Page 1

ANTİKA KATALOĞU


ANKARA ANTİKACILIK ANTİKA KATALOĞU


HAKKIMIZDA Temelleri 1980 yılında atılan Ankara Antikacılık, 2000’li yıllarda sanat ve antika alanında yaptığı yatırımlarla hızla büyümüş ve başkentte sektörünün lokomotifi konumuna gelmiştir. Ankara Antikacılık deneyimli kadrosu, galerisi, müzayede ve özel satışlarıyla nitelikli antika ve sanat eserine ulaşmada farklı alternatif yollar sunmaktadır. Daimi koleksiyonunda yer alan sanat yapıtları ve antikaların sergilendiği galerisi 12 ay boyunca sanatseverlerin hizmetindedir. 1000 civarında antika ve sanat eserinin bir arada sergilendiği bu galeri sürekli yenilenen koleksiyonu ile ülkemizde alanında önemli birkaç merkezden biridir. Dünya sanat ve antikasına bakışta geçerli evrensel kuralları benimsemiş ve bu yönde yaptığı değerlendirmelerle önemli bir galeri koleksiyonu oluşturarak bu alandaki pek çok uzmanın takdirini kazanmıştır. 2008 yılından beri düzenlemekte olduğu, uluslararası nitelikte müzayedeleriyle Türk resim sanatının ağırlıklı olarak modern dönem eserlerinin satışında gösterdiği başarılı performansla bu dönem ile ilgili son yıllarda oluşan durağanlığın aşılmasında önemli katkısı olmuştur. Türkiye’de müzayedelerde ağırlıklı olarak yer alan Osmanlı ve Osmanlı’ya özel yapım antikaların dışına çıkarak uluslararası nitelikte antika ve dekoratif sanat objelerine yer vererek hem dünya çapında önemli bu tür eserlerin tanınmasına, Türkiye’de de bu anlamda yeni koleksiyonerlerin oluşmasına öncülük etmektedir. Yıllardır pek çok ünlü mimar ile ortak projeler veya danışman olarak verdiği hizmetleri şimdi de kendi projeleriyle geliştirmektedir. Antikanın ve sanatın her döneminin ve 20.yy. tasarım örneklerinin kullanıldığı benzersiz düzenlemeler ile bu alanda müşterilerine benzersiz deneyimler sunabilmektedir.

4


5


Ankara Antikacılık yıllardır yaptığı çalışmalarla pek çok koleksiyonerin yetişmesine öncülük etmiş ve bu koleksiyonların geliştirilmesinde danışman olarak görev almıştır. Halen kişisel ve kurumsal bazı önemli koleksiyonların danışmanlığını sürdürmektedir. Gerek özel gerekse resmi kuruluşlar ile özel müzelerin koleksiyon oluşturma yönündeki çalışmaları ve yönetimlerinde katkıda bulunmaktadır. Son yıllarda artan koleksiyoner sayısı ve gençlerin sanat yapıtı, antika ve dekoratif sanat objelerine gösterdikleri ilgi ve heyecanın artışı yaptığımız çalışmaların ne denli isabetli olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu şekilde evrensel değerlerin referans alındığı bir platform üzerinden ilerlemenin toplumsal gelişime vereceği destek ile sosyal sorumluğun gereklerini yerine getirdiğimize inanıyoruz. Ankara Antikacılık’ın bu yöndeki çalışmaları orta ve uzun vadeli çalışmalarında farklı enstürmanlarla yer alacaktır. Sanat tarihi, koleksiyonerlik, sanat yapıtlarını değerlendirmesi ve birçok başka konuda seminer ve kurs programları, konsept sergiler için alt yapı çalışmaları devam etmektedir. Ankara Antikacılık’ın Türkiye’nin önde gelen antika, sanat ve müzayede merkezi olan yeni galerisi 1 Eylül 2013 tarihinde hizmete girdi. Yıllardır özenle koruduğu hizmet anlayışını yeni merkezinde daha ileriye taşıyacak olan bu galeri, iki kata yayılmış toplam 1800 m² sergileme alanı ile antika ve sanat alışverişini bambaşka bir heyecan ve keyfe dönüştürüyor. Yüzlerce seçkin antika eser ve 20.yy. erken dönem tasarım örnekleri ile Türk Resim Sanatının ustalarına ait sanat eserleri arasında seçim yapmakta zorlanacaksınız.

6


7


Antika ve sanat eserlerinin bir arada sergilendiği Ankara Antikacılık galerisi ülkemizde bu iki uzmanlık dalında birden hizmet veren, her iki alanda da çok geniş bir koleksiyonu barındıran az sayıda merkezden bir tanesidir. Deneyimli çalışanları sizlere eserler hakkında bilgi vermek ve sahip olmak istediğiniz eserlerin seçiminde sizlere yardımcı olmak için 12 ay boyunca kesintisiz hizmet vermektedir. Her ziyaretinizi farklı bir deneyime dönüştürmek bizim için önemlidir. Bu amaçla koleksiyonumuz sık sık yenilenmekte, önemli sanat yapıtları ve antikaların galerimize kazandırılması için farklı coğrafyalarda araştırma ve alımlar ilk günkü gibi heyecanla sürdürülmektedir. Ankara Antikacılık galerisi farklı dönemlerin, farklı kültürel anlayışların günümüze ulaşan örnekleri içinden öncelikle kendi kriterleri ile değerlendirme yapar. Sizlerin beğenisine sunulacak her eserlerin seçimi özenli ve titiz bir ön çalışma sürecidir. Galerimiz zamanı kısıtlı olan siz müşterilerimize önceden kararlaştırılan eserlerle ilgili özel sunumlar yapabilmektedir. Özel sunumlar için en az bir gün önceden randevu almanız gerekir. Sizleri galerimizde ağırlamaktan, bilgi ve heyecanımızı paylaşmaktan memnuniyet duyacağız.

8


9


KOLEKSİYON YÖNETİMİ İyi bir antika veya sanat eseri ne sahip olmak bireyin yaşam karşısındaki pozisyonunu da değiştiren bir olgudur. Eğer bu bir antika eser ise geçmişten günümüze ulaşmış ve bir yaratı süreci içinde tasarlanmış nadide bir objedir. Günümüzde kaç kişide benzerleri bulunmaktadır? ya da yeryüzünde benim dışımda kaç insan böyle bir objeye sahiptir ? gibi soruların cevaplarıdır antika eser sahibi olanları ayrıcalıklı kılan. Ve bir başka yönden, topluma karşı değerini ve önemini artıran. Yüz yıllardır olduğu gibi. Eğer bu bir sanat eseri ise, klasik, çağdaş ya da modern; gerçek bir sanat eserinin verdiği hazzı beynimiz ve ruhumuzla tadabiliyorsak budur bizi eser sahibi olmaya iten gerçek. Bu nedenle insanı benzerlerinden ayrıcalıklı kılacak zenginliğini taçlandıracak bir olgudur sanat eseri ve antikaya merak. Ayrıca koleksiyonerlik toplumun gözünde kişinin ve kurumların değerini ve önemini artıran çağdaş bir enstrümandır. Kişilere ve kurumlara ayrıcalıklı bir konum sağlamaktadır. İster kişisel ister kurumsal olsun koleksiyonerlik bu birikim sürecinin ulaştığı sondan bir önceki basamaktır. Bu noktada sanatsever bazı kararlar almak durumundadır. Bu nokta ‘ koleksiyon yönetimi’ nin başlangıç noktasıdır. Sürecin yönetimi profesyonel destek ve işbirliği ile doğru bir yönde ilerlemelidir. Bir koleksiyonun doğru yolda ilerlemesi ona süreç içinde doğru bir kimlik kazandırarak benzerleri arasında bir adım daha öne çıkmasına neden olacaktır. Kurumsal anlamda bir koleksiyon sahibi olmak ve bu birikimi toplumla paylaşmak önemli bir sosyal sorumluluk projesi olarak görülmektedir. Ankara Antikacılık sizlere tam da bu noktada birikimlerini paylaşıyor. Tüm kişisel ve kurumsal koleksiyonların yönetim ve yönlendirilmesi sürecinde sizlerin yanında yer alıyor. 10


11


ANKARA ANTÄ°KACILIK

iTALYAN BAROK ViTRiN 18-19. YY. 163x62x100 cm 12


ANKARA ANTÄ°KACILIK

13

13


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız özel yapım, imzalı tuvalet masası 19. yy. 190 x 98 x 58

14


ANKARA ANTÄ°KACILIK

15


ANKARA ANTİKACILIK

OSMANLI’DA MOBİLYA KÜLTÜRÜ Osmanlı’da Batı dünyasının kullandığı anlamda mobilya ilk olarak 19.yüzyılda, özellikle de Dolmabahçe ve Beylerbeyi gibi Batı üslubunda yapıların oluşturulmasıyla başlar. Bu dönemden önce Osmanlı mimarlığında taşınabilir mobilyaya çok az yer verilmiştir. Osmanlı/Türk evindeki ihtiyaçlar mimariyle birlikte yapının bir parçası olarak çözümlenmiştir. Örneğin, iç mekan oldukça boş ve ferah tutulmuş, sedirlerin üzeri şilte ve yastıklar, yerler ise halı ve kilimle kaplanmıştır. Depolama için yüklük denilen dolaplar ve duvar rafları ile duvarın içine yapılmış küçük gözlerden oluşan tembelhaneler kullanılmıştır. Düzen günlük gereksinmeler için kullanılan eşyanın işi bittiğinde ortadan kaldırılması üzerine kuruludur; yatmak için akşam yüklükten çıkarılan döşeklerin sabah toplanması, yemek zamanlarında katlanabilir ayaklar üzerine kurulan sininin sonra dışarıya çıkarılması gibi. Bu dönemde Osmanlı evlerinde sandık, beşik, rahle ve tabure gibi az sayıda taşınabilir eşya mevcuttur. Bu eşyaların özellikle büyük yerleşim yerlerinde üretilmiş olanları oyma, kakma, boyama gibi ahşap işlerinin çok ince örneklerini taşır. Mobilya geleneğinin bulunmaması ustaların hünerlerini bu tarz eşyaların üzerinde sergilemesini sağlamıştır. Edirnekari ve sedef kakma en sık kullanılan geleneksel süsleme yöntemleri arasında yer alır. Konutlardaki kapı, tavan, dolap kanadı gibi yapı elemanlarıyla ile saat, çeyiz sandığı, para kutusu, sanduka, çekmece, rahle, kavukluk, kalemdan gibi dekoratif malzemelerin bezemesinde kullanılan Edirnekâri tekniğinde doğal çiçekler, yapraklar ve meyvelerden oluşan süsleme ögeleri en ince ayrıntısına kadar işlenir. Başlangıçta stilize bitkisel süslemeler tercih edilirken, 16. ve 17. yüzyıllarda doğalcılık anlayışıyla işlenerek kendine özgü bir üslup kazanmıştır. 18. yüzyıldan itibaren, Avrupa sanatının da etkisiyle Barok ögeler çoğalmış; altın yaldız, yeşil ve kırmızı boyalı bezemeler lake olarak çalışılmıştır. 17.ve 18.yüzyıllarda zirveye ulaşan sedef işçiliği de kapı, pencere, dolap kanatları, kürsü, çekmece, Kuran muhafazası dışında rahle, masa, koltuk, kanepe, sehpa gibi mobilyaların üzerinde uygulanmıştır. 19.yüzyıldaki Batılılaşma girişimleri Osmanlı’daki mobilya anlayışını da değiştirmiştir. ‘Batılılaşma’ kavramı toplum yapısıyla bağlantısız olarak sadece Avrupa’dan ithal edilen mallar ile özdeşleştirildiği için, değişen günlük yaşamda mobilya alanındaki ihtiyaç da Batı’dan ithal edilen eşyalarla giderilmiştir. II.Abdülhamid döneminde (1876-1909) şehir yaşamının değişmesiyle birlikte Osmanlı insanının günlük yaşamı ile üretim ve tüketim kalıpları da değişmiştir. Bu dönemde İstanbul’da, özellikle Pera’da dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen mobilyaları satan mağazalar açılmaya başlamıştır. Ayrıca, kullanım amaç ve yerine göre özel siparişle yapılan mobilyalar da ithal edilmiştir. Osmanlı pazarına özel yapılan Avrupa kökenli bu mobilyalarda Osmanlı arması, tuğra, sancak, ay-yıldız gibi motifler kullanılmıştır. Avrupa dışında Uzakdoğu’dan da mobilya getirtilmiştir. Dönemin en önemli yerel mobilya üretim merkezi ise, Sultan II.Abdülhamid tarafından Yıldız Sarayı’nda açılan Tamirhane-i Hümayun’dur. Avrupa’dan son sistem marangoz aletleri getiren Sultan Abdülhamid’in birçok usta ve çırakla birlikte çalışarak ürettiği eşyalar Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan ve Yıldız saraylarının Batı tarzı mobilya ihtiyacını bir ölçüde karşılamıştır. Bizzat padişahın ürettiği mobilyaların yanı sıra, ressam Emil Meinz gibi Tamirhane-i Hümayun’da çalışan sanatçıların elinden çıkmış mobilyalar da mevcuttur. Tamirhane-i Hümayun üretimi mobilyaların büyük bir bölümünde Sultan II.Abdülhamid’in tuğrası yer alır, ancak bunların hangilerinin bizzat padişah tarafından yapıldığını söylemek güçtür. Bu atölyenin üretimlerinin üzerinde ayrıca ‘Tamirhane-i Hümayun imalatı’ ibaresi, usta ve tarih damgası da yer alır. Süsleme olarak ise en çok kullanılan motif ay-yıldızdır. Tamirhane-i Hümayun dışındaki yerel mobilya üretim merkezleri o dönemde Galata, Pera ve Nişantaşı’nda açılan Narses Narliyan, Psalti, Hakkı Usta, Mora Biraderler, Refik Bey Marangoz Fabrikası gibi yerlerdir.

16


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı yapımı lake tugralı konsol ve aynası 19.yy. sonu Ayna 89 x 170 cm konsol 95 x 120 x 50 cm

17


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı Çift kolon (ceviz -dore) 19.yy. Yükseklik 126 cm

18


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı, sam isi sedefli orta masası 19.yy. 73 x 73 x 80 cm 19


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı, sam isi Çift sedefli açılır kapanır sandalye 19.yy. Yükseklik 100 cm

20

Osmanlı, sam isi Çift sedefli açılır kapanır sandalye 19. yy. Yükseklik 98 cm


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı, sam isi sedef kakma 5 parça koltuk takımı 19.yy. 162 x 120 x 60 cm

21


ANKARA ANTÄ°KACILIK

22


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı çift dore sedir Sultan III.Selim dönemi (1761-1808) 185 x 82 x 141 cm

23


ANKARA ANTİKACILIK

osmanlı oturma grubu ve sehpası 18.yy. sonu 115 x 80 x 68 cm

24


ANKARA ANTÄ°KACILIK

25


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı DORE bahü 19.YY. 100 x 118 x 45 cm

26


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Dore yatak 1850' ler 166 x 230 x 165 cm

27


ANKARA ANTÄ°KACILIK

28


ANKARA ANTİKACILIK

Müzayedelerimizde satışı gerçekleşmiş eserler.

29


ANKARA ANTİKACILIK

LUDWIGSBURG Temeli 1729 yılında, Dük Eberhard Ludwig tarafından atılan Ludwigsburg porselen fabrikasının tam anlamıyla faaliyete geçebilmesi 1751 yılında Dük Carl Eugen döneminde olmuştur. Yapılan ilk üretimlerde beklenen başarı sağlanamasa da, 1759 yılında Josef Jacob Ringler’in fabrikada tasarımcı olarak çalışmaya başlamasıyla üretim kalitesi yükselmiştir. Ringler’in önerisiyle Meissen porselen fabrikasından ressam Gottlieb Friedrich Riedel’in ve heykeltıraş Johann Christian Wilhem Beyer’in de işe alınmasıyla Ludwigsburg 1760-1775 yılları arasında Avrupa’nın lider firmaları arasında sayılmaya başlamıştır. Ludwigsburg porselenleri, diğer beyaz Alman porselenlerinin aksine daha grimsi bir tona sahiptir. Porselen yapımında Hornberg’ten getirilen özel bir kaolin kullanılmış; böylece daha kolay şekillenebilen bir seramik hamuru elde edilerek bol figürlü ve sanatsal parçalar üretilebilmiştir. Bu dönemde Riedel’in tasarımlarında çiçek ve örümcek formlarından oluşan süslemeler tercih edilirken, Steinkopf manzara ve at figürleri çalışmıştır. 1780 sonrası ise klasik formlardan vazgeçilerek daha popüler olan XVI.Louis stili bezemeler kullanılmıştır. Carl Eugen’nin 1793 yılındaki ölümünden sonra Dük Ludwig Eugen tarafından yönetim devralınmış; ancak fabrikada yenilenmeye gidilmesi, üretilen modellerde değişiklik yapılması ve Riedel ile diğer sanatçıların alışılmış stildeki tasarımlarına devam etmelerine izin verilmemesi üretim kalitesinde düşüş yaşanmasına neden olmuştur. Bu dönemde Dük Friedrich Wilhem Carl tarafından da maddi olarak desteklenen firma, dükün 1805 yılında Württemberg kralı olmasıyla son yükseliş devrini yaşamıştır. Kralın 1816 yılındaki ölümünden sonra maddi bir kriz yaşamaya başlayan Ludwigsburg porselen fabrikası 1824 yılında kapanmıştır. 1926 yılında fabrikanın isim ve ticari hakları Otto Wanner-Brandt tarafından satın alınmıştır. Ancak fabrikanın yeniden faaliyete geçmesi 1948 yılını bulmuştur. Eski kalıplar kullanılarak klasik Ludwigsburg stili parçaları yeniden üretmeye başlayan fabrika 2010 yılında kadar aktif olarak çalışmıştır. 2010 yılında yaşanan mali kriz nedeniyle üretim yeniden durmuştur.

Porselen centerpiece Ludwigsburg (1765-1793) Hertig Eugen Yükseklik 73 cm çap 41.5 cm

30


ANKARA ANTÄ°KACILIK

31


ANKARA ANTİKACILIK

MEISSEN PORSELENLERİ Avrupa’nın ilk sert hamurlu porselenleridir. Saksonya hükümdarı Augustus’un direktifleri ile 1708 yılında altın yapmaya çalışan bir simyacı olan Ehrenfried Von Taschirnhaus tarafından başlatılan araştırmaların devamında 1710 yılında Johann Friedrich Bötger tarafından kurulmuştur. 1710 yılında Augustus tarafından kurulan fabrikanın ilk üretimleri, kırmızı hamurludur. Bu dönem, Bötger dönemi olarak anılır. 1713den itibaren gerçek beyaz porselen üretimi başlamıştır. İlk üretimler, Çin etkili, zayıf dekorlu objelerdir. 1723 yılından itibaren çok renkli, altın yaldızlı süslemelerin yer aldığı üretimlerin başlaması ile klasik Meissen dönemi başlar. Bu dönemde ilk dönemlerde olduğu gibi Çin ve Japon porselenlerinin etkisi görülmeye devam etmiştir. 1720 yılından sonra fabrika, Johann Jakob Kirchner ve Johann Joachim Kaendler gibi ünlü heykeltıraş ve tasarımcılar ile çalışmaya başlar. Bu dönemde, çok önemli biblo ve biblo gruplarının dizaynı yapılmış ve üretimi gerçekleşmiştir. Bu üretimlerin birçoğu, Avrupa soyluları ve kraliyet aileleri için tasarlanmıştır. 1774 yılında fabrikanın başına Alman aristokrat Kont Camillo Marcolini geçti. Bu dönem, Osmanlı zevkine göre eserlerin de üretildiği bir dönemdir. Fabrikanın en önemli müşterilerinden biri de Osmanlı Sarayı’dır. Klasik dönemin ardından 19. yy.da Ernst August Leuteritz zamanında birçok rokoko figür, tekrardan yorumlanmış ve II. Rokoko olarak adlandırılan üretimler gerçekleşmiştir. 1903 yılından itibaren Erich Hösel’in yönetiminde klasik stilde üretimler ortaya çıkar ve yeniden yorumlanır. Bunların yanı sıra Art Nouveau stilde üretimler yapılır. 1933’den sonra Saksonya eyaletinde sanatçıların artistik özgürlükleri kısıtlanmıştır. Meissen’in gelişimine katkıda bulunan Ernst Barlach gibi artistlerin çalışmaları bu dönemde yasaklamıştır. Meissen, 2. Dünya savaşı sonrası komünizm ile beraber kitlelere üretim yapan bir fabrika olma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. 1969’dan sonra Karl Petermann yönetiminde artistik yaratıcılığın ön plana geçtiği eski geleneklere yönelen bir anlayışa kavuşur Meissen porselenlerinin bu artistik çalışmalarının her dönemde nadir ve pahalı oluşu, onları ancak seçkin bir zümreye hitap eder bir hale getirmiştir. Tasarımları ve kaliteleri, çok önemli şahsiyetlerce koleksiyonları yapılmasına ve dünyanın en önemli müzelerinde yer almasına sebep olmuştur.

Meissen porselen alegorik grup 'Triton'un yakalanısı' 19.yy. 28 x 14 x 33 cm

32


ANKARA ANTÄ°KACILIK

33


ANKARA ANTİKACILIK

Meissen çift porselen meyvalık 19.yy. Yükseklik 42 cm Çap 23 cm

34


ANKARA ANTİKACILIK

Meissen porselen centerpiece 19.YY. Yükseklik 65 cm

35


ANKARA ANTÄ°KACILIK

36


ANKARA ANTÄ°KACILIK

iki adet Meissen porselen sekerlik 19.yy. 40 x 24 x 28 cm

37


ANKARA ANTİKACILIK

SEVRES PORSELENLERİ Fransa’da porselen üretimi Vincennes bölgesinde başlamıştır. Bölgedeki atölyenin 1766 yılında kapanmasından sonra ustalar Paris dolaylarında açılan atölyelere geçmiş; üretim Chantilly, Mennecy, Sceaux ile kuzeyde Lille ve Tournai’de devam etmiştir. Ancak Fransa’da özellikle yumuşak hamurlu porselen yapımında en önemli merkez Sevres olmuştur. 1738 yılında Chantilly’den Vincennes’e gelen Dubois kardeşlerin burada kurdukları atölye kral XV.Louis’nin (1715-74) isteği ile 1756 yılında Sevres’e taşınmıştır. Üç yıl sonra XV.Louis’nin bizzat hissedar ve finans kaynağı olduğu fabrika kraliyet ailesinin hizmetine girerek saray ve aristokrasi çevresine odaklı üretim yapmaya başlamıştır. Vincennes’te önceleri Meissen geleneği doğrultusunda porselen çiçekler, bunlar için vazolar ve üstleri floral motiflerle bezemeli tabaklar, kaseler, kadehler üretilmiştir. Daha sonra gerçekleştirilen renkli zeminli porselenlerde ise bezeme için yer yer boş bırakılan beyaz alanlar kullanılmıştır. Daha sonra zemin bütünüyle renklendirilerek ya bezemeye yer verilmemiş ya da altın yaldız ile meandr, benek ve balıkpulu gibi desenler serpiştirilmiştir. Renkli zeminde en çok kullanılan renkler mavinin çeşitli tonları, papatya sarısı, elma yeşili ve pembedir. Sevres’de sert hamurlu porselenlerin yapımının başlangıcı ise 1760’ların sonudur. 1769 yılında gerekli kaolinin Saint-Yrieix’te bulunmasından sonra 1772 yılında üretime geçilmiştir. Bu tarihten itibaren üretilen sert hamurlu porselenler ‘Porcelaine royale’ (kraliyet porseleni), yumuşak hamurlu porselenler ise ‘Porcelaine de France’ (Fransız porseleni) olarak anılmaya başlamıştır. 18.yüzyıl sonundan itibaren Sevres porselenleri devlet armağanı olarak kullanılmıştır. 1793 yılında devletleştirilen fabrikada, 19.yüzyılda yönetim yeniden düzenlenerek yumuşak hamurlu porselen yapımından vazgeçilmiştir. Sevres porselen fabrikasında üretilen ilk yumuşak hamurlu porselenlerde damga olarak çapraz L harfleri kullanılmıştır. Tam ortada tarihi belirten harfler yer alır (A: 1753, B: 1754 vd gibi). 1777 yılında bu harfler ortadan kalkmış, sadece çapraz L harflerinin birleşimi damga olarak kullanılmaya başlamıştır. Sert hamurlu porselenlerde de aynı damgalar görülür. Tek fark bu üretimlerde çapraz iki L harfinin üzerinde ufak bir kraliyet tacının yer almasıdır.

Çift Sevres porselen vazo 19.yy. yükseklik 60 cm

38


ANKARA ANTÄ°KACILIK

39


ANKARA ANTİKACILIK

GOTİK

12. yüzyılın ilk yarısında Fransa’da ortaya çıkan ve yüzyıl içinde tüm Avrupa’ya yayılan Gotik üslup, ortaçağ sanatının gelişim sürecinde görülen son büyük evre olarak kabul edilir. Kaynağı Kuzey Fransa’da Sens, Reims ve Rouen piskoposlukları olan bu üslup, 13.-15. yüzyıllar arasında çeşitli aşamalardan geçerek 15. yüzyılda yaygınlığının doruk noktasına ulaşmış ve uluslararası Gotik adını almıştır. İngiltere ve Avrupa’nın bazı bölgelerinde 16.-17. yüzyıllara kadar varlığını sürdüren bu sanat anlayışı, 15. ve 16. yüzyıllarda Antik Çağ ile ilgilenen İtalyan hümanistleri tarafından küçümsenerek ‘barbar sanatı’ olarak nitelendirilmiş ve istilacı kavimlerden biri olan Gotlar’a mal edilerek ‘Gotik’ sözcüğü aşağılayıcı manada kullanılmıştır. Gotik üslup, 19. yüzyılda Yeni-Gotik akımıyla yeniden gündeme gelmiş ve asıl anlamını bulmuştur. Tüm sanat dallarında görülmekle birlikte, daha ziyade bir mimarlık üslubu olan Gotik, kentleşmeyle birlikte ortaya çıktığı için aynı zamanda bir kent üslubu olarak da görülür. Gotik stilin ortaya çıktığı dönemde görülen kilisenin kent ve kent yaşamı üzerindeki büyük etkisi, bu üslubun anıtsal bir simgesi olan katedrallerin kentsel örgütlenmenin örnekleri olarak ortaçağ kentlerinde birbiri ardına yükselmesini sağlamıştır. Karakteristik özellikleri sivri kemer ve kaburgalı çapraz tonoz olan Gotik mimarinin ilk örnekleri Fransa’da İlle-de- France’ta ortaya çıkmıştır. Sivri kemerlerin kesişmesiyle oluşan kaburgalı tonoz sistemi, çatı ağırlığının iç mekanda birleşik sütunlara ve ayaklara aktarılmasını, dışta ise uçan payandalarla yapının bir nevi askıya alınmasını sağlamıştır. Böylece taşıyıcı işlevini yitiren duvarlarda bu üslubun en önemli özelliklerinden biri olan vitraylarla bezeli geniş pencere boşlukları açılabilmiştir. Gotik mimarlığın Avrupa’daki en bilinen örnekleri Chartes Katedrali, Avignon’daki Papalık Sarayı (Fransa); Sherborne Manastır Kilisesi (1475), Westminster VII. Henry Şapeli, Oxford Christ Church College ile Magdalen College (İngiltere); Köln Katedrali ile Ratisbonne Katedrali (Almanya); Prag ve Viyana Katedralleri’dir (Avusturya). İtalya’da ise Gotik çoğu zaman bir sistem olarak uygulanmamış, bir bezeme üslubu olarak kalmıştır. Siena Katedrali, Milano Katedrali, S.Galgano Manastırı, Venedik-Düklük Sarayı, Siena-Pallazo Pubblico Gotik mimarinin İtalya’daki en önemli örnekleridir. Haçlı Savaşları’ndan sonra Bizans etkisinin, İslami ve arabesk ögelerin Avrupa’ya girmesi Gotik mimari gibi, mobilya sanatının da daha ağır ve bol işçilikli olmasına neden olmuştur. Gotik üslubun karakteristik özelliği olan sivri kemer mobilya tasarımında da yaygın olarak kullanılan bir ögedir. Gotik mobilyalarda malzeme olarak genellikle meşe ağacı kullanılmıştır, ancak dönem sonuna doğru daha yumuşak yerel ağaç türlerinin de kullanıldığı görülür. Dönemin mobilyalarında dini temalı veya grifon, aslan ve şahin gibi hanedana ait sembollerden oluşan, yoğun oyma işçilikli bezemeler dışında bitkisel motifler de yaygın olarak kullanılmıştır. En sık uygulanan bitkisel motif ise kraliyet simgesi olan fleur-de-lis’tir (zambak biçimli arma). Ayrıca mozaik ve boyayla oluşturulan çeşitli tasvirler de Gotik mobilyaların dekorasyonunda kullanılan unsurlardır. Gotik üslupla inşa edilen katedraller zenginliğin bir yansıması olarak değerlendirilse de, bu yapıların içinde meşe ağacından yapılmış basit ve işlevsel mobilyalar, çeşitli madeni eşyalar ve goblenler tercih edilmiştir. Gotik mimarinin belirleyici unsuru olan sivri kemer ise mobilya sanatında 1400 civarına kadar görülmez. Ancak bu tarihten sonraki tasarımlarda koltuk ve sandalye arkalıkları ile her boyuttaki masaların yüzeyinde yaprak veya kemer biçiminde oyma işçiliği yaygın olarak kullanılmıştır. 15. yüzyılda ise uzun bacakları üzerinde küçük bir saklama yeri olan büfeler; bir veya iki adet kapaklı depo bölümü olan dolaplar ve 1,5-2 m civarında muhafaza kısmı olan büyük giysi kabinleri gibi yeni mobilya türleri üretilmeye başlanmıştır. Yemek kapları için özel tasarlanan büfeler ve çekmeceli masalar da ilk kez bu dönemde görülür. 18. yüzyılda Gotik üslubun yeniden canlanmasıyla, Gotik mobilyalar ve mimari anlayışı özellikle İngiltere’de, bir yüzyıl sonra da Amerika’da çok popüler olmuştur. İngiltere’de üretilen Victoria stili pek çok mobilyada Gotik kökenli oyma işçiliği ve sivri kemerli süslemeler göze çarpar. ‘Gothick’ olarak da adlandırılan bu stil özellikle Victoria dönemi kilise mobilya tasarımında yaygın olarak kullanılmıştır. Dönemin en önemli el sanatı halıcılıktır. Şato ve kiliselerin duvarlarını kaplayan ünlü halılar Paris, Arras, Tournai ve Brüksel’deki atölyelerin imalatıdır. Dokuma ve işlemeler de 14. ve 15. yüzyılın önemli el sanatı ürünlerindendir. Floransa, İsviçre, Kuzey Almanya ve İngiltere işlenmiş kumaşlar, Sicilya, Venedik, Cenova ve Lucca ise ipek dokumalarıyla ünlüdür. 11. ve 12. yüzyılların önemli sanat alanlarından biri olan mine işçiliği bu dönemde de gelişimini sürdürmüş, özellikle Limoges’da yapılan parçalar büyük beğeni kazanmıştır. Bu dönemde İspanya’da İslam sanatından da izler taşıyan bir seramik türü gelişmiştir. Mayorka, Sevilla, Malaga, Granada ve Valencia’da üretilen bu seramikler Avrupa’nın diğer ülkelerine ihraç edilmiştir. Heykelcik, röliker, kutu, ayna ve tarak gibi küçük boyutlu dinsel eşyaların yapımında fildişi yoğun olarak kullanılmıştır. 40


ANKARA ANTİKACILIK

ingiliz Gotik stil çalısma masası 19.yy. 138 x 78 x 76 cm

41


ANKARA ANTÄ°KACILIK

42


ANKARA ANTÄ°KACILIK

43


ANKARA ANTİKACILIK

AMPİR (EMPİRE) STİLİ

Yeni-Klasik akımın I. Napolyon döneminde (1804-1814) Fransa'da başlayıp gelişmiş ve Avrupa'ya yayılmış olan evresidir. Napolyon’un Roma İmparatorluğu’nun görkeminden esinlenen bir üslup yaratılması arzusundan doğan bu akım bir anlamda antik sanatın, çağın anlayışına göre yenileştirilmiş şeklidir. Bu üslup mimari, mobilyacılık, giyim, dekoratif sanatlar ve takı gibi alanları etkilemiştir. Almanya’da Biedermeier, İngiltere’de Regency, Amerika’da Federal stil ile çağdaştır. Napolyon’un özel dairelerinin mobilyalarını tasarlayan Percier ve Fontaine adlı iki mimar, dekorasyon çalışmaları ve mobilya tasarımlarıyla Ampir üslubunun oluşturulmasına büyük katkıda bulunmuştur. Bu dönemde arkeolojiye karşı gelişen büyük merak nedeniyle klasik mobilya ve aksesuar türleri ve tarihsel bezeme ögeleri kopyalanmıştır. Antik Yunan’ın zafer tanrıçası Nike, defne çelenkleri, arılar, buğday demetleri, bereket boynuzu, sfenks, balta gibi antik dönemi anımsatan pek çok unsur mobilya ve objelerde yoğunlukla kullanılmıştır. Ağır, kübik ve masif olan Ampir mobilyada oymalar yüzeysel ve kabacadır. Kısa ayaklar üzerine oturtulmuş divan ve tabureler, Yunan feneri taşıyan sehpalar, yeşil mermer tablalı ağır konsollar ve yuvarlak masalar, kayıt ve anıt biçimli yataklar, bu stilin en yaygın özelliklerindendir. Ampir Stili döneminde ilk defa maun ve gül ağacı birlikte kullanılmıştır. Paris’te ortaya çıkan bu üslubun ilk evresi kısa sürede tüm Avrupa’ya yayılmış, ancak çok kısa devam etmiş olup, Napolyon'un iktidardan düşmesinden sonra hemen kaybolmuştur. İkinci Ampir stili olarak adlandırılan üslup ise, yaklaşık olarak 1865-1880 arasında etkili olmuş bir üsluptur. Fransa’da bu stilin varyasyonlarına III. Napolyon (1852- 1870) stili de denir. Bu dönemde üretilen mobilya ve objelerin karakteristik özellikleri abartılı ve gösterişli tasarımları, bezemede dekoratif motiflerin yoğun olarak kullanılması ve insan figürlerindeki doğallıktır. Bu dönemde yapılan mobilyalarda, daha önceki yüzyılların Gotik, Rönesans, XIV. Louis/Barok, XV. Louis/Rokoko ve XVI. Louis/Yeni-Klasik gibi akımlarının kombinasyonu uygulanarak eklektik bir tarz oluşturulur. Andre Charles Boulle (1642-1732) tarafından yaratılan ve onun adıyla anılan bakır/metal marköterili, bağa kakmalı mobilya ve objeler moda olmuştur. Önceki dönemlerde kullanılan maun ve abanoz gibi koyu renkli ahşabın kullanımı ikinci ampir stilde de devam etmiştir. Makaralı ayaklara sahip sehpa ve masalar ile siyah lake işçilikli mobilyalar dönemin karakteristik üretimleridir. Bu dönem aynı zamanda endüstrileşmenin de olduğu bir evredir. Yeni geliştirilen makineler sayesinde mobilya ve obje üretimi hız kazanmıştır. Ancak el işçiliği de önemini sürdürmektedir. III.Napoleon döneminin en ünlü marangozlarından biri olan Alphonse Tahan (1830-1880) bu alanda akla gelen ilk isimlerden biridir ve eski sanat akımlarını yansıttığı yapıtlarıyla ünlüdür. Eserlerini 1851 yılında Londra Sergisi’nde, 1855’te de Paris’teki uluslararası sergide sergileyen Tahan, her iki sergide de altın madalya kazanmıştır. Bu başarılarıyla imparator III. Napoléon ile eşi Eugene’nin dikkatini çekmiş, uzun süre onlar için çalışmıştır. Mobilya dışında mine işçilikli metal mücevher kutuları, sepetler, hokkalar, ahşap içki ve çay takımı kutuları da üreten Alphonse Tahan, yapıtlarında ‘Tahan, Fournisseur de l’Empereur’, ‘Tahan Ft.’ ve ‘Tahan A Paris’ imzalarını kullanmıştır. Sanatçının ölümünden sonra atölyesini oğlu Jean-Pierre Tahan devralarak babasının izinden gitmiş ve ‘Tahan A Paris’ imzalı mobilya ve obje üretimini sürdürmüştür. Dönemin diğer tanınmış mobilya ustaları arasında Antoine Krieger, Bellangé, Beurdeley, Cremer, Dasson, Diehl, Fourdinois, Linke ve Sormani sayılabilir. Ampir dore ayna ve konsolu P.G. BYLANDER ATÖLYESI 1777-1859 GOTHENBURG Ayna 74 x 186 cm Konsol 83 x 45 x 77 cm 44


ANKARA ANTÄ°KACILIK

45


ANKARA ANTİKACILIK

ısveç (kuzey ampiri) Dore dresuar 19.yy. 94 x 48 x 74 cm

46


ANKARA ANTİKACILIK

Çift Ampir stili bronz samdan 19.YY. Yükseklik 92 cm

47


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Ampir bronz saat 1700'lerin sonu Yükseklik 41 cm

48


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Ampir sömine Saati 18-19.yy. 43 x 12 x 45 cm

49


ANKARA ANTİKACILIK

ROKOKO Rokoko, Barok üsluptan sonra gelişen ve 18. yüzyılın ilk yarısında Paris’te başlayıp bütün Fransa ve Avrupa’da yaygınlaşan bir bezeme üslubudur. ‘Rokoko’ kelimesinin Fransızca’da çakıl taşı anlamına gelen ‘rocaille’ ve ‘barocco’ sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulduğu düşünülmektedir. Rokoko üslubunda, Barok sanatın gölge-ışık karşıtlığına dayanan çarpıcı, içe işleyici dramatik etkisi giderek kaybolmuş ve yerini yumuşak hatta biraz gevşek bir üsluba bırakmıştır. Bu, seyirciyi etkilemekten çok oyalayan, göz alıcı ama o ölçüde yüzeysel bir üsluptur. Resimsel nitelikler zayıflamış, dekoratif, süslemeci bir işlev ön plana geçmiştir. Bu dönemin saray ve köşklerinin iç dekorasyonu ve mobilyaları da bu yeni üslubu yansıtmaktadır. Rokoko terimi 1836 yılında sözlüklere girmiş, sanat tarihi alanında ise, ilk kez 19. yüzyılın ortalarında Almanya’da kullanılmıştır. Barok stiline karşı tepki olarak klasik stilin yeniden ortaya çıkmasından sonra Rokoko deyimi modası geçmiş şey anlamında kullanılmaya başlamıştır. Rokoko temelde bir iç mimarlık ve mobilya stili olmakla birlikte güzel sanatlar ve küçük el sanatlarında da kendini göstermiştir. En önemli özelliği iç mekanların fonksiyonlarına göre ayrıştırılmasıdır. Bu durumda mekanların boyutunu, biçimini, karakterini ve bezemesini işlevleri belirlemekte; mobilyalar, süs eşyaları ve resimler de doğrudan bağlı oldukları mekanla ilişkilendirilip değerlendirilmektedir. Bu dönemde büyük tavan resimleri azalmış, duvarlardaki resimler ise kapı üstleri, çerçeveli duvar panoları ve örtüye geçiş köşeleriyle sınırlandırılmıştır. Duvar halıları da küçük çerçeveli tablo niteliğine bürünmüştür. İç mekanda ve resimlerde pastel renklerle sağlanan bir hafiflik, zerafet, asimetri ile ‘S’ veya ‘C’ harflerini hatırlatan kıvrımlar mevcuttur. Ayna, Rokoko üslubunun iç mekan düzenlemelerinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu dönemde Çin sanatının, özellikle de porselen ve Lake mobilyaların Batı sanatına etkisi en üst düzeye ulaşmıştır. Barok (XIV. Louis) ile Rokoko (XV. Louis) stili arasındaki “Regence stili” mobilya sanatında bir geçiş dönemi oluşturmaktadır. Rokoko, karışık ve dolambaçlı çizgiler, kabartmalı yüzeyler, derin oymalar, canlı ve kontrast renkler ile göz kamaştıran bir üslup olarak mobilyaya yansımıştır. Duvarlar çok ince oymalı lambriler ile kaplanmıştır. Mobilya yüzeylerine gül ağacından kakma çiçek süsleri, lake üzerine boya ile uzak doğu konuları işlenmiştir. Karyolaların yanına komodin, tuvalet masası ve değişik boyda masalar konulmaktadır. Kolçakları kumaşla kaplı divanlar, berjer koltuklar, merkiz ve şezlonglar bu dönemde ortaya çıkmıştır. 1750 yıllarına doğru Osmanlı denilen sedirler, hasır örgülü kanepe-divanlar moda olmuştur. XV. Louis stili mobilyanın özellikle koltuk ve sandalyeleri günümüzde de çok beğenilen ve uygulanan tiplerdir. Ölçü, biçim ve süsleme bakımından son derece dengeli ve uyumlu görünüşü bulunmaktadır. Rokoko stili mobilyada oyma, kabartma ve taçlar simetrik olup koltuk, kanepe, sandalyelerde oturma ve arkalık yüzeyleri için özel kumaşlar dokunmuştur. Ayaklar eğmeçli ve kenarları fitillidir. Ayak sırtları çoğunlukla yaprak ve bazen de çiçek kabartmalıdır. Kayıtlar, ayak eğmeci ile köşe yapmadan geniş bir yayla birleşir. Ön ve yan kayıtların ortasında simetrik taçlar bulunur. Kolçaklar üç yönden de eğmeçlidir. Kolçak üstleri hafif dolgulu olarak kumaşla kaplanmıştır. Arkalıklar yanlarda ve üstte uyumlu eğmeçlerle şekillenir. Arkalık ortasında çoğunlukla simetrik bir taç bulunur. Ağaç malzeme olarak Barok dönemde kullanılanların dışında gül ağacı ve palisander de kullanılmıştır. Günümüz mobilya yapımında, Barok ve Rokoko stillerinin yukarıda belirtilen çok abartmalı ve yüksek maliyetli biçimlerinin uygulanması ekonomik nedenlerle güç olduğu için, daha çok XV. ve XVI.Louis stillerinin sadeleştirilmiş biçimleri “Klasik Mobilya” olarak adlandırılmaktadır. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa ülkelerinde, ekonomik nedenlerden ötürü, daha yalın mobilya tipleri aranmaya başlamış, bunun sonucunda öncelikle Fransa ve İngiltere’de olmak üzere “Neoklasizm” (Yeni-Klasik) diye adlandırılan yeni çağa ait stiller gelişme göstermiştir. Rokoko üslubunun yaygın olarak kullanıldığı bir diğer alan da porselendir. Rokoko tarzı porselenler Fransa dışında da yaygınlaşmıştır. Almanya’da Meissen, İngiltere’de Chelsea, İtalya’da Capodimonte, İspanya’da Buen Retiro, Avusturya’da Viyana, Fransa’da da Sevres porselenleri üslupsal farklılıklarına rağmen temelde Rokoko bezemenin özelliklerini benimsemiştir. 50


ANKARA ANTİKACILIK

Continental ahsap dore Rokoko ayna 18-19.yy. özel yapım 164 x 125 cm

51


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore rokoko ayna 19.yy. 143 x 70 cm

52


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız minyon vitrin 19.YY. 108 x 45 x 192 cm

53


ANKARA ANTİKACILIK

kuzey avrupa Dore ahsap Ayna 19.yy. yükseklık 230 cm

54


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Dore Bebekli Ayna 19.yy. 168 x 120 cm

55


ANKARA ANTİKACILIK

Louis Hottot (Fransız, 1829-1905) 19. yüzyılın önemli heykeltıraslarından biri olan Louis Hottot’un kariyerinin erken dönemine iliskin fazla bilgi yoktur. École des Beaux-Arts’ta (Paris) ögrenim gören sanatçı, eserlerinde genellikle oryantalist konuları, dogulu insan figürlerini islemistir. 1885 yılında, Paris’in en önemli sanat etkinligi sayılan salon sergilerini düzenleyen Sociétaie des Artistes, Français’a katılmıstır. Malzeme olarak bronz ve tutyayı tercih eden Hottot’un heykelleri, 1892-1898 yılları arasında salon sergilerinde düzenli olarak yer almıstır. 70 x 33 x 45 cm

56


ANKARA ANTÄ°KACILIK

57


ANKARA ANTİKACILIK

Jean Louis Gregoire (Fransız, 1840-1890) École des Beaux-Arts’ta (Paris) ögrenim g ör e n h e y k e lt ı ras ö z e l l i k l e b r on z portre ve alegorik grup çalısmalarıyla tanınır. Yapıtları1867-1889yıllarıarasında, dönemin en önemli sanat etkinligi olan Paris salon sergilerinde yer almıstır. En ünlü eserlerinden biri 1870 yılındaki Paris salon sergisinde yer alan alçıdan yapılmıs Andromeda heykelidir. Bu heykelin mermer versiyonu da dört yıl sonraki sergide teshir edilmistir. Sanatçının en ünlü bronz eserleri ise Çocuk Mozart, L’Allégro heykelleri ile Alsace ve Lorraine büstleridir. Yükseklik 69 cm

58


ANKARA ANTÄ°KACILIK

59


ANKARA ANTİKACILIK

FOO KÖPEKLERİ

Foo (Fo/Fu) köpekleri Asya’da, Budist tapınaklarının koruyucusu olan aslan görünümlü kutsal hayvanlardır. ‘Foo’ ismi ise Çin kökenlidir. ‘Fo’, Çince’de Buda anlamına gelmektedir. Bu ismin Çin’in güneydoğusunda yer alan Foochow kentinden (bugünkü Minhow) türetildiği de iddia edilse de, bu iddiayı kanıtlayan kesin bir veri yoktur. Foo köpekleri bazı kültürlerde aslana olan benzerliklerinden dolayı Kore Aslanı olarak da adlandırılmaktadır. Tarihsel açıdan bakıldığında Asya tipi aslanların kökeninin Çin olmadığı, bu tarz hayvanların daha ziyade Hindistan’a özgü olduğu görülür. Hintli rahiplerin Budizm’i yaymak amacıyla Çin’e seyahat ettikleri bilinmektedir. Çinliler, bu öğreti ve hikayelerle birlikte Hint krallarının saraylarında, Budist tapınaklarda ve manastırlarda girişte yer alan taştan yapılmış koruyucu Hint aslanlarını da öğrenmiş olmalıdır. Çin’de daha önce hiç gerçek aslan görülmediği için, Çinli ustalar bu Hint aslanlarını kendi yerli köpeklerinin bazı özelliklerini de model alarak oluşturmuştur. Bugün Chow Chow olarak adlandırılan köpeklerin, Antik Çin Uygarlığı’nda Foo köpeklerinin oluşturulmasında model alınan yerli köpek türü olduğu düşünülmektedir. Chow Chow ilk kez yaklaşık 4000 yıl kadar önce Moğolistan’da ortaya çıkan ve daha sonra Çin’de de yetiştirilmeye başlanarak ‘Songshi Quan’ (kabarık aslan-köpek) adıyla adlandırılan bir köpek türüdür. O dönemde Çin’de aslanı canlı olarak gören olmadığı ve bu hayvan sadece Hintli rahiplerin anlattığı Budist tapınakları koruyan taş aslan heykelleriyle ilgili hikayelerden ve çeşitli tasvirlerden tanındığı için Çinli heykeltıraşlar Chow Chow modeli ve hayal güçlerinin birleşiminden yararlanarak Foo köpeği adı verilen türü yaratmış olmalıdır. Çin’de Foo köpeklerinin geçmişi Han Hanedanlığı’na kadar uzanır. Yani, Çin sanatında ilk kez yaklaşık olarak M.Ö. 208 ile M.S. 211 yılları arasında görülürler. Bu dönemden sonra yaklaşık 400 yıl boyunca izlerine rastlanmaz. Sanat eserlerinde yeniden görülmeye başlanması ise Tang Hanedanı Dönemi’nde, 618719 yılları arasında olur. Foo köpekleri taşıdıkları anlam açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Foo köpeklerine ilham kaynağı olan ve Buda’ya kurban olarak sunulan aslan, kedigillerin efendisi olarak kabul edilmektedir. Bu hayvanların Çin sanatına girişi de Budizm ile ilişkilidir. Tapınakların ve kanunların koruyucusu olarak benimsenen Foo köpeklerinin heykelleri tapınak, kamu binası, ev ve sarayların girişlerine yerleştirilmiştir. Bu köpeklerin kötü ruhları kovması için mezarların girişine de yerleştirildiği zaman zaman görülür. Bu köpeklerin heykelleri de imparatora sunulan önemli hediyeler arasındadır. Foo köpeklerinin Çin sanatındaki tasviri çeşitlilik gösterir. Ancak her zaman için geçerli olan ortak özellik, kötü ruhları uzaklaştırma işlevlerinden ötürü güçlü ve ürkütücü bir biçimde betimlenmeleridir. Bazı örneklerde bu yaratıkların arka kısmında Buda tasviri de yer alır. Örneklerin büyük bir bölümünün pençesinde mızrak tutması, bu hayvanların tapınaktaki huzuru ve barışı korumak, her türlü kötü ruhu ve olumsuz etkiyi oradan uzaklaştırmak için kullanıldıklarının bir simgesidir. Çin sanatında bu köpeklerin farklı biçim, renk, malzemeden yapılmış çeşitli örnekleri mevcuttur. Yüzlerinde zarar vermeye hazır ve şeytani bir ifade yer alır, iri gözlerinin ortasında ufak bir benek şeklinde göz bebekleri bulunur. Bu köpekler aynı zamanda ‘Tanrısal Köpek’ (Celestial Dog) ve ‘Saadet Köpeği’ (Happiness Dog) olarak da tanımlanır. Genellikle dişi ve erkekten oluşan bir çift olarak tasvir edilen bu hayvanlar enerji ve değerin de simgesidir. Tasvirlerde sağda yer olan dişi elinde hayat çemberini ifade eden bir yavru tutarken, erkek dünyayı simgeleyen bir küre ile oynar. Dişi olanın ağzı genelde kapalıdır, erkeğin ise açıktır. Bu duruş kutsal ‘om’ kelimesinin bir ifadesidir. Ancak Japon örneklerinde bu duruş erkeğin yaşamı, dişinin ise ölümü temsil ettiği şeklinde yorumlanır. Diğer bir tasvir biçimi ise her iki köpeğinde yarı açık olan ağızlarında birer inci taşımasıdır. Bu incinin boyutu ve biçimi hayvanın ağzında döndürülebilecek ancak asla çıkartılamayacak şekilde ayarlanmıştır. Feng Shui felsefesinde ise, dişi ve erkeğin duruş yeri değişiklik gösterir; bu anlayışa göre giriş ile karşı karşıya olan erkek aslan sağda, dişi ise solda olmalıdır. 60


ANKARA ANTİKACILIK

Çin terracotta Foo köpekleri 18-19.yy. 39 x 36 cm

61


ANKARA ANTİKACILIK

Çift ımari stili kapaklı küp 19-20.yy. Yükseklik 65 cm

62


ANKARA ANTİKACILIK

Çift ımari porselen kapaklı küp 19-20.yy. Yükseklik 70 cm

63


ANKARA ANTİKACILIK

BOULLE Fransız mobilya ustası André Charles Boulle (1642-1732) tarafından geliştirilen ve onun adıyla anılan bir mobilya süsleme tekniğidir. André Charles Boulle, bu tekniği ilk uygulayan kişi değildir. Ancak, geliştirip dünyaya tanıtarak tekniğin kendi ismiyle anılmasını sağlamıştır. 1672’de Louvre Sarayı’nda kral tarafından kabul edilerek soyluluk ünvanı alan Boulle, aynı yıl kral XIV.Louis’nin özel marangozu olmuştur. Boulle tekniğinde bağa, bronz, kalay, bakır, pirinç gibi malzemeler özel bir testere ile önceden hazırlanmış bir resmin çerçevesine göre kesilir. Bu parçalar birleştirildiklerinde metal (bronz, kalay, bakır vb) kakmalı bağadan bir fon (desen) oluşturulur. Kontra boulle denen teknik ise bunun tam tersidir, bu teknikte yine malzemeler aynı biçimde kesilerek bağa kakmalı bakır bir fon oluşturulur. Bu teknikle süslenen mobilyalar ayrıca zarif altın yaldızlı bronz aplikelerle de zenginleştirilir. Bu bronz aplikeler süsleyici özelliklerinin yanı sıra işlevsel niteliği de sahiptir (kulp, menteşe vb). 17.yüzyılda geliştirilen ve moda olan bu teknik, 1720 civarında kısa süreli bir duraklama yaşamışsa da, 1780’lerde yeniden popüler olmuştur. 18.yüzyıl boyunca Fransa’daki gelişimini sürdüren boulle tekniği, yaklaşık 100 yıl sonra İngiltere’de ikinci altın çağını yaşamıştır. Dolap, bahü, içki dolabı (tantalus), yazı çekmecesi, masa, şamdan, sandık gibi pek çok eşyanın süslemesinde kullanılan boulle tekniğinin en seçkin örnekleri Fransa’da Versailles Sarayı’nda bulunmaktadır. Ayrıca Paul Getty Müzesi (Los Angeles), Chicago Sanat Enstitüsü, Riksmuseum (Amsterdam), Liechtenstein Müzesi (Viyana), Metropolitan Sanat Müzesi (New York), Louvre Müzesi (Paris), Carnegie Sanat Müzesi (Pennsylvania), Cleveland Sanat Müzesi (Ohio), Indianopolis Sanat Müzesi (Indiana), Philadelphia Sanat Müzesi ve Victoria&Albert Müzesi (Londra) gibi dünyaca ünlü müzelerin koleksiyonlarında ve Londra’da kraliyet koleksiyonunda da önemli örnekleri mevcuttur.

64


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız boulle duvar saati ve konsolu 19.yy. Toplam Yükseklik 125 cm

65


ANKARA ANTÄ°KACILIK

66


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız xv. Louis stili bronz geçme Boulle masa 19.yy. 130 x 82 x 77 cm

67


ANKARA ANTÄ°KACILIK

68 68


ANKARA ANTÄ°KACILIK

69

69 69


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore daybed/sezlong 1850' ler 219 x 89 x 125 cm

70


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız XVI. Louis stili dore kanepe 19.yy. Uzunluk 213 cm

71


ANKARA ANTİKACILIK

fransız Daybed/josephine 19. YY. 155 x 75.5 x 97.5 cm

72


ANKARA ANTİKACILIK

fransız Daybed/josephine 19.YY. 190 x 87 x 84 cm

73


ANKARA ANTİKACILIK

Avusturya masif ceviz minyon kanepe 19. YY. Uzunluk 133 cm Yükseklik 106 cm

74


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız XV. Louis stili dore minyon kanepe 19.yy. 141 x 60 x 91 cm

75


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore berjer 19.yy. 108 x 68 x 65 cm

Fransız dore berjer 19.yy. 100 x 59 x 62 cm

76


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore berjer 19.yy. 115 x 70 x 65 cm

77


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Vernis Martin teshir vitrini 19.yy. 91 x 39 x 161 cm 78

Fransız Vernis Martin teshir vitrini 19.yy. 75 x 36 x 155 cm


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız xv. Louis stili bronz geçme vitrin 19.yy. 70 x 34 x 143 cm

Fransız minyon vitrin 19.yy. 74 x 81 x 149 cm

79


ANKARA ANTİKACILIK

fransız masif aynalı Büfe 19.yy. 170 x 61 x 181 cm

80


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız xvı. Louis stili marköteri bronz geçme bahü 19.yy. 87 x 41 x 106 cm

81


ANKARA ANTİKACILIK

fransız marköteri, bronz geçme bahü 19.yy. 98 x 50x 80 cm

82


ANKARA ANTİKACILIK

isveç Gustavian marköteri bronz geçme bahü 19.yy. 110 x 53 x 82 cm

83


ANKARA ANTİKACILIK

fransız parköteri, bronz geçme bahü 19.yy. 110 x 52 x 85 cm 84


ANKARA ANTİKACILIK

fransız marköteri, bronz geçme bahü 19.yy. 117 x 52 x 88 cm 85


ANKARA ANTİKACILIK

continetal masif Büfe 19.yy. 210 x 61 x 126 cm

86


ANKARA ANTİKACILIK

neorönesans stil masif Büfe 19.yy. 170 x 61 x 181 cm

87


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız XVI. Louis stili minyon sekreter ve sifonyer 19.yy. 64 x 36 x 136 cm

88


ANKARA ANTÄ°KACILIK

gustavian masif Dolap 19. yy. 101 x 53 x 228 cm

89


ANKARA ANTİKACILIK

90

Ceviz agacı kaide/sütun 19.yy. Yükseklik 128 cm

Fransız XV.Louis stili ceviz sütun 19.yy. yükseklik 108 cm


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Tutya kolon 19.yy. Yükseklik 110 cm

Fransız tutya kolon 19.yy. yükseklik 116 cm

91


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Çift dore kolon 19.yy. yükseklik 115 cm çap 34 cm

92


ANKARA ANTİKACILIK

E.R.Malmborg Göteborg imzalı sütun, 1901 tarihli Yükseklik 129 cm

93


ANKARA ANTİKACILIK

Avusturya kök ceviz oymalı masa 19. yy. 110 x 70 yükseklik 75 cm

Avusturya kök ceviz oymalı masa 19.yy. 108 x 71 yükseklik 75 cm

94


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız XVI. Louis Dore kabul masası 19.yy. 150 x 90 x 77 cm 95


ANKARA ANTİKACILIK

fransız aslan ayaklı masa 19.yy. çap 112 yükseklik 78 cm

Avusturya kök ceviz oymalı masa 19.yy. çap 105 yükseklik 75 cm

96


ANKARA ANTİKACILIK

ART DECO ORTA MASAsı 1920' ler çap 120 yükseklik 84 cm

97


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore masa 19.yy. 98 x 61 x 72 cm

Fransız Dore Rokoko konsol 19.yy. ilk yarısı 80 x 35 x 73 cm

98


ANKARA ANTİKACILIK

continental Ceviz oval orta masası 19.yy. 178 x 150 x 78 cm

99


ANKARA ANTİKACILIK

fransız Orta Masası 19.yy. Uzunluk 4.11 cm (açık hali)

100


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Rokoko Dore konsol 19.yy. ilk yarısı 80 x 35 x 73 cm

101


ANKARA ANTİKACILIK

fransız xvı. Louis stili dore sehpa 19. yy. 73 x 53 x 68 cm

Fransız XVI. Louis stili makyaj sehpası 19.yy. 67 x 41 x 70 cm

102


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore ajurlu sehpa/bank 19.yy. 111 x 47 x 53 cm

103


ANKARA ANTİKACILIK

Avusturya Neorönesans kök ceviz dolap 19.yy. 90 x 56 x 157 cm

104


ANKARA ANTİKACILIK

isveç gustavian marköteri dolap 19.yy. 110 x 47 x 165 cm

105


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore bronz samdan 19.yy. yükseklik 76 cm

106


Fransız Çift bronz samdan 19.yy. Yükseklik 63.5 cm

ANKARA ANTİKACILIK

107


ANKARA ANTİKACILIK

108

Fransız altar samdanı 19.yy. yükseklik 74 cm


Fr. Çift bronz şamdan, 19.yy yük. 64 cm Fransız Çift bronz samdan 19.yy. Yükseklik 71 cm

ANKARA ANTİKACILIK

109


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız çift bronz geçme mermerli samdan Houdebine Bronzier Paris imzalı 19.yy. yükseklik 58 cm

110


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız bronz aydınlatma 19.yy. Yükseklik 78 cm

111


ANKARA ANTİKACILIK

fransız Bronz heykelli samdan 19-20.yy. Yükseklik 81 cm

112


ANKARA ANTİKACILIK

Çift Famille Verte porselen kapaklı küp 19-20.yy. Yükseklik 84 cm

113


ANKARA ANTİKACILIK

114

III.Napoleon dönemi çift bronz geçme Çift imari gaz İmari gaz lambası lambası 19.yy. Yükseklik 84 cm


ANKARA ANTİKACILIK

ANKARA ANTİKACILIK

Fransız çift Ampir stil şamdan, 19.yy, yük. 54 cm fransız ampir necef taslı bronz geçme abajur 19.yy. Yükseklik 84 cm

115


ANKARA ANTİKACILIK

Continental çift Mayolika kaspo 19-20.yy. Yükseklik 92 cm

116


ANKARA ANTİKACILIK

Continental Art Nouveau çiçeklik ve kaidesi 1900'lerin bası yükseklik 104 cm

117


ANKARA ANTİKACILIK

isveç Rokoko duvar saati 19.yy. Yükseklik 95 cm

118


ANKARA ANTİKACILIK

A.Lundmark imzalı ahsap duvar saati 19.yy. 86 x 49 cm

119


ANKARA ANTİKACILIK

Osmanlı 2 adet tombak pistov 18-19.yy. Uzunluk 50 cm (çok benzeri topkapı müzesi dıs hazineler bölümünde sergilenmektedir)

120


ANKARA ANTİKACILIK

Çift ahsap heykel Camillo imzalı 19-20. yy. Yükseklik 153 cm

121


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız maun ampir sehpa 19.yy. yükseklik 73 cm Çap 76 cm

122


ANKARA ANTİKACILIK

isveç Kuzey ampiri sehpa 19.yy. bası Yükseklik 80 cm Çap 70 cm 123


ANKARA ANTİKACILIK

ısveç Edirnekari kasalı kolon saati 18.yy. 54 x 29 x 230 cm

124

Continental Mayolika Gaz lambası 19.yy. Yükseklik 176 cm


ANKARA ANTİKACILIK

fransız Opalin Lambader 19.yy. yükseklik 178 cm

kuzey avrupa Mermer lambader 19-20.yy. yükseklik 155 cm

125


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore boy aynası 19.yy. yükseklik 304 cm genislik 95 cm

126


ANKARA ANTİKACILIK

isveç yapımcı imzalı ayna ve konsolu 19.yy. ayna yüksekligi 250 cm konsol 89 x 50 x48 cm

127


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore ayna ve konsolu 1850'ler yükseklik 294 genislik 86 cm

128


ANKARA ANTİKACILIK

Kuzey Ampiri Geç Dönem dore-lake ayna ve konsolu 18.yy. bası yükseklik 245 cm genislik 80 cm

129


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız dore vitrin 1850 ler 98 x 37 x 171 cm

130


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız Vernis Martin maun vitrin 19.yy. 120 x 38 x 210 cm

131


ANKARA ANTİKACILIK

Fransız art deco çift ayna ve konsolu 19.yy. Konsol 50 x 33 x 82 cm Ayna 45 x 148 cm

132


ANKARA ANTİKACILIK

Çift dore tırnak ayna 18.yy. Yükseklik 210 cm Genislik 72 cm

133


Fotoğraflar Muhsin Önder Editör/Mizanpaj Fatih Önder Metinler Deniz Çantay

Birlik Mahallesi Doğukent Bulvarı 450. cadde Vadi İkizleri Sitesi No: 3/A Tel: 0312 442 38 91 Fax: 0312 442 38 93 info@ankaraantikacilik.com www.ankaraantikacilik.com

© Tüm hakları mahfuzdur.


Antika Kataloğu  

Ankara Antikacılık, Türkiye'de bir ilke imza atarak kendi koleksiyonundaki antikalardan oluşan kitabını sizlerle buluşturuyor. E-katalog ola...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you