Page 65

Ateş gecesi oturtmus ve saatlerce bu örgülerle uğrasarak onu teselli etmis olacaktı. Odaya girdiği zaman gözlerindeki parlaklık, sesindeki nes'e beni âdeta sasırtmıstı ki, onun istediği de galiba buydu. İhtimal kapıdan girmeden evvel sofadaki endam aynasında kendine bakmıs ve bunun bir provasını yapmıstı. Bununla beraber ben de yattığım yerde ondan daha az aktör değildim. Sabahleyin Selim Beyle büyük ablaya oynadığım küçük oyunu bir kere de ona tekrarladım ve kendi derdimden baska bir sey düsünecek halde değilmisim gibi bir vaziyet aldım. İki elile karyolamın ayakucundaki demirleri tutarak durusundan hemen gideceği anlasılıyordu. Fakat benim münhasıran ayağımdan sikâyet ettiğimi görünce fikrini değistirdi; ağır ağır pencereye doğru yürüyerek her zaman ablasının oturduğu koltuğa oturdu. Uğradığım kaza onun için henüz aktüalitesini kaybetmemisti. Dağda nasıl düstüğüme, ilk geceyi çadırda nasıl geçirdiğime ve kendimi amele onbasısına nasıl tedavi ettirdiğime dair olan tafsilâtı evvelâ hakikî bir alâka ile dinliyordu. Fakat biraz sonra bakısları dalgınlasmağa, tavırlarına bir gevseklik gelmeğe basladı. Yüzü âdeta gözgöre zayıflıyor, alnında, dudaklarının kenarında kırısıklar, göz kapakları etrafında mor halkalar beliriyordu. Hattâ saç örgülerinin birinde beyaz teller parlamağa baslamıstı. Böyle bir sey maddeten imkânsız, olmasa bu saçların gözümün önünde ağardığına inanacaktım. ıuz -.-„----------Arasıra bir uykudan uyanır gibi silkinip doğruluyor, son kelimelerimi tekrar ederek, yahut sualler sorarak beni dinlediğini ispata çalısıyordu. Nihayet gittikçe artan bu dalgınlıklarla basa çıkmak mümkün olmıyacağmı kendi de anlayınca ayağa kalktı, gözleri yine odaya girdiği zamanki gibi parlak, komodinin üstündeki romanları karıstırdı. Bunlardan birini götürüp okumak arzusu göstermesi üzerine ona Rafaeli tavsiye ettim. Fakat derhal pisman olduğum için kitabı uzatmamla geri çekmem bir oldu. Bereket versin bunu kendisinin de gözü tutmamıstı. Belki büyüklüğü, yahut da yapraklarının kirliliği için. Onun yerine simdi adını hatırlamadığım kırmızı ciltli bir ufak romanı aldı ve odadan çıktı. Günler geçmeğe baslamıstı. Kriz herhalde için için devam ediyor olacaktı. Fakat evin havasında bunu gösterecek en küçük bir alâmet ve iz kalmamıstı. Son günlerde Giritten gelen bazı fena haberler, Selim Beyin aktüalitesinde birinci safı isgal ediyordu. Doktor sahsî bir kaygusu, zihninin bir kösesinde kendisini rahat, sız eden bir meselesi olmıyanlara mahsus bir heyecanla bu haberleri tefsir ve münakasa ediyor, hükümete ates püskürüyordu. Öte taraftan büyük abla da ayni inhisar ile kendini kıs hazırlıklarına vermisti. Rum köylüleri, gibi bası siyah bir bezle kundaklı, eteklerinin uçları kusağına sokulmus, çıplak kol ve ayakları ilk soğuklardan havuç gibi kırmızı, mütemadiyen evden bahçeye, bahçeden eve girip çıkarak soba borularını temizletiyor, asma' yaprağı ve zeytin salamurası basıyor, ağaçlardaki son yemisleri toplatarak üvez hevenkleri bağlatıyor, tahta kerevetlere serpilmis tülbentler üzerinde eristeler, domates ezmeleri, bizim cevizli sucuğa benziyen mustalivra diye bir nevi üzüm pelteleri kurutuyordu. Büyük davalarda evin esaslı erkânından biri salâhiyetile aile meclisine giren ve efendisinin sopa diye tehdit etmesine aldırmı-yarak bağıra bağıra rey ve fikrini söyliyen Mina (Emine) yine o gündelik hayattaki ehemmiyetsiz hizmetçi mevkiine inmisti. Reşat nuri güntekin

64

ATE_ GECES_  
ATE_ GECES_  
Advertisement