Page 142

Ateş gecesi sandalyesinin kenarına bırakmıs ve uyumustu. Onu rahatsız etmemek için sesimizi gittikçe alçaltmağa ve âdeta isaretle konusmağa basladık. Yakından gözgöze bakısmamız, dudaklarımızla yaptığımız hareketler, fısıltılarımızı anlıyabilmek için saıfettiğimiz gayret konusmamıza bir gizli anlasma manzarası veriyordu. Masum olmı-yan bu jest bizde gayriihtiyarî iki suç ortağı ruhu uyandırıyor ve yavas yavas sükûnumuzu bozuyordu. Bir tehlikeyi önlemek fikrile ayağa kalktım ve Afifeyi daha normal bir sesle konusabileceğimiz bir uzaklığa doğru götürmeğe^ basladım. Fakat orada da bizi baska bir tehlike bekliyordu. . .. "•' ----Oğlunuzu Milâsta göreceğiniz gelmiyecek mi? dedim. Senelerdenberi onunla beraber yasamağa alısmıstınız. Bu sualden maksadım, Afifeye analığını hatırlatmaktı. Çocuğun bu dakikada hayalî bir üçüncü sahıs gibi aramıza girmesinin bizi daha salim ve temiz düsüncelere sevkedeceğini umuyordum. Fakat o, kendisini hiç alâkadar etmiyen bir seyden bahsediyor-musum gibi sadece omuzlarını kaldırdı ve cevap vermedi. Sualimi baska bir sekilde tekrar ettiğim zaman ise, sakin bir sesle: — Çocuğu senelerdenberi gözüm görmüyor, dedi. Bu cümle bana birdenbire dehset verdi. Bir kadının çocuğundan bu lisanla bahsetmesi herhalde çok vahim bir seydi ve daha fenası Afife bunu hissetmiyordu. İlk geceki krize benzer bir halden korkarak yüzüne baktım. Hayır, çehresini ve gözlerini birdenbire ağır bir hüzün kaplamıs olmasına rağmen, normal ve sakin bir vaziyetteydi. — Çocuğu senelerdenberi gözüm görmüyor. Uzun seneler içinde bilmeden bu biçare kadının maneviyetinde yaptığım tahribin derecesini zannederim ki, bu basit itiraftan daha iyi gösterecek bir sey olamazdı. Küçük Sklavaki evvelâ babası ile olan ihtilâfa kurban gitmis, bu adama karsı duyulan infial gayriihtiyarî ona da tesmil edilerek bir türlü tamamile benimsenememisti. Aksilik surdaydı ki, babanın ölümünden sonra ana oğul biribir-lerine kaldıkları zaman da aralarına yine bir yabancı giriyor ve çocuk, Afifenin bir türlü inkisaf edemiyen analık sevgisinden hakkını alamıyarak onun yanında bir nevi sığıntı vaziyetinde kalıyordu. — Çocuğumu gözüm görmüyor. İlk geceki itiraf gibi bunu da cevapsız bırakmağa imkân yoktu. Kırk elli adım uzağımızdaki salıncaklı sandalyesinin kenarına düsmüs bası ile bir çocuk uykusu uyuyan annemi arasıra gözlerimizle kontrol ederek alçak sesle yarım saatten fazla konustuk. Sonra yanımıza çocuklar geldi, onların gürültüsü ile annem gözlerini açarak bize gülümsemeğe, isaretler etmeğe basladı. Rastgeîe bir hava . ve su bahsi konusuyor gibi sözümüzü kestik, fakat o gün, ertesi daha ertesi gün her yalnız kalısta sözü hiçbir mukaddeme yapmadan bıraktığımız yerden aldık ve ayni sadelik ve sükûnetle devam ettik. Havuz basındaki bahçe kanapelerinde, yahut köskün önündeki çakıl döseli yollarda konustuğumuzu yengeler ve daha baskaları uzaktan, yahut pencerelerden görüyorlardı. Arasıra onların suallerine verdiğimiz kısa cevaplarla fasılaya uğrıyan, yanımızdan geçenler oldukça muvakkaten kesilen bu konusmalarda bu orta yaslı ve sakin tavırlı kadının bana neler söyliyebildiğini kesfetmek peygamber kerametine mütevakkıftı. Hastalık sade ve sakin Afifede ne garip bir tebeddül, ne umulmaz inkisaflar meydana getirmisti. Zihnen tekemmül etmis ve çok okumus insanlar gibi kendisini ifade ve tahlil etmeyi bilmiyor, Reşat nuri güntekin

141

ATE_ GECES_  
ATE_ GECES_  
Advertisement