__MAIN_TEXT__

Page 87

YORUM

Elçin Ekinci, ‘İnşa’, 2013

ELÇİN EKİNCİ DÜZENİN DOĞASI DAİRE GALERİ NAZLI PEKTAŞ

18 Aralık’ta Daire Galeri’de açılan “Düzenin Doğası//The Nature of Order” Elçin Ekinci’nin İstanbul’daki ilk kişisel sergisi. Ekinci bu sergideki işlerinde, tasarlanmış geometrinin ölçülebilir dünyasına müdahale eder. Yarattığı estetik objeler ve videolar, gerçeği bir metafor olarak alır ve onu ironik bir dille sorgular. Çarpıtılmış, deforme edilmiş ve hatta yerinden edilmiş şeyler; yeni yerlerinde başka bir ihtimal ararlar. Ekinci, “Düzenin Doğası”nda; doğal olanın üzerine insan eliyle giydirilmiş geometrinin peşine düşer. Sanatçı kendi kendimize yarattığımız düzenin yine kendi yarattığımız erkin elinde nasıl görünmez bir ritme dönüştüğünün altını kalın çizgilerle çizer.

Sanatçı, kendi anlatımıyla; düzenin; hesaplanabilir, bölünebilir, rasyonalize edilebilir, denetlenebilir bir anlayışla örgütleme meselesinden yola çıkarak kendine ve doğal olana dair bilgisini yeniden inşa etmeye çabalar. Ekinci bu inşayı gerçekleştirirken; doğa ve beden arasındaki gergin ilişkinin matematiksel kodlarını çözmeye ve bozmaya yönelir. Geometri bu çözülmede onun için oyun alanıdır. Sanatçı, video, fotoğraf, heykel ve gündelik objeler gibi farklı mecra ve materyallerle ürettiği işleriyle galeri mekanını yeniden kurgulamış. Sergide, yer alan organik ve inorganik formlar, materyaller, geometri temsili üzerinden hem birbiriyle bağlanıyorlar, hem de örgütlü bir anlatımla yan yana geliyorlar. Galeriye girmeden önce izleyici vitrindeki duvara yerleştirilmiş yüze yakın pergel (Tanımlı varlık sahası, 2013) görür. Karışık bir biçimde duvara çakılan bu hazır nesneler, çizdikleri dairelerle, içerde karşılaşılacak olan düzenin döngüsünü işaretler. Sergi, dışarıdaki pergellerin işlevini ilk elden bozan bir heykelle devam eder. Beton bir raf üzerine yerleştirilmiş taş küre, (Küre, 2013) dünyamızın katı ya da kaya ağırlıklı yapısını hatırlatan bir güdüyle geometrisinden koparılarak ben dünyayım demektedir. İçeriye girer girmez, dikkati çeken ve bu serginin çıkış noktalarından biri olan ‘Bayrak, 2013’ isimli yerleştirme,

izleyeni hızlıca düzenin kodlanmış bilgisine yönlendirir. Galerinin merkezinde konumlanan bu heykel yerleştirme; geometrik temsillerle anlatılan bağımsızlık sembolü ve kimlik temsili bayrak nesnesini, tüm geometrisinden arındırarak bir yığına çeviriyor. Ekinci, düzenin doğasına kendi düzeni ile müdahale ederken; duvarda geometrisiz kalmış son dikdörtgen alüminyum levhayı elle bükerek keskin sınırlarından kurtarmayı deniyor. Sergi, bu üç heykel yerleştirme ile düzeni yapan ve bozanı gösterirken; kodlanmış olanın ritmine ve sürecin döngüsüne de kayıtsız kalmıyor. ‘Skala’, ‘Düzenin Ölçüsü’ isimli kinetik heykeller ve ‘Bilincin Daire ve Kareleri’ adlı video, ölçülebilen zamana, zamanın ritmine ve düzenin birimlerine kurmaca bir düzenle cevap vermeyi deniyor. ‘Düzenin Ölçüsü’ adlı hazır nesne metronomun galeriye yaydığı ritim, örgütlü geometrinin tekdüzeliğini an be an hatırlatırken; Skala’dan gelen uğultu benzeri ses, yarattığı hipnoz etkisiyle birlikte izleyeni başka bir gerçekliğe taşıyor. ‘Bilincin Daire ve Kareleri’ adlı videoda kumsala daire çizen bir eli üstten izliyoruz. El kumsalı kazmaya başlıyor ve deniz gelerek düzeni bozuyor. Israrla kazmaya devam eden elin, yarattığı düzenden vazgeçememesi, kendi yarattığımız düzendeki ritme nasıl saplandığımızı hatırlatıyor.

Temsili yapıları bozmak-yeniden inşaa etme üzerinden temel geometrik formların kullanıldığı, “İnşa” isimli bir dizi fotoğraf ve video yerleştirmesi de sergide yer alan çalışmalardan bazıları. ‘İnşa’ adlı video ve fotoğraf ise insan eliyle yapılan geometrinin/mimarinin kısa süreli ömrüne kumsalda oynanan Sergi; doğa ile kültür –var olan ile tasarlanmış– arasında gidip gelen ve denge arayan bir refleks taşıyor. Altın kaplama, kaval kemiği formu üzerine beton bir küp yerleştirilen heykel, hareketsizliği ile bu arayışa cevap veriyor. Bu “nadide” heykel, antik çağın altın heykellerini hatırlatan bir anıtsallıkla, bedenin doğayla girdiği keskin ilişkideki dengeyi, beton bir kütleyle sorguluyor. Bedeni taşıyan ve onun ayakta durmasına sağlayan kemikler bu heykelde; onca ağırlığı sırtına alan doğanın metaforuna dönüşüyor. Arthur Schopenhauer, ‘İsteme ve tasarım Olarak Dünya’ adlı kitabında; “Dünya benim tasarımımdır.” der ve nesnelerin varlığının özneye bağlı olduğu gerçeğini özneden bağımsız nesnel bir dünyanın var oluşunun düşünülemeyeceğini vurgular. Elçin Ekinci de bu ilk kişisel sergisinde; öznenin kendi hür iradesiyle yarattığı tasarımla, onun iktidarları ele geçiren kurmacasıyla ve bellekle müdahaleci ve ironik bir dille uğraşır. Ekinci’nin kendi geometrisi bu sergide isteyerek ve tasarlayarak oradadır. n

87

Profile for Art Unlimited

ART UNLIMITED 25 - OCAK 2014  

ART UNLIMITED 25 - OCAK 2014  

Advertisement