Issuu on Google+


BEKLENMEYEN

HANDE ASI 2009-2011/MUDANYA


Su’’’’Us I. Lütfen şarkı söylemeyi kes, lütfen… Motorları da kapatın Her şeyi Durdurun susturun Fotoğraf makineleriyle yaptığınız gibi… Yapın Çok ses var ve evin her yerinde ve yerin her noktasında Adamın milyon yıllık kokusu Ona kaç kere demişler Ava eş getirme Eve iş getirme İşi eve taşıma ve ama avı eve taşı Eve ave maria as Eve beni as Derken Her Yer ev Ev kutu Kutu güvenli


O kutudan bu kutuya bir kutu yaptım Motorlu Sen de ava gel Ava gel eve gel Kutuya gir diğer kutuya bir daha Bırak kutuna gireyim Gir Bir daha Gir Bir daha Silahlarını temizledim bugün Parlattım Beynimi büyüttüm Nur topu gibi oldu Çocuğu da uyuttum Biraz daha büyük bir yere hapsoldum Perdeler eskisi gibi klasik çağ desenli Ve içim ve dışım döl'ün, düş'ün, seslerin Hikayelerin kokun eşyaların icatların Beni bırak Beni tahliye et Bu sıkışıklıkta bu terk edilmişlik


Bu her yere kendini yazışın Bitmek bilmeyen kavgan Çok sıkıldın sevgilim, Seni dışarı çıkarayım Evet çıkarın beni Çıkarın beni buradan

II. Bugün de beni öldürmeye gelmedin. ..

III. Soluklan … Hepimize bir dağ diledim Çıplak bir dağ Gözü oyalayacak hiçbir şey yok Hikayesiz kal Yolsuz … Alabildiğine soyunsun evren Alabildiğine soyun


Su(n) us Renkten, giysisinden Geriye (n) kalırsa O. Her şey (o) kadar güzel Her şey (o) kadar çirkin Her şey (o) kadar fazla Her şey (o) kadar Su’’’’us

IV. Battım Bulunamam daha Bir hayvanın güzelim dişlerine uzanıp Boyun eğmesiyle bozguna uğradı kurban Bulunuşum geçersiz …


-Aldanışa açıklamalar aradımSenin tanrıya yatışın belki gerekti açıklayabilmek için insanın uzama uzaması ölçüsünde Makinenin sınırları ölçüsünde açığa çıkarabilmek için nesneyi belki gerekti her şeye bir edat Vedat Sevgilimin güzel gözlü güzel tebessümlü kadınların kollarında mutlu olması gerekti Sevmek sarılmak yıldızlara bakmak ter içinde solumak gerekti Gerekti belki mutluluklarına yüzümden bulutlar geçmeden bakmam Ve yine elin fakirinden bana neydi bahaneydi saçmalıktı bozuktu paralar harcamaktı Sevgililer sevgililerine diyecekti ki canım canım canım özledim özledim özledim benim ol Ben hala ölmediğim için çok yaşlıyım Bu kesin Elimden kılıçları çeken var sanki gibi susmalıyım yalan Ellerinizin kanadığı yalan ve sofra kurmasak da olur diyorum dinleyenim yok Aklıma gelmiyor yemek yemek açken de Bobby Sands’i bilmek Koma Amed’i bilmemek kendi toprağımdan batıya sürülmüşlüğüm gurbet ve bugün de tokum Tokum


Ve neden olmasın bunlar benden sonraya evet kalmasın kalmasın Nasılsa kıyamet Bak canım Gel geç bulutlarından göğün her ne damıtıyorsa kollarımız Buna bakarken deklanşörü derinliğini vesaireyi ayarlamaya vakti varsa birinin ve veya benzer Görüngülerin somun ekmeğe geçiş sürecinde evrim çabası elbet daha yücedir Anlaşılabilir, anlaşılabilir insanın mekana sabitlenmesi bir çivi neyse duvarda Ve bir çivi nasıl yükseliyorsa zihnime Zihnimden sökülebilir ışık ya da giyinir çivi Atomlarla dans eder iblis ve melek eğilir Bu bizi tam olmamız gereken yerde bırakacak Kara toprak gri beton lineer tarih bilgisi yersizlik Yakalanamazlık kaçırmak kaçırmak kaçırmak kaçırmak kaçırmak kaçırmak orada bir an olanı Newton fiziğinin geçerli olduğu bir dünyada Pakize Yolunu bulur ve herkes her işi elbet yapar saçmalama Benim burayı bırakmışlığım arabesk bir yer değiştirmeydi diyelim Benim burayı buraya bırakmışlığım ölüm


Ölüm ölümüm Tarifsiz bir öpücük sayılabilir Ters yüz edişi tam kendinle kavuştuğun yerde yokum Ah Sıra sıra diziliyoruz sıra sıra Ardıllarımız öncüllerimiz Yanımızdakilerle tanımlıyorsa bizi cümle alem Bir masanın önündeyim Parmaklarım tuşlarda geziniyor ve sigaramın dumanı kahvemin dumanı Taşıyorum, taşırken geziniyorum, çekiyorum ateşi ve sönüyorum Sömürmüyorum faydalanmak temel bir kötüye kullanma biçimiyse Aksine sömürüyor faydalandıklarım temelde nasıl eş-dost oluyoruz kelimelerle makinelerle ve işe yarar bir yanım yok bence Değiştirilebilir bir elim var bu dünyada yerime kim gelse çözerdi bir şey hariç Değiştirilemez olan hariç ve ben orada esirim Bunu açıklayabilirsin, bunu açıkladıkça gizimi büyütürsün ve bu çok. İronik. Ah öncülüm bir masa Sadece sıradan bir masa


Sadece sıradan bir masa ve ben ona dünyayı yükledim bana mısın demedi Bacaklarını kestim adını değiştirdim, bir fidana yasladım ki dik dursun Orada herkes son yemeğini yedi. Orada herkes korkudan ve dehşetten yan çizdi ve kurban etti ve masa ağlamadı gülmedi susmadı söylemedi kağıtlarımı verdi bana sıfırbir kodlu bir makine ve ağaçları anımsatmak için biraz ekmek koydu üzerine ah çok taşıdı çok taşıdı o Yerde. Gözlerimi kapadım. Düzenlemeye paydos. Varsın çürüsün ve çürüsün göreyim Gözlerim de… Etim de… Ve burası da ve evrenin herhangi bir noktası da Kapansın.


Kasım Gülleri I. Sen doğrusun bir o kadar lineer Tarihin var kızıl hikayelerin Ben suda kül nasıl yabancı Dibe çökerken ağırlıktan söz eder Bunca hafifken üstelik: tüy Çizgileri eğri bir yol Ellerim

İnsan, Evinin önündeki ağacı tanımalı Kozalaklı iğne yapraklı Dört mevsim gece mavisi, Siyaha çalan yosunların dikenli anısı Ve her kozalak... … henüz batmış bir güneş… İkimiz elinde bir zıpkın ediyoruz Öncesinde baltaydı kesmekti budamaktı Terin tenime damlıyor Emiyorum


… Kasım güllerinin ıslanmaktan başka tek işi Tüy dökmek Kuşlarımın yaprak mevsiminde Saçlarımdan avuç avuç dal topluyor sonbahar Yakacakmış Tanımadığım birini ısıtıyorum Hep Suda kül böyle yabancı Çöküyorum usul usul - Anladıkça çıplaklığını Perdeyi açıyorsun alelacele Masumsun -

II. "Sarı” (hiç değilse bir şiiri tamamlıyoruz birlikte)

Masumsun; Aksine günaha batmış olmak isterdin Bakışımın istikametinde Göğsünü açıyorsun ki mertlik buna derlermiş


Yaralansan artık… Sahipsiz bir yay gibi düşüyorum yere Eros düşüyor Bunu kutlamalıyız diyor Bakkhalar Şenlik Devam ediyor

Her defasında evreni terbiye edip masaya koymaktansa Bir kadını koymak adamı şair Kadını sarhoş ediyor Sevişmenizin tam ortasında kalemim Suç aleti ve tanık Adamı öldürüyor kadını seviyorum Kolundaki gemici düğümünü çözüp boynumdan geçiriyorum Sonra …anlarsın… Altımdaki sandalyeyi itiyor kadın Gülümsüyorum Bu benim dokuzuncu ölümüm


Mektupta: “Taşıyamıyorum Yalnız seni değil Külü de” Yazmışım Güllerin sarısından geriye ne kalırsa geceleyin Belki Bir sabah umudu Sandalyenin ayakucuna bırakılmış Kadife yapraklarından biliyorum Bir zaman sarı güldü Şimdi siyah, kan kurusu Ölümüme intihar süsü veriyoruz Birlikte Bunu kutlamalıyız diyor Bakkhalar Şenlik Devam ediyor …


III “Pembe” Ne varsa kasım güllerinde Cümle kurmak kadar zor Zaman dünden hızlı akıyor ve biz Ne zamandır buradayız bilmiyorum Tüm bu birbirinden güzel kadınları, şarabı ve neşeyi de beraberinde Getiriyorsun ki güllerimiz Çingene pembesi şimdi Sonbaharın yüzü gülüyor Öyle ki sabah uyanıp ilk iş Çigan müziği dinleyelim diyor annem Bir türlü bulamıyorum doğru müziği Güvercinler havalanıyor köpük köpük kanatları Ve bazı sabahlar bir kadını daha anlıyorum, tuhaf söylemesi Yakında budayacaklar gülleri Salt dalları ve dikenleri hakkında ne söylenir bilmem Acil “Kar” çağrısı bu Maalesef buraya pek kar yağmıyor, Sessiz sessiz ıslatacaklar toprağı Geceleri siz uyurken Çocukluğunuz asla ölmesin diye


Yastığınızın altına neşe bırakacaklar Budanmadan önce yeni yıl hediyesi Gülüşünüz …

IV. “Kırmızı” Biz birbirimizi yıllardır gözlüyoruz Gül güle bakışıyoruz; aynaların sırrı dökülür Başını eğdikçe eğilmeyi öğreniyorum ki Ne madonnaymışım Ben sana kul olurum diyecekken Ağzımı iplik iplik dikiyorlar Yerlilerin semender büyüsüymüş Gözlerim sararıyor Hangi el yakalamışsa köklerimden Uzun bir yol taşıyor beni Solgun Siyah güle düşüyorum kırmızıyı yazarken Toprak kuruyor Yağmur duasına çıkıyoruz bütün şehir Camlardan damla topluyoruz


Güneşten geri istiyoruz aldıklarını Işığımız sönüyor Diğerleri Kızıl kadife etekleri döne döne dans ederken biz Daha bakışamaz oluyoruz Aynanın sır dökmesi değil, sırlanmasıymış meğer Siyaha yazgılıymışım.. …sonra… Zaman aşımına uğruyor ne varsa Bütün anlaşmaları feshediyor ilgili taraf Gerekçeler makul Ağzımdaki iplik çürümek bilmiyor Kendimi savunamıyorum Sessizliğim askıya alıyor zamanı Sonsuzlukta asılı kalan yerçekimsiz bir oda dolusu gülün Çığlık çığlığa solması mümkün değilse de Yapraklarımın kıvrımlarına saklanıp, öylece kuruyor sesler Bazılarının gözyaşı asla kurumuyor …asla kurumuyor siyah gülü zamanın…


-Bayan Diyojen’ in Topuklu AyakkabılarıÇivisi çıkmış hayatım! Yenisini alalım Mini eteği minimalist tutumdan sayalım Kumaşını Çin’e doğmuş bir çocuğun ucuz hayatı dokusun Zaman dahi ithal edilir bu çağda (Bursa’nın ipekböceklerinden söz edilmez artık) İşbu sebeple ambargo uygulaması başlattım Yalnızca siyah ipek çorapların hükmü sürer Bacaklarımda Geç kalışına karışan işverene inat Yevmiyeye endeksli kirası ödenmemiş hayatının Ayarını bozar sabahın kör vakti kaldırım taşlarında gezinen Adımlarım, iki el silah atışı Tak! Tak! Sanayi Bölgesinin en ateşli devrimcisi Bayan Diyojen’in Topuklu Ayakkabıları!


Güneş küçük bir bukalemundur Güneş küçük bir bukalemundur sevgilim Apokaliptüsleri bitince çok kızacak koalalar Ağaca sarılmıştır zaman Şiir kıyımdan beri zamana Hem bak arabanı satma, arabanı yak. Askere gitme askere gitme askere gitme Güneş küçük bir bukalemundur sevgilim Biçimsel benzerlikten arınmıştır özümüz Upuzak yakınlıklar doğurur kardeşliğimiz İşte bu yüzden kabil hikayesi eskimez Biz seni alnından tanıyalım diye tabu Kabil’in alnında söküp söküp o’ları Bütün otobanlara işaret koyduk O şöyle bu böyle oldu İletişim kopukluğunu norm-al inşa ederiz Abc 123 010 otobanında Hız yapsak nereye gideriz Otobüs durakları da nebiççim ağlıyor sabaha karşı dörtte delinin teki dolanır aramızda, delinin teki çoğuldur hep Bir kasaba halkı eder otobüs duraklarında yalnızken bir deli


Bensenianlamıyorumcular sabah sekizden önce işbaşı yapmaz Sigortasız çalışmaz, pijamasız yatmaz, şapkasız da çıkmayabilir Kasaba halkı dörtte yapayalnız otobüs durağını bekleyen deliden Nöbeti devralır, fabrika nedense biraz uzaktır eve Deli güneş gibi saklanır dünyanın güney yarımküresine Devrimciler faşist silah tüccarıyla aynı masada viski içen ve ve İngiliz yapımı makinelileri ucuza kapatan adamı görmezler Dağlar Havai’de değilse Havai’ye bir hayli uzaktır İnsanlar her nasılsa petrol kanlı bir iştir bilir ama araba da alır. Benzin istasyonlarının kampanyalarından memnun Ve parfüm kullanır. Ve güler. Dişlerini beyaz sanır. Bazı günler şiirsiz geçer. Ben kimle konuştuğumu unuturum. Ama seni asla. Ve özlemem de artık. Bu kavuşma ve kavuşmanın sonsuzluğu ölçüsüz bir hediyedir. (Seni görmiycem, çünkü sabah sevmiyorsun. Ve bu yeterli.)


Bizi de böyle alt alta yazacaklar dizeli şiirler gibi Ansiklopedilerin hiçbir sayfası almayacak, izimizi Bir çocuk aynı aynı aynı benim gördüğüm gibi masmavi apaçık bir gökte beyaz, yerlilerin dumanı kadar beyaz Yazılı isminde görecek biz bir gün orada buluşacakken tarihsiz saatsiz Vaadimizi gerçekleştirecek aşk. Biz bir gün rüya zannedildikçe biz bir gün hakikat toplumsal gerçekliğe ayakkabı toplamayı bırakacağız Yardım evlerinden biz bir gün güya gerçekleştikçe tarihimiz Gelecek zamandan azade olacağız bir gün bugün Ben durmaksızın içerken sizi farkına varmıyor kimse İdam haberleri okudum yine ve savaşmaktan yorgun düşen adamların tatil günlerine dair bir haber internette Dünyanın iki ucu bir araya gelmiyor sanırım yuvarlak değil masamız Şövalyelerimiz üçkağıtçı ortodokslar ve aidiyet uğruna silahlanan donkişotlar O kadın seni sevmeyecek Kişot O adam beni


O adam üretim proseslerinden başarıyla çıkmış iyi işlenmiş hata payı eksi artı beş arasında Normal O adam nor Mal. Kullanıma hazır, eskimeye aç. Apoletleriyle buluşacağı günün arzusunda. Şövalyelerimizin tankları sınır ötesi harekattan yarım akıllı döndüğü gün takılacak Bir çok çıkış var bir çok çıkış var… bir çıkıştan diğerine bir çıkıştan diğerine Bir çok çıkış var (nakarat) Küçük burjuva şövalyeliği başarılı bir iş hayatına soyunmak biraz da Karlı alışverişlerin kahramanı Bir kadın anımsıyorum şimdi, nasıl da kızgındı madalyasını vermeyen devlete Oysa kar etmesine neden olmuştu Ah şu onaylanmak ve aidiyet yok mu, Bakınız bakınız Çünkü bir bakışa aidiz en çok Bir bakışa aidiz ve bir çıkış buluruz bir bakıştan diğerine Herkes istisnasız herkes ne istediğini bilir ve ona göre oynar taşını Ne garip.


Ne garip bir bakışa ait ve çokluk kör olmak İçimden açarım gözlerimi o zaman Birbiriyle kavgalı sayısız dil konuşan bir dünyaya açarım güneşi Ve güneş bir bukalemundur sevgilim Kaybolmaz gözden, Kaybolur deli güney yarımkürede gizlenirken Güneşine gölge istemez.


Kırık cezve Masif ahşap kapalı bir kapı gözlerin Bazen güneş vuruyor üzerine İki siyah inci Parlıyor gülüşün gözlerinde Sonra bana mühürlü bu açık Sonra güneşin dokunuşundan sana ne Umurunda değil, kediler de… Bana uzak ne varsa gülümsüyorum Yakından gürültülü bir füzyon Ama uzay ses geçirmiyor O zaman susuyormuşum oluyor Gülümsüyorum Bitimsiz bir patlama: atomlarım çarpışıyor Kıyametim, sonsuza eriyişim bitmiyor Ağır ağır uzağımdan geçen uçak Tırıs bir at istikametinde Hosteslerin ayaklarına buz tutuyorum Bana uzak ne varsa yaklaşıyorum


Yüzüm cayır cayır Kuduzlaşıyor gören Salyalarını kurutuyorum Sulak bir yere pikniğe gidiyoruz Eriyişim tamamlanıyor Bir sonraki patlamaya hazırlanmaya kalmadan Arı konuyor burnuma Kokluyorum, genzime kaçıyor E patlıyoruz Her yer arı tozu Büyük bölümü uzayda kayboluyor Gören olmadan kayıplara karışıyor Derhal kayıp ilanı veriyorum Samanyolu’nda kaybolan arı tozumu arıyorum Tarifsiz bir itikatla arıyorum, öyle ki ilanı yalnızca Kendimde gerçekleştiriyorum Makinelerle muhabbeti koyultuyoruz Sigara tutuyorum tarayıcıma Öksürtüyor diyor İnternetten başını uzatan yüzlerce kişi yankı yapıyor Öksürtüyor, içmem, hamileyim, ben alırım


Biri türk kahvesinden bile söz ediyor Mutfağa gidiyorum Elektrikli kahve makinesine kısa bir selam çakıyorum Beklenmedik alışıldık otomatik füzyonumuz sırasında Kahve makinesine birkaç atom kaptırıyorum Gözlerin masif bir mobilya gibi siyah parlak diyebilmesi bundan Bana yalan söyleme diyorum Bir kahvenin kırk yıllık hatırı var diyor, dost oluyoruz, garip Eşyaları kırık dökük eski bir sevgili, yıllar yılı okunup ezberlenmiş bir kitap gibi unutup gideceğimi iyiden iyiye biliyor olmalılar Bağlılıklar yaratıyoruz. Kablosunu bana bağışlayacağını ima ediyor Özverili bir makine olduğunu biliyorum ama bunu kabul edemem Aslında elimi istiyor. Elimi çok istiyor Elini ver diyor bana aşık bir sevgili kesiliyor aniden İki elimi yavaşça havaya kaldırıp teslim olmuş numarası çekiyorum Makine gülerken her yere türk kahvesi sıçrıyor, annem çok kızacak yerler battı Yerleri siliyorum.


Elimde vileda sopasını görünce çok bozuluyor. Öyle ki bir daha çalışmıyor. Annem daha bu sabah kahve yaptım nesi var bunun böyle diyor bana, duymazlıktan geliyorum Vileda sopasıyla aramdaki ilişkiyi soğuk tutuyorum. Düpedüz kullanıyorum onu. Biliyorum onun da hoşuna gidiyor. Çok eskiyor ama. Eğlendin eğlenmedin mi diyorum ona en kaltak en boktan bakışımla. Susuyor. Ama yerler temiz. Ağır çok ağır geçiyor uzayımdan uçaklar Birinin kuyruğu havada patlıyor Sayısız minik parçaya ayrılıyor insanlar Beklenmedik alışıldık füzyonuma artı bir yazıyorum Karışıyoruz madde madde Sonra ben bu oluşumda sen olmuşken bir gün Beyaz atlar sulara diyebilme olasılığımdan bir düşüyorum Hesaplar asla tutmaz, anlaşılsın diye Çok uzun bir zaman koyuyorum aramıza Sen de bin ışık yılı ben diyeyim binlerce Her neyse benim abim uzat bir cigara zuladan yanalım Bir on yıla sefilleri kimse okumayacak Diğer on yıla senin abini karadelik yutacak diyemiyorum Türkan şorayıyor çok feci -Şorayma bana! Diyorum, kalın dudaklarını tatlı tatlı büzüp en bebek sesiyle -Ama nolur tarık eski günlerin hatrına Diyor diyebiliyor kahve makinemi yenisiyle değiştiriyorum


Dışarı çıkmaya üşendiğim için birkaç gün cezveyle idare ediyorum Cezve kırık Cezve her yaşlı orospu gibi işini biliyor Kahveler köpüklü, lezzetli geliyor vesselam.


İSİMSİZ Manasının letafetinden Suya vuran ışık gibi sözün kırılması Yer değiştiriyorum der Yanılırsın ... Uzun bir sus bekler vaat edilmemiş topraklar boyu, Zor dinlenir bir şarkıdır ıssızlık, sağır oldum sanırsın Sonsuz bir kırıklık düşüncem Beklenmedik bir boşluk Ay dolu gecenin ezelden güzele duruşu .Kul. En ufak bir yakınlık doğmayacak sözümle anlayışın arasında Canın acımıyor, tuhaf Ve soğuğu hissizleştirdiğinden seveceğim aklımda değilken yağan kar Köklerimi saklar gözünden


Öz gördüğünden ayrılığa aman ede dursun Zor dinlenir bir şarkıdır yaşam Yerlere savurup tir tir titreten bir çığlıkla bölünür Tanımaz bir an en yakının, sırt dönüşünden asalet biçer kimi Adımlarını bilindik bir vals ritmine uydurur durur Yüzünü tanımaz ellerin, yabancıdır en alıştığın kimse ve neyse Basit bir doğrunun çöküşüne uğrayan geceyi uykusuzluğa böler Zamanı yeniden bulur, günün ilk ışıklarıyla yine kaybeder Başkasının hikayesidir en rahat anlatılan Hayatım diye kekelediğin daha çok ananınkidir, babanınki komşununki Onları sözden elemek daha kolay gelir Benim diyebildiğim hiç bir şey yoktu. Bir hikaye dahil, hepsi bir bellek oyunu Ölümle biten bir film ve yaşamın tüm renklerini beyazdan kıran dudaklarım-


Dan Öpecek cesareti yok Azrail’in!


F’den sonra… Hayal kuramıyorum artık diyor. Öyle bomboş bakakalıyorum. Hayalin bize ilk gelişi zaten tuz buz be canım Kırığı nedir bilemiyorum Sadece kırıklardan mürekkep varlığını birleştirerek neye benzer anlamaya çalışıyorum Ayçiçeklerine ve çekirgeye benzemiyor Hiç olmamış bir şeyin gölgesini imler gibi, en uzak olasılık: Yaşam. Bana anlattıklarından anladığım kadarıyla bir sahil var, İstanbul’da Bostancı’dan denize girilirmiş o zamanlar, kumdan kale yapan iki kardeşe benzermiş hayal Deniz siler süpürürmüş kaleyi ve zaman Kardeşlerden birini... Benim ne işim var burada bilmiyorum Ama artık üzülmeni hiç istemiyorum, artık üzülmesini istemediğim öyle çok insan varken Elim bir sana eriyorken gül ne olur Dans ediyorum müzikallerdeki komik kızlar gibi Sanki bir kez gülümserse bitecek bu Soytarılık işe yaramıyor Yola çıkalım istersen diyorum


Yaşama zorluyorum onu, daha fazla nefese, eskimeye Sanki gençmişiz de yıpranacak hal varmış gibi yoruyorum Yeter dediğini duymalıyım Bir şeyler hissetmeli Geçmişten uzak geleceksiz bir şeyler Şimdi olup biten Yaramazlık yapıyorum Göz kulak olması gereken bir çocuk veriyorum ona Ablalığını istemiyorum, mecburen çocuklaşıyor Bir defter alıp boyamaya başlıyoruz Yürüyüşe çıkıyoruz, kayboluyorum Köpürüyor yön duygumun olmayışına Bana çok kızıyor Kızması hoşuma gidiyor Yeter ki gözleri donuk bakmasın Geçmiş yakasını bıraksın istiyorum O ise her yeri onun fotoğraflarıyla cdleriyle kitaplarıyla donatıyor Yanında kalıyorum Ya da bana gidiyoruz Konuşuyoruz, bazen ağlamak gerek diyor büyükler Ben kendimdeki f’yi hiç düşünmüyorum daha


Tek düşündüğüm f’nin kardeşi Üşümesini istemiyorum, acısını duymamak için donar insan Donar ve donarak ölür yavaş yavaş Birlikte uyuyoruz Bana yemek yapıyor Tren istasyonlarının boş raylarında yürüyoruz Öğlenleri Gizli kapaklı bir sigara dudaklarımızda yanıyor Dibine kadar yola batıyoruz Şimdi dediğimiz yerde gaza basıyor İznik gölünde buluyoruz kendimizi Sonbahar Sanki hayatımda hiç taş görmemişim gibi taşlara bakıyorum Bu gezegene ilk kez ayak basan astronotu kaydederken Kahkahalarla gülüyor halime Bir daha hiç gülemeyeceksin sanmıştım diyorum Galiba ağlamak üzereyim, öyle bişey Şile yolu büyüleyici Abı-hayat dinliyoruz yolda Bizden başka kimse yok, dolambaçlı yolu örten ağaçların arasında


Sessiz ilerliyoruz Bana yapboz getiriyor bir tane Hayatımda hiç yapboz yapmamıştım, Sonra bisiklete binmeyi öğretiyor bana Üçüncü binişimde İstanbul’un berbat trafiğine dalıp Kadıköy’den bostancıya gidiyoruz Yalnızca dirseğim parçalanıyor Yaramı gururla gösteriyorum herkese İzi kalıyor Her şeyin

.


Dedi Bayan Mayakovski Neden unutmadığımı bilmiyorum! Dedi Bayan Mayakovski (Göze alamayacağım kadar büyüksün içimde)

Yazgı belki özge uyku Ama kabullenmeyeceğim. Her birimize ayrı zan Ama kabullenmeyeceğim Dirimin uyanış hamlesi Ama kabullenmeyeceğim. Buradan uzağa buradan uzağa Ama kabullenmeyeceğim. Elimizden kaçıyor hepsi Ama kabullenmeyeceğim. Kaygan teni toprağın Ama kabullenmeyeceğim. Unutuş kutlanıyor dünyanın her yerinde


Ama kabullenmeyeceğim. Efsunlu bir nehir yüzün revan zamana Ama kabullenmeyeceğim. Dişleri dökülüyor kocayan hatıranın Ama kabullenmeyeceğim. Benimle birlikte silinecekken gölgeleriniz Ama kabullenmeyeceğim. Aksine civalaşıyor Ama kabullenmeyeceğim. Gerçekleyecek kendini Ama kabullenmeyeceğim. Gelecek zaman kipinde Ama kabullenmeyeceğim. Et kemik irade niyet eylem Ama kabullenmeyeceğim.


Antartika’da şair olmak zor .

Ayaklarım üşüyor Kanı anlamak: akışın donduğu bir anda kaybımızı: bugün öldüğümdüm. Hiç üzülmedim aksine gidişti aksime, virgülsüz ve yatayı dikeye bozmakla bozamadım düzeni. Çenemin birliğine and olsun bu alt bu üst bu otuz iki dişime sımsıkı öğüttüm bugün geleni… duman duman. Biraz ara verelim mi... Ve’ler kadar farsi bir ezgide bulduğum kadınla sevişin. Karanlık dingin mekanı suskun gizleyen varken edep! Öyle usul usul adımlıyorsun ki dünyayı adımlarını duyabilmek için kıta değiştiriyorum. . Kabuk bugünlerde plastik ve zamaneden bahsedeyim diye başıma silah dayadı sistem. Yalıtımsız akışın mümkün olmadığı yerlerde dolaşıyoruz. Yüz yirmi volta kapılmış bir ahmak demek yetmiyor tekno müzikte tepinen sağırlığa. Amfinizin ayarlarını Türkçeye çevirdiğim günlerde bir şirkette bir titre ve kendine gel üzerine yavaşça intihar ediyordu pantolonunu giymeyi unutmayanlar ama geçmişi boşver nasılsa o gün de bugün öldüğümdün Yalnız bakış dönüyor sabahları, dönüyor dünyamın çevresinde bir sabah masmavi uyanmak var Aklım sayısız birbiriyle kavgalı fraksiyona üye. Bayan Diyojen’i çağırıyoruz huzura: güneşi emmiş vücudundan gölgeyi sorduk. Kayıp. İlanlarını


okumuyoruz okusaydık listenin başında kendi adımızı görecektik biliyoruz. Bize korkak olmayı yasaklayan bir yerden geldim Orada kayıp oluşum burada bulunuşum yüzünden, yüzümden bilirim. Dilerseniz Antartika’da şair olmak zor ayaklarım üşüyor kekemeliğe mecal yok eğer aradığınız tam olarak biçimsel bir duruşsa alet bozulmadı ama sana eyvallahı yok bak dinle bu adımları duymak için Antartika gürültülü ve kalabalık evet suskun bir uzay gerekir Bayan Diyojen'i öpmek için canımı sıkıyor ağzından girip çıkamadığım sarı lale bahçesi Ölümü yücelttiğim yerden indiren "gülümse" diyor Adımı o yüzden koymuş biliyorum bir an bir uzay dolusu biraz sonsuzluk duyuruyor seyir bana, anlaşılabilir bir gece bazen, anlaşılabilir bu gece doğduğum. . Bitimsiz söze başlamak safdilliğim, affedilmiştir. Bir zaman sonra doğum aniden birkaç saat içinde gerçekleşir. Kadına içkin. Üzerini çizeceğin yerlere bakarken herhangi bir bebeyi anımsasan yeter, onu neye olgunlaştırdığın yalnızca komik olsa gülerdik, sadece bakıyoruz. . Antartika’da taklit etmek zor


Ama bir pengueni değil, başım eğik unutulmuş bir kayık fotoğrafında yosun izlerine takılan gözlerimi çekti ağ. Atanı gördüm. Mananın zahir olduğu yerde de körken boşuna aramasın gözlerin balık ağızlarına çengel yapacak varsa sözü, benden ötedir bekle abid. Sabaha duran ne varsa seviyorum belki çok tekrarladım bunu sevgilim sıkılmadın ya geceden Uzun yürüyüşlerin de sonu gelecek. Yorgun savaşçılarım da dinlenecek ama bitmese de güzel Kılıca kesmek de öyle. Yalnız, elinize dikkat ediniz.


KIŞKIRTMA Şair yazmaya kışkırtır, yetmez. Şiire kışkırtmalıdır. Bunun için beyaz çoraplarını da kullanacaktır, Kelime dediğin eşya ise ve aşk işte mal gibi durur Belki zarif gül ağacından yapılmış oymalı bir komodinin üzerinde Kristal bir kadeh gibi… kırılsın diye itinayla yerleştirilir, zamanından Önce ama unutmayın kelime dediğin eşya ise. İsyan nedense hep kara hep bayraktır, dalgalanır. Cızırtılı pikapların kayıp iğnelerinden söz edilmez. Yersiz olan dadaya bahşedilmişken eşya dijital parçalanma kuramına estetik dersi verir. Yer değiştirmelerle değiştirmeler Aynalamalarla Bölükler halinde şehit düşer sevgililer Bir dans pistinin ta orta yerinde çıplak ayak Dj bizi koparsana diye bağıran votka kadehinin hızlı tüketilmiş kimyasıdır


İki kelimede tanımlamak gerekirse ve kelime dediğin nedir ki Parlak bir fikirmiş gibi zıplar yerinden alim: Eureka! Euro değer kazanır. Karşı kutbun kaybedenler kulübü Makyajını düzgün yapan pahalı bir fahişe, tarzına uygun kaybedişler devşirir yaşamdan Biraz kol, biraz bacak, biraz şuramı öp, biraz sinemada buluşmalar ve isyan hep kara ve hep bayraktır Bir başlangıç gerekiyorsa biz ona Alfa, Omega, Elif, Lam, Mim, Fokstrot, Sierra demedik. İki kısa ve üç uzun çizgi, bırak bu işleri ve ifadenin incelmiş gülünü koklamadık. İfadenin incelmiş gülü bir derede çürürdü. Öyle zaman geçti ki üzerinden, öyle uzun, öyle zamansızca uzun ve zamanı anımsadıkça daha da uzadı. Çürüyüşünden sırasıyla acı, hüzün, bunalım, hissizlik, mutluluk, hissizlik duymalar sonrasında ah efendim içiyoruz içiyoruz kendimizi yazdığımız duvarlar zamanın sanatıdır intiharlarına mecal yok. Anlıyor musun. Sarmalayalım. Başlangıç sarmalanmadır. Kuzuyu şöylecene yayacaksın ve herşeyden önce söz vardı. İşte bazı aykırılıklar elzemdir başkaca söylemeler, öteye beriye iman getirmeler


Seslenmeler! Hukuk müşavirlerine, kadıköyün çiçekçi çingenelerine Bir fal bakıyım ablalarına, Göndermeler! Geçmiş gelecek şairlere, gelmiş geleceklere, gelecek tekerrürlere, kendi üzerine kapanışlara, dairelere Düzen en çok bunu sever. Lütfen beni kendime kapayın. Bu alanın adamı olmak; ah güzel aidiyetim, canım aidiyetim, Sana tapınmakla sana jartiyer takmak arasındaki farkı biraz önce atladım, ne de olsa benimsinciler Kendini bilenler, kendini değiştirebilme melekesini kaderin ağına takanlar Balıkçılar, avcılar, zıpkınları geri tepenler, bacaklarını yaralayanlar, yaralarını çok sevenler Bu evliliğin resmiyetine dikkatinizi çekmek isterim hanımlar, beyler Çöpçülerle ayrıca konuşacağım. Çöpçülerle aynı dili konuşmadığınızın altını çizerek yeniden Çöpçülerle ayrıca konuşacağım.


İsyan hep bayraktır hep kara Ee sonra ne olmuş, sonra sen uyuyordun, saçlarını taramamıştın, avucun yukarıya bakıyordu Kaybedecek hiçbir şeyin olmadığını gördüm ve avucuna bir öpücük bıraktım, yakalayamayacak kadar bebektin yaşlı dostum, uyudun, sevildiğini bilmeden Bir anlık masumiyetini edepsizce izlemekten hiç utanmadan kıkırdadım. Sonra da tercihen çay demlemiş olayım ama pek öyle değil. Ya da ne fark eder, dedim ya kaybedecek hiçbir şeyin yoktu. Yine de bir kulübe üyeydiniz. Sokağın alçak duvarına göz koydum. Oraya bir kafka koydum. Aydınlık bir kafka. Ölmüş ölmüş ölmüş ölmüş ölmüş ve ölmüş bir kafka. İyot kokusu ve rüzgar soluyor, yüzü güneş görüyordu, şapkası delikti, yağmur yağdığında biraz ıslanıyordu başı. Davası yoktu. Anlayacağınız çok ölü bir kafkaydı ve jartiyerler umurunda değildi. İnançsızların dualarını bıçaklamaktan dönüyorum. Yırtılıyorlar hep. Yırtık olmayı sevdiklerinden iyi anlaşıyoruz denilebilir. İnançsızların yırtık dualarına yağmur yağıyor ama şapkaları sağlam ve afili ve yeraltı edebiyatları berbat. Allah afetsin.


Bugün ne Pazar mı? Ben bu kavgayı bitiremem Kasklı silahlı polisleri Biriken kalabalığın sloganlarını Kelimenin insandan çok varlığını Boktan kokuşmuş çamurdan ellerime bırakıyorsunuz Ve tam şimdi kıpırdamamalıydım, heykele çaktığım çividen kan sızarken Kim bilir neden, sahi neden uçuşmalıyız? Kavga kıyamet bitimsiz taşın işini görüyor zaman La kapısı arayacağım her zamanki gibi Çünkü bir çingenenin kalçalarına Ağır romanın efkarına yenik sarhoş Masasından kalkacak er geç Çünkü bir zahmet getirmeli size: Yürüyüş desin Her şeyin kendini feshettiği yere Önümde açılmanı beklemeksizin giriyorum Kulağımı kessem bir Van Gogh ölür en çok Söz konusu bir kapı iken biz Aralık mevsim olmaktan çıkar, Bir Yunus ağzı aralık Dalıp çıkıyoruz Özgür. Buraya Tanrı adıyla gelen ise şüphelenirim varlığından Çayır çimeni ezen ağırlığıyla yokluğumdan baskın çıkana suikast planlıyorum Katilin vaşak gözlerini yumalı Çok yumuşak tarifsiz iyicil bir adım da yoksa Geçemez olurum varlık kuruntusundan bir kurşun döküp yataya Hızlı yakıcı tetiklenmiş alnını delip geçen kaderin imzasını dikeye


Sırlı la notasında doğ dehşetini ardımda bırakırsam sancısız Kesik sinyallerini alıyoruz bir savaş zamanı varsayılan bir Irakta bir NATO askerinin bir uzun bir kısa Amerikalı ciğerine çektiği fotoğrafa not düşerek: - Bir başka göğ var Walker Yaşlı şişman en çirkinlemiş yerinde en cazip Marlon Brando rolünde Delirmeniz Bir Nazım Şiirini Sarmala Atıp Kudurmanız imkansız. Akmaktan yorulmayan bir hayratın ağzında Ağızlıkken kupkuru bir ara yüzeyin Pas tadını vermek ağzına Git sessizleşsin burası Kararsın ışık Ki karanlık öpücük buluşmamız Ölümü arzulayacaksın bir gün Saydam kımıl böceklerin sesini duymak için aradığın ormanları Karartacağım yokluğumla Kalp atışlarını duyacaksın Örtülere bürünmüş ahkam kesen tiyatroda Kıyamet düpedüz yergökben Artık diyemem ki sakin bir bahçeyim, bulun beni Esrarın sessiz görünmez adımlarını verin bana.


Son Söz İçinden kaç kez geçtim bilemezsin Beni eril kılıyor uzamın Tohumlarımı ekiyorum kelimelerine Çıldırtıcı. Adil bir çağırış seninkisi. Haklı. Yerinde. Birkaç yalnız geçeceğiz içinden Ama bu cömertliğinden ne azaltıyor değil mi? Kadınsın. Bir uzam yaratırken. Unutma. Her güne bir terk ediliş Ve suskunluk olsun dedi Ve her gün bir şiir


Bir isim bulamadan belki muğlak (bize öğrettiklerin dışında bir şey bilmiyoruz için) Sen kendini sev, aynalara bak, saçını düzelt, çiçek koksun tenin Güne yürü, sakin adımlarla, çirkinleri gör güzelleştir aynanda Savaş onlar için ya da beğenemeden geç, kokuşsunlar sencileyin yazgısında Tüm iş buymuş gibi isimler bul, baştan yaz yoksulu, gülüşü, güllere yeni isim ver Denize tuz ek, gölden soframa gel, bir bardak su al, her zamankinden olanı söyle Günler böyle geçer, ya geceler... Uykusuz donuk seyrin çerçevesinde bakışlarını dinlendir Başkaca yer bul sabaha, iyi ol, insana inancını tazeleyecek bir kavga yarat, hiç değilse kendini Ben iblisliğimle uzak melekliğimle yakın ağaca sarılmış bir yılan kadar dik, alımlı Yoklukla tanışıp bir nefesle dönerim dünyaya Alelade.


Biraz dem ister kan, çürümemiş ya bugüne kadar hayret, isimlerini asla öğrenemeyeceğim eşyalara yabancı ancak beklemeksizin kapım çalınsın Sesimi sınıyorum yağmurda İçeriden mi dışarıdan mı en başımdan sonumdan mı nereden nasıl kuşatıldığımı bilmeksizin Sonuma kadar bilinmezim, cazip gizim. Ben duymadıkça beni duyanım. Gözü kara kör taşım, çatlamışım Tozumda toz bırakmamış başlangıcımdan öncesi sonumdan sonrası Aradaki… muğlak. Belki biraz korkak. İkircikli iştir eğilmeden eğilmek bilinmeyene (göz kırpıştırmak gibi biraz) İnsanın şeylerin aydınlığına bakıp karanlığını kendisine bırakmak (işte bu olmaz) Biz ışığın yokluğu nedir bilmiyoruz zifiri karanlıkta da. (Görünenle yetinemeyeceğim) Biliyorum Seyrimin çoktan batmış bir geminin seyri olduğunu.


Şeylerin içiçeliği aklın eridiği sulardan doğar Bir kez almaya görsün Seyrine sonsuzun Hiç bişey aynı görünmeyecek, Hiçbir şey artık görünmeyecek Karanlıktayız. (Güneş kör ediyor) Zar zar soyacak körlüğüm onu Görünenin bitimsiz ardına düşmüş göz Geriye bu kalıyor, yatağında mutlu Çünkü yuvasında. Siz hiç ışıksuyun ardını aradınız mı?


Köpek sesleri anahtar şıkırtısı Bugün yağmur yağmadı, Ama oturup yağmur kayıtlarını dinledim. Hele kar hiç yağmıyor buraya Altı senede bir kez gördüm İki gün o da Kar kaydı yok hiçbir yerde Sessiz bir yere çekilip dinliyoruz Kar düşüyor Ayaklarım üşüyor Sıcak suyun altında ısındığımı düşünüyorum Hiçbir şeyi tutmamak gerek kuralı yüzünden Bir nehir peydahlıyorum aklımdan Akışa bırakıyorum Aklım akıyor Kulaklarımdan dışarı Annemin babamla mutfakta konuştuğunu duyuyorum Birkaç saniye arayla araba geçiyor dışarıdan Cam hafif aralık biliyorum Serinliği vuruyor dizime Bağdaş kurmayı ve tünemeyi sevdiğimi söylemiş miydim? Her sesin açıklamasını isteyen bir adam yüzünden iyi bir çevirmen Gibi kavanoz sesini kavanoz sesine ve onu da Türkçeye çeviriyorum Alışkanlıklarım da aksın diye bir nehir daha peydahlıyorum bu kez kalbimden Kalbi güzel su dinliyoruz Mutfaktan düdüklü tencerenin sesi geliyor Buhar ve gözümün önünde dans eden sigara dumanı Musluk sesi ve evdeki ayak sesleri Kıpırdamayan yarı açık kapı sesi Halı sesi Üzerine çocuk oturmuş kadar Çökmüş yastık sesi


Sessiz Kaldırımın Zihnimde Islanışının sesi Zihnime yağan yağmurların kalbimde oluşan göletlerin nefesi Mutsuzlu mutlulu mut Duran telefon kokusu Çalan telefon telaşını çağıran yanlış numara kırıklığı Kırık bir ikili Jokerin iki yüzünü ayıran şirketler Köpek havlıyor Havlu köpek desenli Anlaşıp gidiyorlar Çığlık attı, çok kavga ediyor bu günlerde Ya da kulaklarımla aramda bir şey var Analizi bıraktım O da beni bıraktı Bir taşın üzerine oturup denizi izlediğim günü sevdiğim için oldu bunlar Gel git Geldim gittim Gittim geldim Ve yalnız Ve de yalnız Öyle ki iki yanına bir şeyler almadan duramıyor İmam ve köpek sesleri Tarotta bir kartı çağırıyor bu şekilde AY. İmgelerden döşeli yola Molotof kokteyli hazırlıyorum İçiyor Daha yok mu diyor, cehennem de böyle tarif edilir diyorum sokaklara


Her köşesi beni bekleyen bilinmezlik olarak cazip bir mini etekli bacak kesiliyor Çıplak. Öykü hayal ettiğim günlerden birinde fotoğrafçı bir kızdım Yeldeğirmeni’nde uzundur kullanılmayan yıkık terk edilmiş bir eve girdim Evin içini harabeyi fotoğrafladım Oranın sahibini olduğunu iddia eden bir adamla tanıştım Ve bana yasak bir yere girdiğim için üstten konuştu, oysa biliyorum ki geceleri orada Evsizler yatıyor. Öykü hayal ettiğim günlerden birinde, devamı olmayan tüm başlangıçlardan bir kısmı kapımı çaldı Aynı bir taşın üzerinde oturuyordum ve deniz gidip geliyordu Denize gidip geliyordum ve her gelgitte bir olasılık gerçekleşemeden karışıyordu diğerlerine Öyle uzun oturduk ve peşinden koşmasak bütün gazeteler bütün haber alma organları benden fersahlarca uzaktaydı ve eğer okumasam hiç hiç bilmeyecektim ve onlar da beni bilmeyecekti Öyle bir Antartika burası.


Islak metin I Belki yağmurdan kalmadır yüzün Aylarca yıkanmamış bir arabanın üzerinde köpüktür yanyanalığımız da Hem sen anlamazsın böyle şeylerden hem anlayan da ne anlamış ki, muğlak Ben seni, seni ve binlerce tohumu kaç kez terk ettim bilmiyorum Birkaç istasyon yaktık, birkaç benzinciden beş viskilik petrol alarak Uzağa kaçtık iki kız Sen dinlemezsin. Sen öyle çoksun ki dünyanın beşte biri ediyorsun, sağırlaşıyoruz Yağmura, göle, suya ve suyun her biçimine Başlamak için Senelerce beklediğimi bilmeden (bekledim) Öyle kalabalık ki salon, antika eşyalar, retro müzik kutusuna uzanmış bir kadının bacakları eksilmemiş hafızanızdan, hiç değişmemiş, hiç yaşanmamış, hep bakılmış Müzelik bir eser veren elitist bir sanatçının sancılı anüsünden yırtıla yırtıla Gazete parçaları, yan yan tarihçi bakışları, yamuk aynaların kesiştiği yüzün Birleştirerek yeniden okuyoruz: burada su akamaz, birikir, Koskoca bir engel inşa etmekten yanadır çoğunluk Ya da küçük birimler halinde bir kent denklemi kurulur Ah alma beni, alma hiçbir şeyi İçten içe yanan kadınların ateşiyle öldük Biliyorlar mı elimiz silah tutmaz bizim


Nedenleriniz farklıdır eminim, cazip gülümseyişinizi kolay kolay bırakmamışsınızdır Sonsuza kadar, istediğinizde kolaylıkla bulabileceğiniz bir yerde saklarsınız Komodinin ilk çekmecesinde Açıklamam yok, bilinmezlikten bahsetmek geçti Geçmeyenler çok katı görünürde Kolay çözünmez zannediyorsunuz ama asit Kalır zannediyorsunuz ama yalan Yazmak için insana bir O gerekmez, ne de sen gerekir Burada oluşumuz yetiyor sancılı buruk müziğine gecenin Bulanıyorum ve bulantıyı ancak gerçek bir aidiyet keser, biliyorum Kökünü ahdında bulan ağaç konuşsun, dinleyelim Ne güçlüdür bir yemin. Bırak uyuyayım biraz… (Bırakma başka hiçbir şey yok duyan)

.


Ne desem olurdu, olmadı Buraya Ayşeyi Perihanı Mustafa Ağabeyi Gülten Babayı yazmak zordur Düşünüyorum aylar oldu Hele de öyle bir zamandayız mavi ekranlara döküyoruz yüzümüzü Eskimek saniye ile ölçülür Gözlerim yanıyor Gözlerimin yandığını görmüyorlar Ama kimseyi suçlayamam Mehmet usta beni hatırlar mı suçlayamam Sırtımda taşıdığım kumaş topları için elime bin lira sıkıştıran adam? Afrika’da açlıktan milli parkta ölüveren bir fili yemişler Bir saat kırk yedi dakikada Bir saat kırk yedi dakikada İngiliz yapımı dört motorlu Yüz kişilik bir rj buradan Karsa uçar. Karsa kar düşer bu mevsim, çoktan diz boyu olmuştur Askeri havaalanında iki er bekler Güzel bir kızla fotoğraf çektirmek için ölüp ölüp dirilen İki gariban anasının kuzusu ter postal ayak nöbet kokan Kolunu inandırıcı olsun hafifçe omzuma atar sevgilimdi diyecek Yüzümden düşük gerilimli bir hat geçer Gülümserim zannederdiniz


Kimin nesi bir adamı bir yerlere alması zordur Bakın sonsuzluk demesi kolay ama Rıfat baba gibisi bulunmaz diye söylüyorum Taze mis kokulu elmayı ısırmak neyse öyle baktım yarenliğe Bazen ben anlamıyorum ben beni hele hiç Yeniden bakması yoktur bu çağın Veri toplama araştırma geliştirme yoksa Peki ya dün akşam yemekte ne vardı Hadi onu geç dün gece evde yemek vardıysa iyi Gazete kupürlerinden kolaj yapar gibi çalışıyoruz Her güne seçilmiş özenli felaket haberlerini Ama bir şey var ve o şey var Felaket dediğin kımıldatmalıydı yerinden cümle alemi Anlatmak istemiyorum hiç bir şey Göstermek istemiyorum hiçbir yer Halden haber vermeler susmalar İsteğin ne olduğunu bulmalar. Savaşının adını koymuş adam Demiş ki böyle böyle Ben derdimden utanmışım Ki kolay taşınmaz yine de utanmışım Benim olmayan bütün yüklerle burada Eskiden olsa çürürken derdim hadi şimdi Yürürken olsun


Savaşının tarihini yüklenmiş adam Tek tek sayar sana kimdi ne yaptı neden bu adımı atmadadır Desem ki canımı mı alacaksın al git sus yeter Yetmeyecek Benden asker olayım istediler hep Kimi gördüysem asker olayım istedi benden Ya benim uşağımsın ya başkasının Suratınıza tükürmeyeceğim nerede o öfke nerede o inançlı ateşi hikayenin Yorgunum. Ve yorgunum. Savaşın adını bilmiyorum Sabaha duyacaklarımızdan bu gece katledilenlerden Hayatımızdan keskin bir bıçakla ayrılanlardan Bizi ilgilendirmeyenlerden adlarını bilmediklerimizden Dünyanın külli acısı ağrısı kanı Hadi yarın kaçalım buradan Gerçekten kaçalım ve dönmeyelim Mutluluğa hakkımız yok mu gerçekten Kaçsak bir martı eksilse gökten Ama yetmeyecek Çünkü biz kolundan tutup sokaktan birini sahiplenemedik Biz hiçbir şeyi sahiplenemedik adam akıllı Bir çocuğu. Özellikle bir çocuğu. Bunun için acıklı hikayeler dinlemeye alışmışlar Acıklı hikayeleri de sahiplenemedik Nasıl toz olur gecede yıldız Nasıl parlaktır kan ve ay


Nasıl bir bayrak doğururlar bir kadının eteklerinden Kapkara Geldiğim gibi Gidiyorum Savaşın adını bilmiyorum Ama gerçekten söylemek gerekirse Kalk kahve yap kızım Mideni del Bir fil sığdır oraya Afrikalı açlar yesin Yorgun bir fil


Nasıl denmez Bir gece seni herşey yalnız bırakır Rüyan, uykun düşüncen anlamın sigaran Gözkapaklarının ardına sakladığın buz

Bir sabah hiç planlamadan çıkıp gidilse, olabilir Sessizliğin üzerini ve altını aynı anda çizen bir yol kesimi: Şimdi Cehenneme, İstanbul hariç tüm sahil kentlerine martı söyledik Yanmış ve yanmış ve küllerinden doğamayan bir albatros ateşinde leke dir de Sessizliği silen beyaz köpük biçiminde Minör nefes alma çabaları

Birçok şeye rağmen Diyelim ki boynumu birazcık öldürmek için Ödünç alan kumarbaz elin Blöf

Ortaya sürülen ve kaybedilen hayaldir Öylesine herhangi bir biçimde bilerek isteyerek kasten kırılmış Sözümona bir oyun içinde, kurallarına uygun

Ve yön değiştirmiş rotanın ufkunda Denizden başka hiçbirşey nefes almıyor şimdi


Varsayılan bir derinliğin karanlık sularına gömülmekte hiçbir sakınca görmüyoruz. Böyle zamanlarda Ceviz masanın kenarını soymuşlar, çiçeğin kokusunu sonsuza kadar ucuza kullanmışlar Ve bir gece her şey yalnız bırakır Kokular martılar kan akışı açık olmaya güneşe inancımız Kurtadamlar böyle doğar diye başlayan hikayeleri sırf sen üzülme diye yazıyorlar


Bir martı mı öper seni Erken söylenmiş bir sözden sakınmak için ilk bilmiyorum dedim. Bilmiyorum. Bu bir taş dediler. Öyle mi bilmiyorum. Bana sizin söylediğiniz kadar gelmedi bu taş. Derler ki tanımlı, ölçülü ellerde ne ise içimde de bu kadar olması şimdilik kafi. Geç kalan bir sözden sakınmak için ilk hoşça kal dedim. Belki şimdiden sonrası bakışsız kalır. Öyle mi bilmiyorum. Bana sizin söylediğiniz gibi gelmedi gelecek. Uykumu bölen bir gölge biçiminde göründü. Kahinlikten istifa etmiştim diyemedim. Titriyordum. Yumruklarım var ya yumruklarım. Çelik kıldığın için bileklerimi, kalbimden durmaksızın su verdiğin için bana. Boşver. Uzun zaman oldu. Küskünlüğümün üzerini çizmek için dahi gelmedin. Gelmeksen gelemezdin de. Ben hep ayaklarına dolanan bir mutfak kedisi kolaylığında hiçin sıradan biçimlerini veriyorum güne. İyi yapmıyorum. Kötü yapmıyorum. Tek derdimin sen olduğu günleri geride bırakışımın şerefine bir kadeh de ben sakladım zamana, bu salt senin oyunun kalmamalı. Bu senin yalnızlığını azaltmaz. Ne yapsam bir martı öper seni Hiç düşünülmemiş zamanların içinden bir rüzgar çekimi saçlarını okşasam Duymuyorum. Duymuyorum ve bu beni öldürüyor ve beni yalnızca bu öldürüyor Bir sigara daha içebilir miyim? İnsanı zamandan önce toz eden varlık


Düşlediysem seni, Benlik kaybı olarak kurduysam beni Bak saatler nasıl akacağını şaşırmış, fena fikir değil demek ki kayba uzanışın Yine çağır Sen çağırmadıkça burada hiçbir şey olmuyor bildiğimi bilmelisin. Sen çağırmadıkça burada ben biraz daha ölüyorum Bir yere mi geldik, o bindiğim metrobüs müymüş, Konuklar mı ağırlamışız, ben çok kötü oldum Hepsini vururum umurumda değil yine gel.

Burada kalışımızın anlamı yitince, ki bence çokça yitti, sence neden hala var söylemedin Benimle konuşmayı bırakıyorsun ve lanet olası hiçbir kumandanın konuyla alakası yok Hiçbir eşyanın hiçbir öğretinin Ellerini bilmez ki bunlar Gel ellerini göster onlara bilsinler Ben biraz daha kalırsam burada ne olur en fazla Bir martı mı öper seni Biz hiç konuşmuyoruz ya, kalabalık bir caddeyi bin bir telaşe geçen yüz binler Arasında yine de sana rastlıyorum. Artık çok mu tanıdıksın? Ama sen hiç şapka takmazsın… Yine de çocukça bir oyun bu oynadığın Bir cümleyi senin için süsleyecek olsam Ondan neyi var neyi yok alırdım Onu öyle bir susardım ki ne olduğu anımsanmasın


Orada öyle bir boşluk gizlenirdi öyle düz bir çizgi Bence sen tüm o sevgili sözlerden sıkıldığın için bana ancak suyun biçimlerini veriyorsun Belli belirsiz Ellerim akacak sanıyorum öyle çok su Balık mı onlar yeniden hayat bulan ellerimde Kalkıp denize fırlatmalı ellerimi Belki o zaman Bir martı öper seni Dudaklarından?


Cha Chaconne ve bir kadeh kırmızı şarap Çekinmeyin, buyrun Sınırlarımız belirsiz Orasından burasından çekip çekiştirip kadrajlara koyuyoruz Biz; Kadehin aldığınca kırmızı, Kırmızının koyuluğunca şarap, Şarabın beklediğince chaconnne Rostropovich öldü, dün Oysa daha tanışalı çok olmamıştı Biraz daha kalsaydınız diyeceğim, yersiz… Verdikleri ve verebilecekleri benimle Ne mutlu İyi ki yaşamış Demlediğini yazmalı insan Bir zemin, geriye doğru Çocukluğumun karanlık ormanı Bir korkuluk yonttum sizden ve bitti sonunda Kuşlar gelmesin diye Bu topraklar kimin bilin diye Saldırgan bir korkuluk Bu topraklar yüzümün Çok toprağım olsun Çok bendem olsun o zaman paralara basacağım yüzümü Hiç komik değilsiniz baba Ürkünçsünüz anlaşılmazsınız çoğunlukla ama hayır sizi kabus yapan bu değil Hükmünüzü sonsuza yazan varlığınızı zamansız mekansız ölçüsüz kılan Oğullarınızı onlar sizi öldürmeden önce Öldüremediniz Çok mu şefkatliydiniz Mitler nasıl yaratılıyor bana söyler miydiniz Babanın adı beyaz Babanın adı kara bayraklarda da kocaman bir A


Üstü çizili ama boş Karşıdan da zaferini söylüyorsun böylece Karşı ve sen bütünleşiyorsunuz Her yerde yüzün Maskeler altında sen Konu hep sen Paramparçasın Göze görünmez Toz olsan da kelimelerde hükmün Cinnette Devlette Kadında yok musun sen Sivri dilli bir yılan Kocaman bir Babanın adı Üstü çizili bir A Çizmesi ne kolay Tanrım düşünmesi bile kolay Her şey bazen yalnızca çok kolay Ne olduğun ne olmadığım, git Herkesin umurundasın benden olma Madem eksikmişiz Daha da eksilelim ne çıkar Sensiz olsun her yer Düşüncesiz Hayvanlara özgü sezgiyle “an"ı hapsedeyim Yaprak dökümü Taşı bizi, ağırız Anlaşılacak bir şey yok Gelme Geride bıraktığın izmiş, aldırma Önündeki iz nereden bilme sorma Baştan Bir konu mu gerek bayanlar baylar Konu ordu konu darbe konu parti konu aşk konu yalan konu eni konu koyu komi hey Komi konu ne konu sen konu ben konu gel avucuma kon Konu şarap konu Chaconne konu anı konu sen konu


hep sendin sen beni var kıldığından taptığım hep sen… evet acizsin cok nerdeyse bir hiç.. Hiç olsan büyük olurdu bu kocaman olurdu.. Hiçten birazcık fazla yada bütünüyle eksik olduğundan toz olduğundan her toz kapladığı yerde: olduğundan: bana duyurduğundan konu sensin.. Seni çok bilmek istedim.. Tam da seni… başkasını arama… yakın uzak, derin yüzeysel, kültürel kimliklerin yüzün giydiklerin fark etmedi. Hatta söylediklerin, saçmaladıkların, uykuya yattıkların,,, sen sen sen… Saçların aynı anda kızıl siyah mor pembe..saçların dökülür ve çıplak.. Toprak gibisin bazen Sen yok musun Konu mu bırakırsın adama Demek memleketten konuşmak istiyorsun, ya da dinden ya da masadan, bilgisayardan yazılımdan gelecekten ölümden matematikten nereye kadar.. Anlat … burda olduğumca tam bir kulağım.. İçimden geçen tüm sesler.. Söyle.. Sen söylemesen bugün bir sussan.. Bugün sonsuza kadar sussan bir daha hiç hiç hiç söylemesen de artık çok geç.. Bir kez söyledin.. Bir kez söyledin ve bellek ne tuhaf şey, bilirsin

Ben gittiğimde sen de gidersin


Ateş Çürür Artık -Ateş çürür artıkYalnızca yenileniş, Rahmin söküp attığı Soluk bir ışık sızar maviye Donuk pembe lekelerle süslü Martılar martılıklarını unutmuş gibi Duruyor, su da sakin Kuğular geziniyor Yüzünde Yok, anlamıyorsun! Neden martıların Soğuk mavi bir gölge gibi bekleyen tepenin Karşı kıyısında yüzdüğünü, ve kasıklarında Dolaşan ellerinin benden ne istediğini Cürmüm kadar yerim vardı yandım Ateşimle ışık çünkü bir çocuk, doğmalı Kara saçlarıyla diri, sağlıklı Ama çok! (yorgunum) Sen: Sanki her karesi ezberlenmiş bir haritadır kadın -mış gibi kendini daya diye dibine kadar Ve aşk sözleri fısıldamak doğru değil, hele böyle bir anda Hayata ne kadar serseriysen ben de öyle bıktım Bu ateş, bu sıcaklık bu ıslaklık Ve ateş de çürür


Bütün dünya sevişmeyi unutmuş? Olamaz Artık okunmayan Silinmiş vaadleridir şehvetin Ve kendinden geçişin aydınlattığı gölgelerimde Unutuşun ihanetinden başka Kaşlarımın arasında artık yumuşamış bir çizgidir Hiç bulamadığım bir cevaptan vazgeçiş Yüzümün soluk ışığında barınabileceği bir yurt yok kimsenin Hatta benim Ellerim başımı güçlükle taşırken eskiden Şimdi tüm işi hafiflemiş başımı burada tutmak ellerimin Birbirine dokunuşu Sorudan başka her şeydir Bu yüzden hayat ve ölümle ölçülür Yaldızlarım bak; Yerde. Otopsi odasında göğüslerimin arasını tek bir çizgiyle kesip Kalbimi ....! Sana bu OLMAZ demediler mi Nerden baktığını gören biri oldun mu, buldun mu Ne çok şey var, söylenecek Ne çok. Kimseye ait değiliz. Hiç (ezberden) yaşanmıyor artık


Hüzünlü uyandım Baştan ayağa düşünce Kalbim her zamanki ritmini bulamadı Sakinleşmiyor nefesim Dokunamaz insan Çünkü yalnızdır ve en derin kavuşmalar bile Dokunamaz yalnızlığa Ağız ağza verişlerde yakınlık Ayrılıktan doğar Uzun mektupları olur yalnızlığın Sevişmek yerine Ve bulutları yükselir yaz günü dağların (gölgeleri soğuk olur hep) Başım kasıklarında Saçım göğsüne dağılmış yatarken İçimde oluşun yalnızca kavgamız Bitsin Sen de git durmadan Yollar bunun için var Kendini tekrarlamayacağın günlerin olsun Hani elin saçlarımda Hani boynumu koklamak Bilirsin yaban çiçeklerine benzer Rüzgarla dağılışımız yangınları büyüten Ateşe taparak, ıslanmak Yaz yağmurudur, geçer Mevsimleri tenin de...


Nerede dinleniyor gençliğin susuzluğu, Bilmezliğin etli dudakları Beyaz ışığı göğsünün (Uludağ’da uçuruma bakan bir kayanın üzerinde zıplarken gülmüşlüğüm)’den Fazla değil ellerinin hoyratlığı Yurt (bir gün) İşte orası Durmaksızın işgalinle sarsılan Ben … se Terk ettim kendimi (çünkü) Birliktelik ancak yolda mümkün


Yağmurda kırlangıç balığı Uzayda yüzen yaprak, kenarı boyunca kıvrılıyor Sol yüzgecinden sağ yüzgecine hikayeler uydurasın gelir Çırpınışı: mutfak tezgahında alelade, ve ismi yok! Her ölüm benim geç kalışım randevumuza İzliyorum son nefeslerini gözlerinden Hakkında konuşuyoruz ve her şey nasıl da aslında olmadığı gibi Susmak en huzurlu Durmadan susmak En yalansız en dilsiz gözlerle Ölmeye yatmak, uzun bir gün Öyle ki gündüzün gecesine hatırası yok -Gib gib gibi gibbi-

-

Gözlerim yanıyor Burası beni almıyor biliyorsun Varamayan Godot Namı diğer Azrail ya/yada papatya tarlası Ne olmalı ki? Hiç -hep yağmur yağarmış Bir elin yakaladığı yalnızca bir ağız bazen Sana bir söz verilmiş: Uzayın balıkları mı onlar?

-

Bana bir soru: Evet

2009-2011



beklenmeyen