Page 63

Ateş gecesi geçirmeme rağmen, ben baska eserleri hep üstünkörü söyle bir karıstırmakla iktifa ediyor ve Rafaele dönüyordum. Kaymakam bir iki defa da kitap yerine Küllükten henüz gelmis taze balık getirmisti. Adamcağız benim görmem için onları da odama kadar getirdikten sonra türkçe bilmez hizmetçiyi çağırıyor ve ellerile uzun tariflerden sonra paketi teslim ediyordu. Balıklı günlerde Selim Bey tabiî kaymakamı da aksam yemeğine alıkoyuyor ve ona takılıyordu: — Kaymakam, biliyorsun ki, getirdiğin balıkları yemeden seni göndermiyeceğiz, hattâ göndersek de gitmiyeceksin, ne diye gelirken evine haber bırakmaz da bana aksam vakti adam aratırsın?.. Kaymakam ikide birde saatini çıkarıp «ben geç kalıyorum» diye bağırdığı ve her defasında kendine nihayet on dakikalık bir son mühlet verildiği halde ayrıldığımız zaman vakit çok kere gece yarısını geçmis bulunurdu. Bu yaslı adama nes'eli desek tam mânasile nes'eli değil, zeki, malûmatlı, sair desek yine tam olarak bunların hiçbiri değildi. Biçarenin herseyi boyu gibi yarımdı. Fakat insana daima bilinmez bir seyler vâdeden ve bekleten bir hali vardı ki, onunla geçmis saatlerin doluluğuna ve süratine sonradan âdeta hayret ederdiniz. Öyle sanırım ki, onunla simdi de karsılasmak mümkün olsa beni ayni heyecanlarla önüne katıp sürükliyecek ve elli yasımın artık fazla esrar ve büyüsü kalmamıs dünyasında bana bir seyler bekletmeğe muvaffak olacaktı. Misafirliğimin ikinci haftasında idi. Bir gece yarısı basucumdaki samdanı henüz söndürmüstüm ki, evin sessizliği içinde garip bir hareket uyandı. Flora bahçede durmadan havlıyor, oda kapıları açılıp kapanıyordu, asağı sofadan iri iri konusma sesleri geliyordu. Bazı geceler sehir dısında tütün kaçakçılarile kolcular arasında çarpısmalar olur, ertesi gün bir, iki kisinin öldüğü, yahut yaralandığı öğrenilirdi. İlk aklıma gelen sey Selim Beye, kasaba hastanesine götürülemiyecek kadar ağır bir yaralı getirmeleri oldu. Fakat gariptir ki, asağıdaki gürültüde kadınların sesi erkeklerinkin-den fazla çıkıyordu. Biraz sonra kalabalık ağır ağır yukarı sofaya çıktı ve münakasa rumca olarak orada devam etti. Ne söylediklerini tabiî anlamıyordum. Fakat Selim Bey çok hiddetli, büyük abla heyecandan yarı boğulmus bir haldeydi. Daha tuhafı, bu münakasaya hizmetçi de istirak ediyor, Selim Bey arasıra sopa diye bağırdığı halde aldırıs etmiyordu. Bu arada kulağıma yabancı olmıyan bir ses, Afifenin sesi geldi ve derhal isi anladım. Zavallı küçük abla bu defa da İzmirde dikis tutturamamıs ve kimbilir ne vak'alar üzerine yangından kaçar gibi gece yarısı Mi-lâsa dar düsmüstü. Doğrusunu söylemek lâzımgelirse o saatte kendi vaziyetimi bu bedbaht genç kadınınkinden daha ziyade düsündüm. Yattığım oda herhalde onundu. Simdilik ona baska bir yatacak yer de bulsalar, ki böyle yapacaklarına süphe yoktu, genç bir adamın böyle davalı bir kadınla bir evde kalması tuhaf olacaktı. Herhalde yarından tezi yok, Selim Beye vaziyeti anlatmalı ve bir araba getirterek kilise mahallesindeki pansyonuma tasınmalıydım. Dava herhalde tahmin ettiğimden daha büyük olacaktı. Münakasa bir saatten fazla sürdü. Selim Bey sustu mu büyük abla alıyor, o da sözünü bitirince hizmetçiye sıra geliyordu. Bazan da hep bir ağızdan konusmağa baslıyorlar ve o zaman gürültü büsbütün artıyordu. Reşat nuri güntekin

62

ATE_ GECES_  
ATE_ GECES_  
Advertisement