Page 20

Ateş gecesi vardı ki, onu karanlıkta dinlerken hikâyesini anlattığı güzel kızı âdeta görür gibi olurdum. Matmazel Varvarın gayet uzun ve ince bir boynu vardı. Bu boyun basın ağırlığını çekemiyor gibi bas hafifçe yana, sağ omuzuna doğru iğilir ve ihtiyar kız konusurken onu daima sağ avucu ile desteklerdi. Bu onun bilhassa utandığı ve utanılacak bir sey anlattığı zamanlara mahsus bir jestiydi. İnce omuzlar kalkar, tahta gibi dümdüz göğüs bir kat daha içeri kaçar, göğsün üzerinden geçen sol kolu ona derede yıkanırken üzerine birdenbire adam gelen bir çıplak ka.dm hali verirdi. O tarihte Matmazel Varvar gibi benim kalbimin bir kösesinde de oldukça yıllanmıs bir ask yatıyordu ve galiba ev sahibimle bu kadar kolay anlasmamın sebebi buydu. Sevgilim eski bir mahalle komsumdu. Adı Melekti. Simdi İstanbul Darülmuallimatına gidiyordu. Melek bize komsu olduğu zaman ben akran, yani on bir, on iki yaslarında kıvırcık sarı saçlı, al yanaklı, tel tel kirpikler arasında açık mavi gözlü, minimini ağız ve burunlu tombul bir çocuktu. Bonmarse camekânındaki bebek kutularının birinden çıkıp pembe papaziye sapkası, falbalalı etekliğile sokağa yürüyüvermis zannedilen bu Melekten daha güzel bir kız bulunabileceğini o zaman. ATES GECESİ 31 ki aklıma sığdıramadığımdan, hemen âsık olmağa ve ileride onunla evlenmeğe karar vermistim. Saçlarımı büyük adamlar tarzında taramak, büyük adam kıra-vatı takmak, uzun pantalon giymek gibi cazibelerle kendimi ona beğendirmeğe çalısırdım. Galiba Melekte de bana karsı bir parça bir seyler vardı. O zaman askın alâmeti utanmaktı. İkimiz de yaramaz ve hattâ biraz yüzsüz olduğumuz halde karsı karsıya gelince ağırlasmamız ve konusmağa cesaret edemememiz baska türlü izah edilemezdi. İkinci bir alâmet de evden arasıra mendil, levanta sisesi gibi ufak tefek esya asırarak biribirimize göndermemizdi. Fakat Melek on üçünü geçince birdenbire boylandı ve çarsafa girdi. Halbuki ben bücür kaldım. Bıyıklarımı olsun bir an evvel çıkararak ona yetismek gayretile habire üst dudağıma kozmetik sürüyordum. Babamın Kamber adında ak sakallı bir neferi vardı. Bütün gençliğini askerden kaçmakla geçirmis ve elliye doğru yakalanmıs yarı meczup, fakat gayet iyi bir adamcağızdı. Yalnızlığım içinde bu Kamberi kendime dert arkadası yapmıstım. Fakat bir gün gözlerini büze büze: «Bir kans boyla pırasa gibi bıyığı nideceksin ? » diye zalim bir alay yapmıs, bu son ümidimi de bosa çıkarmıstı. Meleğin artık beni istihfaf ettiğine süphe mi vardı? Onu arasıra annesininkinden uzun boyu, siyah ipek çarsaf ve peçesile sokakta gördükçe kaçacak delik arıyordum. Zaten mahallelerimiz de değismisti. Meleğe ondan sonra bir yerde tesadüf etmedim ve askımızın birinci perdesi böylece kapanmıs oldu. Birkaç sene sonra baslıyan yeni perdeye gelince: Sahne Sehza-debasında kalabalık bir tramvay durağı, zaman bir ramazan aksamıdır. Melek nasıl bıraktımsa öyledir. Kendimin çehrece nekadar değistiğimi bilmiyorum. Fakat boyum Meleğe karsı bir intikam denecek kadar uzamıstır. O zamanki Mühendis mektebinin simdiki general üniformalarına tas çıkaran satafatlı üniforması cılız vücudumun bütün ayıplarını örtmektedir. Aksamın alacakaranlığı içinde gözlerimiz bir an karsılasıyor. Siyah peçesi altında Reşat nuri güntekin

19

ATE_ GECES_  
ATE_ GECES_  
Advertisement