Page 19

Sinemaya dair hatırladığı ilk görüntünün, Gedikpaşa’da geçen çocukluk yıllarında Azak Sineması’nda, bir tabutun açılıp içinden bir hortlağın çıkması olduğunu söylüyor Rekin Teksoy... “Büyük olasılıkla Boris Karloff’tu” diye de ekliyor. O zamanlar beş altı yaşlarında...

R

ekin Teksoy’u ölümsüzlüğe uğurladığımız günün gecesinde, Mithat Alam Film Merkezi’nin hazırladığı "TÜRK Sineması Görsel Hafıza Projesi”nin üçüncü DVD’sindeki röportajını izledim bir kez daha. Daha önce de yazmıştım, Merkez gerçekten çok önemli bir iş yapıyor bu birikimi önümüze koyarak… Rekin Teksoy da 40 dakikalık konuşmasında çocukluğundan başlayarak içindeki sinema sevgisinin büyümesini, İtalya yıllarını, yarıda kalan yönetmenlik serüvenini, kitaplarını, çevirilerini anlatmış her zamanki tatlı dili ve akıcı anlatımıyla. Rekin Teksoy adına ilk kez 1980’li yılların ortasında Hürriyet Gösteri dergisinde yayımlanan bir açık oturumda rastlamıştım. Tam bir sinema entelektüeli olarak gerçekten dikkat çekici, akılda kalıcı şeyler söylüyordu o derginin sayfalarında. Kendisiyle yüz yüze tanışmam ise çok daha sonraları, TRT’deki “Sinema ve Edebiyat” programı dolayısıyla oldu. Tanıttığımız ilk film John Ford imzalı “Gazap Üzümleri” (The Grapes Of Wrath) olmuştu. Daha sonra “Üçkağıtçılar” (Steal Big Steal Little), “Kumarbaz” (Igrok), “Güneş Yanığı” (Utomlennye Solntsem), “Aslan Yürekli Çavuş” (Sergant York), “Deli Deli Küpeli” gibi filmler için de davet edilmiştim “Sinema ve Edebiyat”a. Derin sinema bilgisini politik bir hassasiyetle buluşturuyor, sinemanın dünyanın gidişatından nasıl etkilendiğini çok iyi biliyor ve anlatabiliyordu. Sinemaya dair hatırladığı ilk görüntünün, Gedikpaşa’da geçen çocukluk yıllarında Azak Sineması’nda, bir tabutun açılıp içinden bir hortlağın çıkması olduğunu söylüyor Rekin Teksoy, DVD’deki röportajında. “Büyük olasılıkla Boris Karloff’tu” diye de ekliyor. O zamanlar beş altı yaşlarında. Adıyla hatırladığı ilk film ise Gary Cooper’ın oynadığı “Asi Generalin Son Emri”… Filmlerle çok içli dışlı Rekin Teksoy, bu ilgi gençlik ve üniversite yıllarında da

sürüyor ama “Filmler arasında bir ayrım yapamıyordum, iyi film nedir kötü film nedir bilmiyordum, sinemanın bir sanat olduğunu bilmiyordum. Roma’ya gidene kadar bilmiyordum sinemanın bir sanat olduğunu. Türkiye’de ne sinema kitabı vardı, ne de dergisi…” diye de ekliyor. Hukuk doktorası yapmak için gittiği Roma’da yepyeni bir pencere açılıyor önünde… Tarık Dursun K.’yla geçmişe dayanan sıcak bir dostluk ilişkisi vardı Rekin Bey’in… Bir gün Mecidiyeköy’den Ulus’taki TRT binasına gidiş ve sonrasında da dönüş yolculuğunda ikisinin ‘çılgın’ muhabbetlerine kulak misafiri olmuştum. O gün de anlatmıştı, ‘yönetmenlik sevdası’nın başına ne işler açtığını. Çok komik hikayedir ve sinemamızda yarım kalan filmlere ilginç bir örnektir gerçekten… 1960’ların başında Rekin Teksoy, tıpkı Metin Erksan, Halit Refiğ, Tarık Dursun K. gibi eleştirmenlikten yönetmenliğe geçenler kervanına katılmak ister ve arkadaşı Cengiz Tuncer’le birlikte bir film yapımına soyunur. Aynı zamanda avukatlığa da devam etmektedir. “Tabancamın Sapını Gülle Donatacağım” adlı bir ‘şapşal hafiye’ öyküsüdür tasarladıkları. O günlerde Rekin Teksoy’un müvekkili olan müzisyen İlham Gencer başroldedir. Kadın oyuncu Aysel Tanju’dur. Filmin yarısından fazlası çekildikten sonra, İlham Gencer birdenbire filmde oynamayacağını söyler ve çekimlere katılmaz. Sonradan anlaşılan gerekçe, Aysel Tanju’yla bir sevişme sahnesidir. Gencer’in yeni

evlendiği hanımefendi, bu sahnenin çekimine tanıklık etmiş, kıskançlık krizine girmiş ve kocasına yasak koymuştur. Tuncer ve Teksoy, büyük para kaybederler bu işte… Gencer’e dava açarlar ama bir şey elde edemezler, üstüne üstlük sağ görüşlü Gencer’in “Solcular beni oyuna getirdi” gibisinden demeçlerine muhatap olurlar. Rekin Teksoy, kendi çektikleri bazı pavyon sahnelerine falan sonradan başka filmlerde rastladığını söylüyor. Hukukçu, sinemasever, sinema yazarı, çevirmen, Şövalye, ağabeyimiz, büyüğümüz, hocamız Rekin Teksoy, artık aramızda değil. Onu çok özleyeceğiz, çok arayacağız… Haftaya görüşmek üzere. Sinema salonunu en son siz terk edin!

k 01 - 07 Haziran 2012 / arkapencere

19

Arka Pencere - Sayi 136  
Arka Pencere - Sayi 136  

Haftalik Film Kulturu Dergisi

Advertisement