Page 37

Ateş gecesi kapamıstı. Fakat yemek kokusunun çektiği birkaç fakir çocuk arkadaki bos bahçenin duvarından atlamıslar, tahtaperdenin öte tarafından bizi seyre koyulmuslardı. Ben epeyce zamandanberi bunun farkmdaydım. Fakat Varvar dudunun bir mesele çıkarmasından korkarak sesimi çıkarmıyordum. Sokakta her zaman Simi diye bir küçük çocuk görürdüm. Kimsesi yoktu. Bir sokak köpeği gibi çörçöple geçinir ve geceleri kilisenin yanındaki köpek kulübesi büyüklüğünde bir barakada yatardı. Kızlardan öğrendiğime göre mahalleli Simiyi geçen seneye kadar himaye ederler ve geceleri evlerinin avlularında yatırırlarmıs. Fakat çocuk öteberi asırmağa baslayınca korkmuslardı, simdi onu hangi açık kapının önünde görseler tas veya değnekle kovuyorlardı. O gece arka bahçedeki çocukların arasında bu Simi de vardı. Fakat o arkadasları gibi tahta deliklerinden bakmakla iktifa et-miyerek yüzükoyun yere yatmıs, karısık, tozlu bir saç yığınından ibaret olan basını tahtaperdenin altından içeri sokmus, bir yabani hindiba kümesinin arasına gizlenmisti. Varvar dudu bir aralık nasılsa çocukları farketti ve eline geçirdiği bir ates küreğile üzerlerine saldırdı. Tabiî ötekiler hemen kaçıstılar.' Fakat fıkara Simi kafasını bir türlü kurtaramadı ve burnundan kapana kısılmıs bir sıçan vaziyetinde ciyak ciyak bağırmağa basladı. Ne olursa olsun çocuğu içeri almak ve bir kösede birkaç lokma bir sey yedirmek kararile yerimden fırladım. Fakat geç kalmıstım. Zavallı Simi yiyeceğini daha evvel Varvar dudunun elinden yemis ve bağıra bağıra kaçmıstı. Hâsılı o geceki ziyafet çok nes'eli geçti. Yalnız kahveler içilirken papaz Hrisantos Efendiye hafif bir uyku arız olmustu. İkide bir gözlerini kapıyarak kendinden geçiyor, ruhanî bir rüya içinde Varvar dudunun dolmalarına, tatlılarına gülümsüyordu. Lefter Efendide de bir tuhaflık vardı. Fakat o uyumuyordu. Gözleri bilâkis her zamankinden fazla açıktı. Sandalyesinde dimdik ve hiçbir hareketsiz oturuyor, yalnız arasıra göğsü sert bir hıçkırıkla sarsılıyordu. Kaymakama gelince, o bilâkis kızları etrafına topladı ve günahı boynuna galiba bir parça da çapkınlık etti. Fakat yaslı adamların çoluk çocukla edep dairesinde dalga geçme tarzını öğrenecek çağa gelmemis olduğum için bunları babaca sakalar zannettim ve fena düsünmedim. Evet, ziyafet çok nes'eli geçmisti. Son dakikada Lefter Efendi hafif bir baygınlık geçirerek bizi biribirimize katmamıs olsaydı, belki daha da fazla eğlenecektik. — VIII — Bir hafta sonra ates yortusu gecesiydi. Kasabanın baska taraflarından da birçok müslüman ve yahudi seyirciler geldiği için kilise mahallesi her zamandan fazla kalabalıktı. Ortalık karardıktan sonra meydanda ve sokak aralarında öbek öbek çalı atesleri parlamağa baslamıstı. Sade çocuklar ve gençler değil, ihtiyarlar da alevlerin üstünden atlıyorlar, bu esnada biri-birine çarpıp düsenler oluyor, çığlıklar, kahkahalar, sarkı sesleri ortalığı tutuyordu. Kilisenin daima kapalı duran büyük kapısı ardına kadar açıktı. Çan çangır çangır çalıyor, yortu elbiselerini giymis mahalle büyükleri kafile kafile içeri giriyorlardı. ¦ Stematula beni kapıda yakaladı: — Kemal Bey siz gelmiyeceksiniz? dedi, çok kalabalık var kilisede. .. Eğleneceksiniz. Yapılacak daha iyi bir isim olmadığı için caketimi giydim ve Stematulanın pesine takıldım. Rina birkaç gündür ortalarda görünmüyordu. Öteden beriden kulağıma geldiğine göre yine maması tarafından bir parça oksanmıs ve eve hapsedilmisti. Bu gece yortu serefine affedilerek kiliseye gönderilmis olması muhtemeldi. Kilise veya bahçenin bir kösesinde onu sıkıstırarak «geçmis Reşat nuri güntekin

36

ATE_ GECES_  
ATE_ GECES_  
Advertisement