Page 1

ORTAÖĞRETİM DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERS KİTABI

12. SINIF YAZARLAR Dr. Mehmet AKGÜL Abdullah ALBAYRAK

Ahmet KARA Eyüp KOÇ

Abdullah ÇATAL

Ekrem ÖZBAY

Turgut ÇİFTÇİ

Hüseyin PAÇA

Dr. Ahmet EKŞİ

Ali Sacit TÜRKER

Dr. Ramazan YILDIRIM

DEVLET KİTAPLARI BEŞİNCİ BASKI ..............., 2012


MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI ............................................................................: 4501 DERS KİTAPLARI DİZİSİ .......................................................................................................: 1283 12.?.Y..0002.3682

Her hakkı saklıdır ve Millî Eğitim Bakanlığına aittir. Kitabın metni, soru ve şekilleri kısmen de olsa hiçbir surette alınıp yayımlanamaz.

Editör Dil Uzmanı

: Muhittin EŞSİZ : Oktay ALTIN Muharrem OKUMUŞ

Görsel Tasarım

: Dilek ANDER Emre ANDER

Rehberlik Uzmanı

: Hayrullah CAN

Program Geliştirme Uzmanı

: Selçuk GÖKÇE

Eğitim Teknolojisi Uzmanı

: Ahmet KOPMAZ Yusuf İLME

ISBN 978-975-11-3050-1

Millî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu’nun 12.02.2008 gün ve 60 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilmiş, Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 19.03.2012 gün ve 3398 sayılı yazısı ile beşinci defa 119.405 adet basılmıştır.


ATATÜRK'ÜN GENÇL‹⁄E H‹TABES‹ Ey Türk gençli¤i! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en k›ymetli hazinendir. ‹stikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahlar›n olacakt›r. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düflersen, vazifeye at›lmak için, içinde bulunaca¤›n vaziyetin imkân ve fleraitini düflünmeyeceksin! Bu imkân ve flerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. ‹stiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düflmanlar, bütün dünyada emsali görülmemifl bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatan›n, bütün kaleleri zapt edilmifl, bütün tersanelerine girilmifl, bütün ordular› da¤›t›lm›fl ve memleketin her köflesi bilfiil iflgal edilmifl olabilir. Bütün bu fleraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ h›yanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri flahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düflmüfl olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâd›! ‹flte, bu ahval ve flerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmakt›r! Muhtaç oldu¤un kudret, damarlar›ndaki asîl kanda, mevcuttur!


..

MUSTAFA KEMAL ATATURK


İÇİNDEKİLER ÖĞRENME ALANI: İNANÇ ÜNİTE 1: DÜNYA HAYATI VE AHİRET 1. Hayat Amaçsız Değildir. ........................................................................................................ 9 2. Ahirete İmanın Dünya Hayatını Anlamlandırmaya Katkısı ................................................. 12 3. Ölüm Bir Hayat Gerçeğidir. ................................................................................................. 16 4. Ahirete Uğurlama ................................................................................................................. 18 4.1. Cenaze Namazı ............................................................................................................ 18 4.2. Kur’an ve Mevlit Okumak ........................................................................................... 19 4.3. Dua Etmek ve Hayır Yapmak ...................................................................................... 20 5. Kıyamet ................................................................................................................................ 22 6. Yeni Bir Hayat: Ahiret.......................................................................................................... 23 ÖĞRENME ALANI: İBADET ÜNİTE 2: TÖVBE VE BAĞIŞLAMA 1. İnsan Hata Yapabilen Bir Varlıktır ....................................................................................... 28 2. Tövbe Hatadan Dönme ve İyiye Yönelme Erdemidir.......................................................... 29 3. Allah Bağışlayıcıdır, Bağışlayanı Sever............................................................................... 30 4. Bağışlama Bireysel ve Toplumsal Hoşgörünün Temelidir................................................... 31 5. İyilikler Kötülükleri Giderir ................................................................................................. 32 ÖĞRENME ALANI: HZ. MUHAMMED (S.A.V.) ÜNİTE 3: HZ. MUHAMMED’İ ANLAMA 1. Hadis ve Sünnet ................................................................................................................... 37 2. Hz. Muhammed’in Davranışlarının Yerel ve Evrensel Boyutu ........................................... 38 3. Dinin Anlaşılmasında Sünnetin Önemi................................................................................ 40 4. Başlıca Hadis Kaynakları ..................................................................................................... 42 ÖĞRENME ALANI: VAHİY VE AKIL ÜNİTE 4: İSLAM DÜŞÜNCESİNDE TASAVVUFÎ YORUMLAR 1. Tasavvufi Düşüncenin Oluşumu .......................................................................................... 44 2. Tasavvufi Düşüncede Allah-Varlık İlişkisi ........................................................................... 46 3. Tasavvufi Düşüncenin Ahlaki Boyutu.................................................................................. 47 4. Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar.................................................................... 50 4.1. Yesevilik....................................................................................................................... 51 4.2. Kadirilik ....................................................................................................................... 52 4.3. Nakşibendilik ............................................................................................................... 53 4.4. Mevlevilik .................................................................................................................... 53 4.5. Alevilik-Bektaşilik ....................................................................................................... 55 4.5.1. Cem ve Cemevi ................................................................................................. 58 4.5.2. Cemin Yapılışı ................................................................................................... 60 4.5.3. Semah ................................................................................................................ 61 4.5.4. Musahiplik ........................................................................................................ 62 4.5.5. Dua ve Gülbenkler ............................................................................................ 62 4.5.6. Muharrem Ayı ve Aşure .................................................................................... 64


5. Nusayrilik............................................................................................................................. 64 6. Birlikte Yaşama ve Hoşgörü Kültürü ................................................................................... 66 Okuma Metni: Dört Kapı Kırk Makam ................................................................................... 68 ÖĞRENME ALANI: AHLAK VE DEĞERLER ÜNİTE 5: İSLAM VE BARIŞ 1. Barış İçinde Yaşamak Bir İhtiyaçtır ..................................................................................... 71 2. İslam Barışa ve Birlikte Yaşamaya Önem Verir................................................................... 73 3. Bir İnsanın Yaşamasını Sağlamak, Bütün İnsanlara Hayat Vermek Gibidir ........................ 76 4. Hz. Muhammed Bir Barış Elçisidir ..................................................................................... 77 5. Zorunlu Olmadıkça Savaş Bir İnsanlık Suçudur ................................................................. 80 Okuma Metni: Barış ve Kardeşlik ........................................................................................... 82

ÖĞRENME ALANI: DİN VE LAİKLİK ÜNİTE 6: ATATÜRK VE DİN ÖĞRETİMİ 1. Atatürk’ün Dinin Anlaşılmasına Verdiği Önem ................................................................... 83 2. Atatürk’ün Okulda Din Öğretimine Verdiği Önem .............................................................. 85 3. Atatürk’ün Din Bilginlerine Verdiği Değer.......................................................................... 87 ÖĞRENME ALANI: DİN, KÜLTÜR VE MEDENİYET ÜNİTE 7: YAŞAYAN DİNLER VE BENZER ÖZELLİKLERİ 1. Yaşayan Dinler ..................................................................................................................... 91 1.1. Vahye Dayalı Dinler: Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet ......................................... 93 1.2. Hint Dinleri: Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm ................................................... 97 1.3. Çin ve Japon Dinleri: Taoizm, Konfüçyanizm, Şintoizm .......................................... 100 1.4. Geleneksel Dinler ...................................................................................................... 101 2. Dinlerin Benzer Özellikleri ................................................................................................ 102 2.1. İnanç .......................................................................................................................... 102 2.2. İbadet ......................................................................................................................... 106 2.3. Ahlak .......................................................................................................................... 112 2.4. Dinlerde Önemli Gün ve Geceler .............................................................................. 114 3. Dinlerde Çevre Bilinci ....................................................................................................... 115 4. Küreselleşen Dünyada Dinler Arası İlişkiler ..................................................................... 117 SÖZLÜK ................................................................................................................................ 120 KAYNAKÇA ......................................................................................................................... 124


ÖÐRENME ALANI :

ÝNANÇ

ÜNÝTE 1 DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

LIM . HAZIRLANA kler belirleyiniz ne ör ÜNÝTEMÝZE en er st gö duðunu erinde nli bir iþleyiþ ol sinin anlamý üz di ha .” ýr 1. Evrende düze ýd as rl ya ahiretin ta med’in, “Dün am uh M z. H 2. üz. düþününüz. kiler? Düþünün et l sý na ný rý la anýþ mak insan davr ize yazýnýz. 3. Ahirete inan bularak defterin ri le öz as at an tülüðü konu al ný araþtýrýnýz. 4. Ýyilik veya kö rýnýn anlamlarý la am vr ka an þer ve miz 5. Kýyamet, mah

1. Hayat Amaçsýz Deðildir Büyük bir stadýn yahut muhteþem bir sarayýn yapýlýþýnýn amaçsýz olabileceðini düþünebilir miyiz? Elbette hayýr. Çünkü, bir yerde bilinçli bir tasarým varsa kesinlikle bir amaç var demektir. Bu nedenle, stadýn futbol oynamak, sarayýn ise yaþamak amacýyla yapýlmýþ olduðu, mimari özellikleri ve donanýmýndan anlaþýlmaktadýr anlaþýlmaktadýr. Evrenin yapýsý ile ilgili sahip olduðumuz bilgiler; atomdan hücreye, üzerinde yaþadýðýmýz Dünyadan dev galaksilere kadar her þeyin düzenli ve planlý olduðunu, bu nedenle yaratýlýþýn amaçsýz olamayacaðýný göstermektedir. Örneðin; ozon tabakasýnýn insana zararlý ýþýnlarý süzüp ayrýþtýrmasý, insan yaþamý için gerekli maddelerin yeryüzünde depolanmýþ olmasý gibi sayýsýz örnek yaratýlýþta bir amacýn gözetildiðini açýkça ortaya koymaktadýr. Dünyamýz da bu amaca hizmet edecek þekilde yaratýlmýþtýr. Yüce Allah’ýn, “Biz gökleri, yeri ve ikisi arasýndakileri bir oyun ve eðlence olsun diye 1 yaratmadýk.” sözü iþte bu gerçeðe iþaret etmektedir.

Karmaþýk iþlemleri kolayca yapabilen bir bilgisayar gördüðümüzde; onun akýllý ve bilgili birisi tarafýndan belli bir amaç için programlanmýþ olduðunu düþünürüz. Hayat da madem akýllýca bir tasarýmýn ürünüdür. O hâlde amaçsýz olmasý düþünülebilir mi?

1 Duhan suresi, 38. ayet.

9


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

Evrenin dengelerinin yaþamýmýz için planlanmýþ olmasý hayatýn amaçsýz olmadýðýný göstermektedir.

Kur’an-ý Kerim’de, Sizi boþ ve anlamsýz yere yarattýðýmýzý ve bize dönmek zorunda olmadýðýnýzý 1 mý sanýyorsunuz?” buyrularak hayatýn amaçsýz olmadýðý vurgulanmaktadýr. Yüce Allah, insana hayatýn anlam ve amacýný öðretmek için kutsal kitaplar göndermiþtir. Peygamberleri ise bütün insanlýk için örnek olarak görevlendirmiþtir. Kutsal kitaplarýn sonuncusu olan Kur’an insana, hayatýn anlamý, amacý ve nasýl yaþanmasý gerektiði konusunda yol gösterir. Kur’an’da “hayat” kavramý hem dünya hem de ahiret hayatýný ifade etmek için kullanýlýr. Yüce Allah þöyle buyurur: “Ölü iken size hayat veren, sizi ölüme götüren, sonra da tekrar hayata kavuþturan 2 ve (sonunda) kendisine döndürüleceðiniz Allah’ý nasýl inkâr edersiniz?” Ayete göre ölümle dünya hayatý son bulmakta, Allah’ýn yeniden yaratmasýyla da insan için yeni bir hayat baþlamaktadýr. Böylece 3 Kur’an, “… Hayat, ancak dünya hayatýmýzdýr. Artýk biz bir daha dirilecek de deðiliz” þeklindeki ahiret hayatýný yok sayan anlayýþý da reddetmiþ olmaktadýr. Kur’an’a göre dünya hayatýnýn en önemli özelliði insan için bir sýnav oluþudur. Yüce Allah þöyle buyurmaktadýr: “O, hanginizin daha güzel iþ yapacaðýnýzý denemek için ölümü ve hayatý yarattý. 4 O, üstündür, baðýþlayandýr.” Bu açýdan bakýldýðýnda dünya hayatý, Hz. Peygamberin ifadesiyle 5 “Ahiretin tarlasý ” olarak görülmelidir. Zira insan, dünya hayatýnda yapýp ettiklerinin karþýlýðýný ahiret hayatýnda görecektir.

1 Müminun suresi, 115. ayet. 2 Bakara suresi, 28. ayet. 3 En’am suresi, 29. ayet. 4 Mülk suresi, 2. ayet. 5 Acluni, Keþfü’l-Hafa, C I, s. 495.

10


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET Kuran insana, dünya hayatýnýn geçiciliðini, ahiret hayatýnýn ise sonsuz olduðunu hatýrlatýr. Ankebut suresi 64. ayetinde þöyle buyrulur: "… Bu dünya hayatý (kýsa) bir geçinmedir. Ahiret ise ebedi olarak durulacak yerdir." Bu hatýrlatma insanýn yaþamýnda amaçlarýný doðru belirlemesi ve dünya-ahiret dengesini doðru kurmasý bakýmýndan çok önemlidir. Zira insan ahiret hayatýný unutur da dünyanýn geçici menfaatlerinin esiri olursa aldanýr. Bu aldanýþ hayat sýnavýnýn kaybedilmesi demektir. Kur’an bu konuda insaný þöyle uyarýr: “Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ýn vaadi muhakkak gerçektir. Sakýn bu dünya hayatý sizi 1 aldatmasýn...” Ýnsanýn hayat sýnavýný kazanmasý, yaratýcýsýný tanýyýp kulluk bilinciyle yaþamasýna baðlýdýr. “Ben cinleri ve insanlarý ancak 2 bana ibadet etsinler (beni tanýyýp, kulluk etsinler) diye yarattým.” ayeti bu gerçeði açýklamaktadýr. Ayetteki “ibadet” kavramý ile kast edilen; Allah’ý tanýmak ve onun rýzasýný gözeterek yaþamaktýr. Ýnsanýn Allah’ý tanýmasý, varlýðýnýn kaynaðýný ve amacýný bilmesi demektir. Allah’ýn rýzasýný gözeterek yaþamasý ise yaratýlýþ amacý doðrultusunda bir hayat sürmesini saðlar. Bu anlamda namaz kýlmak, oruç tutmak birer ibadet olduðu gibi ilim öðrenmek, çalýþmak, insanlýða hizmet etmek de ibadettir. Dünya hayatý zorluk ve sýkýntýlarýna raðmen sayýsýz güzellikleri de içinde barýndýrmaktadýr. Her zorluk için bir kolaylýk, her külfetin karþýlýðý bir nimet var edilmiþtir. Yeryüzü maddi ve manevi ihtiyaçlarýmýzý karþýlayacak imkânlarla donatýlmýþtýr. Hayatýn yaratýlýþ amaçlarýndan biri de insanýn bu nimetlerden faydalanmasý ve karþýlýðýnda Yüce Allah’a þükretmesidir. Ýnsan dünya hayatýný büyük bir nimet olarak görmeli ve en güzel þekilde deðerlendirmelidir. Bilgi, sevgi, saygý adalet gibi erdemlere önem vermelidir. Hiç ölmeyecekmiþ gibi dünya, yarýn ölecekmiþ gibi ahiret için çalýþmalýdýr.

Sultanahmet camii /Ýstanbul

AYETÝ YORUMLAYALIM “Allah'ýn sana verdiðinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ýn sana ihsan ettiði gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuðu arzulama. Þüphesiz ki Allah, bozguncularý sevmez.” (Kasas suresi, 77. ayet.) 1 Fatýr suresi, 5. ayet. 2 Zariyat suresi, 56. ayet.

11


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET 2. Ahirete Ýmanýn Dünya Hayatýný Anlamlandýrmaya Katkýsý

Bir varlýða anlam kazandýran en önemli özellik onun yaratýlýþ amacýdýr. Ýnsanýn dünya hayatýný anlamlý kýlan da ahiret hayatýdýr. Varlýklar arasýndaki özel konumu, insanýn yeryüzünde bir sýnavda olduðunu göstermektedir. Ýnsana diðer varlýklardan farklý olarak akýl ve irade verilmiþ ve yolunu belirlemesi istenmiþtir. Bu gerçek Kur’an’da þöyle açýklanýr: “Zamanýn akýþý içinde öyle uzun bir süre geçti ki o dönemde insanýn adý bile anýlmazdý. Biz insaný karýþým hâlindeki nutfeden yarattýk. Onu denemek istiyoruz. Bu sebeple kendisini iþiten ve gören bir varlýk yaptýk. Ona yolu da gösterdik: Artýk ister þükreder, ister nankörlük 1 eder.”

TEMSÝLÝ HÝKÂYEDEKÝ FÝKÝRLERÝ TARTIÞALIM Anne rahmindeki ikizlerden biri diðerine, “Baksana kardeþim. Herhâlde bizi seven ve ihtiyacýmýzý bilen biri var. Aylardýr karþýlýksýz her ihtiyacýmýz karþýlanýyor. Bak, bu eller, ayaklar, gözler boþuna mý oluþuyor? Herhâlde yeni bir hayata hazýrlanýyoruz. Hem artýk buraya da sýðmaz olduk. Gittikçe büyüyoruz. Evet, evet. kesinlikle burada geçiciyiz. Bizi bekleyen yeni ve gerçek bir hayat var.” der.

Ahirete inanan insan yaratýlýþ amacý doðrultusunda bir yaþam sürmeye çalýþýr. Dünya hayatýnda yapýp ettiði Kardeþi ona cevap verir: Gerçekler sadece hiçbir þeyin karþýlýksýz kalmayacaðý gördüklerimizden ibarettir. Görmediðim bir þeyin bilinci ile hareket eder. Bu durumda varlýðýný nasýl kabul edebilirim. Ýhtiyaçlarýmýzý bilip dünya hayatý geçici bir yer olmaktan karþýlayan kim? Bu organlar niçin oluþuyor? Bunlar çýkýp, sonsuz ahiret hayatý için bir önemli sorular. Ancak belli ki bir süre sonra buraya hazýrlýða dönüþür. Yüce Allah þöyle sýðamaz olacaðýz ve hayatýmýz sona erecek. Bu durumda bunlarý düþünmemizin bir anlamý kalmýyor. buyurur: “Bu dünya hayatý, bir oyundan oyalanmadan baþka bir þey deðildir. Ancak ahiret hayatý Allah’a karþý sorumluluklarýnýn bilincinde olanlar için çok daha güzeldir. Öyleyse aklýnýzý kullanmaz 2 mýsýnýz?” 3

Kur’an, ahiret hayatýna inanan insana, ölümsüz bir hayatý müjdelemektedir. Üstelik bu hayatta insaný sýnýrsýz nimetler beklemektedir. Bunu bilen insan ölümle yok olmayacaðýný kavrar. Bu da insana ölüm korkusunu yenmesinde yardýmcý olur. Öldükten sonra yeniden diriliþ ve ebediyen yaþama düþüncesi insan için çok güçlü bir moral ve kalýcý bir mutluluðun kaynaðý olur.

TARTIÞALIM Eðer yaptýklarýnýn karþýlýðýný göreceði yeni bir hayat olmasaydý, insana dünya hayatýnda seçme özgürlüðünün verilmesinin bir anlamý olur muydu? Eðer insan için hayat, diðer canlýlar gibi sadece biyolojik bir süreçten ibaret olsaydý, akýl, irade gibi farklý ve üstün özelliklerin insanda bulunmasýnýn bir anlamý kalýr mýydý? 1 Ýnsan suresi, 1-3. ayetler. 2 En’am suresi, 32. ayet. 3 Al-i Ýmran suresi, 15. ayet; Tevbe suresi, 21. ayet; Kýyamet suresi, 22-23. ayetler.

12


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

Sonsuz ahiret hayatýna hazýrlanan insan zorluk ve sýkýntýlara sabreder. Sabrý pasif bir direniþ olarak görmez. Karamsarlýða ve umutsuzluða kapýlmaz. Bu nedenle Allah’a ve ahirete inanan insanlar için Kur’an’da þöyle buyurulur; “Baþlarýna bir musibet geldiði zaman: ‘Biz Allah’a aitiz ve ona döneceðiz’ 1 derler.”

Ahiret inancý insaný cesaretli ve güçlü kýlar. Çünkü ahirete inanan insan için ölüm bir son deðil yeni bir hayatýn baþlangýcýdýr. Nitekim Ýnsanlýk tarihi, bu inançla ölüm korkusunu yenmiþ nice zayýf topluluklarýn çok daha güçlü topluluklara karþý kazandýklarý zaferlerle doludur. Kur’an-ý Kerim peygamberlerin hayatlarýný anlatýrken bizlere bunun örneklerini verir. Müslüman Türk askerinin imkânsýz gibi görünen Çanakkale Zaferi’ni kazanmasýnda da ahiret inancýnýn rolü çok büyüktür.

Ahirete inanan insan kötülüklerden kaçýnýr. Çünkü yaptýðý her þeyin ahirette hesabýný vereceðine inanmasý insan davranýþlarýnda güçlü bir oto kontrol bilinci oluþturur. Ýnsanýn iç dünyasýnda onu kötülüklerden caydýrýcý böyle bir güce her zaman ihtiyaç vardýr. Çaðýmýzýn maddi kalkýnmasýný gerçekleþtirmiþ toplumlarýnda bile intihar ve suç oranlarýnýn yüksek oluþu bu konunun önemini açýkça ortaya koymaktadýr. Ahiret inancý insaný kanaatkâr yapar. Çünkü ahirete bilinçli bir þekilde inanan bir insan için dünyevi menfaatler geçici birer araçtýr. Hz.Peygamberin buyurduðu gibi; “Bu dünyada gerçekte insana ait olan üç þey vardýr. Bunlar; yiyip tükettiði, giyip eskittiði ve diðeri de sadaka verip ahiret azýðý yaptýðý 2 þeylerdir.” Dünya nimetlerinden faydalanýrken amaç, Yüce Allah’ýn rýzasýný kazanmaktýr. Bu nedenle kanaatkâr insanýn dünya hayatýnýn menfaati için baþkasýna zarar vermesi düþünülemez. Ahiret inancý insanda erdemli bir yaþam ideali oluþturur. Çünkü sergilenen her erdemli davranýþ Allah katýnda hak ettiði karþýlýðý bulacaktýr. Bu idealin gereði olarak insan dürüst ve adaletli olmaya çalýþýr. Allah hakký, kul hakký ve diðer varlýklarýn haklarýný titizlikle gözetir. Ýyilik yapmayý, diðer varlýklara hizmet etmeyi, iyi insan olmanýn gereði olarak kabul eder. Yeryüzünde imar ve ýslah edici olmak için çalýþýr, üretir. Ýki günü birbirine eþit olan kimsenin zararda olduðuna inanýr. ... Ey, bu topraklar için topraða düþmüþ asker! Gökten ecdat inerek öpse o pak alný deðer. ... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsýn? “Gömelim gel seni tarihe!” desem, sýðmazsýn. ... Ey þehit oðlu þehit, isteme benden makber, Sana aðuþunu açmýþ duruyor Peygamber. M. Âkif ERSOY

1 Bakara suresi, 156. ayet. 2 Müslim, Zühd 3, 4; Tirmizi, Zühd 31.

13 13


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

Yüce Allah insaný yaptýklarýndan sorumlu tutmaktadýr. Çünkü insan akýl ve irade sahibidir. Diðer varlýklardan farklý bu özelliði ile düþünebilme ve seçme ayrýcalýðýna sahiptir. Kendi yolunu kendisi seçebilir. Ýþte insaný Allah katýnda sorumlu kýlan özgür bir varlýk olmasýdýr. Bu nedenle insan, özgür iradesi ile yaptýklarýnýn karþýlýðýný görecektir.

PAYLAÞALIM

Yaptýðý her þeyin kaydedildiðine ve ahirette karþýlýðýný göreceðine inanmasý insan davranýþlarýný nasýl etkiler? Bir kompozisyon yazýp arkadaþlarýmýzla paylaþalým.

Kur’an-ý Kerim insana sorumluluðunu hatýrlatmaktadýr. “Allah, hiç kimseye güç yetireceðinden 1 baþkasýný yüklemez…” ayeti ilede insanýn gücünü aþan þeylerden yükümlü olmadýðýný ifade etmektedir. Hz. Peygamber de bir hadisinde: “Ümmetim hata ile, unutarak ya da zorlanarak yaptýklarýndan 2 dolayý affedilmiþtir” buyurmaktadýr. 3

Hz. Peygamber, “Ameller niyetlere göredir ve herkes niyetinin karþýlýðýný görecektir.” buyurarak davranýþlarýmýzýn Allah katýnda niyetimize göre deðer kazanacaðýna iþaret etmektedir. Örneðin bir kimsenin þöhret amacýyla ya da dünyevi bir menfaat elde etmek için bir hayýrda bulunmasý doðru deðildir. Bu durumda her iþimizde Allah’ýn rýzasýný gözetmeli, gösteriþ ve riyakârlýktan AYETÝ YORUMLAYALIM kaçýnmalýyýz. “...Rabb’imiz, unutur veya hata edecek Söz ve davranýþlar düþünce ve niyetin olursak bizi sorumlu tutma!..” dýþarýya yansýmýþ hâlleridir. Bu nedenle insan, iradesinin ürünü olan her tür söz ve davranýþýndan sorumludur. Yüce Allah bu konuda þöyle buyurur: “ …. Her kim zerre kadar hayýr iþlemiþse onu görecek, her kim 4 de zerre kadar þer iþlemiþse onu görecektir.” Ayetteki “zerre” ifadesi ile, küçük de olsa yaptýðýmýz her þeyin Allah katýnda bir deðerinin olduðu vurgulanmaktadýr.

(Bakara suresi, 286. ayet.)

Kur’an-ý Kerim iyi ve kötü davranýþlar konusunda insaný uyarýr. Ýnsandan öncelikle yaratýcýsýna karþý saygýlý olmasýný ister. Allah’a ortak koþmayý en büyük suç kabul eder. Hz. Peygamber de dinimizde kötü bir davranýþ olarak kabul edilen kul hakký konusunda bizi 5 uyarýr. Ýnsanlarýn hayat, mülkiyet ve manevi kiþilik haklarýnýn dokunulmaz olduðunu bildirir. Yaptýklarýmýzýn bir karþýlýðýnýn olmasý, sadece ahirette hesaba çekileceðimiz anlamýna gelmez. Çünkü yaptýklarýmýzýn dünya hayatýna yansýyan sonuçlarý da vardýr. Örneðin çaðýmýzda ekolojik dengenin bozulmasý, bedensel ve ruhsal hastalýklardaki artýþ, yaptýðýmýz yanlýþlarýn bu dünyadaki karþýlýðýdýr. Yüce Allah’ýn bu konudaki ilâhi adalet yasasý (sünnetullah) deðiþmez. Ýnsan ektiðini biçer ve eðer iradesini yanlýþ yönde kullanýrsa karþýlýðýný görür. Yüce Allah bu konuda þöyle buyurmaktadýr: “Ýnsanlarýn elleriyle kazandýklarý (günahlarý) yüzünden, karada ve denizde fesat çýktý. Belki dönerler diye, 6 (Allah) onlara, yaptýklarýnýn bir kýsmýnýn karþýlýðýný tattýrýyor.” 1 Bakara suresi, 286. ayet. 2 Ýbni Mace, Talak, 16. 3 Buhari, Bed’ül-Vahy, 1; Müslim, Ýmare, 155. 4 Zilzal suresi, 6-8. ayetler. 5 Buhari, Hac, 132; Müslim, Birr, 32 6 Rum suresi, 41. ayet

14


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

YORUMLAYALIM Müflis Kimdir? Bir gün Hz. Peygamber arkadaþlarýna : “Söyleyin bakalým müflis (Ýflas eden kimse) kime denir?” diye sordu. Onlar da: “Parasýný, malýný, mülkünü kaybeden kimsedir.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber gerçek müflisi þöyle anlattý: “Bir Müslüman kýyamet günü Allah’ýn huzuruna çýkar. Kýldýðý namaz, tuttuðu oruç, verdiði zekâtla pek çok sevap kazanmýþtýr. Ama kimine sövüp hakaret etmiþ, kimine iftira atmýþ; onun malýný yemiþ, bunun kanýný dökmüþ, þunun canýný yakmýþtýr. Hesap görülmeye baþlanýnca yaptýðý ibadetlerin sevabý hakaret ettiði, iftira attýðý, canýný yaktýðý kimselere daðýtýlmýþ, daha üzerindeki kul haklarý bitmeden sevaplarý tükenivermiþ. Verecek sevabý kalmadýðý için, haklarýný yediði kimselerin günahý sýrtýna vurulmuþ ve cehennemin yolunu tutmuþtur. Ýþte asýl müflis bu kimsedir.” (Müslim, Birr, 59; Tirmizi, Kýyamet, 2.)

Bu dünyada bazen kötülüklerin karþýlýksýz kalmasý mümkündür. Hâlbuki insanýn aklý ve vicdaný tam bir adalet ister ve insanýn yaptýklarýnýn karþýlýksýz kalmasýna razý olmaz. Bu nedenle, yaptýklarýmýzýn karþýlýðý olarak ahiret hayatýnda ilâhi adalet tecelli edecek ve kimsenin yaptýðý yanýna kâr kalmayacaktýr. Yüce Allah “Biz, kýyamet günü için adalet terazileri kurarýz. Artýk kimseye, hiçbir þekilde haksýzlýk edilmez. (Yapýlan iþ) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap görücü 1 olarak biz yeteriz.” buyurmaktadýr.

YORUMLAYALIM

“Baþýnýza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle iþledikleriniz yüzündendir...” (Þûrâ suresi, 30. ayet.) “... Allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetmektedirler.” (Âl-i Ýmrân suresi, 117. ayet.)

1 Enbiya suresi, 47. ayet.

15


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET Kur’an’da, yaptýklarýmýzýn karþýlýðý olarak cennet ile ödüllendirileceðimiz ya da cehennem ile cezalandýrýlacaðýmýz haber verilir. Bu konuyla ilgili ayetler bir yandan insaný iyiliðe yönlendirirken bir yandan da kötülüklerden caydýrmayý amaçlamaktadýr. AÞAÐIDAKÝ AYETLERÝ “YAPTIKLARIMIZIN KARÞILIÐI VARDIR” ÝLKESÝ AÇISINDAN YORUMLAYINIZ.

“...Rablerine karþý gelmekten sakýnanlar için, Allah tarafýndan bir ikram olarak, altlarýndan ýrmaklar akan, ebedî olarak kalacaklarý cennetler vardýr. Ýyi kiþiler için Allah katýndaki (nimetler) daha hayýrlýdýr.” (Âl-i Ýmrân suresi, 198. ayet.) “…………………………………………… ……………………………………………… ……………………………………………… ………………................................................... ..............................................................”

“(Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzü koyun cehenneme atýlýrlar. (Onlara) Ancak yaptýklarýnýzýn karþýlýðýný görmektesiniz! (denir)." (Neml suresi, 90. ayet.) “…………………………………………… ………………………………………………… ………………………………………………… ………………………………………………… ..............................................................................”

3. Ölüm Bir Hayat Gerçeðidir Ölüm bir hayat gerçeðidir. Kur’an-ý Kerim, “Yeryüzünde bulunan her þey fanidir.” ve “Her can ölümü 2 tadacaktýr..” buyurarak canlý cansýz tüm varlýklarýn sonlu olduðunu bildirir. Bu bir hayat kanunudur ve insanlýk tarihi boyunca hiçbir istisnasý görülmemiþtir. 1

Ölüm hayatýn bir gerçeði olmasýna raðmen, insanlarýn çoðunluðu için daima korkulan ve istenmeyen bir þey olmuþtur. Ýnsanýn ölümden korkmasýnýn iki temel sebebi vardýr. Bunlardan birisi sevilen ve sahip olunan þeylerin kaybedilme endiþesidir. Diðer bir sebep ise ölümle ebediyen yok olma korkusudur. Bu iki korkunun insan yaþamýnda çok farklý yansýmalarý görülmektedir. Örneðin, karamsarlýk, hayatý anlamsýz bulmak ve bunu sonucu sorumluluktan kaçýnmak ve ahlaki deðerleri önemsememek bu yansýmalardan bazýlarýdýr. Ölüm korkusunu aþabilme konusunda farklý arayýþlar olmuþtur. Bazý düþünürler ölüm gerçeðinin devamlý akýlda tutularak kabullenilebileceðini savunmaktadýrlar. Bazýlarý ise ölümü hiç düþünmeyerek ya da yok kabul ederek bu korkunun aþýlabileceðini iddia etmiþlerdir. Onlara göre, “Yaþarken ölüm yoktur. Ölünce de biz olmayacaðýmýza 3 göre, ölümü düþünmek ve endiþelenmek yersiz ve mantýksýzdýr.” Ölünce ebediyen yok olacaðýný düþünen birisinin bu tür yaklaþýmlarla ölüm korkusunu aþmasý mümkün deðildir. Zaten böyle bir insana ölümü sürekli düþündürmek ya da unutmasýný istemek, hem 1 Rahman suresi, 26. ayet. 2 Enbiya suresi, 35. ayet. 3 Necati Öner, Stres ve Dini Ýnanç, s. 18. .

16


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

gerçekçi hem de doðru deðildir. Çünkü ölümü sürekli düþünmek ahirete inanmayan insanýn yaþam sevincini zayýflatýr ve onu hayattan koparýr. Ayný þekilde, ölümü yok sayarak da ölüm korkusu aþýlamaz. Zira, insanýn sürekli ölüm sahneleri ile karþýlaþtýðý bir hayatta kendisini böyle bir þeye inandýrmasý mümkün deðildir.

Ýnsaný yok olma korkusundan kurtaracak olan þey ahiret inancýdýr. Çünkü, ahirete inanan insan için ölüm, geçici hayatýn son bulmasý, ancak yeni ve sonsuz bir hayatýn baþlamasý demektir. Bu yüzden ölümden kaçýþýn bir anlamý yoktur. Önemli olan, ölüm gerçeðine hazýr olmaktýr. Hz. Peygamber, 1 “Ýnsanlarýn en akýllýsý, ölümü unutmayan ve ona hazýr bulunan kimselerdir.” buyurarak aklýný kullanan insanýn geçici dünya hayatýný sonsuz ahiret hayatýna tercih edemeyeceðine iþaret etmiþtir. Hz. Ebu Bekir’de “Kendime mezar hazýrladým.” diyen birine; “Kendine mezar hazýrlayacaðýna, kendini mezara hazýrla.” diyerek ayný gerçeðe vurgu yapmýþtýr. Ölüm gerçeði üzerine düþünmek insan için hayatý doðru algýlamak ve yaþamak konusunda bir ilk adým olabilir. Çünkü ölüm insan için dersler ve hayati mesajlar içerir. Bu mesajlar bazen o kadar etkili olur ki hýrslarýnýn esiri olmuþ insanlar bile, ölümün güçlü etkisi ile uyanýp gerçeklerle yüzleþebilirler. Bu nedenle Hz. Peygamber kabir ziyaretini tavsiye etmekte ve þöyle buyurmaktadýr: “Size iki nasihatçi býraktým. Bunlardan biri susar, diðeri konuþur. Susan nasihatçi ölüm, konuþan ise Kur’an-ý 2 Kerim’dir.” Bütün bunlarý dikkate almalý, ölümü bir hayat gerçeði olarak kabul etmeliyiz.Hayatýmýzý anlamlý bir þekilde sürdürmeli, hem kendimiz hemde baþkalarý için faydalý olacak iþler yapmalýyýz. Dinimizin öðütlerini dikkate alarak bütün insanlýk için kalýcý eserler býrakmalýyýz.

BÝTER Kakýlýr bir yerde, kalýr oyuncak, Kurgular biter. Ölüm... O geldi mi ne var korkacak? Korkular biter. Fikir, açmaz artýk beyinde kuyu; Burgular biter. Unuturuz hayat adlý uykuyu, Uykular biter. Biter, her þey biter; ses, þekil ve renk, Kokular biter. Kabir sualiyle kapanýr kepenk, Sorgular biter. Necip Fazýl KISAKÜREK Çile, s. 133.

‘Sizin kendisinden kaçýp durduðunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaþacaktýr. Son­ ra görünmeyeni de, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz. O da size yapmakta olduklarýnýzý haber verecektir.’” (Cuma suresi, 8. ayet.)

1 Ýbn-i Mace, Zühd, 31. 2 Fezailu’l-A’mal, s. 383.

17


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

4. Ahirete Uðurlama Yaþayanlara olduðu gibi ölmüþlerimize karþý da görevlerimiz vardýr. Bu görevlerin baþýnda ölünün yýkanmasý, kefenlenmesi, cenaze namazýnýn kýlýnmasý ve cenazenin defni; dua etmek ve hayýr yapmak gelmektedir. Vefat eden kimsenin arkasýndan yapýlacak en güzel davranýþ; cenaze namazýný kýlmak ve onun günahlarýnýn affý için Allah’a dua etmektir. Ayrýca ölümden ibret alýp bizim de bir gün mutlaka Allah’a döneceðimizi aklýmýzdan çýkarmadan yaþamýmýza çekidüzen vermemizdir.

NOT EDELÝM

Önemli bir mazeret yoksa ölüyü uzun süre bekletmek doðru deðildir. Ölünün arkasýndan aþýrýya kaçacak þekilde aðlamak, saç baþ yolmak gibi davranýþlar cenaze törenlerindeki atmosfere uygun düþmemektedir. 4.1. Cenaze Namazý Ýslamiyet, insanýn maddi ve manevi hatýrasýna çok büyük deðer vermiþtir. Ýnsanýn dirisi kadar ölüsü de saygýya layýktýr. Cenaze törenleri ölen kimselere karþý yaptýðýmýz son görev olduðu için çok önemlidir. Ölen bir Müslümaný yýkamak, kefenlemek, onun için namaz kýlýp dua etmek ve kabre koymak farz-ý kifayedir. Cenaze namazý vefat eden kimse için bir duadýr.

eylersin ölüm herkesin baþýnda.

Uyudun uyanamadýn olacak,

Kim bilir, nerde, nasýl, kaç yaþýnda?

Bir namazlýk saltanatýn olacak, Taht misali o musalla taþýnda. Cahit Sýtký Tarancý Otuzbeþ Yaþ, s. 189. Öncelikle vefat haberi eþ, dost, akraba, komþu ve cenazeye katýlmak isteyenlere duyurulur. Resmî iþlemlerin arkasýndan cenaze yýkanýp kefenlenerek namazýn kýlýnacaðý yerin ön kýsmýnda bulunan “musalla taþýna” konulur.

18


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET Cenaze, namazý kýldýracak olan imamýn, göðüs hizasýnda bulundurulur. Ýmam kýbleye doðru ayakta durur. Cemaat yerini alýr. Cenaze namazý rükû ve secde olmadan ayakta kýlýnýr.

Cenaze Namazýnýn Kýlýnýþý Niyet edilir. Ýmama uyulur. Baþlama tekbirinden sonra Sübhâneke duasý “Vecelle senâüke.” ifadesi ile birlikte okunur. Ýkinci tekbir alýnýr “Salli ve Barik” dualarý okunur. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duasý, duayý bilmeyenler onun yerine Fatiha suresi veya Kunut dualarýný okur. Dördüncü tekbirden sonra selam verilir. Cenaze namazýndan sonra imam cemaate, vefat eden kimseyi nasýl bilirsiniz, iyi bir insan olduðuna þahitlik eder misiniz, hakkýnýzý helâl eder misiniz diye sorar. Cemaatten ölen kimseyi tanýyanlar þehadette bulunur. Kýsa bir duadan sonra cenaze kabre götürülür. Cenazenin kabre götürülmesine yardým etmek bir Müslümanýn diðer Müslümana karþý yerine getirmesi gereken bir görevdir. Cenazeye karþý saygýlý davranmak, gürültü yapmamak gerekir. Peygamberimiz cenazeye karþý saygýsýný davranýþlarýyla göstermiþtir. Cenaze namazýna katýlmak dinî ve insani bir görevdir. Cenazeye katýlanlar, hayatýn sonlu olduðunu, bir gün kendi hayatlarýnýn da son bulacaðýný hatýrlamýþ olurlar. Cenazeye katýlan insanlar da gün gelip omuzlar üzerinde taþýnýrken kendileri hakkýnda, “Ne iyi insandý, Allah’a karþý görevini yerine getirir, insanlarla da iyi geçinirdi; bir kötülüðünü görmedik, Allah rahmet eylesin!” dedirtecek bir hayat yaþamanýn gayreti içinde olmalýdýrlar. “Müslümanýn Müslüman üzerindeki hakký beþtir: Selamýný almak, hasta ise ziyaretine gitmek, cenazesine katýlmak, davetine icabet etmek ve hapþýrdýðý zaman Allah saðlýk ve afiyet versin demektir.” Müslim, Selam, 3; Buhari, Cenaiz, 2. Cenazeyi defnettikten sonra ölen insanýn yakýnlarýna taziyede bulunmak, Müslümanýn yapmasý gereken önemli bir görevidir. Sözcük olarak “sabýr dilemek” anlamýna gelen taziye, cenaze yakýnlarý ziyaret edilerek yapýlýr. Taziye için gidildiðinde “Allah sabýr versin!”, “Allah sabrýnýzý artýrsýn.”, “Baþýnýz sað olsun!”, “Allah rahmet eylesin!”, “ Allah’tan geldik Allah’a döneceðiz.” gibi sözler söylenir. 4.2. Kur’an ve Mevlit Okumak Kur’an-ý Kerim’i her zaman okumalý ve anlamaya çalýþmalýyýz. Ölüm döþeðindeki hastanýn yanýnda Kur’an okumak dinimizde tavsiye edilen davranýþlardandýr. Vefat gerçekleþince cenaze yýkanýp kefenlenir. Yer ve þartlar müsait ise orada bulunan cemaate Kur’an-ý Kerim’den bazý sure ve ayetler okunabilir. Cenazenin defin iþlemi bittikten sonra orada dua edilir. Ayrýca kabrin baþýnda bulunan insanlara Fatiha,Yâsin, Mülk, Ýhlas, Felâk, Nâs sureleri ve Bakara suresinin ilk beþ ayeti okunabilir.

19


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET Kültürümüzde defin iþleminden sonra vefat eden kiþinin evinde de Kur’an okunur ve dua edilir. Bu davranýþ akraba ve komþuluk baðlarýnýn güçlenmesine katký saðlar. Cenaze sahiplerinin üzüntüleri paylaþýlýr. Ölüm ve ötesi düþünülerek yaþam muhasebesi yapýlýr.

Ölen kiþinin ardýndan her zaman dua edilebilir. Cuma ve kandil gecelerinde; bayramlarda ve uygun zamanlarda mezarlýklar ziyaret edilerek dua edilir. Mevlit veya cenaze merasimine katýlanlarýn duygu ve düþüncelerini sýnýfça paylaþalým. Ölen kiþinin ardýndan Kur’an okumanýn yanýsýra Mevlit okumak da toplumumuzda gelenek hâline gelmiþtir. Süleyman Çelebi (1346-1422) tarafýndan yazýlan ve asýl adý “Vesiletü’n-Necat” (Kurtuluþ Vesilesi) olan Mevlit, 1409-1410 yýlýnda yazýlmýþ, Türk edebiyatýnýn en beðenilen, en sevilen ve en çok okunan eserleri arasýnda yer alýr. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e karþý duyulan derin sevgi ve saygýnýn samimi ve güzel ifadesi olan bu eser, 15. yüzyýldan beri toplumumuzda beðeniyle okunmuþ ve dinlenmiþtir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in doðum yýl dönümü vesilesi ile okunan mevlit, deðiþik zamanlarda farklý amaçlarla da okunmaktadýr. Toplumumuzda; cenaze, kandil geceleri, sünnet merasimi, doðum, evlenme, hac ibadeti, ev sahibi olma, bir göreve baþlama gibi nedenlerle mevlit okutulmaktadýr.

Mevlit toplantýlarýnda önce Kur’an-ý Kerim okunur. Sonra da mevlidin kýsýmlarý sýra ile ve belirli musiki makamlarýna okunur. Her bölümden sonra Kur’an okunur. Bazý bölümler arasýnda ilahî ve kasidelere de yer verilir. Mevlit töreni Kur’an okunarak ve dua yapýlarak sona erer. Mevlit okumak kültürel bir uygulamadýr. Mevlit okutmak ülkemizde gelenek hâline gelmiþtir. Bu çeþit merasimler, bize daha dün aramýzda bulunan yakýnýmýzýn, komþumuzun, arkadaþýmýzýn, eþimizin, anamýzýn, babamýzýn bugün mezarda olduðunu, yarýn bizim de gideceðimiz yerin orasý olacaðý gerçeðini hatýrlatýr. Ayrýca yardýmlaþmayý ve çevremizle iyi iliþkiler kurmamýza katký saðlar. 4.3. Dua Etmek ve Hayýr Yapmak Vefat edenin arkasýndan ona karþý yapacaðýmýz görevlerden birisi de duadýr. Cenaze namazý ölüye dua niyeti ile kýlýnýr. Namazdan sonra cenaze kabre konulur. Cemaate Kur’an-ý Kerim’den bazý sure ve ayetler okunduktan sonra da ölenin ve diðer bütün geçmiþlerimizin affedilmesi için Allah’a dua edilir. Geride kalanlara saðlýklý ve hayýrlý ömürler geçirmesi ve ölümden ibret almalarý tavsiyesinde bulunulur. Peygamberimiz, “Siz cenaze namazýný kýldýðýnýz zaman 1 onun için içtenlikle dua ediniz.” buyurmuþtur. Ayrýca “Ýlahî! Sen bunun Rabb’isin, onu yaratan ve Müslüman eden sensin. Sen onun ruhunu aldýn. Onun gizli ve açýk hâllerini daha iyi bilirsin… Sen 2 onu baðýþla.” diyerek bize bu konuda rehberlik etmiþtir.

1 Riyazussâlihîn ve Tercemesi, C II, s. 294. 2 Riyazussâlihîn ve Tercemesi, C II, s. 294.

20

“…Rabb’imiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiþ imanlý kardeþlerimizi baðýþla; kalplerimizde, iman edenlere karþý hiçbir kin býrakma! Rabb’imiz! Þüphesiz ki sen çok þefkatli, çok merhametlisin.” Haþr suresi, 10. ayet.


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

Allah’ým! Ölmüþ olan bu kiþiye sonsuz rahmet, günahlardan maðfiret, cennet içinde bir hayat ver. Bu kiþiyi korktuðundan emin kýl, lütfun ile müjdele, onu yüksek mertebeye eriþtir. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ým! þeklinde de ölen kiþinin ardýndan dua edilebilir.

Allah’a dua etmek için belirli bir yere ve zamana ihtiyaç yoktur. Dilek ve isteklerin kabul edilebilmesi için özel bir yer seçmek de gerekmez. Allah, her an her yerde hazýrdýr ve kullarýnýn isteklerini duyar. Bundan dolayý insanýn her an her yerde ona dua edebilme imkâný vardýr. Dua etmenin belirli bir yeri ve zamaný olmadýðý gibi belirli bir þartý da yoktur. Kiþi dua ederken hiçbir aracýya gerek olmadan doðrudan Allah’a yönelebilir. Ölen bir Müslümanýn ardýndan Allah'tan rahmet dilemek, onu hayýrla yad etmek ve iyiliklerinden bahsetmek dinimizin tavsiye ettiði güzel davranýþlardandýr. Ayrýca ölen kiþinin ardýndan onun adýna hayýr yapmak da dinimizde öðütlenen davranýþlar arasýnda yer alýr. Ölen kiþinin yakýnlarýnýn hayýr iþlemesi güzel bir davranýþtýr. Ýnsanlar o hayýrdan faydalandýkça hayýr sahiplerine dua edeceklerdir. Vefat edenin adýna yapýlan eser ya da eserlerle adý ölümsüzleþecektir. “Bir kimse Peygamberimize geldi ve þöyle dedi: Ey Allah’ýn Resulü! Annem ansýzýn, vasiyet edemeden vefat etti… Þimdi ben onun adýna sadaka versem, annem sevabýna nail olur mu? 1 Peygamberimiz; evet, dedi.” Hayýr yapmanýn çeþitli þekilleri vardýr. Hem birey hem de toplumun ihtiyacýný karþýlamak amacýyla hayýr yapýlabilir. Toplumun yararlanabileceði bir hayýr yapýlýrken öncelikli ihtiyaçlara dikkat etmek gerekir. Bir yerde yol yoksa yol yapmak, hastaneye ihtiyaç varsa hastane yapmak, cami yoksa cami yapmak, okul yeterli deðilse okul yapmak ve kamunun faydalandýðý mekânlar yapmak vb. dinimizde önem verilen hayýrlardandýr. Peygamberimiz Hz. Muhammed, “Ýnsanlarýn en hayýrlýsý, insanlara en çok faydalý olandýr.” buyurmuþtur.

2

Yakýnlarýmýz adýna hayýr yapmak dinimizin tavsiye ettiði bir husustur. Bu konuda peygamberimiz þöyle buyurmaktadýr: “Ýnsan vefat edince üç þey hariç dünyadaki ameliyle iliþkisi kesilir. Ancak bu üç þey dolayýsýyla amel defterine sürekli hayýr yazýlýr. Bunlar; sadaka-i cariye (okul, hastane, cami, yol vb.), kendisinden istifade edilen bir ilim ve eser ile kendisine dua eden salih bir evlat geride 3 býrakmaktýr.”

1 Sahih-i Müslim ve Terc., C III, s. 195. 2 A. Himmet Berki, 250 hadis, s. 121. 3 Riyazussâlihîn ve Tercemesi, C II, s. 303.

21


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET 5. Kýyamet

Kýyamet; Yüce Allah’ýn belirlediði zaman gelince dünyadaki yaþamýn son bulmasýdýr. Dünya hayatýnda her þeyin bir sonu olduðunu, tüm canlýlarýn zamaný gelince birer birer yaþamýný yitirdiðini görmekteyiz. Her canlýnýn bir sonu olduðu gibi içinde yaþadýðýmýz dünya hayatýnýn da sonu vardýr. Bu husus Kur’an-ý Kerim’de þöyle ifade edilmiþtir: “Yeryüzünde bulunan her canlý yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabb’inizin zatý baki kalacak. Öyleyken Rabb’inizin hangi nimetlerini 1 yalanlayabilirsiniz?”

Yukarýdaki ayeti arkadaþlarýnýzla yorumlayýnýz.

Kýyamet kavramý Kur’an-ý Kerim’de “saat” kelimesiyle ifade edilmiþ ve onun zamanýný Allah’tan baþka hiç kimsenin bilemeyeceði belirtilmiþtir. Yüce Allah Kur’an-ý Kerim’de konu ile ilgili olarak “Sana kýyameti, ne zaman gelip çatacaðýný soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabb’imin katýndadýr. 2 Onun vaktini ondan baþkasý açýklayamaz…” buyurmuþtur. Kýyametin kopuþu, Ýsrafil adlý meleðin sûra üflemesiyle baþlayacaktýr. Kýyametin nasýl kopacaðý konusu Kur’an-ý Kerim’de þu þekilde anlatýlmaktadýr: “Sûra üflenince, Allah’ýn diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne 3 göresin, onlar ayaða kalkmýþ bakýyorlar.” Her insanýn davranýþlarý “kirâmen kâtibîn” ismi verilen melekler tarafýndan yazýlmaktadýr. Ýnsan, ahirette dünya hayatýnda yapýp ettiklerinden sorguya çekilecektir. Bu durum insanýn sorumluluk bilinciyle hareket etmesini saðlar. Kur’an-ý Kerim’de Yüce Allah, “ Kuþkusuz, insaný biz yarattýk ve nefsinin kendisine fýsýldadýklarýný biliriz ve biz ona þah damarýndan daha yakýnýz. Ýki melek, insanýn saðýnda ve solunda oturarak yaptýklarýný yazmaktadýrlar. Ýnsan hiçbir söz söylemez ki yanýnda 4 gözetleyen ve söylediklerini yazan bir melek bulunmasýn.” buyurmaktadýr. Baþka bir ayette ise “... Ýnsan için kýyamet gününde, açýlmýþ olarak önüne konacak bir kitap çýkarýrýz. Kitabýný oku! 5 Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter deriz.” buyurmuþtur. Allah’a ve ahiret gününe inanan insan, kötü davranýþlardan kaçýnýr, insanlara yararlý olmaya çalýþýr ve tüm canlýlara merhamet duygularýyla yaklaþýr. Ahiret inancý, dünyada yaptýklarýmýzýn hesabýnýn sorulacaðý fikri, günlük yaþantýmýzda kötülükten caydýrýcý bir tesir yapar. Ýnsaný baþkalarýna iyilik yapmaya ve güzel ahlak sahibi olmaya teþvik eder.

“Ýnsanlar sana kýyametin vaktini soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Allah katýndadýr. Ne bilirsin belki de zamaný yakýndýr.” (Ahzab suresi, 63. ayet.) “Kýyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç þüphe yoktur. Fakat insanlarýn çoðu buna inanmazlar.” (Mümin suresi, 59. ayet.) 1Rahman suresi, 26-28. ayetler. 2 A’raf suresi, 187. ayet. 3 Zümer suresi, 68. ayet. 4 Kaf suresi, 16-18. ayetler. 5 Ýsra suresi, 13-14. ayetler.

22


6. Yeni Bir Hayat: Ahiret Ahiret; kýyametin kopmasýndan sonra baþlayacak, diriliþten sonra sürekli devam edecek olan hayata denir. Kur’an’da, ahiret hayatý, “kavuþma günü, “toplanma günü”,“sonsuzluk günü”, “ hasret günü”, “hesap günü”, “ din günü” ve “ hüküm günü” gibi isimlerle ifade edilir. Kur’an-ý Kerim, Allah’ýn birliðine imandan sonra en çok ahirete iman konusu üzerinde durmaktadýr. Birçok ayette, ahirete iman ile Allah’a iman birlikte ifade edildiði gibi ahireti inkâr edenlerin Allah’ý da tanýmadýklarý bildirilmektedir. Ahiret inancý, fert için olduðu kadar, sosyal hayat için de çok önemlidir. Öldükten sonra dirilme ve yaptýklarýnýn hesabýný verme inancý, bu dünya hayatýnda insanlýðýn huzuru için önemlidir. Bu inancýn yerleþmesinin iyilik ve güzellikleri artýrýp kötülük ve fenalýklarý da azaltacaðý muhakkaktýr. Ahiret hayatý hakkýnda Hz. Muhammed’in , “Dünya ahiretin tarlasýdýr.” sözü ahiret için dünya hayatýnda hazýrlýk yapýlmasý gerektiðini göstermektedir. Ahiret hayatýnýn varlýðýna inanmanýn insan için deðeri büyüktür. Ölen her insan, ahiret gününde mutlaka dirilecektir. Akýllý ve irade sahibi bir varlýk olmasý nedeniyle de dünyada yaptýklarýndan sorumlu tutulacaktýr.

Kompozisyon Yazýnýz Ahiret inancý hayatýmýzý nasýl etkilemektedir? Ahiret hayatýnýn gerçekleþeceðine inanmak, insandaki adalet fikrinin de bir gereðidir. Dünya hayatýnda haksýzlýða uðrayan insanlar, haklarýnýn iade edilmesini isterler. Eðer haklarýn iadesi bu dünyada tam olarak saðlanamazsa ahiret hayatýnda adaletin gerçekleþmesini arzu ederler. Ýnsanýn, bu dünyada sorumluluk duygusu ile hareket etmesinde ahiret inancýnýn rolü büyüktür. Yüce Allah Kur’an-ý Kerim’de, “Allah, gökleri ve yeri hak ile yaratmýþtýr, böylece herkes, kazandýðýnýn 1 karþýlýðýný görsün. Kimseye haksýzlýk edilmez.” buyurmaktadýr. Hayatta sürekli bir hareketlilik vardýr. Ýnsan doðuyor, büyüyor ve sonunda ölüyor. Yapraklar yeþeriyor, sararýyor ve düþüyor. Ýnsan bütün bunlarýn bir amaca yönelik olduðunu hissedebilir. Kur’an bu duruma “Onlar var güçleriyle yemin edip: ‘Allah ölen kimseyi diriltmez!’ dediler. (Hayýr, diriltecektir.) Bu, 2 onun gerçek olarak üzerine aldýðý bir vaattir. Ama insanlarýn çoðu bilmezler.” þeklindeki ayetle iþaret etmektedir. Ýnsanlar dünyada iken yaptýklarýnýn karþýlýðýný ahirette göreceklerdir.

1 Casiye suresi, 22. ayet. 2 Nahl suresi, 38. ayet.

23

ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET Ýnsan, bu dünyada hem iyilik hem de kötülük yapýldýðýna þahit olmaktadýr. Birçok defa haksýzýn cezasýz kaldýðýný, haklýnýn hakkýný tam olarak alamadýðýný görmekte ve bu duruma üzülmektedir. Akýl ve vicdan, iyinin kötüye karþý galip gelmesini; iyiliðe karþý ödül, kötülüðe karþý ceza verilecek bir günün olmasýný istemektedir. Ahiret hayatý olmasa, dünyada insanlarýn yaptýðý kötülüklerin hesabý nerede görülecektir? Allah mutlak adalet sahibi olduðu için yaptýðýmýz davranýþlarý adaletli bir þekilde deðerlendirecektir. Ýnanýp iyi, güzel ve hayýrlý iþ yapanlar, yaptýklarýnýn karþýlýðýný fazlasýyla görecekler; kötü davranýþlarda bulunanlar ise bunun cezasýný çekeceklerdir. Bu durumu Kur’an þöyle belirtmektedir: 1 “...Kýyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peþine koþtuðu þeyin karþýlýðýný bulsun diye.” , “O gün herkese kazandýðýnýn karþýlýðý verilir. O gün haksýzlýk yoktur. Þüphesiz Allah, hesabý çarçabuk 2 görendir.” Mükemmel bir þekilde yaratýlan evrenin, insanýn emrine verilen bütün varlýklarýn, sadece dünya hayatýyla sýnýrlý bir amaca hizmet etmesi mümkün deðildir. Yüce Allah Kur’an-ý Kerim’de, “Sizi sadece 3 boþ yere, gayesiz yarattýðýmýzý ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceðinizi mi sandýnýz?” buyurmuþtur. Günlük hayatýmýzda bile yetkilerimiz arttýkça buna paralel olarak sorumluluðumuz da artmaktadýr. Sorumluluðumuzu yerine getirip getirmediðimizin hesabýnýn sorulmasý için ahiret gereklidir.

YORUMLAYALIM “O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardýr. O gün birtakým yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir. Yine o gün birtakým yüzleri de keder bürümüþ, hüzünden kapkara kesilmiþtir. Ýþte bunlar kâfirlerdir, günahkârlardýr.” (Abese suresi, 37-42. ayetler.) Yukarýdaki ayeti arkadaþlarýnýzla yorumlayýnýz.

Kýyametin kopmasýndan sonra “Ýsrafil” adlý melek sûra ikinci defa üfürecek, insanlar yeniden diriltilecekler ve hesap vermek üzere “mahþer” denilen yerde toplanacaklardýr. Hesap günü insanlara dünyada iken yaptýklarýnýn içinde yazýlý olduðu amel defterleri daðýtýlacaktýr. Kim zerre miktarý iyilik yapmýþsa mükâfatýný, kim zerre miktarý kötülük yapmýþsa cezasýný çekecektir. Dünya hayatýný iyi deðerlendiren, Yüce Allah’ýn istediði gibi bir insan olmaya çalýþanlar, ahirette gerçek mutluluðu yakalayacaklar ve cennete kavuþacaklardýr.

1 Tâhâ suresi, 15. ayet. 2 Mümin suresi, 17. ayet. 3 Müminûn suresi, 115. ayet.

24


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET Yüce Allah, öldükten sonra tekrar dirilmeyi, kuru topraðýn yaðmurla birlikte tekrar canlanýp ürün vermesine benzetmiþtir. Toprak kuru, susuz iken hiçbir ürün vermez, âdeta ölüdür. Ama yaðmur yaðýp da kuru toprak suya doyunca canlanýr ve bizlere ürün verir. Kur’an-ý Kerim’de bu durum, “Gökten bereketli bir su indirip onunla kullar için rýzýk olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiþ kat kat tomurcuklarý olan hurma aðaçlarý bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye yaþam verdik. Ýþte (dirilip kabirlerden) 1 çýkýþ da böyledir.” þeklindeki ayetle dile getirilir. Bir baþka ayette ise “… Yeryüzünü ölümünün ardýndan 2 o canlandýrýyor. Siz de (mezarlarýnýzdan) iþte böyle çýkarýlacaksýnýz.” buyrulur.

“ Ey insanlar! Eðer yeniden dirilmekten þüphede iseniz, þunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra aþýlanmýþ yumurtadan, sonra uzuvlarý önce belirsiz, sonra belirlenmiþ canlý et parçasýndan yarattýk ki size kudretimizi gösterelim. Ve dilediðimizi belirlenmiþ bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dýþarý çýkarýrýz. Sonra güçlü çaðýnýza ulaþmanýz için(sizi büyütürüz.) Ýçinizden kimi vefat eder; yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çaðýna kadar götürülür, ta ki bilen bir kimse olduktan sonra bir þey bilmez hâle gelsin. Sen, yeryüzünü de kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; Fakat biz, üzerine yaðmur indirdiðimizde o, kýpýrdanýr, kabarýr ve her çeþitten iç açýcý bitkiler verir. Çünkü Allah, hakkýn ta kendisidir. O, ölüleri diriltir; yine onun her þeye güçü yeter. Kýyamet vakti de gelecektir; bunda þüphe yoktur. Ve Allah kabirlerdeki kimseleri diriltip kaldýracaktýr." (Hac suresi, 5-7. ayetler.) Yukarýdaki ayeti ahiretin önemi açýsýndan yorumlayýnýz.

Kur’an-ý Kerim, yeniden dirilme konusunda Mekkeli müþriklerle Peygamberimiz Hz. Muhammed arasýnda geçen bir tartýþmaya deðinir. Yeniden dirilmeyi inkâr edip, “Çürümüþ kemikleri kim diriltecek?” diye soranlara Yâsin suresindeki þu ayetlerle cevap verir: “ Ýnsan, kendi yaradýlýþýný unutarak bize de bir örnek getirdi. Dedi ki: Çürümüþ kemikleri kim diriltecek? Onlarý ilk defa yaratmýþ olan diriltecektir. Çünkü 3 o, hakkýyla her türlü yaratmayý bilendir.” Gökleri ve yeri yaratan ve onlarý belli bir düzen içinde tutan Yüce Allah’ýn, insaný öldükten sonra diriltmeye elbette gücü yeter. “Gökten bir ölçüye göre suyu indiren odur. Biz onunla (kupkuru), ölü bir beldeye hayat veririz. Ýþte siz de böylece (mezarlarýnýzdan) 4 çýkarýlacaksýnýz.” ayeti de bu gerçeði dile getirir. “ Her þeyin hükümranlýðý elinde olan Allh’ýn þaný yücedir! Siz yalnýz ona döndürüleceksiniz.” Yâsin suresi, 83. ayet.

NOT ALALIM

1 Kaf suresi, 9-11. ayetler. 2 Rum suresi, 19. ayet 3 Yasin suresi, 78-79. ayetler. 4 Zuhruf suresi, 11. ayet.

Kýþýn ölü gibi görünen yeryüzünün, ilkbaharda yeniden canlanmasý, öldükten sonra diriliþin göz, kulak, akýl ve tefekkür sahiplerine mümkün olduðunu göstermektedir. Yüce Allah, baharda ölmüþ tabiatý hangi kanunla diriltiyorsa, kýyamet günü insanlarý da ayný kanunla diriltecektir. 25


ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

TABUT Tahtadan yapýlmýþ bir uzun kutu Baþ tarafý geniþ, ayak ucu dar. Çakanlar bilir ki, bu boþ tabutu, Yarýn kendileri dolduracaklar. Her yandan küçülen bir oda gibi, Duvarlarý yanaþmýþ, tavan alçalmýþ. Sanki bir taþ bebek kutuda gibi, Hayalim, içinde uzanmýþ, kalmýþ. Cýlýz vücuduma tam görünse de, Ýçim, bu dar yere sýðýlmaz diyor. Geride kalanlar hep dövünse de, Ýnsan birer birer yine giriyor. Ölenler yeniden doðarmýþ; gerçek! Tabut deðil ki bu, bir tahta kundak. Bu aðýr hediye kime gidecek, Çakýlýr çakýlmaz üstüne kapak? Necip Fazýl KISAKÜREK Çile, s. 69.

26


ÜNÝTEMÝZÝ DEÐERLENDÝRELÝM 1. “Her nefis ölümü tadacaktýr. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceðiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya suresi, 35.) ayetini yorumlayýnýz.

ÝNANÇ

DÜNYA HAYATI VE AHÝRET

2. Ahiret inancýnýn dünya hayatýný anlamlandýrmaya katkýsý nasýldýr? Belirtiniz. 3. Kur’an-ý Kerim’de yeniden diriliþle ilgili ne gibi örnekler verilmektedir? 4. Taziye ne demektir? Taziye esnasýnda dikkat etmemiz gereken hususlar nelerdir? Açýklayýnýz. 5. Aþaðýdakilerden hangisi vefat eden bir Müslümanýn arkasýndan yapýlmamasý gereken bir davranýþtýr. A) Onun için Allah’tan rahmet dilemek. B) Cenazesine katýlmak. C) Defnedilmesine yardýmcý olmak. D) Yakýnlarýna baþsaðlýðý dilemek. E) Arkasýndan hatalarýný söylemek. 6. Taziye için gidildiðinde aþaðýdakilerden hangisi söylenmez? A) Allah sabýr versin.

B) Baþýnýz saðolsun.

D) Allah sabrýnýzý artýrsýn.

E) Allah rahmet eylesin.

C) Allah uzun ömür versin.

Aþaðýdaki bilgilerden doðru olanlarý (D), yanlýþ olanlarý (Y) ile iþaretleyiniz. 7. Tabiat bizim için yaratýlmýþtýr. Ýstediðimiz gibi kullanabiliriz. ( … ) 8. Ölüm korkusunu aþabilmenin yolu ölümü düþünmemektir. ( … ) 9. Kötülüklerin ve iyiliklerin tam olarak karþýlýðýnýn görüleceði yer ahirettir. (… ) 10. Mevlit okutmak sünnettir. (…) 11. Ahiret hayatýna inanmak, insanýn kendi kendini denetlemesini (otokontrol) saðlar. (…)

27


ÖÐRENME ALANI:

ÝBADET ÜNÝTE 2 TÖVBE VE BAÐIÞLAMA

ZIRLANALIM

ÜNÝTEMÝZE HA

zleri

ek büyüklüktür." sö

mdir." ve "Affetm ür dilemesi bir erde

1. "Hata yapanýn öz z. i düþününüz. üzerinde düþününü sal açýdan önemin um pl to ve el ys re lunuz. 2. Hoþgörünün bi lamýný sözlükten bu an ýn rýn tla fa sý ” m bulunuz. an, Rahîm dis, atasözü ve deyi ha , 3. Allah’ýn “Rahm et ay r re bi ili baðýþlamak ile ilg 4. Hata yapmak ve

1. Ýnsan Hata Yapabilen Bir Varlýktýr Ýnsan; bilgi edinme, düþünme gibi özellikleri ile varlýklar içerisinde farklý bir konumda yaratýlmýþtýr. O, iyiyi ya da kötüyü seçme özgürlüðünün yanýnda bunlarý gerçekleþtirme gücüyle de donatýlmýþ ve yaptýklarýndan sorumlu tutulmuþtur. Ýnsan, iyi ya da kötüyü kendi aklý ve iradesiyle seçer. Bazen hata yapabilir ve günah iþleyebilir. Yapýlan hata ve iþlenen günahlarýn iyiliklere ve güzelliklere dönüþtürülmesi mümkündür. Günahtan kaçýnmak ve Allah’tan baðýþlanma istemek güzel bir davranýþtýr. Hz. Peygamber, insanlarýn hata yapabileceklerine iþaret ederek þöyle buyurmuþtur: “Ýnsanoðlunun her biri hata yapabilir. Ancak hata yapanlarýn 1 en hayýrlýsý tövbe edenlerdir.” Ýlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem ve eþi Hz. Havva, þeytanýn aldatmasýyla hata yapmýþlar fakat hemen Allah’a yakarýp tövbe ederek baðýþlanma isteðinde bulunmuþlardýr. Allah da onlarý 2 baðýþlamýþtýr. Yaratýlmýþlarýn en þereflisi olan insan, doðruyu seçme konusunda iradesini kullanmalý, yaratýlýþýnda var olan duygu, arzu ve hisleri en güzel þekilde deðerlendirmelidir. Bu konuda Hz. Peygamber, hata ve günahlardan kaçýnmanýn önemini ifade ederek þöyle 3 buyurmuþtur: “Asýl muhacir (hicret eden), hata ve günahlarý terk edebilen kimsedir.” 1 Tirmizi, Kýyamet, 50. 2 bk. A’raf suresi, 20-23. ayetler; Taha suresi, 120-122. ayetler. 3 Buhari, Ýman, 4-5.

28


Ýslam dininde; hata yapan ve günah iþleyen insana yaþamýnýn son anýna kadar tövbe etme imkâný sunulmuþ ve iyi iþler yapabilme fýrsatý verilmiþtir.

TARTIÞALIM Hatasýz kul olmaz. Beþer þaþar. Kusursuz dost arayan dostsuz kalýr.

ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA

Yukarýdaki ifadeleri konu baþlýðý çerçevesinde tartýþýnýz. 2. Tövbe Hatadan Dönme ve Ýyiye Yönelme Erdemidir Yapýlan hata ve iþlenen günahlardan piþmanlýk duyarak Allah’tan baðýþlanma dilemeye, iyiye yönelmeye “tövbe” denir. Hata yapmak insana özgü bir davranýþ olduðu gibi hatasýný anlayýp özür dilemek de insani bir özellik ve erdemdir. Önemli olan tövbe eden kimsenin samimi bir niyet ve kararlýlýkla kötülüklerden dönüþ yapmasý ve arkasýndan iyilik yaparak kendisini affettirmeye çalýþmasýdýr. Allah, “Ancak tövbe edip davranýþlarýný düzeltenler, Allah'a (kitabýna) sarýlanlar, dinlerini (ibadetlerini) yalnýz onun için yapanlar baþkadýr. Ýþte bunlar (gerçekte) müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere yakýnda 1 büyük mükâfat verecektir.” buyurarak tövbe edip iyiliðe yönelenlere yaptýklarýnýn karþýlýðýnýn en güzel bir þekilde verileceðini bildirmektedir. Kur’an-ý Kerim’den bir dua örneði “... Rabb’imiz, unuttuklarýmýzdan veya yanýldýklarýmýzdan dolayý bizi sorumlu tutma. Rabb’imiz, bize, bizden öncekilere yüklediðin gibi aðýr yük yükleme. Rabb’imiz, güç yetiremeyece-ðimiz þeyi bize taþýtma. Bizi affet. Bizi baðýþla. Bizi esirge. Sen bizim mevlâmýzsýn...” (Bakara suresi, 286. ayet.)

Tövbe eden kimse, bir yandan söz ve davranýþlarýyla piþmanlýðýný gösterir, diðer yandan da tekrar hata yapmama konusunda içtenlikle karar vermiþ olur. Bu konuda Kur’an’da,“Onlar, çirkin bir iþ yaptýklarýnda veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peþinden hemen Allah’ý anar, günahlarýnýn affedilmesini dilerler. Zaten günahlarý Allah’tan baþka kim affedebilir ki? Bir de onlar, bile bile 2 iþledikleri günahlarda ýsrar etmez, o günahlarý sürdürmezler.” buyrulmuþtur. Hz. Muhammed sýk sýk tövbe etmiþ ve insanlara tövbe etmelerini tavsiye etmiþtir. O, “...Ben tövbe 3 ve rahmet peygamberiyim.” buyurmuþ ve “Allah’ým! Sen çok affedicisin, çok cömertsin, affetmeyi 4 seversin, beni de affet." duasýný sýk sýk tekrar etmiþtir. Hata yapan ve günah iþleyen insan tövbe ederek yeni bir baþlangýç yapar, geleceðe ümitle bakar ve kendini iyiliklere hazýrlar. Ýyiye yönelme kararlýlýðýnda olan kimse, tövbe ettikten sonra hak sahiplerinden helallik istemeli, kötülüklere düþmeme ve iyiliklere devam konusunda sabýr göstermelidir.

1 Nisa suresi, 146. ayet. 2 Al-i Ýmran suresi, 135. ayet. 3 Müslim, Fezail,126. 4 Tirmizî, Deavât, 84.

29


ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA 3. Allah Baðýþlayýcýdýr, Baðýþlayaný Sever

Allah hem tövbe eden kimseleri engin rahmetiyle affedip baðýþlar hem de insanlardan birbirlerinin hatalarýný baðýþlamalarýný isteyerek onlardan olgun ve hoþgörülü olmalarýný ister.

DÜÞÜNELÝM Hata yapmakla ayný hatayý bilerek tekrarlamak arasýndaki farklar üzerinde düþününüz?

Allah’ýn güzel isimlerinden bir kýsmý; onun merhametli, tövbeleri kabul edici, baðýþlayýcý ve günahlarý örtücü olmasýyla ilgilidir. Allah, çok merhametli (Rahim)dir. Tövbeleri çokça kabul eden (Tevvâb)dir. Ayýp ve kusurlarý örten (Settar)dir. Baðýþlamasý çok olan (Afuvv)dýr. Ýnsanlar Allah’ýn isim ve sýfatlarýný dikkate alarak birbirini seven, merhamet sahibi, barýþ ve esenlik taraftarý aile ve toplumlar oluþturabilirler.

Kur’an ayetlerinin birçoðunda bir taraftan tövbe etmek ve baðýþlanmayý istemek tavsiye edilmekte 1 diðer taraftan da Allah’ýn tövbeleri kabul edeceði vurgulanmaktadýr. “...Rahmetim her þeyi kuþatmýþtýr...” ayetiyle Allah’ýn merhameti hatýrlatýlmakta ve insanýn hatasýndan dönerek kararlýlýkla tövbe etmesi istenmektedir. "Ey kendilerine kötülük edip (günahta) aþýrý giden kullarým! Allah'ýn rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doðrusu Allah günahlarýn hepsini baðýþlar. Çünkü o, baðýþlayandýr, 2 3 merhametlidir." Bir baþka ayette de “... Ben tövbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.” buyuran Yüce Allah, kendisine yapýlan tövbe ve yakarýþý boþ çevirmeyeceðini ifade etmektedir. Çok baðýþlayýcý olan Allah, baðýþlayan insanlarý sever. Nitekim Kur’an-ý Kerim’de insanýn affetmesi, baðýþlayýp müsamaha göstermesi övülmüþtür. Bu konuda Þûrâ suresinin 40. ayetinde þöyle buyrulmaktadýr: “... Kim affeder, haksýzlýk edenle arasýný düzeltirse onun da mükâfatý Allah’a aittir...” Yine Bakara suresinin 263. ayetinde, “Güzel söz ve baðýþlama, arkasýndan incitme gelen sadakadan daha iyidir...” ifadesi de baðýþlamanýn önemine ve insanlarýn güzel bir dil kullanmalarýnýn gereðine iþaret etmektedir. Bu gerçekten hareketle bütün peygamberler; sabýr, þefkat ve baðýþlamayla insanlara ulaþmýþlar, vahyin ýþýðýnda hikmet ve en güzel bir yaklaþýmla öðüt vermiþlerdir. Hata ve kusurlarý örtmek, özür dileyen kimsenin özrünü kabul etmek, hatayý telafi edecek zaman ve imkân tanýmak, hoþgörü ve þefkatle insanlar arasýndaki kardeþliði pekiþtirmeye çalýþmak insanlýðýn barýþ ve huzuru için en temel ortak deðerlerdendir.

OKUYALIM - YORUMLAYALIM Hz. Muhammed (s.a.v.) tövbe ile ilgili þu örneði vermiþtir: "Allah, mümin kulunun tövbesinden, týpký þu kimse gibi sevinir: Bir adam; hiç bitki bulunmayan, ýssýz, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceðini ve içeceðini üzerine yüklemiþ olduðu bineði ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) baþýný yere koyup uyur. Uyandýðý zaman görür ki, hayvaný baþýný alýp gitmiþtir. Her tarafta arar fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz ve yorgun düþüp, "Hayvanýmýn kaybolduðu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayým." der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine baþýný koyup uzanýr. Derken bir ara uyanýr. Bir de ne görsün! Baþý ucunda hayvaný durmaktadýr, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. Ýþte Allah'ýn, mümin kulunun tövbesinden duyduðu sevinç, kaybolan bineðine ve azýðýna kavuþan bu adamýn sevincinden kat be kat fazladýr." (Buharî, De'avât, 4.) 1 A’raf suresi, 156. ayet. 2 Zümer suresi, 53. ayet. 3 Bakara suresi, 160. ayet.

30


4. Baðýþlama Bireysel ve Toplumsal Hoþgörünün Temelidir Baðýþlama ile hoþgörü arasýnda yakýn bir iliþki vardýr. Hoþgörü farklý düþünce ve davranýþlarý anlayýþla karþýlayarak saygý göstermektir. Hoþgörü, hayatýn hemen her alanýnda geçerlidir. Bu anlayýþ aile fertlerinin birbirlerine karþý davranýþlarýndan okuldaki davranýþlara, toplu taþýma araçlarýndan çarþý, pazar ve iþ yerlerine varýncaya kadar günlük hayatýn her safhasýnda etkili olmalýdýr. Baþkalarý ile iyi iliþkiler kurmanýn ilk þartý, insanlara hoþgörü ile davranmasýný bilmektir. Ýnsanlar arasýndaki iletiþim ve etkileþimin saðlýklý olmasý, hem bireysel hem de toplumsal açýdan son derece önemlidir. Çünkü insan ayný zamanda toplum içinde yaþayan sosyal bir varlýktýr. Toplum belirli bir iþ bölümü ve kurallar çerçevesinde varlýðýný sürdürür. Bu nedenle kendisini oluþturan fertlerden birtakým beklentilerde bulunur. Bu beklentilere karþýlýk veremeyen kiþiler toplum tarafýndan kýnanýr. Ýnsan, aile bireylerinden ya da arkadaþlarýndan birinin kalbini kýrabilir, onu incitebilir veya üzebilir. Böyle bir hata yaptýðýnda bu hatalý davranýþtan dolayý özür dilemelidir. Olgun insan da bu özürden sonra affetmesini bilmelidir. Âl-i Ýmrân suresinin 159. ayetinde, “...Þayet sen kaba, katý yürekli olsaydýn, hiç þüphesiz etrafýndan daðýlýp giderlerdi...” buyrularak Hz. Muhammed’in insanlara hoþgörülü davranmasýnýn önemine iþaret edilmektedir. Hz. Muhammed de savaþlarda yaþlýlara, kadýnlara, çocuklara dokunulmamasý yönünde emirler vermiþtir. Kazanýlan topraklarda yaþayan farklý din ve inançlara mensup kiþileri, inanç ve ibadetlerinde serbest býrakmýþtýr. Varlýðýný mutlu bir þekilde sürdürebilmesi için bireyin huzurlu ve hoþgörülü bir ortamda yaþamasý gerekir. Gerek bireysel gerekse toplumsal iliþkiler; düþmanlýk, kin ve nefret üzerine kurulmamalýdýr. Olumsuz davranýþlar yapan daha sonra hatasýný anlayýp telafi etmek için çaba gösteren kimseler, hoþgörüyle karþýlanmalýdýr. Toplumda hoþgörülü bir ortam oluþturularak hatalar affedilmeli ve bu insanlar topluma kazandýrýlmalýdýrlar.

31

ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA


ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA

Baðýþlamak sadece bireyi mutlu kýlmakla kalmaz, olumlu katkýsýný her alanda hissettirir. Baðýþlanan kiþi içinde yaþadýðý toplumla barýþýr ve o toplumun deðer yargýlarýyla yeniden bütünleþir. Baðýþlamayý baþaran bireylerin oluþturduðu toplumda sevgi, saygý ve hoþgörü egemen olur. Ýnsanlar arasý iliþkilerde açýk sözlülük, dürüstlük, samimiyet ve yardýmlaþma ön plana çýkar.

TARTIÞALIM Bireysel ve toplumsal hoþgörüyü saðlamak için kiþilere düþen görevler nelerdir? 5. Ýyilikler Kötülükleri Giderir

Güzel ahlakýn temelini oluþturan iyilik baþkalarýna yapýlan maddi ve manevi tüm yardýmlarý kapsar. Ýyilik; ahlaki erdemlerin DÜÞÜNELÝM birçoðunu içine alan deðerler bütünüdür. Kur’an-ý Kerim’de çok sayýda ayette iyiliðin tanýmý yapýlmaktadýr. Bu ayetlerden birinde Ýçtenlikle tövbe eden bir iyilik þöyle anlatýlýr: “...Asýl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, insanýn hayatýnda ne gibi deðiþiklikler meydana meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan gelir? sevgilerine raðmen, onu yakýnlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmýþa, (ihtiyacýndan dolayý) isteyene ve insanlarý kölelikten kurtarmaya harcamak için verenler; namazý dosdoðru kýlan, zekâtý veren, antlaþma yaptýklarýnda sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalýkta ve savaþýn kýzýþtýðý zamanlarda (direnip) sabredenlerin 1 tutum ve davranýþlarýdýr...” Ýyilik beden gücü ile yapýlabildiði gibi, bilgi ve mal ile de yapýlabilir. Yere düþen bir çocuðu kaldýrmak, bildiklerini baþkalarý ile paylaþmak ve yoksul kimselere sadaka vermek iyilik örnekleridir. Ýyilik yapmak ile tövbe etmek arasýnda yakýn bir iliþki vardýr. Tövbe ettikten sonra iyiye yönelmek ve iyi iþler yapmak Allah’ýn rýzasýna uygun olduðu gibi, kiþinin tövbesinin devamý açýsýndan da önemlidir. 2 Kur’an’ý Kerim’de, “...Ýyilikler, kötülükleri (günahlarý) giderir...” buyrularak yapýlan iyiliklerin kötülükleri affettirebileceði gerçeði apaçýk ortaya konulmaktadýr. Furkan suresinde, “Tövbe edip de inanan ve iyi iþ yapanlar baþka. Allah, iþte YORUMLAYALIM onlarýn kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, Hz. Muhammed iyilik yapmak ile ilgili bir çok baðýþlayan ve çok merhamet edendir. Kim hadisinde, insanlarýn ölünce sevaplarýnýn de tövbe eder ve iyi iþ yaparsa iþte o, Allah'a yazýldýðý amel defterinin kapanacaðýný, ancak 3 tövbesi kabul edilmiþ olarak döner." buyrularak bazý insanlarýn öldükten sonra da sevaplarýnýn iyilik yapmanýn önemine dikkat çekilmiþtir. yazýlmaya devam edeceðini haber vermiþtir. Peygamberimiz bir sözünde, “Nerede olursan ol, Allah’tan kork ve iþlediðin kötülüðün hemen 4 arkasýndan onu yok edecek bir iyilik yap.” buyurarak yapýlan iyiliklerin kötülükleri gidereceðine iþaret etmiþtir. Yine Hz. Muhammed yapýlan iyiliklerin katlanarak ödüllendirileceðini belirtmiþ ve þöyle buyurmuþtur: "Allah iyilikleri ve kötülükleri yazmýþ sonra bunlarýn durumunu þöyle açýklamýþtýr. Kim bir iyilik yapmaya karar verir de bunu yapamazsa, Allah kendi katýnda bunu yapýlmýþ bir iyilik olarak yazar. 1 Bakara suresi, 177. ayet. 2 Hud suresi, 114. ayet. 3 Furkan suresi, 70, 71. ayet. 4 Tirmizi, Birr, 55.

32

Bunlar; 1. Kendisine dua edecek hayýrlý bir evlat yetiþtiren, 2. Herkesin faydalanabileceði eser yazýp, ilme katký saðlayan, 3. Okul, hastane, cami, çeþme gibi insanlarýn sürekli kullanabileceði eserler býrakan kimse. (Müslim, Vasiyet, 14.) Hz. Muhammed'in yukarýdaki hadisini yorumlayýnýz.


Eðer iyilik yapmaya karar verir de bunu yaparsa, Allah kendi katýnda bunu onun için ondan yedi yüze kadar pek çok katlayýp yazar. Kim bir kötülük yapmaya karar verir de bunu yapmazsa, Allah kendi katýnda bunu onun için tam bir iyilik olarak yazar. Eðer kötülük yapmaya karar verir de 1 yaparsa, Allah bunu onun için bir kötülük olarak yazar." Ýyilik yapmada esas olan herhangi bir çýkar gözetmemektir. Gösteriþten uzak ve çýkar beklemeksizin yapýlan iyiliklerin, günahlarýn baðýþlanmasýna sebep olacaðý Kur’an-ý Kerim’de þu þekilde açýklanmýþtýr: "Sadakalarý açýktan verirseniz, ne güzel! Fakat onlarý, gizleyerek fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayýrlýdýr ve günahlarýnýzdan bir kýsmýna da keffaret (affedilmesine sebep) olur. Allah, 2 yaptýklarýnýzdan haberdardýr." Baþkalarýna ve özellikle ihtiyaç sahiplerine iyilik yapanlar Allah’ýn hoþnutluðunu da kazanmýþ olurlar. Bununla ilgili olarak Kur’an-ý Kerim’de, “Böylece Allah onlarýn yaptýklarý en kötü iþi bile affeder 3 ve yaptýklarý makbul iþlerin karþýlýðýný en güzel þekilde verir.” buyrulmaktadýr. Yine Kur’an-ý Kerim’de Yüce Allah, "...Kim Allah'a inanýr ve iyi amel iþlerse Allah onun kötülüklerini örter ve 4 onu içinden ýrmaklar akan, ebediyen kalacaklarý cennetlere sokar. Ýþte bu, büyük kurtuluþtur." buyurarak iyilik yapanlara cennetin güzelliklerini müjdelemiþtir. Güzel davranýþlar sergileyen, anne-babaya iyilik yapan, büyüklere saygý, küçüklere sevgi gösteren, akraba ve komþu haklarýný gözeten kiþiler, bu davranýþlarý sonucunda huzurlu ve mutlu olurlar. Ýyilikleri tavsiye edip kötülükleri engellemeye çalýþan, insanlara güler yüzlü davranan, selamlaþan, affedici olan kiþiler, diðer insanlarla barýþ ve güven içinde yaþarlar. Tövbe ettikten sonra iyilik yapmaya da özen gösterilmelidir. Allah yaptýðýmýz iyilikler nedeniyle hatalarýmýza dair tövbemizi kabul edeceðini belirtir. Bu nedenle iyi niyet ve kararlýlýkla hayýr yarýþý sürdürülmelidir.

TARTIÞALIM "Ýyilik yap denize at, balýk bilmezse, Hâlik (yaratan) bilir." Yukarýdaki atasözünde ne anlatýlmak istenmiþtir? Arkadaþlarýnýzla tartýþýnýz.

1 2 3 4

Buhari, Rikak, 3. Bakara suresi, 271. ayet. Zümer suresi, 35. ayet. Tegabün suresi, 9. ayet.

33

ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA


ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA

OKUMA METNÝ AFFETMEK BÜYÜKLÜKTÜR Anneler günü ile ilgili yapýlmasý gerekenlerin konuþulduðu bir derste Kenan öðretmen, anne ve baba haklarýndan bahsetmiþ ve aslýnda her günün anneler günü olarak kabul edilmesinin doðru olacaðýný belirtmiþti. Herkes, annesini nasýl mutlu edeceðini düþünürken sýnýfýn sakin ve içine kapanýk öðrencisi Selda, öfkeli ve titrek sesi ile bir anda dikkatleri üzerine çekti: - Annemi sevmiyorum ve affetmiyorum. Ben küçük yaþta iken evi terk edip kaçmýþ. Bütün sýnýf þaþkýnlýk içinde Selda’yý dinliyordu. Selda konuþmasýna þöyle devam etti: - Annemin benim üzerimde ne hakký olabilir ki öðretmenim? Kenan öðretmen bu soruya nasýl karþýlýk verilebilir, bu durumda ne söylenebilir diye bir an düþündü. Sýnýf, merakla öðretmenin cevabýný bekliyordu. Kenan öðretmen ellerini önünde kavuþturarak Selda’ya: - Annen seni terk ettiðinde kaç yaþýndaydý? diye sordu. - On yedi yaþýndaymýþ öðretmenim, diye cevap verdi Selda. - Kenan öðretmen, “Biyolojik olarak seni dünyaya getirmiþ ama ruhu, duygularý, hayalleri henüz anne olmaya hazýr deðilmiþ belki de. Annelik demek sevgiyi paylaþmanýn yanýnda sorumluluðu da taþýmak demektir. Bu özelliði taþýyacak güç ve kararlýlýk demektir. Ayrýca, seni terk etme sebepleri üzerinde hiç düþündün mü?” diyerek teselli etmeye çalýþsa da Selda, derin bir nefes alarak, - Nedenleri çok mu önemli? Böyle yapmamalýydý. Diðer canlýlar bile yavrularýna bunu yapmýyor. Bir an gözleri doldu, sonra daha kýsýk bir sesle, - Ýstemediði biriyle evlendirilmiþ. Babam ailesine çok kötü davranmýþ. Annem de evi terk etmiþ. Öðretmen,

34


- Haklý olduðun birçok nokta var. Fakat sen yaþadýðýn acýlarý unutmaya çalýþýr; kendi hayatýný mutlu bir þekilde sürdürecek kararlarý almakta doðru davranýrsan, Allah, önüne birçok güzellik ve fýrsatlar çýkaracaktýr. Sana aðýr gelse de vakit geçirmeden annenle barýþmayý düþünmen ve onu baðýþlaman en hayýrlý davranýþ olacaktýr. Çünkü sen, tam farkýnda olmasan da annenin kanýný, canýný, kokusunu taþýyorsun. Affetmek büyüklüktür. Küçükler de affedebilir. Yaz tatiline henüz girilmiþti. Kenan öðretmen görev yerinden memleketine gitmek için terminale varmýþ, otobüse binmeye hazýrlanýyordu. O esnada karþýdan koþarak yanýna gelen Selda’yý fark etti. Selda’nýn gözlerinin içi gülüyordu. - Öðretmenim size bir müjdem var. Annemle artýk görüþüyorum. Bu kararý almak benim için kolay olmadý. Artýk yanýna gidiyor, uzun uzun konuþuyoruz. Kenan öðretmen duyduklarýna çok sevinmiþti. - Sen en güzelini yapmýþsýn Selda! Seven baðýþlar. Tatil dönüþü daha güzel haberlerini bekliyorum, dedi. Otobüs hareket etmek üzereyken Selda hýzlýca köþedeki markete koþtu. Elinde dolu bir paketle geri döndü. Ýçinden çýkardýðý bisküvi ve krakerleri öðretmenin oðlu Emirhan’a uzattý. Öðretmeni bir yandan kucaðýndaki oðlu ile birlikte Selda'ya el sallýyor diðer yandan da sevinçle içinden þöyle dua ediyordu: - Allah’ým þükürler olsun. Affetmek ve affedilmek ne güzel. Bizi, annebabamýzý ve bütün baðýþlama isteyenleri affet. Kalplerimize sevgi, þefkat ve merhametini yerleþtir. Ali Sacit Türker (Ders kitabý için hazýrlanmýþtýr.)

35

ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA


ÝBADET

TÖVBE VE BAÐIÞLAMA

ÜNÝTEMÝZÝ DEÐERLENDÝRELÝM 1. Tövbe ne demektir? Niçin yapýlmalýdýr? 2. Baðýþlama insaný niçin yüceltir? Açýklayýnýz. 3. Baðýþlama ve hoþgörünün hâkim olduðu toplumlarda hangi özellikler öne çýkar? Açýklayýnýz. 4. Öz eleþtiri yapmanýn kiþiye ve topluma saðladýðý faydalar nelerdir? Açýklayýnýz. Aþaðýdaki boþluklarý uygun kelimelerle doldurunuz. 5. Ýslam dinine göre insan, hata ve günahlarýn sebep olduðu manevi kirlerden …………………… ederek arýnýr. 6. Kusursuz …….arayan…………………kalýr. 7. Baþkalarý ile iyi iliþkiler kurmanýn temel þartý ………………………olmaktýr. Aþaðýdaki bilgilerden doðru olaný (D), yanlýþ olaný (Y) ile iþaretleyiniz. 8. (...) Tövbe iyiye yönelmek için atýlan bir adým gibidir. 9. (...) Ýnsanlar hata yapmayan varlýklardýr. 10. (...) Allah baðýþlayýcýdýr, baðýþlayanlarý sever. 11. (...) Tövbenin sözle olmasý yeterlidir. Aþaðýda verilen sorularda doðru seçenekleri iþaretleyiniz. 12. Aþaðýdakilerden hangisi baðýþlamanýn kiþiye saðladýðý yararlar arasýnda gösterilemez? A) Baðýþlama diðer insanlarýn teþekkür ve minnet duygularýný harekete geçirir. B) Baðýþlama sayesinde insan diðer insanlarýn gözünde saygýn bir yer kazanýr. C) Baðýþlayan kiþi Allah'ýn hoþnutluðunu kazanýr. D) Baðýþlama sayesinde insan huzurlu ve mutlu olur. E) Baðýþlama insaný ümitsiz yapar. 13. Aþaðýdaki seçeneklerden hangisi tövbenin yararlarýndan biri olamaz? A) Ýnsanýn olumlu düþünmesine katký saðlar. B) Ümit ve sevgiyi artýrýr. C) Vicdaný rahatlatýr. D) Ýnsanýn sosyalleþmesini saðlar. E) Ýnsanýn özgürlüðünü kýsýtlar. 14. Aþaðýdaki özelliklerden hangisi tövbe için gerekli deðildir? A) Niyet B) Kararlýlýk C) Piþmanlýk D) Samimiyet E) Saðlýk

36


ÖÐRENME ALANI:

HZ. MUHAMMED (S.A.V.) ÜNÝTE 3 HZ. MUHAMMED’Ý ANLAMA

ZIRLANALIM

ÜNÝTEMÝZE HA

ýnýz. kavramlarýný araþtýr 1. Hadis ve sünnet i öðreniniz. hadisi aklarýnýn isimlerin yn ka s di ha el m ça dile getirilen bir Te sýk 2. da ýz ýn ar al þm veya günlük konu 3. Yakýn çevrenizde defterinize yazýnýz.

1. Hadis ve Sünnet Hadis; sözlükte yeni, söz ve haber anlamlarýna gelir. Terim olarak ise Hz. Muhammed’e atfedilen söz, fiil ve takrir (onay) 1 leri ifade eder. Sünnet, sözlükte iþlek, geniþ yol; devamlý gidiþ, âdet, 2 yaratýlýþ ve çehre gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise Hz. Peygamberin takip ettiði yol, hayatýnda prensip hâline getirdiði 3 fiil ve davranýþlarý ifade eder.

ARA ÞTIR

Peygamberimizin düzenli olarak yaptýðý ve sünnet ALIM kabul edilen davranýþlarýna örnekler veriniz.

Sünnet; sözlü, fiilî ve takrirî olmak üzere üç gruba ayrýlýr. Bunlarý kýsaca þöyle açýklayabiliriz: a. Sözlü sünnet: Hz. Peygamberin herhangi bir mesele hakkýnda söylediði sözlerdir. Örneðin, 4 Peygamberimiz, “Kolaylaþtýrýnýz zorlaþtýrmayýnýz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” buyurmuþtur. Peygamberimizin bu sözü bir hadistir. Bu hadiste öðütlenen kolaylaþtýrmak ve müjdelemek ise sünnettir. b. Fiilî sünnet: Peygamberimizin namaz, oruç, hac, zekât gibi çeþitli ibadetlerindeki davranýþlarýna ait, sahabenin nakletmiþ olduðu haberlerdir. Yani Resulüllahýn davranýþ ve uygulamalarýnýn anlatýmýdýr. Örneðin, Abdullah b. Zeyd, Resulullahý þöyle abdest alýrken gördüðünü söylemiþtir: “Aðzýna ve burnuna su verdi. Sonra üç defa yüzünü, arkasýndan üç defa sað kolunu üç defa da sol kolunu dirsekleriyle 5 beraber yýkadý. Tekrar su alarak baþýný meshetti. Sonra da temizleninceye kadar ayaklarýný yýkadý.” Hz. Ayþe de Peygamberimizin yaptýðý iþlerle ilgili olarak þöyle demiþtir: “Resulullah bir iþ yaptýðý 6 zaman saðlam yapardý.” Aktarýlan bu metinler hadis, hadislerin ön gördüðü uygulamalar ise sünnettir. 1 Talat Koçyiðit, Hadis Istýlahlarý, s. 120-121. 2 El-Mu’cem’ul Vasýt, C 1, s. 456; Ýsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, s. 25. 3 Ýsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, s. 26. 4 Sahih-i Buhari Muhtasarý Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Þerhi, C 1, s.77. 5 Müslim, Taharet, 19. 6 Müslim, Müsafirin, 141.

37


HZ. MUHAMMED’Ý ANLAMA c. Takrirî sünnet: Sahabe tarafýndan söylenen bir sözü veya iþlenen bir fiili, Hz. Peygamberin reddetmeyip onaylamasýdýr. Bu sünnet çeþidine þu örnek verilebilir: Hz. Peygamber, ergenlik çaðýna yaklaþmýþ çocuklarýn mescitte kýsa mýzraklar (kargýlar)la harp oyunu oynadýklarýný gördüðünde 1 ses çýkarmamýþtýr. Dolayýsýyla Peygamber çocuklarýn mescitte oynamalarýný normal karþýlamýþtýr. Yandaki hadisleri göz önünde bulundurarak bunlarý ne ölçüde örnek alabiliyoruz? Tartýþýnýz.

YORUMLAYALIM 1."Güçlü kimse, güreþte galip olan deðil, kýzgýnlýk anýnda kendisine hâkim olandýr." (Müslim, Birr, 108.) 2."Kimilerine bir yüzle, kimilerine de baþka bir yüzle yaklaþan ikiyüzlüler, insanlarýn en kötülerindendir." ( Müslim, Birr, 98.) 3."Birbirinize karþý kötü duygular beslemeyiniz. Birbirinizi çekememezlik yapmayýnýz. Birbirinize sýrt çevirmeyiniz. Ey Allah'ýn kullarý kardeþ olunuz..." (Buhari, Edep, 57.) 4. "Ýyilik güzel ahlaktýr. Kötülük ise vicdanýný rahatsýz eden ve insanlarýn bilmelerini istemediðin þeydir." (Müslim, Birr, 14.)

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in doðduðu evin bugünkü görünümü. Günümüzde burasý kütüphane olarak kullanýlmaktadýr.

2. Hz. Muhammed'in Davranýþlarýnýn Yerel ve Evrensel Boyutu Hz. Muhammed’in davranýþlarýnda yerellik denildiði zaman; onun söz, fiil ve tutumlarýna yansýyan, kendi dönemine ait tarihsel, bölgesel, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik özellikler akla gelir. Evrensellik denilince ise hadis ve sünnetin bütün insanlara yönelik, belli bir zamanla sýnýrlý olmayan bir mesaj içermesi ve uygulamaya konulduðunda Hz. Peygamberin gözettiði amacýn gerçekleþmiþ olmasý kastedilir.

1 Müslim, el-Iydeyn, 19-22; Buhari, es-Salah, 69.

38


HZ.MUHAMMED’Ý ANLAMA Hz. Peygamber devrindeki davranýþlarla ilgili olan ve bir uyarý özelliði taþýyan, “Biriniz sýrt üstü uzanýp da ayak ayak üstüne 1 atmasýn.” hadisi yerel içeriklidir. Bununla birlikte bir kýsým hadisler, yerel özellik taþýmalarýna raðmen evrensel mesajlar da içerebilmektedir. 2 Örneðin, Hz. Peygamber, “Yemekten önce ve sonra elleri yýkamayý” , 3 “mideyi týka basa doldurmamayý” tavsiye etmiþtir. Bu tavsiyeler bugün de geçerliliðini koruyan kurallardýr. Hz. Peygamberin içinde yaþadýðý tarih, coðrafya, örf, âdet ve kültürün rivayetlere kattýðý yerel unsurlarýn günümüze olduðu gibi taþýnmasý doðru deðildir. Dolayýsýyla hadislerin taþýdýðý temel amaçlarýn ön plana çýkarýlmasý gerekir. Örneðin, günlük yaþamda temizlik, Ýslam dininin önem verdiði ve üzerinde çokça durduðu bir konudur. Abdest, gusül, aðýz ve diþ temizliði bunlarýn baþýnda gelir. Hz. Peygamber aðýz ve diþ temizliðine özellikle dikkat çekmiþ ve “Eðer ümmetime zahmet vermeyecek olsaydým, her abdest alýrken misvak 4 kullanmalarýný emrederdim.” buyurmuþtur. O dönemde diþ temizliði için kullanýlan en uygun malzeme, “misvak” olarak bilinen “arak” aðacýnýn dalý ya da kökünden elde edilen bir tür fýrçadýr. Günümüzde misvak yerine diðer geliþmiþ diþ temizleme araçlarý da kullanýlabilir. Peygamberimizin bu hadiste üzerinde durduðu ve özellikle vurguladýðý, aðýz ve diþ temizliðidir. Bu tür hadislerde araçlardan çok, amaca dikkat çekilmiþtir. Araçlarýn zamana, coðrafyaya ve teknik geliþmelere göre deðiþiklik arz etmesi normaldir. Dolayýsýyla hadis ve sünnetteki yerel unsurlar deðiþebilir. Fakat verilmek istenen evrensel mesaj deðiþmez. Hz. Muhammed’in aðýz ve diþ saðlýðý ile ilgili sünneti, her zaman deðerini koruyacak ve bütün insanlarý ilgilendirecek boyutta evrensel bir mesajdýr. Peygamberimiz, ramazan ayýnda orucun baþlangýç ve bitiþ zamanlarýný tespit etmek için ramazan ve þevval aylarýnýn hilalinin gözlemlenmesini istemiþtir. Çünkü o dönemde ayýn baþýný ve sonunu tespit etmek için bilinen en kolay yöntem hilali takip etmekti. Ancak günümüzde astronomi biliminin ilerlemesiyle Ay’ýn, Güneþ’in ve diðer gezegenlerin hareketleri aylar hatta yýllar öncesinden tespit edilebilmektedir. Oruca baþlamak ve bayram yapmak için hilalin o günkü yöntemlerle gözetlenmesine gerek yoktur. 5 Hadiste, “Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce bayram yapýn...” buyrulmuþtur diye gökyüzünde Ay’ý takip ederek bilimin verilerinden yararlanmamak, Hz. Peygamberin vermek istediði mesajla baðdaþmaz. Ayrýca Rahman suresinin 5. ayetindeki “Güneþ ve Ay bir hesaba göre hareket etmektedir.” ifadesi rivayetten çok hesaplamaya dikkatimizi çekmektedir. Hz. Peygamberin inanç, ibadet ve ahlak ile ilgili hadis ve sünnetleri ortak deðer olduðundan Müslümanlar için evrenseldir. Kur’an-ý Kerim birçok ayette, Hz. Muhammed’in bütün insanlýða uyarýcý ve müjdeci olarak gönderildiðini bildirir. Söz konusu ayetlerden biri þöyledir: “Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarýcý olarak 6 gönderdik. Fakat insanlarýn çoðu bilmezler.” Bu ayette belirtildiði gibi Hz. Peygamberin sünnetinin 7 evrenselliði onun bütün insanlýða gönderilen bir peygamber oluþundan kaynaklanmaktadýr. Hz. Muhammed’in bütün insanlýða yönelik pek çok evrensel mesajý vardýr. Örneðin; Peygamberimiz, 8 “Doðru olunuz, doðruluða yöneltiniz.” buyurmuþtur. Bu; kadýn-erkek, inanan-inanmayan, dünyanýn her yerindeki her ýrk ve renkten insanlar için geçerli bir mesajdýr. Hz. Peygamber diðer bir hadisinde de þöyle buyurmuþtur: “Kötü zandan sakýnýnýz, çünkü zan sözlerin en yalan olanýdýr. Birbirinizin açýðýný ortaya çýkarmaya çalýþmayýnýz. Birbirinizin sýrlarýný araþtýrmayýnýz. Birbirinizle çýkar yarýþýna girmeyiniz. Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinize buðz etmeyiniz. Birbirinize sýrt çevirmeyiniz.

1 2 3 4 5 6 7 8

Müslim, Libas, 74. Tirmizi, Et’ime, 39. Tirmizi, Zühd, 47. Buhari, Cuma, 8 ; Müslim, Taharet, 42. Buhari, Sýyam, 11. Sebe suresi, 28. ayet. Enbiya suresi, 107. ayet. Ahmed bin Hanbel, Müsned, C IV, s. 231.

39


HZ. MUHAMMED’Ý ANLAMA 1

Ey Allah’ýn kullarý kardeþ olunuz.” Bir insan hakkýnda kötü düþünmek, birinin açýðýný yakalamaya çalýþmak, sýrrýný araþtýrmak, birine kin, nefret ve düþmanlýk beslemek, insanlara sýrt çevirmek hiçbir toplumun tasvip edeceði davranýþlar deðildir. Bunlar her toplumu ve toplumun her ferdini ilgilendiren evrensel mesajlardýr. Peygamberimiz baþka bir hadislerinde de þöyle buyurur: “Ýnsanlarýn en hayýrlýsý, 2 insanlara en faydalý olandýr.” Sonuç olarak Hz. Peygamber ahlak, doðruluk, çalýþma ve insanlara yararlý olma gibi konularda vermiþ olduðu mesajlarýyla bütün insanlýða ýþýk tutmuþtur. Bu mesajlar ayný zamanda Kur’aný Kerim’in ana öðretisine uygun ve bütün insanlýk için geçerlidir. 3. Dinin Anlaþýlmasýnda Sünnetin Önemi Bütün ilahî mesajlar, insanlara peygamberler aracýlýðý ile ulaþtýrýlmýþtýr. Peygamber olmadan bir dinin, insanlara ulaþtýrýlmasý ve anlaþýlmasý mümkün deðildir. Hz. Muhammed hem Kur’an’ý teblið etmiþ hem de onu açýklayarak uygulamýþtýr. O, Allah’ýn görevlendirdiði son peygamberdir. Kur’an-ý Kerim de son kutsal kitaptýr. Kur’an, Ýslam’ýn ana kaynaðýdýr ve onu en iyi anlayan ve uygulayan da Hz. Muhammed’dir. Sünnet, Kur’an’ýn bir açýklamasý ve uygulamasý niteliðindedir. Dolayýsýyla Kur’an’ýn anlaþýlmasýnda ve Ýslam’ýn uygulanmasýnda önemli bir yere sahiptir. HZ. MUHAMMED KUR’AN’I AÇIKLAMIÞTIR Sahabeler Peygamberimize ayetlerde geçen bazý kelime ve ifadelerin ne anlama geldiðini sormuþlar. Peygamberimiz de onlarý açýklamýþtýr. Örneðin; Muaz bin Cebel, "Ey iman edenler! Allah'a nasuh bir tövbeyle tövbe edin..." (Tahrim suresi, 8. ayet) ayetindeki "nasuh tövbe"nin ne anlama geldiðini sormuþtur. Peygamberimiz de þöyle açýklamýþtýr: "Nasuh tövbe, kulun iþlediði bir günahtan piþmanlýk duyup Allah'tan af dilemesidir. Saðýlan sütün geri dönmemesi gibi, o kiþinin günaha tekrar dönmemesidir." (Suyuti, ed-Durrul Mensur, C VI, s. 245)

Hz. Muhammed, Kur’an-ý Kerim’de yer alan ilahî buyruklarý ve ahlaki ilkeleri kendisi yerine getirmiþ, arkadaþlarýna da böyle davranmalarýný öðütlemiþtir. O, insanlarý Allah’a ortak koþmaktan, yalan söylemekten, ana-babaya kötü davranmaktan, cana kýymaktan, içki içmek ve kumar oynamaktan da men etmiþtir. Hz. Peygamberin yapýlmasýný ve yapýlmamasýný istediði bu davranýþlarýn her biri ayný zamanda Kur’an’da da bulunan Allah’ýn emir ve yasaklarýdýr. Örneðin, Kur’an-ý Kerim’de,“Ey iman edenler! 3 Mallarýnýzý aranýzda haksýz yollarla yemeyin...” buyrulur. Peygamberimiz de bu ayet doðrultusunda 4 þöyle buyurmuþtur: “Kendi rýzasý olmadan bir kimsenin malý baþkasýna helal olmaz.” Yüce Allah, Hûd suresinin 114. ayetinde “...Ýyilikler kötülükleri giderir...” buyurur. Hz. Peygamber de bir hadislerinde 5 “...Bir kötülüðün peþinden hemen iyilik yap ki, onu yok etsin...” buyurmuþtur. Görüldüðü gibi bazý ayetler ayný doðrultuda baþka sözlerle ifade edilmiþtir. Peygamberimizin bütün sözlerinin Kur’an’a uygunluk göstermesi doðaldýr. Çünkü o, Kur’an’ýn tebliðcisi ve açýklayýcýsýdýr. Bu sebeple onun söz ve davranýþlarý, Kur’an’a uygun ve onunla ayný doðrultudadýr. Hz. Peygamberin hadis ve sünnetinin önemli bir kýsmý Kur’an-ý Kerim’i pratik olarak yaþama yönündedir. Peygamberimiz bunu bazen uygulamasýyla göstermiþ, bazen de sözlü olarak açýklamýþtýr. Hz. Muhammed’in Kur’an’ý insanlara açýklamasý, Allah’ýn ona verdiði bir görevdir. Bu konuda Allah þöyle buyurmaktadýr: “...Ýnsanlara, kendilerine indirileni açýklaman için ve düþünüp anlasýnlar diye 6 sana bu Kur’an’ý indirdik.”

1 2 3 4 5 6

Müslim, Birr, 28. Suyuti, el-Câmius Sagýr, C 1, s. 246. Nisa suresi, 29. ayet. Ahmed bin Hanbel, Müsned, C 5, s. 72. Tirmizi, Birr, 55. Nahl suresi, 44. ayet.

40


HZ.MUHAMMED’Ý ANLAMA Bu doðrultuda Hz. Peygamber açýklamalarda bulunmuþtur. Örneðin; Kur’an-ý Kerim’de, “Namazý 1 eksiksiz (þartlarýna uygun bir þekilde) kýlýn...” buyrulur. Fakat namazýn nasýl kýlýnacaðý kaç rekât olduðu ayrýntýlarýyla açýklanmaz. Peygamberimiz namaz konusunda bilgi edinmek isteyen arkadaþlarýna, 2 “Namazý benden gördüðünüz gibi kýlýnýz.” buyurmuþ ve namazýn ne þekilde kýlýnacaðýný uygulamalarýyla göstermiþtir. AYET - HADÝS FARKINI ÖÐRENÝYORUZ "...Mabedi haccetmek gücü yeten bütün insanlarýn Allah’a karþý yerine getirmek zorunda olduklarý bir görevdir. Hakikatý inkâr edenlere gelince, bilsinler ki Allah yarattýðý âlemlerden baðýmsýzdýr, her bakýmdan kendine yeterlidir." (Âl-i Ýmrân suresi, 97. ayet.)

"Hac ile ilgili ibadetlerinizi benden öðrenin."

(Ahmed bin Hanbel, Müsned, C III, s. 318.)

Kur’an zekâtýn farz olduðunu ve kimlere verilmesi gerektiðini açýklamýþ fakat hangi mallardan ne kadar verileceðini açýklamamýþtýr. Bu konuyla ilgili ayrýntýlar, Peygamberimiz tarafýndan belirlenmiþtir. Ayný þekilde Kur’an’da hac ibadeti de emredilmiþ, bir kýsým þartlarý belirtilmiþ, fakat bu ibadetin nasýl ve ne þekilde yerine getirileceði ayrýntýlý bir þekilde ortaya konmamýþtýr. Bu ibadette de ayrýntýlar Peygamberimiz tarafýndan açýklanmýþtýr. Ýbadetlerdeki ayrýntýlarý ve uygulama biçimlerini bize sünnet öðretmektedir. Örneklerde de görüldüðü gibi Ýslam’ýn anlaþýlmasýnda ve uygulanmasýnda sünnet vazgeçilmez bir kaynaktýr. Hz. Peygamber bazý durumlarda Kur’an’da bulunmayan konularla ilgili hükümler de ortaya koymuþtur. Örneðin; Kur’an-ý Kerim’de, eti yenen hayvanlarla ilgili olarak leþ, kan, domuz eti ve Allah’tan baþkasý adýna kesilen hayvanlar dýþýnda 3 yenmesi haram olan yiyeceklerden bahsedilmez. Bu baðlamda Peygamberimize hangi hayvanlarýn etinin yenilip yenilmeyeceði sorulduðunda Peygamberimiz, “Azý diþi olan her yýrtýcý hayvan, 4 pençeli olan her yýrtýcý kuþ yasaktýr.” hükmünü getirmiþtir. Hz. Peygamberin Kur’an’ý açýklamaya ve uygulamaya yönelik bütün eylemleri yine Kur’an çerçevesinde olmuþtur.

Aþaðýdaki ayet çerçevesinde örnek alma ile taklit etmeyi tartýþýnýz. "Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuþmayý umanlar ve Allah'ý çok zikredenler için güzel bir örnektir." (Ahzâb suresi, 21. ayet.)

DÜÞÜNELÝM Hz. Muhammed, sahabelerin yediði bazý yiyecekleri yememiþtir. Ancak onlarýn yemesine de engel olmamýþtýr. Kendisine teklif edilen ve alýþkýn olmadýðý ya da hoþlanmadýðý için yemediði bir þeyi arkadaþlarýnýn yemesinde bir sakýnca görmemiþtir. Sahabeler de Peygamber yemiyor diye bundan vazgeçmemiþlerdir. Hz. Peygamber kelerden (çölde yaþayan bir hayvan), sarýmsaktan ve meðafir isimli baharatýn kokusundan hoþlanmazdý. Buna karþýn kabaðý, tatlýyý, balý ve güzel kokuyu severdi. Peygamberimizin bir insan olarak sevmediði þeylerin bize haram olmasý söz konusu olmadýðý gibi sevdiði þeylerin sevilmemesi de Peygambere muhalefet sayýlmaz. Mehmet Erdoðan, Akýl- Vahiy Dengesi Açýsýndan Sünnet, s. 223.

1 2 3 4

Bakara suresi, 43. ayet. Buhari, Salat, 18. Bakara suresi, 173. ayet. Müslim, Sayd, 86.

41


HZ. MUHAMMED’Ý ANLAMA 4. Baþlýca Hadis Kaynaklarý Peygamberimizin vefatýndan (M 632) sonra, hicri ikinci asýrdan itibaren hadisler toplanarak yazýlmaya baþlanmýþtýr. Sonra bu toplanan hadisler tasnif edilerek konularýna göre kitap hâline getirilmiþtir. Hicri üçüncü asrýn baþlarýndan itibaren hadis kitaplarý çoðalmýþtýr. Bu eserler arasýndan bazýlarý günümüze kadar ulaþmýþ ve onlar arasýndan altýsý meþhur olmuþtur. Bugün Kütübü Sitte (altý kitap) adýyla bilinen bu kitaplarý oluþturan hadis bilginleri, kendilerinden önce derlenmiþ olan hadis kaynaklarýndan kendi oluþturduklarý kriterler doðrultusunda sahih (güvenilir) kabul ettikleri hadisleri seçmiþlerdir. Kendi dönemlerinden birkaç asýr sonra meþhur olan altý hadis kitabý ve özellikle Buhari ve Müslim'in Sahih adýný verdikleri eserleri diðer eserlere göre daha fazla kabul görmüþtür. Bu kitaplar þunlardýr: Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi ve Ýbni Mace.

Ebu ud

Dav

âi

Nes

m

li Müs

izi

ari

e Mac

Tirm

Ýbni

B uh

Sahih-i Buhari: Buhari olarak tanýnan Muhammed b. Ýsmail tarafýndan derlenmiþtir. Topladýðý hadislerin en sahihlerinden dört binini seçerek “Sahih” adýný verdiði kitabýný oluþturmuþtur. Özbekistan’ýn Buhara þehrinde 816 yýlýnda doðmuþ ve 878 yýlýnda yine Özbekistan’ýn Semerkant þehrinde vefat etmiþtir. Buhari’nin Sahih’i hadis kitaplarý arasýnda en sahih kitap olarak kabul görmüþtür. Sahih-i Buhari’nin Türk kültüründe ayrý bir yeri vardýr. Ona gösterilen ilgi ve verilen kýymetten dolayý 1 Türkler arasýndan Buhari’yi baþtan sona ezberleyen Buhari hafýzlarý çýkmýþtýr. Sahih-i Müslim: Bu eser Müslim b. Haccac tarafýndan hazýrlanmýþtýr. Bu hadis kitabý Buhari’den sonra ikinci derecede önemli hadis kitabý olarak kabul edilir. Müslim, Ýran’ýn Niþabur þehrinde 826 yýlýnda dünyaya gelmiþ ve 883 yýlýnda yine ayný þehirde vefat etmiþtir. Müslim, Buhari’nin öðrencisi olup ona son derece baðlý ve onun hayraný olan bir kimsedir. Sahih adlý kitabýna üç binin üzerinde hadis almýþtýr. Sünen-i Ebu Davud: Ebu Davud adýyla tanýnan Süleyman b. Eþ’as 834 yýlýnda Sicistan’da doðmuþ ve 897 yýlýnda Basra’da vefat etmiþtir. Kitabýnýn adý Sünen’dir. Kendisine ulaþan hadisler arasýndan seçerek eserine yaklaþýk beþ bin hadis almýþtýr. Sünen-i Tirmizi: Tirmizi olarak tanýnan Muhammed b. Ýsa tarafýndan derlenmiþtir. Tirmizi, Özbekistan’ýn Tirmiz þehrinde 824 yýlýnda doðmuþ ve 892 yýlýnda yine Tirmiz’de vefat etmiþtir. Meþhur eserinin adý Sünen’dir. Kitabýna seçerek 3900 civarýnda hadis almýþtýr. Sünen-i Nesâi: Bu kitabý hazýrlayan hadis bilgini Ahmed b. Þuayp’tir. Ýran’ýn Horasan þehrinin Nesâ kasabasýnda 830 yýlýnda doðmuþ ve 915 yýlýnda Mekke’de vefat etmiþtir. “Büyük Sünen” adýný verdiði meþhur kitabýndan en sahih hadisleri seçerek, Sünen (Müctebâ) adlý eserini oluþturmuþtur. Sünen-i Ýbni Mace: Ýbni Mace olarak tanýnan Muhammed b. Yezit, Ýran’ýn Kazvin þehrinde 824 yýlýnda doðmuþ ve 886 yýlýnda vefat etmiþtir. Meþhur olan eserinin adý Sünen’dir. Hadisçiler arasýnda fýkýh bölümleri büyük kabul görmüþtür. Hadis kitaplarý sadece bunlardan ibaret deðildir. Ýmam Malik’in (öl.795) Muvatta’ý, Ahmed b. Hanbel’in (öl.855) Müsned’i, Darimi’nin (öl.869) Sünen’i ve “Kütüb-i Erbaa” diye bilinen Kuleyni’nin el-Kâfi’si, Saduk’un el-Fakîh’i, Tusi’nin et-Tezhib ve el-Ýstibsar’ý ile Meclisi’nin Biharu’l-Envar’ý gibi baþka 2 hadis kaynaklarý da vardýr. 1 Mücteba Uður, Buhari, s. 68-69. 2 Cafer Sübhani, Ana Hatlarýyla Caferilik, s. 245, 246.

42


HZ. MUHAMMED’Ý ANLAMA

ÜNÝTEMÝZÝ DEÐERLENDÝRELÝM 1. Ýslam dünyasýnda Kütübü Sitte adýyla meþhur olan kitaplarýn isimleri nelerdir? 2. Ýslam'ý anlamada sünnetin önemini açýklayýnýz. 3. Sünnette evrensellik denilince ne kastedilir? Anlatýnýz. 4. Hadis ve sünnet arasýndaki farký açýklayýnýz. 5. Aþaðýdaki hadislerden hangisi fiilî sünnete örnektir? A) "Ýlim, müminin yitiðidir, nerede bulursa almak onun hakkýdýr." (Tirmizi, Ýlim, 19.) B) "Ben sizinle þakalaþsam da doðru sözden baþka bir þey söylemem." (Tirmizi, Birr, 57.) C) "Komþusu, kötülüklerinden güvende olmayan kimse vallahi iman etmiþ olmaz." (Buhari, Edeb, 29.) D) Abdullah b. Zeyd, Hz. Peygamberi þöyle abdest alýrken gördüðünü söylemiþtir: "Aðzýna ve burnuna su verdi. Sonra üç defa yüzünü, arkasýndan üç defa sað kolunu üç defa da sol kolunu dirsekleriyle beraber yýkadý. Tekrar su alarak baþýný meshetti. Sonra da temizleninceye kadar ayaklarýný yýkadý." (Müslim, Taharet, 19.) E) "Ben ancak öðretmen olarak gönderildim." (Ýbni Mace, Mukaddime, 17.) 6. Aþaðýdakilerden hangisi Kütübü Sitte yazarlarý içinde yer almaz? A) Müslim B) Tirmizi C) Ýmam Malik D) Ebu Davud E) Buhari 7. Kur'an-ý Kerim’de Hz. Muhammed'in aþaðýdaki özelliklerden hangisi yer almaz? A) Yüce bir ahlak sahibi olmasý B) Müminlere çok merhametli olmasý C) Çok nazik ve yumuþak kalpli olmasý D) Yeme, içme ve giyim tarzý E) Ýnsanlar arasýndan seçilmiþ olmasý 8. Aþaðýdakilerden hangisi ile Hz. Muhammed'i en doðru þekilde anlamýþ oluruz? A) Sadece onun gibi giyinerek B) Sadece onun yediklerini yiyerek C) Söz ve eylemlerindeki amaçlara göre hareket ederek D) Sadece onun gibi oturarak E) Yaþadýðý yerleri ziyaret ederek 10. Aþaðýdaki hadislerden hangisi yerel mesaj taþýmaktadýr? A) "Güçlü kimse, güreþte galip olan deðil, kýzgýnlýk anýnda kendisine hâkim olandýr." (Müslim, Birr, 108.) B) "Kimilerine bir yüzle, kimilerine de baþka bir yüzle yaklaþan iki yüzlüler insanlarýn en kötülerindendir." ( Müslim, Birr, 98.) C) "Birbirinize karþý kötü duygular beslemeyiniz. Birbirinizi çekememezlik yapmayýnýz. Birbirinize sýrt çevirmeyiniz. Ey Allah'ýn kullarý kardeþ olunuz..." (Buhari, Edeb, 57.) D) "Ýyilik, güzel ahlaktýr. Kötülük ise vicdanýný rahatsýz eden ve insanlarýn bilmelerini istemediðin þeydir." (Müslim, Birr, 14.) E) "Biriniz sýrt üstü uzanýp da ayak ayak üstüne atmasýn." (Müslim, Libas, 74.) Aþaðýdaki bilgilerden doðru olanlarý (D) yanlýþ olanlarý (Y) ile iþaretleyiniz. 11.( ) Sadece Peygamberimiz yediði veya sevdiði için bir þeyi yemek sünnettir. 12.( ) Hz. Muhammed Kur'an'a aykýrý hüküm koyamaz. 13.( ) Hz. Muhammed olaylar karþýsýnda eðer vahiylerde bir çözüm bulamamýþ ve belli bir süre beklediði hâlde vahiy gelmemiþse, kendi görüþü ile hareket ederdi. 14.( ) Ýslam’da þartlara göre deðiþen yeni hükümler konulamaz.

43


ÖÐRENME ALANI :

VAHÝY VE AKIL ÜNÝTE 4 ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

LIM mlarýný HAZIRLANA limelerinin anla ke r pi ÜNÝTEMÝZE ve f vý av lbenk, mutas ma, semah, gü 1. Tasavvuf, se i toplayýnýz. aþtýrýnýz. edilerden bilg p sözlüklerden ar lo k si an a d atý hakkýn ürüne þ Veli’nin hay ki hoþgörü kült da um pl to ýn 2. Hacý Bekta ýn rce yaþanmas yýþlarýnýn özgü la an lý rk fa in 3. Din ýz. katkýsýný tartýþýn

1. Tasavvufi Düþüncenin Oluþumu Ýslam’ýn itikadi ve fýkhî yorumlarý olduðu gibi ahlaki yorumlarý da vardýr. Ýslam’ýn ahlak esaslarý üzerinde yoðunlaþan düþünceye tasavvufi düþünce denir. Tasavvuvi düþünce, Ýslam dininin temel ilkeleri doðrultusunda nefsi arýndýrýr ve kötülüklerden uzak durmayý amaç edinir. Tasavvufi düþünceyi, diðer yorumlardan ayýran en önemli özellik, arýnmayý ve ibadetleri samimiyetle yapmayý hedeflemesidir. Örneðin; fýkhî yoruma göre namaz, “tekbirle baþlayan selamla biten fiiller ve sözlerden oluþan bir ibadet” olarak tanýmlanýr. Tasavvufi düþünceye göre ise namaz, “kul ile Allah arasýnda gerçekleþen manevi bir iletiþim” þeklinde yorumlanýr. Böylece namazýn sadece þekline deðil ayný zamanda içtenlikle kýlýnmasýna da önem verildiði vurgulanmýþtýr.

44


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

Tasavvufi düþünce, çeþitli aþamalardan geçerek günümüze kadar varlýðýný sürdürmüþtür. Hz. Muhammed’in sade bir hayat yaþamasý, maddi servete deðer vermemesi, kazancýný Allah yolunda harcamasý gibi davranýþlarý, tasavvufi düþüncenin nüvelerini oluþturur. Hz. Muhammed, kendisine henüz peygamberlik görevi verilmeden önce zaman zaman kendine özgü tecrübeler yaþamýþtýr. Kýsa süreli de olsa toplumdan uzaklaþarak derin düþüncelere dalmýþ ve her þeyden ibret almaya çalýþmýþtýr. Ancak peygamberlik görevini aldýktan sonra ilahî emirleri insanlara teblið etmek ve toplumda iyiliði yaymak için uðraþmýþtýr. Ýslamiyetin Müslümanlar arasýnda yerleþtirmeye çalýþtýðý temel husus, büyük bir sorumluluk duygusuyla Allah’a karþý kulluk görevini yerine getirmektir. Bundan dolayý da tasavvufi düþüncenin doðuþu ve oluþumunda ahlaki erdemleri yaþama ve yaþatma arzusu birinci derecede etkili olmuþtur. Tasavvufi düþüncenin önemle üzerinde durduðu konular; züht, takva ve dünyanýn geçici nimetlerine düþkün olmama gibi bazý davranýþlardýr. Hz. Peygamber, dünyanýn geçici olduðu, asýl hayatýn ölümden sonra baþlayacaðý ilkesinden hareketle ölçülü bir hayat sürmüþtür. Bu dünyanýn nimetlerinden istifade ederken ihtiyaçtan fazlasýna önem vermemiþtir. Ancak Hz. Peygamberin vefatýndan sonra Müslümanlar arasýnda ortaya çýkan ihtilaflar, iktidara gelmek isteyen gruplar arasýndaki siyasi çekiþmeler, Emeviler Döneminde ortaya çýkan kargaþa ve çatýþmalar bazý yöneticilerin lüks ve gösteriþ içinde hayat sürmeleri, birtakým olumsuzluklara sebep olmuþtur. Asrýsaadette Müslümanlar arasýnda yaygýnlaþan takva, züht, tevekkül, kanaatkârlýk ve fedakârlýk gibi ahlaki erdemlerin yerine servet, gösteriþ ve lüks yaþama tutkusu gibi hususlar ön plana çýkmaya 1 baþlamýþtýr. Daha sonralarý ortaya çýkan tasavvufi düþünce üzerinde önemli etkileri olan Ebu Zer Gýfari, Ebu Musa Eþ’ari, Abdullah b. Mesud, Selman-ý Farisî, Huzeyfe b. Yeman ve Ebu’d- Derda gibi sahabeler bu duruma itiraz etmiþler ve aþýrý dünyevileþme karþýsýnda Müslümanlarý ve dönemin yöneticilerini uyarmýþlardýr.

TASAVVUF NEDÝR? “Tasavvuf, ibadete ýsrarla devam etmek, Allah’a yönelmek, dünyanýn süs ve aldatýcýlýðýndan yüz çevirmek, halkýn sevdiði ve raðbet ettiði zevk, mal, servet ve þöhrete ilgi duymamaktýr.” (Ýbn Haldun, Mukaddime, C II, s. 540.) “Tasavvuf, nefis savaþýnda olgunlaþmak ve piþmektir.” (Hacý Bektaþ Veli, Makâlât, s. 193.)

Yeni fetihlerle birlikte Müslümanlar, farklý coðrafyalarda, farklý yaþam biçimleriyle karþýlaþmýþlardýr. Toplumda lüks yaþama ve dünya zevklerinden daha fazla yararlanma arzusu baþ göstermiþtir. Ayrýca siyasi iktidar mücadeleleri de toplumun tüm kesimlerini derinden etkilemiþtir. Ýþte bu sosyal ve siyasal olaylarýn sebep olduðu ahlaki ve dini deðerlerdeki yozlaþmaya bir tepki olarak meþhur bilgin Hasan Basri (öl. 110/728)’nin öncülüðünde yeni bir anlayýþ ortaya çýkmýþtýr. Bu anlayýþýn tasavvufi düþüncenin oluþumu ve geliþimi üzerindeki etkisi büyüktür.

1 Diyanet Ýslam Ansiklopedisi, C II, s. 6.

45


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Tasavvufi düþünce, hicri II. asýrdan itibaren farklý bir döneme girmiþ ve olgunlaþarak geliþmiþtir. Bayezidi Bistami, Cüneydi Baðdadi, Hallac, Ýbn Arabi, Ahmed Yesevi, Mevlana, Hacý Bektaþ Veli ve Yunus Emre gibi mutasavvýflar, tasavvufi düþünceye felsefi bir boyut kazandýrmýþ ve bu düþüncenin sistemleþmesini ve kurumsallaþmasýný saðlamýþlardýr. Tasavvufi düþünce, yayýldýðý bölgelerdeki kültürel ve dinî çevrelerin etkisinde kalmýþtýr.Tasavvufi düþünce Ýslam’la özdeþleþtirilemez. Çünkü tasavvufi düþünce yalnýz baþýna “Ýslam’ýn bir ürünü deðil, 1 siyasi, dinî entelektüel ve ýrki özellikleriyle, Ýslam tarihinin bir ürünüdür.” 2. Tasavvufi Düþüncede Allah-Varlýk Ýliþkisi Allah-varlýk iliþkisi konusu insanoðlunun ilgi duyduðu önemli konulardan biridir. Tüm dinler, felsefi ve fikri sistemler, insanoðlunun bu konu hakkýndaki merakýný gidermek için çeþitli yorumlarda bulunmuþlardýr. Tasavvufi düþünce diðer metafizik konularýyla ilgilendiði gibi Allah-varlýk iliþkisi konusuna da ilgi duymuþ ve kendine özgü bir yaklaþým benimsemiþtir.

Kur’an-ý Kerim’de Allah-varlýk iliþkisi konusunda þu temel hususlar belirtilmiþtir: a. Allah, tüm varlýklarý bir düzen, ölçü ve ahenge göre hiçbir þeye ihtiyaç duymadan “Ol!” emriyle yaratmýþtýr: “O, göklerin ve yerin eþsiz yaratýcýsýdýr. Bir þeyi dilediðinde ona sadece “Ol!” der, o 2 3 da hemen oluverir.” , “Biz her þeyi bir ölçüye göre yarattýk.” b. Allah tüm varlýðýn yegâne sahibi ve yöneticisidir: “Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlýðý yalnýzca Allah’ýndýr. Sizin için Allah’tan baþka ne bir dost ne de bir yardýmcý 4 vardýr.” c. Tüm varlýklar hem Allah’ýn bilgisine, iradesine, hikmetine ve gücüne iþaret eder hem de insana hizmet eder. Allah, bir ve tektir. Onun eþi ve benzeri yoktur. Onun dýþýndaki tüm varlýklar geçicidir. “Yeryüzünde bulunan her canlý yok olacaktýr. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabb’inin zatý baki 5 kalacaktýr.” 1 Ebu’l-Ala Afifî, Tasavvuf (Ýslam’da Manevi Hayat), s. 57. 2 Bakara suresi, 117. ayet. 3 Kamer suresi, 49. ayet. 4 Bakara suresi, 107. ayet. 5 Rahman suresi, 26-27. ayetler.

46


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Zat ve sýfatlarýnda bir ve tek olan Allah, insana çok yakýndýr. Ýnsan da Allah’a ibadet etmek ve 1 emirlerini yerine getirmek suretiyle ona yakýnlaþýr. Kur’an-ý Kerim, Allah’ýn insana yakýn olduðunu þu 2 þekilde dile getirir: “...Biz insana þah damarýndan daha yakýnýz.” Tasavvufi düþüncenin gayesi insaný önce kendi varlýðý hakkýnda bilinçlendirmek ardýndan, onu bulunmasý gerekli olan makama yükselterek Allah’ý daha iyi tanýmasýný saðlamaktýr. Mevlana, Allah-insan iliþkisini Mesnevi’sinde ney sembolü ile anlatmaktadýr. Mevlana’ya göre dünyanýn geçiciliðinin farkýnda olan insan ile ney arasýnda benzerlik vardýr. Ney, vataný olan kamýþlýktan, akrabalarýndan koparýlmýþ, bu yüzden inlemektedir. Ýnsanýn ise asýl vataný cennettir. Ýnsan dünyada gurbettedir, ölünce asýl vatanýna kavuþacaktýr. Bu yüzden Mevlana, ölüm gününe þebiarus (kavuþma günü) demektedir. Tasavvufi düþüncede Allah-evren arasýndaki iliþki hakkýnda benimsenen bu görüþ, bir deðiþim olarak kabul edilmiþtir. Buna göre tasavvufi düþünce, ahlaki konular yerine metafizik alaný ilgilendiren konular üzerinde yoðunlaþmaya baþlamýþtýr.

Mevlana'nýn Kuyumcular Çarþýsýnda Sema Ediþi Türk-Ýslam Süsleme Sanatlarý-Ömer Faruk Atabek

3. Tasavvufi Düþüncenin Ahlaki Boyutu Güzel huy ve davranýþlar anlamýna gelen ahlak, Ýslam dininin iman ve ibadetle birlikte önemle vurguladýðý bir husustur. Ýslam ahlakýnýn temel esaslarý Kur’an-ý Kerim’e ve Hz. Peygamberin örnek davranýþlarýna dayanýr. Bu husus Kur’an-ý Kerim’de þöyle ifade edilmektedir: “Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuþmayý umanlar ve Allah'ý çok zikredenler için güzel bir 3 örnektir.” Ayrýca Hz. Muhammed’in yüce bir ahlak üzere bulunduðu da Kur’an’da açýkça vurgulanmýþtýr: 4 “Þüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.” 1 Hayrani Altýntaþ, Tasavvuf Tarihi, s. 15. 2 Kaf suresi, 16. ayet. 3 Ahzab suresi, 21. ayet. 4 Kalem suresi, 4. ayet.

47


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Tasavvufi düþüncenin önemle üzerinde durduðu ahlaki boyut, Ýslam dininin insanlar arasýnda gerçekleþtirmek istediði temel hedeflerinden biridir. Ýslam, insanýn sevgiye önem vermesini, kötülüklerden sakýnmasýný, Allah’ýn kendisini gözettiði bilinci ile hareket etmesini ister. Böylece insan, tüm çýkar 1 kaygýlarýnýn ötesine geçerek bütün davranýþlarýnda Allah’ýn hoþnutluðunu gözetir. Ýslam’ýn ahlaka önem vermesi, tasavvufi düþüncenin doðuþu üzerinde etkili olan en önemli faktördür. Tasavvufi düþüncede ahlaki davranýþlar, ibadetler kadar önemli görülür. Ünlü mutasavvýf Ebu Hasan en2 Nuri (295/907), “Tasavvuf ne birtakým merasimler ne de bir bilgi yýðýnýdýr; tasavvuf yalnýzca ahlaktýr.” diyerek tasavvufi düþüncenin ahlaktan ibaret olduðunu dile getirmiþtir. Tasavvufi düþünce, kalp temizliðini, manevi olgunluðu ve güzel ahlaký gerçekleþtirmeyi hedefler. Kiþilerin manevi açýdan temizlenmeleri güzel ahlaklý olmalarýna baðlýdýr. Dünya ve ahiret dengesini kurmak, dünya hayatýna ve maddi zevklere dalýp kaybolmamak, ahirete ve manevi deðerlere önem vermek, kiþiyi olumsuz etkileyen kötü duygularý kontrol altýna alýp yok etmeye çalýþmak manevi ve ahlaki yüceliði gerçekleþtiren hususlardýr. Tasavvufi düþünce, ahlaki davranýþlarýn iman ile iliþkisine vurgu yapar. Çünkü güzel ahlak, insanýn bütün davranýþlarýný kapsar. Ayrýca Ýslam’ýn emir ve yasaklarý da insaný güzel ahlak sahibi olmaya yönlendirir. Hz. Peygamber, “Ýman bakýmýndan müminlerin en olgunu, ailesine karþý þefkat, merhamet 3 gösteren ve ahlaký güzel olandýr.” buyurarak güzel ahlakýn imanýn bir meyvesi olduðunu belirtmiþtir.

Ýslam’a göre olgun insan; Allah’ýn koyduðu sýnýrlarý aþmayan, iyiyi ve doðruyu yapýp tavsiye eden, kötülüðün her türlüsünden uzak duran, verdiði sözü yerine getiren, büyüklük taslamayan, kendisine verilen emaneti koruyan, yoksullara kol kanat geren, özü sözü bir olup tüm canlýlara güzel davranan kimsedir.

1 Mustafa Çaðrýcý, Ýslam Düþüncesinde Ahlak, s. 8. 2 Selçuk Eraydýn, Tasavvuf ve Tarikatlar, s. 340. 3 Tirmizî, Ýman, 6.

48


ÝSLAM ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ TASAVVUFÝ YORUMLAR YORUMLAR

Tasavvufi düþüncenin ahlaki boyutunu dile getiren mutasavvýflar, Allah’ýn emir ve yasaklarýna uymak suretiyle sonsuz mutluluða ulaþmayý arzulamýþlardýr. Bunun için de dinî deðerlere samimiyetle baðlanmayý, dünyanýn geçici bir misafirhane olduðu düþüncesini yayarak insanlarý iyiye, doðruya teþvik etmeyi ve Allah’ýn nimetleri karþýsýnda þükür vazifesini yerine getirmeyi sürekli olarak dile getirmiþlerdir. Tasavvufi düþüncenin önemle üzerinde durduðu ahlaki hususlar, bu alanda yazýlan birçok eserde ayrýntýlý bir þekilde iþlenmiþtir. Dünyanýn geçici olduðu, birlik ve beraberlik içinde yaþamak gerektiði gibi hususlar, hem ilahilerde hem de tasavvuf içerikli diðer þiirlerde dile getirilmiþtir. Örneðin þiirleriyle kültür ve edebiyatýmýz üzerinde önemli etkileri bulunan Yunus Emre, dünyanýn geçici olduðunu, arzu ve heveslere baðlanýp kalýnmamasý gerektiðini þu þekilde ifade eder: “Bu dünyaya kanmayalým, fanidir aldanmayalým Bir iken ayrýlmayalým, gel dosta gidelim gönül, Biz bu cihandan göçelim, ol dost iline uçalým Arzu hevadan geçelim gel dosta gidelim gönül.”

Tasavvufi düþüncenin bazý temel ilkeleri: 1. Seyrüsüluk: Kiþinin iç dünyasýna eðilerek kendisini yanlýþa ve kötüye sevk eden kötü duygulardan arýnmasý için þahsiyet terbiyesi yapmasý ve benliðini arýndýrmaya çalýþmasýdýr. 2. Riyazet ve Mücahede: Kiþinin güçlü bir irade sahibi olmak ve saðlam bir kiþiliðe eriþmek için zorluklarla mücadele etmesidir. 3. Tövbe: Kiþinin iþlemiþ olduðu hata ve kusurlarýndan vazgeçmesi bir daha onlarý iþlemeyeceðine dair Allah’a söz vermesidir. 4. Sabýr ve Sebat: Kiþinin baþýna gelen olumsuz ve sýkýntýlý olaylar karþýsýnda dirençli olmasý, gücünü ve iradesini doðru kullanarak zorluklarla mücadele etmesi, aceleci davranmayarak kendisine ve çevresine zarar verici davranýþlardan kaçýnmasýdýr. 5. Cömertlik: Kiþinin sahip olduðu nimetleri baþkalarýyla paylaþmasý, ihtiyaç sahiplerine kol kanat germesidir. Cömertlik, insanda bulunmasý gereken en yüce duygulardan biridir. 6. Doðruluk: Kiþinin söz ve davranýþlarýnda dürüst olmasýdýr. Doðruluk ve dürüstlük (istikâmet) verilen söze uymayý ve güzel olan davranýþlar sergilemeyi gerektirir.

49


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

Tasavvufi düþüncenin ahlaki boyutunu gösteren bazý prensipler: Kendisi için istediðini baþkasý için de istemek, Kendisi için arzulamadýðýný baþkalarý için de arzulamamak. Olduðu gibi görünmek ya da göründüðü gibi olmak. Küçüklere sevgi beslemek büyüklere saygý göstermek. Affetmek, hoþgörülü davranmak. Baþkalarýnýn kusurlarýný araþtýrmamak. Öfkeye hâkim olmak. Sözünde durmak, ahde vefa göstermek. Doðruluk ve dürüstlükten taviz vermemek. Güvenilir olmak. Kibirden gururdan sakýnmak mütevazý olmak. Cimrilikten, tamahtan uzak durmak, cömert olmak. Her hususta sabýrlý olmak. Asla adaletten ayrýlmamak. Maddi ve manevi temizliðe riayet etmek. Allah’ýn kendisine verdiði saðlýðýna ve sýhhatine çok dikkat etmek. Boþ vakitlerini hayýrlý iþlerde deðerlendirmek.

4. Kültürümüzde Etkin Olan Tasavvufi Yorumlar Tasavvufi düþünce, Ýslamiyetin farklý kültür ve medeniyetlere mensup insanlara ulaþmasýnda büyük bir rol oynamýþtýr. Ýslamiyetin Horasan, Hint Yarýmadasý, Türkistan, Ýran, Anadolu, Balkanlar ve Kuzey Afrika’ya yayýlmasý da bu yolla olmuþtur. Osmanlý Devleti’nin kurulup geliþmesinde ve bir cihan devletine dönüþmesinde tasavvufi düþüncenin büyük katkýlarý olmuþtur. Bireylerin eðitiminde, toplumun manevi hayatýnýn yükseltilmesi ile þiir, musiki, mimari ve hüsnühat gibi sanat dallarýnýn geliþmesinde tasavvufi oluþumlarýn payý büyüktür. Türk edebiyatýnýn bazý ölümsüz þairleri, tasavvufi düþünceleri eserlerinde açýkça dile getirmiþlerdir. Hoca Ahmed Yesevi, Yunus Emre, Hacý Bektaþ Veli, Mevlana, Ahi Evran ve Hacý Bayram Veli gibi þahsiyetlerin, kültürümüzün oluþmasýnda önemli etkileri olmuþtur. Bu kiþiler, yaptýklarý çalýþmalarla asýrlarý etkileyen önemli þahsiyetlerdir. Bu þahsiyetlerin temsil ettiði görüþler, günümüzde de Yesevilik, Mevlevilik ve Bektaþilik adý altýnda varlýklarýný sürdürmektedirler. Divan þiirimiz ve halk edebiyatýmýz, bin yýla yakýn bir süredir tasavvufi düþünce ile yoðrulmuþ, onunla bütünleþerek günümüze kadar varlýðýný devam ettirmiþtir. Edebiyatý, sanatý ve mimarisiyle kültürümüz üzerinde etkili olmuþ, toplumsal birlik ve düzenimizin manevi temellerini inþa etmiþ bazý tasavvufi yorumlar þunlardýr:

50


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR 4.1. Yesevilik Türkistan bölgesinde doðup kýsa bir süre içerisinde geniþ bir coðrafyaya yayýlan Yesevilik düþüncesinin kurucusu Hoca Ahmet Yesevi’dir. Doðum tarihi kesin olarak bilinmeyen ve 1167 yýlýnda vefat eden Hoca Ahmet Yesevi, henüz küçük yaþta “Yesi” þehrine yerleþmiþtir. Ýlk tahsilini, o dönemin en önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri olan Buhara’da yapmýþtýr. Hoca Ahmet Yesevi, dinî ilimlerde derin bir birikim elde ettikten sonra tasavvufi düþünceyi benimsemiþtir. Kur’an ve sünneti bu tasavvufi düþünceye göre yorumlamýþtýr. Hoca Ahmet Yesevi, “Pir-i Türkistan” lakabýyla özellikle Kýrgýz ve Kazak Türkleri arasýnda etkili olmuþtur. Yesevilik düþüncesi, Türkistan bölgesinde doðmasýna raðmen Türk topluluklarý aracýlýðýyla Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar uzanan geniþ bir coðrafyada kök salmýþtýr. Ýlk Türk tasavvuf düþüncesi olan Yesevilik, sonraki tüm tasavvufi oluþumlarý etkilemiþ ve Türk tasavvuf anlayýþýnýn ana kaynaðýný oluþturmuþtur.

Divan-ý Hikmet’ten Seçmeler: Nerede görsen gönlü kýrýk merhem ol sen Öyle mazlum yolda kalsa hemdem ol sen Gönül vermez dünyaya, el uzatmaz harama Hakký seven aþýklar helalinden yemiþler. Garip, fakir yetimleri her kim sorar, Razý olur o kulundan Allah Dünya için gam yeme, Hakk’tan baþkasýný deme, Kiþi malýný yeme, sýrat üzerinde tutar ha. Kul Hoca Ahmed ibadet eyle, ömrün bilmem kaç yýl, Aslýný bilsen su ve toprak, yine topraða gider ha. Hoca Ahmet Yesevi Türbesi

(Hoca Ahmet Yesevi,Divan-ý Hikmet’ten Derlenmiþtir.)

Kur’an ve sünneti referans alan Hoca Ahmet Yesevi, gönüllere hitap ederken insanlarýn çok rahat anlayabilecekleri sade bir dil kullanmýþtýr. Hoca Ahmet Yesevi, 12. yüzyýlýn Türk kültür ve edebiyatýnýn önde gelen simalarýndan biridir. “Divan-ý Hikmet” adlý eseriyle bu kültür ve edebiyatýn günümüze kadar etkili bir þekilde gelmesine öncülük etmiþtir. Bunun içindir ki Yesevilik, bir tasavvufi düþünce olmanýn yaný sýra edebiyattan inanca toplumun birçok unsurunu bünyesinde barýndýran zengin bir deðerler manzumesi oluþturmuþtur. Bu deðerlerin baþýnda, Yeseviliðin asýrlarca farklý coðrafyalarda yaþamasýna elveriþli bir zemin hazýrlayan insan sevgisi gelir. Yesevilik düþüncesinin temel felsefesi, “Divan-ý Hikmet” isimli eserde bir araya getirilen Hoca Ahmet Yesevi’nin özlü ve hikmetli sözleriyle ortaya konulmuþtur. Ýslam dininin ana esaslarý, ahlaký, insan sevgisi ve tasavvufi düþüncenin birçok unsuru, bu hikmetli sözlerin baþlýca konularýný oluþturur.

Hoca Ahmet Yesevi (Temsili Resim)

Yesevilik düþüncesine göre; erdeme eriþmek aþk ve sevgiyle mümkündür. Aþk ve sevgi ile erdemli olmak isteyen kiþi de benlikten vazgeçmeli kanaatkâr olup diðer insanlarý düþünmeli ve onlara yardým etmeli, ümitsizliðe kapýlmamalý, faydasýz þeylerle vakit harcamamalý, yalan söylememeli ve insanlarýn kalbini kýrmamalýdýr.

51


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Yesevilik düþüncesine göre gönül kýrmamak ve herkese þefkatle davranmak gerekir. Hoca Ahmet Yesevi’nin, “Sünnet imiþ kâfir de olsa incitme sen / Huda bizardýr katý yürekli gönül incitenden” sözleri 1 bu hususa ýþýk tutmaktadýr. Yesevilik düþüncesinde yer alan yoksul ve gariplere yardým etmek, onlarýn ihtiyaçlarýný karþýlamak, misafir aðýrlamak, komþularla iyi geçinmek, dünya malýna gereðinden fazla deðer vermemek, hak ve hukuka riayet etmek, rýzký helal yollardan temin etmek gibi ahlaki kurallar, saðlýklý bir toplum oluþturmanýn ve sosyal dayanýþmayý gerçekleþtirmenin temel þartlarýdýr. Yesevilik düþüncesi, Orta Asya Türklerinin Ýslam’ý kýsa sürede kabul etmelerini saðlamýþ, Ýslam’ýn inanç, ahlak ve kültürünü açýk bir dille ve tasavvufi bir yorumla dile getirerek Türkler arasýnda cazibe merkezi olmuþtur. Hacý Bektaþ Veli, Abdal Musa, Geyikli Baba, Sarý Saltuk gibi þahsiyetler, Yesevilik düþüncesinin Anadolu’da yaygýnlaþmasýný saðlamýþ ve böylece Anadolu’nun Müslümanlaþmasýnda önemli rol oynamýþlardýr. 4. 2. Kadirilik Ýslam dünyasýnda ilk tasavvufî oluþumlar 12. yüzyýlda ortaya çýkmýþtýr. Bunlardan Kadirilik, Abdülkadir Geylani’nin düþünceleri etrafýnda oluþmuþ tasavvufi bir yorumdur. Abdülkadir Geylani, 1077 yýlýnda Hazar Denizi’nin güneybatýsýndaki Geylan’da dünyaya gelmiþtir. Geylani’nin son derece etkili ve akýcý bir konuþma tarzýna sahip olduðu söylenmektedir. O, verdiði fetva ve derslerle kýsa zamanda çevresini etkilemiþ ve görüþlerini yayma imkâný bulmuþtur. Kadirilik, Asya’dan Balkanlara ve Orta Doðu’dan Afrika’ya kadar geniþ bir coðrafyada hýzla yayýlmýþtýr. Kadirilik, diðer tasavvufi yorumlarda olduðu gibi Kur ’an ve sünnete uymayý esas alýr. Ýnsanýn sorumluluklarýný hatýrlatarak dinin emir ve yasaklarýna uymasýnýn önemi üzerinde durur. Buna göre insan günahlarýndan tövbe ederek Hakk’a ibadete yönelmeli ve her iþinde samimiyetle hareket etmelidir. Kadirilikte en önemli görev, fakir ve düþkünlerin hizmetine koþmak, onlarýn ihtiyaçlarýný halletmeye çalýþmaktýr. Bu yüzden bol sadaka vermek ve cömert olmak gerektiði üzerinde durulur. Kadirilikte, Allah’ýn isimlerinin zikredilmesine ve Hz. Peygambere salavat getirilmesine önem verilir. Böylece nefsin kötülüklerden arýndýrýlmasý ve güzel 2 huylar edinilmesi amaçlanýr.

BÝLGÝ KUTUSU

Kadirilikte önem verilen beþ temel ilke vardýr: Himmeti yüceltmek: Yardýmlaþmayý artýrmak Haramdan sakýnmak: Allah’ýn yasaklarýndan uzak durmak Hizmeti güzelleþtirmek: Hizmeti ibadet niyetiyle yapmak Azmi arttýrma: Allah rýzasý için çok çalýþmak Nimete saygý göstermek: Nimetin deðerini bilip þükretmek Türkiye Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, C 24, s. 133. 1 Kemal Eraslan, Divan-ý Hikmet’ten Seçmeler, s. 56. 2 Türkiye Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, C 24, s. 131-135.

52

PAYLAÞALIM Allah’ý zikretmenin ve Hz. Peygambere salavat getirmek insanýn manevi yönden olgunlaþmasýna nasýl katkýda bulunur? Düþüncelerinizi arkadaþlarýnýzla paylaþýnýz.

Abdülkadir Geylani Camii Baðdat / Irak


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR 4. 3. Nakþibendilik Nakþibendilik, Bahaeddin Nakþibend’in düþünceleri etrafýnda oluþan tasavvufi bir yorumdur. Bahaeddin Nakþibend 1318 yýlýnda Orta Asya Müslümanlarý için bir ilim merkezi olan Buhara’da doðmuþtur. Ýmam Rabbani ve Mevlânâ Halit gibi mutasavvýflar, Nakþibendilik yorumunu temsil eden önemli þahsiyetlerden bazýlarýdýr. Nakþibendilikte Allah’ý sessiz olarak ve devamlý zikretmeye büyük önem verilmiþtir. Böylece kiþinin kötü arzularýný yok edeceðine inanýlýr. Allah’ý çokça anan kimse onun sevgisini kalbine nakþeder, yerleþtirir. 1 Nakþetmek kavramýndan hareketle bu tasavvufi yoruma Nakþibendilik denilmiþtir. Nakþibendilikte, Kur’an ve sünnete sýký bir baðlýlýk gösterilir ve ibadetlere önem verilir. Bu tasavvufi yorumun en önemli ilkelerinden biri “sohbet” adý verilen ilim ve irfan meclislerinde iyi ve ahlaklý insanlarla her zaman beraber olmaktýr. Her tasavvufi yorumda olduðu gibi Nakþibendilikte de üzerinde önemle durulan temel prensipler vardýr. Bunlardan bazýlarý; her aný iyi deðerlendirmek, kalbi kötü düþüncelerden arýndýrarak iyi huylara sahip olmak, her an bilinçli olmak, gönlünde Allah’tan baþkasýna yer vermemek, Allah’ý daima hatýrlamak 2 ve onu çokça zikretmek gibi hususlardýr. Nakþibendilikte topluca yapýlan zikre “hatme-i hâcegân” denir. Nakþibendilik, Bahaeddin Nakþibend’in öðrencileri aracýlýðýyla tarih içerisinde özellikle Türkistan, 3 Anadolu ve Hindistan olmak üzere geniþ bir coðrafyada yayýlmýþtýr. Bahaeddin Nakþibend’in Türbesi Buhara / Özbekistan

YAZALIM Nakþibendiliðin ilke­ lerinden biri olan “Halk içinde Hak ile olmak” sözünü açýklayan bir yazý yazýnýz.

4.4. Mevlevilik Mevlana, 1207 yýlýnda bugün Afganistan’ýn kuzeyinde yer alan Belh þehrinde doðmuþ ve küçük yaþlarda ailesiyle birlikte Konya’ya yerleþmiþtir. Mevlana ilk tahsilini ayný zamanda bir mutasavvýf olan babasýndan almýþtýr. Dönemin ünlü bilginlerinden ders alan Mevlana, kýsa süre içerisinde tanýnmýþ bir þahsiyet hâline gelmiþtir. Mevlana Celaleddin Rumi’nin tasavvufi düþüncelerini temel alan Mevlevilik, Sultan Veled tarafýndan sistemleþtirilmiþtir. Mevlana’nýn oðlu olan Sultan Veled, hayatýný babasýnýn fikirlerini yaymaya adadýðý için Mevleviliðin kurucusu kabul edilmiþtir. Mevlana, Þems isimli bir sufi ile tanýþtýktan sonra farklý bir düþünce dünyasýna girerek öðütlerini ve hikmetli sözlerini insanlara aktarmak için þiir sanatýna baþvurmuþtur. Mevlana, Mesnevi ve Divan-ý Kebir isimli manzum eserlerinde bir araya getirilen þiirleriyle insanlarý iyiliðe, güzelliðe teþvik eder. Dünya ve ahiret mutluluðuna ulaþtýracak olan bilgiler aktarýr. 1 Türkiye Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, C 4, s. 458, 459. 2 Türkiye Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, C 32, s. 335-343. 3 Hasan Kamil Yýlmaz, Anahatlarýyla Tasavvuf ve Tarikatlar, s. 262.

53


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

Mevlevilik düþüncesinde, insan, son derece deðerli bir varlýktýr. Çünkü Allah, insaný diðer varlýklardan 1 üstün yaratmýþtýr. Mevlana bu hususu, “Âlemden maksat insandýr.” þeklinde vurgulamýþtýr. Mevlevilik düþüncesine göre örnek insan olmak son derece önemlidir. Örnek insan olmak için de güzel ahlak sahibi ve gönül dünyasý zengin biri olmak gerekir. “Çünkü huzurlu ve mutlu bir toplum olmak, kötü huylardan arýnmýþ ve yüksek ahlaki deðerlerle donanmýþ kiþilerle mümkündür. Dolayýsýyla 2 hýrs, kýskançlýk, kibir, yalan, iki yüzlülük ve gýybet gibi kötü huylar terk edilmelidir.” Mevlevilik düþüncesi, þiir ve musiki üzerinde de etkili olmuþtur. Þeyh Galip, Itri ve Dede Efendi gibi birçok þahsiyet, Mevlevilik düþüncesinin etkisinde kalmýþ ve bu etkiyi eserlerine yansýtmýþlardýr. Mevlevilik düþüncesinin yaþatýldýðý yerler olan Mevlevihanelerde Türk dili ve edebiyatý, þiir, musiki bilgisi, hat, tezhip, minyatür gibi güzel sanatlar öðretilir ve icra edilirdi. Ayrýca Mevlevi musikisi, Türk tasavvuf musikisinin önemli bir parçasýný oluþturur.

NOT EDELÝM 1 Mevlana Celaleddin, Mecalis-i Seb’a, s. 45. 2 Emine Yeniterzi, Mevlana Celaleddin Rumi, s. 66.

54

Mevlevi derviþlerinin ney, kudüm, rebap gibi çalgýlar ve ilahiler eþliðinde kollarýný iki yana açýp dönerek yaptýklarý ayine sema denir.


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Mevlevilik düþüncesi tarih boyunca toplumun tüm kesimleri üzerinde etkili olmuþ, insanlarýn manevi hayatlarýnýn þekillenmesini saðlamýþtýr. Kültür ve sanat hayatýmýz üzerinde de etkin bir rolü bulunan Mevlevilik düþüncesi, baþta Türkiye olmak üzere dünyanýn birçok yerinde yaþatýlmaya çalýþýlmýþtýr. Ýlahî sevgi, hoþgörü ve güzel ahlak gibi manevi, ahlaki deðerleri, insanlar için birer temel prensip olarak öðütleyen Mevlana’nýn “Mesnevi” isimli eseri, dünyanýn belli baþlý dillerine tercüme edilmiþtir. Mevlana, doðu edebiyatýnýn þaheseri kabul edilen Mesnevi isimli eserinde insanlara sevgiyi, gerçek aþký, örnek insan olmayý öðütler ve onlarýn güzel ahlaklý, dürüst, cömert, çalýþkan, alçak gönüllü, sabýrlý, baþkalarýnýn iyiliðini isteyen, doðru sözlü, helal lokma peþinde olan, Allah’a þükreden ve ibadetlerini 1 yerine getiren birer kiþi olmalarýný ister.

Mesnevi’den Nasihatler, Özlü Sözler: Merhamete nail olmak istersen, zayýflara merhamet et! Sözün faydasý yoksa söyleme! Ýnsanlarýn savaþý, çocuklarýn kavgasýna benzer; hepsi de anlamsýz ve saçmadýr. Maksada sabýrla eriþilir, aceleyle deðil! Sabret, doðrusunu Allah daha iyi bilir. Ben, bu çalýþýp çabalama dünyasýnda iyi huydan daha üstün bir þey görmedim. Söz, dinleyene göre söylenir; terzi elbiseyi adamýn boyuna göre diker. Adaleti bilmeyen, kurt yavrusunu emziren keçiye benzer. Evin içindeki acý su çeþmesi, dýþarýdaki tatlý su ýrmaðýndan daha üstündür.

4.5. Alevilik-Bektaþilik 2

Hz. Ali’yi seven, sayan ve ona taraftar olan kiþiye Alevi denir. Aleviler; Allah’ýn birliðine inanan, Hz. Muhammed’i son peygamber olarak kabul eden, kutsal kitabý Kur’an-ý Kerim olan, Hz. Muhammed’i ve onun ehl-i beytini seven Müslümanlardýr. Bektaþilik düþüncesinin kurucusu Hacý Bektaþ Veli’dir. Hacý Bektaþ Veli, Horasan’dan gelen erenlerle 3 birlikte hakikat ýþýðýný Anadolu’da yakmýþ ve etrafýndaki insanlara tasavvufun inceliklerini anlatmýþtýr. Bu düþünce, Pir-i Türkistan olarak anýlan Hoca Ahmet Yesevi’nin Allah sevgisi ve güzel ahlaký esas alan öðretilerini Anadolu’da yaygýnlaþtýran ve kültürümüzde önemli etkileri olan tasavvufi bir yorumdur. Hacý Bektaþ Veli, Ahmet Yesevi’nin manevi ocaðýnda yetiþmiþ bir Horasan ereni olarak Anadolu’da ahlak ve adalet meþalesini dalgalandýrmýþ, insan sevgisi ve bir arada yaþama kültürünü yaygýnlaþtýrmýþtýr. Böylece bir mutasavvýf olarak Anadolu halkýnýn etkilendiði manevi önderler arasýndaki yerini almýþtýr.

1 Emine Yeniterzi, Mevlana Celaleddin Rumi, s. 36. 2 Ethem Ruhi Fýðlalý, Çaðýmýzda Ýtikadi Ýslam Mezhepleri, s. 233. 3 Osman Eðri, Bektaþilikte Tasavvufi Eðitim, s. 15.

55


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Anadolu’ya göç eden Türk boylarý arasýnda, birlik ve beraberliðin saðlanmasýnda, manevi baðlarýn geliþmesinde Hacý Bektaþ Veli ve diðer mutasavvýflarýn büyük katkýlarý olmuþtur. Bektaþilik düþüncesinin þekillenmesinde Hacý Bektaþ Veli’nin Makâlât isimli eserinin önemli etkisi vardýr. Bu eserde Ýslam’ýn itikat, ibadet ve ahlak konularýndaki görüþleri dile getirilmiþtir. Hacý Bektaþ Veli, bu konularla ilgili görüþlerini “dört kapý kýrk makam” prensibine göre açýklamýþtýr. “Ona göre bunlar birbirlerini tamamlayan þeylerdir. Bunlardan birinin eksikliði, diðerini de eksik kýlar. Kul, Yüce Allah’a kýrk makamla ulaþýr, onunla dost olur. Bu kýrk makamýn onu þeriat içindedir, onu marifet içindedir, onu tarikat 1 içindedir, onu da hakikat içindedir.”

DEÐERLENDÝRELÝM “Tanrý’nýn gönderdiði kitabý bilmeyen, Tanrý’yý nasýl bilebilir? Ýnsanlar doðuþtan bilgi sahibi olsalardý Tanrý, peygamberlere kitap göndermezdi. Kitapsýz pir, þeytandýr.” Buyruk, s. 24. Yukarýdaki metni Alevilik-Bektaþilik düþüncesinde Kur’an’ýn önemi açýsýndan deðerlendiriniz.

Hacý Bektaþ Veli Türbesi Hacýbektaþ/Nevþehir

Alevilik-Bektaþilik düþüncesinin temel kaynaklarý arasýnda yer alan Hacý Bektaþ Veli’nin Velayetname adlý eserinde buyruklar ve ozanlar tarafýndan söylenmiþ deyiþ ve nefeslere yer verilmiþtir. Bu eserde eski Türk inançlarýna dair bazý inanç motifleri görülmekle beraber Allah inancý ve Hz. Muhammed’in 2 peygamberliði olmak üzere Ýslami inanç esaslarýna atýflar da bulunmaktadýr. Zikir, tövbe, ilahî aþk, insan-ý kâmil, tevazu ve murakabe gibi tüm tasavvufi yorumlarý içeren Buyruklar ise bu düþüncenin önemli kaynaklarý arasýnda yer alýr. Örneðin Buyruklar’da yer alan en önemli hususlardan biri “üç sünnet, yedi farz” kavramýdýr. Üç sünnet; hakký zikretmek, kalpte düþmanlýða yer vermemek ve yola teslim olmaktýr. Yedi farz ise sýrrýný izhar etmemek, gördüðünü örtmek, özür ile niyaz eylemek, mürebbi hakkýný 3 gözetmek, musahip hakkýný gözetmek, tövbe almak ve taç giyip özünü üstada teslim etmek þeklindedir.

1 Sönmez Kutlu, Alevilik-Bektaþilik Yazýlarý, s. 156. 2 Ýlyas Üzüm, Kültürel Kaynaklarýna Göre Alevilik, s. 17. 3 Buyruk, s. 245, 246.

56


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

BULALIM

Deyiþ, nefes, muharrem orucu, musahip, pir, talip, semah, düvaz imam, cem, rehber, gözcü, çeraðcý, sofracý, kurbancý. Alevilik-Bektaþilikle ilgili olarak yukarýda verilen kavramlardan üçünü seçerek sözlükten karþýlýðýný bulunuz. Buyruklarda toplumu doðru bir þekilde Hakk’a ulaþtýrmak için Kur’an’ýn bilinmesi ve davranýþlarýn Kur’an’a uygun olmasýnýn gerekliliði þöyle dile getirilir: “Ayetsiz, kitapsýz söz söyleyip nasihat eden 1 pirin söylediði sözler saygýn deðildir. Söylenen sözün kesinlikle Kur’an’a uymasý gerekir.” Alevilik-Bektaþilik düþüncesi diðer tasavvufi oluþumlarda olduðu gibi Ýslam’ýn ahlaki prensipleri üzerinde ýsrarla durur ve bu prensiplerin insanlar arasýnda yaygýnlaþmasýný amaçlar. Temel ahlaki prensipler çerçevesinde Alevilik-Bektaþilik yolunun sevgi ve dostluk yolu olduðu þu þekilde vurgulanýr: “Yolumuz sevgi ve dostluk üzerine kurulmuþtur. Dergâhýmýzda kýþkýrtýcý, bozguncu ve karýþtýrýcýlara yer yoktur. Çekememezlik, kýskançlýk, kendini beðenme, kin, inat, arkadan konuþma, dedikodu, baþkasýný suçlama, iftira, küfür, zulüm, yalan ve cinayet Tanrý’nýn yasak ettiði iþlerdir. Bir talip tüm bu kötülükleri benliðinden uzaklaþtýrýp yüreðinden silmelidir. Talip, gerekmezse söz söylemez. Eli ile koymadýðýný almaz. Gözü 2 ile görmediðine ‘gördüm’, kulaðý ile duymadýðýna ‘duydum’ demez…”

NOT EDELÝM Alevilik-Bektaþilik düþüncesine gönül vermiþ ozanlar tarafýndan söylenmiþ deyiþ, nefes ve þiirlerde Ýslam dininin inanç, ibadet ve ahlak konularý ele alýnmýþtýr. Örneðin Pir Sultan Abdal, bir þiirinde þöyle demektedir: “Muhammed dinidir bizim dinimiz, Tarikat altýndan geçer yolumuz, Hem Cibril-i emindir rehberimiz, Biz müminiz mürþidimiz Ali’dir.” Pir Sultan Abdal Divaný, s. 112.

Alevilik-Bektaþilik düþüncesinde ehl-i beyt sevgisi her zaman ön plandadýr. Bu düþüncede Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin soyundan gelenleri sevmek ve onlara saygý göstermek esastýr. Hz. Peygamberi konu edinen naatlar, Alevi-Bektaþi edebiyatýnýn önemli unsurlarý içerisinde yer alýr. Hilmi Dedebaba bir naatýnda Hz. Peygambere olan sevgisini þöyle anlatýr: “Enver-i arþý Güzinsin Ya Muhammed Mustafa Rahmeten lilaleminsin Ya Muhammed Mustafa Nur-ý Kur’an’ý Mübinsin Ya Muhammed Mustafa Cümle âlem halký muhtaçtýr senin ihsanýna!”

3

1 Buyruk, s. 24. 2 Buyruk, s. 39. 3 Müfit Yüksel, Bektaþilik ve Mehmet Ali Hilmi Dedebaba, s. 114.

57


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Alevilik-Bektaþilik düþüncesinin temel kaynaklarýnda namaz, zekât, oruç ve hac gibi 1 ibadet konularýna da yer verilir. Bu ibadetler ayný zamanda Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin buyruðu olarak kabul edilmiþtir. Alevilik-Bektaþilik düþüncesinin önemli temsilcilerinden biri olan Cabbar Kulu, “Konþun ile ehl-i iyalin ile bir hoþca diril, konuða tazim eyle. Hiçbirinin hatýrýný yýkma. Nerede bir hatýrý yýkýk var ise hatýrýný yap; sana kötülük edene sen iyilik eyle. Kuþlarda, böcüklerde, hayvanlarda, insanda hiçbir þeyin canýný incitme. Cümlesi senden hoþnut olsun. Hak Teâlâ da 2 senden hoþnut ola…” diyerek hoþgörü, sevgi, barýþ, kardeþlik ve ahlak anlayýþýný dile getirmiþtir.

BÝLGÝ KUTUSU

Alevilik-Bektaþilik düþüncesinde önemli bir yer tutan ahlaki prensipler þunlardýr: Bilgi sahibi olmak Allah’a isyankâr olmamak Nefsine uymamak Gaflette olmayýp kalp gözü açýk olmak Tamah etmemek Dünyaya baðlanmamak Þehvetperest olmamak Kibirsiz olmak Kimseye acý ve zarar vermemek Pinti ve aceleci olmamak Kazaya rýza ile teslim olup vesvese etmemek Kitab-ý Cabbar Kulu, s. 82.

KONUÞALIM “Allah birdir Peygamber hak, Rabbü’l-âlemindir mutlak, Senlik-benlik nedir býrak, Söyleyin geldi sýrasý. ” Âþýk Veysel Þatýroðlu Yukarýdaki þiirin ana temasý üzerinde arkadaþlarýnýzla konuþunuz.

4.5.1. Cem ve Cemevi Cem; toplanmak, bir araya gelmek ve bütünleþmek demektir. Alevilik-Bektaþilikte cem bir araya gelinerek topluca yapýlýr. Cemi, dede yönetir. Cemde, kiþiler aþkla Allah’a yönelirler. Yüreklerinin Allah sevgisiyle dolmasýný saðlarlar. Cemde tevhitler (Lâ ilâhe illallâh) okunur. Eller göðüslere konarak Hz. Muhammed ve ehl-i beytine salavatlar getirilir, iþlenmiþ olan günahlar için tövbe istiðfar edilir. Okunan gülbenk, dua, on iki imam aþkýna söylenen düvaz, deyiþ ve nefesler arasýnda hep bir aðýzdan “Allah Allah” denir. Cemevi, cemin yapýldýðý yerdir. Bunun yanýnda; tasavvufi sohbetlerin yapýldýðý mekân, duruma göre yoksullara aþevi, misafirhane, birlik, dirlik ve kardeþlik evi olmuþtur. Ayrýca ilim, eðitim ve kültür evi olarak da kullanýlmaktadýr.

1 Hacý Bektaþ Veli, Makâlât, s. 181. 2 Cabbar Kulu, Kitab-ý Cabbar Kulu, s. 82.

58


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Alevi-Bektaþiliðe göre cemevinin kapýsýndan girmek, cemin ilk basamaðýdýr. Cemevine niyaz ederek girilir. Cemevinin ortasýna “kýrklar meydaný”, meydanýn ortasýna ise “dâr meydaný” denir. Bu meydan, “dâr”a duran kimseleri, her amaca ulaþtýran “sýrat-ý müstakim” (doðru yol) olarak kabul edilir. Cemler, eskiden dergâhlarda, meydan evi denilen mekânlarda gerçekleþtirilirdi. Kentleþmeyle birlikte zamanla cemevi adý verilen mekânlarda yapýlmaya baþlanmýþtýr.

Pir Koca Ahmet Yesevi Cem Kültür Merkezinden bir görünüm Bahçelievler / Ýstanbul

Cem, her zaman yapýlmakla birlikte yýlýn belli zamanlarýnda yapýlan cemler de vardýr. Örneðin “düþkünlükten kaldýrma cemi, dârdan indirme cemi, Abdal Musa cemi, muharrem cemi, Hýzýr cemi ve nevruz cemi ve ikrar cemi” bunlardan bazýlarýdýr.

Alevilik- Bektaþilikte birbiriyle küs olan, bir baþkasýnýn hakkýný, hukukunu çiðneyen ve herhangi bir kiþiye zarar verecek davranýþlarda bulunan kimseler düþkün sayýlýr. Bu davranýþlarý iþleyen kimseler, genellikle cem sýrasýnda dâr meydanýna gelirler ve aralarýndaki anlaþmazlýklar dede tarafýndan giderilmeye çalýþýlýr. Sorunlarý giderilemeyen kimseler, o sorunun daha sonra çözümlenmesi amacýyla cemevinden çýkarýlýr. Ceme alýnmayan bu kiþilere “yol düþkünü” denir. Yol düþkünü olan kimseler, problemlerini kendi aralarýnda çözüp anlaþýrlarsa tekrar ceme alýnabilmeleri için ayrýca bir erkân düzenlenir. Düzenlenen bu erkânda, düþkünlükten kaldýrýlacak olan bu kimseler, dâr meydanýnda dedenin KONUÞALIM huzuruna gelip Kur’an’ýn, “…Ey Rabb’imiz! Biz kendimize zulmettik. Alevilik- Bektaþilikte yapýlan cemlerin insanlarýn Eðer bizi baðýþlamaz ve bize acýmazsan birlik ve beraberliðine yaptýðý katkýyý konuþunuz. 1 mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” ayetini okurlar. tarafýndan bu kimselere gerekli uyarý yapýlýr. Dede, bu kimselerden kurban kesip fakir fukarayý doyurma, ihtiyaç sahiplerine daðýtma veya cemevinin bir ihtiyacýný gidermesi gibi isteklerde bulunur. Bu kimseler bundan sonra yol düþkünü olmayacaklarýna dair Hakk’ýn ve halkýn huzurunda söz verirler. Daha sonra da bu kimselerin üzerine bir gülbenk o k u n a r a k c e m e s o n v e r i l i r. B u n a Abdal Musa Türbesi düþkünlükten kaldýrma cemi denir. Elmalý/Antalya Cem çeþitlerinden biri de dârdan indirme cemidir. Alevilikte, ölen kiþi için daha çok “Hakk’a yürüdü” ifadesi kullanýlýr. Hakk’a yürüyen kiþinin ailesi, akraba, arkadaþ ve tanýdýklarý çaðrýlarak hem halkýn huzurunda hem de dedenin huzurunda razýlýk alýnýr. Borcu varsa ödenir. Alacaðý varsa alýnarak ailesine teslim edilir. Saðlýðýnda incittiði kimseler varsa onlarýn razýlýðý alýnýr. Kurallar yerine getirildikten sonra yemekler yenilir. Dualar ve gülbenkler okunarak dârdan indirme cemi tamamlanmýþ olur. Abdal Musa cemi ise her yýl, sonbaharda 1 A’raf suresi, 23. ayet.

59


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR küskünlerin barýþtýrýlmasý ve birliðin saðlanmasý amacýyla yapýlýr. Herhangi bir ocaða veya cemevine baðlý bulunan kimseler, bir araya gelip kurban keserler. Tüm canlar, bu kurban lokmasýna maddi katkýda bulunurlar. Yapýlan bu birlik ceminde, küskünler barýþtýrýlýr ve elde edilen nimetler için Allah’a þükredilir. Buna “Abdal Musa kurbaný” veya “birlik cemi” denir. 4.5.2. Cemin Yapýlýþý Hz. Muhammed’in manevi makamýna (posta) oturan dede, cemi baþýndan sonuna kadar yönetir. Bu sýrada Hz. Ali postuna oturan rehber, dedenin yanýndaki yerini alýr. Gelen insanlarýn ayakkabýlarýndan sorumlu olan iznikçi, içeriye rahat girilmesini saðlayan kapýcý, içeriye girenlere yer gösteren gözcü, gelen lokmalarý alan lokmacý ve kurban kesme iþlemini yerine getiren kurbancý, baðlama çalýp söyleyecek zakir ve diðer hizmet sahipleri yerlerini alýrlar.

YORUMLAYALIM Tanrý’nýn Kur’an’ýna ve diðer kitaplarýna da inanmak imandandýr. Þimdi, eðer senin için; kibir, haset, cimrilik, tamah, öfke, gýybet, kahkaha, þamata ve maskaralýklarla dolu ise; Aziz kardeþim, bu kötü huylardan herhangi birinin iman ehlinin içinde bulunacaðýna dair bir tebliðin hangi kitapta yazýldýðýný söyleyebilir misin? Hacý Bektaþ Veli, Makâlât, s.178-180. Yukarýdaki metni kültürümüzde etkin olan tasavvufi düþünceler açýsýndan yorumlayýnýz.

1

Dua okuyarak cemi baþlatan dede, ardýndan dargýn ve küskün olanlar varsa onlarý barýþtýrýr. Daha sonra sýrasýyla on iki hizmeti yerine getirecek canlarýn duasý, delil hizmeti (çerað uyandýrma), tezekkâr hizmeti (abdest aldýrma), kurban ve lokma hizmeti ve diðer hizmetler yerine getirilerek cem birlenir. Topluca tövbe istiðfâr edilir. Zakir, baðlama eþliðinde düvaz imam, tevhit, miraçlama ve mersiyeler okur. Semahlar dönülür. Sakka, Kerbela’da 72 evladý ve yâranýyla birlikte susuz býrakýlan ve þehit edilen Peygamber torunu Hz. Hüseyin aþkýna su daðýtýr. Son olarak getirilen lokmalar, kesilen kurbanlar dede tarafýndan dualandýktan sonra daðýtýlýr. Dede hizmet yapanlara dua eder ve hizmet aralarýnda çeþitli konularda sohbetler yapar. Dede þu duayý okuyarak cemi sonlandýrýr: “Bismiþah! Allah Allah. Oturan, duran, kovsuz gýybetsiz Hak Muhammed Ali deyip evine varan tüm canlarýn yüce Allah dildeki dileðine, gönüldeki muradýna vasýl eyleye. Gerçeðe hû…” Cemlerde gönüllerdeki Hak sevgisi “Allah Allah” sesleriyle dýþa vurulurken Hakk’ýn kelamý olan Kur’an-ý Kerim’den pek çok ayet okunmaktadýr. Bir hizmetten baþka bir hizmete geçilirken mutlaka bir ayet okunur. Örneðin kurban kesimi sýrasýnda, Sâffât suresinin 103-107. ayetleri okunur. Erkân ve Buyruk kitaplarý incelendiðinde pek çok uygulamanýn, Kur’an ayetleriyle temellendirildiði ve ilgili ayetlerin uygulama sýrasýnda okunduðu görülmektedir.

1 Ömer Uluçay, Alevilikte Dua s. 48, 49; Mehmet Yaman, Alevilikte Cem: Ýnanç, Ýbadet, Erkan, s. 193; Seyit Derviþ Tur, Erkanname, s. 354.

60


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Cem törenlerinde deðiþik gülbenkler eþliðinde salavatlar okunur. Bunlardan biri þu þekildedir: “ Dede, Tevbe suresinin 119. ayeti olan, “Ey iman edenler! Allah’ý sevip sayýn ve doðrularla beraber olun.” ifadesini okur ve ‘Tövbe günahlarýmýza estaðfirullah. Elimizle, dilimizle, bütün uzuvlarýmýzla iþlediðimiz günahlarýmýza tövbe estaðfirullah, isyanlarýmýza tövbe estaðfirullah.’ der. Sonra ‘ber cemal-i Muhammed, kemal-i Hasan, Hüseyin, Ali ra bülend-i salavat’ der ve bütün cem erenlerini salavata davet eder. Onlar da topluca ‘Allahümme salli âlâ seyyidina Muhammed ve âlâ al-i 1 Muhammed’ diye salavat getirirler.”

KONUÞALIM “Her ikisi de teslim olup onu alný üzerine yatýrýnca, ‘Ey Ýbrahim! Rüyayý gerçekleþtirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandýrýrýz. Bu, gerçekten, çok açýk bir imtihandýr.’ diye seslendik. Biz, oðluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasýnda ona (iyi bir nam) býraktýk, ‘Ýbrahim’e selam!’ dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandýrýrýz. Çünkü o, bizim mümin kullarýmýzdandýr.” Sâffât suresi, 103-111. ayetler. Yukarýdaki ayet mealleri üzerinde arkadaþlarýnýzla konuþunuz.

4.5.3. Semah Evrende bulunan her þeyin dönmesinden hareketle Aleviler, Allah’a olan aþk ve sevgilerini döndükleri semahla ifade ederler. Semah; ilahî aþký ruhunda duymaya, o aþkla Allah’ýn güzel isimlerinden herhangi birini anarak ayakta dönmeye denir. Okunan ilahilerin eþliðinde ellerini gökyüzüne doðru uzatarak insanlar arasýnda ayrým yapmaksýzýn, Hakk’ýn birliðini zikretmektir. Buyruk’ta semah sýrasýnda canlarýn dönmesi, su akarken deðirmen taþýnýn dönmesine benzetilmiþtir. Derviþ döndükçe ilahî aþk onun gönlüne akar. Semah sýrasýnda okunan dua, semahýn nasýl bir ruh hâli içerisinde yapýldýðý konusunda fikir vermektedir. Semahta þöyle dua yapýlmaktadýr: Bismiþah Allah Allah! Semahlarýnýz saf ola, günahlarýnýz af ola. Döndüðünüz semahlar Hak için ola, seyir için olmaya. Döndüðünüz semahlar kýrklar semahý ola. Semah dönenler dedenin oturduðu bölüme sýrtlarýný dönmezler. Bu bölüme geldikleri zaman yüzleri çeraða dönük ve boyunlarý hafif bükük geçerler.

YORUMLAYALIM Ya Rabb! Aþkýn ver bana hû diyeyim döne döne Âþýk olayým ben sana hû diyeyim döne döne Koma hiç benliðim bende, varlýðým yok eyle sende Seni görüp her mekânda hû diyeyim döne döne Seyyid Nizamoðlu Yukarýdaki dörtlükte altý çizili ifadelerle anlatýlmak istenen ne olabilir? Yorumlayýnýz.

1 Ýlyas Üzüm, Günümüz Aleviliði, s. 107.

61


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR 4.5.4. Musahiplik Alevilik-Bektaþilikte musahiplik (yol kardeþliði) çok önemlidir. Musahiplik, Hz Peygamber Döneminde sahabe arasýnda yaþanan birlik, beraberlik, kardeþlik ve dayanýþmanýn günümüze taþýnmasýdýr. Hz. Peygamber, Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra, inananlarý birbirine kaynaþtýrmak ve sosyal dayanýþmayý saðlamak amacýyla her Mekkeli muhaciri, bir Medineli ensar ile kardeþ yapmýþtýr. Bu kimseler, öz kardeþ gibi bir evi bölüþmüþ, beraber yemiþ ve beraber çalýþmýþlardýr. Hz. Peygamber, “Ey Ali! Sen 1 dünyada da ahirette de benim kardeþimsin.” buyurarak Hz. Ali’yi de kendisine kardeþ yapmýþtýr. Ýþte bu kardeþlik anlayýþý, Alevi-Bektaþi geleneðine musahiplik þeklinde yansýmýþtýr. Musahiplik, evli olan iki kiþinin aileleriyle birlikte dedenin huzurunda kurban keserek hayat boyu yol kardeþi olmaya söz vermesine denir. Musahipliðin temeli dayanýþma ve paylaþmadýr. Medineli Müslümanlar nasýl evlerini, iþlerini, tarlalarýný, bað ve bahçelerini Mekke’den göç eden Müslümanlarla paylaþtýlarsa musahipler de bütün 2 varlýklarýný yol kardeþleriyle paylaþýrlar.

PAYLAÞALIM Alevilik-Bektaþilikte musahip (yol kardeþi) olmanýn kiþiye kazandýracaðý olumlu etkiler neler olabilir? Düþüncelerinizi arkadaþlarýnýzla paylaþýnýz.

Musahip olan kiþilere þöyle öðüt verilir: “Evlatlarým! Siz musahip oldunuz. Baþta musahip, musahibinden malýný esirgemeyecek. Yalan söylememek, haram yememek, zina yapmamak, dedikodu etmemek, elinle koymadýðýný almamak, gözünle görmediðini gördüm dememek, kimseyi incitmemek gerek. Tüm bu dediklerimi yapacaksýnýz. Nefsinize uymayýn, yolunuzdan azmayýn. Çið (haram) lokma 3 yemeyin. Malý mala, caný cana katýn. Hâlinize hâldeþ, yolunuza yoldaþ olun.” Bu öðütten sonra Fetih suresinin 10. ayeti okunur. Musahip olan kiþi yýlda bir defa dedenin önüne gelir. Verdiði sözleri yerine getirip getirmediði Hakk’ýn ve halkýn huzurunda kendisine sorulur. Cevaplar alýndýktan sonra orada bulunan halktan helallik alýnýr. Buna da görgü cemi denir. 4.5.5. Dua ve Gülbenkler Alevilik-Bektaþilikte ibadetin temeli duadýr. Ýnsan, günlük hayatta maddi ve manevi pek çok sýkýntýlara düþebilir. O vakit bir kurtarýcý ve çýkýþ yolu aramaya baþlar. Aklýna ilk gelen ise Yüce Allah olur. Çünkü insanoðlunun sýðýnabileceði tek güç odur. Tüm duygularýný, dileklerini ona açar, dua etmeye ve ondan yardým dilemeye baþlar. Bu yalvarýþ ve yakarýþ, insana huzur verir, onu rahatlatýr. Alevi-Bektaþi geleneðinde dua, “gülbenk” olarak isimlendirilir. Gülbenk kelimesi, sözlükte; gül sesi, bülbül þakýmasý anlamlarýna 4 gelmektedir. Gülbenklerde cümleler, kýsa ve ahenklidir. Gülbenk; Allah’a sýðýnma, yalvarma ve ondan af dilemedir. Alevi-Bektaþi geleneðinde kiþi ve toplumu ilgilendiren, dinî ve ahlaki hemen 5 her konuda bir gülbenk bulunmaktadýr. 1 Tirmizî, Menakýb, 20. 2 Erkanname 1, s. 162. 3 Buyruk, s. 57, 58. 4 Þevki Koca, Melami-Bektaþi Metaforunda Ýrþad Paradigmasý Mürg-i Dil, s. 89. 5 Ömer Uluçay, Alevilikte Dua, s. 15.

62

BELÝRTELÝM “Belaya uðramaktan korkan kiþi, Allah’a dua etsin.” Cafer-i Sadýk Tabersi, Mekârimü’l-Ahlak, C 2, s. 10. Yukarýdaki sözde duanýn hangi yönüne deðinilmiþtir? Belirtiniz.


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Alevilik-Bektaþilikte insanlar, bireysel olarak kendi içinden geldiði gibi Allah’a dua edebilirler. Bu yalvarýþ, kul ile Allah arasýndadýr. Cemevlerinde ise genellikle dedenin öncülüðünde dua edilir. Dede tarafýndan okunan gülbenke cemaat, “Allah Allah” diyerek katýlýr. Dua ve gülbenklerin sonundaki “Allah Allah!” sözü “Allah’ým duamýzý kabul et!” anlamýnda söylenir. Örneðin bir duada þöyle denilir: “Bismiþah Allah Allah! Vakitler hayrola, hayýrlar feth ola. Þerler def ola. Yüce Allah dildeki dileklerimize, gönüldeki muratlarýmýza vasýl eyleye. Milletimizin, devletimizin varlýðýný, birliðini, dirliðini sonsuz eyleye. Yüce Allah dualarýmýzý dergâh-ý izzetinde kabul eyleye…”

NOT EDELÝM “Babam (Muhammed Bakýr) beþ kimsenin duasýnýn Allah’a mutlaka ulaþacaðýný hep söylerdi. Bunlar þunlardýr: • Adil yöneticinin, yönetimi altýnda bulunanlar hakkýnda yaptýðý dua. • Mazlumun zalim hakkýnda yaptýðý dua. • Salih evladýn anne-babasý hakkýnda yaptýðý dua. • Salih babanýn evladý hakkýnda yaptýðý dua. • Müminin Müslüman kardeþinin gýyabýnda yaptýðý dua.” Cafer-i Sadýk Kuleyni, el-Kâfi, C 2, s. 509.

Dede, Kur’an ayetlerini okurken besmeleyle (Rahman ve Rahîm olan Allah’ýn adýyla) baþlarlar. Gülbenk ve dualara ise “Bismiþah Allah Allah! ” (Her þeyin kaynaðý olan Allah’ýn adýyla) diyerek baþlarlar. Bir dua ifadesi olan salavat da Alevilik-Bektaþilik geleneðinde önemli bir yer tutar. Yüce Yaradan 1 Kur’an’da, “Allah ve melekleri, Peygambere salat ederler. Ey müminler! Siz de ona salavat getirin 2 ve tam bir teslimiyetle selam verin.” buyurur. Bu ayetin içerisinde geçen salavat sözü, “Allahümme 3 salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âl-i seyyidina Muhammed” þeklinde söylenir. “Allah’ým! Efendimiz Hz. Muhammed’e ve onun ehl-i beytine rahmet et!” anlamýna gelir. Yüce Allah, bu ayetle bütün müminlerden Hz. Peygambere ve onun ehl-i beytine salat ve selam etmelerini istemektedir. AlevilikBektaþilikte tüm ibadetlerde bu þekilde salâvat getirilir.

DEÐERLENDÝRELÝM “Bir mümin, Müslüman kardeþine gýyabýnda hayýr dua ederse melek onun duasýna âmin der. Allah da duaný kabul ettim ve Müslüman kardeþini sevdiðin için sana da ona istediðinin iki katýný verdim, buyurur.” Kuleyni, el-Kâfi, C 2, s. 507. Muhammed Bakýr’a ait yukarýdaki sözü kardeþliðin önemi açýsýndan deðerlendiriniz.

1 Allah’ýn peygambere salat etmesi rahmetiyle onu desteklemesi demektir. 2 Ahzâb suresi, 56. ayet. 3 Hasan Basri Çantay, Kur’an-ý Hâkim ve Meali Kerim, s. 753.

63


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR 4.5.6. Muharrem Ayý ve Aþure Sözlükte “haram kýlýnan, yasaklanan; kutsal olan, saygý duyulan” anlamlarýna gelen muharrem, hicri takvime göre yýlýn ilk ayýdýr. Peygamberimiz, muharrem ayýný “Allah’ýn ayý” olarak nitelendirip bu ayda 1 tutulan orucun faziletine deðinmiþtir. Muharrem ayýnýn onuncu günü “aþura” diye adlandýrýlýr. Hz. Peygamber bu ayýn dokuz, on ve on 2 birinci günlerinde oruç tutmuþ; Müslümanlara da bu orucu tutmalarýný tavsiye etmiþtir. Alevi-Bektaþiler muharrem ayýna büyük önem verir. Bu ay boyunca Hz. Peygambere ve onun ehl-i beytine salavat getirirler. Baþta Hz. Hüseyin olmak üzere Kerbela’da þehit düþenler için mersiyeler ve dualar okurlar. Muharrem ayýnýn ilk on iki gününü oruçlu olarak geçirirler. Bu günlerde Hz. Hüseyin’in ve evladýnýn Kerbela’da susuz býrakýlmýþ olmasýndan dolayý su içmez, eðlence yapmaz ve kurban kesmezler. Oruçlar tutulduktan sonra on üçüncü günü Kerbela olayýndan sað olarak kurtulan Hz. Hüseyin’in oðlu Zeynü’l-Abidin için þükran kurbaný keser ve aþure kaynatýrlar. Muharrem ayý yetimlerin, fakirlerin, kimsesizlerin korunduklarý ve kollandýklarý bir aydýr. Bu ayda toplumumuzda aþure piþirerek komþu ve akrabalara daðýtmak yaygýn bir gelenek hâline gelmiþtir.

LÝSTELEYELÝM Muharrem ayýnda diðer aylardan farklý olarak neler yapýlýr? Listeleyiniz. • Aþure orucu tutulur. •……………………………… •………………………………

5. Nusayrilik Nusayriler, Ýslam’ýn tasavvufi yorumlarýndan Alevilik düþüncesine baðlýdýrlar. Düþüncelerini ehl-i beyt imamlarýndan Hasan el-Askeri yoluyla Hz. Ali’ye 3 ve Hz. Muhammed’e dayandýrýrlar. Nusayriler, Kur’an-ý Kerim’i Yüce Allah’ýn kitabý olarak kabul ederler. Onun hiçbir deðiþikliðe uðramadan günümüze kadar gelmiþ olduðuna inanýrlar. Hz Ali’nin güzel konuþmalarýnýn, mektup ve hutbelerinin bir araya getirildiði Nehcü’l-Belâða’yý Kur’an-ý Kerim’den sonraki temel baþvuru kaynaðý olarak kabul ederler. Nehcü’l-Belâða’da Hz. Ali Kur’an-ý Kerim’in yerini ve önemini þöyle ifade eder: “Babanýn çocuðuna olan borcu, ona güzel bir isim vermek, onu güzel ahlakla donatmak ve ona 4 Kur’an-ý Kerim’i öðretmektir.” Bu nedenlerle Nusayrilerde Kur’an’ýn öðrenilmesi ve okunmasý her yetiþkin için önemli bir ibadet olarak kabul edilir. 1 Müslim, Sýyam, 202-203; Nesai, Kýyamü’1-Leyl, 6. 2 Buharî, Savm, 69. 3 Ethem Ruhi Fýðlalý, Çaðýmýzda Ýtikadî Ýslam Mezhepleri, s. 180. 4 Nehcü’l-Belâða, Hikmet, 399.

64

BULALIM Virâniyem bu yolda can-nisârem Ali’ye aþk ile akl ile yârem Nusayrîyem ki bu kula uyarem Gerek zerre vü zerre pârem* Âþýk Virani Virani Baba, Divan, s. 47. Yukarýda verilen dörtlükte anlatýlmak istenen nedir? Bulunuz. *Viraniyim bu yolda canýmý feda etmiþim

Aþk ve akýl ile Hz. Ali’ye yâr olmuþum Nusayriyim ki bu kula uyarým Küçük parçacýklara ayrýlsam da...


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

Nusayriler, dinî ve dünyevi hususlarda, Kur’an-ý Kerim’e baðlý kalarak, ehl-i beyt ve on iki imam öðretisini esas alýrlar. Peygamber ve ehl-i beytine, “Allahümme salli alâ Muhammed ve al-i Muhammed” diyerek salat ve selam getirirler. Nusayriler, Allah’ýn varlýðýna ve birliðine, Hz. Muhammed Mustafa’nýn onun elçisi ve peygamberi olduðuna þehadet ederler. Nusayriler ve Caferilerin inanç sistemlerinin temelini þu beþ esas oluþturur: Tevhit: Allah’ýn varlýðýna ve birliðine inanmak Adalet: Yüce Allah’ýn adil olduðuna ve yarattýklarýna asla zulmetmeyeceðine inanmak Nübüvvet: Peygamberlerin Allah tarafýndan gönderildiðine inanmak Ýmamet ve Velayet: Ýmametin, dinî ve dünyevi anlamda genel bir önderlik ve kutsal bir makam olduðuna inanmak Mead: Kýyamet ve ahiret gününe inanmak Nusayriler ve Caferiler, Gadir-i Hum denilen yerde Hz. Ali’nin veli tayin edildiðine inanýrlar. Nusayriler Ramazan ve Kurban bayramlarýnýn yaný sýra Zilhicce ayýnýn 18. gününü Gadir-i Hum bayramý olarak kutlarlar.

BELÝRTELÝM “Kur’an’ý öðrenin; çünkü o, en güzel sözdür. Onun bilgilerinde derinleþin. O kalplerin baharýdýr. Kur’an’ýn nuruyla þifa dileyin, o göðüslerin þifasýdýr.” Hz. Ali Ebu’l-Hasan Muhammed, Nehcü’l-Belâða, 110. Hutbe. Yukarýdaki sözle Hz. Ali, Kur’an-ý Kerim’in hangi yönlerine dikkat çekmiþtir? Belirtiniz.

65


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR 6. Birlikte Yaþama ve Hoþgörü Kültürü Ýnsanýn herhangi farklý bir dinî inanç ve düþünceyi benimsemesi, baþkalarýyla barýþ ve huzur içinde yaþamasýna engel deðildir. Dinî inanç ve yorumlardaki farklýlýklar, inanç ve fikir dünyasýnýn zenginliðini gösterir. Ýnsanlarý birbirinden farklý kýlan din, dil, cinsiyet ve ýrk gibi bazý özellikler vardýr. Hoþgörü, bu deðiþik özelliklere sahip olan insanlarýn bir arada birbirlerinin farklýlýklarýna saygý duyarak barýþ içerisinde yaþama becerisi kazanmalarýna katkýda bulunur. Bu duyarlýlýk, bilgi ve iletiþimle geliþir. Düþünce, vicdan ve inanç özgürlüðü de hoþgörü kültürünün zenginleþerek beslenmesini saðlar. Birlikte yaþama ve hoþgörü kültürü, insanlarýn benimsemiþ olduklarý inançlarýndan ödün vermeleri anlamýna gelmez. Hoþgörü kültürü, kiþinin kendi inançlarýný yaþamakta özgür olmasý ve baþkasýnýn da kendine ait inançlarýný yaþamasýný kabul etmeyi gerektirir. Dinî farklýlýklarý ve kültürel çeþitlilikleri kabul etmek, toplumlarýn bir arada yaþamalarýný garanti altýna almaktýr. Kur’an-ý Kerim, insanlarýn birbirlerini tanýmalarý ve anlamalarý için Allah’ýn onlarý farklý toplumlara, renklere ve dillere ayýrdýðýný ifade eder: “Ey Ýnsanlar! Doðrusu biz sizi bir erkekle bir 1 diþiden yarattýk. Ve birbirinizle tanýþmanýz için sizi kavimlere ve kabilelere ayýrdýk…” Ýslam dini, birlikte yaþama ve hoþgörü kültürünü yaymayý, insanlar arasýnda ayrýmcýlýk yapmaya son vermeyi, tüm insanlýðý tehdit eden ahlaki yozlaþmayý ve adaletsizliði ortadan kaldýrmayý ister. Bundan dolayý da Kur’an-ý Kerim, zulmetmeyi, böbürlenmeyi, bozgunculuk yapmayý, baþkasýnýn arkasýndan konuþmayý, gururlanmayý, yetim, yoksul ve kimsesizlerin hakkýný yemeyi þiddetle yasaklar. Hz. Peygamber, insanlara þefkat, merhamet ve hoþgörü ile davranmýþ ve onlarýn farklý özeliklerini bir zenginlik olarak görmüþtür. O, Ýslam’ýn inceliðini, nezaketini, insaný yüce bir varlýk olarak gören anlayýþýný hayatýnýn her alanýnda göstererek farklý özellikleri bulunan insanlar arasýnda birlikte yaþama ve hoþgörü kültürünün yaygýnlaþmasýný saðlamýþtýr. Sosyal, kültürel, coðrafi, siyasi ve insanýn yapýsý gibi farklý sebeplerden dolayý ortaya çýkan çeþitli dinî yorum ve düþünceleri birer zenginlik olarak kabul eden Ýslam dini, bu farklýlýklarý Allah’ýn insana sunduðu özgürlükler kapsamýnda deðerlendirmiþtir. Ýslam düþüncesinin önemli bir unsuru olan tasavvufi yorumlarýn ana eksenini birlikte yaþama ve hoþgörü kültürü oluþturur. Tasavvufi yorumlar, insanlar arasýnda bu kültürün yayýlmasýnda etkili olmuþ, karþýlýklý anlayýþ ve iþ birliðine önem vermiþ, hoþgörü, eþitlik ve adalet prensiplerini yaþatmaya çalýþmýþtýr. Tasavvufi yorumlarýn merkezine bu ahlaki prensipleri alanlar, “Tasavvuf, yetmiþ iki milletin dilini bilmek, herkesin hâlinden anlamaktýr. Hz. Süleyman, nasýl kuþ diline varýncaya kadar bütün dilleri biliyorsa, 2 tasavvuf erbabý da akýl âlemine Süleyman olmalýdýr.” diyerek birlikte yaþamanýn formülünü ortaya koymuþlardýr. 1 Hucurat suresi, 13. ayet. 2 Selçuk Eraydýn,Tasavvuf ve Tarikatlar, s. 473.

66


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR Yaratýlaný Yaradan’dan ötürü sevme anlayýþýna dayanarak incitmeme ve incinmemeyi prensip hâline getiren tasavvufi yorumlar, birlikte yaþama ve hoþgörü kültürünün geliþip yayýlmasýna büyük katký saðlamýþtýr. Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus emre ve Hacý Bektaþ Veli gibi þahsiyetler, birlikte yaþama ve hoþgörü kültürünü toplumun bütün katmanlarýna ulaþtýrmýþlardýr. 11. yüzyýl þairlerinden Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig isimli eserinde, “Ýnsanýn gönlü incedir, o bir sýrça saraya benzer, ona çok dikkat et, kaba söz söyleme kýrýlýr.” diyerek birlikte yaþamanýn ve hoþgörü 1 kültürünün en önemli þartýnýn gönül incitmemek olduðunu belirtmiþtir. Hoþgörü kültürünün önemli temsilcilerinden biri olan Mevlana, birlikte yaþamanýn ve hoþgörü kültürünün temel felsefesini þu veciz ifadeleriyle dile getirmiþtir: Cömertlik ve yardým etmekte akarsu gibi ol. Þefkat ve merhamette güneþ gibi ol. Baþkalarýnýn kusurunu örtmekte gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. Hoþgörülü olmada deniz gibi ol. 2 Ya olduðun gibi görün, ya da göründüðün gibi ol. Bir sevgi ve hoþgörü þairi Yunus Emre; “Ben gelmedim dava için Benim iþim sevgi için Dostun evi gönüllerdir Gönüller yapmaya geldim.” diyerek toplumsal barýþýn, birlikte yaþama ve hoþgörü kültünün sevgi temeline dayalý olduðunu belirtmiþtir. Ayrýca Hacý Bektaþ Veli’nin, “Yetmiþ iki millete ayný gözle bakýp 3 hiç kimseyi ayýplamamak” þeklindeki ifadeleri de birlikte yaþama ve baþkalarýna saygýlý olma anlayýþýnýn en temel kuralý sayýlmalýdýr.

“Konþun ile ehl-i iyalin ile bir hoþca diril, konuða tazim eyle. Hiçbirinin hatýrýný yýkma. Nerede bir hatýrý yýkýk var ise hatýrýný yap; sana kötülük edene sen iyilik eyle. Kuþlarda, böcüklerde, hayvanlarda, insanda hiçbir þeyin canýný incitme. Cümlesi senden hoþnut olsun. Hak Teala da senden hoþnut ola…” Cebbar Kulu, Kitab-ý Cebbar Kulu, s. 82.

Ýslam düþüncesinde ortaya çýkan Yesevilik, Mevlevilik ve Alevilik-Bektaþilik gibi yorumlar, birlikte yaþama ve hoþgörü kültürünü yaymaya çalýþan oluþumlardýr. Bu oluþumlar, birer yorum olduklarý için Ýslam’la özdeþleþtirilemezler. Ancak Ýslam düþüncesindeki bu farklý yorumlar, dinin özünü deðiþtirmeye yönelik olmadýðý, çatýþma ve kutuplaþmalara yol açmadýðý sürece dinin kültürel bir zenginliðidir. Tasavvufi oluþumlar, Ýslam düþünce hayatýna bir zenginlik katarak farklýlýklarýn çatýþmadan birbiriyle uyum içinde ve bir arada yaþamasýna katký saðlamýþtýr. Gökkuþaðýnda yer alan renkler, dünyamýza nasýl bir zenginlik ve güzellik katýyorsa Ýslam düþüncesinde yer alan tüm yorumlar da fikir dünyamýza bir zenginlik ve güzellik katar. Bu yorumlar, Kur’an-ý Kerim’e baðlý kaldýklarý ve onun ýþýðýndan yararlandýklarý sürece fikir dünyamýz açýsýndan bir gökkuþaðý oluþturabilirler. 1 Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, (Neþ. Reþit Rahmeti Arat), s. 146. 2 Diyanet Aylýk Dergi, s. 11, sayý:120, Aralýk, 2000. 3 Hacý Bektaþ Veli, Makalat, s. 181-193.

67


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

OKUMA METNÝ DÖRT KAPI KIRK MAKAM Hacý Bektaþ Veli, Makâlât adlý eserinde, insanýn Allah’a dört kapý kýrk makamdan geçerek ulaþabileceðini ifade etmektedir. Dört kapý kýrk makam, ayný zamanda Ýslam dininin temel deðerlerini de yansýtmaktadýr. Hoca Ahmet Yesevî’nin Fakrnâme adlý eserinde iþlenen dört kapýyý kendi yorumunu da ekleyerek Hacý Bektaþ Velî Anadolu’ya taþýmýþtýr. Bu büyük veliler insanlara Ýslam’ý öðretmeyi kendilerine görev edinmiþ; þeriat, tarikat, marifet ve hakikat þeklinde sýralanan dört kapý sayesinde dinin kolayca 1 öðrenilmesini; kalp ve gönüllerde kalýcý olmasýný amaçlamýþlardýr. Hacý Bektaþ Veli, insanýn yiyip-içmesini dahi dört kapýya göre açýklamýþtýr. Böylece o, dört kapý anlayýþýný günlük hayata taþýyarak insanlarýn inanç, ibadet ve ahlak geliþimlerine olumlu katkýda bulunmak istemiþtir: Þeriat kapýsýnda yiyen ve içen kiþi, rýzýk vereni (Allah’ý) çok anar ve Yaratýcýsýna itaati yerine getirir. Tarikat kapýsýnda yiyen ve içen kiþi, yemede ve içmede israfta bulunmaz. Hakikat kapýsýnda yiyen ve içen kiþi ise, Hakk’ý kendi zatýnda bulur.”

2

Kaygusuz Abdal, dört kapý kýrk makamý mevsimlere benzeterek açýklamaktadýr. Ona 3 göre; kýþ þeriat, yaz tarikat, güz marifet ve bahar da hakikat gibidir. Burada en kýymetli mevsim olan bahar hakikata; þeriat ise tahammül edilmesi gereken bazý zorluklarý nedeniyle kýþ mevsimine benzetilmiþtir. 4

Hacý Bektaþ Veli’nin Makâlât’ýnda dört kapý kýrk makam þunlardan oluþmaktadýr: A. Þeriat Kapýsý ve On Makamý:

1. Ýman getirmek: Allah'a ve buyruklarýna, meleklere, Kur'an'a ve diðer kitaplarýna, peygamberlerine, dostlarýna ve ahiret gününe iman 2. Ýlim öðrenmek 3. Namaz (kýlmak), oruç (tutmak), zekât (vermek), hacca (gitmek), cihat (etmek) ve cünüplükten temizlenmek (gusül) 4. Helal kazanmak ve faizi haram bilmek 5. Nikâh kýymak 6. Hayýz ve lohusalýkta cinsî münasebeti haram bilmek 7. Sünnet ve cemaat ehlinden olmak 8. Þefkatli olmak 9. Temiz yemek ve temiz giyinmek 10. Ýyiliði emredip kötülüklerden sakýndýrmak

1 Seyyid Ahmet R. Efendi, Mir’âtü’l- Mekâsýd fi Def’il- Mefâsýd, Ýstanbul, H. 1293, s. 208. 2 Hacý Bektaþ Veli, Makâlât-ý Gaybiyye ve Kelimât-ý Ayniyye, s. 14-15. 3 Kaygusuz Abdal, Vücûdnâme, hzl. Abdurrahman Güzel, Ankara, 1983, Kültür Bakanlýðý Yayýný, s.139. 4 Hacý Bektaþ Veli, Makâlât, hzl. Abdurrahman Güzel, Ankara, 2002, s.181-193.

68


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

B. Tarikat Kapýsý ve On Makamý: 1. Pirden el alýp tövbe etmek 2. Mürit olmak 3. Saç kesmek, giyim ve kuþamýný döndürmek 4. Nefis savaþýnda olgunlaþmak, piþmek 5. Hizmet etmek 6. Havf dutmak: (Allah’tan korkmak) 7. Ümit 8. Hýrka, zembil, makas, seccade, tesbih, iðne ve hidayet 9. Cemaat, nasihat, kanaat ve muhabbet sahibi olmaktýr 10. Aþk, þevk, sefa ve fakirlik C. Marifet Kapýsý ve On Makamý: 1. Edep 2. Korku 3. Perhizkârlýk (haksýzlýktan ve kul hakkýndan korkmak) 4. Sabýr ve kanaat 5. Utanmak 6. Cömertlik 7. Ýlim 8. Miskinlik 9. Marifet (Herkesin yapamadýðýný yapmak, beceri ve ustalýk göstermek, yaptýðýn iþte ehil olmak) 10. Kendini bilmek D. Hakikat Kapýsý ve On Makamý: 1. Toprak olmak (mütevazý olmak) 2. Yetmiþ iki millete ayný gözle bakýp hiç kimseyi ayýplamamak 3. Elinden gelen iyiliði hiç kimseye esirgememek 4. Dünyada yaratýlmýþ bütün varlýklarýn kendisinden emin olmasý 5. Mülk sahibine yüzünü sürüp, yüz suyunu bulmak (Yaratýlýþ sebebi olan Muhammed nurunu bulmak) 6. Sohbette hakikat sýrlarýný söylemek 7. Seyr-i sülûk (Allah’a ulaþmak için yapýlan manevi yolculuk) 8. Sýr saklamak 9. Münacat 10. Tanrý’ya vuslat (kavuþma) Ortaöðretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öðretim Programý, s. 83, 84.

69


ÝSLAM DÜÞÜNCESÝNDE TASAVVUFÝ YORUMLAR

ÜNÝTEMÝZÝ DEÐERLENDÝRELÝM 1. Tasavvufi düþüncenin oluþmasýna katký saðlayan þahsiyetler kimlerdir? 2. Ýslam düþüncesinde yer alan tüm yorumlar, fikir dünyamýza ………….katar. 3. Yesevilik düþüncesinin kurucusu ……………… 4. Mevlevilik düþüncesi …………. tarafýndan sistemleþtirilmiþtir. 5. Alevilik-Bektaþilik düþüncesinin temelleri …………………. fikirlerine dayanýr. 6. Cem’i baþýndan sonuna kadar…………………. yönetir. 7. Alevilik-Bektaþilik düþüncesi hangi eserlere dayanýr? Yazýnýz. 8. Alevilik-Bektaþilik düþüncesinin önemli temel kavram ve deyimleri nelerdir? 9. Tasavvufi düþüncenin, hoþgörü kültürünün yaygýnlaþmasýndaki katkýlarý nelerdir? 10. Tasavvufi düþüncenin kültür ve edebiyatýmýzýn geliþmesindeki katkýlarýný yazýnýz. 11. Sema ve semah törenleri hakkýnda bilgi veriniz. 12. Musahiplik ne demektir? Açýklayýnýz. 13. Nusayrilikte Kur’an’dan sonraki temel baþvuru kaynaðý nedir? 14. Kadirilikte önem verilen beþ temel ilke nedir? 15. Nakþibendiliðin ilkelerinden biri olan “Halk içinde Hak ile olmak” sözünü açýklayýnýz.

70


ÜNÝTE 5 ÝSLAM VE BARIÞ

ZIRLANALIM

ÜNÝTEMÝZE HA

þününüz. ler olabileceðini dü ne in er nl de ne en örnekler sürükley uluyan sözlerinden rg 1. Ýnsanlarý savaþa vu i in em ön ýn rýþ vlet adamlarýnýn ba 2. Yazar, þair ve de bulunuz. mealleri bulunuz. i vurgulayan ayet em ön i dýklarýnýzla ið rd ve a rýþ .” cümlesinden anla ez 3. Ýslam’ýn ba þm le ek rç ge ile ba þinin göstereceði ça 4. “Barýþ, tek bir ki yazýnýz. ilgili kýsa bir yazý

1. Barýþ Ýçinde Yaþamak Bir Ýhtiyaçtýr Ýnsanýn, baþkasýyla olan iliþkileri ilk önce doðup büyüdüðü ailesinde “Ýnsanoðlu bazý baþlar. Ýnsan, daha sonra kendisini zorunlu olarak sosyal bir çevrenin þeylerin deðerini ancak içinde bulur. Zamanla karþýlaþtýðý zorluklarla baþ edebilmek ve onlarý kaybettikten ihtiyaçlarýný daha rahat giderebilmek için farklý insanlarla bir araya sonra anlar.” gelme ihtiyacý duyar. Paylaþma ve dayanýþmaya dayalý bu iliþkiler, bireyden topluma doðru geniþleyerek birçok insaný kapsayacak hâle gelir. Ýnsan, birçok ihtiyacýný karþýlamak için sürekli bir arayýþ içerisinde olur. Bu arayýþlar neticesinde insanlarýn, sahip olduklarýyla yetinmeyerek baþkalarýnýn imkânlarýna göz dikmesi çatýþmalara ve savaþlara yol açar. Savaþlar, büyük oranda yaralanmalara, mal ve can kayýplarýna neden olur. Yaralanan, yakýnlarýný ve barýnaklarýný kaybeden insanlar, büyük acý duyar, gelecekle ilgili korku ve kaygý taþýrlar. Aþýrý kaygý ise beraberinde çeþitli fiziksel ve psikolojik sorunlarý getirir. Bu yüzden çatýþma ve savaþ ortamlarýnda saðlýklý bireyler yetiþemez. Dünyanýn herhangi bir yerinde yaþanan savaþlar, bir insan olarak vicdanýmýzý rahatsýz eder. Savaþ “Sizin gibi düþünmüyor, nedeniyle insanlarýn yakýnlarýný, evlerini, yurtlarýný ama düþüncelerinize saygý duyuyorum.” kaybetmeleri karþýsýnda üzülürüz. Benzer acýlarý Voltaire yaþama ihtimali bizi tedirgin eder ve kaygýlanmamýza neden olur. Bölgemizde cereyan eden savaþlarýn sonuçlarýndan doðrudan, uzak bölgelerdeki savaþlardan da dolaylý olarak zarar görürüz. Bu yüzden hiçbirimiz, savaþlara ilgisiz kalamayýz.

YORUMLAYALIM

Toplumlarýn var olabilmesi için düzen, düzenin olabilmesi için de belli kurallar gereklidir. Bireyler bu kurallarý bozarsa kargaþa ve huzursuzluklar olur. Ýnsanlarýn huzur içinde, insanca yaþamasý ancak kargaþadan uzak toplumsal barýþla mümkündür. Toplumsal barýþ ise insanlarýn birbirlerinin düþüncelerine, inançlarýna, kültürel farklýlýklarýna saygýlý olmalarýyla saðlanabilir. Hayatýn vazgeçilmez unsurlarý olan toprak, su ve hava barýþla deðer kazanýr.

71


Bütün peygamberlerin ortak hedeflerinden biri; insanlarý barýþa çaðýrmak, içinde bulunduklarý baský ve kargaþa ortamýndan özgür olacaklarý bir hayat tarzýna kavuþturmaktýr. Çünkü inançlar ancak barýþ ortamlarýnda yaþanabilir. Din, insanlarýn barýþ içerisinde yaþamasýna katkýda bulunur. Barýþ, sorunlarýn giderilip insanlarýn birbirlerine güven duyduklarý huzurlu ortamýn oluþturulmasýnýn en temel þartýdýr. Ýnsan haklarýna saygý, adaletin uygulanmasý ve hukukun yürürlükte olmasý barýþ ortamýyla mümkündür. Ancak bu tür ortamlarda farklý ýrk, renk, dil ve inançlara sahip insanlar, toplumsal yaþamlarýný huzur içinde sürdürebilirler.

Tam Barýþa giden yol; iç barýþ, toplumsal barýþ, ulusal barýþ ve dünya barýþýndan geçer.

Ailenin devamý, eðitimli bireylerin yetiþtirilmesi, saðlýk sorunlarýnýn giderilmesi; düzenli üretimin, ekonomik yatýrýmlarýn yapýlabilmesi, kýsaca toplumun temel ihtiyaçlarýnýn karþýlanmasý ancak barýþla mümkün olur. Ýnsanýn temel sosyal ihtiyaçlarýndan birinin Kâinatta var olan her þey, bir bütünlük ve uyum içerisinde barýþ olduðunu hiç yaratýlmýþtýr. Ýnsanýn görevi hemcinsleriyle uyum ve barýþ içinde düþündünüz mü? yaþarken tabiattaki bu dengeyi de korumaya çalýþmaktýr. Ýslam’a göre barýþý korumak sadece insan için gerekli olmayýp diðer canlýlarý da korumayý gerektirir. Allah’ýn yararýmýz için sunduðu tabiat, kendi doðal dengesi içinde korunmalýdýr. Doðal dengenin korunmamasý hem insanlarýn hem de canlýlarýn hayatlarýný tehdit eder.

Barýþ, bütün insanlýk için vazgeçilmez bir deðerdir. Bireysel ve toplumsal huzurun teminatýdýr. Barýþýn olmadýðý ortamlarda özgürlük, rahat, huzur, güven ve kalkýnma olmaz. Barýþa; en az soluduðumuz hava, içtiðimiz su, yediðimiz yiyecekler, üzerinde yaþadýðýmýz toprak parçasý kadar ihtiyaç duyarýz.

Kalkýnma

Esenlik

Güven

Barýþýn olumlu sonuçlarý

Huzur

Dayanýþma

Özgürlük

Yukarýdaki þemayý deðerlendiriniz.

72


2. Ýslam Barýþa ve Birlikte Yaþamaya Önem Verir Ýslam; barýþ, esenlik, güven, huzur ve mutluluk gibi anlamlara gelir. Allah, Hz. Âdem’den itibaren gönderdiði tevhit dinine Ýslam, yani barýþ ismini vermiþtir. Dolayýsýyla Ýslam’ýn amacý, insanlarý dünya ve ahiret mutluluðuna ulaþtýrmak, insanlar arasýna barýþ ve huzuru yerleþtirmektir. Bütün peygamberler bu mesajý insanlara iletmeye çalýþmýþlardýr. Ýslam’ý benimseyen kiþi; öncelikle kendisi, ailesi, çevresi ve doðayla barýþýk olmayý; yeryüzünde barýþý, huzuru, güvenliði ve adaleti tesis etmeyi kabul etmiþ demektir. Kendisini barýþa adayan bir kimse, aile hayatýnda huzur ve mutluluðun, toplumsal hayatta dayanýþma ve barýþýn gerçekleþmesi için çaba sarfetmelidir. Barýþ kelimesini karþýlayan diðer bir kelime Kur’an-ý Kerim’de sýkça kullanýlan “sulh” kavramýdýr. Sulh, insanlar arasýndaki nefreti ve çatýþmayý ortadan kaldýrmak demektir. Ayný kökten türeyen “ýslah” ise düzeltme, barýþtýrma ve ara buluculuk gibi anlamlarda kullanýlýr. Kendisiyle barýþýk olan inançlý bir insan, her zaman kendisine ve çevresine yönelik yararlý iþler (salih amel) yapar, insanlýðýn hayrýna ve mutluluðuna yönelik hizmetlerde bulunur. Bunlarý da inancýnýn bir gereði olarak görür.

TARTIÞALIM Ýnsanlar arasý iliþkiler için zorunlu olan asgari müþterekler nelerdir?

Ýslam, barýþý hayatýn her alanýna yaymayý amaçlar. Kur’an; insanlar ve ülkeler arasýnda ortaya çýkabilecek anlaþmazlýk ve çatýþmalarýn karþýlýklý diyalog ve barýþla çözülmesini ister.

YORUMLAYALIM “Sen onlarý affet ve aldýrýþ etme. Þüphesiz Allah iyilik edenleri sever.” (Mâide suresi, 13. ayet.)

Ýslam, merhamet ve þefkatin egemen olduðu, huzur ve barýþ dolu bir hayatý insanlara sunabilmek için Yukarýdaki ayeti Ýslam’ýn barýþa ve birlikte gönderilmiþ son dindir. Bir arada yaþamayý zorlaþtýracak, yaþamaya verdiði önem açýsýndan toplumsal barýþý bozacak, insanlar arasýnda güvensizliðe deðerlendiriniz. yol açacak söz ve davranýþlardan uzak durmayý emreder. 1 Allah, “…Yeryüzünde bozgunculuk yapmayýn.” buyurarak insanlarý bozgunculuk yapmaktan sakýndýrýrken, “Ey iman edenler! Hep birden barýþa girin. Sakýn þeytanýn peþinden gitmeyin. Çünkü 2 o, apaçýk düþmanýnýzdýr.” ayetiyle de inananlarý barýþa çaðýrmakta ve barýþýn önemini vurgulamaktadýr. Kur’an-ý Kerim, inananlarý kardeþ kabul eder. Kur’an “Müminler ancak kardeþtirler. Öyleyse 3 kardeþlerinizin arasýný düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” ayetiyle bu hususu vurgulamýþtýr. Yüce Allah, hiçbir ayrým yapmadan Müslümanlarýn her konuda birbirlerinin yardýmcýlarý olmalarýný 4 öðütler. Hz. Muhammed de Medine’ye hicret ettiðinde birlikte yaþamayý kolaylaþtýrýcý gerek Müslümanlarýn gerekse Müslüman olmayanlarýn birbirleriyle iyi iliþkiler içerisinde olmalarýna yönelik bazý uygulamalara öncülük etmiþtir. Gelin tanýþ olalým, Ýþi kolay kýlalým. Sevelim, sevilelim. Dünya kimseye kalmaz Yunus Emre

A’raf suresi, 56. ayet. Bakara suresi, 228. ayet. Hucurat suresi, 10. ayet. 4 Tevbe suresi, 71. ayet. 5 Rum suresi, 22. ayet. 6 Hucurat suresi, 13. ayet.

Ýnsanlarýn renk, dil ve kavimlerinin farklý oluþu Allah’ýn 5 varlýðýnýn delillerindendir. Kur’an-ý Kerim’e göre bütün insanlar, atalarý Âdem’in çocuklarý olmasý hasebiyle eþittirler. Soyca birbirlerine üstünlükleri yoktur. Kur’an bu hususu “Ey insanlar! Doðrusu biz sizi bir erkekle bir diþiden yarattýk. Ve birbirinizle tanýþmanýz için sizi kavimlere ve kabilelere ayýrdýk. Muhakkak ki Allah yanýnda en deðerli ve en üstününüz, ondan en çok 6 korkanýnýzdýr...” þeklinde ifade etmektedir. Peygamberimiz de,

1 2 3

73


OKUYALIM - ÝLKE ÇIKARALIM “Ey insanlar! Doðrusu biz sizi bir erkekle bir diþiden yarattýk. Ve birbirinizle tanýþmanýz için sizi kavimlere ve kabilelere ayýrdýk. Muhakkak ki Allah yanýnda en deðerli olanýnýz, ondan en çok korkanýnýzdýr. Þüphesiz Allah bilendir, her þeyden haberdardýr.” (Hucurat suresi, 13. ayet.) 1

“Rabb’iniz bir, babanýz da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarýsýnýz.” sözleriyle insanlarýn çatýþmadan, ailenin birer ferdi gibi barýþ ve huzur içinde yaþamalarýný istemiþtir. Ýslam, baþkalarýnýn inançlarýný hafife almayý, diðer dinlerin kutsal deðerlerine saygýsýzlýk ve hakaret 2 etmeyi yasaklar. Çünkü hakaret ve þiddet, karþý tarafýn da ayný yola baþvurmasýna neden olur. Kur’an, 3 “…Sizin dininiz size, benim dinim banadýr.” buyurarak herkesin barýþ içinde kendi inancýnýn gereklerine uygun davranmasý gerektiðini vurgulamýþtýr. Ýslam tarihine baktýðýmýzda hoþgörü, paylaþým ve toplumsal barýþa önem verildiðini görürüz. Bunun sonucu olarak yapýlan fetihlerde Hristiyan ve “B ir ara da yaþ am aný n þar tý Musevilerin ibadet yerlerine dokunulmamýþtýr. ad ale tin tem in edi lme sid ir. Endülüs, Selçuklu ve Osmanlý dönemlerinde de Adalet ise ortak menfaatlerin Müslümanlar, diðer inanç sahibi insanlarla barýþ içerisinde yaþamýþlardýr. Gayrimüslim azýnlýklarla pay laþ týr ýlm asý ve pay lar ýn çeþitli konularda görüþ alýþveriþinde bulunulmuþ ve korunmasýdýr.” onlara devlet kademelerinde çeþitli görevler verilmiþtir. Farabî Ýstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in yayýnladýðý fermanla gayrimüslimlere tanýnan bütün haklarýn teminat altýna alýnmasý Müslümanlarýn ne kadar hoþgörülü olduklarýný göstermektedir. Yine Fatih Sultan Mehmet’in Saraybosna’da yaþayan gayrimüslimlerin haklarýnýn korunmasýna yönelik bir ferman yayýnlamasý bir baþka örnektir. Ýslam dünyasýnýn birçok önemli þehri, geçmiþte olduðu gibi günümüzde de hoþgörü anlayýþýna ev sahipliði yapmaktadýr. Birçok þehirde kilise, havra ve cami yan yanadýr. Bir örnek vermek gerekirse önemli þehirlerden biri de Ýstanbul’dur. Ýstanbul, üç büyük dinin temsilcilerinin ve ibadethanelerinin bulunduðu örnek bir medeniyetler þehridir. Bütün bunlar, Ýslam’ýn, farklý inançlara yaklaþýmýnýn, hoþgörüsünün ve barýþ içinde yaþama ilkesinin canlý BÝZÝ BÝR ARADA TUTAN DEÐERLER tezahürleridir. Sayygý Sa

Sevgi

Mevlana, Yunus Emre, Hacý Bektaþ Veli, Pir Sultan Abdal gibi dünyaca tanýnan Müslüman düþünürler, bütün insanlýðý kardeþlik baðý etrafýnda bütünleþmeye çaðýrmýþlardýr. Mevlana; “Ne olursan ol yine de gel!” Hoþgörü Güven Güv en diyerek hiçbir ayrým yapmadan bütün insanlarý kucaklarken Yunus Emre,”Yaratýlaný severiz Yaradan’dan ötürü.” diyerek Allah’ýn yarattýðý bütün Din Tarih mahlukatý sevmenin gereðine iþaret eder. Cebbar Adalet Kulu’nun;”Komþularla iyi geçin, hiçbir hayvanýn 4 canýna kýyma, dünya için üzülme, belaya sabret, fakirlere, yetimlere merhamet eyle...” sözü ise birlik, beraberlik içinde yaþamanýn önemini belirtmektedir. Kültür

Dil

Pakistan’ýn ünlü þairi Muhammed Ýkbal, “Gerçek Müslüman, ne þarklýdýr ne de garplýdýr.” diyerek coðrafi farklýlýklarýn anlaþmazlýk konusu olmamasý gerektiðini dile getirmiþtir. Müslim, Hac, 147. En’am suresi, 108. ayet. 3 Kafirun suresi, 6. ayet. 1 2 4

Cebbar Kulu, Kitab-ý Cebbar Kulu, s. 82.

74


Ýslam, barýþ dinidir. Sadece Müslümanlarý deðil bütün insanlarý barýþa ve huzura çaðýrýr. Müslüman, herkese hoþgörüyle yaklaþmalý, baþkalarýnýn inançlarýna saygý duymalýdýr. Herkesi kardeþ gibi görmeli, onlara deðer vermeli, olaylara evrensel bir çerçeveden bakabilmelidir. Kur’an’ýn öngördüðü insan, hoþgörülü ve barýþseverdir. Ailesi, çevresi ve doðayla uyum içinde yaþar ve Allah’ýn Enfal suresi 46. ayette buyurduðu “Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekiþmeyin; sonra korkuya kapýlýrsýnýz da kuvvetiniz gider.” emrine uymayý temel ilke edinir. Birlikte ve barýþ içinde yaþamak, günümüzün küresel meselelerinden biridir. Günümüz dünyasý, ekonomik açýdan geliþmiþ olmasýna raðmen insana ve etik deðerlerin korunmasýna gereken önemi vermemektedir. Dünyamýzýn; medeniyetler ve dinler arasý çatýþmalar yerine insanlýða hizmet edecek diyaloglara ve yakýnlaþmalara ihtiyacý vardýr. Müslümanlar, iyi niyetlerle yapýlacak her türlü sosyal, ekonomik ve kültürel dayanýþmalara, diyaloglara katký saðlayabilirler.

Bir arada yaþamayý zorlaþtýran olumsuz davranýþlar

*

Nefret duygularýna sahip olmak

Bencil davranmak

Kin beslemek

Hakaret etmek

Dedikodu yapmak

Baþkasýný küçümsemek, onlarý hiçe saymak

MEB Ortaöðretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Öðretim Programý 9, 10, 11 ve 12. Sýnýflar, s. 95.

75


dýkça paylaþýl r le ç in v Se artar, ler z Ü üntü alýr. a dýkç az ýl þ la y a p

Fed a

kâr

lýk

Sev yap m

me

akt

ktir

.

Pay la

þm

ýr.

B ir

ara d

a yaþamak

akt

ýr.

Do

Da yan ý

þm

a iç ind e

st o lma ktýr .

olm

akt

ýr.

3. Bir Ýnsanýn Yaþamasýný Saðlamak, Bütün Ýnsanlara Hayat Vermek Gibidir Ýnsan akýl ve irade sahibi, yapýp ettiklerinden sorumlu, dünyayý imar edebilen en güzel þekilde yaratýlan 1 bir varlýktýr. Allah, en güzel þekilde yarattýðý insana sayýsýz nimetlerin olduðu bir dünyayla birlikte temel haklar da sunmuþtur. Bu haklarýn baþýnda yaþama hakký gelir. Yaþama hakký, doðuþtan özgür ve tabii haklara sahip insanýn en temel ve vazgeçilmez hakkýdýr. Bütün ilahî dinler insanýn yaþama hakkýna müdahaleyi yasaklamýþ, yaþama hakkýný temel haklardan biri saymýþtýr. “Öldürmemek” Tevrat’ta yer alan on emirden biridir. Öldürme, Ýncil’de de büyük günahlardan sayýlmýþtýr. Hinduizm ve Budizmde de cana kýymak en çirkin davranýþlardandýr. Çünkü Allah insana büyük deðer vermiþtir ve bir insanýn yaþama hakkýný her þeyin önünde görmüþtür.

“Müminler ancak kardeþtirler. Öyleyse kardeþlerinizin arasýný düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat suresi, 10. ayet.)

Ýslam’a göre bir canlýnýn hayatýna kýymak, bütün canlýlarýn hayatýna kýymak gibidir: “Kim, (haksýz 2 yere) bir cana kýyarsa bütün insanlarý öldürmüþ gibi olur.” ayeti bu hususu ifade etmektedir.

er ve kimsesizlere Kültürümüzde, fakirl flar, hastaneler, ký va la ýy ac am et hizm i ve darülaceze aþevleri, huzurevler ese kurulmuþtur. ss üe m ok rç bi bi gi ný n du va rý nd a B ir ço k ta ri hî bi na alarý için boþluklar kuþlarýn yuva yapm n yaþamýna verilen býrakýlmasý canlýlarý ýdýr. önemin bir yansýmas 1 2

Tin suresi, 4. ayet.

Maide suresi, 32. ayet.

76


Ýslam, kan davasý veya töre gibi her ne sebeple olursa olsun insanlarýn hayatýna son vermeyi asla meþru saymaz. Ýslam’a göre cezalarý kiþiler deðil hukuk ve adalet verir. Hukukun öngördüðü cezayý da ancak yine hukukun öngördüðü baðýmsýz kurumlar uygulayabilir. Ýslam’a göre insan, kendi yaþamýna son verme hakkýna sahip deðildir. Kur’an-ý Kerim’de “…Kendinizi öldürmeyin. Þüphesiz Allah, sizi 1 esirgeyecektir.” buyrularak insanýn baþkalarýna olduðu gibi kendine de zarar veremeyeceði vurgulanmaktadýr. Hz. Muhammed, Veda Hutbesi’nde insanlarýn can, mal ve namuslarýnýn kutsal olduðunu belirterek bunlarýn korunmasý için her insanýn çaba göstermesini istemiþtir. O, büyük günahlarla ilgili kendisine sorulan bir soruya, “Allah’a ortak koþmak, anne ve babaya zulmetmek, adam öldürmek ve yalancý 2 þahitlik yapmak.” diye cevap vererek insan canýna kýymanýn büyük günahlardan biri oluðunu belirtmiþtir.

“Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazý kýlarlar. Onlarýn iþleri, aralarýnda danýþma iledir. Kendilerine verdiðimiz rýzýktan da harcarlar.” (Þûrâ suresi, 38. ayet.) Yukarýdaki ayet ýþýðýnda Ýslam’ýn danýþmaya verdiði önemi yorumlayýnýz.

Bir insanýn yaþamasýný saðlamak bütün insanlarý kurtarmak gibi deðerli sayýlmýþtýr: “Her kim bir caný kurtarýrsa bütün insanlarý kurtarmýþ gibi 3 olur.” ayetinde buna iþaret edilmiþtir. Ruhen daralmýþ, bunalým yaþayan birinin derdine güzel sözlerle ortak olmak, yoksul düþmüþ birinin yardýmýna koþup elinden tutmak, insanlarýn hayata tutunmasýný saðlamak da bir insaný yaþatmak gibidir.

Hz. Muhammed, “Bir Müslüman bir Müslüman kardeþinin ihtiyacýný karþýlarsa Allah da ona yardým eder.” buyurmaktadýr. Ameliyat masasýnda bekleyen bir hastaya kan vermek, trafik kazasý geçirmiþ birinin kurtarýlmasýna yardým etmek, organ baðýþlamak, bir kavgaya engel olmak hem Allah’ýn rýzasýný kazandýracak hem de insanî ve ahlakî deðerleri yaþatacak güzel davranýþlardýr. Þeyh Edebali, Osman Gazi’ye yaptýðý öðütte “Ýnsaný yaþat ki devlet yaþasýn.” diyerek insana hizmet amacýyla oluþturulan kurumlarý uzun ömürlü kýlmanýn, insana gereken deðeri vermekten geçtiðini belirtmiþtir. Ýslam’a göre din, dil, ýrk, renk, coðrafya ve soy farkýna bakýlmaksýzýn yeryüzünde yaþayan her insan, özgürce yaþama hakkýna sahiptir. 4. Hz. Muhammed Bir Barýþ Elçisidir Hz.Muhammed’den önceki dönemde insanlar arasý iliþkilerde hak ve adaletten ziyade güce dayanan bir anlayýþ hâkimdi. Bu ise toplumda çatýþmaya neden oluyordu. Allah, bu kötü gidiþatýn sona erdirilmesi için daha önce olduðu gibi bir peygamber gönderdi. Ýnsanlýk için gönderilen son peygamber Hz. Muhammed, her konuda olduðu gibi barýþ konusunda da örnek bir insandýr. O, insanlýða bir rahmet ve umut

Barýþ elçisi olarak Hz . M uh am me d :

Ýnsanlarý affederdi. Ýns an lar a hoþ gör ülü da vra nýr dý. Ýnsanlara güven verirdi. Ýns an lar a ad ale tli da vra nýr dý. Ýnsanlara yardým ederdi.

Nisa suresi, 29. ayet. Buharî, C II, s. 939. 3 Maide suresi, 32. ayet. 1 2

77


olmak için gönderilmiþtir. Peygamber olmadan önce de “Muhammedü’l-Emin” (Güvenilir Muhammed) olarak tanýnan Hz.Muhammed, yaþadýðý Mekke’de haksýzlýða uðrayan güçsüz ve korunmasýz kimselerin hakkýný korumak amacýyla kurulan “Erdemliler Ýttifaký”na katýlmýþtý. Hz. Muhammed’in Bizans Kralý’na Gönderdiði Mektup Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ýn kulu ve elçisi Muhammed’den, Bizanslýlarýn büyük reisi Herakliyus’a: “ Selam hakikat yolunu izleyene (olsun)! Seni bütün olarak Ýslam’a davet ediyorum. Ýslam’ý kabul et ki felah bulasýn. Ýslam’ý kabul et ki Allah deðerini iki kat arttýrsýn. Ama eðer kaçýnýrsan, yönettiklerinin de günahý senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey kendilerine Kitab-ý Mukaddes gönderilen insanlar (ehlikitap) sizinle bizim aramýzda ayný olan (ortak) söze doðru geliniz ki biz ancak Allah’a taparýz, ona ortak koþmayýz ve aramýzda kimseyi, Allah’ýn dýþýnda sahip (rab) edinmeyiz. Eðer kaçýnýrlarsa, þöyle deyiniz: Þahit olun ki biz Müslümanlardanýz.” (Muhammed Hamidullah, Hz. Peygamberin Altý Orijinal Diplomatik Mektubu, , s.116).

Hz. Muhammed, insanlarý, içine düþtükleri yanlýþlardan kurtarmak için peygamberlik görevi gereði hikmet ve güzel öðütle Ýslam’a davet etmiþtir. Bu iyi niyetli yaklaþýma raðmen Mekke’nin ileri gelenleri, Ýslam’ý anlatmaktan vazgeçmesi için ona çeþitli yaptýrýmlar uyguladýlar. Bazý Müslümanlar þehit olmasýna raðmen Peygamberimiz Allah’ýn, “(Resulüm!) Sen, Rabb’inin yoluna hikmet ve güzel öðütle çaðýr 1 ve onlarla en güzel þekilde mücadele et!...” ve “Baþkalarýnýn diyeceklerine sabret, güzellikle 2 onlardan ayrýl.” ayetleri gereðince müþriklerin eziyetlerine karþý þiddet kullanmadý. Baský ve kötülüklerin dayanýlmaz hâle gelmesi üzerine Peygamberimiz ve bazý Müslümanlar, “Onlar, sýrf 3 ‘Rabb’imiz Allah’týr.’ dedikleri için haksýz yere yurtlarýndan çýkarýlmýþ kimselerdir.” ayetinde belirtildiði üzere hicret etmek zorunda kaldýlar.

Hz. Muhammed’in barýþa katkýlarý

Ýnsanlarý affetmesi

Hoþgörülü olmasý

Güvenilir olmasý

..............................

..............................

..............................

Hz. Muhammed, Ýslam’a davet için gittiði Taif’te horlanmýþ ve vücudu kanlar içinde kalýncaya kadar taþa tutulmuþtu. Buna raðmen “Rabb’im! Kuvvetimin zaafa uðradýðýný, çaresiz kaldýðýmý, halk 4 nazarýnda hor görüldüðümü yalnýz sana arz ederim.” diye Allah’a yakarmýþ ve bu durumda bile kimseye kin ve nefret beslememiþtir. Medine’ye hicret ettikten sonra Hz. Muhammed, toplumsal barýþa öncülük ederek birbirleriyle sürekli kavgalý olan Evs ve Hazreç kabilelerini barýþtýrdý. Mekke’den gelen muhacirlerle Medineli ensarý kardeþ ilan etti. Böylece birbirine kenetlenmiþ, dinamik bir Ýslam toplumunun temelini attý. Daha sonra Müslümanlarla Medineli Yahudiler arasýnda birlikte yaþamanýn ilkelerini içeren, “Medine Sözleþmesi” 5 ni imzaladý. Bu sözleþmeye göre Müslümanlar ve Yahudiler, eþit haklara sahip olacaklar, birbirlerine Nahl suresi, 125. ayet. Müzzemmil suresi, 10. ayet. Hac suresi, 40. ayet. 4 Muhammed Heykel, Hazreti Muhammed Mustafa, s. 193. 5 Muhammed Hamidullah, Ýslam Tarihine Giriþ, s. 88. 1 2 3

78


yardým edecekler ve Medine’yi birlikte savunacaklardý. Bu sözleþme, tek bir tarafýn hâkimiyetine deðil taraflarýn katýlýmýna yer vermiþ olmasý, her iki kesimin inançlarýnýn korunmasý; can, mal ve sosyal haklarýnýn güvence altýna alýnmasý açýsýndan çok önemlidir. Mekkeli müþriklerin, Müslümanlarý Medine’de de rahat býrakmaya niyetleri yoktu. Müslümanlarýn Mekke’de býraktýklarý mallarý yaðmalýyor, arazi ve evlerine el koyuyor, baský ve saldýrýlara devam ediyorlardý. Bu durum karþýsýnda, “Kendileriyle savaþýlanlara (müminlere), zulme uðramýþ olmalarý sebebiyle, (savaþ konusunda) izin verildi. Þüphe yok ki Allah, onlara yardýma mutlak 1 surette kadirdir.” ayetiyle Müslümanlara kendilerini savunma izni verildi. Hz. Muhammed’in Bedir Savaþý’nda esir alýnan düþman askerlerinin her birinin on Müslümana okuma yazma öðretmesi karþýlýðýnda özgür býrakmasý, onun amacýnýn öldürmek veya cezalandýrmak olmadýðýný gösterir. Nitekim, “Ey insanlar düþmanla karþýlaþmayý istemeyin! Allah’tan iyilik isteyin…” sözüyle de savaþýn arzu edilmemesi gerektiðini belirtmiþtir. Uhud Savaþý’nda amcasý Hz. Hamza þehit düþmüþ, yanaðý yaralanmýþ, diþleri kýrýlmýþ olduðu hâlde bile, “Ya Rabb’i! Kavmimi affet! Çünkü onlar cahil, ne yaptýklarýný bilmiyorlar. 2 Onlara hidayet eyle!” diye dua etmiþtir.

Birlikte yaþamak bir sanattýr.

Hz. Muhammed’in katýldýðý savaþlarýn tümü savunma amaçlý idi. O, her zaman barýþ ortamýnýn savaþtan daha hayýrlý olduðunu düþünüyor, düþmanlarýný savaþtan vazgeçmeye ve barýþ yapmaya çaðýrýyordu. Barýþýn saðlanmasý için birçok maddesi Müslümanlarýn aleyhine olduðu hâlde Hudeybiye Anlaþmasý’ný imzalamýþtý. Müslümanlarýn ilk baþta üzüntüyle karþýladýðý bu antlaþma, daha sonra barýþ adýna çok olumlu sonuçlar doðurmuþtu. Savaþýn olumsuz sonuçlarý

Korku

Endiþe

Nefret

Güvensizlik

Yýkým

Fakirlik

Gözyaþý

Düþmanlýk

Belirsizlik

Hz. Muhammed, her zaman barýþtan yana olmuþ, çevresindeki çeþitli gruplarla uzlaþma yoluna gitmiþ ve ikili antlaþmalar yapmýþtýr. Hiçbir zaman da anlaþmayý bozan taraf olmamýþtýr. Yaptýðý anlaþmalarla kargaþayý önlemiþ, toplumdaki huzur ve güveni saðlamýþtýr. Bu yönüyle daha sonraki insanlar için de örnek olmuþtur. giremez. te tefrika, düþman Girmeden bir mille ez. kler, onu top sindirem Toplu vurdukça yüre M. ÂKÝF ERSOY

1 2

Hac suresi, 39-40. ayetler. Zekai Konrapa, Peygamberimiz, s. 227.

Mekke’nin fethedildiði gün Hz. Muhammed, kimlerin suikastlar düzenlediðini, kötülükler yaptýðýný, savaþlara katýldýðýný, insanlarý müminlerin aleyhine kýþkýrttýðýný çok iyi biliyordu. Ýsteseydi bütün düþmanlarýný rahatlýkla cezalandýrabilirdi. Rahmet Peygamberi, pek az insanýn gösterebileceði asaletin

79


en yüksek örneðini gösterdi ve onlarý affetti. Sadece kendi dönemi için deðil bütün dönemler için iyilik, vefalý olma, affedicilik ve gönül yüceliði açýsýndan kimsenin eriþemeyeceði bir örnek oldu. Hz. Muhammed’in yaklaþýk yirmi üç yýl süren mücadelesi, öncelikle adalet ve barýþýn tesisi içindi. O, hiçbir zaman savaþý çýkar bir yol olarak görmedi. Fakat kaçýnýlmaz olduðunda da aþýrýya kaçmadan savaþa girmekten çekinmedi. 5. Zorunlu Olmadýkça Savaþ Bir Ýnsanlýk Suçudur

Bin bir ismin birinden tut! Senlik benlik nedir sil, at! Tuttuðun yola, doðru git Yoldan çýkýp olma asi… … Veysel sapma saða sola Sen Allah’tan birlik dile! Ýkilikten gelir bela Dava insanlýk davasý. Âþýk Veysel

Ýnsanlar bazý konularda zaman zaman birbirleriyle görüþ ayrýlýðýna düþebilirler. Bu görüþ ayrýlýklarý bazen toplumlarý istenmeyen noktalara götürebilir. Savaþa dönüþen görüþ ayrýlýklarý, her iki tarafý da maddi ve manevi birçok zarara uðratýr. Buna raðmen insanlýk tarihi boyunca sýk sýk savaþlarýn yaþandýðý da bilinen bir gerçektir.

OKUYALIM - YORUMLAYALIM Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluþ Mücadelesi gibi zor þartlarýn zorunlu kýldýðý bir savaþýn bitiminde Türk Milletinin benimsediði barýþla ilgili evrensel ilkeyi “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle ifade etmiþtir. Atatürk’ün bu sözünü Ýslam’ýn barýþa verdiði önemle iliþkilendirerek açýklayýnýz.

Ýnsanýn gerçekleþtirmek istediði birçok istek ve arzusu vardýr. O, bunlarýn peþinde koþup durur. Ýsteklerine kavuþtuðu hâlde bazen de aþýrýlýklara kaçar. Kur’an, insanýn bu özelliðini þu þekilde ifade etmektedir: “Eline bir yetki geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çýkarmak, ekini (kültürü) ve nesli 1 helak etmek için koþar... “ Ýslam, insanlar arasýnda ortaya çýkan sorunlarýn, karþýlýklý iyi niyet ve görüþmelerle giderilmesini önerir. Savaþ insanlar arasýnda barýþ, güven ve huzurun saðlanmasýna engel olan olumsuzluklarý ortadan kaldýrmak için baþvurulan son seçenektir. Kur’an bu konuda þöyle buyurmaktadýr: “O aylar içinde (Allah’ýn koyduðu yasaðý çiðneyerek) kendinize zulmetmeyin ... ve bilin ki Allah (kötülükten) 2 sakýnanlarla beraberdir.”

NOT EDELÝM Dünyada barýþ kültürünün yerleþmesi ve savaþa engel olmak için ; * annelere, * aydýnlara, * Birleþmiþ Milletler Teþkilatýna, görevler düþmektedir.

* din bilginlerine, * sanatçýlara, * duyarlý olan her bireye

* eðitimcilere, * devlet baþkanlarýna,

Bütün ilahî dinlerde savaþ, ancak “nefsi müdafaa” yani haksýz saldýrýlar karþýsýnda savunma amaçlý olmasý þartýyla meþru görülmüþtür. Allah, Peygamberimize, “Eðer onlar barýþa yanaþýrlarsa sen de 3 ona yanaþ ve Allah’a tevekkül et, çünkü o iþitendir, bilendir.” ayetiyle her fýrsatta barýþtan yana olmasýný öðütlemiþtir. Peygamberimiz de zulmü ortadan kaldýrmak, kendisini savunmak, haksýzlýða uðrayanlarý himaye 4 5 etmek için zaman zaman savaþmak durumunda kalmýþtýr. Bakara suresi, 205. ayet. Tevbe suresi, 36. ayet. 3 Enfal suresi, 61. ayet. 4 Nisâ Suresi, 75. ayet. 5 Sezai Karakoç, Ýslam, s. 91. 1 2

80


Müslümanlar, baþka seçenek kalmayýp savaþmak zorunda kaldýklarýnda sivillere, kadýnlara, yaþlýlara, çocuklara ve diðer canlýlara zarar vermezler. Saldýrýya uðradýklarýnda ancak misliyle karþýlýk verebilirler. Savaþta aþýrý gitmek, Allah’ýn, “Size karþý savaþ açanlara, siz de Allah yolunda savaþ açýn. Sakýn 1 aþýrý gitmeyin, çünkü Allah aþýrýlarý sevmez.” emriyle yasaklanmýþtýr. Hz. Ebu Bekir’in komutanlarýna verdiði, “Gittiðiniz yerleri yakmayýn, yýkmayýn ve yaðmalamayýn. Çocuklarý, yaþlýlarý ve kadýnlarý 2 öldürmeyin. Yemek ihtiyacýnýn dýþýnda hayvanlarý kesmeyiniz. Meyve aðaçlarýný kesip yakmayýnýz.” emri, Müslümanlarýn savaþta gözetmeleri gereken kurallarý hatýrlatan örneklerden biridir.

Fatih Sultan Mehmet’in Saray Bosna Fermaný

Dünya Fatihi, Haþmetli ve Ulu Sultan’ýn imzalý ve parlayan mühürlü Fermaný aþaðýdadýr. Ben Fatih Sultan Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu Padiþah Fermaný verilen Bosnalý Fransiskenler himayem altýndadýr ve emrediyorum: Hiç kimse ne bu adý geçen insanlarý ne de onlarýn kiliselerini rahatsýz etmesin ve zarar vermesin. Ýmparatorluðumda huzur içerisinde yaþasýnlar ve bu göçmen durumuna düþen insanlar, özgür ve güvenlik içerisinde yaþasýnlar. Ýmparatorluðumdaki tüm memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastýrlarýna yerleþsinler. Ne padiþahlýk eþrafýndan, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlarýmdan, ne de imparatorluk vatandaþlarýndan hiç kimse bu insanlarýn onurunu kýrmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanlarýn hayatlarýna, mallarýna ve kiliselerine saldýrmasýn, hor görmesin veya tehlikeye atmasýn. Hatta bu insanlar baþka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da ayný haklara sahiptir. Bu Padiþah Fermanýný ilan ederek burada, yerlerin, göklerin yaratýcýsý ve efendisi Allah, Allah’ýn elçisi aziz Peygamberimiz Muhammed ve 124 bin peygamber ile kuþandýðým kýlýç adýna yemin ediyorum ki; emrime uyarak bana sadýk kaldýklarý sürece tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazýlanlarýn aksini yapmayacaktýr.” 28 Mayýs 1463 Milodraz

Baþka dinden, ýrktan olanlara özgürlük ve hoþgörü saðlayan bu ferman, Fatih Sultan MEHMET’in Bosna-Hersek’i fethinden sonra 28 Mayýs 1463 tarihinde Milodraz’da yazdýrýlmýþtýr. Aslý Bosna-Hersek Fojnica þehrinde Fransisken Katolik Kilisesi’ndedir. Kültür Bakanlýðýnca Osmanlý Devleti’nin Kuruluþunun 700. Yýl Dönümü nedeniyle yayýmlanmýþtýr. Tarihte bilinen insan haklarý hareketlerinden en eskilerinden biri; Fransýz Ýhtilali’nden 326, 1948 Uluslararasý Ýnsan Haklarý Bildirgesinden 485 ve Amerika’nýn keþfinden 29 yýl önce uygulamaya konmuþtur. 1 2

Bakara suresi, 190. ayet. Nuri Ünlü, Ýslam Tarihi, s.85.

81


Kurtuluþ Savaþý örneðinde olduðu gibi bazen istenmese de savaþmak zorunda kalýnabilir. Topraklarýmýzý iþgal etmeye kalkýþanlara karþý savaþmak gerekiyordu. Mustafa Kemal Atatürk önderliðinde milletimiz baðýmsýzlýk mücadelesini yürütmüþ, düþmanlarý topraklarýmýzdan atmayý baþarmýþtý. Savaþtan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli hedeflerinden biri Atatürk’ün veciz bir þekilde ifade ettiði, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi olmuþtur. Nitekim Atatürk Kurtuluþ Savaþý’ndan sonra birçok ülkeyle anlaþmalar imzalayarak barýþ ortamýnýn oluþmasýna katký saðlamýþtý. Günümüzde bazý ülkeler arasýnda çok ciddi sorunlar yaþanmakta ve dünyanýn herhangi bir bölgesinde meydana gelen kriz veya savaþ bütün dünyayý olumsuz etkilemektedir. Savaþlar, beraberinde acý, gözyaþý, yokluk ve vahþet gibi durumlarý beraberinde getirmektedir. Bu ise yaþadýðýmýz dünyanýn bir süre sonra kargaþaya maruz kalmasý demektir. Gerekli çabanýn gösterilmesi hâlinde de devletler arasý ihtilâflarýn barýþ yoluyla çözülmesi mümkündür. Elbette bunun için yoðun bir çaba göstermek gerekir. Savaþ, bütün uluslararasý sözleþmelerde en büyük insanlýk suçu olarak görülse de günümüzde de dünyanýn birçok bölgesinde devam etmektedir. Devletler arasýnda çýkacak olan savaþlara engel olmak mümkündür. Devletler arasý sorunlarýn çözümü için hukukun esas alýnmasý; iliþkilerin hak, adalet, saygý ve iyi niyet temeline dayandýrýlmasý gerekir. Bunun için elbette fedakârlýk ve karþýlýklý özveri gerekir. Bunun dýþýndaki yollara baþvurmak düþmanlýk ve çözümsüzlüðü körükler. Okuma Metni

BARIÞ VE KARDEÞLÝK*

“Allahu Teâlâ sana anlamayý kolaylaþtýrsýn. Kendi yoluna gitmeyi nasip etsin. Ey derviþ! Sana ilk öðüdüm þu olsun: Komþunla ve ailenle iyi geçin. Misafirlerine ikramda bulun. Hiçbirinin kalbini kýrma. Nerede kalpleri kýran birisi varsa, sen onun kalbini onar. Sana kötülük edenlere, sen iyilik et. Kurt, kuþ, böcek, sinek, hayvan ve insanlardan hiçbirisinin canýný incitme. Herkes senden hoþnut olsun. Umulur ki Allaha Teâlâ da senden hoþnut olur. Ey derviþ! Kendin için neyi istiyorsan, Muhammed ümmetinin inancýna da sahip çýk. Dünya için üzüntü çekme. Benim hâlim ne olacak deme. Kendini Hak yolundan saptýrma. Sana “iyi” dedikleri için sevinme. “Kötü” dedikleri için üzülme. Mal-mülk ve ilim sahibi olursan, gurura kapýlma. Saðlýðýna sevinme. Ölümü aklýndan çýkarma. Baþýna gelen belalara sabret. Kader ve kazaya râzý ol. Herkesin iyiliðini iste. Hiçbir þeyin helâk olmasýný isteme. Olmasýný istediðin fakat gerçekleþmeyen bir þey için üzülme. Fakirlere, yetimlere, gözsüzlere, elsizlere sadaka verip merhamet göster ki Allahu Teâlâ da sana merhamet etsin. Allah’ýn verdiðine þükret. Her durumda fikret. Kötü davranýþlarýndan dolayý tövbe et. Yaptýðýn güzel iþler için þükret. Haramdan, zinadan, birine iftira atmaktan, dedikodu yapmaktan, gösteriþten, Allahu Teâlâ’nýn yasak ettiði þeyleri iþlemekten kendini koru. Eðer korumazsan, yaza ulaþsan bile kýþta kalýrsýn. Allah’ýn gazabýný hak edersin. Allah dostlarýný sev. Allah’ý sev. Ýmanýný sev. Kalbini dünya ve evlat sevgisi gibi seni Allah’tan uzaklaþtýran þeylere (esir olmaktan) kurtar. Bunlarý ve bunlarýn içindeki anlamlarý düþündükten sonra, ne yapacaksan yap. Yapmaman gerekenlerden vazgeç. Allah’ýn emrini yerine getir. Kendini eðit. Allahu Teâlâ seni gaflet uykusundan uyandýrsýn. Güzel iþler yapmayý nasip etsin.” (Kitab-ý Cebbâr Kulu, Hazýrlayan: Prof. Dr. Osman Eðri, TDV Yayýnlarý, Ankara, 2007, s. 407,408.)

ÜNÝTEMÝZÝ DEÐERLENDÝRELÝM 1. Ýnsanlýk için barýþýn neden çok önemli olduðunu açýklayýnýz. 2. Ýslam’ýn barýþa verdiði önemi belirtiniz. 3. Müslümanlarýn gayrimüslimlerle bir arada iyi iliþkiler içerisinde yaþadýklarýna dair örnekler vererek konuyu açýklayýnýz. 4. Savaþýn olumsuz, barýþýn da olumlu sonuçlarý nelerdir? Söyleyiniz. 5. Hz. Muhammed’in bir barýþ öncüsü olduðunu örneklerle açýklayýnýz. 6. Atatürk’ün barýþýn önemini belirten görüþlerini örneklerle açýklayýnýz. 7. Ýslam’ýn barýþçýl bir kiþilik oluþturmak için ne gibi önerileri vardýr? Yazýnýz. 8. Ýslam’ýn yaþama hakkýna verdiði deðerin kültürümüzdeki yansýmalarý nelerdir? 9. Kültürümüzde bir arada yaþamayý önemseyen ve görüþleriyle dünyaya mal olmuþ bilge kiþiler kimlerdir? Yazýnýz.

82


ÖÐRENME ALANI:

DÝN VE LAÝKLÝK ÜNÝTE 6 ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ ZIRLANALIM

ÜNÝTEMÝZE HA

ini araþtýrýnýz. timi ile ilgili sözler re öð n di n 'ü rk tü ta araþtýrýnýz. 1. A ine verdiði önemi tim re öð n den birini di da ul ok uðu din bilginlerin nd 2. Atatürk’ün lu bu de in riþ ve þtüðü ve bilgi alýþ 3. Atatürk'ün görü araþtýrýnýz.

1. Atatürk’ün Dinin Anlaþýlmasýna Verdiði Önem Din, insan hayatýnýn ayrýlmaz bir parçasýdýr. Bunun içindir ki tarihin hiçbir döneminde dinsiz bir topluma rastlanmamýþtýr. Dinin amacý, insanlarý güzel ahlak sahibi yaparak olgunlaþtýrmak; insanlarýn kötülüklerden uzak, birlik, beraberlik içinde mutlu ve huzurlu yaþamalarýný; öldükten sonra da ebedî mutluluða kavuþmalarýný temin etmektir. Bir baþka ifade ile din, insanlarýn hem dünyada hem de ahirette mutlu olmalarýný amaçlamaktadýr. Din, bir toplumu millet yapan önemli etkenlerden biridir. Milletlerin birlik ve beraberliklerinin saðlanýp devam ettirilmesinde ve millî kültürlerinin oluþmasýnda dinin önemli bir rolü vardýr. Atatürk, millî kültür ve kimliðin oluþmasýnda en önemli temel unsurlardan biri olarak dini görmüþtür. Bu konuda þöyle demektedir: “Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri 1 hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanýndan çekip alamamýþtýr ve alamaz.” Atatürk, sade bir din anlayýþýna sahip olunmasý gerektiðine inanmaktaydý. Bu nedenle o, dine “…Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir sonradan girmiþ olan her türlü hurafe ve batýl inanca ve ancak bundan dolayýdýr ki son din olmuþtur. karþý çýkmýþtýr. Ýslam dininin, özü ile uyuþmayan Bir dinin tabii olabilmesi için akla, fenne, ilme inançlardan arýndýrýlarak doðru bir biçimde ve mantýða uymasý lazýmdýr. Bizim dinimiz anlaþýlmasýný istemiþ ve bu yönde çaba harcamýþtýr. bunlara tamamen uygundur…” Atatürk bu konudaki düþüncelerini þöyle ifade Mustafa Kemal ATATÜRK etmektedir: “Türk milleti daha dindar olmalýdýr, yani bütün sadeliði ile dindar olmalýdýr demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeðe nasýl inanýyorsam, ona da öyle inanýyorum. Bilince ters, ilerlemeye 2 engel hiçbir þey kapsamýyor...” , “Temeli çok saðlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi fakat bina yüzyýllardýr ihmal edilmiþ. Harçlar döküldükçe yeni harç yapýp binayý takviye etmek lüzumu hissedilmemiþ. Aksine 3 olarak birçok yabancý unsur –yorumlar, boþ inançlar binayý daha fazla hýrpalamýþ.”

1 Atatürkçülük, C I, s. 457. 2 Atatürkçülük, C I, s. 457. 3 Atatürkçülük, C I, s. 459.

83


ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ Atatürk, din ile dinin yorumu ve uygulanýþ biçimi arasýndaki ayrýma dikkat çekmiþtir. Bu yüzden din ile tarih içerisinde ortaya çýkmýþ dinî yorumlarýn birbirine karýþtýrýlmamasý ve tarihî uygulamalardaki yanlýþlýklarýn düzeltilmesi hususu üzerinde önemle durmuþtur. Bu konudaki düþüncesini de þu þekilde ifade etmiþtir: “… Ýslam dünyasýna giren birtakým kavimler, Ýslam olduklarý hâlde yoksul düþmeye, yýkýlmaya uðradýlar. Geçmiþlerinin saðlýksýz veya çürük alýþkanlýklarý ve inançlarýyla 1 Ýslamiyeti karýþtýrdýklarý için kendilerini düþmanlarýnýn esiri yaptýlar…”

Uþak (18 Þubat 1923)

Atatürk’e göre zaman içinde þartlara göre oluþan dinî düþünce ile dinin özünün birbirinden ayýrt edilmesi gerekir. Sosyal hayatýn bütün alanlarýnda ortaya çýkabilecek her türlü olumsuzluðun önüne geçmek için dinin doðru bir þekilde anlaþýlmasý ve toplumun bütün bireylerine doðru bir þekilde öðretilmesi gerekir. Bunun için de din, bilimsel metotlara uygun olarak öðrenilmeli ve öðretilmelidir. “Nasýl ki her hususta yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetiþtirmek gerekli ise dinimizin gerçek felsefesini inceleyecek, araþtýracak, bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine sahip olacak, seçkin ve gerçek M a a r i f Ve k â l e t i , y ü k s e k d i n i y a t din ilim adamlarýný yetiþtirecek, yüksek öðrenim 2 kurumlarýna sahip olmalýyýz.” diyen Mustafa Kemal m ü t e h a s s ý s l a r ý y e t i þ t i r i l m e k ü z e r e Atatürk, dini doðru anlayacak ve anlatacak din Darülfünunda bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidemat-ý diniyenin bilginlerinin yetiþmesi için yüksek öðretim kurumlarýnýn ifasý vazifesiyle mükellef memurlarýn yetiþmesi gereðine dikkat çekmiþtir. Bu konudaki sorumluluðun için de ayrý mektepler küþat edecektir. devlette olduðunu düþünmüþ, 3 Mart 1924 tarihinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Madde 4. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu çýkarmýþtýr. Bu Kanun çerçevesinde toplumu dinî yönden aydýnlatacak yüksek din öðrenimi görmüþ elemanlar yetiþtirmek üzere ilahiyat fakültesi ve dinî hizmetlerin yerine getirilmesiyle görevli memurlarýn yetiþtirilmesi için de imam hatip okullarýný açýlmasýný istemiþtir.. Atatürk, toplumu din konusunda doðru bir þekilde bilgilendirme ve Ýslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esaslarýný vatandaþlara anlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere Diyanet Ýþleri Baþkanlýðýnýn bir devlet kurumu olarak açýlmasýný saðlamýþtýr. Ayrýca, Elmalýlý Hamdi Yazýr’a hazýrlattýðý “Hak Dini Kur’an Dili” adlý Türkçe çeviri ve tefsirini ve Babanzade Ahmet Naim’e hazýrlattýrdýðý “Sahih-i Buharî Muhtasarý Tecrid-i Sarih ve Tercemesi” adlý hadis kitabýný devlet imkânlarýyla bastýrýp ücretsiz olarak halka daðýttýrmýþtýr. Atatürk, dinin özgün þekilde korunup yaþanýlmasýna önem vermiþtir. Dinin, geçmiþin yanlýþ alýþkanlýk ve inançlarýna dayanak yapýlmasýný hoþ karþýlamamýþ, hurafe ve batýl inançlardan arýndýrýlarak insanlara doðru bir þekilde sunulmasýný istemiþtir.

1 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Yurt Ýçi Gezileri(1922-1938), s. 161. 2 Atatürkçülük, C III, s. 230.

84


ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ 2. Atatürk’ün Okulda Din Öðretimine Verdiði Önem Toplumun geliþmesi ve kalkýnmasý için bireyin maddi ve manevi yönleriyle bir bütün hâlinde ele alýnýp geliþtirilmesi gerekmektedir. Eðitimin amacý bireyin doðuþtan getirdiði duygu ve kabiliyetlerini "Her kiþi dinini, din iþlerini, imanýný dengeli bir þekilde geliþtirmektir. Eðitim insan içindir. öðrenmek için bir yere muhtaçtýr. Orasý Bireyin sahip olduðu en önemli deðerlerden birisi da okuldur." din duygusudur. Din duygusunun yok sayýlmasý veya M. Kemal ATATÜRK görmezlikten gelinmesi ise toplumda bir takým sorunlara neden olabilmektedir.

TARTIÞALIM Din öðretimi okulda niçin gereklidir?

“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamýna 1 imkân yoktur...” , “… Ýnsanýn dinsiz olmasýnýn imkâný yoktur… Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde þu din veya bu din demek deðildir. Tabiatýyla biz, içine girdiðimiz dinin en çok isabetli ve 2 en çok olgun olduðuna inanýyoruz ve imanýmýz da vardýr...” diyen Atatürk, bu düþüncesinin bir sonucu olarak din öðretimin önemini vurgulamaktadýr.

Din öðretimi saðlam kaynak ve metotlarla yapýlmadýðý zaman batýl inanç ve hurafelere yol açar. Buna baðlý olarak aþýrýlýk ve çatýþmalar doðar. Bu durum dinin planlý ve programlý bir þekilde öðretilmesini zorunlu kýlmaktadýr. Bir konuþmasýnda Atatürk, “Bence bir defa her Müslüman Ýslami hükümleri bilmeye mecburdur. O hâlde okullarýmýzda zaten Ýslami 3 hükümleri öðreteceðiz...” diyerek kiþilerin dinini öðrenmek mecburiyetinde olduklarýný belirtmiþtir. Din öðretiminin de okullarda verilmesini istemiþtir. O, bu konuda þunlarý söylemektedir: “… Hepimiz eþitiz ve dinimizin hükümlerini eþit olarak öðrenmeye mecburuz. Her kiþi dinini, din iþlerini, imanýný öðrenmek için bir 4 yere muhtaçtýr. Orasý da okuldur.” Atatürk’ün ortaya koyduðu eðitim anlayýþý, bütün ilimleri ayný sistem bütünlüðü içinde öðretme þeklindedir. Farklý kurum ve kuruluþlarýn yapacaðý eðitimin doðuracaðý kargaþa ortamýný gören Atatürk, Osmanlý Devleti’nde farklý kurumlardan yetiþenler arasýndaki derin görüþ ayrýlýklarý sonucu oluþan bölünmelere bir daha düþülmemesi için ülkenin eðitim kurumlarýnýn tek çatý altýnda toplanmasýný istemiþtir. Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu çýkararak farklý kurumlara baðlý olarak yapýlan eðitim ve öðretimi, Millî Eðitim Bakanlýðý bünyesinde birleþtirmiþ ve din öðretiminin de okullarda devlet eliyle yürütülmesini garanti altýna almýþtýr. 1 Atatürkçülük, C I, s. 453. 2 Ali Sarýkoyuncu, Atatürk, Din ve Din Adamlarý, s. 19. 3 Atatürk, Din ve Din Adamlarý, s. 19. 4 Atatürkçülük, C I, s. 455.

85


ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ Atatürk’ün din öðretiminin okullarda verilmesini istemesinin sebeplerinden biri de ailede alýnan din öðretiminin eksik, yetersiz ve bilimsellikten uzak oluþudur. Ona göre ailede Din ve ahlak eðitim ve verilen din öðretimi sözlü kültüre dayandýðý için öðretimi devletin gözetim ve batýl inanç ve hurafelerle dolu olabilmektedir. denetimi altýnda yapýlýr. Din kültürü ve Atatürk bu durumu kendi hayatýndan þöyle ahlak öðretimi ilk ve ortaöðretim örneklendirmektedir: “… Benim rahmetli anam kurumlarýnda okutulan zorunlu dersler beni terbiye ederken bana derdi ki: “Padiþahta arasýnda yer alýr. Bunun dýþýndaki din ve halifede yedi evliya kudreti var.” Ben zaten eðitim ve öðretimi ancak, kiþilerin kendi evliyanýn ne olduðunu, büyük ve üzeri yeþil isteðine, küçüklerin de kanuni örtülü birtakým medfunlara bakaraktan öðrenmek temsilcisinin talebine baðlýdýr. istiyordum. Herhâlde büyük bir þey, manevi, Anayasa, Madde 24. gökten inmiþ bir þey gibi hatýrýma gelirdi. Ve bunun yedi tanesinin kudretine malik olan insan ne olacak? Dehþet veren bir þey! Ve böyle bir büyüklük korkusunun ve büyüklüðü belirtilen hakkýnda söz söylemek de günahtýr. Annemin de bana verdiði terbiye bu idi. Ve hiç þüphe etmem ki çoðumuzun 1 aldýðý terbiye budur. Annemin de kabahati yoktur. Çünkü ona da annesi ayný terbiyeyi vermiþti.”

NOT EDELÝM

Atatürk çýktýðý yurt gezilerinde zaman zaman okullarý da ziyaret etmiþ, diðer derslerle birlikte din derslerine de katýlmýþ, öðrenci ve öðretmenlerle dinî konularý tartýþmýþ, bazý okullara da Kur’an-ý Kerim hediye etmiþtir.

8 Teþrinisani 1925 ÇANKAYA

Gazi Kýz Numune Mektebine dikkatle okunmak ve ... için hediye ediyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gazi Kýz Numune Mektebine (Atatürk Ýlkokulu) hediye ettiði Kur’an-ý Kerim ve el yazýsý (Ahmet Bekir Palazoðlu, Atatürk ve Eðitim, s. 228-229.)

Atatürk, Türk milletinin çaðdaþ uygarlýk düzeyine çýkarken kiþilere manevi destek saðlayacak olan akla, mantýða, ilme, fenne uygun olduðunu defalarca ifade ettiði dinin, uzman kiþiler tarafýndan öðretilmesine önem vermiþtir. Bu þekilde din, bilgisiz kiþiler tarafýndan yapýlmýþ yorumlardan, batýl inanç ve hurafelerden de kurtarýlmýþ olur. Okullarda planlý ve programlý bir þekilde öðrenilip öðretiliyor olmasý dinin daha doðru anlaþýlýp yaþanmasýný saðlar.

1 Atatürk, Din ve Din Adamlarý, s. 74.

86


ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ 3. Atatürk’ün Din Bilginlerine Verdiði Deðer Din sosyal bir gerçekliktir. Din gerçeðinin en önemli unsurlarýndan biri de topluma din hizmeti sunan din bilginleridir. Din, toplum için ne kadar gerekliyse topluma din hizmeti sunan din bilginleri de o kadar önemlidir. Dini toplum için gerekli gören Atatürk, toplumun doðru bir biçimde aydýnlatýlmasý açýsýndan dini temel kaynaklarýndan öðrenip zamanýn ihtiyaçlarýný karþýlayabilecek yorumlar yapabilen nitelikli din bilginlerini de gerekli görmüþtür. Atatürk, cami kürsülerinden topluma hitap eden din görevlilerinde bulunmasý gereken özellikleri de þöyle belirtmektedir: “Camilerin kutsal minberleri halkýn ruhi, ahlaki gýdalarýna en yüksek, en verimli kaynaklardýr. Minberlerden halkýn anlayabileceði dille, ruh ve düþünceye hitap olunmakla, Müslümanlarýn vücudu canlanýr, düþünceleri temizlenir, imaný kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karþýlýk hutbe okuyanlarýn sahip olmalarý gereken ilmî nitelikler, özel liyakat ve genel kültüre 1 sahip olmalarý önemlidir.”

MUSTAFA KEMAL PAÞA'NIN ÞÝRAN MÜFTÜSÜNE MEKTUBU Þiran Müftüsü Hasan Fahri Efendi Hazretlerine Erzurum kongremizin hin-i küþadýnda (açýlýþýnda) ve hitam-pezir olmasý (sona ermesi) münasebetiyle irad buyurduðunuz (söylediðiniz) Arapça belið ve fasih (inandýrýcý ve açýklayýcý) ve maksada tamamen mutabýk (uygun) hitabýnýz (söyleviniz) cemiyetimiz tarihinde pek kýymetli hatýrat (anýlar) olarak mahfuz (saklý) kalacaktýr. Bulunacaðýnýz mahallerden dahi latif sözlerinizle mali (dolu) mektuplarýnýzý almakla mübahi olacaðým (onurlanacaðým). Cenab-ý Hak hayýrlý seyahat müyesser buyursun. Âmin M. Kemal, 9 Aðustos 1919 Cemal Kutay, Kurtuluþun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarlarý, s. 292.

Atatürk, gerçek din bilginlerini her zaman ve her fýrsatta takdir etmiþ, onlarýn hizmetlerini övmüþtür. Çýkmýþ olduðu yurt gezilerinde toplum tarafýndan sevilen ve itibar gören din bilginleri ile görüþmüþ, bilgi ve zekâsýyla ön plana çýkanlara takdir ve iltifatlarda bulunmuþtur. Din bilginleri, Kuvayýmilliye gibi teþkilatlarýn kurulmasýnda ve Kurtuluþ Savaþý’nda ön saflarda yer alarak önemli görevler üstlenmiþlerdir. Anadolu halkýný iþgaller karþýsýnda direniþe teþvik etmiþlerdir. Atatürk, Kuvayýmilliye’ye öncülük eden din bilginlerini her zaman hatýrlamýþ ve onlarý hayýrla anmýþtýr. Bunlardan biri de ilk Diyanet Ýþleri Baþkaný Mehmet Rýfat Börekçi’dir. Börekçi, Atatürk’ün huzuruna girdiðinde hep ayakta karþýlanmýþtýr. “Paþam, beni mahçup ediyorsunuz.” dediði zaman da, “Din adamýna saygý göstermek, Müslümanlýðýn 2 icaplarýndandýr.” karþýlýðýný almýþtýr.

Atatürk, Amasya Müftüsü Abdurrahman Kamil Efendi ile görüþürken

Atatürk’ün saygý gösterdiði bir diðer din bilgini de “Baba” diye hitap ettiði Amasya Müftüsü Abdurrahman Kamil Efendi’dir. Atatürk, Amasya’yý her ziyaretinde mutlaka Müftü Abdurrahman Kamil Efendi ile görüþüp ona özel ilgi göstermiþtir. Amasya’yý 24 Eylül 1924 tarihindeki ziyaretleri sýrasýnda, onuruna verilen bir ziyafete Müftü Abdurrahman Kamil Efendi’yi davet ettirmiþtir. Atatürk, Kamil Efendi’nin þahsýnda din bilgilerinin Kurtuluþ Savaþý’nýn geniþ halk kesimlerince sahiplenilmesi üzerindeki etkisini þu sözlerle ifade etmiþtir: “Efendiler, bundan beþ yýl önce buraya geldiðim zaman bu þehir halký da bütün millet gibi

1 Atatürkçülük, C I, s. 459. 2 Din, Toplum ve Kemal Atatürk, s. 12.

87


ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ

gerçek durumu anlamamýþlardý. Düþüncelerde karýþýklýk vardý. Beyinler âdeta durgun bir durumdaydý. Ben burada birçok þahýsla beraber Kamil Efendi Hazretleri’yle de görüþtüm. Bir camide gerçeði halka açýkladýlar. Efendi Hazretleri halka dediler ki: “Milletin saygýnlýðý, onuru, hürriyeti, baðýmsýzlýðý gerçekten tehlikeye düþmüþtür. Bu felaketten kurtulmak, gerekirse vatanýn son bir ferdine kadar ölmeyi göze almak gerekir. Padiþah olsun, halife olsun, isim ve unvaný ne olursa olsun hiçbir þahýs ve makamýn varlýk nedeni kalmamýþtýr. Günümüzde din Tek kurtuluþ çaresi halkýn doðrudan doðruya egemenliðini görevlileri hangi eline almasý ve iradesini kullanmasýdýr.” Ýþte Efendi ARA ÞTIR ALIM kurumlarda ne düzeyde eðitim Hazretleri’nin bu irþad eden vaaz ve nasihatlerinden sonra almaktadýr? herkes çalýþmaya baþladý. Bu nedenle Müftü Kamil Efendi Hazretleri’ni övgü ile anýyorum. Ve genç Cumhuriyetimiz 1 bu gibi ilim adamlarý ile övünüyor…” Dini gereði gibi kavramýþ, yeterli donanýma sahip din bilginleri Kurtuluþ Savaþý örneðinde olduðu gibi zor ve sýkýntýlý dönemlerinde insanlarýn umudunu canlý tutarak ortak amaç doðrultusunda hareket etmelerini saðlar. Barýþ zamanýnda ise evrensel ahlaki deðerlerle toplumsal kurallarýn yaygýnlaþmasýnda önemli roller üstlenirler.

1 Gazi Mustafa Kemal Atatürkün Yurt Ýçi Gezileri(1922-1938), s. 292.

88


ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ

Gazi Mustafa Kemal Trabzon’da

ATATÜRK DÝN DERSÝNDE Atatürk’ün, Trabzon Lisesini ziyareti sýrasýnda bu okulun bir öðrencisi olan Hakký (Okan)’nýn, bu ziyaretle ilgili hatýrasý þöyle: “Trabzon’un Kavak Meydaný Ortaokulunun birinci sýnýfýnda öðrenciydim. Atatürk, kentimize gelmiþti... Sýnýfýmýzýn kapýsý birden açýldý. Kurtuluþ Savaþý’mýzý zaferle sonuçlandýran eþsiz kahraman karþýmýzda duruyordu. Hep birlikte ayaða kalktýk ve hazýr ol durumuna geçtik. Atatürk’ün saðýnda, Trabzon’un yetiþtirdiði din bilgini Tevfik Hoca, arkasýnda da kendisine eþlik eden kiþiler vardý. Atatürk, “Buyurunuz.” diye Tevfik Hoca’ya yol gösterdi. Tevfik Hoca, “Önce siz buyurunuz paþam.” diye saygýyla eðildi. Atatürk, içtenlikli ricasýný tekrarladý. Bunun üzerine, önce Tevfik Hoca, sonra Atatürk ve diðer konuklar dersliðimize girdiler. Dersi, Vasýf Hoca veriyordu. Öðretmenimiz, Atatürk ile yüz yüze gelince coþkusunu dizginleyemedi. Elindeki not defterini yere düþürdü. Konuklardan biri, öðretmenimize yatýþtýrýcý sözler söyledi. Atatürk, dersin konusunu sordu. Vasýf Hoca, Siret-i Nebi ve Kur’an okuttuðunu açýkladý. Atatürk, bir öðrencinin Kur’an okumasýný istedi. Bu aðýr görev, benim payýma düþtü. Hemen besmele çektim ve okumaya baþladým. Okurken, alnýmda boncuk boncuk ter toplandý. Yüreðim, göðüs kafesime durmadan yumruk attý. Kulaklarým, boþa dönen bir deðirmen gibi uðuldadý. Ýyice bunaldýðýmý sezen Atatürk, sevecen bir sesle okumamý kesti. Bana, okuduðum surede geçen ifade ile ilgili teknik bir soru sordu. Ben de cevapladým. Büyük Önder, “Doðru.” diye baþýný salladý, eliyle saçlarýmý okþadý. ... Ahmet Bekir Palazoðlu, Atatürk’ün Okul Gezileri, s. 98-99. (Uyarlanarak alýnmýþtýr.)

89


ATATÜRK VE DÝN ÖÐRETÝMÝ

ÜNÝTEMÝZÝ DEÐERLENDÝRELÝM 1. Atatürk din öðretiminin niçin okullarda verilmesini istemektedir? Açýklayýnýz. 2. Dinin doðru anlaþýlmasý için Atatürk neler yapmýþtýr? Belirtiniz. 3. Atatürk’ün din bilginlerine verdiði deðeri örneklerle açýklayýnýz. 4.Atatürk’ün, “Milletimiz din ve dil gibi iki kuvvetli fazilete sahiptir.” sözünü yorumlayýnýz. “Çocuðun dini eðitimini belirleme hakký ana ve babaya aittir. Ana ve babanýn bu konudaki haklarýný sýnýrlayacak her türlü sözleþme geçersizdir. Ergin dinini seçmekte özgürdür.” (Medeni Kanun, Madde 341. 5.Yukarýdaki kanun maddesinde vurgulanmak istenen temel düþünce hangisidir? A) Sosyal devlet anlayýþý B) Gelenek ve göreneklere baðlýlýk C) Yönetime katýlým D) Aile birliðine ve kiþiliðe saygý E) Din ve vicdan hürriyeti 6. TBMM’de 3 Mart 1924 yýlýnda kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun temel amacý aþaðýdakilerden hangisidir? A) Medreselerin yeniden düzenlenmesi B) Eðitim ve öðretim kurumlarýnda birliðin saðlanmasý C) Eðitim ve öðretimin azýnlýklarýn kontrolüne geçmesi D) Halkýn eðitim ve öðretim düzeyinin yükseltilmesi E) Eðitimin bir zümreye has kýlýnmasý

90


ÖÐRENME ALANI:

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET ÜNÝTE 7

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

ANALIM

ÜNÝTEMÝZE HAZIRL

nüz. nedenleri üzerinde düþünü ýn sýn ma lun bu in din k 1. Birden ço ileridir? Araþtýrýnýz. nümüzde yaþayanlar hang gü n de ler din an ay olm lopedilerden 2. Ýlahî totem" kavramlarýný ansik ve na va nir , ga yo , sih 3. "Tevhit, teslis, me araþtýrýnýz. vardýr? Araþtýrýnýz. sýnda ne gibi benzerlikler ara ler din an nd ýsý aç ý nc 4. Tanrý ina

1. Yaþayan Dinler Din, tarihin bütün dönemlerinde, hemen her toplumda var olan evrensel ve köklü bir kurumdur. Ýnsan her zaman yüce ve kudretli bir varlýða güvenme, ona sýðýnýp ondan yardým dileme ihtiyacý hissetmiþtir. Ýnanma duygusu, insanýn yaratýlýþýnýn bir gereðidir. Bu durum Kur'an-ý Kerim'de þöyle ifade edilmiþtir: "Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanlarý hangi fýtrat üzere yaratmýþ ise ona çevir. Allah'ýn 1 yaratýþýnda deðiþme yoktur. Ýþte dosdoðru din budur; fakat insanlarýn çoðu bilmezler." Zamanla aile ve çevrenin de etkisiyle din duygusu farklý þekillerde ortaya çýkmýþtýr. Peygamberimiz bu durumu 2 þöyle ifade etmiþtir: "Her çocuk fýtrat üzere (inanma duygusuyla) doðar…" Yeryüzünde, farklý ýrk ve dillere mensup pek çok millet ve topluluk yaþamaktadýr. Bunlardan her birinin kendine özgü örf, âdet, gelenek ve görenekleri vardýr. Bu topluluklarýn hayat tarzlarý, zevkleri, yeme ve içme alýþkanlýklarý, giyimleri, çevreleriyle iliþkileri de farklý özellikler taþýr. Böylesine farklý kültürel özellik taþýyan topluluklarýn yüce bir varlýðý algýlayýþlarý ve inanýp yöneliþleri de çeþitlilik arz edebilir. 1600

1440

1400

1380

1200

Dünyada belli baþlý dinlerin mensuplarýný gösteren tablo (Rakamlar Milyon Deðerindedir.)

1000 800

700

3

700

600 300

1 Rum suresi, 30. ayet. 2 Buhari, Cenaiz 80; Müslim, Kader 22–25. 3 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, Ek, 2002 baskýsý

12

izm

3

yn

ilik ud Ya h

m Ge Din lene ler kse l

diz Bu

izm

Hin

du

i ler Din

Çin

Ýsla

k nlý ya

isti Hr

m

25

0

Ca

200

izm

330

Sih

400

91


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Ýslam'a göre insanlýðýn ilk dini, tek tanrý inancýna dayanýr. Dini gönderen Allah'týr. Allah evreni ve insaný yaratmýþ, insaný doðruya yönlendirecek kitaplar ve peygamberler göndermiþtir. Bu peygamberler, insanlarý, evrenin yaratýcýsý olan Allah'ýn birliðine inanmaya çaðýrmýþlardýr. Peygamberlerin ortaya koyduðu ve hemen hemen her dinde var olan bu genel ilke, zaman içerisinde insanlar tarafýndan farklý þekillerde yorumlanmýþtýr. Bazý toplumlar, peygamberlerin bildirdikleri temel ilkeleri zamanla unutmuþlardýr. Bunun üzerine Allah tekrar peygamber göndermiþtir. Bu durum Kur'an-ý Kerim'de þöyle ifade edilmiþtir: "Ýnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarýcý olarak peygamberleri gönderdi. Ýnsanlar arasýnda, anlaþmazlýða düþtükleri hususlarda hüküm vermeleri için onlarla beraber hak yolu gösteren kitaplarý da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçýk deliller geldikten sonra, aralarýndaki kýskançlýktan ötürü dinde anlaþmazlýða düþtüler. Bunun üzerine Allah iman 1 edenlere, üzerinde ihtilafa düþtükleri gerçeði izniyle gösterdi. Allah dilediðini doðru yola iletir." Tarih boyunca çeþitli toplumlarda zaman zaman kötülük ve haksýzlýklar yaygýnlaþmýþ, ahlaki deðerler zayýflamýþtýr. Böylesi olumsuzluklarýn yaþandýðý bazý toplumlarda insanlar, Allah'ýn buyruklarýný dikkate almamýþ, onun gösterdiði yoldan ayrýlmýþlardýr. Doðaüstü güç olarak gördükleri güneþ, ay, yýldýz, ateþ ve putlar gibi çeþitli varlýklarý tanrýlar edinmiþlerdir. Böylece farklý dinler ortaya çýkmýþtýr. Ýlk insandan bu yana insanlýðýn geliþimi ile birlikte birçok din ortaya çýkmýþtýr. Günümüzde de dünyanýn her kýtasýnda, birbirinden farklý inanç ve yaþam tarzý öngören dinler bulunmaktadýr. Baþlýcalarý; Yahudilik, Hristiyanlýk, Ýslam, Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm, Taoizm, Konfüçyanizm, Þintoizm ve Geleneksel Dinlerdir.

Ýslamiyet Katolik Hristiyanlýk Protestan Hristiyanlýk Ortodoks Hristiyanlýk Hinduizm Yahudilik Budizm Çin Dinleri Þintoizm ve Budizm Geleneksel Kabile Kabile / Hristiyan Ýslam / Hristiyan / Kabile

Günümüzde yaþayan baþlýca dinlerin yaygýn olarak bulunduklarý ülkeleri harita üzerinde inceleyiniz.

1 Bakara suresi, 213. ayet.

92


1.1. Vahye Dayalý Dinler: Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam ayný dinî kökenden gelmektedir. Çünkü her üç din de vahyin temel ilkelerine dayanýr. "Ýlahî dinler" de denilen bu dinlerin ortak noktasý vahiy yoluyla bildirilmiþ olmasýdýr. Allah Kur'an-ý Kerim'de Nuh'a, Ýbrahim'e, Ýshak'a, Yakup'a, Musa'ya, Ýsa'ya ve diðer peygamberlere gönderdiði vahiyleri Hz. Muhammed'e de 1 gönderdiðini belirtmektedir. Bu anlamda Hz. Muhammed'in teblið ettiði Ýslam dini de genel olarak önceki peygamberlerin teblið ettikleri dinin bir devamýdýr.

ALLAH TARAFINDAN GÖNDERÝLÝR

PEYGAMBERÝ VARDIR

ÝLAHÎ DÝN

KUTSAL KÝTABI VARDIR

Yahudilik

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Yahudiliðin tarihi Hz. Ýbrahim'le baþlar. Tevrat'a göre Hz. Ýbrahim'in neslini devam EVRENSEL ÝLKELERÝ ettiren Hz. Ýshak'ýn iki oðlu vardý. Bunlardan VARDIR Hz. Yakup, Ýsrail ünvanýný alarak Yahudi tarihinde ön plana çýktý. Yahudilerin soyu Hz. Yakup'un on iki oðluyla devam etti. Bu soydan gelenlere "Ýsrailoðullarý" denilmiþtir. Ýsrailoðullarý Hz. Yusuf sayesinde Mýsýr'a yerleþtiler. Hz. Yusuf'tan sonra Mýsýr firavunu, Ýsrailoðullarýný köleleþtirdi. Ýsrailoðullarý Mýsýr'da 400 sene köle olarak yaþadýlar. Hz. Musa da bu esaret yýllarýnda dünyaya gelmiþ daha sonra Ýsrailoðullarýna peygamber olarak gönderilmiþtir. Yahudiliðin peygamberi Hz. Musa'dýr. Bu nedenle Yahudiliðe "Musevilik" de denir. Yahudi ismi, Ýshak'ýn 2 oðlu Yakup'un on iki oðlundan biri olan Yuda veya Yahuda'ya nispetle verilmiþtir.

Zamanla Hz. Musa, Mýsýr'da büyük sýkýntýlarla karþýlaþan Ýsrailoðullarýyla birlikte Mýsýr'dan çýkmak zorunda kaldý. Sina'ya vardýðýnda Tanrý, Yahudiliðin temel ilkelerini oluþturan "On Emir"i iki levhaya yazýlmýþ hâlde Hz. Musa'ya verdi. Bu vahiyden sonra Hz. Musa Ýsrailoðullarýný, atalarý Ýbrahim, Ýshak ve Yakup'a vaat edilmiþ olan kutsal topraklara götürmek için yolculuðuna devam etti. Ancak Hz. Musa'nýn emrini dinlememeleri nedeniyle Allah Ýsrailoðullarýný cezalandýrdý. Hz. Musa'dan sonra Ýsrailoðullarý Filistin'e gitmiþtir. Daha sonra Hz. Davut, Kudüs'ü fethedip Yahudilere en parlak dönemlerini yaþatmýþtýr. Oðlu Hz. Süleyman, babasý tarafýndan hazýrlatýlan yere kutsal mabedi (Süleyman Mabedi) yaptýrmýþtýr. O zamana kadar bir çadýrda korunan ve içinde "On Emir" levhalarý bulunan kutsal "ahit sandýðý" Mabedin bir odasýna konulmuþtur.

Hz. Süleyman'ýn ölümünden sonra Yahudiler, Ýsrail ve Yahuda olmak üzere ikiye bölündü. Ýsrail Krallýðý'na Asurlulur, Yahuda Krallýðý'na da Babilliler son vermiþtir. Babillileri tarih sahnesinden silen Pers kralý Yahudilerin yeniden Flistin'e dönmesini saðlamýþsa da MS 70 yýlýnda Romalýlarýn Kudüs'ü 3 iþgaliyle Yahudiler yeniden sürgün edilmiþtir.

1 Nisa suresi, 163. ayet. 2 Abdurrahman Küçük-Mustafa Erdem, Dinler Tarihi, s. 121. 3 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 23.

93


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Yahudiler, bugün yoðun olarak Ýsrail'de yaþamaktadýrlar. Ayrýca dünyanýn çeþitli bölgelerinde de bu dine mensup kiþiler 1 bulunur.

Allah'ýn varlýðýna ve birliðine iman oluþturur. Bu dine göre, Allah birdir, yaratýlmamýþtýr, sonsuzdur, her þeyi bilir ve her þeyi yaratmýþtýr. Yehova adýný verdikleri bu tanrý bütün insanlarý yaratmýþ olmasýna raðmen en çok Yahudileri sever. Yehova 2 Yahudilerin millî tanrýsýdýr. Yahudilerin kutsal kitabýna Eski Ahit (Ahdi Atik) denir. Buna Yahudiler, Tanah adýný verirler. Tanah'ýn bir bölümü olan Tevrat ise çoðu zaman Yahudilerin kutsal kitabýnýn tamamý için 3 kullanýlýr.

Yahudiler ibadetlerini havra veya sinagog denilen yerlerde yaparlar. Tevrat'tan bölümler okuyarak ibadet ederler. Ýbadet sýrasýnda erkekler baþlarýný "kipa" denilen küçük bir takke ile örterler. Kadýnlar ayine katýlmazlar. Ancak baþlarý örtülü olarak ayini seyredebilirler. Sinagoglarda Yahudilerin dinî sembollerinden biri olan yedi kollu þamdan (menora) bulunur. Baþka bir sembolleri ise Kral Davut'un mührü kabul edilen, iki üçgenden meydana gelen altý köþeli 4 yýldýz (Magen David)dýr.

Hz. Musa’ya vahyedilen “On Emir” Seni Mýsýr diyarýndan, esirlik evinden çýkaran Yehova benim. Karþýnda baþka tanrýlarýn olmayacaktýr. Kendin için put yapýp onlara tapmayacaksýn. Yehova’nýn adýný boþ yere aðzýna almayacaksýn. Cumartesi gününü sürekli hatýrlayýp onu kutsal sayacaksýn. Anne ve babana saygý göstereceksin. Ýnsan öldürmeyeceksin. Zina etmeyeceksin. Hýrsýzlýk yapmayacaksýn. Yalancý þahitlik yapmayacaksýn. Komþunun evine karþý açgözlülük etmeyeceksin. (Tevrat, Çýkýþ, 20/3-17.)

Yahudilerin önem verdikleri ibadet yerlerinden biri de Hz. Süleyman tarafýndan Kudüs'te yaptýrýlan mabettir. Yahudiler, saldýrýlar sonucu yýkýlan bu mabetten geriye kalan batý duvarýnýn önünde dua ederler. Bu duvara "Aðlama Duvarý" denir. Yahudiler günlük; sabah, öðle ve akþam ibadetlerini evlerinde veya sinagoglarda, haftalýk ibadetlerini ise cumartesi günü sinagogda yaparlar. Bu nedenle cumartesi, onlarýn özel ibadet ve tatil günleridir. Mecbur kalmadýkça cumartesi günleri çalýþmazlar. Yahudilerin din adamlarýna haham denir. Yahudilerde, Tanrý, peygamber, kitap, melek, ahiret ve kader inancý vardýr. Ýslam dininde olduðu gibi, öldükten sonra iyilerin cennete, kötülerin ise cehenneme gideceðine inanýlýr. Yahudi inanýþýna göre Mesih adýnda bir kurtarýcý gelecek ve Kudüs'te Tanrý krallýðýný kuracaktýr.

Yedi kollu þamdan (Menora) 1 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 28. 2 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi s. 220. 3 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 70. 4 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 225.

94

Yahudilikte erkek çocuk, doðduktan sekiz gün sonra sünnet edilir. On üç yaþýna geldiðinde dinî törenlere katýlýr. Evlenme törenleri sinagoglarda yapýlýr.


Hristiyanlýk

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Hristiyanlýk, Allah'ýn vahiy yoluyla bildirdiði üç dinden birisidir. Filistin bölgesinde yaþayan Ýsrailoðullarýna gönderilmiþtir. Hristiyanlýk, günümüzde yaþayan dinlerin nüfus bakýmýndan en kalabalýk olanýdýr. En yaygýn olduðu bölge Avrupa'dýr. Kuzey Amerika'nýn tamamý, Güney Amerika'nýn kýyý kesimleri ve Avustralya'nýn büyük çoðunluðu Hristiyan nüfustan oluþmaktadýr. Bunun dýþýnda Afrika ve Asya'da 1 da Hristiyan bulunmaktadýr. Hristiyanlýðýn peygamberi, Hz. Ýsa'dýr. Hz. Ýsa Filistin'de Nasýra denilen bir köyde doðmuþtur. Annesi Hz. Meryem'dir. Hz. Ýsa da aynen Hz. Musa gibi Ýsrailoðullarý soyundandýr. Ancak Hz. Ýsa, Yahudilerin ýrka dayalý din anlayýþýna karþý çýktýðý için Yahudi din adamlarý onu dýþlamýþtýr. Onun hakkýnda birtakým iftiralar uydurarak, Hz. Ýsa'yý düþman ilan etmiþlerdir. Buna raðmen Hz. Ýsa, Allah inancýný yaymaya devam etmiþtir. Hz. Ýsa'ya ilk baþta on iki kiþi inanmýþtýr. Bunlara "havariler" denir. Hristiyanlýk Hz. Ýsa'dan sonra havarilerin gayretleriyle yayýlmýþtýr. 2

Kur'an-ý Kerim'de, Hz. Ýsa'nýn Hz. Meryem'den babasýz olarak dünyaya geldiði belirtilmiþtir. Hz.Ýsa kendisine kitap ve peygamberlik verilen; annesine iyilik yapan, insanlara faydalý olan bir kiþi olarak 3 zikredilir. Ayrýca Hz. Ýsa'ya namazýn ve zekâtýn emredildiði bildirilir. Hristiyanlýk dininin kutsal kitabý Ýncil'dir. Kur'an-ý Kerim, Hz. Ýsa'ya verilen Ýncil'in insanlarý doðru 4 yola iletmek için gönderilen bir rehber ve öðüt olduðunu belirtir.

Hristiyanlýkta inanç esaslarýnýn temelini teslis oluþturur. Teslis, "üçlü tanrý inancý" demektir. Teslisin unsurlarý; Baba, Oðul ve Kutsal Ruh'tur. Hristiyanlarda; Allah, peygamber, kitap, melek, kader ve öldükten sonra dirilme inancý vardýr.

Hristiyanlarýn ibadetleri; günlük, haftalýk ve yýllýk olarak üç bölümden oluþur. Günlük ibadetler sabah akþam, haftalýk ibadetler pazar günü, yýllýk ibadetler ise dinî bayramlarda yapýlýr. Hristiyanlarýn ibadet yeri "kilise ve katedral"lerdir. Din adamlarý ise papaz, rahip veya rahibe adýný alýrlar. Hz. Ýsa'nýn idam edildiðine inandýklarý çarmýh (haç), hem Hristiyanlýðýn hem de kilisenin sembolüdür. Hristiyanlýða göre bütün insanlar günahkâr olarak doðarlar. Bu nedenle bütün bebekler ve Hristiyanlýða girenlerin kutsal su ile yýkanarak günahlarýndan arýndýðýna inanýlýr. Buna vaftiz ayini denir. Ayrýca, Hristiyanlýkta günah iþleyenler günahlarýný din adamýnýn önünde itiraf ederler. Din adamý ise kilise adýna bu kiþilerin günahlarýný affeder. Bu yönüyle Hristiyanlýkta din adamlarýna büyük ayrýcalýklar tanýnmýþtýr. Hristiyanlýkta tarihi süreç içinde bazý mezhepler oluþmuþtur. Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlýk önemli Hristiyan mezhepleridir.

NOT EDELÝM Hz. Ýsa'dan 20-30 yýl sonra ona inananlara Hristiyan denilmiþtir. Hristiyan sözcüðü Allah'tan gelen kurtarýcý anlamýndaki Hristos'tan türemiþtir. Hristiyanlar Hz. Ýsa'ya Hristos adýný vermiþlerdir. 1 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 28. 2 Enbiya suresi, 91. ayet. 3 Meryem suresi, 30-33. ayetler. 4 Al-i Ýmran suresi, 3. ayet; Maide suresi, 46. ayet.

95


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ Ýslam Ýslamiyet Allah tarafýndan Hz. Muhammed aracýlýðýyla insanlara gönderilmiþ son ilahî dindir. Ýslam VII. yüzyýlýn baþlarýnda Arabistan'da ortaya çýkmýþ ve buradan bütün dünyaya yayýlmýþtýr. Ýslam'ýn ortaya çýktýðý dönemde yeryüzünde pek çok din bulunmaktaydý. Arabistan'da ise putperestlik yaygýndý. Bu dönemde Arap toplumu ahlakî açýdan bir çöküntü içindeydi. Diðer toplumlarýn durumu da Araplardan farksýzdý.

Allah, insanlara Hz. Muhammed ile birlikte, son din olan Ýslamiyet'i göndermiþtir. Hz. Muhammed, 20 Nisan 571'de Mekke'de doðmuþ; kýrk yaþýna geldiðinde de Allah tarafýndan kendisine vahiy gönderilmiþ ve peygamber olarak görevlendirilmiþtir. 23 yýllýk peygamberliðinin on üç yýlýný Mekke'de, son on yýlýný ise Medine'de geçirmiþtir. Bu süre içinde insanlarý Allah'ýn birliðine inanmaya davet etmiþtir. Yalnýzca Allah'a ibadet etmelerini ve güzel ahlaklý olmalarýný istemiþtir. Hz. Muhammed sayesinde dünya yeniden vahyin ýþýðýyla aydýnlanmýþtýr. Ýslam dininin, baþta Ortadoðu olmak üzere, Afrika'da, Asya'da, Avrupa'nýn bazý kesimlerinde ve 1 dünyanýn diðer bölgelerinde mensubu bulunmaktadýr.

Ýslam dininin temel inanç esasý, Allah'ýn varlýðýna ve birliðine (tevhide) inanmaktýr. Bunun yaný sýra Allah'ýn gönderdiði bütün ilahî kitaplara ve bütün peygamberlere, ahiret gününe, meleklere, kadere inanmak da Ýslam'ýn inanç esaslarýndandýr. Ýslam dininde, namaz kýlmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmek temel ibadetlerdir. Ýslam dini, inanç ve ibadetlerin yaný sýra ahlaka da büyük önem vermiþtir. Ýslamiyetin kutsal kitabý Kur'an-ý Kerim'dir. Kur'an-ý Kerim 610 yýlýnýn Ramazan ayýnda, Kadir Gecesi’nde indirilmeye baþlanmýþ, 23 yýl içerisinde tamamlanmýþtýr. Kur'an ayetleri ilk indirildiði günden itibaren ezberlenerek ve yazýlarak korunmuþtur. Kur'an-ý Kerim'de inanç esaslarý, ibadetlerle ilgili bilgiler ve insanlarý iyiye güzele yöneltici ahlaki öðütler bulunur. Ayrýca geçmiþte yaþamýþ bazý peygamberlerin, toplumlarýn yaþam öyküleri, evrenin ve insanýn yaratýlýþý gibi konular yer alýr. Ýslam dini kolaylýklar dinidir. Ýnsanlarý yapamayacaklarý þeylerle sorumlu tutmaz. Ýnsanlarýn iþledikleri günahlarý ise sadece Allah affeder. Bunun yolu da tam bir piþmanlýk olan tövbedir. Bu nedenle Ýslam dininde ayrýcalýklý bir din adamý sýnýfý yoktur. Ayrýca doðan her çocuk günahsýz doðar.

1 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 29.

96

Ýslam dininin temel özellikleri Ýslam dini son ilahî dindir. Mesajý evrenseldir. Tevhit inancý hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiþtir. Kur'an-ý Kerim, hiç deðiþmeden günümüze ulaþmýþtýr. Bütün peygamber ve kitaplara, aralarýnda ayrým yapmaksýzýn, inanmak temel inanç esaslarýndandýr. Hz. Muhammed son peygamberdir. Ýslam inancýna göre her doðan çocuk günahsýz doðar. Ýslam'da ayrýcalýklý bir sýnýf yoktur. Bütün insanlar Allah katýnda eþittir. Hiçbir insanýn, soy, renk, ýrk gibi birtakým özellikleri dolayýsýyla baþkasýna üstünlüðü yoktur.


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Müslümanlarýn toplu hâlde ibadet ettikleri yerler, cami ve mescitlerdir. Bununla birlikte temiz ve uygun olan her yerde ibadet edilebilir. Ramazan ve Kurban bayramlarý olmak üzere iki bayram vardýr. Ýslam dini evrensel bir dindir. Mesajý bütün insanlara yöneliktir. Getirdiði esaslar kýyamete kadar geçerlidir. Dolayýsýyla, Ýslam dininden sonra baþka bir din gelmeyecektir.

Sultanahmet Cami / Ýstanbul

“Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarýcý olarak gönderdik. Fakat insanlarýn çoðu bilmezler.” (Sebe suresi, 28. ayet.) 1.2. Hint Dinleri: Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm

Hinduizm Hinduizm, Hintlilerin, inanç ve geleneklerini ifade eder. Hinduizm dinine bazý kaynaklarda Brahmanizm de denilmiþtir; ancak Hint Yarýmadasýndaki halkýn çoðunun dinî inanç ve geleneklerini ifade ettiði için yaygýn olarak Hinduizm 1 2 terimi kullanýlmýþtýr. Bu dinin tespit edilmiþ bir kurucusu yoktur.

Hindularýn ortak ibadet sembolü "om"

Hindistan nüfusunun %80'i Hindu'dur. Pakistan, Bangladeþ, Nepal, Endonezya'nýn yaný sýra Fiji, Malezya, Singapur, Sri Lanka ve birkaç Afrika 3 ülkesinde de Hindular yaþamaktadýr.

Hinduizm'in temelinde Brahma (Mutlak Varlýk) inancý yatmaktadýr. Hindularýn Tanrý inancýnda üçleme (teslis)nin varlýðý dikkat çeker. Bu üçleme 4 içinde Brahma, yaratýcý; Viþnu, koruyucu; Þiva ise yok edici tanrýdýr. Himalaya Daðlarý ve Ganj Nehri kutsal yerler olarak kabul edilir. Hinduizm'de kutsal bilgilerin tamamýný içine alan Veda'lar vardýr. Sanskritçe yazýlmýþ olan Veda'lar, dört bölümden meydana gelmiþtir. Hemen hemen bütün Veda’larda ilahiler, dualar, hayat kurallarý, týlsým 5 ve büyü ile ilgili konular yer alýr. Veda’larýn, "bilge" kiþilerin kalplerine doðduðuna inanýlýr. Hinduizm'de ibadet, tapýnaklarýn olduðu her yerde yapýlabilir. Çünkü her yerde tapýnak vardýr ve Tanrý, nerede olursa olsun yapýlan bütün ibadetleri görür. Ýbadetlerin belli bir þekli yoktur. Hindularda "om" ortak ibadet sembolüdür. Veda'larý okumaya baþlamadan, yemekten ya da herhangi bir iþe baþlamadan önce söylenir. 1 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 146. 2 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 86. 3 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 27. 4 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 89. 5 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 148.

97


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Hinduizm'de halk çeþitli sýnýflara ayrýlýr. Bu sýnýflarýn her birine kast, bu sisteme ise kast sistemi denir. Kast, ayný iþle meþgul olan, görev ve gelenekleriyle birbirine sýmsýký baðlanan insanlarýn meydana getirdiði birlik anlamýna gelir. Kiþi kendi isteði doðrultusunda kast seçemez. Bu doðuþtan getirilen bir özelliktir. Kast sistemi Hinduizm'in inançlarýndan kaynaklanýr. Belli baþlý beþ kast vardýr:

¨ Brahmanlar (rahipler ve bilginler) ¨ Kþatriyalar (prensler ve askerler) ¨ Vaisyalar (esnaf ve çiftçiler) ¨ Sudralar (iþçiler ve köleler) ¨ Paryalar (toplum dýþý sayýlanlar)

Kast sistemi 1947 yýlýnda kaldýrýlmýþtýr. Ancak bazý kiþilerin bu sistemi sürdürdükleri bilinmektedir. Hinduizm'de inek; bütün varlýklarýn anasý sayýldýðý için 1 kutsal kabul edilir. Ýnek eti yenilmesi yasaktýr.

Hindular, ruhun ölmezliðine inandýklarý için ölülerini gömmezler. Cesetleri yakarak küllerini Ganj Nehri’ne atarlar. Ganj Nehri kutsal kabul edilir.

Hinduizmde yaratýcý olduðuna inanýlan Tanrý Brahma.

Hinduizm'de önemli bazý dinî kavramlar vardýr:

¨ Tanrý: Tek tanrý inancýyla üçlü tanrý inancýný bir arada görmek mümkündür. Bu durumda herkes, tanrýyý kendi açýsýndan deðerlendirip istediði gibi ona yönelebilir. ¨ Yoga: Ýnsanýn beden, zihin ve manevi gücünü bir araya getiren egzersizdir.

¨ Meditasyon: Yoga uygulamalarýndan biri olan meditasyon, zihni olumsuz düþüncelerden arýndýrma ve rahatlama yöntemidir. ¨ Karma: Bir sebep sonuç kanunudur. Bu nedenle insan geçmiþte ne yapmýþsa gelecekte de onu görecektir. Ýyilik yapan iyilik, kötülük yapan da kötülükle karþýlaþacaktýr.

¨ Reenkarnasyon (Ruh göçü/Tenasüh): Ruhun bir bedenden baþka bir bedene geçmesidir. Tenasüh, karma doktrinin bir sonucudur. Ýnsan yaptýklarýna göre, hayvan, bitki, insan veya tanrý þeklinde tekrar doðar. ¨ Hulûl: Tanrý Viþnu'nun insan þekline girmesidir. 2 Hinduizme göre hayatýn dört amacý vardýr. Bunlar; dürüstlük, helal kazanç, mutluluk ve kurtuluþtur. Hindu'nun yaþam boyu tek hedefi, karmanýn tekrar doðuþ çemberinden kurtulmak, özgürleþmek ve bir daha dünyaya gelmemektir. Bunu gerçekleþtirmek için bir Hindu, dürüst olmalý, helal kazanç saðlamalý ve mutluluðu yakalamalýdýr. Budizm Budizm MÖ VI. yüzyýlda Hindistan'da ortaya çýkmýþtýr. Günümüzde yaþayan beþ büyük dinden birisidir. Hindistan, Çin, Mançurya, Moðolistan, Seylan, Burma, Tayland, Kore, Japonya gibi Güney Asya ve Uzak Doðu ülkelerinin yaný sýra 3 Avrupa ve Kuzey Amerika'da bu dine inanan pek çok insan vardýr.

Buda

Budizm'in kurucusu olarak kabul edilen Buda (Gotama), MÖ 563-483 yýllarý arasýnda yaþamýþ bir filozoftur. Kendisine, ilham geldiðine inanýldýðýndan dolayý "aydýnlanmýþ" anlamýnda "Buda" ismi ona sonradan verilmiþtir. Buda, yaþadýðý

1 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 152. 2 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 89-92. 3 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s.27.

98


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

sürece kendisinin bir tanrý olmadýðýný ýsrarla vurgulamýþ; sadece doðru bildiklerini büyük bir özveri ve etkili konuþmalarýyla insanlara aktarmýþtýr. Hayatýnýn belli bir aþamasýndan sonra hem babasýnýn saray hayatýný hem de Hinduizm'in þekilciliðini beðenmeyerek toplumundan ayrýlýp yalnýz yaþamýþtýr. Buda'nýn öðretilerinde tapýlacak üstün bir varlýk düþüncesi olmamasýna raðmen, onun ölümünden sonra insanlar ona olan sevgilerini tapýnmaya dönüþtürmüþlerdir. Böylece hayatý boyunca putlara karþý olan Buda, tanrýlaþtýrýlarak heykelleri yapýlmýþtýr. 1

Budizm'de inancýn temelini "Buda'ya sýðýnýrým, Dhamma'ya sýðýnýrým ve Sangha'ya sýðýnýrým." cümlesi oluþturur. Bu cümlede yer alan esaslardan birini inkâr eden kiþi Budist sayýlmaz. Budizm'in yaratýcý tanrý konusundaki tutumu sürekli tartýþýla gelmiþtir. Çünkü Buda'nýn yaratýcý hakkýnda ne söylediði açýk deðildir. Ancak daha sonraki Budistler, Buda'yý tanrý yerine koymuþlardýr.

2

Buda, öðretilerini insanlara vaazlarýyla sözlü bir þekilde iletmiþ, kutsal bir kitap býrakmamýþtýr. Ancak Buda'nýn sözleri daha sonra yazýlmýþtýr. Bu þekilde oluþan Budizm kutsal metinlerine, "üç sepet" 3 anlamýna gelen Tipitaka adý verilmiþtir. Budistler; tapýnaklara giderek Buda'nýn heykeline saygý gösterir, ona çiçek ve tütsü sunar. Kendi evlerinde de bir köþede koruduklarý Buda heykeline saygýda bulunarak ibadet ederler.

Budizm'de karma-tenasüh (ruh göçü) inancý, bedenin ve arzularýn ihtiraslarýndan kurtulmayý ifade eder. Nirvana ise defalarca dünyaya gelme döngüsünden kurtulmaktýr. Budizm'in en temel hedefi insaný, tek kurtuluþ ve mutluluk noktasý olarak görülen nirvanaya eriþtirmektir.

Buda'nýn doðduðu, öldüðü, ilk vaaz verdiði ve aydýnlandýðý (incir aðacýnýn altý) yer ve Buda'nýn heykelleri Budistlerce kutsal kabul edilir ve bunlara saygý duyulur. Caynizm

Caynizm, Budizm gibi MÖ VI. yüzyýlda ortaya çýkmýþtýr. Kurucusu, soylu bir aileden gelen Vardhamana'dýr. Vardhamana, Hindu ayinlerinin þekilciliðine, din adamlarýnýn (Brahmanlar) otoritesine ve kast sistemine (sýnýfsal ayrým) karþý çýkmýþtýr. Daha sonra, evini ve ailesini terk edip insanlardan ayrý yaþamaya baþlayan Vardhamana, kendisinin tenasüh çemberinden kurtulduðunu ileri sürmüþtür. Vardhamana, ruh göçü çemberinden kurtulmayý baþardýðý için "muzaffer" anlamýnda "Cina" lakabýný almýþtýr. Onun bu lakabý, daha sonra kurduðu dine isim olmuþ ve bu din, Caynizm olarak bilinegelmiþtir.

Caynizm, Budizm gibi yaratýcý bir tanrý fikrini kabul etmez. Âlemin ebediliðine inanan Caynistler, tanrý yerine "Tirthankara" denilen kutsal varlýklara tapýnýrlar. Öldürmemek, yalan söylememek, çalmamak, mümkün olduðu kadar cinsel iliþkiden kaçýnmak ve asgari bir mal ile yetinmek onlarýn en önemli ahlaki 4 prensipleridir. Sihizm Sihizm, MS XVI. yüzyýlda Hindistan'da kurulmuþtur. Kurucusunun adý Guru Nanak'týr. Buda ve Vardhamana gibi Hinduizm'in yozlaþmasýndan memnun olmayan Nanak, Hinduizmin tanrý anlayýþýna, kast sistemine ve din adamlarýnýn otoritesine karþý çýkmýþtýr. Nanak, daha sonra Ýslam'la karþýlaþmýþ ve ondan aldýðý tevhit gibi bazý prensipleri Hindu inançlarýyla karýþtýrarak yeni bir din kurmuþtur. Taraftarlarýna "Sih"; kurulan yeni dine de "Sihizm" adý verilmiþtir. Sihler, özel giysileriyle dikkat çekerler. Baþlarýndaki serpuþ onlarýn dinsel giyim tarzlarýný oluþturur. 5

Günümüzde, Sihlerin büyük çoðunluðu Hindistan'ýn Pencap bölgesinde yaþamaktadýr.

Sihler, tek Tanrý'ya, Adi-Granth adlý kutsal kitaba, bir kimsenin fiillerinin gelecek hayattaki hâline 6 tesir edeceðine (karma) ve ruh göçüne (tenasüh) inanýrlar. 1 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 158. 2 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 135. 3 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 157. 4 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 98-99. 5 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 27. 6 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 106.

99


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Sihlerin ibadeti, basit ve sadedir. Dinî faaliyetlerinin merkezi Amritsar'daki Altýn Mabet (Hariman)tir. Mabette sembol olarak Adi-Granth ve bir kýlýç bulunur. Dindar bir Sihin günlük ibadeti, üç dinî hüküm altýnda toplanmaktadýr. Bunlar; 1) Adi-Granth'tan ve Guru Nanak'a ait pasajlardan ezber okunmasý, 2) Ailevi bir vecibe olarak her sabah toplanýp Adi-Granth'tan herhangi bir yerin okunmasý, 3) Tapýnaða (Gurdwara) ibadet için gidilmesidir. Sihler, Hindular gibi ölülerini yakarlar. Ýneðe saygý inancýný devam ettirirler; fakat genelde et yemekle, Hindulardan ayrýlýrlar. Sigara ve þarap içmezler. 1.3. Çin ve Japon Dinleri: Taoizm, Konfüçyanizm, Þintoizm Taoizm Taoizm, bu gün hâlen yaþayan Çin dinlerinden biridir. MÖ VI. yüzyýlda ortaya çýkmýþtýr. Bu din, Çin dinlerinin genel özelliðini oluþturan "Tao" kavramý üzerine kurulmuþtur. Mistik yönü aðýr basan bir dindir. Kurucusu, Lao Tzu'dur. Bu dinin mensuplarýnýn büyük çoðunluðu Çin'de, az bir kýsmý da diðer Asya 1 ülkelerinde yaþamaktadýr.

Evreni etkisi altýnda tutan iki zýt gücü sembolize eder. Ancak her bir güçte diðerinden bir parça vardýr. Noktalar da bunun sembolüdür.

Taoizmin kutsal kitabý Tao Te-King (Tao ve Fazilet)'te anlatýldýðýna göre evren, iki gücün tesiri altýndadýr. Bunlar, Yin ve Yang'týr. Yin, diþil, yang da eril gücü temsil etmektedir. Bunlar gece ile gündüz, kadýn ile erkek gibidir. Bu ikisinden tabiattaki olaylar meydana gelmektedir. Taoizmin temel felsefesi, tabiattaki düzeni takip etmektir. Ýnsan, tabiattaki düzeni takip etmek suretiyle mutluluða ve huzura kavuþabilir. Taoizmin ahlaki prensipleri üç ana noktada toplanabilir: 1) Basit bir hayat yaþayarak tutumlu olmak. 2) Mütevazý olmak, nefsini gurur ve kibirden uzaklaþtýrmak. 3) Bütün canlýlara karþý merhametli 2 olmak.

Konfüçyanizm

Konfüçyanizm, MÖ VI. yüzyýlda Çin'de ortaya çýkmýþ bir dindir. Adýný, kurucusu kabul edilen Konfüçyüs'ten (MÖ 551-479) almaktadýr. Bu dinde ahlaki öðretiler ön plandadýr. Konfüçyüsçülük, Çin halkýnýn iki bin yýl boyunca sürdürdüðü yaþayýþ tarzýný, deðerler bütününü, dinî inançlarýný ifade etmektedir. Konfüçyanizm, 1912 yýlýna kadar Çin'in resmi devlet dini olmuþtur. Konfüçyanistlerin büyük bir kýsmý Çin'de, geri kalaný Japonya, Burma ve 3 Tayland'da yaþamaktadýr. Konfüçyüs, hiçbir zaman kendine "din kurucusu" denilmesini istememiþtir. Onun düþünceleri ölümünden sonra bir din olarak kabul edilmiþtir. Konfüçyüs, daha çok ülkenin sükûnetini saðlayarak eski töre ve gelenekleri yeniden canlandýrmak istemiþtir. Konfüçyanizmdeki "Tien" tabiat düzenini idare eden, 4 her þeyin üstünde olan ve yaratma gücüne sahip yüce bir varlýktýr.

Konfüçyüs

Konfüçyüsçülüðün kutsal metinlerini, eski Çin metinlerinin yorumundan oluþan "Beþ Klasik" ve "Dört Kitap" oluþturur. Konfüçyüsçülük, dinden daha çok, bir ahlak ve hikmet yolu olarak gösterilir. Konfüçyüs'ün ahlakýnýn temeli, Konfüçyüsçülüðün kutsal kitaplarýndan olan "Büyük Bilgi"de þöyle açýklanmýþtýr: Ýnsan kendini, ailesini ve milletini barýþa yönlendirmelidir. "Konuþmalar" adlý kitapta ise aðýr baþlýlýk, cömertlik, 5 samimiyet, doðruluk ve nezaket, ahlaki yönden insanlarý erdemli kýlan beþ özellik olarak sayýlmýþtýr. Konfüçyüs, öbür dünyanýn varlýðýný inkâr etmemekle beraber, yapýlan kötülüklerin cezasýnýn bu dünyada çekileceðini söylemiþtir. Konfüçyüs'e göre dua ve ibadet bir görevdir, fakat devamlý yapýlmasý bir zorunluluk deðildir. 1 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 26. 2 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 162-164. 3 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 26. 4 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 159. 5 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 63.

100


Þintoizm

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Þintoizm, "tanrýlarýn yolu" anlamýna gelmekte ve Japonlarýn geleneksel millî inançlarýný ifade etmektedir. "Þinto" ismi, MS VI. yüzyýlda, geleneksel millî inançlarý, Budizm gibi dýþarýdan Japonya'ya giren dinlerden ayýrmak için kullanýlmýþtýr. Þintoizmin; belli bir kurucusu ve inanç sistemi yoktur. Çok tanrýcý bir din olup millî ve geleneksel bir karakter taþýr. Þintoistler diðer dinlere tepki göstermezler. Ata ruhlarýna saygý bu dinin en önemli özelliklerindendir. Atalarýn öldükten sonra yaþadýðýna inanan Þintoist Japonlar, onlar için evlerinde bir atalar köþesi oluþtururlar. Buraya atalarýnýn yemesi için çeþitli yiyecekler koyarlar. Þintoizm, tanrýlarýnýn çokluðu ile de meþhur olan bir dindir. Yaklaþýk sekiz milyon tanrýsý vardýr. Mutfak iþlerinden yolculuða kadar her þeyle ilgilenen tanrýlar bulunmaktadýr. Bazen ölen atalarýn da tanrýlara karýþtýðýna inanýlýr. Þintoistlerin çoðu da ayný zamanda Budist'tir. Japonlara göre insanýn iki dini 1 olabilir. Bu düþünceden hareketle Japonlar, "Biz Þintoist doðar, Budist ölürüz." derler. 1.4. Geleneksel Dinler

Geleneksel dinler (ilkel kabile dinleri), belli bir kurucusu, inanç sistemi, kutsal kitabý bulunmayan dinlerdir. Bu dinler tamamen bir kabileye aittir. Yayýlma özellikleri yoktur. Kabilenin bütün üyeleri kabile dinine baðlý olmak zorundadýr. Baþka bir dine girmek yasaktýr. Bu dinler, kabilelerin yaþam tarzýyla yakýndan ilgilidir. Avcýlýk ve balýkçýlýkla geçinen ve henüz üretim yapamayan kabilelerde ata ruhlarýna saygý, tabiat olaylarýný denetim altýna almak için ayin ve dans yapmak, büyüye baþvurmak gibi özellikler bulunur. Bunlarýn yaný sýra, yüce bir yaratýcý varlýk inancýna, bu kabilelerin hepsinde rastlanmaktadýr.

NOT EDELÝM

Geleneksel dinlere ait kavramlardan en yaygýn olanlarý2: Mana: Malenezyalýlar; tabiatüstü, görünmeyen gücü ifade için “mana” kelimesini kullanmýþlardýr. Diðer kabilelerde baþka kelimelerle ifade edilse de ayný kavram mevcuttur. Yüce Tanrý: Bütün ilkel kabilelerde yaratýcý bir tanrý, yüce bir varlýk inancý vardýr. Bu yüce tanrý hükümdar veya daha aþaðý derecede bulunan ruh ve tanrýlarý yönetir. O tabiat kuvvetlerini idare eder, yükseklerde durur. Ýnsanlarý ve her þeyi yaratýr. Yüce tanrýya ancak büyük felaketlerde dua edilir. Tabu: Polinezyaca bir kelimedir. Haram anlamýna gelmektedir. Bir þeyin tabiatüstü ve tehlikeli kudretini belirtir. Totem: Ýlkel kabile mensuplarýnýn kendilerine akraba saydýklarý hayvan, bitki veya cansýz þeylere verilen addýr. Totem kabilenin büyük atasý sayýlýr. Ayný toteme baðlý kimseler kendi aralarýnda evlenemezler. Þaman: Ýlkel kabilelerde dinî ayin ve törenleri yöneten rahipler ve sihirbaz hekimler vardýr. Bunlardan baþka, çoðu zaman kendinden geçerek ruhlar âlemine aracýlýk yapmaya yetenekli sayýlan kimseler de bulunur. Bunlara “þaman” adý verilir. Büyü: Tabiatüstü güçlerin yardýmý saðlanarak belirli bir gayeye ulaþmak veya bir durumu gerçekleþtirebilmek için uygulanan iþlem ve eylemdir. Efsane: Tanrýlarýn, kahramanlarýn, kâinatýn oluþumunun hikâyeleridir. Ayin: Ýlkel kabilelerde din, tapýnma, büyü, ergenlik ve geçiþ dönemleriyle ilgili geleneksel olarak yapýlan törenlere ayin denir. Yapýlan bu törenlerde danslara da yer verilir. Kabile mensuplarý bu danslarla ruhi durumlarýný beden hareketleriyle açýða vururlar. 1 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 74-77. 2 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 47-52.

101


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

1992'de yayýnlanan Dünya Almanaðý (World Almaniac)'na göre bugün dünyanýn çeþitli bölgelerinde 92 milyon civarýnda geleneksel din mensubu insan bulunmaktadýr. Yoðun olarak, Güney Amerika, Afrika, Avustralya, Hint adalarý ve Yeni Zelanda'da yaþamaktadýrlar. Bilinen baþlýca geleneksel dinler ve mensuplarýnýn bulunduðu yerleri þöyle sýralayabiliriz: Dinka dini (Sudan), Ga dini (Gana), Maori dini (Güney Pasifik Adalarý), Ainu dini (Japonya'nýn kuzeyindeki adalar) ve Nambalar dini (Güneybatý Pasifik'te Malekula adasý). Geleneksel dinlerde çeþitli kavramlar vardýr. Bu kavramlar, her kabilede deðiþik kelimelerle ifade edilse de özde aynýdýr. 2. Dinlerin Benzer Özellikleri

Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam, ayný dinî geleneðin temsilcisi olan dinlerdir. Her üç din Hz. Ýbrahim'in dininin genel ilkelerine dayanýr. Bu dinler vahiy kaynaklýdýr. Bundan dolayý bu üç din arasýnda inanç, ibadet ve ahlak konularýnda benzerlikler bulunmaktadýr. Ancak ilahî olmayan dinlerin inanç esaslarýyla benzerlikleri yok denecek kadar azdýr. Sadece ahlak konularýnda benzerliklerin olduðu görülmektedir. 2.1. Ýnanç

Yahudi din adamý Musa b. Meymun (Maimonides/1133-1204)'un oluþturduðu 13 maddelik inanç sistemi ile Hristiyanlarýn "kredo"su ve Müslümanlarýn "amentü"sü bu dinlerin inanç esaslarýnýn özünü oluþturur. Tanrý, peygamber, melek, ahiret, kutsal kitap, ölümden sonra dirilme inancý bazý farklýlýklarla birlikte her üç dinin inanç sisteminde yer aldýðý görülmektedir. Kur'an-ý Kerim'de dinî gelenek bakýmýndan Müslümanlarla farklýlýklarý en az seviyede olan din mensuplarý olarak Yahudiler ve Hristiyanlar sayýlmaktadýr. Bir ayette bu durum þöyle ifade edilmiþtir: "…Bize indirilene de, size indirilene de iman 1 ettik. Bizim Ýlahýmýz da sizin ilahýnýz da birdir ve biz ona teslim olmuþuzdur." Ýlahî olmayan dinlerin tanrý anlayýþýnýn temelini çok tanrýcýlýk oluþturmaktadýr. Kutsal kitap inancý ise daha çok din kurucusu kabul edilen kiþilerin öðütlerinden oluþan metinlerden oluþmaktadýr. Sonuçta bütün bu özellikleriyle ilahî olmayan dinler, ilahî kaynaklý dinlerden tamamen farklýlýk arz etmektedir.

Yahudilik tek tanrýcýlýðýn ilk temsilcisidir. Yahudilik inancýna göre tanrý birdir. Tevrat'ta bu husus 2 þöyle ifade edilmiþtir: "Dinle ey Ýsrail! Allah'ýmýz Rab, bir olan Rab'dýr." Tanrý her þeyi yaratan ve onlara hükmeden yüce bir varlýktýr. O ezelî ve ebedîdir. Onun eþi ve benzeri yoktur. Bu yüzden hiçbir þekilde resim ve heykeli yapýlamaz. Adý gereksiz yere aðza alýnmaz. Ýbadet sadece ona yapýlýr. Bununla beraber ona yorulmak, güreþmek, dinlenmek gibi birtakým insani nitelikler atfedilir. Tanrý'nýn en sevgili milleti 3 Yahudi milleti olduðundan Tanrý, onlarýn millî tanrýsýdýr. Tanrý'nýn Elohim ve Yehova olmak üzere iki ismi vardýr. Elohim Tanrý'nýn gazap tarafýný, Yehova ise rahmet yönünü temsil eder. Yahudiler, onun bu isimlerini söylemekten çekindikleri için, ona Ha-Þem ve Adonay diye seslenirler.

Hristiyanlýktaki tanrý inancý Yahudiliðin tanrý inancýndan oldukça farklýdýr. Hristiyanlýkta, Yahudiliðin benimsediði ve inandýðý Tanrý'nýn yanýnda, Hz. Ýsa'nýn ve kutsal Ruh'un da tanrý olduðuna 4 inanýlmaktadýr. Hz. Ýsa ayný zamanda Tanrý'nýn oðlu kabul edilmiþtir. Hz. Ýsa'dan sonra ortaya çýkan Hristiyanlýktaki bu inanç, tek tanrýcýlýk açýsýndan problem doðurmuþtur. Bunun üzerine, bu üç unsurun, tek Tanrý'nýn üç ayrý tezahürü olduðunu ifade eden "teslis" doktrini geliþtirilmiþtir. Bu doktrine göre, teslisteki üç 5 unsur tek tanrýyý temsil etmektedir.

1 Ankebut suresi, 46. ayet. 2 Kitab-ý Mukaddes, Tesniye, 6/4. 3 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 220. 4 Ýncil, Matta, 28/19. 5 Suat Yýldýrým, Mevcut Kaynaklara Göre Hristiyanlýk, s. 192.

102

TARTIÞALIM Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam dininin tanrý anlayýþlarýný karþýlaþtýrýnýz.


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Ýlahî kaynaklý dinlerin son halkasýný oluþturan Ýslam'da ise tevhit inancý vardýr. Ýslam'ýn kutsal kitabý Kur'an-ý Kerim'de Allah'ýn birliði, eþi, benzeri ve ortaðý bulunmadýðý sýkça vurgulanýr. Kur'an-ý Kerim, tevhit inancýný en yalýn bir þekilde þöyle ifade etmiþtir: "De ki: O Allah birdir. Allah sameddir. (Hiçbir þeye muhtaç olmayýp her þey ona muhtaçtýr.) O doðurmamýþ ve doðmamýþtýr. Onun hiçbir dengi 1 yoktur." Bu özellikleri bakýmýndan Ýslam'daki tanrý inancý Hristiyanlýktan tamamen ayrýlýrken, Yahudilikteki tanrý inancýyla da farklýlýklar göstermektedir.

Ýlahî olmayan dinlerde çok tanrýcýlýk anlayýþý hâkimdir. Hindularýn Tanrý inancýnda bir üçleme (teslis)nin varlýðý dikkat çeker. Bu üçleme içinde Brahma, yaratýcý; Viþnu, koruyucu; Þiva ise yok edici tanrýdýr. Budizm'in yaratýcý tanrý konusundaki tutumu sürekli tartýþýla gelmiþtir. Çünkü Buda'nýn yaratýcý hakkýnda ne söylediði açýk deðildir. Ancak daha sonraki Budistler, Buda'yý tanrý yerine koymuþlardýr. Caynistler, tanrý yerine "Tirthankara" denilen kutsal varlýklara tapýnýrlar. Sihler, tek tanrýya inanýrlar. Þintoizm, tanrýlarýnýn çokluðu ile de meþhur olan bir dindir. Bazen ölen atalarýn da tanrýlara karýþtýðýna inanýlýr. Konfüçyanizm'deki "Tien" tabiat düzenini idare eden, her þeyin üstünde olan ve yaratma gücüne sahip yüce bir varlýktýr. Bütün geleneksel dinlerde yaratýcý bir tanrý, yüce bir varlýk inancý vardýr.

KU KE R’A R N T v ÝM -I ANÜRKe LA ÇE MI

Ýlahî dinlerin en belirgin özelliklerinden biri de, kutsal kitaplara sahip olmalarýdýr. Yahudiliðin kutsal kitaplarý, yazýlý ve sözlü olmak üzere iki kýsma ayrýlmaktadýr. Yazýlý kutsal kitaplar, Türkçede "Eski Ahit" (Ahd-i Atik) olarak bilinen Tanah adýyla anýlmaktadýr. Tanah; Tora (Tevrat), Neviim (Peygamberler) ve Ketuvim (Kitaplar) bölümlerinden oluþmaktadýr. Bunlardan sadece Tevrat'ýn Hz. Musa'ya verildiðine inanýlmaktadýr. Tevrat, âlemin yaratýlýþýndan Hz. Musa'nýn ölümüne kadar olan olaylarý ve Tanrý'nýn Hz. Musa'ya gönderdiði dinî kanunlarý içermektedir. Tanah'ýn diðer bölümleri olan Neviim ve Ketuvim'de ise Ýsrailoðullarýnýn Hz. Musa'dan sonraki tarihleri ile diðer Ýsrail peygamberlerine gönderilen vahiyler yer almaktadýr. Yahudilikte Tanah’ýn tefsirleri de kutsal kitap olarak kabul edilir. Bunlar da Miþna ve Talmud'dan oluþmaktadýr.

Hristiyanlarýn kutsal kitabý, Eski Ahit ve Yeni Ahit (Ahd-i Cedid) denilen iki bölümden oluþur. Bu kitap "Kitab-ý Mukaddes" olarak da adlandýrýlýr. Eski Ahit, Yahudilerin kutsal kitabý olan Tanah'týr. Hristiyanlar da Tanah'ý kutsal kitap olarak kabul eder ve ona inanýrlar. Yeni Ahit; Dört Ýncil, Resullerin Ýþleri, Havarilere Ait Yirmi Bir Mektup ve Vahiy bölümü olmak üzere yirmi yedi kitaptan oluþmaktadýr. Bu kitaplarýn hepsi, Hz. Ýsa'dan otuz yýl kadar sonra baþlayarak uzunca bir sürede yazýlmýþtýr. Yeni Ahit içinde yer alan dört Ýncil; Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'dýr.

1 Ýhlas suresi, 1-4. ayetler.

103


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Ýslam dininin kutsal kitabý ve temel kaynaðý Kur'an-ý Kerim'dir. Hz. Muhammed'e yirmi üç sene 1 içerisinde vahiy yoluyla bildirilen Kur'an-ý Kerim, kendisinden önce gönderilen kitaplarý kabul eder. Kur'an-ý Kerim insanlarýn karþýlaþtýklarý sorunlarýn çözümü hakkýnda yol göstermiþtir. Allah, Kur'an-ý Kerim'le, insanlara gönderdiði buyruklarý tamamlamýþ ve herkese onda yer alan ilkelere uymayý öðütlemiþtir. Bu yüzden Allah, Kur'an-ý Kerim'den sonra baþka bir kitap göndermemiþtir, bundan sonra da göndermeyecektir. Dolayýsýyla Kur'an-ý Kerim, tüm çaðlarý kapsayan bütün insanlar için gönderilmiþ evrensel bir kitaptýr. Dinlerde, kutsal kitap inancý farklý þekillerde görülmektedir. Yahudiler, sadece kendi kutsal kitaplarýna inanýrlar. Hristiyanlar, kendi kutsal kitaplarýnýn yanýnda Yahudilerin kutsal kitaplarýna da inanýr ve onlarý kabul ederler. Müslümanlar ise her iki dinin kutsal kitaplarýnýn asýllarýna, yani ilk indirildiði hâline inanýrlar.

ARA ÞTIR ALIM

Kur'an-ý Kerim'in günümüze kadar deðiþmeden nasýl ulaþtýðýný araþtýrýnýz.

Geleneksel dinlerin dýþýnda ilahî olmayan bütün dinlerin kutsal metinleri vardýr. Hinduizm'de kutsal bilgilerin tamamýný içine alan, Vedalar vardýr. Vedalarda ilahiler, dualar, hayat kurallarý, týlsým ve büyü ile ilgili konular yer alýr. Vedalarýn, "bilge" kiþilerin kalplerine doðduðuna inanýlýr. Buda, öðretilerini insanlara vaazlarýyla sözlü bir þekilde iletmiþ, kutsal bir kitap býrakmamýþtýr. Ancak Buda'nýn sözleri daha sonra yazýlmýþtýr. Bu þekilde oluþan Budizm kutsal metinlerine, "üç sepet" anlamýna gelen Týpitaka adý verilmiþtir. Caynizmin kutsal kitabý, Vardhamana'nýn öðütlerinden derlenen "Siddhanta"dýr. Bu kitapta rahiplerin uymasý gereken kurallar ve efsaneler yer almaktadýr. Sihler, Adi-Granth adlý kutsal kitaba inanýrlar. Taoizmin kutsal kitabý Tao Te-King (Tao ve Fazilet)'tir. Konfüçyüsçülüðün kutsal metinlerini, eski Çin metinlerinin yorumundan oluþan "Beþ Klasik" ve "Dört Kitap" oluþturur. Þintoizmin Kojiki ve Nihongi adýnda iki kutsal metni vardýr. Bu metinlerde insanýn yaratýlýþý, ödevleri, aile kurumu ve kadýn erkek 2 dayanýþmasý gibi konular yer almaktadýr. Peygamber inancý, Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam'ýn inanç esaslarýndandýr. Yahudilerin peygamber inancý, kendi kutsal kitaplarýnda adlarý geçen peygamberlerle sýnýrlýdýr. Bu yüzden onlar, Hz. Ýsa'nýn ve Hz. Muhammed'in peygamberliðini kabul etmezler. Onlara göre, Hz. Musa en büyük peygamberdir. Hristiyanlar, Yahudilerin peygamberlerini kabul ederler. Hz. Ýsa'nýn ise sadece bir peygamber deðil, ayný zamanda Tanrý’nýn oðlu ve hatta Tanrý olduðuna inanýrlar. Ýslam inancýna göre ilk peygamber Hz. Âdem ile Hz. Muhammed arasýnda gönderilen bütün peygamberlere inanmak Müslüman olmanýn bir gereðidir. Bu yüzden Müslümanlar, peygamberler arasýnda ayrým yapmadan hepsine inanýrlar. Bu durum Kur'an'da þöyle ifade edilmiþtir: "…Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarýna, peygamberlerine iman ettiler. 'Allah'ýn peygamberlerinden hiçbiri arasýnda 3 ayýrým yapmayýz. Ýþittik, itaat ettik. Ey Rabb’imiz, affýna sýðýndýk! Dönüþ sanadýr.' dediler." Ýslam'a göre Hz. Muhammed son peygamberdir. Dolayýsýyla Hz. Muhammed'den sonra baþka peygamber gelmemiþtir ve gelmeyecektir. Ýlahî dinlerdeki peygamberlik inancýný, ilahî olmayan dinlerde din kurucularý karþýlamaktadýr. Hinduizmde tanrýdan sonra "bilge" kiþiler yer alýr. Kutsal bilgiler içeren Vedalarýn da bu kiþilerin kalbine ilham edildiðine inanýlýr. Budizmin kurucusu olarak Buda kabul edilir. Ancak Hristiyanlýktaki Mesih 4 inancý gibi Budizmde de gelecek bir kurtarýcý þahsiyet inancý ve beklentisi vardýr.

1 Bakara suresi, 97. ayet. 2 Osman Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 149-150. 3 Bakara suresi, 285. ayet. 4 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 165.

104


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Konfüçyüs kendini din kurucusu olarak tanýtmamýþtýr. Ancak ölümünden sonra sevenleri onu din kurucusu kabul etmiþlerdir. Taoizmi, Lao-tzu (Lao tse) kurmuþtur. Caynizmin prensiplerini Parsva (MÖ VIII. yy.) ortaya koymuþtur. Ancak bu prensipleri Vardhamana (MÖ 599-527) geliþtirip sistemleþtirdiði için Caynizmin kurucusu kabul edilmiþtir. Sihizmin kurucusu Nanak (1469-1539)'týr. Þintoizm ve geleneksel dinlerde böyle bir inanç söz konusu deðildir.

Bütün dinlerde, dünyada iþlediði amellerden dolayý insanýn hesaba çekileceði ve amelinin karþýlýðýný göreceði inancý bulunmaktadýr. Bu inanç, Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam'ýn inanç esaslarý arasýnda da yer almaktadýr.

Yahudiler yeniden dirilmeye, ebedî hayatýn varlýðýna ve orada yargýlanmanýn gerçekleþeceðine inanýrlar. Ahirette cennet ve cehennem bulunmaktadýr. Ýyiler cennette tanrýnýn sonsuz nimetlerini tadacaklar, kötüler ise cehennemde acý ve ýstýrap çekeceklerdir. Hristiyanlýkta ise kýyametten sonra yeniden diriliþ gerçekleþecektir. Hz. Ýsa yeryüzüne inecektir. Hristiyanlýk anlayýþýna göre kiþi, yaptýklarýnýn karþýlýðýný 1 öldükten hemen sonra mezarda görmeye baþlar. Ýyi kiþi mezarda rahat eder. Kötü kiþi de azap çeker. Ýslam inancýna göre ahiret; mahþer, cennet ve cehennemden oluþmaktadýr. Mahþer toplanma yeri, cennet ile cehennem ise mükâfat ve cezanýn görüleceði yerdir. Amel bakýmýndan iyi olanlar ebedî mutluluk 2 yurdu olan cennete, kötü olanlar ise cezalandýrýlmak için cehenneme gönderilecektir. Her üç dinde de ahiret inancý olmakla birlikte ayrýntýlarda birtakým farklýlýklar vardýr. Yahudi ve Ýslam inancýna göre insanlarýn yaptýðý her þeyi bilen Allah, onlarý ahiret gününde hesaba çekecek ve yaptýklarýnýn karþýlýðýný verecektir. Hristiyanlýkta ise 3 insanlarý yargýlayacak olan Hz. Ýsa'dýr.

"Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanýrlar; iyiliði emreder, kötülükten menederler; hayýrlý iþlerde birbirleriyle yarýþýrlar. Ýþte bunlar iyi insanlardandýr." (Al-i Ýmran suresi, 114. ayet.)

Hint dinlerinde (Hinduizm ve Budizmde) karma ve reenkarnasyon inancý vardýr. Bu inanca göre tam olgunluða ulaþmamýþ kimseler öldükten sonra hayvan, bitki, insan veya tanrý þeklinde tekrar doðar. Olgunluða ulaþanlar ise tekrar doðuþ döngüsünden kurtulur, özgürleþir ve bir daha bu dünyaya gelmezler.

1 Ýncil, Luka, 16/19-31. 2 Müminun suresi, 102-103. ayetler. 3 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 76.

105


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Caynistler, âlemin ebedîliðine inanýrlar. Sihler, bir kimsenin fiillerinin gelecek hayattaki hâline tesir edeceðine (karma) ve ruh göçüne (tenasüh) inanýrlar. Konfüçyüs, öbür dünyanýn varlýðýný inkâr etmemekle beraber, yapýlan kötülüklerin cezasýnýn bu dünyada çekileceðini söylemiþtir. Taoizmde ölüm ve ölüm sonrasýndan bahsedilmesine raðmen cennet ve cehennem kavramlarý konusunda yeterince açýklýk yoktur. Bunun yaný sýra ruhun ölümsüzlüðüne ve dünyada iyi bir hayat sürenlerin ölümden sonra Tao'yla beraber olacaðýna inanýlýr. Þintoizmde ruhun ölümden sonra yaþadýðýna ve bu ruhlarýn nesilleri koruduðuna inanýlýr. Bazý ruhlarýn da tanrýya dönüþtüðüne inanýlýr. Geleneksel dinlerde ruhun çeþitli þekillerde yaþadýðýna inanýlmakta, fakat ahiretle ilgili anlayýþlarýnda açýklýk görülmemektedir. 2.2. Ýbadet

Din, ilahî ilkeler ve deðerler bütünüdür. Dinlerdeki ibadetler, inanç gereði gerçekleþtirilen TARTIÞALIM iþ ve davranýþlardýr. Kiþi, inancýnýn gereklerini davranýþlarýna yansýtýr. Kutsal bildiði varlýða Ýlahî dinlerde benzer ibadet baðlýlýðýný ve kulluðunu tutum ve davranýþlarýyla uygulamalarýnýn olmasý ortaya koyar. hoþgörü ortamýnýn oluþmasýna Bütün ilahî dinler ayný kaynaktan geldiði için ayný veya benzer ilkeleri esas almýþtýr. Nitekim katký saðlar. Yüce Allah her topluma peygamber gönderdiðini þu ayette bildirmiþtir: “Her ümmetin bir peygamberi vardýr…” 1 Bu baðlamda tüm peygamberler inanç konusunda insanlarý ayný ilkelere davet etmiþlerdir. Dinlerde ortak olan ibadetlerin baþýnda dua ve namaz gelir. Dua, insanýn bütün benliði ile bir kutsala yönelerek maddi ve manevi isteklerini ona iletmesidir. Ýnsanlar sýkýntýlý anlarýnda, hastalýkta ve çaresizlikte, zaman zaman mutluluklarýnda kendilerinden üstün ve yüce bir güce yönelmeye ihtiyaç duymuþtur. Bundan dolayý tüm dinlerde ve hemen her insanýn hayatýnda dua çok önemli bir yer tutmuþtur. Ýslam dininde dua, ibadetin özüdür. “(Rabb’imiz!) Ancak sana kulluk (ibadet) ederiz ve sadece senden yardým dileriz.”2 ayeti, ibadetin duayla iliþkisini ortaya koymaktadýr. Allah birçok ayette kendisinden baþkasýna dua edilmemesini öðütlemiþtir. 3 Dua etmek, Allah’a yaklaþmanýn en güzel yoludur. Ýnsanla Allah arasýndaki en güçlü iliþki dua ile olur. Her yerde ve zamanda dua etmek mümkündür. Dua, herkesin istekleri, beklentileri ve ihtiyaçlarý farklý olduðu için genellikle bireysel yapýlýr. Kiþi dua ettiði konuda bir bilinç ve ciddi bir çaba içinde olmalýdýr. Duanýn kabul edilmesi için ihlas ve samimiyet gereklidir. Ayrýca dua eden kiþi, duadan önce üzerine düþen görevi yapmalýdýr. Hiçbir þey yapmadan, çalýþmadan, tehlikelere karþý tedbir almadan, Allah’tan istekte bulunmak doðru deðildir. Ýnsanlarýn Allah’a karþý kulluk görevini yerine getirmekle “Onlarý (Ýbrahim’i, Lut’u, Ýshak’ý, yükümlü olduklarý ibadetler vardýr. Bunlarýn baþýnda namaz Yakup’u), emrimiz uyarýnca doðru yolu gelir. Allah, huþu içinde ve bilinçli bir biçimde namaz kýlmayý, gösteren önderler yaptýk ve kendilerine geçmiþte peygamber gönderdiði tüm toplumlara emretmiþtir. hayýrlý iþler yapmayý, namaz kýlmayý, Namaz, Ýslam dininde farz olan ibadetlerden biridir. Kiþinin zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize Allah’a karþý sevgi, saygý ve baðlýlýðýnýn bir ifadesi olan ibadet eden kimselerdi.” namaz, ergenlik çaðýna gelmiþ, akýl saðlýðý yerinde olan her (Enbiyâ suresi, Müslümana farzdýr. Tek baþýna da cemaatle de kýlýnabilir. 73. ayet.) Müslümanlar namaz kýlarlarken Kâbe’ye doðru yönelirler. Bu Yukarýdaki ayet sizlere neleri konu Kur’an-ý Kerim’de þöyle ifade edilmiþtir: “…Artýk düþündürmektedir? yüzünü Mescid-i Haram tarafýna çevir. Siz de nerede olursanýz olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin…”4 1 Yûnus suresi, 47. ayet. 2 Fâtiha suresi, 5. ayet. 3 Zümer suresi, 3 ve 43. ayetler; A’râf suresi, 191-195. ayetler. 4 Bakara suresi, 114. ayet.

106


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Ýslam’ýn dýþýndaki diðer dinlerde de çeþitli dua ve ibadet uygulamalarý söz konusudur. Hristiyanlýkta ibadetin özünü, Mesih (Ýsa) vasýtasýyla Allah’a yaklaþma vesilesi olarak kabul edilen “dua” oluþturur. Dua, cemaatle veya ferdi olarak kilisede yapýlýr.1 Ýbadetin dayanaðý, Hz. Ýsa’nýn ibadet konusundaki telkinleri ve onun uygulamalarýdýr. Hristiyanlýkta ibadetler; günlük, haftalýk ve yýllýk olmak üzere üç grupta toplanmýþtýr. Günlük ibadet, önceleri günde yedi defa yapýlmaktayken günümüzde ikiye indirilmiþtir. Hristiyanlýkta haftalýk ibadet pazar günleri, sabah ve akþam olmak üzere iki vakitte yapýlýr. Pazar ibadeti, Hz. Ýsa’nýn diriliþ günü ve havarileriyle yediði son yemek olmasýndan dolayý en önemli ibadettir. Hristiyanlýkta ibadetin üçüncü grubunu oluþturan yýllýk ibadet ise Ýsa’nýn doðumunun anýsýna kutlanan Noel ve Ýsa’nýn çarmýha gerilmesi ve üç gün sonra dirilmesi anýsýna kutlanan Paskalya’dýr.2

ÝNCÝL’DE DUAYA BAKIÞ "Dua ettiðiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayýn... Size doðrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almýþlardýr. Ama siz dua edeceðiniz zaman iç odanýza çekilip kapýyý örtün ve gizlide olan Babanýza (Tanrý’ya) dua edin. Gizlilik içinde yapýlaný gören Babanýz sizi ödüllendirecektir. Dua ettiðinizde, putperestler gibi boþ sözler tekrarlayýp durmayýn. Onlar söz kalabalýðýyla seslerini duyurabileceklerini sanýrlar. Siz onlara benzemeyin!..” (Kitab-ý Mukaddes, Matta, 6/5-8.)

Günümüzdeki Hristiyanlýkta Müslümanlarýn anladýðý manada bir namaz ibadeti yoktur. Bununla birlikte dünya Hristiyanlarý arasýnda sadece Süryani Ortodoks ve Ortodoks Ermeni Kilisesi’nde secdeli ibadet vardýr.3 Yahudilikte ibadet anlayýþý Ýslam’daki ibadet anlayýþýndan farklýdýr. Ýslam’da olduðu gibi ibadet birtakým hareketleri içermez. Bu dinde ibadetten maksat duadýr.4 Ýbadette en önemli unsur Yahve’nin adýný zikretmektir. Ýbadet; dua, Tora (Tevrat) çalýþmasý ve Tora emirlerini yerine getirme (amel) olmak üzere üç þekilde yapýlýr.5 Yahudilikte ferdî ibadetler evde, toplu YAHUDÝLERDE ÞEMA DUASI ibadetler ise sinagoglarda yapýlýr. Ýbadetler günlük, haftalýk ve yýllýk olmak üzere üç "Dinle, ey Ýsrail! Tanrýmýz rab tek rabdir. kýsýmdýr. Yahudiler günlük ibadetlerini sabah, Tanrýnýz rabbi bütün yüreðinizle, bütün canýnýzla, ikindi ve akþam vakitlerinde yerine getirirler. bütün gücünüzle seveceksiniz..." “…Sakýnýn, Bu ibadetlerinde On Emir, dua, Tevrat’tan bir ayartýlýp yoldan çýkmayasýnýz; baþka ilahlara bölüm ve peygamberlere ait kitaplardan birer tapmayasýnýz, önlerinde eðilmeyesiniz. Öyle bölüm okurlar. Cemaatle yapýlan ibadetlerde ki, rab size öfkelenmesin; yaðmur yaðmasýn, cemaat ayakta durur. Haham, rulolar hâlindeki toprak ürün vermesin diye gökleri kapamasýn; Tevrat’ý çýkarýr ve oradan okur, cemaat de bu size vereceði verimli ülkede çabucak yok okuyuþa sesli olarak katýlýr. Duanýn cemaatle olmayasýnýz. Bu sözlerimi aklýnýzda ve yapýlmasý için on üç yaþýna ulaþmýþ en az on yüreðinizde tutun... Onlarý çocuklarýnýza öðretin. erkek ibadete katýlmalýdýr. Kadýnlarýn ibadete Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, katýlmasý doðru bulunmaz. Yahudiler kalkarken onlardan söz edin…” (Kitab-ý ibadetlerinde kýble olarak Kudüs’e yönelirler. Mukaddes, Yasanýn Tekrarý, 6:4-5; 11:16-19.) Ýbadet ederken baþlarýný kipa denilen bir baþlýk ile örterler.6 1 Ali Erbaþ, Hristiyanlýkta Ýbadet, s. 15. 2 Galip Atasagun, Ýlahî Dinlerde (Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam’da) Dinî Semboller, s. 259, 260. 3 Hidayet Iþýk, Ýslam ve Öteki Dinler, s. 112-116. 4 Galip Atasagun, Ýlahî Dinlerde (Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam’da) Dinî Semboller, s. 91. 5 Adem Özen, Yahudilikte Ýbadet, s. 36, 37. 6 Ahmet Güç, Yahudilikte Mabed ve Ýbadet, s. 151, 152; Adem Özen, Yahudilikte Ýbadet, s. 98.

107


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Yahudilikte haftalýk ibadet þabat (cumartesi) günü yapýlýr. Bu nedenle bu günde dünyevi herhangi bir iþ yapmak, ateþ yakýp yemek piþirmek ve benzeri iþler yapmak yasaktýr. Yahudiler, yýllýk olarak ise Yom Kippur (Tövbe ve Kefaret Günü) ibadetini yaparlar. Hinduizmde ibadet; dilekte bulunma, aracý kýlma, övgü ve tapýnma þeklinde icra edilir. Hindular dua ve ibadetlerini tanrýlarýnýn heykelleri önünde yaparlar. Günlük ibadetini yapacak olan bir Hindu, sabah gün doðmadan kalkar, “om” kelimesiyle Tanrý (Brahma)’nýn ismini anar ve yýkanýr. Yüzünü doðuya dönerek oturur ve Tanrý’sýna yakarýr. Kutsal sözleri sükûnet içerisinde tekrarlar. Öðle ve akþam ibadetlerinde de benzerini yaparlar. Hindularýn mabetlerinde cemaatle ibadet yoktur. Halk, mabedi ziyarete gider, Tanrý’nýn heykelinin önünde eðilir, ona çiçek ve buhur (tütsü) sunar. Hindular sabahleyin güneþ doðmadan önce, öðle vaktinde ve güneþ battýktan sonra olmak üzere üç defa ibadet ederler.1 Hinduizmde en önemli ibadet yogadýr. Kiþi yogayla zihinsel, bedensel ve manevi gücünü bir araya getirerek sükûnete kavuþmayý amaçlar.2 Hint dinlerinden olan Budizmde Ta n r ý k o n u s u n d a a g n o s t i k (bilinemezci) bir anlayýþ hâkimdir. Bu yüzden Yüce Tanrý’ya karþý belirli bir ibadet ve dua söz konusu deðildir. Ancak ölümünden sonra Buda tanrýlaþtýrýlmýþtýr. Buda’ya ibadet ve dua edilir ve ondan bir þeyler istenir. Ýbadete, Buda’ya saygý cümleleriyle baþlanýr. “Buda’ya sýðýnýrým, Dhamma (dinî doktrin)’ya sýðýnýrým ve Sangha (rahipler cemaati)’ya sýðýnýrým!” ifadelerinin sýrasýyla söylenmesi ve bazý kutsal metinlerin okunmasýyla Ýbadet eden Budistler devam edilir. Tek tanrýya inanan Sihlerin ibadeti basit ve sadedir. Amritsar’daki Altýn Mabet’in havuzunda ibadet maksadýyla yýkanýrlar. Ayin ve ibadetleri belirli bir dua ve yýkanmaktan ibarettir. Dindar bir Sih’in günlük ibadeti, kutsal kitaplarýna ait pasajlardan metnin okunmasý ve tapýnaða ibadet için gidilmesinden oluþur. Japonlarýn büyük çoðunluðunun baðlý bulunduðu Þintoizmde, günlük ibadet evde veya rahipler tarafýndan mabetlerde yapýlýr. Tanrýlara ibadet; dua etmek, pirinç ve pirinç þarabýný kurban olarak sunmakla yerine getirilir. Ýbadete gelen Þintoistin, aðzýný su ile çalkalamýþ ve özel ayin temizliði yapmýþ olmasý gerekir.3 Çin dinleri olan Taoizm ve Konfüçyanizmde insanüstü ve doðaüstü gücü olduðuna inanýlan Gök Tanrý’ya ibadet edilir.4 Konfüçyanizmde Gök Tanrý’ya hamt edilir, ona karþý günah iþleyenlerin duasýnýn iþe yaramayacaðýna inanýlýr.5 Ata ruhlarýnýn koruyucu olduðu inancýndan dolayý bunlarýn adlarýnýn yazýlý olduðu levhalarýn önünde onlara yiyecek ve tütsü gibi þeyler sunulup saygý duyulur.6 Dinlerde benzer ibadet þekillerinden bir diðeri de oruçtur. Ýslam’a göre oruç; tan yerinin aðarmaya baþlamasýndan güneþ batýncaya kadar insanýn yeme, içme gibi bazý bedensel isteklerden uzak durmasýdýr. Oruç; ergenlik çaðýna girmiþ, akýllý ve saðlýklý Müslümanlara farzdýr.

1 Ali Ýhsan Yitik, Hint Dinleri, s. 30. 2 P.T. Raju, Asya Dinleri, s. 42-43. 3 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 86, 87; Ahmet Cilacý, Günümüz Dünya Dinleri, s. 133-164. 4 P.T.Raju, Asya Dinleri, s. 249-251. 5 Wing-Tsit Chan, Asya Dinleri, s. 232. 6 Günay Tümer, Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 58.

108


KUR’AN-I KERÝM’DE ORUÇLA ÝLGÝLÝ BAZI AYETLER “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiþ ümmetlere farz kýlýndýðý gibi size de farz kýlýndý. Umulur ki korunursunuz.”

(Bakara suresi, 183. ayet.)

“…Öyle ise sizden ramazan ayýný idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadýðý günler sayýsýnca) baþka günlerde kaza etsin… Bütün bunlar, (belirlenen günlerin) sayýsýný tamamlamanýz ve size doðru yolu göstermesine karþýlýk, Allah'ý yüceltmeniz, þükretmeniz içindir.”

(Bakara suresi, 185. ayet.)

Yukarýdaki ayetleri oruçla ilgi kurarak yorumlayýnýz.

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Hristiyanlýkta iki çeþit oruç bulunmaktadýr. Bunlardan birincisi þükran (ökaristik) orucu, diðeri kilise (eklesiyastik) orucudur. Bu iki orucu da Katolikler tutarlar, Protestanlar tutmazlar. Þükran orucu, belirli bir süre katý besinlerin yenilmesinin yasak olduðu oruçtur. Hristiyanlýkta oruç, birtakým bedensel isteklerin önüne geçmek ve iþlenmiþ bazý günahlarýn cezasýný çekmek amacýyla tutulur. Yahudilikte oruç; Allah’a þükretme, yas tutma, kötü günleri hatýrlama ve günahlara kefaret amacýyla olup toplam altý gündür. Allah’ýn Ýsrailoðullarýný düþmanlarýndan kurtardýðý gün olan Yom Kippur Kutsal Mabet’in yýkýlýþ günü olan Ab ayýnýn 9’unda tutulan yas orucu en önemli oruçtur. Her iki oruç da gün batýmýnda baþlayýp ertesi gün, gün batýmýndan yirmi dakika sonrasýna kadar devam eder. Bu süre zarfýnda yemek-içmek kesinlikle yasaktýr.1 Hinduizmde oruç genellikle belirli bazý besinleri yememe, yani bir çeþit perhiz þeklindedir. Hindular her ayýn on bir ve on ikinci günlerinde oruç tutarlar. Böylece Hindular yýl boyunca toplam yirmi dört gün oruç tutmuþ olurlar. Budistler, her iki ayda bir gün oruç tutarlar. Buda’ya göre sonsuz kurtuluþa yani nirvanaya engel olan tek þey arzulardýr. Arzulardan kurtulmanýn birinci yolu da oruç tutmaktýr. Taoizmde oruç, saðlýðý korumayý ve böylece yaþlanmayý geciktirmeyi amaçlar. Ayrýca Taoistler, büyük bayramlarda ve kötülüklerin arttýðý dönemlerde kendilerini korumak için oruç tutarlar. Dinlerde benzer ibadet þekillerinden bir diðeri hacdýr. Hac, ayný inanç mensubu olan kimselerin dinî anlam yükledikleri yerleri belirli dönemlerde ziyaret etmeleridir. Bu ibadeti farklý amaç, þekil ve uygulamalarla da olsa tüm dinlerde görmek mümkündür. Ýslam’ýn hac merkezi Mekke’dir. Kur’an-ý Kerim’de, “Þüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke’de âlemlere rahmet ve hidayet kaynaðý olarak kurulan Kâbe’dir.”2 ayetiyle Kâbe’nin Müslümanlarýn kutsal mabedi olduðu vurgulanýr. Ýslam’da hac, Kurban Bayramý günlerinde Kâbe’yi ziyaret eden Müslümanlarýn Allah’ý anmasýný, ona þükretmesini ve dua etmesini amaçlayan bir ibadettir. Mekke yakýnlarýndaki mikat denilen yerde haccýn þartý olan ihram yasaklarý baþlar. Bu nedenle hac ibadeti için ilk olarak mikat sýnýrýnda ihrama girilir.

HACCIN TARÝHÎ SÜRECÝ “Bir zamanlar Ýbrahim'e Kâbe’nin yerini hazýrlamýþ ve (ona þöyle demiþtik): Bana hiçbir þeyi eþ tutma; tavaf edenler, kýyama duranlar, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. Ýnsanlar arasýnda haccý ilan et…” (Hac suresi, 26-27. ayetler.)

1 Adem Özen, Yahudilikte Ýbadet, s. 177-180. 2 Âl-i Ýmrân suresi, 96. ayet.

109


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Mekke’ye girince Kâbe tavaf edilir. Daha sonra Safa ile Merve tepeleri arasýnda sa’y yapýlýr. Arefe günü Arafat’ta vakfe yapýlýr. Vakfe esnasýnda da dualar okunur ve günahlardan tövbe edilir. Ayný gün Müzdelife’ye gidilir. Kurban Bayramý’nýn birinci günü Müzdelife’de vakfe görevi tamamlanýr, güneþ doðmadan Mina’ya hareket edilir. Orada saç veya sakal týraþý olunup ihramdan çýkýlýr. Ayný gün Mekke’ye gidilerek farz olan ziyaret tavafý yapýlýr. Böylece hac ibadeti tamamlanmýþ olur. Hristiyanlýkta Hac merkezleri konusunda Hristiyan mezhepleri arasýnda tam bir birlik yoktur. Hac ibadeti genel olarak kutsal sayýlan yerlere yapýlan seyahatlerle yerine getirilir. Hz. Ýsa’nýn doðduðu ve yaþadýðý yerler olan Kudüs ve çevresi ile Roma en çok ziyaret edilen yerlerin baþýnda gelir. Bununla beraber Hz. Ýsa’nýn yardýmcýsý olan on iki havarinin dini yaymak için dolaþtýklarý yerler, þehitlerin ve azizlerin mezarlarý da hac amacýyla ziyaret edilen yerlerden biridir. Hz. Meryem’in evi olduðuna inanýlan Efes’teki Meryem Ana Evi de bu hac merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Yahudilikte hac Beyt-i Mukaddes (Süleyman Mabedi)’e yapýlmaktadýr. Hz. Süleyman tarafýndan yapýlan bu mabet üç hac bayramý olan Mayasýz Ekmek Bayramý (Pesah), Haftalar Bayramý (Þavvot) ve Çardaklar Bayramý(Þukkot)’nda ziyaret edilmektedir. Süleyman Mabedi, MS 70 yýlýnda Romalýlar tarafýndan tamamen yýkýlmasýndan sonra hac ziyaretleri sembolik bir hâl almýþtýr. Kudüs’teki Mabet’ten geriye kalan Aðlama Duvarý önemli bir ziyaret yeri olmuþtur.

TEVRAT’TA HAC “Bütün erkekleriniz yýlda üç kez -Mayasýz Ekmek Bayramý’nda, Haftalar Bayramý’nda ve Çardak Bayramý'nda- Tanrý’nýz Rabb’in önünde bulunmak üzere onun seçeceði yere gitmeli. Kimse Rabb’in önüne eli boþ gitmemeli. Her biriniz Tanrý’nýz Rabb’in sizi kutsadýðý oranda armaðanlar götürmeli.” (Tesniye 16: 16-17.)

Hinduizm’de de hac ibadetine çok önem verilir. Hindular kalabalýklar hâlinde hac yolculuklarýna çýkarlar. Bu amaçla Hindularýn çoðu Himalayalar, Benares ve Ganj Nehri’ne giderler. Özellikle günahlarýndan arýndýklarýna inandýklarý Ganj Nehri’nde yýkanma Hinduizmde çok önemli hac görevidir.1 Budizm’de Buda’nýn doðum yeri olan Lumbin, Buda’nýn aydýnlanma yeri olan Bodhi Gaya, Buda’nýn ilk vaaz verdiði geyik parký Sarnath, Buda’nýn öldüðü yer Utar-Prades þehri ve Ganj Nehri Ganj’da Hindu hacýlar kutsal sayýlan ziyaret yerleridir.2 Dinlerde benzer ibadet þekillerinden bir diðeri sadakadýr. Sadaka, bir karþýlýk beklemeden muhtaçlara yapýlan yardýmlara denir. Bütün dinlerde dua ve orucun yaný sýra sadaka vermek övülmüþ ve tavsiye edilmiþtir. 1 Mehmet Aydýn, Ansiklopedik Dinler Sözlüðü, s. 271. 2 Baki Adam, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, s. 89, 90; Hidayet Iþýk, Ýslam ve Öteki Dinler, s.135, 136.

110


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Kur’an-ý Kerim’de zekât ve sadaka birçok ayette ayný anlamda kullanýlmýþtýr. Sadaka ve zekât vermek teþvik edilmiþ, bu ibadetleri yapanlarýn ödüllendirileceði bildirilmiþtir.1 Böylece Müslümanlar, baþkalarýna yardým etmeye, çalýþýp kazanmaya ve muhtaçlara yardým etmeye teþvik edilmiþtir. Bu durum bir ayette þöyle ifade edilmiþtir: “Sevdiðiniz þeylerden (Allah için) harcamadýkça asla iyiliðe eremezsiniz. Ne harcarsanýz Allah onu bilir.”2 Ýslam’a göre sadaka, bir karþýlýk beklemeden Allah rýzasý gözetilerek verilir. Baþa kakarak veya gösteriþ yaparak sadaka vermek kýnanmýþtýr.

KUR’AN-I KERÝM’E GÖRE KÝMLERE ZEKÂT VERÝLECEK?

"Sadakalar (zekâtlar) Allah'tan bir farz olarak ancak, yoksullara, düþkünlere, ..., kalpleri kazanýlacak olan kimseler için; ...; borçlarýný ödeyemeyecek durumda olanlar için ve Allah yolundaki ve yolda kalmýþ kimseler içindir…" (Tevbe suresi, 60. ayet.)

Tevrat ve Ýncillerde de sadaka vermek emredilmiþtir. Bu konuda Tevrat, “Ve eðer kardeþin fakir düþer ve senin yanýnda zayýf düþerse ona yardým edeceksin.” 3 der. Ýncil’de ise “Fakat sadaka verdiðin zaman, sað elin sol elinin ne yaptýðýný bilmesin de.”4 þeklinde emredilmektedir. Dinlerde benzer ibadet þekillerinden bir diðeri de kurbandýr. Tarih boyunca insanlar inandýklarý þeylere yakýnlaþmak için çeþitli varlýklarý kurban olarak sunmuþlardýr. Bazý dinlerde kurban olarak çeþitli hayvanlarýn yaný sýra bazý tarým ürünleri ve bitkiler de yer almaktadýr. Kur’an-ý Kerim, “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah’ýn kendilerine rýzýk olarak verdiði hayvanlarý keserken Allah’ýn adýný ansýnlar…” 5 ayetiyle bütün ilahî dinlerde kurban olgusunun varlýðýna ýþýk tutmaktadýr. Ýslam’da kurban, yýlda bir defa, Kurban Bayramý günlerinde kesilir. Kurban Ýslam’da Allah’a yakýnlaþmayý temsil etmektedir. Kurban edilecek hayvan deve, sýðýr, koyun ve keçi cinsinden olmalýdýr. Akýllý, özgür, ergenlik çaðýna girmiþ ve dince zengin sayýlan kimseler kurban keserler. Bunun dýþýnda Ýslam’da adak kurbaný uygulamasý da vardýr. Yahudilikte kurban, temel ibadetlerden biridir. Bireyin Allah’a yakýn olmasýný ve onun isteklerine tam olarak teslim olmayý ifade eder. Yahudilikte yýlda üç defa kurban ibadeti emredilmiþtir. Bu kurbanlar; Mayasýz Ekmek (Fýsýh) Bayramý, Ýlk Mahsul Bayramý ve Yom Kipur Bayramý’nda kesilmektedir. Kurban olarak genelde evcil hayvanlardan olmak üzere sýðýr, koyun, kuzu, keçi, nadiren güvercin ve kumru kesilir.6 Hristiyanlýkta da kurban anlayýþý vardýr. Neredeyse bütün Hristiyanlarca kutlanan “Ekmek Þarap Ayini” ayný zamanda bir kurban ritüelidir. Hristiyanlar, hayvan kurban etmeyi kabul etmezler. Onlara göre Hz. Ýsa, zaten kendisini kurban etmiþtir. Ancak bu anlayýþ bütün Hristiyanlar için geçerli deðildir. Zira günümüzde Gagauz ve Ortodoks Hristiyanlarý gibi bazý Hristiyanlar kurban uygulamasýný devam etmektedirler.

1 Bakara suresi, 274. ayet; Nisa suresi, 162. ayet; A’râf suresi, 156. ayet. 2 Âl-i Ýmrân suresi, 92. ayet. 3 Kitab-ý Mukaddes, Levililer, 25/35. 4 Kitab-ý Mukaddes, Matta, 6/3. 5 Hac suresi, 34. ayet. 6 Adem Özen, Yahudilikte Ýbadet, s. 184-189.

111


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Hinduizm, kurban fenomeni en fazla öne çýkan dinlerden biridir. Daha önceleri at kurban edilirken sonra bu uygulamadan vazgeçilmiþtir. Tanrýlara sunulan her þey kurban kabul edilmektedir. Tanrý’nýn öfkesini gidermek için özel hediyeler de kurban olarak sunulur. Hint dinlerinden olan Sihizm ise kurban konusunda Hinduizm’den ayrýlýr. Çünkü Sihler hayvan kesiminde Ýslam anlayýþýna yakýn kurallara uyarlar. Þintoizmde kurban ve takdimeler (hediyeler); tanrýlara ve ölülere, onlarýn öfkesini yatýþtýrmak ve günahlara kefaret düþüncesiyle sunulurdu. Günümüzde ise pirinç ve pirinç þarabýndan oluþan yemek 1 takdimeleriyle elbise ve mesken dâhil üç asli ihtiyaca tekabül eden her þey kurban olarak sunulmaktadýr. 2.3. Ahlak Bütün dinlerde uyulmasý gereken ahlak ilkeleri vardýr. Bu ilkelerle doðruluk, dürüstlük, iyilik, yardýmseverlik, büyüklere saygý, küçüklere sevgi gibi davranýþlar övülürken, diðer taraftan insanlara ve topluma zararlý davranýþlar olan adam öldürme, hýrsýzlýk, zina, yalancýlýk gibi davranýþlar yasaklamýþtýr.

Yahudilikteki ahlak ilkeleri On Emir'de özlü bir þekilde ortaya konulmuþtur. On Emir içerisinde bu prensipler; "Anne ve babana saygý göstereceksin, insan öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, hýrsýzlýk yapmayacaksýn, yalancý þahitlik yapmayacaksýn, komþunun evine karþý açgözlülük etmeyeceksin." 2 þeklinde yer almaktadýr. Bunlarýn yaný sýra Yahudiliðin kutsal kitabýnda hile yapmak, yalan söylemek, 3 4 5 6 haksýzlýk etmek ve içki içmek kötü davranýþlar arasýnda sayýlýrken, doðruluk, temizlik ve fakirlere 7 yardým etmek övülerek yapýlmasý tavsiye edilmiþtir." Hristiyanlýk, Yahudiliðin ahlaki prensiplerinin pek çoðunu olduðu gibi kabul etmiþtir. Ýncil'de "Sen emirleri bilirsin: Zina etmeyeceksin, öldürmeyeceksin, çalmayacaksýn, yalan yere þahitlik etmeyeceksin 8 ve anne babana hürmet edeceksin." þeklinde yer alan ifadeler Yahudiliðin On Emri’nde yer alan 9 prensiplerin tamamen aynýsýdýr. Ayný þekilde "... Þarap içmemek... iyidir" denilerek içki içmenin kötü bir alýþkanlýk olduðu vurgulanmýþtýr. 10

Ýncil'de insanlarýn öldükten sonra hesap verecekleri hatýrlatýlarak doðru olmalarý öðütlenmiþ, "Ne 11 12 mutlu yüreði temiz olanlara" denilerek temiz insanlar övülmüþtür. Yine Ýncil'de "Yoksula ver!" , "Baðýþta bulunun, size de baðýþta bulunulacaktýr. Verin, size de verilecektir. Hangi ölçekle ölçerseniz o 13 ölçekle size ölçülecektir." denilerek insanlar iyilik ve yardýmlaþmaya teþvik edilmiþtir. Hinduizmde alçak gönüllülük, hoþgörü, cömertlik, adalet gibi ahlaki niteliklere önem verilir. Hýrsýzlýk yapmak, yalan söylemek, canlýlara zarar vermek gibi kötülükler yasaklanýr. Budizm ahlakýnýn temelini "sekiz dilimli yol" adý verilen kurallar bütünü oluþturur. Sekiz dilimli yolda üç madde yer alýr. Bunlar; doðru söz, doðru davranýþ ve doðru hayattýr. Doðru söz ve doðru davranýþ, her Budist'in uymasý gereken beþ temel emirden oluþur. Bunlar; öldürmemek, çalmamak, doðru niyet, yalan söylememek, içki-uyuþturucu kullanmamaktýr. Doðru hayat ise kasaplýðý, meyhaneciliði, esrarcýlýðý, Adalet bütün silah ve zehir üretmeyi içine alan beþ yasaktan dinlerde ortak deðerdir. oluþmaktadýr. Ýyi bir Budist, avlanmaz, balýk tutmaz, silah 14 kullanmaz; et, içki ve zehir satýn almaz, zina yapmaz. 1 Türkiye Diyanet Vakfý Ýslam Ansiklopedisi, C 26, s. 434. 2 Tevrat, Çýkýþ, 20/12-17. 3 Kitab-ý Mukaddes, Levililer, 19/11-15. 4 Kitab-ý Mukaddes, Süleyman'ýn Meselleleri, 31/5. 5 Kitab-ý Mukaddes, Süleyman'ýn Meselleleri, 28/18. 6 Kitab-ý Mukaddes, Levililer, 11/32-36. 7 Kitab-ý Mukaddes, Süleyman'ýn Meselleleri, 28/27. 8 Ýncil, Luka, 18/20. 9 Kitab-ý Mukaddes, Pavlus'un Romalýlara Mektubu, 14/21. 10 Kitab-ý Mukaddes, Efeslilere Mektup, 6/8. 11 Ýncil, Matta, 5/8. 12 Ýncil, Markos, 10/21. 13 Ýncil, Luka, 6/38. 14 Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 155-156.

112


"Þüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliði, akrabaya yardým etmeyi emreder, çirkin iþleri, fenalýk ve azgýnlýðý da yasaklar. O, düþünüp tutasýnýz diye size öðüt veriyor." (Nahl suresi, 90. ayet.)

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Ýslam dininde iman ve ibadetle birlikte ahlaka da büyük bir önem verilmiþtir. Hz. Muhammed "Ben 1 güzel ahlaký tamamlamak için gönderildim" demek suretiyle ahlakýn önemine dikkat çekmiþtir.

Ýslam ahlakýnýn ilkeleri Kur'an-ý Kerim'de ortaya konulmuþ ve bu ilkelerin en güzel örneklerinin de 2 Hz. Muhammed'in hayatýnda olduðu vurgulanmýþtýr. Böylece Müslümanlarýn Hz. Muhammed'i örnek almalarý istenmiþtir. "Sizin en iyiniz ahlaký en güzel olanýnýzdýr." (Ahmed Ýbn Hanbel, Müsned, C 2, s. 193.) 3

Ýslam dini toplumda iyilikleri tavsiye etme ve kötülüklerden sakýndýrma prensibiyle ortak bir ahlak ilkesi oluþturmuþtur. 4

Ýslam dini her hususta doðru olmayý ve doðrularla beraber olmayý öðütlemiþ, insanlarýn birbirleriyle yardýmlaþmalarýný ve elde bulunan imkânlarý paylaþmalarýný emretmiþtir. Ayrýca pek çok ayette anne ve baba baþta olmak üzere bütün insanlara iyilik ve yardým edilmesi öðütlenmiþtir. Bu ayetlerin birinde þöyle buyrulmuþtur: "...Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakýn komþuya, uzak komþuya, 5 yakýn arkadaþa, yolda kalmýþa ve hizmetinizde bulunanlara iyi davranýn..." Hz. Muhammed de "Günahlarýn en büyükleri; Allah'a ortak koþmak, anne babaya saygýsýzlýk yapmak ve yalancý 6 þahitlik yapmaktýr." sözüyle büyüklere saygýnýn önemini vurgulamýþtýr.

Ýslam dini bedenin, giysilerin, çevrenin, yiyecek ve içeceklerin temiz tutulmasýnýn yaný sýra kalbin kötü düþüncelerden arýndýrýlmasýna da büyük önem vermiþtir. Bir Kur'an ayetinde, "...Allah tövbe 7 edenleri ve temizlenenleri sever." denilerek temiz olanlar övülmüþtür. Ýslam dini pekçok kötülüðün kaynaðý olan içki içmeyi, kumar oynamayý ve uyuþturucu kullanmayý kesin ifadelerle yasaklamýþtýr. Bu yasak Kur'an-ý Kerim'de þöyle ifade edilmiþtir: "Ey Ýnananlar! Þarap, kumar, dikili taþlar, þans oklarý þeytan iþi birer pisliktir. Bunlardan kaçýnýn ki kurtuluþa eresiniz. Þeytan, þarap ve kumar ile aranýza düþmanlýk ve kin sokmak, sizi Allah'ý anmaktan ve namazdan 8 alýkoymak istiyor. Artýk bunlardan vazgeçecek misiniz?" Ayrýca Kur'an'da haksýz yere bir cana kýymanýn bütün insanlarý öldürmüþ gibi aðýr bir suç, bir insanýn hayatýný kurtarmanýn da bütün insanlara 9 hayat verme gibi yüce ve deðerli bir davranýþ olduðu ifade edilmiþtir.

1 Ahmet Ýbn Hanbel, Müsned, 2/381. 2 Ahzap suresi, 21. ayet. 3 Al-i Ýmran suresi, 114. ayet. 4 Tevbe suresi, 119. ayet. 5 Nisa suresi, 36. ayet. 6 Buhari, Edep, 1; Müslim, Ýman, 143,144. 7 Bakara suresi, 222. ayet. 8 Maide suresi, 90-91. ayetler. 9 Maide suresi, 32. ayet.

113


Ýlahî dinlerin Ýnanç, Ýbadet, Ahlak Özellikleri

ÝSLAMÝYET

ÝNANÇ ÖZELLÝKLERÝ

YAHUDÝLÝK HRÝSTIYANLIK

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

ÝBADET ÖZELLÝKLERÝ

- Allah inancý vardýr. - Ýbadet yeri cami ve temiz olan - Kutsal kitabý Kur’an-ý Kerim’dir. her yerdir. - Meleklere, kitaplara, - Namaz, oruç, zekât, hac peygamberlere, kadere ve ahirete önemli ibadetlerdir. inanýlýr. - Peygamberi Hz. Muhammed’dir.

- Teslis (Baba-Oðul-Kutsal Ruh) - Ýbadet yeri kilisedir. inancý vardýr. - Günlük ibadetler ve pazar - Kutsal kitabý Ýncil’dir. ayinleri vardýr. - Peygamberi Hz. Ýsa’dýr. - Vaftiz ve günah çýkarma - Ahiret inancý vardýr. önemlidir. - Tek Tanrý (Yehova) inancý vardýr. - Kutsal kitabý Tevrat’týr. - Peygamberi Hz. Musa’dýr. - Melek ve ahiret inancý vardýr.

- Sinagog, havra ve ev ibadet yerleridir. - Günlük ve haftalýk ibadetleri vardýr. - “On Emir” önemlidir.

AHLAK ÖZELLÝKLERÝ - Doðruluk - Dürüstlük - Kardeþlik - Cömertlik - Ýyilik - Merhamet - Sevgi ve saygý - Barýþ - Hoþgörü - Dostluk - Zina etmemek - Hýrsýzlýk yapmamak - Öldürmemek - Çalmamak

2.4. Dinlerde Önemli Günler ve Geceler

Dinlerde günlük, haftalýk ve yýllýk ibadetler vardýr. Haftalýk ve yýllýk ibadetler genellikle kutsal günler ve geceler olarak bilinir. Bu günler ve gecelerde daha fazla ibadet edilir ve bayram gibi kutlanýr. Bazý dinlerde bu bayramlar güneþ takvimine, bazýsýnda ay takvimine göre düzenlenir. Ýslam’da yýl içinde kutlanan Ramazan ve Kurban bayramlarý diye iki büyük bayram bulunmaktadýr. Kurban Bayramý zilhicce ayýnýn 10-13. günlerinde kutlanan bayramdýr. Hac dönemine rastlayýp kurban kesildiði için bu adla anýlmýþtýr. Bu bayramda kurban etleri yoksullara daðýtýlýr ve aile üyeleri de bundan yararlanýrlar. Cuma günü, o gün cemaatle kýlýnan namazdan ve okunan hutbeden dolayý çok önemlidir. Bu günlerde Müslümanlar temizliðe daha fazla dikkat eder, güzel giysilerini giyinir, güzel kokular sürünür, bayram namazýný kýlar birbirleriyle bayramlaþýrlar. Komþu ve akraba ziyaretleri yapýlýr. Dargýnlar barýþýr ve muhtaç olanlarýn ihtiyaçlarý giderilir. Bu bayramlar kaynaþma ve dayanýþma günleridir. Kur’an-ý Kerim’in indirildiði gece olan Kadir Gecesi Müslümanlar için çok önemli bir yere sahiptir. O gece Müslümanlar, Kur’an’ý okurlar ve Allah’a daha fazla ibadet etmeye çalýþýrlar. Kadir Gecesi’nin yaný sýra Hz. Peygamberin doðum günü anýsýna Mevlit Kandili, Miraç mucizesinin gerçekleþmesiyle ilgili Miraç Kandili, günahlardan arýnma amacýyla Berat Kandili ve haram aylarýn baþlangýcý hatýrasýna Regaip Kandili önemli geceler arasýnda yer almaktadýr. Bu gecelerde yapýlacak tövbe ve dualarýn kabul edileceðine inanýlmaktadýr. Aþure Günü, hicri yýlýn ilk ayý olan muharrem ayýnýn onuncu günüdür. Kur'an-ý Kerim'de yalnýzca Kadir gecesine vurgu yapýlmýþtýr. Diðer kandiller ise Ýslam dünyasýnda H 3. asýrdan itibaren zamanla gelenekselleþmiþ bir biçimde kutlanmaktadýr. Kadir gecesi, Ramazan ayýnýn genellikle 27. gecesi olarak kabul edilmektedir. Ayrýca Mevlit Rebiü'l-Evvel ayýnýn 12. günü, Regaib

114


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Receb ayýnýn ilk cuma gecesi, Miraç Receb ayýnýn 27. gecesi, Berat Þaban ayýnýn 15. gecesi kutlanmaktadýr. Bu gecelerde camiler dolup taþmakta, kandil simitleri yapýlmakta, dua ve ibadet edilmektedir. Hristiyanlýkta önemli günler ve geceler, genellikle Hz. Ýsa ile ilgilidir. Hz. Ýsa’nýn doðumu, ölümü, diriliþi ve göðe yükselmesi gibi olaylarý anmak için kutlamalar yapýlýr. Noel; Hz. Ýsa’nýn doðumunun, Ürdün Nehri sularýnda vaftiz oluþunun ve dünyada ilk görünüþünün hatýrasýna kutlanan bir bayramdýr. Noel’de Hristiyanlar ayinler yapar, ilahiler okur ve birbirlerine hediye verirler.

Hz. Ýsa’nýn ölümünden üç gün sonra diriliþini anmak üzere her yýl ilkbaharda deðiþik tarihlerde yapýlan seremoniye “Paskalya Yortusu” denilmektedir. Meryem Ana Günü’nde, Hz. Meryem’in iffeti dile getirilir, özellikle kadýn ve kýzlara telkinlerde bulunulur.

Hristiyanlýkta haftalýk ibadet günü pazar günleri, çok önemlidir. Hristiyanlar o gün daha çok ibadet ederler. Yahudilikte üç dinî bayram vardýr: Pesah (Mayasýz Ekmek Bayramý), Þavuot (Haftalar /Hasat Bayramý) ve Sukot (Çardaklar Bayramý)’tur. Bunlar, hem hac bayramlarý hem de zýrai bayramlardýr. Ayrýca Yahudilerin hiçbir iþ yapmadan geçirdikleri þabat “yedinci gün” (cumartesi günü) bayramý vardýr. Yahudilikte Roþ-Haþana ve Yom Kipur günleri en önemli günler ve yýllýk bayramlardýr. Roþ-Haþana Yahudi yýlbaþýsýdýr ve hasat dönemine rastlar. O gün Tevrat’tan metinler okunur, tövbe ve ibadet edilir. 1 Yom Kipur, Roþ-Haþana’dan on gün sonra baþlayan büyük oruç günüdür.

Hinduizm’de birçok bayram kutlanmaktadýr. Bunlarýn kutlama þekli ve zamaný bölgeden bölgeye deðiþmektedir. Diwali, önemli bir Hindu bayramýdýr. Iþýklar Bayramý olarak da bilinir. Ýyiliðin kötülüðe karþý zaferini temsil eder. Ýnsanlýða umut getirmesi ve kutlama nedeniyle ýþýklar yakýlýr. Budistler, Mayýs ayýndaki dolunay günü Vesak Bayramý’ný kutlarlar. Vesak Bayramý; Buda’nýn doðumu, aydýnlanmasý ve Nirvana’ya ulaþmasý anýsýna kutlanýr. Bu günlerde Budistler kutsal yerlere akýn eder, orada yoðun biçimde ibadet ederler ve bu yerlerin çevrelerini süslerler.

Tüm dinlerde bulunan özel gün ve geceler, dindarlýðý perçinleyici ve insanlarý kaynaþtýrýcý bir rol oynamýþtýr. Bunun yaný sýra geçmiþte yaþanmýþ bazý hatýralar canlandýrýlýr ve Allah’a yaklaþtýrýcý davranýþlarda bulunulur. 3. Dinlerde Çevre Bilinci Çevre denildiðinde, insanýn içinde yaþadýðý ortam akla gelmektedir. Evlerimiz, okul, sokaklar, bahçeler, parklar, nehirler, denizler, ormanlar ve soluduðumuz hava, çevremizi oluþturur. Dinler de insan ve toplum yaþamý için büyük önemi olan doðal çevrenin korunmasýný istemiþ, çevreye zarar verici davranýþlardan uzak durulmasýný öðütlemiþtir. Hristiyanlýðýn kutsal metinlerinde doðanýn 2 güzellikleri anlatýlarak korunmasý istenmiþtir. Hindulara göre bütün dünya bir ormandýr. Bu dünyayý olduðu gibi korumak için ormanlarý el deðmemiþ bir þekilde tutmak 3 gerekir. Budizm insana, doða ile iliþkisinde tahripkâr olmayan, nazik bir tavýr tavsiye eder. Bu tavýr þöyle bir benzetme ile anlatýlýr: Bir hane sahibi mal biriktirmeyi, arýnýn çiçeklerden nektar 4 toplamasý gibi yapmalýdýr. Arý ne çiçeðin kokusuna ne de güzelliðine zarar verir. 1 Adem Özen, Yahudilikte Ýbadet, s. 203-224. 2 Kitab-ý Mukaddes, Çýkýþ, 32/6; Ýncil, Matta, 6/26-29; Ýncil, Luka, 12/27. 3 Yaþar Fersahoðlu, Dinler ve Çevre, s. 195. 4 Yaþar Fersahoðlu, Dinler ve Çevre, s. 205.

115


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ Okuma Metni Fatih’in Vasiyetnamesi Ben ki Ýstanbul Fatihi, Fatih Sultan Mehmet, bizatihi alýn terimle kazanmýþ olduðum akçelerimle satýn aldýðým Ýstanbul’un Taþlýk mevkiinde bulunan 136 dükkânýmý aþaðýdaki þartlar doðrultusunda vakfediyorum. Þöyle ki: Bu gayrimenkullerimden elde edilecek gelirlerle Ýstanbul’un her sokaðýna ikiþer kiþiyi tayin ettim. Bunlar, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduðu hâlde günün belirli saatlerinde bu sokaklarý gezerler. Bu sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökerler. Bu kiþilerin yevmiyeleri 20’þer akçedir. Ayrýca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 de yara sarýcý tayin ettim. Bunlar ayýn belli günlerinde Ýstanbul’a çýkarlar ve bütün evleri dolaþarak hasta olup olmadýðýný sorarlar. Eðer hasta varsa ve yerinde tedavisi mümkünse tedavi ederler; mümkün deðilse hastalardan ücret almadan Darülacezeye götürerek orada tedavi ederler. Allah göstermesin herhangi bir gýda sýkýntýsý çekilirse, býraktýðým silahlar usta avcýlara verilir. Avcýlar da hayvanlarýn yumurta veya yavrulama döneminde olmadýklarý bir zamanda avlanarak hastalarý gýdasýz býrakmazlar. Ayrýca yaptýrdýðým aþevinde þehitlerin aile fertleri ve Ýstanbul’un fakirleri yemek yesinler. Eðer bu kimseler yemek yemeye veya yemeklerini almaya gelemezlerse yemekleri karanlýkta kimsenin göremeyeceði bir þekilde kapalý kaplar içerisinde evlerine götürülsün. (Yaþar Fersahoðlu, Dinler ve Çevre, s. 214’den uyarlanarak alýnmýþtýr.)

Ýslam dini ise çevreyi, tabii güzellikleri korumayý emretmiþtir. Kur'an-ý Kerim'de çeþitli ayetlerde insanlarýn doðayý iyi ve doðru olarak kullanmalarý öðütlenerek doðaya karþý bilinçli ve sorumluluk sahibi olmalarý istenir. Bu durum Kur'an-ý Kerim'de þöyle ifade edilmiþtir: "Göðü Allah yükseltti ve dengeyi 1 o koydu. Sakýn dengeyi bozmayýn."

Peygamberimiz de yollarýn ve gölgeliklerin kirletilmesini 2 yasaklamýþ, "Elinizde bir aðaç fidaný varsa, kýyamet kopacaðýný bilseniz bile, eðer onu dikecek 3 vaktiniz varsa, mutlaka dikin." diyerek çevrenin yeþillendirilmesine ve aðaç dikmenin önemine dikkat çekmiþtir. Kendi döneminde de Medine'nin bir bölümünü sit alaný ilan ederek 4 koruma altýna almýþtýr. Diðer bir hadisinde de çevrenin güzelleþtirilmesine ve korunmasýna katkýda bulunanlara þu müjdeyi vermiþtir: "Bir kimse bir aðaç dikse, o aðaç meyve verdikçe, sevabý aðaç 5 dikene yazýlýr."

“Ýnsanlarýn elleriyle yapýp ettiklerinden dolayý karada ve denizde düzen bozuldu. Belki dönerler diye, (Allah) onlara, yaptýklarýnýn bir kýsmýný tattýrýyor.” Rum suresi, 41. ayet.

Ýslam dini, doðada sunulan imkânlarý bilinçli kullanmayý, çevreye karþý duyarlý olmayý ve zarar verici 6 davranýþlardan kaçýnmayý öðütlemiþtir. 1 Rahman suresi, 7, 8. ayetler. 2 Sahihi Müslim, Taharet, s. 68. 3 Buharî, el-Edebü'l-Müfred, s. 1379. 4 Mehmet Bayraktar, Ýslam ve Ekoloji, s. 51. 5 Ahmet b. Hanbel, Müsned, C 5, s. 415. 6 Ýbrahim suresi, 32-34. ayetler; Hicr suresi, 6-18. ayetler

116


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

Çevrenin korunmasý, bizlerin olduðu kadar gelecek kuþaklarýn yaþamlarýný sürdürebilmeleri için de önemlidir. Bu nedenle yalnýzca kendimizi ve bireysel çýkarlarýmýzý deðil, gelecek kuþaklarý ve diðer canlýlarý da düþünmemiz gerekmektedir. Çevreye karþý duyarsýz olmanýn ileride bizi ve diðer insanlarý olumsuz etkileyeceðini unutmamalýyýz. Çevreyi korumak ayný zamanda toplumsal bir görevdir. Çünkü insanlar, içinde yaþadýklarý çevreyi baþkalarý ile paylaþýrlar. Ortaklaþa kullanýlan çevreyi kirletmek, diðer insanlara haksýzlýk olur. Bu nedenle insanlar, çevreyi nasýl bulmak istiyorlarsa o þekilde býrakmalýdýrlar. Saðlýklý bir ortamda insanca yaþamanýn herkesin en doðal hakký olduðu unutulmamalýdýr. 4. Küreselleþen Dünyada Dinlerarasý Ýliþkiler

Farklý dine, kültüre ve dünya görüþüne sahip insanlarýn birbirleriyle münasebet kurmalarý ilk defa günümüzde gerçekleþmiþ deðildir. Tarihte Müslümanlarla Yahudiler ve Hristiyanlar arasýnda zaman zaman iliþkiler kurulmuþtur. Bugün iletiþimin önem kazandýðý dünyamýzda dinlerin birbirleriyle münasebetleri gittikçe daha da fazla önem kazanmaktadýr. Ýnsanlarýn çatýþmadan, uyum içinde yaþayabilmeleri için birbirlerinin dinî inancýna, örf ve âdetlerine saygý duymalarý gerektiði düþüncesi, geniþ kitleler tarafýndan dile getirilmektedir. Bunun için farklý dinlerden ve kültürlerden insanlarýn bir araya gelip birbirlerini tanýmalarý ve ortak sorunlarýnýn çözümü için görüþ alýþ veriþinde bulunmalarý, dünyada yaþanan çatýþmalarýn önlenmesinde önemli katkýlar saðlayacaktýr.

Müslümanlar tarihin her döneminde diðer dinlerin mensuplarýyla diyaloga girmekten kaçýnmamýþlardýr. Hz. Muhammed Medine'ye göç ettiði zaman baþta Yahudiler olmak üzere diðer din mensuplarýyla, ayný devletin çatýsý altýnda birliktelik kurmuþ ve bu birlikteliðin esaslarýný yazýlý hâle getirmiþtir. Yapýlan bu anlaþma (Medine Vesikasý) ile farklý dine mensup insanlarýn hiçbirine baský yapýlmamýþ, aksine herkesin kendi dininin gereklerini rahatlýkla yerine getirmesine imkân saðlanmýþtýr.

DÝNLER BAHÇESÝ

Cami, kilise ve havranýn bir arada bulunduðu dinler bahçesi. (Belek/Antalya) Fatih Sultan Mehmet, Ýstanbul'u fethettiði zaman Anadolu'daki Yahudi topluluklarýna gönderdiði davet mektubunda þunlarý yazmýþtý: "Osmanlý Padiþahý Mehmet der ki: Tanrý bana pek çok ülke bahþetti ve hizmetkârý Hz. Ýbrahim ile Yakup'un sülalesine sahip çýkmamý, kendilerine yiyecek vermemi ve onlarý himayeme almamý bana emretti. Aranýzdan kim, Tanrý'nýn yardýmý ile Ýstanbul'a, baþkente gelip yerleþmeyi, incirin ve baðýn gölgesinde huzur içinde yaþamayý, serbest ticaret yapýp mal mülk sahibi olmayý arzular?" Osmanlý Türk tarihinde daha bunun gibi birçok örnek vardýr. 1492'de Ýspanya'dan kovulan Yahudileri 1 Osmanlý topraklarýna kabul eden II. Beyazýd'ýn davranýþý bunun en güzel örneklerindendir. Hristiyanlar, 28 Ekim 1965'te yayýmladýklarý bildirgede, "Kilise, Müslümanlara da büyük bir 2 saygýyla bakar." ifadeleriyle Müslümanlarla diyaloga girme kararý almýþlardýr. 1 Din Öðretiminde Yeni Yaklaþýmlar, s. 204-205. 2 Din Öðretiminde Yeni Yaklaþýmlar, s. 201.

117


DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ Bütün dinler kendi prensiplerinin doðruluðunu ileri sürmekle birlikte, diðer dinlerin varlýðýný da inkâr etmemektedir. Bu durum birden fazla din mensubunun bir arada yaþamalarýný zorunlu kýlmaktadýr. Öyleyse, herkes birbirinin dinî inancýna, örf ve âdetlerine saygý duymalý ve baþkalarýný inancýndan dolayý kýnamamalýdýr. Her din mensubu, kendi inancýnýn gereklerini rahatça yerine getirebilmeli ve inancýný baþkalarýna ulaþtýrabilmelidir. Bu da ön yargýlardan uzak, birlikte yaþama kültürünün ve diyalog ortamýnýn hazýrlanmasýyla mümkündür.

Dini yaymada yanlýþ olan husus, hileli yollara baþvurmak, insanlarýn birtakým sosyal ve ekonomik zaaflarýndan faydalanarak onlarý din deðiþtirmeye mecbur etmektir. Bu durum Ýslam dinini yayma faaliyeti olan tebliðe ters düþmektedir. Ancak Hristiyan yayýlmacýlýðý olarak bilinen misyonerlik faaliyetlerinde zaman zaman hile ve aldatmaca gibi birtakým yollara baþvurulduðu g ö r ü l m e k t e d i r. Ý s t i s m a r c ý misyonerlik denilen bu yöntemle insanlarýn dini duygularý, ekonomik ve sosyal durumlarý istismar edilerek dinlerini deðiþtirmeye zorlanmaktadýr. Bu yönüyle istismarcý misyonerlik zararlý bir faaliyet olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Hâlbuki dinler arasý iliþkilerin saðlýklý yürümesinde herkes, "Sizin dininiz size, benim 1 dinim de banadýr." anlayýþýný benimsemelidir. Sevgi, barýþ, kardeþlik, yardýmlaþma, hoþgörü, doðruluk, adalet gibi evrensel deðerler ön plana çýkarýlarak ortak noktalar oluþturulmalýdýr.

1 Kafirun suresi, 6. ayet.

118

Kutsal Kitaplardan Hoþgörü ve Diyalogla Ýlgili Örnekler “Dind e zorlam a yoktu r; artýk doðru lukla eðrilik birbirinden ayrýlmýþtýr...” (Bakara suresi, 256. ayet.) “De ki: Hak Rabb’inizdendir. Öyleyse dileyen inansýn, dileyen inkâr etsin...” (Kehf suresi, 29. ayet.) (Resulüm!) de ki: Ey Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramýzda müþterek olan bir söze geliniz: Allah'tan baþkasýna tapmayalým; O'na hiçbir þeyi eþ tutmayalým ve Allah'ý býrakýp da kimimiz kimimizi ilahlaþtýrmasýn. Eðer onlar yine yüz çevirirlerse, iþte o zaman: Þahit olun ki biz Müslümanlarýz! deyiniz. (Âl-i Ýmran suresi, 64. ayet.) “Her bakýmdan alçak gönüllü, yumuþak huylu, sabýrlý olun. Birbir inize sevgiy le, hoþgö rüyle davra nýn.” (Kitab-ý Mukaddes, Pavlus'un Efesliler'e Mektubu, 4/1.) “Kimseyi kötülemesinler. Kavgacý deðil, uysal olsunlar. Herk ese her zama n yumu þak davra nsýnla r.” (Kitab-ý Mukaddes, Pavlus'un Titus’a Mektubu, 3/2.) “Ama ben size diyorum ki, kötüye karþý direnmeyin... (Ýncil, Matta , 5/39.) “Herkese saygý gösterin. Ýmanlý kardeþlerinizi sevin, Tanr ý'dan kork un, krala saygý göste rin.” (Kitab-ý Mukaddes, Petrus'un Birinci Mektubu, 2/17.)

Dünyada yaþanan sorunlarýn çözülmesinde dinlerin rolünü tartýþýnýz.


ÜNÝTEMÝZÝ DEÐERLENDÝRELÝM 1. Hristiyanlýkta tanrý inancý nasýldýr? Açýklayýnýz. 2. Ýslam dininin temel özelliklerini belirtiniz. 3. Dinlerin çevrenin korunmasýna yönelik görüþlerini belirtiniz. 4. Yahudilikteki Mesih inancýný açýklayýnýz. 5. Ýlahî dinlerde emredilen ibadetlerde benzer uygulamalar var mýdýr? Açýklayýnýz. 6. I. “Ey iman edenler!... Doðrularla beraber olun.” (Kur'an-ý Kerim) II. “…Hile yapmayýn.” (Tevrat) III. “Ne mutlu yüreði temiz olanlara!” (Ýncil) IV. “Nirvanaya ulaþmanýn ilk þartý doðruluktur.” (Budizm) V. “Doðruluktan ayrýlma, yanlýþlarýný düzelt!” (Konfüçyanizm) Yukarýdaki verilerden çýkarýlabilecek ortak sonuç aþaðýdakilerden hangisidir? A) Doðruluk Ýslam’ýn prensiplerindendir. B) Kalp temizliði Hristiyanlýðýn bir esasýdýr. C) Doðruluk evrensel bir ilkedir.

D) Aldatmamak Tevrat’ýn emirlerindendir.

E) Doðruluk Budizm’in inanç esaslarýndanýr. 7. Aþaðýdakilerden hangisi Hint dinlerinden biri deðildir? A) Hinduizm

B) Taoizm

D) Caynizm

E) Sihizm

C) Budizm

8. I. Belli bir kurucusu, inanç sistemi, kutsal kitabý yoktur. II. Bu dinler tamamen bir kabileye aittir. III. Ata ruhlarýna saygý önemli ritüellerdendir. Yukarýda anlatýlan özellikler hangi dinlere aittir? A) Geleneksel dinler

B) Hint dinleri

D) Çin ve Japon dinleri

E) Ýlahî dinler

DÝN, KÜLTÜR VE MEDENÝYET

YAÞAYAN DÝNLER VE BENZER ÖZELLÝKLERÝ

C) Vahya dayalý dinler

9. Guru Nanak'ýn kurucusu olduðu Hint dini aþaðýdakilerden hangisidir? A) Konfüçyanizm

B) Sihizm

D) Caynizm

E) Budizm

C) Ýslam

10. Aþaðýdakilerden hangisi ilahî dinlerin özelliklerinden biri deðildir? A) Kutsal kitabý vardýr.

B) Peygamberi vardýr.

C) Ahiret inancý vardýr.

D) Allah tarafýndan gönderilir.

E) Ölen insanýn ruhu bir baþka bedende tekrar doðar.

119


SÖZLÜK A adalet: Hak ve hukuka uygunluk, hakký gözetme, doðruluk. Haklýya hakkýný verme, suçluyu cezalandýrma. ahit: Kendi kendine söz vererek bir iþi üzerine alma, ant. Antlaþma. akçe: Küçük gümüþ para. Her tür madenî para. akide: Bir þeye inanarak baðlanýþ, inanç, din inancý. âlem: Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluþturduðu bütün, evren. Dünya, cihan. amentü: Arapça “Ýnandým.” anlamýna gelen ve Ýslamiyetin temel inançlarý olan “Allah’a, onun meleklerine, kitaplarýna, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayýr ve þerrin Allah’tan geldiðine inanma”yý dile getiren söz. arasta: Çarþýlarda veya alýþveriþ bölgelerinde ayný iþi yapan esnafýn bir arada bulunduðu bölüm. arz-ý mevut: Yahudi düþüncesinde, Tanrý Yahova’nýn Yahudilere vermeyi vadettiði topraklar. ashap: Hz. Muhammed’i görmüþ ve onun sohbetinde bulunmuþ Müslümanlar. ayin: Dinî tören. B batýl inanç: Doðaüstü olaylara, gizli ve akýl dýþý güçlere, kehanetlere aþýrý derecede baðlý boþ inanç. batýl: Doðru ve haklý olmayan. Çürük, temelsiz. Geçersiz. bazilika: Ýçi, ortadaki yüksek, yanlardaki daha alçak olmak üzere iki sýra sütunla üç salona ayrýlmýþ, dikdörtgen biçimindeki büyük kilise. bedesten: Kumaþ, mücevher vb. deðerli eþyalarýn alýnýp satýldýðý kapalý tarihî çarþý. buðz: Sevmeme, biri hakkýnda gizli ve içten düþmanlýk beleme, kin, nefret. buhur: Dinî törenlerde yakýlan kokulu aðaç gibi maddeler, tütsü. buyruk: Alevilik-Bektaþilik anlayýþýnýn temel âdâb ve erkânýný anlatan kitaplara verilen isim. büyü: Tabiat kanunlarýna aykýrý sonuçlar elde etmek iddiasýnda olanlarýn baþvurduklarý gizli iþlem ve davranýþlara verilen genel ad, afsun, sihir. C-Ç cefa: Zulüm. çerað: Yað kandili ve genellikle mum, meþale gibi ýþýk veren þey.

120

D Darülaceze: Düþkünlerevi. defin: Ölü gömme. dergâh: Tarikat mensuplarýnýn Allah’ý anmak amacýyla bir araya geldikleri yer. diðerkâmlýk: Hiçbir çýkar düþüncesi taþýmadan

baþkalarýný düþünme, baþlarýnýn menfaatlerini kendi menfaatinden üstün tutma. dogma: Belli bir konuda ileri sürülen bir görüþün sorgulanamaz, tartýþýlamaz gerçek olarak kabul edilmesi. doktrin: Öðreti. Düvaz imam: Konusu on iki imamý övmek olan nefes. E ehl-i iyal: Çoluk, çocuk, aile. ehl-i kitap: Kitap ehli. Ýslam inancýna göre Yahudi ve Hristiyanlara verilen isim. Epikürcülük: Hazlara, sevinçlere yönelik bir hayatýn hedef edinilmesini ileri süren öðreti. erkân: Yol, yöntem. ezelî: Öncesiz. F fâni: Ölümlü, gelip geçici. farz-ý kifaye: Müslümanlarýn ferden deðil de toplum olarak sorumlu olduklarý yükümlülüklerdir. fenafillah: Allah’ýn varlýðý içinde yok olmak. Fýsýh: Paskalya günü. fýtrat: Yaratýlýþ, hilkat. firavun: Eski Mýsýr hükümdarlarýna verilen unvan. G ganimet: Savaþta düþmandan zorla ele geçirilen mal. gelenek: Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmýþ olmalarý dolayýsýyla saygýn tutulup kuþaktan kuþaða iletilen kültürel kalýntýlar, bilgi ve davranýþlar, anane. güruhu naci: Kurtuluþa eren topluluk. H haç: Hristiyanlýðýn sembolü sayýlan ve birbirini dikey olarak kesen iki çizgiden oluþan biçim, istavroz, salip. hadis: Hz. Muhammed’in söz ve davranýþlarý, bu söz ve davranýþlarý inceleyen bilim. hak: Adaletin, hukukun gerektirdiði veya birine ayýrdýðý þey, kazanç. Pay. hakka’l-yakin: Bir þeyi þüphesiz olarak tam ve doðru þekilde bilmek. halilullah: Allah’ýn gerçek ve samimi dostu. hanif: Ýslâm’dan önce Mekke’de, Hz. Ýbrahim’in inanýþýný devam ettiren az sayýdaki insan topluluðuna verilen ad. haram: Dinî bakýmdan yasak olan. haþir: Toplanma, bir araya gelme, kýyamet gününde ölülerin diriltilip mahþere çýkarýlmasý. havari: Hz. Ýsa’nýn öðüt ve inançlarýnýn yaymak iþiyle görevlendirdiði on iki yardýmcýsýndan her birine verilen ad. hayâ: Utanma duygusu, utanç, utanma, sýkýlma.


hayýr: Ýyilik, karþýlýk beklenmeden yapýlan yardým. Ýyi, hayýrlý, yararlý, faydalý. hidayet: Doðru yol, hak olan Müslümanlýk yolu. Müslüman olmak, Ýslam dinini kabul etmek. hikmet: Bilgelik. Özlü söz, vecize. hurafe: Dine sonradan girmiþ yanlýþ, batýl inanç. Ý içtihat: Din bilginlerinin ayet, hadis ve kýyasa uyarak ve onlardan hareket ederek dinî konularý açýklamak için çalýþmalarý. Çalýþýp çabalama, güç iþleri yapma. ihsan etmek: Baðýþta bulunmak, kerem etmek, inayet etmek, baðýþlamak. ihtilaf: Ayrýlýk, anlaþmazlýk, aykýrýlýk, uyuþmazlýk. ihtiras: Aþýrý, güçlü istek. Tutku. ikrah: Tiksinme, iðrenme, isteði dýþýnda bir þey yaptýrma. ikrar vermek: Alevilik-Bektaþilikte kiþinin, Allah’ý ve kendisini þahit tutarak her türlü kötülükten uzak kalacaðýna, iyiliklere koþacaðýna dair söz vermesi. Ýlah: Allah, Rab. ilahî: Allah ile ilgili, Allah’a ait. ilahi: Allah’ý övmek, ona dua etmek için yazýlýp makamla okunan nazým. imece: Birçok kimsenin toplanýp el birliðiyle bir kiþinin veya bir topluluðun iþini görmesi ve böylece iþlerin sýra ile bitirilmesi. israf: Gereksiz yere para, zaman, emek gibi harcama, savurganlýk, tutumsuzluk. istisna: Bir þeyi veya kimseyi benzerlerinden ayrý tutma, ayýrma. itaat: Söz dinleme, boyun eðme, buyruða uyma. K- L kâinat: Evren, dünya. kanaatkâr: Azla yetinen, elindeki ile yetinen. Kardinal: Papayý seçen, danýþmanlýðýný yapan baþpapazlardan her biri. kavuk: Pamuktan yapýlmýþ üzerine sarýk sarýlan erkek baþlýðý. kefaret: Bir günahý Allah’a baðýþlatmak umuduyla verilen sadaka veya tutulan oruç. kefen: Ölünün gömülmeden önce sarýldýðý beyaz bez. kelam: Allah’ýn varlýðýný ve Ýslam dininin doðruluðunu konu edinen bilim. Allah’ýn konuþma sýfatý. kýssa: Ders alýnmasý gereken kýsa hikâye. kýyam: Namazda ayakta durma. Ýslam inancýna göre, ölümden sonra yeniden dirilip ayaða kalkma. konsül: Hristiyan geleneðinde inanç esaslarý, ibadetler veya yönetim konularýndaki sorunlarý görüþmek ve karara baðlamak gayesiyle üst düzey din adamlarýnýn bir araya gelerek yaptýðý toplantý.

kudret: Güç, erk, iktidar. Maddi güç, zenginlik. Allah’ýn ezelî gücü. kul hakký: Ýnsanlarýn birbirlerine geçen emekleri, birbirleri üstündeki haklarý. kuruntu: Yanlýþ ve yersiz düþünce, evham. lütuf: Önem verilen, sayýlan birinden gelen iyilik, yardým, ihsan, inayet, atýfet. M mabet: Tapýnak. Özel bir konuda, sevgi ve saygý ile baðlanmanýn ortaya konulduðu yer. maðfiret: Baðýþlama. manastýr: Bazý kesin kurallara baðlý rahip veya rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaþadýklarý yapý, keþiþhane. marifetullah: Allah’ý bilme ve tanýma. mecal: Güç, kuvvet, derman, takat. Mecusilik: Ateþe tapýnmayý öngören inanç. medeniyet: Uygarlýk. mersiye: Aðýt. Mesih: Hz. Ýsa’ya verilen adlardan biri. meþru: Yasanýn, dinin ve kamu vicdanýn doðru bulduðu. Helal, yasal. metafizik: Doða ötesi. mezhep: Bir dinin görüþ, yorum ve anlayýþ ayrýlýklarý sebebiyle ortaya çýkan kollarýndan her biri. mikron: Bir metrenin milyonda biri, milimetrenin binde biri, mikrometre. millî: Milletle ilgili, millete özgü. miraçlama: Hz Muhammed’in miracýný anlatan manzum eser. Misrah: Yahudilerin ibadet ederken döndükleri Kudüs yönü. mistik: Mistisizm yanlýsý olan ilahiyat veya mistik yaþamla uðraþan kimse. misyoner: Bir dinin özellikle de Hristiyanlýðý yaymakla görevli kimse. misyonerlik: Hristiyanlýðý yayma yönündeki sistemli faaliyet ve teþkilat. Misyonerin yaptýðý iþ. muhaddis: Hadis ilmiyle uðraþan kimse, hadis bilgini. murakabe: Tasavvufta Allah’a baðlanarak çile doldurma. musahip: Alevilik-Bektaþilik anlayýþýnda dünya ve ahirette yol kardeþliði. musalla taþý: Cenaze namazý kýlmak için üstüne tabut konulan masa biçiminde yüksekçe taþ. musibet: Ansýzýn gelen felaket, sýkýntý veren þey. mutasavvýf: Tasavvuf inançlarýný benimseyerek kendini Allah’a adamýþ kimse, sofi. muzaffer: Üstünlük kazanmýþ, zafer kazanmýþ, yenmiþ. münacat: Yakarýþ. Divan edebiyatýnda Allah’ý öven þiir türü veya þiirin bir bölümü.

121


münzevi: Topluluktan kaçan, yalnýz baþýna kalmayý seven. mürebbi: Eðitici erkek. mürþit: Doðru yolu gösteren, kýlavuz. N nasuh tövbe: Ýþlenen bir günahtan piþmanlýk duyup Allah’tan af diledikten sonra bir daha o günahý iþlememektir. nefes: Bektaþi ve Alevilerin görüþ ve düþüncelerini belirtmek için yazýlmýþ þiir. nefis: Öz varlýk, kiþilik. nefsi müdafa: Korunma, kendini, öz benliðini koruma. nektar: Meyve özü, balözü. n i y a z e y l e m e k : Ya l va r m a , ya k a r m a . nutfe: Bel suyu, insan veya hayvan tohumu, meni. nüve: Bir þeyin özü, çekirdek. Ö-P Paskalya: Hristiyanlarýn, her yýl, Hz. Ýsa’nýn dirildiðine inanýlan günün yýl dönümünde kutladýðý bayram. Pesah: Paskalya günü. pir: Bir tarikat veya sanatýn kurucusu. put: Bazý ilkel toplumlarda doðaüstü güç ve etkisi olduðuna inanýlan canlý veya cansýz nesne, tapýnacak, sanem, fetiþ. putperest: Puta tapan. R Rab: Allah, yaratan, yaþatan, büyüten ve yöneten. Rahîm: Koruyan, acýyan, merhamet eden. Ahirette sadece müminlere acýyan Allah. rahip: Hristiyanlarda genellikle manastýrda yaþayan din adamý. Rahman: Herkese, her canlýya merhamet eden (Allah). rahmet: Acýma, merhamet etme, baðýþlama, esirgeme, þefkat gösterme. ravi: Rivayet eden, iþittiði haberleri ve sözleri baþkalarýna aktaran; hadisle ilgili haberleri anlatan. rey: Kiþisel düþünce ve görüþ. Roþ-Haþana: Yahudilikte yýllýk bayram. rükû: Namazda öne doðru eðilme. S sadaka: Yoksullara yardým olarak karþýlýksýz verilen þey. sadakat: Ýçten baðlýlýk, saðlam, güçlü dostluk. safiyyullah: Âdem Peygamber. sahabe: Hz. Muhammed’i görmüþ ve onun sohbetinde bulunmuþ kimse, ashap. sahih: Gerçek, doðru, hakiki.

122

sakrament: Hristiyanlýkta dinî tören, ayin. salavat: Hz. Muhammed’e saygý bildirmek için okunan dua. sarýk: Kavuk, fes gibi bazý baþlýklarýn üzerine sarýlan tülbent, þal. say: Hac ibadeti sýrasýnda Safa ile Merve tepeleri arasýnda gidip gelme. secde: Genellikle namaz kýlarken alný, el ayalarýný, dizleri ve ayak parmaklarýný yere getirerek alýnan durum. seha: Cömertlik, el açýklýðý. sema: Mevlevi derviþlerinin ney, nýsfiye gibi çalgýlar eþliðinde, kollarýný iki yana açýp dönerek yaptýklarý ayin. semavi: Gökle ilgili, göðe iliþkin. semere: Meyve, verim, fayda, kâr, menfaat, sonuç, netice. serpuþ: Baþlýk. sihir: Büyü. sihirbaz: Büyü yapan kimse. Þ Stoacýlýk: Aklýn egemenliðini, doðaya uygun yaþamayý, ruhu duyumsamazlý ve dünya yurttaþlý ülküsünü amaç olarak koyan Kýbrýslý Zenon’un kurduðu, öðretiye iliþkin derslerin stoa denilen direkli galeride verildiði öðreti. stres: Ameliyat þoku, travma, soðuk, coþku vb. etkenlerin organizmada oluþturduðu bozukluklarýn tümü, ruhsal gerilim. sükûnet: Durgunluk, dinginlik, hareketsizlik, sessizlik. Huzur, rahat. Þah-ý Merdan: Mertlerin, yiðitlerin þahý anlamýnda olup Hz. Ali’ye lakap olmuþtur. þehit: Kutsal bir ülkü ve inanç uðruna ölen kimse. þehvetperest: Þehvete, cinsel isteklerine aþýrý derecede düþkün olan. þems: Güneþ. þer: Kötülük, fenalýk. þirk: Allah’ýn birden çok olduðuna inanma, Allah’a ortak tanýma, eþ koþma. þükretmek: Allah’a duyulan minneti dile getirme. Mutlu bir olay veya durumdan, yapýlan iyilikten duyulan hoþnutluðu bildirme. T tahrif etmek: Kelimede harflerin yerini deðiþtirerek anlamý bozma. Bir metni ilave çýkarmalarla farklý anlama gelecek þekle sokma, bozma, deðiþtirme. tahripkâr: Tahrip eden, yýkýcý. takva: Dinin yasak ettiði þeylerden sakýnýp buyurduklarýný yerine getirme, züht. talip: Tasavvufi bir yorumu benimsemek isteyen kimse. tamah etmek: Açgözlü davranmak.


tapýnak: Ýçinde ibadet edilen, tapýnýlan yapý, mabet, ibadethane. tasavvuf: Allah’ýn niteliðini ve evrenin oluþumunu varlýk birliði anlayýþýyla açýklaya dinî, felsefî akým. Kur’an’da önerilen ve peygamberin hayatýnda uygulamalarý görülen hayat tarzýný yaþama gayreti, Ýslam gizemciliði. tasdik: Doðrulama. Onaylama. tasvir: Yazýyla veya baþka ifade tarzlarýyla anlatma. taziye: Ölen kimsenin yakýnlarýna baþsaðlýðý dileme. tefekkür: Düþünme, düþünüþ. tekfin: Kefenleme. telkin: Ölü gömüldükten sonra mezar baþýnda imamýn söylediði dinî sözler. teþekkül etmek: Belirmek, belli bir biçim almak, oluþmak. Kuruluþ olarak oluþmak. tevazu: Alçak gönüllülük, gösteriþsizlik. tevekkül: Herhangi bir iþte elinden geleni yapýp daha sonrasýný Allah’a býrakmak. tevhit: Allah’ýn birliðine inanma, bir sayma, bir olarak bakma. Birlik, bütünlük. tevila: Yahudililikte bir nevi abdest. tezahür: Ortaya çýkma, görünme, belirme, belirti. týlsým: Doðaüstü iþler yapabileceðine inanýlan güç. Büyülü þey, muska. Çare, önlem, kuvvet. tütsü: Dinî törenlerde çevrenin güzel kokmasýný saðlamak, büyü veya ilaç yapmak amacýyla yakýlan kokulu madde.

Y yâran odalarý: Dost ve arkadaþlarýn bir araya geldiði mekânlar. yegâne: Biricik, tek. yevmiye: Günlük ücret, gündelik. Z zaaf: Düþkünlük, eksiklik, yetersizlik, zayýflýk. zahit: Dinin yasak ettiði þeylerden sakýnýp b u y u r d u k l a r ý n ý ye r i n e g e t i r e n ( k i m s e ) . zalim: Haksýzlýk yapan, zulmeden; haksýz, adaletsiz, gaddar. zembil: Hasýrdan örülmüþ saplý torba. zina: Aralarýnda evlilik baðý olmayan kiþiler arasýndaki cinsel iliþki. zuhur: Ortaya çýkma, görünme. züht: Takva. zümre: Cemaat, topluluk, bölük, grup, sýnýf, takým, bölüm.

Ü ümmet: Hz. Muhammed’e inanarak, onun yaptýklarýný ve söylediklerini uygulayarak, onun ilkeleri etrafýnda toplanan Müslümanlarýn tümü. V vaat: Bir iþi yapmak için verilen söz; bir iþi yapmayý üzerine alma, söz verme. vaaz: Dinî konuþma, nasihat, tavsiye, öðüt. vahiy kâtibi: Allah tarafýndan gönderilen buyruklarý yazan kimse. Peygamber Efendimize gelen vahiyleri, onun emri ile yazan sahabelere verilen isim. vahiy: Allah’ýn peygamberlerine iletmek istediði mesajlarý melek aracýlýðýyla bildirmesi. vakfetmek: Vakýf hâline getirmek, bir þeyin hepsini bir iþe vermek. vasiyet: Bir kimsenin ölümünden sonra yapýlmasýný istediði þey. vasiyetname: Vasiyet kâðýdý. vecd: Bir þey karþýsýnda duyulan hayranlýk veya sevgiden dolayý kendinden geçme durumu. vehim: Kuruntu. veli: Seven, sevilen, arkadaþ, dost. Allah’a iman ve içtenlikle yapýlan kulluðun sonucunda onun sevgisini ve dostluðunu kazanan kiþi. vicdan: Kiþiyi kendi davranýþlarý hakkýnda bir yargýda bulunmaya iten, kiþinin kendi ahlak deðerleri üzerine dolaysýz ve kendiliðinden yargýlama yapmasýný saðlayan güç.

123


KAYNAKÇA

Acluni, Keþfü’l-Hafa, Beyrut, 1932. ADAM, Baki, Karþýlaþtýrmalý Dinler Tarihi, Millî Eðitim Bakanlýðý Devlet Kitaplarý, Ankara, 2003. Ahmet bin Hanbel, Müsned, Beyrut, 1991. Ahmet bin Hanbel, Müsned, Cilt 1-6, Kahire, 1897. Âþýk Virani Divaný, (hzl.: M.Halid Bayrý) Maarif Kitaphanesi, Ýstanbul, 1957. ATASAGUN, Galip, Ýlahî Dinlerde (Yahudilik, Hristiyanlýk ve Ýslam’da) Dinî Semboller, Sebat Ofset, Konya, 2004. Atatürk Din ve Laiklik, Menteþ Matbaasý, Ýstanbul, 1968. Atatürkçülük, Cilt 1-3, Millî Eðitim Bakanlýðý Yayýnlarý, Ýstanbul, 1997. AYDIN, Mehmet, Ansiklopedik Dinler Sözlüðü, Din Bilimleri Yayýnlarý, Konya, 2005. AYDIN, Mehmet, Hristiyan Kaynaklarýna Göre Hristiyanlýk, Türkiye Diyanet Vakfý, Ankara, 2005. BAYRAKTAR, Mehmet, Ýslam ve Ekoloji, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 2000. BERKÝ, Ali Himmet, 250 Hadis, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1974. Buyruk, (hzl.: Fuat Bozkurt) Ýstanbul, 1982. Cabbar Kulu, Kitab-ý Cabbar Kulu, (hzl.: Osman Eðri), Türkiye Diyanet Vakfý Yayýnlarý, Ankara, 2007. CAN, Þefik, Divan-ý Kebir’den Seçmeler, Ötüken Yayýnlarý, Ýstanbul, 2000. CANAN, Ýbrahim, Hadis Ansiklopedisi (Kütüb-i Sitte), Feza Gazetecilik, Ýstanbul, 1995. CANAN, Ýbrahim, Kütüb-i Sitte Muhtasarý Tercüme ve Þerhi, Akçað Yayýnlarý, Ankara, 1988. CÝLACI, Osman, Günümüzde Dünya Dinleri, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1995. ÇAÐRICI, Mustafa, Ýslam Düþüncesinde Ahlak, ÝFAV Yayýnlarý, Ýstanbul, 1989. ÇAKAN, Ýsmail Lütfi, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Yayýnlarý, Ýstanbul, 1989. ÇAKAN, Ýsmail Lütfi, Hadislerde Görülen Ýhtilaflar ve Çözüm Yollarý, ÝSAV Yayýnlarý, 1982. DEMÝRER, Ercüment, Din, Toplum ve Kemal Atatürk, Ankara, 1999. Din Öðretiminde Yeni Yaklaþýmlar, Millî Eðitim Bakanlýðý Yayýnlarý, Ýstanbul, 2000. Ebu Ali Eminüddin Fazl Tabersi, Mekarimü’l-Ahlak, el-Matbaatü’l-Ezheriyye, 1893. Ebu’l-Ala Afifi, Tasavvuf (Ýslam’da Manevi Hayat), Ýz Yayýnlarý, Ýstanbul, 2004. Ebü’l-Hasan Muhammed, Nehcü’l-Belaga, (tercüme: Abdülbaki Gölpýnarlý), Der Yayýnlarý, EÐRÝ, Osman, Bektaþilikte Tasavvufi Eðitim, Horasan Yayýnlarý, Ýstanbul, 2003. ERASLAN, Kemal, Divan-ý Hikmet’ten Seçmeler, Kültür Bakanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1991. ERAYDIN, Selçuk, Tasavvuf ve Tarikatlar, ÝFAV Yayýnlarý, Ýstanbul, 1994. ERBAÞ, Ali, Hristiyanlýkta Ýbadet, Ayýþýðý Kitaplarý, Ýstanbul, 2003. ERDOÐAN, Mehmet, Akýl-Vahiy Dengesi Açýsýndan Sünnet, Marmara Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Yayýnlarý, Ýstanbul, 1998. ERDOÐAN, Mehmet, Ýslam Hukukunda Ahkâmýn Deðiþmesi, Marmara Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Yayýnlarý, Ýstanbul, 1990. Es-Seyyid Ebu’l - Vefa Menakýbnamesi, (hzl.:Dursun Gümüþoðlu), Can Yayýnlarý, Ýstanbul, 2006. FERSAHOÐLU, Yaþar, Dinler ve Çevre, Marifet Yayýnlarý, Ýstanbul, 2003. FIÐLALI, Ethem Ruhi, Çaðýmýzda Ýtikadi Ýslam Mezhepleri, Selçuk Yayýnlarý, Ýstanbul, 1990. GÜÇ, Ahmet, Dinlerde Mabed ve Ýbadet, Ensar Neþriyat, Ýstanbul, 2005. Hacý Bektaþ Veli, Makâlât, (çev.: Abdurrahman Güzel), Akçað Yayýnlarý, Ankara, 2002. HAMÝDULLAH, Muhammed, Hz. Peygamberin Altý Orijinal Mektubu, Beyan Yayýnlarý, Ýstanbul, 1990. HAMÝDULLAH, Muhammed, Ýslam Peygamberi, (çev.: Salih Tuð), Ýrfan Yayýnlarý, Ýstanbul, 1990. HEYET, Ýlmihâl, I-II, Türkiye Diyanet Vakfý Yayýnlarý, Ankara, 2004. HEYET, Kur’an-ý Kerim ve Açýklamalý Meali, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 2001. HEYET, Yaþayan Dünya Dinleri, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 2007. IÞIK, Hidayet, Amiri’ye Göre Ýslam ve Öteki Dinler, Ýz Yayýncýlýk, Ýstanbul, 2006. Ýbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, Beyrut, 1959. Ýbn Haldun, Mukaddime (hzl.: Süleyman Uludað), Dergâh Yayýnlarý, Ýstanbul, 2005. Ýbn Mace, Sünen, Cilt 1,2, Beyrut, 1407/1986. Ýslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfý, Ýstanbul, 2011. Ýstanbul, 1990. KANDEHLEVÝ, Muhammed Zekeriya, Fezailu’l-A’mal, (çev.: Yusuf Karaca), Risale Yayýnlarý, Ýstanbul, 2009. KISAKÜREK, Necip Fazýl, Çile, Yapý Kredi Yayýnlarý, Ýstanbul, 2005. Kitab-ý Mukaddes, Kitab-ý Mukaddes Þirketi Yayýnlarý, Ýstanbul, 2001. Kitab-ý Mukaddes, Ohan Matbaacýlýk, Ýstanbul, 1997. KOCA, Þevki, Melami-Bektaþi Metaforunda Ýrþad Paradigmasý Mürg-i Dil, Nazenin Yayýncýlýk, Ýstanbul, 1999. KOÇYÝÐÝT, Talat, Hadis Istýlahlarý, Ankara Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Yayýnlarý, Ankara, 1985.

124


KOMÝSYON, Ortaöðretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Öðretim Programý, Devlet Kitaplarý Müdürlüðü, Ankara, 2005. Kuleynî, Muhammed bin Yakub, el-Kâfî, Daru’s-Sa’b, Beyrut, 1980. Kur’an-ý Kerim Meali, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý, Ankara, 2005. KUTAY, Cemal, Kurtuluþun ve Cumhuriyetin Mavevi Mimarlarý, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara. KUTLU, Sönmez, Alevilik-Bektaþilik Yazýlarý, Ankara Okulu Yayýnlarý, Ankara, 2006. Mevlânâ Celalettin, Mesnevi (çev.: Tahir’ul-Mevlevi), Cilt 15, Selam Yayýnlarý, Konya, 1971. Mevlânâ, Mecalis-i Seb’a (Yedi Meclis) (çev.: Abdulbaki Gölpýnarlý), Konya, 1965. Mevlânâ, Mesnevi (Çev.: Veled Ýzbulak), Millî Eðitim Bakanlýðý Yayýnlarý, Ýstanbul, 1991. Muhammed Esed, Kur’an Mesajý, (çev.: Cahit Koytak, Ahmet Ertürk), Ýþaret Yayýnlarý, Ýstanbul, 1997. Müslim, Sahih-i Müslim, Beyrut, 1987. Müslim, Sahih-i Müslim, Çaðrý Yayýnlarý, Ýstanbul, 1992. NOYAN, Bedri, Bektaþilik-Alevilik Nedir, Ankara, 1987. ÖKTE, Ertuðrul Zekai, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Yurtiçi Gezileri (1922-1938), Ýstanbul, 2000. ÖNER, Necati, Stres ve Dini Ýnanç, Türkiye Diyanet Vakfý Yayýnlarý, Ankara, 1989. ÖZEN, Adem, Yahudilikte Ýbadet, Ayýþýðý Kitaplarý, Ýstanbul, 2001. PALAZAOÐLU, Ahmet Bekir, Atatürk’ün Okul Gezileri, Millî Eðitim Bakanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1999. RAJU, Pt.T. W.; KITAGAWA, Chan; Faruki, J. Ý., Asya Dinleri, Ýnkýlab Yayýnlarý, Ýstanbul, 2002. Riyazü’s- Salihin ve Tercümesi, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1986. Sahih-i Buharî Muhtasarý Tecridi Sarih Tercemesi ve Þerhi, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1987. SARIKOYUNCU, Ali, Atatürk Din ve Din Adamlarý, Türkiye Diyanet Vakfý Yayýnlarý, Ankara, 2004. Suyuti, ed-Durru’l-Mensur fi’t-Tefsiri’l-Me’sur, Cilt 1-8, Daru’l Fikr, Lübnan, 1983. Suyuti, el-Camiu’s-Saðir, Mýsýr, 1938. SÜBHANÝ, Cafer, Ana Hatlarýyla Caferilik, Kevser Yayýnlarý, Ýstanbul, 2009. Þeyh Safi Buyruðu, (çev.: Nizamettin Parlak, Sönmez Kutlu), Horasan Yayýnlarý, Ýstanbul, 2009. Tirmizî, el- Camiu’s-Sahih, Beyrut, 1987. Tur, Seyit Derviþ, Erkanname, Can Yayýnlarý, Ýstanbul, 2002. TÜMER, Günay; KÜÇÜK, Abdurrahman, Dinler Tarihi, Ocak Yayýnlarý, Ankara, 1993. TÜRKAN, Ahmet, Ateþ Kültü ve Ölü Yakma Ayinleri, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayýnlanmamýþ Yüksek Lisans Semineri), Konya, 2001. Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayýnlarý, Ankara, 2006. UÐUR, Müçteba, Buharî, Kültür Bakanlýðý Yayýnlarý, Ankara, 1989. ULUÇAY, Ömer, Alevilikte Dua, Gözde Yayýnevi, Adana, 1996. ÜNLÜ, Nuri, Ýslam Tarihi, Marmara Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi Vakfý Yayýnlarý, Ýstanbul, 1992. ÜZÜM, Ýlyas, Günümüz Aleviliði, Türkiye Diyanet Vakfý, ÝSAM Yayýnlarý, Ýstanbul, 2000. ÜZÜM, Ýlyas, Kültürel Kaynaklarýna Göre Alevilik, Horasan Yayýnlarý, Ýstanbul, 2004. Virani Divaný ve Risalesi, (Derleyen Adil Ali Atalay Vaktidolu), Can Yayýnlarý, Ýstanbul, 1998. YAMAN, Mehmet, Alevilikte Cem: Ýnanç, Ýbadet, Erkan, Can Yayýnlarý, Ýstanbul, 2003. Yazým Kýlavuzu, Türk Dil Kurumu Yayýnlarý, Ankara, 2007. YENÝTERZÝ, Emine, Mevlânâ Celalettin Rumi, Türkiye Diyanet Vakfý Yayýnlarý, Ankara, 2005. YILDIRIM, Ramazan, “Tasavvufi Bir Yorum Olarak Alevilik ve Bektaþilik”, EKEV Akademi Dergisi, Yýl: 13, Sayý: 41, Erzurum, 2009. YILDIRIM, Suat, Mevcut Kaynaklara Göre Hristiyanlýk, Iþýk Yayýnlarý, Ýzmir, 1996. YILMAZ, Hasan Kamil, Anahatlarýyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Ensar Neþriyat, Ýstanbul,1997. YÝTÝK, Ali Ýhsan, Hint Dinleri, Ýzmir Ýlahiyat Vakfý Yayýnlarý, Ýzmir, 2005. Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig, (hzl.: Reþit Rahmeti Arat), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1998. YÜKSEL, Müfit, Bektaþilik ve Mehmet Ali Hilmi Dedebaba, Bakýþ Yayýnlarý, Ýstanbul, 2002.

akfomc

125


Dinkulturuveahlakbilg 12  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you