Page 35

Ateş gecesi üzerinde asmanın öte basına doğru yürüdüğünü hayretle gördü. Birkaç dakika içinde bu masaların üstü beyaz örtüler, tabaklarla donanıyor, etrafına bahçenin köse bucağından sandalyeler gelip diziliyordu. Ben komediye devam ederek basımı kaldırdım ve tepemizdeki asma fenere baktım: — Bahçenin o tarafı karanlık... Matmazeller ne yediklerini görmiyecekler... Masaları biraz bu tarafa yaklastırsanız... Masalar tekrar ayaklandılar ve adım adım bize doğru ilerlemeğe basladılar. Ben hâlâ basım havada, ısığın ayarile mesgul: — Olmadı... Yine karanlık... Bir parça daha., bir parça daha, diye söyleniyordum. Allah razı olsun kaymakam: — Çocuklar, oldu olacak., sunu birlestirin, dedi ve Varvar dudunun yeni bir feryadı içinde masalar biribirine rampa etti. Ben sofraların birlestiği noktada oturuyordum. Kızların köse kapmaca oyununa benzer telâslı hareketleri neticesinde Stematula yanımdaki sandalyeyi yakalamıstı. O, ilkönce bunu bir açıkgözlük, Öteki arkadaslarına karsı bir imtiyaz sanıyor, omuz basımda sevincinden çay semaveri gibi 54 ATES GECESİ fıkırdıyordu. Yalnız biraz sonra Rinanın karsımdaki sandalyeden bana sivri yüzünü uzattığını görünce yaptığı perspektif hatâsını anladı ve fena halde bozuldu. Kendisile yanyana idik, bir parça da dirseklerimiz biribirine sürtünüyordu. Fakat ancak arasıra bir iki kelime konusmak için basımızı çevirdikçe biribirimizi görüyorduk. Halbuki Rinanın, asma fenerin tam ısığında bütün çil ve pürüzlerinden temizlenen ve büyülü parıltılarla dolan yüzü tâ karsımda, gözleri gözlerimin içindeydi. Zavallı Stematulanın beni kendisile mesgul etmek için yapmadığı maskaralık yoktu. Hattâ bazan kendine bakmağa mecbur etmek için kolumu çekmeğe bile cesaret ediyordu. Fakat bu gayri-' tabiî vaziyet nihayet yarım dakika sürüyor, bu müddetten sonra basım evvelâ sofranın basında oturan büyüklere, sonra karsım-jdakine çevriliyordu. Varvar dudu kızları sofraya almak için çevrilen dolabı sezmisti. Fakat kızmıyor, yalnız gözgöze geldikçe «meğer sen neymisin?» demek ister gibi manalı bir gülümseme ile basını iki yana sallıyor ve parmağile beni tehdit ediyordu. Rina bir aralık bana bir sey anlatmak istemis ve sesini bastaki büyüklere isittirmemek istiyor gibi bir tavırla yüzünü yüzüme yaklastırmıstı. Stematula dayanamadı, ıslık gibi sinirli ve mütecaviz bir sesle: — Dikkat et Rina, dedi, burnun çok uzun... Kemal Beyin ağzında girecek... Rina kızmadı, yalnız dilini çıkarıp dislerini ve dudaklarını yalıyor gibi bir hareket yaptıktan sonra gözlerini fenere kaldırdı ve omuz silkti: — Ne yapacağım... Allah böyle istedi, dedi. Sofra basında yeni bir kavga çıkmasından korktum ve kaslarımı çatarak Stematulayı azarladım: — Ne oluyoruz? Zavallı kız, burnuna fiske yemis kedi yavrusu gibi derhal sindi ve artık sesini çıkarmadı. *** Ziyafete daha fazla nes'e vermek için o gece komsulardan bir iğreti gramofon almayı düsünmüstük. Reşat nuri güntekin

34

ATE_ GECES_  
ATE_ GECES_  
Advertisement