Page 72

Ateş gecesi uzun zaman elinde tutmus olduğu bir kitabı koltuğumun yanındaki sigara iskemlesine koyuyor ve kitabın arkasında Afifenin ellerinin, vücudunun ve çehresinin belirmesini beklemekle oyalanıyordum. Onun böyle çok tahayyül edilmekten -elde fazla hırpalanmıs karakalem resimler gibi- vuzuhunu kaybeden çehresini tekrar bulmak için daha baska usullere basvurduğum da oluyordu. Meselâ yağmurlu bir kıs gününde onu ilk gördüğüm yere, manastırın papazlara mahsus olan kısmındaki iç bahçeye girdiğimi ve bunun için mutlaka makul bir sebep göstermeğe lüzum varmıs gibi saatlerce zihin yorduğumu hatırlarım. Ates bayramı gecesi Afifenin altında durduğu ve dayandığı ağaç benim için titremeden yanma yaklasılamıyacak bir nevi rölik olmustu. Çıplak dallarının arasından çiseliyen yağmura aldırmıyor, çürümüs yapraklarla dolu su birikintilerinde onun atladığı atesin yerini tayine çalısıyordum. Bir pazar sabahıydı. Ayni ihtiyaçla çoluk çocuğa katılarak kiliseye girdim. Aristidi Efendi isminde bir mütekait asker eczacısının armonikle mahalle çocuklarına söylettiği ilâhiyi dinliyor gibi yaparak kalabalığın içinde dolasıyor, küçük ablayı yakası kalkık gri seyahat pardesüsü ile, saçlarını -uçlarında iki küçük altın halka sallanan- kulaklarına kadar kapamıs siyah fisüsü ile sütunların arasında görmeğe çalısıyordum. Bir hayal arkasında böyle yarı viran, yarı karanlık yerleri dolasmak meylimde herhalde okuya okuya artık bazı parçalarını ezbere tekrar edecek hale geldiğim Rafaelin de hayli tesiri olsa gerektir. Ayağım artık iyi olmus sayılabilirdi. Fakat uzunca yürümelerden sonra Selim Beyin korktuğu kemikte hafif ağrılar hissettiğim için bastonu hâlâ atamamıstım. Bu, kılık kıyafetimde gittikçe artan ihmali daha ziyade belirtiyor, bana verdiği tavırlarla içimdeki düskünlüğün bir alâmeti olmağa baslıyordu. Bir aksam yine Selim Beylerin arkasındaki dağdan dönüyordum. Ayağımın ağrısı her zamankinden fazla olduğundan, çamurlu potinlerimi çıkarmak bahanesile sokak kapısının arkasındaki sandalyeye oturmustum. Karsımda ellerini beline dayıyan ve süpheli bir bakısla dikkatli dikkatli yüzüme bakan Varvar dudu: — Senin ayağında yine bir sey var, dedi. Gülmeğe çalısarak inkâr ettim. O bu sefer âdeta kızdı: — Saklıyacak ne var bunda ? Simdi sen gelirken dikkat ettim. Adamakıllı topallıyordun. — Sana öyle gelmistir. Elimde baston var da... — Ağrımıyor da neden bastonu tasıyorsun? — Hosuma gidiyor. Baston sık bir sey... Dudu içini çekti: — Uzak olsun öyle sıklık... Kimbilir yine nerelerde dolasmıssın... Su ayaklarının haline bak. Eteklerini toplıyarak yere çzmeldi, potinlerimi çözmeğe basladı. Bir yandan da konusuyordu: — Sen acaip bir insan oldun... Halini hiç beğenmiyorum. Böyle giderse galiba babana bir mektup yazdrracağım. Bilirsin, herkes bana kabahat buluyorlar. «Sen Kemal Beye mukayet olmuyorsun» diyorlar. Benim suçum ne ki... Kemal Bey beni adam yerine koyuyor ki, ben ona bir sey yapabileyim? 8 — Bunu kimler söyledi matmazel? — Kimler olacak.. Selim Beyin kardesleri... Titremeğe baslamıstım: — Nerede gördün onları? — Burada... Sana söylemeyi unuttum. İki gün evvel Aristidi-nin kızlarına misafir gelmisler... Buraya da uğradılar. Seni gelmiyor diye bir sikâyet, bir sikâyet ki, anlatamam... Güya sen her Reşat nuri güntekin

71

ATE_ GECES_  
ATE_ GECES_  
Advertisement