{' '} {' '}
Limited time offer
SAVE % on your upgrade.

Page 1

DÜNDEN BUGÜNE İNSAN HAKLARI

ANIT BABA


DÜNDEN BUGÜNE İNSAN HAKLARI Anıt Baba © 2017

Kapak deseni: Magna Carta'nın imzalanmasını konu edinen temsili bir resim


sevgili eşim ile biricik kızıma…


Önsöz En önemli tarihsel kazanımlarımızdan biri olan insan haklarının en fazla yok sayıldığı ve en fazla unutturulmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Oysa insan hakları kavramında ifadesini bulan hak ve değerlere her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu anlamak için haber bültenlerinin ilk beş dakikasına bakmak, gazetelerin ilk sayfalarına göz atmak bile yeterli: her yerde baskı, savaş, çatışma, trajedi ve ayaklar altına alınan insanlık onuru... 1960’larda ırk ayrımcılığına karşı bayrak açan Amerikalı insan hakları savunucusu Martin Luther King “Bir düşüm var. Gün gelecek dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar” diye haykırıyordu. Bugün de bizlerin aynı ruhla, benzer şeyler söyleyebilmesi gerekiyor. İnsanların baskıya, ayrımcılığa uğramadan yeterli eğitim, sağlık, enerji ve internet olanaklarına sahip olduğu yoksulluktan uzak, insan onuruna yaraşır şartlarda, açlık çekmeden, temiz suya hasret kalmadan sağlıklı bir çevrede, barış içinde özgürce yaşayabilmeleri için bizim de bir düşümüz olmalı. Tiranlara, zalimlere, kendilerini diğer insanlardan üstün görerek, onların insan haklarını utanmadan her gün çiğneyenlere inat. Belki bize de “düşperest” diyecekler ama biz de biliyoruz ki “yalnız değiliz”. Meslek hayatını mülteciler ve göçmenler başta olmak üzere hep en zor durumda olanlara adamaya çalışmış bir hukukçu olarak, yıllardan bu yana insan hakları ile ilgili kendimce yürüttüğüm çalışmalarımı bu mütevazı kitap aracılığıyla paylaşmaya karar verdim. En çok da insan hakları kavramını giderek daha az duymaya başlayan gençler ve çocuklar için. Belki böylelikle, aslında üzerinde kumdan kaleler yapıp oynamasının yakıştığı Bodrum’un cennet sahiline, cansız bedeni vuran o minik mülteci çocuğa olan kişisel borcumun küçük bir kısmını da ödemiş olurum. Anıt Baba Bodrum, 13 Nisan 2017


İçindekiler Önsöz

I-İnsan Hakları Nedir? 

İnsan Hakları Kavramı Üzerine 5

İnsan Hakları Deyince 7

İnsan Hakları, Doğal Hukuk ve Doğal Haklar 8

II-Tarih Boyunca İnsan Hakları Belgeleri 

İlk İnsan Hakları Belgesi: Cyrus (Kiros) Silindiri 12

Magna Carta 13

İngiliz Haklar Bildirgesi (Dilekçesi)(1628) (Petition of Rights) 15

İngiliz Haklar Kanunu (1689) (English Bill of Rights) 17

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (1776) 19

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası (751787) ve Amerikan Haklar Bildirgesi (1791) 21

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) 22

Birleşmiş Milletler’in Kuruluşu ve Birleşmiş Milletler Şartı (1945) 23

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Doğuşu (1948) 25

Uluslararası İnsan Hakları Kanunu (The International Bill of Human Rights) 30

İnsan Haklarına İlişkin Diğer Bazı Uluslararası Sözleşmeler 32

Bölgesel İnsan Hakları Sözleşme ve Deklarasyonları 35 2


III-20. Yüzyılda İnsan Hakları Mücadeleleri IV-Günümüzde İnsan Hakları 

İfade Özgürlüğü 45

Örgütlenme ve Toplanma Özgürlüğü 47

Düşünce ve İnanç Özgürlüğü 48

Yaşama Hakkı - Ölüm Cezasının Reddi 49

Engelli Bireylerin Hakları 51

Ayrımcılık Yapılmaması Hakkı 52

Kadın Hakları 53

Çocuk Hakları 55

Sağlık Hakkı 58

Cinsel Sağlık ile Üreme Sağlığı ve Hakları 59

Yeterli Bir Yaşam Standardına Sahip Olma Hakkı 59

LGBT Bireylerin İnsan Haklarından Yararlanması 60

Çalışma Hakkı 62

Eğitim Hakkı 63

Özel ve Aile Yaşamına Saygı Duyulması Hakkı 65

Göçmen Hakları 66

Mültecilerin Hakları 68

Kölelik ve Köle Ticaretinin Yasaklanması 70

İşkence Yasağı 71

Yerli Halkların Hakları 74

Azınlıkların Hakları 75 3


Hukukun Üstünlüğü ve İnsan Hakları 76

Keyfi Gözaltı Yasağı 77

Demokrasi ve İnsan Hakları 78

Mini İnsan Hakları Sözlüğü 79 Kaynakça EKLER 

Ek-1 Magna Carta Libertatum Büyük Sözleşme (1215) (Önemli Maddeleri) 96

Ek-2 İngiliz Haklar Bildirgesi (Dilekçesi) (Petition of Rights) (1628) 99

Ek-3 İngiliz Haklar Kanunu (English Bill of Rights)(1689) 103

Ek-4 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (1776) 108

Ek-5 Amerikan Haklar Bildirgesi (1791) 112

Ek-6 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (1789) 115

Ek-7 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948) 118

4


I.

İNSAN HAKLARI NEDİR?

İnsan Hakları Kavramı Üzerine

İnsan Hakları kavramını ilk kullananlardan, ABD'li filozof Henry David Thoreau (1817-1862)

İnsan hakları hem ilham verici ilkelerdir ve hem dee pratikte uygulanırlar. İnsan hakları akları prensipleri özgür, adil ve barış içinde bir dünya vizyonunu içselleştirmiş lleştirmiş dünyanın her yerindeki birey ve kurumların insanlara nasıl davranacağına dair asgari standartlar belirler. İnsan hakları akları ayrıca bu asgari standartlar karşılanmadığı zaman eyleme geçebilmeleri için insanlara meşru bir çerçeve sunar çünkü verili yasalar asalar ya da iktidar sahipleri onları tanımasa da, korumasa da insanların hala hakları vardır. İnandığımız gibi yaşadığımızda, hükümet politikalarını tartışıp eleştirdiğimizde, görüşlerimizi sosyal medyada paylaştığımızda içinde 5


yaşadığımız ülkenin insan haklarına karşı tutumu ile ilgili bir deneyim yaşarız her gün. Yine her gün bir yerlerde insanların hakları ihlal edilir; bir mahkuma kötü muamele yapılır, bir aile evsizdir, sokakta yaşamaktadır, bir okul, bir çocuğa yetersiz eğitim vermektedir, bir kadın aynı işi yapan bir erkekten daha az ücret alır, bir azınlık mensubu ayrımcılığa maruz kalır ve nicesi... İnsan hakları düşüncesi, evrensel olarak ortaya çıkmış bir düşünce olarak görülemez ve aslında bugün anladığımız anlamda 17 ve 18. yüzyıllar Avrupasının bir ürünüdür. Hatta “haklar” düşüncesinin dahi her toplumda veya gelişmiş her uygarlıkta zorunlu olarak var olduğu söylenemez. Hak kavramı, cezalandırılacak veya kurallar tarafından talep edilen davranışlara dair standartlarla aynı şey değildir. Bu tür davranış standartları temel olarak bireylere karşı adil olmayabileceği gibi azınlık çıkarlarını baskılamak için de kullanılabilir. İnsanlar arasındaki davranış standartlarına dair ilk kurallar, deneyimlerin çatışma çıkarma olasılığı olduğunu kanıtladıkları tutumlara ilişkin reçeteler üretmekle veya bunları yasaklamakla ilgilenmişti. Büyük kanun yapıcılar vardı. Örneğin daha 6. yüzyıl başlarında haklar ve görevler arasında dengeli şemalar oluşturmaya çalışan Roma İmparatoru Jüstinyen gibi. Bu büyük kanun koyucuların yanı sıra dinler de –Musevilik, Hristiyanlık, İslam, Budizm, Taoizm ve diğer birçokları- “ilahi hukuka” dayalı kapsamlı ve tutarlı ahlaki normları kurmak çabası içinde olmuşlardır. Bu dinlerin hemen hemen tümünde insan onuruna dair derinlikli düşünceler içerilmiş ve insanın diğer insanlara, doğaya, diğer canlılara hatta Tanrıya karşı görev ve yükümlülükleri ile ilgilenilmiştir. Herkesin sadece insan olma sıfatı sayesinde belirli haklara sahip olduğu düşüncesi ise oldukça yenidir. Ne var ki bunun kökleri birçok kültürün daha önceki zamanlara dair gelenek ve belgelerinde mevcuttur. İkinci Dünya Savaşı bu düşünceyi dünya sahnesine çıkaran ve küresel vicdana içkin hale sokan bir katalizör işlevi görmüştür.

6


Tarihin büyük bir bölümü süresince ise insanlar belirli bir gruba -bir aileye, kavime, dine, sınıfa, zümreye veya devlete- aidiyetleri yoluyla hak ve sorumluluk sahibi oldular. Birçok toplumda “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına da öyle davran” “altın kuralı” benzeri gelenekler vardı. Hindu Vedaları, Hammurabi Kanunları, İncil, Kuran ve Konfiçyus’un Analektleri insanların görev, hak ve sorumluluklarının ne olduğuna dair sorulara yanıtlar üreten en eski yazılı kaynaklardan bazılarıdır. Ayrıca İnka ve Aztek davranış ve adalet kodları ve İrokua Anayasası gibi Amerikan Yerlilerine ait kaynaklar ya da Kafkas kavimlerinin toplumsal yaşamın her alanını düzenleyen yazılı olmayan Anayasası denebilecek Khabzesi pek ala 18. yüzyıldan önce de mevcuttu. İşin aslı tüm toplumlar ister yazılı isterse de geleneklerine içkin olsun, dürüstlük ve adalet vaaz eden sistemler ile üyelerine sağlık ve refah sağlamaya yönelen uygulamalara sahipti. İlerleyen zamanlarda “doğal haklar” kavramı eski itibarını kaybetti belki, ama “evrensel haklar” kavramı kök saldı. Thomas Paine, John Stuart Mill ve Henry David Thoreau gibi filozoflar kavramı genişlettiler. Örneğin Thoreau “Sivil İtaatsizlik” tezini ortaya koyarken “insan hakları” terimini kullanır. Bu “insan hakları” teriminin bilinen en eski kullanımlarından biridir. Öte yandan onun bu “Sivil İtaatsizlik” çalışması Lev Tolstoy, Mahatma Gandi ve Martin Luther King’i derinden etkilemiş, onların gayri meşru hükümetlere, ya da meşru hükümetlerin etik olmayan eylemlerine karşı şiddet içermeyen direniş gösterme yaklaşımlarını geliştirmelerinin teorik temelini oluşturmuştur. İnsan Haklarının erken dönem diğer savunucuları “Özgürlük Üzerine Bir Deneme”sinde John Stuart Mill ve “İnsanın Hakları” adlı denemesinde Amerikalı siyaset kuramcısı Thomas Paine’di.

İnsan Hakları Deyince… İnsan Hakları her insanın sadece insan olduğu için sahip olduğu haklardır. İnsan Haklarına tüm insanlar eşit olarak, her yerde ve her zaman sahiptir. 7


İnsan Hakları elden alınamaz, bu haklar kaybedilemez. İnsan Hakları bölünemez, bir İnsan Hakkı diğerlerinden den “daha önemsiz” veya “daha az yaşamsal” denilerek inkar edilemez. İnsan Hakları birbirine bağlıdır ve tamamlayıcı bir çerçevenin parçalarıdır. Örneğin ülkenizdeki yönetime katılma imkanınız,, kendinizi ifade etme özgürlüğünüzden, eğitim alma ve hatta yaşamınız amınız için gerekli ihtiyaçları edinme hakkınızdan doğrudan etkilenir. İnsan Haklarının bir diğer tanımı da onlar olmadan insanların onurlu şekilde yaşayamayacakları temel standartlar olarak geçer. Birisinin İnsan Haklarını ihlal etmek, ona insan değilmiş gibi davranmaktır. İnsan Haklarını savunmak tüm insanların insan onuruna saygı duyulmasını talep etmektir. Bu hakları ileri süren herkes ayrıca başkalarının haklarını ihlal etmemeyi ve hakları tacize uğrayan veya inkar edilenlere destek olmayı da kabul etmiştir. etm

İnsan Hakları, Doğal Hukuk ve Doğal Haklar

İnsan hakları, kendisi de doğal hukuktan doğmuş olan doğal hakların çocuğu olarak kabul edilir. Doğal hukuk uzun yüzyıllar boyunca Batının siyaset kuramında belirleyici bir rol oynamış ve diğer bütün hukuklara ukuklara karşı üst-düzey üst bir ahlaki standart olarak görülmüştür. İnsan yapımı hukukun adaletsizliğine

8


itiraz etmek için başvurulması gereken Tanrı’nın daha büyük otoritesi veya doğal hukuktu. Sonunda bu doğal hukuk kavramı doğal haklara dönüştü ki bu değişim toplumdan bireye doğru bir kaymayı da ifade ediyordu. Doğal hukuk toplum üzerinde aşırı devlet iktidarını engellemek için bir temel sağlarken, doğal haklar da bireye devlete karşı iddialar öne sürebilme imkânını verdi (Renteln 1988). Haklara dair modern kavramın izleri geriye doğru, Aydınlanma’nın politik felsefesi ve hareketinde özellikle de İngiltere, Fransa ve Birleşik Devletler’deki tek tek vatandaşların özgürlüklerine saygı duyacak sınırlandırılmış temsili hükümet formları kurma yaklaşımında sürülebilir. “Second Treatise on Government” (Hükümet Üzerine İkinci İnceleme) adlı eserinde John Locke, toplumun yaratılmasından önce bireylerin kendilerinden sorumlu oldukları ve kendi çıkarlarını gözettikleri bir doğa durumunu tarif etmişti. Ona göre bu durumda her bir kişi bir dizi doğal hakka –yaşam, özgürlük ve mülkiyet- sahipti. Locke’a göre bireyler sosyal grupları oluşturmak için bir araya geldiklerinde ana amaç bu hakları daha etkili şekilde korumaktı. Sonuç olarak bireyler kendi kurdukları yönetimlere hakların kendisini değil sadece bu doğal hakları hayata geçirme hakkını devretmişlerdi. Klasik liberalizm olarak bilinen Locke’un felsefesi, o dönem için, bireyler, hükümetler ve onları bağlayan haklar üzerinde düşünmek üzere yeni bir yolu teşvik etmeye yardımcı oldu. Daha önceleri, devletlerin başındakiler, ilahi bir varlığa dayandırdıkları otoritelerinin meşruiyetini, o varlığın nihai kaynağı ile ilişkili olduğunu iddia ettikleri soylarına dayandırıyor ve buradan gelen ilahi bir hakka dayanarak hüküm sürdüklerini iddia ediyorlardı. Bu Roma İmparatorları için geçerli olduğu kadar Japon ve Çin İmparatorları için de geçerliydi. İlahi hak teorisi en güçlü şekilde Avrupa’nın Rönesans Dönemi monarkları tarafından öne sürülmüştü. Bunların en bilinenleri İngiliz Kralı I. James (1566-1625) ve Fransız Kralı 14. Lui’ydi.

9


Locke’un yankılarını Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde fark etmemek imkansızdır. Benzer şekilde hem Locke hem de Amerikan Kurucu babalarının kullandıkları dil İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin habercisi gibidir. Bu ilkeler daha geniş şekilde Amerikan Anayasası’nda (1787) ve Fransız Devrimi'nin hemen ertesinde İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nde (1789) işlenmiş ve kutsanmıştır. Öyleyse hak nedir ve İnsan Hakları doğal haklardan nasıl ayrılır? Birçok felsefeciye göre hak ve iddia arasında anlam geçişkenliği vardır. Genelde hak, bir şeye sahip olmak veya temin etmek için hukuki veya ahlaki bir temele dayanan savunulabilir bir iddia olarak tarif edilir. İnsan hakkının klasik tanımında ise insan hakkı evrensel olan ve tüm insanların sahip olduğu hak olarak ifade edilir: Tanımı gereği insan hakkı, tüm insanların sadece insan oldukları için her yerde, her zaman sahip olduğu, adalet ayaklar altında çiğnenmiyorsa hiçbir kişinin ondan mahrum edilemediği, evrensel ahlaki bir haktır. (Cranston) Sıklıkla kendisine atıf yapılan insan hakları tanımında dört gerekli unsurdan bahsedilmektedir: İlk olarak, tüm insanlar tarafından ve yanı sıra sadece insanlar tarafından sahip olunmalıdır. İkinci olarak tüm insanlarca sahip olunan aynı hak olduğu için tüm insanlarca eşit derecede sahip olunan bir hak olmalıdır. Üçüncüsü, insan hakları bütün insanların sahip olduğu haklar olduğu için onları, belli bir statünün sahibi veya bir ilişkinin tarafı olarak sahip olunan haklardan ayırt edebiliriz… Ve sonuncusu ortada söz konusu olan herhangi bir insan hakkıysa, tabiri caizse “bütün dünyaya karşı” öne sürülebilirliği olması açısından ek bir özelliği daha vardır. (Wasserstrom) Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi ise insan haklarını şöyle tarif eder:

10


…Milliyetimiz, yaşadığımız yer, cinsiyetimiz, ulusal veya etnik kökenimiz, derimizin rengi, dinimiz, dilimiz veya başka herhangi bir statümüz ne olursa olsun insanlar olarak hepimizin sahip olduğu haklardır. Hepimiz insan haklarımıza eşit olarak, ayrımsız şekilde sahibiz. İnsan Haklarının yirminci yüzyıldaki gelişimi, bireysel haklar düşüncesini, vatandaşlıklarına veya devletsel aidiyetlerine bakılmaksızın tüm insanları kapsayacak şekilde genişletti. İnsan Hakları bireysel kimlik ve özgürlüğü, sınırları aşan bir şey olarak yeniden yapılandırmaya yardımcı oldu. Dünya Savaşlarının vahşeti devletin, vatandaşların en büyük düşmanı haline geldiği ve dışarıdan bir korumanın bireyin en işe yarar ve bazen de tek umudu olduğu zamanların olabileceğini açıkça gösterdi.

11


II.

Tarih Boyunca İnsan Hakları Belgeleri

İlk İnsan Hakları Belgesi: Cyrus (Kiros) Silindiri

Günümüzde British Museum 51 Numaralı odada sergilenen Cyrus Silindiri

M.Ö 539’da Pers Kralı Büyük Cyrus’un orduları efsanevi Babil Şehrini ele geçirir. Cyrus’un bu fethinin sonrasında attığı adımlar insanlık için önemli ilerlemeler olarak tarihe geçer. Pers kralı köleleri azat etmekle kalmaz, herkesin istediği dine inanmakta özgür olduğunu ilan eder ve ırksal eşitliği sağlar. Bunlar ve diğer kararları pişmiş kilden bir silindir üzerine Akat dilinde çivi yazısı ile kaydedilir. Günümüzde Cyrus Silindiri olarak bilinen bu antik belge birçoklarınca dünyanın bilinen en eski İnsan Hakları bildirgesi olarak nitelenmektedir. telenmektedir. Bu belge Birleşmiş Milletlerin altı resmi diline çevrilmiştir ve hükümleri İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ilk dört maddesi ile paralellikler taşımaktadır.

12


Magna Carta

Magna Carta'nın imzalanmasını konu edinen temsili bir resim

Mezopotamya Uygarlıklarının ardından -esas esas olarak moderniteyle ortaya çıkacak- İnsan Hakları düşünce ve pratiğinin öncülleri denebilecek görüşler ve kimi uygulamalar Hint, Çin, Antik Yunan ve Roma Uygarlıklarında da kendini göstermekte gecikmedi. Özellikle Antik ik Roma’da insanların yaşam süreçlerinde yazılı olmayan bazı yasaları takip etme eğilimine sahip oldukları gözleminden yola çıkılarak, ileride İnsan Hakları düşüncesinin önemli dayanaklarından biri olacak olan “Doğal Hukuk” kavramı yeşerdi. Ama esaslı bir ilerleme için M.S. 13. yüzyılı beklemek gerekecekti. 1215 yılında İngiliz Kralı Yurtsuz John tarafından imzalanan Magna Carta veya diğer adıyla “Büyük Şartname” birçokları tarafından insan hakları düşüncesinin oluşumunda önemli bir kilometre taşı olarak kabul abul edilmektedir. Önceleri İngiltere’nin kimi kadim yasa ve geleneklerini ihlal ederek keyfi bir iktidar süren İngiliz Kralı Yurtsuz John, bu tarihte halkın ve kimi aristokratların baskısıyla daha sonradan insan hakları düşüncesinin ilham kaynaklarından biri b 13


olacak bazı hakları içeren bir belgeyi imzalayarak ilan etmek durumunda kaldı. Bu haklar arasında kilisenin iktidarın vesayetinden çıkarılması, özgür yurttaşların mülkiyet sahibi olma ve miras haklarının kabulü ile yine bu insanların aşırı vergilerden korunacağı vaadi vardı. Ayrıca mülk sahibi dullar için istemedikleri takdirde yeniden evlenmeye zorlanmama hakkı getiren bu belgede, yargı süreci için belirli bazı standartlar getirilmiş –örneğin belgenin 39. maddesinde “hiçbir özgür kimse kendi denklerinin hukuken geçerli bir hükmü ya da ülke yasalarının gerektirdiği durumlar dışında tutuklanamaz, hapse atılamaz, mallarından ve yasal haklarından yoksun bırakılmaz” denmektedir- ve kanun önünde eşitlik ilkesi dillendirilmiştir. Magna Carta aynı zamanda rüşveti ve görevi kötüye kullanmayı yasaklayan kimi hükümleri de içinde barındırıyordu. İnsanların hak elde etmesi ve bunun yazılı hale getirilmesi bağlamında Magna Carta’yı andıran bir diğer başarılı girişim de 1525 yılında Alman köylülerinin, Alman asillerine kabul ettirdikleri “Suebya Maddeleri” veya diğer bilinen adıyla “Köylülerin 12 Maddesi”dir. Bu belge ile Alman köylüleri kendi rahiplerini seçme, avlanma, orman ürünlerinden faydalanma, angaryanın sınırlandırılması, tarımsal ürünlerden makul ölçüde pay alma ve miras gibi haklar elde etmişlerdi. Magna Carta'nın önemli maddeleri için bkz. Ek-1

14


İngiliz Haklar Bildirgesi (1628) (Petition of Rights)

İngiliz Haklar Bildirgesi'nin mimarı Sir Edward Coke (1552-1634)

1628 yılında İngiliz Parlamentosu Kral I. Charles’a yine insan hakları düşüncesinin ortaya çıkışında önemli bir köşe taşı kabul edilen bir sivil özgürlükler deklarasyonunu yolladı. Bu olayın öncesinde Kral’ın savaş politikalarını onaylamayan ve bu nedenle de finase etmek istemeyen İngiliz Parlamentosu, mentosu, Krala ödenek vermeyi reddetmiş, Kral da Parlamentoyu birkaç defa feshetmişti. Ama her defasında seçilen yeni Parlamento, Krala karşı gelmeye devam etti. Sonuçta Kral I. Charles, Parlamento ile anlaşmak, Parlamentonun isteklerini kabul etmek zorunda da kaldı ve 1628 yılında Haklar Bildirgesi’ni (“Petition of Rights”) imzaladı. İngiliz Haklar Bildirgesi, Bildi kimsenin Parlamentonun kararı olmadıkça vergi ödemek zorunda olmadığı ilkesini bir kez daha ilan ediyordu. Ama bununla da yetinmiyordu: “… gelecekte Parlamentonun genel onayı olmadıkça, hiç kimsenin ödünç para, bağış, vergi, herhangi bir armağan vermeye ya da buna benzer bir ödemede bulunmaya zorlanmamasını ve bunun için, böyle bir ödemede bulunmayı reddetti diye, kimsenin sorguya çekilmemesini, yemin etmeye 15


cebredilmemesini, hücreye kapatılmamasını, tutuklanmamasını ya da başka bir biçimde eziyet çektirilmemesini ve rahatsız edilmemesini, yüce Majestelerinizden rica ediyoruz. Hiçbir özgür kişi, bu değindiğimiz durumlardan hiçbirinde yasaklanmamalı ve gözaltına alınmamalıdır. Askerlerin ve leventlerin başka bir yere nakil edilmelerini, ileride halkımızın başına dert açmamalarını, savaş yasasının uygulanacağına dair yönergelerin geri alınmasını ve yürürlükten kaldırılmasını ve gelecekte Majestelerinizin uyruklarının, ülkenin yasa ve özgürlüklerine aykırı bu yönergelerden dolayı helak olmamaları ya da öldürülmemeleri için, bir daha benzeri yönergelerin çıkarılmamasını Majesteleriniz münasip görmelidirler.” (* Janko Musulin, Hürriyet Bildirgeleri) Özcesi öncülüğü Sir Edward Coke tarafından yapılan bu girişimle dört temel prensip ilan edilmiş oldu: - Parlamentonun onayı olmadan yeni vergiler konulamaz. - Hiç kimse gerekçesiz olarak hapse atılamaz (Habeas Corpus Hakkının teyidi). - Asker, yurttaşlara karşı kullanılmaz. - Sıkıyönetim barış zamanında uygulanamaz. İngiliz Haklar Bildirgesi'nin tam metni için bkz. Ek-2

16


İngiliz Haklar Kanunu (1689) (English Bill of Rights)

17. yüzyılın öncesinde ister sosyal, isterse de yasal, seküler veya dinsel ihtilaflar bağlamında ağlamında olsun her türlü kural, yasa ve kodlar için bir çerçeve oluşturmak istendiğinde, felsefi olarak bu ilişki ve yasaları önceleyen veya onların temelinde yatan soyut haklar yerine, insanların statü ve ilişkilenmelerinden doğan yetki ve görevlerine vurgu rgu yapıldı. Sonraları ilgi sosyal yükümlülüklerden, bireylerin ihtiyaç ve katılımına doğru kaymaya başladı. Grotius, Hobbes ve Locke gibi filozofların etkisiyle bu haklar, “doğal haklar” veya “insanın hakları” olarak tanımlanmaya başlandı. Söz konusu doğall veya etik haklar siyaset gündeminin bir parçası haline geldi. Ekonomik sınırların giderek zayıflamasıyla da, bu düşünce her yere yayılmaya başladı. İlk ve en önemli mücadele siyaset alanında oldu. “Doğal haklar” hükümranların eline teslim edilebilir miydi? i? “Doğal” durumda insanların sınırsız bir özgürlükleri vardı. İnsanlar, onlar tarafından yönetilmeyi seçerse medeni toplum ve barış adına bütün veya en azından bazı “doğal haklarını” krallarına ve hükümetlerine teslim ediyorlardı. Eğer bu hakların “tamamından” ndan” vazgeçerlerse insanlar mutlak hükümet otoritesine tabi olurlar ve mutlak görevlere itaat yükümlülüğü altına girerlerdi. Eğer sadece bir kısmından feragat edilebilecekse sorun bu vazgeçilebilecek özgürlüklerin hangileri olduğuydu. 17


Bu sorun 17. yüzyılda önemli olaylara neden oldu. İnsanların haklarının baskıcı hükümete karşı korunması (özellikle politik katılım hakkı ile dini inanç özgürlüğü ve bunun gözetilmesi) isyancı Oliver Cromwell’i iktidara taşıyan ve kralın idamına yol açan 1640 İngiliz Devrimi’nin temel sloganıydı. Yine benzer şekilde 1689 İngiliz Haklar Kanunu (English Bill of Rights) ile neticelenen İngiltere’deki 1688 Devrimi’nde de aynı temalar egemendi. İngiliz Haklar Kanunu da zamanının temel kaygılarından hareket etti. Kralı “ilahi yasanın” kaynağı olma iddiasından vazgeçirip, onu her vatandaş gibi hukukun üstünlüğüne tabi kıldı ve onu, üyeleri devlet parasını ve mülkünü yönetme yetkisi ile seçilmiş Parlamentonun iktidarına saygı duymaya mecbur etti. Adalet için bazı temel hakları korumak için yargılama esnasında serbest kalmak adına ödenen kefalet miktarlarındaki aşırılığı, ağır para cezalarını, zalimane ve olağan dışı cezalandırma yöntemlerini ilga ederken tarafsız mahkeme ve bağımsız yargıç hakkını garanti altına aldı, Magna Carta’da daha önce sadece aristokrasi için ifade edilen bazı taahhütleri toplumun geneli için tekrar etti. Sonuç olarak 1689 yılında İngiliz Parlamentosu'nun Haklar Kanunu’nu yayınlamasıyla şu ilkeler kabul edilmiş oldu: 1. Parlamento seçimleri serbestçe yapılabilecektir. 2. Parlamento üyeleri tam bir ifade özgürlüğüne sahip olacaktır. 3. Parlamentonun kabul ettiği kanunlar kral dahil herkesi bağlayacaktır. 4. Parlamentonun izni alınmadan asker ve vergi toplanamayacaktır. Bu kanun ile parlamenter demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ilkeler Avrupa'da ve tüm dünyada ilk önce İngiltere'de uygulanmıştır. Ama İngiltere’de bile mülk sahibi olmayan sınıflar ile kadınların Parlamento seçimlerinde seçme-seçilme hakkına sahip olabilmesi için yine yüzlerce yıl sürecek başka mücadeleler gerekmiştir. İngiliz Haklar Kanunu (1689) (English Bill of Rights) için bkz. Ek-3 18


Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (1776)

Önceki bölümlerde belirtildiği üzere 18. yüzyıl sonunda filozof John Locke Tanrı’nın doğal yasasının bir sonucu olarak kimsenin n bir diğerinin hayatına, sağlığına, özgürlüğüne ve mallarına zarar vermemesi gerektiğini öne sürüyordu. Ona göre bu haklara son verilemezdi ve söz konusu doğal yasanın varlığı bu hakların korunması için gereken neyse onu yapma hakkını da ortaya koyuyordu. Aynı dönemde yavaş yavaş maddi gücü ele geçirmeye başlayan ve o güne kadar hakim sınıf olan aristokrasinin mutlak iktidarını sorgulamaya başlayan burjuvaların çıkarları ile de örtüşen bu görüş, hükümetin rolünü sınırlıyordu. Bu görüşe göre hükümetin sorumluluğu luluğu doğal hakları korumaktı ve hatta vatandaşların, otoritesi meşruiyetini kaybeden hükümeti devirme hakkı mevcuttu. İşte bu yaklaşım 4 Temmuz 1776’da Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nce Kongresi onaylanan Amerikan Kolonilerinin Bağımsızlık Bildirgesi’’nin arka planını oluşturur. Thomas Jefferson, Kongre’nin Amerikan Devrimci Savaşı’nın patlak vermesinden bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra neden 2 Temmuz günü Büyük Britanya’dan bağımsızlık ilan edildiğini resmi bir biçimde izah etmek ve 13 Amerikan Kolonisi’nin si’nin bundan böyle İngiliz İmparatorluğu’nun bir parçası 19


olmadığını ilan etmek için bu bildirgeyi kaleme almıştır. Kongre bildirgeyi değişik biçimlerde yayınlamıştır. Sonunda bildiri olarak basılıp yaygın şekilde dağıtılmış ve halka okunmuştur. Bu bildirgeyle sadece hükümetlerin bu hakları korumak için insanların rızası ile kurulması gerektiği iddia edilmekle yetinilmez fakat aynı zamanda özlü bir şekilde bu haklar tanımlanır: “…Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaradan’ları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. Bu hakları güvence altına almak amacıyla, insanlar kendi aralarında yönetimler kurarlar; bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onamasından alırlar; herhangi bir yönetim biçimi, bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşürmek, yeni bir yönetim kurmak ve bu yeni yönetimin yetkilerini ve dayandığı temelleri, güvenlik ve mutluluklarını sağlayacağına en çok inandıkları bir biçimde düzenlemek ve kurmak, halkın hakkıdır; aslında sağgörü, uzun bir geçmişi olan yönetimlerin sudan ve geçici nedenlerle değiştirilmemesini buyurur; bu yüzden insanların durumlarını düzeltmek amacıyla alışılagelen yönetim biçimlerini değiştirmek yerine, kötülüklere katlanmayı yeğlediklerini deneyimler göstermiştir; ancak sürekli aynı amaca yönelik, uzun bir yolsuzluklar ve zorbalıklar silsilesi, ulusu, mutlak bir despotizme sürüklemek niyetini açığa vurursa, o zaman böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçmek, o ulusun hakkı ve görevidir…” Ne yazık ki Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi aslında insan haklarının sınırını, tüm insanları içerecek şekilde genişletmedi. İlk Amerikan Anayasası kölelik kurumunu muhafaza ettiği gibi kadınlara da eşit haklar tanımadı. Birçok haklar ABD Anayasası’na sonraki 150 yıl içinde eklendi. Yine de Jefferson'ın yazdığı gibi "bir toplumun, yaşayışında bir ideali tamamen gerçekleştirememiş olması, bu ideali değerden düşürmez." Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nin tam metni için bkz. Ek-4 20


Amerika Birleşik Devletleri Anayasası (1787) ve Amerikan Haklar Bildirgesi (1791) Amerika Birleşik Devletleri Anayasası halen yürürlükte olan en eski ulusal anayasadır. Amerikan Anayasasına bir ek olarak kaleme alınan Amerikan Haklar Bildirgesi ise (The Bill of Rights of the US Constitution) ABD vatandaşlarının temel haklarını güvence altına alır. 1787 yazında Philadelphia’da kaleme alınan Amerika Birleşik Devletleri Anayasası, ABD federal hükümet sisteminin temel yasası olmanın yanı sıra Batı dünyasının sembol belgesidir. Amerikan Anayasası temel yasama, yürütme ve yargı organları ile yurttaşların temel haklarını tanımlar. Bu Anayasa’da ilk değişiklikler Haklar Bildirgesi (The Bill of Rights) adıyla on madde olarak 1791’de yapılmıştır. Bu değişiklikle ABD federal hükümetinin yetkileri sınırlandırılmış, Amerikan vatandaşlarının yanı sıra, ülkede ikamet eden yabancılarla, ülkeye gelen ziyaretçilerin hakları da koruma altına alınmaya çalışılmıştır. Haklar Bildirgesi (The Bill of Rights) ile Kongre, din kurumuna saygı göstermeyen, dinin serbestçe uygulanmasını engelleyen ya da ifade ve basın hürriyetini ortadan kaldıran veya barışçı bir şekilde toplantı yapma hakkını ve sorunların düzeltilmesi için hükümete dilekçe verme hakkını engelleyen bir kanunu çıkarmaktan men edilir. Ayrıca geçerli bir nedene dayanmayan arama ve müsadere, zalimane ve olağandışı cezalandırma ile kişinin kendi aleyhine şahitlik yapmaya zorlanması yasaklanır. Kanuni bir sürecin usulüne uygun bir şekilde uygulanması dışında Federal Hükümetin bir kişinin canına, malına ve özgürlüğüne dokunması da aynı şekilde yasaklanır. Federal ceza yargılaması gerektiren hallerde veya yüz kızartıcı suç işlendiği iddiasıyla karşılaştığında bireylere büyük jüri önüne çıkma, doğal hakim karşısında hızlı ve adil yargılanma ve aynı suçlama için iki kez yargılanmama güvenceleri getirilir. Amerikan Haklar Bildirgesi tam metni için bkz. Ek-5 21


İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) 1789 yılında Fransa’da mutlak monarşinin sona ermesi ve “Birinci Cumhuriyet”in kurulmasının yolunu açacak bir devrim yaşandı. Fransız Devrimi adı verilen bu büyük olayın işaret fişeği olan Bastille Hapisanesi’nin halk tarafından basılmasının üzerinden ancak altı hafta ve Fransa’da feodalizmi tasfiye eden kararların alınmasından ise sadece üç hafta sonra 26 Ağustos 1789’da Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (La Déclaration des Droits de l’Homme et du Citoyen), 1791 Fransız Anayasası’na doğru atılmış ilk adımdı. Bu bildiri ile tüm yurttaşların “özgürlük, güvenlik, mülkiyet ve baskıya karşı direnme hakkı” garanti altına alınıyordu. “…Doğal hakların her insan tarafından kullanımının tek sınırı toplumun diğer üyelerinin de aynı haktan yararlanmasının teminidir” denilen bildiri metninde yasa, bu hak eşitliğini teşvik etmek için “genel iradenin ifadesi” olarak görülür ve “sadece topluma zararlı eylemleri” yasaklar. 1789 Fransız Devrimi'nin insanlığa armağanı olan "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi" şöyle başlar: "Ulusal Meclis halinde toplanan Fransız halkı temsilcileri, toplumların uğradıkları felaketlerin ve yönetimlerin bozulmasının yegane nedeninin; insan haklarının bilinmemesi, unutulmuş olması ya da hor görülüp dikkate alınmamasına bağlı olduğu görüşünden hareketle; insanın doğal, devredilemez ve kutsal haklarının resmi bir bildiri içinde açıklamaya karar vermişlerdir. Öyle ki, bu bildiri tüm toplum üyelerinin hiçbir zaman akıllarından çıkmasın, sürekli olarak onlara haklarını ve ödevlerini hatırlatsın. Öyle ki, yasama ve yürütme iktidarlarının faaliyetlerinin siyasal toplumların amacına uygun olup olmadığı her an denetlenebilsin ve bu iktidarlara daha çok saygı gösterilsin. Öyle ki, bundan böyle yurttaşların basit ve tartışma konusu olmayan ilkelere dayanan istekleri hep anayasanın korunmasına ve herkesin mutluluğuna yönelik olsun. Sonuç olarak Ulusal Meclis Yüce Varlığın huzurunda ve himayesinde aşağıdaki İnsan ve Yurttaş Haklarını kabul ve ilan eder..." İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'nin tam metni için bkz. Ek-6 22


Birleşmiş Milletler’in Kuruluşu ve BM Şartı (1945)

Birleşmiş Milletler Şartı imza töreninden bir fotoğraf

İkinci Dünya Savaşı 1939’dan 1945 yılına kadar sürmüş ve sonuna yaklaşmaktaydı. Avrupa ve Asya’da şehirler baştan ştan aşağı yıkılmış, milyonlarca insan ölmüş, on milyonlarca insan evsiz ve aç kalmıştı. Avrupa’da Sovyet güçleri Berlin önlerine kadar gelmiş, Nazi’lerin son direnişini kırmaya çalışıyordu. Uzak Doğu’da ABD ile Japonya arasındaki savaş ise Okinawa gibi adalarda alarda olanca şiddeti ile devam ediyordu. Özellikle Nazi Almanyası’nın altı milyonu aşkın insanı Yahudi, Roman, eşcinsel veya engelli oldukları için yok etmesi dünyayı ünyayı dehşete düşürmüştü. İlerleyen yıllarda Nürnberg ve Tokyo’da mahkemeler kurulacak ve yenilen len ülkelerden sorumlular, savaş suçları, “barışa karşı suçlar” ve “insanlığa karşı suçlar” işlemekten ötürü yargılanıp birçoğu bu suçlardan mahkum olacaktı. İşte bu şartlar altında İnsan Hakları düşüncesi daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Nisan 1945’dee elli ülkeden delegeler, San Fransisco’da bir araya gelerek, gelecekte yeni savaşların çıkmasını önlemek için barışı korumak ve teşvik etmek amacıyla, birincil amacı barışı desteklemek ve çatışmaları önlemek olan Birleşmiş Milletleri kurma yoluna girdiler. Artık insanlar hiç kimsenin adaletsizce, yaşam hakkından, özgürlükten, yiyecekten, barınaktan ve bir vatandaşlığa sahip olma hakkından mahrum edilmeyeceğinden emin 23


olmak istiyorlardı. Dünyanın dört bir yanından, kendi hükümetlerinin ihlallerine maruz kalmaması için insanları koruyacak ve hükümetlerin kendi ülke sınırları içinde yaşayan herkese karşı uygulamalarında dikkate almak zorunda olacakları standartların ortaya konulması adına çağrılar yapıldı. İşte bu çağrılar Birleşmiş Milletler Şartı’nın taslağının hazırlanacağı San Fransisco toplantısının gerçekleşmesinde kritik bir rol oynadı. Kurulması hedeflenen yeni teşkilatın idealleri Birleşmiş Milletler Şartı olarak da bilinen kuruluş anlaşmasının önsözünün başında şöyle ifade edilmişti: “Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan yaşamı içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye, adaletin korunması ve antlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları yaratmaya ve daha geniş bir özgürlük içinde daha iyi yaşama koşulları sağlamaya, sosyal bakımdan ilerlemeyi kolaylaştırmaya ve bu amaçlara ulaşmak için, hoşgörüyle davranmaya ve iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye, ortak yarar dışında silahlı kuvvet kullanılmamasını sağlayacak ilkeleri kabul etmeye ve yöntemleri benimsemeye, tüm halkların ekonomik ve sosyal bakımdan ilerlemesini kolaylaştırmak için uluslararası kurumlardan yararlanmaya istekli olarak, bu amaçları gerçekleştirmek adına çaba harcamaya karar verdik…” Birleşmiş Milletler Şartı 24 Ekim 1945’de yürürlüğe girdi ve bu tarih o günden bu yana Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanmaktadır. BM Şartı'nın (Anlaşması) tam metni için: https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc027/kanuntbmmc027/kanuntb mmc02704801.pdf

24


İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Doğuşu (1948) “Biz Birleşmiş Milletler halkları, … temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkeklerle kadınların ve büyük uluslarla küçük ulusların hak eşitliğine olan inancımızı yeniden ilan etmeye…” 24 Ekim 1945’de yürürlüğe giren BM şartında, insan haklarına yapılan bu referansı, BM Şartı’ndaki yürürlük hükümleriyle, yine insan hakları ve temel özgürlüklere yapılan altı başka referans takip etti. Buna ek olarak, büyük ölçüde 42 hükümet dışı organizasyonun politik liderlere uyguladığı basıncın sonucunda 68. madde BM şartına eklendi. Bu madde uyarınca Ekonomik ve Sosyal Konsey’in insan hakları ile ekonomik ve sosyal alanlarda komisyonlar kurması karara bağlanmış oldu. Kısa bir zaman zarfında da İnsan Hakları Komisyonu kuruldu. Bu komisyon gücünü doğrudan BM Şartı’ndan alan birkaç organdan biriydi. Uluslararası İnsan Hakları Kanunu için bir çerçeve oluşturuluyor 1946 yılı Nisan ayında eski ABD Başkanı Franklin Roosevelt’in dul eşi Eleanor Roosevelt dokuz üyeden oluşan geçici bir BM grubuna başkanlık etmesi için atandı. Haziran ayına gelindiğinde bu geçici grup, yeni Komisyonun bir an önce uluslararası bir insan hakları kanunu ön taslağı geliştirmesini önerdi. Aynı yılın ilerleyen döneminde oluşturulan 18 üyeli İnsan Hakları Komisyonu başkanlığına yine Eleanor Roosevelt atandı. Komisyonun diğer öne çıkan üç üyesi ise Çinli P.C. Chang, Fransız Rene Cassin ve Lübnanlı Dr. Charles Malik’ti. Komisyon ilk olarak 1947 yılı Ocak ayında toplandı ve bazı kritik konuları ele aldı. Bu toplantıda bir anlaşmadan önce hukuki bağlayıcılığı olacak bu tür bir anlaşmanın moral temelini oluşturacak medeni ve siyasi hakların yanı sıra, sosyal ve ekonomik haklara da değinen evrensel bir bildirge ortaya konması gerektiği düşüncesi ağırlık kazandı. Elenor Roosvelt’e göre, tüm insanlık için evrensel bir Magna Carta olacak bu bildirge, Komisyona göre ise kısa, ilham verici, insanlar tarafından kolaylıkla 25


anlaşılıp kullanılabilecek coşkulu bir metin olmalıydı. Bu nedenle bağlayıcılığı olacak bir anlaşmada ele alınması gereken daha karmaşık konuların bu metne alınmasından ziyade, devletlerin kendi topraklarında bu hakları hayata geçirirken nasıl bir role sahip olması gerektiği üzerinde durulması fikri öne çıktı. Komisyonun bildirge ile bağlayıcılığı olacak anlaşmanın hazırlanmasını ayırma kararı isabetli olmuştu çünkü İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olarak da anılacak beyanname 1948 yılı Aralık ayında ilan edilme imkanına kavuşmasına rağmen, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi 18 yıl sonra hayat bulabilecektir. Üstelik söz konusu anlaşmaların imzacı devletlerce onaylanıp yürürlüğe girmeleri ise daha da uzun bir sürece yayılacaktır. İlham veren bir belge Bildirge ve sözleşmelerin hazırlık süreçlerinin birbirinden ayrılması yaklaşımının benimsenmesinin ardından BM İnsan Hakları Komisyonu bildirgeyi ortaya çıkarma sürecine odaklandı. Bildirgeye “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” adı verilmesi kararlaştırıldı. Bu isimlendirmeden elde edilmek istenen sonuç, bu bildirgenin her yerdeki tüm insanlar için, kadın, erkek, siyah, beyaz, sağcı, solcu, zengin ya da yoksul olması fark etmeksizin standart bazı haklara sahip olduklarını vurgulamaktı. Ya da bildirgenin ilk girişinde ifade edildiği şekilde şu yaklaşımın altını çizmekti: “İnsanlık topluluğunun bütün bireyleriyle kuruluşlarının bu Bildirgeyi her zaman göz önünde tutarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye, giderek artan ulusal ve uluslararası önlemlerle gerek üye devletlerin halkları ve gerekse bu devletlerin yönetimi altındaki ülkelerin halkları arasında bu hakların dünyaca etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm halklar ve uluslar için ortak ideal ölçüleri belirleyen bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder.” 26


Bildirgenin 1. maddesi projenin ilham veren doğasını yansıtır. Bu maddedeki bazı ifadeler, “zaten bilinen bir durumu bir kez daha ilan ettiğine” veya “bu maddenin içeriğine ana metin yerine, önsözde yer verilmesinin daha uygun olacağına” dair birçok itirazın ardından kabul edilebilmiştir: “Bütün insanlar hakları ve onurları eşit ve özgür olarak doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duyguları ile davranmalıdırlar.” Bu maddenin ana metine dahil edilme nedeni tüm insan haklarının temelini güçlü bir şekilde ifade etmek, ırk, cinsiyet, zenginlik ve diğer farklar gözetilmeden herkesin bir diğerine iyilikle muamele etme ödevinin altını çizmektir. Benzer bir izleği takip eden 7. maddede ise tüm insanların kanun önünde eşit oldukları ve her türlü ayrımcılığa karşı korunma hakkına sahip bulundukları belirtilmiştir. 3. madde ile 27. madde beraberce belki de bildirgedeki somut hükümlerin çekirdeğini oluşturmaktadırlar. Bu maddeler her insana, hayat, özgürlük, kişi güvenliği (Madde 3) ve yeterli düzeyde standartlara sahip bir yaşam (Madde 27) haklarını verir. Bunlardan hayat, özgürlük, kişi güvenliği temel medeni ve siyasi haklar iken diğeri ise temel ekonomik ve sosyal haktır. Yeterli düzeyde bir yaşam hakkı, içinde kişinin sadece tek başına değil, ailesi ile beraber sağlık ve esenlik hakkını ve yeterli miktarda gıda, giysi, barınma, tıbbi bakım ve sosyal güvenlik haklarını (ayrıca 22. madde’de kapsanmıştır) da içerdiği için özellikle dikkate değerdir. Bildirgede 30 madde vardır ki bunlardan 17’si medeni ve siyasi haklarla, 8’i ise ekonomik ve sosyal haklarla ilişkilendirilebilir. Tüm bu sayılan hakları kuşatan maddeler ise 28 ve 29. maddelerdir. Bu maddelerin üzerinde pek fazla tartışılmamış ve onlara sonraki iki uluslararası anlaşmada kanuni bağlayıcılık da verilmemiştir. Ama bu maddelerin bildirgedeki mevcudiyetleri bile çok önemlidir. 28. madde uluslararası toplumun bütününü açısından, ister medeni ve siyasi isterse de ekonomik ve sosyal türden olsun, tüm insan 27


haklarının tam olarak realize olmasını sağlayacak şekilde düzenlemeleri uygulama sorumluluğunu vurgular. 29. madde de ayrıca önemlidir çünkü her insanın mensubu olduğu toplumlara karşı sorumluluklarının altını çizmektedir. Ama 29. maddede insanların sorumluluk göstermekle yükümlü oldukları bildirilen öznenin devlet olmadığı önemle vurgulanmalıdır. Zira bu iddianın sahipleri genelde diktatörler olmuştur. İnsanlar devletlere karşı bu tür bir sorumluluk altında değildir ama elbette içinde yaşadıkları toplumlara ve bildirgenin 1. maddesi’nde ifade edildiği anlamda diğer insan kardeşlerine karşı sorumluluklara sahiptirler. Bildirgeye bugünden bakıldığında çevre hakkı gibi bazı hakların eksik olduğu söylenebilir. Bir başka açıdan bakıldığında ise bildirgede zikredilmeyen bu ve benzeri başka haklar yaşam hakkı ve belli standartlara sahip bir hayat hakkı gibi başka hakların içinde örtük biçimde de olsa mevcuttur diye düşünülebilir. Bildirgenin hazırlanmasında özel emeği geçenleri anmak gerekirse öncelikle BM İnsan Hakları Komisyonu’nun ilk başkanı Eleanor Roosevelt’i, bildirge taslak metninin kaleme alınmasında görev alan avukat ve akademisyen Hersch Lauterpacht ile ünlü İngiliz yazar H. G. Wells’i zikretmek doğru olacaktır. Yine de bildirgenin ortaya çıkmasında en büyük onur, belki de tarihin gördüğü en ağır insan hakları ihlallerinin faili olan Nazizmin ve onun müttefiklerinin yenilmesi için mücadele edip, kazanan on milyonlarca isimsiz insana aittir. BM Komisyonu bildirgenin taslağını 18 Haziran 1948’de kabul etti. Ardından taslak Ekonomik ve Sosyal Konsey’de ele alındı. Burada herhangi bir değişikliğe uğramayan bildirge taslağı, Konsey tarafından havale edildiği BM Genel Kurulu 3. Komitesi’nde ise çeşitli zorluklarla karşılaştı. 81 toplantılık bir maraton ve 169 değişiklik önerisinin ardından, Komite başkanı Lübnanlı Charles Malik’in de hatırlanması gereken olağanüstü çabalarıyla 6 Aralık 1948’de, BM Genel Kurulu’na sevk edildi. Nihayetinde de 10 Aralık 1948

28


akşamı Komite’den geldiği şekliyle, herhangi başka bir değişiklik yapılmadan, BM Genel Kurulu’nda yapılan bir oylamayla kabul edildi. Başlardaki zorluk ve dirençlere karşın İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB) 1948’deki en iyimser mimarlarının bile tahmin edemeyeceği global bir prestije sahip oldu. İlk olarak insan hakları sicili sıkıntılı ülkeler tarafından bile standartları düzenleyen etkili bir belge olarak kabul gördü. Aynı derecede önemli olarak İHEB, BM Şartı’nın bir uzantısı haline geldi. Öyle ki, BM Şartı insan hakları ve temel hürriyetlere dair sadece birkaç referans içermesine rağmen, söz konusu hak ve hürriyetlerin içeriğini ortaya koymak için İHEB’e başvurmak olağan bir tutum haline geldi. Bu nedenledir ki, İHEB, BM’nin kendi dokusunun bir parçası oldu ve sıklıkla BM Genel Kurulu Kararları’nda ve örneğin Sömürge Ülkelere ve Halklara Özgürlük Verilmesi’ne dair 1960 tarihli Deklarasyon bağlamında olduğu gibi Genel Kurul’daki tartışmalarında ona atıflar yapıldı. 1978 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 30. yıldönümü münasebetiyle Tahran'da yapılan insan hakları toplantısında biraraya gelen 84 ülkenin temsilcileri oybirliğiyle, İHEB'in bütün insanların vazgeçilmez haklarının ortak bir ifadesi olduğunu ve uluslararası toplum üyeleri için uyulması gereken bir zorunluluk teşkil ettiğini beyan ettiler. Ayrıca belirtilmeli ki, hepsi olmasa da İHEB maddelerinin tamamına yakını uluslararası teamül hukukunun bir parçası haline gelmiştir. Bunun anlamı şudur ki anlaşmalar sadece kendisini imzalamış olan devletleri bağlarken, onun hakkındaki görüşleri ne olursa olsun günümüzde İHEB tüm devletleri bağlar hale gelmiştir. İHEB herkes için insan onuru ve barışın sağlanması için giderek güçlenen bir araçtır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi tam metni için bkz. Ek-7

29


Uluslararası İnsan Hakları Kanunu (The International Bill of Human Rights) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi dünyanın tüm ulusları tarafından ortaklaşa oluşturulmuş ideal bir standart olma iddiası taşımaktadır. Ne var ki hukuki bir bağlayıcılığı olan bir metin değildir. Bu nedenle Bildirgenin ilan edildiği 1948 yılından 1966 yılına kadar BM İnsan Hakları Komisyonu’nun temel uğraşısı bildirgeye dayanan bir uluslararası insan hakları hukuku yaratmak ve bu yeni hukukun uygulanmasını zorlayacak mekanizmaları inşa etmek olmuştur. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu yasal açıdan bağlayıcı ve en kapsamlı insan hakları antlaşmaları olan iki temel metin olarak “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ile “Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi”ni hazırladı. Genel Kurulca 1966’da kabul edilen ve 1976’da yürürlüğe giren bu antlaşmalar, Evrensel Bildirge’de yer alan hakları, taraf devletlerin itaatinin komitelerce denetlendiği yasal açıdan bağlayıcı taahhütlere çevirerek Bildirge’nin şartlarını bir adım ileri götürmüştür. Bu anlaşmalara günümüzde BM üyesi ülkelerin çoğunluğu taraftır. Günümüzde, Evrensel Bildirge, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne Ek Protokoller ile birlikte Uluslararası İnsan Hakları Kanunu’nu oluşturmaktadır. “Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi” (ICCPR) ve ek protokolleri seyahat özgürlüğü, hukuk önünde eşitlik, adil yargılanma ve suçu ispatlanıncaya kadar masum kabul edilme hakkı, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade ve fikir özgürlüğü, barışçıl toplanma ve dernek kurma özgürlüğü, kamu hizmetlerine, seçimlere katılma, azınlık haklarının korunması gibi haklara odaklanır ve gelişi güzel biçimde hayat hakkından yoksun bırakmayı, işkence, zalim veya haysiyet kırıcı muamele ya da cezayı, kölelik ve zorla çalıştırılmayı, gelişigüzel tutuklamayı veya alıkoymayı, kişisel dokunulmazlığa, özel hayatın gizliliğine keyfi müdahaleyi, savaş propagandasını ve ırksal ya da dinsel nefret yayan görüşlerin savunulmasını yasaklar. “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar 30


Sözleşmesi” (ICESCR) ise adil ve elverişli koşullarda çalışma hakkı, sosyal korunma hakkı, uygun hayat standardı ve ulaşılabilir en yüksek fiziksel ve zihinsel iyilik standartları hakkı, eğitim ve kültürel özgürlük ile bilimsel gelişmenin nimetlerinden faydalanma hakkı gibi konulara odaklanmaktadır. Her iki sözleşme de korudukları hakların tüm insanlara ait olduğunu bildirmekte ve bu haklara sahip olma bakımından ayrımcılığı kesin bir şekilde yasaklamaktadır. “Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi” (ICCPR) ile İnsan Hakları Komisyonu yerine, BM bünyesinde çalışacak 18 üyeli daimi bir İnsan Hakları Komitesi de kurulmuştur. Bu komitenin amacı “Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi” (ICCPR) tarafı olan devletlerin, bu sözleşme hükümlerine uyup uymadıklarını denetlemektir. Bu çerçevede Komite her beş yılda bir taraf devletlerden gelen raporları inceler ve bu incelemesi sonucunda, ülkelerin insan hakları performansına dair edindiği bilgileri paylaşır. Öte yandan bu sözleşmeye taraf devletler Komite’nin, bireylerin veya organizasyonların hükümetlerce haklarının ihlal edildiğine dair iddialarını soruşturma yetkisini de tanımıştır. Ne var ki Komiteye şikayette bulunacak olan başvurucuların kendi ülkelerindeki tüm iç hukuk yollarını tüketmiş olması gerekmektedir. Komite bu tür şikâyetleri her tür belgenin gizli tutulduğu kapalı oturumlarda ele almaktadır. Ancak, bu toplantılar sonucunda Komite'nin ulaşmış olduğu bulgular kamuoyuna açıklanmakta ve Komitenin Genel Kurul’a sunduğu yıllık raporlarda da yer almaktadır. Benzer şekilde “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” (ICESCR) ile bu sözleşmede tanınan hakların Sözleşme'ye taraf devletlerce uygulanışını denetlemek amacıyla 1985 yılında, Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) tarafından Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi kurulmuştur. 18 üyeden oluşan bu uzmanlar heyeti özel olarak hazırlanarak sunulan raporlar üzerinde çalışmakta ve onları ilgili hükümetlerin temsilcileriyle görüşmektedirler. Komite, raporların değerlendirilmesi temelinde devletlere tavsiyelerde bulunur. Ayrıca, insan hakları ve ilgili temaların anlamının ve 31


Sözleşme şartlarının uygulanması için taraf devletlerce atılması gereken adımların bir taslağını çıkarabilmek amacıyla genel yorumlarda bulunur.

İnsan Haklarına İlişkin Diğer Bazı Uluslararası Sözleşmeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, BM bünyesinde çeşitli konulara ilişkin 80’e yakın sözleşme ve bildirgenin yolunu açmıştır. Bunlardan önde gelenler BM'ye ait metinlerde şöyle sıralanmaktadır: “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme” (1948) soykırım suçunu ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu yok etme amaçlı belli eylemlerin gerçekleştirilmesi olarak tanımlamakta ve devletlere bu suçun faili olduğu iddia edilen kimseleri adalet önüne getirme yükümlülüğü getirmektedir. “Mültecilerin Statüsüne Dair Sözleşme” (1951) ile mülteci, menşe ülkesi dışında bulunan; ırkı, dini, bir toplumsal aidiyeti ya da siyasi görüşü nedeniyle zulme uğramaktan haklı nedenlerle korku duyan ve bu korku nedeniyle ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen kişi olarak tanımlanmıştır. Sözleşme 1951'de imzalanmış ama 1954'te yürürlüğe girmiştir. 1951 Sözleşmesi'nin 1. maddesi, sözleşmenin kapsamını "1 Ocak 1951'den önce meydana gelen olaylar" ile sınırlar. Söz konusu kısıtlama, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü ile kaldırılmıştır. Toplamda 146 devlet bu belgelerin birine ya da her ikisine onay vermiştir. Bu sözleşme, başta risk altında oldukları ülkelere zorla geri gönderilmeme hakkı olmak üzere mültecilerin haklarını tanımlamakta ve onların gündelik yaşamlarını çeşitli yönlerden ilgilendiren çalışma, eğitim, kamusal yardım, sosyal güvenlik ve seyahat özgürlüğü için gerekli belgelere ulaşma gibi haklara dair şartlar getirmektedir. “1926 Tarihli Kölelik, Köle Ticareti ve Köleliğe Benzer Uygulama ve Geleneklerin Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme”yi Yürürlüğe Sokan Ek Protokol” (1953). 32


“Kadınların Politik Haklarına Dair Sözleşme” (1953) “Vatansızlığın Azaltılmasına Dair Sözleşme” (1961) “ Evliliğe Rıza Gösterilmesi, Asgari Evlenme Yaşı ve Evliliğin Tesciline Dair Sözleşme” (1962) “Her Tür Irksal Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme” (1966). Irksal ayrımcılık temeline dayanan her tür üstünlük politikasının kabul edilemez, bilimsel açıdan yanlış olduğuna ve ahlaken, hukuken mahkum edildiğine dair bir ana maddeyle başlayan Sözleşme, “ırksal ayrımcılık” kavramını tanımlamakta, taraf devletleri bu suçu yasal alanda ve uygulamada ortadan kaldırma yükümlülüğü ile bağlamaktadır. 177 üye devlet tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme aynı zamanda, taraf devletlerin hazırladığı raporları ve sözleşme maddelerinin herhangi birinin ihlal edildiğine dair bireysel şikayetlere imkan tanıyan Sözleşme Ek Protokolünü kabul etmiş olan devletlerin vatandaşlarından gelen bireysel şikayetleri ele alan “Irksal Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi” isimli bir denetleme heyeti oluşturmuştur. “Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar Bakımından Kanuni Sınırlamaların Uygulanmayacağına Dair Sözleşme” (1968) “Apartheid Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme” (1973) “Kadınlara Yönelik Her Tür Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına Dair Sözleşme” (1979). 189 devletin taraf olduğu bu sözleşme kadınların hukuk önünde eşitliğini teminat altına almakta olup siyasal ve kamusal yaşam, milliyet, eğitim istihdam, sağlık, evlilik ve aile hayatı alanlarında kadınlara yönelik ayrımcılığın yok edilmesi için belli tedbirler öngörmektedir. Sözleşmenin uygulanışını denetlemek ve taraf devletlerden gelen raporları değerlendirmek amacıyla Sözleşme, “Kadınlara Yönelik Her Tür Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesini” oluşturmuştur. 109 devletin taraf olduğu Sözleşme Ek 33


Protokolü ise bireylere Sözleşmenin ihlali iddiasıyla Komite'ye şikayette bulunma hakkı tanımaktadır. “İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme” (1984). 161 devletin taraf olduğu bu sözleşme, işkenceyi uluslararası bir suç olarak tanımlayarak taraf devletleri bu suçu önlemekle ve faillerini cezalandırmakla sorumlu tutmaktadır. Sözleşmeye göre, işkenceyi haklı göstermek için ne istisnai koşullar mazeret gösterilebilir, ne de bir işkencecinin suçu emir altında işlemiş olduğuna dair bir savunması haklı bulunabilir. Sözleşme uyarınca oluşturulmuş denetleme kurumu olan “İşkenceye Karşı Komite”, taraf devletlerin raporlarını inceler; devletlerin vatandaşlarının bireysel şikayetlerini kabul eder ve değerlendirir; ayrıca işkence uygulamasının ciddi seviyede ve sistematik olduğunu düşündüğü ülkeler hakkında soruşturma başlatabilir. “Çocuk Hakları Sözleşmesi” (1989) çocukların özel hassasiyetini tanıyarak kapsamlı bir metinle, çocuklar için insan haklarına dair her kategoride koruma sağlamaktadır. Sözleşme çocuklara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını temin etmekte ve çocukların üstün çıkarlarının tüm eylemlere rehberlik etmesi gerektiğini belirtmektedir. Mülteci, engelli ya da azınlık mensubu olan çocuklara özel bir önem verilmektedir. Sözleşmeye taraf devletler çocukların hayatta kalması, gelişimi, korunması ve katılımı için teminatlar sağlama yükümlülüğü altındadır. 196 devletin taraf olduğu bu sözleşme en geniş ölçüde onaylanmış antlaşmadır. Sözleşme uyarınca kurulan Çocuk Hakları Komitesi, sözleşmenin uygulanışını denetleyerek taraf devletlerce sunulan raporları değerlendirir. “Göçmen İşçilerin ve Ailelerinin Haklarının Korunmasına dair Uluslararası Sözleşme” (1990). Bu sözleşmede yasal ya da yasa dışı, tüm göçmen işçilerin göçmenlik süreçleri boyunca tabi olacakları temel haklar ve ilkeleri ve onları korumak için alınması gereken tedbirler tanımlanmaktadır. 1 Temmuz 2003’te yürürlüğe giren sözleşmeye 49 devlet taraftır. Sözleşmenin 34


denetleyici kurumunun, Göçmen İşçiler Komitesi, ilk defa Mart 2004’te toplanmıştır.

Bölgesel İnsan Hakları Sözleşme ve Deklarasyonları

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta Avrupa’da rupa’da AİHS’in imzalanmasına esin kaynağı olduğu gibi başka kıtalarda da insan haklarını korumayı hedefleyen ek bazı anlaşmaların da önünü açmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme) İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Avrupa yakın tarihinin en kayda değer anlaşmalarından biri olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) esin kaynağı oldu. 1950 Kasım’ında imzalanan ve daha çok medeni, medeni siyasi haklara odaklanan AİHS bundan üç yıl sonra Eylül 1953’de 953’de yürürlüğe girdi. 47 Avrupa Konseyi tarafından onaylanan AİHS’te tanınan hakların, taraf devletlerce ihlal edilmesine ilişkin bireylerin iddialarını incelemek üzere Fransa’nın Strazburg 35


şehrinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuruldu. Türkiye bu mahkemenin yargı yetkisini 1990 yılında kabul etti. AİHM bugün insan hakları ihlaline uğradığını düşünenlerin etkin bir yargı yolu haline gelmiş durumdadır. Ne var ki istisnai durumlar hariç olmak üzere bireylerin AİHS’te garanti altına alınan haklarının, bu sözleşmeye taraf devletlerden herhangi biri tarafından ihlal edildiğini AİHM önünde öne sürebilmeleri için, ülkelerindeki tüm iç hukuk yollarını tüketmiş olmaları şartı bulunmaktadır. Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi 1969’da imzaya açıldı ve Amerikan Devletleri Örgütü üyesi 25 devletin onayı ile 1978’de yürürlüğe girdi. Sözleşme’ye daha sonra iki adet ek protokol kabul edilmiştir: 1999 yılında yürürlüğe giren Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar alanında Amerikan Sözleşmesi’ne Ek Protokol ve 1993 yılında yürürlüğe giren Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair Protokol. Sözleşme’de korunan temel haklar daha sonra ayrımcılık yasağı, hakların etkili korunması yükümlülüğü ve sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitime ilişkin hakların yaşama geçmesi için somut tedbirler alma yükümlülüğü ile güçlendirilmiştir. Ayrıca ek protokollerle çalışma, sendika kurma ve grev, sosyal güvenlik ve sağlık, sağlıklı bir çevrede yaşama, beslenme ve eğitim, kültürden yararlanma, ailenin, çocuğun, yaşlıların ve engellilerin korunması hakları tanınmıştır. Sözleşme’nin ilgili maddesine göre, “kişiler” bu haklardan yararlanabilir. Taraf devletlerin sadece bu haklara “saygı”yı sağlamak yükümlülüğü yoktur; aynı zamanda bu hakların etkili kullanılması için gerekli önlemleri almaları da gereklidir. O halde taraf devletlerin hakların korunması sistemi bakımından hem “pozitif” hem de “negatif” yükümlülükleri vardır. Sözleşme, İnter-Amerikan İnsan Hakları Komisyonu ve İnter-Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi’nin kuruluşunu öngörmekte ve bu kurumlara taraf devletlerin ilgili haklara saygısını sağlamak konusunda yetkiler tanımaktadır. 36


Ayrıca protokollerle Komisyona taraf devletlere görüş ve tavsiye verme yetkisi de tanınmıştır. Komisyon ABD’nin Washington şehrinde, mahkeme ise, Kosta Rika’nın, San Jose şehrinde bulunmaktadır. Birçok insan hakları sözleşmesinin aksine, Amerikan Sözleşmesi, başvuru yapma hakkını sadece bir ihlalin mağduru olduğu iddiasında bulunan kişilere tanımamıştır. Bir ihlalden mağdur olmasa da herhangi bir kişi veya kişi grubu ya da hükümet dışı kuruluş da Komisyon’a insan hakları ihlal edildiği iddiası ile başvuru yapabilir. Ayrıca bir taraf devlete karşı diğer bir taraf devlet de başvuru yapabilir. Ama bu başvuruları Mahkeme’ye götürme yetkisi ise Komisyon’dadır. Kişilere başvuruları doğrudan Mahkeme’ye götürme hakkı tanınmamıştır. Ayrıca bu Mahkeme’nin kararları bağlayıcı da değildir. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Sözleşmesi Bu sözleşme Afrika kıtasında evrensel insan haklarının tanınması ve uygulanması amacıyla imzalanmıştır. Sözleşme Afrika Birliği Organizasyonu bünyesinde imzalandığı için sözleşmeye taraf olan devletler de yine bu organizasyonun üyesi olan 53 Afrika ülkesidir. Bu sözleşme Afrika kıtasında Avrupa ve Amerika kıtasındaki evrensel insan hakları değerlerini temel alarak bölgesel bir insan hakları sistemi oluşturmayı amaçlamakta ve genel itibariyle medeni ve siyasal haklar, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, halkların hakları ve bu hakların geliştirilmesi ve uygulanmasına dair temel yükümlülüklerden, görevlerden oluşmaktadır. Bu sözleşmedeki yenilik sözleşmenin “halkların haklarına” yönelik içerdiği hükümlerdir. Sözleşmenin 19. maddesinde bütün halkların eşit olduğu ve hiçbir şeyin, bir halkın diğeri üstünde tahakküm kurmasını meşru kılmayacağı vurgulanmaktadır. 20. maddede halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi, 21. maddede halkların doğal kaynaklar üzerindeki hakları vurgulanmaktadır. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Sözleşmesi’nde öngörülen hak ve yükümlülüklerin güvence altına alınması, Afrika’da insan ve halkların haklarının geliştirilmesi amacıyla Afrika Birliği Örgütü bünyesinde, 11 kişilik Afrika İnsan ve Halklar Hakları Komisyonu kurulmuştur. 37


İslam’da İnsan Hakları Kahire Bildirisi İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) 1983 yılında Dakka’da yapılan 14. Dışişleri Bakanları Konferansı’nda İslam’da İnsan Hakları Dakka Bildirisi’ni yayınlamıştır. Bu bildiride İİT üyesi devletlerin insan onuruna bağlılığı, temel insan haklarını İslami kurallara uygun olarak gerçekleştirme niyetleri ifade edilmiştir. İnsan Haklarına ilişkin bu ilk bildiriyle başlayan sürecin ardından 1990 yılında 45 devletin katılımıyla gerçekleştirilmiş olan 19. Dışişleri Bakanları Konferansında alınan karara ek olarak İslam’da İnsan Hakları Kahire Bildirisi kabul edilmiştir. Kahire Bildirisi, başlangıç kısmında "İslam’daki temel haklar ve evrensel özgürlüklerin dinin ayrılmaz bir parçası olduğu” ve onların "Allah tarafından son Peygamber aracılığıyla gönderilmiş... ilahi emirler" oldukları, böylelikle "onlara uymanın ibadet, uymamanın ise çirkin bir günah" olduğu ifade edilmiştir. İnsan Hakları Asya Şartı İnsan Hakları Asya Şartı (The Asian Human Rights Charter) 1986 yılında bir grup hukukçu ve insan hakları aktivisti tarafından aynı yıl Hong Kong’ta kurulan Asya İnsan Hakları Komisyonu’nun ortaya çıkardığı bir insan hakları metnidir. Bugüne kadar Asya hükümetleri tarafından henüz bir insan hakları deklarasyonu ortaya çıkarılamamış olmasına bir tepki olarak, “halkların deklarasyonu” olma iddiası ile hazırlanmış bir metindir.

38


III. 20. Yüzyılda İnsan Hakları Mücadeleleri

20. yüzyılın önde gelen insan hakları savunucularından Martin Luther King Magna Carta (1215), İngiliz Haklar Kanunu (1689) Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi (1789) ve Amerikan Anayasası vee Haklar Bildirgesi (1791) ( gününüzün birçok insan hakları belgesinin yazılı öncülleridir. Ne var ki bu belgelerin birçoğu hayata geçirilirken kadınları, derilerinin rengi farklı olanları, çeşitli sosyal, dini, ekonomik ve politik grupları dışarıda bırakılabilmiştir. bırakıla Buna rağmen Dünyanın her yerinde ezilen insanlar, kurtuluşları için yürüttükleri mücadelede bu prensiplerden güç almıştır. Çağdaş uluslararası insan hakları hukukunun ve Birleşmiş Milletlerin (BM) kuruluşunun önemli bir tarihsel geçmişi vardır. 19. yüzyılda köle ticaretinin önlenmesi çabaları ve savaşların yarattığı felaketlerin sınırlandırılmaya çalışılması başlıca örneklerdir. Bu bağlamda, 1919 yılında Avrupa’da, özellikle de 1917’de Rusya’da gelişen işçi ayaklanma ve devrimleri ertesinde, işçilerin işçi sağlık ve iş güvenliği hakları dahil olmak üzere çeşitli haklarına saygı gösterilmesinin sağlanması için kurulan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ayrıca anılmalıdır. Yine bir diğer örnek Birinci Dünya Savaşı sonrasında 39


Milletler Cemiyeti tarafından yürütülen azınlıkların korunması gayretleridir. Ne var ki, uluslararası barış ve işbirliğinin korunması için Avrupa'nın muzaffer müttefikleri tarafından kurulan bu örgütlenme hiçbir zaman hedeflerine ulaşamamıştır. ABD’nin katılmayı reddetmesi ve Milletler Cemiyeti’nin Japonya’nın Çin ile Mançurya’yı işgal etmesini (1931) ve İtalya’nın Etiyopya’ya saldırmasını (1935) önleyememesi nedeni ile bu organizasyon kadük olmuştur. Nihayetinde İkinci Dünya Savaşı’nın şafağında 1939 yılında feshedilmiştir. Bununla birlikte birçok özgün sivil haklar ve insan hakları hareketleri derin toplumsal değişiklerin gerçekleşmesinde etkili olmuşlardır. İşçi sendikaları yürüttükleri mücadelelerle işçiler için grev hakkını tanıyan, asgari çalışma ve ücret koşullarını sağlayan, çocuk işçiliğini yasaklayan veya düzene sokan, çalışma saatlerini sınırlayarak sekiz saatlik işgününü dünyanın birçok ülkesi için standart işgünü haline getiren yasaları çıkartmayı başarmışlardır. Kadın hakları hareketleri kadınlar için seçme ve seçilme hakkı başta olma üzere kadının toplumsal statüsünü güçlendiren birçok hakkı elde etmesine öncülük etmiştir. Ulusal Kurtuluş hareketleri birçok ülkedeki kolonyalist güçleri bu ülkelerden çıkarabilmiştir. Bunun en etkili örneklerinden birisi de pasif direnişi düstur edinen Mahatma Gandhi’nin manevi önderliğinde Hindistan’ın İngiliz boyunduruğundan kurtuluşudur. Uzun bir tarih boyunca baskı altında tutulan ırksal ve dini azınlıkların haklarını savunan hareketler de, bu azınlıkların toplumsal eşitlik yönünde büyük kazanımlar elde etmelerine öncülük etmiştir. Bunlar arasında önemli liderlerinden biri de, bir suikast sonucu, hayatını bu mücadele uğrunda kaybeden Martin Luther King olan Amerikan Sivil Haklar Hareketi’ni özellikle saymak gerekir. 1961 yılında ise avukat, gazeteci, yazar ve diğer mesleklerden insanlardan oluşan bir grup, Portekizli iki üniversite öğrencisinin bir barda sadece kadehlerini “özgürlüğe” kaldırmaları nedeniyle dönemin faşist diktatörlüğü tarafından yirmi sene hapis cezasına çarptırılmalarından dehşete kapılır ve öfkelenirler. Bir şeyler yapma ihtiyacı duyarlar. Bu şekilde Appeal for Amnesty (Af Başvurusu) adıyla bir oluşum meydana getirirler. İlk başvuru 28 Mayıs 40


1961’de bir Londra Gazetesi’nde yayınlanır. Bu başvuruda altı değişik ülkeden hepsi de farklı politik ve dini inançlarını barışçı bir şekilde ifade ettikleri halde hapsedilen “fikir suçlularının” öyküleri anlatılır ve tüm hükümetlerden böylesi mahkumları derhal serbest bırakmaları talep edilir. Basit bir eylem planıdır söz konusu olan, herkes bu mahkumlar ve onlar gibi sadece düşüncelerini barışçıl bir şekilde ifade ettikleri için hapsedilen kim varsa onlar için, tamamen tarafsız, partizan olmayan af başvuruları yapmaya davet edilir. Bu davete verilen yanıt herkesin beklediğinden büyük olur. Başvurular çığ gibi yağar ve bir senenin sonunda bugün Uluslararası Af Örgütü (Amnesty İnternational) olarak bilinen yeni bir insan hakları örgütü ve yeni modern bir insan hakları hareketi doğmuş olur. Modern insan hakları hareketi yeni ilkeler icat etmemiştir. O kendinden önceki hareketlerden özellikle politik ideolojiler ile partizanlığı tamamen reddetmesiyle ve ideolojileri ne olursa olsun her yerdeki hükümetlerden kendi yurttaşlarına yönelik eylem ve tutumlarında insan haklarının temel bazı prensiplerine uymalarını talep etmesiyle farklılaşıyordu. Bu yeni insan hakları hareketine katılan büyük kitleyi oluşturanların önemli kısmı o güne değin aktif politikanın içinde olmayan, politik hareketlere katılmamış, hatta pek çoğu ideolojik bir motivasyona hiçbir zaman sahip olmamış bireylerden oluşuyordu. Bu insanların “mükemmel bir toplum” veya mükemmel bir yönetim oluşturma kaygısı da yoktu. Onlar sadece, herhangi bir hükümetin tek suçları resmi görüşten farklı düşünmek ve bu düşüncelerini toplum içinde açıklamak olan insanları hapse atma, onlara işkence yapma ve hatta kimi zaman bu insanları öldürme cüretini göstermesi karşısında çileden çıkmış kimselerdi. Kendilerini eleştiren birçoklarına göre biraz naifçe hükümetlere mektuplar yazıyor ve kötü muamelelerde bulunan hükümetleri vazgeçirme veya utandırma umuduyla, bu insanların içinde bulundukları kötü durumları kamuoyuna duyuruyorlardı. Birçok benzeri hareketler gibi modern insan hakları hareketinin de ilk yılları sıkıntılıydı. “Af Başvurusu” "Appeal for Amnesty", 1961 yılında sadece 41


başlangıç düzeyinde ilkel bir organizasyona sahipti. Bugünkü adıyla “Uluslararası Af Örgütü” yanlışlardan ders çıkararak kendi yapısını inşa edebildi. İlk dönemde, kurum çalışanları herhangi bir gözetim mekanizması olmadan çalışıyorlardı ve bu yüzden organizasyonun mali kaynakları israf edildi. Bu durum katı bir mali hesap verebilirlik uygulamasına yol açtı. Yine kimi erken dönem kurum çalışanı üyeler ve kurum gönüllüleri kendi ülkelerindeki insan hakları ihlalleri üzerinde çalışırken partizan bir politik tutum sergilemeye başladılar. Bu durum Uluslararası Af Örgütü’nde, üyelerin kendi ülkelerindeki hak ihlalleri üzerinde çalışmasının kendilerinden talep edilmemesi ve hatta buna izin verilmemesi ilkesinin geliştirilmesine neden oldu. Ayrıca kurumun ilk dönem kampanyalarından birçoğu, kimi mahkumlarla ilgili kuruma yanlış bilgilendirme yapıldığı için başarısızlıkla sonuçlandı. Bu yüzden vakalar hakkında çok detaylı inceleme yapan bir araştırma bölümü kuruldu ve “düşünce suçlularının” başvuruları bu bölümün inceleme raporlarına göre onaylanmaya başlandı. Uluslararası Af Örgütü’nün bu süreçten kendince çıkardığı ders –birçokları tarafından onun ayırt edici karakteri olarak da görülen- neyi en iyi biliyorsa onu yapmak ve bu çerçevenin dışına çıkmamak yaklaşımında sabitlenmek oldu. Uluslararası Af Örgütü birçok insanın, insan hakkı kaygısı taşıdığı kimi konularda –örneğin kürtaj gibi- herhangi bir tutum takınmadı ve hiçbir hükümeti salt ideolojisinden ötürü olumlamadı veya kınamadı. Tüm politik mahkumların adil yargılanmasını sağlamak için çalışmasına karşın, her ne sebeple olursa olsun şiddete bulaşmış veya şiddeti savunmuş hiç kimseyi de düşünce suçlusu olarak bireysel vaka bağlamında takip etmedi. Çok nadir olarak insan hakları ihlallerine dair istatistiki veri yayınladı ve asla bir ülkenin insan hakları karnesini bir diğeri ile kıyaslamadı. Mahkumlarla bireysel vakalar olarak ilgilenmeye ve işkence, ölüm cezası gibi belirli uygulamaların son bulması için çalışmalar yapmaya odaklandı. Birçok insan bu yaklaşımı çok kısıtlayıcı buldu. Özellikle Uluslararası Af Örgütü, Güney Afrika’daki ırkçı Apartheid Rejimi’ne karşı şiddet yoluyla yürütülen mücadeleyi desteklediği için Nelson Mandela’nın adını başvurusu 42


kabul edilmiş mahkumlar listesinden düşürdüğünde birçok demokrasi yanlısı büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Bu hayal kırıklığı Uluslararası Af Örgütü kimi insan hakları ihlalleri doğalarına içkin olan baskıcı yönetimleri örneğin İspanya’daki Franco Diktatörlüğü’nü rejimlerinden ötürü genel manada kınamadığı için bazı insanlar açısından daha da derinleşti. İnsan hakkı savunucularının bir bölümü, insan haklarının daha geniş bir alana dayanan eylem perspektifi ile daha iyi savunulabileceğini düşünmeye başladı. Yıllar geçtikçe bu kaygı ve eleştirilerin bir sonucu olarak çerçeveleri Uluslararası Af Örgütü’nden oldukça farklı değişik insan hakları grupları ortaya çıkmaya başladı. Bunlar arasında sonradan birleşerek İnsan Hakları İzleme Komitesi (Human Rights Watch) adını alacak gruplar da vardı. Bu gruplardan ilki 1978 yılında birkaç Rus insan hakları aktivisti tarafından Sovyetler Birliği’nin Helsinki Anlaşması’na uyumunu izlemek için kurulan Helsinki İzleme Komitesi’ydi. Yerel insan hakları izleme komitelerinin birçoğu özellikle Sovyet bloğunda faaliyet gösterenler birçok sıkıntılar yaşadı. Bunların üyeleri arasında gözaltına alınanlar, tutuklananlar oldu. 1970’li yılların diğer bazı öne çıkan yerel insan hakları grupları askeri darbe sonrası Şili’de (1973), işgal sonrası Doğu Timor’da (1975) kurulanlar vardı. Onları Çin Demokrasi Duvarı Hareketi (Chinese Democracy Wall Movement) (1979) takip etti. 1980’li ve 1990’lı yılların adından en çok söz ettiren insan hakları mücadelesi ise belki de Türkiye’deydi. 1980 askeri darbesi ve dört yıl sonra Kürt sorununun çözülememesi nedeniyle başlayan düşük yoğunluklu ama çok uzun bir sürece yayılan iç çatışmalar nedeniyle adeta patlama yapan insan hakları ihlalleri ile mücadele etmek için biraraya gelen bir grup insan hakları savunucusu tarafından kurulan İnsan Hakları Derneği (1986) kısa sürede büyük bir etkinliğe ulaştı. Ne var ki bu derneğin üye ve yöneticilerinin birçoğu da aynı süratle insan hakları ihlallerinin mağdurları haline geldiler. Çok sayıda İHD üyesi gözaltına alındı, tutuklandı, hüküm giydi, işkence gördü, saldırıya 43


uğradı hatta özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, bu saldırılarda hayatını kaybedenler oldu. Dünya çapında faaliyet gösteren insan hakları grupları arasında felsefe, odaklanılacak alanlar ve izlenecek taktikler konusunda farklılıklar olmasına rağmen yine de bu gruplar, görece benzer kaygılara sahip oldukları ve hemen hemen aynı insan hakları terminolojisini kullandıkları için belli bir etkileşim ve iletişim içinde oldular. Hatta bazı insan hakları aktivistleri aynı anda bu gruplardan birden fazlasına üye de oldular. İnsan Hakları hareketinin özellikle de Uluslararası Af Örgütü’nün itibarı 70’li yıllar boyunca sürekli arttı. Uluslararası Af Örgütü bir STK olmasına rağmen Birleşmiş Milletler’de daimi gözlemci statüsü elde etti. Bu kuruluşun raporları dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin dışişleri bakanlığı teşkilatlarında zorunlu olarak okunan materyaller arsına girdi. Basın açıklamaları, ilgili hükümetler önerileri göz ardı ettiğinde bile, saygılı bir ilgi ile karşılandı. Nihayetinde 1977 yılında Nobel Barış Ödülü, Uluslararası Af Örgütü’ne verildi. Ne var ki, Nobel Barış Ödülü hükümetleri pek de etkilemedi. Bu ödülü aldığı yıl Arjantin Uluslararası Af Örgütü’nü ülkesini karıştırmak isteyen KGB’nin cephe örgütü olarak ilan etti. Talihin garip bir cilvesi olarak aynı hafta içinde bu kez Sovyetler Birliği, Uluslararası Af Örgütü’nü CIA tarafından yönlendirilen maşa bir örgüt olarak tanımladı. İleriki yıllarda insan hakları ile ilgili sorunlar yaşayan hemen her hükümet kendi ülkesindeki insan hakları hareketlerini gözden düşürmek için benzeri suçlamalar yöneltmeyi bir savunma mekanizması olarak gördü ve bu yola sıklıkla başvuruldu.

44


IV. GÜNÜMÜZDE İNSAN HAKLARI İfade Özgürlüğü

Bir görüşü sözlü, yazılı veya görsel olarak ifade hakkı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19. maddesinde ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin yine 19. maddesinde belirtilmiştir. Günümüzde internetin küresel çapta yaygınlaşması, ifade özgürlüğünün gerçek manada yaşam bulması ası için yeni olanaklara işaret ediyor. İnternetin özellikle de sosyal medyanın olanaklarıyla yalnızca bir saniyede herhangi bir bilgi ve görüş, yüzlerce alıcıya hatta tüm dünyaya yayılabilir. Ne var ki ifade özgürlüğünün bu yeni mecrası da özellikle baskıcı cı rejimlerin ifade özgürlüğünü kısıtlayan engellemelerinin hedefi haline gelmiş durumda. İfade özgürlüğü hakkında genel bilgiler İfade özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü, demokratik bir toplumda en temel özgürlük ve haklar arasındadır. Bir görüşünü ifade etme ve farklı konularda 45


görüş oluşturma imkânı, siyasi süreçlerin demokratik bir şekilde işlemesi için önemli bir ön koşul olarak kabul edilmektedir. Düşünce özgürlüğü sınırsızdır; ancak birinin düşüncesini özgürce ifade etme hakkı, başkalarının hak ve özgürlüklerinin zarar görmesini önlemek için kimi koşullarda kısıtlanabilir. Örneğin, bireyler ya da toplumun tamamı için saldırgan kabul edilen, ayrımcılığa ya da şiddet eylemlerine teşvik eden ya da açıklanması bazı insanlar için haksız yere olumsuz sonuçlar doğuran bilgileri ifşa eden görüşler bağlamında ifade özgürlüğüne bazı kısıtlamalar getirilmiştir. Neden ifade özgürlüğü? İfade özgürlüğünün arkasındaki temel itkilerden biri herkesin üzerinde ortak kanaatlere sahip olduğu konular hakkında bile farklı düşüncelere kapı aralanmasıdır. İfade özgürlüğü demokrasilerin sağlıklı işlemesi için olmazsa olmaz bir hak olarak tanımlanır. Çünkü ifade özgürlüğü bilgiyi serbestçe yayma imkânı verir, böylece vatandaşlar ve karar vericilere sağlam temelli kararlara ulaşmak için daha iyi fırsatlar sağlar. Dahası, ifade özgürlüğü yolsuzlukla mücadeleye katkıda bulunabilir. Çoğunluk ilkesine göre kararların alındığı bir siyasi yönetim, ancak tüm vatandaşlar belirli bir konuda kendi görüşlerini özgürce ifade etme fırsatı bulursa, meşru bir yönetim haline gelir. İfade özgürlüğü, bireylere görüşlerini ifade etme ve başkalarıyla iletişim kurma hakkını veren bireysel bir ayrıcalıktır. İfade özgürlüğüne sınırlama getirilebilir mi? İfade özgürlüğü gerekli hallerde yasayla sınırlandırılabilir. Ancak bu tür sınırlandırmaların yapılması belirli şart ve koşullarla meşru olabilir. İfade özgürlüğüne getirilen meşru bir sınırlama sadece demokratik bir toplumda kabul edilebilir bir amacı yerine getirmek için yapılabilir ve söz konusu amaçla ilgili sınırlı misyonun ötesine geçemez. Ayrıca, demokrasinin temellerinden biri olan, kamuoyunun özgür biçimde şekillendirilmesine tehdit oluşturacak kadar da genişletilemez. Sınırlama, yalnızca politik, dini, kültürel ve benzeri bir gerekçeye dayandırılamaz. Kanunlardaki ifade özgürlüğü sınırlamaları, 46


mesleki gizlilik ve ceza hukuku hükümleri ile ilgili olarak -örneğin ulusal veya etnik bir gruba karşı iftira ve kışkırtmanın varlığı koşulunda- getirilebilir. İfade özgürlüğüne ilişkin uluslararası kurallar Çoğu demokratik ülkede ifade özgürlüğüne ilişkin kurallar, uluslararası insan hakları sözleşmelerinden etkilenmektedir ve bu sözleşmeler, onları onaylamış olan ülkeler için bağlayıcıdır. İfade özgürlüğü, 1948 tarihli BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi de dahil olmak üzere diğer temel insan hakları belgelerinde garanti altına alınmış olup, bu belgeler uyarınca herkes bir görüşü, yazılı, görsel veya sözlü olarak ifade etme hakkına sahiptir. İfade özgürlüğüne karşılık gelen bir hak, 1966'da taslak haline getirilen BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19. maddesinde belirtilmiştir. İfade özgürlüğü ile ilgili kurallar, 4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de (AİHS) yer bulmuştur. AİHS Madde 10, herkesin ifade özgürlüğü hakkına sahip olduğunu ve bilgi ve fikir alıp verme özgürlüğünün tamamının ifade özgürlüğünün bir parçası olduğunu belirtmektedir.

Toplanma ve Örgütlenme Özgürlükleri Demokrasinin temel özelliklerinden birisi insanların ortak çıkarları gerçekleştirmek, tartışmak ya da gösterebilmek amacıyla toplanabiliyor veya farklı hedeflere ulaşmak için organizasyonlar oluşturulabiliyor olmasıdır. Örgütlenme ve toplanma özgürlüğü birbiri ile yarışan haklar olup, BM Evrensel Bildirgesi'nin 20. maddesi, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 21 ve 22. maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesi ile korunmaktadır. Toplanma özgürlüğü Toplanma özgürlüğü barışçıl toplantılara katılma hakkını içerir. Örneğin gösteri yapmak ve miting organize etmek gibi. Hem Avrupa İnsan Hakları 47


Sözleşmesi’ne hem de Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne göre, toplanma özgürlüğü, ulusal güvenlik, kamu düzeni ve güvenliği, suçun önlenmesi, suçun engellenmesi, sağlık veya ahlakın korunması veya diğerlerinin özgürlük ve haklarının korunması ile ilgili nedenlerle kimi yasal sınırlamalara tabi olabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, toplanma özgürlüğü hem özel buluşmalar hem de halka açık yerlerde toplantılara kadar uzanmaktadır. Örgütlenme özgürlüğü Örgütlenme özgürlüğü organizasyonların farklı türleri için geçerlidir. Örneğin herkesin kendi çıkarlarını korumak için sendika kurma ve önceden kurulmuş olanlara katılma hakkı bulunmaktadır. Yine demokrasinin olmazsa olmazı siyasi partilere üye olma hakkı, toplanma özgürlüğü ile aynı istisnalar ve kısıtlamalara tabi olan örgütlenme özgürlüğünün kapsamına girer. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 20. maddesinde, olumsuz örgütlenme özgürlüğü üzerine de bir hüküm bulunmaktadır. Bu, hiç kimsenin kendi rızası hilafına herhangi bir sendika, siyasi parti veya derneğe üye olmaya mecbur bırakılamayacağı anlamına gelmektedir. Ne Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nde, ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde eşdeğer bir hüküm bulunmaktadır. Bununla birlikte, İzlanda ile ilgili bir davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, örgütlenme özgürlüğünün tercih edilmeyen bir sendikaya üye olmama hakkını içerecek kadar geniş yorumlanması gerektiğini ilan etmiştir.

Düşünce ve İnanç Özgürlüğü BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 18. maddesine göre herkes, düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir.

48


Düşünce ve inanç özgürlüğü hakkı, bireylerin din ve inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başlarına veya başkalarıyla topluluk içinde ve kamusal veya özel olarak inançlarının gereği olan ibadetleri badetleri yapabilme özgürlüğünü de içerir. Aynı şekilde bu özgürlük dini inançların gerektirdiği öğretimin serbestçe yapılabilmesini de kapsar. Bu haklar BM'nin Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 18. maddesinde addesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) (A 9. maddesinde korunmuştur. Demokratik bir toplumda inanç özgürlüğüne ancak kamu güvenliği, kamu düzeni, genel sağlık veya ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için ve sadece yasalar tarafından öngörülen sınırlamalar getirilebilir. Din özgürlüğünün korunması, belirli bir dini uygulamayı açıkça hedefleyen veya belirli bir dini inanca müdahale etmeyi amaçlayan müeyyidelere ilişkin yasağı da içerir.

Yaşama Hakkı - Ölüm Cezasının Reddi

BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne i’ne göre herkes, yaşam, özgürlük ve kişi güvenliği hakkına sahiptir. Yaşama hakkına yönelik başlıca ihlallerden biri de ölüm cezasıdır. Buna rağmen uluslararası hukukta ölüm cezasına karşı genel bir yasak henüz yoktur. İnsan hakları savunucularının görüşüne görüşü göre, ölüm 49


cezası, modern hukuk sisteminde yeri olmayan, insanlık dışı, acımasız, geri dönüşü olmayan bir cezadır ve kaldırılması gerekmektedir. BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3. maddesi "Herkesin yaşam, özgürlük ve kişi güvenliği hakkı vardır" demektedir. Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre söz konusu yaşam hakkı yasayla korunacaktır. Aynı madde, devletlerin kişileri kendi yaşamlarından keyfi olarak mahrum bırakmalarını yasaklar. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi, yaşam hakkına ilişkin benzer hükümleri içermektedir. Ölüm cezasının reddi Yukarıda da belirttiğimiz üzere, uluslararası hukukta ölüm cezasına karşı genel bir yasak henüz yoktur. Bununla birlikte, bir takım kısıtlamalar ve ölüm cezasının kaldırılmasına yönelik çalışmalar için yoğun bir çağrı mevcuttur. Yaşama hakkıyla ilgili standartlar, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3. maddesi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile saptanmıştır. BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) ise, ölüm cezasına çarptırılanların haklarının korunmasını garanti eden önlemleri kabul etmiştir. BM Genel Kurulu Üçüncü Komitesi ölüm cezasını hala uygulamakta olan bütün ülkeleri ölüm cezasını tamamen kaldırma vizyonuyla, moratoryuma (infazları durdurmaya) çağıran kararlar almıştır. Uluslararası hukuk, küçüklere ölüm cezasının uygulanmamasına ilişkin hükümleri içermektedir. Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca, ölüm cezası, on sekiz yaşın altındaki kişiler tarafından işlenen suçlar için uygulanmaz. Aynı yasak, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, Madde 37'de de öngörülmüştür. BM'nin Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne Ek İkinci Protokol, barış zamanında ölüm cezasının kaldırılmasını öngörmektedir. BM üye ülkelerinin önemli bir bölümü bu protokolü onayladı. Neredeyse tüm devletlerin, barış zamanında ölüm cezasını yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 numaralı Protokolüne katıldığı Avrupa'da oldukça olumlu bir durum söz 50


konusudur. Hatta İsveç'in girişimiyle 2002 yılındaa kabul edilen Sözleşme'nin 13 No'lu Protokolü, savaş zamanı dahil tüm koşullarda ölüm cezasının kaldırılmasını kapsamaktadır. Ölüm cezasının kaldırılmasına yönelik bunca çabanın harcandığı bir çağda ne yazık ki yargısız ve keyfi infazlar ve bu ihlalin tehdidi, BM Özel Raportörü'ne göre, dünyanın her yerinde ama özellikle Suriye, Irak gibi çatışma alanlarında meydana gelmeye devam ediyor. İnsan hakları kuruluşları bu tür ihlallerin önüne geçilmesi için uluslararası toplum nezlinde çabalarını sürdürüyor.

Engelli Bireylerin Hakları

13 Aralık 2006 tarihinde BM Genel Kurulu’nda oylamasız kabul edilen ve 3 Mayıs 2008′de yürürlüğe ğe giren “Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme”’ye göre, engelli ngelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir. Bu sözleşmenin amacı, engellilerin tüm insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanmasını nmasını teşvik ve temin etmek ve insanlık onuruna 51


saygıyı güçlendirmektir. Başka bir şekilde ifade edilecek olursa bu sözleşmeyle, mevcut sözleşmelerde engellilere atfedilen insan haklarının korunmasının güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Sözleşme ayrımcılıkla uğraşmaya odaklanmakta ve engelli bireylerin medeni, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını kullanmalarını sağlamak için gerekli önlemleri listelemektedir. Sözleşme, Birleşmiş Milletler'in “Engelli Kişilerin Katılım ve Fırsat Eşitliği Hakkındaki Uluslararası Kurallarının Oluşturulması” çalışmalarının devamı niteliğindedir. Yeni Sözleşme, kilit insan hakları sözleşmelerinden biridir ancak engelliler doğal olarak diğer sözleşmelerden ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde herkes için tanımlanan insan haklarından yararlandıkları için herhangi bir yeni hak yaratmamaktadır. Bunun yerine, engelli kişilerin insan haklarından faydalanmasında karşılaşılan engelleri ortadan kaldırmaktadır.

Ayrımcılık Yapılmaması Hakkı Bütün insanlar onur ve haklar bakımından eşittirler. Ayrımcılığa karşı koruma, insan hakları çalışmalarının temel taşlarından biridir. İnsan haklarının temel uluslararası belgeleri uyarınca, hiç kimse cinsiyeti, ırkı, etnisitesi, dini veya diğer inançları, engellilik hali, cinsel yönelimi veya yaşı gerekçe gösterilerek ayrımcılığa uğratılamaz veya haklarını kullanmaktan alıkonulamaz. Bu alanda çok sayıda ülkenin katılmış olduğu, aşağıdakileri de içeren birçok BM sözleşmesi bulunmaktadır: - Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi - Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi - BM Engelli Hakları Sözleşmesi.

52


Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 14. maddesinde de ayrımcılık yasağı içerilmektedir. Ayrımcılığa karşı genel bir yasağıı içeren Sözleşme’ye Sözleşme ek 12. Protokol de kabul edilmiştir. Söz konusu 12. Protokol, 4 Kasım 2000 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Protokol’ü 18 Nisan 2001 tarihinde imzalamış, fakat henüz onaylamamıştır. onaylamamıştır

Kadın Hakları

BM Şartı BM tarafından kadın hakları konusunda atılan ilk adımlardan biri, kuruluşundan hemen sonra, insan haklarının kadınlar ile erkekler, genç kadınlar ve genç erkekler için eşit derecede geçerli olduğunun, tüzüğünde belirtilmesi olmuştur. Yıllar geçtikçe, Birleşmiş Milletlerr sürekli olarak bu ilkeyi birçok farklı sözleşmeye sokmaya devam etmiştir. 53


CEDAW Sözleşmesi 1979 tarihli Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), kadınlara ve erkeklere eşit hakların sağlanması için bir çerçeve sunmaktadır. Sözleşme, hükümetlerin uygun yasal önlemler ve uygulamalar yoluyla kadınlara karşı yaygın ayrımcılık biçimlerini yasaklama yükümlülüklerini vurgular. Günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliği politikasının genel amacı, kadınların ve erkeklerin, yaşamın önemli alanlarında eşit fırsatlar, hak ve sorumluluklar kazanmalarına olanak sağlanması olarak tarif edilebilir. CEDAW Komitesi Kadınların Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi, Taraf Devletlerin CEDAW'a uygunluğunu izlemek üzere görev yapan bağımsız bir BM uzman organıdır. Sözleşmeye Taraf Devletler, her dört yılda bir anlaşma yükümlülüklerine uymak için aldıkları yasal, adli ve idari önlemler hakkında ulusal raporlar sunmalıdır. Raporlar daha sonra Komite’nin toplantılarında ele alınır; burada bu raporlar tartışmaya açılır, hükümet temsilcileri kendi raporlarını sunmaya ve Komite’nin sorularını cevaplamaya çağrılır. Komite, STK'lardan da bilgi alabilir. Komite, bu STK’lardan, Komite’nin, Sözleşme’yi yorumlamasına dair öneriler ve genel tavsiyeler de isteyebilir. Bununla birlikte, bu gibi tavsiyeler Taraf Devletler için yasal olarak bağlayıcı değildir. Kadınların Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi, diğer şeylerin yanı sıra, kadınlara yönelik şiddet ve Sözleşme'ye konulan çekincelerin kaldırılması konusunda özellikle etkin bir rol oynamıştır.

54


Çocuk Hakları

Her çocuğun kökenine bakılmaksızın, saygı görme ve korunma hakkı vardır. Bu anlayış üzerinde yükselen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 1989'da kabul edildi. Sözleşme'ye göre, çocuklarla ilgili tüm tedbirlerde çocuğun yüksek menfaati öncelikli olmalıdır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır. Sözleşme, ekonomik, sosyal ve kültürel ültürel hakların yanı sıra medeni ve siyasi hakları da içermektedir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Sözleşme’nin Sözleşme diğer maddelerinin yorumlanmasını düzenleyen dört temel ilke içermektedir: • Ayrımcılığın yasaklanması (Madde 2) • Çocuğun menfaatini birincil sıraya çekmek (Madde 3) • Yaşama hakkı, hayatta kalma ve gelişme hakkı (Madde 6) • Çocuğun görüşlerini özgürce ifade etme hakkı (Madde 12)

55


Temel ilkeler, istisnasız olarak her çocuğun kendi haklarından yararlanma hakkı olduğu anlamına gelir. Çocuğa ilişkin tüm kararlarda çocuğun çıkarlarına saygı duyulması gerekir. Sadece çocuğun hayatta kalması değil, içinde yaşadığı toplumun tüm olanakları kullanılarak onun gelişiminin en iyi şekilde sağlanması da güvence altına alınmalıdır. Çocuğun görüşleri dinlenmeli ve onlara saygı duyulmalıdır. Bu ilkeler, birbirleriyle ilişkilidir ve hep birlikte Sözleşme’nin çocuklara yönelik yaklaşımının ruhunu oluştururlar. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’sinin kapsamı nedir? Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, yukarıda da belirtildiği üzere, medeni ve siyasi hakların yanı sıra ekonomik, sosyal ve kültürel hakları içermektedir. İfade özgürlüğü, din özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğü, eğitim hakkı, yeterli yaşam standardı hakkı ve mümkün olan en iyi sağlık durumu gibi bazı haklar, hem Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde hem de diğer bazı temel insan hakları sözleşmelerinde mevcuttur. Ancak, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, ek olarak çocuğun ebeveynleriyle kişisel temas kurma hakkı, aile ortamından yoksun bir çocuğun bakılma hakkı ve ücretsiz eğitim hakkı da dahil olmak üzere, çocuklara özgü birtakım başka bazı hakları da kapsamaktadır. İsteğe Bağlı Protokoller BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde katılımı ülkelerin isteğine bağlı üç Protokol daha bulunmaktadır. İlk protokol, çocukların silahlı çatışmalara dahil edilmesiyle ilgilidir. Bu protokol uyarınca Devletler, 18 yaşın altındaki bireylerin silahlı çatışmalarda doğrudan rol almalarını önleyici tedbirler almakla mükellef kılınmışlardır. Ayrıca bu protokolle zorunlu askerlik için asgari yaş 15’den 18 yaşına yükseltilmiştir. İkinci protokol, çocukların cinsel istismarı, çocuk ticareti, çocuk fahişeliği ve çocuk pornografisi ile mücadeleyle ilgilidir. Üçüncü protokol ise, 2 Kasım 2011'de BM Genel Kurulu tarafından onaylanan ve 28 Şubat 2012'de imzaya açılan yeni bir şikayet mekanizmasıdır. Bu sözleşme Türkiye’de 3 Nisan 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir ve hakları ihlal edilen çocukların iç hukuk yolları tükendikten sonra 1 yıl içinde, BM 56


Çocuk Hakları Komitesi’ne doğrudan başvuruda bulunabilecekleri yeni bir şikayet mekanizması artık mevcuttur. Çocukların diğer uluslararası anlaşmalardaki hakları Çoğu insan hakları hem çocukları hem de yetişkinleri ilgilendirir. Ancak “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin” dışında, özellikle çocuklarla ilişkili özel maddeler içeren sözleşmeler de bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik yasak ve acil eylem hakkındaki 182 No'lu ILO Sözleşmesi’dir. Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özel ve aile hayatına saygı gösterme hakkını düzenleyen 8. madde de dahil olmak üzere çocuklar için özellikle önemli olan hükümleri içermektedir. Çocuk hakları, Engelli Hakları Sözleşmesi'nde de dile getirilerek önemi vurgulanmıştır. 1 Aralık 2009'da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması da, çocuğun haklarını göz önüne almaktadır. Avrupa Birliği Antlaşması’nın 3. maddesi, AB'nin amaçlarından birinin çocuğun haklarının korunmasını teşvik etmek olduğunu belirtmektedir. Çocuk haklarıyla ilgili de düzenleme içeren Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı, Lizbon Antlaşması ile yasal olarak bağlayıcı hale gelmiştir. Hakların uygulanmasının izlenmesi Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Sözleşme’nin nasıl uygulanacağı ve uygulanmanın izlenmesi konusundaki yönetmelikleri de kapsar. Uluslararası Çocuk Hakları Komitesi, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 43. maddesi uyarınca kurulmuştur. Komite, Devletlerin Sözleşme’nin düzenlemelerine ilişkin uygulamalarının takibi ve izlenmesi ile görevlendirilmiştir. Çocuk Hakları Komitesi bağımsız bir uzman kuruluşudur. Devletler, Sözleşme’de belirtilen hakları gerçekleştirmek için kaydedilen ilerlemeye dair her beş yılda bir rapor sunarlar. Bu raporlar, Hükümet temsilcilerinin de yer aldığı Komite oturumlarında ele alınır. Oturumu takiben Komite, ilgili devletin sözleşmenin hayata geçirilmesi konusundaki çalışmalarını nasıl geliştirebileceği konusundaki tavsiyelerini açıklar. 57


Sağlık Hakkı

Günümüzde sağlığın da bir insan hakkı olduğu anlayışının egemen olmasıyla, devletlerin sağlık alanında kamusal al bir hizmet olarak uygulaması gereken önlemler, bebek ölümlerini azaltmak gibi temel eylemleri içerir hale gelmiştir. Bu önlemler aynı zamanda çocuğun sağlıklılı gelişimine katkıda bulundu ve halk sağlığını iyileştirdi. Birçok ülkede salgınları önlemek, kontrol ntrol altında tutmak ve hastalığa yakalanma durumunda tüm insanlara nsanlara tıbbi bakımı bakım garanti eden koşullar yaratıldı. Ne var ki, sağlık ağlık hizmetlerine erişim sağlığın bir boyutudur, ancak tek sağlık hakkı değildir. Devletler ayrıca, hastalıkları önleyen ve tüm insanlar için mümkün olan en iyi sağlık koşullarına yol açan politikaları izlemek için de yükümlülük altındadır. Oysa sağlık alanında artan oranda görülen özelleştirmeler ve bunun sonucunda sağlığın bir insan hakkı değil fakat satın alınması gereken bir hizmet zmet olduğu anlayışını vaaz eden neoneo liberal politikalar ile sağlıklı yaşamın olmazsa olmaz koşulu olan doğal çevrenin kar hırsıyla acımasızca tahrip edilmesi yüzünden, devletlerin bahsi geçen yükümlülüklerini yerine getirmekte her geçen gün daha da yetersiz yeters ve isteksiz hale geldikleri yadsınamaz bir gerçekliktir. Bu yüzden sağlık hakkının realize olması için mücadele, insan hakları aktivistlerinin en acil eylem önceliklerinden biri haline gelmektedir. 58


Cinsel Sağlık ile Üreme Sağlığı ve Hakları Kişinin kendi cinselliği ve üremesi üzerindeki kontrolünü kullanma hakkı, tüm insanlar için temel önemdedir. Cinsel sağlık ve üreme sağlığı ve ilişkili haklar, tüm insanlara eşit fırsatlar, haklar ve koşulları sağlayarak, güvenli ve tatmin edici bir cinsel yaşama sahip olmalarını ve zorlamalara, şiddete veya ayrımcılığa maruz kalmadan kendi bedenleri hakkında özgürce karar alabilmelerini sağlamayı mümkün kılar. Bugün maalesef bilgi eksikliği, ilişkili konuların konuşulmasının ayıplanması, ayrımcılık ile baskıya, cinsel sağlık, üreme sağlığı ve hakları alanında çok sık rastlanmaktadır. Öte yandan, çatışma, çatışma sonrası ve kriz durumlarında sistematikleşen tacizlerde belirgin bir artış görülmektedir. Cinsel sağlık ve üreme problemleri, gebelik, güvensiz kürtaj, doğum veya zararlı geleneklerin (kadın sünneti gibi) kadınların yaşamlarını tehlikeye atabilecekleri gelişmekte olan ülkelerde, 15 ila 44 yaş arasındaki kadınlar için en yaygın sağlık sorunlarından biridir. Son 20 yıldaki önemli çabalara rağmen, dünyadaki anne ölümleri özellikle Sahraaltı Afrika ve Güney Asya'da halen çok yüksektir. Erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsiz güç ilişkileri, kadınların ve küçük kızların kendi bedenleri hakkında karar vermelerini ve daha güvenli bir cinselliğe dair adımlar atmalarını zorlaştırmaktadır.

Yeterli Yaşam Standardına Sahip Olma Hakkı BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 25. maddesi, “her şahsın, gerek kendisi gerekse ailesi için, yiyecek, giyecek, mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetler dahil olmak üzere sağlığı ve refahını temin edecek uygun bir hayat seviyesine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahrum bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır” demektedir. Makul bir yaşam standardı hakkı bu maddede içerik açısından detaylandırılmıştır, ancak kapsam açısından belirsizdir. Her ülke, 59


herkesin belli bir yaşam standardına erişebilmesi için çalışacaktır; bu standart özellikle kırsal kesimdeki fırsat ve koşullara göre belirlenecektir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), bu hakkın realize olması için faaliyet gösteren kuruluşların başında gelmektedir. FAO, Birleşmiş Milletlerin ve uluslararası toplumun “Açlık Olmayan Bir Dünya” amacına ulaşma çabalarını yönlendirmektedir. Hem gelişmekte olan, hem de sanayileşmiş ülkelerle istişare içinde çalışmakta ve ulusların ilgili sözleşme görüşmeleri veya politika tartışmaları için toplanabileceği tarafsız bir zemin olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda bir bilgi kaynağı da olan FAO, 192 üye ülkesindeki bilgi birikimini, bu üyeler arasında karşılıklı olarak aktarmak için gayretle çalışmaktadır.

LGBT Bireylerin İnsan Haklarından Faydalanması aydalanması

Cinsel yönelim, cinsel kimlik veya cinsiyet ifadesi temelinde ayrımcılık, eşit değer ve eşit hak temel ilkesine aykırıdır. dır. Bu ayrımcılık, açıkça veya örtük olarak, uluslararası yasalar uyarınca yasaklanmıştır. BM insan hakları sözleşmeleri lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüel (LGBT) kişilerin insanlık haklarından yararlanmalarını sağlamanın yanı sıra onlara dair ulusall ve uluslararası korumanın da temelini oluşturmaktadır. Cinsel 60


yönelimle ilgili hususlar, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 26. maddesi'nde açıkça ayrımcılık yasağı kapsamında belirtilmemiştir. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 26. maddenin lezbiyen, gey ve biseksüel insanlara yönelik ayrımcılık yasağını da içerecek şekilde yorumlanması gerektiğini açıklamıştır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi de aynı hususu 2009'da vurgulamıştır. Böylelikle hem cinsel yönelim hem de cinsel kimlik, Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nin 2. maddesindeki ayrımcılığı önleme kapsamına girmiştir. BM İnsan Hakları Konseyi, 17 Haziran 2011'de cinsel yönelim ve cinsel kimliği gözetmeksizin herkesin eşit değer ve haklara sahip olduğunu vurgulayan bir kararı kabul ettiğinde LGBT bireylerin hak mücadelesi açısından tarihi bir başarı kaydedilmiştir. Bu kararda, insanların cinsel yönelim ya da toplumsal cinsiyet kimliği nedeniyle maruz kaldıkları şiddet ve ayrımcılıkla ilgili ciddi kaygı dile getirildi ve aynı zamanda bu konuda Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiseri tarafından bir çalışma yapılması istendi. Sonraki rapor, 15 Aralık 2011'de yayınlandı ve dünyadaki LGBT kişilerin ölümcül saldırı ve işkence gibi ciddi nefret suçlarına maruz kaldıklarını ortaya koydu. Birçok ülkede hala eşcinsellik suçtur ve bu insanlar işyerinde, eğitim sisteminde cezalarla karşılaşıyor ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Konuyla ilgili olarak BM İnsan Hakları Komiseri, "LGBT kişilere karşı işlenen ayrımcılık suçlarıyla mücadele bağlamındaki cesaretin, diğer önyargı motivasyonlu suçlarla karşılaştırıldığında özellikle zayıf olma eğilimi taşıdığını" ve "bir yanıt isteyen çok sayıda insan hakları ihlallerinin ortaya çıktığını" söylemektedir. Karara göre, bu rapor BM İnsan Hakları Konseyinde devamlı diyalogun temelini oluşturacaktır.

61


Çalışma Hakkı BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre, herkes işsizlikten korunma ve çalışma hakkına sahiptir. BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 11. maddesinde belirtildiği üzere ise herkes, herhangi bir ayrım yapmaksızın, eşit iş için eşit ücret alma hakkına sahiptir. Buna ek olarak, çalışma hakkı, BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ile Avrupa Sosyal Şartı tarafından korunmaktadır. BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin 24 Kasım 2005’de kabul ettiği genel yoruma göre çalışma hakkı, birçok uluslararası hukuk belgesinde yer alan temel bir haktır. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşme’sinin 6. maddesi, uluslararası belgeler arasında bu hakkı en geniş biçimde ele alan maddedir. Çalışma hakkı, diğer insan haklarının gerçekleşmesi için şarttır ve insan onurunun ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Her birey, insan onuruna yaraşır bir hayat sürebilmek için çalışma hakkına sahip olmalıdır. Çalışma hakkı, çalışılan iş özgürce seçildiği ve kabul edildiği sürece, bireyin kendisinin ve ailesinin yaşamlarını sürdürmelerine, gelişimlerine ve toplumda tanınmalarına katkıda bulunur. Çalışma hakkı her insana ait bireysel bir haktır ve aynı zamanda kolektif bir haktır. Bu hak, gerek serbest işleri, gerekse maaşlı işleri kapsamaktadır. Çalışma hakkı, günümüzün kapitalist dünyasında mutlak ve koşulsuz olarak bir iş sahibi olma hakkı olarak anlaşılmamaktadır. Ama her insanın çalışacağı işi özgürce kabul etme ve seçme hakkını içermektedir. Kişinin hiçbir şekilde zorla bir işte çalıştırılmama veya bir işi yapmaya zorlanmamasının yanı sıra, herkesin bir işe erişimini güvence altına alan bir koruma sistemine ulaşabilmesini de kapsar. Çalışma hakkı aynı zamanda işten adil olmayacak şekilde yoksun bırakılmamayı da içermektedir.

62


Eğitim Hakkı

Eğitim hakkı Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'nde tanımlanan ekonomik, sosyal ve kültürel hakların bir parçasıdır vee Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 28. ve 29. maddelerinde yer almaktadır. BM’nin, yoksulluğu 2015 yılına kadar yarıya indirmeye yönelik eylem planının ana çözümlerinden biridir. Bir kişinin insan haklarını kullanabilmesi ve onların haklarını hakların savunabilmesi için eğitim zorunlu bir bileşendir. Okuyup yazabilen ve aritmetik işlemler yapabilenler farklı bilgi türlerini kavrayabilme ve kendi görüşlerini oluşturabilme kabiliyetine sahip olurlar. Bu yüzden eğitim, en azından temel seviyelerde eşit, parasız ve zorunlu olmalıdır. Ayrıca tüm insanlar, orta öğretim, üniversite veya yüksek öğrenim kurumlarında mesleki eğitim ve yüksek öğrenime erişim hakkına sahip olmalıdır. Bu noktada eğitim hakkından en çok mahrum bırakılan kız çocukların durumu çok önemlidir. Birleşmiş Milletlere (UNDP) göre, bir ülkenin yaşam koşullarında kalıcı gelişmelerin sağlanabilmesi için kız çocuklarının temel eğitimi büyük önem taşımaktadır. Eğitim hakkı, insanların insan haklarına sahip oldukları bilincinin toplumda top yerleşmesi ve insan haklarına saygılı bireyler yetiştirilmesinin de temelini oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukların eğitim hakkını en kapsamlı şekilde belirten uluslararası bir belge olarak öne çıkmıştır. Çocuk 63


Hakları Sözleşmesi çocukların eğitim hakkının fırsat eşitliği temelinde gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizerek, bu bağlamda devletleri sorumlu tutuyor. Buna göre devletler, - Çocuklara ücretsiz, zorunlu eğitim sağlamak, - Ortaöğretimi genel ve mesleki olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütleyerek tüm çocuklara açık bulundurmak, - Uygun bütün araçları kullanarak yüksek öğrenimi yetenekleri doğrultusunda tüm çocuklara açık duruma getirmek, - Eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliği bütün çocuklara ulaştırmak, - Okulu terk oranlarını azaltmak, - Okul disiplininin çocuğun onur ve saygınlığı ile bağdaşır biçimde uygulanmasını sağlamakla yükümlüdürler. Yine Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 29. maddesine göre çocuğun eğitimi aşağıda sayılan şu esaslara yönlendirilmelidir: - Çocuğun potansiyelini geliştirme; - İnsan haklarına saygının geliştirilmesi; - Çocuğun ebeveynlerine ve çocuğun kendi kültürel kimliğine saygı duyulması ve çocuğunkinden farklı olan kültürlere saygının geliştirilmesi; - Anlayış, barış, hoşgörü, cinsiyet eşitliği ve tüm insanlar, etnik, ulusal ve dini gruplar ile yerli kökenli kişilerle dostluk ruhuyla, özgür bir toplumda, çocuğun sorumluluk sahibi yaşam için hazırlanması; - Doğal çevreye saygının geliştirilmesi. 64


Özel ve Aile Yaşamına Saygı Gösterilmesi Hakkı akkı

Herkesin özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Hiç kimsenin evi veya haberleşmesi kanuna aykırı, keyfi müdahaleye maruz bırakılmamalıdır. Bu haklar, yalnızca devletin özel ve aile hayatına müdahale etmekten kaçınması için değil, aynı zamanda diğer kamu otoriteleri tarafından ve diğer bireyler tarafından da saygı gösterilmesi için vardır. Özel ve aile yaşamına saygı hakkı birçok uluslararası belge tarafından koruma altına alınmıştır. Bunların en önemlilerinden biri olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) 8. maddede şöyle denilmektedir: “1. 1. Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin nin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde de ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabilir.”

65


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Protokolü hükümlerine göre özel ve aile hayatıyla ilgili ihlal iddialarına ilişkin birçok vakayı incelemiştir. Bu davalar, kürtaj, eşcinselliğin suç kapsamı altına alınması, transseksüellerin karşılaştığı sorunlar, suç önlemede gözetleme yöntemleri, personelin işyerindeki kontrolleri ve evlat edinilen evlerde çocukların yerleştirilmesi gibi konuları ele almıştır.

Evlilik Birliğine Özgürce Katılma ve Bir Aile Kurma Hakkı Herkes evlilik birliğine özgürce katılma ve bir evlilik ortağı seçme hakkına sahiptir. Evlilik birliğine özgürce katılma ve aile kurma hakkı BM'nin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (Madde 16), Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (Madde 23) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Madde 12) ile korunmaktadır. Evlilik yaşına gelmiş olanların, kurumlar tarafından müdahale edilmeden özgürce bir eş seçme hakkı vardır. Yukarıda bahsedilen maddeler, evliliğe zorlanmama hakkını da içermektedir. Hükümler belirli bir evlilik yaşı veya boşanma ve / veya boşanmadan yeni bir evlilik yapma hakkı tanımlamaz. Öte yandan evlilik süresince ve sona ererken eşler arası eşitliğin korunması hususu, BM'nin Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 23. maddesinde yer almaktadır.

Göçmen Hakları Bugün yüz milyonlarca kişi kendi köken ülkelerinin dışında yaşıyor. Bu rakamın kabaca yarısı kadındır ve yüzde 90 kadarı aileleri olan göçmen işçilerdir. Uluslararası göçmenlerin sadece yüzde 8'inden biraz fazlası mültecidir. Eğitim seviyesi az olan göçmenler, bir de çalıştıkları ülkede yasal statüye sahip değillerse sömürüye ve kötüye kullanmaya karşı daha 66


savunmasız hale gelmektedirler. Birçok ülkede göçmen işçilerin sosyal refah ve korunma sistemlerine katılım fırsatları neredeyse yok gibidir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), göçmen hakları konusunda kapsamlı tecrübe sahibidir. Bu haklar ILO Temel Çalışma Standartlarına da dahildir. ILO'ya göre, kendi ülkelerinin dışında çalışan insanların sayısının önümüzdeki on yıllar boyunca önemli ölçüde artması bekleniyor. ILO'nun Göçmen Hakları Programı, göçmenlerin haklarını savunmaya, ülkelere düzenlenmiş göç için iyi sistemler bulmaya ve göçmenler hakkında bilgi yaymaya yardım ediyor. ILO kapsamında, göçmen hakları konusunda iki sözleşme imzalanmıştır (1949 ve 1975). ILO sözleşmelerini onaylayan ülkeler, göçmen haklarını uygulamak için yaptıkları çalışmalara dair düzenli rapor hazırlamaktadır. Öte yandan “Tüm Göçmen İşçilerin ve Ailelerin Üyelerinin Haklarının Korunmasına Dair BM Sözleşmesi” ise 1990 yılından bu yana göçmen işçilerin haklarını savunan yeni bir sözleşme olarak uygulamada yerini almıştır. Sözleşmedeki hakların fiiliyatta uygulanıp uygulanmadığını denetleyen bir izleme komitesi de yine BM’nin kurumsal yapısı içinde çalışmaktadır. Bu sözleşmenin 11. maddesinin 1 ve 2. fıkraları aynen şöyledir: “1. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdi esarete veya zorbalıkla çalıştırılmaya tabi tutulamaz. 2. Hiçbir göçmen işçi veya aile ferdinden güç kullanılarak veya zorla çalışma talebinde bulunulamaz.” Yine aynı sözleşmeyle (madde 25) göçmenlerin çalışma hayatındaki kimi hakları şu şekilde güvence altına alınmıştır: “ 1. Göçmen işçiler ücretler ve aşağıda belirtilen diğer konularda İstihdam Devletinin vatandaşlarına uygulanan muamelelerden daha olumsuzuna maruz kalmayacaklardır:

67


a) Fazla mesai, çalışma saatleri, hafta sonu tatili, ücretli tatil, güvenlik, sağlık, iş ilişkisinin sona erdirilmesi ile bu terimin kapsamı içine giren ulusal yasa ve uygulamalarda yer alan diğer çalışma şartları, b) Asgarî istihdam yaşı, evde çalışmanın kısıtlanması gibi istihdam konuları ile ulusal yasaların ve uygulamaların kapsamı içerisine giren diğer istihdam konuları. 2. Özel istihdam sözleşmeleriyle bu maddenin 1. paragrafında yer alan eşitlik e ilkesinden feragat edilmesi yasalara aykırı olacaktır. 3. Taraf Devletler, göçmen işçilerin, çalıştıkları ülkede ikametleri ve istihdamları konusunda herhangi bir düzensizlik nedeniyle, bu ilke uyarınca kazandıkları haklardan mahrum kalmamalarını teminen tüm uygun önlemleri alacaklardır. Özellikle, işverenler er yasal ve sözleşmeye dayanan yükümlülüklerinden kurtulamayacaklar ve böyle bir düzensizlik nedeniyle sorumlulukları hiçbir şekilde sınırlanamayacaktır.”

Mültecilerin Hakları

Sığınma talebinde bulunma hakkı, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve AB'nin Temel Haklar Şartı'nın 14. maddesinde ifade edilmiştir. Bu çerçevede, tehdit altında olan ve kendi ülkelerinde koruma sağlayamayan insanlar için 68


1951 tarihli “Mültecilerin Statüsüne İlişkin BM Sözleşmesi”, 1967 tarihli ek protokolüyle birlikte önemli bir uluslararası güvenlik ağı oluşturmuştur. Sözleşme ve Ek Protokol, kimin mülteci kabul edildiğini tanımlar ve ağır insan hakları ihlallerine maruz kalmış kişiler için profesyonel korumayı sağlamayı amaçlar. Sözleşmeye göre, mülteci, ırk, din, milliyet, belirli bir toplumsal gruba üyelik veya siyasi görüş sebebiyle uyrukluğunda bulunduğu ülkede zulüm görmekten korkan herhangi bir kişidir. Günümüzde birçok ülke, kendi ülkesinde ölüm cezası, işkence veya diğer insanlık dışı muamele veya cezalandırma riskini taşıyanlar da dahil olmak üzere, Sözleşme kapsamına girmeyen kişilere de profesyonel koruma sağlıyor. İşkenceye maruz kalma riskiyle karşı karşıya kalanlar, sınırdışı edilemez, geri gönderilemez veya iade edilmez. Bu yasak, BM İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi’nin 3. maddesinde getirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi de aynı şekilde, işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da cezayı yasaklamaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadı uyarınca, 3. madde, bir kişi işkenceye maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsa, sınır dışı etme, geri gönderilme veya iadeye karşı bir yasağı kapsamaktadır. Öte yandan mültecilerin korunması için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi (BMMYK) 1950'de kurulmuştur. BMMYK, mültecileri korumak amacıyla yapılan uluslararası çalışmaları düzenlemek, onlara liderlik etmek ve dünya çapındaki mülteci sorunlarını çözmekle yetkilendirilmiştir. Asıl amacı, mültecilerin haklarını ve refahını savunmaktır.

69


Köleliğin ve Köle Ticaretinin Yasaklanması

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ne göre kimse kölelik veya esaret altında tutulamaz. Kölelik ve köle ticareti areti tüm formlarında yasaklanmıştır. Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Kölelik yasağı, Uluslararası Medeni Sivil ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nde (Madde 8) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Madde 4) de yerini almıştır. Kölelik birçok formda bulunmuştur ve çeşitli kültürlerde mevcuttur. Kölelik Antik Yunan'da ve Roma İmparatorluğunda da var olmuştur. On yedinci yüzyılda Transatlantik köle ticareti başladı.. Birçok Avrupa ülkesi, Afrika'nın batı kıyısında köle ticaretini gerçekleştirdi; burada köleleştirilen köleleştiril insanlar Karayipler, Güney ve Kuzey Amerika'ya ihraç edildi. On dokuzuncu yüzyılda kölelik ve köle ticareti Avrupa ülkeleri tarafından yasaklanmış ve Transatlantik T köle ticareti sona ermiştir. Günümüzde insan ticareti adı verilen olgu, köleliğin yeni bir bi formu olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan ticareti, yıkıcı sonuçları olan ciddi bir suçtur. Birleşmiş Milletler, her yıl 3-4 4 milyon insanın, özellikle kadınlar ve çocuklar olmak üzere, insan ticaretinin kurbanları olduğunu ve bunların çoğunluğunun cinsel istismara uğradığını ve fahişeliğe zorlandığını tahmin ediyor. Fahişelik ve diğer cinsel sömürüye ek olarak insan ticareti mağdurları zorunlu çalışma, kölelik, insan organları ticareti ve diğer sömürü biçimlerine de maruz kalmaktadırlar. 70


İşkence Yasağı

Kimse işkenceye veya diğer acımasız, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezaya maruz bırakılamaz. Bugün işkence yasağının, hiçbir devletin görmezden gelemeyeceği bir insan hakkı normu olduğu söylenebilir. Buna karşın bu konuda Dünyanın her yerinde, e, her gün sayısız ihlalle karşılaşılmaktadır. Bu yüzdendir ki, birçok STK ve insan hakkı savunucusu aktif olarak her türlü işkence ve bedensel cezaya karşı aralıksız mücadele 71


etmektedir. Bu bağlamda, 1984'te kabul edilen “İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Davranışa veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi” işkenceyi önlemeyi ve işkence yapan veya geçmişte işkence yapmış olan kişilerin cezalandırılmasını sağlamak için bir önlemler sistemi oluşturmayı amaçlıyor. İşkence terimiyle kapsanan şeyin tanımı İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi’nin 1. maddesinde yer almaktadır; işkence, kişinin kasıtlı olarak bir şahısta fiziksel veya zihinsel olarak ıstırap meydana getirmesi veya ona acı çektirmesi anlamına gelmektedir. Sözleşmedeki anlamda işkence eylemi ise sadece devleti temsil eden bir kişi veya onun adına hareket eden üçüncü bir şahıs tarafından, belirli bir amaçla (itiraf edinme gibi) gerçekleştirilebilir. İnsanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza terimleri tanımlanmamıştır ve bir açıdan bakıldığında işkence ile insanlık dışı veya onur kırıcı muamele arasındaki fark belirgin değildir. Onur kırıcı muamele, korku, acı veya aşağılanma ya da aşağılık hissi veren herhangi bir eylemdir. İnsanlık dışı veya alçaltıcı olarak nitelendirilebilmek için ceza veya muamele belirli bir şiddette olmalıdır. Davranışın insanlık dışı muamele olup olmadığının belirlenmesi, bu muameleye tabi kişinin yaş, cinsiyet ve sağlık durumu gibi faktörlerle birlikte kullanılan yöntemler ve cezanın süresinin de dahil olduğu değişkenler göz önünde bulundurularak, her bireyin durumuna göre ayrı ayrı yapılacak bir değerlendirmeyle mümkün olacaktır. Tecavüz ve cinsel istismarın diğer biçimleri, özellikle kadınlara yöneltilen, yaygın olarak meydana gelen işkence biçimidir. Amaç ne olursa olsun, işkence şekli veya diğer zalimane veya onur kırıcı muamele hiçbir şekilde kabul edilebilir değildir. İşkenceye karşı yasak, belirli bir ülkeye iade edilecek olursa işkenceye veya diğer insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye tabi tutulacağına inanmak için mantıklı sebepleri bulunan bir kişi için önemlidir. İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı 72


ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi (3. madde), bu tür durumlarda yukarıda detaylıca ele aldığımız üzere sınır dışı edilmeye karşı özel bir yasak içerir. İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi’nin 17. maddesi uyarınca Devletlerin Sözleşmede ortaya konan esasları nasıl uyguladığını incelemek üzere İşkenceye Karşı Komite’yi kurmuştur. Sözleşmeci Devletler, Sözleşmenin uygulanması için alınmış ve alınmakta olan tedbirleri İşkenceye Karşı Komite’ye düzenli raporlar halinde sunmakla mükelleftir. Rapor gözden geçirildikten sonra, Komite sorguları yapmak ve açıklama talep etmek için söz konusu hükümetin temsilcileriyle toplanır. Komite incelemesinin tamamlanmasından sonra, Komite, devletin Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin 'sonuç gözlem ve tavsiyelerini' sunar. Benzer bir komite de İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi’dir. Bu komite, Avrupa Konseyi çerçevesinde, 1987 yılında kabul edilip 1989'da yürürlüğe giren “İşkencenin ve İnsanlık Dışı Veya Onur Kırıcı Muamele ve Cezanın Önlenmesi İçin Avrupa Sözleşmesi” uyarınca oluşturulan bir insan hakları komitesidir. Komite bu sözleşmeye taraf ülkelerde işkence ve benzeri uygulamaların olması olası sivil ya da askeri gözaltı merkezleri, hapishaneler, hastaneler, akıl hastaneleri, göçmen misafirhaneleri vb. tutma yerlerine programlı ya da önceden haber vermeksizin (ad hoc) ziyaretler yapmaktadır. Bu ziyaretlerin amacı, hazırladığı raporlar ve bu raporlarda yer alan tavsiyeler yoluyla işkencenin önlenmesi konusunda uluslararası denetim ve işbirliği sağlamaktır. Komite, ilgili taraf devlet işbirliği yapmaktan kaçınırsa ya da Komite'nin tavsiyeleri doğrultusunda durumda iyileştirme yapmazsa, kamuoyuna açıklama yapmaya karar verebilmektedir.

73


Yerli Halkların Hakları

Yerli halklar tarihsel bir bütünlüğe ve kültürel bir ortaklığa sahip, sahip aynı zamanda işgal veyaa kolonileşme öncesi o toprakların orijinal sahipleri olan ve kendilerini çoğunluğun (baskın) kültüründen farklı gören, bu yüzden de kendi kültürlerine sahip çıkmak ve kendi kendilerini yönetme hakkına sahip olmak isteyen halklara, cemaatlere veya milletlere verilen isimdir. Yerli bir halkın en önemli özelliklerinden birisi tarihsel süreçte (yani göçle, kolonileşmeyle veya bir işgalle değil) oluşması ve şu anda idaresi altında bulunduğu çoğunluğun yönetimi altında bir azınlık olarak yer almasıdır. Bu bağlamda da başka bir özelliği de kendi geleneksel sosyal değerlerini korumak istemeleri ve geçmişten gelen birikimleri gelecek nesillere aktarmayı hedefleyen gruplar olmalarıdır. Diğer azınlıklar, kimlik ve kültürlerle kıyaslandığında, toprak ve su ile olan özel ilişkileri lişkileri nedeniyle, yerli halklar farklı haklara ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenledir ki, uluslararası hukukta, yerli halklar için mevcut düzenleyici çerçeve, herhangi bir ülkedeki diğer azınlık gruplarından daha geniş kapsamlıdır.

74


Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Haklarına Dair Deklarasyon 2007'de 20 yıllık müzakerelerin ardından BM Genel Kurulu Yerli Halkların Haklarına Dair Deklarasyonu'nu kabul etti. Dünyanın yerli halklarının temsilcileri, bu çalışmalara aktif biçimde katıldı. Deklarasyonun lehine toplam 143 ülke oy kullanırken, 11’i çekimser kaldı ve 4 ülke ise karşı oy kullandı (Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve Amerika Birleşik Devletleri). Ancak, deklarasyona karşı oy kullananlar sonradan tutumlarını değiştirdiler ve artık söz konusu deklarasyonu destekliyorlar. Birleşmiş Milletler Yerli Sorunları Üzerine Daimi Forum Birleşmiş Milletler Yerli Sorunları Üzerine Daimi Forum, ekonomik ve sosyal kalkınma, sağlık ve insan hakları ile ilgili yerli konuları görüşmek üzere, 2000 yılında Ekonomik ve Sosyal Konsey’in (ECOSOC) bir danışma organı olarak kuruldu. Forumun 16 üyesi vardır. Sekiz üye yerli gruplar tarafından, sekiz devletler tarafından atanmıştır. Öte yandan BM İnsan Hakları Konseyi çalışmaları çerçevesinde, yerli halkların sorunlarına ilişkin bir uzman grubu her yıl bir hafta boyunca toplanmakta ve Konseye ve Özel Raportöre yerli halkların hakları konusunda rapor vermektedir.

Azınlıkların Hakları BM İnsan Hakları Komisyonu ve Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu Raportörü Francesco Capotorti’ye göre azınlık; “– Bir devletin nüfusunun geri kalanına göre sayısal olarak az, – Egemen durumda bulunmayan, – Üyeleri o ülke vatandaşları olarak etnik, dini ya da dilsel açıdan nüfusun geri kalanından “farklı” olan ve 75


– Kültürlerini, geleneklerini, dinlerini ya da dillerini korumak amacıyla üstü örtülü bir dayanışma duygusu gösteren grup”tur. Azınlık hakları; varlığın korunması, ayrımcılık ve işkenceyle savaşım, kişi haklarının korunması ve geliştirilmesi ile politik yaşama katılma konularını kapsamaktadır. Birçok ülke, azınlık haklarının korunması amacıyla özel yasalar çıkarmış ve ombudsmanlık kurumları oluşturmuştur. Azınlık haklarını düzenleyen temel insan hakları standartları; Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (Madde 27), Birleşmiş Milletler'in ulusal, etnik, dini ve dilsel azınlıklara üye kişilerin haklarına ilişkin deklarasyonu, Avrupa Konseyi’nde imzalanan Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi ve Bölgesel ve Azınlıktaki Dilleri Koruma Antlaşması ve 1990 tarihli AGİT Kopenhag belgesidir. Bu sözleşmeler arasında azınlık hakları açısından en kapsamlılarından biri olarak nitelenebilecek Ulusal Azınlıkların Korunması Çerçeve Sözleşmesi, çocuk bakımı, her seviyedeki eğitim, kültür, medya, ayrımcılıkla mücadele ve yaşlı bakımı gibi sosyal yaşamın tüm alanlarıyla ilgilenmektedir. Çerçeve Sözleşmesi her beş yılda bir hazırlanan bir raporla, uygulama sonuçları açısından izlenmektedir.

Hukukun Üstünlüğü ve İnsan Hakları Uluslararası insan hakları çalışmaları, insan haklarının korunması için hukukun üstünlüğünün önemini giderek arttırmaktadır. Hukukun üstünlüğü, hiç kimsenin hukukun üstünde olmaması, devletin hukuka uyması ve devlet iktidarının kötüye kullanılmasına karşı önlemlerin alınması anlamına gelmektedir. Aynı zamanda yasaların ayrımcılık yapmadan ve insan haklarına saygı gösterilerek yapılmasını ve uygulanmasını da gerektirir. Ek olarak, hukukun üstünlüğü, herkesin erişebildiği, yolsuzluğa bulaşmamış polis 76


memurları ve savcıları ile özgür avukatları ve bağımsız, ağımsız, tarafsız bir yargısı olan işleyen bir yasal sisteme de ihtiyaç duyar. BM'nin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne göre, herkes tarafsız ve bağımsız bir hakim tarafından görülen adil ve açık duruşma hakkına sahiptir. Ulusal hukuk sistemlerinde insan n haklarının korunmasını sağlamak için uluslararası sözleşmelerde yasal kesinliği garanti edecek bazı düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlar arasında kanun önünde eşitlik hakkı, cezai yaptırımların makul bir süre içinde soruşturulması ve mahkemede yargılanması hakkı, keyfi gözaltı yasağı ile adil ve tarafsız yargılama hakkı sayılabilir.

Keyfi Gözaltı Yasağı

Keyfi olarak özgürlükten mahrum bırakmanın yasaklanması, herhangi bir tutuklamanın yasal bir dayanağa sahip olması ve mahkeme, kurul veya benzeri bir organ an tarafından kararlaştırılması anlamına gelir. Tutuklanmaya 77


dayanak olacak yasanın kendisi de, uluslararası kabul görmüş standartlara uygun olarak tasarlanmalıdır. İhlalleri bildirmek ve onları mahkemede dinletme olanağı olmaksızın, bireyin hakları çok fazla zla bir şey ifade etmez. BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 8. ve 14. maddeleri ve AİHS'nin 6. maddesinin ve 13. maddesinin tamamı uyarınca herkes, tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir süre içinde yargılanma hakkına sahiptir.

Demokrasi ve İnsan Hakları

İnsan hakları ve demokrasi arasında güçlü bağlantılar vardır ama bu iki kavram aynı değildir ve karıştırılmamalıdır. Ancak kapsamlı, uzun vadeli sürdürülebilir bir demokrasinin, insan haklarına saygı duyulmasını gerektirdiği de açıktır. İnsan haklarına saygı göstermek, demokratik bir kültürün gelişimi için çok önemlidir. Tersinin de eşit derecede doğru olduğu açıktır. Demokratik karar alma süreçlerinin varlığı, insan haklarının korunmasını güçlendirme eğilimindedir. BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ldirgesi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve bölgesel insan hakkı sözleşmeleri, doğrudan ya da dolaylı olarak demokratik bir sürecin temelini oluşturan bir dizi haklar içermektedir. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü ile eşit oy kullanma hakkı gibi bazı haklar, açıkça demokratik karar alma ile bağlantılıdır. 78


Mini İnsan Hakları Sözlüğü

Amerikan Haklar Bildirgesi: ABD Anayasası’nda ifade ve inanç özgürlüğü gibi bazı temel hakları güvence altına almak için yapılan ilk 10 değişiklik. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU): ABD'de açtığı davalar ve yürüttüğü kampanyalarla bireysel hak ve özgürlükleri savunmaya adanmış sivil toplum örgütü. Anti Balistik Füze Antlaşması: 26 Mayıs 1972'de ABD ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan ve her iki ülkede anti-balistik balistik füze sistemlerinin konuşlandırılmasını kısıtlayan bir antlaşma. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleriyle güvence altına alınmış olan temel hakların çiğnenmesi 79


durumunda bireylerin, birey gruplarının, tüzel kişiliklerin ve diğer devletlerin, belirli usul kuralları çerçevesinde başvurabileceği uluslararası bir yargı organıdır. Avrupa Konseyi'ne bağlı olarak 1959 yılında kurulmuştur. Fransa'nın Strazburg şehrinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS): İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde bulunan hakları topluca güvence altına almak için Avrupa Konseyi üyelerinin üzerinde anlaştıkları, 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanan ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe giren, tam adı “İnsan Hakları ve Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi” olan uluslararası sözleşme. Aydınlanma: 18. yüzyılda, daha önce kabul edilmiş gelenekleri irdelemek için akıl ve bireyciliğin kullanımını savunan felsefi bir hareket. Hareket politika, din ve eğitim alanlarında reformlarla sonuçlandı. Barış Gücü: Silahlı kuvvetlerin belli bir bölgeye veya ülkeye yerleştirilmesiyle barış ve güvenliğin sağlanması girişimi. Genel olarak, bu tür operasyonlar, bir devletin yeniden yapılandırılması ve çatışmadan çıkışına yardım edilmesi amacıyla, çatışma sonrası koşullarda Birleşmiş Milletler himayesinde yönetilmektedir. Birleşmiş Milletler (BM): II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra 1945 yılında uluslararası barış, güvenlik ve işbirliğinin geliştirilmesi için kurulan uluslararası organizasyon. 1945 yılında San Francisco'da bir araya gelen 51 kurucu ülke tarafından imzalanmış olan tüzük hükümlerine göre oluşturuldu. Birleşmiş Milletler Şartı: Birleşmiş Milletleri kuran 51 kurucu ülke tarafından imzalanan, tüzük niteliğinde belge. Daha sonra BM'ye katılan bütün ülkeler de bu belgeyi imzalamıştır. Birleşmiş Milletlerin yapısını ve işleyişini, bir anayasanın bir devletin yapısını ve işleyişini açıkladığına benzer şekilde tasvir etmektedir. Bölüm VII: Birleşmiş Milletler Şartının Güvenlik Konseyi'nin icra yetkilerini özetleyen kısmı. VII. Bölüm uyarınca Güvenlik Konseyi, barışa karşı herhangi 80


bir tehdidin ya da saldırganlık eyleminin varlığını belirleme ve ardından uluslararası barış ve güvenliğin yeniden tesis edilip, sürdürülmesi için silahlı kuvvetlerin kullanımını yetkilendirme gücüne sahiptir. Cenevre Sözleşmeleri: Savaşın yürütülmesi için uluslararası yasal standartları sağlayan dört antlaşma serisi. Bu dört sözleşme yaralı ve hastaların karada, denizde tedavisini ve ayrıca savaş esirlerinin tedavisi ile savaş zamanında sivillerin korunmasını kapsar. Cezasızlık Sözleşmeleri: Tipik olarak Amerika Birleşik Devletleri ile diğer ülkeler arasında imzalanan, diğer ülkenin bir ABD vatandaşını Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim etmeyeceğini garanti eden, böylelikle ABD vatandaşları için açık bir muafiyet sağlayan anlaşmalara atıfta bulunan bir terim. CIA: Amerikan Merkezi İstihbarat Ajansı’nın İngilizce adının kısaltması. Amerika Birleşik Devletleri dışındaki istihbarat ve bilgilerin toplanması ve analizinden sorumlu ABD hükümet ajansıdır. CNN Etkisi: Kamuoyunun, özellikle savaş veya kriz dönemlerinde, televizyonda gösterilen görüntülerle şekillendirilmesine verilen ad. Çok Taraflı: İkiden fazla ülke veya taraf içeren. Dayanışma: Bir grubun üyeleri arasında mevcut olan menfaat veya amaç ya da dostluk birliği. 'Kardeşlik' kavramına benzer. Doğal Haklar: Doğal hukuktan doğan haklar, doğadan kaynaklandığı düşünülen ve beşeri erkler tarafından konulan kanunlara ek olarak insan eylemlerini bağlayan yasalar. Ebu Gureyb: 2004'te mahkumlarına ABD personelince işkence edilen, Irak'taki bir cezaevi.

81


Egemen Devlet: İçişleri üzerinde mutlak yetkisi bulunan, bağımsız, kendi kendini yöneten devlet. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ilan edilen birçok sosyal ve kültürel hakkı somutlaştırarak içeriğinde yer veren, yasal olarak bağlayıcı bir antlaşmadır. Anlaşma çalışma hakkının; işyerinde olumlu ve adil koşullara sahip olma hakkının; sendika kurma hakkının; grev hakkının; doğumdan sonra annelere koruma hakkının; yeterli yaşam standardı hakkının; bedensel ve zihinsel sağlık hakkının; eğitim hakkının ve diğer temel kültürel ve ekonomik hakların ayrım yapmaksızın yürütülmesini sağlar. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi: Birleşmiş Milletler kararı uyarınca, etnik temizlik ve Srebrenica katliamı gibi 90’lı yıllarda Bosna'daki iç savaş sırasında meydana gelen savaş suçlarından sorumlu olanları kovuşturan uluslararası mahkeme. Etnik Temizlik: Bir etnik grubun, bir bölgeden veya toplumdan, zorla göç veya soykırım yoluyla sistematik olarak elimine edilmesi. Geleneksel Uluslararası Hukuk: Hukuk kuralları, yasaların kendilerinin bu şekilde davranmasını gerektirdiği inancından hareket eden devletlerin tutarlı davranışlarından kaynaklanmıştır. Yani devletlerin ısrarlı ve alışılmış uygulamalarının, gelecekteki eylemleri için yasal bir emsal oluşturacak olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda Geleneksel Uluslararası Hukuk, Uluslararası Adalet Divanı, hukukçular, Birleşmiş Milletler ve üye devletleri tarafından genel hukuk ilkeleri ve uluslararası antlaşmalarla birlikte, uluslararası hukukun temel kaynakları arasında kabul edilir. Gelişme Merdiveni: Her devletin gelişme sürecinin sonunda endüstriyel bir devlet haline geleceği iddiasındaki paradigmada aşamalı adımları ifade eden terim.

82


Genel Kurul: Birleşmiş Milletlerin ana müzakere organı. Her üye ülke mecliste temsil edilir ve bir oy hakkı vardır. Genel Sekreter: Birleşmiş Milletler'in baş yöneticisi. Genel Sekreter, BM Güvenlik Konseyi tarafından aday gösterilir, Genel Kurul tarafından ise beş yıllık süre için atanır. Genel Sekreter, Güvenlik Konseyi’nin (İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri) daimi üyelerinden birinin vatandaşı olamaz. Geri Gönderme Yasağı: Hükümetlere, hakkında sistematik işkence uygulandığına dair makul şüpheler bulunan diğer ülkelere, kişileri iade etmeyi men eden (İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi’nin 3. maddesinden kaynaklanan) yasak. Guantanamo Hapishanesi: ABD'nin Küba'daki askeri üssünün içinde 2002 yılında kurulan ve Afganistan, Irak ile diğer ülkelerden ABD kuvvetleri tarafından toplanan ‘yasadışı savaşçıların’ tutulduğu, işkence iddialarıyla ünlü hapishane. Güvenlik Konseyi: Birleşmiş Milletler'in uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu birimi. Bu karar organı, her biri önerilen herhangi bir kararı veto edebilen beş daimi üyeden ve iki yılda bir seçilen ve veto hakkına sahip olmayan on geçici üyeden oluşmaktadır. Beş daimi üye İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri'dir. Helsinki Nihai Senedi: 1975 yılında Helsinki’de imzalanan ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı'nı (AGİK) –sonradan adı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) olarak değişmiştir- oluşturan belgedir. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Sovyetler Birliği ve Avrupa'nın birçok ülkesinin katılımıyla imzalanan bir anlaşmadır. Belge, o tarihte var olan devlet sınırlarını tanıdı; aynı zamanda, kendi kaderini tayin hakkı da dahil olmak üzere, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı özenli bir şekilde ifade edildi.

83


Holokost: İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi rejimi tarafından yürütülen ve Avrupa Yahudileriyle, diğer bazı grupları hedef alan (Sovyet savaş esirleri, Çingeneler, eşcinseller, zihinsel engelliler), toplam kurban sayısının 11 milyonu bulduğu tahmin edilen soykırım. İade: Ülkeler arasında önceden var olan bir anlaşmaya istinaden bir kaçağın, başka ülkelerin yetkililerine teslim edilmesi eylemi. İlahi Hak: Hükümdarların yönetme yetkilerini halktan değil, Tanrıdan aldıkları fikridir. İltica: Bir hükümetin başka bir ülkeden bir politik mülteciye vermiş olduğu iadeden koruma ve bağışıklık. İnsan Hakları Derneği (İHD): İnsan hakları savunuculuğu yapmak için 1986 yılında kurulan ve o tarihten bu yana Türkiye’de alanında en ciddi faaliyeti gösteren sivil toplum kuruluşu. Birçok yerli ve yabancı STK ve vakıfla işbirliği içinde çalışmalarını sürdüren İHD, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın ve Türkiye’nin ilk İnsan Hakları Kütüphanesi’nin açılmasına öncülük etmiştir. İHD, Ankara’daki Genel Merkez binasında 1998 yılında suikasta uğrayan Genel Başkanı Akın Birdal başta olmak üzere çok sayıda aktivistinin insan hakları mücadelesinde ödediği somut bedellerle, bu alanda dünya çapında yürütülen mücadelede ayrı ve saygın bir yere sahip STKların arasına girmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB): Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan ve 10 Aralık 1948'de BM Genel Kurulu'nun Paris'te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir. İHEB üzerinde anlaşmaya varılan hakların pratik korunması için hukuki çerçevenin çizildiği bir ilke beyanıdır. Yasal olarak bağlayıcı bir belge değildir. Yine de insan hakları tarihinin en ilham verici, en etkili belgelerinden birisi olmayı başarmıştır. İnsan Haklarının Kuşakları: İnsan haklarının tarihsel gelişim sırasına göre farklı kuşaklar altında ele alınması gerektiğini öne süren yaklaşıma göre; 84


Birinci Kuşak Haklar temel medeni ve siyasi hakları içermektedir; özgürlük hakkı, yaşam hakkı, inanç ve ifade özgürlüğü vb. İkinci Kuşak Haklar toplumsal, ekonomik ve kültürel niteliktedir; istihdam, konut ve sağlık hizmetlerine erişim üzerinde yoğunlaşmaktadır. Üçüncü Kuşak Haklar, sağlıklı bir çevre hakkı, kültürel mirasın korunması hakkı ve sosyal kalkınma hakkı gibi daha geniş bir haklar aralığını kapsamaktadır. Dördüncü ve en yeni kuşak haklar ise bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yol açacağı gelişmelere yönelik olarak gündeme gelmektedir. Örneğin gen teknolojisindeki gelişmeler belli etik sorunları ve sorgulamaları beraberinde getirmektedir. Bu kuşakta yer alan haklara ilişkin ilk düzenleme örnekleri insan kopyalamayı yasaklayan Avrupa Konseyi Belgeleridir. İnsanlığa Karşı Suçlar: Silahlı çatışma içerisinde (karşıt askeri güçlerden ziyade) sivil nüfusa yönelik eylemlerle işlenen suçlar. İnsanlığa karşı işlenen suçlar 'savaş suçlarıyla' çok benzerdir ve genellikle 'savaş suçlarından' ayırmak zordur. İnsan Ticareti: Zorla çalıştırma, cinsel kölelik veya ticari cinsel istismar gibi amaçlarla gerçekleştirilen ticarete verilen isim. İşkence: Genel anlamda işkence, kişinin kasıtlı olarak bir kişide fiziksel veya zihinsel olarak ıstırap meydana getirmesi veya ona acı çektirmesi anlamına gelmektedir. İnsan hakları alanında işkence terimiyle kapsanan şeyin tanımı ise İşkence ve Diğer İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı BM Sözleşmesi’nin 1. maddesinde yer almaktadır. Sözleşmedeki anlamda işkence eylemi sadece devleti temsil eden bir kişi veya onun adına hareket eden üçüncü bir şahıs tarafından, belirli bir amaçla (itiraf edinme vb gibi) gerçekleştirilebilir. İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Davranışa veya Cezaya Karşı Sözleşme: İmzacı ülkelerin sınırları dahilinde işkenceyi önlemeye yönelik etkili tedbirleri almayı gerektiren Birleşmiş Milletler menşeli, çok

85


taraflı bir antlaşma. Sözleşme, BM Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1984'te kabul edilmiş ve 26 Haziran 1987'de yürürlüğe girmiştir. Jus Cogens: Uluslararası topluluğun temelini oluşturan ve bir kenara bırakılamayan değerlere atıfta bulunan bir uluslararası hukuk ilkesidir. Kardeşlik: Kardeş olma veya ortak bir amaca sahip olma özelliği. Dayanışma anlamını da içerir. Kendi kaderini tayin etme: Bir ulusun diğer ulusların isteklerine aldırmadan, hükümetini kendi hür iradesi ile seçme hakkı. Klasik Liberalizm: İnsan akılcılığının, mülkiyet haklarının, doğal hakların, bireysel özgürlüğün, serbest pazarların ve sınırlı hükümetin önemini vurgulayan bir doktrin. Kölelik: Bir kişinin başka bir kişinin mülkiyetinde veya mutlak kontrolü altında bulunma hali. Kültür Savaşı: Farklı fikirler, felsefe ve inançlara sahip gruplar arasındaki çatışma. Bu terim bazen siyasi sistem içinde rekabet eden toplumsal değerler arasındaki çatışmayı ifade etmek için de kullanılır. Kürtaj: Rahimden bir embriyo veya cenin çıkarılarak gebeliğin sonlandırılması. Lahey Anlaşmaları: 1899 ve 1907 yıllarında Lahey'de imzalanan ve savaş hukukunun ilk resmi kodlamaları arasında yer alan uluslararası anlaşmalar. Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ilan edilen birçok hakkı somutlaştırarak içeriğinde yer veren, yasal olarak bağlayıcı bir antlaşmadır. Anlaşma, kendi kaderini tayin hakkının; hayat hakkının; ölüm cezası ile ilgili af talebinde bulunma hakkının; işkenceye maruz kalmama hakkının; özgürlük ve kişinin güvenliği hakkının; tutuklandıktan sonra hakkında iddia olunan suçlardan haberdar olma hakkının; yasadışı olarak tutuklanma durumlarında tazminat hakkının; kişinin kendi ülkesinden 86


kısıtlama olmadan ayrılma ve kendi ülkesine engelleme olmadan geri dönme hakkının; mahkemede eşit muamele görmek hakkının; düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkının; örgütlenme özgürlüğü hakkının; evlenme hakkının; bir vatandaşlığa sahip olma hakkının ve diğer temel hakların ayrım yapmaksızın yürütülmesini sağlar. Milletler Cemiyeti: I. Dünya Savaşı sonrasında dünyada barış ve işbirliğini teşvik etmek için 1919'da Versay Antlaşması tarafından kurulan uluslararası bir organizasyon. Yapısal zaaflarından kaynaklanan etkisizliği yüzünden 2. Dünya Savaşı arifesinde fesholdu. 1945'de yerine, önemli ölçüde farklı yapıya sahip bir örgüt olan Birleşmiş Milletler Örgütü kuruldu. Nefret Suçu: Irksal, cinsel, etnik, dini veya sosyal bir gruba karşı önyargılı veya hoşgörüsüzlüğe dayalı nedenlerle işlenen suçların genel adı. Onaylama: Çoğunlukla yetkili bir organda yapılan bir oylamayla, bir anlaşmanın veya bir protokolün kendisine taraf ülke açısından yürürlüğe girebilmesi için gereken resmi onayı ifade eder. Otonomi: Karar alma sürecinde önceden belli bir ölçüye kadar bağımsızlık veya özgürlük, özerklik. Özel Raportör: Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütler adına çalışmak üzere atanan ve kendisine belirli bir insan hakları sorunuyla ilgili araştırma, izleme yapmak ve eylem önermek için belirli yetkiler tanımlanan kişilere verilen unvan. Protokol: Bir antlaşmanın onaylanma öncesi ilk taslağı ya da antlaşmadan daha az resmi bir uluslararası anlaşma. 'Protokol' terimi, devletlerin önceden imzalamış olduğu bir antlaşmaya yapılacak, katılımı isteğe bağlı ek anlaşmalara atıfta bulunmak için de kullanılabilir. Rendisyon: Yabancı bir suçlu veya terör şüphelisini, mahkumlara insani muameleler konusunda daha az titiz düzenlemeler yapan ülkelere gizli olarak 87


sorgulanmak üzere gönderme uygulaması. Özellikle ABD hükümetleri tarafından sıklıkla uygulanmıştır. Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi: Birleşmiş Milletler kararı uyarınca 1994 yılında Ruanda'da işlenen ve bir milyona aşkın cana mal olan soykırımdan sorumlu kişilerin yanı sıra bu ülkede uluslararası insancıl hukuka karşı işlenen diğer suçların faillerini yargılamak için kurulan uluslararası mahkeme. Savaş Hukuku: Savaşın taraflarınca icra edilebilecek haklı eylemlerin türünü ve kapsamını sınırlayan Cenevre ve Lahey Sözleşmeleri tarafından saptanan savaş davranış standartları. Savaş Suçları: Cenevre Sözleşmesi ve Lahey Sözleşmelerinin saptadığı savaş yasalarına ve geleneklerine aykırı hareketler. Bu suçlar arasında, askeri gereklilikle meşrulaştırılamayacak biçimde şehirlerin veya kasabaların tahrip edilmesi, sivillerin hedef alınması ve öldürülmesi, işkence yapılması, teslim olan bir savaşçının öldürülmesi, dini kurumların veya eğitim merkezlerinin tahrip edilmesi ve kamu ya da özel mülkiyete konu malların yağmalanması sayılabilir. Srebrenitsa Katliamı: Bosna'daki savaş sırasında Temmuz 1995'te Sırp Ordusu tarafından Srebrenitsa kasabasında yaklaşık 8.000 kişi katledildi. Birleşmiş Milletler'in Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmiş olması ve 400 silahlı Hollanda barış gücü askerinin bölgedeki varlığı katliamı önleyememiştir. Sivil Toplum Kuruluşu (STK): Devletlerden, hükümetlerden, resmî kurumlardan ve bunların organlarından bağımsız olarak örgütlenerek sosyal, politik, kültürel, hukuki ve çevrenin korunması gibi başlıklarda yürüttükleri faaliyetlerle hak savunuculuğu yapan, kar amacı gütmeyen, gönüllü organizasyonlar. Tek Taraflı: Yalnızca bir taraf tarafından icra edilen veya onunla ilgili olan işlem veya eylem. 88


Sınırlandırılamaz Haklar: Herhangi bir koşulda elden alınamayan veya sınırlandırılamayan hakları ifade eder. Örneğin, yaşama hakkı ve soykırımdan azade olma hakkı çok önemlidir, bu nedenle herhangi bir sınır koyulamaz. Soğuk Savaş: Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiyi II. Dünya Savaşı'ndan 1990'a kadar tarif etmek için kullanılan ve asla tam ölçekli bir silahlı savaşa dönüşmeyen yoğun siyasi karşıtlığı ve askeri rekabeti anlatan bir terim. Sosyal Güvenlik: Kamu fonları tarafından yürütülen programlar ve doğrudan ödemeler ve / veya işverenlerden ve çalışanlardan alınan ödemeler yoluyla hükümet tarafından bireylerin ekonomik güvenlik ve refahının sağlanması. Soykırım: Bütün bir ulusun, ırkın, etnik veya dini bir grubun ortadan kaldırılması için sistematik, planlı ve kasıtlı imha veya yok etme girişiminde bulunma veya komplo. 1948’de imzalanan Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde (SSECS) hukuksal bir tanım bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı “ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi” şeklinde tanımlar. Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi: Soykırımı tanımlayan ve yasaklayan Birleşmiş Milletler menşeli çok taraflı bir antlaşma. Aralık 1948'de BM Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve Ocak 1951'de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme: İki veya daha fazla devlet arasındaki uluslararası anlaşma.

89


Tahkim: Anlaşmazlık taraflarının, farklılıklarını, karşılıklı rıza ile üzerinde anlaşmaya varılan tarafsız bir kişinin veya grubun kararına sunma süreci. Tamamlayıcılık: Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) yalnızca devletlerin ICC'nin yargı yetkisi altındaki suçları, kendi başlarına yargılamaya isteksiz olduğu veya gücünün yetmediği durumlarda harekete geçebileceği ilkesi. Bu ilke ICC'yi yalnızca bir devlet kendi başlarına hareket etmeyeceği veya edemeyeceği durumlarda ve son çare olarak kullanmak fikrine dayanmaktadır. Tavsiye Usulü: Tarafları içermeyen ve dolayısıyla bir davacı ya da sanık olmayan bir işlem. Bu tür davalarda mahkeme tarafından üretilen görüşler doğası gereği tavsiye niteliğinde olup, anlaşmazlığa yasal olarak bağlayıcı bir çare bulunmayan bir durumla ilgili olarak yasanın ne olduğuna dair bir bildirim sunmayı amaçlamaktadır. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV): 1990 yılında Ankara merkezli olarak kurulan, işkence görenlerin tedavisi, mağdur yakınlarının ruhsal rehabilitasyonunun sağlanması, işkence vakalarının ve diğer insan hakları ihlallerinin raporlanmasını amaç edinen vakıf. Uluslararası Askeri Mahkeme: II. Dünya Savaşı’nın Avrupa cephesinin muzaffer müttefikleri tarafından savaş ve insanlık suçlarından sorumlu olarak nitelendirilen Nazileri yargılamak için kurulan mahkeme. Genellikle bu mahkeme, duruşmaların yürütüldüğü Alman kentinin adından esinlenilerek Nürnberg Mahkemeleri olarak adlandırılır. Uluslararası Adalet Divanı: Birleşmiş Milletlerin, uluslararası hukukla ilgili sorunlar konusunda devletler arasındaki uyuşmazlıkları değerlendirmekle yükümlü olan ilk yargı organı. Mahkeme, bireyler üzerinde yargı yetkisine sahip değildir ve bireylerin bu mahkeme önünde dava açması konusunda hiçbir dayanak yoktur.

90


Uluslararası Ceza Mahkemesi: Antlaşmaya taraf 104 ülke tarafından yaratılan kalıcı bir uluslararası mahkeme. Anlaşma, Temmuz 2002'de yürürlüğe girmiştir. UCM, anlaşmaya taraf olan ülkelerin dahil olduğu savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar ile soykırımla ilgili suçlarda, bu suçları soruşturma konusunda yargı yetkisine sahip ülkelerin yargılama yapmaması ya da yapamaması durumunda yargı yetkisine sahip olur. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü: Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran çok taraflı antlaşma. Uluslararası İnsan Hakları Kanunu: BM çerçevesinde imzalanan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni birlikte ifade ederken kullanılan terim. Uzakdoğu için Uluslararası Askeri Mahkemesi: II. Dünya Savaşı’nın Pasifik cephesinin muzaffer müttefikleri tarafından savaş suçlarından ve insanlık suçlarından sorumlu olarak nitelendirilen Japonya İmparatorluğu'nun liderlerini yargılamak için kurulan mahkeme. Genellikle, duruşmaların yürütüldüğü Japonya'nın başkentinden esinlenilerek Tokyo Mahkemeleri olarak anılır. Vazgeçilemez Hak: Başka birine devredilemeyen veya reddedilemeyen hak. Vazgeçilemez haklar, her bir kişiye aittir ve hiçbirinden alınamaz. Yadsınabilirlik: Bir yasanın veya hakkın, kapsamını sınırlayan veya onun yararını ve gücünü kısıtlayan daha sonraki bir yasa ile değiştirildiği davranış. Yasadışı Savaşçılar: ABD kuvvetleri tarafından yakalanan ve terörist olduğu iddia edilen düşmanlar için kullanılan sınıflandırma. Bu sınıflandırma kapsamında olduğu kabul edilenler, savaş esirlerinin veya diğer "yasal" düşman savaşçılarının yakalanmaları ertesinde Cenevre Sözleşmeleri’yle sahip oldukları yasal korunmadan mahrum bırakıldıkları için birçok insan hakkı ihlaline maruz kalmışlardır (bkz. Guantanomo Hapishanesi ve Ebu Gureyb Hapishanesi maddeleri). 91


Yasal Savaşçılar: Cenevre Sözleşmeleri ve Lahey Sözleşmeleri’nde vücut bulduğu düşünülen savaş hukukuna göre hareket eden muharip güçlerin mensupları. Bu tanımlama ile söz konusu sözleşmeler uyarınca bu kişiler açısından yasal bir koruma oluşturulmaktadır. Bu koruma esir edilip, yasal bir savaşçı olarak sınıflandıran herkes için geçerlidir. Yerindenlik İlkesi: Bir konunun en düşük veya en küçük yetkili makam tarafından ele alınması ilkesi. Uygulamada bu, ulusal sorunlar (savaş veya ulusal güvenlik gibi) ulusal hükümet tarafından ele alınırken, yerel sorunların, yerel yetkilerce çözülmesi gerektiği anlamına gelir. Uluslararası Ceza Mahkemesi bağlamında bu terim, Mahkeme’nin konusuna giren bir suçlamada Mahkeme'nin yargılama yetkisini kullanması noktasında, sadece ilgili ülkenin bunu yapmak istemediği ya da yapamadığı hallerde Mahkeme’nin yetkili olmasını ifade eder. Yerli Halk: Sömürgeci toplumlar tarafından ele geçirilmeden önce bu topraklarda yaşayan ve kendilerini şu anda bu toprakları yöneten toplumlardan farklı olarak gören insanlar.

92


KAYNAKÇA   

       

Arat, Z (1991). Democracy and human rights in developing countries. Boulder: Lynne Rienner Publisher. Cranston, M. W. (1973). What are human rights? London: Bodley Head. Donnelly, J. (1982). Human rights and human dignity: an analytic critique of non-Western conceptions of human rights. American Political Science Review . Renteln, A. D. (1988). The concept of human rights. Anthropos. Janko Musulin, Hürriyet Bildirgeleri – Magna Charta’dan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, İstanbul: Belge Yayınları, 1983 Twiss, S. B. (2004). History, human rights, and globalization. The Journal of Religious Ethics. United Nations. What are human rights?. Office of the High Commissioner on Human Rights. Waldron, J. (1984). Theories of rights. Oxford: Oxford University Press. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948). Bailey, P. The creation of the Universal Declaration of Human Rights. Universal Rights Network. Morsink, J. (1998). The Universal Declaration of Human Rights: origins, drafting, and intent. Philadelphia: University of Pennsylvania Press. A brief history of the Laws of War. Geneva Conventions: A Reference Guide, Society of Professional Journalists, http://www.genevaconventions.org/ Afrika İnsan ve Halklar Hakları Şartı. http://www.dicle.edu.tr/Contents/0ec14ec7-8647-489e-beae9efda813ec38.pdf

93


  

   

Mehmet Semih Gemalmaz, Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı Üzerine Düşünceler, MHB, Yıl:7 S:2, İstanbul, 1987 Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi. https://burakgemalmaz.files.wordpress.com/2015/05/02.pdf İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi. http://www.danistay.gov.tr/upload/iskence_ve_diger_zalimane_gayr i_insani_veya_kucultucu_muamele_veya_cezaya_karsi_sozlesme.pdf Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme. https://www.ombudsman.gov.tr/contents/files/32702-SoykirimSucunun-Onlenmesine-Ve-Cezalandirilmasina-Dair-Sozlesme.pdf Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW). https://www.unicef.org/turkey/cedaw/_gi18.htmlhttp://www.unhch r.ch/html/menu3/b/e1cedaw.htm Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme. https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanunt bmmc086/kanuntbmmc086/kanuntbmmc08604750.pdf Çocuk Haklarına Dair Sözleşme. https://www.unicef.org/turkey/crc/_cr23c.html Donnelly, J. (2002). Universal Human Rights in Theory and Practice. (2nd ed.) Ithaca: Cornell University Press. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS). http://www.echr.coe.int/Documents/Convention_TUR.pdf Engelilerin Haklarına İlişkin Sözleşme. http://www.ttb.org.tr/mevzuat/index.php?option=com_content&vie w=article&id=686:engeller-haklarina-k-slee&Itemid=36 Falk, R. (2000). Human Rights Horizons: the Pursuit of Justice in a Globalizing World. New York: Routledge.

94


  

  

  

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme. https://burakgemalmaz.files.wordpress.com/2015/05/a-5-1966-dec16-mshs.pdf Ekonomik, Sosyal Ve Kültürel Haklar Sözleşmesi. https://www.ombudsman.gov.tr/contents/files/3507--Ekonomik,Sosyal-ve-Kulturel-Haklara-Iliskin-Uluslararasi-Sozlesme.pdf United Nations. Special Rapporteur on Torture and Other Cruel, Inhuman or Degrading Treatment or Punishment.” Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights. http://www.ohchr.org/english/issues/torture/rapporteur/ War Crimes: The Nuremberg and Tokyo Trials. (2007). Encyclopedia Britannica Online. http://search.eb.com/eb/article-224687. Achievements of the ICTR. (n.d.) International Criminal Tribunal for Rwanda. http://69.94.11.53/default.htm Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide. Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights, United Nations. http://www.unhchr.ch/html/menu3/b/p_genoci.htm International Criminal Court: Basic Fact Sheet. Human Rights Watch. http://hrw.org/campaigns/icc/whowhat.htm Myths and facts about the International Criminal Court. Human Rights Watch, http://www.hrw.org/campaigns/icc/facts.htm. Rwanda: a historical chronology. Frontline, http://www.pbs.org/wgbh/pages/frontline/shows/rwanda/etc/cron. html United Nations . Rome Statute of the International Criminal Court. Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights, http://www.ohchr.org/english/law/criminalcourt.htm. Wikipedia Vikipedi Vikikaynak 95


EKLER 

Ek-1 Magna Carta Libertatum Büyük Sözleşme (19 Haziran 1215) (Önemli Maddeleri) (*)

Magna Carta. Bildirgenin İngiltere kralı John tarafından imzalanmış orijinali kaybolsa da dört kopyası varlığını sürdürmüştür. Resimdeki, arşivlerce saklanmış olan, 1225 yılında kral III. Henry tarafından yaptırılmış nüshasıdır. 1. Her şeyden önce, Tanrı'nın önünde diz çöktük ve bizim ve varislerimiz için İngiliz Kilisesinin sonsuza dek özgür olduğunu, haklarına eksiksiz bir şekilde, özgürlüklerine de kısıtlanmadan sahip olması gerektiğini bu sözleşme ile teyit ettik. İngiliz Kilisesi için çok önemli ve gerekli görülen seçim özgürlüğünü, baronlarla aramızda çıkan ihtilaftan önce, tamamen kendi irademize dayanarak kabul etmemizden ve efendimiz Papa III. Innocent tarafından da tasdiklerini aradığımız bu sözleşmeyi onaylamamızdan doğacak her şeyin, aynen korunmasını diliyoruz. Bu sözleşmeye biz uyacağız; varislerimizin de sonsuza kadar samimiyetle bu sözleşmeye uyacaklardır. Aşağıda sıralanan tüm özgürlüklere bizim ve varislerimizin sahip olmasını ve olmaya devam etmesini krallığımızın bütün özgür insanlarına kabul ettirdik. Bu bizim ve varislerimiz tarafından onlara ve onların varislerine de kabul ettirilmiş sayılmalıdır. 12. Krallığımızda, ülkemizin Genel Meclisinin izni olmadıkça zorla, askerlik hizmeti karşılığı olarak vergi ya da yardım parası alınamaz. Fiziksel varlığımızın diyet verilerek esaretten kurtarılması, en yaşlı oğlumuzun şövalyeliğe kabul töreni veya en büyük kızımızın ilk evliliği durumları bunun dışındadır. Bu üç amaç için makul bir yardım talep edilebilir. Londra kentinin yardım paraları da benzer bir biçimde ayarlanacaktır. 13. Londra kenti, eskiden sahip olduğu tüm özgürlüklerini ve geleneklerini hem karada hem de denizde koruyacaktır. Ayrıca, tüm kentlerin, arazilerin, 96


çiftliklerin ve limanların da kendi ayrıcalıklarını korumalarını istiyor ve onlara bu hakkı bahşediyoruz. 14. Eğer yukarıda bahsedilen o üç durumun dışında yardım parasının ya da askerlik yapmama karşılığında alınacak verginin miktarını belirlemek sözkonusu olursa, Krallığımızın Genel Meclisinin toplanması amacıyla, en az 40 gün önceden olması koşuluyla, belirli bir gün ve yerde toplanabilmeleri için, tüm başpiskoposları, piskoposları, manastır başrahiplerini, kontları ve büyük baronları mühürlü mektuplarla çağıracağız. Ayrıca, en yüksek mevkideki tüm kişileri şerifler ve görevli memurlarımız vasıtasıyla toplantı için çağıracağız. Tüm çağrı mektuplarında toplantının gerekçesini de açıklayacağız. Ve böylece başarıyla yerine getirilen bir çağrıdan sonra, sözkonusu olan iş, çağrılanların tümü gelmemiş olsa bile, sadece katılanlardan oluşan meclis tarafından kararlaştırılan günde yerine getirilecektir. 16. Hiç kimse, asilzadelerin ücreti için ya da diğer herhangi bir kiralık arazi için gerekli olandan daha fazla hizmet vermeye zorlanamaz. 20. Özgür bir adam suçun derecesine göre küçük bir suç için yalnızca para cezasına çarptırılabilir. Büyük çaplı bir suç, suçun büyüklüğüne göre para cezasına çarptırılabilir ve bir tüccar da malları korunarak aynı şekilde cezalandırılabilir. Aynı şekilde, bir cani, eğer bizim merhametimize mazhar olursa, para cezasına çarptırılabilir.... 38. Bundan böyle hiçbir hakim her hangi bir kimseyi ilgili olayda doğru ve güvenilir deliller ortaya koymadan dava edemez. 39. Kendi zümresinden olanlar ya da ülkenin ilgili yasalarına uygun olarak verilen bir karar olmadıkça hiçbir özgür kişi tutuklanamaz, hapse atılamaz, mal ve mülkü elinden alınamaz, sürgüne yollanamaz ya da herhangi bir biçimde kötü muameleye maruz bırakılamaz. 40. Kimseye hakkı ya da adaleti satmayacağız, menetmeyeceğiz ya da geciktirmeyeceğiz. 97


41. Bütün tüccarlar, kadim ve yerleşmiş geleneklere tabi olmak koşuluyla bütün kötü vergilerden muaf olarak alışveriş yapmak amacıyla kara veya deniz yoluyla emniyetli bir şekilde İngiltere'nin dışına çıkabilirler, İngiltere'ye girebilirler, İngiltere'de oyalanabilirler ya da transit geçiş yapabilirler. Bu olanakları bize karşı savaşan bir ülkenin tüccarları olma durumu hariç savaş zamanında da güvence altındadır. Bize karşı savaşan ülkenin tüccarları savaşın başlangıcında ülkemizde bulunurlarsa biz ya da başyargıcımız, bize karşı savaşan ülkedeki tüccarlarımızın nasıl muamele gördüklerini tamamıyla öğrenene değin, mallarına ve canlarına zarar vermeksizin, gözaltına alınacaklar ve eğer bizim tüccarlarımız orada bir zarar görmemişlerse onlar da ülkemizde emniyet içinde olacaklardır. 45. Krallığın yasalarını bilmeyen ve bu yasalara tümüyle uyacağına kanaat getirmediğimiz kişileri hakim, vali, şerif ya da sınırlı yetkili hakim olarak atamayacağız. 51. Atlı ve silahlı olarak ülkemize zarar vermek için gelmiş olan tüm yabancı kökenli şövalyeleri, okçuları, kiralık askerleri ve vasalları barış sağlanır sağlanmaz sınır dışı edeceğiz. 61. Krallığımızda eskiden beri varolan koşulların daha iyi bir hale getirmek, baronlarla aramızda mevcut olan ihtilafın en hayırlı bir biçimde sonuçlandırmak ve Tanrı'nın rızasını kazanmak için yukarıda sayılan maddeleri onayladıktan sonra, şimdi de kapsamlı ve sürekli bir istikrardan yararlansınlar diye aşağıdaki güvenceyi veriyoruz. Krallığımızın sınırları içerisinde bulunan baronlar kendi aralarından diledikleri 25 kişiyi seçecekler ve bu 25 kişi tüm güçleriyle, halihazırdaki bu fermanla kendilerine bağışladığımız ve teyit ettiğimiz barışı ve özgürlükleri uygulayacaklar, bunlara uyacaklar ve karşı tarafın da uymasını sağlayacaklardır. Bu şu şekilde olacaktır: Eğer biz ya da başyargıcımız veya memurlarımız ya da emrimizdeki herhangi bir kimse, herhangi bir durumda, herhangi birine karşı suç işler, güvenlik ve barış kararlarından herhangi birini ihlal ederse ve eğer bu hareket adı geçen 25 barondan sadece dördü tarafından öğrenilirse, bunlar bize gelerek veya 98


yurtdışında isek başyargıcımıza giderek, işlenen suçu bildirecekler ve bu haksızlığı hiçbir gecikme olmaksızın gidermemizi talep edeceklerdir. Bu hatayı, biz ya da yurtdışında isek başyargıcımız düzeltmezse, dört baron olayı geri kalan 21 baronun önüne götürecek ve bütün ülkeyi de arkalarına alarak , kalelerimizin, topraklarımızın ve mülkümüzün elimizden alınması yoluyla, olay kendi isteklerine uygun bir biçimde yeniden yoluna girene dek, bize uygun bir biçimde baskı yapacaklar, haciz uygulayacaklar ve ellerinden başka ne geliyorsa onu yapacaklardır. Ama bu arada bizim, kraliçenin ve çocuklarımızın şahısları dokunulmadan korunacaktır. Ve eğer bir değişiklik yapılırsa daha önceden söz konusu olan uygulamaya uygun bir şekilde yapılacaktır... 63. Bundan dolayı, İngiliz kilisesinin özgür olacağını, ülkemizdeki tebaanın belirtilen bütün yerlerde ve bütün konularda yukarıda bahsedilen bütün özgürlüklere, haklara ve imtiyazlara hem kendileri için hem de varisleri için tam olarak ve serbest bir biçimde sahip olmalarına karar verdik. Ayrıca hem kendi adımıza hem de baronların adına, yukarıda bahsedilen bütün hükümlere her hangi bir kötü niyet olmaksızın iyi niyetle uyulacağı üzerine yemin edildi. Saltanatımızın on yedinci yılında, Haziranın on beşinci gününde Windsor ve Stanes arasındaki düzlükte tarafımıza tevdi edildi. (*) https://tr.wikisource.org/wiki/Magna_Carta_Libertatum

Ek-2 İngiliz Haklar Bildirgesi (Dilekçesi) (Petition of Rights) (17 Haziran 1628) (*)

En yüce efendimiz kralımıza, biz ruhani ve dünyevi lordlar ve Parlamento’da bir araya gelmiş olan topluluklar, Kral I. Edward zamanında çıkarılıp yürürlüğe konulmuş bir yasayı hakirane anımsatırız. Bu İmparatorlukta, kralın ya da varislerinin, imparatorluk bünyesindeki başpiskopos, piskopos, kont, baron, şövalye ve soyluların ve diğer özgür kişilerin onayları ve rızaları alınmadan hiçbir vergi ya da yardım parası tarh edemeyeceği ya da oranlarını yükseltemeyeceği yolunda bir yasaydı, bu. Dahası Kral III. Edward’ın 99


hükümdarlığının 25. yılında, gelecekte hiç kimsenin rızası olmadan krala ödünç para vermekle yükümlü tutulamayacağına dair bir yasa da, parlamento yetkisince onaylanıp, emir ve ilan edilmişti; ne de olsa ülkenin özgürlüğüyle bağdaşmayan, uygunsuz bir şeydi bu. İmparatorluğun diğer yasalarıyla da, hiç kimsenin Benevolence[1] diye adlandırılan ya da başka türlü herhangi bir yasadışı vergi altına sokulamayacağı kararlaştırılmıştır. Bu yukarıda sözünü ettiklerimizin dışında, imparatorluğun diğer olumlu bazı yasa ve nizamnameleriyle de, uyruklarınız parlamentonun toplu kararı olmadıkça, hiçbir baç, vergi ya da yardım parası ödemeye zorlanamayacakları hakkını elde etmişlerdi. Buna karşın son zamanlarda, bazı kontluklardaki çeşitli memurlara çeşitli buyruklar ve bu buyrukların icra talimatnameleri ulaşmıştır. Bunun üzerine çeşitli alanlarda bir araya toplanan uyruklarınıza, Majestelerinize belli bir miktar parayı ödünç vermeleri çağrısında bulunulmuştur. İçlerinden bazılarının karşı çıkmaları üzerine, hemen hiç vakit kaybetmeden bu imparatorluğun yasalarının ve nizamnamelerinin asla izin vermeyeceği bir yemin etmeye zorlanmışlardır. Ayrıca gizli bir meclisin önüne çıkmaya, orada hesap vermeye ve bunu taahhüt etmeye cebredilmişlerdir. Bazıları da başka yerlerde bu yüzden zindana atılmışlar, sürülmüşler, çeşitli yollardan tedirgin ve rahatsız edilmişlerdir. Çeşitli kontluklarda, imparatorluğun özgür geleneklerine ve yasalarına aykırı olarak daha başka pek çok ödeme uyruklarınızdan talep edilmiş ve sırtlarına yükletilmiştir. Oysa Magna Charta nizamnamesiyle, hiçbir özgür kişinin yakalanamayacağı, hapse atılamayacağı ya da kişisel özgürlüğünden, haklarından ve serbestçe hareket edebilmekten mahrum bırakılamayacağı, yasadışı kılınamayacağı, sürülemeyeceği, kendi zümresinden olanların yasal bir kararı ya da ülkenin bu konuda bir yasası olmadıkça, hiçbir biçimde zarara uğratılamayacağı emir ve ilan edilmişti. Ve Kral III. Edward’ın hükümdarlığının 28. yılında, parlamento yetkisinin onayı alınarak, hangi zümre ve dereceden olursa olsun, kimsenin mülkünden ya da 100


kiraladığı topraktan uzaklaştırılamayacağı, tutuklanamayacağı, mirastan iskat ettirilemeyeceği ve yasal bir dava içerisinde hesap verme olanağını elde etmeden idam edilemeyeceği de emir ve ilan edilmişti. Hal bu iken, uyruklarınız, son zamanlarda hiçbir neden gösterilmeksizin hapse atılmışlardır. Habeas Corpus ilkeleri gereğince mahkemenin verdiği cezayı çekmek ve geçici de olsa tahliye edilmek amacıyla yargıçların önüne çıkarıldıklarında ve gardiyanlarından tutuklanmalarının nedenini gösterir bir ilmühaberi talep ettiklerinde, kendilerine hiçbir neden gösterilmemiş, sadece Majestelerinin özel buyruğuyla tutuklu bulunduruldukları bildirilmiştir. Yasalar uyarınca hesap verebilecekleri herhangi bir suçlamada da bulunulmamıştır. Ayrıca son zamanlarda imparatorluğun çeşitli kontluklarına büyük asker ve levend kıtaları yollanmıştır. Halk, büyük zahmetlere sokularak, imparatorluğun yasalarına ve geleneklerine aykırı olarak, rızaları alınmadan, bunları evlerine kabul etmeye ve orada yerleşmelerine izin vermeye zorlanmıştır. Kral III. Edward’ın hükümdarlığının 25. yılında parlamentoda alınan bir kararla, hiç kimsenin gövdesi ve yaşamı üzerine, yüce özgürlük mektubunda ve ülkenin diğer yasalarında açıklanan ilkelere aykırı hiçbir menfi eleştiride bulunulmayacağı emir ve ilan edilmişti. Buna karşın yakın tarihte, belli bazı kişilerin komiser olarak atandıklarını ve resmen tanındıklarını gösterir. Majesteleri’nin yüce mührünü taşıyan çeşitli yönergeler gönderilmiştir. Bu yönergelerde bu kişilerin askerlere, leventlere ve onlarla aynı nitelikteki güruha karşı, ülkenin her yerinde; adam öldürme, hırsızlık, ihanet, başkaldırma, şiddet kullanma ya da bunlara benzer cürüm hallerinde, savaş divanlarının kazai içtihadı (yargı anlayışı) uyarınca uygulama yapma yetkisine sahip oldukları belirtilmiştir. Bu kişiler, bu tür suçluların sorgulama ve yargılanmalarını sonuçlandırmak ve savaş yasasına göre idam cezasına çarptırabilmek için, böyle zamanlarda yaygın olan, savaş divanlarına özgü, basit mahkeme usulünü uygulayacaklardır. Ama suçlu kişiler, eğer bu ülkenin yasaları ve nizamnameleri uyarınca ölümü hak ettilerse, yine bu yasa ve 101


nizamnamelere göre yargılanmaları ve idam edilmeleri gerekmektedir; başka hiçbir suretle yargılanamaz, idam edilemezler. Bu arada, gerçekten cürüm işlemiş bazı canilerse, bu olağanüstü haller yasasından nasiplenerek, imparatorluğunuzun yasa ve nizamnamelerine göre hak ettikleri cezalandırmadan sıyrılmayı başarmışlardır. Söz konusu canilerin sadece savaş yasası uyarınca daha önce sözünü ettiğimiz yetkili kişilerce cezalandırılabilecekleri bahanesiyle, birçok memurunuz ve görevliniz, yasalar ve nizamnameler uyarınca dava açmayı reddetmiş ya da böyle bir davanın açılmasına engel olmuşlardır. Bu yetki sahibi kişiler ve benzer konumda olan diğerleri, imparatorluğunuzun sözünü ettiğimiz yasalarına ve nizamnamelerine tamamıyla ters düşmektedir. Bu yüzden gelecekte Parlamentonun genel onayı olmadıkça, hiç kimsenin ödünç para, bağış, vergi, herhangi bir armağan vermeye ya da buna benzer bir ödemede bulunmaya zorlanmasını ve bunun için, böyle bir ödemede bulunmayı reddetti diye, kimsenin sorguya çekilmemesini, yemin etmeye cebredilmemesini, hücreye kapatılmamasını, tutuklanmamasını ya da başka bir biçimde eziyet çektirilmemesini ve rahatsız edilmemesini, yüce Majestelerinizden rica ediyoruz. Hiçbir özgür kişi, bu değindiğimiz durumlardan hiçbirinde yasaklanmamalı ve gözaltına alınmamalıdır. Askerlerin ve leventlerin başka bir yere nakil edilmelerini, ileride halkımızın başına dert açmamalarını, savaş yasasının uygulanacağına dair yönergelerin geri alınmasını ve yürürlükten kaldırılmasını ve gelecekte Majestelerinizin uyruklarının, ülkenin yasa ve özgürlüklerine aykırı bu yönergelerden dolayı helak olmamaları ya da öldürülmemeleri için, bir daha benzeri yönergelerin çıkarılmamasını Majesteleriniz münasip görmelidirler. Tüm bunları haklarımız ve özgürlüklerimiz olduğu için, yüce Majestelerinizden, İmparatorluğun yasa ve nizamnamelerine mutabık kalarak, hakirane rica ediyoruz. Majesteleriniz teveccüh gösterip, yukarıda saydığımız durumlardan birinde halkımızın aleyhine alınmış olan kararların, yürütülen işlemlerin ve 102


uygulanan yöntemlerin ilerde örnek olarak gösterilemeyeceklerini ya da bazı sonuçlar çıkarmak amacıyla kullanılamayacaklarını ilan etmelidir. (*) https://tr.wikisource.org/wiki/%C4%B0ngiliz_Haklar_Bildirgesi

Ek-3 İngiliz Haklar Kanunu (English Bill of Rights)(1689) (*)

Bu krallığın halkının tüm zümrelerini kanunlara uygun bir şekilde, tamamen ve özgürce temsil eden meşru ve ruhani, dünyevi lortlarda Avam Kamarası Westminster’de bir araya gelirken ve 13 Şubat tarihinde o zamanlar William ve Mary adlarını, Orange prensi ve prensesi unvanlarını taşıyan, böyle çağrılan ve şahsen orada bulunan Majestelerine, bahsedilen lordların ve Avam Kamarası’nın aşağıdaki şekilde kaleme aldıkları bir yazılı açıklamayı sunarken, şöyle ki: Son Kral II. James, görevlendirdiği çeşitli kötü niyetli danışmanların, yargıçların ve bakanların yardımıyla, Parlamentonun onayı olmadan, kendisini yasalardan ve bu yasaların icrasından muaf tutma ve iptal etme gücünü elinde tutarak ve bu gücü uygulayarak, Mezkur güçle aynı fikirde olmaktan muaf tutulmak için mütevazı bir şekilde ricada bulunmaları sebebiyle nice namuslu din adamını tutuklatarak ve haklarında dava açarak, “Kilise Yetkilileri Mahkemesi” adını taşıyan bir mahkemenin kurulması için, altında resmi devlet mührünü taşıyan bir emirname çıkararak ve bu emirnamenin uygulanmasını sağlayarak, Parlamento tarafından verilenden başka bir zamanda ve başka bir biçimde ayrıcalık bahanesiyle tahtın çıkarı ve yararına vergi toplayarak, 103


Barış zamanında parlamentonun onayı olmadan krallığın içinde daimi ordu kurarak ve hazır bulundurarak ve askerleri yasaya aykırı bir biçimde karargâhlara yerleştirerek, Katoliklerin yasaya aykırı bir biçimde silahlandırılıp görevlendirildikleri sırada, Protestan inancından olan birçok dürüst kişinin silahsızlandırılmasını sağlayarak, Parlamentoda hizmet verecek üyelerin seçilmesi özgürlüğünü ihlal ederek, Sadece parlamento tarafından anlaşılabilir birçok konu ve sebep hakkında Yüksek Temyiz Mahkemesi’nde yargısal kovuşturma açarak ve daha başka pek çok keyfi ve yasadışı yönteme başvurarak Protestan dinini, krallığın yasalarını ve özgürlüğünü çökertmeye ve yok etmeye kalkışmıştır. Son yıllarda yoz ve niteliksiz kişiler mahkeme jüriliğine yeniden katılırken ve hizmet verirken ve özellikle vatan hainliği mahkemeleri mülk sahibi olmayan jüri üyelerince yürütülürken, Kişilerin özgürlüklerini korumak için çıkarılan yasaların yararlarını ortadan kaldırmak amacıyla ceza mahkemelerinde suç işlemiş kişiler için gereğinden fazla kefalet ödenmesi gerekirken, Oldukça yüksek para cezaları verilirken, İnsanlar yasadışı ve acımasız cezalara çarptırılırken, Kişiler hakkında daha herhangi bir mahkûmiyet kararı veya hüküm çıkmadan önce, ödeyecekleri kefalet ve çekecekleri hapis cezalarıyla ilgili çeşitli bağışlarda ve vaatlerde bulunurken, Tüm bunlar, bu krallığın bildik yasalarıyla, tüzükleriyle ve özgürlüğüyle bütünüyle ve doğrudan çelişirken,

104


Adı geçen, son Kral II. James tahttan çekildiği için tahtın boşta kalmasından sonra (Yüce Tanrı tarafından bu krallığı papacılıktan ve keyfi yönetimden kurtarmak amacıyla yüce elçisi seçilen) Orange Prensi Hazretleri, (ruhani ve dünyevi lordların ve Avam Kamarası’ndaki çeşitli önde gelen kişilerin tavsiyeleri üzerine) dinlerinin, yasalarının ve özgürlüklerinin yeniden yok edilme tehlikesine düşürülmemesi için bir kurum kurmak üzere kendilerini temsilen parlamentoya yollanmayı hak edebilecek, bin altı yüz seksen sekiz yılının12 Ocak ayının 22. günü Westminster’da buluşup toplantı yapabilecek kişiler seçmeleri için Protestan olan ruhani ve dünyevi lordlara mektuplar yazdırmışken ve çeşitli idari bölgelere, şehirlere, üniversitelere, kasabalara ve liman gruplarına da başka mektup yazdırmışken; bu mektuplara dayanılarak da seçimler yapılmışken, Böylece yukarda sözü edilen ruhani ve dünyevi lordlar ve Avam Kamarası ilgili mektuplar ve seçimlere göre ulusun tamamının özgürce temsil edildiği bir toplantıda bir araya gelerek, yukarıda sözü edilen amaçlara ulaşmak için en iyi yolları bulmak üzere ciddi düşüncelerini göz önünde bulundurarak ilk olarak, atalarının buna benzer bir durumda yaptıkları gibi, eski hak ve özgürlüklerini doğrulamak ve eski hakları ve özgürlüklerini açıklamak üzere aşağıdakileri ilan etmişlerdir: Parlamentonun onayı olmadan kralın yetkisine dayanarak sözde yasaları veya yasaların yürütülmesini askıya alma gücü yasadışıdır. Son zamanlarda varsayıldığı ve uygulandığı gibi, kralın yetkisine dayanarak, sözde yasaları ve bu yasaların yürütülmesini gereksiz kılma gücü yasadışıdır. Son “Kilise Yetkileri Mahkemesi’nin” kurulması için çıkarılan emirname ve benzeri ihtivadaki diğer tüm emirnameler ve mahkemeler yasadışı ve zararlıdır. Ayrıcalık bahanesiyle, parlamentonun onayı olmadan kabul edildiğinden ya da edileceğinden daha uzun bir süre için ve başka bir biçimde tahtın yararına vergi toplamak yasadışıdır. 105


Krala dilekçe yollamak kişilerin hakkıdır ve bu dilekçeler sebebiyle yapılan suçlamalar ve davalar yasadışıdır. Parlamentonun onayı olmadığı sürece barış zamanında krallık sınırları içerisinde sürekli bir ordunun kurulması ve hazır bulundurulması yasaya aykırıdır. Protestan olan kişiler koşullarına uygun bir şekilde ve yasanın izin verdiği şekilde savunmaları için silah taşıyabilir. Parlamento üyelerinin seçimi serbest olacaktır. Konuşma özgürlüğü ve parlamentodaki tartışmalar ve işlemler parlamentodan başka hiçbir yerde ya da mahkemede suçlama ya da sorgulama konusu yapılmamalıdır. Gereğinden fazla kefalet gerekli olmamalı, aşırı para cezaları verilmemeli ve acımasız ve alışılmışın dışında cezalar uygulanmamalıdır. Jüri üyeleri gerektiği gibi jüriliğe seçilmeli ve yeniden seçilebilmelidir. Vatana ihanet davalarında jüri üyeliği yapanlar mülk sahibi olmalıdır. Belirli kişilerin hükümden önce bütün bağışlar ayrıca para cezası ve haklarını kaybetmesiyle ilgili söz verilmesi yasadışıdır ve gereksizdir. Parlamento, şikâyetlerin giderilmesi, yasaların düzeltilip güçlendirilmesi ve korunması amacıyla sık sık toplanacaktır. Bütün mülklerin ve her bir mülkün tartışmasız hak ve özgürlükleri olmasını ve sözü geçen mülklerde bulunan insanların zararına sebep olacak hiçbir beyan, hüküm, işlem veya davanın bundan böyle hiçbir şekilde sonuca vardırılmamasını iddia, talep etmekte ve bunda ısrar etmektedirler. Hak taleplerinde Orange Prensi Hazretleri’nin bildirisi tarafından tam bir telafi ve çare elde etmenin tek yolu olarak özellikle desteklenmektedirler. Bu nedenle, sözü geçen Orange Prensi Hazretleri’nin bu zamana kadar kendisi tarafından 106


geliştirilmiş kararı düzelteceğine ve burada belirtilen haklarının çiğnenmesine ve dinleri, hakları ve özgürlüklerine yapılan diğer saldırılara karşı hâlâ korunacaklarına güvenleri sonsuzdur. Sözü geçen ruhani ve dünyevi lordlar ve Avam Kamarası Westminster’da toplanmıştır ve Orange Prensi ve Prensesi William ve Mary’nin kendi yaşamları ve vârislerinin yaşamı boyunca sıralanacak krallık ve dominyonların tahtını ve asil onurunu korumak üzere İngiltere, Fransa, İrlanda, ayrıca sahip oldukları dominyonların kralı ve kraliçesi olduklarına ve öyle ilan edileceklerine, krallık gücünün yegâne ve tam icrasının ortak yaşamları boyunca sözü geçen prens ve prenses adına Orange Prensi’nde olmasına ve onun tarafından uygulanmasına ve vefatlarının ardından bahsi geçen krallık ve dominyonların tahtı ve asil onurunun bahsi geçen prensesin vücudunun vârislerinin bu durumda Danimarka Prensesi Anne ve onun bedeninin vârislerinin ve yine bu durumda bahsi geçen Orange Prensi’nin bedeninin vârislerinin olmasına karar vermiştir. Ruhani ve dünyevi lordlar ve Avam Kamarası sözü geçen prens ve prensesin de aynı şekilde kabul etmesi için dua etmektedir. (…) Sözü geçen Majestelerinin bahsi geçen ruhani ve dünyevi lordlar ile Avam Kamarası’nın kararı ve isteğine uygun şekilde İngiltere, Fransa, İrlanda krallıklarının ve onlara ait dominyonlarının tacını ve asil onurunu kabul ettikleri bahsi geçen bildiride bulunmaktadır. Majesteleri, sözü geçen iki kamaranın, yani ruhani ve dünyevi lordlar ile Avam Kamarası’nın toplanmasından ve Majestelerinin asil eşliğinde krallığın dini, yasaları ve özgürlüklerinin çözüme kavuşturulması için etkili bir karar çıkarmasından memnuniyet duymuştur. Böylece gelecekte yeniden yok edilme tehlikesinde olmayacaklardır. Sözü geçen ruhani ve dünyevi lordlar ile Avam Kamarası bunu kabul etmiş ve uygun bir şekilde hareket etmeye devam etmiştir. (*)http://www.dusuncetarihi.com/makale/ingiliz-insan-haklari-bildirgesi1689.html

107


Ek-4 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (4 Temmuz 1776) (*)

İnsanlığı ilgilendiren olayların akışı içinde, bir ulus, kendini bir başka ulusa bağlayan siyasal bağları koparmak ve doğa yasalarının ve Tanrı’nın ona dünya devletleri arasında bağışladığı bağımsız ve eşit yeri almak gereğini duyduğu zaman, insanlığın yargısına duyduğu o yerinde saygı, o ulusu bu ayrılmaya zorlayan nedenleri açıklamakla yükümlü kılar. Aşağıda gerçekler bizim için gayet açıktır: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaradan’ları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. Bu hakları güvence altına almak amacıyla, insanlar kendi aralarında yönetimler kurarlar; bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onamasından alırlar; herhangi bir yönetim biçimi, bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşünmek, yeni bir yönetim kurmak ve bu yeni yönetimin yetkilerini ve dayandığı temelleri, güvenlik ve mutluluklarını sağlayacağına en çok inandıkları bir biçimde düzenlemek ve kurmak, halkın hakkıdır; aslında sağgörü, uzun bir geçmişi olan yönetimlerin sudan ve geçici nedenlerle değiştirilmemesini buyurur; bu yüzden insanların durumlarını düzeltmek amacıyla alışılagelen yönetim biçimlerini değiştirmek yerine, kötülüklere katlanmayı yeğlediklerini deneyimler göstermiştir; ancak sürekli aynı amaca yönelik, uzun bir yolsuzluklar ve zorbalıklar silsilesi, ulusu, mutlak bir despotizme sürüklemek niyetini açığa vurursa, o zaman böyle bir yönetimi yıkmak ve gelecekteki güvenlikleri için yeni koruyucular seçmek, o ulusun hakkı ve görevidir. İşte bu kolonilerin sabırla katlandıkları durum bu olmuştur ve şu an, onları bu güne değin varolan yönetim biçimini değiştirmeye zorlayan gerekliliği, her zamankinden fazla hissetmektedirler. Büyük Britanya Kralı’nın yönetim devresi, ardı arkası kesilmeyen haksızlıkların ve sürekli baskıların çağı olmuştur. Tüm bunların amacı, bu devletler üzerinde mutlak bir tiranlık kurmaktır. Bunu kanıtlayabilmek için, tüm gerçeklerin tarafsız dünyaya ilan edilmesi gerekmektedir: 108


İngiltere Kralı, kamu refahı için gayet yararlı ve gerekli olan yasaları onaylamayı reddetmiştir. Valilerine, ivedilikle ve geciktirmeden ele alınması gereken yasaları çıkarmalarını menetmiştir. Kendisi de bu yasaların yürürlüğe girmemesi için elinden geleni yapmış, onayını sürekli ertelemiş; ve bu nedenle uzun bir süre sürüncemede kalan yasaları da bir daha ele almamıştır. Yasama gücünde temsil edilme haklarından vazgeçmedikleri sürece, büyük halk kitlelerinin yararına olan pek çok yasayı çıkarmayı reddetmiştir. Oysa, bu hak paha biçilemez bir haktır ve nedense sadece tiranların hoşuna gitmemektedir. Yasamayla görevli kurulları, kamu belgelerinin ve makam evraklarının bulunduğu yerlerden oldukça uzakta alışılmadık ve uygunsuz yerlerde toplantıya çağırmıştır. Onlara eziyet çektirerek, kendi uygulamalarına boyun eğmelerini sağlamak amacıyla yapmıştır bunu. Milletvekili yarkurullarını, yılmaz bir kararlılıkla halkın haklarına el uzatılmasına karşı çıktıkları için, bir çok kez dağıtmıştır. Bu yarkurulları dağıttıktan sonra da, uzun bir zaman yeni temsilcilerin seçilmesini engellemiştir. Bu yüzden halkın kendisi yasama gücüne sahip çıkmış, bu gücü bundan böyle kendi eliyle kullanmayı uygun bulmuştur. Ancak bu geçiş döneminde devlet, dışarıdan gelebilecek bir saldırının ya da içerideki kargaşalıkların doğuracağı tehlikelere karşı savunmasız kalmıştır. İngiltere Kralı, bu devletlerin kök salmalarını önlemek için elinden geleni yapmıştır; bu amaçla yabancıların vatandaşlığa kabul edilmesiyle ilgili yasanın icra edilmesine engel olmuş, yabancıların buraya göçünü kolaylaştıracak daha başka yasalar çıkarmayı reddetmiştir; yeni toprak edinme koşullarını da ağırlaştırmıştır.

109


Yargıçlık yetkisinin verilmesiyle ilgili yasaları onaylamayarak, kazai içtihadı etkisiz hale getirmiştir. Yargıçların görev sürelerini, maaşlarının tutarını ve ödeme biçimini sadece kendi keyfine göre belirlemiştir. Halkımıza eziyet olsun ve halkın cevherleri tükensin diye, sayısız yeni makam açmış, buralara büyük memur yığınları yollamıştır. Barış zamanında, yasama meclisinin onayı olmaksızın, topraklarımız üzerinde sürekli bir ordu bulundurmuştur. Askeriyeyi sivil güçten bağımsız ve üstün kılmaya kalkışmıştır. Anayasamıza ters düşen, yasalarımızla bağdaşmayan bir kazai içtihat biçimini bize kabul ettirmek için başkalarıyla işbirliği yapmıştır ve bu tepeden inme kazai içtihadın uygulamalarını onamıştır. Tüm bu uygulamaların nedenleri şunlardır: Bizim topraklarımızda güçlü, silahlı birlikleri üslendirmek; bu devletler halkına karşı askerlerin işleyecekleri olası cinayetler karşısında, sözde yargılamalarla herhangi bir cezalandırmadan kaçınmak; Dünyanın her yeriyle yaptığımız ticareti kösteklemek; Bize rızamız olmadan vergi yüklemek; Hukuki bir durumda, jürili bir mahkeme önünde, usul ve nizama uygun bir yargılamadan geçme hakkımızı elimizden almak; Bizi işlemediğimiz cürümlerden dolayı yargılayıp, başka bir kıtaya sürebilmek; Sınır komşumuz bir ülkede, özgür İngiliz hukuk sistemini kaldırmak, keyfi bir yönetim kurmak ve bu yönetimin yetkilerini genişletmek, dolayısıyla kendini 110


haklı çıkaracak bir örneğe sahip olmak ve bu kolonilerde de aynı, mutlak egemenliğin kurulması için, bu yönetimi uygun bir araç olarak kullanmak; Verilmiş haklarımızı yok saymak, en önemli yasalarımızı yürürlükten kaldırmak ve yönetim biçimimizi temelinden değiştirmek; Yasama gücümüzü dağıtmak ve kendisinin, üzerimizde sınırsız bir yasama gücüne sahip tek yetkili kişi olduğunu ilan etmek; İngiltere Kralı, kendi himayesi altında olmadığımızı bildirmek ve bize karşı savaş açmak suretiyle, bu topraklar üzerinde egemenlik isteminde bulunmuştur. Denizlerimizi talan etmiş, kıyılarımıza asker yığmış, kentlerimizi yakıp yıkmış ve hemşehrilerimizi öldürmüştür. Benzerine barbarlık zamanlarında bile rastlanmayan, hele uygar bir ulusun başkanına hiç mi hiç yakışmayan, gaddarlık ve sadakatsizlikle başlattığı, “Ölüm, Askerileşme ve Tiranlık” adlı eserini tamamlayabilmek için, yakınlarda yabancı paralı askerlerden kurulu büyük bir ordu kurmuştur. Ya cellatların ellerine düşmemek için ya da onlarla dostça geçinebilmek için olsa gerek, açık denizde yakalanan yurttaşlarımızı kendi ülkelerine karşı savaşmaya zorlamıştır. Aramızda ayaklanmalar çıkarmış ve sınır bölgelerinde oturan, savaş yöntemleri; bilindiği gibi yaş, cinsiyet ya da hal gözetmeksizin herkesi kesip biçmek olan, merhametsiz Kızılderili vahşileri bize karşı kışkırtmayı denemiştir. Bu baskının her evresinde yapılan haksızlıkların düzeltilmesini en hakirane bir biçimde talep ettik. Durmadan yinelediğimiz ricalarımızın karşılığı, durmadan yinelenen haksızlıklar oldu. Ancak bir tirandan beklenebilecek davranışlarla karakterini belli eden bir Monark, özgür bir halkı yönetme işine uygun olamaz.

111


Britanyalı kardeşlerimize karşı da saygıda kusur etmiş değiliz. Zaman zaman onları, yasa koyucuların üzerimizde haksız bir yönetim kurma girişimleri konusunda uyardık. Buraya hangi koşullar altında göç edip, yerleştiğimizi anımsattık onlara. Doğal adalet ve alicenaplık duygularına seslenerek aramızdaki ırk bağları dolayısıyla, bu zorbalıkları kınamalarını rica ettik. Çünkü bu zorbalıkların, aramızdaki bağlantıları ve ilişkilerimizi bozması kaçınılmaz bir şeydi. Ama onlar da adaletin ve kan bağımızın feryatlarına kulaklarını tıkadılar. Bunun için artık, onlardan ayrılmamız gerektiği sonucuna boyun eğmek ve onları da, insanlığın geri kalan kısmı gibi, savaşta düşman, barışta dost kabul etmek zorundayız. Bu yüzden, Genel Kongre halinde toplanan biz A.B.D. temsilcileri, görüşlerimizin doğruluğuna, dünyanın en yüce Yargıcı’nı tanık tutarak, bu kolonilerin halkından aldığımız yetkiyle, onların adına, Birleşik kolonilerin özgür ve bağımsız devletler olduklarını ve bunun hukuken böyle korunacağını; Büyük Britanya Krallığı’na karşı her türlü yükümlülükten kurtulmuş olduklarını; bu kolonilerle Büyük Britanya Devleti arasındaki her türlü siyasal ilişkilerin sona erdirildiğini ve bunun böyle kalacağını; özgür ve bağımsız devletler olarak, savaş açmak, barış ilan etmek, antlaşmalar yapmak, ticareti düzenlemek ve diğer tüm bağımsız devletlerin yapabileceği her şeyi yapmak hakkına sahip olduklarını resmen açıklar ve ilan ederiz. Ve bu bildirinin korunması için, Tanrı’nın inayetine tam bir güvenle, yaşamlarımız, servetlerimiz ve en kutsal varlığımız olan onurumuz üzerine ant içeriz. (*) https://tr.wikisource.org/wiki/Amerikan_Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C 4%B1k_Bildirgesi

Ek-5 Amerikan Haklar Bildirgesi (15 Aralık 1791) (*)

Pek çok yurttaşın, ABD Anayasası ile yeni kurulan merkezi hükümetin normalden fazla güce sahip olacağından korkması nedeniyle, ifade, basın, din 112


hürriyetleri ile diğer temel hakları koruyan değişiklikler teklif edildi. Bu değişikliklerden on tanesi kabul edildi. Bugün onlar Haklar Bildirgesi olarak bilinir. Değişiklik I Kongre, bir din kurumu onaylayan veya serbest ibadeti yasaklayan ya da ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü kısıtlayan veya halkın barış içinde toplanma ve şikâyete neden olan bir halin düzeltilmesi için hükümetten talepte bulunma hakkını kısıtlayan herhangi bir yasa yapmayacaktır. Değişiklik II Düzenli bir milis gücü, hür bir eyaletin güvenliği için zorunlu olduğundan, halkın silah bulundurma ve taşıma hakkı ihlal edilmeyecektir. Değişiklik III Hiç bir asker, barış zamanında ev sahibinin rızası olmadan, savaş zamanında da yasanın belirlediği şekle uyulmadan, bir eve yerleştirilmeyecektir. Değişiklik IV Kişileri, üstlerinin, evlerinin, belgelerinin ve eşyalarının gereksiz aranması ve bunlara el konulmasına karşı koruyan haklar ihlal edilmeyecek ve bu yetkiyi veren müzekkere mutlaka muhtemel bir nedene dayanacak, yemin ve beyanla desteklenecek ve aranacak yeri, tutuklanacak kişi ile el konacak eşyaları özellikle belirtecektir. Değişiklik V Savaş veya kamuya yönelik tehdit sırasında kara ve deniz kuvvetlerinde, ya da görevde bulunan milis kuvvetlerinde ortaya çıkacak davalar dışında, hiç kimse Yüce Jüri tarafından hazırlanan suç duyurusu veya iddianamesi olmadan ağır veya hafif bir suçtan sorumlu tutulmayacak; hiç kimse, aynı suç nedeniyle iki 113


kere, hayati tehlike ile karşı karşıya bırakılmayacak; herhangi bir ceza davasında kendi aleyhinde tanıklık yapmaya zorlanmayacak ve yasal gerekler yerine getirilmeden, yaşam, özgürlük veya malından yoksun bırakılamayacak; özel mülk, adil bir tazminat ödenmeden kamulaştırılamayacaktır. Değişiklik VI Bütün ceza davalarında sanık, suçun işlendiği eyalet ve daha önce yasaca saptanacak bölgenin tarafsız bir jürisi tarafından, hızlı ve kamuya açık yargılanmak, suçlamanın türü ve nedeni konusunda bilgi sahibi olmak; kendi aleyhindeki tanıklarla yüzleşmek; kendi lehinde tanıklar sağlamak için tanıkların mahkemeye celp edilmesi ve savunma için bir avukattan yardım alma hakkına sahip olacaktır. Değişiklik VII Anlaşmazlık konusu miktarın yirmi doları aştığı genel örf ve adet hukuku davalarında, bir jüri tarafından yargılanma hakkı saklı kalacak ve jüri tarafından yargılanan bir olay, Birleşik Devletlerin herhangi bir mahkemesinde, örf ve adet hukuku kuralları dışında, yeniden görülmeyecektir. Değişiklik VIII Çok yüksek kefalet istenmeyecek, aşırı para cezaları konmayacak, insafsız ve olağandışı cezalar verilmeyecektir. Değişiklik IX Belirli hakların Anayasa’da sıralanmış olması, halkın diğer haklarının reddedilmesi veya küçümsenmesi olarak yorumlanmayacaktır Değişiklik X

114


Anayasa tarafından Birleşik Devletlere verilmeyen veya Anayasa tarafından eyaletlere yasaklanmayan yetkiler, eyaletlere veya halka aittir. (*) http://photos.state.gov/libraries/adana/30145/publications-otherlang/TURKISH.pdf

Ek-6 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (1789) (*)

Millet Meclisi’ni oluşturmak üzere toplanan Fransız halkı temsilcileri, halkın uğradığı felaketlerin ve yönetimdeki yolsuzlukların başlıca nedeninin insan haklarına ilişkin bilgisizlik, kayıtsızlık veya itaatsizlik olduğunu göz önünde bulundurarak, insanın doğal, devredilemez ve kutsal haklarını resmi bir bildiri halinde belirtmeye karar vermiştir. Böylece bu bildiri, toplumun tüm üyeleri için sürekliliğini koruyarak, fertleri hakları ve görevleri hakkında sürekli olarak bilinçli tutabilir, gerek yasama gerekse yürütme erklerinin yasalarını siyasi kurumlarının bütünün hedefleri doğrultunda oluşturmakla yükümlü kılarak daha saygın bir hale getirebilir ve vatandaşların taleplerinin bundan böyle basit ve bilindik ilkelere dayanarak anayasanın korunmasına ve genel refahın sürdürülmesine daha çok katkıda bulunabilir. Sonuç olarak, Millet Meclisi, Yüce Tanrı’nın huzurunda ve himayesinde aşağıdaki insan ve yurttaş haklarını tanımakta ve ilan etmektedir: Madde I: İnsanlar, özgür ve eşit haklarla doğar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar ancak kamu yararına dayandırılabilir. Madde II: Bütün siyasal birliğin amacı, insanın doğal ve daimi haklarını korumaktır. Bu haklar, özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı direnme haklarıdır. Madde III: Egemenlik ilkesi esas olarak ulustadır. Hiçbir kuruluş veya hiçbir birey açıkça ulustan kaynaklanmayan bir yetkiyi kullanamaz.

115


Madde IV: Özgürlük, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmeyi kapsar. Böylece her kişinin doğal haklarının kullanımı, toplumun diğer üyelerinin aynı haklardan yararlanmalarını sağlayan sınırlar dışında hiçbir sınıra sahip değildir. Bu sınırlar ise ancak yasa ile belirlenebilir. Madde V: Yasa haklı olarak ancak toplum için zararlı eylemleri yasaklayabilir. Yasanın yasaklamadığı bir şey engellenemez ve hiç kimse yasanın gerektirmediği bir şeyi yapmaya zorlanamaz. Madde VI: Yasa, genel iradenin ifadesidir. Tüm yurttaşların gerek bireysel olarak, gerekse temsilcileri aracılığı ile yasanın oluşturulmasına katılma hakları vardır. Yasa herkesi aynı şekilde korumalı veya cezalandırmalıdır. Yasa önünde eşit olan tüm yurttaşlar, kapasitelerine göre ve erdemleri ile yetenekleri dışında hiçbir ayrım gözetmeksizin her türlü kamu görevi, rütbe ve makamlarına eşit olarak kabul edilirler. Madde VII: Yasanın belirlediği durumlarda ve yasanın öngördüğü şekiller dışında hiçbir kişi suçlanamaz, tutuklanamaz veya alıkonamaz. Keyfi emirleri teşvik edenler, keyfi emirler verenler, bunları uygulayanlar ya da uygulatanlar cezalandırılır. Ancak yasaya uygun olarak yakalanan, yasaya uymaya çağrılan her yurttaş anında itaat etmelidir, direnirse suçlu olur. Madde VIII: Yasa ancak açık ve zorunlu olarak gerekliliği beliren cezaları koymalıdır ve bir kimse ancak suçun işlenmesinden önce kabul ve ilan edilmiş olan ve usulüne göre uygulanan bir yasa gereğince cezalandırılabilir. Madde IX: Her insan suçlu olduğuna karar verilinceye kadar masum sayılacağından, tutuklanmasının zorunlu olduğuna karar verildiğinde, yakalanması için zorunlu olmayan her türlü sert davranış yasa tarafından ağır biçimde cezalandırılmalıdır. Madde X: Hiç kimse inançları nedeniyle, bunlar dini nitelikteki inançlar olsa bile, bu inançların açıklanması, yasayla kurulan kamu düzenizi bozsa da tedirgin edilmemelidir. 116


Madde XI: Düşüncelerin ve inançların serbest iletimi, insanın en değerli haklarındandır. Bu nedenle her yurttaş serbestçe konuşabilir, yazabilir ve yayınlayabilir, ancak bu özgürlüğün yasada belirlenen kötüye kullanılması hallerinden sorumlu olur. Madde XII: İnsan ve yurttaş haklarının güvenliği bir kamu gücünü gerektirir, bu nedenle bu güç herkesin yararı için kurulmuştur, yoksa bu gücün emanet edildiği kişilerin özel çıkarları için kurulmamıştır. Madde XIII: Kamu gücünün devamını sağlamak ve idarenin masraflarını karşılamak için herkesin vergi vermesi kaçınılmazdır. Vergi, tüm yurttaşlar arasında olanakları oranında eşit olarak dağıtılır. Madde XIV: Tüm yurttaşların bizzat ya da temsilcileri aracılığı ile verginin gerekliliğini belirlemeye, vergilemeyi serbestçe kabul etmeye, vergi gelirlerinin kullanılmasını gözlemeye ve verginin miktarını, matrahını, tahakkuk biçim ve süresini belirlemeye hakkı vardır. Madde XV: Toplumun tüm kamu görevlilerinden görevleriyle ilgili olarak hesap sorma hakkı vardır. Madde XVI: Hakların güven altına alınmadığı, kuvvetler ayrılığının yapılmadığı bir toplumda Anayasa yoktur. Madde XVII: Mülkiyet dokunulmaz ve kutsal bir hak olduğu için yasa ile belirlenen kamu ihtiyacı açıkça gerekmedikçe ve adil ve peşin bir tazminat ödenmedikçe kimse bu haktan yoksun bırakılamaz. (*) http://www.dusuncetarihi.com/makale/insan-ve-yurttas-haklari-bildirisi1789.html

117


Ek-7 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948) (*)

Önsöz İnsanlık topluluğunun bütün üyelerinde bulunan onurun; eşit ve başkasına aktarılamaz hakların tanınması, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu, İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesi insanlık vicdanını isyana yönelten zorbalıklara yol açmış olduğu ve insanları korku ve yoksulluktan kurtulmuş, söz ve inanç özgürlüğüne kavuşmuş bir dünya kurulması insanoğlunun en yüksek ideali olarak ilan edilmesi olduğu, İnsanın baskıya, baskı yönetimine karşı son çözüm olarak ayaklanmak zorunda kalmaması için, insan haklarının bir hukuk düzeniyle korunması bir zorunluluk olduğu, Devletler arasında dostça ilişkilerin geliştirilmesi zorunlu olduğu, Birleşmiş Milletleri Halkları Antlaşma'da, insanın temel haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan inançlarını bir kez daha açıklamış oldukları ve toplumsal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir özgürlük içerisinde, daha iyi yaşam koşulları oluşturmaya karar verdiklerini bildirmiş bulundukları, Üye devletler, Birleşmiş Milletler örgütü ile işbirliği yaparak, insan haklarına ve temel özgürlüklere bütün dünyaca saygı gösterilmesinin sağlanmasını üstlenmiş oldukları, Bu hak ve özgürlüklerin herkesçe özdeş biçimde anlaşılması, yukarıdaki üstlenmenin yerine getirilmesi açısından çok büyük önem taşıdığı için, Genel Kurul

118


Toplumun her bir birey ve her bir organının, bu Bildirge'yi her zaman göz önünde tutarak, söz konusu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmek için eğitim ve öğretim yoluyla ve gerek üye devletlerin halkları arasında, gerek üye devletlerin yönetimi altındaki bölgelerin halkları arasında bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin biçimde benimsenmesi ve uygulaması için giderek gelişen ulusal ve uluslararası önlemler aracılığıyla harcayacağı çabalarda bütün halklar ve devletler için ortak standart olarak işbu Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'ni ilan eder. Madde 1: Bütün insanlar özgür; onur ve hakları yönünden eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar. Madde 2: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da her hangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin bu Bildirge'de açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Bundan başka, ister bağımsız ülke uyruğu olsun, isterse bağımlı, özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke uyruğu olsun, bir kişi hakkında, uyruğu bulunduğu devlet ya da ülkenin siyasal, adli ya da uluslararası durumu bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir. Madde 3: Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır. Madde 4: Hiç kimse köle ya da kul olarak kullanılamaz; kölelik ve köle alım satımı her türlü biçimiyle yasaktır. Madde 5: Hiç kimse işkenceye ya da acımasız, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ya da muameleye uğratılamaz. Madde 6: Herkes, nerede olursa olsun, kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir. Madde 7: Yasa önünde herkes eşittir ve herkes ayrım gözetilmeksizin yasanın koruyuculuğundan eşit olarak yararlanma hakkını taşır. Herkesin, bu 119


Bildirge'ye aykırı her türlü ayrıma ve bu tür ayrım gözetici işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır. Madde 8: Her kişinin, kendisine Anayasa ya da yasa ile tanınan temel haklara aykırı işlemlere karşı ilgili ulusal mahkemelerin etkin koruyucu önlemlerinden yararlanma hakkı vardır. Madde 9: Hiç kimse, keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz, sürülemez. Madde 10: Herkes, haklarının ve ödevlerinin ya da kendisine yöneltilen ve ceza niteliği taşıyan herhangi bir suçlamanın saptanmasında, davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemece, tam bir eşitlikle, adil ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir. Madde 11: (1) Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün güvencenin sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile yasaca suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır. (2) Hiç kimse, gerçekleştiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan eylem ya da ihmalden dolayı mahkum edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Madde 12: Hiç kimse, özel yaşamı, ailesi, konutu ya da yazışması konularında keyfi müdahaleye, onuruna ve adına karşı saldırıya uğrayamaz. Herkesin, bu müdahale ve saldırılara karşı yasa ile korunmaya hakkı vardır. Madde 13: (1) Herkes, herhangi bir devletin sınırları içinde özgürce dolaşma ve oturma hakkına sahiptir. (2) Herkes, kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılma ya da kendi ülkesine yeniden dönme hakkına sahiptir. Madde 14: (1) Herkesin, zulüm karşısında, başka ülkelere sığınma hakkı vardır. 120


(2) Bu hak, adi bir suçla ya da Birleşmiş Milletler ilke ve amaçlarına aykırı eylemlerle ilgili kovuşturmalar halinde, ileri sürülemez. Madde 15: (1) Herkesin bir yurttaşlığa hakkı vardır. (2) Hiç kimse, yurttaşlığından ya da yurttaşlığını değiştirme hakkından keyfi bir biçimde yoksun bırakılamaz. Madde 16: (1) Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, ırk, uyruk ya da din bakımından hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Söz konusu kişiler, evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit haklara sahiptirler. (2) Evlenme ancak, evleneceklerin özgür ve tam rızası ile gerçekleştirilebilir. (3) Aile toplumun doğal ve temel öğesidir ve toplum ve devletçe korunur. Madde 17: (1) Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla birlikte mal ve mülk edinme hakkı vardır. (2) Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılamaz. Madde 18: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak din ya da inanç değiştirme; dinini ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak öğretim, uygulama, tapınma ve anma bağlamında açığa vurma özgürlüğünü içerir. Madde 19: Herkesin düşün ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır; bu özgürlük düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düşünceleri her araçta arama, elde etme ve yayma hakkını içerir. Madde 20: (1) Herkesin barışcıl biçimde toplanma ve dernek kurma özgürlüğü vardır. (2) Hiç kimse bir derneğe girmeğe zorlanamaz. 121


Madde 21: (1) Herkesin, doğrudan ya da özgürce seçilmiş kişiler aracılığıyla ülkesinin kamu yönetimine katılma hakkı vardır. (2) Herkes ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. (3) Halkın iradesi, hükümet erkinin temelidir; bu irade, gizli ya da buna denk bir yöntemle yapılacak ve genel ve eşit oy verme yoluyla gerçekleşecek olan dönemsel ve dürüst seçimle belirir. Madde 22: Her kişinin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe; onuru için ve kişiliğinin özgürce gelişmesi için zorunlu olan ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların, ulusal çaba ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütleriyle ve kaynaklarıyla orantılı olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır. Madde 23: (1) Herkesin çalışmaya, işini özgürce seçmeye, adil ve elverişli çalışma koşullarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır. (2) Herkesin hiçbir ayrım gözetilmeksizin, eşit çalışma karşılığı eşit ücrete hakkı vardır. (3) Çalışan herkesin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna uygun bir yasayış sağlayan, gerekirse her türlü sosyal güvenlik araçlarıyla da desteklenen bir ücrete hakkı vardır. (4) Herkesin, çıkarlarının korunması için başkaları ile birlikte sendika kurmaya ve kurulu bir sendikaya katılmaya hakkı vardır. Madde 24: Herkesin, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve belirli aralıklarla ücretli izin dahil olmak üzere, dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme hakkı vardır. Madde 25: (1) Herkesin gerek kendisi, gerek ailesi için yiyecek, giyecek, konut, sağlıksal bakım, gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere sağlığına ve esenliğine uygun bir yaşam düzeyine; işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, 122


yaşlılıkta ya da geçim olanaklarından kendi iradesi dışında yoksul kaldığı başka durumlarda, güvenliğe hakkı vardır. (2) Analık ve çocukluk özel bakım ve yardım hakkı doğurur. Bütün çocuklar, ister evlilik içinde, ister evlilik dışında doğsunlar, eşit sosyal güvenlikten yararlanırlar.

Madde 26: (1) Herkesin eğitim hakkı vardır. Eğitim hiç olmazsa ilk ve temel eğitim evrelerinde parasız olmalıdır. İlk eğitim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitimden herkes yararlanabilmeli ve yüksek öğretim, başarıya göre, herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır. (2) Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan haklarıyla temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaç olarak almalıdır. Eğitim bütün uluslar, ırklar ve dini topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu güçlendirmeli ve Birleşmiş Milletler'in barışın sürdürülmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir. (3) Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türü için öncelikli seçme hakkına sahiptir. Madde 27: (1) Herkes, toplumun kültürel etkinliklerine özgürce katılma, güzel sanatları tatma, bilim alanındaki ilerlemelerden ve bunların nimetlerinden yararlanma hakkına sahiptir. (2) Herkesin, sahibi bulunduğu her türlü bilim, yazın ya da sanat yapıtlarından kaynaklanan ahlaki ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır. Madde 28: Herkesin, bu Bildirge'de yer alan hak ve özgürlüklerin tam olarak uygulanmasını sağlayacak bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır. Madde 29: (1) Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak sağlayan topluluğa karşı ödevleri vardır. 123


(2) Herkes, haklarını kullanmak ya da özgürlüklerinden yararlanmak konusunda, salt başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla ve demokratik bir toplumda törenin, düzenin ve genel esenliğin haklı gereklerini karşılamak için yasa ile saptanmış olan sınırlamalara bağlıdır. (3) Bu hak ve özgürlükler, hiçbir biçimde, Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz. Madde 30: Bu bildirgenin hiçbir unsuru, içinde açıklanan hak ve özgürlüklerin bir devlet, topluluk ya da bireyce ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir etkinlik ya da girişime hak verir biçimde yorumlanamaz. (*)http://www.hatay.gov.tr/insan-haklari-evrensel-bildirgesi

124

Profile for Anıt Baba

Dünden Bugüne İnsan Hakları  

Yazan: Anıt Baba - İnsan Hakları kavramını ve mücadelesini tarihsel gelişim süreci içinde ele bu kitap özellikle İnsan Haklarına ilişkin özl...

Dünden Bugüne İnsan Hakları  

Yazan: Anıt Baba - İnsan Hakları kavramını ve mücadelesini tarihsel gelişim süreci içinde ele bu kitap özellikle İnsan Haklarına ilişkin özl...

Profile for anitbaba
Advertisement