaşım hayati önem arz etmekteydi. Ulaşım, haberleşme, ticaret ve bir kent dokusu oluşturmak için en gerekli ögeler ise kervansaraylar, hanlar, köprüler, çeşmeler ve diğer mimari yapılar idi. İmparatorluğun posta teşkilatını oluşturan ulakların, hacca giden vatandaşların, kervanların ve sefere giden ordunun dinlenmek ve tüm ihtiyaçlarını karşılamak için durdukları, konakladıkları bu mimari yapı topluluklarına “menzil külliyesi” denir. Fatih Mühürdaroğlu’nun da belirtiği gibi, “Menzil külliyeleri, XVI. ve XVII. yüzyılda Osmanlı külliye mimarisinde ayrı bir grup olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle XVI. yüzyılın sosyo-ekonomik ve askeri özelliklerini, en tipik yanlarıyla bize yansıtan bu külliyeler, Sinan’la bütünleşerek daha da anlam kazanmaktadır”.24 Çünkü XVI. yüzyıl menzil külliyeleri de Sinan’ın elinde hayat bulmuştur. Menzil külliyelerinin kuruluşu ve gelişimi menzilhanelerle olmuştur. Menzilhaneler haberleşmeyi sağlamak amacıyla kurulmuşlardır.25 Osmanlı İmparatorluğu’nun posta teşkilatını oluşturan ulakların konaklayıp, atlarını değiştirdikleri ve dinlendikleri yapıya menzilhane denirdi. Asya, Avrupa ve Afrika’yı topraklarına katmış Osmanlı İmparatorluğu’nda ulaşım ve haberleşme hayati öneme sahipti. Bu nedenle düzenli ve sistemli bir haberleşme ağının sağlanması için yollar, köprüler, kervansaray ve hanlar yapılmalıydı. Zamanla menzil külliyesi haline gelen bu yapı toplulukları başka amaçlara da hizmet etmeye başlamıştır ve işlevselliği artmıştır. Menzil külliyelerinin üstlendiği bir diğer görev de sefere giden ordunun dinlenme ve malzeme takviyesi yapmasına olanak sağlamasıdır. “Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik dönemi (1500-1800) boyunca tek bir tanımı ve ismi olmayan “lojistik”, son dönemlerde; istihkâm, gıda, giyecek, silah, mühimmat, sağlık, nakliyat vb. destek hizmetlerinin tümünü kapsayan “menzil teşkilatı” adıyla genellendirilirdi”.26 Osmanlı İmparatorluğu Balkanlarda yeni topraklar fethetmek istemiş ve bu amaç için Trakya ve Balkanlar arasında yeni menzil yerleri oluşturulmuştur. Şehircilik faaliyetleri kapsamına giren bu çalışma ve uygulamalar sonunda İstanbul’dan Belgrat’a kadar uzanan ana stratejik hat boyunca belirli aralıklarla önemli menzil külliyeleri inşa edilmiş ve bu mimari faaliyetlerde emeği geçen kişi Mimar Sinan olmuştur.27

24  Fatih Mühürdaroğlu, “Mimar Sinan’ın Ana Yollar Üzerinde İnşa Ettiği Menzil Külliyeleri”, Milli Kültür, Nisan 1990, S.71, 29. 25  Sema Altunan, “Osmanlı Devleti’nde Haberleşme Ağı: Menzilhaneler”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002) C. 10, 914. 26  Hakan Yıldız, Haydi Osmanlı Sefere Prut Seferi’nde Organizasyon ve Lojistik (İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2006), 13. 27  Gülçin Küçükkaya, “Mimar Sinan Dönemi İstanbul-Belgrad Arası Menzil Yapıları Hakkında Bir Deneme”, Vakıflar Dergisi (İstanbul, 1990) S.21,183.

29


11. 1980’li yıllarda Büyükçekmece Menzil Külliyesi

Ulakların dinlenip atlarını değiştirdiği, ordunun sefer sırasında konakladığı, kervanların dinlendiği menzil külliyeleri sadece yolculara hizmet etmekle kalmamış, aynı zamanda yapıldığı yerlerde kent dokusu oluşturmuş ve ticaretin gelişmesine de katkıda bulunmuştur. “Devlet, çok önem verdiği bu lojistik hazırlık ve uygulamalar için askeri ve maddi kaynaklarını seferber etmekte, halkı da ordu için üretim yapmakla ve çeşitli hizmetle yükümlü tutmaktaydı. Yani askeri olduğu kadar sivil katkı ve hizmetleri de içeren lojistik organizasyonlar, iktisadi ve sosyal hayatı doğrudan ilgilendirmekte ve etkilemekteydi”.28 İskân politikaları ile şenlendirilen menzil yerleşmeleri Osmanlı şehirciliğinde ayrı bir alt grup olarak değerlendirilir ve şehircilik olgusu ile dikkat çeker.29 Bu önemli külliyeler sultan, şehzade ve sadrazamlar tarafından yaptırılıyor ve yaptıran kişinin adı ile anılıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nda şehir ve kasabalardan geçerek ülkeyi baştanbaşa kateden uzun mesafeli güzergâhlara “kol” adı verilirdi. Bunlar sağ-kol, sol-kol ve orta-kol gibi tabirlerle birbirinden ayrılırdı.30 Bu ana yollar Rumeli ve Anadolu kolları olmak üzere iki ana kola ayrılmıştır: Anadolu Kolu: 1. Sağ kol: Üsküdar (İstanbul)-Konya-Antakya-Halep-Şam-Hicaz 2. Orta kol: Üsküdar-Bolu-Sivas-Diyarbekir-Musul-Bağdad-Basra 3. Sol kol: Üsküdar-Bolu-Merzifon-Erzurum’dan ikiye ayrılış: Biri Kars üzerinden Kafkaslara, diğeri Tebriz üzerinden İran’a. Rumeli kolu: 1. Sağ kol: İstanbul- Kırklareli- Babadağı- Akkirman- Özi- Kırım 2. Orta kol: İstanbul- Edirne- Sofya- Belgrad- Avusturya/Macaristan 3. Sol kol: İstanbul- Tekirdağ- Dimetoka- Gümülcine- Arnavutluk31 28 Yıldız, Haydi Osmanlı Sefere, 13. 29  Fatih Müderrisoğlu, “Menzil Kavramı ve Osmanlı Devleti’nde Menzil Yerleşimleri”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002) C. 10, 923. 30  30 Hüdai Şentürk, “Tanzimat Devrine Kadar Osmanlı Devleti’nin Ulaşım Teşkilatı ve Yol Sistemine Genel Bir Bakış”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi,2002) C. 10, 908. 31  Orhan Koloğlu, “Ulaşım ve Haberleşme”, Osmanlı Uygarlığı (Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 2003) C.1, 443.

30


Rumeli kolunun en işlek olanı orta kol güzergâhıdır ve bu yoldaki menzil külliyeleridir. İstanbul- Belgrad arasındaki bu işlek yolun diğer isimleri ise “İstanbul Caddesi”, “Ulu Yol” ve “Sultan/Devlet Yolu” idi. İstanbul’a Sultan’a giden yol olduğu için bu isimle anılan “Sultan Yolu” Balkanlarda yaşayan çeşitli uygarlıklar tarafından her zaman kullanılmıştır. Romalıların yaptığı ve kullandığı bu yol Osmanlılar zamanında geliştirilmiş ve eklemeler yapılmıştır. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman devrinde bu yol ayrı bir statüye kavuşturulmuş ve abidevi eserlerle donatılmıştır.32 Sultan Süleyman’ın Balkanlara yaptığı seferleri ve kazandığı zaferleri düşündüğümüzde bu yolun önemi ve imar faaliyetlerinin gerekliliği daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü Osmanlı ordusu rahat ve güvenli bir şekilde diğer menzillere ulaşmalı ve beklenen fetihleri gerçekleştirmeliydi. İşte kitabımızın konusu olan Büyükçekmece Menzil Külliyesi bu en işlek ve en önemli yol üzerinde inşa edilmiştir. Antik dönemin “Athyra”sı, Osmanlı’nın “Çekmece-i Kebir”i ve Türkiye’nin “Büyükçekmece”si Sultan Yolu’nun önemli menzil külliyelerinden birine ev sahipliği yapar. Mimar Koca Sinan bu menzil külliyesine birbirinden güzel ve önemli eserler hediye etmiştir. Özellikle Büyükçekmece Köprüsü görülmeye değer bir şaheser ve Koca Sinan’ın “uzun boylu hilâl kaşlı” güzelidir. Külliyenin diğer yapıları ise Sultan Süleyman Kervansarayı, Sokullu Mehmet Paşa Mescidi ve Minber-minaresi ile Sultan Süleyman Çeşmesi’dir.

12. Külliye 1998’de Kültür Park’a dönüşüyor

Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ adlı eserinde menzil külliyelerinin amacını şöyle anlatır: “Sultanlar, ana yollarda yolculuğun rahat ve güvenli olmasını sağlamak için vakıf olarak zaviye ve menziller kurmuş, saray ve devlet görevlilerine mülk ve çiftlikler bağışlayarak bu yolda teşvik etmişlerdir.”33 Kanuni Sultan Süleyman ile Sokullu Mehmet Paşa buna en iyi örneklerdendir. Büyükçekmece 16. yüzyılda Balkanlara yapılan seferler nedeniyle önem kazanmaya başlayınca, Büyükçekmece Menzil Külliyesi Kanuni Sultan Süleyman ve Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından imar edilmiştir. Fatih Müderrisoğlu’nun verdiği bilgiye göre Sultan Süleyman köprü, kervansaray ve çeşmeyi yaptırırken, Sokullu ise kendi adıyla anılan Sokullu Mescidi’ni, on altı dükkân ve dokuz oda yaptırmıştır.34 Sokullu’nun yaptırdığı oda ve dükkânlar günümüze kadar gelememiştir. Külliyenin tüm mimari yapılarında kitabe yoktur. Köprünün ve çeşmenin kitabesi varken, kervansaray ve mescit kitabesizdir. Bu nedenle Gönül Cantay mescit ve kervansarayın yapım tarihini külliyedeki üç kemerli çeşme kitabesine 32  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı” 189. 33  Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ ( İstanbul: YKY, 2008), 153. 34  Müderrisoğlu, “Menzil Kavramı,” 471.

31


dayandırılmaktadır.35 Bahsi geçen çeşme külliyenin diğer önemli mimari yapısı olan Sultan Süleyman Çeşmesi’dir. Çeşmenin kitabesindeki tarih ise 1566’dır. Köprünün kitabesine göre köprü 1567’de tamamlanmıştır. Bu durumda külliye 1566-1567 yılları arasında inşa edilmiştir.

13. Çevre düzenlemesi yapılmadan önce Büyükçekmece Köprüsü ve çevresi

Büyükçekmece Menzil Külliyesi 1998 yılında Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün özverili çalışmaları neticesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Anıtlar Kurulu’ndan alınan izinle gerekli yenileme ve çevre düzenlemesi yapılarak “Kültür Park” ismiyle halka açılmıştır. Dr. Hasan Akgün gecekondular içinde harabeye dönmüş Mimar Sinan’ın eşsiz eserlerini kurtarmış ve Büyükçekmece halkına sunmuştur. Kültür Park bünyesinde bulunan “Yöre Evleri” ise Anadolu’nun her köşesinden farklı tatlar sunmaktadır külliyeyi gezenlere. Sinan’ın inşa ettiği bu güzel külliye hala insanlara hizmet görevini sürdürmektedir. Bir zamanlar yolcuların konakladığı ve dinlendiği külliye şimdilerde Büyükçekmece halkının bir araya gelerek sosyal faaliyetlerde bulunduğu, festivallerin ve konserlerin düzenlendiği güzel ve ferah bir mekân. Sinan’ın güzel eserleri arasında dolaşmak ise çok daha başka bir keyif veriyor insana.

14. Mimar Sinan’ın yapıtları ile süslenmiş Kültür Park

35  Gönül Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi (Ankara: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı, 1994) C.2, 357.

32


BÜYÜKÇEKMECE KÖPRÜSÜ Şaşılası, hoş bir köprüdür, eşsizdir Uzun boylu, hilâl kaşlı bir güzeldir. Mimar Koca Sinan Güzelliğine mimarının bile şaşırıp hayran olduğu külliyenin en gözde eseri ve ilçenin sembolü olan Büyükçekmece Köprüsü, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Sultan Süleyman Zigetvar Seferi’ne gitmeden önce Sinan’a köprüyü yapması için emir vermiş ve köprünün inşaatına 1566 yılında başlanmıştır. Sinan’ın Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l - Ebniye adlı eserde verdiği bilgiye göre Kanuni Sultan Süleyman bir seher vakti şehrin çevresindeki kırları gezmeye çıkar. Büyükçekmece’ye gelince insanların çok zor koşullarda diğer tarafa geçtiklerini görür ve hemen Sinan’a bir köprü yapmasını emreder. Daha önce bir köprü yapılmıştır ancak dayanaklı inşa edilmediği için yıkılmıştır. Sinan bir inceleme yapar ve padişaha şu bilgiyi verir: “Padişahım, bunun binasının dayanıksız olup yıkılmasının nedeni şudur: Hazineden para sarfında gerekeni bütünüyle yapmamışlar, köprüyü denizden uzaklaştırıp kıyıya yakın, bataklık bir alana düşürmüşler. Bundan dolayı temeli devrilmiş, yıkılıp harap olmuş. Kısacası, deniz tarafı hem sığ hem de sağlam yer olduğundan köprünün deniz tarafında yapılması daha uygundur”36 der ve yapmayı tasarladığı köprünün resmini çizip padişaha sunar. Yıkılmış köprünün inşaat hatalarını görüp aynı hataları tekrar etmeden kendi köprüsünün inşaatına başlayan Koca Sinan köprü inşaatı ile ilgili tüm detayları ve uyguladığı teknikleri tezkirelerde şöyle anlatır: Saadetli Padişah son derece hoşnut oldu ve onun kutlu emirleriyle, yüzlerce dülger ve taşçılarla işe sarılıp her ayağa birer kalyon benzeri sandıkçalar çakıldı; Süleyman devleri, deniz suyunu tulumba ve tulumbalarla çekip boşalttılar. Güzel, sağlam sütunlardan iki üç adam boyu kazıklar, şahmerdanla temellere çakıldı; onun üstüne döşenen arşın taşları, sağlam demir kenetlerle kenetlenip aralarına kurşun akıtılarak tek parça haline getirildi. Gök yapılı o köprü zamanın şaşkınlık verici işlerinden biri oldu. Cihan Hükümdarı bu zavallıya aferin deyip mutlulukla Sigetvar’a doğru yola çıktı.37 Doğu ve batının fatihi Cihan Padişahı Sultan Süleyman dönüşte köprüden geçme ümidi ve sevinciyle yeni fetihler ve zaferler için sefere çıkar.

15. Büyükçekmece Köprüsü

36 Çelebi, Yapılar Kitabı, 82. 37  A.g.e., 82-84.

33


Zeki Sönmez’in Mimar Sinan ile ilgili tarihi Yazmalar-Belgeler adlı kitabında verdiği bilgiye göre, “Osmanlı şehir teşkilatı içinde Şehremenliği’ne bağlı olan Hassa Mimarlar Ocağı’na Divan’dan doğal olarak çeşitli “Buyruklar” yazılırdı. Bu buyruklar arasında Sinan’ın başmimarlık dönemine rastlayanların önemli bir bölümü A. Refik Altınay tarafından yayınlanmıştır.”38 Yayınlanan buyruklardan bir tanesi Büyükçekmece Köprüsü ile ilgilidir. Köprünün inşatında çalıştırılmak üzere Edirne’den taşçı ustası istenir: Edirne Kadısı’na hüküm ki: Halen Büyükçekmece yakınında inşa edilecek olan köprü için taşçı ustasına ihtiyaç bulunmaktadır. Buyurdum ki; yüce hükmüm ulaştığında, kaza sınırları içinde bulunan taşçı ustalarından işe yarar olanları yazarak ve birbirine kefilleyerek gönderesin ki Nevruz’ a kadar gelip hizmete başlayalar. Bu konu önemlidir ve ona göre hareket edilip, işe yarar ustalardan gönder. Ayrıca gönderdiklerinin bir listesini hazırlayıp, ulaştırasın ki, geldiklerinde bu listeye göre yoklamaları yapılsın. 973 (M. 1565)39 Buyruktan da anlaşılacağı gibi, Büyükçekmece Köprüsü’ne Sultan Süleyman oldukça önem vermiş ve Nevruz’a kadar taş ustalarının işe başlamalarını emretmiştir. Köprünün bitim tarihi için de bir süre verilmiş olabilir. Ancak Kanuni Sultan Süleyman Zigatvar Seferi’nde hayatını kaybedeceği için buyruklar yazdırıp köprünün hemen bitirilmesini istediği halde köprünün bittiğini göremeden ölmüştür. Kanuni Sultan Süleyman’ın köprü yapım emrini vermesinden oniki yıl önce, Büyükçekmece’de şaheserler görmek isteyen biri daha vardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat yıllarına denk gelen 15541562 yılları arasında Avusturya Sefiri olarak İstanbul’a gelen Busbecq, Osmanlı İmparatorluğu’nda gördüklerini ve yaşadıklarını dört uzun mektup şeklinde kaleme almıştır. Bu mektuplar Türkiye’yi Böyle Gördüm isimli kitapta toplanmıştır. Mektupları üniversiteden arkadaşı Nicholas Michault’ya yazan Busbecq bu mektuplarda Büyükçekmece ve Küçükçekmece’yi şöyle över: “Silivri’den ayrılıp İstanbul’a yaklaşırken, denizin karaya doğru uzayan iki girintisi üzerindeki köprülerden geçtik. Bu yerlerin güzelliğini sanırım bir başka diyarda bulamayız. Ancak insan eli de tabiata yardım etseydi çok daha şahane manzaralara şahit olacaktık”.40 Busbecq’in Büyükçekmece’de üstünden geçtiği köprü büyük olasılıkla Sinan’ın bize tüm detaylarıyla anlattığı yanlış inşa edilip yıkılmış olan köprüdür. Busbecq’in bu köprüyü beğenmediği bellidir ve bu nedenle doğasına hayran olduğu bu yerlerde çok daha güzel yapıtlar görmek istediğini belirtmiştir. Busbecq’in bu isteğini yerine getirecek mimar ise hiç kuşkusuz Klasik Dönem Osmanlı Mimarisi’ni meydana getiren Koca Sinan olacaktır. Güzelliği ile Busbecq’i büyüleyen Büyükçekmece’ye bir mimari dehanın eli değecek ve birbirinden güzel mimari yapılarıyla Büyükçekmece Menzil Külliyesi Sinan’ın elinde şekillenip günümüze kadar gelecektir. Sinan’ın eşsiz eseri Büyükçekmece Köprüsü her dönem övgü ve beğeni toplamıştır. 17. yüzyıl İstanbul’unu anlatan Eremya Çelebi Kömürciyan İstanbul Tarihi adlı kitabında seyyahların “Büyükçekmece’de en çok dikkate şayan bina olarak büyük taş köprüyü”41 dile getirdiklerini yazmıştır. Bu seyyahlardan biri de Venedik balyosu Jacobo Soranzo idi. Köprü güzelliği ile herkesin dikkatini çekmiştir. Avrupa’dan gelen herkesin övgülerle bahsettiği bu güzel köprüyü mimarı da övmüştür. Koca Sinan tezkirelerde Büyükçekmece’deki şaheserine genişçe yer verir ve köprüyü hem mimari hem de estetik açılardan över: Hazret-i Şah bu kuluna buyurdu Yapayım denize yol gibi bir köprü.

38  Zeki Sönmez, Mimar Sinan ile ilgili tarihi Yazmalar-Belgeler (İstanbul, Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları, 1988), 18. 39  A.g.e., 124. 40 Busbecq, Türkiye’yi Böyle Gördüm, Çev. Aysel Kurutluoğlu (İstanbul: Tercüman Yayınları) , 35. 41  Eremya Çelebi Kömürciyan, İstanbul Tarihi (İstanbul: Eren Yayıncılık, 1988), 193.

34


Gökkuşağı gibi kemerler çektim göğe Bir oldu halk için denizle kara. Temeli atıldı denizin dibine Erişti binası göğün yücesine. Tamamlandı Allah’ın yardımıyla O ulu köprü Büyükçekmece’de Gece gündüz sebep oldu duaya Geçit oldu hep zengine fukaraya. Şaşılası, hoş bir köprüdür, eşsizdir Uzun boylu, hilal kaşlı bir güzeldir. Ayakları toprağın ta altına iner Kemerleri göğün tepesine çıkar. Her bir kemeri direksiz göğe benzer Deryanın içinde “nûn” harfine döner. Nasıl böyle alçak gönüllü olmasın Dünyanın insanı basıp geçiyor üstünden.42 Sinan bu mesnevisinde köprüyü övgüleriyle göklere çıkarırken aynı zamanda halka hizmet etmiş olmanın sevincini de yaşar. Bu ulu köprü kâh gökkuşağı olur, kâh uzun boylu hilâl kaşlı bir güzel. Köprünün ayakları toprağı delerken, kemerleri göğü yarıp yükselmektedir. Her bir kemeri direksiz bir gök kubbedir. Külliyenin en güzel eserini mimari açıdan erişilmez güzellikte inşa eden Koca Sinan, yazdığı mesnevi ile de köprüyü göklere çıkarmıştır. Hatta Sinan kişilik bile verir eşsiz güzellikteki köprüsüne. O da kendisi gibi alçakgönüllüdür ve dünyanın insanı basıp geçer üstünden.

16. Koca Sinan’ın “Uzun boylu, hilâl kaşlı güzeli”

42  Çelebi, Yapılar Kitabı, 84.

35


Köprüye hayran olan sadece Koca Sinan değildir. Sinan’ın türbe yazıtını yazan Sai Mustafa Çelebi de övgülerini dile getirmiştir: “Çekmece köprüsüne çektiği yüce kemer gökyüzü aynasındaki samanyolunun bir eşidir”43 der Sinan’ın türbe yazıtında. Büyükçekmece Köprüsü’nü Samanyolu’na benzeten Sai Mustafa Çelebi, köprünün Sinan için ne kadar özel ve önemli olduğunu bildiği için türbe yazıtında bu eseri övmeyi ihmal etmemiştir. Mimar Sinan Büyükçekmece Köprüsü’nü “şaheser” diye nitelendirmektedir. Ayrıca Evliya Çelebi de Seyahatname’sinde köprünün çok sağlam olduğunu belirtmiş, hatta her bir kemerinin gökkuşağına benzediğini ifade etmiştir.44 Sinan’ın önemli eserlerini kronolojik sıra ile verecek olursak Büyükçekmece Köprüsü’nün neden şaheser olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Üsküdar Mihrimah Sultan Cami ve Külliyesi

1543 - 1547

İstanbul

Şehzade Mehmet Cami ve Külliyesi

1544 - 1548

İstanbul

Süleymaniye Cami ve Külliyesi

1550 - 1557

İstanbul

Beşiktaş Sinan Paşa Cami

1555

İstanbul

Ayasofya Hürrem Sultan Hamamı

1556

İstanbul

Eminönü Rüstem Paşa Cami

1561

İstanbul

Edirnekapı Mihrimah Sultan Cami ve Külliyesi

1562 - 1565

İstanbul

Kanuni Sultan Süleyman Türbesi

1566

İstanbul

Büyükçekmece Köprüsü

1568

İstanbul

Selimiye Cami ve Külliyesi

1569 - 1575

Edirne

Tablo 1 : Mimar Sinan’ın Önemli Eserlerinin Kronolojisi45 Yukarıdaki tabloda, Büyükçekmece Köprüsü’nün Sinan’ın abidevi nitelikteki eserleri ve sanatı içindeki yerini görüyoruz. Büyükçekmece Köprüsü bir şaheserdir çünkü Sinan’ın ustalık eseri olan Selimiye Camii ve Külliyesi’nden hemen önce inşa edilmiştir. Zorlu ve başarı dolu bir hayatın sonlarına yaklaşan dahi mimarın en güzel camisi Selimiye iken en güzel köprüsü ise Büyükçekmece Köprüsü’dür demek sanırım hiç de abartı olmayacaktır. Sinan köprüyü sanatının zirvesine tırmanırken inşa etmiştir. Bu nedenle köprü mimari ve mühendislik açısından oldukça gelişmiş ve ulaşılması zor bir teknoloji sergilemiştir. Köprünün Sinan için önemini vurgulayan bir diğer gösterge ise “Büyükçekmece Köprüsü hariç, eserlerinin hiçbirisine adını yazmamış olmasıdır.”46 Sinan dördüncü köprünün köşküne “amel-i Yusuf b. Abdullah” adıyla imzasını atmıştır. Semavi Eyice “Büyükçekmece Köprüsü” adlı makalesinde bu konuya açıklık getirir: “Osmanlı devrinde Yusuf adının daima Sinaneddin adı ile beraber oluşu ve devşirmelerde baba adı olarak da “abd”lı adların kullanılması bunun Sinan’ın imzası olduğunu gösterir.”47

43  Günay, Sinan’ın İstanbul’u, 96. 44  Evliya Çelebi, Seyahatname, 228. 45  Yılmaz Can, Recep Gün, Ana Hatlarıyla Türk İslam Sanatları ve Estetiği ( Kayıhan, 2006), 244- 245. 46  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı,” 198. 47  Semavi Eyice, “Büyükçekmece Köprüsü” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (İstanbul,1992), C.6, 520.

36


17. “Çekmece köprüsüne çektiği yüce kemer gökyüzü aynasındaki samanyolunun bir eşidir.”

18. Mimar Sinan’ın İmzası: “amel-i Yusuf b. Abdullah”

Eyice, Sinan’ın imzasının çalınması ile ilgili olaya da yer verir makalesinde. 1960’lı yıllarda Sinan’ın imzasının olduğu yerde bir hazine olduğuna inandırılan iki kişi Sinan’ın imzasını parçalamıştır.48 Erdem Yücel’in verdiği bilgiye göre Büyükçekmece Köprüsü “1970’te onarılmış, kitabenin benzeri de yazılarak yerine konmuştur.”49 Koca Sinan 16. yüzyılın en büyük mimari dehasıdır ve Klasik Dönem Osmanlı Mimarisi’nde sadece cami ve külliyeleri ile değil inşa ettiği köprülerle de adından çokça söz ettirir. Ünal Öziş’in ifadesiyle, “Osmanlı İmparatorluğu’nun doruk noktasını oluşturan 16. yüzyılda köprü inşaatı, büyük mühendis Mimar Sinan’ın damgasını taşımaktadır. Başkent İstanbul’dan batıya ve doğuya, ordunun ve sivil taşımacılığın hareketini kolaylaştırmak amacıyla yapılan bu dönem köprüleri Trakya’da yoğunlaşmıştır”.50 Bu köprülerin listesi Sinan tarafından Tezkiretü’l – Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye adlı eserde şöyle verilmiştir: Büyükçekmece’de yapılan köprü Silivri’de bir köprü Meriç nehri üstünde Mustafa Paşa Köprüsü Marmara’da [Sokullu] Mehmet Paşa Köprüsü Halkalı’da Odabaşı Köprüsü Haramidere’de Kapıağası Köprüsü Sinanlı’da [Sokullu] Mehmet Paşa Köprüsü Bosna Vişegrad’da [Sokullu] Mehmet Paşa Köprüsü51

48  Eyice, “Büyükçekmece Köprüsü”, 521. 49  Erdem Yücel, “Büyükçekmece Köprüsü” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi (İstanbul, 1994) C.2, 358. 50  Ünal Öziş, “Türkiye’deki Tarihi Taşköprülerin Genel Durumu”, Tarihi Eserlerin Güçlendirilmesi ve Geleceğe Güvenle Devredilmesi Sempozyumu-I, 2007, 508. 51 Çelebi, Yapılar Kitabı, 116.

37


Sinan’ın yaptığı köprülerden 8 tanesini tezkirelere kayıt ettirmiştir. Kazım Çeçen “XVI. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Yapılan Köprüler” adlı makalesinde günümüzde Sinan’a ait 12 köprü olduğunu iddia etmektedir.52 Çünkü Çeçen’e göre tezkirelerde geçmeyen 4 köprü mimari ve mühendislik açılarından Sinan’ın diğer köprülerine benzemektedirler. Çeçen Sinan’ın listesine aşağıdaki köprüleri de eklememiz gerektiğini ifade etmiştir: Edirne’de (Sarayiçi) Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü Edirne’de Yalnızgöz Köprüsü Gebze’de Dil Deresi üzerinde Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü Bolvadin’de Kırkgöz Köprüsü’nün tamiri ve uzatılması Sinan, günümüze gelen bu 12 güzel köprü dışında, yeniçeri iken de pek çok köprü inşa etmiştir fakat bu köprüler güvenlik nedeniyle yıktırılmıştır. Kendisini Mimarbaşılığa taşıyan Prut Nehri’ne yaptığı köprüyü Lütfü Paşa ve Ayas Paşa yıktırmak istememiş; hatta bir kule yaptırıp köprünün korunmasını istemişlerdir. Bu olay açıkça Sinan’ın inşa ettiği köprünün hayranlık uyandıracak kadar güzel ve sağlam olduğunu kanıtlar. Oysa Sinan: “Kesinlikle uygun değildir! Kâfire gayret düşüp birkaç adamla kuleyi ele geçirirse bunun adı, bir kale alınmış olur. Köprüye değer vermek caiz değildir, Padişah’ın devletinde nerede gerekirse inşası mümkündür”53 diyerek bu teklifi kabul etmemiştir. Padişaha ve devlete hakkıyla hizmet etmek Sinan için sanatından ve mimarlığından daha üstündür. Tezkirelerde “Büyükçekmece’de yapılan köprü” diye anılan ve her devirde herkesin övgülerle bahsettiği Sinan’ın şaheseri Büyükçekmece Köprüsü İstanbul’a 36 km uzaklıktadır. Marmara Denizi ile Büyükçekmece Gölü arasına inşa edilmiştir. Büyükçekmece İlçesi’ni Mimarsinan mahallesine bağlayan köprü halk arasında hem “Mimar Sinan Köprüsü”, hem de “Sultan Süleyman Köprüsü” diye anılır. Bu da bize Mimar Sinan’ın Sultan Süleyman’a eş tutulduğunu ve bir sultan kadar önemli ve ünlü olduğunu gösterir. Mimarsinan mahallesi de adını Sinan’dan almıştır ve ismini verdiği mahallenin meydanında bir de heykeli vardır. Farklı büyüklükte ve uzunlukta 4 ayrı köprünün birbirine yapay adalarla eklenerek uç uca birleştirilmesinden oluşan bu şaheser 635,57 metre uzunluğunda 7,17 metre genişliğindedir. Koca Sinan köprüyü inşa etmeden önce zemini incelemiş, “köprü ayaklarını ahşap kazıklı temel sistemine oturtmuş”54 ve köprüyü deniz tarafına inşa etmiştir. Sinan tezkirelerde de zaten deniz tarafının daha sağlam olması nedeniyle böyle bir tercih yaptığını da belirtmiştir. Klasik Dönem Osmanlı köprü mimarisinde iki tip model ön plana çıkar: “eşboyutlu dizi kemerli tipler ve farklı boyutlu dizi kemerli tipler”.55 Büyükçekmece Köprüsü farklı boyutlu dizi kemerli köprülerdendir. Karşılıklı ilerleyen iki kervanın geçebileceği genişlikteki köprünün56 malzemesi ile ilgili bilgileri Orhan Bozkurt’un doçentlik çalışmasından alıyoruz. Bozkurt, köprünün bol fosilli orta Eosen devrine ait Nümüliteleri içeren bir kalkerden inşa edildiğini belirtmektedir ve bu kalker Hadımköy civarında büyük sahalar kaplamaktadır.57 Bozkurt’un verdiği bu bilgiye göre köprü inşasında kullanılan kalker taşları Hadımköy’den getirilmiştir. Sinan’ın mimari bilgisi ve hüneriyle yeniden şekillenen kalker taşları köprüde hayat bulmuştur.

52  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı,” 199. 53 Çelebi, Yapılar Kitabı, 41. 54  İsmail Hakkı Aksoy, “Büyükçekmece Köprüsü Temel İnşaatı”, II. Uluslararası Türk-İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Kongresi, İ.T.Ü, 28 Nisan- 2 Mayıs 1986, 151. 55  Gülsün Tanyeli, “Türkiye Köprüleri”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 12, 235. 56  Turgut Cansever, Mimar Sinan (İstanbul: Albaraka Türk Yayınları, Kültür Kitapları 2, 2005), 267. 57  Orhan Bozkurt, Koca Sinan’ın Köprüleri: XVI. Asır Osmanlı Medeniyeti içinde Sinan, Köprülerin Mimari Bakımdan Tetkiki, Siluet ve Abide Kıymetleri (İstanbul: İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Yayınları, 1952), 63.

38


19. Köprü ayaklarının oturtulduğu yapay adalar

20. Köprünün farklı boyutlu dizi kemerli köprüleri

Kemer Açıklıkları Köprü

Aralık

I

En büyük

7

6,96

4,50

7

9,06

5,27

5

6,63

4,87

11, 86

5,97

157, 23

En küçük

135, 10

15,52 III

Göz adedi

25, 41 II

Boyu

101, 25

17, 34 IV

183, 72

9

Toplam

635, 57

28

Tablo 2 : Köprünün Şekil ve Ölçüleri58

58  Cevdet Çulpan, Türk Taşköprüleri Ortaçağdan Osmanlı Devri Sonuna Kadar (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2002), 2.baskı, 114.

39


Erdem Yücel “Büyükçekmece’de Türk Eserleri” adlı makalesinden köprünün yapımında kullanılan taşların yerleştirilmesi ve kemerlerle ile ilgili şu bilgileri verir: Orta gözlerin kemerleri en fazla yüksekliğe sahiptir, bunların iki yanındakiler de köprünün iniş-çıkış hattına uyarak kademeli olarak alçalırlar. Kemer formları genellikle sivridir ve 2 m. uzunluğundaki taşlarla örülmüştür; iç yüzeylerde de ince muntazam taşlar kullanılmıştır. Yapım sırasında kireç harç kullanılmamıştır; taşlar eritilmiş kurşunla birbirlerine bağlanmıştır. Köprü üstünde dikkati çeken bir husus, kemer açıklıklarıyla beraber ayak genişliklerinin de artmasıdır. İki kemerin meydana getirdiği bu şekil yanlarda sivri çıkıntılar halinde kendisini belli etmektedir.59 Yücel’in de belirttiği gibi ortadaki iki köprünün kemerleri oldukça sivridir. Fakat 1. ve 4. köprülerin kemerleri sivri değildir. Çünkü bu köprülerde tarih ve seyir köşkleri bulunmaktadır.

21. Büyükçekmece Köprüsü’nün sivri kemerleri

Büyükçekmece Köprüsü’nün Avrupa istikametindeki ilk köprüde karşılıklı iki tane seyir köşkü, dördüncü ve en büyük köprüde ise tarih köşkü vardır. Osmanlı köprü mimarisine özgü olan tarih ve seyir köşkleri dışa doğru konsol biçiminde taşkın olarak konumlandırılmış inşai elemanlardır. “Seyir köşkleriyse köprü yol kotundan kısmen seki biçiminde yükseltilmiş ve dinlenme amacıyla kullanılmış olabilecek yalın mekânlardır.”60 Koca Sinan köprüden geçen yolcuların dinlenmesi ve dinlenirken deniz ve göl manzarasını seyretmeleri için seyir köşkü yapmayı ihmal etmemiştir. Böylece köprünün güzelliği ile çevrenin güzelliği bütünleşmiştir. Busbecq’in övgüyle anlattığı Büyükçekmece’nin güzelliği Sinan’ın köprüsü ile tamamlanmıştır. Güzel bir köprüde güzel bir manzara seyretme imkânı insanlara Kanuni Sultan Süleyman döneminin zenginliğini ve görkemini her yönüyle hissettirmiştir.

22. Birinci köprüdeki seyir köşkü

59  Erdem Yücel, “Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” Vakıflar Dergisi Ankara, S.9, 97- 98. 60  Tanyeli, “Türkiye Köprüleri,” 236.

40


23. Seyir Köşkü’nün köprü üstünden resmi

Avrupa yönüne doğru yapılan 4. ve en büyük köprünün üstünde tarih köşkleri ve karşılıklı duran iki kitabe vardır. İstanbul tarafından Avrupa’ya doğru köprüde ilerlerken soldaki kitabe Türkçe, sağdaki ise Arapça’dır.61 Her iki kitabenin de hattatı Derviş Muhammed’tir.62 Kitabeleri günümüz Türkçesine Halil Baki Kunter çevirmiştir. Soldaki kitabenin şairi ise Şair Hüdai’dir.

24. Dördüncü ve en büyük köprüdeki kitabeler

25. Türkçe Kitabe

61  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı,” 208. 62  Halil Baki Kunter, “Kitabelerimiz,” Vakıflar Dergisi, Ankara, 1942, S.II, 48.

41


Türkçe Kitabe: La ilâhe ill-allâh. Muhammedün Resulullah Hazreti-i Sultan Süleyman kim ana Şahirah ola Sırat-ı müstakim Başladı bu hayrı olmadın temam Kıldı azm-i sû-yi Cennat-ün-naîm Geldi anı zıll-i Hak Sultan Selim Etti tekmil oldu bir cisr-i âzim Dedi tarihin Hüdayi ol zaman Yaptı ab üzree bu cisri şeh Selûm.

26. Arapça Kitabe

Arapça kitabenin tercümesi: Abdullah oğlu Yusuf ’un eseridir. Tanrı ona ve bizzat çalışanlara mağfiret itsin. Bu güzel köprünün ve değerli geçidin temelini Allah-ı Teâlanın rızası için Selim Han’ın oğlu Sultan oğlu Sultan, Sultan Süleyman attı. (Yarabbi onu sırat ve mizanın tehlikesinden koru!). Bunu müteakip merhum mağfur deni dünyadan canibi rahmet ve Cennete intikal etti. Sonra en büyük Sultan, Ulu Hakan Arab ve Acemin meliklerinin efendisi, dünyada ve ahirette Allah’ın gölgesi ve Sultan Osmanın oğlu Sultan Orhanın oğlu Sultan Muradın oğlu Sultan Bayezidin oğlu Sultan Mehmedin oğlu Sultan Muradın oğlu Sultan Bayezidin oğlu Sultan Selimin oğlu Sultan Süleymanın oğlu Sultan oğlu Sultan Selim onun tahtı saltanatına calis oldu ve 975 senesinde o köprüyü tamamladı. Zamanın sonuna kadar devletini ebedi kılsın ve saltanatını idame etsin. Tanrı Kur’an hürmetine ikisinin hayratını kabul etsin.63

Köprü üstündeki kitabeler köprüden geçen yolcuların Sultan Süleyman ve oğlu II. Selim’e hayır duaları etmeleri için yazılmıştır. Ayrıca mimarının da belirtildiği bu kitabelerin amacı da budur. Yapıtın yapılış tarihi ve banisi hakkında detaylı bilgi veren köprünün kitabeleri İstanbul yönüne değil Avrupa yönüne yapılmıştır. Bundan çıkan anlam köprü yapım emrini başkent İstanbul’da yaşayan Sultan 63  Kunter, “Kitabelerimiz,”49.

42


Süleyman’ın vermiş olması ve amacının da Avrupa’ya seferler yapan ordusunun ve yöre halkının suyu rahatça geçmesini sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Hedef Avrupa’daki toprakları fethetmek olduğu için köprünün sonu İstanbul yönü değil Avrupa yönüdür. Eyice, Sinan’ın köprüyü su taşkınlıklarına karşı dayanıklı inşa ettiğini yazar ve şunları ekler: “Ayrıca her bölümün başında ve sonunda bütün Türk köprülerinde görülen babalar bulunmaktadır. Her bölüm arasındaki bağlantı aralıklarının korkuluksuz olması, büyük taşkınlardan suların fazlasının köprüye zarar vermeden buradan aşarak gitmesi için yapıldıklarını düşündürmektedir.”64 Koca Sinan’ın mimarlık ve mühendislikteki hüneri sayesinde “sadece yapıldığı dönem için değil, günümüzün ileri mühendislik dünyasına göre de olağanüstü bir teknik ve estetik oluşum ortaya çıkmıştır.”65 Sinan Sultan Süleyman’dan aldığı emri tüm kuşaklara aktarmış ve mimarlık sanatının topografik şartlara göre nasıl inşa edilmesi gerektiğini de bizlere göstermiştir.

27. Köprü kemerlerinin gece görüntüsü

Muhteşem Süleyman hiç bir masraftan kaçınmayarak yapımına “114 yük ve 73.853 akçe”66 harcadığı Mimar Sinan’ın muhteşem eserini görememiştir. Zigetvar Seferi’nde hayatını kaybeden Sultan Süleyman’ın “cenazesi ordu ile beraber Büyükçekmece köprüsünden geçerken, son gayreti ile köprüyü tamamlamaya uğraşan ihtiyar Sinan, hem çok sevdiği büyük Süleyman’ın ölümüne hem de kalbindeki hicrana ağlıyordu”.67 Kaybettiği sadece Osmanlı sultanı Süleyman değildi, kendini üne kavuşturan sanat ve sanatçının koruyucusu ve destekleyicisi bir padişahtı. Onun döneminde hüneri ve zekâsı fark edilmiş ve Mimarbaşı olmuştu. En güzel ve ihtişamlı eserlerini onun saltanatıyla gerçekleştirmişti. Sultan Süleyman’a yakışır eserler vermek endişesi ve gayreti ile “Mimarlar Sultanı” olmuştu. Köprü Sultan Süleyman’ın yerine geçen oğlu II. Selim zamanında 1567’de tamamlanmıştır. “Büyükçekmece Köprüsü Sinan’ın Kanuni devrindeki son eseri oldu.68 Koca Sinan, Kanuni dönemindeki en güzel ve en son eserini hüzünle tamamlamak zorunda kaldı. “Ölümünün 400.yılı olan 1988’in Birleşmiş Milletlerce “Uluslararası Sinan Yılı” ilan edilmesinden sonra, o yıla kadar tümü kullanılmakta olan Sinan köprülerinin bir bölümü, koruma amacıyla araç geçişine kapatılmıştır”69 ve Karayolları tarafından 1986198870 yıllarında onarılmıştır.

64  Eyice, “Büyükçekmece Köprüsü,” 521. 65  Erhan Karaesmen, “Sinan’ın Köprüleri,” Sinan Teması Üzerine Çeşitlemeler, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Nisan 2008, 141. 66 Çelebi, Yapılar Kitabı, 82. 67 Bozkurt, Koca Sinan’ın Köprüleri, 54. 68 A.g.e. 69  Öziş, “Türkiye’deki Tarihi Taşköprülerin Genel Durumu,” 509. 70  Banu Sezgin, İstanbul’daki Tezkereler Kayıtlı Mimar Sinan Eserlerinin Bugünkü Durumları ve Genel Gözlemler, İ.T.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2001, 242.

43


Mimar Sinan Sultan Süleyman’ın hayatını ve ölümünü şu mesneviyle aktarmıştır: Ömrünün sonlarında köprü yaptı o din sultanı Doğru yolu olsun diye her zaman, inananların. Çünkü bir köprüdür Dünya, geçmektedir insanlar Ne dilenci kalır burada, ne mutluluğa ermiş hükümdar. Kocamışken sonunda gazada şehit oldu o şah Cennet etsin makamını, alemin Rabbi Allah. Onun güzel camisini seyredenler dediler “İşte bu ölümsüzlerin girdiği Cennet bahçesidir.” Hayır için çeşmeler getirdi İstanbul’a Mahşer gününde akarsular nasip olsun ona. Kabe’de büyük imaret ve medrese inşa etti Bayındır oldu adaletiyle bütün yeryüzü. Duacı Sai, atalarından beri duacıdır Allah hepsine rahmet etsin, dese ne olur.71

28. “Hilâl Kaşlı Güzelin” gece ışıltısı

71 Çelebi, Yapılar Kitabı, 88.

44


SULTAN SÜLEYMAN KERVANSARAYI ( KURŞUNLU HAN ) Büyükçekmece Menzil Külliyesi’nin önemli yapıtlarından biri olan kervansaray çatısının orijinal hali kurşun kaplı olduğundan “Kurşunlu Han” diye de anılan “avlusuz kapalı tip” kervansaraylar grubuna girer. Sultan Süleyman Kervansarayı ile ilgili bilgi vermeden önce kervansaray ve han kavramları ile bunların gelişimi hakkında bilgi vermek istiyorum. Türk mimarisinde en eski kervansaray örnekleri Karahanlılar döneminde görülür. Anadolu’ya gelişi ise Selçuklu Türkleri tarafından olmuştur ve ribat, han, hankâh isimleri ile anılmıştır. Şehir içinde yapılanlarına han, şehir dışındakilere ise menzil hanı denilmiştir. Menzil hanlarının diğer ismi ise kervansaraydır. Gönül Cantay’ın ifadesi ile “kervansaray, kervanlara hizmet eden bir yol üstü kuruluşudur.”72 Kervansaraylar Selçuklu ve Osmanlı mimarisi içinde ticari ve askeri öneme sahip oldukça önemli kuruluşlardır.

29. Sultan Süleyman Kervansarayı

İsmail Aytaç “Selçuklu Kervansarayları” adlı makalesinde kervansarayların işlevlerini çok güzel bir şekilde özetler: Menzil hanları, planlarındaki mekânlar itibariyle hem yolcuların konaklama ve barınmaları hem de görevlilerin ihtiyaçları dikkate alınarak inşa edilmişlerdir. Bu kervansaraylar tüccarlar için güvenli bir barınak, askerler için mükemmel bir konak, önemli yolların ve geçitlerin güvenliğini korumak için birer derbent (karakol), gerektiğinde de düşmana karşı durabilmek için iyi birer kale olarak kullanılmışlardır. Kervansaraylar, sultanlar, bunların hanımları ve dönemin diğer devlet büyükleri tarafından yaptırılan vakıf eserleridir.73 Selçuklular Dönemi’nde ticaretin gelişimi ve yol güvenliğini sağlamak amacı ile yapılan kervansaraylar aslında bundan daha öte bir teşkilata sahipti. Malları çalınmış tüccarların masraflarının da karşılandığı bu yapılar döneminde sigortacılık ilk defa uygulanmıştır.74 Bu da bizlere Selçuklu medeniyetinin gelişmişliği ile insana verilen değeri ve devletin ticaretin gelişmesine verdiği desteği göstermesi açısından önemlidir.

72  Gönül Cantay, “Türk Mimarisinde Kervansaraylar”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 6, 76. 73  İsmail Aytaç, “Selçuklu Kervansarayları,” Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 6, 857. 74  A.g.s., 857.

45


30. Sultan Han, Selçuklu Kervansarayı

Osmanlılar Dönemi’nde de işlevselliği açısından kervansaray mimarisi her zaman önemli olmuştur. İlk Osmanlı menzil hanı ise Bursa-Manyas yolu üzerindeki 1394 tarihli Issız Han’dır.75 Kuruluş Dönemi’nde inşa edilen Issız Han ile kervansaray mimarisi özellikle “XVI. ile XVII. yüzyıllarda yani Osmanlı Devleti’nin en parlak ve iktisadi yönden de en kuvvetli olduğu”76 dönemde en güzel örneklerini vermiştir. Osmanlı’nın zenginlik ve ihtişamının aksine Osmanlı kervansaray mimarisi Selçuklu kervansaray mimarisinden farklıdır. Ceyhan Güran farkları şöyle ifade eder: “Osmanlı devri kervansarayları, Anadolu Selçuklu kervansaraylarından, mimari hacimler, proporsiyon, ve inşaat tekniği ve cephe mimarisi olarak çok farklıdır; hacimler daha küçük ve sade tutulmuş, kale görünüşlü monümental hava terkedilmiştir. Cephe mimarisindeki büyüklük, ihtişam arzusu, portallerin yüceliği kaybolmuş, ebatlar insan ölçülerine daha çok yaklaşmıştır. Sadelik her yönde tercih edilmiştir.”77 Sultan Süleyman Kervansarayı da sade yapısı ve estetiği ile Osmanlı kervansaray mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

31. Taç Kapı’nın mukarnası

32. Sultan Süleyman Kervansarayı’nın mütavazi kapısı

75  Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı,” 80. 76  A.g.e., 81. 77  Ceyhan Güran, Türk Hanlarının Gelişimi ve İstanbul Hanları Mimarisi (Ankara: Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 1976), 12-13.

46


Mimarinin gelişmesini etkileyen en önemli etken olan iktisadi gelişim özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminde en parlak devrini yaşamıştır. Büyükçekmece Menzil Külliyesi ve külliyenin kervansarayı Sultan Süleyman Kervansarayı’nın yapımı da bu döneme denk gelmektedir. Evliya Çelebi 1658 yılında İstanbul’dan Bosna’ya giderken Sultan Süleyman Kervansarayı’nda konakladığını ve bir yanlış anlaşılma sonucu başından kötü bir olay geçtiğini ifade eder. Hatta olayı detaylarıyla da anlatır.78 Ekrem Hakkı Ayverdi Fatih Devri Mimarisi adlı eserinde “Büyükçekmece’de Fatih’in 1455’te bir kervansaray yaptırdığını Kritovulos zikrediyorsa da bugün mevcut değildir, köprübaşındaki han Sinan yapısıdır”79 demektedir. Orhan Koloğlu’nun bize verdiği bilgiye göre “1683’te İstanbul’da 979 kervansaray varlığı saptanmıştır.”80 Bu rakam bize kervansarayların gerçekten de pek çok ihtiyacı karşıladığını ve işlevselliği nedeniyle de çok sayıda inşa edildiğini gösterir. Mimar Sinan XVI. yüzyılda kervansaray mimarisiyle de oldukça başarılı işler yapmıştır. Tezkiretü’l Ebniye’de listelenen diğer Sinan kervansarayları şunlardır: Sultan Süleyman Kervansarayı Büyükçekmece’de Sultan Süleyman Kervansarayı Rusçuk’ta Rüstem Paşa Kervansarayı Bet Pazarı’nda Rüstem Paşa’nın Kebeciler Kervansarayı Galata’da Rüstem Paşa’nın Kervansarayı [Kurşunlu Han] Bursa’da Ali Paşa Kervansarayı Bet Pazarı’nda Ali Paşa Kervansarayı Vefa’da Pertev Paşa Kervansarayı Ilgın’da [Lala] Mustafa Paşa Kervansarayı Sapanca’da Rüstem Paşa Kervansarayı Samanlı’da Rüstem Paşa Kervansarayı Karıştıran’da Rüstem Paşa Kervansarayı Akbıyık’ta Rüstem Paşa Kervansarayı Karaman Ereğlisi’nde Rüstem Paşa Kervansarayı İpsala’da Hüsrev Kethüda Kervansarayı Hafza’da [Sokullu] Mehmet Paşa Kervansarayı Lüleburgaz’da [Sokullu] Mehmet Paşa Kervansarayı Edirne’de Rüstem Paşa Kervansarayı Edirne’de Ali Paşa Kervansarayı81 Osmanlı kervansaray mimarisini ve Türk kültürünü arkadaşına yazdığı mektuplarda anlatan Avusturya Sefiri Busbecq Türkiye’yi Böyle Gördüm adlı kitabında Viyana’dan İstanbul’a giderken kaldığı Osmanlı kervansarayları hakkında şunları yazar: Niş’te umumi misafirhanede kaldım. Türkler bunlara Kervansaray diyorlar. Bu tarafta yolculuk yapanlar için kalınacak yerler kervansaraylardır. Bunlar uzunca bir binadan ibarettirler. Dört tarafı üç kadem yükseklikte duvarlarla çevrili olup ortada yükler, yük hayvanları ve arabaların konulduğu üstü açık bir kısım vardır. Bu alçak duvar, binanın asıl duvarlarına bağlıdır. Üstü düz ve aşağı yukarı dört kadem genişliğindedir. Bu nedenle Türkler hem üzerinde yemek yerler, hem de yatıp uyurlar. Dış duvarın içinde aralıklı ocaklar bulunduğundan yemeklerini de 78  Evliya Çelebi, Seyahatname, 1614, C. 5-6. 79  Ekrem Hakkı Ayverdi, Fatih Devri Mimarisi (İstanbul: İstanbul Fethi Derneği, 1953), 73. 80  Koloğlu, “Ulaşım ve Haberleşme,” 444. 81 Çelebi, Yapılar Kitabı, 116- 117.

47


burada pişirirler. Yolcuların, hayvanlarıyla birlikte kalmadıkları tek yer bu duvarın üstüdür. Ancak, hayvanlar duvarın dibine bağlandıklarından kafalarını duvarın üstüne çıkararak emre hazır hizmetçiler gibi beklerler. Sahipleri ocak başında ısınır, yemek yer ve dinlenirken hayvanlarına da elleriyle yiyecek bir şeyler verirler. Türkler yatıp uyuyacakları zaman, bu duvarın üstüne önce bir seccade seriyorlar, üzerine de bir örtü örtüyorlar. Başlarının altına koydukları eyer onlara yastık vazifesi görüyor. Gündüz giyindikleri içi kürk kaplı ve ayaklarına kadar inen uzun elbiselerine sarınıp uyurlar. Bunların dışında uyku veren rahat bir giysileri yoktur. Kervansaraylarda kapalı özel odalar olmadığından mahrem bir yaşantıya imkân yoktur. Her şey herkesin gözü önündedir.82 Sultan Süleyman Kervansarayı da Busbecq’in Niş’te konakladığı kervansaray ile aynı tipte inşa edilmiştir. Dikdörtgen planlı uzun bir yapıya sahip olan kervansarayın ortasında hayvanlar ve yolcuların yükleri için tasarlanmış geniş bir alan bulunmaktadır. Duvarlara ocak ve niş inşa edilmiştir. Mahremiyetin olmadığı Sultan Süleyman Kervansarayı’nda yolcular seki üstünde uyuyor ve hemen yanıbaşlarındaki ocaklarda yemeklerini pişirip ısınıyorlardı. Yük hayvanları ise sekinin dibine bağlanıyordu. Yolcular geceyi güvenli bir kervansarayda geçirip sabah olduğunda da yüklerini ve hayvanlarını alıp yola devam ediyorlardı. Çok konforlu olmasa dahi bu kervansaraylarda en temel ihtiyaçlar olan güvenlik, ısınma, yeme, içme ve uyuma ihtiyaçları giderilmekteydi.

33. Kervansarayın içinden bir kesit

34. Yolcuların uyuduğu seki ve yemek pişirdikleri ocaklar

82 Busbecq, Türkiye’yi Böyle Gördüm, 27- 28.

48


Osmanlı hanlarında da kalan Busbecq bu hanlar hakkında da bilgi verir: “Bazen, kervansaraylara nazaran daha geniş ve büyük olan, yatak odaları ayrılmış bulunan Türk hanlarında kaldım. Bu hanlar, zengin veya fakir, Hristiyan ya da Yahudi olsun, herkese açıktır. Paşalar, Sancak beyleri icabında buralarda konaklarlar. Buralarda, sanki kral sarayında imişim gibi resmi kabullerde bulundum. Hanlarda misafirlere yemek vermek adettir.”83 Bizzat Türk kervansaray ve hanlarında konaklayan Busbecq’in anlatımı ile Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanat yılları ve kervansaray mimarisi ve işlevselliği hakkında önemli bilgilere ulaşıyoruz. Özellikle kültürümüzün şekillendirdiği mimari eserlerimiz inşa edildikleri döneme ışık tutarak bizlere eşsiz bilgiler vermektedirler. Hanlarda her milletten insanın konaklayabilmesi ve herkese yemek ikram edilmesi Türk kültürünün ve misafirperverliğinin diğer milletten olan insanları nasıl etkilediğini Busbecq’in anlatımı ile öğreniyoruz.

35. 1988 yılında Sultan Süleyman Kervansarayı

Sultan Süleyman Kervansarayı’nın yapısal özelliklerine gelince, kervansarayın kapladığı alan 48x22,3084 metre olup dikdörtgen bir şemaya sahiptir. Malzeme olarak kesme taş, tuğla ve derz kullanılmıştır. Bir sıra kesme taş, iki sıra tuğla ve derzle inşa edilmiş kervansarayın en çok hoşuma giden yanı tuğlanın kullanılmış olmasıdır. Çünkü tuğlanın kırmızı rengi yapıya hem renk vermekte hem de daha sıcak bir hava katmaktadır. Eğer Mimar Sinan sadece kesme taş kullansaydı yapı tek renk olacaktı. Oysa bir sıra kesme taşa renk veren iki sıra tuğla kervansaraya süs ve estetik katmaktadır. Ayrıca kervansarayı çok daha sıcak, canlı ve sevimli bir yapıya dönüştürmektedir. Selçuklu kervansaraylarındaki taş işçiliği yerine kesme taş ve tuğla ile süslenmiştir Osmanlı kervansarayları. Bu yönleri ile de oldukça sade ve işlevseldirler. Metin Sözen Sinan’ın kervansaray mimarisi anlatır: “Sosyal içerikli bu yapılarda Mimar Sinan, her değişik amaçlı yapılarda olduğu gibi, belirli ana şemalar içinde kalmakla beraber, yeni denemeleri de beraberinde getirmektedir. Artık bu yapılarda bezeme ikinci derecede bir öge olmakta, herşey mekânın çözümünde toplanmaktadır.”85 Evliya Çelebi göre kervansaray bin at alabilecek büyüklükte inşa edilmiştir.86 Belli ki Evliya Çelebi kervansaraydan ve mimarisinden etkilenmiştir.

83  A.g.e., 28. 84  Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı,” 357. 85  Metin Sözen, Türk Mimarisinin Gelişimi ve Mimar Sinan (İstanbul: Türkiye İş Bankası, 1975), 233. 86  Evliya Çelebi, Seyahatname, 288, C. 3-4.

49


36. Çatısı çökmüş halde Sultan Süleyman Kervansarayı

37. Kervansaray yenileniyor

Kervansaraya 1965 - 1966 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yenileme çalışması yapılmıştır. Özgün yapısında kervansarayın girişindeki alan bulunmamaktadır. Yenileme çalışması ile kervansarayın önüne bir alan eklenmiştir ve tuğla çatı ile üstü örtülmüştür. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yenileme çalışması sonrasında kervansaray göl tarafındaki yağ fabrikasına ayçiçeği deposu olarak kiralanmıştır. Daha sonra 1988’de yapılan onarım ve çevre düzenlemesi ile yeni halini almıştır.87 Kervansarayın arka cephesinde iki sıra halinde pencere bulunmaktadır. Kervansaray, arka cepheye yapılan dikdörtgen ve yuvarlak penceler ile aydınlatılmaktaydı. Yücel pencere motiflerini detaylı bir şekilde anlatmıştır: Güney cephede iki sıra pencere vardır; en üstte iki yuvarlak, bunun ortasında sivri kemerli bir pencere bulunmaktadır. Yuvarlak pencerelerin etrafı dikdörtgen söveli taş bir çerçeve içerisine alınmış olup üzerlerindeki sağır kitabelikler ile sivri kemerli tuğla hatıllı çerçeveler dikkati çekmektedir. Bunun altında bir yuvarlak bir sivri kemerli pencere alternatif olarak sıralanmıştır. Üzerinde de tuğla hatıllı sivri kemerli çerçeveler bulunmaktadır. Bütün bu pencerelerin içleri küfekiden taş şebekelerle doldurulmuştur. Yuvarlak pencerelerde ortada bir yıldız ile bunun etrafında altı tane altıgenden meydana gelmiş bir kompozisyon görülmektedir. Ortadaki sivri kemerli pencerelerde ise orta eksende yukarıdan aşağıya üç yıldız ve bunun iki tarafında üçer altıgen, kenarlara da bunların yarım şekilleri yerleştirilmiştir.88

87  A.g.e., 358. 88  Yücel,”Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” 100.

50


Sade malzemelerle inşa edilmiş kervansarayın cephe mimarisiyle karşılaştırdığımızda, pencereler süslü ve zarif bir görüntü sergiler. Özellikle tuğla hatıllı çerçeveler pencerelere vurgu yapmakta ve yıldız motiflerini ön plana çıkarmaktadır. Çok sade bir görüntüsü olmasına rağmen işçilik ve emek kervansarayın her köşesinde kendini hissettirmektedir.

38. Harabe halindeki kervansarayın arka cephesi

39. Yıldız motifli pencereler, sivri kemerli ve tuğla hatıllı çerçeveler

Kervansarayın içi de dış cephesi gibi sade olup sadece temel ihtiyaçlar düşünülerek inşa edilmiştir. Kervansaray ortasına inşa edilen bir sıra beton direkle ikiye ayrılmıştır. Özgün yapısında ahşap olan bu direkler 1965- 1966 yıllarında yapılan yenileme çalışmaları ile beton kolonlara dönüştürülmüştür. Kolonların üstünde ise ahşap bir çatı vardır. “Kervansarayda üç sıra halinde yer alan taşıyıcı sistemin iki yan sırası, yapının içinde duvar boyunca uzanan 2,40 m genişliğindeki taş sekilerin kenarından yükselir.”89 Yolcuların uyuduğu taş sekilerin her bir duvarında 12 olmak üzere toplam 24 ocak ve niş bulunmaktadır. Kervansarayın her iki duvarına asker gibi dizilmiş “ocaklar yay kemerli ve üçgen şekilli taşkın alınlıklara sahiptir.”90 Bir zamanlar yolcuların ve askerlerin konaklamaları ile şenlenen ve bacasından dumanlar tüten bu güzel kervansaray günümüzün modern yapılarından çok daha sevimli ve güzel. Yıllarca ayakta olmanın ve hala işlevsel olmanın verdiği haklı bir gururla külliyeye gelen ziyaretçilerini beklemektedir.

89  Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı,”57. 90  A.g.e., 357.

51


40. Kervansarayın ahşap tavanı

41. Kervansarayın yeni hali

52


SOKULLU MEHMET PAŞA MESCİDİ VE MİNBER - MİNARESİ Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Sokullu Mehmet Paşa - Mimar Sinan gibi devşirme kökenlidir - adına yapılmış olan mescit Sultan Süleyman Kervansarayı’nın tam karşısına inşa edilmiş olup Tezkiretü’l – Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye adlı eserde de belirtilmiştir. Kitabesi olmadığı için yapım tarihini bilemiyoruz. Ancak mescidin inşasının külliyenin diğer eserleriyle aynı tarihlere rastladığını söyleyebiliriz. Bu durumda mescit 1566 - 1567 yıllarında yapılmış olmalıdır; tıpkı kervansaray, çeşme ve köprü gibi. Büyükçekmece Köprüsü’nün başında yer aldığı için “Köprübaşı Cami” olarak da adlandırılır. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi ve Minber- minaresi ile ilgili bilgi vermeden önce mescit ve işlevleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

42. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi

Mescitler inşa edildikleri yerlere ve işlevlerine göre 4 farklı gruba ayrılırlar: mahalle mescitleri, tekke mescitleri, külliye mescitleri ve han-kervansaray mescitleri.91 Büyükçekmece Menzil Külliyesi içinde inşa edildiğinden dolayı Sokullu Mehmet Paşa Mescidi’ni külliye mescitleri grubuna dâhil edebiliriz. İlhan Özkeçeci Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri adlı eserinde mescidin tarihi gelişimini şöyle aktarmaktadır: İslam’ın ilk mescidi Mekke-Medine yolu üzerindeki Kûba Mescidi’dir. Daha sonra Hz. Peygamber SAV Mescid-i Nebevi’yi tesis etti. Burada kare planlı bir avlunun etrafında küçük hücreler (odalar) bulunmaktaydı. Hz. Peygamber SAV’in hane-i saadetleri (evi) de burası idi. Mescidin kıblesi önceleri Kudüs’ü gösterdiğinden kuzeydeydi. 624’te kıble Ka’be yönüne çevrilerek, avlunun güney tarafına hurma ağacından bir çardak yaptıran Hz. Peygamber SAV’in vefatında buraya gömülmesi mescide yeni bir mana kazandırdı.92

91  Şükrü Sönmezer, Selçuk Seçkin, “İstanbul Mescitleri”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 12, 139- 148. 92  İlhan Özkeçeci, Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri (Kayseri: Kocasinan Belediyesi Yayınları, 1997), 9.

53


Mescidin İslam mimarisine kattığı en önemli mimari yapı ise camidir. Toplu halde namaz kılmak için inşa edilen bu mimari yapının zamanla boyutlarının genişlemesi ile cami mimarisi ortaya çıkmıştır. “İslamiyetin ilk yıllarında, bu dini kabul eden küçük toplulukların ibadetini yapabilmesi ve bir araya gelerek, sosyal bir birlik oluşturma düşüncesiyle günlük hayatta kolayca edinilebilen malzemeler kullanılarak inşa edilen mescit yapıları”93 cami mimarisinin ilk örneğini oluşturmaktadır. Bugün İslamiyet denilince akla gelen ilk mimari yapı Kâbe, ikincisi ise camidir. Her milletin kendi kültürü ve yorumuyla şekillenen cami mimarisi Klasik Dönem Osmanlı mimarisinin de temel mimari öğesidir. Bu yüzden mescit mimarisi İslam’ın en temel ve en güzel mimari yapısı olan cami mimarisinin öncülü olması açısından da önemlidir. Bunun yanında sosyal bir birlikteliğin de mekânıdır mescit ve camiler. Klasik Dönem Osmanlı mimarisi’ne yeni yorumlar katan Sinan mescit mimarisinde de adından söz ettirir. Koca Sinan, Sokullu Mehmet Paşa Mescidi ile beraber tezkirelere kayıtlı 51 mescit inşa etmiştir: Esekapı’da İbrahim Paşa Mescidi Yenibahçe’de Sinan Paşa Mescidi Yenibahçe’de Rüstem Paşa Mescidi Yenibahçe yakınlarında bu fakirin Mescidi Yenibahçe yakınlarında Hafız Mustafa Çelebi Mescidi Topkapı yakınlarında Müftü Çivizade Mescidi Karagümrük civarında Emir Ali Mescidi Karagümrük yakınlarında Üçbaş Mescidi Defterdar Şerifezade Efendi Mescidi Defterdar Mehmet Çelebi Efendi Mescidi Lütfü Paşa Çarşısı yakınlarında Simkeş Mescidi Sultan Mehmet [Fatih] Camisi ekleri yakınında Hacegizade Mescidi Silivrikapı yakınlarında Çavuş Mescidi Sarıgüzel yakınlarında Hacı Nasuhi Mescidi Aynı yerde Kasap Hacı İvaz Mescidi Ağaçayırı yakınında Tabak Hacı Hamza Mescidi Kumkapı yakınlarında İbrahim Paşa’nın eşinin Mescidi Langakapısı yakınlarında Bayram Çelebi Mescidi Kumkapı dışında Kürkçübaşı Mescidi Kemhacılar Atölyesi Mescidi Kuyumcular Atölyesi Mescidi Ayasofya’da Hersek Bodrumu üzerinde bir Mescidi Fenerkapısı içinde Yayabaşı Mescidi Sultan Selim yakınında Abdi Subaşı Mescidi Sultan Selim yakınında Hüseyin Çelebi Mescidi Ali Paşa Hamamı yakınında Kadızade Mescidi Koca Mustafa Paşa’da Duhanizade Mescidi Çukurhamam yakınında Kadızade Mescidi Azepler Hamamı yakınında Müftü Hamid Efendi Mescidi Hisar’ın dışında Unkapanı’nda Tüfenkhane Mescidi Edirnekapı dışında Saray Ağası Mescidi Eyüp’te Dökmecibaşı Mescidi Eyüp’te Arpacıbaşı Mescidi Sütlüce’de Hekim Kaysunizade Mescidi 93  Sönmezer, “İstanbul Mescitleri,” 139.

54


Eyüp’te Karcı Subaşı Süleyman Mescidi İstanbul’da Karcı Subaşı Süleyman’ın 2 adet mescidi Kiremitlik’te Ahmet Çelebi Mescidi Kasım Paşa’da Yahya Kethuda Mescidi Şehremini’de Hasan Çelebi Mescidi Tophane’de Süheyl Bey Mescidi Topkapı dışında İlyaszade Mescidi Sarrafbaşı Mescidi Kasım Paşa’da Pazarbaşı Memi Kethuda Mescidi Büyük Çekmece’de [Sokullu] Mehmet Paşa Mescidi Üsküdar’da Hacı Paşa Mescidi Hasköy’de Saraçhane Mescidi Topkapı dışında Sarraf Mescidi Sulu Manastır’da Ruznameci Abdi Mescidi Kumkapı dışında Kürkçübaşı Mescidi Langakapısı yakınlarında Şeyh Ferhat Mescidi94 Sokullu Mehmet Paşa Mescidi avlu içine inşa edilmiştir. Fakat şu an ki avlu duvarları özgün değildir. Özgün avlu duvarından geriye sadece mescidin şirin minber-minaresinin kaidesi kalmıştır. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde adı geçen mescit 1962 - 1963 yıllarında oldukça kapsamlı bir onarımdan geçmiştir ve bugün özgün halinden oldukça farklıdır.95 Yapım malzemesi olarak tıpkı kervansarayda olduğu gibi bir sıra kesme taş ve iki sıra tuğla kullanılmıştır. “16.yüzyıl mescitlerinin inşasında genel olarak kesme-moloz taş, yer yer tuğla ve yapıların iç tefrişinde ahşap kullanılmıştır. Planlama olarak kare ya da kareye yakın dikdörtgen plan şemasının uygulandığı görülmektedir.”96 Sokullu Mehmet Paşa Mescidi de bu özellikleri taşıyan bir mimari yapıdır.

43. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi’nin arka cephesi

94 Çelebi, Yapılar Kitabı, 111- 112. 95  Esra Güzel Erdoğan, “Sokullu Mehmet Paşa Mescidi” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi (Ankara: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayınları,1994), C.7, 34. 96  Sönmezer, “İstanbul Mescitleri,” 143.

55


Mescidin doğu ve batı cephelerinde 3 üstte 3 altta olmak üzere 6 pencere vardır. Güney cephesinde 5 pencere bulunurken mihrabın üstündeki pencere altıgendir. Üst sıradaki pencereler sivri kemerli ve tuğla hatıllı çerçevelere sahiptir. Batı ve güney cephelerinin alt sıradaki pencereleri sivri kemerli taş hatıllı çerçevelere sahiptir. Fakat doğu cephesinin alt sırasındaki pencerelerde bu özellik yoktur. Kare taşlarla çerçevelenmişlerdir. Pencere motifleri ise daire şeklindedir. Kervansaraydaki gibi yıldızlı motifler yoktur. Kervansaraydan daha sade bir yapıya sahiptir. Bunda geçirdiği kapsamlı onarımın etkisi olduğu bellidir.

44. Pencerelerden bir kesit

Mescidin son cemaat yeri ahşaptır ve mescidin ana yapısıyla kurşundan yapılmış bir çatı altında birleştirilmiştir. Son cemaat yeri şuan tamamen ahşapla kaplanmış ve 3 tarafına pimapen pencereler yapılmıştır. Ahşaptan bir mihrabı, minberi ve vaaz kürsüsü olan mescit oldukça aydınlık, ferah ve süslü bir iç mekâna sahiptir. Süslü pencereleri sayesinde güneş ışıkları türlü renklerde içeri yansımakta ve içeriye hoş bir hava katmaktadır. Yüzyıllar boyunca kervansarayda konaklayan yolcuların ve askerlerin ibadet ettikleri bir mekân olan bu güzel ve şirin mescit şimdi de Kültür Park’ın ziyaretçilerine hizmet etmektedir.

45. Mescidin mihrabı

46. Mescidin minberi

56


47. Vaaz Kürsüsü

Sokullu Mehmet Paşa Mescidi’nin avlu duvarının yüksekçe bir yerine dantellerle süslenmiş gelinliğini giyerek oturan bu güzel minber-minare, külliyeye adım atar atmaz bizi büyülemekte ve değil yıllara yüzyıllara meydan okumaktadır. Minbere benzeyen bu tip mescit minarelerine minber- minare denilmektedir. Mimar Sinan iki tane minber-minare inşa etmiştir. Biri şuan konumuz olan Büyükçekmece Sokullu Mehmet Paşa Mescidi’nin minber-minaresi, diğeri ise İstanbul’un Fatih semtinde Sinan’ın hayratı olan Mimar Sinan Mescidi’nin minber-minaresidir. Tek parça taşın oyulması ile meydana getirilen bu güzel minber-minarenin benzerlerine Orta Asya, Mısır ve Anadolu’da rastlamak mümkündür.97 Sekizgen bir yapıya sahip olan minber-minareye mescidin avlusundan 11 basamak ile çıkılır. Şerefesi olmayan minarenin köşkü şerefe görevi görmektedir. Sekizgen gövdenin taş korkulukları “moloztaş denilen stilde örgülüdür.”98

48. Minber-minare ve arkada kervansaray

Minber-minarenin motifleri ile ilgili en detaylı bilgiyi yine Yücel’den öğreniyoruz: İlk bakışta minberi akla getiren bu minare dikdörtgen bir kaide üzerine oturtulmuştur, köşk kısmına da dıştan profilli ve taşkın oniki basamağın yardımı ile çıkılmaktadır. Sekizgen şekildeki köşk kısmında sekiz sütun üzerine kubbe yerleştirilmiştir. Sütunlar arasına yerleştirilen taş korkuluk levhalarına da çeşitli motifler işlenmiştir. Bunların esasını altlı üstlü sıralanmış altıgenler meydana getirmektedir. Altıgenler, merkezlerinden geçen doğrular tarafından kesilmekte ve böylece üçgen97  Yücel, “Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” 104. 98  Gözde Ramazanoğlu, Mimar Sinan’da Tezyinat Anlayışı (Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995), 204.

57


ler ile baklava şekilleri meydana gelmektedir. Ezan okuma pencerelerinin üzerinde ise Bursa üslubunu hatırlatan at nalı kemerler yer almaktadır. Kemerler üzerinde saçak frizi ve daha yukarıda da yan yana sıralanmış palmet motifleri dikkati çekmektedir. Minarenin üzeri soğan kubbe diye isimlendirilen kurşun bir külahla örtülmüştür. R. Ekrem Koçu, asli şeklinde külahın da taştan olmasının muhtemel olduğunu ve bu çeşit kurşun külahın da yaklaşık olarak yüz yıla yakın bir zamanda gördüğü tamir sırasında konduğunu tahmin etmektedir.99 Yüzyıllara meydan okuyan dantel gibi işlenmiş motifleri ile gözlerimizi alamadığımız bu güzel ve zarif minber-minare Sinan’ın mimarlığına ve sanatına yakışır bir estetikle bizleri selamlamaktadır. Külliyenin en küçük mimari yapısı olan bu şirin minber-minare sivri külahı ile kervansaray ve mescitin iri cüsselerine rağmen onlardan önce fark edilmektedir.

49. Motiflerle bezenmiş taş korkuluk

50. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi’nin Minber-Minaresi

99  Yücel, “Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” 104- 105.

58


SULTAN SÜLEYMAN ÇEŞMESİ Kervanların ve yolcuların özellikle yaz aylarında külliyeye girer girmez uğradıkları ilk yapı hiç şüphesiz külliyenin hayat pınarı olan Sultan Süleyman Çeşmesi’dir. Avrupa yönünden gelişte meydanın hemen solunda yolcuları karşılar ve susuzluklarını gidererek onlara hayat verir. Sokullu Mehmet Paşa Mescidi’nin hemen önüne mermerden inşa edilmiş olan çeşme, üstündeki kitabeye göre 1566 yılında yapılmıştır. Küçük bir mimari yapı olmasına rağmen insan hayatı için en önemli madde olan suyu insanlarla buluşturur. Eğer çeşme olmasaydı külliyenin ne mescidi ne de kervansarayı bu kadar işlevsel olabilirdi. Suyun olmadığı yerde kimse konaklamak istemez. Bu nedenle külliyenin diğer yapılarını işlevsel hale getiren bu sevimli çeşme ve cömertçe dağıttı sudur çünkü su yaşamın en temel maddesidir. Dünya medeniyetler tarihine baktığımızda tüm medeniyetlerin su etrafında filizlenip geliştiğini görüyoruz. Medeniyetlere yön veren su varoluştan bu yana tüm insanları kendine çekmiş ve her canlının hücresinde yer almıştır. Ayrıca tüm dinler suyu kutsal saymış ve suyla yapılan vücut temizliğini ruhani arınma ile eş tutmuşlardır. Ruhani arınmayı suyla başlatan semavi dinlerden biri olan İslamiyet'te temizlik imanın en temel şartı ve ibadete hazırlığın en önemli aşamasıdır. Suyla temizlenen kişi Allah’ın huzuruna çıkıp ibadet etmeye hazır kabul edilir. Bunun dışında insanoğlunun suyla etkileşimi içme, temizlik, taşımacılık, tarım, enerji üretimi gibi pek çok alanda gelişme göstermiştir. Hayat kaynağı olan su kimi zamanda bir felaket olmuş ve insanların canlarını almıştır. Bu nedenle insanoğlu suyu kontrol etmek ve ondan en iyi şekilde istifade edebilmek için yöntemler geliştirmiştir. Bu amaçla yola çıkan insanoğlu su sarnıçları, su kemerleri, çeşmeler, bendler, su kanalları, şadırvanlar, fıskiyeli havuzlar inşa ederek suya pek çok anlam kazandırmışlardır. Suyu ehlileştirmek ve gerektiğinde ondan istifade edebilmek için tasarlanan bu mimari yapılardan biri de çeşmedir.

51. Sultan Süleyman Çeşmesi

İslamiyet’te hayır işlemek isteyen kişilere çeşme imar ettirmeleri öğütlenmiş ve suyun kutsallığı ve önemi tekrar tekrar vurgulanmıştır. Türk mimarisinde en eski çeşmelerden biri Mardin’dedir. Artuklular’dan Necmeddin İlgazi tarafından 1109 - 1122 yılları arasında geniş bir külliye içine yaptırılmıştır. Maalesef çeşmenin pek az bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir.100 İstanbul’un ilk Osmanlı çeşmesi ise Fatih Sultan Mehmet’in Rumelihisarı’nı yaptırırken inşa ettirdiği 1452 tarihli çeşmelerdir. Osmanlılardan kalma en eski kitabeli çeşme ise, 1495 tarihli Davutpaşa Çeşmesi’dir.101 “Hayrat olarak Türklerin yaptıkları çeşmeler şehir, kasaba ve yerleşme yerlerinde olduğu gibi ana yolların kenarlarında, 100  Semavi Eyice, “Çeşme” Maddesi (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,1992), C.8, 278. 101  Nuran Kara Pilehvarian, “Osmanlı Çeşme Mimarisi”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi,2002), C.12, 248.

59


açıklık ve kırlık yerlerde de inşa edilmiştir. Yerleşme yerleri arasındaki yollarda bulunan çeşmeler “menzil çeşmeleri” olarak adlandırılır. Bunların, insanların ihtiyacını karşılayan lüle veya musluklarından başka hayvanların sulanması için ayrı lüleleri ve önlerinde yalakları vardır.”102 Osmanlı medeniyetinde de çeşme mimarisi özellikle bu amaca hizmet etmek için fazlasıyla yapılmıştır ve bu çeşmelere hayrat denilmiştir. Bunlardan biri de Mimar Sinan’ın Sultan Süleyman’ın emri üzerine inşa ettiği Sultan Süleyman Çeşmesi’dir. Susuzluğunu gidermek için kendisine yaklaşanlara sade yapısında gizlediği tüm güzellikleri sergilemek isteyen bu güzel çeşme detaylara gizlenmiş süsü ve beyaz mermerden yapılmış ak teninden akıttığı suyla yolcuların canına can katmıştır. Osmanlılar çeşme mimarisi ile de oldukça güzel işler yapmışlar ve özellikle İstanbul sokaklarını yüzlerce çeşme, sebil ve şadırvan ile şenlendirmişlerdir. Bazı çeşmeler çok sade inşa edilmişken, bazıları da oldukça gösterişli ve abidevidir. Topkapı Sarayı önünde bulunan III. Ahmet Çeşmesi oldukça zengin süslemeleri olan son derece gösterişli bir meydan çeşmesidir ve 1729 yılında inşa edilmiştir.

52. Sultan III. Ahmet Çeşmesi ve Sebili, İstanbul

Evliya Çelebi Sultan Süleyman Çeşmesi’nin bir çınar ağacının altında olduğunu yazar ünlü eseri Seyahatname’de.103 Sultan Süleyman Çeşmesi’ni Semavi Eyice’nin tanımına uyduğu için bir menzil çeşmesi olarak kabul edebiliriz. Çeşme oldukça sade bir yapıya sahip olup üç kanattan meydana gelmektedir. Yüksekliği 6 metre olan çeşme klasik üslupta beyaz mermerden inşa edilmiştir.104 Orta kanat yanlardaki iki kanada göre biraz daha uzun, geniş ve ileriye doğru çıkıktır. Yan kanatlar biraz geridedir. Çeşmenin üç kanadı da sivri kemerli nişlerle süslenmiştir. Her kanatta birer tane olmak üzere 3 adet burma özellikli çeşme vardır. Orta kanatta 3 adet ayna taşı vardır. Bunun da ortasındaki ayna taşı büyük, iki yanındakiler ise küçüktür. Orta kanadın çeşmesi ve ayna taşlarının yerleşimi çeşmenin minyatürü gibidir. Her iki yandaki kanatlarda yer alan ayna taşları ise birer tanedir. Yan kanatlardaki çeşmelerin üstündeki çiçek motifi çeşmeye ayrı bir güzellik katmıştır. Hayvanların su içmesi için her bir çeşmenin önüne kurna yapılmıştır. Dört satırlık kitabesi ise kartuşlarla çevrelenmiştir.

102  Eyice, “Çeşme,” 278. 103  Evliya Çelebi, Seyahatname, 288. 104  Yücel, “Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” 106.

60


53. Çeşmenin Kitabesi

Çeşmenin Kitabesi105 : Kaçan bu çeşmesârı ittî binâ Süleyman Han Sultânı muzaffer Didi târihin anın ehli târih Yine akdı cihâna âbı kevser. 974 (1566)

54. Orta kanadın çeşmesi ve ayna taşları

105  R. Ekrem Koçu, “Büyükçekmece Sultan Süleyman Çeşmesi” Maddesi, İstanbul Ansiklopedisi (İstanbul, 1963), C.6, 3237.

61


55. Çeşmenin Kurnası

56. Detayda gizlenen süs ve estetik

BÜYÜKÇEKMECE’DEKİ DİĞER TARİHİ YAPILAR Kitabın bu son bölümünü Koca Sinan’a ait olmayan Büyükçekmece’nin diğer tarihi eserlerine ayırdım. Mimar Sinan’ın eserlerine kıyasla maalesef özgünlüklerini oldukça yitirmiş olan bu eserler ile ilgili vereceğim kısa bilgileri Erdem Yücel’in makalesinden yararlanarak aktarıyorum sizlere.

FATİH CAMİİ Camii Büyükçekmece’nin Fatih mahallesinde bulunmaktadır. Kitabesi olmadığından yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde adı geçmeyen camii oldukça değişikliğe uğramıştır. Seyahatname’de adı geçmiyor olması Fatih Cami’nin 17.yüzyıldan sonra yapılmış olabileceği ihtimalini düşündürmektedir.

62


57. Fatih Cami

SÜLEYMAN AĞA ÇEŞMESİ Fatih Camii’nin kuzey-batı köşesinde yer alan çeşmenin kitabesine göre 1856 yılında Kırım harbinde şehit düşen Süleyman Ağa’nın ruhu için annesi tarafından yaptırılmıştır.

58. Süleyman Ağa Çeşmesi

Çeşmenin Kitabesi: Çekmece-i Kebire tabi Çakmaklı kariyesi sakinlerinden sahibül hayrat ve hasenat Yakub Alemdar Ağanın Pederi çiftçi Süleyman Ağa ve validesi Hanife Hatun ve zevcesi Hatice Hatun ve oğlu Süleyman Ağa bin iki yüz yetmiş bir senesi Yerköyü muharebesinde gazi olup Kırım Adasında Gözleve şehrinde yirmi altı yaşında şehiden vefat eyledi. Ebülfeth Camii ihtisalinde (ittisalinde) bina ve ihya eylediğim bu çeşmenin hayrını oğlum Süleyman Ağa’ya hediye eyledim. Bu zikr olanların cümlesine ve kaffei ehli iman ve erv ahları için rızaen lillahi teala el fatiha, Fi gurreim. Sene 1273.106

106  R. Ekrem Koçu, “Büyükçekmece Süleyman Ağa Çeşmesi” Maddesi, İstanbul Ansiklopedisi ( İstanbul, 1963), C. 6, 3237.

63


SULTAN II. ABDÜLHAMİT ÇEŞMESİ VE HAVUZU Bu güzel çeşme ve havuz, Havuzbaşı adıyla anılan meydanda 1842 - 1918 yılları arasında saltanat süren Sultan II. Abdülhamit’in 25. cülüs yılı anısına halk tarafından yaptırılmıştır.

59. Sultan II. Abdülhamit Çeşmesi ve Havuzu

60. Aslan başının üstündeki kitabe: “Tavvelallâhü ömrühu ve şevketühû, Saefalahü umranü mülkühû”107

61. Üstte Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası ve altında çeşmenin kitabesi

Çeşmenin Kitabesi: Cülûsi humâyunu Hazreti Abdülhamit Hanı azaminin yirmi beşinci devrei senevii kudsisinin hatırat kıymetdarı şükür güzarisi olarak inşa kılınmıştır.

107  R. Ekrem Koçu, “Büyükçekmece İkinci Sultan Abdülhamit Çeşmesi ve Havuzu” Maddesi, İstanbul Ansiklopedisi (İstanbul, 1963), C. 6, 3228.

64


YUSUF PAŞA HAMAMI Yapılış tarihi kesin olarak bilinmeyen hamamın yapı elemanları ile süslemeleri XVII. yüzyıl izleri taşımaktadır. Kitabesi olmadığı için banisi de bilinmeyen hamam halk arasında Yusuf Paşa Hamamı olarak anılmaktadır.

62. Yusuf Paşa Hamamı

ENVER PAŞA KÖŞKÜ Enver Paşa Köşkü Büyükçekmece Köprüsü’ne giden yol üzerinde inşa edilmiştir. Üç katlı Avrupai bir üsluba sahip olan bu köşk Enver Paşa’nın av köşküdür. Enver Paşa bu köşke civarda avlanmak için zaman zaman gelmiş, annesi ve kardeşi uzun süre ikamet etmiştir. Köşk bir süre İsmail Mahir Efendi Çocuk Yetiştirme Yurdu olarak kullanılmıştır.

63. Enver Paşa Köşkü’nün özgün hali

1900’lü yılların başında yapıldığı tahmin edilen Büyükçekmece’nin tarihi değerlerinden olan Enver Paşa Köşkü 2005 yılının Mart ve Haziran aylarında 2 yangın geçirmiş ve bu yangınlar sonucu oldukça zarar görmüştü. Bu yangınlarda, kâgir zemin kat üzerine 2 ahşap kattan oluşan yapının büyük bir kısmı yanmıştı.108 Enver Paşa Köşkü İstanbul İl Özel İdaresi tarafından 2007 yılında başlatılan yenileme çalışması ile şimdiki halini almıştır.109 Bu şekilde tarihi köşkün 108 yıl sonra tekrar İstanbul’un kültür hayatındaki yerini alması sağlanmıştır.

108 http://www.haberler.com/yanginlarla-zarar-goren-108-yillik-enver-pasa-haberi/ 109  İstanbul İl Özel İdaresi 2007 Faaliyet Raporu, 76.

65


64. Yangından sonra Enver Paşa Köşkü

65. Enver Paşa Köşkü’nün yeni hali

ENVER PAŞA ÇEŞMESİ ( MEYDAN ÇEŞMESİ ) Meydanda yer almasından dolayı Meydan Çeşmesi olarak da anılan bu çeşme Enver Paşa tarafından yaptırılmıştır. Büyükçekmece Köprüsü’ne giden yol üzerindeki meydanda yer alır. Çeşmenin bulunduğu meydanın sokağında Enver Paşa Köşkü yer almaktadır. Benim çocukluğumdaki çeşme şuan gördüğümüz çeşmeden oldukça farklıdır. Ne yazık ki geniş saçaklarla örtülü bu çeşmenin özgün hali korunamamıştır.

66. Enver Paşa Çeşmesi

66


İMARET CAMİİ Kitabesi olamayan caminin yapım tarihi ve banisi kesin olarak bilinmemektedir. “Bursa tipi” de denilen ters T planlı bu cami tipi Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş döneminde tercih edilen cami plan tipidir. Bu tip camilere “zaviyeli camii” de denir. Bu bilgiler doğrultusunda XV. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. İmaret Cami çarşıların ve dükkânların olduğu yerde inşa edilmiştir. Bir zamanlar Büyükçekmece’nin emekli ve yaşlılarının gittiği İmaret Cami rahmetli dedem Şıhis İshakoğlu’nun da Büyükçekmece’ye yerleştiği 1975’ten hayata gözlerini yumduğu 2004 yılına kadar her gün gittiği ve namaz kıldığı camidir.

67. İmaret Camii

ZEYNEP DUDU ÇEŞMESİ İmaret Camii’nin avlusuna Zeynep Dudu adında bir kadın tarafından 1856 - 1857 yıllarında inşa edilmiş olan çeşme maalesef bugün yerinde değildir. Ne zaman kimin tarafından yıkıldığı ise bilinmemektedir. Yücel’in makalesindeki bilgiye göre çeşme klasik üslupta inşa edilmişti ve mevlevi sikkesini hatırlatan küçük bir mermer kitabesi vardı. Çeşmenin Kitabesi: Sahibül vel hasenat Zeynep dudu Bu çeşme-i bina eylemiştir. Sene 1273 Zeynep Dudu çeşmesi 1959 yılında tamir edilmiştir. Tamirat esnasında üzeri geniş bir mozaik saçak ile örtülmüş, camiye bakan tarafına üç musluk takılmıştır. Yeni yazı ile de bir tamir kitabesi yerleştirilmiştir. Çeşmenin yeni kitabesi: İşte bu hayratın ihyası Hafız Mustafa tarafından tesisi şevval 1378 (Nisan 1959).

67


ÇAĞIMIZIN SİNAN ALGISI Mimar Sinan, tüm çağların mimari dehasıdır. Osmanlı mimarisi Sinan’la hayat bulmuş ve gelişmiştir. Ne Sinan’dan önceki ne de sonraki dönemlerde Sinan gibi bir dahi yetişmemiştir. Osmanlı mimarisi onunla Klasik Çağı’nı en güzel şekilde yaşamış ve sonlandırmıştır. Günümüz mimarisi ile karşılaştırdığımızda Sinan’ın eserlerinin ne denli mükemmel olduğunu bir kere daha anlıyoruz. Onun eserlerinde her yapı birbiri ile orantılıdır. Uyum ve estetik her eserde kendini gösterir. Özellikle Selimiye Cami sadeliğiyle gönüllerimizi fethetmiştir. Selimiye’yi seyrederken bir mimari yapı nasıl bu kadar sade ve güzel olabilir diye düşünmekten kendinizi alamazsınız. Seyretmeye doyamadığımız bu güzel caminin sonsuzluğa yolculuk yaptıran devasa boyuttaki kubbesi karşısında ezilir, küçülür ve yok olursunuz. Bir cami ancak bu kadar güzel olur. Dünyanın en güzel camisi olan Selimiye Cami Sinan’ın ustalık eseridir. Günümüzde hala Sinan’ın etnik kökeni tartışılmaktadır. Kimileri Sinan’ın Ermeni asıllı bir devşirme olduğunu iddia ederken, kimileri Türk, kimileri ise Rum olduğunu iddia eder. Milliyetçi söylemlerle sanatına gölge düşürmeyi kimse başaramamıştır. İslam dininin de kesinlikle yasakladığı milliyetçi ideoloji, Osmanlı İmparatorluğu’nda da 18. yüzyıla kadar bir anlam ifade etmemiştir. Sinan, çok kültürlü ve çok milletli bir imparatorlukta yaşamıştır. Hem doğu, hem batı mimarisini bir potada eritip sanatını icra etmiştir. Osmanlı milliyetçi bir devlet düzeniyle kurulmamıştır. Osmanlı’da millet sistemi her bireyi dini inancına göre gruplandırır. Her dini grup ve mezhep kendi inancını yaşamaya, kültürünü koruyup geliştirmeye fırsat bulmuştur Osmanlı topraklarında. Sinan işte bu toprakların ürünüdür. Bu nedenle Sinan ne Ermeni, ne Türk, ne de Rum’dur. O, bir Osmanlıdır, imparatorluk geleneğinde yetişmiş bir dehadır. Onun yaşadığı çağda etnik köken bir anlam ifade etmez. Bugün tüm dünya, Osmanlı’nın hoşgörüsüne övgüler yağdırırken, biz Mimar Sinan gibi bir dehayı milliyetçiliğin dar kalıplarına sokmaya çalışıyoruz. Yaşadığımız çağda, Sinan’ın sanatı bunların çok üzerinde bir yerde evrenselliği yakalamış, tüm zamanların mimarisini aşmış ve kendine her çağda hayran bırakmıştır. Büyükçekmece’nin birbirinden güzel ve özgün tarihi eserlerini tanıtmaya çalıştığım kitabımın son satırlarını yazarken anladım ki, toplumumuzun kültürel miraslarımızı koruma konusunda bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi eğitim sistemimizin temel ilkelerinden biri olmalıdır. Pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu’da yaşayan bireyler olarak tarihi eserlerimizi koruma ve gelecek nesillere taşıma en büyük sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluk sadece kamu kurum ve kuruluşlarının değildir. Bu topraklarda yaşayan her birey kültürel mirasımıza sahip çıkma ve koruma bilinci taşımalıdır. Bu bilinç eğitimle sağlanabilir. Eğer toplumda kültürel mirası koruma bilinci yoksa kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan yenileme ve koruma çalışmaları netice vermeyecektir. Önemli olan yenilemek değil, tarihi eserlerin özgün yapısını koruyabilmektir. Kültürel mirası korumaya yönelik yapılacak en güzel ve yararlı adım siyasi tarih yerine kültürel tarih derslerinin okutulması olacaktır. Tarih derslerimizde gençlerimize hayal dahi edemedikleri, yüzyıllar öncesinde yaşanmış yüzlerce savaş ve olayın tarihini ezberletiyoruz. Siyasi tarih konularını ezberleyen gençlerimiz kültürel tarihimizi yeterince öğrenemediklerinden etraflarındaki yüzlerce tarihi eserden habersiz yaşıyorlar. Ait oldukları zengin kültürün bilincine varmadan yaşayan gençlerimiz okula giderken yanından geçtikleri pek çok tarihi eserin farkında bile değiller. Tarihi eserlerimizin önemli özelliklerini ön plana çıkararak gençlerimizin ilgisini bu yöne çekmeli ve tarihi eserlerin korunmasının gerekliliğini önemle vurgulamalıyız. Kültürümüzün somut ifadesi olan tarihi yapılardan yola çıkarak verilecek tarih derslerinin çok daha faydalı olacağı kanısındayım. Örneğin, Kanuni Sultan Süleyman döneminin siyasi ve kültürel tarihi Mimar Sinan’ın Süleymaniye Külliyesi’nden yola çıkılarak verildiğinde gençlerimiz tarihin savaşlardan ibaret olmadığını anlayacak ve yeni bir bakış açısı ile tarihe ve tarihi eserlere yaklaşacaklardır. Sultan Süleyman’ın saltanat yıllarını ve ihtişamını, imparatorluğun kudretini ve Mimar Sinan’ın dehasını Süleymaniye Külliyesi’nden daha güzel ve etkili anlatacak hiçbir kitap olmadığını düşünüyorum. Koca Sinan’ı en iyi anlatacak ve tanıtacak yine kendi eserleri olacaktır. Bizler de Sinan’ı eserlerinden yola çıkarak anlamaya, tanımaya ve tanıtmaya çalışmalıyız.

68


Estetiğin ve sadeliğin işlevsellikle buluştuğu, Büyükçekmece Menzil Külliyesi’nin mimari yapıları Mimarlar Sultanı Sinan’ı anlatan ve yücelten yüzlerce eserden bir kaçıdır. Günümüz teknolojisi ile yapılan binaların, Sinan’ın yapıtları kadar sağlam ve aynı zamanda güzel ve estetik olmadığını tüm otoriteler kabul etmektedir. Mimari ve mühendisliğin tüm sınırlarını zorlayan ve Marmara Bölgesi ile İstanbul’da, farklı zamanlarda meydana gelen- 1719, 1754, 1766 (2 deprem), 1894, 1912, 1999 (2 deprem)110 - yıkıcı depremlerden hasar almayan Sinan yapıtlarının sırları hala çözülememiştir. Yüzlerce evin yerle bir olduğu, binlerce insanın öldüğü İstanbul’un yıkıcı depremleri Sinan’ın sanatını yerle bir edememiştir. Aksine yüzyıllar geçtikçe ayakta kalan ve her asırda özgünlüğünden ve güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen Sinan eserleri evrenselliği kucaklamıştır. İşte bu yüzden Sinan’ı tanımak ve tanıtmak evrenselliği kucaklamak demektir. Oxford, 2012

110  Erol Kalkan ve Polat Gülkan, “Istanbul ve Çevresinin Deprem Tehlikesi,” Bilim ve Teknik, C. 513, Ağustos. 2010, 32.

69


ENGLISH


BÜYÜKÇEKMECE MENZİL COMPLEX AND GREAT SİNAN


PREFACE When Suleiman the Magnificent wanted to conquer more lands in Europe, the road that connects İstanbul to Belgrade became strategically important. This road was called “The Sultan Road”, “İstanbul Road” or “The Grand Road”. Sinan built most of his bridges on “The Sultan Road”. The various names of the road also indicate the crucial role of the road for Ottoman Empire and its European Policy. The Sultan Road was renewed by the Ottomans and many roadside halting stations (menzil) were constructed on that road. One of them was Büyükçekmece Menzil Complex constructed by Sinan who adorned the complex with a beautiful bridge, a caravanserai, a masjid, and a fountain commissioned the Suleiman and his Grand Vizier Sokullu Mehmet Pasha. When I research the books on Sinan and his art, I realize that Sinan’s monuments in Büyükçekmece needs to be published in a separate book since his works in Büyükçekmece are analyzed and discussed in other art history books separately along with his many monuments. Therefore, I decided to prepare a book dedicated to his monuments in Büyükçekmece. I am not an art historian or an architect; however, I am a great admirer of art, historical works, and especially Sinan’s art and architecture. As an academician and a professional tour guide, I want to have our younger generation to have the conscious of preserving the historical monuments that are the concrete reflections of our culture. I want to introduce Sinan and his precious works that we have inherited to our young generation and as well as others who are interested in history and historical monuments. As I was writing this book, I consulted Sinan’s biography, Tezkiretü’l - Bünyan and Tezkiretü’l – Ebniye, as well as many other books and articles written on Great Old Sinan and his works. There are several historical works in Büyükçekmece apart from Sinan’s works. Those historical works are analyzed by Erdem Yücel in his article “Büyükçekmece’de Türk Eserleri” (Turkish Monuments in Büyükçekmece). Yücel both analyzes Sinan’s works and the following historical monuments of Büyükçekmece: Fatih Mosque, İmaret Mosque, Yusuf Pasha Bath, Suleiman Agha Fountain, Sultan Abdul Hamid Fountain and its Pool, Enver Pasha Kiosk, Enver Pasha Fountain (Forum Fountain), and Zeynep Dudu Fountain. Since this book is dedicated to Sinan, the monuments that are not Sinan’s works will be briefly introduced based on Yücel’s article at the end of the book.


Photography is an indispensable source for art and art history, because a photograph may describe more than a written work. Therefore, this book presents many photographs of the monuments. The photographs of this book are mostly photographed by me and my husband Yakup. The photographs of the complex taken in 1980s are provided by Büyükçekmece Municipality Media Archive. I am grateful for their help and support since without those photographs I will not be able to show the reader how complex has changed in time. I mostly focused on the details of the historical works because I wanted to show the reader the hidden beauties of these monuments so that the readers can appreciate the artists and the construction workers of the complex. I first started to write this book just after completing my M.A in English Language and Literature, and earing my professional tour guide license in 2008 due to my great interest in art history. The book waited for four years before it got ready for publication, and I got a chance to revise the book at Oxford University in which I am doing my doctoral research. I am grateful to, Dr. Hasan Akgün, the Mayor of Büyükçekmece, Nazan Karagözoğlu, the Head of the Cultural and Social Affairs, Maria Sezer, who appreciated my research and encouraged me for its publication, my friend Selim Gültürk for editing the Turkish version of the book, and my dear friend Kimberly Anne Brooks - Lewis for editing the English version of the book with great enthusiasm and support. My special thanks go to my professors who have contributed greatly to my academic life; Mohamed Bakari, Agnes Clare Brandabur, Metin Boşnak and Azize Boşnak. I also owe a special thanks to Renee Hirschon who kindly invited me to Oxford University for my doctoral studies, and provided me a great opportunity to finalize my book at Bodleian Libraries. Finally I thank my family and my husband Yakup for their great support and confidence in me throughout my life. Without these incredible people in my life, I will not be able to achieve my goals in life.

Emine Yeşim BEDLEK Oxford, 2012


BÜYÜKÇEKMECE Büyükçekmece is one of the most beautiful districts of İstanbul located on the eastern side of Büyükçekmece Lake, which channels into the Marmara Sea.1 Büyükçekmece is in the western reaches of İstanbul, and is situated on Çatalca Peninsula, surrounded by the Marmara Sea to the south, the district of Çatalca and Büyükçekmece Lake to the north, the district of Silivri to the west, and Küçükçekmece Lake district and that of Avcılar to the east. Büyükçekmece was a sub-district of Çatalca; however, with the increase of its population and urbanization it became an independent district in 1987. Büyükçekmece encompases 15,700 hectares with 23 sections: Alkent, Atatürk, Cumhuriyet, Dizdariye, Fatih, Karağaç, 19 Mayıs, Pınartepe, Çakmaklı, Bahçelievler, Güzelce, Merkez, Yenimahalle, Batıköy, Merkez, Muratçeşme, Hürriyet, Ulus, Ahmediye, Türkoba, Celaliye, Kamiloba and Muratbey.

1. Büyükçekmece

Büyükçekmece, located between the Marmara Sea and the lagoon lake – a unique geographical formation – is now a beautiful district with both clean air and modern buildings. Until the 1990s the Büyükçekmece area was principally a place for summer holidays where people from İstanbul enjoyed swimming and walking on the beaches. But as Istanbul, the largest city in Turkey, began to grow expotentially because of urbanization throughout the country, Büyükçekmece become a district of the city, and people who wanted to have more peaceful life moved to this quiet scenic area. After 1994 the infrastructure of the district was completed with well-considered city planning, a modern wastewater system and improved roadways and sidewalks, giving it the hallmarks of a modern city with standards high enough to compete with its European models.2 The population growth in the area soared when people in İstanbul who feared another earthquake moved there after the Marmara earthquake in 1999 killed thousands of people and left many homeless. While the population continues to increase, an effective governmental infrastructure has been established, and crime rates remain low.

1  “Büyükçekmece” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, V. 2 (İstanbul, 1994), 355. 2  Büyükçekmece Belediyesi 2007 Faaliyet Raporu, 18.

79


2. Modern streets of Büyükçekmece

Büyükçekmece has its place in history. The Roman Empire called Büyükçekmece “Athyra”, the Ottomans “Çekmece-i Kebir”. E.A. Thompson’s The Huns tells of the power struggle between Attila the Hun and the Roman Empire, the end of which took place in Büyükçekmece.”3 Christopher Kelly, in Attila the Hun, states that Atilla arrived in Büyükçekmece in 447 A.D. and there defeated the Romans.4 Ali Ahmetbeyoğlu remarks that the Anatolius Peace Treaty between Attila and the Romans was signed in Büyükçekmece.5 Ottoman Sultans, Grand Viziers and pashas hunted in Büyükçekmece. The OttomanRussian War in 1829 forced many people to migrate to Büyükçekmece. In 1876 the area came to be a subdistrict of and was governed by Çatalca until 1987, when Büyükçekmece became a district of İstanbul.6

3. Büyükçekmece’s seaside at night

Evliya Çelebi’s description of Büyükçekmece in the 17th century is of a typical Ottoman town with its caravanserais (inns), khans, madrasas, bazaars, public baths, and fountains: Büyükçekmece is the subdistrict of Eyüp. It is located between the sea and the lake and has one thousand houses and a ruined castle on the seacoast. Mehmet Pasha Mosque was built by Grand Old Master Sinan. It has eleven khans, some are small some are big. It has a madrasa, a primary school and a market. In front of the khans, there is a fountain under the oak tree. The caravanserai next to the court 3 E.A.Thompson, The Huns (U.K: Blackwell, 1996), 93. 4  Christopher Kelly, Attila The Hun (U.K: Random Books, 2008), 104. 5  Ali Ahmetbeyoğlu, “Büyük Hun Hükümdarı ‘Attila,’” Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 7, Bişkek 2003, 7. 6  Büyükçekmece Belediyesi 2005 Faaliyet Raporu, 15.

80


house is very large; one thousand horses can stay in there. The bridge over the lake is Sinan’s work, commisioned by Sultan Suleiman but completed by Sultan Selim II. The arches of the bridge resemble a rainbow. The length of the bridge is one mile. The bridge, which is made of very nice and shiny stones, is very strong.7 Evliya Çelebi, who lived from 1611-1682, was one of the most eminent travelers of the 17th century, travelling for 40 years throughout the Ottoman Empire. He visited many cities, towns, and villages and wrote his experiences in 10 volumes, the collective name of which is Seyahatname. These books have always been a great source for researchers of many fields, such as history, art history, literature, geography, anthropology, architecture. The works of Evliya Çelebi, like those of Sinan, are treasures from Turkish history.

4. Sunset at Büyükçekmece’s seaside

5. Büyükçekmece in the snow

7  Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Sadeleştiren: Tevfik Temelkuran, Necati Aktaş (İstanbul: Üçdal Neşriyat, 19791986), V. 3-4, 228.

81


BÜYÜKÇEKMECE LAKE Büyükçekmece Lake is at the south of Çatalca, and 12 km west of Küçükçekmece Lake. A dam was built between the fresh-water lake and the salt waters of the Marmara Sea. Büyükçekmece Lake is a lagoon, and with the construction of the dam the total area of the lake increased from 12 square kilometers to 43 square kilometers. The lake is on the route of bird migrations, and therefore several species of birds can be observed nearby. The water of the lake is clean, and supplies 30% of the city of Istanbul’s water.8

6. Büyükçekmece Lake and the bridge

Evliya Çelebi also gives very detailed informations on Büyükçekmece Lake. According to him, Büyükçekmece and Küçükçekmece Lakes are nourished by the Tuna River, evidenced by their having the same kind of fish, such as morina and sturgeon.9 Evliya Çelebi praises the fish of Büyükçekmece Lake, which for him were the most delicious in the world, but stated that there were few of them.10

8  Büyükçekmece Belediyesi 2007 Faaliyet Raporu, 18. 9  Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi. V. 1-2, 25. 10  Ibid., 374.

82


SİNAN: ARCHITECT OF THE SULTANS SULTAN OF THE ARCHITECTS

Sultan Suleiman’s funeral with Sinan standing on the left.•

I wished to be an architect A master of monuments I prayed to God To be able to construct a grand mosque It happened, and with the grace of God I became the Chief architect of the Sultan GREAT SİNAN

• This is a miniature depicting Suleiman’s funeral. It was made by Nakkaş Osman, and published in Tarih-i Sultan Süleyman by miniature artist Seyyid Lokman. This is the only miniature that Sinan is depicted.

83


Sinan served four Ottoman Sultans during his long and productive life, being Chief Architect of the Empire till his death. He not only served Suleiman the Magnificent, but Suleiman’s father, Selim I, Selim II and Murat III. With his ability and knowledge of architecture and engineering, Sinan was deservedly given the title of “Architect of the Sultans”, and with his breath-taking monuments he became the creator of Classical Ottoman architecture. He designed hundreds of works which have continued to stand for centuries. Sinan, who reinterpreted, reformed and perfected the Classical Ottoman dome structure, was a true genius. Aptullah Kuran indicates that, “To his is contemporaries he was Koca “Grand Old” Sinan; to generations of Ottoman architects who followed in his footsteps, until the Baroque obliterated the marks, he was the “Great Master”; since his rehabilitation in 1930s, he has become the symbol of classical Turkish culture.”11 Sinan was born in Ağırnas village of Kayseri (Caesarea) in the Cappadocia area of Central Anatolia, but his birth date is not certain (somewhere between 1494 and 1499 is estimated).12 The most important biographical work of Sinan is his dictation to his close friend Sai Mustafa Çelebi, the Tezkiretü’l - Bünyan and Tezkiretü’l – Ebniye. Hayati Develi transliterated the biography into modern Turkish and it was published with the title Yapılar Kitabı Tezkiretü’l - Bünyan and Tezkiretü’l – Ebniye (Sinan’s Memoirs). The original copy of his memoir is kept in Topkapı Palace Archives in Istanbul. Bünyan and ebniye mean construction in the Ottoman language, which was a mixture of Turkish, Arabic and Persian. As is clearly understood from the title, Sinan does not tell much about his personal life. He prefers to inform his readers about his monuments. He lists his monuments and narrates how he planned and constructed the myriad of bridges, mosques, masjids, madrasas and complexes, what happened during each construction, and whether he managed to please his Sultans or not. He also praises his Sultans throughout his biography. Throughout his life, Sinan wanted to write his autobiography but he did not manage to complete it. This is understandable when we think of such a genius who was so thoroughly engaged with his art. His first attempt at his autobiography does not have a title, and contains only the list of his works. R. Melûl Meriç has named this piece Adsız Risâle (Nameless Treatise). Sinan’s second attempt is called Risâletü’l Mimâriyye, and is also unfinished. Finally, on his deathbed he dictated his story, which was mostly about his works rather than about his life, to his friend Sai Mustafa Çelebi, a poet-painter. Sinan’s only remark about his life was about his devshirme (child levy) during the reign of Sultan Selim I. Karen Barkey, in Empire of Difference: The Ottomans in Comparative Perspective, explains devshirme institution of the Ottomans: The devshirme, a levy of Balkan Christian young boys, had emerged as an institution during the reign of Murad as part of the natural transition from a small emergent state based mostly on horizontal kinship and friendship relations, to a hierarchical and vertically integrated structure. The early practice of transforming captured slaves into the personal armies of Seljuk or Ottoman sultans or Turcoman tribal leaders gave way to a more institutionalized procedure of levying Christian boys from the conquered territories. Young Christian boys were taken from their families, converted to Islam, sent to live with Turkish families for up to 8 years, and taught Turkish, thus undergoing serious cultural assimilation, with the most

11  Aptullah Kuran, Sinan: the Grand Old Master of Ottoman Architecture (Washington, D.C: Institute of Turkish Studies, 1987), 23. 12  Reha Günay, Sinan’ın İstanbul’u (İstanbul: Yem Yayınları, 2006. 2.basım), 23.

84


promising among them educated for palace service. The finest among them went on to become state leaders. The vast majority were trained and incorporated into the Janissary corps. This army corps, a cross between a standing and a patrimonial army, the faithful slaves of the sultan, came to symbolize the power of the sultan and his household.13 Halil İnalcık remarks that, “No matter whether the boys were in origin Greek, Serbian, Bulgarian, Albanian, Hungarian or Russian, they severed all ties with their past. In the Palace they received a thorough Muslim and Turkish education, their teachers all being Muslim Turks.”14 The boys were selected according to their intelligence and physical strength. As the historians explain, an intelligent and hardworking person could easily take a high position in Ottoman hierarchy since there was no aristocracy in the Ottoman Empire. Bernard Lewis emphasizes in The Emergence of Modern Turkey that, “The Ottomans had no racial arrogance or exclusiveness, no insistence on ‘pure’ Turkish descent.”15 Most of the Grand Viziers, pashas, soldiers, and administrators were devshirme in the Ottoman Empire. Perhaps, one of the most interesting families of devshirme origin was Köprülü family and Grandvizier Köprülü Mehmet Pasha16 and his successors. He was also taken to the palace at a very early age. He converted to Islam, learned the Turkish language and culture, and finally was appointed as a Grand vizier to the Ottoman Sultan. The Köprülü family, originally Albanian, ruled the empire for three generations. Sinan was one of those devshirmes who contributed greatly to the Ottoman architecture of the 16th century. Sinan was taken from Kayseri to İstanbul when he was young and gives an example of the devshirme process with his narration in his biography: This poor person is a devshirme from the rose garden of Sultan Selim Han. I was the first devshirme boy taken from Kayseri at that time because until the reign of Sultan Selim I, boys of Kayseri had not been taken. Due to my intelligence among my friends, I was selected as a carpenter. I was determined and worked very hard under the service of my master like a static leg on a compass. Then I wandered like the moving leg of a compass. For a while, I travelled with the Sultan as a Janissary from east to west, and observed every monument I encountered. Then I came back to İstanbul and became the Chief Architect.17 Sinan was one of those devshirmes who served the Sultan first in the Ottoman army as a Janissary. He travelled widely and encountered many different monuments that he examined to improve his skills and knowledge of architecture and engineering, and became an architect for the Sultan.

13  Karen Barkey, Empire of Difference: The Ottomans in Comparative Perspective (U.S.A: Cambridge University Press, 2008), 76. 14  Halil İnalcık, The Ottoman Empire: The Classical Age 1300-1600. Translated By Norman Itzkowitz and Colin Imber (London: Weidenfeld&Nicolson, 1973), 80. 15  Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey. 1961. Third Edition (New York: Oxford University Press, 2002), 42. 16  Ismail Kadare, an Albanian author of many books, has a novel titled The Palace of Dreams that narrates Kö-prülü (Quprilis) family and their power within the empire. 17  Sai Mustafa Çelebi, Yapılar Kitabı: Tezkiretü’l - Bünyan ve Tezkiretü’l – Ebniye (Mimar Sinan’ın Anıları) (İstanbul: Koç Kültür Sanat, 2002), 39.

85


What made Sinan so successful was not only his genius and hard work but also the political, religious, economic and military power of the empire. Sinan was lucky to get a chance to work as an architect for the Ottoman Empire in its most powerful and wealthy period, serving Suleiman the Magnificent. Because of the respect he earned, and because it was during the most prosperous era of the empire, Sinan was allowed to create his own style. Goodwin writes about Sinan’s achievement on maintaining harmony in his works: Ottoman architecture kept interior and exterior completely balanced whereas the Western basilica stressed the interior and the Eastern stressed the exterior. This is one reason why Sinan rejected the dimensions of Hagia Sophia. Being nodally pure in its conjuction and absorption of elements, Ottoman architecture was the culmination of formal relationships. It avoided the imbalance of architectures that stress either interior or exterior so that, quasi-sculpturally, space survived the material and the material space: their harmony was complete.18 Doğan Kuban, in his book Sinan’s Art and Selimiye, states that: “Morphologically, the works of Sinan are, in the final analysis, a synthesis of three traditional building schemes and images: the Sasanian or Islamic dome-on-squinch, the domed space with an ambulatory that appeared in the late Roman architecture, and the mosque with rectangular plan that has not changed throughtout Islamic history.”19 Kuban goes on to define Sinan as “a style-creating artist.”20

7. Hagia Sophia Museum, Sultanahmet Square, İstanbul

18  Godfrey Goodwin, Sinan: Ottoman Architecture and its Values Today (U.K: Saqi Books, 1993),112. 19  Doğan Kuban, Sinan’s Art and Selimiye (İstanbul: The Economic and Social History Foundation, 1997), 7. 20  Ibid., 5.

86


There is no doubt that Suleiman the Magnificent was the greatest supporter of Sinan, and on his orders Sinan not only designed constructions for military requirements throughout the Empire but decorated the Ottoman cities with his artistic monuments. Both Sinan and Suleiman were fortunate in that when Suleiman became Sultan the Empire was the most powerful and wealthy in the world in the sixteenth century. This made the suntanate so prevailing that it took on even greater authority, as Gülrü Necipoğlu illustrates: “Süleyman was the first Ottoman sultan to claim the office of the caliphate ‘with its implications of universal sovereignity’.”21 This meant that he was both Sultan and Caliph for all Muslims anywhere in the world, and while he continued to conquer new lands for his Empire, Sinan built beautiful works of architectural art to reflect the Empire’s prosperity. As we have already mentioned, Suleiman the Magnificent was a great admirer of art and protected artists during his reign. Esin Atıl states that, “Süleyman himself practiced arts. He was by training a goldsmith, following the tradition of the Ottoman house that every Sultan has a practical trade. He wrote poetry under the pseudonym Muhibbi, meaning the beloved or affectionate friend.”22 He wrote his poetry to his beloved wife, Hürrem Sultan, to his son Şehzade Mehme, who died in his early twenties, and to his rebellious son Beyazıd.23 Here is a poem by Suleiman translated by Talat S.Halman: I am the moth that flutters around you and you are the flaming candle for me; I am stark mad with love since I found you, your beauty is my heart’s calamity. Pain and torture, anguish and cruelty fondness and loyalty, grace and bounty: I am a slave in your sovereign command; you are the supreme emperor for me. I am your moaning nightingale that cries bitter tears, yearning for you, till sunrise Come, say it openly where the truth lies: I adore you and you too adore me. I was dying because of your absence you graced me with favors and compliments; On your lips I have found life’s quintessence: you are the elixir of life for me. My heart is tied to the locks of your hair, my sigh has soared to the sky and lodged there; Dearest, this lover is ailing from care; I flounder-you are the sole cure for me.24

21  Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan: Architectural Culture in the Ottoman Empire (London: Reaktion Books, 2005), 28. 22  Esin Atıl, “Foreward,” In Süleyman the Magnificent Poet. Translated By Talat S. Halman ( İstanbul: Dost, 1987), 10. 23  Talat S. Halman, Süleyman the Magnificent Poet, 18. 24  Ibid., 47-48.

87


During the reign of Suleiman, many talented poets contributed to the art of poetry such as Baki, Fuzuli, Hayali, Zati, and Yahya. Those poets were the masterworkers of poetry in the 16th century.25 Halman, who translated Suleiman’s poetry into English, notes that Süleyman, “would often send or show his poems to Baki or other leading poets for their criticism and corrections.”26 This shows that Suleiman had a modest personality due to his power and soverignity over three continents, and he created a magnificient century under his patronage. Due to the powerful economy of the empire and Suleiman’s patronage, art and architecture flourished in the sixteenth century. When Sinan became the Chief Architect of the Empire the most talented and gifted calligraphist and artists were at his service. İlhan Özkeçeci in Zamanı Aşanlar wrote of this era of Sinan and Sinan’s art: The rise of the Ottoman Empire peaked in the sixteenth century. This era was also the golden age of the Turkish art is especially reflected in Sinan’s works, which are admired by the whole world and are still being copied after five centuries. But no one can compete with Sinan’s work or this age which produced so many unique artistic works.27 This golden age of Classical Ottoman Architecture was formed by the Great Sinan. His talent in engineering constitutes the foundations, his aesthetics the spirit of the era. He was the architect of the Sultans, but even more significantly, he was the Sultan of architecture. In Sinan’s dictated autobiography he narrates how he was appointed as the Chief Architect of the Empire. This dictation not only informs us about his works but about the military achievements of the Empire, and in this way the political history of the Empire is also reflected. But Sinan was humble, comparing himself to a poor, tiny ant that works very hard to achieve his goals.28 He could not have imagined that his name would be associated with that of Suleiman the Magnificent, or that he himself would be even more popular than most of the Ottoman Sultans. He is the most well-known figure of the Ottoman Empire in the sixteenth century. As we mentioned earlier, Sinan was a Janissary, so his first architectural works served the army and Suleiman’s achievements and campaings to the east and west. Kazım Çeçen states that the first works of Sinan were bridges that were built during the campaigns so that the Ottoman army could move easily from one place to another.29 As a Janissary Sinan joined many campaigns and not only managed to survive, but lived longer than the life expectancy of his times. Godfrey Goodwin emphasizes this aspect of Sinan’s life and praises Sinan’s genius and survival in Sinan: Ottoman Architecture and its Values Today: Sinan’s careers as soldier and architect were so successful that his life was undramatic but his astonishing ability to escape death on numerous battlefields, and his inexorable advance to senior offices of society so absolute, and therefore so dangerous for able men, are evidence of a remarkable personality and high abilities. In his own day he was clearly regarded as colossus. He was to die in his bed when other architects were killed in battle, like Ahmed Pasha, or executed, like Davud Agha, as were able ambitious Grand Vezirs and princes such as the unique Ibrahim Pasha and Sinan’s one-time patron Kara Ahmad Pasha.30 25  Ibid., 17. 26  Ibid., 19. 27  İlhan Özkeçeci, Zamanı Aşanlar (İstanbul: Güzel Sanatlar Matbaası, 2004), 18. 28 Çelebi, Yapılar Kitabı, 39-40. 29  Kazım Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Yapılan Köprüler”, Osmanlı İmparatorluğunun Doruğu 16.Yüzyıl Teknolojisi (İstanbul: İSKİ, 1999), 198. 30 Goodwin, Sinan, 14.

88


Sinan was fortunate not to have been killed on the battlefield and so to have been able to enrich the world with his indisputable legacy.

8. Sinan’s statue in the Culture Park in Büyükçekmece

One of the campaigns was the turning point of Sinan’s life. In 1538, Suleiman arranged a campaign to Boğdan, and Sinan got a chance to show his talent. He built a strong bridge over the Prut River in a very short time. With this success he was appointed Chief Architect, and remained in that position until his death. Sinan’s first work as Chief Architect of the Empire was the Haseki Complex, which was commissioned by Sultan Hürrem Haseki, the wife of Suleiman.31 (Sultan Hürrem Haseki is known in the West as Roxelena.) Sinan also constructed the Hürrem Sultan Public Baths right at the middle of the Sultanahmet Square between Hagia Sophia and Sultan Ahmet Mosque. Others of Sinan’s works during the reign of Suleiman the Magnificient are the Şehzade Mehmet Complex (1548), the Süleymaniye Complex (1557), and the Mihrimah Sultan Complex (1548). During the construction of the Mihrimah Sultan Complex an unfortunate event occurred. Suleiman’s son, Şehzade Mehmet, who lived in Amasya, passed away in his early twenties. Suleiman lamented for his son and ordered Sinan to build a splendid complex in his name. The Şehzade Mehmet Complex was Sinan’s first truly monumental work, and he considered it to be his apprenticeship. Suleiman then commissioned Sinan to build the Süleymaniye Mosque and Complex, which he completed in 1557. This complex proved once and for all that Sinan was the greatest of architects. He built what he considered to be his masterpiece, the Selimiye Mosque and Complex in Edirne, commissioned by Sultan Selim II who was both the son and the successor of Suleiman the Magnificent, at the age of 80. This mosque is one of the most beautiful in the world.

31 Kuran, Mimar Sinan, 19.

89


9. Selimiye Mosque, Edirne

Sinan built hundreds of beautiful monuments all over the Ottoman Empire. Including the ones listed above, he built 80 mosques, 51 masjids, 46 madrasas, 7 darül-kurra (theology schools for memorizing the Holy Quran), 19 tombs, 14 charity houses, 3 hospitals, 6 aquaducts, 8 bridges, 19 caravanserais, 33 palaces, 6 cellars, and 46 baths (Turkish Hamams), making 338 works of art to his honor.32 Sinan was 50 years old when he was appointed as the Chief Architect, but he did not regard himself as the master architect till he built Selimiye Mosque at the age of 80. Grand Old Master died on the 9th of April, 1588, and according to many historians he was over 100 years old when he died. Having lived a very productive and glorious life, Sinan built a very humble tomb for himself near Süleymaniye Mosque,33 which crowns the most beautiful of the seven hills of İstanbul. Sinan wanted to be buried close to Suleiman the Magnificent, during whose reign he had built his most impressive works of art. 1988 was the 400th anniversary of Sinan’s death, and the United Nations announced that year to be “International Sinan Year”.

32 Çelebi, Yapılar Kitabı, 108- 119. 33  Tarkan Okçuoğlu, “Mimar Sinan Türbe ve Sebili” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi ( İstanbul, 1994), C. 5, 470.

90


10. Sinan’s Tomb at Süleymaniye Complex

The Tomb Epitah of Sinan Ey iden bir iki günü dünya sarayında mekân Cay-i âsayiş değildir âdeme milki cihan Yapdı bir cami virir firdevs-i âlâdân nişan Emr-i Şâhile kılub su yolların ihtimam Hızır olub âb-ı hayatı aleme kıldı revan Çekmece cisrine bir tak-ı mualla çekti kim Aynıdır ayinesi devranda şekl-i kehkeşan Kıldı dört yüzden ziyade mescid-i âli bina Yaptı seksen yerde cami bu aziz-i kârdan Yattığı yeri Huda kılsun anın bağ-ı cinan Rihlerin Saîi didi tarihini Geçti bu demde cihandan pir-i mimaran Sinan Ruhı içün fatiha ihsan ide pir ü civan.

Sai Mustafa Çelebi

91


BÜYÜKÇEKMECE MENZIL COMPLEX The Ottoman Empire was one of the most powerful and wealthy civilizations of the world, and ruled over three continents. It founded many organizations, an important type being the menzil complex, which Necipoğlu describes as “roadside complexes designed as halting stations (menzil) on major routes.”34 Postal service and transportation were crucial for the Ottoman Empire, and constructions such as caravanserais, bridges, and fountains were important to their establishment. Menzil complexes of the Empire were places meant to meet the needs of travelers such as postmen, people on pilgrimage, and the army on its campaigns. Fatih Mühürdaroğlu states that menzil complexes are made up of individual buildings that comprise the Ottoman complexes in the sixteenth and seventeenth centuries, and that the ones Sinan built reflect the socio-political and military power of the empire.35

11. The Büyükçekmece Menzil Complex in the 1980s

Menzil complexes were founded and developed to sustain communication in the empire.36 Postmen went to them to change their horses and rest before heading on to their next station, and later a new mission was added to the missions of menzil complexes – as stations for the Ottoman army. Hakan Yıldız writes that for three hundred years, from the 1500s to the 1800s, the menzil complexes served serveral other needs such as for health and support of the surrounding communities.37 When Ottoman Empire began new campaigns to conquer the Balkans, new menzil complexes were built in Thrace and the Balkans. These strategically located menzil complexes were designed by Sinan, with a starting point from İstanbul going all the way to Belgrad.38 Menzil complexes also contributed greatly to the flourishing commerce and trade of the Ottoman Empire. “The Ottoman state organized and appointed the people to support the army. Therefore anything related to the army directly affected the social and commercial lives of the Ottoman society”39 says Fatih Müderrisoğlu, making the menzil complexes a part of the urban organization.40 Necipoğlu 34 Necipoğlu, The Age of Sinan, 71. 35  Fatih Mühürdaroğlu, “Mimar Sinan’ın Ana Yollar Üzerinde İnşa Ettiği Menzil Külliyeleri”, Milli Kültür, Nisan 1990, S.71, 29. 36  Sema Altunan, “Osmanlı Devleti’nde Haberleşme Ağı: Menzilhaneler”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002) C. 10, 914. 37  Hakan Yıldız, Haydi Osmanlı Sefere Prut Seferi’nde Organizasyon ve Lojistik (İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2006), 13. 38  Gülçin Küçükkaya, “Mimar Sinan Dönemi İstanbul-Belgrad Arası Menzil Yapıları Hakkında Bir Deneme”, Vakıflar Dergisi (İstanbul, 1990) S.21,183. 39 Yıldız, Haydi Osmanlı Sefere, 13. 40  Fatih Müderrisoğlu, “Menzil Kavramı ve Osmanlı Devleti’nde Menzil Yerleşimleri”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002) C. 10, 923.

92


adds that: “Sinan’s roadside complexes formed the nuclei of towns that were also provided with various religious, educational, social, and economic facilities and importantly, running water, often brought to public fountains from a considerable distance. These complexes were accompanied by such income-producing structures as bath-houses and markets where travelers could buy goods.”41 These vitally important complexes were commissioned by the Sultans, the Grand Viziers, and members of the royal family were named after their commissioners. The main roads that passed through the cities and the towns of the empire were called “branches”, being classified as right-branch, left-branch and middle-branch.42 The main roads were divided into two main branches in Rumeli and Anatolia. The following describes the routes of these two main branches: The Anatolia Branch: 1. Right-branch: Üsküdar (İstanbul)–Konya–Antakya–Aleppo–Damascus–Hejaz 2. Middle-branch: Üsküdar–Bolu–Sivas–Diyarbekir–Mosul–Baghdad–Basra 3. Left-branch: Üsküdar–Bolu–Merzifon and divided into two in Erzurum, with one road passing through Kars to Caucuses, the other through Tabriz to İran. Rumeli Branch: 1. Right-branch: İstanbul–Kırklareli–Babadaği–Akkirman–Özi–Crimea 2. Middle-branch: İstanbul–Edirne–Sofia–Belgrade–Austria/Hungary 3. Left-branch: İstanbul–Tekirdağ–Dimetoka–Komotini–Albania43 The middle branch of the Rumeli branch was the most important one, as were therefore its menzil complexes. Other names for the road that began from İstanbul and ending in Belgrade are “The İstanbul Road”, “The Grand Road” and “The Sultan/State Road”, the latter beause it led travelers to the Sultan in İstanbul, and was used by many peoples of the Balkans. The road was first built by the Romans, and improved and restored by the Ottomans: “The section of the Roman road between Istanbul and Edirne was considerably improved between the 1560s and 1570s; muddy places were repaved and stone bridges, including Sinan’s masterpiece in Büyükçekmece (1565-1567/68) were erected. New mosque complexes punctuated halting stations separated by a day’s trip.”44 During the reign of Suleiman the Magnificent the Sultan Road gained status and was decorated by the monumental works of Sinan.45 Considering the campaigns of Suleiman to Europe, it is understandable how important the road was for the Ottomans, because the Ottoman army needed it and its way-stations on their way to conquering new lands in Europe.

41  Necipoğlu, The Age of Sinan, 72. 42  Hüdai Şentürk, “Tanzimat Devrine Kadar Osmanlı Devleti’nin Ulaşım Teşkilatı ve Yol Sistemine Genel Bir Bakış”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi,2002) C. 10, 908. 43  Orhan Koloğlu, “Ulaşım ve Haberleşme”, Osmanlı Uygarlığı (Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 2003) C.1, 443. 44 Necipoğlu, The Age of Sinan, 72. 45  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı,” 189.

93


12. The Complex being refurbished as a Culture Park in 1998

The theme of our research, Büyükçekmece Menzil Complex, was built on the Sultan Road by Sinan. Büyükçekmece Bridge is a particular masterpiece of the complex, with it fabulous architecture and view. Other buildings of the complex are the Sultan Suleiman Caravanserai, the Sokullu Mehmet Pasha Masjid with its minbar-minaret, and the Sultan Suleiman Fountain. Halil İnalcık, an expert on Ottoman History, states that, Ottoman Sultans who gave farmlands to the Grand Viziers and other governors encouraged them to support menzil complexes.46 Suleiman the Magnificent and Sokullu Mehmet Pasha are good examples of those who commissioned menzil complexes on the main roads of the empire. When Büyükçekmece gained strategic importance in the sixteenth century due to its proximity to Balkans, Suleiman and Sokullu Mehmet Pasha together instructed Sinan to construct a menzil complex in Büyükçekmece between the Marmara Sea and Büyükçekmece Lake. Müderrisoğlu notes that Suleiman the Magnificient commissioned the bridge, caravanserai, and the fountain, and Sokullu Mehmet Pasha commissioned the masjid, sixteen shops and nine rooms.47 The shops and the rooms have not survived, and while there are no plaques with dates on every construction in the complex, the bridge and fountain do have them. The caravanserai and the masjid do not have, however, and therefore Gönül Cantay bases the construction dates of the masjid and the caravanserai on the dates recorded on the plaque on the Sultan Suleiman three-arched fountain48, which states that it was built in 1566. The plaque on the Büyükçekmece Bridge is dated 1567. We can therefore assume that the complex was built between 1566 and 1567.

46  Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (İstanbul: YKY, 2008), 153. 47  Müderrisoğlu, “Menzil Kavramı,” 471. 48  Gönül Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi (Ankara: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı, 1994) C.2, 357.

94


13. The Büyükçekmece Bridge and its environment before landscaping

The Büyükçekmece Menzil Complex was converted into a Culture Park by the initiative of Dr. Hasan Akgün, Mayor of Büyükçekmece, who in 1998 got permission from the General Director of Foundations and the Committee of Monuments to restore the environment of the complex. Akgün rescued Sinan’s works, which had been surrounded by old shanty houses. The Culture Park encompases the works of Sinan, which have been at the service of the people for five centuries, and includes several restaurants that serve Turkish dishes of Turkey and an outdoor theater, where International Cultural festivals are held every year.

14. The Culture Park decorated by Sinan’s Monuments

95


BÜYÜKÇEKMECE BRIDGE The masterpiece of the complex, Büyükçekmece Bridge, was ordered by Suleiman the Magnificent just before his Szigetvár campaign in 1566. Goodwin states that Büyükçekmece Bridge “is unusually broad and springs from island to island with the road rising and falling like a switchback. This feat of engineering was undertaken because Süleyman had been cut off by floods while out hunting.”49 According to Sinan’s biography, Suleiman visited Büyükçekmece on a daily basis, and when he saw the hardship the people had as they tried to cross to the other side of the lake, he ordered Sinan to rebuild the bridge. At any rate, after doing the land survey Sinan informed the Sultan: “My Sultan, the reason of the collapsed bridge is its weak ground construction. The Treasury did not provide enough financial support for the bridge and so it was built too close to the lake, which is why it collapsed. The new bridge must be built closer to the sea where there is firmer ground.”50 Sinan drew up a plan for the bridge and presented it to the Sultan, who approved it and left for the Szigetvár campaign, hoping to cross the bridge upon his return.

15. Büyükçekmece Bridge

Twelve years previously an important personage had wished to see Büyükçekmece adorned and improved. Ogier Ghiselin de Busbecq, the Imperial Ambassador of the Austria-Hungarian Empire in Constantinople (Istanbul) from 1554 to 1562, wrote four letters to his friend Nicholas Michault about his experiences in the city. Busbecq praised the Büyükçekmece and Küçükçekmece Lakes in his letters, which have been compiled in the book The Turkish Letters of Ogier de Busbecq. In one of the letters he wrote: “As we neared Constantinople, we crossed bridges over two lovely arms of the sea. It is a district the like of which for beauty could not, I think, be found anywhere, if only it were cultivated and art gave a little assistance to nature.”51 (At least one of the bridges that Busbecq crossed must have been that which had collapsed.) Sinan fulfilled Busbecq’s wishes with a stunning bridge and a functional complex.

16. Sinan’s masterpiece bridge

49 Goodwin, Sinan, 56. 50 Çelebi, Yapılar Kitabı, 82. 51  Ogier Ghiselin de Busbecq, The Turkish Letters of Ogier de Busbecq. Translated by Edward Seymour Forster (U.S.A: Louisiana State University Press, 2005), 26.

96


Sinan’s bridge in Büyükçekmece has always been praised by travelers going from Europe to Constantinople, as Eremya Çelebi Kömürciyan, who writes about the history of İstanbul in the 17th century in his book İstanbul Tarihi (History of İstanbul) noted.52 Evliya Çelebi praised the beauty of the bridge in his travel book, Seyahatname, indicating that the bridge was very strong and each arch resembled a rainbow.53 Goodwin remarked that: “The one monument recorded on Sinan’s tomb, and therefore the one on which he prided himself above all others, one would assume, is the causeway of four bridges over the marsh at Büyükçekmece on the road to Edirne.”54 Sai Mustafa Çelebi, “a visually sensitive poet-painter who also composed the epitaph of the chief architect’s tomb adjoining the Süleymaniye complex”55, compares the bridge to the Milky Way, the mirror of the sky.56 Even Sinan praised his bridge in his biography57, comparing it to a tall, beautiful woman. For all its beauty, the bridge is a masterpiece that serves the people humbly, just as Sinan did.

17. Sinan’s bridge, compared by Sai Mustafa Çelebi to the Milky Way

Sinan has hundreds of monumental works throughout what was in his day the Ottoman Empire. The following chart portrays the chronology of his major works. Üsküdar Mihrimah Sultan Mosque & Complex

1543 - 1547

İstanbul

Şehzade Mehmet Mosque & Complex

1544 - 1548

İstanbul

Süleymaniye Mosque & Complex

1550 - 1557

İstanbul

Beşiktaş Sinan Pasha Mosque

1555

İstanbul

Ayasofya Hürrem Sultan Turkish Bath

1556

İstanbul

Eminönü Rüstem Pasha Mosque

1561

İstanbul

Edirnekapı Mihrimah Sultan Mosque & Complex 1562 - 1565

İstanbul

Tomb of Suleiman the Magnificent

1566

İstanbul

Büyükçekmece Bridge

1568

İstanbul

Selimiye Mosque & Complex

1569 - 1575

Edirne

Chart 1: The chronology of Sinan’s major works58 52  Eremya Çelebi Kömürciyan, İstanbul Tarihi (İstanbul: Eren Yayıncılık, 1988), 193. 53  Evliya Çelebi, Seyahatname, 288. 54 Goodwin, Sinan, 56. 55 Necipoğlu, The Age of Sinan, 127. 56 Günay, Sinan’ın İstanbul’u, 96. 57 Çelebi, Yapılar Kitabı, 84. 58  Yılmaz Can, Recep Gün, Ana Hatlarıyla Türk İslam Sanatları ve Estetiği (Kayıhan, 2006), 244- 245.

97


The Büyükçekmece Bridge was completed just before the Selimiye Mosque and Complex was built, when Sinan was a mature, knowledgeable, experienced architect. With all of the accolades for the bridge, the Selimiye Mosque has been called the most beautiful mosque in the Ottoman Empire. Sinan did not put his signature on any of his work except Büyükçekmece Bridge59 where his signature can be seen today, inscribed on the bench of the fourth bridge. This signature is amel-i Yusuf b. Abdullah, which means “the work of Abdullah’s son Yusuf ”, because, as Semavi Eyice explains, devshirmes were called Yusuf, and their father was Abdullah.60 Eyice tells in his article “Büyükçekmece Bridge” of how Sinan’s original signature was defaced: in the 1960s two people who believed that there was a treasure behind the signature destroyed it.61 However, when the bridge was restored in 1970 a replica of the signature was inscribed.62

18. Sinan’s signature: “amel-i Yusuf b. Abdullah”

Sinan was the greatest architect of the 16th century, unsurpassed in his bridge designs. Ünal Öziş explains that most of the bridges in the Ottoman Empire at that time were concentrated in Thrace, but Sinan changed this, buiding bridges all along the way from İstanbul to Europe.63 This is the list of bridges that Sinan included in his biography: The bridge built in Büyükçekmece A bridge in Silivri Mustafa Pasha Bridge on Evros [Sokullu] Mehmet Pasha Bridge in Marmara Odabaşı Bridge in Halkalı/İstanbul Kapıağası Bridge in Haramidere/İstanbul [Sokullu] Mehmet Pasha Bridge in Sinanlı [Sokullu] Mehmet Pasha Bridge in Višegrad64 Sinan lists only eight bridges, but Kazım Çeçen claims that Sinan built 12. Çeçen attributes four other bridges to Sinan because of their close resemblance to his style, both in architectural structure and engineering perspectives.65 These bridges are:

59  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı,” 198. 60  Semavi Eyice, “Büyükçekmece Köprüsü” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (İstanbul,1992), C.6, 520. 61  Eyice, “Büyükçekmece Köprüsü”, 521. 62  Erdem Yücel, “Büyükçekmece Köprüsü” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi (İstanbul, 1994) C.2, 358. 63  Ünal Öziş, “Türkiye’deki Tarihi Taşköprülerin Genel Durumu”, Tarihi Eserlerin Güçlendirilmesi ve Geleceğe Güvenle Devredilmesi Sempozyumu-I, 2007, 508. 64 Çelebi, Yapılar Kitabı, 116. 65  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı,” 199.

98


Suleiman the Magnificent Bridge in Edirne Yalnızgöz Bridge in Edirne Suleiman the Magnificent Bridge on Dil River/ Gebze Restoration and lengthening of Kırkgöz Bridge in Bolvadin Sinan built several bridges when he served the Ottoman army as a Janissary. However, those bridges were destroyed for the security of the army. One of these was the bridge he built on the Prut River, which was admired by Lütfü Pasha and Ayas Pasha, and they did not want it to be destroyed, even suggesting building a castle to protect it. However, Sinan would not agree to this, believing that it would be better to destroy the bridge for security reasons.66 For Sinan, serving the Sultan and the Empire was more important than his art, and he did not hesitate to destroy his bridge. Büyükçekmece Bridge is 36 kilometers from the city center of İstanbul. It is 635.57 meters long and 7.17 meters wide, and is actually composed of four bridges of different sizes and shapes. Classical Ottoman had two types of bridge forms or formations, which were “equal sized bridges and arches, and different sized bridges and arches.”67 Büyükçekmece Bridge has different sized arches, and it is wide enough for two caravans to pass over at the same time.68 The construction materials of the bridge were taken from an area of Istanbul called Hadımköy in İstanbul that had large quantities of limestone.69 Sinan made every measurement during the construction of the bridge. Hans G. Egli in Sinan: an interpretation describes the bridge, saying: Sinan conceived a brilliant idea to deal with troubling waters: by selectively filling the waterway he creates three artificial islands, barely emerging above water levels. Humping bridges connect the islands to each other and to both shores, but let the islands’ low ground between adjoining bridges barely reach above normal water levels. This scheme ensures that when floating debris choke the arches of the bridges, the rising water simply spills over the low-lying islands. It is exciting to observe the composite bridge from any distance as it vaults across the blue waters.70 Once again, the bridge was built between the Marmara Sea and Büyükçekmece Lake, connecting the city of Büyükçekmece to Mimarsinan, one of the city’s quarters. People refer to the bridge both as the “Mimar Sinan Bridge”, and the “Sultan Suleiman Bridge”. Usually, as aforementioned, constructions were named after the person who commissioned them, and that this bridge also carries Sinan’s name is a sign of his importance in Ottoman history. Furthermore, the Mimarsinan quarter of Büyükçekmece is also named after him (Mimar means ‘architect’ in Turkish, and here the title is attached to his name, Sinan), and there is a statue of him in the center of the quarter as well as in the Culture Park.

66 Çelebi, Yapılar Kitabı, 41. 67  Gülsün Tanyeli, “Türkiye Köprüleri”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 12, 235. 68  Turgut Cansever, Mimar Sinan (İstanbul: Albaraka Türk Yayınları, Kültür Kitapları 2, 2005), 267. 69  Orhan Bozkurt, Koca Sinan’ın Köprüleri: XVI. Asır Osmanlı Medeniyeti içinde Sinan, Köprülerin Mimari Bakımdan Tetkiki, Siluet ve Abide Kıymetleri (İstanbul: İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Yayınları, 1952), 63. 70  Hans G. Egli, Sinan: an interpretation ( Istanbul: Ege Yayınları, 1997), 107-108.

99


19. The artificial islands of the bridge

20. The arches of the bridge

Measure of the arches

Bridge

The Largest arches

I

Length of each bridge

Number of arches on each bridge

157. 23

7

The narrowest arches

6.96

4.50

7

9.06

5.27

5

6.63

4.87

11. 86

5.97

25.41 II

The space between the bridges

135.10

15.52 III

101.25

17.34

IV

183.72

9

Total

635.57

28

Chart 2: The Size and the Measurements of the Bridge71

71  Cevdet Çulpan, Türk Taşköprüleri Ortaçağdan Osmanlı Devri Sonuna Kadar (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2002), 2.baskı, 114.

100


21. The sharp arches of the bridge

Erdem Yücel, in his article “Turkish Monuments in Büyükçekmece”, writes that the two arches at the middle are higher and sharper compared to the other two on both sides.72 The first and the fourth bridges do not have sharp arches because there are benches on both of them. The first two benches are for resting and viewing the beautiful scenery. The other two benches, which are bigger than the first two, have two plaques which are located at the end of the fourth bridge. One of them is in Arabic and the other in Turkish73, giving information about the structure. The information includes the name of the Sultan, the architect (Sinan) and the date of the construction. Travelers on the bridge can rest in front of the plaques and offer prayers of gratitude for the Sultan and the architect who made it possible to pass over the water safely. The plaques were installed on the European side symbolizing that the aim of Suleiman the Magnificent was to conquer all of Europe. The tablets and their location underscore that the purpose of the bridge was provide for secure passage for the armies of the Ottoman Empire to conquer addition land for Ottoman Empire in Europe. Both plaques are carved by the calligraphist Derviş Muhammed, and Halil Baki Kunter translated both into modern Turkish. The poem carved on the plaque to the left was written by the poet Hüdai.74

22. The bench on the first bridge

23. A view of the bench on the first bridge from the middle of the bridge

72  Erdem Yücel, “Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” Vakıflar Dergisi Ankara, S.9, 97- 98. 73  Çeçen, “XVI. Yüzyılda Osmanlı,” 208. 74  Halil Baki Kunter, “Kitabelerimiz,” Vakıflar Dergisi, Ankara, 1942, S.II, 48.

101


24. The plaques of the longest bridge

25. The Turkish plaque

The Turkish plaque: La ilâhe ill-allâh. Muhammedün Resulullah Hazreti-i Sultan Süleyman kim ana Şahirah ola Sırat-ı müstakim Başladı bu hayrı olmadın temam Kıldı azm-i sû-yi Cennat-ün-naîm Geldi anı zıll-i Hak Sultan Selim Etti tekmil oldu bir cisr-i âzim Dedi tarihin Hüdayi ol zaman Yaptı ab üzree bu cisri şeh Selûm.

26. The Arabic plaque

102


Translation of the Arabic plaque into Turkish: Abdullah oğlu Yusuf ’un eseridir. Tanrı ona ve bizzat çalışanlara mağfiret itsin. Bu güzel köprünün ve değerli geçidin temelini Allah-ı Teâlanın rızası için Selim Han’ın oğlu Sultan oğlu Sultan, Sultan Süleyman attı. (Yarabbi onu sırat ve mizanın tehlikesinden koru!). Bunu müteakip merhum mağfur deni dünyadan canibi rahmet ve Cennete intikal etti. Sonra en büyük Sultan, Ulu Hakan Arab ve Acemin meliklerinin efendisi, dünyada ve ahirette Allah’ın gölgesi ve Sultan Osmanın oğlu Sultan Orhanın oğlu Sultan Muradın oğlu Sultan Bayezidin oğlu Sultan Mehmedin oğlu Sultan Muradın oğlu Sultan Bayezidin oğlu Sultan Selimin oğlu Sultan Süleymanın oğlu Sultan oğlu Sultan Selim onun tahtı saltanatına calis oldu ve 975 senesinde o köprüyü tamamladı. Zamanın sonuna kadar devletini ebedi kılsın ve saltanatını idame etsin. Tanrı Kur’an hürmetine ikisinin hayratını kabul etsin.75 Suleiman the Magnificent, who was a protector and supporter of art and artists in the 16th century and spent a fortune for the construction of the bridge76, died during the Szigetvár campaign and did not see it completed. As Suleiman’s body was carried on the shoulders of his soldiers over the incompleted bridge, Sinan lamented the death of his Sultan but continued his efforts to complete this last monument that he would do for Suleiman77: the bridge Suleiman would never see.78 Sinan lost not only his Sultan, who had commissioned him to do so many monumental works, but a friend who believed in his talent and genius. Büyükçekmece Bridge was completed in 1567 during the reign of Sultan Selim II, the son and the successor of Suleiman the Magnificent. Sinan’s bridges in Thrace were open to traffic until 1988, when, after The Director General of Highways had the bridges restored79, it was forbidden for vehicles to cross them.80

27. The Büyükçekmece Bridge at night

28. The shining stars of Büyükçekmece Bridge

75  Kunter, “Kitabelerimiz,”49. 76 Çelebi, Yapılar Kitabı, 82. 77 Bozkurt, Koca Sinan’ın Köprüleri, 54. 78 Ibid. 79  Banu Sezgin, İstanbul’daki Tezkereler Kayıtlı Mimar Sinan Eserlerinin Bugünkü Durumları ve Genel Gözlemler, İ.T.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2001, 242. 80  Öziş, “Türkiye’deki Tarihi Taşköprülerin Genel Durumu,” 509.

103


THE SULTAN SULEIMAN CARAVANSERAI It is necessary to have some information about caravanserais before we discuss the Sultan Suleiman Caravanserai in particular. The oldest examples of caravanserais are constructed during the Karakhanids (Karahanlı in Turkish) of Central Asia. The Seljuk Empire built caravanserais in Anatolia which were called differently depending on where they were located. The ones in the city centers were called khan, those outside of the city were called menzil khan (menzil khan has become another term for caravanserai.) Caravanserais were at the service of caravans located along the roadways81, and were crucial for commerce and military affairs of both the Selquk and Ottoman Empires. İsmail Aytaç writes the functions of the caravanserais: Menzils were constructed to sustain the needs of the travelers and military staff. They were secure shelters for merchants and shelter for soldiers. They also served like a castle would to protect the main highways from enemies. Caravanserais were also charity organizations commissioned by the Sultans, the members of the imperial family, and the imperial administrators.82 Caravanserais were built to develop commerce during the Seljuk Empire but soon became more than that, because caravanserais came to function as insurance offices for the robbed merchants.83

29. The Sultan Suleiman Caravanserai

Ottomans also commissioned many caravanserais with the purpose of developing commercial life of its people. The first Ottoman caravanserai was built between Bursa and Manyas in 1394, and is called the Issız Khan.84 Then, during the 16th and 17th centuries when the Ottomans were very powerful, caravanserai construction was perfected.85 Despite the wealth and power of the Ottomans, Ottoman caravanserais were simple and functional compared to Seljuk caravanserais: Ottoman caravanserais were totally different from Seljuk caravanserais in terms of their architectural dimensions, proportions, and construction techniques. Ottoman caravanserais were smaller because the monumental atmosphere was abandoned. The size of the caravanserais was not very huge, but moderate. Simple and functional caravanserais were preferred by the Ottomans.86 81  Gönül Cantay, “Türk Mimarisinde Kervansaraylar”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 6, 76. 82  İsmail Aytaç, “Selçuklu Kervansarayları,” Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 6, 857. 83  A.g.s., 857. 84  Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı,” 80. 85  A.g.e., 81. 86  Ceyhan Güran, Türk Hanlarının Gelişimi ve İstanbul Hanları Mimarisi (Ankara: Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 1976), 12- 13.

104


30. The Sultan Khan, Seljuk Caravansaray

31. The muqarnas of the gate

32. The modest gate of Sultan Suleiman Caravanserai

The Sultan Suleiman Caravanserai is one of the simple and functional caravanserais of the Ottomans. Ekrem Hakkı Ayverdi, in Fatih Devri Mimarisi (Architecture of the Fatih Era), states that Kritovulos, a historian of Byzantine Empire, mentioned a caravanserai commissioned by Sultan Mehmet II, the conqueror of İstanbul, in 1455, but this did not survive, the one at the corner of the bridge was Sinan’s work.87 Evliya Çelebi also mentions the caravanserai in Seyahatname and he states that in 1658 as he was heading to Bosnia, he stayed in Sultan Suleiman’s Caravanserai.88 It is obvious that economic developments of the state improved, and the arts and architecture became important, and in the 16th century the most beautiful monuments in the Ottoman Empire were constructed. By 1683 there were 979 caravanserais in İstanbul89, which is surprising given the times and population. Sinan constructed many of these caravanserais, and listed his in his biography:

87  Ekrem Hakkı Ayverdi, Fatih Devri Mimarisi (İstanbul: İstanbul Fethi Derneği, 1953), 73. 88  Evliya Çelebi, Seyahatname, 1614, V. 5-6. 89  Koloğlu, “Ulaşım ve Haberleşme,” 444.

105


Sultan Suleiman Carvanserai Sultan Suleiman Carvanserai in Büyükçekmece Rüstem Pasha Carvanserai in Rusçuk Rüstem Pasha’s Kebeciler Carvanserai in Bet Bazaar Rüstem Pasha Caravanserai in Galata Ali Paşa Carvanserai in Bursa Ali Pasha Carvanserai in Bet Bazaar Pertev Pasha Carvanserai in Vefa [Lala] Mustafa Pasha Carvanserai in Ilgın Rüstem Pasha Carvanserai Sapanca Rüstem Pasha Carvanserai in Samanlı Rüstem Pasha Carvanserai in Karıştıran Rüstem Pasha Carvanserai in Akbıyık Rüstem Pasha Carvanserai in Ereğli/Karaman Hüsrev Kethüda Carvanserai in İpsala [Sokullu] Mehmet Pasha Carvanserai in Hafza [Sokullu] Mehmet Pasha Carvanserai in Lüleburgaz Rüstem Pasha Carvanserai in Edirne Ali Pasha Carvanserai in Edirne90

33. The interior of the caravanserai

Busbecq stayed in an Ottoman caravanserai during his travel to Constantinople and writes to his friend about both the architectural details and functions of the caravanserais: At Nish I was lodged in the public inn, or caravanserai, as it is called in Turkish. It is the most usual form of lodging in these parts, and consists of a vast building, rather long for its breadth. In the middle is an open space for the baggage, camels, mules, and vehicles. It is usually surrounded completely by a wall some three feet high, adjoining and built into the outer wall of the building. The top of the low wall is flat and about four feet wide, and serves the Turk for bed and dining-table. On it they also cook their food, for there are fireplaces at intervals built into the outer wall. This space on the top of the wall is the only place with the traveler does not

90 Çelebi, Yapılar Kitabı, 116- 117.

106


share with the camels, horses, and other animals; and even so, these are tethered to the foot of the wall in such a way that their head and necks project right over it, and they stand there like attendants while their masters warm themselves and dine, and at times the animals take bread or fruit or other food from their hands. On this wall also the Turks make their beds, first unfolding a rug, which they generally carry attached to their horse-cloths, and laying a cloak on the top of it. A saddle serves as a pillow, and they wrap themselves up at night in the long robes reaching their ankles and lined with fur, which they wear in the daytime. Thus they have none of the usual blandishments wherewith to court sleep. These inns provide no privacy; everything must be done in public, and the darkness of night alone shields one from the sight of all.91 The architectural structure of Sultan Suleiman Caravanserai is the same as the one where Busbecq stayed in Nish, with an enclosed courtyard. There are little fireplaces for the travelers to cooking and for heating. Although it was not very comfortable, the basic needs of the travelers were met, and according to Evliya Çelebi it was large enough to house a thousand horses.92 Busbecq also tells his friend about Ottoman khans: I sometimes lodged in a Turkish khan. These are most spacious and quite imposing buildings with separate bedchambers. No one is refused admittance, whether Christian or Jews, rich or poor; the door is open to all alike. They are used by Pashas and Sanjak-Beys when they travel. I was always given as hospitable a reception as if it were a royal palace. It is customary to offer food to all who lodge there.93 Historical monuments are the elements of cultures, and Busbecq’s descriptions of khans and caravanserais gives us information about the culture and hospitality of the Ottomans. Busbecq was impressed to see people who belonged to different ethnic groups and religions hosted by the Ottoman caravanserais without discrimination. Poor people were also welcomed, giving the sense of economic equality.

34. The depressions in the walls where travelers slept, and the fireplaces

91 Busbecq, The Turkish Letters, 16-17. 92  Evliya Çelebi, Seyahatname, 288. V.3-4. 93  A.g.e., 18.

107


The Sultan Suleiman Caravanserai is rectangular, measuring 48 x 22.30 meters.94 The construction materials are stone, brick, and grouting, and the red bricks make the caravanserai colorful. It is a functional and simple caravanserai which was restored by the General Director of Foundations in 1965-1966, and an extra space was added at the front of the caravanserai during the restoration and it was then let to an olive oil company for storage. In 1988 the landscaping was completed, and the caravanserai was ready to serve the people of Büyükçekmece95 once again, as it has for five centuries.

35. The Sultan Suleiman Caravanserai in 1988

36. The collapsed roof of the caravanserai

37. The caravanserai restored

94  Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı,” 357. 95  A.g.e., 358.

108


There are two rows of rectangular and circular windows at the back of the caravanserai, to the south where the caravanserai gets its light. The windows are composed of star-shaped figures, and are framed with stones. Compared to the caravanserai, the windows are small, but the construction is harmounious. The caravanserai is divided into two with a row of stone columns, which were originally made of wood but during the restoration were replaced. The roof serves as the ceiling, and is made of wood which rests atop the stone columns. Travelers used to sleep on the walls, which are low, and are 2.40 meters wide.96 There are also two rows of 24 fireplaces, 12 on each side of the caravanserai.

38. The rear of the caravanserai before restoration

39. Decorated windows of the caravanserai

96  Cantay, “Büyükçekmece Kervansarayı,”57.

109


40. The wooden ceiling

41. Caravanserai Now

110


THE SOKULLU MEHMET PASHA MASJID AND ITS MINBAR-MINARET Sokullu Mehmet Pasha, a devshirme, was the Grand Vizier of Suleiman the Magnificent. The masjid he commissioned was constructed just opposite the caravanserai, and is also listed in Sinan’s biography. We do not know the exact date of its construction because it does not have a plaque. However, we can assume that it was built in 1566-1567 at the same time as the other monuments of the complex. The masjid is also called the Köprübaşı Mosque (The mosque at the corner) due to its location at the corner of the bridge. As you head to the bridge from east to west, the masjid is on the right. Before we narrate the history of the masjid, it will be useful to give some information about the function of masjids in general.

42. The Sokullu Mehmet Pasha Masjid

There are four types of masjids, depending on their location and function: quarter masjids, dervish lodge masjids, complex located masjids, and caravanserai-khan masjids.97 Sokullu Mehmet Pasha Masjid is therefore a complex located masjid. Özkeçeci enlightens us on the history of masjids: Islam’s most important masjid is Quba Masjid built on the road to Mecca and Madina. The Prophet Muhammed constructed Masjid-i Nabavi, which is square with rooms around the courtyard. It was also Prophet Muhammed’s house. The kiblah of the masjid was located at the north because the kiblah pointed towards Jerusalem, but in 624 it was moved to the south of the masjid to face Qaba in Mecca. This is the place in the jasjid where the Prophet made a bower of date-palm fronds and asked to be buried there.98 The masjid is the forerunner of contemporary mosques in Islam: “During the first years of Islam, masjids were built to gather the small groups that converted to Islam and let them pray together as a social unit. The first masjids were built of simple materials used in daily life.”99 Over time, the size of the masjids became larger to allow more people to pray together, the larger edifices became today’s mosques.

97  Şükrü Sönmezer, Selçuk Seçkin, “İstanbul Mescitleri”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002), C. 12, 139- 148. 98  İlhan Özkeçeci, Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri (Kayseri: Kocasinan Belediyesi Yayınları, 1997), 9. 99  Sönmezer, “İstanbul Mescitleri,” 139.

111


43. The rear of the masjid

44. Windows of the masjid

Muslim locales have different architectural forms of mosques that reflect their culture. Classical Ottoman architecture, created by Sinan, produced beautiful mosques for the Ottoman cities. Sinan built 51 masjids and listed them and their locations in his biography: İbrahim Pasha Masjid in Esekapı Sinan Pasha Masjid in Yenibahçe Rüstem Pasha Masjid in Yenibahçe Masjid of this poor man near Yenibahçe (Poor man is Sinan) Hafız Mustafa Çelebi Masjid near Yenibahçe Müftü Çivizade Masjid near Topkapı Emir Ali Masjid near Karagümrük Üçbaş Masjid near Karagümrük Defterdar Şerifezade Efendi Masjid Defterdar Mehmet Çelebi Efendi Masjid Simkeş Masjid near Lütfü Pasha Bazaar Hacegizade Masjid near Fatih Mosque Çavuş Masjid near Silivrikapı Hacı Nasuhi Masjid near Sarıgüzel Kasap Hacı İvaz Masjid at the same place Tabak Hacı Hamza Masjid near Ağaçayırı Masjid of İbrahim Pasha’s wife near Kumkapı Bayram Çelebi Masjid near Langakapısı Kumkapı dışında Kürkçübaşı Masjid outside Kumkapı Kemhacılar Shop Masjid Kuyumcular Shop Masjid

112


A Masjid on Hersek Basement in Ayasofya (near Hagia Sophia) Yayabaşı Masjid inside Fenerkapısı Abdi Subaşı Masjid near Sultan Selim Hüseyin Çelebi Masjid near Sultan Selim Kadızade Masjid near Ali Pasha Bath Duhanizade Masjid in Koca Mustafa Pasha Kadızade Masjid near Çukurcuma Müftü Hamid Efendi Masjid near Azepler Bath Tüfenkhane Masjid in Unkapanı outside the City Walls Edirnekapı dışında Saray Ağası Masjid outside Edirnekapı Dökmecibaşı Masjid in Eyüp Arpacıbaşı Masjid in Eyüp Hekim Kaysunizade Masjid in Sütlüce Karcı Subaşı Süleyman Masjid in Eyüp 2 masjids of Karcı Subaşı Süleyman in İstanbul Ahmet Çelebi Masjid in Kiremitlik Yahya Kethuda Masjid in Kasım Paşa Hasan Çelebi Masjid in Şehremini Süheyl Bey Masjid in Tophane İlyaszade Masjid outside Topkapı Sarrafbaşı Masjid Kasım Paşa’da Pazarbaşı Memi Kethuda Masjid in Kasım Paşa [Sokullu] Mehmet Paşa Masjid in Büyükçekmece Hacı Paşa Masjid in Üsküdar Saraçhane Masjid in Hasköy Sarraf Masjid outside Topkapı Ruznameci Abdi Masjid in Sulu Manastır Kumkapı dışında Kürkçübaşı Masjid in Kumkapı Şeyh Ferhat Masjid near Langakapısı100 The construction materials of the Sokullu Mehmet Pasha Masjid are the same as the caravanserai, of “stone and brick, with the inside of wood.”101 It is located in a courtyard, but the walls of the courtyard are not original. The masjid was restored in 1962-1963, and it is today completely different from the original.102 There is only one original construction remaining: the minbar-minaret, which is located in the courtyard. The masjid is small and well-decorated, and visitors of Culture Park pray there daily.

100 Çelebi, Yapılar Kitabı, 111- 112. 101  Sönmezer, “İstanbul Mescitleri,” 143. 102  Esra Güzel Erdoğan, “Sokullu Mehmet Paşa Mescidi” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi (Ankara: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayınları,1994), C.7, 34.

113


45. The mihrab of the masjid

46. The minbar of the masjid

47. The pulpit of the masjid

The most striking part of the masjid is the minbar-minaret located at the top of the courtyard walls, welcoming visitors to the complex. These types of minarets are called minbar-minarets, and there are various minbar-minarets in Central Asia, Egypt, and Anatolia.103 The minbar-minaret resembles a bride wearing her elaborate white wedding gown. Sinan constructed a twin pair of them. One is in the Sokullu Mehmet Pasha Masjid and the other is in the Mimar Sinan Masjid in the Fatih district of İstanbul. These minbar-minarets are made of a single block of stone carved by a specialized artist, and are octagonal. From the courtyard you climb 11 stairs to get to the balcony, which is very small but in my opinion is the most beautiful balcony ever. The minbar-minaret is the smallest construction of the complex; however, it is no doubt the most attractive – the perfect compliment for Sinan’s bridge.

103  Yücel, “Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” 104.

114


48. The minbar-minaret with the caravanserai in the background

49. The decorated balcony of the minbar-minaret

50. The minbar-minaret of the Sokullu Mehmet Pasha Masjid

115


THE SULTAN SULEIMAN FOUNTAIN The Sultan Suleiman Fountain is a public fountain that served to quench the thirst of travelers and today that of visitors to the complex. It is located in front of the Sokullu Mehmet Pasha Masjid and opposite the caravanserai. As mentioned earlier, the complex was constructed for the campaigns of the Ottoman Empire to the west. The fountain faces west to welcome the Ottoman army’s return, as well as travelers coming from Europe. The fountain is made of white marble, and has a plaque indicating that the construction date was 1566. I think the fountain is the most important construction of the complex because it provides the most crucial human need, the water. Water is the center for civilization, and all great civilizations have flourished on river banks. Water is used in religious rites, and cleanliness is holy, or close to godliness, according to many. In Islam, cleanliness is the first requirement for the believer to fulfill, and is necessary for praying.

51. The Sultan Suleiman Fountain

Humanity has had various interactions with water such as cleaning, transportation, agriculture, and energy producing. Although water is the source of life, sometimes it brings disasters to the human beings, and kills them. Therefore, water needs to be controlled in order to benefit from it in the best way. Human beings have developed various methods for controlling the water. Those methods are aqua ducks, cisterns, fountains, and water channels that also put more meaning to water. Fountains are one of those methods to control the water, and make use of it in the best way. One of the first fountains of Turkish architecture is in a complex in Mardin. It was commissioned by Najm ad-Din Ilghazi ibn Artuq, the Turkish Artukid ruler of Mardin, in 1109-1122. Unfortunately, the fountain is in ruins now.104 The first Ottoman fountains of İstanbul are built in Rumeli Fortress by Mehmet II, the conqueror, in 1452. The oldest fountain of the Ottomans that has a tablet on it is Davutpasha Fountain constructed in 1495.105 Eyice states that, “Turks have constructed fountains in cities, towns, and as well as on roadsides and countrysides. The Sultan Suleiman Fountain is a menzil fountain: “Fountains between the cities and towns are called “menzil fountains”, and have taps for human beings and a trough for the animals.”106 Ottomans contructed many fountains especially in İstanbul, and one of the most famous one is the fountain of Sultan Ahmet III. The fountain in front of the Topkapı Palace is a monumental work built in the 18th century. 104  Semavi Eyice, “Çeşme” Maddesi (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,1992), C.8, 278. 105  Nuran Kara Pilehvarian, “Osmanlı Çeşme Mimarisi”, Türkler Ansiklopedisi (Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi,2002), C.12, 248. 106  Eyice, “Çeşme,” 278.

116


52. The Sultan III Ahmet Fountain, İstanbul

The Sultan Suleiman Fountain is simple, not highly decorated like Sultan Ahmet III. Fountain because its function is to serve the travelers. The decorations of the Sultan Suleiman Fountain are part of its detail. The fountain itself is of classical style, made of white marble, and is six meters high.107 Evliya Çelebi states that it was constructed under a big oak tree.108 It has three wings, the right and left each having a plaque designed with flowers and a water tap. The middle wing is the tallest and widest, is a step forward, and has three plaques which depict the fountain and each has a water tap. The water running from the all of the taps fills the trough for the animals.

53. The plaque of the fountain

107  Yücel, “Büyükçekmece’de Türk Eserleri,” 106. 108  Evliya Çelebi, Seyahatname, 288. V. 3-4.

117


54. The middle wing of the fountain and its plaques

55. The trough of the fountain

56. Small decorations of the tap

118


OTHER HISTORICAL MONUMENTS IN BÜYÜKÇEKMECE The last part of this book informs the reader about other Turkish monuments in Büyükçekmece. They are less splendourous than Sinan’s works, but they also have their style and place in history. Brief informations on each work will be provided from Erdem Yücel’s article “Turkish Monuments in Büyükçekmece.”

FATİH MOSQUE This mosque is located in the Fatih quarter of Büyükçekmece. It does not have a plaque, so the date of its construction and commissioner are unknown.

57. Fatih Mosque

THE SULEIMAN AGHA FOUNTAIN This fountain is located at the north-west corner of the Fatih Mosque, and according to its plaque was built for Suleiman Agha, who died a martyr at the age of twenty-six in 1856 in the Crimean War. The fountain was commissioned by his mother, Hanife Hatun, as a memorial to her son.

58. The Süleyman Agha Fountain

119


THE FOUNTAIN AND POOL OF SULTAN ABDUL HAMID This beautiful fountain and its pool were built in Havuzbaşı Square, commissioned by the people of Büyükçekmece as a present for Sultan Abdul Hamid for his 25th anniversary as a Sultan. The fountain and its large pool are made of white marble.

59. The Sultan Abdul Hamid Fountain and Pool

60. The plaque above the lion-head, which reads: “Tavvelallâhü ömrühu ve şevketühû, Saefalahü umranü mülkühû”109

61. Above, Sultan Abdul Hamid’s signature, Below, the fountain’s plaque

109  R. Ekrem Koçu, “Büyükçekmece İkinci Sultan Abdülhamit Çeşmesi ve Havuzu” Maddesi, İstanbul Ansiklopedisi (İstanbul, 1963), C. 6, 3228.

120


YUSUF PASHA BATH The people of the community of Büyükçekmece named the Yusuf Pasha Bath (hamam in Turkish) because it does not have a plaque to tell who commissioned it or the date of its construction. However, the construction elements reflect the 17th century style.

62. The Yusuf Pasha Bath

ENVER PASHA KIOSK Enver Pasha, an Ottoman general and politician, had a kiosk on the road to Büyükçekmece Bridge. His mother and sister lived in the kiosk for a long time, but he only stayed there when he visited Büyükçekmece for hunting. It later served as an orphanage called the İsmail Mahir Efendi Orphanage. It is estimated that the kiosk was built early 20th century, and is of European style, with three floors. Unfortunately, it was damaged by two fires that took place in March and June of 2005. The wooden sections were destroyed110, but the building was restored by the Istanbul Special Provincial Administration in 2007.111

63. The original Enver Pasha Kiosk

110 http://www.haberler.com/yanginlarla-zarar-goren-108-yillik-enver-pasa-haberi/ 111  İstanbul İl Özel İdaresi 2007 Faaliyet Raporu, 76.

121


64. The Enver Pasha Kiosk after the fire

65. The Enver Pasha Kiosk after restoration

ENVER PASHA FOUNTION ( FORUM FOUNTAIN ) This fountain is located on a small forum (square) on the way to the Büyükçekmece Menzil Complex. It was commissioned by Enver Pasha, whose kiosk is nearby. The very plain style seems out of place in comparison to the historical constructions that surround it. When I was a child, I used to drink water from the fountain which was totally different from the present one.

66. The Enver Pasha Fountain

122


İMARET MOSQUE This mosque does not have a plaque, so we do not know who commissioned it or when it was constructed. The structure of the mosque is called “Bursa style”, which is a reserve T plan typical of early Ottoman architecture. These types of mosques have dervish lodges, leading one to assume that the mosque was built in the 15th century. My grandfather Şıhis İshakoğlu, who died in 2004, was used to pray in İmaret Mosque since 1975. I always remember him conversing with his friends in front of the mosque after the pray. İmaret Mosque has been a meeting spot for the elders of Büyükçekmece as well as the artisans.

67. İmaret Mosque

THE ZEYNEP DUDU FOUNTAIN This fountain has mysteriously disappeared! We do not have any information about why, when and by whom it was destroyed. It was located at the courtyard of Imaret Mosque and commissioned by a woman named Zeynep Dudu in 1856-1857. According to Yücel’s article, the fountain was constructed in classical style, and its little original marble plaque resembled a mevlevi coin. The fountain was restored in 1959, its roof was decorated with mosaics, three taps were installed on the side facing the mosque, and a new plaque in modern Turkish was attached.

123


CONTEMPORARY PERSPECTIVES ON SİNAN Sinan was a genius in architecture, and he perfected and expanded the Ottoman architectural style with what is known today as Classical Ottoman architecture. Sinan’s ethnic origin is a very controversial issue, since Turks, Greeks, and Armenians all wish to claim him. During Sinan’s age, Kayseri, his birth place, was multi-ethnic, with Muslim Turks, Orthodox Christian Greeks, Orthodox Christian Turks and Armenians lived together under the reign of the Ottomans, so it could be said that Sinan was an Ottoman. He also was a devshirme, taken to the palace by Sultan Selim I, father of Suleiman, when he was very young, and there is no record of who his parents were. As far as his art is concerned, Sinan’s origin is a moot point: his art is universal and beyond ethnic or national labeling. There is one undeniable fact – Sinan was one of the greatest architects of all time. In my research for this book I became aware that Turkish official history has placed more emphasis on political history than on cultural history. Students learn about the wars that took place in Suleiman’s era (as well as others), but the culture and art of the times is not mentioned. How can we expect our younger generations to be aware of historical monuments and preserve them without knowing about them? This is a serious issue, but does not end there: the history of one is the history of all. The preservation of Sinan’s monuments depends upon people knowing about them, not only Turkish students but everyone who is interested in culture, art and artichecture. My goal in writing and publishing this book has been to share my enthusiasm for Sinan’s work and the information I have been able to compile about it and his life. I hope that others will continue this research and further my goal. In my opinion, Turkish official history courses need to be revised and art history and archeology courses should be the core of the curricula if we really want to have well-educated generations who are proud and aware of their history and historical monuments. Students should be taught Suleiman’s era through Sinan’s work so that they can see, touch, feel, and appreciate what their ancestors achieved, and what they have to do for their preservation. Historical monuments reflect the culture of a society. They are the concrete beauties of the civilizations. Sinan’s monuments have survived for five centuries, against many odds. One of these has been the natural disposition of the Istanbul area, and particularly the region of the Marmara Sea, for destructive earthquakes, which thus far have occurred in 1719, 1754, two in 1766, 1894, 1912, and two in 1999.112 While thousands of buildings collapsed during these earthquakes, none of Sinan’s works suffered from them. His monuments have all remained intact through the ages, despite the destructive effects of time, weather, earthquakes, and disregard. Time, weather and earthquakes are unavoidable, but disregard can be reversed. Art is a treasure of humanity, and the preservation of Sinan’s art, his architectural monuments, is important for future generations worldwide. Oxford, 2012

112  Erol Kalkan and Polat Gülkan, “Earthquake Hazard in Istanbul and Its Surroundings,” Science and Technics, V. 513, Aug. 2010, 32.

124


125


KAYNAKÇA / BIBLIOGRAPHY Ahmetbeyoğlu, Ali. “Büyük Hun Hükümdarı ‘Attila,’” Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 7, Bişkek 2003, S. 1-20. Aksoy, İsmail Hakkı. “Büyükçekmece Köprüsü Temel İnşaatı.” II. Uluslararası Türk-İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Kongresi, İ.T.Ü, 28 Nisan- 2 Mayıs 1986. Altunan, Sema. “Osmanlı Devleti’nde Haberleşme Ağı: Menzilhaneler.” Türkler Ansiklopedisi. Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi,2002, C. 10. Aytaç, İsmail. “Selçuklu Kervansarayları.” Türkler Ansiklopedisi, Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002, C. 6. Ayverdi, Ekrem Hakkı. Fatih Devri Mimarisi. İstanbul: İstanbul Fethi Derneği, 1953. Barkey, Karen. Empire of Difference: The Ottomans in Comparative Perspective. U.S.A: Cambridge University Press, 2008 Bozkurt, Orhan. Koca Sinan’ın Köprüleri: XVI. Asır Osmanlı Medeniyeti içinde Sinan, Köprülerin Mimari Bakımdan Tetkiki, Siluet ve Abide Kıymetleri. İstanbul: İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Yayınları, 1952. Busbeq, Ogier Ghiselin. Türkiye’yi Böyle Gördüm, Çev. Aysel Kurutluoğlu, Tercüman Yayınları, İstanbul. ____. The Turkish Letters of Ogier de Busbecq. Translated by Edward Seymour Forster. U.S.A: Louisiana State University Press, 2005. “Büyükçekmece” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul, C. 2, 1994. Büyükçekmece Belediyesi 2007 Faaliyet Raporu. Can, Yılmaz, Recep Gün. Ana Hatlarıyla Türk İslam Sanatları ve Estetiği. Kayıhan, 2006. Cansever, Turgut. Mimar Sinan. İstanbul: Albaraka Türk Yayınları, Kültür Kitapları 2, 2005. Cantay, Gönül. “Büyükçekmece Kervansarayı” Maddesi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Ankara: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı, 1994, C. 2. ____. “Türk Mimarisinde Kervansaraylar.” Türkler Ansiklopedisi. Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002, C. 6. Çeçen, Kazım. “XVI. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Yapılan Köprüler.” Osmanlı İmparatorluğunun Doruğu 16.Yüzyıl Teknolojisi. İstanbul: İSKİ, 1999. Çelebi, Sai Mustafa. Yapılar Kitabı Tezkiretü’l- Bünyan ve Tezkiretü’l- Ebniye (Mimar Sinan’ın Anıları). İstanbul: Koç Kültü Sanat, 2002. Çulpan, Cevdet. Türk Taşköprüleri: Ortaçağdan Osmanlı Devri Sonuna Kadar. Ankara: Türk Tarih Kurumu,2. Baskı, 2002. Egli, Hans G. Sinan: an interpretation. Istanbul: Ege Yayınları, 1997. Erdoğan, Esra Güzel. “Sokullu Mehmet Paşa Mescidi” Maddesi. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Ankara: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayınları,1994, C. 7. Ersoy, Mehmet Akif. Safahat. İstanbul: Feza Gazetecilik, 1994, C. 2. Eyice, Semavi. “Büyükçekmece Köprüsü” Maddesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. İstanbul, 1992, C. 6. ____. “Çeşme” Maddesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. İstanbul, 1992, C. 8. Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Sadeleştiren: Tevfik Temelkuran, Necati Aktaş. İstanbul: Üçdal Neşriyat, 1979-1986, C. 1-2-3-4. Goodwin, Godfrey. Sinan: Ottoman Architecture and its Values Today. U.K: Saqi Books, 1993. Güran, Ceyhan. Türk Hanlarının Gelişimi ve İstanbul Hanları Mimarisi. İstanbul: Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları,1976. Günay, Reha. Sinan’ın İstanbul’u. İstanbul: Yem Yayınları, 2006. 2. Basım. Halman, Talat S. Süleyman the Magnificent Poet. İstanbul: Dost, 1987. İnalcık, Halil. Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ. İstanbul: YKY, 2008. ———. The Ottoman Empire: The Classical Age 1300-1600. Trans. Norman Itzkowitz and Colin Imber. London: Weidenfeld & Nicolson, 1973. İstanbul İl Özel İdaresi 2007 Faaliyet Raporu. Kalkan E. and Gulkan P. “Earthquake Hazard in Istanbul and Its Surroundings (Istanbul ve Çevresinin Deprem Tehlikesi).” Science and Technics (Bilim ve Teknik), Vol. 513, Aug. 2010. Karaesmen, Erhan. “Sinan’ın Köprüleri.” Sinan Teması Üzerine Çeşitlemeler. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Nisan 2008. Kelly, Chistopher. Attila The Hun. U.K: Random Books, 2008. Koçu, Reşat Ekrem. “Büyükçekmece Sultan Süleyman Çeşmesi” Maddesi. İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul: 1963, C. 6. _____. “Büyükçekmece Süleyman Ağa Çeşmesi” Maddesi. İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul: 1963, C. 6.

126


_____. “Büyükçekmece İkinci Sultan Abdülhamit Çeşmesi ve Havuzu” Maddesi. İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul: 1963, C. 6. Koloğlu, Orhan. “Ulaşım ve Haberleşme.” Osmanlı Uygarlığı. Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 2003, C. 1. Kömürciyan, Eremya Çelebi. İstanbul Tarihi. İstanbul: Eren Yayıncılık, 1988. Kuban, Doğan. Sinan’ın Sanatı ve Selimiye. İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları,1997. _____. Sinan’s Art and Selimiye. İstanbul: The Economic and Social History Foundation, 1997. Kunter, Halil Baki. “Kitabelerimiz.” Vakıflar Dergisi. Ankara: 1942, S. II. Kuran, Aptullah. Mimar Sinan. İstanbul: Hürriyet Vakfı Yayınları, 1986. _____. Sinan: The Grand Old Master of Ottoman Architecture. Washington, D.C: Institute of Turkish Studies, 1987. Küçükkaya, Gülçin. “Mimar Sinan Dönemi İstanbul-Belgrad Arası Menzil Yapıları Hakkında Bir Deneme.” Vakıflar Dergisi. İstanbul, 1990, S. 21. Lewis, Bernard. The Emergence of Modern Turkey. 1961. Third Edition. New York: Oxford University Press, 2002. Müderrisoğlu, Fatih. “Menzil Kavramı ve Osmanlı Devleti’nde Menzil Yerleşimleri.” Türkler Ansiklopedisi. Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002, C. 10. Mühürdaroğlu, Fatih. “Mimar Sinan’ın Ana Yollar Üzerinde İnşa Ettiği Menzil Külliyeleri.” Milli Kültür. Nisan 1990, S. 71. Necipoğlu, Gülru. The Age of Sinan: Architectural Culture in the Ottoman Empire. London: Reaktion Books, 2005. Okçuoğlu, Tarkan. “Mimar Sinan Türbe ve Sebili” Maddesi. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul: 1994, C. 5. Öziş, Ünal. “Türkiye’deki Tarihi Taşköprülerin Genel Durumu”, Tarihi Eserlerin Güçlendirilmesi ve Geleceğe Güvenle Devredilmesi Sempozyumu-I, 2007. Özkeçeci, İlhan. Zamanı Aşanlar. İstanbul: Güzel Sanatlar Matbaası, 2004. _____. Tarihi Kayseri Cami ve Mescidleri. Kayseri: Kocasinan Belediyesi Yayınları, 1997. Pilehvarian, Nuran Kara. “Osmanlı Çeşme Mimarisi.” Türkler Ansiklopedisi. Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002, C. 12. Ramazanoğlu, Gözde. Mimar Sinan’da Tezyinat Anlayışı. Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995. Sevim, Mustafa. Gravürlerle Türkiye İstanbul 1. Ankara: T.C Kültür Bakanlığı Yayınları, 1996. Sezgin, Banu. İstanbul’daki Tezkereler Kayıtlı Mimar Sinan Eserlerinin Bugünkü Durumları ve Genel Gözlemler. İ.T.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2001. Sönmez, Zeki. Mimar Sinan ile ilgili tarihi Yazmalar-Belgeler. İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları, 1988. Sönmezer, Şükrü, Selçuk SEÇKİN. “İstanbul Mescitleri.” Türkler Ansiklopedisi. Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002, C. 12. Sözen, Metin. Türk Mimarisinin Gelişimi ve Mimar Sinan. İstanbul: Türkiye İş Bankası, 1975. Şentürk, Hüdai. “Tanzimat Devrine Kadar Osmanlı Devleti’nin Ulaşım Teşkilatı ve Yol Sistemine Genel Bir Bakış.” Türkler Ansiklopedisi. Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002, C. 10. Yıldız, Hakan. Haydi Osmanlı Sefere Prut Seferi’nde Organizasyon ve Lojistik. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2006. Yücel, Erdem. “Büyükçekmece Köprüsü” Maddesi. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. İstanbul: C. 2, 1994. _____. “Büyükçekmece’de Türk Eserleri.” Vakıflar Dergisi, Ankara, S. 9. Tanyeli, Gülsün. “Türkiye Köprüleri.” Türkler Ansiklopedisi. Ankara: Yeni Türkiye Araştırma ve Yayın Merkezi, 2002, C. 12. Thompson, E.A. The Huns. U.K: Blackwell, 1996. http://www.haberler.com/yanginlarla-zarar-goren-108-yillik-enver-pasa-haberi/

127


YAZAR HAKKINDA

Emine Yeşim Bedlek 1979 Mersin doğumludur. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Fatih Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra 2009’da Fatih Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Doktora Programı’na kabul edildi. 2005 yılından beri Fatih Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Programı’nda Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktadır. Tarihi eserlerin korunması ve Mimar Sinan’ın Büyükçekmece’deki eserlerini insanlara tanıtmak amacıyla Büyükçekmece Menzil Külliyesi ve Mimar Sinan adlı kitabı yazdı. Aynı zamanda profesyonel tur rehberi olan ve 1985’ten beri Büyükçekmece’de oturan Emine Yeşim BEDLEK doktora eğitimine Oxford Üniversitesi’nde devam etmektedir.

ABOUT THE AUTHOR

Emine Yeşim Bedlek was born in 1979 in Mersin, Turkey. She has completed her B.A. and M.A. degrees at Fatih University from the Department of English Language and Literature. She was trained as a professional tour guide in 2008. After completing her M.A., she was accepted to the Comparative Literature Doctoral Program at Fatih University. She has been working as a Research Assistant at the Department of American Culture and Literature at Fatih University since 2005. She wrote Büyükçekmece Menzil Complex and Great Sinan for the preservation of historical monuments and to make the public aware of Sinan’s monuments in Büyükçekmece. Emine Yeşim Bedlek, who has lived in Büyükçekmece since 1985, currently continues her Doctoral education at Oxford University.

129


KÜLTÜR YAYINLARI

ISBN: 978-605-63370-0-0

mimarsinan  

eserleri ve mimarisinin anlatimi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you