Issuu on Google+


Terry Eagletcm ingiltere'de Lancaster ve ABD'de Notre Dame üniversitelerinde İngiliz Edebiyatı Profesörü­ dür. Dublin'dc yaşamaktadır.

Yazarın Tiirkçede yayınlanmış eserlerinden bazıları şunlardır:

Kuramdatı Sonra (Literatür, 2004),

Postmo­

(Ayrıntı, 1999), ide­ oloji (Ayrıntı, 2005), Azizler ve Alimler (Agora, 2003). dernizmin Yanı/Jamalarr


E•erin

Orijinal A<k

\llhy Mar:t w... Rig}ıı (Yole University Pr.,.,, New Haven & london. lO ll)


MARX NEDEN HAKLIYDI? Terry Eagleton 1rıgilizctderı Çeviren Oya Köymen


Yordam Kitap: 132 • Marx Neden Hakhydr? • Terry l(ııgleıon ISBN-978-605-5541-35-4 •

Çtvtri: Oya Köymen • Dtiullm.: Nurten Tuç

Kılpak ve 4 Tasarım: Sav� Çekiç • Sayfa Dilzml: Göniil Göner

Blri•ıcl Basım: MayıJ 2011

Yayın l"cmeımeni: Hayri E.rdı;ıji;an

Q Yalc University, 2011 O Yonlam Kitap, 2011

(Bu kiıobın }-.ı.yrn hokları Ana!Oii.ol11 liJ'O<ılı�ıylo ulın�ır) Yordıım Ki18p Ba&ın ve YByın Tic. Lıd. Şıi. Çaıal�cşme Sokağı No: 19 Kat: 3

Catıa!oeiu 34110 Istanbul

T: 0212 528 Illi OF: 0212 52S 19 09 W: www. yordamkltap. ccım E: lnfO@yordamkitııp. rom

Baııkı: Pasifik Ofoel Baba

1� Merkezi

Haramidere- Istanbul Tel: 021Hl21777


MARX NEDEN HAKLIYDI?


Dom

ve

Hadi'ye


İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ.

ı1

RİR

ıs

i Kİ

27

ÜÇ

47

DÖRT

81

BEŞ

t25

ALTI

147

YEDi

ısı

SEKİZ

201

DOKUZ

219

ON

' 235

SONUÇ.

263

DİZİ N

265


ÖN SÖZ

Bu kttabm özü çarpıcı bir düşünceden

k�ynaklamyor:

Ya Marx'ın eserlerine ka r şı yapılan çoğu tanıdık itirazlar yanlışsa? Ya da en azından tümüyle olmasa bile çoğu öy­ leyse? Bu Marx'ın hiç hata yapmadığını iddia etmek anlamı­ na gelmez. Ben, sofuca her şeyin eleştiriye açık olduğuna inandığı nı söyleyip, Marx'la ilgili üç temel eleştirisi sorul­ duğunda büyük bir sessizliğe gömülen tür sakulardan de­ ğilim. Bazı düşünceleriyle ilgili benim de tereddütlerimin olduğu bu kitapta açıkça görülebilir. Ama kendini Mark­ sist olarak tanımlamayanlar bakımından çoğu zaman önemli konularda haklıydı . Hiçbir Freudcu, Fre ud un hiç '

yanılmadığını ya da hiçbir Alfred Hitchcock hayranı, us­ tasının film senaryosunun her sat ırı nı ya da her kare s ini savunmaz. Ben Marx'ın düşüncelerini mükemmel olarak değil, inandırıcı, mantıklı açıklamalar olarak sunacağım. Bunu gö sterm ek için önem sırasına bakmaksızın Marx'a

karşı yapılan on stan dar t eleştiriyi ele alıp, her birini teker teker çürütmeye çalışıyorum. Bu s üreçte onun eserlerine


12

Terry Eagleton

ı

aşi na olmay a nl a r için açık ve kolayca kavranabilecek bi­

çim d e düşüncelerine bir giriş yapmayı da amaçlıyorum.

Komünist

Manifesto "1 9.

yüzyılda yazıl m ış olan en et­

kileyici metin" olarak tanımlanmıştır. 1 Devlet adamları, bilim insanları, askerler, din adamları ile karşılaştırıldı­ ğında çok aı düşünür g e rçek tarihin seyrini bu metnin yazan kadar kesin biçimde etkileyebilmiştir. Kartez­

yen devletler, Platoncu gerilla savaşçıl a r ı ya da Hegelci sendikalar yoktu r. Marx'ın amansız eleştirmenleri bile onun, tarih

anlayışımızı dönüştürdüğünü inkar etmez.

Anti-sosyalist düşünür Ludwig von Mises, sosyalizmi "tarihte o zamana ka dar görülen en güçlü reform hare­ keti, in sa n l ı�ın bir kesimiyle sı n ırlı olmayan ama bütün ırklar, halklar, dinler ve uygarlıklarca d e steklenen bir i deolojik akım" olarak tanımlar.� Gene de kapitalizmin tarihin kaydettiği en yıkıcı krizlerinden birinin girda­ bındayken, Ma rx'ın ve teorilerinin sali m en gömülebi­ leceğine dair ortalıkta tuhaf bir görüş var. Çoktan beri bu sistemin, siyaseten tavizsiz ele şt i ri si ni yapan, teorik olarak son derece zengin olan Marksizm, şimdi ka yıt­ sızlıkla en eski ça ğlara gönderiliyor. Bu kriz, en azından "modern ça�", "sanayi toplumu" ya da "Batı" gibi utanga ç takma adlarla gizlenen "kapitalizm" sözcüğünü yeniden güncel hale getirdi. insanlar ı

Peter Osborne.

2

Aktaran

kapitalizm hakkmda konuş-

The Commımist Manifcsto Now: Socialisı Re.gister, Leo (New York, I 998 ), s. 190.

Panic:h ve Colin I.eys (ed) içinde

Robin Blackburn, "Fin de Si�cle: Sociallsm after the

New Left Revıew, nu 185

(Ocak-Şuba\ \991), s. 7.

Crash':


Marx

Nec/en HcıkltydtJ

1

maya başlarsa, kapitalist sistemin zorda olduğunu söyle­ yebilirsiniz. Bu artık sisternin soluduğurnuz hava kada-r doğal bir şey olmaktan çıktığını göstermek yerine tarih­ sel olarak yeni bir hadise olduğuna işaret eder. Dahası herhangi bir şey doğmuşsa her zaman ölebilir de. Bu ne­ denle toplumsal sistemler her zaman kendilerini ölüm­ süz olarak sunarlar. Tehlikeyi atlatnıış olma heyecanı ise daha çok yeniden vücudunuzun farkında olmanızı sağ­ lar; toplumsal yaşamın bünyesinin ne olduğu da ancak bozulmaya başladığında hissedilebilir. Kapitalizm olarak bilinen tarihselnesneyi tanımlayan ilk kişi Marx'tı; kapi­ talizmin nasıl doğduğunu, hangi yasalarla çalıştığını ve nasıl sonunun getirilebileceğini gösterdi. Newton nasıl yerçekimi yasası olarak bilinen görünmez güçleri keşfet­ tiyse ve Freud bilinçaltı olarak bilinen gözle görüleme­ yen olgunun işleyişini açığa çıkardıysa, Marx da günlük yaş amımızda fark edilemeyen kapitalist üretim biçimi­ nin gerçek yüzünü ortaya koydu. Bu kitapta, ahlaki ve kültürel eleştiri olarak Marksizm

hakkwda çok az şey söylememin nedeni, bunların ge­ nellikle Marx'a karşı yapılan itirazlar arasında olmaması; dolayısıyla da kitabın düzenine uymarnasıdır. Bununla birlikte bu alanlardaki Marksist eserlerin olağanüstü zen­ gin ve bereketli bir külliyat oluşturması bile bana göre, insanın Marksist mirasa yaslanması için başlı başına bir nedendir. Yabancılaşma, sosyal yaşarnın "metalaşması", açgözlülük, saldırganlık, anlamsız hedonizm ve artan ni­ hilizm kültürü, insanın varoluşundan beri sürekli anlam

13


14

1 Terrıl Eagleton de�er kanamasına maruz kalmasıdır. Bu sorularla ilgili olarak ciddi biçimde Marksist geleneğe borçlu olmayan

ve

aklı başında bir tartışmaya rastlamak güçtür.

Feminizmin ilk yıllarında iyi

niyetli

ol salar bile bazı

sakar erkek yazarlar "Ben erkekler dediğimde tabii 'er­ kekleri ve kadınları· kastediyorum· derlerdi. Ben de ben­ '

'

ur bir anlayışla, Marx dediğimde genellikle Marx ve

Engels ten söz ettiğimi belirtmeliyim. Ama ik1sinin ara­ '

sındaki ilişki de ayrı

bir konu.

Bu kitabın ilk halini okuyup değerli eleştiri ve öneri­ lerde bulunan Alex Callinicos, Philip Carpenter ve Ellen

Meilcsins Wood•a minnettarım.


BİR

Marksizm bitti. Onun fabrikalar

ve

yiy e cek isyan/arı,

kömür madencileri, baca temizleyidlerf, yaygın sefafet ve emekçi sınıfların yoturı

o ld uğ u

bir dünyaya biraz

uygun düftilkü akla yakı n gelebilir. Ama kuşkusuz

böyle bir durumun, gidere k hızla sınıfsız bir topluma dönüşen, sosyal akışkanlığı oları gün üm üzün post­

sanayi Batı toplum/arıyla hiç ilgisi yoktu r Marksizm. .

dünyarı m

temelli

olarak

değiştiğini

görmeyerek

yanıları ya da görmekten korkan, her iki anlamda da, son d ere ce inatçı kişi/erin inancıdır.

Ma rksizmin bittiği muhtemelen her yerde Marksistle­ rin kulağına çalına n bir müzik tir. Onlar yürüyüşleri ve

grev

gözcülüğü yapmayı bırakabilirler; akşam saatlerinde

bir başka sıkıcı komite toplantısına katılmak yerine ke­ derli ailelerinin bağrma dönmenin zevkini tadabilirler. Marksistler her şeyden çok Marksist olmaya gerek kal­ mamasını isterler. Bu bakımdan Marksist olmak Budist ya da milyarder olmaya benzemez. Marksist olmak daha

çok doktor ol m aya benzer. Doktorlar inatçı, ke ndi kuyu-


16

1

Terry Eagleton

larını kazan yaratıklardır; hastaları iyileştirip kendilerine ihtiyaç kalmayınca işsiz kalırlar. Benzer biçimde siyasi radikallerin amacı da görevlerini başardıktan sonra ar­ tık onlara ihtiya ç kalmamasıdır. Bundan sonra sahneden ç.ekilmekte, Gue>'era afişlerini yakmakta, uzun zamandır ihmal ettikleri çellolarını ellerine almakta ve Asya Üretim Biçimi yerine daha çekici şeyler konuşmakta özgür olabi­ lirler. Eğer yirmi yıl sonra hAl� Marksistler ya da feminist­ ler varsa bu üzücü

bir

man zara olacaktır. Marksizmin ke­

sinlikle duruma bağlı, geçici bir anlamı vardır; bu nedenle bütün kimliAini ona bağlaya n birisi temeli kavr ayamamış demektir. Marksizmden sonra bir hayat o lduğ u Marksiı­ .

min en önemli noktasıdır. Başka bakımlaJdan cazip olan bu görüşün yalnızca bir sorunu var. Marksizm kapitalizmin eleştirisidir -şimdi­

ye kadar ortaya konan kapitalizm eleştirileri arasında en inceden ineeye araştıranı, en titizi ve kapsayıcısıdır. Aynı zamanda yalnızca böyle bir eleştiri dünyanın büyük bö­

lümünü dönüştürmüştür. Bundan da şu çıkar: Kapitalizm

var oldukça Marksizm de var olmalıdır. Sadece hasmını emekli edebildiğinde. kendisi de emekli olabilir. En son görünümüne göre kapitalizm her

zamanki

gibi hakkını

savunmayı sürdürmektedir. Günümüzde Ma r ksizmin çoğu eleştirmeni bu no kta

·

yı tartışma konusu yapmamaktadır. Onların iddiası daha ziyade Marx'ın yaşadığ ı dönemden bu yana kapitalizmin neredeyse tanınmaz bir biçimde değiştiği ve bu nedenle


Marx Neden Hakliydil

onun düşüncelerinin geçerli olrnadığıdır. Bu iddiayı daha

ayrıntılı incelemeden önce, Marx'ın da, sorguladı ğı siste­ min sürekli değişen

doğasını n farkında olduğuna işaret

edelim. Sermayenin ticari, tarımsal, endüstriyel,

tekelci,

mali, emperyal gibi değ işi k tarihsel bi çimlerine ilişkin kavramları Marx'a b orçluyuz Bu nedenle yakın on yıllar­ .

da kapitalizmin biçim değiştir mesi , özü d e ğ işim le r olan bir teorinin niçin kötülenmesine vesile olsun? Bunun yanı sıra Marx'ın kendisi de i şç i sınıfının azalacağını ve beyaz yakalı işlerde hızlı bir yükseliş olacağını öngörmüştü. Bu konuyu az sonra ele alacağız. Marx aynı zamanda küre­ selleşme denen

olguyu da öngörmüştü

-

düşüncelerinin

arkaik ol duğu söylenen birisi i çin tuhaf bir durum olsa

gerek. Bununla birlikte belki de Marx:'m "arkaik'' niteliği onu bugün

hala geçerli kılmaktadır. Hızla Vi ctoria dönemi

eşitsizlikler düzeyine geri dönen kapitalizmin taraftarla­ rınca Marx gü ncel l i ğ ini yitirmiş olmakla suçlanmaktadır. 1976'da Batı'da pek çok insan Marksizmin akla yatkın iddiaları o ldu ğ unu düşünüyordu. 1 986' ya gelindiğinde bunlardan birçoğu böyle düşünmemeye b aşladı.

Bu arada

tam da ne oldu? Bu insan lar şimdi yeni yürümeye başla­ yan çocuk y ı ğınlar ının altı na mı gö m üld ü? Dünyayı sar­ san yeni bir araştırınayla Marks ist teorinin maskesi düşü­ mu

' kanıtlandı yoksa? Marx ın bütün

bunların şaka ol d u ğ un u

yazdığı çoktandır kayıp bir müs­

rü l erek sahte olduğu

veddesine mi rastlamıştı k? Marx'ı n para karşılığında ka­

pitalizmin h izmet in de olduğunu dehşete düşerek keşfet-

17


18

1

Terry Eaqleton

memiştik. Çünkü öteden

beri böyle bir şeyin olmadığını

hiliyorduk. Friedrich Engels'in babasının Salford'da sahip olduğu Ermen ve E n gels tekstil fabrikası olmasaydı sü­ rekli yoksu l luk içindeki Marx, tekstil ima latç ı i a n na karşı yaptığı tartışmalan

kaleme ala cak kadar yaşamayabilirdi.

Söz konusu dönemde gerçekten bir şey oldu. 1 970'le­ rin ortasından s on ra Batı sistemi yaşamsal değişiklikler geçi rdi

.

1

Geleneksel sanayi imalatından, «post-sanayi" tü­

ketim kül t ürüne iletiş im ve bilgi teknolojilerine ,

ve hiz­

met sektörüne bir kayma oldu Küçük ölçekli, tek mer­ .

kezden idare e dilm eyen çok yönlü ve hiyerarşik olmayan ,

işlet meler gündeme sın ıfı vahşi

geldi. Piyasalar kuralsızlaştırıldı; işçi

bir yasal ve siyasal saldırıyla karşı karşıya

kaldı. Geleneksel sınıfsal bağlılıklar zayıflarken yöresel c i ns iyetç i

,

ve etnik kimliklerin ısrarla üstünde durulmaya

başlandı S iya set gi derek .

daha çok kandırmaya ve mani­

pülasyona dayanır oldu. En hazır karların peşinde koşaıı bir avuç uluslar üstü şi rket bütün yeryüzünde malları

dağıtıp, yatırım ya

­

parken yeni bilgi te knoloj i leri de artan globalleşınede önemli bir rol oynadı. imalat sanayisinin önemli bir bö­ lümü ucuz işgüc ünün bulunduğu "geri kalmış" dünyada iş yap tırm a y a başladı; bundan da bazı dar görüşlü Batılı­ lar, ağır sanayinin yeryüzünden büsbütün silindiği sonu1

Gerçi Alex Calliniços gibi Marksistlerin bu değişimierin ne kadar ya­

var. Bkz. Against Postmodernism (Postmodernizme Hayır Marksist Bir

şamsal olduğu konusunda kuşkuları (Cambridge,

1985).

Bölüm S.

Ele�tiri, çev. Şebnem Pala, Ayraç Yayınları. 2001.)


Mr;ırx NPden Hakhydi?

1 19

cunu çıkardı . Kitlesel uluslararası iş gücü göçü bu küresel hareketliliğin sonucuydu; yoksul göçmenler daha ileri ekonomilere aktıkça ırkçılık ve faşizm yeniden güçlendi . "Çevre" ülkeier ağır iş koşunanna maruz kalırken, özel­ leştirilen sosyal hizmetler kısıntıya uğrarken ve bu ülke­

ler olağanüstü eşitsi z koşullarda ticaret yaparken, mer­ kezlerdeki traşı gelmiş yöneticiler, kravatlarmı bir yana

attp, gömlek yakalarını açarak, çalışanlarının ruhsal iyi­ liğini nasıl dert edindiklerini anlatmaya uğraşıyorlardı. Bütün bunlar, kapitalist sistem gamsız, neşeli bir ruh ha­ lindeyken olmuyordu. Tam tersine, diğer birçok saldırgan tavır gibi, bu yeni hırçın davranış da çok derin bir endişe halinden kaynaklanıyordu. Eğer sistem manyaklaşınışsa bunun altında derin bir moral bozukluğu yatmaktadır. Tepedeki bu yeniden örgütlenmeye, savaş sonrası canlı­ lığın birden kaybolması yol açmıştır. Şiddetleneo ulusla­ rarası rekabet, kar hadlerini düşürüyor, yatırım kaynakla­ rını kurutuyor ve büyürneyi yavaşlatıyordu. Şimdi sosyal demokrasi bile fazla radikal ve pahalı bir siyasi seçenekti. Böylece geleneksel imalat sanayi parçalara ayrıldı, işçi ha­ reketi boyunduruk altına alındı, piyasaların ve devletin baskıcı eli güçlendirildi; yüzsüz açgözlülük olarak bilinen yeni bir sosyal felsefenin yandaşhğında, sahne Reagan ve Thatcher için hazır hale geldi. Yatırımların imalat sana­ yisinden, hizmet, finans ve iletişim sanayilerine kayması, eski dünyadan, cesur yeni

bir

dünyaya sıçramayı değil,

uzun süren iktisadi krize karşı bir tepkiyi göstermekted ir.


20

1

Terry Ee�gleton

Bütün bunlara rağmen 1970'lerde ve 1980'lerde sırf ortalıkta daha az pamuklu dokuma fabrikası olduğu için radikallerin çoğunun sistemle ilgili düşüncel erini değiştirdiği kuşku götürür. Favorileri ve saç bantlany­ la birlikte Marksizmi de bir kenara atmalarının nedeni

bu

gelişmeler

değil,

sadece karşılanndaki rejimin çetin

ceviz olduğunu sezmeye başlamalarıydı. Belirleyici olan, yeni kapitalizmle ilgili yanılgıları değil, onu değiştirme konusundaki düş kırıklıklanydı. Eğer sistem değiştirile­ miyorsa demek ki değiştirilmesi

de gerekmiyormuş diye

kendi sıkıntılarını gerekçelendiren pek çok eski sosyalist olmuştu elbette. İkna edici bir alternatifin var olduğuna güven duymuyorlardı. İşçi sınıfı bırpalanmış ve yenil­ miş; siyasi sol o kadar hızla etkisizleşmişti ki, gelecek sanki hiç iz bırakmadan kaybolmuştu. 1980·'lerin sonun­ da Sovyet Bloku'nun çözülmesi soldaki bazılannın düş kırıklığını derinleştirmişti. Modern çağın en başarılı ra­ dikal akımı olan devrimci ulusçuluk artık bütün kuvve­ tini tüketmişti. Büyük aniatı denen şeyleri reddeden ve Tarihin Sonu'nun zaferini ilan eden postmodernizm kül­

türünü yeşerten, her şeyden önce, şimdi olanların,

aşağı

yukarı geleceği de temsil edeceğine duyulan inançtı. Ya da coşkulu bir pastmodemin deyimiyle gelecek, "şimdi ve daha çok seçenekler" demekti. Marksizme güvensizliği her şeyden çok besleyen, yavaş­ ça yayılan siyaseten aciz kalma hissiydi. Doğrulanmasına

en

çok ihtiyacınız olan değişim gündemden kalkmış gibi

görünürken, değişime olan inancınızı sürdürmek zordur.


Mar!( Neden Hakl1yıM

1

Eğer görünümdeki kaçınılınaza karşı direnmezseniz, ka­ çınıl maz ı n ne kadar kaçınılm az olduğunu hiçbir zaman

bilemeyeceksiniz. Eğer ödlekler, eski düşüncelerine bir yirmi yıl daha sadık kalsalardı, coşkulu ve d ayanaklı kapi­ talizmin 2008'de sadece ana caddelerdekipara çekme ma­ kinelerini muhafaza edebildiğine tanık olacaklardı. Aynı zam anda Panama Kanalı'nın güneyindeki bütün kıtanın kes i nlikle siyasi sola kaydığını görecek le rdi . Şim di Tarihin Sonu'na da gelindi. Ne olursa olsun Ma rks istler yenilgi­

lere iyice hazırlıklı olmak durumundadır. Onlar, bundan daha büyük yıkımlara şahit oldular. S iyasi avantaj, sadece

sizden daha fazla tankları old uğu için bile olsa, her zaman iktidardaki sistemden yana olacaktır. Ama geç 1 960'larm çarpıcı düşleri ve coşkulu umutlan döneminden kalanlar için bu gerileme özellikle yenir yutulur gibi değildi.

Şu halde Marksizmin mantıksızmış gibi görünmesinin ne de ni kapi talizm in huyunun değişmiş olması değildi . D uru m tam tersiydi. Sistem her zamanki gibi hatta daha

fazlas ıyl a bildik biçimde işliyordu. Şu işe bakın ki, Mark­ sizmin gerilemesine neden olan şey, bir bakıma onun iddialar ın ın doğru kabul edilmesine de yol a ç ıyo rdu

.

Marksizm, karşı çıktığı so sy al düzenin kenarına fırlatı­ lıyordu çünkü ılımlı ve me rha m etli o l m ak şöyle dursun sistem, daha önce görülmedik biçimde acımasıztaşıyor ve aşırıya g i d iyordu. Ve bütün bunlar Marksist eleşti riyi daha da geçerli kılıyord u Sermaye dünya çapında şim­ .

diye kadar olduğundan daha çok tekelleşti ve y ağma c ı oldu; işçi sınıfı sayıca da gerçekte arttı. Mega-zenginler

21


22 1 Terry

Ea g ı eıoıı

silahlı ve korumalı topluluklarda barınırken, milyarlar­ ca gecekondu sakininin pis kokulu harap kulübelerinin etrafının dikenli tel örgülerle ve gözetierne kuleleriyle çevrildiği yerlerde oturdukları bir gelecek tahayyül ede­ bilmek artık daha mümkün. Bu koşullarda Marksizmin

bittiğini

iddia etmek, kundakçılar daha kurnaz ve bece­

rikti hale geldiği için itfaiyedliğin modasının geçtiğini söylemeye benzer. Zamanımızda, Marx'ın da öngördüğü gibi, servet eşit­ sizlikleri son derece derinleşti. Günümüzde bir Meksi­ kalı milyarderin geliri, en yoksul 17 milyon hemşerisinin gelirine eşittir. Kapitalizm, şimdiye kadar

tarihin

tanık

olduğu en büyük zenginliği yarattı ama bunun maliyeti özellikle yoksulluk sınırında yaşayan milyarlar bakımın­ dan astronomiktir. Dünya Bankası'na göre 2001'de 2,74 milyar insan günde 2 dolardan az bir parayla yaşıyor­ du. Gelecekte, nükleer silahlan olan devletlerin kıt kay­ nakları ele geçirme çatışmalarıyla karşılaşacağız

muhte­

melen; oysa bu kıtlık büyük ölçüde bizzat kapitalizmin kendisinin eseridir. Tarihte ilk kez, şimdiki yaşam bi­ çimimiz, sadece ırkçılığı, fiziki, akli ve kültürel gerili­

ği (kretenizm)

yeşertmiyor; bizi sadece savaşa, toplama

kamplarına doğru sürüklemiyor; topyekun yeryüzünden silmeye götürüyor. Eğer karlıysa kapitalizm insanlık kar­ şıtı davranabilir; bu da şimdi tahayyül edilemeyecek

bir

çapta insanlığın yıkımı anlamına gelebilir. Bir zaman­ ların dinsel kıyamet günü faotezisi günümüzün akla


Marx Neden

yatk ı n gerçekliğidir. Geleneksel solun

"

Hakirydıl

1

Sosyalizm veya

Barbarlık, sloganı hiç bu kadar tatsız biçimde duruma uygun dü şme mişti ve asla retorik bir abartı değildir. Bu koşullarda Fred ric Jameson'un yazdığı gibi "Marksizm tekrar belini doğrultmak zorundadır".2 Çarpıcı servet ve güç eşitsizlikleri, emperyal savaş lar, sömürünün yoğunlaşması, gidererek artan devlet b askı­ cılığı: Eğer bütün bunlar günümüz dü ny as ın ın özellikle­ riyse, bunlar aynı zamanda neredeyse iki yü zyıldır Mark­ sizmin etkin biç im de uğraştığı ve düşüncelerini ortaya

koyduğu konul ardır. Bunlardan günümüzde bazı ders­ lerin çıkarılmış olması beklen i rdi. Marx kendisini kabul etmLş olan İ ngiltere'de, topraklarından sökülen köylülerin kentli işçilere dönüştürülme sürecinde yaşanan özellikle olağanüstü şiddet karşısında dehşete kapılmıştı; bugün Brezilya,

Çin , Rusya ve Hindistan da böyle bir süreç­

ten ge çmekted i r. Tristram Hunt, Mike Davis in Planet of '

Slums ( Gecekondu Gezegeni, Metis,

2010) kitabında günü­

müz Dakka'sının ya da Lagos'unun gecekondu mahalleleri

olarak bilinen yerlerinde le ş gibi kokan dışkı dağlarını" "

belgelerliğine dikkati çek m ekte d i r ; bunları Engels in The '

Conditions of the Working Class (İngiltere'de Emekçi Sınıf­ ların Durumu, Sosyalist Yayı nlar, celle nmiş

1994) kitabının gün

baskısı olarak görmek mümkün. Hunt'a göre,

Çin dünyanın fabrikası olurken "Guangzhou 2

fameson, The [Teorinin İdeolojileri]

Fredrick

­

Idııologies of 1heory (

Londra,

ve Şanghay

2008),

s.

514.

23


24

1

Terry Eagleton

gibi özel, i kti sa d i

tici

olarak

serbest bölgeler, tüyler

ürper­

bir şe kil de 1840'lann Manchester ve Glasgow'unu

anımsatmaktadır".3 Ya Marksizm değ i l de kapit ali zm miadını doldurmuş­ sa? Geride kalan Vic tor ia İngiltere'sinde Marx sistemin soluks uz kaldı ğı nı görmüştü . En parlak döneminde sosyal gelişim i d estekleyen sistem i n şi md i ayakları geri g i d iyor­ du. Mo der n li kl e övünm esi ne rağm en kap itali st to p lum f antez iler, fetiş ler, mitler ve tapınışlar i çin de

Kendi üstün a kılcı lığıyla

,

yüzüyordu.

ken di ni beğenmiş bir inan ç olan

Aydınlanma'nın tam da kendisi bir tür bat ıl inançtı. Şa­ şırtıcı kimi ilerlemeleri başarabilmelerinin yanı s ı ra Ay­ dı nlanma cıla r başka bir anlamda da, ayakta kalabilmek ,

için çok hızlı koşmak z or undayd ılar Marx'ın bir .

keresin­

de söyle diği gibi kapitalizmin nihai sınırı, sermayenin ,

ke n disi ydi; sürekli yeniden ü ret im in sınırına ulaştığında, artık onun ötesinde başıboş dolaşamayacaktı. Görüld ü ğü gibi bütün tarihsel re j imie rin en dinami ği olan bu sistem­ de durağan ve sürekli kendini tekrarlayan garip bir şey var. Bunun altında yatan değişmeyen mantık, Ma rk s ist eleşti rinin büyük ölçüde ge çerli olmasının bir nedenidir. Yalnızca eğer sistem gerç ekt en k end i sınır ları nı n ötesine g eçeb ilirs e, tahayyül edilemeyecek kadar yen i bir açı lı m yaparsa, o zaman durum d eğiş ebilir. Ama k api taliz m, ş i m­ di yi te kr a rla mayan bir gelece k yaratmaktan acizdir. Tabii 3

Tristram H u nt, rın

Savaşı!

"'War of the Lords", Guardiarı, 9 Mayıs 2009. !Lm·dla·


Morx Neden Hakliyelll

söylemeye bile gerek yok ama daha fazla seçeneklerle ... Kapitalizm çok

büyük maddi ilerlemeler getirdi. Her

yerde insan taleplerini karşılamaya muktedir olduğunu gösterebilecek kadar uzun bir zamandır işlerimizi örgüt­ lediği halde, buna her zamankinden daha yakın olduğu­ nu ortaya koymamaktadır. Beklentilerimizi karşılamasını daha ne kadar bekleyeceğiz? Bu üretim biçiminin yarattı­ ğı muazzam servetlerden zamanı gelince herkesin yarar­ lanacağı efsanesine niçin teslim olmaya devam ediyoruz? Dünya, solun benzer iddiaları karşısında, bekleyelim gö­

relim diyerek nazik bir hoşgörü gösterir mi? Sert üslup­ larıyla sistemde her zaman devasa eşitsizlikler olacağını itiraf eden sağcılar, bunun kötü olduğunu ama alternatif­ lerin daha da kötü olacağını dile getirmekle, en azından sonunda her şeyin düzeleceğini vaaz edenlere göre daha dürüst davranıyorlar. Eğer siyah ve beyaz derili insanlar olduğu gibi zengin ve fakir insanlar da varsa o zaman zen­ ginlerin avantajları pekala ileride eli darda olanlara doğ­ ru uzanabilir. Ama bazı insanlar yoksul.ken diğerlerinin refah içinde olduğunu söylemek , dünyada hem detektif­ lerin, hem de suçluların olduğunu ileri sürmeye benzer. Evet, böyledir ama bu iddia, suçlular olduğu için detektif­ lerin olduğu gerçeğini gizlemektedir ...

25


iKi

Marksizm

teoride iyi olabilir. Ama ne zaman

uygularnaya konrnu�sa sonucu akla hayale sığmaz ölçüde terör,

zorbalık ve kitle katliamı olmuştur.

Özgürlük ve demokrasiyi veri kabul eden tuzu kuru Batılı akademisyenler, Marksizmi iyi bir fikir olarak görebilir/er. Ama m i lyonlarca sıradan er kek

ve kadm için onun an lamı açlık, eziyet, işkence, zoru11lu çalışma, kötü bir ekonomi Ye canavarca baskıcı bir devlettir. Bütün bunlara rağmen teoriyi desteklerneyi

sürdiirenler ya

kendini

kandıran

da ahlaken aşağılık i n sanl a r d ır

.

salaklardır Sosyalizm

ya

özgür

olmamak, aynı zamanda piyasaların yok edilmesinin zorunlu sonucu alilrak mal kıtlığı demektir.

Batı'da pek çok erkek ve kadın (örneğin Hıristiyanlar) kana bulanmış düzenierin ateşli savunucusudur. Ya da doğr u dürüst, merhametli tipleri n , kana batmış uygarlık­ ları savunması bilinmedik bir şey değildir. Nefret uyan­ dıra n Mao'nun Çin'i ya da Stalin'in Sovyetler Birliği gibi modern kapitalist uluslar da tamamıyla kölecilik, soykı­ rım ve sömürü tarihinin meyveleridir.


28

Terıy Eagleton

Kapitalizm de kan ve gözyaşları içinde biçiınlendi; Sta­ linizm ve Maoizmden farklı olarak o sadece bütün bu dehşetin çoğunun unututmasına yol açacak kadar uzun yaşadı. Marx bellekkaybından kurtulduysa bunun kısmen nedeni sistem hala oluşum içindeyken yaşamış olmasıdır. ,

Mike Davis, Late Victorian Holocausts [Geç Victoria Dönemi Katliamlani kitabında geç 19. yü zy ıl da on mil­ ,

yonlarca Hintli, Afrikalı, Çinli, Brezilyalı, Koreli, Rus ve diğerlerinin tamamıyla önlenebilir kıtlık, kuraklık ve hastalıklardan öldüğünü yazar. Bu felaketierin birçoğu serbest piyasa dogmasının sonucuydu; örneğin aşırı yük­ sek tahıl fiyatları, sıradan insanların bunlara erişmesini en ge l lemişt i. Bütün bu tür gaddarlıklar Victoria dönemi kadar eski de değildir. Yirminci yüzyılın son yirmi yılın­ da, günd e iki dolardan az parayla geçinmeye çalışanların sayısı 100 milyon a r t mışt ı r 1 Bugün İngiltere'de üç ·çocuk­ .

tan biri açlık sınırının altında yaşarken, bankacılar yı!lık primleri, çok az buldukları milyon poundun altına düşer ­ se surat asmaktadır. Kapitalizmin mirasında, bütün bu nefretlik şeylerin ya­

nında çok değerli şeylerin olduğu da şüphesizdir. Marx'ın derinden

hayran olduğu orta sınıflar olmasaydı özgürlük,

demokrasi, sivil haklar, feminizm, cumhuriyetçilik, bi­ limsel gelişme ve daha birçok şeyden mahrum kalmanın yanı sıra gecekondulardan, çalışma şartları kötü olan işı

Bkz. Joseph Stiglitz, Globalisntiorı and Its Discoııterıts (Londra, 2002), s.

S.

{Küreselleşme Büyük Hayal Kırıklığı,

B Yayınları, 2004.)

çev.Arzu Taşçıoğlu,vd, Plan


j

Marx Neden Haklıydr1

yerlerinden, faşizmden, emperya1 savaşlar tarihinden ve Mel Gibson'dan da yoksun kalırdık. Ama sosyalist sistem olarak adlandırılan sistemin de kendi başarıları vardır. Çin ve Sovyetler Birliği, büyük insani maliyetler pahasına ki bunun yüksek olması kısmen kapitalist Batı'nın düş­ manlığı nedeniyleydi, yurttaşlarını iktisadi gerilikten mo­

dern

sanayi dünyasına taşıdılar. Bu düşmanlık Sovyetler

Birliği'ni s ila hianma yarışına iterek ekonominin eklemle­ rini daha da sakatladı ve sonunda onu çöküş noktasına

getirdi

.

Gene de, bu arada, yandaş devletleriyle birlikte Av­

rupa yurttaşlarının yarısı için ucuz konut, yakacak,

ula­

şım, kültür, tam istihdam ve etkileyici sosyal hi zmetler sağlamayı başardı. Aynı zamanda benzersiz bir biç imd e

çok daha fazla eşitlik

getirdiği

için, bu halkların maddi

o zamana kadar görülmedik ö lçüde artırdı. Komünist Doğu Almanya, di.in yadaki en iyi çocuk ba­ kım sisteminden birisine sahip olduğu iç i n övünebilir. Sovyetle r Birliği faşizm musibetine karşı kahramanca refahını da

savaşmanın yanı sıra sömürgeci gü çlerin yıkılmasına da yardımcı oldu. Ayrıca yurttaşları arasında bir tür daya

­

nışma yarattı; Batılı milletler ise ancak başka ülkelerin halklarını öldürürken kendi aralarında bir toparlanma yaratabiliyordu. Tabii bütün bunlar özgürlük, demokra­ si ve d ökkanlarda sebzelerin bulunmasının yerine geçe­ mez ama göz ardı da edilemez.

Özgürlük

ve demokrasi,

Sov yet Bloku'nu kurtarmak için dörtnala iktisadi şok terapi , kibarca özelleştirme olarak anılan güpe gündüz

29


30

1

T!!rry Eagleton

soygunculuk bi çimin de geldi; on milyonlarca kişi işsiz kaldı, yoksulluk ve eşitsizlik o lağanüs tü arttı; ücretsiz

çocuk bakım evleri kapatıldı; kadın hakları geriledi ve ülkelerine çok iyi hizmet veren sosyal refah ağı nere­ deyse çöktü. Bütün bunlara rağmen komünizmin kaza­ nımları. m ali yeti n de n fazladır. Erken dönem Sovyetler Birliği'ndeki çok kötü koşullar neredeyse bir tür dikta yönetimini kaçınılmaz k ıl m ı ş olabilir ama bu Stalinizm ya da benzer bir şey anlamına gelmemeliydl . Genel ola­

r ak b akı l dığında Maoizm ve Stalinizmin giriştiği uğu r ­ suz denemeler, d ünya n ın başka yerlerinde sosya lizmden

en çok yararlanacak olan pek çoklarının, s o syalizm dü­ şün c esine ilişkin burunlarına kötü kokuların gelmesine neden oldu. Ama k apitalizmden ne haber? Şimdi bunları yazarken Batı'da milyonlara va-ran ve devamlı yükselen işsizlik var ve kapit alis t ekonomiler içeriye doğru patla� malarını ancak zor d urum d aki yurttaşların tr ilyo nlarca

dolarına el koyarak önleyebildiler. Dünya fina ns sistemi­ ni uçurumun kenarına getiren bankacılar ve finansçılar,

öfkeli yurttaşlarca tanınıp, parça parça e d ilmemek için kuşkusuz estetik ameliyat kuyruğuna girmekteler. Kapit a li zm bir yandan dünyanın bazı kesimlerine mu­ azzam bir refah getirmiştir. Ama bunun insani maliyeti, Stalin ve Mao dö n emlerindeki gibi sarsıcı olm uştu r . Kapi­ ta lizm sadece soykırım, açlık, emperyaliz m ve köle ticare­ tinden ibaret değildir. Bu sistem büyük yoksunluklar ya­ ratmadan, refah yaratmayı başa r amamıştır. Uzun dönem­

de bunun fazla önemi o lmayabilir çünkü şi md i kapitalist


1

Marx Neden Haklwdıl

yaşam biçimi, gezegeni topyekun ortadan kaldırınakla tehdi t etmektedir. Tanınmış bir Batılı iktisatçı iklimsel de­ ğişiklikleri "tarihteki en büyük piyasa başarısızlığı.,

olarak

nitelendirmektedir. 2 Marx hiçbir zaman sosyalizmin yoksulluk k o şullannda gerçekleştirilebileceğine inanmamıştır. Böyle bir projenin

zaman ın içinde, ortaçağda interneti keşfetmek gibi garip bir bağlaını olurdu. Stalin'e kadar, Lenin, Troçki ve diğer Bolşevik liderler dahil, hiç kimse böyle bir şeyi tahayyül etmemişti. Eğer ortada çok az zeng in lik varsa, bunu herke

­

sin yararına olacak biçimde ye niden düzenleyemezsiniz.

Kıtlık k oşullar ın d a toplumsal sınıfları kaldıram aıs ını z çünkü herkesin ihtiyacını karşılayamayacak kadar az olan maddi servete ilişkin çatışmalar, sınıfları yeniden

dirilte­

cektir. Bu koş ullardaki bir devrimin sonucu, Marx'ın The

German Ideology'de (Alman İdeolojisi,

Sol Yaymları,l992)

belirttiği gibi, "eski pis işlerin" yeniden ortaya çıkması ve bütün elde edilenin de sosyalleşmiş bir kıtlık olacağıydı. Eğer sıfırdan sermaye biriktirme ihtiyacındaysanız, ne ka­ dar acımasız olursa olsun, bunu sağlamanın en etkili yolu

kar dürtüsünü kullanmaktır. Açgözlü özçıkarlar çok hızlı biçimde servetierin birikmesine neden olacaktır ama aynı zamanda kitlesel bir yoksulluk da y aratılacaktır

.

Dahası Marksistler asla yalnızca bir ülkede sosyalizmin mümkün olabileceğini düşünmediler. Hareket ya enter2

Aktaran Slavoj Zizek, First as Tragedy, 1hen as Farce {Londra, 2009),

9 I. (Önce Trajedi Sonra Komedi Ya Da Metımeı Öznur, Encore Yayınları, 2009.) s.

2008

Finansal

Krizi, çev.

31


32

1

Terry EagiEton

nasyonaldi ya da hiçbir şeydi. Bu makul bir materyalist

savdı; sahte bir idealizm değildi. Eğer sosyalist bir ülke, değişik ülkelere dağılmış uzmaniaşmaların olduğu bir dünyadan uluslararası destek sağlayamazsa, o zaman kıtlı­ ğı yok etmek için gerekli olan küresel kaynaklardan yarar­ lanamazdı. Tek bir ülkenin üretken varlığının yeterli olma

ihtimali azdı. Tek ülkede sosyalizm kavramı saçmaydı ve

1 920'lerde Stalin tarafından icat edilm işti; bu, kısmen

di­

ğer ülkelerin Sovyetler Birliği'nin yardımına gelememe­ lerinin gülünç bir gerekçelendirilmesiydi. Marx'da böyle bir gerekçe bulunamaz. Sosya l ist devrimler t abii bir yerde başlayacaktı. Ama bunlar ulusal sınırlar içinde tamam­ lanamazdı. Son derece yalıtılmış bir ülkedeki sonuçlara bakarak sosyalizm hakkında hüküm vermek, insan ırkı hakkında sadece Kalamazoo'daki psikopatlan inceleyerek sonuca ulaşınaya benzer. Çok düşük düzeydeki bir ekonomiyi inşa etmek yoru cu ve moral bozucu bir iştir. Bunun gerektirdiği zorluklara erkeklerin ve kadınların özgürce boyun eğmesi p ek müm­ kün değildir. Bu nedenle sözü edilen proje yavaş yavaş, demo kratik denetim ve sosyalist değerlere göre uygulan­

m azsa, otorit er bir devle t ortaya çık ıp, yurttaşlarını gö­

üstlendikleri işleri yapmaya zor­ layabilir. Bolşevik Rusya'da iş g ü cü nün askerileştirilmesi bunun tipik bir örneğidir. Ürkütücü i r onik bir son uç tam

nüllü değil de isteksizce

,

da iktisadi tabanı inşa ederken, sosyalizmin siyasi üstya­ pısının (popüler demokrasi, gerçek özyönetim) kuyusunu kazmak olmuştur. Bu, bir partiye davet edildiğİnizde sa-


Mrmı Ntıderı Hak/JydJ!

1

dece kekle ri y apıp. birayı im al et mek le k almayıp, binanı n teme llerini a tı p döşeme taht aların ı da yerleş tirme k zo­ runda olduğu nuzu keşfetmeye benze r. Hoşça vakit ge çir­ meye pe k v aktiniz kalmayacak tır. İ de al o l ar a k sosyaliz m için vasıf lı, eğ iti mli, siyasi olarak geliş miş bi r nüfus; canlı s ivi l kurumlar; ge lişkin bi r tekno­ loji, ente lektü e l li beral ge lene kler ve de mo krasi al ışkanlığı gere klidi r. Bütün bun la r, e ğer az sayıdaki kötü yollarını­ z ı ta mir e tme kten bi le acizserriz ya da aç lığa ve hastal ı­ ğa k arşı ar ka bara kadaki domuzunuzdan gayri sigo rta nız yo ksa e lin izin altınd a olm ay acaktır. Sö mürgeci bi r yö ne­ ti m a ltı nda yaş amış o lan hal klar, özellikle şi m di saydığ ım yararlı öğelerde n yoksun olaca klar dır, çünkü sömürgeci güçle ri n bu h alk lara, siv il özgürlü kleri ya da demokrat ik ku rum ları a.şı la mak g ibi b ir dertleri yoktu. Marx'ı n vurgu la dı ğı gibi, e rke kle ri n ve kadınla rın kend ilerini gelişti reb ilme leri, kısmen de siyasi ve i kti­ sad i öz yöne tim için b oş z ama na ihtiyaç ları o lduğun dan, sosya liz m işgünü nü n kısalt ılm asını da ge re ktirir. Eğe r insan ları n g iyece k ayakkabısı yo ksa bunu ya pa mazsınız ve mi lyon larca yurtt aşa ayakkabı dağıt ma k içi n de muh­ temelen me rkezi bü rok rat ik b ir dev le te gere k duyu lur. Bo lşevi k devrimin b aşı nda Rusya'da o lduğu gi bi eğer ü l­ keniz bir dizi düş m an ka pi talist gücün işgali a ltın daysa, otokrati k dev let hay di haydi kaç ı nılmaz görünece ktir. Bri tanya 2. Dü nya Savaşı sıras ın da o to krasi den uz akt ı ama be kleneme yeceği üzere kesi nlikle özgür bir ü lke de değildi.

33


34

Terry E a g l eton

Sosyalist olmak i çin hem sözcük, hem de mecazi anla m­ larda hali vakti yerinde olmak gerekir. Marx ve Engels'ten Lenin ve Troçki'ye kadar hiçbir Marksist bundan başka bir şey hayal etmedi. Eğer haliniz vaktiniz yerinde değilse o zaman maddi kaynakları nispeten iyi olup size yakınlık duyan bir komşunun yardımımza gelmesi gerekir. Bolşe­ viklerin durumunda böyle komşuların (özellikle Alman­ ya) kendileri de devrim süreciııdeydi. Eğer bu ülkelerin işçi sınıfları kendi kapitalist efendilerini devirip üretken kaynaklara el koyabilselerdi, o zaman bu kaynakları ta­ rihteki ilk i şçi sınıfı devletini hiç iz bırakmadan yok ol­ maktan kurtarmak için kullanabilirlerdi. Bu göründüğü kadar olmayacak bir tasarı değildi. O zaman, işçilerin ve askerleri n temsilcisi konseyler ( ya da sovyetler) B erlin, Varşova, Viyana, Münih ve Riga'da: kuruldukça Avrupa'da devrimci um utlar alev lenmişti. Bu başkaldırılar yeniidi­ ğinde, Lenin ve Troçki kendi devrimlerinin de büyük bir darbağazda olduğunu biliyorlardı. Bu, yoksu nluk koşullannda sosyalizmin inşasının b aş­ layamayacağı anlamına gelmez. S adece maddi kaynak­ ların yokluğunda Stalinizm olarak bilinen sosyalizmin garip bir karikatürü olma yönünde bozulma eğilimine girebileceğini gösterir. B olşevik devrim kısa süre içinde kendini emperyalist BatLlı ordularca kuşatılmış bulur­ ken, aynı zamanda karşıdevriın , kentsel açlık ve kanlı b ir iç savaş tehdidi ile karşı karşıya kaldı. Devrim, zorlukla elde ettikleri üretim fazl alıklarını ancak silah zoruyla aç­ lık çeken kentlere veren düşman bir köylülükle kuşatıl­ mıştı. Zayıfbir kapitalist temel, son derece düşük maddi


Marx

Neden Hoklrydı!

1

üreti m, y et ersiz sivil kurumlar, çoğu öldürülmüş yorgun

bir işçi sınıfı, köylü isyanlan, ça rlığınkiyle aşık atabi­ lecek şişkin b ir bürokrasi; b ütü n bunlar ilk gü nlerde n beri devrimin başının

büyük

b i r bel a d a olduğu n u gös­

termekteydi. Sonunda Bolşevi kle r, a ç lıktan kı r ılan , mo­ rali bozuk , savaş yorgunu halklarını namlunun ucu nda modernleşmeye doğru yürüteceklerdi . S iyas et i n i çi ndeki en militan işç i ler B atı destekli iç savaş sırasında öldüğü iç in B olşevik p ar tinin sosyal tab a nı gid ere k küçül müştü.

Çok geçm ed e n p arti, işçi s ovye t ler ini ele geçirdi; b ağı m ­ sız basın v e adalet sistemini ya s ak la dı . Siyasi muhalefe t i v e muhalif part i leri b astı rdı , s e ç iml e ri manipüle etti ve işgücünü askerileşti rdi. Sosyalizme aykı rı

ı

acımasız bu

programın arka p la n iç s avaş . yaygın açlık ve yabancı iş­ galiydi . Ru s y a'n ı n ekonomisi çök m üş , to plums a l dokusu

dağılmıştı . Traj ik bir ironi olarak b u durum 20. yüzyıla damgasını vurmuştu; en g erekli olduğu yerde sosyalizm en az imkan dahili ndeydi. Tarihçi Isaac Deutscher, her zamanki

b enzersiz

an ­

latım gücü yle koşulları şöyle tasvir eder. O zaman Rus­ yaöaki dur u mun anlamı şuy du : " S osya li zmi kurmanın ilk

ve yegane teş e

bb üsü

,

gelişkin uluslararası iş bölü m ü nün

avantaj ları, e ski ve karmaşık kültürel gelen eklerin verimli

etkisi olm aksızın, çarpıcı maddi ve kültürel yoks unluğun, ilkell iğin ve k ab alığ ın sosyalizme u l aşm a çabalarını çarpıt ­ tığı ya da sa kada d ı ğı en kötü koşul larda gerçekleşecekti".l

3

Isaac Deutscher, The Prophet

Armed:

Trotsky /879-1921

2003), s. 373. (Silahlı Peygamber: Troçki]

(Londra,

35


36 1

Tt>rı y Ea gleton

Ancak Marksizmin en küstah eleştirmenleri, Marksizmin her halilkarda bir tür otoriter öğreti olduğ unu iddia ettik� leri için bunların hiçbirinin konuyla ilgili olmadığını öne sürebilir. Eğer yarın yaşadığımız ülkelerde iktidarı alsalar diye sürer bu tür iddialar, bir hafta geçmeden Darking'de işçi kampları kurulmuş olurdu. Görece�imiz gibi Marx da katı dogmaları, askeri te­ rörü, siyasi baskıları ve keyfi devlet gücünü eleştirirdi. Ona göre siyasi temsilciler, kendilerini seçenlere h esap verebilir olmalıydı ve kendi zamanındaki Alman sosyal demokratlarının devletçi politikalarını kıyasıya eleştir­ mişti. İfade ve sivil özgürlükleri savunan Marx, zorla ya­ ratılan kent proletaryası ( kendi durumunda Rusya değil İngiltere) karşısında dehşete düşmüş ve kırsal alanlarda ortak mülkiyetin, baskıcı bir süreçle değil, gönüllü olarak gerçekleşmesinden yana olmuştu. Sosyalizmin yoksulluk koşullarında başarılı olamayacağının farkında olan birisi olarak Rus devriminin kaybedeceğini de tam olarak kav� rayabilirdi. Aslında paradoksal anlamda Stalinizm, Marx'ın eser­ lerinden kuşku duyulmasını değH, geçerliliğine tanıklık etmektedir. Eğer Stalinizmin nasıl ortaya çıktığının inan� dırıcı bir açıklamasını istiyorsanız, Marksizme başvurma­ lısınız. Bu acımasız olguya ilişkin ahlaki suçlamalar yeter� li değildir. Hangi maddi koşullarda ortaya çıktığını, nasıl ç alıştığını, niçin başarısızlığa uğrayabileceğini bilmemiz gerekir ve bu bilgi en iyi biçimde Marksizmin bazı ana


1

Marx Neden Ht!klrydd

aklınlannca sağJ anmaktadır.

Ç oğu

Troçki'nin izJ eyicileri

olan ya da şu veya bu bi çimde sosyal izmin "liberter/öz­ gürlükçü" türünü savunanlar, Batı liberallerinden ön emli bir noktada ayrılırlar: Komünist denen toplurnlara eleşt i­ rileri çok daha köklüdür. Daha fazla demokrasi ya da sivil toplum hakları için Ö71em dolu taleplerde bulunmazlar. Bunun yerine, sosyalist oldukları için baskıcı sistemin ta­ mamının devrilmesi çağr ıs ında bulunurlar. D ahası onlar

bu taleplerini Stalin iktidara ge l diğinden b eri sürdürmek­ tedirler. Aynı zamanda eğer komü nist sistem çökerse en iyi ihtimalle, yıkıntılardan p ay kapmak için açgözl ülükle

bekleye n talancı kapitalizmin kolianna düşecekleri konu­ sunda onları ikaz etmişlerdir. Leon Troçki, 20 küsur yıl

önce çöken Sovyetler BirliAi için tam da böyle bir son ola­ cağını tahmin etmişti.

Çılgın bir kapit alist grubun, modern öncesi bir kavmi gaddar. açgözlü teknolojik olarak gelişkin girişimcilere .

dönüştfırmesini ve bu n ların çok kısa süre için d e, halkla ilişkiler ve serbest piyasa ekonomisi ağzıyla konuştuğunu hayal edin. Bu deneyin büyük bir başan elde edememesi

.

kapitalizmin haklı bir biçimde mahkıiın edilmesine yeter

mi? Tabü ki hayır. Böyle düşünmek. kuantum fiziğinde

ö

zor bir p roblemi ç zemediği

için izci

kızlar grubunun

dağıtılmasını isternek kadar saçmadır. Marksistler, Müs­ lümanlara i�kence yapılan CIA'nın yönettiği gizli hapis­ hanelerin varlığı nedeniyle. her ne kadar bu hapishaneler günümüzde

liberal toplumlardaki

siyasetin bir parçası

37


38

1

Ter ı y E a g leton

olsa da, Thomas Jefferson'dan John Stuart M ill'e uzanan güçlü liberal kökenierin yok sayı lmasına karşıdır. Ama Marksizmin el e ştirm erıleri gö ste rme lik malıkernelerin ve ,

kitlesel terörün Marksizmi reddetmeye yetmeyeceğini ka­ bul etmekte zorlanmaktadırlar. B azıları, sosyal izmin işl emeyeceğin i başka bir anlam­ da da öne sürerler. S osyalizm zenginlik koşuUannda bile kurulacak olsa, modern karmaşık bir toplum pi yasa l ar ol­ madan nasıl işleyebilir? Artan s ayıd a Marksist böyle bir

durumun

zorunlu olmadığını söyleyecektir. O nlara göre

piyasalar, sosyalizmin büt ünleyici bir p arçasıdır. Piyasa s osyalizmi olarak adlandırılan görüş, gelecekte üretim

araçları n ı n toplumsal

mülkiyeti altın daki ü retim ile özyö­

n etimle işl etilen kooperatif üretiminin piyasada birbiriyle rekabet edeceğini öngörür.� Böylece piyasanın kim i ya­ rarları korunurken zararlanndan kurtulunabilir. Tek tek işletmeler düzeyinde işbirliği verimliliği artırabilir; veri­ ler, kapitalist işletmeler kadar belki daha da fazla, verimli ol un abileceğini göstermekted ir. Ekonom i n in bütününde rekab et, bilgiye dayanan kaynak dağılımını sağlayabilir ve 4

Bkı. Al ec Nove, The Ecoııomics of Fcastble Soci�lism (Londra, ı 983 ). ( Uygulanabilir Bir Sosyalizmi11 lktisadı,çev. Osman Akın hay, Belge Yayı nlar, ı 991.) David Schweickart, Against Capitalisrn (Cambridge,

1 993), [Kapitalizme Karşı], Bertell Ollman

Ihe Debate Among Sacialistl

(New York ve

(ed.),

Market Socialism:

Londra,

1998).

[Piyasa

Sosyalizmi: Sosyalistler Arasında Tartışma ] . Piyasa sosyalizmin daha felsefi bir savunusu için: David Miller, Market, Sıatı: wıd Corn rnımity:

'lhe 'lheoreıicai .Foımdations of Market SC!cialism (Oxford, 1 989). [Pi­

yasa, Devlet ve Toplum: Piyasa Sosyalizminin Teorik Temelleri]


1

Mar)( Neden Hrıklwdı?

gelen eksel Stalinci merkezi planlamayla bağlantılı özen­ dirme sor u n ları ortaya çıkmaz. Bazı Marksistler Marx'ın da piyasa s o syalisti olduğunu iddia eder; ç ünkü onlara göre Marx, sosyalist devrimden sonra, geçiş döneminde piyasaların bir süre daha devam edeceğini düşünm ü ştü O, aynı zamanda piyasaların öz­ .

gürleştirici olabileceği gibi sömürücü de olabileceği; pi­ yasala rın, erkekleri ve ka dınları, daha önceki lordlara ve efendilere bağımlılığından kurtarahileceği kanaatindey

­

di . Piyas a lar, sosyal ilişkil eri gizemli h avas ı ndan kurtarıp sevimsiz gerçekliği açık etmekteydi . Marx b u n oktada o kadar ısrarlıydı ki, felsefeci Hannah Arendt bir keresinde

Marı�{€sto'nun (Komünist Man ifesto 20 10) açılış s ayfalan için "şimdiye kadar

Commu nist Kitap,

,

Yardam görülen

en önemli kapitalizm övgüsü" demişti.5 Piyas a sosyalist­ leri, piyasaların hiçbir surette kapitalizme özgü ol mad ı ­ ğına işaret e der. i zleyicileri ş a ş ırabilir ama Troçki bile yalnızca geçiş dönem i nde planlamayla birlikte piyasanın da var olmasını desteklemiştir. Ona göre planlamanın rasyonal itesini ve yeterliliğini kontrol etmek için piyasa­ lar gerekl i yd i çünkü "piyasa ilişkileri olmaksızın i kt isadi muhasebe düşün ülemezdi".6 Sovyet sol m uhalefetle bir-

5

Melvin Hill (ed.), Hanrıah A rcrıdt: The (New York,

1979),

s.

Recovı:ry af the Public World 334-35. [Hannah Arendt: Kamusal Dünyanın

Geri Kazanımı] 6

Aktaran Robin Blackburn, "Fin de Siede: Sodalism after the Crash;"

New Left Review, no. 185 (Ocak/Şubat 1991), Çökü.şten Sonra Sos yalizm]

s.

29. [Yüzytlın Sonu:

39


40

re r r y E a g l et o rı

likte Troçki, merkezi planlı ekonominin yaman bir eleş­ tirmeni old u . Pi ya s a sosyalizmi özel mülkiyeti, sosyal sın ıtl arı ve

sömürüyü ortadan kaldırır. Aynı zamanda iktisadi gücü gerçek üreticilere verir. B ütün bu açılardan kapi talist eko­ nominin ilerisindedir. Bununla birlikte, bazı Marksistlere göre, piyasa ekonomisinin hoşa giden çok fazla özelliği

devam ett i r il i r. Piyasa sosyalizminde hala meta üre timi, eşits izli k, işsizlik ve insan denetiminin d ışında, piyasa güçler in i n egemenliği vardır. Sürekli birikim dürtüs ü al­ tındaki işçilerin, karlarını azamileştirmesi için kaliteden ödün vermesi, toplu msal ih t iyaçlan göz ardı ederek, tü ­ ketime meyletmesi ve kolektif kap ital ist le re dö nüş me le ri nasıl önlenebilir? Ki şilerin, piyasal a rın kronik kısa va­ deciliğinden etkilenınesi, kendi kararlarının uzun vade­ li toplum karşıtı sonuçlarını umursamama alışkanlıkları edinınesi nasıl engellenebilir? Eğitim ve devlet denetimi

bu

tehlikeleri azalt abilir ama bazı Marksistler bunu n ye­

rine ne merkezi planla, n e de piyasalarca yönetilen bir ekonomi a r ayı ş ı n d a. ' B u mo del e göre kayn akl a nn dağı­ lımı, işy e rle r in de , mahall e çevrel erind e ve tüketici kon7

Örneğin bkz. Pat Devine, Democracy and Ecoııomic P/a.nning (Camb­ ridge, 1 988), [Demokrasi ve

İktisadi Planlama], David McNally, Al­

Against the Market (Londra. 1 993), [Piyasaya Karşı] , Michael

bert, Parecon: Life After Capltalism (Londra, 2003). ( Umudu Gerçeğe Dönüştürmek Kapitalizmiıı Otesiııdc Yaşı:ım.

çev.Taylan Doğan, Bgst için; Alex: Call inicos, 2003), Bölüm 3. (Aııti­

Yayınları.2007.) Bu konunun yaralı bir özeti Arı Anti-Capitalisı Maııifcsto (Cambridge, Ka.pitalist Manifesto,

çev. Derya Kömürcü,

Literatür Yayıncılık, 2004. )


Mail/' Nrdtn Haklıydr_?

1

s eyle r i nd e üretic i ler, tüketiciler, çevreciler v e diAer ilgili tarafla rca müzakere edilerek yapı lacak. Kaynaklar ı n ge n el olarak dağılımı, büyüme ve yatı rım hızları, enerj i, ul aşı m

ve ekoloj i politikaları yani ekonominin en geniş param et­ rele ri yerel, b ölgesel ve ulus al düzeyle rde temsili meclis­

lerce tespit edilecek. Bu genel kararlar, diyel im kayn ak

d aA ı lı rnma ilişkin o lanl ar, daha ayrıntılı planlam aların yapılabilmesi için aşağıya doğru bölgesel ve yerel düzey­ lere iletilecek. Her aşamada alternatif iktisadi p la nl ar ve po l it i ka la rla i lgi li kamusal tartışmaları n yapılması önemli

olacak. Böylece n eleri n ve nas ı l ü retilec e ği ,

özel kar güdü�

sü ye ri n e toplumsal ihti y açlarca belirlenebilecektir. Kapi­ talizmde daha çok hastane mi yoksa daha çok kahvaltılık

gevrek mi ko n usu n da karar vermek yetkisi nden mahru� muz. Sosyalizm yöne t im i nde bu özgürlü k

düzenli olarak

kullanılabilecekti r. Bu tü r meclislerde yet ki , demokratik seçimlerle yuka­ ndan

değil aşağıdan verilecektir. Dem o kr at ik seçimle­

rin sonucunda oluş an kurullar ticaretin ya da üretimin her d al ını temsil edecek, verdikleri yatırım kararlarını

uygulayabilmek için ulusal ekon omi komisyonoyla mü­ zakere edecekt i r. Fiyatlar merkezi olarak değil. tüketi­

c ilerden, kullanıcılardan, yararlanacak gruplardan vb. gelen

bilgilere göre belirlenecektir. Katılımcı ekonomi

denen bu modeün

bazı yandaşları bir tü r sosyalist

ma ekonomiyi benimsemektedir.

kar­

Toplum için hayati

önemde olan mal ve hizmetler (gıda, sağlık, ilaç, eğitim, ulaşım, enerji, geçimlik mallar. fınans kurumları medya

41


42

1

Te r r y E a g l eton

ve benzeri) demokratik kamusal denetim altında olma­ lıdır. Çünkü bunları üretenler, daha büyük kar kokusu aldı ğında toplum kar�ıtı eğ i li ml er içine gireb ilir. Topl u m için vazgeçilebilir, daha a z önemde olan mallar (tü ke­ ti m maddeleri ve lüks ürünler) piyasaların işleyişine bı­

rakılabilir. B azı pi ya s a sosyalistleri, p roj en i n tümünün uygulanabilirlik bakımından çok karmaşık olduğunu

düşünmektedir. Bir zamanlar Oscar Wilde'ın belirttiği gibi s osyaliz min sorunu çok fazla akşam toplantılarının ol ması. Gene de en a z ı n da n böy le bir sistemin ç a rkla r ın ı

yağlayacak modern bilgi teknoloj isinin hesaba katılınası gerekir. Procter & Gamble'ın eski başkanının bile kabu l ett i ği üzere bu tekno l oji , i şç i le rin özyö n et im ini olanaklı kılmıştır.8 Bunun yanı sıra Pat Devine, şi m d i ka pit a l i s t

yön etim v e organizasyon için ne kadar zaman harcandı­ ğını h at ırlatmaktadır.9 Sosyalist alternatifin neden daha fazla zaman alacağına ilişkin apaçık b i r sebep yoktur

.

Katılımcı modelin bazı taraftariarına göre, yetenek, eği­ tim ve mesleki farklılıklara rağ m en, aynı miktar iş yapan herkes eşit ü cr et alm alı dır. Michael Alb ert'e göre

"

Kon ­

forlu bir ortamda ve tatmin edici koşullarda çalışan bir doktor, korkunç gür ü lt ü l ü bir ortaında çalışan, yaşamını tehlikeye atan ,

sıkmtı ve a şağı lanm aya

dayanan, ne süre

ve ne kadar sıkı çalıştığı umursanmayan bir m ontaj iş-

8

ew, no.

9

"The Myth of Market Socialism:• New Left Revi­ (Mayıs/Haziran 1988), s. 109 n. [Piyasa Sosyalizmi Miti]

Bkz. Ernest Man del, 1 69

Devi ne, Democracy and Economic Planning,

s.

253, 265-66.


1

McırJt Neden Hoklıydı}

çisinden, d aha

fazla kaza nmaktadır." 10 G e rçekte n de

can

sıkıcı, ağır, pis ya da tehlikeli i şl erde çalışanlara, örneğin çal ı ş m al a rı n ı n daha taltif edic i

ol du ğu düşü nüle n doktor ya da akadeınisyenlerden daha fazla ö de nme s i gerektiği görüşünün güçlü bir nokt a sı var. Belki de bu pis ve teh ­ likeli i şl er i n çoğunu, eski k r al iyet ailesi fertleri yap ab i l i r. Ö nceliklerimizi tersine döndürmemiz ge reki r. Az önce, kamusal mülkiyet açıs ı n dan hazı r old u ğ u n dan bahsettiğimiz medyayı örnek bir

durum olarak ele alabili­

riz. Ya rı m yüzyıl önc e Commı.m ications [ İlet i ş iml er] başlık­

h mükemmel küçük bi r kitapta Raymond Wi l liams , i çe ri

­

ğ i ne devlet müdahalesini de, kar dürtüsünün ege m enl iğin i de reddede n sanatlar ve medya için so syal i st bir plan taslağı

s u n m ll şt u .

Bunun ye r ine, ilg i l i alanlara aktif olarak katkıda

bulunanlar, kendi i fade ve iletişim ar açlarını de netleyebi­ leceklerdi. Sanatlar ve medyanın gerçek "atölye"si -radyo istasyonları, kons e r salonları, televi zyon ağl ar ı, tiyat rolar,

gazete bü rol arı vb.- çeşitl i biçim leri olan kamu m ül kiye­ tinde olac ak, yön etiml eri n e de demokrat ik o larak seç ilmiş ku rull ar g el ecekti . Bu ku r u llarda hem kamunun , hem de medya ya da s anat kurulu şlarının temsilcileri olacaktı . Kesinlikle devletten bağımsız olan bu ko m i syonlar kamu kay n akl an hakkında karar vermekle sorumlu ola­

bu kaynakları ya uygu­ layıcı bireylere ya da bağımsız, de m o k r at ik biçimde se­ çilmiş, özyö n et i mi olan aktör, ga zetec i , müzisyen vb. kucakl a r ve topl u m s al mülkiyetteki

10

A!bert, Parmm, �-

59.

43


44 1 Terry Eagleton

ru\uşlanna " kira''\ayabi\ecek1erdi. Böylece bu erkek\er ve

kadınlar hem devlet düzen lernelerinden, hem de çarpıtıcı piya s a b askılarından özgürleşmiş olarak ça lışabile cekl e r ­ di. Di ğe r .şeylerin yanı sıra, kendi lerinin ve des tek le d i kl e ­

ri sistem in çıkarlarını dile getiren, halkın neye inanması gerektiğ in i söyl eyen , bir avuç gü ç d üşkü n ü , p aragöz ka­ bada yın ı n sahip olduğ u özel medyanın a racı l ığı ndan kur­ t u lmuş alacaktık.

Ge riye bakıp, bir avuç ticari h ayd udun

sadece kendi banka h esa pları na uygun gelen Taş Devri si­ yasi görüşleriyle ha lkı n kafasını ne kadar pervasızc a yoz­

laştırmış olduğ unu h ayret1e dile getirdiğimizde, sosyaliz­ min kurulmuş oldu ğ unu bileceğiz. Kapitalizmin altında m e dyan ı n çoğu, zor ve tartışmalı konulardan ya da yaratıcı çalışmalardan kaçınır; çü nkü

bunlar karlılık bakım ından kö tüdür. B unların yerine sı­ rad an l ığı , sansasyonu ve açı k t ar afg irliği yeğlerle'r. Buna karşı sosyalist me dya, Schoenberg,

Capitafinin

(Kapital, S o l

Ra c ine ve Marx'ın

Yayınları, l 997) d ram ati ze edi l ­

m i ş sonsuz s ayıda yorumu hariç, hiçbir şeyi yasaklamaz. Muhtemelen popüler t iyatro, caktır.

"

TV ve çok s ayıd a gazete ola­

Popü le r" zorunlu olarak "değersiz" anlamına gel­

mez. Nelson Mandela popülerdir ama d eğe rsiz d eğildi r. Pek çok sıradan insan , ke ndileri dış ın dakilere anla şılmaz

gelen, j a r gonlarla dolu, aşırı derecede uzman l ık derg ile ri ­ ni okum aktadır. Ancak bu de rg i ler estetik ya da endokri­ noloji alanlarmda olmaylp , bahk avlama, çiftçilik

araç ge­

reçle ri ya da köpek yetiştirilmesi konulanndadır. Medya mümkü n olabilen en hıılı ve eziyetsiz biçi mde piyasad a n


MCIII Neden /ia�liydi ı

büyük bir dilim çalma ihtiyacı duyduğunda popülerlik,

çöplüğe ve zevksizlik örneğine dönüşür. Sosyalistler elbette post-kapitalist ekonominin ayrıntı­ ları üstünde tartışmayı sürdüreceklerdir. Şu anda ortada kusursuz bir model önerisi yoktur. Hiçbir zaman yoksul­ luktan, savurganlıktan ya da iktisadi bunalımdan sorumlu olduğu kabul edilmeyen, işleyiş tarzından şüpheye düşül­ meyen kapitalist ekonominin kusurlarının üstünde dura­ biliriz. Herkesin kabul edeceği gibi kapitalizm, aşırı işsiz­ lik düzeylerinden sorumludur ama dünyanın önde gelen ülkesinin bu kusurun çözümüne ilişki n zeki bir buluşu

vardır. Bugü n ABD'de eğer hapiste olmasalar bir milyon­ dan fazla insan iş arıyor olacaktı.

45


ÜÇ

Marksizm kııdınları

bir

tür

determinizmdir. a ra fla r ı

sadecr tarihin

onların özgurlüklerini atar. Mar.x tarihin,

ve

Erkekleri

ve

olarak görür.

bireysellikleri11i bir yana

h içbif' insan

lro)lamayacaj1 ve acımasız

bir

eyleminin karş ı

giifl� kendi kendine

�·ıılı1ıJ n bazı demir ya sa la rı ol d uğ u na inanıyordu.

Ntml kap italizm kaçın ılmaz ıJ çacaksa, feodaiJzm in doğ u rmaJı

vardı.

sııdece Ta n rı 'nın

de

o la

ra k sosyalizme yo l

ka derinde

kapitalizmi

Gerçekte, Marx'ın ta rih teorisi Takdi ri ya da Kader'in

s ekül e r

b fr yorı.mı udur. Ma rk sist devletler gibi bu, i n sa ıı

öz:giJrlütü n e ve hayslyetine bir saldırıdır.

Marksizmin ayırt edici özelliğinin ne oldu ğunu s orar ak başl ayabiliriz. Marksizmde başka h içbir siyaset teorisinde olmayan ne vardır? Bunun devrim fikri olmadığı açıktır,

bu Marx'ın çalışmalarından çok önce vardı . Ko m ün i zm kavram1 da de �ild ir çünkü b u n un kökeni çok e skiye da·

yanır. Marx sosyalizm ya da komü nizmi keşfetmedi. Av· rupa işçi sınıfı hareketi, Marx henüz lib eralken sosyalist


48

Ter r y Eagleton

fiki rlere ulaşmıştı. G erçekte

onun d ü ş ü nce si n e özgü her­

hangi bir tek siyasi öz elliği düş ü nme k zordur. Kuşkusuz bu, Fransız D evrimi 'n den kaynaklan an devrimci parti fikri de değil d i. Her halükarda Marx'ın bu kon uda söy­ led iği çok az şey vardır. Peki, ya sosy al sınıf kavramı?

da değil ,

Bu

çünkü Ma r x haklı olarak bu kavramı bulduğunu

reddetmiştir.

Gerçi kavramı önemli ölçüde ye niden ta­

n ı m l a m ıştır ama bu kendi icadı d eğildi . Ne de, pek

1 9. yü zyıl

çok

düşünür ün e aşina olan proletarya kavramının

fikir babasıdır. Yabancılaşma anlayışı da büyük ölçüde H egel'd en gelir. B u kavram ay n ı zamanda iriandalı sosya­

list ve feminist

büyük düşünür William Thompson tara­

fı n da n da öngörülmüştü. İleride göre ceğim i z üzere, top ­

lumsal

yaşam da eko nomiye öncelik verilmesi konusunda

da Marx tek başına d eğildi. O, yaln ızc a devrim ci yollarla kurulabilecek, sömürünün olmadığı, üreticilerce işletilen kooperatifiere i nan ıyordu. Ama buna, kendini Marksist olarak görmeyen 20. yüzyılın Williams da lis t ve

büyük sosyalisti Raymo nd

inanıyordu. Pek çok anarşist , liberter sosya­

başkaları bu sosyal görüşü onaylarken Marksizmi

şiddetle reddetmektedir. Marx'ın dü şün c esinin merkezinde iki temel öğreti var­ dır. Birincisi toplum yaşamında ekonominin oynadığı ön ­ celikli rol; diğe ri tar i h boyu nca ü retim biçimlerinin bi rbi ­ rini izled iği fikri dir. Bununla birlikte ileride göreceği miz gibi,

her iki kavrayış da Marx'ın bu lduğu yenilikler değil­

dir. Acaba Marx'a özgü özellik, sınıf değil sın ıf mücadelesi kavramı mıdır? Kuşkusuz bu, Marx'ın d üşü nc e s i n in öz ü -


Morx Nft/rn Holtlıydı!

!

ne çok yakındır ama bu da sınıf kavra mı ndan daha fa zla Marx'a özgü değ ildir Oliver Goldsmith'in uTerk Edilmiş .

Köy şiirinden şu rrusralara bakalım: ..

Senin organlarını yumoşacık bir tembellilde saran giysi Kom:tu tarlaların yansını

gelişimden yobun bıraktı

Dengeli antiteziyle satırların simetrisi ve ekonomik kullanımı, tarif ettikleri ekonomideki savurganlık ve den ­ gesizlikle ka�ıtlık içindedir. Bu beyit açıkça sınıf müca ­ delesiyle ilgilidir. Toprak sahibini sannalayan giysi kira­ ,

cılarını soyroaktadır. Ya da John Milton'un Comus'undan şu satırlara bakalım:

EA"er flmdi yokluk içinde güçten düşmekte olan herkes Makul ve uygun bir pay sahibi olsaydı Şimdi lüksü şunartan

Azıniıiın elinde muazzam bjr fazJal.ık yığını oJ uşturan bu pay, DeAanın büyük b ereketi çok iyi dalıtılmış olurdu Gerekli ve eşit miktarlarda . . . B u duygunun çok b enzerini Kral L e a r de dile getirmiş­ ti. Aslında Milton , bu fikri çaktır madan Shakespeare'den çalm ışt ı Voltaire'e göre zenginler, yoks ull arı n kanıyla şiş­ .

mişti

ve

mülkiyet toplum sal çel işkinin temeliydi. Görece­

ğimiz gibi Jean Ja c q u es Rousseau da çok ben zer biçimde -

düşünüyordu. Kendisi n in de farkında olduğu gibi sınıf

mücadelesi fikri Marx'a özgü deği ldi. Böyle olmakla birlikte bu düşünce onun içi n son dere­ ce

merkezi önemdeydi. Gerçekten o kadar merkeıiydi ki,

49


SO

1 ·re rry Eagletoıı bunun insan tarihini s ür ükleyen güçten farksız olduğ un u düşünüyordu. B u tam da insanın gelişiminin motoru ya da dinamiğiydi; oysa böyl e bir fikir John Milton'un aklına

gelmeıdi. Pek çok sosyal düşün ür, ins an topl u m unu or­ gan ik bir bütünlük olara k görürken, M arx 'a göre toplum,

bölünmüşlüğü

sergiliyordu. Toplum birbi riyle bağdaşma­

yan çıkarlardan

oluşuyordu; mantığı uyum içinde olmak

deği l , uyu şmazlı.ktı. Ö rneğ in kapitalistlerin

çıkarı, ücret­

leri düşük tutmakken, işçilerinki b un lar ı yükseltmekti. Marx, Kom ünist

Manifesto'd a

mu ş b ütün toplumların tarihi,

"Şimdiye kadar var ol­

sınıf mücadelelerinin ta­

rihidir" demişti. Tabii kelimesi kelimesi n e bunun b öyle oldu�unu kastetmiyordu. Eğer geçen Çarşamba dişleri­

fırçalamarn tarihin bi r parçası saylhrsa, bunun sınıf mücadelesiyle ilgisi n i gö r m ek güçt ü r. Kriket ay narken hacağın kınlması ya da pe ng u en lere sapian t ı l ı tutkun­ luk da, yakıcı biçimd e sınıf müca d eles i y l e ilgili değildir. Muhtemelen "tarih': di ş fı rça l a m ak gibi özel şeylerle de­ ği4 kamusal olaylarla ilgilidir. Ama geçen gece bardaki kavga da yeterince kamusal değildir. Belki de tarih başlı­ ca büyük olaylarla sımrlıdır. Ama kimin tanımlarına göre böyledir? Her neyse, Büyük Lo n dra Yangını'nm, sınıf mü cad elesiyle ilgisi n ed i r? Eğer Ch e Guevara bir kam ­ yon tarafından e.zilseydi, d i reksiyanda da bir CIA ajanı bulunsaydı, bu olay sımf m ücadelesinin bir olayı sayıla­ bilirdi. Aksi halde bu s adece b i r kaza olurdu. Kadınların ezllmesinin hikayesi, sı mf mücadelesiyle iç içe geçmiştir; onun sadece bir yön ü değ ild i r. Aynı şey Wordsworth ya mi


Mor:( Nedım Hakl!ft1i?

,

da Seanıus Heaney şiiri için de geçerlidir. Sınıf mücade� lesi her şeyi kapsayamaz. Muhtemelen Marx da kendi iddi asını h arfiyen kabul

etmemiştir.

Komünist Manifesto

neticede siyasi propa�

gandanın bir parça s ıydı, bu it ib arl a etkileyici söylemlerle dol uydu. Böyle olsa bile

b u n un gerçekte

Marksist düşün�

ceyi ne kadar i çerdiği önemli bir sorudur. B azı Marksist� ler onu Her Ş eyin Te or isi olarak kab ul etmekle birlikte, elbette böyle değil . Arpadan y apı l an viskilerle, bi l i n çal ­

tının doğasıyla, bir gülün akıldan çıkmayan kokusuyla ya da bir şeyin varlığı veya yokluğuyla ilgili M a rksizmin ilgin ç bir .şeyler söyl eyememesi, ona güve ns i zlik nedeni olamaz. O nu n amacı topyekun bir felsefe ortaya koymak deği ldi. O bize güzelliğe, aşka ya da şair Yeats'in mısra� larındaki ga rip tm ıyı yakal am ayı nas1l başardığına dair

açıklamalarda bulunmaz. En çok da aşk, ölüm ve haya� tın anlamına ilişkin sorular karşı sında suskundur. Ama

kuşkusuz, uygarhğın başlangı cın dan c eğ e

gü n ü m ü ze ve gele­

dair çok büyük bir a nlatıdır. Marksizmin yanı sıra

bil im, din ya da cinselliğin tarihi gibi b aşka büyük ania­ tılar aa mrdlr; b un lar sın ıf m üca d el esi tarihiyle etkileşim i çinde di r ama ona indirgenemezler. (Postmodernler ya bir b üy ük aniatı ya da bir sürü küçük aniatı o l duğunu

varsayar. Ama bu

doğru değ i l di r. ) Marx da "bütün tarih ,

sınıf mücadeleleri tarihidi r" derken, her şeyin sınıf mü� c:ade lesi meselesi olduğunu kastetmemişti. Demek istedi­

ği insanın tarihinde, sınıf m ücadelesinin birinci derecede önem li o l du ğuy du.

51


52

Terry Eagleton

Gene de hangi anlamda birinci derecede? Örneğin din, bilim ya da cinsel baskı tarihlerinden nasıl daha önem­ lidir? Sınıf, zorunlu olarak siyasi faaliyeti harekete geçi­ rici birinci derecede güçlü bir etken değildir. Bu a çı dan Marksizmin fazla di kkate almadığı etnik kimliğin rolü­ nü dü ş ü nü n Anth o ny Giddens'e göre ırksal ve cins iyetçi eşitsizlikterin yan ı sıra devletler arası çatışmalar da "sınıf sömürüsüyle ay m önemdedir". 1 Ama n ed e n aynı dere­ cede önemli? Ahlaki ve siya s i önem açısından mı ya da sosya l i z m i kurmak bakım ı n dan mı eşit derecede önem­ .

li? Bazen eğer başka bir şeyin temeli iç in gerekliyse, b i r şeye birinci derecede önemli deriz ama sınıf mücadele­ s i n i n dini inanç,

bilimsel keşifle r ya da kad ınları n baskı altında tutulması açıs ı nda n gerekli tem el i oluşturduğunu söyleyemeyiz; her ne kadar bunların çoğunu i çers e de. Bu temel i yok ettiğimiz takdirde Budizm, astrofizik ve dünya güzel li k ya r ış masın ı n çöke ceği doğru gibi görün m üyor ,

.

Bunların kendilerine ait göreli bağımsız tarihleri var. Ö yl e yse sınıf mücadelesi niçin b i r incil önemde? Marx'ın buna iki cevabı olabilir. Sınıf mücadelesi, ilk bakışta bağımsız görünen pek çok olayı, kurumu ve dü­ şü n ceyi biçimlendirir; ta ri hse l bir çağdan başka bir çağa geçişteki çalkantılı dönernde beli rleyici b ir rol oynar. Marx'ın tarihten kastı "olmuş olan her şey değil'' ama olayların temelinde yatan belirli bir rotadır. O, "tarih i", olayların izlediği anlamlı bir yol olarak ele almakta; in1

Aktaran Alex Callinkos (ed.). Mar.tist Theory (Oxford, 1 989), s. 143. [ Marksist Teori)


Mtırır NedM Hok/ıydıl

:

sanoğlunu n bugüne kadar gelen varoluşuyla eşanlamlı olarak gö rmemektedir. Marx'ın düşü n ce s i ni, diAer s o syal teorile rden ayıran sın ı f mücadelesi fikrinin

yaklaşımı

da böyle midir? Tam

böyle deAil. Daha önce gördüğümüz

ü ze re

bu kavramı ,

üretim biçimi kavramı gibi M ar x bulm adı. Onun düşün­ cesindeki ö zg ü nl ük, bu iki kavra m ı -sınıf mücadelesi ve

üretim bi ç i ın i - b irbir in e kenet leyerek gerçekten yeni olan bi r tarihse 1 senaryo ortaya koyması dı r. Marksistler arasın­

da bu iki kavramın birbiriyle

nasıl

uyuştuğu konusunda

tart ı ş malar olmuştur; M a rx'ın ken disi de bu

noktayı çok

da fazla geliştirmemiştir. Ama eğer onun çalışmalarında­

ki özgünlüAün peşindeysek bur a da duramayız. Marksizm özünde, uzun dönemli tarihsel deAişi m i n teori ve prati­

ğidi r. GöreceAimiz gibi, Marksizmin özgü nlüğü aynı za­

manda en sorunlu yönüdür. Kaba hatlanyla Marx'a göre üretim biçimi. belirl i üretim güçl e ri n i n. belirli üretim ilişkileriyle birleşimidir. Üretim

gücü, maddi yaşamımızı yeniden üretmek için çalışırken ku lland ığ ı m ız herhangi bir araçbr_ Bu fıkir, üretken amaç­ larla insanın dopya egemen olmasını ya da onu kontrol etmesini sağlayan her şeyi kapsar. Bilgisayarlar, kendile­ rini doM olarak gösteren seri k.atillerle konu.şmaya yara­

maktan z iyade, maddi üretimde bir rol oynuyorsa. o

za­

man üretim g üc ü dü r. On dokuzuncu yüzyıl İrlanda'sında eşekler üretim

gücüydü.

İnsan işg ü c ü üretim gucüdür.

Ama bu güçJer hiçbir zaman ham halde b ul unm az . Her

53


54 1

Ter r y Eag l ıno n

zaman b elirl i sosyal ilişkilerle bağlantılıdır ki, bu Marx'a göre sosyal sınıflar arasındaki ilişkidir. Örneğin bir sosyal sınıf üretim araçlarına sahip olup onları kontrol edebilir­ ken, d iğer bir sosyal sınıf sömürülüyordur. Marx"a göre tarih ilerlerken, ü retim güçleri de g eli ş me eğilimindedir. Bunun an lamı onların her zaman gelişe­ ,

ceği deği l dir; çünkü bunların uzun bir s üre ger ileyebi­ le c eğini de kabul eder. Hangi sınıf maddi üretimi yöne­ t iyo rs a gelişim i n aracısı da odur. Tarihin bu yorumuna göre sanki üretim güçleri, kendilerini en çok geliştire cek sın ıfı "seç mektedir". Ama ö yle bir nokta gelebilir ki, var olan sosyal ilişkile r ü retim güçlerini geliştirmekten çok, ,

onlara engel olabilirler. Her ikisi de apar tapar çelişki

­

nin iç in e düşer ve artık sahne siyasi devrim için hazır hale gelir. Sınıf m üca delesi keskinleşir ve üretim gü çle­ rini ileriye götürecek sınıf önceki efe ndilerde·n iktidarı . alır. Ö rneğin kapitalizm içind e bulunduğu sosyal ilişki

­

ler nede n iyle krizden krize, bulırandan buhrana sürük­ lenmektedir ; düşüşün sürdüğü belirli bir noktada işçi sınıfı , üret im in mülkiyeti ni ve denetimini almaya hazır duru m d adır. Marx, çalışmasının bir yerinde eski sosyal sınıf, üretim güçlerini mümkün olduğunca geliştir m e

­

den hiçbir yeni sınıfın bunları devralamayacağını bil e iddia eder. Bu nokta kısa ve özlü bir biçimde çok bilinen şu parag­ rafında dile getirilir: Gelişimlerinin belirli bir aşamasında toplumun maddi üretim güçleri,

var

olan üretim ilişkileriyle, yani aynı şey


Morx Neden

HtJJılıydı!

1

yasal olarak ifade edilirse o zamana kadar var olan mül�

ilişkiler, iiretim giiç� lerinin gelişimine ayak bağı olıır. O zaman sosyal devrim çağı başlar. 2

kiyet ilişkileriyle çel�e girer. Bu

Marksistlerin işaret ettiği gibi bu teoride birçok s or un

vardır. Bir kere Marx neden gene l ola r ak üret im gü çl eri­ nin evrim geçirdiğini varsaymaktadır? İ nsanları n refah ve

ver i m t i l i ğe it i ş ki n kazanımlarından kol ay vazgeçmemele­ ri an l am ı n da , teknolojik gelişimierin birikerek çoğaldığı d oğru du r B unun n e de n i , bizim tü rüroüzün az çok ras­ yonel ama aynı za mand a biraz da miskin ve işgücünden tasarruf et m e eğiliminde olmasıdır. (Bu etmenler süper­ marketle rde kasa kuyruklarının her zaman aynı uzunluk­ .

ta olmasını belirle r.)

Elektronik postayı keşfettikten son ra

artık kayaları çizikti rmeye dönmemiz i h t i ma l i çok azdır. Bu tür ilerlemeler i, gelecek nesillere geçirme kabiliyetim iz de vardır. Teknoloj i n in kendisi t ah rip olsa bile, teknolojik

kaybolur. Ama bu o kadar genel bir doğru­ dur ki, açıklayıcı olmaya hizmet etmemektedir. Örneği n , üretim güçlerin in niye belirli zamanlarda çok hızla geliş­

bilgi nadiren

fiğini

ama başka zamanla rda yüzyıllar boyu durgunluk

içinde olduğunu açı klamaz.

m in, var olan kimi

Önemli

bir teknolojik gelişi­

i nisiyatiflere değil de. var olan sosyal

ilişkilere bağlı olup olmadığı açıkla nmaz. Baıı Marksist­ ler, üretim güçlerini iyileştirme zorunluluğunun ta rihin 2

Corıtribulion tv tlıe Critique of Polilical &onomy, Önsöz, Marx � Engels: Selecud Work.s içinde (Londra, 1 968), s. 1 82. (Ekoııo­ mi Politiğin Elqtiri�iPie Kıııkı, çev. Sevim Bell i, Sol Yayınları, 1 993.) Marx, A

SS


56

1

TNry E�g ler o n

genel bir ya s a s ı olmayıp, kapital izm e özgü bir zorunluluk

olduğunu düşünür. O n l a r her üretim biçimini, daha ve­ ,

rimlisinin izleyeceğini varsayarla r. Bu Marksistlerin, bu yoruma Marx'ı d a d ah i l e d ip ederneyeceği tartışmalı bir noktadır. Başka bir konu, hangi mekanizmayla bazı sosyal sınıf­ ların, üretim güçlerini ilerietmek için "seçildiği" açık de­ ğild i r Neticede, bu güçler, sosyal manzarayı inceleyerek .

belirli bir adayı yardıma çağırabilecek ruhani kişilikler değildir. Tab ii e ge m en sınıflar nasıl açları doyurmak ve çıplakları giydirmek üzere iktidara el atmıyorlarsa, üre­

tim güçlerini de sırf yardımseverliklerinden geliştirm i ­ yorlar. Bunun ye ri n e, kendi maddi çıkarlarını izleyerek, diğe rle r ini n emeğinden bir artık alma eğilim indedirl e r. Bununla birlikte, böyle yaparken farkında olmadan, genel

olarak maddi üretim güçlerini geliştirmenin yanı sıra (en azından uzun vadede) i n s a n l ı ğı n manevi ve maddi refa ­

hını d a ileriettikleri düşünülmektedir. Sınıflı toplu m la rd a çoğunluğa ka p a l ı ola n kay nakl ar b üyütülürken, bir gün , komünist gelecekte bunların erkeklere ve kadınlara miras

kalacağı düşüncesi de oluşmaktadır. Marx açık bir şekilde maddi servetin, ahlaki sağlığımı­ za zarar verebil eceğini düşünmektedir. Gene de bazı ide­ alist düşünürlerin yaptığı gibi ahlaki olan ile maddi olan arasında bir uçur um görmez. Ona göre üret im güçlerinin serpilmesiyle yaratıcı insan gücü ve kapasit esi de gelişir. Bi r anlamda da tarih hiç de bir ilerleme hikayesi değil-


Morx Nedetr Haklıydı '

dir. Bir

tür sınıf toplumundan,

J

baskı ve sömürüden bir

diğerine doğru sendeleriz. Ama başka bir anlamda, in·

sanlar daha karmaşık iht iyaçlar ve istekler geliştirdikçe, daha girift, tatmin edici yollarla işbirl iAi yaptıkça. yen i tür ilişkilere girdikçe ve potansiyellerini gerçekleştirdikçe, bu zalim öykü. yukarıya doAru bir gidişat olarak görülebilir. İnsanlar genel olara k bu mirasa komünist gelecekte sa­

olacaklardır; ama şiddet ve sömürü bu nun kuruluş sürecinin ayrılmaz pa rçalarıdır. Sonunda birikmiş olan zenginliği h erkesin yararına olacak biçimde kullanacak sosyal ilişkiler kurulacaktır. Ancak birikim sürecinin ken­ hip

disi, erkeklerin ve kadınların çoğunu, birikimin meyvele­

rinin tadılmasının dışmda bırakır. Böyle olduğunu Marx, tarih "kötü tarafından ilerleme"d ir diye açıklar. Şimd iki adaletsizlik., gelecekteki adalet için kaçınılmaz görünüyor. Amaç, araçlarla çelişmektedir: Eğer sömürü yoksa üret im güçleri büyük ölçüde gelişemez ve böyle bir gelişme ol­ mazsa,

sosyalizmin maddi temeli olmaz.

Maddi ve manevi hayatı hem çelişki, hem de çatışma içinde gördUğü için Marx

kuşkusuz

h aklıydı. O, sı n ı flı

toplumlan yalnızca ahlaki iğrençlikleri açısı ndan, bu nu da yapmakla birlikte, mahkum etmekle kalmaz; aynı ı.a­ manda manevi tatminin de maddi bir temel i olması ge­ rektiğini savunur. Eğer açlıktan ölüyorsan ız, doAru düz­

gün bir ilişkiniz

olamaz.

İletişimin her gen işlemesi, yeni

toplum biçimlerini ve yeni tür bölü nmeleri doAurur. Yeni tek nolojiler insan potansiyelini köstekleyebileceAi gibi

57


58

:

Te rry Eaglewn

geliştirebilir de. Mo dern lik ne akı ls ızc a kutlanacak, ne

de hor görerek reddedilecek bir şeydir. Onun olumlu ve ol u msu z n itelikleri çoğun lukla ayn ı sürecin gö rünüş le ri ­ dir. Bu nedenle yalnızca diyalektik ya kl aşı ml a öze ilişkin çelişkiler kavranabilir. Gene de Marx'ın tarih teorisinde gerçek soru nlar va rd ır. Örneğ in neden aynı mekanizma -üretim güçleriyle ü re ­

tim ilişkileri arasındaki çelişki- bir sınıflı topl um döne­ minden diğe r i n e geçişte işlemektedir? Çok. uzun bir tarih ­ sel zaman i çi n deki bu tuhaf t u t arlılı ğ ı n açıklam as ı nedir? Her halükarda eğer siyasi muh alefet yeterince güçlüyse, en parlak döneminde olan egemen sınıfı devirmek mümkün d eği l midir? Gerçekten üretim güçl e rinin duraksamasma kadar beklemek zorunda mıyız? Ve üret im güçlerinin ge ­

lişmesi, diyelim ki yeni baskıcı teknoloj ilerini de geliştir­ miş o lsu n ; bu, ge rçekt e n egemen güçleri devi rm eye hazır o lan bir sınıfı engelleyebilir mi? Üretim g üçlerini n gelişi­

m iyle, işçil erin daha vasıflı, iyi örgütlü, eğitim li, s iyase te n

c

kendilerine güvenen ve deneyimli olab ile eğ i doğrudur. Ama aynı nedenle daha çok tank, gö zetl em e kamerası,

sağcı g az eteler ve taşeron i şçilik biçi m le ri de olabilir. Yen i teknolojiler daha çok insan ı işsizliğe ve dolayısıyla siyasi eylemsizliğe sürükleyebilir. Her neyse, bir sosyal sı nıfı n

devr im yapmaya hazır o l up olmaması, onun üretim güç ­ lerini geliştirme gücünün olup olm a ması nda n çok daha fazla etmen tarafından belirlenir. Sınıfsal kapas iteler ge­ niş kaps a m lı bir dizi faktör tarafı n dan biçimlenir. Ve bu

·


Mcmr N�den HcıkliYdi!

am aca yararlı olabilecek belirli birtakım sınıfsal il işkileri nasıl bilebiliriz? Sosyal ilişkilerin değişimi basitçe üretim güçlerinin ge­ nişlemesiyle açıklanamaz. Ne de üretim güçlerindeki çığır açan değişimler, Sanayi D evrimi'nin gösterdiği gibi, mutla­ ka yeni sosyal ilişkileri doğurur. Aynı üretim güçleri farklı sosyal ilişkilerle bir arada var olabilir. Örneğin Stalinizrn ve sanayi kapitalizmi gibi. Eski zamanlardan beri var olan köy­ lü tarımı, modern çağa gelindiğinde çok geniş bir yelpaze­ de olan sosyal ilişkilerin ve mülkiyet ilişkilerinin mümkün olabileceğini göstermiştir. Ya da aynı tür sosyal ilişkiler de­ ğişik tür üretim güçlerinin gelişi m i n i teşvik edebilir. Kapi­ talist sanayi ve kapitalist tarımı düşünelim. Tarih boyunca üretim güçleri ve üretim ilişkil eri uyum içinde birlikte var olma mı�tı r. Üretim güçlerinin gelişiminde her aşama, bi r dizi olası sosyal ilişkinin yolunu açmayı zorlar ve gerçekte her hangi bir dizi üreti m ilişkisinin ortaya çıkacağının ga­ rantisi yoktur. Ne de, tarihsel çatırdı duyulduğunda, potan­ siyel devrim temsilcisinin hazır olacağının garantisi vard ı r. Bazen Çin'de olduğu gibi, üretim güçlerini ileriye götürecek hiçbir sınıf ortada olmayabilir. Böyle olsa bile üretim güçleri ile üretim ilişkileri ara ­ sınd aki bağlantı aydınlatıcıdır. B u, diğer şeylerin yan ı sıra, eğer üretim güçleri belirli ölç ü de evr ilınişse, yalnızca belirli sosyal ilişkilerin olabileceğinin farkına varmamı­ zı sağlar. Eğer bazı insanlar, diğerlerinden daha rahat bir

hayat yaşayacaksa büyükçe bir üretim fazlasının olması

59


60

Ter ı y Eagleton

gereklidir ve bu d a ancak üretim güçlerinin gelişiminin belirli bir aşamasında mümkündür. Eğer yaşamak için herkes keçi gütmek, ot ve kökler için toprağı eşelemek zorundaysa, o zaman şairleri, dalkavukları, hazine muha­ fızları, uşaklarıyla muazzam bir kraliyet düzenini ayakta tutamazsınız.

Sınıf mücadelesi temel olarak üretim fazlasıyla ilgili bir mücadeledir; bu itibarla herkese yetecek kadar olmadığı sürece devam edecektir. Ne za man maddi üretimin orga­ nizasyonu, bazı insanlan yaşamak için üretim fazlalıkları­ nı başkalarını vermek zor u nda b ırakır s a, o zaman s ı nıftan söz edebiliriz. Üretim fazlasının çok az ya da hiç olma­ dığı ilkel komünizm denen koşullarda kimse başkasının sırtından

geçinemez ve herkes çalışmak zorundadır; b u

nedenle de sınıflar olamaz. Daha sonra yönetimi altında­ kilerin emeğ iyle geçinen feodal lordlar gibi sınıfları bes- . leyecek yeterince üretim fazlası olmuştur. Ancak yalnız­ ca kap it al i z mde kıtlığın dolayıs ıyla sosyal sınıfların yok ,

olması ihti mali ortaya çık m ış tır. Ama yalnızca sosyalizm bunu uygulamaya geçirebilir. Niçin her zaman üretim güçlerinin, üretim ilişkilerine galip geleceği, niçin ikincisinin, birincisine aciz ane itaat etmek durumunda gibi göründüğü açık değildir. Bunun yanı sıra teori, Marx'ın gerçekten feodalizmden kapita­ lizme ya da bazı yön leriyle kölecilikten feodalizme ge ç i ş i resmetmesiyle uyumlu görünmemektedir. Aynı sosyal sı­ nıfların, üretim güçlerini geliştiremedikleri halde genel­ likle yüzyıllarca iktidarda kaldığ ı da doğrudur.


lofrmr Neden

Hrı/rhydı?

1

O modelin çok açık kusurlarından birisi determiniz­

h i çbir şey, üretim güçlerinin ileriye doğru yürüyüşüne karş ı duramamaktadır. Tarih, kaçınılmaz bir içsel mantıkla işlemektedir. Tarihin başından sonuna ka­

midir. Sanki

dar uzanan tek bir '"öznesi"' (sürekli gelişen üretim güç­ leri) vardır ve ilerledikçe değişik siyasi düzenleri fırlatıp atmaktadır. Bu son derece metafizik bir görüştür. Bunun­

la birlikte ilerlemenin çok basit bir senaryosu da değildir.

Sonuçta insanın güçleri ve kapasiteleri daha iyi bir

tür in­

sanlığa doğru gelişmektedir. Ama buna ödediğimiz bedel korkunçtur. Üretim güçlerinin her ilerlemesi hem uygar­

lık, hem de barbarlık için bir zaferdir. B aşı n d a

özgürlük

iç in yeni imkanlar getirse bile, bu im kanlar aynı zamanda

kana bulanmış bir halde gelir. Marx saf bir ilerleme taeiri

değildi.

Komünizmin muazzam bedelinin çok iyi farkın­

daydı.

Sınıf mücadelesi sırasında da erkeklerin ve kadınların özgür gibi görü n d üAü doğrudur. Ne de olsa grevler, lo­ kavtlar, işgaller kimi il a hi g üçlerce emredilmez. Ama eğer tam da bu özgürlük, deyi m yerindeyse. tarihin önüne ge­ çilemeyen yürüyüşüne göre programlanmışsa? Burada Hıristiyan ilah i kader ile özgür insan iradesi arasındaki etkileşimle bir benzerl ik söz konusu. Bir Hıristiyan, ye­ rel polis şefini b o ğd uğunda özgürce hareket etmiştir ama

Tanrı bu davranış ı ezelden insanlık planı nın b aşı n d an

beri beri

öngörmüştür; bu, onun kapsamındadır. O, beni

geçen cuma hiz.nıetçi gib i giyinmeye ve kendime Milly de­

meye zorlamam ıştır ama her şeyi bildiği için böyle yapa-

61


62

1 Terry Eagleton i

cağıını biliyordu; böylece ko z m k düzenini Milty iş ini he­ saba ka t ar ak biçimlendirmiştir. Ona, şimdi yastığı ın ın üs­ tünde uyuyan buruşuk, bira lekeli oyuncak ayının yerine dah a güzeli n i vermesi için dua et tiğim zaman, Tanrı bana

böyle bir iyilik yapmaya hiçbir zaman zerre kadar niyet etmem işken, duaını duyunca fikrini deği ştirm iş değildir. Tanrı fikir değiştirmez. Ama zaten ezelden beri duam ne­ deniyle bana yeni bir oyuncak ayı vermeye karar verm i ş ti ve bunu ezeld en beri öngörm ekteydi . Bir anlamda gele­ cekteki Tanrı krallığı nın gelişi önceden belirlenmemişti; o, ancak .şimdi kadınlar ve erkekler b unun için çalışırsa

gelecektir. İnsanların özgür iradeleriyle bunun için çal ış­ m as ının kendisi, kaçın ıl maz olarak Tanrı'nın takdiri ne­ deniyledir. Marx'da da özgürlük ve kaçınılamazlığın b e nze r biçim­ de karşılıklı etkileşimi vardır. Bazen, bir anlamda özgür olsa da, sınıf mücadelesinin bel i rli tari hsel koşullarda yoğu nlaşm as ının zor unlu oldu ğunu ; bazen de b u n u n so­

nucunun kesinlikle öngörülebileceğini d ü şü n ür Örne­ .

ğin sosyal iz m konusunu ele alal ım . Ma r x sosyalizm in ,

gel iş i nin kaçınılmaz old uğ unu düş ü n ü r gibidir. Bunu b ir kereden fazla dile get i r mi ş t i r

.

Komünist Matıifesto'da, ka ­

pitalist sınıfın dü şüşünün ve işçi sınıfının zaferinin "eşit ölçüde kaçınılm az olduğunu söyler "

.

Ama bunun nedeni

Marx'ın, t arihi n içinde, insanlar ne'yaparlarsa ya da yap­ m azlarsa, sosyalizmi getirecek gizli bir yasanı n olduğuna inanması değildir. Eğer böyle olsaydı, neden s iya si mü ca

-

.


Mar� Neden Hak/ıyd1 ?

dele nin gerekli old uğunda ısrarcı alsund u? Eğer sosyalizm gerçekten kaçınılmaz olsaydı, o zaman sadece oturup, bu arada Hint yemekleri ısmarlayarak ya da dövme yaptıra­ rak. onun gelmesini beklemekten başka bir şey yapmamız

gerekmezdi . Tarihsel determinizm, siyasi hareketsizliğin reçetesidir. Yirminci yüzyılda komünist hareketin faşizm­ le mücadelesindeki başarısızlığında bu düşünce ön emli bir rol oynamış; ve bizi bir süre faşizmin, yok olmakta olan kapitalizmin ölüm hınltısı olduğuna inandırmaya çalışm ı ştır. Oysa 19. yüzyılda kaçın ılmaz şeyler bazen he­ vesle beklenmişti ama bizim için böyle değil. "Şimdi kaçı­ nılmaz olarak . . ." diye b aşlayan cüml eler onlar tarafından hayra yorulmazdı. Mar:x:'a göre sosyalizmin kaçın ılmazlığı herkesin ya­ tağında ya tarak onu beklernesi anlamına gelm iyordu. O, daha çok, kapitalizm kesinlikle başarıs ı zlığa uğradığında, çalışan insanların onu devralmamak için bir nedenleri olmadığın ı ; iktidarı almak için de her türlü nedenlerinin bulunduğunu düşü nüyordu. Onlar, sistemi değiştirmenin kendi çıkarlarına hizmet edeceğin in farkına varacaklar ve çoğunluk oldukları için de bunu yapacak güçleri ola­ caktı. Dolayısıyla rasyonel varlıklar gibi h areket edecek ve alternatifi kuracak.lardı. Kendi yararınıza değiştirebil­ me imkanınız olan bir rejimin altında, h a ngi akla hizmet ederek acınası yaşamınızı sürdürecektiniz? Kaşıyabilece­ ğiniz halde neden ayağınızın dayanılmaz biçimde kaş ın ­ tnasına izin verecektiniz? Hıristiyan davranış biçimi öz-

63


64

.

Terry E.:ıg letorı

gür olmakla b i rlikte nasıl önceden belirlenmiş bir planın parçasıysa, Marx için de kapital izmin çöküşü, önlenemez biçimde erkeklerin ve kadınların özgür iradel eriyle onu süpürüp atmasına yol açacaktı. Şu

h alde

o, özgür erkeklerin ve kadınların belirli ta­

rihsel koş u llarda ne yapmak zorunda olduklarından söz

et me kt e ydi. Ama kuşkusuz bu bir çelişkiydi; çünkü öz­ gürlük, h içbir şey yapmak zorunda olmamaktı. Açlıktan iki büklüm olmuş vaziyette bile, lezzetli bir domuz pi rzo­ lasını bir çı rp ıd a mideye indirmek zorunda değilsinizdir. Dini bütün bir Müslüman olarak ölmeyi yeğleyebilirsiniz. Eğer yapabileceğim bir tek

h areket

tarzı varsa ve e ğer

bunu yapmamak imkansızsa, bu durumda ben özgür de­ ğilimdir. Kapitalizm, yıkım ın eşiğinde sendeliyor olabilir ama onun yerine geçecek sosyalizm ·olmayabilir. Faşizm ya da barbarlık olabilir. Belki de sis tem in parçalanmasıyla birlikte, işçi sınıfı, yapıcı biçimde hareket ederneyecek ka­ dar zayıf düşecek ve morali bozulacaktır. Tipik olmayan kasvetli bir anında Marx, sınıf mücadeles in in, çarpışan sı­ nıfların "ortak yıkımıyla" sonuçlanabileceğini söylemiştir. Ya da -tam olarak öngörmediği bir olasılık- si stem,

reformlarla siyasi başkaidırıyı savuşturabilecektir. Sosyal demokrasi, sistemle yıkım arasında bir siperd ir. B öyle­ ce gelişkin üretim güçlerinden elde edilen artık, rüşvet­ l e devrimi savuşturmak için kullan ılabilir; bu durum,

Marx'ın tarihsel t a sl ağı na hiçbir surette uymaz. O, kapita­ list refahın ancak geçici olabileceğine inanmış görünüyor;


Mrmı Neden Hakl1ydı?

1

n iha ye t i n de sistem başarısız olacak ve o zaman işçi sını­ fı

da kaçınılmaz olarak ayaklanarak onu

Ama

ele

geçirecektir.

bir kere bu, kriz içindeki kapitalizmin bile yurttaş­

lannın onayını a labileceği p ek çok yol olduğunu (Marx'ı n yaşadığı zamana kıyasla bu yollar günümüzde çok daha karınaşıktır) göz önünde bulundurmamaktır. Marx'ın

he­

saba katacağ ı bir Fox News ve Daily Ma il yoktu. Tabii zihinlerde canlan dmlabilecek b i r başka gelecek olabilir: Hiçbir geleceğin olmaması. Marx, nükleer katliam ya da ekolojik yıkım olasılığını öngöremezdi. Ya da belki

egemen sınıf bir asteroitin çarpmasıyI a yıkılacaktı ama ba­ zıları için

böyle bir kader sosyalist d evrime tercih edilebi­

lirdi. En determinist tarih teorisi bile böyle beklenmedik olaylarla

yıkılabilir. Ne olursa olsun, Marx'ın gerçekten ne

ölçüde tarihsel determinist ol duğu nu hala araştırabiliriz. Eğer çalışmalarında üretim güçlerinin belirli sosyal ilişkile­ ri doğurduğu fikrinden başka bir şey olmasaydı, cevap açık olacaktı. Bu, tam bir determinizm anlamına gelirdi ve böy­ lesi bir

durumda günümüz Marksistlerinden çok azı bunu

kabul etmeye ha zır ol urdu.� Bu görüşe göre kendi tarihleri­ ni insanlar değil, kendine mahsus t uhaf fetişist bir yaşamı olan

3

üretim güçleri yapmaktadır.

Teorinin çok etkileyic i bir savunusu şu kaynakta bulunabilir; G. A.

Cohen, Mnrxs

Theory of History: A Defence (Oxford,

l978 ) . [ Marx'm

Tarih Teorisi: Bir Savunma] Ters bir fikir nadiren bu kadar muhteşem

biçimde savunulabilir. Marx'm tari h ması

ve

teorisinin mükemmel bir açıkla­

burada yararlandığırn kaynak için bkz. S. H. Rigby, Marxism

and History (Manchester ve

New York, 1 987). [Marksizm ve Tar:ih]

65


66

1 Terry Eagtetorı Oysa Marx'ın yazılarında, toplumsal üretim ilişkilerine, üretim güçlerine göre öncelik tanıyan değişik bir düşünce akımı vardır. Eğer feodalizm, kapitalizmin yolunu açtıysa, bunun nedeni ikincisinin üret i m güçlerini daha verimli hale getirmesi değildi; kırsal kesimde feodal sosyal ilişki ­ ler, kapitalist ilişkiler tarafından yerinden edilmişti. Fe­ odalizm, yeni burj uva sınıfının serpilebileceği koşulları yarattı ama bu sınıf, üretim güçlerinin gelişmesinin bir sonucu değildi. Bunun yanı sıra, eğer üretim güçleri feo ­ dalizmde geliştiyse bu. içinde var olan bir eğilimden dola­ yı değil, sınıfsal çıkarlar nedeniyleydi. Modern dönemde de, geçmiş birkaç yüzyıl içinde eğer üretim güçleri böylesi h ızlı büyüdüyse, bunun nedeni kapitalizmin sürekli büyü­ m e olmadan yaşayamamasıdır. Bu alternatif teoriye göre, insanlar ·sosyal ilişkileri ve sınıf mücadeleleriyle gerçekten kendi tarihlerinin yazarı- . dır. Marx bir keresinde Engels ile birlikte, kırk yıldır "sınıf mücadelesinin, tarihin en doğrudan itici gücü" olduğu­ nu söylediklerini vurgulamıştı.� Sınıf mücadelesiyle ilgili nokta, sonucu n öngörülerneyeceği dolayısıyla determiniz­ min tutunacak zemin bulamamasıdır. Sınıf çelişkisinin her zaman belirl en m iş olduğuna; sosyal sınıfların doğasında karşılıklı çatışan çıkarlarının peşine düşmek ve bunun da ü re tim b içi m i tarafından belirlendiğine ilişkin bir sav öne sürülebilir. Ama bazen bu "obj ektif" çıkar çatışmaları, bü­ yük çaplı bir siyasi savaş biçimini alır ve bu savaşın nasıl 4

Aktaran Alex

Class {Londra,

Callinkos ve Chris Harman, The 1983), s. 1 3. [Değişen İşçi Sırufı l

Clıanging Working


Marx Neden Haklıydıl

1

olabil eceğinin şu ya da bu şekilde ö nde n tasarlandığını

düşünmek zordur. Marx, sosyalizmin kaçınılmaz ol d uğ u ­ nu

d üşü n m ü ş olabilir ama kuşkusuz Fabrika Yasaları ya

da Paris Komünü için böyle düşünmem i şti. Eğer gerçek­ ten safkan bir determinist olsaydı, o zaman sosyalizmin ne zaman ve nasıl gel eceğ in i söyleyebilirdi. Ama o, kri s tal küreye bakmak an la mı nda de ği l , a da l ets i zl iği n yok olaca­ ğı kehanetind e bulun mak anlamında bir elçiydi .

"Tarih" diye

yazar

Marx, "hiçbir şey yapmaz, muazzam

servete sahip de�ild ir, hiç savaşlara girmez. Bütün bunları yapan gerçek , yaşayan insandır; s ah ip olur ve savaşır. ' Ta­

rih' sanki insandan ayrıymış gibi, insanları kendi amaçları için araç olarak kullanmaz; t a r ih amaçlarının peşinde gi­ den insan faaliyetlerinden başka bir şey değildir."s Marx. eski ve orta çağlardaki ya da modern dünyadaki

ilişki lerden ,

sı n ı fsal

sanki en önemli şeyler bun l armış gibi bah­

seder. Aynı zamanda kölec il i kten , feodalizme ve kapita­ lizme kadar her üretim biçiminin kend ine has gel işim ya· saları olduğunun üzerinde durur. E�er b öyleyse , o zaman

tarihsel sürecin. belirli bir içsel mantıkla her üretim biçiminin hemen öbürünü izlediAi kesin bir "lineer" yol artık

düşün m emize gerek kalmaz. Feodalizme özgü, onu karşı konulmaz bir şekilde kapitalizme dönüştüren bir şey yok­ tu r. Tarihin halısında onu boydan boya geçen tek bir i p l i k yoktur; a ksi ne birtakım farklılıklar ve süreksizlikler söz 5

Marx, 71ıe Holy Pamily (New York, 1973). s. 10 [. (Kutsal Aile ya da Elqtirirıiıı Elqtirüi Bmno Bauer ve Hempt:ılarına Kaqr, çev. Kenan Some� Sol �n�� 199�)

67


68

Tet r y E ;ı g !eton

konusudur. Marksizm değil. burj uva politik ekonomisi olaylara evrensel evrim yasaları açısından b akar. Gerçek­ ten de Marx'ın kendisi, bütün tarihi, tek bir yasa altında toplamaya çalışınakla suçlanmasına karşı çıkmıştır. B öyle renksiz soyutlamalara, iyi bir romantiğe yaraşır biçim­ de, şiddetle karşı koymuştur. Ona göre, "Eğer materyalist yöntem, araştırmaların bir yol gösterici ilkesi olarak değil de, kişiye uygun gelen bir tarih şablonu gibi kul lanılırsa, o zaman karşıtma dönüşür."6 Kapitalizmin kökenleriyle il­

gili görüşü bunun, " içinde bulundukları tarihsel koşullar ne olursa olsun bütün ulusların alın yazılarıymış gibi izie­ yeceği genel bir yol olduğuna ilişkin tarihi -felsefi bir teo­ riye" dönüştürülmemesiydi? Eğer tarihte b elirli eğilimler varsa, karşı eğilimler de vardır; bu nedenle sonuç garanti değildir. Bazı Marksistler; "üretim güçlerine verilen birinci! _ önemi" azaltarak, şimdi incelediğimiz alternatif teoriyi vurgulam ışlardır. Ama bu da muhtemelen fazla savunma amaç lıydı. Birinci modelin, Marx'ın eserlerinde yeterince çok noktada öne çıkması, onun bunu çok ciddiye aldığı ­ m

göstermekte; geçici bir sapma gibi görünmemektedir.

Lenin ve Troçki gibi Marksistler de genellikle o nu b öyle yor u mlamışlardır. B azı yorumculara göre Marx,

Kapital'i

yazmaya başladığında, tarihin kahramanları olarak gör-

6

Marx & EngeLs, Selected Correspondence

(Seçme Yazışınalar

1

(1844- 1 869)

çev. Yurdakul Finı:anı:ı, Sol Yayınları, 7

lbid., s. 293-94.

(Moskov.ı., 1 975), s. 390-91. Yazışmalar 2 (1 870-1 895), 1995, 1996.)

Seçme


MatR N�dtn Hak/ıydtl

ı

düğü üretim güçleriyle ilgili ön ceki yorumlarını n eredey­ se terk etmiştir. Başkaları buna inanmamaktadır. Ama Marx'ın izleyi cileri , eserlerindeki en akla yakın düşünce­ leri seçmekte özgürdür.

Yalnızca

aşuı tutu cu Marksistler,

eserlerini kutsal bir buyruk olarak görür ve günümüzde

bu

sayılar ı

tür Hıristiyan aşıncılardan daha azdır.

İnsan ı n özgürce eylemiere giriştiğini redde tmek anla­ mında, Marx'ın genel olarak determinist olduğuna dair hiçbir veri yoktur. Tam tersine Marx , özgürlüğe i nanır ve

h er zaman

bunun

hakkında konuşurdu; özellikle gazete

yazılarında, kişiler, seçimlerine hangi tarihsel sınırlama­ lar getirilmiş olursa olsun , nasıl farklı davranabilirdi (ve bazen de davranmaları gerekirdi) üstüne görüşleri var­ dır. Bazılannın son derece d eterminist olarak gördüğü Engels, yaşamı boyun ca askeri stratej iyle ilgilenmişti ki,

bunun

kaderle ilişkisi neredeyse hiç yoktur.8 Marx, siyasi

zafer için cesaret ve tutarlılığın gerekliliğini vurgulayarak, tarihsel süreçlerde rastlantısal olayların belirleyici öne­ mini kabul eder görünmektedir. 1 849'da Fransa'da kolera salgınının militan işçi sınıfını kırıp geçirmesi böyle bir örnektir. H er neyse, değişik türde kaçın ılmazlıklar da vardır. De­ termi nist olmadan da bazı şeylerin kaçın ılmaz olduğunu düşünebilirsiniz. Liberterler bile ölümün kaçınılmaz ol­

duğuna

inanırlar. Eğer yeteri sayıda Teksaslı kendilerini

bir telefon kulübesine tıkıştınrsa , bazısı ciddi biçimde

8

Bu

noktaya john Maguire işaret etmiştir:

(Cambridge,

1978),

s.

123.

[Marx'ın

Marxs Theory of Politics

Politika Teorisi]

69


70

,

Ter r y Eagl eton

ezilecektir. Bu kaderden ziyade fiziğin konusud ur. Ken­ dilerini oraya özgür iradeleriyle tıkıştırmaları olayı değiş­ tirmez. Genellikle özgürce yaptığımız hareketler ka rşı m ı ­

za yabancı güçle r olarak çıkar. Marx'ın yabancılaşma ve meta fetişizmi teorileri sadece bu gerçeğe dayan ır. anlamlarda da kaçınılmazlıklar söz konusudur. galip gelmesinin kaçınılmazlığı edildiğinde bu, ol abi lir de olm ayabilir d e . Bu d a h a

B a şka

Zimbabwe'de adaletin iddia

çok, ahlaki ya

da siya si bir zorunluluğu ima ed iyor olabilir

çünkü alternatifıni düş ünmek bile dehşet vericidir. "Sos­ ya liz m

ya da Barbarlık" mutlaka ya b iri nin

ya

da öbürü­

nün altında yaş ayac ağ ı z anlamına gelmeyebilir. Bu, birin­ cisi ol mazsa , düşünemeyeceği miz sonuçlara yol açılabile­ ceğini vurgul am ak için olabilir. Marx A lman İdeolojisi'nde "şimdi ( . . . ) bireyler özel mülkiyeti kaldırmalıdır" derken ". . . malıdır", insanların başka seçim hakkı yok anlamın - .

da değild ir, daha çok, siyasi t avsiyedir. Şu halde Marx ge n el anlamda bir determinist o lm ayabilir ; bununla bir­ likte çalışmalarındaki birçok i fa de , determinizm

hissini

biçimde tarihsel

bir

vermektedir. Bazen doğal yasalarla

tarihsel yasa ları karşılaştırmaktadır; Kapital'de "'kapita­ lizmin d o ğ al yasal a rı ( . . . ) güçlü bir zorunlul ukla kaçınıl­ maz sonuçlara doğru iler! emektedir" diye

yazm a kt adır. �

Bir yo rumc u, çal ışmasında toplumun evrimini doğal t a ­ rih süreci gib i ele aldığını belirtince, Marx da aynı fikirde

görü nm ektedir. Aynı zamanda, Marx, 9

Marx, Capital, cilt.

1

(New York, 1967), s. 9.

ş i m di k i

"

d üzenin


Motı Neden Htlklıydıl

1

kaçınılmaz ve zorunlu olarak, başka bir düzenin içinden geçmesi"

gerektiAini

gösteriyor10 dediği zaman, eserinin bir eleştirmeni bunu onaylayarak alıntılamıştır. Bu kat ı determinizrnin, sınıf mücadelesinin merkeze alın masına

nasıl uyduğu açık değildir. Engels bazen tarihsel yasalar ile doğal yasaların kesin biçimde farklılığından; bazen de ikisi arasındaki bemer­ liklerden bahseder. Marx, tarihe doğada bir temel bulmak fikriyle flört ederken aynı zamanda ikinciyi değil. birin­

ciyi kendimizin yaptı�ını vurgular. Bazen insan tarihine biyolojinin uygulanmasını eleştirir ve evrensel olarak ge­ çerli tarihsel yasaların old u ğu anlayışını reddeder. Birçok 19. yüzyıl dii{iünürü gibi Marx da çalışmalarına meşruiyet sağlamak içi n , üstün bir bilgi

modeli yerine, doğal bili m ­

lerin oto ritesini kullanmıştır. Ancak,

tarihsel yasaların da,

bilimsel yasalar gibi kesinlikle bilinebileceğine

inanmış

da olabilir.

Böyle olsa bile,

kapitalist kar o ranının düşnıe e �il im i

denen şeyi, tam olarak yerçekimi onaylamak güçtür. Tarihin, gök

gürültüsünün oluşması

gibi evrildiğini düşünmüş olamaz. şatının, b elirli bir modeli

yasasına benzetmesini 'farihsel olayların g i di ­

ortaya çıkarmasını düşündüğü

doğrudur ama bunu başkaları da düşün müştür. san

Çok az in­

tarihin tamamen rastlantısal olduğunu düşünür. Eğer

sosyal yqamda düzenlilikler ya da tahmin edilebilir genel 10

Aktaran T. Battomoı-e (ed.}, A Dic:tiongry ofMım:isı

1983), s. 2001.)

1 40.

7hought (Oxford, {Markrut Diqibta Sözlügü, Çev. Mete Tunçay, lldişim,

71


72

Te rry Eag letorı

eğilimler olmasaydı, amacı olan hareketler yapamazdık. Bu bir tarafta demir yasalar, öbür tarafta sırf keşmekeş arasında bir seçim yapmak meselesi değildir. Her insan eylemi gibi, her toplum da bazı olası gelecekleri açarken diğerlerini kapatır. Ama özgürlük ile sınırlamalar arasın­ daki etkileşim, bir tür aşırı katı kaçınılmazlık durumun­ dan çok uzaktır. Eğer sosyalizmi berbat iktisadi ko ş u ll ar ­ da kurmaya kalkışırsanız, gö rdüğümüz gibi, büyük ihti­ malle bir çeşit Stalinizmle sonuçlanır. Bu iyi kanıtlanmış ve birçok aptalca sosyal denemeyle teyit edilmiş tarihsel bir kalıptır. Tarihsel yasalarla ilgili konuşmaktan genellik­ le hazzetmeyen liberaller ve muhafazakarlar, iş kendile­ rine dokununca ağız değiştirebilirler. Ama Stalinizm so­ nucuna mahkümsunuz demek tarihsel olasılıklan göz ardı etmektir. Belki halk ayaklanacak ve iktidarı alacaktır ya da belki bir grup zengin ulus beklenmedik biÇimde yardımımza gelecektir ya da belki dünyanın en büyük p etrol yatağının üstünde oturduğunuzu

keşfedip bunu ekonomi­ nizin demokratik yoldan inşası için harcayacaksınızdır. Tarihin rotası da neredeyse aynıdır. Marx, eski köleci­ likten modern kapitalizme kadar değişik üretim biçim­ lerinin değiştirilemez biçimde birbirini izlediğine inanır görünmemektedir. Engels, tarihin "'sıçramalar ve geri tep­ melerle zikzaklı bir biçimde hareket ettiğini" söyler. 1 1 Bi­ rincisi, değişik üretim biçimleri sadece birbirini izlemez. Aynı toplum da birlikte var olabilirler. İkinci ol arak Marx, ll

Aktaran Umberto Melotti, Marxism and 1 972), s. 6. [Marksizm ve Üçüncü Dünya]

the Third

World (Londra,

_


Mı:ın Net/rf�

Hulılı)fdıJ

1

feodalizmden kapitalizme geçişle ilgili görüşlerinin belir­ gi n b içimde Batı'ya u yg u n

ceğini

düştüğünü

ve genellenemeye ­

iddia et m iş tir. Üretim biç i mler i söz konusu ol du ­

ötekine geçişte, her ulus aynı yolu katet­ de ğ ildi r. Bolşevikler yan - fe o dal Rusya'dan,

ğunda, birinden

mek zorunda

arada uzun ve yaygın bir kapitalizmi yaşamadan, sosyalist

devlete sıçrayabilmjştjr. Bir nokt ad a Marx, kendi ülkes i Almanya'nın, işçi sınıfı iktidara gel meden önce, burj uva ege menliği aş am asında n

ge çme si gerektiğine in an mışt ı. Ama daha so n r a bu dü­ şünceyi terk ederek bütün aşamaların iç içe geçebileceği "'

s ürekli devrimi" önermiştir. Tipik Aydınlanmacı tarih

görüşü, her aşamanın kendiliğinden sonraki a.şamadan organik biçimde evrileceği ve i lerleme diye tanımlan an

bütünlüğü oluşturacağı yönündeydi.

Bunun aksine

Mark­

sist anlatı da şiddet. kırı lm alar, çelişki ve süre ksizlikler

dikkat çekiciydi. Gerç ekte n ilerleme vardı a ma

Marx'ın

Hindistan'la ilgili yazılarında belirttiği gibi bu dur u m , katiettikleri insanların kafatasiarından hayat ı n özü nü içen korkunç bir Tanrı 'y ı andı rıyordu. Marx'ın nereye kadar tarihsel zorunlu luğa i na n dığı yal nızca siyasi ve iktisadi değil ay n ı zamanda ah lak i bir ko n

­

dur. Feodalizm ya d a kapital izmin ortaya çıkmak zorunda oldu ğunu varsaymış görünmemektedir. Belirli bir üretim biçi m inden

ortaya çıkabilecek

çe şitli yoll.ı r ol makla bir­

likte tabii belli sınırlar da vard.J r. A raya

bir

nükleer savaş

girme:ıse, tüketici kapitalizminden, avcı-toplayıcı toplu­ muna dönemezsiniz. Gelişkin ü retim güçleri böyle geri

73


74

\

ll!tr)l E.agletorı

d ö nüşleri hem tamamen

ge reksiz kılar, hem de böyle bir

şey arzu edilmez. Ama Marx'a göre özellikle kaçınılmaz olan bir adım ötesi vardır. Bu da s osyalizmin gerçekleş ­ m esi için kapitali zmin gerekliliği dir. Yalnızca kapitalizm,

özçıkarla, acımasız rekabet l e ve sürekli yay ılma ihtiyacıyla hareket ederek üretim g ü çler i n i , farklı bir siyas i düzenin altında, yaratılmış olan üretim fazlasını, herkese yeterl i

bir biçimd e ku l lan ılabilece ği bir seviyeye getire b i l ir. Sos­ yalizm i istiyorsanız, önce kapitalizminizin olması gerekir. Ya da sizin kapitalizme ihtiyac ı n ız olmayabilir ama biri­

sinin mutlaka vardır. Marx, Rusya'nın, sanayi kapitalizmi tarihine sahip olmadan, köylü komününe dayanarak bir

tür sosyalizme ulaşabileceğini düşünmüştü; ama bunun başka yerlerdeki kapitalist kaynak ların yardımı olmadan

gerçekleşebileceğini tasavvu r etmemişli. Belirli bir ülke, kapitalizm �amasından geçmek zorunda olmayabilir ama sosyalist alacaksa,

bir yerlerde kapitalizmin olması lazı m .

B u ki mi dikenli sorunları ortaya çıka r ıyo r. Nasıl Hıristiyan lar Tanrı'nın insanlık

bazı

planı ba kımın dan kötü­

lüğü bir biçimde zorunlu görüyorsa, Marx'ın da, kaçınıl ­ maz olarak peşinden gelecek o l an sosyalist gelecek için kapitalizme, ne kadar açgözlü

ve adaletsiz ol ursa ols u n ,

d a yanılmas ı ge rekt i ğ ini iddia ettiğini düşü nebiliriz. Sade­ ce dayanmak

değil aslınd a aktif biçimde teşvik e tmekten

bile bahsedilebilir. M ar x'ın eserlerinde kapitalist gelişimi alkışladığı yerler vardır, çün kü sosyalizmin yolu ya ln ızca b öyle açılabilecektir. Örneğin

1847'deki

bi r konferansın-

·


Morıı NedP.n H(Jk/rydJ'

1 75

da, sosyalizm in gelişini h ı zl an dırd ığı için serbest ticare�

ti savu nu r. Aynı zam anda Alm a nya'n ın birl iğini, Alman kapit a l izmin i ilerleteceğin i ileri sürerek desteklemiştir. Çal ışmaları n ı n muhtelif yerler in de bu devrim ci sosy alist , ilerici bir kapit a list sınıfın "barbarlığın" hakkın dan gel� mesi olasıl ığının kendisini fazlasıyla iştahlandırdığını ele verir. Bu yaklaşınıın doğruluğu, açıkça çok beli rs i z gözük­ mektedir. Bunun sosyalist gelecek adına Stalin ya da Mao'nun ölüm s a ç an kıyımlarınd a n farkı n e d i r? Amaç, ara çl an n ereye kadar haklı çıkarır? Günüm üzde az sa ­ yı da in s anı n s o syalizmi n kaçınılmazlığın a inandığı göz önünde tutulursa, belki d e h i çbir za man gelmeyecek

olan bir geleceği değiştirmek uğruna, şimdiden b öylesi acımasız fedakarlıklara yer olm adığını açıklamak için çok daha fazla neden yo k mu? Eğer k apitalizm, sosya­ l i zm iç i n ge r ekliys e ve eğer kapit a li z m adaletsizse, o za­ man adaletsizliğin a hla ken kabul edilebi l ir old uğu ima edilm iyor mu? Eğer gelecekte adalet olacaksa, ge ç miş ­ te kimi adaletsizlikler olmuş olmalı. Marx, Theories

of

Surplus Value'da " in san türü nün kapasitelerin in gelişme­

sinin maliyetini, i nsanların çoğu ve h atta sınıflar öde­ mekted ir" de m işti r. 12

Marx'ın demek istediği, i nsan türünün iyiliği sonunda komünizmde sağlanacaktır arna yol boyunca kaçını lamaz

12 Marx, Theories of Surplıı� Value

Teori/eri, çev. Yurdakul

(Londra. 1972), s. 1 34. (Arlı-Değer Finc:;ancı, Sol Yayınları, 1 999.)


76

ı

ı Tımy Ea g l t>ton

acılar çekilecek ve adaletsizlikler olacaktır. Son unda öz­ gürlüğü fi nanse edecek maddi refah, özgürsüzlüğün mey­ vesid i r

.

G üzel bir sonuca ulaşmak umu duyla k ötül ük yapmak ile

kötülüğünü yararlı bir şeye dönüştürmeye ça­ l ışmak arasında fark vardır. Sosyalistler kapitalizmden so­

başkasının

rumlu değil ve onun s uçları bakımından masumdur; ama madem ki kapit alizm var, o zaman ondan en iyi b içimde yararianın a n ı n rasyonel olacağı düşünülebilir. Bu müm ­ kündür t ab i i çünkü kapital i zm kötülükten ibaret değil. ,

Eğer aksi düşünülürse bu çok b üyük bir tek tarafl ı lık olur ki, bu tür bir hata Marx'a atfedilemez. Gördüğümüz gibi sistem özgürlüğün yan ı sıra ba rbarlığ ı da beslemektedir; özgürlükle birlikte köleleştirme de vardır. Kapitalist top­ lum muazzam s ervetler ya ratmak ta ama bir bakıma bunu yurttaşlar ı n ı n çoğunun erişimine uzak tutmaktadır. Böyle olmakla birlikte zenginlik h er zaman ulaşılabilir olabil i r. Onu yaratan , açgözlü, bi reyci biçiminden çıkarıl abilir ; bütün olarak toplum için kullanılabilir ve arzu edilmeyen işler asgariye indi ri lebilir. Böylece erkekler ve kadınlar ik­ tisadi zorunluluk zincirlerinden kurtularak, yaratıcı po­ tansiyellerini geliştirebilecekleri özgür bir yaş ama sahip olabilir. Bu, Marx'ın komünizm tasavvuruydu. Bü tün bunlar kap italizm i n yükselişi n i n mutlak olarak iyi olduğu anlamına ge lmez İnsanın kurtuluşu çok daha .

az kan, ter ve gözyaşı olmadan gerçekleşebilseydi daha iyi olurdu. Bu anlamda, Marx'ın ta rih teorisi "teoloji.k" değil­ dir. Teoloj ik bir teoriye göre, tarihin her aşaması acıma-


Mar� Nederı Hoklrydr 1 1 77

sızca daha önce olan

bitenlerden doğar.

Sürecin her aşa ­

ması kendi başına gereklidir ve diğer aşamalarla birlikte belli bir amacı gerçekleşt irmek bakımından zorunludur.

O amacın kendisi zaten ka çınılmazdır ve bütün sürecin gizli din amiği işlevini gö rür. Bu söylernde hiçbir şey dışa­ rıda bırakılamaz ve ne kadar zararlı ya da olumsuz olursa olsun, her şey bütünün iyiliğine katkıda bulunur.

Bu,

Marksizmin

öğretti ği bir şey değildir. D ah a iyi bir

gelecek için kapitalizmden yararlanılabileceğini söyle­ mek, onun bu nedenle var olduğunu

ima

etmez. Ne de

sosyalizmin zor unlu olarak bundan çıkacağı anlamına gelir. Kapitalizmin suçları, sosyalizmin gelmesiyle ak­ lanmaz. Kapit alizmin doğmak zorunda olduğu da i ddia edilmemektedir. Üretim biçimleri zorunlu olarak ortaya

çıkmaz. Sanki bir tür i çsel m antıkla bunlar bütün önceki aşamalara bağlanmış değildir. Sürecin hiçbir aşaması, di­ ğerlerinin yararına var olmaz. B olşeviklerde olduğu gibi aşamaları atlamak mümkündür. Ve sonuç hiçbir şekil­ de garanti edilmiş değildir. Marx'a göre tarih, belirli bir doğrultuda hareket etmemekted ir. Kapitalizm, sosyalizmi kurmak için kullanılabilir ama bütün tarihsel sürecin giz­ lice bu amaç için çalıştığın ı düşünmek anlamsızd ır. Modern kapitalist dönem kuşku götürmez yararlar da getirmi ştir. Anesteziden, ceza refo r mlarına, sağlık işlerin­ den ifade özgürlüğüne kadar pek çok çehresi vardır; basit­ çe sosyalist gelec ekte bir biçimde yararlanabilecek olduğu için değil, bunlar kendi başlarına değerlidir. Ama bu, sis­ temin en sonunda temize çıkarıldığı anl a m ı na gelmez. Sı-


78

1

Terry Eagle ıoıı

nıflı

toplum sonunda s osyal i z m l e

sonuç

sonuçlansa

bi le, mutlu

iç in in s anlığın öde diğ i bedelin çok yüksek olduğu­

nu idd i a

etmek mümkün. G e ç miş e

d ön üp sınıf-tarihinde yaşanan onca acının haklı gösterilebilmesi için sosyalist bir dünyanın ne kadar ya şam as ı ve ne denli güçlü bi r bi­ ç imd e yeşermesi

ge rek i r? Böyle bi r şey Auschwitz'i haklı gösterebilir mi? Marksist felsefeci Max Ho rkh e imer "Ta­ rihi n rota s ı bireyl eri n acısının ve se faletinin ortasından ,

geçer. Bu iki olgu arasında bir dizi açıklayı cı i lişki vardır ama anlamlı bir h aklı ç ı karma bulunamaz'' demiştir. 1 3 Marksizm genellikl e dü nya nı n traj i k

bir düşü olarak görülmez. Son perde olan komünizmdeki iyimse rl i k ise aşırıdır. Ancak trajik gerilimi değerlendirememek, onun kar m aş ı k derinliğinden çok şeyi kaçırmak a n lamın a ge­ lir. Marksist

anlatı, kötü

sonuçlanmak anlamınd;ı t r aj ik

deği ldir. Ama b i r hikayen in trajik olma sı için kötü so - , nuçlan rnası gerekmez. Erkekler ve kadınlar s o nuç t a po­ tansiyellerini iyi ku l la n maktan hoşnut olsala r bile, bunu n için atalarının cehennemden g eçm ek zorunda kalmaları traj iktir Ve yarı yolda düşüp kalan pek çok insan kendini .

gerçekleşticememiş olacak ve hatırlanmayacak.

Ed e bi ola­

y eniden canlandınlanlar dışmda, hezimete uğr ayan m i lyonlarca insanı h i çbir zaman telafi edemeyiz. M a rx ı n tarih teorisi tam da bu aç ı dan trajiktir. A ij a z Ahmad'in çok iyi yakaladığı gibi söz konusu olan niteliktir. Bu noktaya Marx'ın köyl ülüğ ün yıkılışı konurak

'

\ 3 Aktaran Jl...lfred Sc.hmidl, The

Cmıcept of Nature in Marx (l..ond­ ra, l 97 l), s. .36. [ Marx'ta Doğa Kavramı !


Mar� Neoefi Hr:ıklfYdl?

J

sundaki fikirlerinden bahsederke n parmak basınıştır ama

çalışması nda bu meselenin daha gen i ş bir uygularnası gö­ r ül ü r Şöyle yazar burada: "Muazzam bir kopuş ve tel afi edi le m e z k ayıpl a r ne yeni nin, ne de eskinin ol u ml andığı .

,

ahlaki bir açmaz; m ağdu run bir zamanlar do ğru düzgün ve kusurlu olduğunun farkmda o l ma aynı zamanda zafer ,

ve ye n i lgi tarihinin gerçekten maddi üretim tarihi ol d u ğunu teşhis etme ve sonunda bu acımasız tarihten iyi bir şeyin de doğabileceğine dair hafif bir u mut ışı ğı duygusu vardır."14 Tr aj ed id e umudun olmaması zo run l u değildir. Daha ziyade, s öylen m e k istenen şey, dehşete kap ılm ış bi r suratla, ko rkuyla ve titreyerek iletilir. Son olar ak bir nokta daha var. Marx'ın, sosyalizm için kapitalizmin vazgeçilmez olduğunu varsaydı ğ ım gö rd ük Ama bu d oğr u mudur? Üretim güçleri çok d ü ş ük seviye­ lerd e n mümkün olduğunca demokratik sos yal is t değer­ lere uygu n b içi md e geliştirilirse ne olur? Bu son derece güç bir görev olacaktır. Ama ka b ac a bu, Bo lşe v ik Rusya d a ­

.

,

'

bazı sol muhalefet üye l eri n in

görüşüydü; bu proje başarı­ sız olmakl a birlikte, o koşul l ard a bun un doğr u bir strateji olduğu kuvvetle savunulabilir. Her neyse ya kapitalizm hiç olmasaydı? İnsanlık, Marx'ın en kıymetli beklentiler

dediği maddi refa h ı yaratıcı i nsa n güçlerini, küresel il e ­ ,

tişimi, ka der in i tayin hakkım, kişi s e l özgürlükleri, muh­ teşem bir kültürü vb. geliştirecek daha az acımasız b ir yol 14 Aijaz Ahmad, In 'flıeory Classes, Nııtions, s. 228.

(Teoride Sınıf.

Liwratures

Ulus, Edebiyat ]ameson., Salman

(Londra,l 992),

Rüşdi, Edward

Sııid Eleştirisi, çev. Ahmet Fethi, Alan Yay ıncılık. 1 995. )

79


80

1

Terry Eagleton

bulamaz m ıyd ı? Alternatif bir tarih Raph ael ve Shakespe­

are il e e ş değe rd e

dahiler ortaya çıkaramaz m ıyd ı ? İnsan,

Eski Yu n an , Mısır, Çin, Hindistan, Mezopotamya ve b aşka yerl e rd e gelişen sanatları ve bilimler i düşünüyor. Kapita­ list modernite gerçekten

gerekli m iyd i? Modern bilim ve

in sa n özgürlüğünün değe ri, kabile toplumlarındaki ma­ nevi değerlerle nasıl karşılaştırılabilir? D emokrasiyi, so y­ kırımla birlikte teraziye vurursak ne olur? Sorun, akademik olmaktan daha fazlası olabilir. Az sa­

yıd a insanla birlikte

n üklee r yıkım ya da

laketten kurtulduğumuzu

ve sıfırdan

çevresel bir

fe ­

uygarlığı inşa etme

ürkütücü görevine giriştiğimizi varsayalım_ Yıkımların nedenlerini b i l diğimize göre bu kez sosyalist yolu mekle da h a makul davranmış olmaz mıyız?

dene­


DÖRT

Marksizm rüyadıı göriilen şiddetin

�ıcımn,

müke m m el

bir

ya

bir ütopyadır. Zorlukların,

da

toplumun

çatışmaların miimkün

olmlidığı olacağına

irıarııyor. Komünist sistemde çekişm e bencillik. sahip ,

olm a

Isteği, rekabet ya da eş.itsizlik olmayacaktır.

Hiç

kimse ba şkas ın ı n üsti.i ya da as t ı olm ayacaktır. Kimse çr:ı lışmayacak, in sa n la r birbiriyle tam b i r uyu m içirıde yaşaya cak ve mallar soruuı biçimde a k a caktır. Bu

şaşırtıcı derece d e saf b �ıkı ş açısı, insan dolasına s afça i n an ma k ta n kayna k/ an m ak ta dı r 1manı n ahtaksızlıgı .

bas itçe b Jr kenara itllmi1tir. B izim doğn l olarak bençi/,

a çgöz lii saldırgan ve re lc a b ıt ç i yaratılda r olduğu muz ,

ve h içbir s osy al m i.ihtndislltln b u n u dekiJtiremeyeceği olgusu görmezden geli n m iştir. Ma rx'ın geleceğe a i t

snf

r€iyası b i r b i.i t i.i n ola rak o n u n politJkas ı n ı n a bes

gerçıkdış ılıkın ı yr:m sı t ı r.

halA. yol ujraşmaya

"Yani sizin bu Marksis t ütopyanızda lar ı olabileı:ek mi?" Bu, Marksistlerin

kaza­ ahşık

olduğu alaycı bir s orgulam a türü dür. Aslında bu soru, Marksist yan Llsama lardan ziyade yorumcunun cehal etini göstermekted ir.

Çünkü e�er ütopya.

mükemmel

toplum


82

l Terry Eagletorı dem e ks e , o za ma n "Marksist ütopya" ifades i birbiriyle çe­ lişen sözcüklerdir. Gerçekte

"

sözcüğünün

ü topya

"

Marksist

gelenekte

çok daha ilg i çekici kullanımları vardır. 1 İngiliz devrim ­ c i Marks i stl e ri n i n en ön emlile ri n den biri olan William Morris, ütopyanın u n utu lm az eserlerinden News from

Nowh e re d e , (Gelecekten Anılar, Ayr ıntı Yay ı n l arı, 2002) '

ütopyayla ilgili neredeyse bütün eserlerden farklı olarak,

ayrıntılı bi çim de siyasi değişim sü recinin nasıl o rtaya çı­ kabileceğini anlatmıştır. Ama bu sözcüğün günlük dilde kullanımına ge l ince acıların, ölümlerin, kayıpların, başa­ ,

rısızlıkların, çöküntülerin, çelişki leri n hatta çalışman ı n ,

olmadığı bir geleceğe Marx zerre ka dar ilgi gös t e rm e m iş ­ tir. Aslında o, gelecekte fazl a il gi l i de değildi. Kitaplar ına

il işkin dile düşen bir ol gu da sosyalist ya da komü nist bir topl u m un neye benzeyeceğine ilişkin ayrıntılı ·biçi m de çok az şey söyl emiş olmasıdır. D olayıs ıyla eleştirmenleri onu affedilemez bir belirsizl ikle su çlayabilirler ama bunu yaparken aynı zamanda ayr ı nt ı lı üto pik p l an l a r yapmak­

la suçlayamazlar. Gelecekle vadeli işlemler y apan Mark­ sizm

değil, kapitalizmdir.

Alman

İdeolojisi'nde ge rçe ği n "

kendisini ayarlaması gereken bir ideal" ol arak komünizm fikri ni reddederek "şimdiki düzeni kal dıran gerçek bir ha­ reket" olduğunu söyle r 2 .

1

Bu sözçüğün

daha

olumlu

anlamları üstüne yapılan çok güzel ça l ış­

ınalardan birisi için bkz. Frcdric Jaıneson, Archaeologies of the Future

(Londra 2005). [Geleceğin Arkeolojileril ,

2

Marx ve Engels,

The Germatı ldeology (londra, 1974).


Mrırx Ne<Jerı Hok/l;'rill

1

Yahudilere nasıl gelecekten haber ver m ek yasaklanmış­

sa , seküler bir Yahudi olan Marx da ileride neler olabilece­ ği konusunda ge n ellikle sessizdir. Gördüğümü z gibi muh ­ tem elen sosyalizmin

ka çın ı l m az olduğunu düşünüyordu

ama çarpıcı biçim de geleceğin neye benzeyeceğine ilişkin

ço k az şey söylemiştir. Bu suskunluğun birkaç nedeni var­

dır. Bir kere gelecek var ol madığına göre onunla ilgili gö­ rü nt üler oluşturmak bir tür yalancılıktır. Böyle yapmak aynı zamanda geleceğin belirlenm i ş olduğunu, keşfed il­ ıneye bekleyen gölge li bir alanda bulu n du ğu nu akla ge­ tirmektedir. G ö rdüğümüz gibi Marx, bir açıdan geleceğin kaçı nılmaz ol d uğun u düşü n ür. Ama kaçınılmazlık zorun­ lu olarak arzu edilirlik demek değildir. Ölüm de kaçınıl­ mazdır ama i n sa nların çoğunun gözü n de istenir bir şey değildir. G ele c ek belirlenmiş olabilir am a onun şimdiki duruma göre daha iyi olacağını varsaymak için bir neden yoktur. Gördüğümüz üzere kaçınılmaz, genellikle hayli tatsızdır. Marx da bunun farkında olmalıdır. Gaipten haber verrnek sadece an lamsız değil aynı za­ manda gerçekten yıkıcı olabilir. Geleceğin ü stünde bile g ücümüzün olması, b ir anlamda kendimizi yanlış bir güvenlik hissine kaptırmaktır. Bu, bütün b elirs izlikleri ve

öngörülemezl ikleriyle, ucu açık şimdiki zamana karşı

kendimizi savun ma takt iğidir. Yeni yürüyen bir bebeğin rahatlatıcı bir saplantısı olarak battaniyesine sarılması gib i, geleceği n bir tür fetiş olarak kullanıl masıdır. O mut­ lak bir değe r oldugu (var olmadığı) içi n bizi hayal kırıklı­ ğına uğratmayacak ve tarihin bil inmeyen rüzgarlarından

83


84

1

Terry Eagleton

koruyacaktır. Ş i md iki zamana hükmetmen i n b i r yolu ola­ rak da de gel e c eğ i tekelinize almak isteyebilirsin iz. Günü­ m üzü n gerçek kah i n leri, ka p i ta l izmin ölümünü ürkütücü bir şe kil d e öngören tehlikeli, topl um dışına itilmiş kasvet­

li t ipler değil, sistemin iç organlarını dikkatle inceleyerek, karların bir on yıl daha güvende olacağını patronlarına garan t i eden uluslarası

şi rke tlerc e tutulan u zma nl a rd ır.

Buna ka r ş ı p eygamb er, hiç de kahin sayılmaz. İ n cil 'd ek i peygamberlerin gelece ğ i ön görmeye çalıştıkian n a inan­ mak yanlışt ır. Peygamb e r daha ziya de açgözlül ü ğ ü, yoz­ laşmayı, şimdi

güç peşinde

ko şmayı kınamazsak, davra­

nışl arım ızı değiştirrnezsek, hiçbir geleceğimizin ola m aya­ cağı konusunda bizi uyarır. Marx'ın geleceğe ilişkin imajl_arla uğraşmamasının bir n edeni daha var. Çünkü zamanın da çevtesinde bunlardan pek çok vardı ; çoğu da umutsuzca idealist olan radikaller tarafından ü reti liyo rdu . Tarihin ileriye ve yukarıya mü­ kem mel iyete doğru yü r üd üğü fikri, solcu b ir fikir d eğ i ld i r.

Bu, devrimci sosyali zm ile pek i li şkis i olm ayan 1 8. yüzyıl Aydınlanma'sında sıradan bir d üşünceydi; Avrupalı orta s ın ıfları n ilk canlı ve ateş l i aşamasındaki güven duygusu­ nu yansıtır. Nedeni, d esp o tikl i ğ i n azalma s ü redn d e olma­ sı, bilimin, önyargı l arı yerin d en etmesi ve b arışı n , savaş ­ çıl ığı geri çeki lmeye zorlamasıydı. Sonuç itibariyle bütün

i nsa nlık tarihinin (aslında b u d üş ü n ürleri n çoğu gerçekte Avrupa'yı kastediyo rdu) özgürlük, uyum ve ticari re fahl a

do r uğa ulaşacağı düşünülüyordu. Orta sınıflar, çok küçük bir ihtimalle, tarihsel olarak felaketlerini getiren, kendin-


Mar� Neden HaMtyaı?

/

den memnun olma yanılgısı nın altın a imza atmış olabi­

lirler. Gördüaümüz gibi Marx ger çekte n i le rleme ye ve uy­ garlıa-a ina n ı yo rd u ama bunların barbarlık ve

cahillikten

ayrılamayacağının kanıti andığını düş ün üyord u . Burada Marx'ın, Fourier, Safnt- Simon v e Robert Owen gibi ütopyacı d üşü nürler den hiçbir şey öğr enmediği söy­ len m ek istenmiyor. O n l ar a karŞJ kaba ol abil dia-i gibi ba­

zen h ay r an l ık uya n dı ran ileri ci düşü ncelerin i de övmüş­ tür.

( Am a

hepsin i d eğ il . "Feminizm" sözc üğünü bulan

Fourier'nin id eal sosyal birim i taın

1 .620 kişiydi

ve ge­

lecek top lu m un da d eniz, limo n ataya d ö nüşe cekti . Muh­ temelen Marx g üzel bir Re isiin g şarabını tercih ederdi.) Başka şeyler in yanı sıra Marx'ın itirazı, ütopyacı lann salt akıl yürü tme gücüyle muhaliflerini kazanacaklarına inan­

çatışma­ sının değil, fikir çarpışmalarının olduğu yerdi. Onların tersine Marx, bu entelektüel diyaloğ a inanma konusunu kuşku yla karş ı lıyordu . Erkekleri ve kadınl a rı gerçekten mala r ıyd ı. Onlara göre, toplum maddi çıkariann

etkileye n fikirlerin, felsefecilerin söylemlerinden ya da

tartış a n topluluklardan deAil, o nla r ı n günlük pratik ya­ şamlar ı n dan doğduğun un farkındayd ı . Eğer erkeklerin ve ka dınl ar ı n gerçekten neye in an dıklarını gö r mek ist iyo r ­

sa n ı z , o n la r ı n ne s öyled iği n e de ğil , ne yaptıkl arına b akın. Marx'a göre ütopyacı taslaklar, dikkati şi mdinin siyasi

görevlerinden başka tarafa çekiyordu . O nlara harcanan enerji, daha etkil i biçimde siyasi mü c adelen i n hizmetin­ de kullanılabilirdi. Bir ma teryali �t olarak Marx, tari hs el gerçeklerden kopuk d üşüncelere karşı temkinliyd i ve bu

85


86

1

Temy Eagleton

ayrışmanın genellikle s ağl am tarihsel nedenleri ol d u ğu ­

nu düşünüyordu. Nasıl h erha ngi biri durmadan taslaklar ya z d ığı i ç i n hi çb i r z a m a n

t as arl a dığ ı muhteşem rom an ı

yazamazsa, zamanı olan herkes de daha iyi bir gelecek

için ayrıntılı planl ar yapabil i r Marx için önemli olan ide­ .

al bir ge l eceği hayal et m ek d eğ il daha iyi bir gel e ceğ i n ,

ortaya çıkmasını en gelleyen şimdiki çelişkileri çözm e kti

.

Bu sağlandığı zaman artık kendisi gibi insanlara ihtiyaç k al mayac a kt ı

.

Civil War in France (Fransa'da lç Savaş, Sol Yayı n l ar ı 199 1 ) adlı eserinde Marx, de vr i m ci işçilerin, "çökmektc olan eski burj uva top lu m u n gebe olduğu yeni toplumun öğe l e ri n i özgür bırakmak d ı şın da gerçekleştirecekleri id e ­ alleri yoktu" d e r Daha iyi bir gelecek için umutlu olmak, ,

.

ya l n ız c a özlemle "eğer şöyle olsayd ı ne güzel olu rdu" de­ mek değildir. Eğer işe yaramaz bir fanteziden daha fazlası· b e kl e n iyo r s a radikal olarak farklı bir gelecek s adece arzu ,

edilen d eğil aynı zamanda m ümkün olandır; bunun i çin de şimdinin ge rç ekl er iyle bağlantı s ı bulunmalıdır. B öyle bir şey belirsiz bir s iya si

uzay boşluğundan, ş i m d i n in içi ­

ne atılamaz. Şi mdiyi i çind e ki belirli bir gel ece k potansi­ ,

yelini görmek

için t ara ma n ı n ya da röntgeni n i ç ekmen i n

bir yolu olmalı. Aksi takdi rde

,

insanların sadece kısır bi­

çimde arzularnalarını sağlarsın ız ve Freud'a göre s o nuçs u z b i ç i m d e a rz u la ma k sin ir bo z ukl uğ una yol

açar.

Dolayısıyl a şimdinin içinde, ötesini iş a ret eden güçler vardır. Ö rn eğin femin izm bugün i şleye n bir siyasi hare-


Mrm Ner:kn Haklrydr?

kett i r ama b ugün ü çok geride bırakabilecek biçimde gele­

ceğe dönük çalışmalar yürütmektedir. Marx için şi m di n in gerçegi olan işçi sınıfı, bugün ile gelecek aras ı ndaki hal­ kayı t em s il edebilecek b içi mde dönüşebilir. Özgüriükçü pol iti kalar geleceğin kamasmm ince tarafı nı, şimdinin ,

kalbine sokmaktadır. Onlar şimdi ile gelecek arasında, her

ikisinin çakışacagı bir köprüyü temsil etmektedir. Muha­ faza etmek için mücadele e tme m i z gereken değe rli siyasi gelenekler an lamın da, geçmişin k ayn akl ar ı hem bugünün, hem de ge l ece ği n yak ıtıd ı r. Bazı muhafazakarlar ütopyacıdır ama onlarınki dah a

ziyad e geleceğe deği l, geçm işe ili şkind ir. Onlara göre ta­ rih, Adam, Virgil, Dante, Shakespeare, Samuel Johnson,

Jefferson, Disraeli, Ma rg aret Thateber ve aşağı yukarı adını anmak i sted iği ni z herkesin olduğu altın çağdan hü­ zünlü, uzun bir düşüş için d e dir. Bu, geçmişi bi r tür fetiş­

leşt i rm ekt i r; b azı ütopyacı düşü nürler de aynı şeyi gele ­ cek i çi n yap arlar. İşin gerçeği, bazıları böyle hissetse de, geçmiş gelecekten daha fazla mevcut değildir. Ama bazı muhafazakarlar da bu D üş üş m itini, her çağ en az öbürü

kad ar korku nç tu gerekçesiyle reddeder. Onlar içi n iyi ha­ ber, işlerin d a h a kötüye gitmemesidir; kötü haber, çünkü daha fazla kötüleşemezler. Tarihi yönlendiren insan do­

ğas ıdır bu, (a) aşı rı derecede tamire muhtaç durumda­ dır ve (b) ta m am ıyl a değiştirilemez. En büyük budalal ık, hatta acımas ızlık insanların başaramayacakları idealleri, ö nleri n de sallandırıp durmaktır. Radikaller sonuçta in­

s anl arı n kendilerinden n efre t etmelerine yol açmaktadır.

87


88

1

Terry Eagleton

Yüksek şeylere teşvik ederken insanları vicdan azabı ve çare sizlik içine sokmaktadı dar. B ulu nduğumuz yerden siyasi dönüşüm amacıyla su­ nulan reçeteler bize en iyisi gibi görünmeyebilir. Şimdi

,

değişiklik için fırsat olarak değil, daha çok, engel görü­ nümün dedir. Klişelerle düşünen kalın kafalı bir İrlanda­ lıya tren istasyonunun yolu sorulduğunda: "Hal Buradan başlamazd ım" diye cevap verir. Cevabı bazılarının düşü­ nebileceği kadar mantıksız değildir ; bu i riandalı için de geçerlidir. Anlamı: "Burası gibi sapa, uygunsuz bir yer­ den başlamamış olsaydınız, oraya daha hızlı ve doğrudan giderdiniz." Günümüz sosyalistleri pekala bu düşüneeye sempati duyabilirler. Bolşevik devriminden sonra muha­ sara alt ında, yalıtılmış, yoksul bir ülkede s o syalizmi kur­ ma girişimine bakarak meşh u r İ rlandal ının

"

iyi hoş da

burad an başlamazdım" dediği n i tahayyül edebiliriz. Ama tabii başlayacak başka h içb ir yer de yoktu. Farklı bir gelecek, belirli bir şimdinin geleceği olmak zor unda­ dır. Ve şi mdinin çoğu, geçmişten oluşur. Geleceği biçim

­

lendirrnek için elimizde tarihten miras kalan az sayıda ye­ tersiz araçtan b aşka bir şey yoktur. Bu araçlar ise biçarelik ve sömürüyle leketenmiş olarak gelen mirastır. Marx, Cri­ tique of the Gotha Programme'da ( Gotha ve Erfurt Prog­

ramlarının Eleştirisi, Sol Yay ınları , I 989) yen i toplumun rahminden çıktığı eski düzeninin doğum tekelerini nasıl t aş ıd ığın ı yazar. Dolayısıyl a başlamak i çin hiçbir kusur­ "

suz" nokta yoktur. Buna inanmak Len in'in ultra-solc uluk (ona göre bir çocukluk hastalığı) dediğ i yanılgıdır ki, bu


Marx Neden Hakl1yd1J

89

devrimci coşkunluk içinde şimdinin tehlikeli araçlarıyla her türlü ilişkiyi reddeder: Sosyal reform, sendikalar, s i yasi partiler, parlamenter demokrasi vb. Böylece etkisiz ve ­

le kes i z bir duruma düşer. O

ha ld e ergenliğin çocukluğa teyellenmesi misali, ge­

lecek de artık yalnızca şimdiye yapışamaz. Bir biçimde bunun içinde algılanabilmelidir. Bu, çocuk n asıl zorunlu olarak e rgen li ğe erişecekse, muhtemel gelecek de mutlaka gelecektir anlamına gelmez. Çoc uk ergenliğe erişmeden her zaman lösemiden ölebilir. Daha doğrusu, verili olan belirli bir şimdiden

herhangi bir harika gelecek mümkün

değil d ir Gelecek açıktır ama bütünüyle değil. Sadece bi­ .

linen herhangi bir şey olamaz. On d akika sonra nerede olabileceğim, diğer şeylerin yanı sıra, şu anda nerede ol­ duğuma b a ğl ıd ı r

.

Geleceği, şimdinin içinde bir potansiyel

olarak görmek, yumurtayı potansiyel tavuk olarak görme­ ye benzemez. Kırılması ya da piknik için katı yumurta ha­ line get i rilm es i dışında dönüşecektir;

doğa yasası gereği yumurta tavuğa

ama doğa, kapitalizmin hemen ardından

sosyalizmin geleceğini gar.a nti etmez. Şimdinin içinde ba­ zısı diğerlerinden daha az cazip olan pek çok farklı gele­ cek vardır. Başka şeylerin yanında, geleceği böyle görmek, yanlış imajlara karşı korunmadır. Örneğin böylece, geleceği ra­ hatlıkla

aşağı yukarı şimdi gibi ele alan "evrimci" görüş

reddedilebilir.

Bu basitçe d ah a belirginleştirilmiş şimdi ­

dir. Yöneticilerimiz ge nel likle geleceğe şöyle bakmayı se­ verler; şimdiden daha iyi ama şimdinin devamı olarak.


90 1 Te rry Eagleron Tatsız sürp rizl er as g ari de tutulacaktır. Travmalar ya da

felaketler olmayacak sadece şimdiki gibi düzenli meler

ol a caktır.

iyi leştir­

Radikal İslamcılar rahatsız edici bir bi­

çimde Tarih'in kapa ğını yen iden a çmad an önce bu görüş yak ı n zamanlara kadar Tarihin Sonu olarak biliniyordu. Buna akvaryum balığı teorisi de diyeb i l i rsiniz çünkü gö­

rünüşe göre akvaryum balığının yaşamı, güvenli ama mo­ notondur; i şt e b öyle b ir v aroluşu n düşü kurul maktadır. D ramatik sarsıntılardan özg ü rle şm enin bedeli, son derece sıkıcı bir yaşam oluyor Geleceğin şi mdikinden daha kötü .

olabileceğini ama kuşkusuz çok

farklı olacağını

göremi

­

yorlar. Birkaç yıl önce fmansal piyasaların çökmesinin bir nedeni

de

geleceğin şimdiye çok benzer olacağını varsa­ ,

yan modellere güvenmeleriydi. Buna karşı sosyal izm

kop uş u

b ir

a n l am da

g eçm i şle

kesin bir

temsil eder. Ta rih kırılmalı ve ye n ide n yapılma-·

lıdır; nedeni, kulaklarını ılımlı olunmasını isteye n sesiere

tıkayan kana susamış canavarlar olarak sosya l i stl e ri n keyfi b i çi m d e

devrimi, reforma te rcih

etmeleri değil, hastalığın

kökünün iyileştirilmesi gerektiğine i nanmalarıdı r. B e n "tarih"

kadar

d iyorum

o zamana Ona göre şim­

ama Marx, bu başlık altında

olan her şeyi yüceltmeye isteksizdi.

diye kadar o l du ğ u n u bildiğimiz her şey "tarih-öncesiydi";

diğer bir deyişle, insanı n bastı rıl m asımn ve sömür ülmesi­ nin de ğiş ik ş ekilleri ni n birbirini izlem esiyd i . Yegane ger

çek tarihsel eylem, b u

kasvetli

­

öyküden koparak doğru ta­

rihin içine girmekti. Bir sosyalist olarak bazı ayrıntılarıyla


Marx Neden

· 91

Haklrydt?

bunun nasıl gerçekleşebileceği ni ve hangi kurumların var olabile c eği n i açıklamaya h azır olmalıydınız. Ama eğer yeni toplumsal d ü zen gerçekten dönüştür ücü alacaksa o zaman ş imd id en ne kadarını söyleyebileceği n izin kesin sınırları ol malıd ı r Her şeye rağmen ge leceği sadece geç­ .

,

mişe ya da şim diye dayanarak tarif e d ebil i r iz ve şim did en radikal bir kopuş olan gelecek, dilim i zin sı nırlarını zorla­ mamızı gerektirebi lecektir. Marx ın The Eighteenth Bru­ '

maire of Louis Borıaparte'd.e (Louis Bonaparte'in On Sekiz Brumaire'i, İle tişim,

20 10)

işaret ettiği gibi, " [ sosyalist ge ­

lecekte] içerik biçim in ötesin e geçer". Ray mond Wil liams

da temel olarak Culture and Society 1 780- 1 950'de [Kültür ve Toplum] aym nokt an ı n üstünde durur: rımıza

..

Ortak kara­

göre planlanabilecek şeyleri planlamalıyız. Ama

doğru olarak kültür fikri vurgulandiği zama n kültürüo

özünde planlanamayacağını da hat ı rlarız. Yaşa mın ve top · lumun imkanlarını ga ran t i edebi l iriz. A m a bunla rla oas ıl yaşanabileceğin i bilemeyi z ve söyleyemeyiz."1

l

Bu noktayı ba�ka türlü de ifade edebi i riz Eğer şimdiye .

kadar olanlar atarih-öncesi" ise o zaman Marx'ın doğru

tarih dediği şeyin ne ol duğu daha fazla t ahmin edilebilir. Eğer tarihten herhangi bir dilimi kesip, kesitlerini in celer

sek,

­

daha önceden orada bulabilece�imizin ne old u ğu n a

bilerek bakarız. Ian n

Ö rneğ in

çoğunun egemen

o dönemde erkeklerin ve kad ın­

seçkinlerin yara rına bü yük ölçüde

nafile yere kan ter içine çahşarak meşakkat li bir yaşam 3

R:ıymond Williams, Cwlturt �nd .'Wxiety 1 780- 1 950 { Harmondsworth,

1 985), s. 320.


92

Ter r y E � g l eto n

s ürdüğünü görürüz. Hang i biçim i al m ış o l u rsa ols un siya­

si devletin bu durumu muhafaza etmek için zaman za man şidd et kullanmaya hazır olduğunu görürüz. O dönernde­ ki p ek çok mitin, kültü rün ve düşüncenin bu duru ma bir

biçimde meşruiyet sağladığını; muhtemelen sömürülen­ lerio de adaletsizliğe karşı kimi diren m e yöntemlerine başvu rduğ u n u görürüz. Ancak i nsan ın gelişimi üstündeki prangalar bir kere kırıldığında, ne olac ağını kesti rrnek çok daha zorlaşır. Çünkü o zaman erke kler ve kadı nlar birbirlerine karşı so­ ,

r umluk sınırları içinde di ledikleri gibi davran makta çok

daha özgü rdür. Eğe r sıkı çal ışmak yerine şimdi boş zaman faaliyetleri dediğimiz şeylere daha

çok zaman ayırırlarsa,

sonucu tah mi n etmek daha da g üçleşir Ben "şimdi bo ş .

zaman dediğimiz" ibaresini kullanıyorum çünkü eğer ka­ pit aliz m tarafından biriktirilen kaynakları gerçekten çok say ı d a insanı çalışmaktan ku rtarmak için kullanırsak o

zaman " boş zaman" yerine y apt ıkl arı şeyl e re bunu diye

­

meyiz. Çünkü boş zaman fikri, karşı tı n ı n (çalışma) varlı­ ğına d ayan ır ; savaşı, bir tür b a rış kavra m ı olmaksızın ta­ nım layamayacağımız gibi. Aynı zamanda kimi boş za man

faaliyeti denen şeyin, kömür işçiliğinden daha da yorucu ve titiz b i r çalışma gerektirebileceğini de hatırlamalıyız. Marx da b u noktayı işaret eder. Baz.ı s olcular çalışmak ,

zorunda olun mamasının b ütün gün yatarak uyuşturucu tüttürmek anlamına gel me diğini duym aktan hay al

lığına uğrayabilecektir.

kırık­


Marx Neden Hoklıydı?

1

Bir karşılaştırma için hapishanedeki i nsanların dav­ ranışiarına bakalım. Faaliyetleri kesinlikle sınırlandırıl­ d ığ ın da n , m ahpusların b ütü n gün ne yaptıklarını söyle­ mek old u kça kolaydı r. Gardiyanlar b elirli bir kesinlikle çarşamba saat beşte nerede olacaklarını söyleyebilir; aksi takdirde kendilerini yöneticinin önünde b u lu rlar. Ama bir kere m ahkümlar tah liye edilip topluma kar ış ı nca, elektronik izleme aleti olmaksızın, takip etmek çok daha zordu r. Deyim yerindeyse "tarih- öncesi" hapisJik dönem­ leri n den, gerçek tarihe girmişler ve artık dış güçlerce de­ ğil, kendileri varlıklarını bel i r l e mekte özgür olm uşl ardır. Marx'a göre sosyal izm, kendi kaderi m izi ortaklaşa belir­ lemeye başlayacağımız noktadır.

Bu, (çoğunlukla) siyasi

bir maskaralık olan demokrasi değ il, tüm ciddiyetiyle de­ mokrasidir. Ve insanların daha özgür olması n ın anlamı, çarşamba günü s aat beşte n e yapacaklarını söyleyebilme­ nin daha zor olmasıdır. Gerçekten değişik bir gelecek ne şimdinin sadece uzan­ tısı, ne de mutlak olarak ondan bir kopuş olacaktır. Eğer mutlak kopuş ol u rsa zaten onu nasıl tan ıyabiliriz? Ama eğer şimdiki zamanın diliyle onu tanımlayabiliyorsak o zaman gerçekten hangi anlamda farklı olabilir? Marx'ın özgü rlük anlayışı h e m pürüzsüz devamlılıkları, hem de tam kop uşları reddeder. Bu anlamda o, çok nadir bulunan öngöriilü bir insan, hem de aklı başı nda bir gerçekçidi r. Geleceğin fantezilerini b ırakıp şimdin in sıradan işleyişine bakar ama işte tam da burada çok dah a zenginleştirilmiş

93


94

1

re rry Eagleton

bir geleceğin zincirlerinden kurtuluşunu görür. G eçmiş­ le ilgili olarak birçok düşünürden daha kasvetli görüşleri vardır ama gelecek için onların ç o ğ u ndan daha umutlu­ dur. Burad a gerçekçilik ile ileriyi görme gücü el eledi r; bu,

gerçeği o lduğu gibi, m uhte m e l dönüşümün ışığında gör­

mektir. Aksi takdirde doğru biçimde görmüyorsunuzdur; eğer b i r bebeğin, potansiyel bir yetişkin olduğunun far­ kına varmasaydınız o zaman bebek olmanın ne anlama geldiğini tam o l arak kavrayamazdınız. Kapitalizm o la ğa­ nüstü güçleri ve imkanları dağururken aynı anda bunlara

engeller de oluşturur; işte bu nedenle Marx, mutluluktan havada uçarak i lerleme taraftadığı yap m ada n umutludur;

al aycı ol madan ya da yen ilg iy i kabul etmeden a cım as ızca

gerçekçidir. En trajik öngörüyle sürekli·yüzleşir ama bunu yaparken de bunun ötesine geçer. Gördüğümüz üzere . Marx bazı açılardan trajik bir düşünürdür ancak karam­

sar değildir. Yüce ah lakçıl ığ a

ku şkuyl a

y akla şa n ve i de a lizm karşı­

sında tetikte olan Marksistler aslında makul insanlardır. Doğal olarak kuşkucu yaklaşımlarıyla etk i li , açıkgöz siya ­ s i kon uşm al ar ı n ardında hangi maddi çıkarların gizlendi­ ğini aramak eğilimindedirler. Yavan konuşmaların ardın­ daki sofu ve duygu s al görünümlü aşağılık etkilere ka rş ı

uyanıktırlar. Bütün bunl a rı n nedeni, daha iyi şeyler yap­ maya muktedir oldukları inancıyla, erkekleri ve kadınla­ rı bu etkilerde n kurtarmak istemeleridir. Böylece makul


Marx Neden Hokli)ldl'

1

d üşün celeriyl e insan l ığa olan bağlılıklarını birleştirirler. Materyalizm, vicdan söylemi aldatm a c ılarına pabuç bı­

rakmayacak kadar gerç ekç idir ve işlerin düzelebileceğine da ir çok umutlu olduğu için de alaycı değildir. İ nsanlık tarihinde daha kötü bileşimler o lmu ştu r.

İnsan

ı 968

P aris inin ateşli slo ganını düşü nüyor : "Ger­ '

çek çi ol, imkansızı iste ! " Abartısına rağmen bu sloga n yeterince

doğrudur.

To pl umu n onarılınasını

isternek

gerçekçi bir ihtiyacı ifade eder ama bu, s istemin var olan güçlerinin ötesindedir, hatta bir anlamda imkansızdır.

A nc ak ilkes el olarak d ü ny anı n çok daha fazla iyileştiri­ leb ileceğine i n anmak ge rçekçidi r Ö nem li t o plums a l de­ .

ğişikli klerin mümkün olduğu fikri yle alay edenler, tam anlam ı yla fantezi dünya s ın da yaşamaktadırlar. Gerçek hayalperest ler, bölük p örçük deği ş ikliklerden daha fazla h erhan gi bir şeyin olabileceği ni reddedenlerdir. Bu duy­ gusuz pragmatistler, Marie Antoinette olduğunuza inan­

ınanız kadar hayal alern i ndedir. Bu tipler her za ma n tari ­ hi n sıçr am ala rı karşısında gafıl avianm a tehlikesiyle karşı karşıyadır. Örneğin b a z ı feo d alizm ideologları, kap i ta l izm gibi do ğadı ş ı bir i ktisadi sistemi n hi ç bi r zaman tutuna "

"

­

may acağı nı iddia et mişlerdi. Daha fazla zaman ve gayretle

kapitalizmin bütün dünyaya, h erkes için b olluk getireceği hayalini gören, kendini kandıran acınası tip ler de vardır. Onlara göre, şim diye kadar böyle o lmam a sı basitçe üzü­

cü bir kazadır. Ho llywood için nasıl nars izm ve büyüklü k kurunt usu do ğalsa kapi talizm için de eşitsizliğin o kadar ,

doğal o lduğu nu görmezler.

9.5


96

1

Te r r y Eag l etarı

Marx, şimdide amansız bir çıkarl ar çat ı�ması gorur. Ütopyacı bir düşünür, sevgi ve dostluk uğruna bizlere bu çıkarların aşılmasını tavsiye ede rken Marx, çok fak­ lı bir yol izler. Marx sevgi ve dostluğa gerçekten inanır ama bu nlara sahte bir uyurola ulaşılamayacağmı düşünür. S ömürülenler ve mülksüzler, efendilerinin istediği gibi çı­ karlarından vazgeçmemeli, sürekli olarak da bunlar için mücadele etmelidirler. Ancak o zaman sonuçta özçıkar­ ların ötesinde bir toplum oluşabilir. İnsanın kişisel çıkar­ l arını düşünmesinde yanlış olan hiçbir şey yoktur eğer alternatifi sahte kendini feda etme ruhuyla zincirlerinizi kucaklamak değilse. Marx'ın eleştirmenleri sınıf çıkarlarını vurgulamayı tat­ sız bulabilirler. Ama aynı zamanda da onun insan doğasını tozp embe gördüğünü iddia edemezler. Yal n ızca günahkar bugünlerden başlayıp onun alçaltıcı mantığını kavraya­ rak, bunu n içinden geçerek ötesine varabileceğinizi umut edebilirsiniz. Bu nokta geleneksel trajedinin ruhunda da vardır. Çelişkilerin sınıflı toplumlarm doğasında olduğunu dingin bir kayıtsızl ıkla reddetmek yerine yalnızca bunları kab ul ederek ket vurulan insani zenginiikierin kilidini aça­ bilirsiniz. Şim dinin mantığının başarısızlığa ve tutarsızlığa uğradığı, darbağaza girdiği noktada Marx, şaşırtıcı bir şe­ kilde farklı bir geleceğin taslağını görür. Geleceğin gerçek resmi, bugünün başarısızlığının içindedir. Marksizmin pek çok eleştir meninin ileri sürdüğü konu, onun i n san doğası n ı imkansız bir biçimde idealleştirme-


Marx Nedf!rl HaklıydJl

1

sidir. Onlara göre, herkesin yoldaşça ve ortaklaşa hareket bir gelecek hayal edilmekt edir.

edeceği aptalca

Çekişme,

kıskançlık, eşitsizlik, şiddet, saldırganlık ve rekabet dün­ yadan silinecektir. Aslında Marx'd a bu tekleyecek tek

bir sözcük yo ktu r ama gene de olguların

karşısında bile birçok eleştirmen i steksiz

saçma iddiayı des­

idd ia la rını

terk etmekte

davranmaktadır. Marx'ın, Cebrail'i bile şa�ırta­

cak kadar erdemleri olan insanı kapsayan

ve

ko mü n i z m

olarak bilinen böyle bir durumu öngördüğüne inanmak­ tadırlar. Bunun için Marx, kusurlu, çarpık doğasım

ve sü re k li

görmezden

isteyerek ya da

düşüncesizce

bir tatminsizlik içindeki insan

gelm iştir.

Bazı Marksistler bu s uçl am aya karşı Marx'ın insan do­ ğası düşüncesine inanmadığı

için

bunu göz ardı ettiğini

iddia etmiştir. Bu görüşe göre, insan doğası kavramı ba­ sitçe bizlerin siyasi olarak yerimizde kalmamıza yarar. Bu, in sanl arın zayıf, yaz ve çıkarcı yaratıklar oldukların ı, tarih boyunca bunun değişmediğini ve her radikal değ işiklik te­ şebbüsünün bu kayaya çarp arak başarısızlığa uğ raya c ağı nı ima etmektedir. Devrimci politikaya karş ı yapılan en gın

itiraz:

yay­

"insan doğasını değiştiremezsiniz:· Buna karşı

bazı Marksistler,

insanlarda

deği şmeyen

bir öz bulunma­

dığını vurgular. Onlara göre bizi biz yapan d oğa mı z değil, tarihimizdir; tarih de değişimle ilgili olduğu i ç in

,

tarihsel

koşullarımızı değiştirerek ke nd im i zi dönüştürebiJi riz. Marx, büt ün üyle bu "tarihseld" bakıştan yana değildir. Narman

Geras'ın mükemmel,

küçük kitabında gösterdiği

97


98

1

Tımy Eagl� ı on

gibi, kanıliara göre Marx, insan

doğasına

inanmaktaydı

ve bunda çok haklıydı.4 Bunu, bireyin önemini dışl ayan bir şey olarak görmüyordu. Tam

tersine

hepimizin özgün

bireyler olması, ortak doğamızın paradoksal bir özelliğiy­ di. Erken dönem yazılarında

Marx,

insanın "türsel varlık"

("species being") olduğundan bahseder; aslında bu, insan do ğa sının materyalist yorumudur. Maddi vücutlarımızın doğası nedeniyle başkalarına muhtaç olan, çalışan, sosyal, cinsel,

iletişimsel, kendini ifade edebilen

varlıklar

olarak

yaşamak için başkalarına ihtiyaç duyarız ama bu dostluk­ lar,

yararlı olmalarının ötesinde, insanın kendisini gerçek­

leştirmesini de

sağlar.

Müsaadenizle daha önceki bir yoru­

mumun bir kez daha altını bir

varlık

birlikte

çizmek

istiyorum: "Eğer başka

ilkesel olarak bizimle konuşabiliyorsa; bizimle

çalışabiliyorsa,

cinsel etkileşim içinde olabiliyorsa,

anlamsız görü n s e bile belli belirsiz sanata benzeyen bir şey­

ler üretebiliyorsa, şaka yapabiliyor ve ölüyorsa; bütün bu biyolojik olgulardan çok büyük sayıda ahlaki ve siyasi so­ nuç çıkarabiliriz:'5 Felsefi antropoloji olarak bilinen bu du­ rum günümüzde pek muteber değil; Marx'ın, erken dönem eserlerinde görülen bu yöndeki düşüncelerini daha sonra terk ettiğine dair inandıncı nedenler bulunmamaktadır. 4

Norman Geras, Marx and Humım Naturc: Refutation of a Legend

(Londra, ı 983). (Marx ve insan Dogası Bir Efsanenin Reddi, İsmet Akça, vd, Biriklın Yayınları, 2002.) 5

Terry Eagleton, The Illusiom of Postmodernisnı (Oxford, ı 996), (Postmodernizmin Yanılsama/arı, Çev.

ları, ı 999.)

s.

47.

Mehmet Küçük, Ayrıntı Yayın ·


Marx

Neden

HaklıydıJ

1 99

Çalışan , arz ulayan sözel varlıklar olduğumuz için ta­ rih olarak bildiğimiz süreçte koşullarımızı dönüştürme­ ye muktediriz. Böyle yaparak aynı zamanda kendimizi de dönüştürürüz. Diğer bir deyişle değişim, insan do­ ğasına aykırı değildi r; yaratıcı, gelişmeye açık, tamam­ lanma m ış insanlar olarak bu mümkündür. Bildiğimiz kadarıyla bu, hayvanlar için geçerli değildir. Maddi be­ denlerinin niteliği nedeniyle hayvanların bir tarihi yok­ tur. Eğer bizlerden pek kurnazca gizlemiyorlarsa onlar politika da yapmazlar. Şimdiki liderlerimizden muhte ­ melen çok daha iyi işler yapabilecek olsalar bile, günün birinde onların bizi yöneteceğinden korkmamız için bir neden yok. Bildiğimiz kadarıyla onlar sosyal demokrat ya da aşırı milliyetçi olamazlar. Ama sadece bir toplum­ da birlikte yaşadıkları için değil, maddi yaşamlarını dü­ zenleyecek bir sisteme ihtiyaç duydukları için insanlar doğaları gereği siyasi hayvanlardır. Ayn ı zamanda cin ­ sel hayatlarını düzenieyecek bir sisteme de gereksinim duyarlar. Aksi takdirde cinsellik, sosyal yaşamda işleri fazlasıyla aksatabilir. Örneğin arzu, sosyal farklılık ay­ rımı gözetmez. Bu, aynı zamanda insanların politikaya ihtiyacı olmasının bir nedenidir. Şimdiye kadar maddi varhklarını üretme biçimleri sömürü ve eşitsizliğe da­ yandığı için ortaya çıkan çelişkileri sınırtayacak bir si ­ yasi sisteme gerek duyuldu. İnsan denen varlıkların is­ ter sanat, ister mit ya da ideoloj i diyelim, bütün bunları ken dilerine anlatacak çeşitli sembolik yollar bulması da beklenebilir bir şeydi.


Te rry E a g l ı.ton

1 00

Marx'a göre, maddi d oğam ı zın belirli güçleri ve kapa­ siteleri vardır. En çok i nsan olduğumuz durum, bu güç­ lerimizi herhangi bir yarar için değil, kendi başına bir amaç olarak özgü rce geliştirebileceğimizin farkına var­ dığımız zamandır. Bu güçler ve kapasiteler her zama n tarihsel o lar ak özgündür ama temelleri vücutlanmızdır ve bazıları bir insan kültüründen diğerine çok az deği­ şir. Birbirlerinin dilini konuşmayan çok farklı kült ü rden iki insan, p ratik işl e rde kolayca işbirliği yap abilir. Bunun nedeni ortak fiziksel bedenlerinin, kendi varsayımlarını, beklentilerini ve anlama yetile rini üretmesidir.6 Bütün insan kültürleri üzüntü ve co şkuy u çalışma ve cinselli­ ği, d ostlu k ve düşmanlığı, zulüm ve adaletsizliği, hasta­ lık ve ölümlülüğü, akrabalığı ve sanatı bilir. Bunları ba­ ,

zen çok farklı kültürel biçimlerde kavrarlıkları doğrudur. Mad ras'ta ölmek, Manchester'dekinin aynısı değildir. Ama her halükarda ölüyoruz. Marx, Economic and Philo­

sophical Manuscripts'te, { 1 844 El Yazma/arı, Birikim Ya­ yınları, 2000) "i nsan objektif ve duygusal olduğu için acı çeken bir varlıktır -ve acı çektiğini hissettiği için tutkulu bir varlıktır" diye yazar. Ona göre ölüm, bireyin üs tün­ de, türünün acımasız bir zaferidir. Kapitafde, eğer öl üm ler zamansızsa, ezici çalışma ya da kaza, ya ral a n ma veya hastalık n e den iyle yaşamlar olması g ereken de n kısaysa o zaman bu, erkekleri ve kadınlan önemli ölçüde etkiler ­

6

Bkz. Len Doyal ve Roger Harr i s,

�The Practical Foundations of Hu­ (Mayıs/Haziran 1 983) . linsan Anlayışının Pratik Temelleri] man Understanding;· New Left Review, no. 139

.


Marx Necit>n Hakl1yd!l

1

denmektedir. Komünizm yıpratıcı çalışmaya s o n verebilir ama ölümsüz bir yaşam düşün ülemeyeceği gibi Marx'ın da kazasız, hastalıksız ya da yaralan m al a rı n olmadığı bir toplumsal düzeni öngördüğüne inan mak güçtür. Eğer temeldeki ortak i nsanlığıınızia ilgili çok fazla şey paylaşm amış olsaydık, sosyalist küresel işbirliği görüşü anlamsız olabilirdi. Marx Kapital'in birinci cildinde, "Ge­ nel olarak insan doğası ve daha sonra ( . . . ) her tarihsel çağda değişmiştir" d emektedir. Tarih boyunca insanlara ilişkin pek çok şey de neredeyse hiç de ğişme m i ştir ki, bu olgu postmodernlerce ya inkar edilir ya da sadece önemsiz görülerek bir kenara itilir. B öyle yaparlar çünki..i kısmen doğaya ve biyoloj iye karş ı akıldışı bi r önyargıları vardır; kısmen doğaya dair bütün konuşmaların değişimi inkar etmenin bir biçimi olduğu nu düşünürler;7 kısmen de bü­ tün değişimi olumlu ve bütün kalıcılığı olumsuz olarak değerlendirmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu son görüş, h er yerde kapitalist "modernleştirm ecilerle" çakışır. Son derece basmakalıp en telektüellerin değerlendiremeyeceği şey, bazı değişimierin yıkıcı ve bazı tür kalıcılıkların çok arzu edilebilir olduğudur. Örneğin yarın b ütün Fransız

üzüm bağları yakılacak olsa, cinsiyet ayrımı yapmayan bir toplumun sadece üç hafta ayakta kalabilm esi kadar yazık olurdu. Sosyalistler sık sık baskı, adaletsizlik ve sömürüden

bahse derler. Ama şimdiye kadar insanl ığın bütün bild i ğ i

7

Karşı sav için bkz. Eagleton, 7he 11/u.sions ofPostmodemi5m.

101


1 02

1

Teı ry E:ag leton

temsil ett ikleri hiçbir zaman tanımlanama­

b u n l arsa n eyi ,

yacakt ı r. Bunlar basitçe doğal koşulumuz gibi görülecek­

tir. Hatta b unlar için özel adlarımız bile olmayacaktır. Bir il işkinin sömürüye dayandığını görebilmek için sömürü­ ye dayanmayan bir ilişkinin nasıl olabileceğine dair bir fikrinizin olması gerekir. Bunun için insan doğası fikrine başvu rmanız gerekmez. Bunu n yerine, tarihsel etmeniere başvurab il irsiniz. İ nsan doğasının kimi özelliklerinin bir tür kural işlevi görebileceğini id dia etmek akl a ya k ı ndı r. Örneğin, insanların hepsi ""erken" doğmuştur. Doğumdan

sonra

çok

uz un bir süre kendile rini besleye mezler dola­

yısıyla deneyimli bakıma muhtaçtlrlar; bazı p sikanaliz uzmanları bu durumun, yaşamımızın ileriki aşamaların­ da ruhumuzda büyük karmaşaya yol açtığı görüşündedir. Eğer b ebekler doğduklarında ayağa kalkıp yürüyebilse­ ,

lerdi, sadece uykuınuzu bölen azarlanma bağrışl arının

ol maması anlamında değil, yetişkinlik dertlerin i n önemli bir b ölüm ü önlenebilirdi.

Çok kötü

bi r

bakım

hizmeti al­

çocuklar, diğerlerine ilg i göste rmenin ne anlama geldiğine dair bir tür e ğ il i m i hızla özümserler. Daha sonra salar bile

insan ihtiyaçlarına karşı duyarsız bir kayıtsızlık gösteren b ir yaşam b içiminin sebeplerini tammlayabilmelerinin

bir nede n i de budur.

Bu

anlamda, erken d oğmuş olmak­

tan, siyasete doğru geçebiliriz. Ya ş a mımız ve iyiliğimiz için beslen memiz, ısınmamız ve barınmamız; diğerlerinin dostluğundan zevk almamız. köleleştirilm ememiz ya da istismar edilmernemiz vb. ge­

rekl idir; bunlar s iyasi eleştirinin temeli işlevini görür; bu


Marx Neden HakJıydı?

1

anlamda sözü edilen ge reklili kl eri yerine getirmeyen her­

h a n gi bir toplum açıkça eksiklidir. Elbette bu tür toplum ­ lara daha çok ahlaki ya da kültürel açılardan karşı çıka ­ biliriz. Ama onların, d o ğ amızın bazı en tem el t a l epl er in i

ihlal et tiğini iddia edersek, savım ız daha güçlü olur. Bu nedenle insan d oğası fikrin in, sadece var olan durumu korumanın bir mazereti olduğunu düşünmek yanl ıştır. Bu fikir aynı zamanda var olan duruma bir

meydan okuruada

rol oynayab ilir.

1 844 El Yazmaları g ibi erken dönem yazıları n da Marx, o zaman rağbet gö rmeyen , bizim maddi hayvanlar ol­

duğu muz için böyle o lduğumuz görüşüne karşı. bunun nasıl yaşamamız gerektiğine dair önemli bir ipucu ve­ rebileceğini söyler. İnsan bedeninden, ahlak ve siyasete ilişkin sorulara ge çmen i n bir anlamı vardır. Eğer insanlar kendini gerçekleştiren varlıklarsa, o zaman ihtiyaçlarını tatmin etmek ve g ü çlerini g ö stermek ö zgürlüğüne sahip olmaya gere ksi n imle ri vardır. Ama onlar aynı zamanda,

kendini ifade edenlerle birlikte yaşayan sosyal hayvan­ larsa , bu gü çl e rin bitmek bilmeyen yıkıcı çarpışmalarını

da önlemek ihtiyacındadırlar. İşte bu. insanların özgür olduğu va r sayı l an ama di ğe r şeylerin yanı sıra sürekli bir­ birlerinin boğazını sıkmakta da özgür olduklan liberal toplumu n g erçekten en zorlu sorunu dur. B una karşı ko­

m üniz m , b ireylerin ke ndilerin i başkalarıyla birlikte ger­ çekleştirebilmesi için toplumsal yaşamı ö rg üt le r. Marx'ın

Komünist

Manifesto'da söylediği

gibi, "her kişinin özgür

geliş mesi , herkesin özgür gelişiminin koşuludur". Bu an-

1 03


\ 04

1

Terry f-;ıg leton

lamda, bireye t utk uyla bağl ı l ığıyla, sosyalizm basitçe libe­ ral toplumu reddetmez. Bunun yerine, onun üstüne inşa eder ve onu tamamlar. B unu yaparak, sizin özgürlüğ ünü ­ zün, benimkinin pahasına gelişebildiği liberal toplumun bazı ç elişkile rinin nasıl çö zül eb ilec e ğini gösterir. Yalnız­ ca başkalarının aracılığıyla en sonunda kendim iz inkine ulaşabiliriz. Bu, bireys el özgürlüklerin azaltılması değil, zengin leştirilmesi anl am ın a gelir. Bundan daha g ü z el bir ahlak s i stem i ni düşünmek zordur. Kişis el düzlemde bu­ nun adı s evg id ir. Marx'ın b ireye ilg is inin v urgul anm as ı yeri ndedir çün ­ kü bu, onun eserlerinin olağan karikatürleştirilmesine kesinlikle ters düş er. Böylesi gör üşler Marksizmin, ki.şisel yaşarnlara aman vermeyen kimliksiz kolektiflerden ibaret olduğunu öne sürer. Gerçekte hiçbir şey Marx'ın düşünce­ lerine b u nda n daha yabancı olamaz. Ha t ı rlanacağ ı üzere b i reyler in birlikte gelişimin b i r yolunu bulmaları koşu­ l uyl a onun siyasetinin bütün arnacı bi reyler in ö zg ü rc e ge l i ş i m idir B iris i nin bi reysell iğ i n i s avun ma sı diye yazar Kutsal Aile'de "varoluşun yaşamsal önemde bir b elirtisi­ dir". Başından sonuna kadar bunun, Marx'ın a h lak anlayı­ şı olduğunu i ddi a edebiliriz. Birey ile toplum arasında hi çbi r zaman eksiksiz bir uz­ laşma o lam ayacağını düşünmesi için iyi nedenler vardır. B unl arın arasında org an ik birlik düşü gönlü zenginlerin bir fa nt ezisi d ir. B enim isteklerimi g er çekleşti rme arzum­ la sizinki arasında her zaman çel işki le r olacaktır ya da bir yurttaş olarak benden istenenle benim y apm ayı ç ok .

.


Morx Neden Hak/tydl?

1

istedilderim arasında. Böyle kesin çelişkiler t raj edinin konusudur ve Marksizm değil, yalnızca ölüm bu ko şulu n ötesine geçebilir. Marx'ın

ği

Komünist Mı:mifesto'da bahsetti­

herkesin özgürce kendini gerçekleştirmesi tam olarak

yeri ne getirilemez. Diğer bütün en güzel idealler gibi bu da amaçlanan bi r hedeft ir; tam olarak gerçekleşecek bir durum değild ir. İdealler elle tutulabi l en şeyler değ i l yön

işa retl eridir; gideceğ imiz yol u gösterirler. Sosyalist id eal ­ lerle alay edenler, serb est piyasanın da hiçbir zaman tam olarak gerçekleşemeyeceğini hatırlamalı. Buna rağmen serbest piyasacılar tuttukları yolda yürümeyi bırakmaz­ lar. Eksiksiz demokrasi olmaması gerçekl iği çoğumuzu , bunun yerine desp ot yönetimi kab ulleurneye götü rmez. Dünyanın açlarını dayu rma çabamızdan vazgeçmeyiz,

bunu yapamada n önce bazılarının öleceği n i bildiğimiz halde. Sosyalizmin uygulanamazlığın ı iddia eden bazıları, yoksulluğu ortadan kaldıracakla.rına, küresel ısınma kri­ zini çözeceklerine, Afganistan'a liberal demokrasiyi geti­ receklerine ve

B irleşmiş Milletler kararlarıyla dünyadaki

çatışmaları çözeceklerine inanıyor. Bütün göz korkutucu görevlerin çözümünü rahatl ıkla mümkü n olabi lirlik silsi­ lesi iç inde görürle rken , her nedense yalnızca sosyalizmi, esrarengiz bir nedenle erişilemez b u l uyo rl ar. Eğer herkesin, her zaman ah l aken mükemmel olmasına inanmazsanız Marx'ın amacına ulaşmak daha kolay olur. Sosyalizm, yurttaşlarından göz kamaştırıc ı erdemler bek­ leyen bir toplum değildir. Ne de herkesin bi rbiriyle sar­ maş dolaş bi rlikte olduğu büyük b ir sefahat alemidir. Bu-

105


106

1

Ter r y Eagleton

nun n e de n i , to pl umu Marx'ın h edefin e yaklaştıracak me­ kanizmaların gerçekten toplumsal kurumlarm içinde in�a

e di l m esi d ir. Her ş eyden önce bunlar, bireyin iyi niyetine dayanmaz. Örneğin özyönetimi olan kooperatif tık rini ele alalım; Marx bunun sosyalist geleceğin temel üretim birimi olduğunu düşünüyordu. Bir kişi nin böyle bir bi­

rime katkısı

bi r tür kendini gerçekleştirmeye yol açarken

aynı zamanda di ğer l erin in iyiliğine de katkıda b u l unur ve bu sadece

o

birim

öyle kurulduğu için mümkündür. Ça­

l ı ş ma ar kadaşlarıma i l işk in müşfik düşünceler beslernem gerekmez ya da her iki saate b ir fedakarlık k rizine girip kendimi kamçılamarn gerekmez . Yalnızca karı ortaklaşa

bölüştüğümüz, eşitlikçi old u ğumuz ve birlikte yönettiği ­ m iz için ben i m kendimi gerçekleştirmem, diğerlerinin de gelişmesini sa ğla r. Bu kişisel erdem sorunu değil, yapısal

bir meseledir; C o rd el i a s 'ın s oyundan gelmeyi de ge rekt ir ­ mez.

Şu

halde bazı sos yalist amaçl ar bakı mından benim

Batı'nın en adi solucanı olup o lma m am fark etmez. Ben­ zer bir şekilde, özel bir ilaç firmasında b iyoki myacı olarak yaptığım çalı şmaların, bil imlerin ve insanlığın ilerlemesi­ ne muhteşem bir katkı yapt ığım ı d ü ş ün m e mi n de ö nem i

yokt u r. Yap t ı ğı m işe ilişkin asıl mesel e, m u h te m e l en kendi bebeklerine bile bir a spi ri ni l O dolardan satan, vicdansıı b ir d olan d ı rıc ı çe te s ine kar yaratmarn olgusudur. Benim ne h issettiğimin ko nuyla ilgisi yoktur. İşimin anlamı, ilgili kurum tarafından belirlenmiştir.


Mor:t Neden HoJc/iYdt'

1

Herhangi bir sosyalist kurumun da fırsatçılardan, dalka­ vuklardan, kabadayılardan, hilebazlardan, serserilerden, beleşçilerden, otlakçılardan ve bazen de psikopatlardan şöyle böyle payını alması beklenebilir. Böyle olmayacağı­ na dair Marx'ın yazılarında hiçbir şey yoktur. Bunun yanı sıra, eğer komünizm herkesin toplu msal yaşama mümkün olduğunca dolu dolu katılı mıysa, daha çok kişi işin içine girdikçe, o zaman daha az değil, daha çok çelişkinin ol­ ması beklenir. Komünizm insan anlaşmazlıklannın sonu anlamına gelmez. Yalnızca sözcük anlamıyla tarih in s on u bunu yap abilir. Haset, saldırganlık, tahakkü m, aç gözlülük ve rekabet gene olacaktır. Bunlar sad ece kapitalizmde al­ dığı biçi mlerde olmayacaktır; nedeni, üstün insan erdem­ leri değil, ku ru mların değişmesidir. Sözü edilen kötülükler artık çoc u k emeğinin sömürü­ s üyle, s ömürgeci şiddetle, devasa toplumsal eşitsizlikler­ le ve kıyasıya iktisadi rekab etle b ağlantılı olmayacaktır. Bunun yerine başka biçimler alabilirler. Kabile toplumla­ rında da şiddet, rekabet ve güç için mücadele vardı ama bunlar em peryal savaşlar, serbest piyasa rekabeti ya da kitlesel işsizl i k biçimlerinde olamazdı çünkü b öyle ku­ rumlar Nuer ya da Di nka toplumlarında yoktu . Nereye baks.anız kötü adamlar vardır ama bu tür ahlakı olan ka­ badayıl ar yalnızca belirli toplumlarda, emeklilik fonları­ nı çalabilecek ya da medyay ı yalan siyasi propagandayla doldu rabilecek biçimde yerleşmiştir. Gangsterle rin çoğu bunu yapacak konumda değildir. Bunun yerine insanla­ rı et kancalarına asmakla yetinmek zorundadırla r. Sos-

107


108 ,

lerry fagl eton

ya l i st bir top l umda olmayacaktır.

kimse böyle davr a n m a

B u n un

konum u nda

nedeni insanların aziz gibi ol m ala ­

rı değil, ö zel emeklil ik fon l ar ın ın ya da özel m edyan ı n

kötü adamları, kötülük için Filistinli mül te c it erin üstüne roket a t mak­

bulunmamasıdır. Shakesp eare' in yapmak

tan başka

çıkış yoll a rı bulmak zorundadır. Eğer çevreniz­

de h erh an gi bir sana)'i yoksa zorbal ık yapan bir

sanayici

ol am az s ı n ı z. Sadece kölelere ya da taş devrindeki ç al ış ma arka daş l ar ı m z a ka rş ı zorbalık yapmakla yet i nm ek z o r u n ­

das m ı zdır. Ya da de mokrasi pratiğini düşünelim . Her zaman baş­

kala rını sindinneye çalışa n canavar gibi bendilerin yanı sıra rüşvet ver m eye ç alı ş an ya da düzgün kon uşa rak gü ç elde etmeye ça l ışan

insanların olduğu doğrudur. Bununla

b i rlikte demokrasinin i ç i n de bu tür d av rcı n ı şl ar a kar şı bir d iz i korurucu kural

vardır. Tek kişi tek oy, kurul b a şka n ­

ları, yas a değişiklikleri, he sap verilebilirlik, gerekl i usul­

ler, çoğunlu ğ un eg em enli ğ i gibi mekanizın alarla zorbala ­

rın kazanamaması i ç i n

elinizden geleni yaparsınız. A rad a

sırada da bunlar başarılı olur. Hatta tüm süreci bile yalan

ifadelerle etkileyebilirler. mı, çoğu zaman

Ama oturmuş

bir sü re ci n

anla­

b u n l arın demokratik mı.ıtabakata mecbu r

kalmasıdır. Doğru davranışın, kişis el kara kterle r i n aş ırı ­

lıkl ar ı n ı b ır ak.ılın ayıp , yönt e m i n i çin e yedi ri l miş olduğu söylenebili r. Savaşı soniandırmak için, ins an l a n

fiziksel

olarak şiddet ku ll anam ayacak hale geti rm en i z e gerek yok ­ tur. Sadec e m üzakerelere ,

silahsızlanmaya, b a rı ş an l a ş ma -


Monc Nellerı Hak!rydi?

[

!arına, bunların denetlenmesine vb. ihtiyaç vardır. Bu zor olabilir. Ama en küçük bir saldırganlık göstergesi karşı­ sında kusup bayılan b i r insan ırkı yaratmanın yarısı kadar zor değildir. Bu yüzden Marksizmin insanın kusursuzlaştırılmasına ilişkin hiçbir vaadi yoktur. Ağır işleri bile kaldıracağına

söz vermez. Marx, bolluk koş ullarında bile bir miktar tatsız işin gerekli olduğuna ve süreceğine inanır görün­ mektedir. Adem' in Ianeti bolluk d ünyasının üstünde b ile sallanacaktır. Marksizmin vaadi, şimdi tarihin bütün öz­ gürl ük ve çeşi tiilikle doğru düzgün işlemesini engelleye n çelişkilerin çözümüdür. Bun unla birlikte Marksi zmin amacı sadece maddi de­ ğildir. Marx'a göre komünizmin anlamı kıtlığın sona er­ dirilrnesinin yanında baskıcı çalışmanın da o rtadan kal­ dırılmasıdı r. Böylece erkeklere ve kadınlara tanınan öz­ gürlük ve boş zaman, artık manevi gel işime de daha

iyi

bir o rtam h azırlayacaktır. Önce gördüğümüz üzere maddi ve manevi gelişimin her zaman yan yana yürürneyeceği de doğrudur. Bunun farkına varmak için Keith Richards'a bakmak yeterlidir. Ruhu öldü ren birçok maddi refah türü vardı r. Ama açlık çekiyorsanız, fena halde baskı altınday­ sanız ya da m anevi gelişiminizi engelleyen sonsuz ağır iş ­ lerin ezdiği, sı kıcı bir yaş amınız varsa, o zaman yapmak istediğinizi gerçekleştirmek için özgür olmadığınız da doğrudur. Materyalistler marreviyatı reddetmezler ama manevi gelişimin belirli maddi ko ş ul l ara gereksinimi ol-

109


I 10

1 Te rry Eagleton du ğ u n u hatırlatırlar. Bu koşullar sözü edilen gelişimin ga­ rantisi değildir. Ama onlarsız da olmaz. İster doğa l . ister yapay olsun insanlar kıtl ık koşulların­ da iyi du rumda o lmaz. Böyle kıtlıklar

şiddete,

açgözlü­

lü ğe, korkuya, endişeye, sahip olma hırsına, tahakküme ve ölümcül düşmanlıklara neden olur. O halde erkeklerin ve kadınların feke uğutan b u baskılardan kurtulmaları, maddi refah koşullarında yaşayabil meleri halinde, ahlaki varlıklar olarak, şimdiye göre çok daha iyi durumda ola­ bilecekleri beklenebi lir. Bu ndan hiçbir zaman emin ola­ may ı z ç ün kü hiçbir zaman böylesi ko şullarda yaşamadık.

Komünist Manifesto'da,

bütün tarih, sınıf mücadeleleri

tari h i olmuştur derken Marx'ın aklında bu nokta vardı. Bolluk ko ş u llan nda bile bizi e_ndişelend irecek, kızdıra­ cak ve sahip çıkmamız gereken pek çok başka şey olabi­

d

lecektir. Simyan ı n y ar ı mıyl a hi çbir ş e k il de iyilik melek­

lerine dön üşemeyeceğiz. Ama ahlaki kusu rları mızın bazı temel nedenleri yok edilmiş olacak. Dolayısıyla komünis t toplumun gerçekten, genelde şimdi olduğundan çok daha fazla iyi insanın yaratılmasına vesile olacağını idd i a et­ mek akla yakın olacaktı r. Ama onlar gene de hataya, çe­ l işkilere düşebilir, bazen de s e rt ve kin tutmaya eğilimli olabilirler. B öylesi bir ahlaki gel i ş i m i n mümkün olabileceğinden kuşku duyan kötümserler, cadılann yakılması ile kadı nla­ ra eşit ücret verilmesi mücadelesi arasındaki farkı düşün­

melidirler. Ortaçağiara göre hepimizin daha nazik, duyarlı


ve insancıl hale geldiğimiz iddia edilmemektedir. Asl ı nda yay ve oklar ile kruz füzeleri ara s ındaki farkı da düşüne­ biliriz. Buradaki nokta tarihin bir bütün olarak ahl aken daha iyiye gitmiş olması değildir. Sadece şurada burada önemli ilerlemeler sağlamış olmamızdır. Bu olgunun ciddi olarak farkına varmak kadar, Robin Hoo d g ü n lerind en bu yana , bazı bakı mlardan cid di olarak ger ilediğimizi i ddia etmek de akla yakındır. Nasıl Düşüş masalı yoksa büyük İlerleme hikayesi de yoktur. Küçük bir

çocuğun,

kardeşi­

nin eli nden oyuncağı kaparken "Benim!" d i ye attığı tüyler ürpertici çığlığı duyan herhangi bir i nsana, rakip ve sahip olm anın zihindeki kökl erinin ne kadar derinde oldu ğunu amınsatmaya gerek yoktur. Kökleşmiş kültürel, p sikolojik ve hatta evrimsel alışkanlıkl ardan söz ediyoruz ki sadece kurumların değ i ş m e si kendi baş ı n a bunları değişt irem ez. Sosyal değişim, zaten bir gecede herkesin tavırlarını dev­ rimcileştirmesine dayanmaz. Kuzey İ rlanda örneğini ele alın. Ba rış, bu fırtınalı bö l geye Katalikler ve Protestanla­ ,

rın en sonunda yüzyıllarca süren hus umetlerini bırakarak sevgiyle kucaklaşmalarıyla gel m edi. Hiçbir şekilde. Göre­ bildiğimiz kadarıyla bazıları gelecekte de birbirlerinden nefret etmeyi sürdürecekt ir. Muhtemelen b ağnaz zi hinle­ rin j eolojik katmanları n d aki değişim yavaş

oluyor.

Ama

bir anlamda b ütün bunların önemi yok. Öneml i olan,

30

yıll ı k şiddete karşı kamuoyundaki bıkkınlık ortamında ti­

tiz biçimde denetlenebilen ve maharetle geliştiril miş siya­ si bir anlaşm a nı n sağlanmasıydı.


1 12

Terry Eagletorı

Ancak bu, hikayenin bir yanıdır. Gerçek, çok uzun sü­ reler için d e kurum lardaki değişimin salıiden insan d avr a­

n ışl a rı n ı derinden etkilemesidir. Hemen hemen her açık fi.kirli ceza yasası reformu, kendi za man ı nda ş i dd etle karşı

koyulduktan sonra gerçekleşebilmiştir; ama ş im d i bütün bunları veri kab ul ettiğimiz için katill eri tekerlekl erin altında parçalama fikrine isyan ed er iz . Bu tü r reformlar artık ruhianın ıza sinmiştir. D ün yaya dair görüşlerimizi düşüncelerden çok, gerçekten sosyal pratik rutini içinde­ ki dü ş üncel er değiştirir. Çok güç de olsa eğer adederimizi

d eği şt iri r s e k, sonuçta muhtemel e n gö r m e biçimimizi de d eğ işti ri riz. Çoğumuzun rahatlatıcı davranışlarda bulunmak üzere kalabalık caddelere girme s in in zorla engellenmesi gerek­ mez. Çünkü buna karş ı bir yasa varsa, uyulmadığı t a kdi r ­

de toplumsal olarak on ayl a n maz , b öyle davranmamak da alışkanlık haline gelir. Bunu s öylem e k hiç kimsenin hiç­

bir zaman b öyle davranmadığı anlamına gelmez; özellik­

le şehir merkezlerindeki barla rı n kapanmasından hemen sonrası düşünüldüğünde. Eğer in cel iği n bir g öste rgesi olarak kabul ediliyorsa, o zaman böyle davranma ihtimali çok daha azdır. Britanya'daki resmi kural sol şeritte araba sü r m ektir ama Britanyalılar zaten sağdan gitmek içi n da­

yanılmaz bir istek duymazlar ve mücadele etmek zorunda değillerdir. Kurumlar, i çsel deneyimlerimizi biçi mlendi ­

rir. Bunlar yeniden eğitimin araçlarıdır. İlk karş ıt aş ın ad a el sıkarız çünkü böyle dav ra n m ak adettendir ama böyle gel enekse l davran mak için bir d ürt ü de hissederiz.


Maı� Neden Holıl!yriJ?

1

Alışkanl ıkların değişimi uzun zaman alır. Kapitalizmin, feodal izmden kalan b akış açımızı değiştirebilmesi birkaç yüzyı l sürmüştür ve Bu ckingham Sarayı'n ın dışındaki bir turist, bazı önemli alanların bu açıdan dikkatsizce gözden kaçınldığını düşünebilir. İnşallah, okul çocukların lll tarih dersinde, bir zamanlar milyonlarca insan açken, bir avuç b aşka insanın fina köpeklerini havyarla beslediği olgusu karşısında inanmazlıkla çığlıklar attığı bir toplumsal dü­ zenin yaratılması bu kadar uzun sürmez. Nasıl şimdi ay­ kırı düşüneeli birisinin bağırsaklarını deşınek düşün cesi bize yabancı ve tiksindirici geliyorsa, onl ara da sözü edi­ len durum öyl e gelecektir. Okullu çocuklardan söz ederken akla ön emli bir nokta geliyor. Gi.inümüzde pek çok çocuk ateşli çevrecidir. Fok balıklarının sopalarla döviilerek öldürülmes i n i ya da at­ mosferin kirletilmesini dehşet ve nefretle karşılarlar. Ba­ zısı yere bir parça çöp atılmasından bile dehşete kapılır. Ve

bu, büyük ölçüde eğitim sayesinde oluyor; sadece resmi eğitim değil, eski al ışkanlık ve bakış açıların lll kemikleş­ ınediği yeni nesli, yeni düşünme b içimleri ve bakış açıları da etkiliyor. Hiç kimde bunun gezegenim izi kurtaracağını iddia etmiyor. Neşeyle bir porsuğun kafasına darbe indi­

rebilecek çocuklarm o]duğu

da d oğrudur. B öy]e olmakla

birlikte, eğitim i n tavırları nasıl değiş t i rebileceğine ve yeni davranış bi çimlerinin yolunu açabileceğine dai r kanıtlar var.

O

h alde siyasi eğitim de her zaman mümkündür.

BritanyaHa l970'lerin başında bir kon feransta, insanlar-

1 IJ


1 14

1

Terry Eagleton

da belirl i evrensel özelliklerin olup olmadı�ı rart ışılmıştı. Birisi ayağa kalkıp, "Ha! Hep i m i zi n hayaları var" dem�ti.

İzleyiciler arasında n bir kadın da "Hay ı r yok!" diye ba� ğırmıştı. Britanya'da o zamanlar feminizm daha başlangıç

yıllarındaydı ve b u söz salondaki pek çok erkek

tarafın�

dan sadece acayip bu lu n muş tu . Hatta bazı kadınlar bile

utan.mJ.i görünüyordu. Yalnıı.ca birkaç ytl sonra eğer bir erkek böylesi ahmakça bir şey söylemiş olsa ydı , kendisi

bu g örüşün tek istisnası ola bil i rd i . O rtaçağ ve erken modern Avrupa'da , servet turkusu. köt ül ük ler arasında en büyük günah sayı l ı rd ı . Bu radan

New York borsas ınd aki "açgözlü olmak iyidir.. sloganına geliş. yoğun bir yeniden eğitim gerektirmiştir. Her şeyden önce bu yeniden eğitim, öğretmenierin ya da propaganda­ cıların eseri olmaktan ziyade maddi yaşam biçimimizdeki

değişikliklerden kaynaklanıyordu. Aristoteles köleciliğin doğal olduğunu düşünürken diğer bazı eskiçağ düşünür­ leri buna katılmıyocdu. Ama o, aynı zamanda, Donald Trump'm aksine, iktisadi üretimin kira göre ayarlan · masının insan doğasma aylan olduğunu da söylemiştir. (Aristoteles, ilginç bir nedenden böyle düşünmekteydi. Marx'ın daha sonra "'değiş i m değe ri"

-bir

metanın. bi r

değeriyle sonsuza kadar değiştirilebildiği- dediği şeyin, bir tür sonsuzluk içermesinin, sonlu yaratıklar olan insan doğasına yabancı olduğunu düşünmüştü.) Kar etmenin doğaya aykın olduğunu savunan ortaçağ ideologlannm

insan doğasından anladıkları feodal dünyanın doğasıy­ dı. Muhtemelen avcı-toplayıcı toplulukların da kendi


Mcırır Neden Haklıydır

j

yaşadıkl arının dışında herhangi bir top lumsal düzenin ol abilirliği konusundaki g örüşleri eşit derecede belirs iz­ di. Eski ABD Merkez Bankası B aşkanı Alan Greenspan, profesyonel yaşamının önemli bir b öl üm ü nde serbest pi­ yasalar denen şeyin insan doğasının te melinde bulundu

­

ğuna inanmıştı; bu, Cliff Richard'a hayran olman ı n insan doğasında n kayn aklandığını iddia etmek kadar anlamsız­ dır. Aslında serbest piyasalar yakın zamandaki tarihsel bir icattır ve uzun süre yerkü renin çok küçük bir bölgesiyle sın ırlı kalmış t ı. B enzer biçimde sosyalizmin insa n d oğası n a aykırı ol ­ duğunu söyleyenler, kapitalizm i n doğasını m iyop biçim­ de tanımlayanlardır. Orta Salıra'daki Tuareg h alkı aslında gerçekten kapitalist girişimcidir. İçten içe bir yat ırım ban­ kası kurmaktan daha iyi bi r şey düşün emezler. Onlarda yatırım bankası kavramın ın bile olmayışının önem i yok­ tur. Ama kimse hiçbir fikri olmadığı bir şeyi is t eyemez. Eğer Atinalı bir köleysem

,

b orsacı

olmayı arzulayamam.

Hasis, açgözlü ya da kendi çıkarıma çok düşkün olabili­ rim. Ama eğer 1 1 . yüzyıl da yaşıyorsarn nasıl beyin cerrahı ,

olmaya h eveslenemezsem, gizli bir kapitalist de olamam. Daha ö nce Marx ın oldukça tuhaf biç imde hem geçmiş­ '

,

olağanüstü kötümser, hem de geleceğe dair ola­ ğan üstü iyimser olduğunu tddia e t miştim . Bunun birkaç le ilgili

nedeni var ama özellikle bir tanesi, günümüz sorunları n ı n i ncelenmesiyle ilgili. Marx'ın geçmişe kasvetle bakışının nedeni, onun rezil bir baskı ve sömürü bi çiminden diğeri­ ne geçişi ifade etmesiydi Bir keresinde Theodor Adorno, .

llS


1 16

1 Ttc" rry Eagletcrı karamsar düşünürlerin (aklında Marx'tan çok Freud var­ dı r) insanın özgürleşmesine, çocukça iyimserlerden, çok dah a fazla hizmet ettiğini söylemişti. Çünkü onlar, aksi takdirde unut abileceğimiz, adaletsizlikle ilgili çığlıklara

t an ık lık ederler. işl erin ne kadar kötü olduğunu hatırla­ tarak, düzeltmek için bizleri harekete geçmeye çağırırlar.

Bunları, uyuşturucular olmaksızın yapmaya zorl a rla r

.

Eğer Marx, geleceğe dair bir hayli umutlu olmuşsa ne­ deni, bu iç karartıcı ta r i hsel sicilin büyük ölçüde bizim h atalarımızdan kaynaklanmadığı nın farkında olmasıydı. Tarihin bu kadar kanlı oluşunun nedeni, insanların ço­ ğunun kötü ruhlu olması deği ldi . Bunun nedeni maruz

kaldıkları maddi baskılardı. Dul ayı.sıyla Marx, insanların kötü kalpli olduğu mitine boyun eğmeden geçmişi ger­

çekçi biçimde tartabilirdi. Ve bu geleceğe güveomesinin bir nedeniydi. Onun materyalist olması böyle bir umut beslemesine yol açmıştır. Eğer savaşlar, açlıklar ve soykı­ rımlar gerçekten sadece insanın bir tür değişmeyen ahlak

bozukluğundan kaynaklanmışsa,

o

zaman gel eceği n daha

iyi olacağına in an ma k için en küçü k bir neden yoktur. Ama eğer bütün bunlar kı s men sadece gördüğü fonksi­ ,

yonla tanımlan maktan b aş ka bir şey olmaya n bireylerden oluşan adaletsiz sosyal sistemlerin sonucuysa, o zaman daha iyi bir dünya yaratmak için bu sistemin değişmesini beklemek makuldür. Bu arada mükemmeliyet umacıları,

ah makları korkutınakla baş başa kalabilir. Sınıflı toplumlarda erkeklerin ve kadınların davra­ nışlarının bütün sorumluluğundan aklanabileceği iddia


Mar11 Ntderı Hal</tydı.l

edilmediği gibi, bireysel ahlaksızlıkların da, s ava şl ard a ve

soykırımlarda hiç rol oynama d ı ğı öne sürülmemektedir. Yüzlerce, hatta binlerce iş çiyi zorunlu işsizlik yaşamına teslim eden şirketler elbette kesinlikle s u çlana bilir. Ama bunlar, önlemlerini nefret, kötü niyet ya da saldırganlık­ ları nedeniyle almış gibi gö rünmez. Rekabetçi bir s istem­ de, karlarını korumak için işsizlik yarat ı rlar, aksi takdi r­ de iflas edebileceklerinden korkarlar. Ordularını,

küçük çoc ukların yanarak ölebileceği savaşlara gö nde ren l er, en yumuşak b a şlı in san l ar

o

l ab il ir Öyle olsa bile Nazizm .

sadece zehirli bir siyasi sistem d eğildi; aynı zamanda kö ­ tücül olarak tanımlanabilecek bireylerin sadistliklerini, para n oyalarını ve

p at oloj ik nefretlerini kullanmıştır. Eğer

Hitler kötü r uhlu değilse o zaman bu ter imi n h içbir an ­ lamı yoktur. Ama onların kişisel ahlaks ızlıkları an cak bir

siyasi sistemi n boyunduruğu altında korkunç sonuçlara yol açabilirdi. B u,

savaş esirleri kampının sorumluluğunu

Shakespeare'in Iago'suna vermeye benzer. Postmodernler ne çekten bir in san

düşünürlerse düşünsünler, eğer ger­

doğası varsa o zaman bu, bazı b akıml a r­

dan iyi bir haberdir. Çü nkü bu doğanın oldukça tutarlı bir özelliği

adaletsizliğe karşı direniş olmuştur. İnsan doğası­

n ı n her zaman muhafazakar biçimlerde çalışacağına dai r dü şü n cen i n

aptalca ol masının bir nedeni de budur. Ta­

rihsel kayıtlar incelendiğinde siyasi baskının her zaman, ,

hastınlsa ya

da başarısız olsa bile, b aşk aldırılar ı körükle­

diği sonucunu çıkarmak zor değildir. İnsan l ı kta, iktidarın cüretkarlığına uysalca boyun e ğmeyen bir şey varmış gibi

1 l7


118

1

Terry E � g leton

görünüyor. Gücün, yalnızca yönettikleriyle gizli anlaşma­

lar sayesinde başarılı olduğu doğrudur. Bununla birlikte bu gizli anlaşmalar genellikle kısmi, b eli rs i z ve geçicidir. Egemen sınıflara genel olarak hayranlık duyulmaktan zi­ yade katlanılır. E ğe r d o ğ a m ız bütü nüyle kültürel ols aydı o zaman s iyasi reji min bizleri sorgusuz sualsiz otoritelerini

kabul edeceğimiz bir kalıba dökmemesi için h içbir neden olmazdı. Bunu yapmayı olağanüstü zor bulmaları da, di­

ren iş kaynaklarının m ah al li kültürlerden çok daha derin

­

lerde olduğunu kanıtlamaktadır. Peki, Marx ütopyacı bir düşünür müydü? Evet, eğer ge­ lecekte, şimdiye göre muazzam bir iyileşme olacağını

hayyül etmesini kastediyorsak. O, bildiğimiz ma ddi

ğın,

ta­

kıtlı­

özel mülkiyetin, toplu msal sı n ıfl arı n ve devletin sona

ereceğine inanıyordu. Gerçi birçok düŞünür, dünyadaki

birikmiş kaynaklara b akarak, ilkesel olarak maddi

kıtl ı ­

ğın, pratikte n e kadar zor olursa olsu n , yok edilebileceği hükmüne varabilir. Yolumuzu engelleyen politikadır. Gördüğümüz üzere Marx aynı zamanda bunun, insa­ ,

n ı n manevi z e nginliğini n yeşermesini özgürleştirmekle ilgili

olduğunu

düşünüyordu.

Ö nceki sınırlamaların­

dan kurtulan erkekler ve kad ı n lar, bir eyler olarak daha önce mümkü n ol mayan biçimlerde gelişeceklerdi. Ama Marx'ın eserlerinde, b öy l ece bir tür kusurs uzluğa ulaşa­

cağımıza dair hiçbir şey yoktur. Ö zgürlüklerini yaşarken ins a n l a r bunları kötüye de kullanabilirler. Gerçekten de kötüye kullanılma olmaksızın b üyük çaplı b u tür özgür-


Marıc Nt!tkrr Hoklıydl?

1 1 19

lük olamaz. Dolayısıyla komünist bir toplumda pek çok sorun u n , b ir

sürü çel işki n i n , birtakım onarılamaz çel işk i­

nin olabileceğine inanmak ınan tıklıdır.

Çocuk cinayetleri,

trafik kazaları, acınası kötü romanlar, öldürücü kıskanç:­ hklar, aşırı tutkular, zevksiz pan tolonlar ve tes

mez bedbahtlıklar

o lacaktı r.

el li edile­

Ayn ı zamanda epeyce pislik

de temi7..lenebilir. Komünizm herkesin ihtiyaçlarının karşılanmasıyla il­

gilidir ama b i r bolluk toplumunda bile bunun sınırlanma­

gibi, " Eğe r (komü ­ nizmde) kendini gerçekleştirmenin yolu olarak sizin bir sı

gereklidir. N orman Geras'ın ded iği

varsa bunun müm­ kün olabileceği varsayılabilir. Ama eğer benim, insanlar­

kemana, benim bir hisikiete ihtiyac ım

ca rahatsız edilmeden dotanabileceğim ya da ne istersem yapabileceği m Avustralya kadar büyük bir alana ihtiyacım varsa, açıktır ki bu kabul edilemez. D�ün ülebilen h i çbi r bolluk durumu bu büyüklükte bir kendini gel i şt i rme ih ­

tiyacı nı tatmin edemez ( . . . ) ve aynı şeyin doğru o lacağı daha az �ın ihtiyaçları düşünmek zor değildir."•

Daha önce gördüğümüz gibi Marx'a göre. gelecek boş meselesi değil , şimd iden çıkarılabilecek

bi r sp ek ülasyo n

muhtemel bi r kestirimdir. O, barışın şiirsel ve yold aşça h aya l l e r iy le değil , gerçek bir insani geleceğin doğabileceği

maddi koş u l l a rıyl a i1giliydL

Bir materyalist olarak gerçe­

ğin karmaşık, i natçı ve tamamlanmamış dağasma karşı

8

Normiln Geras, "The Controvsrsy about Marx and Justice.� NewLeft lt4view, no. ı so (Mart/Nisan 1985), s. 82. [Marx ve Adatel Tartışması 1


120

1

Tı: r r y Eag leton

dikkat liydi ve böyle bir dünya kusursuzluk öngörüsüyle bağdaşmaz. Mükemmel bir dünya da bütün beklen medik durumlar kaldırılmış olurdu; günlük yaşamımızın doku­ s u nu oluşturan bütün gelişigüzel çat ışm al a r, rastlantısal olaylar, öngörülemeyen

trajik etkiler gibi. Bu aynı zama n­

da geçmiş in suç l ar ı nı telafi etmeye ve ko rku n ç olayl a rını onarmaya çalışmış olan ö l ü le re ve yaşaya nl ar a bütün h a k­

larını verebileceğimiz bir dü nya olabilirdi. Böyl e bir top­ lum mümkün değil. Ne de zorunlu olarak arz u edilir. Tren

kazalarının olma d ı ğı b i r d ünyada aynı z a m an d a kansere çare bulma olanağı da olmazdı.

Herkesin eşit olduğ u bir to plu m sal düzen de mümkü n d eğ il. "Sosyalizm, hepimizi aynılaştıracak" yakınma sı te ­

ıne l s i zd i r. Marx'ın böylesi n iyetleri yoktu . O, birbirine

r

be n zerli ği n baş düşmanıydı. Gerçekten de eşitliğin bu ­

juva

de ğe ri olduğunu düşünüyordu. Bunun yansıması­

nın siya s et alan ı nd a d eğ i ş i m değeri dediği, bir metanın

d iğer iyl e değer olarak eşitlendiği şeyde old uğ u görüşün­ deydi. Bir keresinde metanın "gerçekleşmiş eşitlik" oldu­ ğunu söyl em iştir. Bir yerde genel b i r sosyal eşi tl e men i n olduğu bir tür komünizmden söz e tti kten

sonra 1 844 El

a mala rı 'n da bunu, "bütün dünya kültür ve m ede n iyet i ­

Y z

nin soyut b i r olumsuzl aş ması" old u ğ un u söyleyerek re d ­

derler. Marx aym zamanda eşitlik kavramını, seçmenierin ve yurttaşların yasalara göre eşitliğini, g e rçek zenginlik ve

sınıfsal eşitsizlikleri gö zle rden uzak tutan soyut orta sı­

nıf dem okrasisi e ş it l i ğiyl e ilişkil endirir.

Gotha

ve

Erfurt

Programlarının Eleştirisi'nde gel ir eşitliğini redderler ç:ün-


Mant Neden Hoklıydı?

:

kü insanların kendilerine özgü ihtiyaçları vardır; bazıları, diğerlerine göre daha pis ya da tehlikeli işlerde çalışır, ba­ zılarının doyuracak daha çok ço cuğu vardır vb. Bu, Marx'ın hiç düşünmeden eşitlik fıkrini reddettiği anlamına gelmez. Marx, orta sınıf kaynaklı diye düşünce­ leri basitçe bi r yana atma huyunda değildi. Orta sınıf top ­ lumunun ideallerini aşağılayarak elinin tersiyle bir yana itmekten çok uzaktr; orta sın ıfın kendi kaderini tayin etme ve kendini geliştirme gibi özgürlükçü değerlerinin cesur bir savunucusuydu. Feodalizmin hiyerarşisine karşı soyut eşitlik bile sevindirici bir ilerlemeydi. Sadece kapitalizm var oldukça bu kıymetli değerlerin herkes için geçerli ola­ bilmesinin hiç şansı yoktu. Böyle olmakla birlikte, orta sı ­ nıfı tarihin tanık olduğu en devrimci oluşum diye bolca övmüştür; bu olgu onun orta sınıf eleştirmen l erince ga­ rip biçimde görmezden gelinir. Belki de Marx tarafından övülmenin en büyük musibet olduğunu varsayıyorlardı. Marx'a göre var olan e şitlik kavramının yanlışlığı, aşırı soyu t olmasıydı. Marx'ın iktisadi alanda "kullanım değe­ ri" ded iği, ş eylerin ve i n sanların bi reysel l i ğine yeterince yer verilmemekteydi. İnsanları tek tipleştiren sosyalizm değil , kapitalizmdi. Marx'ın haklar kavramına temkinli yaklaş masının bir nedeni de buydu. "Hak" der, "doğası gereği sadece eşit standardın uygulanmasına dayanır ama eşit olmayan bireyler (eğer eşit olsayd ılar değişik bireyl er olmazlardı) ancak eşit bir bakış açısıyla, belirli bir stan­ dart kullanı larak, şimdiki durumda yalnızca işçiler olarak görülüp, onlarla ilgili b aşka hiçbir şey kale alınmadan,

121


122

j

TNry Ea g leton

başka her şey görmezden gelinerek ölçülebilir."� Hepimizi tamamen aynı düzeye indi rmek konusunda Marx'la ilgili söylenebilecekler bu kadar. Benzer biçimde insanları sa­ dece işçiye indirgediği söylenen Marx'a ilişkin denebile­ cekler de bu kadar. Sosyalizmde eşitlik herkesin aynı ol­ ması değildir; böyle bir önermenin ileri sürütmesi bile çok ahmakçadır. Marx bile kendisinin Well ington Dükü'nden daha zeki olduğunun farkına varmış olmalıdır. Eşitlik ne de herkese tam aynı miktarda para ya da kaynak tahsis edileceği anlamına gelir. Gerçek eşitlik herkesi aynı kefeye koymak değil ama herkesin deği şik ihtiyaçlarıyla eşit biçi mde i lgi lenmek­ tir. İ şte Marx'ın ge rçekleşmesini istediği bu tür bir top­ lumdur. İnsan ihtiyaçları birbi riyle eşit değildir. B u n ları aynı kıstasla ölçemezsiniz. Marx'a göre ·herkesin kaderini belirleme ve sosyal yaşamı, aktif biçimde katılarak, bi­ çimlendirmeyle ilgili eşit hakkı vardır. B öylece eşitsizlik bariyerleri yıkılabilecektir. Bunun sonucunda mümkün olabildiğince her insan özgünlükleriyle gelişebilecektir. Eninde sonunda Marx'a göre eşitlik, farklı olma hakkı için vardır. S osyalizm herkesin ayn ı işçi tut u munu giyme­

si değildir. Yurttaşlarına, allayıp pullayarak eşofman ve jimnastik ayakkabısı olarak bilinen üniformaları giydiren tüketici kapitalizmidir. Marx'a göre ancak böylece sosyalizm şimdiye kadar bildiğimizin çok daha ötesinde fazlasıyla çoğulcu bir top9

Aktaran Norman Geras,

New Left Review,

no.

"The Controversy

about Mrı.rx and

I SO (Mart/Nisan 1 985}, s. 52.

Justice,"


1

Mor,; Neden Haklıy'M

lum olabilecektir. Sınıflı bir toplumda az sayıda kiş i nin özgürce kendisini geliştirmesinin mali yeti, ayn ı monoton hikayeye rn ahküm edilen çoğunluğun zincirlenmesidir. Herkesin bireysel yeteneklerinin gel iş imini n teşvik edi­ leceği komün izm, i şte tam da bu nedenle çok daha kap

­

samlı, çeşitl i ve öngörülemez nitelikte olacaktır. Daha

ziy ade, realist değil modern bir romana benzeyecektir. Marx eleştirmenleri buna fantezi d iye bakıp bu r u n kı­ vırabilirler. Ama bunu yaparken aynı zamanda Marx'ı n tercih ett iği toplumsal düze n i George Or wel l i n Nineteen '

Eight-Four'una (Bin Dokuz YUz Sekserı Dört, Can Yayınl a­ rı,

20 1 O) benzeterek yakınamazlar. Gerçekten modern çağ, ütopyacılı k biçimindeki kötü­

cü! bir hastalığa tutulmuştur ama bunun adı Marksizm değildir. Bu, serbest piyasa olarak bilinen tek bir küresel sistemin kendisini en farklı kültürlere ve ekonomilere da­ yatarak bütün hastalıkları i yileştirebileceğine d air çılgın an layış ı d ır. Bu totaliter fantezinin satıcıları, yüzlerinde yara izi, uğursuzca kısık sesle konuşan, yeraltı sığınıkla­ rın da saklanan James B ond'un kötü adam larının arası n ­ d a değildir. O n ları , pah alı Wash i n gton restoranlarında ye m ek yerken ve Sussex malikaneleri arasında dol aşırken göreb il irs in iz. Marx'ın ütopyacı bir düşünür olup olmaması sorusuna Theodor Adorno kesin cevabı evet ve hayırdır. Adorno, onun gerçekleşmesi uğruna [ adına] o, ütopyanın düşma­ n ıydı diye yazar.

123


BEŞ

Ma rbizm

h e r şeyi

eko n o m iye

Bir

i n d i rge r.

tür

iktisadi determirı izm dir. S a n a t, din, siyaset, h u kuk, savaş, ahlak, tarihsel degiş i m ifa delerle

ekon o m i n i n ya

,

da

bütün sı nıf

bunlar en kaba m ücadelesinin

ya.n.sımalarmdan ba�ka bir �ey değildir. !ns a rı i m esele/erin gerçek karmaşıklığı tek ren kli bir tarih görüşüyle yok 5ay ılmıştır. Marx. ekonomi sapiantısı yüzünden çevrilmiş

karş ı çıktıgı kapita list s i s te m in bir imajı haline gelmiştir.

ter5 i n e

Düş ünceleri,

değifik ta rihsel deneytmlerin tek bir katı çerçeveye sıkıştmlomayacağınm farkında ohm modern toplumlarm çoğulcu bakış a ç ıs ı n a aykırıdır.

Bir an l a rn d a her şeyin yolunun ekonomiye çıktığı elbet­ te herkesçe bil inen b ir ge rçektir. G e rç e kt e n

de bu, olanca

çıplaklığıyla o kad ar açıktır ki, herhangi bi risinin bun­

dan kuşku dııyabileceğini anlamak güçtür. Herhangi bir şe y yapmadan önce yemeğe ve içm eye ihtiyacımız vardır. Ay nı zamanda, en azından Samao'da değil de Sheffield'de yaşıyorsak, giysi ve barınağa d a gereksinim duyarız. Marx,

Alman İdeolojisi'nde i lk tarihsel eylemin,

maddi ihtiyaçla-


126

Ter r y Eagleton

ı

rımızın karşılanm ası için üretim yap m a k o l d uğu n u yazar. Ancak bun d a n s onra banço çalabilir, erotik şiir yazalıilir ya da ön ve randayı boyayabiliriz. Kültü r ü n temeli emek­ tir. Mad di üretim olmaksızın uygarlık var olamaz. Ama Marksizmin savları bundan daha faıJadır. Sade­ ce

olamayacağını de­ u yg a r lığın niteliği n i de ğil, m addi ü ret im in n iha i ola rak b elirle d iğini öne sürer. Kalemin ya da bilgisayarın roman m a ddi üretim olmadan uygarlığın

yazmak için kaç ın ılm az olduğu nu söylem ek ile bu nu n bir biçimde romanın içeriğini b e l irl e diği ni söylemek ara­ sında fark vardı r. Her ne kadar sonuncusunun Marksist m uadillerinin, bazı anti-Marksist destekçileri varsa da bu, biç im d e ap aç ı k değildir. Marksizmin savı.ınmanı sayılamayacak felsefeci John Gray, "piyasa topluml arı nda ( . . . ) iktisadi faaliyet sadece sosyal yaşamın diğer bütün h içbir

yönleri nden

belirler ve bazen bütün toplumu egemen l iği altına alır"• diye yaz­ maktadır. Gray'in piyasa toplumlarıyla sı n ırlarl ığın ı Marx insan tarihi için geneller. Marx eleştirmenleri iki iddianın en güçlüsünü bir in­ farklı

olmakla kalmaz,

koş ulları

d i rge mecil ik türü olarak kabul ederler. Bu her şeyin

aynı etmene bağlan masıdır ve açık ça yanlıştır. İnsan tarihinin çarpıcı çeşitliliği nasıl bu şekilde sınırlanabilir? Elbette tarihteki çoğ u lc u g ü çl er hiçbir zaman tek bir değişmez il­ keye indirgenemez. Bu tür çoğ ulc u lu ğu n nereye kadar gi ­ debileceğini düşünebiliriz. Hiçbir zaman tek bir etmenin 1

John Gray, f:.a lse Dawn: The Delusı'ons of Global CapJtalis111 (Londra, 2002), s.12. [Sahte Şafak: Global Kapita1i7.min Yarulgılarıl


Marx Neden Hakltydt�

1

diğerle r inden daha önemli ol duğu tarihsel durumlar yok

b unu n kab ull enilm esi zordur. Kıyamet gü­ nüne kadar Fransız Devrimi'ni tartışabiliriz ama hiç kim­ mudur? Tabii

s e bunun fazla peyn i r yiyen Fransızların beynindeki b iyo­ kimyasal değişimler sonucunda çıktığını düşünmez. Yal­ nızca ci dden acay ip bir azınlık, devrimin Koç Burcu'nun yükselişte olması nedeniyle olduğunu iddia edebilir. Her­ kes bazı etm enlerin diğerlerinden dah a ağırlıklı olduğunu kabul eder. Bu, en azından kelimenin bir anlamıyla, onla­ rın çoğulc u olmalarını engellernez. Onlar hala her önemli tarihsel olayın çeşitli güçlerin sonucunda ortaya çıktığını savunurlar. Sadece bütün bu istememektedirler.

g ü çl eri eşit

önemde görmek

Friedrich Engels tam da bu anlamda çoğulcuydu. Ken­ disinin ve Marx'ın asla tarihin tek belirleyicisinin iktisadi

güçler olduğu anlamını gelen

bir iddiaları olmadığı nı şid­

detle savun muştur. Ona göre bu, an la ms ız, soyut ve saç­ "

ma bir anlatım tarzıydı':2 Gerçek şudur ki, hiç kimse, veri­ li

bir

durumda, her faktörün diğe r faktörler kadar önemli

olduğunu iddia etmek anlamında çoğulcu değildir. Her­ kes, en at eşli eşitlikçiler

bile

h i ye rarşiye inanır. Aslında

hemen hemen herkes mutlak, değişmeyen hiyerarşilere inanır. Açlık çeken leri doyurm a k yerine gıdıklamayı ter­ cih eden herhangi bir kişiye rastlamak zordur.

İn g iliz

savaşı nda I. Charles'in tımaklarının uzun luğunun, din­ den d a h a önemli bir etmen olduğu n u kimse iddia etmez.

2

Marx

ve

Engels, Selecı-ed

Corresponıieııce (Moskova, 1 965), s. 417.

127


1 28 1 Teorry Eagteıon

Başınızı b astı r arak suyun altında yirm i dakika tutmaının

p ek çok nedeni olabilir (sadistlik, bilimsel merak, üstü­

berbat gömlek, televizyonda sadece sıkıcı olmas ı) ama a ğ ır basan neden, vasiye tinizde

nüzdeki çiçekli bir belgesel

bana bıraktığınız ödül kazan mış atların bu lu nduğ u ahırı­ mza bir an evve l sahip olma arzumdu. Kamusal olayların

da niçin ağır basan nedenleri olmasın? Bazı ço ğ u lc u lar bu tür ol a yları n

ağır basan

tek bir ne­

deni o lab il ece ğ i ne katılır. Sadece her durumda aynı n ed e ­

ninin niçin geçerli olabileceğini görmezler.

Elbette tarihin

iktisadi teorisi denen şeyde mantıksız olan her şeyin, her yerde aynı biçimde koşu ll an d ı ğı fikridir. B u, tarihin baş­ tan so na mucizevi biçimde bir kaya gibi tek parça, tek bir

olgu olduğunu akla get irm iyo r mu? Bö yle ce baş ağrıının neden i n i n parti iç i n takmakta ısrar

ettiğim gülünç derece­

de sıkı Marilyn Monroe peruğu o ld u ğu varsayımı anl a m lı olur ama tarih ba ş ağ rı s ı gibi tek bir şey değildir. Tarih insanların, bir baş bel as ını diğ erinin izlediğini s öyle d i ği gi bi bir şey de değildir. Tarih bir p er i masalı tutarlılığında

olmadığı gibi ahenkli bir hikaye de

değildir.

Baştan sona

kesinti siz bir anlam b üt ün lüğü yoktur.

Gördüğümüz üzere hiç kimse tarihte anlaşılabilir mo­ dellerin olduğunu

d üş ünmez .

Tarihi çılgın bir karmaşa,

kaza ve rastlantılar yığını olarak gören kişiler nadirdir;

her ne kadar Friedr ich Nietzsche ve izleyicisi Mich e l Fo ­ ucault zaman zaman bu düşüncelere yaklaşsa da. İnsan­ ların çoğu, karmaşık ve doğrusunu anlamak zor olsa da, tarihte sebep sonuç zincirlerinin o l duğu n u ve tarihi etki -


Marx

Neden Hakllydıl

[

led iğini düşünür; bu d a birtakım kaba modellerin oluştu­ rulmasına yol a çar. Örneğin, değişik ülkelerin, araların ­ da ortak h içbir şey olmadan, b el irli bir tarihsel zamanda s ömürg el ere sahip olduklarına inanmak güçtür. Hiçbir

neden olmaksızın Afrikalı köleler Amerika'ya götürül­ medi. Fa.şizmin 20. yüzyılda farklı ü lkelerde aşağı yukarı

aynı zamanda ortaya çıkması takl i tçi l ik m eselesi değildi. İnsanlar yok yere kendilerini aniden açıl an ate şin önüne atm az . Bütün dünyada in sanlar ı n böyle yapm arl ı ğ ına dair dikkati çekecek derecede b en zer davranı şl ar ı vardır. Soru kesinlikle, tarihte modellerin olup olmaması değil, ağır basan tek bir modelin olup olmamasıdır. İkincisine inanmadan, birincisine inanabilirsiniz. Birbirinin üstüne binen a m a hiçbir zaman bir bütün olarak birleşmeyen de­ senler çizseniz nasıl olur? Nasıl olur da i nsa n tarihi kadar çeşitli b i r şey tek bir hikaye oluşturabilir? M ağ arada ya­ ş ayanlardan kapitalizme kadar bütün yol b oyunca b aşlıca itici k u vvetin maddi çıkarlar olduğunu iddia etm e k ,

bu

aç ıdan beslenme d üze nin e , fedakarlığa, Büyük İnsanl ara, sırık.Ja yüksek atıarnaya ya da gezegenlerin birieşimine inanmak tan, çok daha akla yakındır. Ama gene de tatmin olm ak açıs ı n da aşırı tekil bir cevaptır. Eğer bu, Marx içi n tatm in edici olmuşsa m u ht emelen

tarihin h iç b ir şekil d e göründüğü ka d a r çeşitli ve renkli o lm adı ğ ı nı düşündüğündendir. Tarih, görünenden daha

fazla monoton bir hikayeydi. Gerçekte de onda bir tür bü­ t ünlük vardı ama bu, Black House ya d a High Moon'un v e rebildi ğ i keyif gibi değildir. Çoğu zaman onu birbirine

129


130

!

Terry E a g leton

bağlayan iplikler kıtlık, ağır çalışma, şiddet ve sömürü ol ­ muştur. B ütün bunlar çok değişik b i ç i ml erde olmakla be­ raber, tarihteki her uygarlığın temelleridir. İşte bu kasvetli

ve bezdirici yi n e le nm el er tarihe, arzu edebileceAimizden da h a fazla bir tutarlılık kazandırmıştır. Bu rada, ne ya zık ki, gerçekten büyük b ir aniatı söz konusudur. Theodor

Adorno'nun gözlemlediği gib i "Bugüne kadar hepimi­ zin içinde yuvarla n ıp gittiği Her Bir şey -ara sıra nefes alma süresi olan- teolojik olarak mutlak acı çekmektir".

i

Tar hin

büyük

an l atı s ı İlerleme, Akıl ya da Aydınlanma

hikAyeler i n den h i çb ir i değildir. Adamo'nun sözlerine yansıyan bu melankolik öykü "s ap an d an atom bombas ı · na" g iden bi r yö nde dir. 3

İnsanlık tarihinde büyük yer t utsa

da şiddet, ağır çalış­

ma koşullan ve sömü rünün uygarlığın temelleri olduğunu

kabul etmemek de m ü mkündü r. Marksistler için ·bunların çok önemli kabul edilmelerinin nedeni, fiziksel yaşamı­

mızia ilgifi olmalarıdı r. Bunlar, sadece rastlant ıs al olay­ lar değil, maddi varoluş u m u zu sağlayan sürekli olgul ar­ dır. Şurada burada olan dağınık vahşet ya da sald ırganlık

olayla rı ndan söz etmiyoruz. Eğer bütün bunların olması belirli zorunJuJukJardan kaynaklanıyorsa nedeni, bunla­ rın maddi ya.şamımızı ü rett iğ i miz ve ye niden üret t iğimi z yapıların içinde bulunmalarıdır. Böyle ol masına rağmen hiçbir Marksist bu güçlerin mutlak olarak her şeyi

biçim­

lendirdiğini düşünmez. Eğer böyle düşünselerdi, o zaman 3

Theodor W. Adomo, Negoıive Dialecıia (Llodra,

tifDi)'lllektikl

1 966) , s. 320.(Nega­


Marx Nedf!'n Hoklıydı? 1

tifo, at kuyru ğ u , kas ılarak gülme , tasavvuf, Sa irı t Matthew

Passiotı, ayak tırnakları n ızı boyama ve egzotik mor ren k

gibi

şeylerin hepsi de iktisadi güçler in yan s ı ması olarak

görülürdü. Öte yandan, doğrudan iktisadi d ü rtülerle ya­

p ı lm aya n herha n gi bir savaş ya da sınıf mücadelesi konu ­

suna

değinmeyen

Marx ara s ıra

bir sanat düşünülemez. san ki polit ika , basitçe ekonominin bir

yansımasıymış gibi ya zar. Ama aynı zamanda çoğ u kez ta­ rihsel olayların arkasındaki toplumsal, siyasal ya da askeri moti fleri inceler ve bunların derin iktisadi dürtülerin yü­ zeydeki gör ünümleri ol d uğu n a

ilişkin

en küçük bir imada

bulunmaz. B azen maddi güçler siyase t, sanat ve toplumsal yaşama doğrudan da mgas ı nı vurur. A ma bunların etkileri genellikle uzun vadede ve kapalı biçimlerde gö rü l ür. Bazı zamanlar söz kon usu etkiler sadece kısmidir; bazen de bu terimlerle konuşmayı bile anlamsız k ılar. Kapitalist üre­

tim biçimi ben i m kravat zevkimi n asıl etkileyebilir? Han­ gi anlamda uçma sporunu ya da popüler müzikteki akort düz enini belirleyebilir?

Burada indirgemecilik i n celeyen

olma z . Sinir sistemini ve be yn i

bazı bilim insanlarının

zihn in,

beynin gizlen­

miş ha li olduğunu iddia etmesi gibi , siyaset, kültür, bilim, düşü n c e ve toplumsal varoluş da sadece ekonom inin giz­ lenmiş halleri değillerdir. O n la rı n kend i başlar ın a bir ger­ çekliği vardır, kendi tarihlerinin içinde evrim geçirirler

ve

içsel mantıklarına göre çalışırlar. Onlar sadece başka

bir şeyin

silik

yansımaları

bir şekilde üretim

değildir. Aynı zamanda güçlü biçimini de yönlen d irirler. ileride gö-

131


1 32

1

Te rry Eagle t o n

receğimiz

üzere iktisadi "temel" ile topl umsal "üstyapı"

arasındaki trafik tek yönlü değildir. Eğer bir tür mekanik

determinizmden söz etmiyorsak, ne tür bir iddi ada bu­ l unm aktayı z? Bu, siyasi olarak etkisiz olac a k

kadar bula­

n ık ve genel m i d i r? Her şeyden önce

iddia n e gatifti r. Şöyle ki, e rkekler in ve

ka d ı n ları n maddi yaşamlarını üretme biçimi, inşa ettik­ leri kültürel, siyasal ve

so s yal kurum tiplerinin sınırlarını

B el i rl e r" sözcüğü ha r fiyen "s ın ırl a r koyar" de­ mektir. Üretim biçim i belirli tür siya se t , kültür ya da dü­ şünce kü meler ini dikte etm ez. Kap itali zm , John Lo cke'un belirler.

"

felsefesinin ya da Jane Austin'in romanlarının nedeni de­

O daha çok bunlara ı şık tutabilecek ortamdır. Ne üretim biçimi, yalnızca kendine yarayacak fikirleri ya

ğildir. de

da ku r uml a r ı ortaya atar. Eğer

bu doğru olsayd ı o zaman

Marksizm mümkün olmazdı. Anarşist sokak tiyatroları ­ nın nereden çıktığı ya da

zamanının baskıcı polis dev l eti

İ n g i ltere'nin tam merkezinde Tom Paine' i n bütün zaman ­ ların en

çok sat an kitaplarından birini -devrimci Rights of

Man [ İnsan Hakları ] - nasıl yazabildiği bir muamma o la ­ rak ka l ırd ı . Buna rağmen İngiliz kültürünün Tom Paine ve a na rşi s t

t iyatro gr upları dışmda başka h i çbir şey içerme­

diğini keşfetm emize bilim insanlarının,

ş aşırab ilird ik . Roman yazarlar ını n ,

reklamc ıla rın , gazetelerin, öğretmen­

leri n , televizyon kanalları nın çoğu var olan durum a karşı dramatik bir biçimde yıkıcı çalışmalar yapmaz. Bu durunı apaçık gün g i bi ortada olduğu için dikk at imi zi çekmez. Marx'ın üstünde durduğu nokt a ,

bunun bir rastlantı ol·


;

Marx Nf!df!n Hak/lyd1?

madığıdır. Ve işte şimdi onun iddiasının daha p ozit i f bir

yö nünü formüle edebiliriz. Kaba hatl arıyl a ifade edildi­ ğinde, sınıflı toplumda kültür, hukuk ve siyaset, egemen to pl umsal sınıfların çıkadarıyla ilişkilidir. Marx ı n Alman '

İdeolojisi'nde belirttiği gibi,

"

Top l um da maddi güce ege­

men olan sınıf aynı zamanda en telektüel gücün de egeme­

nidir". İnsanların çoğu eğer bir an durup düşünüderse muh­ temele n ş unl ar ı kabul edeceklerdir: Maddi üret i m işi in­ sanlık tarihinde çok büyük bir yer tutar; sınırsız kaynak­ lar, zaman ve e nerj i bunun için kullanılm ıştır; öldürücü çelişkiler ol m uş ; pek çok insan için beşikten mezara ka­ dar ölüm kalım meselesi anlamına gelmiştir. Eğer bütün b u nl ar yaşa m ı m ı zı n bi rçok başka alanında derin i zle r

b ı ra k mam ı ş o lsaydı çok şaşırtıcı olabilirdi. Diğer sosyal ,

kurumlar da kendilerini bunun yörüngesine sürüklen m iş bulm aktayd ı . Siyaset, hukuk, kültür ve düşün celer sadece

kendi başlarına gelişmeye bırakılmamış, onlardan zaman­ larının çoğunu var olan sosyal düzenin meşruiyeti için harcamaları talep edilmiştir; b u neden le bütün bu sözü edilen alanlar bu yöne doğru meyletmişlerdir. M eta la ş t ı r

­

manın sp orda n cinselliğe her alanda kirli parmak izleri ­ ni b ı ra kt ı ğ ı çağdaş kapitalizmi düşünün; ABD televizyon muhabirieri reklamcıların dikkati ni çekmek uğruna kulak tırmalayıcı ses ton la rı yla izleyicilerine c e nnet te en ön sı­ ral ar ı en iyi nasıl kapacaktarım anlatınaktalar. Marx'ın ta­ rih teorisinin en ikna edici şekilde doğrulanması, geç ka­

p ita l ist toplumdur. Bir anlamda zaman geç tikçe Marx'ın

1 33


I.:l4

Ter r y Eagleton

d o ğr u h ale gelmekte d i r. İkı i s ade n i n dirge m e c i olan Marks i zm değil, kapitalizmdir. "Üretim" sözcüğünün en dar a nlam ınd a kap i t a l i z m üretim uğru na

savundukları daha da

üretime inanmaktadır. Bunun tersin e Marx, sözcüğün ge niş anla m ıyla üretime kendi

için in anır. İnsanın ken d in i gerçekleştirmesinin,

başka bir amacın aracı değil,

kendi baş ı na bir amaç ve

olduğu için değe rli o lduğ unu savunur. Dar anlam­ da üretim için üret i m sürdükçe, bunu ol ana kl ı görmez; sonuç

o durumda yaratıcı e ne rj i mizin çoğu, ya ş a mı n ke ndisini zevkli hale geti r mek için değll, yaşam a ra çlarını çünkü

üretmek amacıyla harcan acaktır. Marksizmin anlamının ön e m i üretim

sözcüğünün iki tanımı arasındaki fark kar­

şılaş t ı rı la rak ortaya konabilir: " üretim için ü ret im" ikti­ sadi faktöre,

diğeri ise yaratıcılığa ya da sanatsallığa işaret

eder. İktisadi indirgemeci olmak şöyle dursun Marx, insan üretiminin traktörlere ve türbinlere ind i rgen me sin in sert bir eleştirmen iydi. O nu ilg ilend ire n üretim, transistörlü radyo

montajı ya da koyunlarm öldürülmesinden ziyade

sanata daha

yakındı. Bu konuya yakı nd a döneceğiz.

Böyl e olmakla

birlikte Marx'ın, t arih ten günümüze

( s öz cüğü n dar a nla m ınd a)

iktisadi etmene merkezi bir rol verdiği doğrudur. Ama bu, hiç de Ma rks i stl e rle sınırlı de­ ği ld ir. Cicero'ya göre devletin amacı özel mülkiyeti koru­ maktır. Tarihin "iktisat" t e orisi 1 8. yü zyıl Aydınlanma'sın­ da sı radan bir şeydi. Birtakım Ayd ın lan ma düşünüderi

tarihi birbirini izleyen üre tim biçimleri ol arak görmektey­ di. On la ra göre bu bakış açısıyla hem aile için de , hem de


Morı Neden Hoklıydi l

1

devletteki statü, yaşam biçimi, toplu msal e ş itsizlikler ve ilişkiler açıklanabüirdi. Adam Smith, tarihteki her maddi gelişim aş ama sın ın kendi hukuk, mülkiyet ve devlet biçi­ m ini

yarattığı görüşündeydi. Jean - Jacqu e s Ro u sse au D is­

course on In eq uality adlı çalışmasında mülkiyetİn savaş, sömürü ve sınıf çatışm al ar ı n a yol açtığını savunur. Aynı zamanda top lum sözleşm esi denen sahtekarlığın, zengin­ ler in ayrıcalıklarını ko r umak için yoksu lla ra karşı işlenmiş bi r suç o ldu ğu nu vurgular. Rousseau, toplu mu n zayıfları n ayağına zincir vurduğunu, en başından beri zenginlere

verdiği gücün te lafi edilemez bir biçimde doğal özgü r­ lüğü yok ettiğini ve her zaman için mülkiyet ve eşitsiz li k hukukunu yerleştirdiğini ( . . . ) az sayıda hırslı insanın o zamandan beri insan ırkını çalışmaya, esarete ve sefalete maruz bıraktığım" s öyler. � Rousseau'ya göre hukuk genel­ "

likle ıayıfa karşı zen gi ni korur; adalet çoğu zaman şiddet

ve egemenliğin silahıdır; kültür, bilim, sanatlar ve din var olan düzeni korumak üzere denetim altına alınmış olup zincirlerinin ağırlığı altında ezilen erkeklere ve kadınlara "çiçek demetleri fırlatmaktadır. Ona göre insanın hoş n ut­ su zl u ğ u n un köklerinde mülkiye t yatmaktadır. "

Sosyalizmi "iktisadi ceha leti n sonucu" olar a k gören klasik iktisatçıların en ortodoksu olarak ta n ım l anan 1 9 . yüzyılın

büyük iriandalı iktisatçı John Elton Cairness bir

keresi n d e 4

"

m add i

Jean- Jacques

ç ı karların insanların, siyasi fikirlerini

Rousseau,

A

Discourse

on Inequa/ity

122. ( ltısanlar Aramıdaki Eşitst�litin Kaynağı ve

nuşma, çev.

Rasih

Nuri İleri,

(Londra, 1984).

s.

Temelleri Ozeri11e Ko­

Say Yayınları, 20 1 0.)

135


136

Terry Eagleton

ve davranışlarını belirlemekte ne kadar büyük bir etken ol d u ğu ndan"

bahsetmişti.5 Aynı zamanda Slave Power

[Köle Gücü] kitabının ön s ö zü n de "Tarihin ratası büyük ölçüde

iktisadi nedenlerle belirlenir" diye yazmıştır. Z a ­

manının en büyük taribçisi ve sosyalizme şiddetle karşı olan

hemşerisi iriandalı W. E. H. Lecky "çok az şey m ü l k i­

yetin intikalini düı.enleyen yasalar kadar sosyal modelin

o l u ş um un a katkıda bulunm uştur" der.6 Sigmund F re ud

bile bir tü r iktisadi determinizmi benimsemiştir. Eğer ça­ lış m a gereksin imi o l ma s a yd ı

bütün gün yatıp, utanı p sı­

kılmadan sadece cinselliğimizden zevk almaya b akardık. İkt is adi zorunluluk bizi do ğal tembelliğimizden çıkararak sosyal

faaliyete itti ve kendimize ge t irdi .

Ya da az bil i nen bir tarihsel materyalistin şu yoru m u n a bakalım: [ İnsan top!umu nuri.J sakinleri avcı, çoban ve çiftçi gibi değiş i k aşamalardan geçrnek zorundaydı. Sonra mülkiyet değerli hale gel di ve sonucunda adaletsizlige yol açtı; son­ ra zararları bastırmak ve mülkiyeti güvenceye almak ama­

cıyla yasalar devreye girdi . İnsanlar bu yasal ar sayesinde

gereğinden fazla şeye sahip oldu ve böylece l üksle tanışıl­ dı ve sürekli bunlar talep edildi; o zaman bilimler gerekli ve yararl ı duruma geldi; devlet bunlarsız var olamaz

5

fohn Elliot Caimes, "Mr Comte and Political Economy," Review (Mayıs 1870), [Mr. Comte ve Politik Ekonomi]

.6

W. E. H.

(...r

Forlnightly

Lecky. Political atıd Historical Essays (Londra, 1 908), s.

I J.

[ Politik ve Tarihsel Denemeler] 7

Arthur Friedman (ed.), Collected Works oJ Oliver Goldsmith (Oxford, 1 966), cilt.

2, s. 338. lOliver Goldsıniıh'in Toplu Eserleri]


Marx Neden

Halıliydi?

1

B u nlar tuhaf arkaik dü zyazı stilinde kaleme alınmış bir

Marksistin görüşleri değjl ; sadık bir Tory olan l rlandalı 1 8 . yü zyıl yazarı Oliver Goldsmith'in düşünceleridir. İngiliz

ya da lrlandalı büyük toprak sah iplerinin egemenl iğinde sefil bir söm ürgede yaşayan İrlandalti ann, tarihin iktisadi teorisi denen şeye özellikle eğilimli olmal arının nedeni, bu meseleleri gör me l eriydi Kültürel üstyapısı karmaşık .

o lan İngiltere'de, iktisadi meseleler şairler ve tarihçiler için dah a az acıtıcı biçimde ort aya çıkmaktaydı . Bugün Marx'ın tarih teorisini dudak bükerek reddedenler aslı n ­ d a bu teori bütün dü nya için doğruymuş gibi davranmak­ tadırlar. Bu i nsanlar bankacılar, m ali danışmanlar, hazine görevlileri, ş irket yöneticileri ve benzerleri olarak tanınır. Yaptıkları her şey ekono m iye ö ncelik verme inançlarını doğrular. Hepsi sanki kendiliğinden Marksisttir. "Tarihin iktisadi teorisi"nin, sanayi kapitalizmi gibi

Manche.�ter ve civarında doğmuş ol ması, hoş bir si metriye işaret etmek i çin belir tilebilir. Bu sıralarda kentte Engels de yaşamaktaydı ve i lk kez bu ra da ekonominin merkezili­ ğinin farkına vardığını söylemiştir. Daha önce değind iği ­ miz gibi kentteki b abasının fabrikası onu ve çoğ u zaman Marx'ı desteklemişti; bu sezginin kendi evinde başladığı iddia e dil ebilir Varlıklı olan Engels, Marx'ın en tel ektüel .

üstyapısının maddi altyap ısını sağlamıştır. Marx içi n her şey "ekonomi" tarafından b elirleniyo rrl u iddiası, anlamsız bir aşırı basitleştir med ir. O na göre, tari ­ hin gidişatını biçimlendiren sınıf mücadelesidir; sınıflar

da iktisadi faktörlere i n dirgenem ez. Marx'ın sınıfl arı ge-

137


138 j

Terry Eag leton

nellikle üretim biçiminin i çi nde aynı ko n u mda olan erkek ve kadı n

d eği l "

grupları olarak gördüğü

topl umsal

doğrudur. Ama iktisadi

sınıflardan söz e tmemiz önemlidir. Marx

top lu m sal " üretim ilişkilerinden ve "toplumsal" d evr i m ­

den bahseder. Eğer toplumsal ü retim ilişkilerinin, ü retim güçlerine göre önceliği varsa,

o zaman

aç ıkça "iktisadi"

diye danıgalanan şey, nasıl oluyor da tarihin birincil dere­ cede hareket ettirici gücü

ol u yor.

Sınıflar yalnızca köm ü r m adenierinde ve s igor t a büro ­ la r ı n d a bulun maz. B u nla r iktisadi varl ıklar oldu ğ u kadar s osyal olu şu mlar ve topluluklardır.

G ele nekle r i, ade tleri,

sosyal kur u m l arı , değerleri ve düşünme alışkanlıkları var­

o l g ul ardı r. Gerçekten d e Marx'ın ese rl e rinde siyasi temsili olmayan bir sınıfın tam anlamıy­

dır. Aynı zamanda siyasi

la sını f olmadığına dair imalar vardır. O na

göre

sın ıflar

kendi b ilinçler ine vardıkları zaman gerçek sınıflar olurlar. O n la r yasal, so syal , kültürel, siyasal ve ideolojik ancak

süreçlerle kuşatılmıştır. Marx'a göre pre-kapitalist top­ lumlarda bu iktisat

dı�ı faktörlerin özel bir önemi vardır.

Sını flar bir örn ek değildir; oldukça fazla içsel aynm ] ar ve çe�itlilik göste r irle r. B unun yanı sıra, yakında

göreceğimiz gibi, Marx için emeğin, iktisadi öğenin çok. ötesinde özellikleri vardır. Bütün bir antropoloji söz kon us udu r -doğa teorisi ve in­ san faaliyetleri, beden ve ihtiyaçları, duyguların niteliği, toplumsal işbirliği ve insanın kendini gerçekleşt irmesiyle ilgili alanlan kapsar. Bunlar

Wall Street Journal'in bildiği

iktisat değildir. Financial Times'ta insan türüne dair şeyl e r


Malit Nedrn Hcıklıyd1?

okumazsınız.

1

Emek ayn ı zamanda toplumsal cinsiyeti, ak­

rabalığı ve cinselliği içerir. Her şeyden önce emekçiler na­ sıl ü retil iyor, nasıl maddi bakımdan ayakta kalıyorlar ve manevi olarak nasıl tazeteniyorlar sorusu var. Üretim, be­ lirli yaşam biçimlerinin içinde gerçekle�tiği için sosyal bir anlam içeriyor. Emek her zaman bir şeye işaret ettiği için insanlara dikkat edilmesi gerekir; onlar (sözcük anlamıy­ la işaret yapan) hayvanlardır; bu hiçbir zaman basit bir teknik ya da maddi mesele değildir. B una, Tanrı'ya şük­ retme, anavatanı yüceitme ya da bira paranızı kaza n m a biçimi olarak d a bakabilirsiniz. Kısaca, iktisadi olan her zaman ken disinden fazlasını varsayar. Bu sadece piyasala­ rın nasıl davrandığı meselesi değildir. Bizim n asıl borsacı olduğumuz değil, nasıl insan h ali ne geldiğimizl e ilgilidir. 8

O halde ci n sellik nasıl kişisellikten da ha fazlasıysa ikti ­ sat da b öyledir. Aslı nda sadece iktisadi olan herhangi bir şeyi düşün mek güçtür. Madeni paralar bile estetik nitelik­ leri ya da eritilrnek için toplanıp cam kutular içi nde ser­ gilenebilir. Bu arada paradan söz etmişken, bütün insan varoluşunu iktisada indirgemenin n eden bu kadar kolay olduğunu anlamak bakımından paranın işte tam da bunu yaptığını söyleyebiliriz. Paranın bu kadar büyülü olması­ nın nedeni, insanın zengin imkanlarını incecik bir alana sıkışt ırıl abilınesidir. Hayatta paradan daha değerli pek çok şey olduğu doğrudur ama para bunların çoğuna ulaş-

8

Bu noktanın mükemmel bir tartışması için bkz. Peter Osborne, Marx

(Londra, 2005), Bölüm. 3.

139


140

! Te rry Eag leiDI'I mamızı sağlar. Para, birdenbire açlıktan yıkılın a ut a n c ı n ı yaş am a da n diğerleriyle t at m i n edici ilişkiler kurmamızı

sağlar. Warwickshire'de bir Tudor çiftliği alabilmenizin yan ı sıra parayla, sağlık, eğitim, gü zellik , sosyal mevki , hareket kabiliyeti, rahatlık, özgürlük, saygı ve duygusal

tatmin yani özel yaşamınızı satın alabil irsiniz. Marx, 1 844

El Yazmaları'nda mükemmel biçi md e paranın çok yönlü, şeki l değiştiren, si myasal nite l iğin de n söz eder; onun sı ­ rada n görünüşü nden bir büyücü gibi bir dizi göz kama ş­ tmcı

mat elde edebilirsiniz. Pa r anın kendisi bir tür indir­

gem eci l i ktir. Bütün evrenler bir avuç bakı r pa ra n ı n içine paketlenmiştir. Ama gördüğümüz üzere madeni paralar bile saf iktisat

değild ir. Gerçekten de "ekonomi" hiçbir zaman h am halde gö r ünm ez . Finansal basının "ekonomi" ·dediği şey bir tür h ayal i görüntüdür. Kuşku s uz hiç kims e hiçbir zaman o n a

dokunam amıştır. O, karmaşık toplumsal süreçte n çıka rı ­ lan bir soyutlamadır. İktisadı daraltma eğ i l i min de olan, ortodoks ikti sad i dü ş ü n ce d ir. Bunun tersine Marksizm ü retimi en zengin ve geniş biçimde anlar. Marx'ın tarih

teorisinin ge çe rl i olmasının bir n ed eni, bu t eo r id e rtıaddi malların h i çbir zaman sadece maddi mallardan ibaret ol ­ mamasıdır. On lar insan refahının umududur. Onlar insa n

yaşamında çok de ğe rli olan birçok şeyin giriş kap ısı d ır.

İnsanlar bunun için; toprak, m ül kiyet , para ve ser maye için ölümleri ne kadar mücadele etmişlerdir. Kimse eko­ nomi ye, profesyonel mesleklerini bundan çıkaranlar dı-


Mar;ı Neden Haktıyaı!

şında, sırf ekonomi ol duğu için değer

vermez. İ ns a n ın bu

alandaki varoluşu çok fazla boyut içerdiğinden in san lık tarihinde başrol oyna r. Marksizm ge n ellikle , s iyasi hasımlarının aynadan

yan­

sıya n ters görüntüsü olmakla suçlanmıştır. Tıpkı kapi ta ­

lizmin insan l ığı

İk t is a d i

Adam'a

indirgernesi g ibi onun

büyük h a sın ı da ayn ı şeyi yapmaktad ır. Kapitalizm maddi üretimi tanrısal konuma getirir; Marx d a ayn ı şeyi yapar. Ama bu iddia Marx'ın üre t i m kavram ı n ı yanlış anlamaya dayanır. Ona

gö re

üretimin çoğu,

gerç ek üretim

Erkekler ve kad ın lar üretimi ancak

için yaptıklarında

gerçe kte n

değ i l dir.

özgü rc e ve kendiJerj

üretim yaparlar. Yalnızca ko­

münizrnde bu tam anlamıyla olanaklı hale

gelecektir ama bu a rad a sanat olara k b ildiğimiz bir tür uzmanlaşmış ü re ­ timin önceden tad ı na varabiliriz. Marx, John M i l ton'u n

"Paradise Lost eserini

(Kayıp Cennet, Pegasus

ipekböceği

nasıl

Yayınları, 2007)

ipek üretirse, öyle ürettiğini;

bu­

n u n kendi do ğ a sın ın bir faaliyeti olduğunu" yazar.9 Sanat, yabancılaşmamış em eğ i n görüntüsüdür. Marx kendi yazı­

l a r ı için de böyle

düşünmeyi severdi;

ları "sanatsal bir bütün"

bir

keresinde bun­

olarak tanımlamıştır; ( taraftar­

larının çoğundan farklı olarak) yazılarını, üslubuna aşırı titizlik

gösterere k kaleme

almıştır. Onun s anata karşı olan

ilgisi sadece teorik değildir. Kend isi de lirik şiir, bitmemiş

kom ik bir h ikaye, bir oyunun bölümleri için dizeler,

9

Marx,

sa-

Thearies of Surplus Valı<e (Londra. 1972), s. 202. (Artı-Değer çev. Yurdakul Fincancı, Sol Yayınları, 1999.)

Teorileri,

141


142

Terry Eagleton

nat ve din üstüne o ldukça çok müsvedde yazmıştır. Aym zam an da dramatik eleştiri dergisi çıkar mayı ve estetik üs­ tüne b ilimsel bir i n cele m e yapınayı planlamıştır. Dünya edebiyatı bilgisinin ge nişliği ise şaşırtıcıdır. Çalışmak, insam na d ire n biitünüyle tat min etmiştir. Her şeyden önce şu ya da bu yolla her zaman, sadece aç kalmamak gereks i n imi için bile olsa, çalış m ak baskı altın ­ da o lm u şt u r. B aşka b i r nokta, s ınıflı toplumlarda harca­ nan e m ek kendi başına bit amaç de ğil, b a�kalarının gücü­ nün ya da kar hırsının aracı hal ine gelmiştir. Marx ve üs­ tadı Aristoteles için iyi yaşam, fa a l iye t le ri s adec e faal iy et

oldugu için yapmaktır. En iyi şeyler sırf eğlence olsun diye öylesine yapılanlardır. B unları görev, adet, otorite, maddi zorunluluk, sosyal yarar ve duygusal tatmin gibi neden­ lerle ya da Tanrı korkusuyla değil, bu tür ya ratık la r old u ­ ğumuzdan sadece kend im izi gerçekleştirmek için yaparız.

Örn eğ i n b aşkasıyla birlikte olmaktan zevk almak için h i ç ne den yokt u r. Ama böyle olunca "t ü rse l varlığımızın" çok önemli bir kapasitesinin farkına varırız. Ve bu Marx için patates yetiştirmek, ekmek gibi bir üretim biçimidir. İn ­

sanların daya nışm ası siyasi değiş i m amacı bakı mından çok ö nem l i d ir ama sonunda ke n di nedenlerine de hizmet eder. 1 844 El Yazmaları'ndaki şu e t kileyi ci pasaj dan ne kadar çok şey açığa çıkmaktadır:

Komünist işçiler bir araya

geldiklerinde ilk amaçb.n eği­

tim, propaganda ve benzeridir. Ama aynı zamanda yeni

bir ihtiyaç edinirler -topluluk ihtiyacı- ve görünümde­ ki araç, amaç haline gelir. Yemek, içmek, sigara vb. art ık


Marx Neden HaR/J:fd!l

1

insaniarın arasındaki bağların kurulmasının vasıtaları değildir. Toplanmalarının amacı arkadaşlık, beraberlik, muhabbettir ve bu onlar için yeterlidir. İnsanlar ın kardeş­ ligi boş bir deyim değildir; bu gerçektir ve insanın asaleti işten yıpranmı ş kişilikl erinden üstümüze doğru pariar.10

Şu halde Marx için üretimin anlamı, insanın

temel güç­

lerini, gerçeği dönüştürürken geliştirmektir. Grundris5e'de gerçek zenginliğin, "insanın yaratıcı yeteneklerinin mut­ lak olarak serpilmesinin, ( . . . ) d aha önceden b eli rlenen bir kıstasa göre değil, kendi b aşına bir amaç

olarak

insanın

bütün güçlerinin gel işmesi"' olduğunu yazar. 1 1 Kapita l'de sınıf tarihinin ötesine geçilmesine an cak "Kendi başına bir amaç olarak insan enerjisinin gelişmesi, gerçek özgür­ lük alanı" sayesinde başlanabileceğini belirtir. 12 "Üreti m" sözcüğü Marx'ın eserlerinde i nsanın kendisi istediği için yaptığı herhangi bir faaliyeti i çerir: Flüt çalmak, bir şefta­ linin tadı na

varmak,

Platon'la çekişmek, dans etmek, ko­

nuşma yapmak, siyasetle

uğraşmak,

çoc ukları için doğum

günu partisi düzenlemek. Kasların çalışmasına ait maço­ luk imaları hiç yoktur. Marx, üretim insanlığın özüdür de­ di ği zaman, insanlığın özünün sosis paketlernek olmasını

kastetmiyordu.

Bildiğimiz emek g ücü onun "praksis" de ­

diği şeye yabancılaşmış emektir -bu Eski Yunanca sözcü­ ğün anlamı, dünyayı dönüştürmekte kullandığımız bir tür

Econornic and Pki/rısopkica/ Manusı:ripts of Worb afMarx aııd Erıgels (New York, 1972). Marx.. Grundrfsse (Harmondsworth, 1 973}, s . l l O- l l .

lO Marx:, ll

1 2 Marx,

Capital {New York, 1 967), cilt.

1 , s . 85.

1 844,

Selected

143


144

Terry Eagleton

özgür, kendi ni gerçekleştirme faaliyetidir. Eski Yunan'da bu sözcük, köle emeğinin karşıt ı olarak özgür insanları n herhangi bir faaliyeti anlam ı n a gelmekteydi. Gene de dar anl a mda kullanı lan iktisat sözcüğü b unu n

ötesine geçmemize yardımcı olacaktır. Kapitalizmin gayet düşüneeli biçimde b izim için biriktirdiği kaynakları ye ­

n iden düzenleyerek sosyaHzm iktisadın ikinci plana itH ­ ,

mesini sağlayabil i r. Bu nlar b u harlaşmayacak ama daha az engelleyici hale gelecektir. Yeterince malların olmasın ı n keyfini çı karmanın anlamı her zaman için p arayı düşün­

nı e zorunluluğunun olmaması dır. Daha az yorucu işler için özgür kalacağız. İktisadi meseleleri o saplantı haline

g elmesi bir yana Marx bunları gerçek insan potan siyeli açısından gülünç bulmaktaydı. Artık iktis adın bu kad ar çok zamanımı zı ve enerji m izi almaktan çıktığı bir toplum iştiyordu

.

Atalarımızın m addi işlerl e bu kadar meşgul olması anl aşıla bilir. Çok az ya da hiç üre tim fazlası olmadığı du­ r u mda eğer hiç durmadan çok çalışm aısanız ölebilirdi­ niz. A ma kapitaliz m büyük çapta boş zamanın gerç ekten artırılabileceği bir fazla üretim yarattı. İşi n ironik tarafı, bu zen ginl i ği sü rekli b irikim ve yayılma ve böylece sü­ rekli çalışma talebi gerektirecek bi çi mde yaratmaktadır. Ayn ı zamanda kendi usulü n c e yokluğa da yol açmakta­

d ı r. B u kend ini kö stekle yen b i r sist e m d i r Bunun sonu­ .

c unda modern erkekler ve kad ı n lar avcı-toplayıcıların, .

eski çağ kölelerinin ya

da feodal serfle rin tahayyül ede­

rneyeceği bir zengi nlik içi nde yüzerken ke nd i leri n i bu


Mar11 Ntaerı Hoklrydr l

öncüleri gibi uzun ve zorlu bir çalışman ı n içinde bul­ maktadırlar. Marx'ın eserle rinin her yerinde i nsanın zevk alma­ sı konu edil i r. Ona göre iyi yaşam çalışmaya dair değil boş zamanla ilgilidir. Ö zgürce kendini geliştirme bir tür "üretim"di r ve b askıcı değild i r. Eğer erkekler ve kadınlar kendi işlerine zaman ayıracaklarsa boş zaman gereklidir. Marksi zmin, bir yerlerden geçinen işsiziere ve profesyo­ n el ayl aklara n e den çok daha çekici gelmemesi şaşırtıcı­ dır. Ama bunun nedeni bu amacı gerçekleştirmek için çok fazla enerj i gerektiğidir. Boş zaman için çalışınanız şarttır.

145


ALT I

Marx m a te ryalis t ti. M�ddeden

başka h içbir şeyin var

ol duğuna i n a n m ıyo rd u Insanlığ ı n ma nevi yön ler in e .

h i ç ilgi gö.s termiyo rdu ve i n jan bilin cini

sadece m a ddi

dt4nya n ı n b i r ya n� ıması olarak görüyord u . D i n e karş ı a c ı masızca

dı � l ayıcıyd ı ,

ve a h lakı basitçe sonuca

varmak meselesi olarak göriiyordu, s o n u ç a raçları haklı gösterirdi. Marksizm in sanlığın bütün en değe rli �eyle r i n i kuru t u r; bizleri çe vrem izce belirlenen etkisiz h a n tal m addi yığ ı n /a ra in dirger. İns a nlığa çizilen bu k a s vet/i ve

ruhsuz rotanın çıkı nağı yol açıktır ki

S tali1ı'in ve Ma rx'm diğer izleyicilerinin kıyımla rıdı r.

Dünyanın maddeden mi, ruhtan

ya da yeşil pey­

nieden mi yapıldığı sorusu nedeniyle Marx'ın uykuları kaçmamıştı. O, bu tür metafiziksel soyutlamaları küçüm­ ser ve boş spekülasyonlar olarak hemen bir yana iterdi. Modernitenin en güçlü düşünüderinden birisi olarak özellikle böyle garip düşüncelere karşı alerj isi vardı. Onu insanca duygulardan yoksun bir kurarncı olarak görenler, birçok başka şeyin yanı sıra, onun soyuta karşı şüpheci;


148

Te rry E a g l eron

somut ve kesin şeylere ise tutkuyla b ağlı romantik bir

dü­

o l du ğunu unutmaktadırlar. Ona göre soyut basit ve özelliksizdi; zengin ve karmaşık olan s omuttu. Dolayısıy­ ş ü nür

la materyalizm onun için hangi anlama gelirse

gelsin bu,

kuşkusuz dü nya n ın n ed en yap ıld ı ğı sorusunun etrafında dönmüyordu. 1 8 . yüzyılın bazı m ate ryalist Aydın la nma düşünürleri, diğer şeylerin yanında, insanları sadece maddi dü n ya n ı n

mekan ik işlevleri olarak gö r ü rdü . Ama Marx'a göre, b u tür düşünme biçimi

bütü nüyle ideoloj ikti. Bir kere bu

düşünüş e rke kl eri ve ka d ı n la r ı edilgen bir konuma indir­

giyordu. O nla r ın sal izie n iml e r

zihinlerini, maddi dış

alan boş

dü nyad an duyu­

sayfalar olarak görüyordu.

Ve

bu

izieni mlerden fikirler oluşturuyorlardı. D o l ayısıyl a eğer bu izienimler "doğru" tür düşü nceler u retmek için bir

sürekli toplum­ sal mükemmeliyete doğru ilerleyebilirl erdi. Bu, siyaseten masum bir şey değildi. Sözü edilen bu düşünceler, bi rey­ biçimde manipüle edilebilirse, insanlar

ci liğin , özel mülkiyetİn ve serbest piyasanın ya nı sıra ada­ let, özgürlük ve

insan haklarının

orta sınıf seçkinle r ine aitti .

da

sözcülüğünü yapan

A nlayışl a r ı d eğişt ir me

süreci

ara c ı lığıyl a

sıradan insanların davranışlarını bir baba gibi

etkilerneyi

umuyorlardı.

Marx'ın bu tür bir materyalizme

katılabileceği ne inanmak

güçtür.

Marx öncesi bütün m ate r ya list felsefenin anlamı bun­

dan ibaret değildi. Ama şu ya da bu nedenle Marx bu düşünme biçiminin orta sınıftarla ilgili olduğunu gördü.


Mrırlf Nfderı Hakilyd1 ?

O nu n

Thesis on Feurhach

(Alman İdeolojisi,

1

S ol Ya yın ları ,

1992) ve başka yer lerd e geliştirdiği materyalizm anlayışı oldukça fark lıyd ı ve Marx ta m olarak bu nun bilincinde y­ di. Eski tür materyalizmden ay r ı ldı ğı n ın ve oldukça yeni bir şey yarattığının farkındaydı. Marx iç in mate rya lizm ,

arzu e deb ile ce ğimiz bu la nık bir idealden değ il, gerçekten insanlar nasılsa or adan yola çıkmaktı. Her şe yden ö nce pratik, m a ddi, b edeni olan bir tü rdük. Daha başka ne ol­

duğumuz ya da olabileceğimiz bu t eme l o lgudan t üretile­ bilirdi.

Marx cesur b ir ya rat ıcı ha ml eyle orta sın ıf mate ryaliz­ minin e d ilge n in san özn es ini reddetti ve yerine aktif insa­ nı koydu . Bütün felsefenin b aşlang ıç önermesi, erke k le rin ve kadınların başka ne olurlarsa olsu nlar her şeyden önce

birer faiZ ol ma la r ıydı. Onlar ma ddi çev rele rin i dönüştü ­

rü rken kendile rini de dö nü ştüren varlıklardı . Onlar t ari­

hin, ma dd enin ya da ruhun kuklaları değ il , akt if, kendi kendine karar ve ren ve kendi tarihlerini yapma kapas i ­

tes i ne sahip insa nlardı. "Bunun anlam ı, Aydınlanma'nın en telektüel seçkinciliğine kar ş ıt olara k Marksist ma ter­

yal iz m an layış ı n ı n d e m okra t i k o l m asıydı. Ya l nızca insan ­ ların çoğu n un o rta klaş a prat ik fa aliyetleriyle yaşamımıza

hükmeden fikirler gerçekten değişebilirdi. Bu nu n ned en i b u fikirter in gerçek davranışlar ımızı n de rinlikler in e yer­ leşm iş olması ydı.

Bu an lamda Marx felsefeci olmaktan ç o k b ir anti­ felsefeciydi. Gerçekten de Balibar onu n için "belk i de ( . . . )

149


1 50

1

Te r ry Ea9l eton

modern çağın en büyük anti-felsefecisi" demi.ştir. 1 Anti­ felsefeciler felsefeye temkinli yakl aşanlardır -Brad Pitt'in davranabileceği anlamda değil, felsefi olarak ilginç gerek­ çeler nedeniyle. Onlar fikirlere kuşkuyla yaklaşan düşün­ celer ortaya atarlar; her ne kadar çoğu zaman rasyonel

olsa lar da h e r şeyin akla in dirgenebileceğ ine inanmazlar. Marx'ın kendi materyalizminin bazı yönlerini öğrendiği Feuerb ach, her özgün felsefenin, karşıtı olan

felsefi ol­

mayandan b aşlaması gerektiğini yazmıştır. Felsefeci "in­ sandaki fel sefe yapmayan, daha ziyade felsefeye ve soyut düşüneeye karşı olan yanı" kabul etmelidir.2 Aynı zaman­ da "o düşünen insa ndır, Ego ya da Akıl değil" demişti r.3 Alfred Schmid t' in gözlemlediği gibi "İnsanı desteğe ihti ­ yacı olan, duyarl ı , fizyolojik bir varlık ol arak kavramak herhangi bir öznellik teorisinin önkoşuludur":j, Diğer bir deyişle insan bilin çliliği bedenseldir a m a bu, bedenden · başka bir şey değildir anlamına gelmez. D aha ziyade vü ­ cudun b i r anlamda her zaman için tamamlanmamış, ge­ lişmeye açık ve şimdi olduğundan daha fazla yaratıcılık gösterme kapasitesinin olabileceğini ifade eder. Yaparken düşünürüz çünkü o tür hayvanlarız. Bunun nedeni dü şüncelerimiz zamana yayıldığı vakit vücutla Etienne Bal ibar, 71ıe Philasophy of Marx (Londra, 1 995), s. 2. (Marx'ın Felsefesi, çev. Ömer Laçiner, Birikim Yayınl arı, 20 1 0.)

2

Aktaran Alfred Schmidt, 1he Corıcepı 197 1 ) , s. 24. [Marx'ta Doğa Kavramı]

3

Tbid.. s..

4

lbid.,

s.

26. 25.

af Naıure

iıı Marx

(Londra,


Marx Neden Haklıydı?

1

rırnızm ve algılamalarırnızm da öyle bir yol izlemesid ir. Felsefeciler bazen bir makinenin d üş ü nü p düş ün ern eye ­ ceğini

ama bu bir bakı m a bir makinen in m addi

merak ederler. B elki olabilir

bizimkinden çok farklıdır. Çünkü

yapısı b iz im kin den çok deği ş ikt i r. Örn eği n onun beden­

sel ihtiyaçları yoktur ve biz insan l ar gibi böyle ihtiyaçlarla b ağlantı l ı duygu sa l yaşamı yoktur. Bizim d üşünme biçi­

mimiz

bu d u yu msa l,

lamaz.

B u nedenle

ne

pratik ve d uygusal bağlamdan ayrı­

eğer bir makine düşünebilse bile onun

düş ü n düğünü a n larnayab il ir iz .

Marx'ın yolunu ayırdığı felsefe çoğu zaman derin dü­ şünceye dalış mesel e siyle i l giliydi . Bunun tipik se n aryo ­

su ed i lge n . soyutla nmış. ruhan i özne insanın ya lıtılm ı ş bir nesneyi incelemesidir. Daha önce gö rd ü ğümü z üzere

Marx bu tür bir özneyi red detm iş ; aynı zamanda da bilgi e dine ceğ imiz nesnenin sonsuza kadar sabit ve verili bir şey olmayacağını vurgu lamış tır. O daha çok kendi tarihsel faaliyetlerimizin

olacaktı. Nasıl özneyi pratiğin düşü nm ek zorundaysak, nesnel

bir ürünü

bir biçimi olarak ye n iden

dünyayı da insan p ra t i ğinin bir sonucu olarak yeniden

düşün meliydik. Ve b u n u n anlam ı , di ğer şeylerin yanı sıra, onun ilkesel o l arak değiştirilebileceğidir.

va rlıklar olarak ele a l ı p , onların dü şü n c eler i n i bu b ağl ama oturttuğumuzda felsefecileri rahatsız etmiş olan bazı problemlere yeni bir ışık tutabiliriz. Bu dünya da çalışan insanları, uzakta bir Başla ngıçta insanları aktif ve p ratik

yerde h erh ang i bir şeyin oldu ğuyl a ilgili, bu konuda derin düşünce le re dalan insa n l a ra

göre,

d ah a düşük ihtimalle

ısı


1 52

Tıırry E a g l eton

kuşku duyarlar. Aslına bakarsak kuşkucular, her şeyden önce orada uzakta bir yerde mükemmel bir şey olduğunu düşündükleri için var olabilirler. Eğer onları besieyecek bir maddi dünya olmasaydı kuşkulanyla birlikte ölebilir­ lerdi. Eğer gerçek karşısında insanların edilgen olduğuna inanmışsanız, o zaman böyle bir dünyanın varlığını sor­ gulamaya da i kna olabilirdiniz. Çünkü taleplerimize karşı di renç deneyimini yaşamak, şeylerin var olduğunu doğ­ rular. Ve bunu temel olarak pratik faaliyetlerimiz aracılı­ ğıyla yaparız. Felsefeciler bazen "d iğer zihinler" sorusunu ortaya atar. Karşllaştığımız insan vücutlarına ait zihinlerin bize benzediğini nasıl bilebiliriz? Bir materyalist, eğer benze­ meseydi, o zaman muhtemelen bu soruyu sormak için ortalıklarda olmazdık, diye cevap verir. Sosyal işbirliği olmasaydı h ayatta kalmamızı sağlayacak maddi üretim olmazdı ve başkalarıyla iletişime geçeb il m e kapasitesi bü­ yük ölçüde aklımızın olduğu anlam ına gelir. "Akıl/zihin" sözcüğü belirli tür bir vücudun davranışını gösterir: ya­ ratıcı, anlam l ı ve iletişimsel. İ nsanların kafalarının i çini okumamız ya da onları m akinelere bağlayıp bu esraren­ giz öze sahip olup olmadıklarını anlamaya çalışmamız gerekmez. Onların ne yaptıklarına bakarız. B ilinçli olma hali, hayali bir görüngü değildir; o, görebileceği m iz, du ­ yabileceğimiz ve eğitebileceğimiz biqeydir. İ nsan vücudu madde parçalarından oluşur ama bunlar özellikle yaratıcı ve anlatırnsaldır; işte bu yaratıcılığa "akıl/zihin" diyoruz. İnsanlara rasyonel demek, davranışlarının bir anlamlılık


Marx Neden Hoklıydı!

1

örneği gösterdiğini söylemektir. Aydınlanma düşünür­ leri bazen

haklı

olarak dünyayı

bu kadar

çok hareketsiz,

m anas1z maddeye indirgemekle suçlanmışlardır. Marx'ın mater y alizmi için bunun tam tersi doğrudur. Marx'ın kuşkucuya karşı savı ciddi bir kapışma yara­ tacak türden değildir. Sosyal işbirliği deneyimimize ya da dünyanın projelerimize direnişine her zaman güveni­ lemeyeceğini iddia edebilirsiniz. Belki de bunları sadece hayal ediyoruzdur. Ama bu tür problemlere materyalist bir cesaretle

bakmak,

onları yeni biçimlerde aydınlata­

bilir. Örneğin başlangıçta

ruhani

bir zihinden hareket

eden entelektüellerin, sonunda oraya varsa da, genellikle zihnin vücutla ve başka vücutlada ilişkisi konusunda ka­ falarının karışabiieceği de muhtemeldir. Zihin ile dünya arasında bir ayrılık görüyor olabilirler. Bu ironiktir çünkü genellikle dünyanın kendi zihinlerini biçimlendirişi

bu

düşüneeye yol açar. Entelektüeller az çok dünyadan uzak bir kastın insanlarıdır. Yalnızca toplumun maddi üretim fazlasının sırtından geçinerek rahiplerin, bilgelerin, sa­ natçıların, danışmanların, Oxford hocaların ın ve benzeri profes yonel Platon,

seçkinterin yaratılması mümkündür.

felsefeyle uğraşmanın boş zamanı olan aristok­

ratik seçkinleri gerektirdiğini düşünmüştü. Eğer herkes sadece sosyal yaşamın sürebilmesi için çalışmak zorunda kalsaydı, edebiyatın tartışıldığı mekanlarınız ve bilgin­ Ierin toplandığı dernekleriniz olamazdı. Kabile kültür­ lerinde fıldişi

kuleler,

bowling salonları kadar nadirdir.

(Bunlar, üniversitelerin şirketlerin organı haline geldiği

1 53


1 54

1 Te rry Eag leton gelişmiş toplumlarda da benzer ölçüde enderdir. ) Ente­ lektüell erin, duvarcıl ar gibi çalışması gerekmediğin den, kendilerini ve düşüncelerini geri kalan sosyal varoluştan bağımsız olarak görebili rler. İşte bu Marksistlerin ideoloji dediği pek çok şeyden birisidir. Böyle insanlar, toplum­ dan bu kadar uzak durmalarının toplumsal bir şartlanma olduğunu görmeme eğilimindedir. D üşüncenin gerçeklik­ ten bağımsız olduğu önyargısın ın kendisi sosyal gerçeklik tarafından biçimlendirilmiştir. Marx'a göre düşüncelerimiz dünyadaki çalışma süred ­ mizde biçimlenir v e bu bedensel ihtiyaçlarımız tarafından belirlenen maddi bir zorunluluktur. Düşünme ve beden­ sel güdülerimiz birbirleriyle, Nietzsche ve Freud'unkiler kadar yakından ilişkilidir. Bilinç; kendimizle maddi çev­ remiz arasındaki karşılıklı ilişkinin sonuc udur. Bunun kendisi tarihsel bir üründür. Marx, insanlık maddi dün -· yaca "belirlenmiştir" ç ünkü yalnızca onunla uğraşarak güçlecimizi geliştirebilir ve onların gerçekliğini doğrula­ yabiliriz, diye yazar. Gerçekliğin "ötekilik" durumu, plan­ Ianınıza direnmesi, önce kendimizin farkına varmamızı sağlar. Hepsinden önemlisi bunun anlamı diğerlerinin varlığıdır. Başkalarının aracılığıyla ne olduğumuz ortaya çıkar. Kişisel kimlik sosyal bir sonuçtur. Sadece bir rakarn olamayacağı gibi sadece bir kişilik de ol amaz. Ama bu gerçeğin aynı zamanda kendi ellerimizden çı ­ kan bir eser olduğu bilinmelidir. Böyle görmemek -ken­ di faaliyetlerimizden bağımsız, doğal ya da açıklanamaz


Marx Neden Haklwdı?

155

olarak kabul etmek- Marx'ın yab ancıla şm a de d iği şeydir. Ka stett i ği, tarihin kendi e s erim iz y a b a n cı bir

o lduğun u u n u t m a k

ve

güçmüş gibi onun hükmü altına gir m ekti r.

Alman filozof Türgen

Habermas, Marx için dü nyanı n nes­

n elliği n in "temeli ( . . . ) harekete eğilimli insan ların beden­ sel düzenidir" diy e yazmaktadır.s Bir b akıma akıl yür ü t mek nasıl çocuk için "gecikmiş" ise bilinçlilik de her zama n bir an lamda yetişkin i ç i n b öy­ l e di r. Bir şeyi dile getirmeden bile önce her zaman koşul la rın içindeyizdir ve

m a dd i

düşüncemiz t amamıyla , görü­

nümde ne kadar soyut ve teorik ol u rs a olsun, bu gerçek tarafın dan biçimlenir. D üşüncelerimizin pratik iç i n d e temeli olduğunu unutan, felsefi idealizmdir. Düşüncenin b ağ l arnınd an ayrılmasıyla, on u n gerçeği yarattığı ya nıl s a ­

masına düşü le b il i r. Bu nedenle Ma r x

için, akıl y ü r üt m e m i z le bedensel ya­

şamımız a r asında yakın bir bağ vardır. İkisinin arasındaki sınır ins an

d uyu larıd ır.

Bunun aksine bazı idealist felsefe ­

cileri için " m a dde" bi r şeydi r, düşünceler ya

da "ruh hali"

büsbütün b aşka bir şeydir.

Marx için insan vücudunun

ken disi bu ayrımın aks inin

isp at ı dır. Daha

kesin olara k ,

hareket halindeki insan vücudu b u nu ya lan l ar. Çü nkü pr atik açıkça maddi b i r

iştir ama aynı zamanda anlamlı­

l ıktan, d eğ erle rden , a ma çlardan ve niyetlerden ayrılamaz.

Eğer bir şey "öznel" ise aynı

zamanda da "ne sn e l"dir. Ya

da b elki bütün bu ayrımın doğr u l u ğu s org ulan m aya açıl5

Jurgen Habermas, Knowledge and Humarı 35. [ Bilgi ve Insan Çıkarları]

Tnterests

(O�ford, 1987),

s.


156

1

Ter r y E;ıgletorı

maktadır. Ö nceki bazı düşünürler zihn i aktif, duyuları pasif olarak görmüştür. Ama Marx'a göre insan duyuları gerçekle aktif bir bağlantı içindedir. Onlar maddi dünyay­ la karşılıklı uzun bir tarihsel etkileşimin son u c ud ur. "Beş duyunun geliştirilmesi" diye yazar 1 844 El Yazmaları'nda "bütün önceki tarihin eseridir'� Lo cke ya da Hume gibi bir filozof duyutarla başlar; oysa Marx duyuların nereden geldiğini sorar. Ve cevap şöyl e bir şeydir. Biyoloj ik ihtiyaçlarımiz tar i h in temelidir. Bir tarih imiz vardır ç ünkü yetersizlik çeken varlıklanı ve bu anlamda tarih bizim için doğald ı r. Marx, doğa ile tarihi

bir madalyonun iki yüzü gibi görür. Tarih boyunca ih ­ t iyaçl arımız karşılandıkça dönüşüme uğrarlar. Ö rneğin belirli ihtiyaçlarımızı giderirken, yenilerini yaratıyor olu­ ruz. Tüm bu süreçte duyumsal yaşamımız biçimlenir ve gelişir Bütün bunlar, ihtiyaçlarımızın tatmininin ayn ı za-· .

manda arzularımızı kapsamasından olur; ama resmin b u parçasını tamamlamak Freud'a kalmıştır. Böylece bir h i kaye anlat maya başlarız. Aslında kendi­

m iz bir hikaye olmaya b aşlanz. Arzulama, karm aşık işler yap ma ve girift iletişim biçimlerine girerneyen hayv anlar kendilerini tekrar etme eğilimindedir. O nların yaşam­ ları doğal döngülerce belirlenmişt ir. Kendileri için bi r h ikayeyi biçimlendiremezler; işte bu, Marx'ın özgürlük olarak tanımladığı ş e y dir. G ö rüş ündeki ironik yön, insa­ nın gerçek niteliğinin, kendi kararını verebilmesi olma­ sına rağmen tarih boyunca erkeklerin ve kadın ların ço-


Mor�:" NedM Haklıydı'

l ıs7

ğunun b u n u uygulayamamış o l ma s ı dı r. Bütünüyle i nsan ol mala r ı na izin verilmemişt ir. G e nellikle yaşamları, sınıf

toplumunun iç karartıcı döngüleri t a rafından

miştir.

belirlen­

Neden böyle olduğu ve nasıl doğru yola sakula­

bileceği Marx'ın eserlerinin konusu dur. Onlar zorunlu­ luk alem i n den, özg ü rlük diyarına nasıl geçebileceğimizle ilgilidir. Bunun anlamı, po rsuk gibi olmaktan vazgeç ip daha çok kendimiz gibi

olmamızdır. Ve bizi o ö zgürlüğün

eşi ğine getirdikten sonra kendi mak ü zere

Marx

çaresine b ak­

başımızın

bize veda eder. Aksi

takdirde

bu nasıl

özgürlük olabilirdi ki? Eğer felsefecilerin düalizmine düşmek istemiyorsanız sadece i nsanla r ı n

nasıl

davrandıklarına bakın. İnsan

vü­

c ud u bir anlamda maddi bir nesne; hem doğanın, hem de _

tarihin bi r ların dan

parçasıdır.

farklı

Ama lahanalardan ve kömür kova­

olarak kendine mahsus

tür

bir nesnedir.

Bir kere onun d urumu değiştirme kapas itesi vardır. Do­

ğayı

da kendi uzarrtısına

dönüştürebilir; kömür kovaları

bunu yapamaz. İnsan emeğinin, doğayı vücutlarım ızın bir uzantısı haline getirmesine uygarl ı k diyoruz. S an at gale­ rilerinden ve

esrarkeş kahveh anelerinden, kumarbanelere

ve D ünya Sağlık Örgütü'ne kadar bütün insan kurumları üretken vücudun uzan tıları dır. Bunlar aynı zamanda insanın bilinçliliğinin somut nekleridir. M arx

,

düstri" sözcüğünü kullanarak

"insan endüstrisi" d iye

ör­

yazarken "en­

mümkün olabilen en geniş anlam ında

" i nsan bilinci, duyumsal terimlerle algılanan


1 58

1

Terry Eagl eton

insan psikolojisinin a ç ık kitabıdır'' der.�'� Vücut büt ü n bun­ ları ken disini aşma gücü o lduğu için yapabilir -kendisini ve konumunu değiştirebildiği gibi , kendi türünden başka vücutlarla karmaşık i lişkil ere girer; bu açık uçl u süreci ta­ rih

olarak biliriz . Bunları yapamayan insan vücutları ise

ceset olarak tanı m lanı r

.

Lahanalar bunları yapamaz ama yapma gereksin imleri de yoktur.

Onlar, insanlardaki türden ihtiyaçlan olmayan

tamamıyla doğ a l

varlıklardır. İ n s a n l a r bu tür ü retken ya­ ratıkla r oldukları için tarih yaparlar; aynı zamanda b u n a ih t i yaçla r ı vardır; çünkü kıtlık ko şullar ı nda kendi maddi yaşamları nı üretmek ve yeniden üretmek zorundadırlar. Bu, insanları sürekli olarak faaliyete teşvik eder. Zorunlu­ luktan dolayı tarihleri vardır. Maddi bolluk ko ş ullarında

gene tarihimiz olacaktır ama bu, şimdiye ·kadar bildiğ i miz bu sözcükten farklı bir anlamda olacaktır. Doğ al iht iyaç­ larım ızı,

ü re tim araçlarını topl uca üreterek, sadece sosyal vasıtalarla karşılayabiliriz. Bu da çok geç mede n başka ih ­ tiyaçları doğ u rur onlar da başkala rını . Ama bütün bunun ,

temelinde, kültür, tarih ya da uygarlık olarak bildiğimiz şey, ihtiyaçları olan insan vi.icudu ve onun maddi koşulla­

ek o n om i n i n , birlikte yaşamımızın temeli ol­ duğun u söylemenin başka bir biçimidir. O, b iyol oj ik olan­ la toplumsal olan a ras ın daki can alıcı b ağlantıdır.

yatar. Bu,

İş te bu, tarihimizin nasıl oluştuğunu ama aynı zamanda maneviyatla ne kastettiğimizi de açıklar. Manevi m e sele 6

Marx

ve

Engels,

The German ldeology (Londra, 1974), s. 1 5 1 .

-


Marx Neden Hok/1yd1?

1 159

ler vücuttan ayrı, öbür dünyaya ait işler değildir. Manevi konuları günlük hayattan uzak yüksek bir alanda görme eğiliminde olan varlıklı burjuvazidir. Çünkü kendi duy­ gusuz maddeciliğinin gizlenecek bir yere gereksinimi vardır. Kabala'nın Madon na gibi materyal kızları büyü­ leınesi ş aşırtıcı değildir. Tam tersine Marx için "manevi­ yat': sanat, arkadaşlık, eğlence, şefkat, gülme, cinsel aşk, başkaldırı, yaratıcılık, duyumsal zevk, haklı öfke ve refah içinde yaşamakla ilgilidir. (Gerçi bazen eğlence kısmında biraz ileriye gider; bir keresinde birkaç arkadaşıyla Ox­ ford Caddesi'yle Haınstead Caddesi arasındaki bariara uğrayarak yürürken, sokak lambalarına taş attıkları için polis tarafından kovalanmışlardı.7 Onun b askıcı devlet te­ orisi galiba sadece soyut bir spekülasyon değ.ild i.) Louis Bonaparte'ın 1 8 Brumaire'inde beklenebileceği gibi siya­

seti, sosyal çıkarlar bağlamında tartışır ama aynı zamanda politikanın da "eski anıları, kişisel düşmanlıkları, korku ­ ları ve umutlan, önyargıları ve yanılgıları, sempatileri ve antipatileri, kanaatleri, inanç konularını ve ilkeleri" açı­ ğa çıkardığını etkili bir biçimde yazar. Ve bütün bunları, anti-Marksist fanteziye göre umursamaz ve duygusuz bir düşünür söylemektedir. Şimdi saydığım bütün manevi faaliyetler vücutla bağ­ lantılıdır çünkü bu tür insanlanz. B enim vücudumu ilgi-

7

Bkz. Alex Callinicos, The Revoluticmary Ideas ofKarl Marx (Londra ve

Sydney, 1983),

s.

3 1 . (Marx'ın Devrimci 2009.)

Antikapitalisı Yayınlar,

Fikirleri, çev. Aıtila

Tuygan,


\ 60

Tımy Eagleto rı

lendirmeyen herhangi

bir

şey beni de ilgi lend irmez. Si­

zinle telefonda konuştuğum zaman fiziksel olmasa da bir biçimde oradayımdır. Felsefeci Ludwig Wittgenstein'in dediği gibi eğer ru hun bir görüntüsünü isterseniz insan vücuduna bakın. Aristoteles için olduğu gibi Marx'a göre de mutluluk bir r u h hali değil pratik faaliyetti r. Muse­ vi geleneğine göre ki, Marx onun inançsız bir evlad ıydı , "manevi", açları. doyurmak, göçmenleri iyi karşılamak ve yoksulları zeng inlerin şiddetinden korumak meselesiydi.

Bu, dünyeviliğin, günlük varoluşun tersi değildi; belirli bir biçimde yaşamakla ilgiliydi. Vüc udun bir faaliyetinde "ruh hali" özellikle açıkça gö ­ rülür; o da lisandır. Bir b ütün olarak vücut gibi dil de ru­ hun ya da bil inci n maddi olarak somutlan masıdır. Marx,

Alman ideolojisi'nde "dil" diye yazar "bilinç kadar eskidir, dil p ratiktir, diğer insanlarda da var ola n gerçek bilin çtir . ve sadece bu nedenle benim için de vardır; bilinç gibi dil de yaln ızca ihtiyaçtan, zorunl uluktan ve diğer insanlarla ilişkide ortaya çıkar".8 Bilinçl il ik b aştan başa toplum ve pratikle ilgilidir; onun için dil, bilincin en önemli gös­ tergesidir. Ortaklaş a p aylaşılan bir anlam mirasının içi­ ne doğduğum için, düşüncelerimin olduğu söyleneb i l i r. Marx da di l den söz ederken "ortaklaşa varoluşu gösterir" der. Ona göre dil felsefesi, gerçek dünya var olan dilin çar­ pıtı l m ış bir biçimidir. D üşünce ve dil, kendi alanlannda var olmaları bir yana, gerçek yaşam ın göstergeleridir. En

8

Marx ve Engels, The G�rınan Ideology,

s.

51.


Marx Neden HaHJydt?

rafine

1

kavramların bile eninde sonunda kaynağı ortak ya­

şamımızdır.

O halde insan bilinci ep eyce fazla maddi düzenleme ge­ rekt irir. Felsefede çok kez yapıldığı

gib i insan bilincinden

başlandığı zaman bu olgu göz ardı edilir. soru görmezden

gelinir.�

Geleneksel

riden b aşlamaz. D ü�ünceleri yerli içerdiği hizmet ları

tutkuları, ettikleri

görmez.

parçası

gibi

mücadelelerini,

yer aldığı

"insan öznesi nereden

nesne nasıl ü retildi?"

sosyal

geliyor?"

ğü bütün

"Bu

sorular genellikle sorulmaz.

b i r toplumsal üretim

getirir. Dünyaya gel m em iz

koşul­

ya da

Düşüne bilmekten ö nce yemek yememiz lazım ve

sözcüğü bütün

ge­

yerine oturtan, onların

oldukları güç

maddi çıkarl arın

Böylece pek çok

felsefe yeterince

de

akrabalık, cinsellik,

sorusunu

"yemek"

gündeme

gerekir; "doğ mak" ataerkillik, cinsel

sözcü­

yeniden

üretim vb. konularının açılması demektir. Gerçekliği dü­ şün m eden önce zaten

pratik ve duygusal bağlılıklarımız

vardır

her

ve düşünmemiz

çekleşir.

Fels efeci

ki bilgimiz

temel

yüzüdür" der. ı D

zam a n bu bağlam

John Macmurray, "Dünya olarak

içinde

ger­

hakkında­

dünyadaki hareketlerimizin

bir

M a rx , Heidegger'ci bir t ar z da Co mments

on Wagner'de [Wagner Hakkında D üşünceler] "insanlar

9

Tabii burada kullanılan "beg . . . questions", (zaten cevaplanmış oldu­ ğu varsayılarak soruları cevaplamaktan kaçmak); "to raise too many questions': çok fa:da soru ortaya atmak anlarnma gelmez. Böyle düşü­

nenler Oxfard Bııg/ish 1 O John Macmurray, Olarak Kişilik]

Dictic11ary'ye bakabilirler. Thl! Self as Ageni (Londra, ı 957).

s.

lO 1 . [ Bir Fa il

161


162

1

Terry E a g l eton

hiçbir biçimde kendilerini dış dünyadaki şeylerle teorik bir ilişki içinde bularak başlamazlar." 1 1 Akıl yürütm eye gi­ rişmeden önce pek çok şey yerli yerine oturmahdır. Dü şüncemiz b aşka bir bağlam d a da dünyayla ilişkilidir. Bu, sadece gerçekliğin bir "yansıması" değil, başlı başına maddi bir güçtür. Marksist teori yal n ızca dünyaya dai r bir yorum değil, onu değiştirme aracıdır. Marx arada sırada düşüncenin m addi durumların sadece bir "yansısı" ol­

duğundan söz etse de bu,

onun

daha

incelikli sezgilerine

karşı haksızhktır. Genellikle özgürlükçü teoriler olarak bilinen bazı tür teoriler sadece dünyayı yorumlamakla kalmayıp siyasi bir güç işlevi görür. Ve bu onlara belirli tür bir özellik katar. Olayların ne olduğu ile ne olabileceği arasında bir halka oluştururlar. Dünyanın nasıl olduğunu tan ımlarlar ama bunu yaparken erkeklerin ve kadınların anlayışlarının değişimine yardımcı olurlar; bundan son- · ra da gerçekliğin değiştirilmesinde rol oynarlar. Bir köle, köle olduğunu bilir ama neden köle olduğunun farkına varması, köle olmama yolundaki ilk adımdır. Böylece bu

tip teoriler, olayları olduğ u gibi tanımıayarak aynı za­ manda daha arzu edilen koşullara doğru bunların ötesi­ ne geçecek yollar önerirler. Var olandan, olması gerekene doğru adım atarlar. Bu teorilerin, erkeklerin ve kadınla­ rın kendilerini ve içinde bulu ndukları koşulları tan ımla­

malarına yardımcı olma biçimleri, onların kendilerini ve

l l Aktaran Jon Elster,

Makirıg Sense of Marx

(Marx'ı A11lamak, Çev. Semih Lim,

(Cambridge, 1985),

Liberte Yayınları,

2004.)

s.

64.


Morx Neden Haklıydı!

1

koşul ları sorgularnaları na ve sonunda kendilerini yeniden tanımlamalarına yol açar. Bu anlamda akıl yürütme, bil­ g i birikimi ve öz gürlük arasınd a yakın bir il i ş ki vardır. Belirli tür bilgiler, insanın özgürlüğü ve mutluluğu bakı­ mından can alıcı önemdedir. Ve i n s a nl a r böyle bilgileri ku ll a n dı kça , a nlayı şla rı deri n leş ir ve bu da daha e tkili bir

biçim d e hareket e t mel e ri n i n yolunu a ça r. Daha çok an­ ladıkça , d aha çok şey yapabiliriz. Marx 'ın görüşüne göre asıl öne m li olan sadece prat i k m ücadelelerle elde edilen anlama yetisidir. Tuba çalmak nasıl bir pratik bilgilenme

biçimiyse, siyasi özgürlük de öyle d ir. Bu ned enle M arx'ın Feurbach'la ilgili olarak yazdığı ünlü I 1 . teze i htiyatla yaklaşmak gerekir. Orada, felsefeci­ ler sadece dünyayı yorumladılar; ön em l i olan onu değ iş­ tirmekti r, d iye yazar. Ama dü nyayı yor umlamadan nasıl değiştirebilirsiniz? Ve yorumlamanın gü c ü , siyasi değişi­ m i n b aşlangıcına belirli bir ışık tutmaz mı? Marx, Alman ideolojisi'nde

"

B ili nc i belirleyen sosyal

varoluştur" d er. Ya da Lud wig Wittgenstein bu noktayı On

Certainty (Kesinlik Üstüne, Metis Yay ın lar ı , 2009) adlı ese­ rinde, "dil oyunlanmızın temelinde ne diye yazar. 1 2

B un u n ön emli siyas i

yaptığımız

yat ar"

sonuçları vardır. Örne­

ğin eğer düşünme biçimimizi ve d uygularımızı yeterince 12

Iki düşünürün ilişkilerine dair iki dikkat çekici eser için bh. David Rubinstein. Marx mıd Wiı tgensteill: Knowledge, Momlity a11d PolitiC$ {Londra, 1 981), [Marx ve Wlttgenstein: Bilgi, Ahlak ve Politika!; G. Kitı:hing ve Nigel Pleasants (eds.), Mıırx Rnd Wittgenslein (Londra, 2006). [Marx ve Wittgenstein]

163


1 64

1 Tımy Eag !eton radikal ölçüde değiştirrnek istiyorsak, yaptığımız şeyleri de değiştirmem i z gere kir. Eğitim ya da niyet etmek, dav­ ranışları mızı değiştirm eye yetmez. Sosyal varoluşumuz düşüncelerimizin sınırlarını belirler. Ve bu sın ırların öte ­ sine ancak sosyal varoluşu muzu yani maddi yaşam biçi­ mimizi değiştirerek geçebiliriz. Düşünme sınırlarımızın ötesine sadece düş ünerek geçemeyiz. Ama acaba, bu yanlış bir ikiye ayırma ( diko t o m i ) an­

lamına mı geliyor? Eğer "sosyal varoluş"tan kastımız yap­ tığımız tür işlerse, o zaman bu zate n bilinçlil iği kapsar. Sanki bilinç ayrımın bir tarafında, sosyal faaliyetlerimiz öbür tarafında gibi bir durum söz konusu değildi r. Amaç ve n iyet olmadan oy kullanamazsınız, insanlan öpemez­ siniz, el sıkışaınazsınız ya da göçmen işgücünü sömüre­

mezsiniz. Merdiven basamağında sen delerneye ya da an­ l a mlı bir proje karşısında boğazdan lımltılar çıkarmaya .

insan faaHyeti

denemeyeceği gib], amaç

ve niyetin olma­

dığı bir davran ışa da insan eylemi denemez. M ar x ı n b u '

gerçeği reddedeceğini san mam . G ördüğümüz üzere Marx insan bilin cinin som utlaştırılmış olduğunu ve pratik daY­ ran ı şı mızda cisimlendiği ni düşünmektedir. Böyle ol d u ğu halde gene de maddi varoluşumuzun bir anlamda niyet ve düşüncele rden daha temel olduğu, niyet ve düşünceleri­

mizin buna dayanarak açıklanabileceği görüşündedir. Bu görüşü nasıl anlamlandırabiliriz ? Daha ö n c e değindiğimiz gibi bir cevap, daha ilkel bi­

çimlerde de olsa kunduzlar ve kirpiler gib i , düşünmek in-


Marx Neden

Hak/ryd1? 1 165

sanlar için de maddi bir ge rekl i liktir, olabilir. Bir tü r mad­ di h ayv anlar olduğumuz için düşünmek ihtiyacındayız.

Maddesel olduğumuz için kavramsal varlıklarız. Marx'a göre kavramsal süreçler, çalışma, e n düstri ve de ney i mle

iç içedi r. Alman ideolojisi'nde şöyle yazar: "Düşüncelerin, kavr amlar ın , bili nçliliğin

ü ret i m i ,

ön celikle doğrudan

madd i eylem, ins anlar arasındaki maddi ilişki ve gerçek h aya tın diliyle birlikte örülmüştür." 1 3 Eğer doğa nefis

ha­

zinelerini minnetle açtığımı z ağ zımızın içine bıraksaydı

ya da bütün hayatımız boyunca sadece b i r kez yeme ihti­ yacın da olma düşü n ces i uğru n a can ımız ı vermek n iye tin ­ deysek, çok fazla düşünmemiz gerekmez. Sadece sırt üstü

yatıp keyfımize b akabili riz. Ama ne yazık ki doğa bu ka­ dar cömert değil ve insan vücudu da sürekli karşılanması

gereken isteklerle kıvranmaktadır. O halde her şeyden önce bedenimize ai t i h tiyaçl ar, dü­ şünmemizi de biçimlendirmektedir. Ve bu bir anlamda ,

pek çok d üşünceyle bağlantılı olsa da düşüncenin b ir i n ­ cil önemde olmad ığını göstermektedir. Marx'a göre insan gelişiminin daha son raki bir aşamasında d üşünceler, i hti ­

yaçlardan daha büyük ölçüde b a ğım s ızlık kazanır; bunu

kültür o larak adlandı rırız. D üşünceleri, hayatta kalmaya i lişkin değerlerinden ziyade kend i l eri için beğ enm eye

başlarız. Bertolt B recht'in bir keresi n de dediği gibi düşü n­ ce gerçek duyumsal bir haz haline gel ebilir. Böyle olmak­ la birlikte ne kadar üst dü zeyde olursa olsun akıl yürüt1 3 Marx ve Engels, Tiıe German Ideology,

s.

47.


166

·

Ttmy Eag l eton

menin mütevazı köklerinin biyolojik iht iya çla r da oldu­ ğu doğrudur. Friedrich Nietzsche'nin düşündüğü gibi o,

doğa üzerinde gücümüzü kullanınarnızla bağlantılıdır. H Ölü m k.alım meselesi olan çevremizi p rat i k olarak ko nt ­

d aha soyut, temelini ol uş t u rur

rol e tmek,

bütün entelektüel faaliyetlerimizin

.

Bu anl amda Marx'ın,

Freud'un ve Nietzsche'nin

dü­

şüncelerinde karnaval şenliklerini andıran bir şey vardır.

Gölgeler i çin d e var olan aşağıdaki, her zaman yukarıda­ kinin içinde gizlice beklemededir. Eleştirmen William

Ernp son un dediği gibi, "En ra fin e arzular en ba sit olanları '

içinde barındırır; En

eğe r böyle ol masıydı sahte olurlardı:•ıs

yüce kavramlanmızın temelinde

� i dd et,

eksiklik,

arzu, iştah, ye t e rsiz lik ve s ald ı rganlık yatar. İşte uygar­ lık de diğimiz şeyin alt yüzündeki g i ze m budur. Theo dor

Adorno'nun çarpıcı anlatımıyla: "Kültür taşının altında kaynayan dehşet:'16 Walte r Benj amin, "Sınıf m ü ca dele si

( . . . ) hiçbir rafine

ve manevi ş eyi n

onsuz var olamayacağı,

ı 4 Wagner Ostünt> Notlar'da Marx, şaşırtıcı biçimde Freud'cu terimlcrle insanların dünyadaki nesneleri ön ce acı ve haz terimleriyle tanıdığını sonra

hangilerin i n ihtiyaçlarını karşılayacağını ve hangilerinin karşı·

lamayacağını öğrendiklerini söyler. Nietzsdıe'de olduğu gibi bilgi, bu nesneler üstünde hikimiyet kurma b i çi m i olaFak başlar. Böylece bilgi,

hem Marx, hem de Nietz.sche tarafından güç ile ilişkilendirilir. IS William Empson, Some

Versions of Pasfora/ {Londra,

1966),

(Kırsalın Bazı Vcrsiyonları]

16 Theo dor Adorno, Prisms {Londra, 1 967), �- 260. ( Prizınalar]

s.

l 14.


Marx Neden HoklwrJr? ı, 167

kaba ve maddi şeyler iç in b ir mücadeledir" diye yazarY Marx g ibi Beııjamin'in de "rafi n e ve manevi şeyleri" red­ detmediğini b elirt elim.

O, b unları tarihsel bir çerçeveye

otu rtmaya uğraşmaktaydı. Kar n aval şen liği tarzını kulla­ n an bi rçok felse feci gibi Marx: da yüceltilmiş fikirleri sa­ mimi olarak şüpheyle karşılayan çok büyük bir düşünür­ dü. Basmakalıp politikacılar ise bunun tersine, kamusal konuşmal arında ısrarla idealist terimler kullanırlarken

l

öze konuşmalarında utanmazca maddi terimietle kendi­ lerini ifade ederle r. D aha önce çeşitli bağlaml arda "sosyal varoluş"un, bi­ lince üstünlüğünden söz etmiştik. B u anlayış, gerçekten

ne yaptıgımızın önemli olduğuna dayan ır. Aslında sosyal

kuraıncılar zımni bilgi dedikleri bilgi türünün yalnızca

bir şey yaparak kazan ı l abileceğini dolayısıyla başkası­ na teorik biçimde aktarılamayacağı nı söylerle r. "Danny B oy" şarkısı nın ıslıkla nasıl çalm acağını başkasına

anlat­

maya çalışın. Bilgimizin bu tü rden olmadığı zaman bile, bu n okta geçerliliğini korur. Bir kendi ken dine öğrenme kitabından

nasıl keman çalı nacağım öğrenemezsiniz;

sonra da keınan ı kaptığınız gibi fırlayıp Mendelssohn'un E M i nor Keman Konçertosu'nu parlak bir biçimde icra

n

edemezsiniz. Konçerto bilgi: ü in onu yo ruml a ma kapa­ ,

sitesinin ayrılmaz bir parçası olmasının bir anlamı vardır. Maddi gerçekliğin düşüncelere üstünlüğünün bir baş ka anlamı daha vardır. Marx, bili nçte 17 Hannah Arendi (ed.), s.

n

­

söz ederken her

Walter Benjamif'1: Tlluminatiıms (Londra, 1973), 256-57. [Walter Benjamin: Aydınlanmalar]


168

Te r ry E a.g l t'ton

zaman ıçı n düşüncelerimizin ve değerlerimizin zımn i olarak günlük faal iyetl erim izin içinde olduğunu kastet­

memektedir. Bazen

hukuk, bilim,

p oliti ka ve benzeri

daha

biçimsel kavram sistemlerini düşünm ektedir. Onun ama­

cı, bu düşünce biçimlerinin,

en

sonunda,

sos ya l gerç ek l ik

tarafından belirlendiğini göstermektir. Bu aslında çok hor görülen

ünlü altyapı-üstyapı öğretisidir; Marx bunu şöyle

özet l er : İnsan lar yaşamlarındaki toplumsal üretimin içinde irade­ l erinden bağımsız olarak belirli ilişkilere girerler; bunlar, maddi üretim güçlerinin gelişiminin verili bir aşamasına uygun düşen üretim ilişkileridir. Bu üretim ilişkilerin i n bütünü toplumun iktisadi yapısını oluşturur; bu gerçek temel in üstüne hukuki ve politik üstyapı çıkar ki, bu da sosyal bilincin belirli biçimlerine teka bül eder. ı K

Marx'ın, " iktisadi yapı tim güçleri ve üretim

"

ya da "temel"den

ilişkileridir;

üre­

üstyapı derken de dev­

let, hukuk, p oli tik a , din ve kültür gibi etmektedir.

kastettiği

kurumlardan söz

Ona göre, bu ku rumların işl evi "te mel" i, yani

var o l an sınıf s ist em in i desteklemektir. Kü lt ü r bazılarının gö revler i sist em e

ve din gibi

m eş ruiye t kazandırmak

için

düşüncel er üretm ektir. Bu, ideoloji olarak bilinir. Marx,

Alman İdeolojisi'nde

"Egemen sınıfın fıkirleri, her çağın

egemen düşün celeri dir" der. Sağlam bir feodal toplu m da,

coşkulu

antifeodal düşün celerin tedavülde olması garip

olurdu doğrusu. Gördüğümüz 1 8 Marx. Preface

gi bi Marx maddi üretimi

to A Contributioıı to the Critique of Polincal Eı.:onomy.

Marx and Eırgels: Selected Works

(Londra, 1 968). s. 1 82.


Mallf Nedtn Ha-kiiydı?

1

kontrol edenlerin, zihinsel ü ret i mi de kontrol etme eği­ liminde olduğunu düşünmekteyciL Günü müzün ba s ı n patronları ve medya baronları düşünüldü ğünde bu savın Marx'ın zamanına göre çok daha güç kaza n dığı görülebi­

lir. Altyapı - üstyap ı modeli Marx'ın eleştirmenlerince, hat­

t a bazı yandaşlarınca çok alaya alındığı için ben de aksi yönde birkaç söz etmek istiyorum. B azen bu modele fazl a du rağan diye karşı çıkılınıştır ama bütün modeller zate n böyledir ve basitleştirilmiştir. Marx, toplumsal yaşamda bütünüyle bağımsız iki kesit var dernemiştir. Tam tersine bunların arasında çok fazla gidiş gel iş olduğunu söyle­ miştir. Temel, üstyapıyı doğurabilir ama üstyapı temelin varlığının sürekliliği bakımından önemlidir. Devlet, hu­

kuksal sistem, siyasi partiler,

m e dya

ve başka yerlerde ka­

pitalizmden yana fıki rl er dalaşımda olmaksızın var olan mülkiyet sistemi biraz daha sallantıda olabilirdi. Marx'a göre, hukukun, dinin, siyasetin, akrabalığın ve devletin önemli ölçüde maddi ü retim işinin içinde olduğu pre­ kapitalist toplumlarda b u iki yönl ü tr afik çok daha açıktı. Ne d e bir biçimde daha az gerçek olması anlamında üstyapı, teınele göre ikincil değildir. Hapishaneler, kilise­ ler, okullar ve televizyon istasyonları, bankalar ve kömür madenieri kadar gerçektir. Belki t e m el, üstyapıdan daha

önemlidir; ama hangi

bakış

açısından daha önemH dir?

Sanat, insanilgın ruhsal iyiliği bakımından ye n i bir çiko­ latanın bulunmasından daha önemlidir; ancak sonuncusu g enellikle altyapının bir parçası ol arak görülürken , birin-

1 69


ı70 ,

Terry Eagleton

c isi gö rü l mez . Ma rksisd ere göre , tarihte çığır açıcı gel i ş ­ m el e r b üyük ölçüde düşünce ve inançların de ği l , maddi

güçlerin sonucu olduğu için altyapı daha ö nem lidir. D ü ş ü nc ele r ve i nançlar hay ran l ık u ya n dı racak kadar

e tkili olabilir; materya1 istlere göre bu nlar ancak güçlü maddi ç ı karl a da bi rlikte o lduğ u zaman gerçek ta ri h sel

bir güce d ö nü ş ebili r. Homerosos, Truva Savaş ı'nı onur, kah ra m a n l ı k, Tanrı'n ın t akdiri vb. açı la rd an görebilir ama

kendi tarzında tam bir materyalist olan Eski Yunanlı ta­ rihçi T hukydide s 'e göre, savaşın n e den i kaynak kıtl ığının yanı sıra Yu n an l ıl ar ı n ekim alanları açma ve talan için se ­ ferle r düzenleme ahşkanlıklarıydı; bunlar anlaşmazlığın

çok uzun sürmesine yol açmıştı. Thukydides aynı zaman­ da bütün Helen güç siste m in i n , denizciliğin il e rl em e s in e ve

bunun mümkün kıldığı ti caret ve b irik im e d aya nd ığı nı

söylemektedir. Materyalist tarih teorileri Marx'dan çok

daha gerilere uzanmaktadı r. Hem altyapıya, hem de üstyaplya ait pek çok kurum

vardır. AB D'deki Yeniden Doğuş kiliseleri, ideoloj i n in güç merkezleri olduğu kadar ol ağa n ü st ü kar getiren i şyerl e ri ­ dir. Aynı şey yayıncılık, medya ve

film

sanay i l e ri için de

geçerl idir. B azı ABD üniversiteleri hem çok büyük çap­

h iş kuruluşları, hem de bilgi fabrikalarıdır. Ya da Prens Cha rl e s' ı düşünün; var ol uşun u n n edeni, büyük ölçüde

Bri t anya kamuoyunda saygı uyandırmaktır ama b u işten aynı zamanda yüklü miktarda kar da elde eder. Ama elbette bütün insan varoluşu altya p ı ile üstya-


Mor11 �derı

Haklıydt?

/

pı arasında b ö l üneme z . Ne mad d i ü retime, ne de üs tya ­ pı dene n şeye ait o lan sayısız şey vardır. Dil, cinsel aşk, kaval kem iği, Venüs G ezegeni, şi ddetli pişmanlık, tango yapm a k, Kuzey York.shire bozkın

bunlardan

bi rka ç ıd ır.

Gördüğümüz üzere M a rksizm , Her Şeyin Teor isi de ğil ­

d1r. Sınıf mücadelesi ile kül tür arasında en ihtimal dışı ilişkilere rastlayabileceğimiz doğrudur. Cinsel aşk mad­ di temel

ile ilgil i di r çü n kü bunun sonucunda genelli kle, çocuk d ediğ imiz, potansiyel yeni işgücü ü re t ili r. Diş he­ kimleri 2008 k riz i n de, stres nedeniyle diş sıkmaların art­ sonucunda çene a ğrılarınd a di kkat çek ic i bir artış olduğunu rapor etmişlerdir. Felaket ka rşı s ı n da dişierin ması

kenetlenmesini n bir mecaz olmaktan çı kt ı ğ ı görülmek­ tedir. Edebiyatçı Mareel Proust h enüz ana rahmindeyken

Paris Komünü'nün patlama s ı ka r­ ş ısı n d a çok büyük üzünt üye kap ı l dığ ı için bazı yorumcu ­ lar bunun Proust'un yaşamJ boyun c a astımlJ olmasına yol açtığım tahmin etmektedir. P ro us t'un son derece u z u n , soylu annesi, sosyalist

dolambaçlı

cümlelerinin, güç

nefes

almasının bir

tür psi­

kolojik telafisi olduğuyla ilgili bir teori de vardır. Böyle bir durumda

Proust'un bir ilişki vardır. Eğer

sözdizimiy!e Paris Komünü aras ında

il gi l i model, üstyapı n ı n gerçekten

yapmakta ol­

duğu fon ksiyonları gerçekleştirmek üzere var olduğunu iddia e di yors a

ru o l ab il ir

elbette yanılmaktadır.

ama

sanat için

B u,

devlet i ç i n doğ­

doğr u d eğil di r.

rın , gazetelerin, kiliseterin

ve d evl eti n

Ne

de

okulla­

bütün faaliyetle­

rinin 'lar olan sosyal s istemi desteklemek olduğunu söy-

! 71


1 72

1 Terry E aç 1

e t on

!em ek doğrudur. Okular, küçüklere

ayakkabılarını nas ıl bağlayacaklarını öğretirken, televizyon kanalları hava durumu raporlarını yayı olarken ,"üstyapıs a1" olarak davran dıklarını iddi a etmek anlamsı zdır. Bunlar üretim i l işkilerinin payandalan değildir. D evle t

barış

göste ri­

cilerini coplamak üzere özel kuvvetlerini gönderir ama poUs aynı zamanda kay1p çocukları da arar. Tabloid ga­

zeteler göçmenleri açıkça suçladığı zaman

..

üstyapısal"'

olarak davranmaktadır; trafik kazaların ı rapor etiilde ­ rinde böyle değildir. (Bununla birlikte trafik kazaları ra­ porları her zaman sisteme karşı kullamlabilir. Britanya

Komünist Partisi gazetesi Daily Worker'in haber odasın­

da, yazı i şl e ri

müdür yardımcıianna trafik kazası rapor­

l arına ilişkin olarak "sı n ıf aç ı s ı n dan

diye

talimat verild i�i

söylenir.)

kiliselerio ya da tel evizyon

Bu

haberleştir yol da ş n ed en l e oku l la rın,

'"

istasyonlarınııı üstyapıya ait olduğunu ilan etmek yanıltıcıdır. Üstyapı bir yerden zi­ ya de bir pratikler d i z i s id ir. Muhtemelen Marx üstyapıyı b öyle düşünmerli am a bu onun savına ya rarl ı bir i n c el ik ka tmaktad ır. Muhtemelen ilkesel olarak h e r h an gi bir şe yin var olan sistemi destekle mek için kullanılabilece�i doğrudur. Eğer televizyon h ava du rumu sp ike r i yaklaşan k as ı. rg ayı bu haberin i zleyicilerin moralini bozacağmı dü ş ü ne rek ha­ fife alırsa ve böyle yapmadı�ı durumda bezgin yurttaş ­ lar muhtemelen neşeli ola nl a r gibi sıkı çal ışmayacaksa, o zam a n sunucu egemen güç l e rin bir ajanı gib i davran ıyor


Mar�

Neden Ho:klrydrl

1

olur. (Özellikle p atoloj ik olarak iyimse r ABD'de, kederin siyaseten huzur bozucu ol duğun a dair garip bir i n an ç var. ) Genellikle bu kurumların bazı açılardan böyle d avrandı­ ğının, bazısının da davranmadığını söyleyebiliriz. Ya da b a ıı sı bazı zamanlarda b öyle d av ran ır b aşka zamanlarda davranmaz. Bu durumda bir kurum çarşa mba günü "'üst­

yapısal" olabilir, cuma günü olmayabilir. " Üstyapı" sözcü­

ğü, b i r

uygulamayı belidi tür bir baglam içi ne oturtınayı

gerektirir. Bu, ilişkisel bir terimdir; bir tip faaliyetin bir diğerine göre fonksiyon unun ne old uğu sorusunu akla ge­

tirir. G. A. Cohen'in ileri sürdüğü gibi bu, belirli ekonomi

dışı kurum ları, iktisadi terim l erle açıklar. 1 9 Ama bu, böyle kurumların h epsini ya da yapmak istediklerinin tümünü ya da en başta niye ortaya çıktıklar ın ı açıklamaz. Gene de Marx'ın noktası, söylenenden daha keskin­

dir. Bu, bazı elmalar kırmızımsı kahverengi, bazısı değil d emek gibi bazı şeyler ü styapısaldır b azısı değildir diye açıkl an ama z . D aha ziyade , eğer sınıflı toplumlarda huku­ ku, siyaseti, din i, eğitimi ve kültür ü i nce le rs e k, bu kurum­

l arın yaptıklarının çoğunun var olan düzeni desteklemek olduğu n u görürüz. Ve gerçekten de bu n dan daha fazlasını bekleye meyi z. Kanunların özel mülkiyeti yasakla d ığı ya da çocukların düzenli biçi mde iktisadi rekabetin kötü lük­

leri hakkında eğitilclikleri hiçbir kapitalist uygarlık yok­ tur. Çok sayıda sanat ve edebirat yapıtının yoğu n biçi m de

19 G. A. Co hen, rih,

İşçi

ve

History, Labourand Freedam (Oxfard, 1 988), s. Özgürlük]

1 78.

[Ta ­

1 73


var olan düzene eleşti rel baktığı da doğrud ur. Shelley'nin, Blake' in,

Mary

Wollstonecraft'm,

Emily

Bronte'nin,

Dickerı.s'in, George O rwell'in ve D. H. Lawrence'ı n utan ­ madan egemen sınıflar adına propaganda yaptığını söyle­ mek anlamsızdır. Bununla birlikte eğer İngiliz edebiyatma bir bütün olarak bakarsak, nadiren toplumsal düzen eleş­ tirisinin mülkiyet sistemine kadar uzandığını gö r ürü z .

Artı-Değer Teorileri'nde Marx , ideol oj i üretimine karşı sa­

natı koyar ve "özgür manevi ü retim"den söz eder. Sanatın her ikisini de kapsaclığını söylemek daha doğru olabilir. Thomas Hardy'n in Jude the Obscure (Adsız Sansız Bir

Jude, İletişim Yayınevi, 2008) adlı romanında yoksul zanaatkar fude Fawley, Oxford'un Jerico diye bilinen

�çi

mahallesinde yaşarken alın yazısının, üniversitenin çan kules iyle ve dörtgen avl u suyla değil "kendisinin de içinde olduğ u , el emekçilerinin ya ş adığı çevrede yattığını; ziyaretçile r i n ve methiyecilerin ise burayı ş ehrin bir par çası olar ak görmedi.ğ1ni, ama burada ikaınet eden insanlar olmasaydı ne zorlu şeyleri okuyan lar bunları okuyabilir, ne de yüksek düşü nü rler yaşayabilirdi" der ( Kısım 2, lüm

6).

Bö­

Bu dokunaklı sözcükler Marx'ı n altyapı- üstyapı

öğret isi nden bir anlatı m mıdır? Tam değil. Materyalist bir ruh hali için de bunlar, hiçbir zih i nsel emeği n, el emeğ i olmadan gerçekl eşemeyeceğine d ikkati çekiyor. Oxford Üniversitesi, Jerico "temeli"nin "üstyapısıdır". Eğer aka­ demisyenler kendi kendileri nin aşçılan, su tesisatçıları, taş ustaları, matbaacıları vb. olsalardı, araştırma yapmak

·


Mcır:.ı Neden Hoklıydıl

1

için hiç zamanları olmazdı. Her senfoni ve katedral için geçerli olduğu gibi her felsefe eserinin önkoşulu da hiç dikkati çekmeyen bir el emekçileri ordusunun varlığıdır.

Ama

daha

önce gördüğümüz üzere Marx'ta bundan faz­

lası vardır. Bu, sadece Platcm'u incele mek için yemek ye­ meniz gerektiğin i değil, maddi üretimin örgütlenme biçi­ minin de Platon'u nasıl değerlendireceğinizi etkiteyeceği meselesidir. Önemli olan konu Oxford'da sadece düşünme faaliyeti­ nin hiç olmaması değil, var olan düşünme biçiminin nite­ liğidir. Herkes gibi Oxford akademisyenlerinin düşünce­ leri de yaşadıkları çağın maddi gerçekleri tarafından bi­ çimlenir. Çoğunun Platon'u ya da herhangi bir yazarı, özel ıi1ülkiyet haklarının temelini çürütecek biçi mde ele alma­ sı ya da toplumsal bir düzen ihtiyacından vb . bahsetmesi çok zayıf bir ihtimaldir. Jude, kol ejlerden b i ri n in müdü­ rüne umutsuzca nasıl öğrenci olabileceğini soran bir iki satır yazdığında, kendisi gibi bir emekçinin b una teşeb büs etmese daha iyi olacağına dair bir cevap alır. (Buradaki ironi muhtemelen Hardy'nin kendi sinin de, beli rtilen ne­ denlerle olmasa da, bu tavsiyeyi onaylamasıdır. ) Her şeyden önce bir üstyapıya neden gereks i n i m olsun ki? B unu sormak, ne den sanat, hukuk ya da dinimizin ol­ duğu nu sormaktan farklıdır. Bu sorunun pek çok cevabı vardır. Daha doğru soru: "Sanat, hukuk ve din neden, var olan sistemi meşrulaştırmakta bu kadar fazla rol oyna­

makta dır?" Bir .sözcükle bunun yanıtı

"teme1"in

kendisi-

175


1 76

J

Tıc>rry E ag l e t o n

nin bölün m üş olmasıdır. Üstyapıların rolü bu çelişkileri denetim altına almak ve onaylamaktır. Sömürü olduğu

i ç in üst yapıl ar ge r ekl idi r Eğer böyle olmasaydı gene de .

sanat, hukuk belki din bile olabilirdi. Ama artık bunların fonksiyonları bu kadar kötü o lmazdı. Tersine bütün bu baskıları yok edebilirler ve hepi miz daha özgür olabilir­

dik. Altyapı-üstyapı dikey bir modeldir. Ama onu yatay olarak da düşünebiliriz. Eğer b öyle yaparsak temel, siyasi olasılıkların en dış s ı n ı r ı olarak da görülebilir. Bu, nihai olarak her tü rlü reforma taviz verildikten sonra taleple­ rimize direnendir. Bu nedenle modelin siy a si önemi var­ dır. Sadece in s an l a rın düşüncelerini değiştirerek ya da yeni bir siyasi parti kurarak toplumun birinci derecede önemli öğelerinin değiştirilebileceğini -varsayan birisine bu işlerin nasıl yürüdüğünü göstermek öğretici olabilir; ama bütün bunlar genellikle çok anlamlı ol s a da, erkek­

ler ve kad inlar sonuçta bunlarla hayatlarını sürdürmez­

le r

.

Böylece sözü edilen kişi enerjisini daha yararlı bazı

amaçlara do ğ r u yeniden yönlendirebilir. Sosyalist politi ­

ka nın sürekl i zorl a dı ğı en son engeli altyapı temsil eder. Bu Amerikalıların deyimiyle nihai sonuçtur.

Amerikalılar

için bazen bu deyim para an l a mın a gelir; bu da Özgürlük

Ülkesi yurttaşlannın farkında

olmadan ne kada r Marks ist

olduğu nu gösterir. Bunun böyle olduğu, bir zaman önce

bir devlet ün iversitesinin güzel sanadar dekanıyla birlikte Ortabatı Amerika'nın çiçek açm ı ş gür mıs ır

tarlalannın

arasından arabaını sürerken, benim için açık h a le geldi .


Morx Neden Hak!rydı ?

[

Bu z eng i n mahsule bir b a kış atan dekan, "Bu yıl hasat iyi olacak. B u ndan bi rkaç yar dı m c ı do çentl ik kadrosu çıkar" dem i şt i .

Şu h alde m ateryalistler duygu suz yar at ıklar değildir. Ya da öylelerse bile bu, mater yalist ol m aları yüzünden de­

ğildir. Orta Avr upa ge l en eği nin içind eki Marx'ın ken disi

aşılması güç bir kültür adamı ydı; dokunaklı bir biçimde B alzac üstüne büyük kitabın ı yazabiirnek için Kap ital'in " iktisadi saçmalığı" dediği şeyle işinin b itmesini özlemle

istiyordu. Bunu hiçbir zam an yapamaması onun için ta­

lihs izlikti ama belki bizim i çin hayırlı oldu . Bir keresinde Kap ital'i yazmak için sağlığını, mutluluğunu ve ailesi­

ni gözden çıkardığından ama insan l ığı n acılarına sırtını dönseydi o zaman da bir "öküz" o lac ağınd an söz etmişti.20 Aynı zamanda hiç kimsenin para kazanmak için bu kadar çok yazı yazıp eline bu kadar az para geçmediğinden söz etmişti. O. tutkulu, h iciv yapma yeteneği olan ve nükte­ dan, b oyun eğmeyen, zevk d uygusu gelişkin, gü l er yüzlü, sert tart ışmalara g i ren bir insandı; çok b üyük yoksullu ­ ğa ve

kronik sağlık sorunları na rağmen ayakta kalmayı

başar m ı ştı Y Tabii bir ataestti, marreviyat s a hibi olmak için dindar olmaya iht iyac ı yoktu ve Mu seviliğin bazı bü­ yü k konuları -adalet, özgürlük, barış ve boll uğun hüküm sürmesi, he s ap verme günü, tarihin sadece bireyin değil, 20 Bkz. S. H. Rigby, Engels and the

ter, l992), s. 233 .

21

Formatioıı of Mar:ıdsm (Manches­

lEngels ve Marksizmin

Marx'ın nefis bir biyografisi için

(Londra, 1 999).

(Karl Marx, çev.

Biçimlenişi]

bkz. Francis Wheen, Karl M(.jrX Çağalı Güven, E Yayınları, 2009.)

Gül

177


178

1 Tt" rry E;ıgleton bütün mülksi.lz h alklar bakımından özg ü rlük ve kurtuluş an latısı olarak görülmesi- onun eserleri n de uygun sekü­ ler b içim lerde yer alır. M usevilerin düşmanlık beslediği idollere, feti�lere ve kö l e le şt i cici hayallere karşı da tutumu benzerdi. Dine gelin ce Musevi, İslam ve Hıristiyan Marksistler olmuş ve bunlar ku rtuluş ideolojisi denen akımı destek­ lem işlerdir. B unların hepsi Marx'ın anl adı ğı anlamda materyal istti. Marx'ın kızı Eleanor Marx'a göre babası bir keresinde annesi n e eğer "metafiziksel ihtiyaçlarını tat m i n etmek" istiyorsa bunları anı sıra ka t ıldı ğı S eküler Cemiyet'te değil, Musevi peygamberlerde bulabileceğini söylemiş.32 Marksist materyalizm "Her şey atomlarda n oluşmuştur" ya da " Tanrı yok" gi bi evrenle ilgili bir an ­ latım değildir.

O, tarihsel hayvan ların n a sıl fonksiyonları

olduğuna ilişkin bir te oridir. Musevi mirasa uygun düş en biçimde Marx çok sıkı ça­ l ışan erdemli bir düşünürdü. Na sıl Kapital'i bitirince Bal­ zac üstüne yazmayı düş ü n düğ ü n ü söylemişse, ben ze r şe­ ki lde ahlak hakkında da yazmak niyetindeydi. Onun du y­ gusuz, ahlaki sorunlara karşı i l gisi z ve toplu ma tamamen

bil imsel yaklaştığma ilişki n öny arg ıla r için bu kadarı ye ­

t er Kapitalist t o pl u m hakkında şunları yazan bir insanın .

böylesi önyargılarla değerlen dirilmesini anlamak gü ç tür: " [ Kapitalist toplum ] insanlar arasındaki bütün hakiki 22 Bkz. Max Beer, Fifty Years ofInternational Sociallsm ( L(mdra, 1935), s. 74. Bu kaynak içiıı Marc Mullıolland'a te*ekkür ederim. [Enternasyo­ nal Sosyal izmin

Elli Yılı]


Mora Nrdetı

Haklıyclı?

1

bağları parçaladı; bunun yerine egoistliği, bencil ihtiyaç­ ları g e çi rdi ve insanların dünyasını, birbirlerine düşman atomize bireyler dünyası nın içinde eritti."23 Marx'a göre

kapitalist toplumu yöneten ahlak

yal n ı zc a benim içi n

-

karlıysa sana yararlı olabili r im düşüncesi- tiksindirici bir yaşam biçimiydi. Dostlarımıza ya da çocuklarımıza b öyl e

davranm ayız, o zam an neden kamusal alan da, b aşkaları ­ na

böyle davran man ın

tam amen normal bir şey olduğunu

kabul e del im ? Marx'ın sıkça ahlaklılığı suçladığı doğrudur. Ama bu­ nu n la kastettiği man ev i öğeleri, maddi faktörlerin al eyhi ­ ne öne çıkaran bir tür tarihsel araştırma yöntem idir. Bu­ nun i ç in doğru terim ahlaklılık değil ahlakçılıktır. Ahlak­

çılık "ahlaki de ğerle r dedi ği miz. şeyleri ye r aldıklan bü­ "

tün tarihsel bağlamlarından soyutl ay ıp, genellikle mutlak

ahlaki hükümler ve rerek yoluna devam eder. Bunun ter­ sine, ahlaka dair gerçek

bir

inc el em ede insan ı n durumu­

nun b ütün yönleri araştırılır. B öyle b i r inceleme, insanın değerlerini, davranışını, ilişkileri ni, kişil i k özelliklerini, bunları biçimlendiren s os ya l ve tarihsel g üçle rde n ayıra­

rak ele al m ayı reddeder. Böylece ahlaki y a rgı ile bilimsel

analiz arasında yapılan sahte ayrıma düşmez . Gerçek bir ahlaki hüküm için bütün ilgili olayları n miimkün o l d u ­ ğu k ad a r titizlikle incelenmesi ger ekir. Bu anla m da Marx,

kendisi her zaman farkında olmasa da, Aristoteles gele n e ­ ğ i n de gerçek bir ah!akçıydı. 23

Aktaran Tom Bottomore (ed.), !nterpretations afMarx (O.xford, 1 988), 275. [Marx Yorumlan i

5.

1 79


ıso

1

Terry E.ı.g le to n

Dahası

o, ahiakın hukuktan, sorumluluklardan, kural­

lardan ve yasaklardan ib a re t olma dı ğını, en özgür, dolu

dol u ve kend ini gerçekleştirecek biçimde yaş am a sorunu o lduğ u n u belirten büyük A risto tel e s geleneğinin de bir parçasıydı. Marx i çin ahlaklı olmak nihayetinde kişini n keyfin ce yaşamasıydı.

Ama kim s e hayatını b i r b a ş ı na ya­

şayamadığı n a göre ahlak,

politikayı da k ap s am a k zorun­

daydı. Aristoteles d e böyl e düşünüyordu. Ma rreviyat ge rçe kten papazı n

öt eki dü nyaya dairdir. Ama bu

algıladığı öteki dünya değildir. Bu, sosyalistlerin,

kesinlikle son kullanım tarihi ge çm iş in yerine, gelecekte

kurmayı ümit ettikleri öteki dü nyad ı r. Bu anlamda he r kim ötek i ce

dü nya l ı değilse, bu anl a m d a açıkça etrafına iyi ­

bakmamış demektir.


YEDİ

sınıf

Mnrhizmle ilgili hiçbir ,çey,

konusu

kadar

bıktı rıcı sapiantıdan dah a çağdı ş ı degildir Mark s istler .

dikkat etmemiş ola bilir ama

sosyal

sınıf m anzarası

Ma rx'ları bu yana tan ı n m ayacak ölçüde değişmiştir. Özellikle safça .�osyalizmi getireceğiili hayal ettikleri işçi sınıfı n e redeyse iz b ı ra km a dan s i lin ip gitmi�t i r. A r t ı k s m ıfı n giderek daha az u m u rsandığı, sosyal akışkanlığın

ycışıyoruz; kazıkiara

gide rek

a rttığı

sosya l

bir

dü nyada

sınıf m ü cadelesiyle ilgW laflar, kafirlerin bağlanıp

yakılması

kadar

a rkaiktir.

Şeytani, silindir şapkalı kapitalist gibi devrimci işçi de Ma rks i s t h ayaleiliğin b i r uydurmasıdır.

Marksistlerin ütopya fikriyle sor unları önce

olduğuna daha

değinmiştik. Şimdilerde yönetim ku rulu başkan­

lannın h er zaman spor ayakkabıyla d olaştı ğı Makineye ,

Karşı Ö fke

[ Rage Against the Machine] müzik g rubun u

dinledikleri, çalışanlarına ne olur

bana "Tonton Abiıniz"

deyin isteği nedeniyle, sosyal bir sınıtin yeryüzünden si­ lindiği yanılgısını Marksistler reddeder. Marksizm sı nıfı


182

1

Terry �agleıon

tarz, statü, gelir, şive, meslek ya da duvarınıza ördek mi yoksa D e ga s resiml eri mi astığınıza bakarak tanımlamaz. Sosyalist e r kekle r ve kad ınl a r yüzyıllarca z ü pp el iğ i yok et­ mek için mücadele etmediler ve hatta bazen de ölm ediler. Tuhaf Amerikan kavramı "sınıfçılık", sınıfın d a h a çok b i r tavı r sorunu

olduğuna işaret etm ekte di r. Nasıl be­

yazlar, Afrikalı A merikalılara karş ı üstünlük taslama­ malıysa, orta sınıf da işçi sınıfını hor gö rmem el i . Ama Marks izm

bir tavır meselesi deği l d i r. Marksizm için s ı n ı f,

Aristoteles'teki

erdem sorununa benzer; ön e mli olan, na­

sıl hissettiğiniz değil , ne yaptığınızdır. Söz konus u olan belirli bir üretim biçimi n in içinde nerede durduğunuzdur -köle, kendi b aşın a çalışan köylü, kiracı

çiftçi, sermaye

sahibi, banker, işgücünü satan e mekçi , küçü k mül k sahibi vb. olup olmadığınızdır. Etonyalılar "h?' harfini düşürerek

konuştukları, kraliyet ailesinin p rensleri gece kulübünün dışındaki

çu ku rl ara kustukları ya da kimi antika sınıf ay­

rımı biçimleri, para denen evrensel çözücü tarafından bu­ l a ndı r ıldığı için Ma rks izm kepenklerini kapatmak zorun­

da ka lmad ı . Ö zellikle Mick Jagger ile s enl i benli olmasının Avr upa

aristokrasisini şereflendirmesi, sınıfsız top lumun

yolunu açmak bakımından başarısız kaldı.

İşçi sınıfının yok olduğunun varsayrlmasına dair ol­ du kç a

fazla şey duyduk. Ama bu konuya dönmeden önce,

daha az sözü edilen geleneksel yüksek burjuvazi ya da üst­

orta sınıflar muhabbetine ne dersiniz? Perry A n d erson' un b el ir tt iği gibi, Mareel P roust ve Thomas Mann g ib i ede­ biyatçı l arın unutulm az

portrelerini çizdiği o tür erkekler

.


Marx Nedı:n liahlıydı?

f

ve kadınlar şimdi yok. Anderson, "Genel anlamda, Bau­ delaire ya da Marx'ın, Ibsen ya da Rimbaud'nun, Groz ya ' da Brecht'in -h atta Sartre ya da O'Hara nın bile- bildiği burj uvazi artık geçmişe ait bir şey" diye yazar. Bununla birlikte bu ölüm ilanı karşısı nda fazla heyecanlan mamalı. Anderson şöyle devam eder: "O eski sağlam amfitiyatro­ nun

yerin e bir akvaryumun içinde yüzen, gözden çabuk

kayb ol a n görünüşler geçmiştir - ışıldaklar ve işletmeciler, denetçiler ve hademeler, yöneticiler ve çağdaş kapitaliz­ min vurguncuları: Hiçbir sağlam ya da değişmez kiml iği tanımayan parasal evrenin faal iyetleri ." 1 Smıfın bileşi mi sürekl i olarak değişmektedir. Ama bu, s ın ı fın iz bırakma­ dan yok olması demek değildir.

Ayrımları karıştırmak, h iyerarşileri çökcrtmek, en çe ­ şitli yaşam biçi mlerini karmakarışık bir halde bir araya toplamak, kapitalizmin doğasında vardır. Hiçbir yaşam biçimi bundan daha fazla melez ve çoğulcu değildir. İş kimin kesin o larak sö ınürüleceğine gelince s istem, hay­ ranlık uyandıracak derecede eşitlikçidir. O zaman en sofu postmodern kadar h iyerarşi karşıtı, en samimi Anglikan papazı kadar cömertçe herkesi kucaklayıcı olur. Mutlak surette hiç kimseyi dışarıda bırakmamak için telaşlan ır.

Kar el de etmek söz konusu olduğunda, s iyah ve beyaz,

kadınlar ve

erkekl er, yeni

yürümeye başJayan çocuk1ar

ve yaşlı yurttaşlar, Wakefield mahalleleri ve S umatra'nın köyleri, hepsi d eğirmeninde öğütülecek tahıldır; hepsinin ı

Perry Anderson, The Origirıs of Postmııdernity (Londra. 1 998), s. 85. (P05tmodernitcnin Kökenlı:ri, çev. Elçin Gen, İletişim Yayını:vi, 2002. )

183


1 84

1 Tli!'rry Eag leıon karş ı s ı n d a

kusursuz bi çi mde tarafsızdır. Büyük düzl eyi ci,

sosyal izm deği l , meta modelidir. Meta, ticisinin nerede okula

p o t a ns iyel tüke­

gittiğiyle, ka fı ye yap m a k için bir

sözcüğü şöyle değil böyle okumasıyla ilgilenmez. Tam da Marx ın şiddetle karşı çıkt ı ğı tür bir aynılığı '

dayatı r.

Dolayısıyla ileri kapit ali zmin sınıfsızlık aldatmasını besleyip du rmas ı na

şaşırmamalıyız. Bu, sadece sistemin

gerçek eşitsizliklerinin arkasına saklandığı bir d ış görünüş değildir; onun doğasında vardır. Bütün bunlara rağmen, takım elbise

g iyil m eyen modern ofislerdeki ne ş eli sohbet­

ler ile zen g i nlik ve güç ayrı mlarının şimdiye kadar olma­ dığ ı ö l çüde bir yarılma

meydana getirdiği küresel sistem

arasın d a çarpıcı bir tezat vardır. Ekonomi nin bazı sektör­ lerinde eski tip hiyerarşi ler yerini, ilet i ş i m

ağı

ademi merkeziyetçi,

temelli, grup yörtelimli, bilgi yoğun ilk isi mle ,

hitap edilen, resmi ol mayan örgütlenme biçim lerine bı- . rakmış olabi lir Ama sermaye hiç olmadığı kadar az s ayıd a .

elde toplanınayı sürdürüyor

ve her saat yokluk çekenlerin

ve mülksüzlerin safları şişiyor. Yönetim kurulu başkan ı kot pa ntolon ve tenis ayakkabıs ıyla dolaşırken, yeryüzünde bir m ilyard an çok insan her gün

açlık çekiyor Yerkü renin g ü ­ .

n eyin deki mega-şehirlerin çoğu berbat balık, salgın hastalıkların kol

kokan, aşırı kala­

gezdiği varoşlardan oluşu­

yor ve buralarda yaşayan insanlar dünya kent nüfusunun

üçte birini temsil ediyor. Daha ge nel olarak ken t yoksullan dünya nüfusunun en az yarıs ı kadardır.1 Bu arada Batı'da

2

Bkı.. Mike Davis, Plmıet ufSiums

(Londra, 2006), s. 25.


Mar:f Neden Hak/1yd1?

1

bazıları ateşli bir hevesl e dünyanın geri kalan ına liberal de mokra siyi yaymak isterken, dünyanın kade ri, hissedar­

larından başka kimseye hesap vermek zorunda olmayan bir avuç Batı kaynaklı şirketçe biçimleniyor. Böyle olmakla birl ikte Marksistler, bir kişinin avcılığa ya da sigara i çmeye karşı olması gibi sıradan bir biçimde kapital ist sınıfa "karşı" değildir. D ah a önce gördüğümüz üzere kimse Marx'tan daha fazla onların ol a ğ a nü stü ba­ şarıları n ı takdir etmemişti. İ şte bu başarılar nedeniyle, si­ yasi desp otluğa karşı kitlesel bir mu halefet gelişti; se rvet birikimi, evrensel refah, bireye saygı, yurttaş özgürlükle­ ri, demokratik haklar, gerçekten enternasyonal bir toplum beklentisine yol açtı; zaten sosyal izmin de bunların ger­ çekleştirilmesine ihtiyacı vardı. Sınıfsal tarih basitçe bir kenara atılmak yerin e kullanılmalıydı. Gördüğümüz gibi kap italizm hem özgürleştirici, hem de yıkıcı bir güçtür; herhangi bir siyaset teorisinden çok daha fazla ölçüde,

sersernce bir kutsama ya da sın ırsız bir suçlu çıkarınanın tersine Marksizm mantıklı bir açıklama getirmenin pe­ şinde oldu. Kapitalizmin istemed en d ünyaya verdiği bü­ yük h ediyelerin arasında işçi sınıfı da vardı; b u toplum­ sal güç ken di çıkarı için, ilkesel olarak sistemi devralacak noktaya doğru ş ahlanmaktaydı. Marx'ın tarih öngörüsü­ nün merkezindeki ironinin bir nedeni buydu. Kapital ist

düzenin kendi mezar kazıcısını doğurması öngörüsünde kara mizalı vardır. Marksizm, çalışmakta gö rkemli b ir erdemlilik görd ü ­ ğ ü i ç i n işçi sınıfına o d aklanmadı. Hırsızlar v e b anka-

1 85


1 86

1

Terry Eagletorı

c ı l ar d a

ça l ı şm ak t a d ı r ama Marx bunların ya n d a şl ı ğın ı

yap makla tanın maz. (Ancak bir keresinde kendi iktisat

pa r a d is i n i yaparken ev hırsızlığı hakkı nd a yazmıştı.) Gördüğümüz ü ze re Marksizm mümkün ola­ b il diği n ce ça l ı şmayı kaldırmak ister. İşçi sınıfına böyle s i bir s iyasi önem verilmesi, bütün sosyal g ru plar arasın­ da en m a ğd u r u oid u ğu iddia edildiği için d e ğil d i r. Yer­ siz yurtsuzlar, öğrenciler, mü l t ec il er, yaşlılar, iş s izl e r ve sürekli işsiz kal m aya mahkum olanlar gibi pek ç ok bu tü r grup vardır ve ge n ell i kle bunlar ortalama bir işçiye göre daha yoksuldur. İ şçi s ı n ı fı hanyolu evlerde oturma­ ya başlayınca ya da renkli televizyon alınca da Marksiz­ mi ilgilendirmeyi sürdürür. En b el i rl e yi c i nokta, onun kapitalist üret im b i çi m i içindel<i yeridir. Yalnızca bu sistemin i ç i nde olup, onun nasıl işlediğ ini bilen; sistem tarafından vasıflı, siyasi bilinci olan kolektif bir güç bi- . çim inde ö rgütl ene n ; sistemin başarıyla ç a lış m a sı için

teo ris inin

vazgeçilmez olan ama onun alt edilmesinde maddi çı­

karı

bulunanlar, muhtemelen yönetim i ele geçirebilir ve

herkesin ya ra r ı n a

ola ca k şe ki lde i şlet e bil i rler. H içbi r iyi n iye tli pederşahi bir kişi ya da dışarıdan bir grup eylem­

adına yapamaz; b a ş k a b i r d eyi şle , Ma r x ' ın i şç i sınıfıyla i l gil e n m e s i (ki zamanında nüfusun büyü k ç o ğunluğ uydu) , onu n demokrasiye olan derin s aygısın­ ci b u nu o n l a r

dan ayrılamaz.

Marx'ın işçi sınıfını bu kad ar önemsemesi, başka şeyle­ rin yanı sıra, onu evrensel özgürleşmenin taşıyıcısı olarak görmesinden

kaynaklanıyordu:


Marx Neden Hr:ıkilydt?

!

Köklü .zincirleri olan, sivil toplumun içinde ama o toplu� mun bir sınıfı olmayan, bütün sınıfların dağılmasına yol

b i r sınıf oluşmalı; toplumun bir kesimini ol uştura n bu sınıf, evrensel olarak acı çektiği i çin özelliği evren� selliktir; belirli b i r çozüm talep etmez ç ü nkü maruz kal� açan

d ı ğ ı belirli bir zulüm değil genel bir haksızlıktır. H içbir

geleneksel statü değil, yalnızca insan olma statüsü talep eden ( . . . ) kısaca

insanlık bakımından toplam bir zayi at

söz konusu olduğu içi n , ken disini ancak bütün insa nlığın ku rtuluşu ile kurtaracak bir toplumsal sınıf ol u ş ma l ıdır. Bu belirl i sınıf, toplumun

p ro/etaryad ı r. ·'

ç ö zü nm e sini sağlayacak ol an

Marx için işçi sınıfı bir anlamda belirli bir sosyal grup ­ tur. Ancak ona göre, bu sınıfa karşı yapılan kötülükler, pek çok b aşka kötülükler anlamına da gelir (eınperyal savaş­ lar, sömürgeci yayılma, açlık, soykın m, doğanın talam, bir ölçüde ırkçılık ve ataerkillik); işçi sınıfın ı n kendi alanının çok ötesinde de anlamı vardır. Bu, bir b akıma evrensel bir suç u temsil ettiği ne i n an ı lan günah keçilerinin şehirden sür üldükleri ama tam da bu nedenle yeni bir toplumun ku ruluşunda köşe taşları olacak gücü kazandıkları eskiçağ

toplumlarındaki duruma benzer. Çü nkü kapitalist sistem içi n hem gerekli, h em de dışlanan bu "sınıf olmayan sınıf" bir tür bilmece ya da merak konu su d ur. Sözcük anlam ıyi a o toplumsal bir düzen yaratır -sessizce sürüp giden ça� lışmasıyla görkemli bir yapı inşa edilir- ama o, bu düze�

3

Marx, Ccmtribııtion to ılı e Critique ofHegel'"s Ph ilosophy ofR ight, Marx

and

Engels: Selected Works

(londra, 1968),

s. 219. (Hege/'in Hukuk

Felsefesinin Elejtirisi, Çev. Kenan Somer, Sol Yayınları.

1 997.)

187


1 88

1

Terry E � g l eton

ni n içinde gerçekten temsil edilmez ve insanlığının tam olarak farkın a vanlmaz. O hem işlevsel ve mülksüz, hem kendine özgü ve evrenseldir; sivil toplumun ayrılmaz bir parçasıdır ama bir tür hiçbir şeydir. Bu anlamda toplumun temeli kendisiyle çeliştiği içi n işçi sınıfı, bu düzenin bütün m antığının, çözülme ve par­ çala n ına noktasını gösterir. Uygarlık destesinin j okeridir; ne içinde, ne de dışında güvendedir; o hayat biçimini oluşturan çelişkilerle karşı karşıya gelmeye zorlandığı bir yerdedir. İşçi sınıfının var olan durumu muhafaza etmek­ te hiçbir gerçek çıkarı olmadığı için, düzenin i çinde kıs­ men görünmezdir; ama tam da aynı nedenle alternatif bir geleceğin önceden hab ercisidir. Olumsuzlama anlamında toplum u n "ayrışması n ı" ifade eder; artık sosyal düzenin çöplerinin ya da atık maddelerinin hiçbir gerçek yeri ol ­ mayacaktı r. Bu anlamda işçi sınıfı, radikal bir kopuş ve. yeniden yapılanmanın içinde neler olması gerektiğini gösterir. Ama bu aynı zaman da olumlu anlamda var olan toplumun ayrışmasıdır çünkü en s o nunda iktidarı alacak olan bu sınıf, sınıflı toplumu tamamen yok edecektir. O zaman bireyler sonunda toplumsal sınıf kısıtlamalarından kurtulacak ve kendileri olarak gelişebileceklerdir. Bu an­ lamda işçi sınıfı ayn ı zamanda "evrensel"dir ç ünkü ken ­ di koşullarını dönüştürmenin peşindeyken benzer sınıflı toplurnlara ilişkin bütün iğrenç h i kayeterin son sah nesi­ nin perdesini de indirecektir. İşte bir başka ironi ya da çelişki: Sadece sınıf aracılığıy­ la sınıfı alt etme olgusu. Eğer Marksizm sınıf kavramıyla


Marx Neden Hok/iydt?

1

bu kad ar çok meşgul ol uyors a bunun sadece nedeni sınıf­ ta n kurtulmak istemesidir. Marx'ın kendisinin toplumsal

sınıfı bir yabancılaşma biçimi olarak gördüğü anlaşılıyor. Erkeklere ve kadınlara basitçe "işçiler" ya da "kapitalist­ ler" demek onların özgün bireyselliklerini kimliksiz b i r kategorinin içine göm mekt i r. Aına bu yabancılaşma yal­

nızca içeriden çözülür. Sınıf meselesinin çözülmesi gös­ termelik biçimde bunu istemekle değil, sonuna kadar gidilerek, bunun kaçınılmaz bir sosyal gerçeklik olduğu kabul edilerek halledilebilir. Irk ve cinsiyet konularında da durum benzerdir. Amerikan liberallerinin yaptığı gibi herkesi "özel" olarak (herhalde Donald Trump ve Bo s tan c ani s i de dahildir) kabul etmek yeterli değildir. İnsanların anonim bir biçimde bir araya getiri lmeleri bir anlamda

yabancılaşmadır ama başka bir anlamda o n la r ın özgürleş­ mesinin koş uludur_ Bir kere daha, t a r i h "kötü" yanıyla yü­

rümektedir. Ruritanya Özgü rlük Hareket i'nin he r ferdi n in öı:gün oldu ğunu düşünen iyi niyetl i liberaller, bu ha reke­ tlıı amacını kavramaınaktadır_ Onun amacı Ru r itan ya l ı ­ ları kendile ri ni özgürleştirecek noktay a getirmektir.

Eğer

bu şimdi sağlanabils e Özgürlük Hareketi'ne ihtiyaçları kalmaz. Marksizm işçi sınıfıyla ilgilenirken onun ötesine bak­

masının bir anlamı daha vardır. Öı.saygısı olan h içbir sosyalist, iş çi sınıfının ke ndi başula kapitalizmi devi re. ceğine h i ç inanmamıştır. Bu göz korkutucu görev ancak siyasi ittifaktarla akla yatkın hale gelir. Marx, sanayi işçi· l e rin i n henüz azınlıkta olduğu özellikle Fransa, Rusya ve

189


I 90

i

lerry Eagleton

A\manya'da işçi sınıfının küçük burj uva köylüyü destek­ lemesi gerektiğini düşünmüştür. B olşevikle r birleşik, işçi, yoksul köylü, asker, den izci, kentli entelektüel vb. ce p hesi

kurmay a çalışmıştır. Bu arada, orij i nal proletaryanın mavi -yakalı erkek işçi­ ler olmadığını not edelim. Eski- çağ toplumlarında bunlar alt sınıftan kadınlardt. "Proletarya" sözcüğü bize Latince üremenin sonucu olan "çocuk"tan geçmiştir; devlete h i z­

m et etmek için rabimierinden başka s u n ac ak h içbir şeyle­ ri o lm a y a n ç ok yo ks ullar anlamına gel ir İktisadi yaşama .

hiçb i r biçimde k atkıda b u l unamayac ak kadar yoksun ve yoksu l olan bu kadınlar işgücü olarak çocuk doğurmak­

tayd ı Vücutlarının .

meyvesinden başka verecek h içb i r

şe yl e ri yo ktu Toplumun onlardan talep ettiği üretim de· .

ğil ü re m eydi P roletarya, üretim sürecinin için dekilerden .

değil, dışındakilerin arasından ç ı kıp h ayat a b aşlıyord u.

Ancak onların katlanmak zorunda oldukları ça lı ş m a ko ­ şulları, iri kaya l arın kınlmasından çok daha ac ı l ı ydı Bugün

.

Üçüncü Dünya'nın çok kötü koşullardaki atölye­

lerinde ve tarım işçisi olarak çalışan tipik proletarya h ala

kad ı n d ı r. Victoria za manında alt�orta sınıf erkeklerinin oluşt urduğu beyaz-yakalı işçilerin ye d eği gün ü m ü zde ge­ ,

nellikl e vasıflı e rkek işçilerden daha az ücret ödenen iş çi sın ıfı kadınlarıdır. B irinci D ünya S ava ş ı n dan sonra ağır '

s an ayi n i n öneminin azalmasıyla birl ikte muazzam bir ar­ tış gösteren tezgahtarlık ve s ekreterlik işlerini de çoğun­ lukla kadı nla r yapmaktadır. Marx'ın zamanında ücretli


Marx Neden Ha�/tydt1 1 1 9 1

işç i lerin içinde en büyük grup sanayi iş çil eri değil, çoğu kadın olan ev hizmetçileriydi. Şu halde işçi sınıfı her zaman adaleli, iyi balyoz kul­ lanan erkeklerden oluşmuyordu. Eğe r b öyle olduğunu düşünm üşserriz coğrafyacı David Harvey' in, "Küresel proletarya her zamankinden çok daha fazla"4 saptaması­ na şaşırabilirsiniz. Eğer işçi s ı n ıfından kastedilen ma vi ­ yak a l ı fabrika işçileriyse o zaman bunlar gerçekten il e ri kapitalist ülkele rde hızla azaldı; ama bunun kıs men bir nedeni, bu işlerin önemli bir bölümünün yeryüzünün çok yoksul b ölgelerinde yapt ırılmasıdır. B ununla birlikte kü resel ölçekte sanayi proletaryasının azaldığı doğr udur. Gene de Britanya dünyanın atölyes iyken bile ev hizmet­ lileri ve tarım işçileri, imalat sarrayisi işçilerinden sayıca daha çoktu.5 Ve vasıfsız işlerin azalması, beyaz-yakalı işle­

rin artması eğilim i hiç de "postmod ern" bir hadise olma­ yıp; tersine ortaya çıkışı 20. yüzyılın başlarıdır. Marx da işçi sınıfından s ayılmak için ille de el işçiliği

yapmak gerekmediğini düşünür. Ö r n eğ i n Kapital'de tica­ ret alanındaki işçileri, sanayi işçileriyle aynı düzeyde ele

4

Aktaran Leo Panitclı ve Coiin Leys (eds.), The Socialist Register (New York, 1 998), s.

5

68.

Bundan sonraki açık!ama!anm için diğerlerinin )".lnı sıra şu kaynak­

Callinkos ve Chris Harman, The Changing Wor­ 1987) [ Degişen l�çi Sınıfı]: Lindsey G erman, A Questiorı of Class (Londra, 1 996) [Sıoıf Sorunu]; ve Chris Harman, "The Workers of the World," [Dılnya Işçileri ! [nternational

lardan yararlandım:

kiııg Cla55 (Londra ve Melbourne,

Socialism, no. 96 (Sonbahar, 2002) .


1 92

Terry E.agletorı

alır ve doğrudan meta

üretmek

anlamında, proletaryayı

sadece üretken işçiler olarak tanımlamayı

reddeder.

Daha

doğrusu, işçi sınıfı işgücünü sermayeye satmak zorunda olan, onun baskıcı dis i plini altında sürünen, çalış ma ko­ şulların ı çok az ya da hiç

kontrol

edemeyen herkesi kap­

sar. Tersinden konuşursak, onları kap ita lizm i n yok olma­ sından en

çok

yararlanacaklar olarak tanımlayabiliriz. Bu

anlamda, genellikle vasıfsız, düşük ücretli, iş güvencesiz ve iş sürecinde

görüşleri hesaba ka tıl m ayan alt düzeydeki

beyaz-yakalı işçiler de işçi sınıfının arası nda

Sa)Tllmahdır.

Sanay i işçileri olduğu gibi beyaz-yakalı işçi sınıfı dı r ;

da var­

bu, bağımsıdığı ya da otoritesi olmayan, sekreterle­

rin, teknik

ve

id ar i işlerde

çalışanların

pek

çoğunu

kap­

s ar. Sınıf meselesinin sadece soyut yasal mülkiyette ilgili

ol ma d ı ğ ı n ı , kendi yararına, b aş kala rı n ın üstünde gücünü kullanma kapasitesi olduğunu da hatırlayalım. işçi sınıfının cenaze töre n i n i yönetmeye hevesli olan ­ la r arasından, bilgi, iletişim

ve

h iz me t sektörlerinin mu ­

azzam büyümesinden p ek

çok

şey çıkaranlar oldu. Daha

önce gördüğümüz üzere

sanayi

kapitalizme,

"tüketim"

kapitalizme ya

kapitalizm i n den, "geç''

kapitalizmine, "sanayi

da "postmodern..

kapitalizme

çekten dikkate değer değişiklikler

zamanda

bütün

ortaya

sonrası"

geçişte,

çıktı.

ger­

Ama aynı

bunlardan hi çbiri n i n kapitalizmin te m el

özelliği olan mülkiyet ilişkilerini değiştirmediğini gör­ dük. Te rsin e bu

tür d eği şiklikle r çoğ u n l u kla bunların ge­

l i ş m es in i n ve sağlamtaşmasının yararına olmuştur. Aynı


MotK Neden Hakliydı?

1

zamanda hizmetler sektöründeki işlerin, geleneksel sana­ yilerdeki çalışma kadar ağı r, pis ve sevimsiz olduğunu da hatırlam alıyız. Yalnızca pahalı yerl erdeki şefleri ve Harley Caddesi danışma görevlile rini değil, dok, ulaşım, posta, hastane, çöp toplama, temizlik ve hazır yiyecek-içecek hizmeti işçilerini de düşün memiz gerekir. Gerçekten de ücret, çalışanların kontrol gücü ve koşullar bakımından imalat sanayisi ile h izmet işçileri arasındaki ayrım genel­ likle neredeyse görülemez. Çağrı merkezlerinde çalışan­ lar, kömür maden i n dekiler kadar s ömür ülmekte dirler. "Hizmet" ya da "beyaz-yakalı" gibi etiket ler, örneğin uçak pilotlan ile hastane h ademeleri ya da kıdemli bürokratlar ile otel oda hizmetiileri arasındaki muazzam farkları giz­ l erneye hizmet etm ektedir. Jules Townshend'in belirttiği gibi "çalışma koşulları üstünde hiç kontrolü olmayan , iş güvencesiz, düşük ücretli alt düzeydeki beyaz-yakalı işçi­ leri, işçi sınıfının dışında kategorileştirmek sezgisel ola­ rak bile kuşkulanmaya açık bir durumdur".6 Zaten hizmet sektörünün içinde de hatırı sayılır mik­ tarda imalat vardır. Eğer sanayi işçisi yerini banka m e ­ muruna ve kadın barmene bıraktıysa o zaman b ütün b u ban kalar, masalar, bilgisayarlar, para makineleri nereden gel iyor? Garson, şoför, öğretim yardımcısı ya da bilgisayar operatörü, sadece elle tutulabilen bir şey üretmedikleri için orta sınıfta n sayıl mıyorlar. Maddi çıkarlar söz konu-

6

Jules Townshend, The Politics of Marxism (Londra ve New York, 1 996), s. 237. [ Marksizm'in Sipseti]

193


194

1

Te rry Eagleton

su

o l du ğunda , aşırı sömürülen bu ücretli kö l e le rin daha

eşitlikçi bir d üzenin

yarat ılm a s ı n da menfaati vardır. Mu­

azzam em ekliler ordusu, işsizler

ve kronik hastalığı olan­

l a r, devamlı işi olmayan işçil erl e birlikte "resmi" işgücü sürecinin kalıcı bir kesimini oluşturmazlar ama kuşkusuz işçi sınıfı sayıhrlar. Kapi talizm daha az sayıda mesi için teknol oj iyi

işçin in daha çok mal üret­

kullanırken , teknik, idari ve yönet­

sel işl erde büyük bir artışın o l duğu doğrudur. Ancak bu, Marksizmin yanlış olduğunu kanıtlarnamaktadır çünkü Marx da

bunları titizlikle not e tm işti . 1 9. yüzyılın ortaları

gibi uzun bir zaman önce Marx, "'sürekli büyüyen bir orta

sınıf"tan söz ederken, ortodoks politik ekonominin

bunu

göz ardı ettiğini kızgınlıkla belirtir. Bu e rkekier ve kadın­ lar " işçilerle kapitalistlerin arasındaki yol u n ortasında yer

alırlar"7 - ki bu saptama bile Marx'ı modern t op l um un ka r m aş ı kl ı ğı nı katı, iki kutup taki sınıflara in di rgem e k mi ­

t iyl e gözden düş ü rm eye çal ışanl ar için yeterlidir. Gerçek­ ten de bir yorumcu, onun kendi zamanında bilinen h aliye proletaryanın fiilen yok olacağını öngördüğünü

s öyl er.

Kapitalizmin açlık ç eke n le r ve mülksüzler tarafından

ala­

şağı edilmesi bir ya na , bu dü ze n , özgür ve eşit bireylerin olabileceği bir topl um un yaratılmasını m ü mkün kılacak ileri bilimsel tekniklerin üreti m sürecine uygulanmasıyla yıkılabilecektir. Marx'ın böyle a nl aşıl m as ı hakkında kim ne düşünürse düşünsün, onun zaten kapitalist üretim sü7

Aktaran Tom Bottomore (ed.), ll'lterpreıatiıms ofMarx (Oxfurd, 1968),

s.

19.


Morx Neden 1-faklwdıl

1

red nin giderek nasıl daha fazla teknik ve bili msel işgücü­ nü yörüngesine çektiğinin çok iyi farkında ol du ğ u kuşku

götürmez Grwıdrisse'de "genel s o syal b ilgi n in doğrudan .

üretim gücü

,

[haline ge lmekte

olduğundan]" bahseder ki

bu ifade şi mdi bazılarının bil gi top l u m u dediği şeyi önce­

den haber vermektedir. Ancak teknik ve id areci l ik sektörlerinin yaygınlaşma­ sına, işçi sınıfıyla orta sını f arasındaki sınırın giderek bulanıkiaşması eşlik e tm ekted ir Yen i bilgi teknoloj ileri .

b i rço k geleneksel mesleği yok ederken, iktisadi istikra r önemli ölçüde azalmış, m uayyen kariyer yapıları ve yete­ nek gerektiren iş fikri ortaya çıkm ı ştı r Bunun bir etkisi, .

e n düs t r iyel işçi sınıfının yeniden proleterleşen bölümle­ r iyle birlikte profesyonellerin de giderek proleterleşmesi olmuştur. John Gray'in dediği gibi "on dokuzuncu yüzyıl proletaryasının malvarlıkları olmadan yaşadığı iktisadi

güvensizlik koşulları n ı orta sınıflar yeniden keşfediyor."5 Geleneksel olarak orta sınıf olarak tanımlanabilenlerin bi rçoğu -öğretmenler, sosya l hizmet görevlileri, tekn i s ­

yenler, ga z e t e ci l er, o r t a h a l l i sekre te rle r ve id are ci me­ m u rlar- yö n etimlerin d is ip l i n i sıkı l aştıkç a s ü rekl i ola ­ ,

rak proleterleşme sürecine ma ruz kalmışlardır. Ve bunun anlamı, siyasi bir kriz durumunda, bunların m uh te m ele n asıl işçi sınıfının amacı na yakınlık duyabileceğidir. Eğer üst yöneticiler, idareci ler ve şi rket kurmayları b u

8

John Gnıy, Fa/se Dawıı: Tlıı: Delusions of Global Capitalisııı (Lond­ ra. 2002), s . 1 1 ı. (Sahte Şafak, çev. Gül Çağalı Güven, Om Yayınevi, 1 999.)

195


196

Terry Eag l etorı

amaç karşısında boyun eğselerdi , elbette bu, s os y ali st ler için mükem mel bir şey olu rdu . Yargıçl ar, rock yı ld ı zl a r ı, medya patronları ve tü mgene r aller hevesle Marksistle­ rin saflarına koşsalar, onların h i çb i r i tirazı olmazdı. Eğer

R u pe r t Murdoch ve Paris Hilton uygun biçi md e piş ma n olduklarını b elirtseler ve bedelini ödemeye uzun bir süre katlansalar, hiçbir yas akl am ayla karşılaşmazlar. Mart in Amis ve Tom Cruise'a bile b i r biçimde ge nçlere verilen ama kes i nl i kle geçici olan üyelik imtiyazı tanınabilir. B u tür i nsan lar, sosyal statüleri ve m a ddi durum lan nede­ niy l e daha b üyük ihtimalle var olan sistemle özdeşleş­ mektedi rle r. Ama eğer bazı tuhaf nedenlerle sistemin sona erdirilmesi posta işçi le rin in d e ği l de moda t a s ar ı m­

cıları nın men faat i ne o ls ayd ı o zaman Marksistler siyasi d i kk atl er ini tasarımcıların üstüne o daklar ve posta işçi­

lerinin ileri gitm esine ş i d d etl e karşı çıkarl ardı. O h al d e d urum hiçbir biç imde İşçinin Ölümü ideolog ­

l a rı n ı n buyurduğu g ibi keskin hatlı de ğ i ld i r. Hakl ı olarak egemen sınıf d e diği mi z toplu mun üst kademeleri elbet­ te kötül ük p eşinde koşan komplocu kapitalistler de ğil ­

dir. Saflarında aristokratlar, yargıçlar, kıdemli avukatlar ve ra h i p le r, medya p atronları, yü ks ek rütbeli s ubaylar ve me dya yorumcuları, üst

d ü z e y siyasetçiler, polis memur­

la rı ve kamu h izmetl ileri, profesörler (bunların arasında az sayıd a s iyasi dönek vardır) ,

büyük toprak

sah i pleri ,

bankacılar, borsacılar, sanayiciler, üst yö n et icile r, kamu okulları müdürleri vb. vardır. Bunların çoğu kapitalist


Marx Nederı

Ho�/iydt?

1

değildir ama dal aylı da olsa sermayenin temsilcileri gibi hareket eder. Bu noktada, sermayeden aldıklan payla mı, kira ya da maaşla mı geçiniyar olmalarının önemi yokt ur. Ücret ya da maaş geliri olanların hepsi iş çi s ı n ıfı değildir. Britney Spears'i düşün ün. Bu üst tabakanın altında orta sınıftan yöneticiler, bilim insanları, i dareciler, bürokratlar vb. vardır; bunların altında da öğretmenleri, sosyal hiz­ m et görevlilerini ve ortak kaynak havuzundan beslenen kıdems izleri kapsayan alt- orta sı nıf mesl ekleri ye r alır. Bu durumda as ı l işçi sınıfı düz işçileri, hem de alt dü zeydeki beyaz-yakalı emekçileri içermektedir: Sekreterlik, teknik, idari, hizmet elemanları vb. Ve bu dünya nüfusunun çok b ü yük bir bölümüdür. Benzer iktisadi mantıkla, Chris Harman küresel işçi sınıfının iki milyar civarında oldu­ ğunu tahmin etmektedir.9 Başka bir tahmine göre sayı yaklaş ık üç milyardır. 10 İşçi sın ıfının yok oluşunun, Lord Lucan'a göre çok daha az başarılı olduğu görülüyor.H Elbette olağanüstü bir hızl a artan dünya gecekondu nü­

fusu da un utulmamalı. Eğer gecekondu sakinleri şimdi yeryüzü kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturmuyorlarsa 9

Chris Harman, "The Workers of the

World': 1şçi sınıtina ilişkin

karşıt

bir örnek için bkz. G. A. Cohen, If You're a11 Egalitarian, How Corne Yoılre So

Rich? (Londra, 2000).

[Eğer Eşitlikçiyseniz, Nasıl Oluyor da

Bu Kadar Zenginsiniz?]

1 O Rlu. Perry Andersı:ın, New left Re11iew, no. 48 29.

(Kasım( A ralık 2007), I.

l l Britany3lı üst sınıfların suçlanna aşina olmayanlar için bir açıklama: Bir İngiliz aristokratı olan Lord Lucan, çocLıklannın dadısını öldür­

dükten sonra

iz bırakmadan birkaç on yıl

önce ortadan kaybolmuştu.

197


98

!

Terry Eagleton

bile çok yakında bu olacak. Bu erkekl er ve kadınl a r

teri­

min klasik anlamında işçi sı n ı fın ı n bi r parçası sayılmıyor ama onlar

bütünüyle üretim sü rec i n in dışında da değil

Daha ziyade, bu sürecin içine gi rip ç ı kıyorlar; tipik olarak iş sözleşmeleri, hakları, toplusözleşme güçleri olmadan düşük ücreti�

vasıfsız,

korumasız. rastgele hizmet işle­

r in de çalışıyorlar. Bunlar işportacılan. üçlciğıtçıları, ter­

zi işçileri ni, yiyecek-içecek satıc ılarını, hayat kadınlarını, çoc u k işçileri, çekçek çe.kicilerini.

ev hi zmetçilerini, kü­

çük çaplı kend ine çalışanları ka psa r Marx da işsizler ara­ .

sındaki değişik katmanların fa rk l ar ı nd an söz eder; kendi zamanınd a işçi s ınıfın ın bir parçası saydığı değişken" ya ..

da gayri resmi

işsizlik halekında söyled ikleri günümüzün

pek çok gecekondu sakininin koşullarına benzer. Bunlar sürekli biçimde sömürülmeseler bile iirtisaden ezilirler ve

hepsi bi rlikte ele alındığında, dünyanın en hızlı büyü-

yen sosyal grubudur. Sağc.ı-dinc.i hareketlerin kolay yemi olabildikleri kadar kimi siyasi direnıne eylemleri için de toplanabilirler. Latin Amerika'da şimdi bu kayıt dışı eko­ nomide, işgücünün yarıs ından

fazlası çalışmaktadır. Bu

kayıt dışı proletarya çok iyi bir siyasi örgütlenme kapa­ sitesi olduğunu göstermiştir ve eğer korkunç koş ullanna karşı başkaldırabilirlerse. dünya kapitalist sisteminin te­ mellerini sarsabilecekleri kuşku götürmez. Marx, ça l ışan insanların fabrikalarda toplanmasırun, siyasi kurtuluşlannın önkoşulu olduğunu düşünüyordu.

Sistemin egemenleri hiç akıllarından geçmese de. ken­

di çıkarlan için işçileri bir araya getirerek onların

siyasi

-


Marı Neden Hak/lydı?

1

örgütlenmelerinin koşullarını yara.ttılar. Kapitalizm, işçi sınıfı olmadan yaşayamaz ama işçi sınıfı kapitalizm olma­ dan çok daha özgürce gelişebilir. D ünyanın büyük şehir­ lerinin varoşlarında yaşayanlar henüz üretim noktasında örgütlü değiller ama bu durumun, dünyanın lan etlilerinin içinde yaş ad ı kl an şartları dönüştürebilecekler i tek nokta sayılması için bir neden yok. Klasik proletarya gibi ko­ lektif olarak var oluyorlar; şimdiki dünya düzeninin yok olm ası, on ların en güçlü çıkarlan yön ünde olup, zincirle­ rinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yoktu r. ıı

O halde işçi sınıfının ölümü çok abartılmıştır. Radi­ kal çevrelerde ilginin sınıftan ırka, cinsiyete ve post­ kolonyalizme kaydığına dair konuşanlar var. Bunları bi­ razdan inceleyeceğiz. Bu arada hemen ş unu belirtel im: Sınıf meselesini frak giyen fabrika sahipleri ve işçi tulu­ mu giyen işçiler olarak görenlerin ancak bu kadar basit düşünceleri olabilir. Sınıfın, Soguk Savaş gibi ölümüne i nananlar bunun yerine kültüre, kimliğe, etnik kökene ve cinselliğe dönüyor. Ama b ugünün dünyasında bütün bun­ lar her zaman olduğu gibi sosyal sınıfla iç içedir.

12 Bu noktaya Slavoj Zizek şu eserindı- değinmişti r: In Defense of Losı Causes (Londra, 2008), s. 425. [Kaybolmuş

Davalann Savunusul

Va­

roşların nefis bir tahlil! için bkz. M ike Davis, Planet afSlum5 (Londra, 2006) .

199


SEKİZ

Marksistler ılımlı,

s iyasette

� idde ti

refo rm

kademeli

sttVunu rlar.

yo lu n u

Mrıkul,

reddederek

ye rine karılı de v r im ka osu nu koyarlar. Küçük bir

isyancı grup, ayaklanarak h ü k ü m e t i de v i recek ve

isteklerini

dayatacaktır. Marks izm il e bıçaklı olmasının bir nedeni de

çoğunluga

dem okrasinin k a rı l ı

budur. Marhütler sadece ideoloji diyerek ah lak ı

küçümsedik/eri için politik a la rının k a rgaşa ımı u rlarında

h a lk a getireceği

değ ildir. Onlara göre ne kadar sonuç, a ra çl a rı haklı

can kaybı o/ursa ols u n bu s üreç t e ç ı ka r ı r.

Devrim fikri genellikle şiddet ve kaos görüntülerini

akla getirir. S o s yal refo rmun ise d a ha çok barışçıl, ılımlı ve tedrici old u ğ u n u düşün ürüz. Ama bu yanlış bir karşıt­ lıktır.

Pek çok reform ba rış ç ı l olmaktan çok uzaktı. ABD

sivil haklar ha reket in i düşü nün; devrimeilikle ilgisi yoktu ama ölüm, dayak, linç

ve vahşi bir baskılama vardı . 1 8 . ve

1 9 . yüzyıllarda s ö mürg e Latin Amerika'sı nda her liberal refo rm teşebbüsü ş iddetli sosyal ça tışmaları körüklemişti.


202

1

Terry Eagleton

Buna karşılık bazı devrimler göreceli olarak barı ş çı1dı

.

Kadife devrimler olduğu kadar şiddetli olanlar da vardı. İrlanda'nın kısmi bağımsızlığına yol açan 1 9 1 6 Dublin ay akl an masında çok fazla kişi ölmedi. 1 9 1 7 Bolşevik dev­ riminde de şaşırtıcı biçim d e çok az kan döküldü. Gerçek­

ten de Moskova nın ana noktaları bir el silah atılmadan '

alındı. Sı radan insanların ayaklanmacılara verdiği olağa­ nüstü destek sayesinde Isaac D eutscher'in sözleriyle hü­ kümet "bir dirsek darbesiyle yok oldu". 1 Yetmiş yılı aşkın bir süre sonra Sovyet sistemi çökünce, tarihi acım asız an­ laşmazlıklarla dolu olan bu geniş ülke, kuru luş günündeki gibi fazla kan dökülmeden dağ ıldı .

Bolşevik devriminin hemen sonrasında kanlı bir iç sa­ vaşın olduğu doğrudur. A ma bunun nedeni, yeni sosyal düzenin hem sağcı güçlerin, hem de yab ancı işgalcilerin saldır ı sı na maruz kalmasıydı. Britanya ve Fransa

şiddetli

tam anlamıyla karşıdevrimi desteklediler. Marksizme göre bir devrimin nitel iğini ne kadar ka n döküldüğü belir1emez. Ne

de

devrim topyekun bir ayak­

lanmadır. Bolşevik devriminin ertesi günü Rusya'da bü­

tün piyasa ilişkHer yok olmadı

ve

tüm sanayi

devletleşti­

rilme di Tersine Bolşevikler iktidarı ele geçirdikten sonra, .

uzunca bir süre piyasalar ve özd mülkiyet geçerli oldu ve genellikle b unlar ı n çözülmesinde B olşeviklerin tutumu

ı

lsaac Deutscher, Stalin (Harmondsworth, 1968), s. 1 73. ($talin Bir Devrimciniıı Hayatı (2 Cilt), Çev. Selattin Hilav, Sosyal Yayınları, 1 990.)


Morx Ned�rı Hr:ıkltydtl

1

son derece yavaş oldu. Partinin sol kan adı da köylülükle ilgi l i benzer bir t avır için deydi. Hiçbir şekilde onları zo rla kolektif çiftliklerde toplamak söz konusu değildi; tersine s üreç yavaş olacak ve köylülerin onayına dayanacaktı. Genellikle devrimi erin mayalanması uzun zaman alır; amaçlarına ulaşması yüzyıl ları bulabilir. Avrupa orta sı­ nıflarının feodalizm i yok etmesi bir gecede olmadı. Si­ yas i iktidarı ele geçirmek kısa vadeli bir iştir; toplumun adetlerin i, kurumlarını, bakış açılarını dönüştürrnek ise çok daha uzun zaman alır. Sanayiyi bir hükümet kararıyla k am ulaştı rabilirsin iz ama sadece kan unlarla dedelerin­ den, an neanneleri nden farklı düşünen, davranan erkekler ve kadınlar yaratamazsınız. B u, uzun bir eğitim ve kültü­ rel değişim

süreci gerektirir.

B öyle bir değişimin mümkü n olamayacağını d üşünen­ ler, kendilerine iyice bir b akmalı. Modern Britanya'daki bizler de 1 7. yüzyılda doruğuna ulaşan uzun b ir devri­ min ü rünleriyiz; onun başar ısının temel işareti, çoğumu­ zu n bu olaydan bütünüy le h aberdar olmarn amız. Başarılı devrimler, kend ilerine ait bütün izle r i silmiş olanlardır. Böyle ol d uğu

za man,

d evrimierin

uğruna mücadele ver­

dikleri koşull ar tamamen doğal görü n ür. Bu bakımdan biraz çocuk doğurmaya b enzerler. "Norm al" insanlar olarak yaşayabil memiz için doğumumuzdaki acı ve delı­ şeti

u n u tmamız

gerekir. İster bireyler ister devletler ol ­

sun, ba�langıçlar gene llikle sarsıcıdır. Marx, Kap ital'de modern B r itanya devletinin, yoğun bir s ö mü rüden geçi-

203


204

1

Terry fagiE.'ton

rilerek proJetaryaya dönüştürülen köylülerin gözenekle­ rinden kan ve pislik damlayarak ku r ul duğu n u hatırlatır. Stalin'in Rusya köylü lüğü nü zo raki kentlileştirmesi karşı­

sında Marx'ın dehşete düşebileceğinin b i r n ed eni de bu ­ dur. Siyasi devl et l eri n çoğu devrim, istila, işgaL gasp ya da (ABD gibi topl umları n durumunda)

u

k r ul m

u ştu r.

soykır ım sonu c u

Başarılı devletler, yurttaşların ı n

hafı za la ­

rından bu kanlı tarihi silebilenlerdir. Örneğin İsrail ve İrlanda gi bi köklerinde haksızlıklar bulunanlarm geçmişi yak ın

za

man lara

d ayandığ ı için bu m ümkün değildir ve

bu nlar büyük ihtim a ll e siyasi anlaşmazlıklada rahat yüzü görmezler. Eğer bizler son derece ba ş a r ılı bir d e v r im i n çocukla­ rıysak bunun kendisi şu muh;ı.fazakar

iddiaya yan ı tt ı r :

Bütü n devrimler, başarısızlıkla sonuçtanır ya da her şey eski du r u m u n a döner veya her şey bin kere daha kötü

olur ya da devrimler kendi çoc uklarım yerler. Belki

ben

gazetelerdeki ilanları kaçırdım ama Fr a n sa'd a feodal aristokrasİ ya da A l ma nya'd a büy ük topra k sahipl e ri ye­ niden iktidara yerl eş m i ş gibi g örün müyor. Britanya'da, mo d ern devletlerin

çoğuna göre, Lordlar Kamarası'ndan

yol gösterici teşrifatçıla.ra kadar çok fazla feodal kalıntı vardır ama bu durum büyük ölçüde yö n et i c i orta sınıf­

ların işine yaraması nedeniyledir. Monarşi gibi bunlar da bir b i çi md e , halkın

çoğunun

gözünü

ve itaat sağlamayı ama çl ayan esrarlı B ritanya halkının çoğu, Pre n s

korkutmayı, saygı bir hava ya rat ırla r.

Andrew'un baştan çıkarıcı


Marır Neclen Haklrydrl

[

ve g izeml i bir h ava yaydığım düşünmediğine göre belki iktidarların desteklenmesi için daha güvenilir yollar bu ­ lunabilir. Ş imdi Batı'daki insanların çoğu kuşkusuz devrime kar­

olduğunu söyler. M uhtem el en kastettikleri şey b azı devrimi e re karşı, bazı devrimiere de taraftar olduklar ıdır. şı

Restoranlardaki yabancı ülke yemekleri gibi başka halk­ ların devrimleri genellikle kendi devrimlerinden daha

18. yüzyılda sona ermesin i ya da İrlan­

cazip gelir. Kuşkusuz bu insanların çoğu, A merika'da İngiliz n üfu zunun

da ve

H i n di stan'da n Kenya ve Malezya'ya kadar sömürge­

leştiri 1 m iş ülke h alkiarını n e n so n u nda b ağı m sızlıklarına kavuşmalarını onaylar. Pek çoğu nun S ovyet Bloku'nun çöküşüne üzül me si küçük bir ihtimaldir. Spartaküs'ten

Amerika'nm güneyjn deki köJ e ayaklanmalarına kadar bu gib i b aşkaldırıları da büyük i h ti m all e b eğenirler. Ama b ütün bu i syanlarda ş iddet vardı �b azı durumlarda B ol­ şevik devri minden daha çok şiddet yaşandı. Dolayısıyla devrim i n kendisine değil, s osyali s t devrime karşı çıkıld ı ­ ğının itiraf edilmesi, daha dürüst olmaz mı? Elbette pasifis tler olarak b ilinen küçük bir azınlık her tü rlü ş idde t i reddeder. Genellikle kamusal h a k are te

ma­

ru z kalmalanna rağmen onların cesareti ve ilkeleri ne bağlılığı çok takdir e d i le c ek bir şeydir. Ama sad ece

pa­

sit1s tl er şi ddetten nefret e tmez. Az sayıda saclist ve psi­ kopat dışında neredeyse herkes şiddet ten nefret eder. Pa ­ sifizmi tart ışmanın bir anlamının ol ması i çin iyi niyetle ,

söylenen

"

s avaş

iğrençtir",

açıklamasının ötesinde bir

205


206

1

Terry Eagleıon

sağlam olurlarsa olsun­ lar, herkesin onayladığı davalar usandırıcıdır. Şiddetin

şeyle rin olması gerekir. Ne kadar

mutlak olarak reddedilmesi gerektiği, tartışmaya değer tek pasiftst savdtr. Ve b unun anlamı, sadece savaşlan ve devrimleri reddetmeyi değil; kaçak bir katil tam da maki­ neli tüfeğini küçük ço c ukl a rın bulunduğu bir sınıfa doğ­ rultup

ateş etmek üzereyken, onu ö ldü r me k üzere değil

ama sersemJetrnek amacıyla kafasına vurmayı reddetmeyi de içerir. Böyle bir durumun içinde olup da gerekeni yap­ mayan birisinin, bir sonraki Veli-Öğretmen Birliği'nde pek çok açıklama yapması gerekecektir. Bu durum, sözcü­ ğü n harfi harfine anlamı açıs ı n dan pasifizmin son derece ahlakdışı o lduğu n u gösterir. Neredeyse herkes, en uç n o k­

tada ve ol ağa nü s tü koşullarda şiddet kullanmanın gerek­ liliğini kabul eder. Birleşmiş Milletler "Sözleşmesi, işgalci bir güce karşı silahlı direnişe izin verir. Mesele herhangi bir saldırganlığın bazı kesin ş a r t lad a engellenmesidir. B u ­ nun, temel olarak savunma amaçlı; her şey denendikten ve başarısız olduktan sonra son çare; büyük bir kötülüğü yok etmek üzere yegane araç; o rant ıl ı ve b aşa r ı şansının olınası gerekir; masum sivillerin kıyımını vb. içermeme­

lidir. Kısa ama kanlı kariyerinde Marksizm epeyce korkunç

şiddete sürüklendi. Hem S t al i n hem de Maa Zedong dü­ ,

şünülemeyecek ölçüde kitlesel katliam yaptılar. A ncak daha önce gördüğümüz üzere günümüzde çok az Mark­

sist bu korkunç suçları savunurken, pek çok Marksist ol-

·


Mıırıı Neden Hrık/rydr1

1

mayan kişi örneğin D resden ya da Hiroşima'nın yıkımını savunmaktadır. Daha önce de söylediğim gibi Marksistle­ rin , Stalin gibi adamların acımasızlıklarınm nasıl ortaya çıktığına ve bunların bir daha tekrarlanmaması nın nasıl sağlanabileceğine ilişkin, başka herhangi bir düşünce eko­ lünden çok daha ikna edici açıklarnaları olmuştur. Peki, kapitalizmin suçlarma ne diyeceğiz? Empe ryal ulusların toprak için, işçi sınıfı askerlerini boşuna ölüme gönder­ diği B i rinci D ünya Savaşı diye bilinen s avaştaki hunhar toplu kıyıro lara ne demeli? Birçok şeyin yanı sıra kapi­ talizrn]n tarihj küresel sava şların , sömürgeci yayılmanın, soykın ının ve önlenebilir açlıkların hikayesidir. Nasıl Marksizmin çarpıtılmış versiyon u Stalinci devlete yol aç­ tıysa, aşırı rnutasyona uğramış kapital izm de faşist devleti yarattı. Eğer 1 840 Büyük İ rlanda Kıtlığı'nda bir milyon erkek ve kadın öldüyse bunun nedeni Britanya hüküme­ tinin içler acısı kurtarma politikasında serbest piyasa ya ­ salarını sıkı sıkıya izlemes iydi. Gördüğümüz üzere Marx öfkesini hiç bastırmadan Kap ital'de İngiliz köylülerinin uzun süren kanlı bir sü reçte topraklarından atılmalarını anlatır. İ ngiliz kırsalının huzurlu manzarası nın altında işte bu şiddet dolu mülksüz[eştirme tarihi yatar. Çok uzun bir döneme yayılan bu korkunç olayla karş ılaştırıldığında Küba D evrim i örneği bir çay partisine benzer. Marksisdere göre çelişkiler, kapitalizm i n doğasın ı n içindedir. B u sadece sın ıfsal çelişki ler için doğru olmak­ la kalmaz, kapitalist ulusların dünya kaynaklarına ya da

207


208

Terry Eagleton

e m per yal güç alanlarına ilişkin çatışmalarının yol açtıgı

sava ş l a r da da gö rül ür. Bunun tersine, e nt e r nasyonal sos­ ya lis t hareketin en ivedi amaçlarından birisi barıştır. Bol­

şevikler iktidara geldiği 2ama.n Rusya'yı I . Dünya Savaşı katliam ından ger i ç e kti l er. Militarizm ve ş oven izmd en nefret eden sosyalistlerin, modern tar ih boyunca barış hareketlerinin çoğunda çok büyük bir rolü olmuştur. İşçi sınıfı hareketi şiddetle ilgili değildir, b u n a son vermek için uğraşır. Marksistler geleneksel olarak "maceracılık" ded ikleri, bir avuç devrimcinin boş ye re devletin devasa g üçleri ­ nin önüne atılmasına karş ı dü şm a nca t avır a l m ı şlard ır. Bolşevik devrimi, komplocu gi zli bi r grup tarafından de­ ğil, sovyetler olarak bilinen halka ait temsili kurumlarda açıkça s eç ilen kişiler t arafında n gerçekleştirilmiştir. Marx hiç tereddüt etmeden, nemrut suratlı militanların tank­ Iara yab al ar fı.rlattığı, sahte kahramanlıkların sergilendiği ayaklanmalara karşı çıkmıştır. Ona göre ba ş a r ıl ı bir d ev ­ rim için belirli maddi önkoşullar g erekliyd i . Bu, sadece çelik irade ve yüksek dozda cesaret işi değildir. Hüküme­ ti n kuvvetli, muhalefetin ürkek ve parçalanmış olduğu bir duruma göre, egemen smıfl arın zayıf ve b öl ünmüş ; sosya­ list gü çle r in zinde ve iyi örgütlü olduğu bir kr iz ortamin­ da başarılı olma şansı açıkça daha fazladır. Bu anlamda, Marx'ın materyalizmi ile - top l u m da ki maddi güç le r i n iş­ leyiş i ni ince l em ek gerekt iğ i konusunda ısrarı- devrimci şiddet sorunu arasında bir ilişki vardır. Britanya'da, Chartist hareketten 1930'\arm açlık yürü-


Mc:m Neden Hokliydı7

1 209

yüşlerine kadar işçi sınıfı hareketi çoğunlukla b ar ışçıydı. Genellikle işçi sınıfı hareketleri an cak tahrik edildiğinde ya da zorlayıcı ihtiyaçlar olduğu nda ya da barışçı taktik­ ler kesinlikle yenilgiye uğradığı n da şiddete başvurmuştur. Aynı şey kadınlara oy

hakkını

savunanlar

(süfrajet)

için

de doğrudur. Çalışa n insan l arın kan dökmek konusun ­ d aki isteksizliği ile p atronların kamçı ve silah kullanma hevesinin karşılaşt ırılması çok şey anlatır. Üstelik onla­ rın elinde kapitalist devletin sahip olduğu tüyler ü rpertici askeri kaynaklara benzer h e rhangi bir şey yoktur. Bugün dünyanın birçok kısmında barışçı greveil e rio ve gösterici ­ lerin üstüne silahlarla saldıran b askıcı devletler artık sıra­ claniaşmış durumda. Alman felsefeci Walter B enj amin'in yazdığı gibi devrim kontrolden çıkmış bir t ren değil acU durum fren inin kullanımıdır. Piyasa güçle rinin anarşisi içi nde sürüklenerek denetimden çıkan asıl kapitalizm dir; sosyalizm ise bu yakıp yıkan canavara topluca yeniden hakim olmaya çalışır. Eğe r sosyalist devri mlerde genellikle şiddet olmuşs a, bunu n büyük ölçüde nedeni mülk sahibi sın ı fların nadi­ ren mücadele etmeksizin imtiyazları n dan vazgeçmeleri­ dir. B öyle olduğu halde, gü ç kullanı mının asgaride ola­ bilmesi için makul b ir zem inin bulundu ğ u umut edilir. Bunun nedeni Marksizm açısından devrimin, bir askeri darbeyle ya

da

ken diliğinden patlayan bir hükümet düş­

manlığıyla aym şey olmamasıdır. Devrimler sadece hükü­ meti devirme teşebbüsleri d eğildir. S ağcı bir askeri darbe bunu yapabilir ama bu Marksisdere göre devrim değildir.


ııo

\

Teny 'E.agleton

Tam anl am ı yl a devrimler, yalnızca bir sosyal sınıf başka bir sınıfın egemenliğine son verip, yerine kendi iktidarını

geçirdiği 't.aman gerçekleşir. So sya l i s t devrimlerde, değişik müttefikleriyle birlikte ö rgütl ü işçi sınıfı, burjuvaziden ya da kapita lis t orta sınıf­ tan yö n e ti m i devralır. Marx, işçi s ın ıfı n ın kapitalist toplu­ mu n

en kalabalık sı nı fı olduğunu düşünüyordu. Dolayı­

sıyla b u rada küçük bir grup isyancı nın de ğil çoğunluğun e yl e m le ri nden söz mi

ediyoruz. Sosyalizm halkın ö zyön et i ­

olduğu için, nasıl kimse sizin adınıza usta bir poker

oyuncusu olamazs a,

sizin namımza sosyalist devrim de

yapama z . G. K. Chesterton'un yazdı ğı gibi b u tip hal­ kın özyönetimleri, "insanın kendi aşk mektuplarını yaz­ m8.sına ya da bu munu s i l m eye benzer. Kötü de yapacak

olsa bazı ş e ylerin insanın kendisinin yapm as ı nı ist eri z :•ı Uşağ ı m b urnumu silmekte daha maharetli olab ilir ama en azından arada bir ( P re ns Charles da olsam) kendimin yapması haysiyetli

bir davranış olur. Devrim, ken e t le nmiş

komp locu bir öncü tarafından size devredilmez. Lenin, Stalin'in Doğu Avrupa'da yaptığ ı gibi, devrimin dışarıya

taşınabileceğini ve süngü zoruyla dayatılabileceğini idd ia etmemiştir.

Devrim, sizin onun oluşumuna aktif olarak

katılınanızı

ge rektir ir ; asistanlarından kendi adına gidip

bir köpekbalığı t urş us u kurmasına isteyen bir s an atçının yaptığı işe b en ze m ez. (Kuşkusuz yakında edebiya t ç ı lar için 1

de benzer durumlar görülecektir.) Ancak b öylece bir

G. K. Chesterton, Orthodoxy (New York,

\946), s. 83. [Ortodokslukl


Marx Neden

Hokliy'li? 1

zamanlar görecel i olarak güçsüz olanlar deneyim, bi lgi , beceri ve özgüven kazanabilir. Sosyalist devrimler yalnız­ ca demokratik olabilirler. Demokratik ol mayan azınlıkta­

ki egemen sı nıftır. Bu tü r başkaldınlara, doğaları gereği en gen iş halk kitlele rinin katılımı, a ş ı rı güç kullanımına

karşı en büyü k güvence olacaktır. Bu anlamda ba�arılı ol­ ması en muhtemel devri mler aynı zamanda büyük ola sı­

lıkla en az şiddet içerenlerdir. Bu devrirolere karşı , terör uygulamaya hazır, pan ik­

lemiş hükümetlerden şiddetli bir ters tepki gelmeyeceği söylenmiyor. Ne kadar i steksi z c e yapılsa ve geç i ci de olsa, otokratik devletler bile yönettiklerinden bir miktar pasif o nay alma ihtiyacını duyarlar. Sadece sürekl i hoşnutsuz­ hık halinde olan değil aynı zamanda egemenliğinize bir

nebze bile güve nmeyen bir u lusu l ay ı kıyla yönetemez­ siniz. Bazı insanları bazı zamanlarda hapse atabilirsiniz ama bütün ins anları hep hap iste tutamazsınız. itibarını

kaybetmiş bu tü r devletlerin u zu n dönemler b oyun c a sürmesi mümkün. Ö rn eğin yakın dönem rej imlerinden

Burma ya da Zimbabwe'yi düş ü nün. Sonunda bu des­ p otlar için bile tehlike belirtileri a çı k hale gelir. Güney

Afrika'daki zali m ve kanlı ı rk ayrı m ı sistemi bile sonun ­ da işler i böyle yürütemeyeceğinin farkına vardı. Aynı şey 1 980'lerin sonunda Polonya, D oğu Al manya, Romanya ve

Sovyet denetimindeki diğer ulusların diktatörlükleri içi n

de geçerlidü. Kuzey İrlanda'daki birlikçiler

de uzun yıl l ar

dökülen kanların ardından şi m d i , artık Katolik yurttaşları

21 1


212

Terry E�g leton

.

basitçe dış l amanın uygulanabilir ol m adı�ını kabul etmek

zorunda kalın ışla rdır. O hald e Marksistler, neden p a rl am en t er demokrasi ve sosyal refo rmd an ziyade d evri m e bel bağlamaktadırlar�

değil ya da en azından tümüyle böyl e olmadı ğı bi çimi n d e olabilir. Sad ece aşırı sol cu de· nen gruplar bunu yapar. 3 Bolşevik.Jerin Rusya'da iktidara Bunun cevabı hayır öyle ,

.

geli r ge lm ez aldıkları ilk kararlardan biri ölüm ce z ası nı kaldırm.aktı. Refo r mi st ya da devrimci olmak Everten ya

desteklemeye b enzemez. Devrim ­ cilerin çoAu aynı z ama nd a reform ların destekleyicisidir. Ama herhangi bir hayat reformu ya da reforrnizmi de�il; nasıl feodal ya da kapitalist değişim alelacele gelmediyse, da Ars enal'den b i ri n i

devrimciler de sosyalist deAiş i m i n hemen gerçekleşmesi·

ni beklemezler. Gerçek reformculardan ayrıld ı kl a r ı nokta, diyelim hastaneleri n kapat ı lmas ına karşı mücad'ele etme­ yi. dikkatleri hayati ��nemi olan Devri m'den başka tarafa çekiyor di}re, reddet m eleri değild i r Onlar reformları daha .

uzun vadeli ve radikal l...ir bakış açısıyla değerlendirirler. Reform çok önemlidir ama er ya da geç sistem i n daha

fazlasım vermek istemediAi noktaya gel i ni r ve Marksi z m bu durumu sosyal üretim ilişk ile ri olarak tanım lar. Ya da

daha az kibar, teknik bi r dille, maddi kayn a kları kon t rol

3

Militan 1970'lerde sosyalist i nançl<lnn saHı!ı bazen şu tür sorulara

verilen cevaplara göre deterlendiril.irdi: "Eter eşioiz katledilirse, bur­

juva mahkemelerine gider misiniz?" ya da -Burjuva basını için yazar mısın ıd" Ama gerçek katışıksız ya da aşın solcular "Burjuva itfaiyeşi­ ni çatırır mısuuzr" sorusuna tarlı�masıı Hayır d iyeni erdi.


Marx NedM

Hokliydi l

f

eden egemen sınıf, gözle gorunur bir biçim de bunları devretmek istememektedir. İşte ancak o zaman refo r m i l e devrim arasındaki belirleyici s e ç i m ortaya çıkar. E n son unda, sosyalist tarihçi R. H . Tawney'nin dediği gibi sağanı katman katman soyabilirsiniz ama bir kaplanın postunu p ençe darb eleriyle yüzemezsiniz. Ama soğanın soyulması, reformu çok kolaymış gibi gösterebilir. Şimdi liberal toplumun değerli özelliklerin den olduğunu dü­ şündüğümüz refo rmların çoğu -genel oy hakkı, yaygın p arasız eğitim, basın, sendika vb. özgürlükleri- egemen sınıfın şiddetle direni şine rağmen hal kı n mücadelesiyle kazanıldı. Devrimciler mutlak olarak parlamenter demokrasi ­ yi reddetm ez. Eğer amaçlarına katkıda bulunuyorsa çok dah a iyi. Ama Marksistlerin parlamenter demokrasiye ilişkin b azı çekinceleri vardır; demokratik olduğu için değil, yeterince demokratik olmad ığı için. Parlamentolar, sıradan insanların yetkilerini sürekli olarak devretme­ ye ikna edildikleri ancak b unlarla ilgili çok az denetim imkanların ın old uğu ku ruınlardır. Bir takım kötü niyetl i gizli azınlıkların, çoğu nluğun iradesini hiçe saymak üze­ re yola koyuldukları düşünülen devrim ise genellikle de­ mokras i n i n karşıtı olarak görülür. Aslında erkeklerin ve kadınların ken di varoluşları hakkındaki yetkilerini halka ait konsey ve meclisler aracılığıyla üstlenmeleri süreci, şu anda var olan herhangi bir durumdan çok daha demok­ ratikti r. Bolşeviklerin kendi saflarında yaptıkları açık tar­ tışmaların etkileyici bir tarihi vardır ve ülkeyi tek parti

213


214

1

Terry Eag leıon

olar ak yön etm ele ri konusu orijinal

programlarının bir parçası d eğildi. B unun yanı sıra i le r i de göreceğimiz üzere, devletin bir parçası olan parlamentolar büyük ölçü d e ser­

ü stü nd eki egemenliğini garantiye alırlar. Bu sadece Marksistlerin fikri değil d ir. 1 7. yüzyılda bir yorumçu İngiliz parlamentosunun "mülkiyet kalesi­ nin duvarı" olduğunu yazmıştı:• Sonuç olarak Marx'a göre parlamento ya da devlet, sıradan insanları temsil etmek­ ten ziyad e, özel m ülkiyet i n çıkarlarını kollar. Daha önce değin d i ği mi z gibi Cicero da buna yürekten katılırdı. Ka­ pitalist dü zende hiçbir parlamento bu tür yerleşik çı kar gruplarının dehşet verici güc üyle karşı karşıya gelmeye cesaret edemez. Eğer bunlara fazla radikal bir biçimde müdahale etme tehdidinde bulunursa, kendini te� elden işlevsiz bir halde bulur. Eğer sos yalistler, bu tür tartışma meclislerine, amaçlarına katkıda bulunmak açısından can, alıcı bir öne m atfetseydi, ge rç ekten tuhaf olurdu; bunlar daha çok, amaçlan açısından birçok yoldan sadece biri­ mayen i n , emekçilerin

sidir. Marx İngiltere, Hollanda ve ABD gibi ülkelerde

sos­

yalistlerin amaçlarına b a rı şç ıl yollarla ulaşabileceğini düşü n müş gibi görünüyor. O, p arlam entoyu ya da sosyal reformu reddetmedi. Aynı zamanda bir sosyalist partinin ancak emekçi sınıfın ço ğ u n l uğunun desteğiyle iktid arı üst lenebi leceğini d üşü nü yo rd u . İş çi s ı n ıfı siyasi parti le r i , 4

Aktaran Chr istopher HHl,

English Revolution

God's Englishman: Oliver Cromwell anel the

(Londra, 1990), s.

Cromwell ve İngiliz Devrimi]

137.

(Tanrı'nın

İngilizi.: Oliver


1

Mar:ıı Neden Hanrydr?

sendikalar, kültürel birlikler v e siyasi gazeteler gibi refor­ mist kur u luşlar ı n da coşkulu bir taraft arıydı . Oy hakkı­ nın genişletilmesi, işgününün kısaltılması gibi reformist

önlemlerin lehine de açıkça konuşmaktaydı. Gerçekten de bir aşamada, oldukça iyimser bir biçimde, genel oy hakkının kapitalist egemenliği sarsacağından söz etmiştir.

Ç alı şma arkad aşı Friedrich Engels de b arı şçı sosyal deği­ şime epeyce önem veriyor ve şiddet içermeyen bir devrim umudunu koruyordu. Sosyalist devri mlerle ilgili sorunlardan birisi, ayakta katmalarının en zor olduğu yerlerde patlak vermeleridir. Len in bu iraniyi Bolşevik ayaklan masında dile getirmiştir. Acımasız baskıların altındaki yarı aç erkekl er ve kadınlar devrimi yapmakla kaybedecek hiçbir şeylerinin olmadığı­ nı düşünebil irler. Ama öte yan dan gördüğümüz gibi, on­

ları ayaklan maya i ten geri toplumsa l koşullar, sosyalizmin

in şa sı için en kötü bir başlangıç noktasıdır. Bu koş ullarda hükümeti devirmek daha kolay olabilir ancak devrimin yaşayabilmesi için kullanabileceğiniz kayn akla r yoktur. Koşulları ndan memnun olan insanların bir devrime giriş­ roesi küçük bir ihtimaldir. Ama umudu yok edilenler için de durum benzerdir. S o syalis tl er için kötü haber, yaşadık­ ları ko şu lla rda kendileri için hal a bir umut gören erkekle­ r in ve kadınların da durumlarını değiştirmek bakımınd an

aşırı isteksiz olacaklarıdır. Marksistlere, bazen işçi sın ıfının varsayılan siyasi ka­

y ıts ı z lığı nedeniyle sataşılır. Sıradan insanlar kendilerini umu rsamadığını düşündükleri hükümetin günlük politi

-

215


216

l

Te rry Eagleton

kalarına karşı pekala kayıtsı z kalabilirler. Ama hükümet hastanelerini kapatmaya, fabrikalarını İrlandanın batı­ sına taşımaya ya da arka bahçelerine havaalanı yapma­ ya kalkınca, hareket etmek için kıpırdanmaya başlarlar. Onların gösterdiği tür kayıtsızlığın da tamamen rasyonel olduğu vurgulanmaya değer. Toplumsal sistem, yurttaşla­ rını azıcık bile olsa hoşnut etmeyi sürdürüyorsa, o zaman onların bilinmeyen tehlikeli bir geleceğe atlamak yeri­ ne, ellerindekilere yapışmaları mantıksız değildir. Bu t ür muhafazakarlık küçümsenmemeli. Her neyse, insanların çoğu gelecekle ilgili hayalleri dert edinmek yerine, başlarını suyun üstünde tutmaya çalışı­ yor. To plumsal kargaşanın erkeklerin ve kadınların ço­

ğunun hevesle benimseyeceği bir şey olmadığı yeterince anlaşılabilir. Üstelik sosyalizm sadece kulağa iyi bir fikir gibi geldiği için onu benimsemeyeceklerdir. Ne zaman var olan durumdan kayıpları, radikal değişimden ç ekin­ eelerinden daha ağır basmaya başlarsa, o zaman gelece­ ğe doğ ru bir atılım yapma önerisi makul gelmeye başlar. Devrimler, neredeyse herhangi bir alternatif, bugüne ter­ cih edilir hale geldiğinde, patlama eğiliminde o lur Bu .

durumda isyan etmemek akıldışıdır. Yüzyıllarca özçıka­ rın üstünlüğünü savunan kapitalizmin, parayla tutulmuş yandaşları, bu kez sırf değişiklik olsun diye, kendi kolektif çıkarları için başka bir şey denemek istediğinde, yakın­ maya hakkı yoktur. Reform ve sosyal demokrasi kuşkusuz rüşvetle devrimi satın alabilir. Marx, Victoria dönemi İngiltere'sinde bu sü-


1

Marx Nedtn Haklrydri

rece tanıklık edecek kadar yaşadı ama bu n un tam etkisini görmeye ömrü yetmedi. Eğer sınıflı to p l u m , dal kavukları ­

nı n önüne yete r i n ce kırıntı ve artık atabilirse muhtemelen bu arada güvenl ikte olabilir. Bunu yapamadığı durumda

büyük bir ihtimalle (ama ka ç ı nı l m a z ola rak değil) kay­ bede n tarafta olanlar yönetimi ele geçi r me çabasına gire­ cek l e r dir. Ned en yapm asınlar ki? Herhang i bir şey hiç kı ­ rıntıların ve artıkların ol m adı ğı bir durumdan daha kötü

olabilir m i ? Bu noktada alte r natif bir gelecek i çin bahis oy nam a k gayet rasyon e l bir karar olur. Her ne ka dar insan

sonuna kadar mantıklı davranınazsa da, gel ece k

gü nl eri n

,

bugü nden vazgeçmeye göre, ke n di yararına olacağını ke­ s in l i k l e bilirse, yeterince sağlam bir karar ve reb ili r

.

Kap ita li zmi kim alt edecek diye soranlar bir anlamda bunun gereksiz bir soru o l duğ u n u unutmaktadırlar. Kapi­

t a l i zm, karşıtlarından en küçük bir itme gelmeden, ken d i çelişkilerinin altında kal maya tamamen eğilimlidir. As­

lında birk aç yıl önce neredeyse bu duruma gelmi ş ti . Ama sistemin toptan içe do ğ r u patlamasının sonucu , eğer bir alternatif sunan ö rgütlü siyasi bir güç yoksa büyük ihti­ malle sosyalizmden çok, b arb arlık olacaktır. O h a l d e böy­ le bir ö rgütlü lüğe ihtiyacımız olmasının acil nede nlerin­

den birisi de, kap it al iz min büyü k krizi olduğunda, daha az insanı n za rar

gö rmes i ve

ye n i sistemde n yara rlanacak

herkesin yıkınt ıla r ın arasından su yü züne çıkabilmesidir.

217


D O KUZ

Marksizm. çok güçlü bir devlete inan ır. Sosyalist özel

devrimciler

despo ıik

mü lkiyeti

kaldırdıktan

sonra

iktidarları aracılığıyla ülkeyi yön e ı-i rler

ve

bireysel özgü rlüğün sonu olur. Her nerede Ma rksizm uygulatımtfsa böyle aldu; gelecekte işlerin

bu iktidar

fa rklı olmasını beklemek içirı h içbir neden yoktur. insa nların

partiye,

partinin

devlete

ve

devletin

ca n a va r bir dik ta töre geçit ve mıes i Marks ist mantığın bir p a rçasıdır.

ama vahşice

Liberal demokrasi eksiksiz olmnyabilir

o to r ite r

bir i k tidarı ele ş tir m eye kalkıştı

diye insanların akıl hastanesine kapatılma/arına göı·e

daha fazla ı e rcih edilir. Marx devlete amansızca karşıyd ı. Aslında devletin yok olacağı zamanı dört gözle bekliyordu. Eleştirmenleri bu umudunun saçma bir düş oldu ğunu düşünebilirler ama ayn ı zam a nda da onu despot i k bir iktidar heveslisi ola rak

mahkum edemezler. Gerçekte o, saçma sapan bir ütopyacı deği l di. Marx'ın

komünist bir to pl u md a yok olmasını umduğu devlet,


22.0

1

Te rry Eagleton

merkezi idare anlamındaki devl et değildi. Herhangi bir

karmaşık modern kültür için bu ge re kli d ir.

Gerçekten de

Marx, Kap ital' in üçüncü cildinde, "Bütün toplu m lar ı n do­ ğasında n kaynaklanan ortak faaliyetler"den söz ederken

bu nokta aklın daydı Yönetimsel bir kurum olarak devlet .

devam edecekti. Marx, şiddetin bir aracı olan devletin yok olmasını ümit etmekte ydi.

Komünist Manifesto'da, komü­

ni zrn de kamusal gücün siyasi ö zelliği n i yitireceğinden b ahs ed er. Zamanının anarşistlerine karşı Marx, devletin

sadece bu anlamda yok olmayacağını; egemen toplumsal sınıf yönetimini n , toplumun geri kalanına karşı deste­

ği olan belirli tür bir gücün yok olacağını söyler. Ulusal parklar ve şoför eğitim merke zleri kalacaktır. Marx, soğukkanlı bir gerçekçilikle devlet hakkındaki görüşlerini ortaya koymuştu r. Bu kurumun siyasi olarak tarafsız, birbiriyle çarpışan toplumsal çıkarl ar karşısında ti tizlikle adil ol madığı açıktı. Emek

ile sermaye arasındaki

ç elişkilerde asla yansız d eğildi Devletlerin işi mülkiyete .

karşı devrim i ere girişrnek

değil dir.

Bu kurumlar başka

şeyleri n yanı sıra, mevcut düzeni dönüştürmeye çalışan­ lara karşı koymak için vardır. Eğer o düzen do ğası gereği

adaletsizse, o zaman bu bakımdan devlet de adil değildir. İ şte Marx, ulusal tiyatroların ya da polis laboratuvarlan­ nın d e ğil, bunun sona ermesini istiyordu .

D e vl et in ta ra fgi r ol d uğu d üşün c esi n d e esrarengiz, komplocu h erh an gi bir şey yoktu r Her kim b öyle düşü­ .

nüyo rsa dernek ki yakın larda bir s i yasi gösteriye katıl-


Marı Neden Haklrydr?

!

mamı�. Liberal devlet, m uhal ifl er kazan ı yor g1bi görüne­

ne kadar kapitalizm ile muhalifleri arasında tarafsız ka­ lır. Ama bundan sonra tazyikli su hortumları, yarı askeri bölükleriyle harekete geçer; eğer bunlar yeterli olmazsa tanklar devreye girer. Hiç kimsenin devletin şiddet kul ­ lanabileceği konusunda kuşkusu yoktur. Marx'ın sadece bu şiddetin sonunda kime hizmet edeceğiyle ilgili yeni bir cevabı vardır. Devletin yansızlığı inancı hiç olmadık bir şeye kapılıp gitmektir ama günün birinde onun sal­ dırganlığından kurtulabileceğimiz iddiası böyle değil­ dir. Aslında devlet de bazı bakımlardan yansız olduğuna inanınayı bıraktı. Grevci işçileri ya da b arışçıl gösteri­ cileri döven polis artık tarafsızmış numarası yapmıyor. Hükümetler, özellikle İşçi Partisi hükümetleri, işçi hare­ ketlerine düşmanlıklarını gizlemek zahmetine bile gir­ miyar. Jacques Ranciere, "Bir zamanlar Marx'ın, devlet­ lecin basitçe uluslararası sermayenin ajanı olduğu savı lekeleyici bulunurdu, oysa bu, günümüzde 'liberallerin' ve 'sosyalistlerin' kabul ettiği apaçık bir olgudur. Siya­ setin, sermayenin idaresiyle mutlak olarak özdeşleşmesi artık demokrasi 'usulleri'nin arkasına gizlenen utanıla­ cak bir sır olmaktan çıktı; bu, hükümetlerin meşruiyet kazandığı, açıkça ilan edilen bir gerçektir" der. 1 Burada polislerden, mahkemelerden, hapishanelerden hatta yarı askeri bölüklerden vazgeçilmesi iddiasında bu1

Jacques Ranciere, mazlıkj

Dis-agreement

(Minneapolis, 1999), s. l l 3. [Uyuş­

22l


222

Te rry Eagl eıon

l unulmuyor. Eğer terörist çeteler kimyas al ya da nükleer silahlarla serbestçe dolaşıyorsa, örneğin sonuncusunun gerekli olabileceği

gerç eğin in , yumuşak huylu sol

tipler de farkında olsalar iyi

olacak. B üt ün

görüşlü

devlet şiddeti

var olan durumun korunması adına gerçekleşmiyor. da Kapital'in üçüncü cildind e,

Marx

devletin sınıfa özel ile sını­

fa ka rş ı yansız i şlevler i arasında ayrım yapar. Irkçı canile­ rin genç bir Asyalıyı

ölümüne dövmesini e ngelle ye n polis

memurları kapitalizmin

ajanları gibi

Tecavüze uğrayan ka dınlar

davranmamaktadır.

için daire tahsis etmek, devlet

baskısının kötü örneklerinden değildir. Çocuk po rnogra­ fısi d ol u

bilgisayarlara e l

koyan detektifler, insan ha kları­

nı acımasızca çiğnememektedir.

dukça bunların kötüye

İ nsanların

özgürlüğü

kullanımı da olacaktır ve

bazısı o kadar korkunçtur ki,

başka

ol­

bunların

in:sanların güvenliği

içi n , bu suçları işleyerrlerin kapatılmaları gerekir. Hapis­

h an el e r, kuşkusuz bu iş ya ra s a l ar da, sadece toplumsal olara k yoksulların cezalandırıldığı ye rle r değ il dir. Marx' ın

bu

i dd i a la r ın herhangi birini reddedeceğine

dair hiçbir kanıt

yoktur.

A s lı n da o, toplu m un yararı için

güçlü bir devletin o labileceğin i düşünmüştür.

Victoria

ingiltere'sinde sosyal koşulları

candan destekl emiştir. yurdu aç ma n ı n

ya

mesini sa ğl a ma n ı n

da

Terk edilen

iyileştiren yasaları

çocuklar için öksüzler

h e rke sin yolun aynı şeridinden git­

baskılayıcı bir tarafı yok. Marx'ın

de tti ği , devletin değişik u y u mu sağlay an

Bu nedenle

g rup ları n ve sınıfların

red­

a rasınd a

kaynak old uğ u n a , onları barışçıl biçimde


Mar�< Ntdtn Hak/1yd1?

j

bir araya getirdiğine dair duygusal efsanedir. Onun gö rü­ şüne göre devlet uyumdan çok, bölünmenin kaynağıydı. Gerçekten toplumu bi r arada tutmaya çalışmaktaydı ama bunu eninde sonunda yönetici sınıfın çıkarları doğrultu­ sunda yapmaktayd ı . G örünümdeki tarafsı zlığı n ı n altında çetin bir tarafgirlik vardır. Devlet kurumu, "yoks ulları yeni engellerle kuş atırken, ze nginlere yeni güçler vermek­ tedir ( . . . ) mülkiyet ve eşitsizlikle ilgili yasaları sonsuza kadar sabitledi; ustaca yapılan yağmacılığın sonuçlarını vazgeçilemez haklara dönüştürdü; az sayıda hırslı insan uğruna, insanlığı sürekli çalışmaya, esarete ve sefalete mahkum etti:' Bunlar Marx'ın sözleri değil (daha önce gördüğümüz gibi),

lar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı Konuşma'sında

İnsan­ Temelleri Ozerine

Jean- Jacques Rousseau'nun ve

yazdıkları. Marx, devlet gücü ile sınıfsal

imtiyazlar arasındaki ilişkiyi gören yegane ayrıksı kişi de­ ğildi. Her zaman için bu gör üşleri ileri sürmediği de doğ­ rudur. Hegel'in genç bir izleyicisiyke n, devletten heyecan­ la olumlu biçimde söz etmiştir. Ama bu, onun Marksist olmasından önceydi. Gerçi sonra da ısrarla Marksist ol­ madığını söylemiştir. Uyum ve ortak kararlardan bahsedenler, endüstriyel vaiz diyebileceğimiz birisinin gerçek hakkındaki görüş­ lerine dikkat etmel iler. B u fikir, kabaca şöyle: Bir yanda açgözlü patranlar ile kavgay a hazır işçiler varken ortada du ran, tam olarak aklın, hakkaniyetİn ve itidalin cisim ­ leştiği; efendi, tatlı dilli, liberal kafalı vaiz, cansiperane bir

223


224

Terry Eagletorı

vaziyette savaşan iki tarafı bir araya getirmeye çalışmak­ tadır. Ama orta yer neden, her zaman durulacak en akla uygun yer ol s u n ? Neden ken di mizi ortada, diğer insanları uçlarda görme eğilimindeyiı.? Neticede, bir kişinin ılımh­

lığı, di�erinin aşırılığıdır. İnsanlar ortalıkta dolaşıp nasıl kendilerine

sivilceli demezlerse fanatik de demezler. Biri­

si köleler ile köle sahipleri ni uzlaştırmaktan bahsedebilir mi?

Ya da kendilerini soykırıma uğratmak için entrikala r

yapanlara karşı yerli halklardan sadece ılımlı b i r biçimde

şikayet etmeleri konusunda onları ikna etmekten söz ede­ bilir mi? !rkçılık ile ırkçılık karşıtlığı arasındaki orta yer

neresidir? Eğer Marx

devlet konusunda zaman barcamamışsa bu­

nun kısmen b i r nedeni, onu bir tür yabancılaşmış güç ola­

rak görmesidir. Sanki bu heybetli varlık, erkeklerin ve ka­ d ınların kaderlerini belirleme kabiliyetlerin i ele geçirmişti ve

artık bunu onlar namına yapıyordu. Aynı zamanda bu

sü rece "dernokrasi" demek yüzsüzlüğünü

göstermekteydi. Marx ka riyeri ne radikal demokrat olarak başladı; gerçek demokrasinin ne kadar çok dönüşüm gerektirdiğini fark ettiği zaman da, sonunda devrimci demokrat oldu. Bir de mokrat olarak devletin yüce otoritesini sorguladı. Halk egemenliğine içten inandığı için, p a rla m ent er demokrasi diye bilinen bunun s oluk gölgesinden hoşlanmadı. Lenin gibi o da ilkesel olarak parlamentolara karşı değildi. Ama demokrasinin sadece parlamentolara e ma n et edilemeye­ cek kadar çok değerli olduğunu düşünüyordu. Demokrasi


Marx Neden Ha!ılrydr7

1

yerel ve popüler olmalı; sivil toplumun bütün kurumla­ rını kapsamalıydı. Hem iktisadi, hem de siyasi yaşama uzanmalıydı. Siyasi seçkinlere emanet edilen bir şey değil, gerçek özyönetim anlamına gelmeliydi. Marx'ın onayla­ dığı devlet, azınlığın çoğunluk üstündeki yönetimi değil, yurttaşların kendi kendilerini yönetmeleriydi. Marx, devletin sivil toplumdan çıktığını düşünüyordu. Bu ikisinin arasında bariz bir çelişki vardı. Örneğin bizler devletin kapsama alanında soyut olarak eşit yurttaşlanı ama günlük toplumsal yaşamımızda çarpıcı biçimde eşit değiliz. Sosyal yaşam çelişkilerle yarılmış bir durumday­ ken, devlet pürüzsüz bir bütünlük görüntüsü olduğunu öne sürmekte. Devlet, toplumu tepeden biçimlendirdi­ ği anlayışında olsa da aslında o toplumun bir ürünüdür. Toplum devletten çıkmadı tersine devlet toplumun üs­ tünde bir asalaktır. Bütün düzen baş aşağı durumdadır. Bir yarumcunun dediği gibi "demokrasi ile kapitalizm baş aşağı döndürülmüştür"; yani siyasi kurumlar kapitalizmi düzenleyeceğine, kapitalizm onları düzene sokmaktadır. Bu yorumu yapan genellikle Marksist olduğundan şüp­ helenilmeyen eski ABD Çalışma Bakanı Robert Reich'd ir. Marx'ın amacı devlet ile toplum, siyaset ile günlük yaşam arasındaki bu uçurumu gidermek; ilkleri, ikincilerin için­ de eritmekti. İşte buna demokrasi demekteydi. Erkekler ve kadınlar,

devletin el koyduğu güçlerini, günlük yaşam­

lannda yeniden kazanmalıydı. Sosyalizm, demokrasinin reddedilmesi değil, tamaml anmasıdır. Demokrasinin pek

225


226

1

Tımy Eag leto rı

çok savunucusunun b u görüşü iti raz edilebilir bulmasını anlamak güçtür. Günümüzde gerçek gücün bankalarda, şi rketlerde ve

olduğu; b u nl ar ı n yöneticilerinin

finansal kurumlarda

kimse tarafından seçilmediği ve kararlarıyla milyonlar­ ca insanın h ayatı n ı etkilediklerini Marksistler sıkça dile

get i ri r. Genel ol a r ak siyasi iktidar Evrenin Efendilerinin itaatkar bir hizın etçisidir. Hükümetler arada bir çıkışırlar; hatta anti sosyal

onlara

d avra n ışl a r ı n e de n i yle şöyl e

bir sarsalayabilirler de, ama onları i şl e rinde n edecek olur­ larsa, kend i gü ve nl ik güçleri tarafı n da n kodese tıkılmak gibi

çok büyük bi r tehli keyl e karşı karşıya kalırlar. Hü­

kümet en fazla, şimdiki sistemin insanlara verdiği zara­

rın bir kı smını telafi etmeyi u m u t edebilir. Bunu, k ı sm e n .

insan i nedenlerle, kısmen düzeltmek için yapa:r.

de sistemin lekelenen itibarını

Bu, so syal demokrasi olarak bildi- .

ğimiz şeydir. G enel anlarnda siyaseti n , ekonominin elinde rehin olması, bi l d iğimi z devletin basitçe s osyal ist amaç­ lar i çin n içi n silah zo r uyl a gasp edilemeyecek olmasının

bir nedenidir. Marx, Fransa'da Sı nıf Mücadeleleri'nde, işçi sınıfının sadece devletin hazır durumdaki makinesine el koymakla yetin ip

kendi amaçları için kullanamayacağını,

yazar. Çünkü o makinenin

içinde mevcut durumu koru­

ma temayülü gömülüdür.

Bugün demokrasinin, antide­

mokratik çıkariara

uygun ge l e n soluk, acınacak kertede

yoksu!laştırılrnış b i r kopyası egemendir. Marx için h al kın özyönetimine ilişkin temel mo del

1 8 7 1 Paris Komü nü yd ü ; birkaç fırtınalı ay süresince '


Marx Neden Haklıydıl

'

emekç i h a lk Frans ı z ba şkentinde kendi kaderine hakim olmuştu.

Marx Frarısaaa İç Savaş'ta, Komün'ün halk ta­

rafı nda n çoğunlukla em ekçiler arasından s e ç i len ve

göre­

vinden alınabilen mahalli ko n seyl e rden oluştuğunu yazar. Ka m u hizmeti işçi

ü c ret i karşılığında yapılacaktı; d ü ze n li

ordu lağvedilmiş ve polis Ko mü n'e ka r şı sorumlu tutul­ muştu. Daha önce Fransız devleti tarafından kullanılan yetkileri Kanıüncüler

üstlenmişt i . Papazlar kamusal ya­

şamdan men edilirken, eğitim kurumları sıradan insan­ lara açılm ış ve hem ki lisenin, hem de devletin müdahale­

sinden kurtu\muştu. Yüksek adhye memurlan, yar gıçlar ve kamu görevlileri seçimle işbaşma gelecek, halka karşı sorumlu olacak ve halk tarafından görevden alınabilecek­ lerdi.

Komün, kooperatif üret im adına özeJ mü lkiye t i de

kaldırmak niyetindeydi.

" Üç

ya da altı yı l da bir halkı yanl ış temsil etmek üzere

egemen s ınıfın her mek ye r ine" der

hangi bir üyesini p arlame ntoy a seç­

Marx, "genel oy hakkı Koruün leri oluş­

turan halka h izmet edecektir." Marx'a göre "Koınün temel olarak işçi sınıfı hükümetidir ( . . . ) Emeğin iktisad i kurtu­ luşuna çözüm ü retmek amac ıyl a en sonunda bulunan bir siyasi yapıdır."2

Her ne kadar bu t a l i hs iz girişimi eleştir­

rnekte n kaçınınadıysa da (örn eğin Komünc ülerin çoğu­

nun s osyali s t olmadığına işaret etmiştir), bun u n içinde s osyali st politikanın bi rçok u nsurunun bulunduğunu dü­

şünmüştür. B u senaryo, herhangi bir teorik çizim masa-

2

Marx, 1he Civil War in France

(New York, ı 972), s. 2 1 3.

227


228

Terty f a g 1eıorı

sından değil, işçi s ınıfı pratiğinden ortaya çıkmıştır. Çok kısa, büyü ley ici bir anda devlet yabancılaşmış bir güç ol­ m aktan çıkmış ve yerine halkın özyönetimi geçmiş tir.

O birkaç ayda Paris'te olanları Marx "proletarya dikta­ t örlüğü" olarak tasvir etmiştir. Onun iyi tanınan deyişle­ rinden çok azı, eleştirmenlerinin içini bu kadar ürpert­ miştir. Ancak kulağa netarneli bir şeymiş gibi gelen bu ifadeyle Marx, halk demokrasisinden başka bir şeyi kas ­ tet memişti. Her ilalükarda "diktatörlük" sözcüğü Marx'ın zamanmda zorunlu olarak bugünkü anlamını ima etmi­ yo rdu . Bu, siyasi anayasanın yasadışı ihlali anl amındaydt.

1 8 1 5 - 1 880 arasında her Fransız hükümeti tarafından hap ­ se atılan Marx'ın siyasi tart ışma arkadaşı Auguste Blan ­ qui, sıradan halk adına yönetim manasında "proletarya diktatörlüğü" i fadesinin mucididir. Marx ise bunu, halk ı n kendi yönetimi anlamında kullan mıştır. Blanqui, Paris· Komünü'nün başkanı seçi ldiği halde göstermelik yöne­ ticilik rolünü kabullenmiştir. Çünkü her zamanki gibi o zaman gene hapisteydi. Marx'ın devlet, egemen sınıfı n doğrudan aracısıymış gibi yazdığı zamanlar olmuştur. Ama tarih s el yazılarında kalemi genellikle çok daha inceliklidir. Siyasi devletin gö ­ revi sadece yönetici sınıfın acil çıkarlarına hizmet etmek değildir. Aynı zamanda toplumsal uyumu muhafaza etme­ ye de çalışmalıdır; her ne kadar bu iki amaç sonunda bir­ leşse de kısa ya da o rta vadede aralannda keskin çelişkiler olabilir. B unun yanı sıra, kapitalizmde devlet, diyelim fe-


Marx Neden Hok/ıy(M

odalizme göre,

1

sınıf i l i şkil e ri açısından daha bağımsızdır.

Feodal lord hem siyasi, hem de

iktis ad i gücü temsil eden

bir kişiyken, kap it a l i z m de ge nellikle bu işlevler ayırt edil­ miştir.

M illetvekiliniz ge nellikl e işve ren i n iz de ği ldir. Bu­

nun anlamJ, sınıf ilişkilerinin üstü nde görünen kapitalist devl e t i n sadece

görünümde

b öyle olmamasıdır. Devletin

maddi çıkarlardan ne kadar bağımsız rihsel koşullara bağlıdır. Marx,

m o delde

devletin

oldu ğu,

ta­

Asya Üretim Biçimi denen

büyük su la m a kanalları inşa

ettiği için, olduğunu i ddi a eder

gerçekte egemen bir top lums al güç g i b i görünmektedir. Vülger Marksistler

de nenler devlet ,

ile iktisaden egemen sınıf arası nda b ire bir nu,

d eğişe n

ilişki olduğu­

her ne ka dar ara sıra böyle du r umlar olsa da, varsayar­

lar. Bazı za manlar mülk s ahiple ri doğrudan hükümetin işlerini yürütür. George Bush ve ortağı petrol cü le r buna ,

tipik bir örnektir. Diğer bir deyi şl e Bush'un

en dikkat çe­

ki ci başarılanndan birisi vülger Marksizmi haklı çıkarma­ sıdır. Aym zaman da

kapitalizmin en kötü bir biçimde gö­

r üne bilmesi için o kadar sıkı çalış m ıştı r ki, i ns an ın akhna gizlice Kuzey Kore için Ama

söz konusu

çalışıp çalışmadığı

gelmektedir.

ili şkiler genellikle Bush

gör ü l düğün de n daha

yö net imin de

karm aşıktır (Aslında insanın varo­ .

l u ş un da k i hemen hemen her şey görünenden daha karm a ­

bir sınıf, d i ğer i n in adına yönetir. Marx'ın işaret eWği gibi ı 9. yüzyıl İngiltere'sinde Whig a ri stokrasi si hala yöneten si yasi sınıfken, sanayici şıktır.) Örneğin bazı dönemlerde

orta

sı nıf giderek

artan ölç ü de

iktisaden egemen

olmak-

229


230

ı 1

Te r r v Eagleton

taydı; genellikle birincisi, ikincisinin çıkarlarını temsil ediyord u .

Marx, Louis

Bonaparte'ın Fran sa'yı finans kapi­

talin çıkarlan doğrultusunda yö n et irken , ken disini küçük

mülk s a h ibi köylülerin temsilcisi olarak sunduğundan söz eder. Az çok benzer biçimde Naziler özellikle alt orta sı­ nıfın bakış açısını yansıtan bir ideoloj i aracılığıyla yüksek kapitalizmin üst

sınıf

çıkarlarına

göre ü lkeyi yönetmiş tir.

parazideri ne ve

aylak

Böylece

zenginlere karşı öyle bir

siyasi gafill e r, bu söylemi ge rçek radikalizm sanmıştır. B u bakımdan, siyaseten uyanık ol­ ateş püskürmüşl erdir ki

mayanlar, görüşlerinde b ü tün ü yl e yanılgıya düşmemiş­

lerdi r. Gerçekten

de faşizm bir

tür

radikalizmdir.

Liberal

orta sınıf uygarlığı için harcayacak zamanı yoktur. Sadece bu, sol değil, sağın radikalizminden

ibarettir.

Pek çok liberalin aksine Marx kendi

başına

güce karşı

de�ildi. Özellikle zaten koruyacak yeterince şeyi olanla­ rın, hiç

gücü olmayanlara

dö nüp

bütün

duğunu söylemeleri, güçsüz ola nla r ı n

gücün iğrenç ol­

çıkarına

değildir.

"Güç" sözcüğünün her zaman için aşağılayıcı bir

anlam

ifade ettiği kişiler gerçekten şanslı dırla r. İnsanın özgürleş­ mesi amacı

bakımından kullanılan

rılmamalıdır. "Siyah

Güç!"

sloganı,

güç, tiranlıkla karıştı­

"Kahrolsun

Güç!"

çığ­

lığından çok daha zayıft ır. Bir gücün gerçekten özgürlük­ çü olduğun u , ancak sadece var olan dü zeni değil, gücün anlamını da

dönüştürdüğünde anlayabiliriz. Sosyalizm birtakı m yöneticilerin yerine b aşkalarının geçmesi demek değild i r.

Marx, Paris Komünü'nden söz ederken "O [ dev-


MQfx Neden Hoklwdl? 1

!eti] egemen sınıfın bir bizbinden öbürüne geçirmek için yapılmad1; devri m bu korkunç sınıf egem enJiği makinesi ­

ni parçalamak içindi" der.1 Sosyalizm , egemenlik kavramının kendisinin değişme­ sini içerir. Bugün "güç" sözcüğünün Londra'daki anlamı ile Paris 1 87 1 öeki anlam ı arasın da sadece soluk bir ben­ zerlik vardı r. Gücün en verimli biçimi kişinin kendisinin üstündeki kudretidir ve demokrasi bu kapasitenin kol ek­ tif bir uygulamas ıdır. Aydınlanma, boyun eğmeye değer yegane egemenlik biçiminin kendi biçimlendirdiğimiz egemenlik olduğunda ısrarcıdır. Ö zgürlüğün en değer­ li anlamı, böylesi bir kendi geleceğini belirlemektir. Her ne kadar insanlar özgürlükle ri ni kötü ye kullanabiJi rlerse de, onsuz tam olarak i nsan da olamazlar. Arada sırada, kurnaz bir diktatörün almayacağı, aceleci ya da akılsızca kararları ille de alırlar. Ama bunlar kendi kararları olma­ dıkça, ne kadar isabetli olurlarsa olsunlar, büyük ihtimalle

kof ve sahte bir şeyler içerir. O halde güç, günümüz kapitali zmind en, geleceğin sos­

yalizm i n e kalacaktır ama aynı biçimde değil. Güç fikrinin kendisi bir devrim geçirmektedir. Aynı şey devlet için de geçerlidir. Bir anlamda "devl et", ..devlet sosyalizmi" söz­ cükleri "Tiger Wo ods'un epistemolojik teorileri" kadar, sözcüklerin birbiriyle çelişınesini gösterir. Ama başka bir anlamda, bu İsimlendirmenin bir etkisi vardır. Marx içi n

3

Aktaran Tom

286.

Bottonıore,

lmerpretations of Marx

(Oxford. 1988), s .

231


l.Jl

1

Ter ry E;ı gleton

so s yal iz m de gene devlet olacakt ır; yalnızca sosyalizmin ötesinde, komünizmde devletin zorlayıcılığı yerini idari bir kuruma bırakacaktı r. Ama bu, bizim kolaylıkla tanı­ yabileceğimiz bir devlet değildir. Örneğin Westminister, Beyaz Saray ve esrarengiz Prens Andrew muamması gibi tamamen anıtsal ve h eybetli bir şey beklerken, sanki bi ­ risi bize, kendi kendini yöneten ademi merkeziyetçi, de­

b içi m de seçilen merkezi idarece esnek biçimde yönetilen bir ağ örgüs üne iş are t ederek " işt e devlet bu!" dem i ş gibi olacağız. Marx'ın anarşistlerle tartışması kısmen hangi durum­ da gücün n ası l önemli olacağı sorununa ilişkindi. Önem­ li olan sonuç mudur? Marx'm gö rü ş ü ne göre hayır. Ona göre siyasi güç daha geniş bir tarihsel bağlama oturtulma­ l ı d ır. Ha n g i maddi çıkariara hizmet ettiği sorusu mesele­ nin temelidir. Marx, devleti idealleştiren muhafazakarlar . karşısında eleştirel olduğu kadar onun ön emine gereğin­ de n fazla de ğer veren anarşistlere ka rş ı da hoşgörüsüzdü. Marx gücü "şeyleştirerek" toplumsal ortamından kop a r ­ maya ve kendi başı n a ele almaya karş ıydı . Ve kuşkusuz b u, eserlerinin en güçlü noktalarından birisidir. Ancak her güçlü yö nde genellikle belirli bir kör noktanın da olma­ sı söz konusudur. Marx'ın güce ilişkin gözden kaçı rdığını hemşerileri Nietzsche ve Freud çarpıcı biçimde değişik yoll arla fark ettiler. Güç kendi başına bi r şe y olmayabilir; ama gücün egemenlik alanındaki kimi unsurlar kendileri için bunun ta dı nı çıkarmak ister -hiçbir belirli amaç ol­ m a d an , pazılarını şişirmekten zevk alırlar ve bunun her mokratik


Mar:ıı Neden �akiJyrM

1

zaman pratikteki etkisi amaçlanandan daha fazladır. Sha­ kespeare The Tempest'de Prospero ile Ariel ilişkis ini an­ latırken bu noktaya işaret ediyordu. Ariel, Prospero'nun gücü nün itaatkar bir temsilcisidir ama bu egemen likten ku rtulup basi tçe kendi başına iş yapmak için sabırsızla­ nır. Muzip, sporcu bir ruh haliyle sadece kendi başına bir amaç ol arak büyülü güçlerinin zevkine varmak ister; bun ­ ları n efendisinin stratejik hedeflerine bağlı olmasından hazzetmez. Güç s adece bir araç olarak görülürse, onun bu can alıcı özelliği es geçilir; bu durum da da güc ü n korkunç baskıcı olmak zorun luluğunun nedeni yanlış anlaşılır.

233


ON

Son

y ılda e n ilgi

kırk

Ma rksizm in eşcinsel

ve

globalizm,

dışından

çeken

çıktı.

etnik siyaset,

barış

hareketi;

rnü,adelesine demode

ra dikal

h ııreketler

Fem i n izm,

çevrecilik,

hayvan

hakla rı,

a n ti­

şimdi

sı n ıf

bunlar

bağlılığın

Marksizmi çok gerilerde bırakan

yerini

aldı

ve

siyasi aktivizmin

yen i biçimlerini temsil ediyorlar. Ma rksizm in bunla ra ilhr.ım vermeyen ka tkısı marjin aldir. Gerçekten hald bir siyasi sol vardır ama bu post-sı n rfi post-san ay i

dü nya s ı n a uygundur.

Yeni s iyasi hareketlerin içinde en caniısı a nti k ap i ta ­

list hareket olara k biliniı:; dolayısıyla Marksizmden na­ sıl kesin bir kopuş olduğunu anlamak güçtür. Bu ha reket Marksist d ü şüncelere karşı ne kadar eleştirel olursa olsun, M arksizmden antikapitalizme kayış hiç de çok büyük de­

ğildir. G erçekten de Marksizm, diğer radikal eğilimlerle i l işkisi nde büyük öl ç üde alacaklıdır. Örn eğin kadın hare­ ketiyle il işkisine bakın. Elbette bu nlar zaman za m a n ye­ terince rahatsız edic i olmuştur. Bazı erkek Marksistler ya


236

TN r y Eag l eto n

kibirle bütün cinsellik sorununu bir ken ara itmiş ya da

ymaya ça­

kendi amaçları için feminist politikaya el ko

lışm ıştır. Marksist gelenekte c ins iyet s oru nu n a i lg is iz ve

en kötüsü nefret uyandıran pek çok patriarkal e ği l i m ol­ muşt u r. Ama 1 9 70' lerde ve 1 980'lerde kimi ayrılıkçı fem i ­ nistl erin

kendi amaçlarına hizmet etmek üzere varsaydığı

gibi söz konusu eğilimler bütün hikaye yi anlatmaktan çok uzaktır. Bi rç ok erkek Marksist hem kişisel, hem de politik ol arak çileli bir şekilde fem inizmden bir şeyler ö ğ rend i .

Ve Marksizm de b una karş ılık feminist düşünce ve pra t i ğe önemli katkılarda b ul undu. B i rka ç on yıl önce Marksist-feminist diyalog en dipdiri aşaması ndayken bir dizi can alıcı sorun gündeme geldi. 1

Ma rx ı n büyük ölçüde göz ardı ettiği ev içi emek konusun­ '

da Marksistlerin görüşü neydi? Kadınlar, Marksist anlam­ da bir toplumsal sınıf mıydı? Çocuk bakımı, tüket im cin­ ,

sellik ve ailenin anlam ını kavramak açısından teori, sana­ yi üretimini nasıl ele alıyordu? Aile, kapitalist topl u m u n merkezi miydi? Ya da kapitalizm e ğer daha karlıysa insan­ ları sürü gibi komünal barakatara doldurur, bu da yanına kar mı kalırdı?

(Komünist Manifesto'da

orta sınıf aileye

Bu tartışmalar için bkz. Juliet Mitchell, Wamens Estate (Harmond­

sworth 1971) [ Kadınlarm Durumu]; S. Rowbotham, L. Segal ve H. ,

Wainwright. Beyona the Fragments (Newcastle ve Lond ra, 1979)

[ Fragınanların Ötesi); L. Sargent (ed.), Women and Revolution (Mont­

real, 1 98 1 ) [Kadınlar

ve Devrim]ı

r{!Ssion Today (revised

edi tio n ,

w.

MicheJe Barrett, Women�

Londra, 1 986) . ( G ünümüzde

Uygı�lanan Baskı Marksist Feminist Çözümlemede

Süer Kaya, 1 995, Pencere

Yayınları.)

Opp­ Kadına

Sorı.mlar, çev. Şen


Mor:x Neden Hok/ıjidJl ı 237

s a l d ınlı r ; çok sayıda kadın arkadaş ı o lan Fried rich Eng els bu konuda teori ve p ra ti ğ i n d iyalektik birliğini s a ğl amaya

çaJışarak bunu istekle kendi özel yaşamına uygula r.) Sınıf­ lı toplumu alaşağı e t m ede n k adınlar için özgürlük olabili r mi? Kapitalizm ile ataerkilliğin ilişkileri nedir, sonun cu­ sunun b irincisinden çok es kiye gittiği düşünüldüğünde? B azı Marksist feministler, kadınların ezilmesinin sonu ­ nun, anc ak kapit alizm in yok olmasından sonra gelece�ini

d üşünmekted ir. D i ğerler i belki daha ıhmlı biçimde, kapi­ talizmin bu tür baskılardan vazgeçebileceğini ve yaşama­

ya devam edeceğini iddia etmektedirler. Bu görüşe göre, kapitalizmin doğasında, kadınların b ask ı altında tutol­

masını gerektiren hiçbir şey yoktur. Ancak ataerkil lik ve sınıflı to p l umla rm tarih leri öylesine iç içe d i r ki, prati kte birinin devrilmesinin öbürünün üstüne artçı şok dalgala­ rını getirmeyeceğini düş ünmek zordur. Marx'ın e serlerinin çoğu cinsiyet konusunda kördür;

bazı konularda kapit a liz min de böyle ol duğ u n a dayana ­ rak kimi açıklamalar y apılm ışt ır. Daha önce, sistem in cinsiyet, et nik köke n , aile soya�acı vb. konularında iş ,

kimin sömürüleceğine ya da kime mal s atıl a cağ ı na ge ­ lince , göreceli olarak yansız davrandığından söz etmiş­ tik. Eğer Marx'ı n tipik işçisi h ep erkekse, bunun nedeni kap it a lizmin d o ğası değil, ke ndisin i n eski kafalı bir Vi c ­

toria dönemi aile reisi olmasıydı . B öyle olmakla birlikte,

Alman İdeolojisi'nde cinsel yeniden üretim ilişkile rine birincil önemi ver m i ş ; h atta ba ş lang ıç ta ailenin yegane sosyal ilişki olduğunu öne sürmüştür. Yaşamın kendis i -


BS

Te rry Eagleton

nin üretimine gelince - " hem k i ş inin ken d i emeği, hem de doğmakta olan yen i yaşam

"-

cinsel ve m ad d i üretime

ilişkin iki büyük tarihsel aniatı Marx'a göre s ı kıca iç içe

geçmişti; zaten her ikisi alınadan tarih hızla sona e re rd i

.

Erkekler ve kadınlar açıkça başka erkekleri ve kadınlan yaratıyorlardı. B öyle yaparak her so syal sistemin ayak­ ta kalabilmesi için ge reks i ndiğ i işgücünü üretiyorlardı. Hem cinsel, hem de ma ddi yen i den üretimin, tek bir ta­ rihin içi nde kaynaştırılmaması ge rekir ; her ikisi de çok eski mücadele ve adaletsizlik alanlarını kapsa r ve her bir alanın kurbanlannın siyasi özgürlük açısından o rtak çı­ karları vardır. İşçi sınıfından bir sevgilisi olan , cinsel ve siyasi dayamşmayı yaşayan

E n gels e göre, ka dınla rı n kur­ '

tuluşu , sınıflı toplumların sona .e.rdirilmesinden aytıla­

mazdı. (Onun s evgili s i iriandalı olduğu içi n gayet dü­ ,

şünceli b ir b içim de ilişkilerine anti -sömürgeci bir boyut ,

da katmıştı.) The Origins of the Fa mily, Private Property and the State (Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yayınları,

1992) , etkileyici bir sosyal antropoloji çalış­

masıdır; hatalarla dolu olmasına rağmen çok iyi niyetle kaleme alınan

bu eserde, gel en eksel cinsiyetçi işbölümü

hiç sorgulanmazken, e rkekl e rin kadınları ezmesi "ilk s ı ­

nıfsal b a ğı mlılık olarak tanımlanır. B olşevikler de kadın "

sorunu denen olguyu aynı biçi mde c iddiyed e ele almışlar­ dır:

Çan

dev ire c ek ayaklanma, kitlesel gösterilerle 1 9 1 7

Uluslararası Kadınlar Günü'nde yap ıldı. İktidara gelince, kadınların eşitliği partinin çok önemli s iyasi önceliği oldu


Morll Neden Haklıydı.l

1 23'ii

ve Uluslararası Kadın Sekretaryası kur uldu. $ekretarya d a yirmi ülkeden gelen delegelerin katıldığı Birinci Ulusla­ rarası İşçi Kadınlan Kongresi'ni topladı; "Dünyanın İşçi Kadı nlanna'' çağrısında, komünizm ile kadınları n özgür­ l üğü yakın dan ilişkili amaçlar o la r ak sunuldu. Robert J. C.

h areket i yeniden canlantncaya ya da ko m ünist saflardaki erkek­

Young: " 1 960'larda kadın kadar yalnızca sosyalist

lerin, kadınların e ş i t l i ğ i konusunun d iğe r siyasi kurtuluş biçimlerini içerdiğini düşünmesini n çarpıcılığı" dikkat çekiciydi der.2 Erken 20. yüzyılda, ulusalcılık ve sömürge­ cilik sorunlarıyla birlikte toplumsal c i n s iyet konusunun sistematik biçimde gündeme get i r i l ip, tartış ıldığı yegane yer komünist

hareketti.

Young'a göre "D eğişik baskı ve

sümürü biçimlerinin (sınıf, cinsiyet, s örnürgec ilik] karşı­ lıklı ilişkisi n i saptayan ve her bi r ini n başarılı bir biçimde

özgürleşmesinin

temel in de

hepsinin kaldırılması gerekti­

ğini s avunan birinci ve tek siyasi pro grarn

komünizmdi." 3

Sosyalist toplum denen yerlerin çoğunda, kadın hakların­ da önemli ilerlemeler oldu ve pek çoğu " kadın sorunu"na,

B at ı n ı n bu konuyu '

h eves le

ele almaya başlamasından

çok önce övgüye değer bir ciddiyetle eğildi. Cinsiyet ve cinsellik konuların a gelince, kom ünizmin fi ili sicilinde c iddi kusurlar görülür; b una rağmen Michele Barrett'nin savun duğu gibi "Feminist dü şüncen i n dışında, kadınların

2

Robert J. C. Young, Po�tcolonialism: An Histarical Introduction (Ox­ ford, 200 1 ), s. 372-73. [Post- Sömürgecil ik; Tarihsel Bir Giriş 1

3

Ibid. •

s.

1 42.


240

, Te rry Eagleton ezilmesine i lişkin soruna, birbiri ardına M a rks i st düşü­ nürlerin keskin ilgi s iyl e boy ölçüşehitecek hiçbir ele şti re l

anal i z g elene ği yoktu r''. 4 Marksizm, kadın haklann ın

ı sra rl ı bir savunucusu ol­

d uğ u ka dar s öm ü rgec il i ğe karşı hareketleri de candan destekleıniştir. Gerçekten de 20. yüzyılın ilk yarısı bo­

yunca bunların arkasındaki temel ilham kaynağı olmuş­

B öyl e c e Marksistler modern dö n emi n en b üyü k ü ç m ü c ade le s ine önderlik etmişlerdir: Söm ürgeciliğe karşı

tur.

d i reniş, kad mların özgürlüğü ve faşizme karşı mücadele.

An ti- sömürgeci savaşların

birinci

nesil teorisyenlerinin

çoğu için Marksizm vazgeçilmez bir b aşla ng ı ç nokta­ sı olmu şt ur. l920'lerde ve 1 930'larda ırk eşitliğ i ni fiilen savu nan erkekler ve kadınlar yaln ızca komünistlerdi. II. Dünya Savaşı s onra s ı nda Nkrumah'tan,-Fan on'a kadar Af­

Ma rks iz m ya da sosyalizm yor umla­ d ayandı. Asya ko m ü n i st partilerinin ç o ğu ulusalcılığı

rika ulusalcıl ığı, bazı rına

gündemine aldı . Ju les Townshend şöyle yaz ar :

[ ı 960'larda]

Fransız ve İtalyan işçileri dışında, işçi sını­

fı ileri kapitalist ülkelerde göreli olarak uyku halindey­ miş gibi görünürken, Asya, Afrika ve Latin Amerika'da entelektüellerle birlikte köylülük, devrimler gerçekleş­ ti rmekt e ya da sosyalizm adıyla toplumlar yaratmaktay­ dı. Asya'dan 1 966 Çin'inde Maa'nun Kültür Devrimi ve Vietrıam'da, Amerikalılara karşı Ho Şi Min'in Vietkong

dire n işi; Afrika'dan Tanıanya'da Nyerere, Gana'da Nkru­

mah, Guinea-Biss auüa Cabral ve Cezayiröe Fanorı'un; ve 4

Michele Barrett. T. Bottomore (ed.), A Dictionary of Marxisı (Oxford, 1983), s. 190.

Thoughı


Mar:c Neden Hok/,ydl!

Latin

Amerika'dan Küba

D ev ri m i 'n de

Fidel Castro ve Che

Guevera'nın sosyalist ve özgürlükçü görüşleri birer ilham

kaynağı oldu:'

Ma l ezya'da n Karayip Adaları'na, İrlanda'ya ve Cezayir'e kadar devrimci ulusalcılık Marksizmi kendi hakkında yeniden düşünmeye zorladı. Aynı zamanda Marksizmin Üçü nc ü Dünya kurtuluş hareketlerine, yabancı kapitalist s ınıfın yer in e yerlisini n

geçmesinden daha yapıcı ön er i ­

leri oldu. Ayrıca ulus sapıantısının ötesine geçerek daha

enternasyonalist bir bakış açısı ortaya koydu . Marksizm,

Üçüncü D ünya denen ülkelerdeki ulusal kurtuluş hare­ ketlerini desteklediyse de aynı zamanda onların burjuva milliyetçisi değil, enternasyonalist sosyalist bir ufkunun olması gerektiği konusunda ısrarcı oldu. Çoğunlukla bu ısrara kulak a s ılm ad ı. Bolşevikler iktidar olduktan s o n ra sömürge h alkl ar ı ­ nın kendi kaderlerini belirleme hakkı olduğunu ilan etti. D ünya komünist hareketi, bu düşünceyi pratiğe geçirmek i çi n olağanüstü çalıştı. Milliyetçiliğe karşı ele şt i rel tavrı ­ na ra ğmen Lenin, ulusal kurtuluş hareketlerinin anlamı­ nı kavrayan ilk önemli siyaset teorisyeniydi. Romantik rnilliyetçiliğe muhalefet ederek, ulusal kurtuluşun şo­ vence duygular değil, radikal demokrasi sorunu olduğu­ nu savunmuştur. Güçlü, özgün b i r bi ri e ş irole Marksizm, anti-söınürgeciliği desteklerken, m i l li yetçi i de o loj iyi eleşS

Jules Townshend, The Politics o.f Marxi�rn (Londra ve 1996). s. 142. [Marksizmin Siyaseti]

New

York,

241


l42

Te r r y Eagleton

tirmiştir. Kevin Anderson'un dediği gibi

"

H i n di stan ın '

b ağım sı z l ı ğı n ı kazanmasından otuz yıl ve l 960'ların b a ­ şı n d aki Afrika ulusal kurt u l u ş hareketlerinden kırk yıl

önce [ Len i n ] zate n a nt i e mper ya lis t ve anti-sömürgeci ha­ reketlerin dünya p olitika sı n da başl ı ca etmen olduğunun teorisini yapma kt ayd ı : 6 Lenin, 1 920'lerde "Bütün komü ­ '

ni s t par tiler bağımlı ve imkanları az olan uluslar ( örne­ ğ in İ rl anda Siyah Am e r ika lıl ar vb.) ile sömürgelerdeki ,

devrimci hareketlere doğr udan yardım etmelidir" diye yazıyordu.' Sovyet Komünist Partisi'ndeki "Büyük Rus şo ­ venizmi" dediği şeye muhalefet e tmekteydi ama bu duru­ şu, Ukrayna'nın , daha sonra zorla Gü rc ist an ın Rusya'nın '

topraklarına katılmasını fiilen on ayl am asını e n gell e m edi Troçki ve Rosa Luxemb urg dahil başka

.

bazı Bolşevikler de

m ill i yetçil iğ e şiddetle muhaliflerdi.

Marx'ın

a n ti - s ömürg e c i

politika konusunda· fiki rleri

biraz belirsizdir. Çalışmalarının ilk yılları nda söm ürgeci güçlere karşı mü cade le le ri ancak sosyalist devrim a macın ı ilerietmeye yarayacaksa destekle me eğilimindeydi. Şaşır­ tıcı biçimde kimi m illetierin utarihleri olmadığını" ve yok olmaya mahkum olduklarını aç ı klamışt ı Avrupa-merkezli .

bir tavırla Çekleri, Slovenya l ı lar ı , Dalmaçyalıları, Roman-

6

Kevin B. Anderson, "The Rediscovery and Persistence of the Dialectic in Philosophy and in World Politics", [ Felsefede ve Dünya Politikasın­

Yeniden Keşfi ve Kalıcılığı] , Lenin Relorldt:d: Towards ed. S. Budgeon, S. Kouvelakis ve S. Zizek (Londra, 2007), s. 1 2 1 . [Yeniden Lenin: Gerçeğin Politikasına Doğru]

da Diyalekti�in

f

a Politics o Truth.

7

Ibid

.•

s.

133.


Mo.rx Neden Hakfıydı?

ı

yalıları, Hırvatları, Sırpları, Moravyalıları, Ukraynalıları ve diğerlerini tarihin çöp sepetine atıyordu. Bir nokta­ da E ngels, Cezayir'in sömürgeleştirilmesini v e ABD'nin Meksika'yı fethetmesini hevesle desteklerken, Marx da Latin Amerikalı büyük kurtarıcı Simon B olivar'a çok az saygı duymaktaydı . Ona göre Hindistan'ın kendine mah­ sus övünecek bir tarihi yoktu ve Britanyalılar tarafından zapt edilmeleri farkında olu nmadan bu alt kıtada sosyalist devrimin

koşullarını oluş turmaktaydı.

Canterbury'den

California'ya kadar bu tür açıklamalar post-sömürgecilik derslerinde A notu almazdı. Marx'ın sömürgecilik hakk ı nda olumlu konuşması bir ulusun, öbürünü hor görmesini beğendiği için değildi. Nedeni, aşağılayıcı ve iğrenç diye düşündüğü bu tür bas­ kıların "azgelişmiş" dünyaya kapitalist modernitenin gi ­ rişiyle bağla ntılı olmasıydı. Bu da, o dünyaya sadece bazı yararlar sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda sosyaliz­ min yolunu da hazırlayac aktı. Daha önce bu tür "teleolo­ jik" düşünme biçiminin artıları ve eks i lerini tartışmıştık. Sömürgeciligin

olumlu

yönleri

olabileceği

iddiası,

Bat ılı pek çok post- sömürgecilik ile ilgili yazarı çileden ç ı karmakta; siyaseten bu kadar yanlış bir şeyin kabul edilmesinin ırkçılık ve üstün ı rkçılık ( etno-merkezcilik) taslamaya yol açacağından korkmaktad ırlar. Ama bu tür yaklaşımlar örneğin Hintli ve iriandalı tarihçiler arasında sıradanlaşm ıştır.8 Bu kadar geniş bölgelere ve yüzyıllara 8

Hintli tarih yazıını içi n bkz. Aijaz Ahrnad, lrı 7heory: Cla>se!, Nations, LiteratureJ (Ltındra, 1 992), Böl üm. 6.

243


244

fE'rry €agl eton

yayılan sömürgecilik gibi zorlu

ve

karmaşık bir hadise­

nin nasıl olur da tek b ir olumlu etkisi olmaz? 1 9. yüzyı l İrlanda'sına Britanya egemenliği açlık, şiddet, yoks u ll uk, ı rksal üstün l ük ve dinsel baskı getirdi. Aynı zamanda, bu

dönemde, ulusalcı hareketin örgütlenmesine ve sonunda iktidara gelmesine yardımcı olan okuryazarlık, dil, eği­ tim, sınırlı demokrasi, teknoloji, iletişim ve s ivil kurumlar gelişti. Bu n lar kendi başlarına değ e rl i oldukları gibi saygı değer bir siyasi amaca da hizmet ettiler. Pek çok iriandalı modern çağa İngilizce öğrenerek gir­ meye hevesliyken, bazı üst sınıf iriandalı romantik, pat­ ranluk taslayarak onlarla sadece yerli dilde konuşulma­ sına gayret ediyordu. Benzer bir önyargıyı günümüzün post-sömürgecilik yazarları arasında da görüyoruz; onla­ ra kapitalist modernite tam bir felaket gibi görünüyor. Bu görüş, onların sözcülüğünü yaptığı, sömürgecilik son rası halkların çoğu tarafından paylaşılmıyor. Elbette İrland a­ lıların demokrasiye girişinin (ve sonunda refaha ulaşma­ sının) daha az travmatik bir yoldan olması tercih edilirdi. Her şeyden önce İrlandalılar hiçbir zaman onur kırıcı sö­ mürge tebaası olma durumuna düşürülmemeliydi. Ama mademki durum böyl eydi o zaman bu koşullardan değerli bir şeyler çıkarıp almanın m ü mkün olduğu görüldü.

O h al de Marx da söm ürgecilikte bazı " ilerici" eğilimle­

ri sezmiş olabilirdi. Ama bu, onun Hindistan'da ve başka yerlerde sömürge yönetiminin "barbarlığını" kınamasına ya da 1857 büyük Hint Ayaklanması'nı coşkuyla karşıla-


Morıt Neden Hakliydl.l

ı

'

masına engel olmadı. 1 857 isyancılarına atfedilen sözde acımasızlıklada ilgili olarak Marx, bunun sadece Britanya emperyalizm inin ülkedeki talancı davranışının bir yan­ sıması olduğu nu b elirtmiştir. Britanya emperyalizminin

Hindistanaaki

uygulamaları şefka tlı bir uygariaştırma

olmaktan çok uzak olduğu gibi "alabildiğine kan­ lı bir süreçti".9 Hindistan'da "burjuva uygarlığının derin süreci

ikiyüzlülüğü ve doğası ndaki b arbarlık" açığa çıktı; bu uy­ garlıklar, anavatanl arında saygın bir kisveye bürünürken, ülkelerinin dışında her şey bütün çıplaklığıyla görüldü . 1 0 Gerçekten d e Aijaz Ahmad'ın dile getirdiği gibi 1 9 . yüzyı­ lın hiçbir Hintli reformcusu Hindistan ulusal bağımsızlığı konusunda Marx kadar açık bir tavır koymam ıştı r. 1 1 Marx daha sonra Meksika'nın fethi, Engels de Cezayir'in sömürgeleşt irilm esi konularındaki fikirl erinden vazgeç­ mişlerdi r. Engels d aha

sonra

bunun katliam, yağma, şid­

det ve buraya yerleşenlerin, yerli halkı " ikinci derecede ırk" diye nitelemelerinin "yüzsüz

bir küstahlık" olduğunu

acı acı dile getirmiştir. Engels'e göre bu durumdan an­ cak devrimci bir hareketle kurtulunab il i rdi. Marx, kendi zamanındaki

Çin ulusal kurtuluş hareketini s avunmuş,

sömürgecileri "uygarlık işportacıları" diye aşağılamıştır. Diğer bir deyişle, dah a önceki şoven tavrını düzelterek, ister "tarihleri olmasın': ister olsun, sömürgelerdeki ulu9

Aktaran Ahmad, Iır 1heary, s.

ı o Ibid., s . 235. 1 1 Ibid.,

s.

236.

228.

245


146

1

Terry Eagleton

sal özgürlük mücadelelerini desteklemiştir. B aşka bir ulu ­ su ezen bir ulusun kendi zincirlerini de oluşturduğundan emin olarak İrlanda'nın bağımsızlığının İngiltere'deki sos­ yal ist devrimin ön koşu l u olduğunu düşünmüştür. Kom ü ­

nist Man�{esto'da işçi sın ıft ile efendileri arasındaki çel işki önce ulusal mücadele biçimini alır, demiştir. Şimdiye kadar izini sürdüğüm gelenekte kültür, cin­ siyet, dil, ötekilik, farklılık, kimlik ve etnisite so runla ­ rı, devlet gücü. maddi eşitsizlik, emeğin söm ürülme­ si, emperyal yağma; kitlesel siyasi direnme ve devrimci dönüşüm sorunlarından ayrılamaz. Eğer sonunc uları, birincilerden çıkarırsanız elinizde, günümüzdeki post­ sömürgecilik teorisine benzer bir şey kalır. 1 980'ler civa­ rında bazı çevrelerde, gözden düşmüş Marksizmin yerini si yaseten daha geçerli olan post - sömürgeciliğe bıraktığın a dair a�ırı basitleştirilmiş bir anlayış vardı. Bu gerçekten felsefecilerin kategori yaniışı dedikleri şeyi içermektedir; fındıkfaresi ile evlilik kavramını karşılaştırmaya benzer. Marksizm kıtalar arasında ve yüzyıllar boyunca uzana n kitlesel bir siyasi harekettir; bu öğretiye dayanarak sayı­ sız ka dın ve erkek mücadele etmiş, hatta canını vermiştir. Post-sömürgecilik birkaç yüz ünivers ite dışında konuşut­ mayan çoğunlukla akademik bir dildir; bu dil bazen orta­ lama bir Batılı için Swahili dili kadar a nlaşılmazdır. Post-sömürgecilik teorisi, ulusal kurtuluş mücadele­ lerin in az çok sönümlendiği geç 20. yüzyılda o rtaya çık­ tı Bu akımın kurucu eseri Edward Said'in Orientalism .


Marx Neden Hakl1ytf11

1

( Şarkiyatçı/ık Batı 'nı n Şark Anlayışları, Metis Yayınları,

1 999) kitabı tam da kapitalizmin Batı'daki keskin krizinin Batı'nın

devrimci ruhunu gerilettiği ı 970'1erin ortasın ­

d a basıldı. B u açıdan Said'in kitabının son derece anti­ Marksist olması anlamlıdır; bir bakıma

dev rimc i

mirası

korurken b unu bir d i ğer iyl e değiştirmekteyciL Bu, post­

ö

devrimci dünyaya uygun düşen post-devrimci bir s y­

l emdl. Kitabın en i yi yanı, ender rastlanan bir kavray1ş ve özgünlükle kaleme alınmasıdır. En az

övgüye değer yanı

ise postmodernizmin dışişleri bakanlığından biraz fazla­

sını temsil

etmesidir.

Şimdi sını fın yerini cinsiyet, kimlik ve etnisite alm a­

lıym ı ş. Uluslar ötesi şirketler ile yerküren i n Güney'indeki Çok az ücret ödenen , etnik, genellikle de kadın emekçi­ ler in çe lişkisi tam da Marksist anlamda bir sınıf sorunu­

dur. Bu, örneğin B atılı kömür marleneilerinin ya da fab ­ rika işçilerinin bakış açısının yerine, şi mdi daha a z taşralı olan "Avrupa-merkezli" görüşlerin geçmesi değildir. Sınıf her zaman için uluslararası bir olgudur. Marx işçi sı n ıfı ­ nın anavatanı olmadığını memnuniyetle ifade ederdi ama gerçekte bu kapitalizmdi.

Komünist Manifesto'ya bakt ı ğ ı ­

mızda, terimin bir anlamında, küreselleşme bayat bir ha­ berdir. Kadınlar her zaman işgücünün büyük bir kısmını ol uştur muş ve ırksal baskıyı iktisadi sömürüden ayumak ,

her

zaman güç olmuştur. Yeni hareketler denen akımlar

gen e l l ikle hiç de yen i değildirler. Ve bunların sınıf saplan­ tılı, çoğulcu olmayan Marksizmin yerine geçtiği anlayı -

247


248

ı Terry Eag lııton

şı, bu h a reke tl er ile M arksi zmin oldukça uzun zamandan ber i verimli bir ittifak i çin de bulunduğu olgu s u n u gör�

m ezden gelmektedi r. Postmodernler b azen Marx't, gezegenin değişik böL­

gelerine kendi beya z, akılcı Batılı değerlerini

dayatma

peşinde olan Avrupa-merkezli birisi olmakla su çl arl ar.

Onun siyasi özgürlüğe olan ateşli ilgisine bakarak Ma rx'ı n kuşkusuz Avr up a l ı old uğu n u söyl eyebiliriz. dar özgürl ükçü

düşünce g el enekle ri de

Kölecilik ka­

Avrupa tarihi n e

damgasını vurmu�tur. Avrupa hem demokrasinin, hem d e

ölüm kam plarının yurdudur. Kon go'dak i s oykırımı kap­ sar ama a ynı zamanda Paris Koroü ncülerini ve süfrajederi de içerir. Hem sosyal izmin, hem faşizmin; Sophokles ve Arnold Schwar:ıenegger'in, sivil haklar ve K ruz füzeleri ­ nin , feminizm ve de yerkü renin

açlığın mi ras ı n ı temsil eder. Aynı şekil·

diğer kısımları da

aydı n l an ma ve bas kıc ı

pratikleri n kanşımım gösterir. Yalnızca kend i lerince aşırı

basit

b içi mlerde Avrupa'yı bütünüyle olumsuz ve

post­

sömürgec:ilik "sınırlarını" katışıksız olumlu ele alanlar bu ol guyu görmezde n ge l eb ilir. Hatta bazısı kendisini çoğul· c:u olarak b ile tanımlayabilmektedir. Bu i nsa nla rın ço�u, Avrupa'ya karşı düşmanlık besleyen söm ürgecilik s on rası halklar deği l , vicdan azabı çeken Avrupalılardır. Bunla rı n suçluluk duygusu nadiren gerçekte Avrupa'yı aşaa-ılamala ­ rının zımnen içerdiği ırkçıl ığa uzanı.r.

Kuşkusuz Marx'ın eserleri o.nun

so syal koşu llarıyla

sınırlıdır. Zaten başka türlüsü de olamazdL. O orta sınıf


Mr1rx Neden

HaklıyıM

:

Avrupalı bir entelektüeldi. Ama ç ok fazla sayıda orta sı� nıf Avrupa entelektüeli, imparatorluğun alaşağı edilmesi ya da fabrika i şçilerin i n özgürlüğü için çağrıda bulun­ mamıştı. Gerçekten de birçok sömürgeci entelektüel de böyle bir şey yapmadı . B unun yanı sıra Marksist düşün­ celeri benimseyen James Conolly'den L. R. James'e kadar bütün bir kuşak anti�sömürgeci liderlerin basitçe B atı Aydı nlanma'sının kandırılmış kurbanları olduğunu iddia etmek küstah bir yaklaşımdır. 1 8 . yüzyıl Avrupa orta sını­ fının bağrından çıkan özgürlük, akıl ve ilerleme uğruna girişilen o mu hteşem mücadele hem despot yöneti m den kurtuluş için büyüleyici bir kampanyaydı, hem de kendisi güç algılanan bir despotluk bi çimiydi ve her şeyden önce

Marx, bu çelişkinin farkına varmamızı sağladı. O, büyük burj uva i d ealleri özgürlük, akıl ve ilerlemeyi savunurken bun ların uygulan ması sırasında n eden kend ile rine iha­ net etme eğilim inde ol dukları nı so rgulad ı. Dolayısıyla o, Aydınlanma'nın bir eleştirmeniydi ama b ütün etkili eleşt i ­ ri biçimlerinde olduğu gibi b u , içeriden b i r eleştiriydi. O, Aydı nlanma'nın hem sıkı bir savunucusu, hem de acıma­ sız bir muhalifıydi. Siyasi özgürlük peşinde o1anlar, onlara el uzatanların şeceresi h akkın da kılı kırk yarınayı göze alamazlar. F ide! Castro, Marx bir Alman burjuvası diye sırtını sosyalist devrime dönmedi. Asyalı ve Afrikalı radikaller, Troçki'nin bir Rus Yah udisi olmasım umursamad ılar. Genellikle, di­

yeli m çok kültürlülük ya da William Mo rris hakkında

249


250

1

Terry Eagleto n

konferans verirken, çalışan h a l k a

karşı "patronluk" tas­

l an dığ ı n ı düşünerek endişelenenler orta sınıf lib e r alle ­ ridir.

Ç alışan insanlar, genel olarak bu tür

imtiyazlıların

sinir bozukluklarından aza d ed i r ve yararl ı gördü k le ri her türlü siyasi d es teği almaktan memnun olurlar. Sömür­ geleşt i ri lmiş d ünya d a da böyle oldu ve s i yas i özgürlüğü önce Marx'tan öğrendiler. Marx gerç ekt e n Avrupalıydı ama onun düşünceleri önce Asya'da kök saldı ve Üçüncü D ünya denen yerlerde güçlü bir şekilde serpildi. kulüpler

denen

ku r ul uşları n çoğu Avrupalı

Marksist olm ayanlara

aittir. Her halükarda, teoriler hiçbir zaman ba sitçe olduğu

alınıp insan kitlelerince uygu lamaya konm az; onlar süreç içinde aktif olarak yen iden yapı lırl ar. Bu durum bü ­

gibi

yük çoğunlukla Marksist anti-sömürgeciliğin h ikayesidir.

Marx'ın eleştirmenleri b a zen onun eserler in d e Pro­ meth eu s damarı diye adlandı rdıkları b i r özel l i ğin oldu­

ğunu söylerl e r ; bu, sınırsız ile rl em eyle birlikte İnsan'ın, Doğa'nın üstündeki egemenliği inancını yansıtır. Ge rç ek ­ ten de b ir 1 9. y ü zyıl Avrupalı entelektüelden beklenebi ­ le ceği üzere yazılarında böyle bir eğilim

söz

konusudur.

1 860'larda plastik torbalar ve karbon emisyonlarıyla ilgili olarak çok az kaygı vardı. B u n u n yanı sıra b aze n Doğa'yı

gerekiyordu. Kısa za ma n da bir sürü yapm a dı ğ ımız takdirde Bangladeş'i kaybet­

kontrol altına almak

dalgakı ran

me tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.

Tifo

aş ı s ı insan m

D oğa'ya egemen oluş u n u n bir uygulamasıdır. Köp rüler ve beyin c er rahisi de öyle. ineklerio sağılm ası n ı n ve ş ehir­ lerin i n şas ın ı n anlamı, kendi amaçlarımız için Doğa'nın


Marx Neden

denetimidir. Hiçbir zaman

Doğa'ya

Hrıkflyr!l?

1

üstün gelme peşinde

olmamamıza dair düşünce duygusal bir s açmalıktır. Gene de ondan daha iyi yararlanmamız gerektiğinde, bunu yal­ nızca bilim diye bilinen şeyi kullanarak, doğanın içsel iş­ leyişiyle hassas bir uyum içinde sağlayabiliriz. Marx bu duygusallığın {buna "doğaya karşı çoc u kça bir taV1r" demiştir) doğal dünyaya karşı önyargılı bir ba­ kışı; üstün bir güç olarak onu n önünde diz çökmeyi ifa­ de ettiğini belirtir; modern zamanlarda bu gizemli ilişki, meta fetişizmi dediği biçimde yeniden ortaya çıkar. Bir

kez daha, yaşamlarımız yabancı güçlerce; acımasız ya­ şam biçimleriyl e d oJ u ölü mad d e parçalarınca belirlenir. Sadece artık bu doğa güçleri orman ve su perileri değil, Odysseus'un deniz tanrısının karş ısında güçsüz kalması gibi, biz de metaların piyasalardaki hareketlerini denet­ leyemez haldeyiz. Bu anlamda, Marx'ın kapitalist iktisadı eleştirisi, Doğa'yla ilgili endişeleriyle yakından bağlantı­ lıdır.

Alman

İdeolojisi'ni yazdığı

erken dönemde, coğrafyaya

ve iklime bağlı etmenleri toplumsal analizine katmıştır. O n a göre bütün tarihsel incelem eler "doğal ortarndan baş­ lamalı ve tarih boyunca insan eylemleriyle ortaya çıkan değişik.Jeri" hesaba katmalıdır. 1 1 Kapita l'de şöyle yazar: " Topl u msallaşmış insanlar, ortak üreticiler olarak akıl­ cı biçimde doğayla maddi değiş tokuşlarını d üzenlerler; (doğa güçl erinin) kör bir güç olarak onların üzerinde ege-

12 Marx ve

Engels, German ldeı.ılogy, s. 33.

251


ısı 1

Terry Eagleron

men olması yerine onu ortak denetimleri altına ahrlar'".'3

Söz konusu olan, egem en lik yerine "değiş tokw(, zorbaca hakimiyet yerine akılcı den etimd ir. Her neyse, Marx'ın Prometheus'u (sevdiği klasik karakter) zorbalık taslayan bir teknoloji ya nd aş ı değil, siyasi bir isyancıdır. M arx için Dan te, Milton, Goethe, Blake, Beethoven ve Byron gibi Prometheus da devrimin, yaratıcı enerj inin ve tannlara karşt başkaldı rının temsildsidir. 1 '

Marx'ın sadece İnsan adına D oğa'yı talan etmeyi sa ­ vunan bir başka Aydınlanma akılcısı olduğu iddiası çok

ya n l ış tı r. Moderıı çevreciliği, çok az Victoria döne m i düşünürü Marx kadar çarpıcı biçimde önceden

canJa n­

dırmıştır. Günümüzün bir yorumcusu Marx'ın eserlerine il i şk in olarak ''Doğa n ın üstünde egemenlik kurmayla il ­ gili karmaşık konular hakkı nda ne 19. yüzyıl, ne de daha erken dönemlerde herhangi bir yerdeki sosyal düşüncede bu kadar derin bir kavrayış bulmak m ü m kü n deA i l d i r" demektedirY Marx'ın en sad ık taraftarlan bile, bu iddia­

yı. gerçeğin güçlü bir nüves i ni barmdırsa da, kend i nden fazla emin, boş konuş ma olarak görebilirler. Genç En­ gels şu satırları yazarken Marx'la benzer ekolojik görü ş ­ leri taşıyordu: "'Doğayı paragözlülüAün nesnesi yapmak 13 Marx. CapitıJl. cilL 3 (New York, ı 967), s. ı 02.

14 John Beliamy Foster, "'Man and the Envlronment" (Marx ve Çevre) ,

Jn De}ense oJHistury. cd. E. M. Wood ve J. B. Foster (New York. ı997), ı so. ffariltin Savunusul

s.

Tire Dumination oJNature (80$1on, 1974), s. ı98. [Dopy;� Hükmetmrkl

I S W Leiss,


Marx Nf'den HakiWdl?

253

-ki, herkesin olan bu doğa varoluşum uzun ilk koşulu­ dur- kendimizi paragözlülüğün nesnesi yapmanın son adımıdır."16 Doğa varoluşun ilk koşuludur ve i nsana dair olayları orada aramamaktan d aha kötü bir şey olamaz iddi asını Marx, Gotha Program ı nın Eleştirisi'nde yazmış; tek ba­ şı na emek ya da üretim değil, insanın varoluşunun te­

f

meli Doğa'dır demiştir. Daha sonra Engels Dialectics o

Nature'da, "Yabancı bir halka hükmeden bir fatih gibi,

doğanın dışındaki birisi gibi ona egemen olamayız - bede­ n imizle, kanımı zla ve beyni mizle doğan ı n bir parçasıyız;

onun bağrında

var ol uruz; ona olan bütün üstünlüğümü­

zün nedeni diğer bü tün canlılara göre yasalarını bilebilme ve b unları doğru biçimde uygulayabilme avantajımızın olmasıdır." 17 E ngels'in ayn ı zamanda Socialism Utopian

f

( Utop ik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm. ı 99 3) insanlığın "doganın gerçek, bilinçli

and Scienti ic'te

Sol Yayınları,

efendisi" olduğunu söylediği de doğrudur. Gene sıkı bir

Ch eshire av bölgesi ü yesi olarak çevreyle ilg ili notlar aldı­ ğı müsvedde defterini az kirlettiği doğrudur ama Marx'ın materya l i zminin ilkelerinden bir isi hiç bir şeyin ve hiç kimsenin mükemmel olmadığıdır. Marx'a göre "Bütün bir toplum , ulus ya da eşzaman­ !ı yaşayan bütün toplumlar bile yerkürenin salıipleri de-

16 {bid., 17

s.

ı 53.

Frederick Engels, The Dialecticl of Nature (New York, 1940), s. 92. (D()ganrıı Diyalektiği. çev, Arif Gelen, Sol Yayınları, 1996.)

29 1-


254

1 Terry Eag leton �illerdir. Onlar ya l n ı zc a , iyi aile babaları gibi, kullanım hakkının sahipleridi r ; on u daha sonraki nesillere iyileşti· rilmiş bir hal de devretmek zorundadırlar." 1H O, doğ al kay­ nakların kısa vadeli k ap ital ist sömürüsü ile uzun dönemli

sürdürülebilir üretim arasındaki çelişkinin çok iyi farkın­ dayd ı Defalarca ikt i sa di ilerlemenin, sonraki ı1e sil le ri n .

refahının dayanacağı doğal, küresel koşullar tehlikeye

atılınarlan gerçekleşmesi gerekti ğin i vu rgulamıştır. EAe r ya ş asaydı bugün çevreci hareketin e n önünde olaca�ına hiç kuşku yoktur. İ lk çevreci olarak kapitalizmin "topra­

ğın hayatiyetini israf ettiğini" ve "akıld'

tanının

temelini

çürüttüğünü söyler.

"Daima ortak mülk olan toprağın akılcı biçimde işlen­ mesi" di ye yazar Kapital'de in sa n ırkının birbirini izleye n "

nesillerinin varoluş ve yen iden üretim zinci rin i n vazgeçi­

lemez bir koşuludu r."19 Oysa kapitalist tarım, "bütün zen ·

ginliğin, ( . . . ) topraAın ve işçileri n i n o rij i na l kaynaklarını" çokerterek yeşerir. Sanayi kapitalizminin eleştirisinin bi r parçası olarak Marx, atıkların yok edilmesi, ormanlarıo tahribi, nebirlerin kirletilmesi, çevresel zehirJer ve hava­

nın kalitesi konuların ı

ta rt ış ı r. Ona göre çevrese] koşu lla ­

rın sürdü rülebilirliği. sosyalist tarım için can alıcı önem­

dedir.20

18 Marx, Capital, 19 Jbid. • 20

s.

cilt. 3, s. 218.

2 19.

Bkz. Ted Benton, "Marxism and Natural Limits:· [Marksizm ve Oo&al Sınırlar] New Left Review, no. 178 (Kasım/Aralık 1 989), s. 83.


Marx Neden Hcık/ıyd1 1

1

D o ğayla ilgi endişelerinin arkasında fe lsefi bir bakış

açısı yatar. Marx, tehlikeyi kav ramayan erkekleri ve ka­ dınları Doğa'nın bir parçası ol arak gören bir d a ğ acı ve materyalistt i . Kapital'de

Doğa'nın "onunla s ürekli

değiş

toku ş i çi ndeki insanlığın bedeni" olduğunu yazar. Üretim a raçla rı "vücudun organlarının"

uzatılmı.� hahdir. Senato­

l ardan denizaltılara kadar bütün uygarlık basitçe bedensel gücümüzün uzantıları dır_ Vücut ve dünya. özne ve nesne

hassas bir dengede var olmak zorundadır; insan da, dilini kullanarak çevremizi görünür kılar. Marx bu nun tersine "yabancılaşma,. der; o z am an maddi d ü nyad a kendi yansı­

mamızı b ul amayız ve dolayısıyla varoluşumuzun en h aya­ ti yönüyle ilişkimiz kopa r. Kişiyle

Doğa arasındaki karşı lıkl ı ilişk i

kopunca, ken­

di m izi kapitalizmin anl am sız ci si m l erinin dü nyasında b uluruz; bu d ur umda Doğa her t ürlü arzumuza göre sa­

dece egili p bükülebilir bir malzerneye indi rgene rek, ke ­ lepçe vu rulabilir hale gelir. Uygarlık devasa bir kazın etik am e liyat haneye dö n üş ü r. Aynı zama n da kişi Doğadan,

kendisinin ve başkalarının bedenlerinden ayrılır. Marx, kapi talizmde bedensel hislerim izin bile

"metalaştığına"

i n a n maktad ı r ; vücut kendi duygusal canlılığının t a d ına

varamayan, sa dece soyut bir üretim

ar acın a dönmüşt ür.

Yaln ızca komü nizm s aye sinde vücudumuzu yen i de n his­ sedebiliriz. Yalnız o zaman diye devam eder Marx, vah ­

şi araçsal akl ı n ötesine geçip dü nyanın m anevi ve estetik boy u t l ar ın dan zevk atabiliriz. Gerçekten de onun eserl eri

255


256

1

Teny Eagleto n

b a ş tan aşağıya "estetiktir". Grundrisse'de Doğa'n ın, kapi ­ talizmde safi bir i ş e yararlılık nesnesi haline geldiği için,

artık "kendi başına bir güç olarak ayı rdına vanlmadığın­ "

dan yakınır. Marx'a göre maddi üret im vasıtasıyla insanlık ile Doğa a ra s ı n daki "metabolizma" yö n lendiri lir ve denetle nir ; bu iki yön lü trafikte küstah bir üstün lük taslaman ın yer i yoktur. Ve bütün bunlar -Doga, e mek,

vücut

acı çekme,

ü re tken

ve ihtiyaçları- Marx için insanlık tarihinin kal ıcı

alty apı s ı n ı oluşturur. Bu, ka çını lma z biçim de herkesi et­ kileyen, b aşından sonuna kadar insan kültürünün içinde ve altı n d a olan b ir hikayedir. İ n san lı k ile Doğa arasınd aki "metabolizına" a l ışve riş in d e Marx'a göre em ek değişme­ yen "ebedi" bir koşuldur. Değişen -d.oğal kişileri tarihsel

yapan- şey, i n sanların D o ğa yı değişik biç i ml erde işleme­ '

s idi r İnsan lık geçim ara çl a rını değişik yollarl a üretir Bu .

'

.

bir anlamda doğald ır çünkü türün yeniden üretimi ge­

reklidir. Ama aym zamanda bu duru m kültürel ya da ta­ rih seldir ; egemenlik, çel işk i ve sömürüyü kapsar. Emeğin niteliğin in "ebedi" olması, i lgili so syal biçimlerin de ebedi

oldu ğu nu n varsayılması için bi r neden değildir ; böyle bir v ars ayım yan ıltıcıdır.

Marx'ın "İnsanın varoluşuna doğanın devamlı dayatt ı ğı koşul" dediği şey, dağalı ve maddi be deni baskılayan ve bunları kü ltü rü n içi n de eriten postmodern d urumla kar­

şılaştırılabi l ir. Doğ al sözcüğünün kendisi siyaseten doğ­ "'

"

ru olan bir korkuya yol açmaktadır. Ortak biyoloj imize


Mcırx Neden Hcıklıydıl

yön elen bütün ilgi

,

"

!

biyol ojizm denen bir düşünce suçu "

değişmeyen konu­ sunda asabiyet göstermektedir ve yanlış ol ara k bunun her yerde siyasi gericiliğin yanında ol duğunu hayal etmekte­ h ali n e gelmektedir. Postmodernizm

dir. İnsan vücudu evrimleşme süresince çok az değiştiği için, postmodern dü şünce bu d ur umla yalnızca "kültü­ rel bir kurguyla" baş edebitıneye çalışmaktadır. Aslında

Doğa ile bedenin ilişkisinin toplu ms a l lı k ara c ı lığıy la n asıl o l uştuğ unun Marx'tan daha fazla bilin­ hiçbir düşün ür

,

cine varmamış tır.

Doğanın

üstünde çalışarak ona jnsani

bir anlam katan aracı, temel olarak emek olarak bilinir. Emek, bel i r l eyen faaliyettir. Hiçbir zaman kaba bir mad­ de p arças ıyla karşı karşıya gelmeyiz. Maddi dü nya her zaman insanın anlamı andırdığı öğele rle doludur; boşluk bile böyle bir göstergedir. Thomas Hardy'nin romanları

bu

durum a çok etkil i bir biçimde işaret eder.

toplumunun ta rih i n in doğal tarihin bir parç-ası old u ğun a inanır. Bunun anlamı, diğer şeyl er i n yanı sıra, top lunısallığm bizim tür hayvanların içinde var Marx, insan

,

olduğudur. Toplumsal işbirliği maddi yaşamımız için ge­ rekli olduğu gib i aynı zamanda tür üroüzün kendin i ger­ çekl eşti rmesinin de bir parçasıdır. Dolayısıyla eğer Doğa bir anlamda sosyal bir katego riyse, t op l u m da doğal bi r

kategoridir. Pos tmodern ler birincisini vurgulamayı.

cisini

iki n ­

Marx'a göre Doğa i l e in­ değildir. Alman İdeolojisi'nde,

basttrmayı pek severler.

sanlığın ili şkisi simetrik

sonuçta der, üstünlük doğadadır. Kişi için bunun anlamı

257


158

Te rry Eag leton

ölümdür. Maddi dünyanın büyüli.i bir şekilde her doku­ nuşumuza karşılık vereceği, ilerlemenin sınırsızlığı varsa­ yımı "dıştaki doğan ın önceliğini" göz ardı eden Faustvari bir düştür. G ünümüzde bu düş, Faustvari diye değil Ame­ rikan düşü olarak bili nir. Sonsuzluk yolunu tıkadığı için bu görüş gizlice maddi olandan nefret eder. Bu n edenle ya maddi dünya güç kullanılarak heı.imete uğratılacaktır ya da kültürün içinde eritilecektir. Postmo dernizm ile öncü ruh, bir madalyonun iki yüzüdür. Her ikisi de bizi b i z ya­ pan ın sınırlarımız olduğunu kabul edemez; bunların sü­ rekli ihlalini ise i nsanlık tarihi olarak bili riz. Marx'a göre insanlar, Doğa'nın bir parçasıdır ama onun üstüne çıkıp karşı durabilirler; Doğa'dan bu kısmi ayrılışın kendisi de doğalarının bir parçasıdır. 2 1 Doğa'yı işlediğimiz teknoloj i n i n kendisi onun tarafından biçirrilen dirilmiştir. Marx, Doğa ile kültürün karınaşık bir birliktel ik oluştur­ duğunu kabul etmekle beraber b irini, diğerinin içinde eri tmeyi reddeder. İl k eserlerinden birinde Doğa ile in­ sanl ığını nihai birliğini tahayyül eder; olgunluk yı l larında ise ikisi arasında her zaman bir gerginliğin ya da özdeş ol­ mama durumunun görüleceğini, bu çelişkinin bir adının da emek olduğunu belirti r. Kuşkusuz b i raz pişnıanl ıkla, insanlık kadar eski olan, cömert Doğa'nın arzuları ınızia n azik bir biçimde uyumlu olabileceğine ilişkin güzel fao­ teziyi reddetmiştir: 21

Bu konuda Marx'ın klasik düşünceleri için bkz. Alfred

Concept

of Nature in Marx ( londra,

1 97 1 ) . [ Marx'ta

Scbmidt, The Doğa Kavramı !


Mqrx Neden Ha�lrydr/

Ne hadkulade

1

bir hayat sürdürmekteyiın! düşmekte.

Olgun elmalar başımın çevresine

Lezz.etli üzüm salkımları

Agzımın içinde şaraba dönüşmekte. Tıiysüz ve ııadir şeftaliler

El uza.tımlık mesafede onlara uzanmamı bekli yor; Yürüdükçe ay�ğım

kavun kar puzlara takılmakta,

Çiçeklerin arasında yeşilliklerin içine

kendimi atıyorum .

(Andrew Marvell, "The Garden�)

Marx, ''doğanı n insanlaşması" dediği ş eye i na nıyo rdu

ama ona göre Doğa bir biçimde, arzularımıza karşı diren­ ci azalsa da h e r zaman insanlığa karşı dik kafal ı olacaktı. Ve bunun da olumlu bir yanı vardı çünkü engellerin üste­ s i nde n gel m ek

bir

yaratıcılığımızın bir parçasıdır. Büyüleyici

dünya aynı zamanda usandıncıdır. Marveli için muh­

temel e n

büyülü bahçede bir gün kalmak yeterli o l ac ak,

ertesi gün Londra'ya dönmek isteye c ektir Marx,

ekoloj i k ilkelerimizi rahatsız

sanın güç lerinin sın ırs ı z artışınd an

.

edici biçimde, in­

mı yanaydı? Marx'ın

bazen insan ge l iş i min i n doğal sınırlarını küçümsemesi, kısmen Thomas Malthus gibi muhaliflerin bunları alıart­ masından

kaynaklanıyordu. Doğa'nın tarihe getirdiği

sı­

nırların farkındaydı ama gene de bunları epey zorlayabi ­ leceğimizi

düşünüyordu. Eserlerinde kuşkusuz teknolojik

iyimserlik diyebileceğimiz b eli rgi n b i r

zorlama s ö z ko­

n us uydu hatta bazen bu, bir zafer gösterisi gibi oluyor­

du; insan ırkı zincirlerinden ku rtulmu ş üretim güçlerinin p e ş in de n cesur yeni bir dü nyay a g ir iyo rdu . Daha sonraki

259


260

ı

Te r r y Eagleton

kimi Marksistler (Troçki bunlardan biriydi ) b u nu ütopik bir uca götü r e rek, gel eceğin kahramanlar ve dahilerle dolu ola ca ğ ını öngörmüştü.22 Ama daha önce gördü ğ ü­ müz gi b i , bu

tür gelişmelerin

insan h aysiyeti ve refahıyla

da var. Üre timi potansiyel ol a r ak sonsuz gören kapitalizmdir; sosyal i zm ise bunu, ahlaki ve estetik değe rl er bağlarnma oturtur. Ya

uyumlu

olmasını isteyen

başka bir Marx

da M arx 'ın Kap ital'in bi rin c i cildinde belirttiği gibi üre­ tim, "insan ırkının tam gelişimi için uygun bir biçimde" olmal ıyd ı . Ted B enton'un söylediği gi b i doğal sınırların farkın da

olmak siyasi özgürlükle de ğ il ama bunun ütopik çeşit­ ler iy le uyumsuz d ur.23 Dünya kaynakları,

daha

hepi mizin

hep

iyi yaşamamız için değil, hepimizin iyi yaşaması için

vardır. "Vaat edilen bolluk" diye yazar G. A. C ohen "son ­ suz mal akışı d e ğil , en az sıkıcı zahmetle ü retil e n yeterli miktardır".24 B u nun gerçekleşmesini engelleyen Doğa de­ ğil, s iya set t i r. G ördüğümüz üzere Ma rx'a göre,

sosyalizm

içi n üretici güçlerin büyümesi ge rek l idir a ma b unların genişleti lmesi gö rev i s osya l i zmi n değil , kapitalizm in gö­

revidir. S o syali zm maddi zenginliğin yaratılmasıyla d eğil , b unun yö netimiyle ilgilidir. Marx

değil Stali n

sosyalizmi,

örneğin Trotsky'nin Uterature and Revolution kitabının son pa­ ragrafları. (Edebiyat ve Devrim, çev. Hüsen Portakal. Kabalcı Yaymevi,

22 Bkz

1 989.)

23

Ben ton, "Manıism and Natural Limits:• s. 78.

24 G. A. Cohen, Karl Marxs 1heory ofHiştcıry: A Defence (Oxford, s.

307.

1978},


Marx Neden Hakll}'al?

üretim güçlerinin geliştirilmesi meselesi olarak gördü . Kapi tal i zm sih irbazın çırağıdır; çılgınca k o nt rol den çık­ m ı ş gü çl e re, şimdi

bizi yı kım l a tehdit etmek üzere dave­

tiye çıkarmaktadır. Sosyalizm i n görevi bu güçle ri kışkırt­ m ak değil, onları insanın akılcı denetimine ı;okmaktır. Şimdi ins an

yaşamını tehdit eden iki büyük tehlike,

asker ve çevreyle ilgilidir. Kıt kaynaklada ilgili mücade­ le yükselerek askeri çatışmalara dönüştükçe gelecekte bu

iki büyük tehl ike giderek daha çok birbirine yaklaşacaktır. Yıllar boyunca kom ü n is tler barışın en ateşli s avun ucu l a ­ rı arasında o l muş

ve b u n un nedeni Ellen Meiksins Wood

tarafından ustaca şöyle anlat ılmıştır: "Kapitalist birikimin

ulus-devlet sistemi bağlamında yay ılmacı, rekabetçi ve sömürücü mantığı uzun ya da yakın vade d e istikrarsızlaş­ tı rıcıdır

{. . . ) bu,

şimdi ve öngörülebilir gelecekte dünya

b a r ı şı içi n en büyük tehlike olmaya devam edecektir. Bana göre

bu, iza htan vareste bir durumdur:•ıs Eğer barış har e ­

keti küresel saldırganlığın te m el nedenlerini kavra rs a, b u durumu üreten canavarın doğasını görm ezde n gelemez. Ve Marksizmin ön gö r ül er ine

de kulağı n ı tıkarnayı gö z e

alamaz.

Ayn ı şey çev re c ilik için de geçerlidir. Wood'a göre kapi ­

talizm, anti- sosyal birikim dürtüsü veri alındığında, eka­ lotoj ik yıkı m ı da engelleye mez.

Sistem, ırkçı ve c insiyetç i

25 Ellen M�iksins Wood, "Capitalism and Human pitali:ım

ve

1988), s. 5.

İnsan Özgürlüğü),

New

Left Review,

Emancipation" [ Ka­ ııo. 6 7 (Ocak/Şubat

261


262

Tımy Eııgleton

eşitliae tahammül e d ebil ir ama doğası gereği dünya ba­ rışını sağlayamaz ya da maddi dünyaya saygı göstermez. Wood şöyle sürdü r ür : "Özellikle çevreci koruma tekno­ lojisinin kendisi kıirlı bi ç im de pazarlanabilir olduğu için belki bir dereceye kadar çevreyle llgilenebilir. Ama her şeyi büyüme denen sermayenin yayıl masının gereklilikle­ rine tabi kılan temel olarak akıldışı sermaye birikimi dür­

tüsü, kaçınılmaz olar ak ekoloj ik dengeye düşmandır."2� E ski komünist sloga n ı "Sosyalizm ya da Barbarlık" ifadesi

b azılar ı n a her zaman fazla vahiy gibi

gelmiştir. Ancak ta ­

rih yalpalayarak n ükleer savaş ve çevresel yıkım olasılığı­ na doğru yol alırken, bunun nasıl akla yatkın bir gerçek olduğunun göz ardı edilebileceğini anlamak güçtür.

Eğer

şimdi davranrnazsak. kapital izm hepimizin sonu olacaktır.

26 lbid., s. 5.


S ONUÇ

işte

hepsi

bu. Marx tutkuyla bireye güvenir ve soyut

dogmaya karşı derin kuşku duyardı. Mükemmel toplum anlayışıyla uğraşmaya hiç vakti yoktu; eşitlik kavramına ihtiyatla yaklaşır ve hepim izin sırtına ulusal sigorta nu­ .maramızm vurulduğu işçi tulumu giydiğim iz bir geleceği tahayyül etmezdi. Görmek istediği tek tipiilik değil. çe­ şitl ilikti. Ne de erkeklerin

ve

kadınla rın, tarihin yardıma

muhtaç oyuncakları olduğunu öğretti. Devlete karşı sağ­ cı muhafazakarlardan bile daha düş man ca bir tavrı oldu; sosyalizmi, demokrasinin düşmanı değil, onu derinl eşti­ rici

bir güç

olarak gördü. Onun iyi yaşam modeli, i nsa­

nın kendis i n i sanatsal olarak gerçekleştirme düşüncesine dayanır. Bazı devrimierin barışçıl biçimde gerçekleşebi­ leceğine in anır ve hiçbir açıdan sosyal reforma karşı çık­ mazdı. Dar biçimde el emekçisi olan işçi sın ıfına odaklan­ madı. Ne de topl umu tamamen kutuplaş mış iki sınıftan

ibaret gördü. Maddi üretim

saplantısı

yoktu. Tam tersine m ü mkün

olabildiğince bun dan kurtu lmaktan yanaydı.

Onun hayali


264

1

Terry Eagleton

ça l ı ş mak değil. boş

zamandı Eğer .

ekon om iye bitmez tü­

kenmez bir dikkatle eğildiyse, nedeni, bunun insanlığın üstündeki gücünü azaltmak istemesiydi. O n un

yalizmi

mater­

samimi, ahlaki ve manevi inançtarla bütünüyle

uyumluydu Orta sınıflan bolca övdü ve sosyalizmi bü­ .

yük özgürlük, s ivil haklar ve maddi refa h olarak gördü.

Doğa ve çevreyle

mirasının varisi

ilgili düşünceleri şa;ıırtıcı

biçimde zamanının ötesindeydi. Kadınların özgürl üğü nün. dünya barışının, fa;ıizme karşı

­

mücadelenin ya da

sömürgecilikten kurtuluş mücadelelerinin ve bunlann yol açtığı siyasi hareketlerin o n da n

olmamıştır. Acaba şimdiye

daha

sadık savunucusu

kadar başka hiçbir düşünür

h icvedil miş midir?

bu

kadar


D iZiN A

Blanqui, Auguste 228

Bolivar, Simon 243

Adomo, Theodor l l S, 123, ı.30, ı 66

Bolşevik devrimi 202 işçi sıcıfı 208

Afrika 242

otokrasi 33

ahlakçılık 179

tehlikeler 88

flhrnad, )Uja z 78, 245

Bonaparte, Louis 230

Albert, Michael 42

Alm any--ı 29, 73, 75, 1 90, 204 anarşis t 48, 220, 232

bo� zaman Bush,

Anderson, Kevin 242 Anderson, Perry 182

antikapitalist hareketler

92,

109, 1 44, 153,

Brecht, Sertalt 165

George W

229

C-Ç 235

anti·sömürgeci hareket 240, 249 Arendt, Hannah 39

Cabral, Aıni lcar

240

Cairnes, John Elliot 1 35

Aristoteles

Castro, fide! 24 1, 249

Aydınlanma 24, 73, 84, 1 34, 148,

Chesterton, G.

1 ı 4, 1 42 Aşya Üretim Biçi mi 229 1 49, 153, 231, 249

B

Ceuyir

24{), 243, 245 K.

Cicero 1 34, 2 1 4

cinsellik 139, 1 6 1 , 236 Cohen, G. A 173, 260

BaJibar. Etienne ı 49

çevredli k 26 ı

barış hareketleri 208

Çin 240, 245

Barrett, Michele 236

D

bireysellik ı 89

Davis, Mike 23, 28

bilinç 152, 1 60

Birinci Dünya Savaşı 1 90, 208

Birleşmiş Milletler Sözleşmes i 206

210

demokrasi Avrupa 248 kapitalizm 28, 29, 225

264


266

:

Terry Eagteıon

Marksizm 2 1 3

doğa 252

Marx 93, 224. 228

Doğanın Diyalektiği 253

orta sınıf 1 20

ingiltcreae Emekçi Sınıfiann

parlamenter 89, 1 05, 1 08, 213,

Dımmu.ı

221

23

237, 238 243, 245

kadın i.izgürlüğü

radikal 241

sömürgedlik

sosyal demokrasi 19, 64, 2 1 6

tarih ve doğa yasaları n. 72

sosyalizm 32, 226, 231

Otopik vs Bilimsel Sosy"llzm

determinizm 6 1 , 63, 65, 66, 70, 132

Deutscher, Isaa c 35, 202 devlet 22, 32, 33, 92, 134, 1 69,

171,

203, 204, 209, 2 1 4. 219,

253

eşitille

29, ı 06, 120, 1 22, 183, 263

F

22 1 , 222, 223, 225, 228,

Fanon, Frıın.:�. 240

232, 261

faşizm 1 9, 29. 63, 129, 230. 240,

devlet sosyalizmi 231 devrim 54, 58, 65, 73, 86, 202. 203, 208. 209. 2 1 o. 211. 21S. 23 1, 240, 246, 263 dil 1 60. 246

264 felsefi antmpoloji 98

feminizm 85, 86, 1 14, 236 feodalizm 60, 66, 67. 73, 95, 203, 229 Feurbach, l.udwig Andn:as 163

E egemen sınıf �. 1 96, 213, 129 emek

antropol<ıji 256 küliiirün temeli ı 26. 139 praksis l 44 tarih 139

zenginlijin temeli 1 74

Emps-on, William 166

Engels. Friedrlclı lıilerıin Dul Miil/Uyeıirı ve De.,/elin Köhni 238

askıeri stıa\e)i 69

barqçı �iş 215 çoiu.lculı.ak 1 27

Foucault, Miı:hel

128

Fourier, Charles 85

Fransaz Devrimi 48 Freud. Sigmund 86. 136, 156, 166, 232 G

gelecek 2.2. 24. 38. 55, 56, 62, 72. 75. 77, 83, 86. 88., 89, 91, 93, 97, ı 19, 217, 227 Geras, Nonnan 97 Giddeos, Anthouy 52 Golılsınitb. Oliver 49, 137 Gray. John 126. 195


Marıı Neden Hoklıydı! 1 167

K

Greens pan, Alan 1 1 5 Guevara, Che SO

kadın hareketi 239

Güney Afrika 21 1

kapitalizm 16, 1 7, 2 1, 22, 24, 39,

H

45, 54, 56, 59, 60; 63, 66, 67,

Ha be nn as,

70, 73. 74, 75, 76, 79, 84, 94,

ı 55

Jürgen

95, l lS, 1 2 1 .

hapishane 37, 93, 222

Hardy, Thomas 174, 1 75

22 1, 225, 228, 230, 237,

1 9I

Hegel, Gearg Wilhelm Friedrich 48, 223

Hindi�an 23. 73, 80, 244. 245 Hitler, Adolf 1 1 7

247. 255, 261

kendini gerçekleştirme 1 05, 1 06,

1 1 9, 134, 139, 1 44, 257 komünizm amacı 75, 103

Hameros 1 70

Horkheiıner, Max

birey 123, 255

78

devlet 232

Ho Şi Min 2.40

ilkel 60

Hume, David 1 56 Hunt,

Tristram

kadın sorunu 239

23

özgürlük

ı-i

109, 141

Küba 20 7, 241

İngiltere 1 37, 229, 246 insan

doğası 87, 96,

97. 98, 1 0 1 ,

1 02, 103, 1 1 4,

İrlanda işçi

133, 134,

1 92, 194, 199, 207, i16,

Harman, Chris 197

Harvey, David

122,

141 , 144, 1 83, 184, 185,

53,

l l 1,

ll 7

137, 202, 204, 207,

21 ı . 241, 243, 246

sınıfı

17, H I, 2 1 . 54, 73, 1 !16,

küreselleşme 1 7, 247

L Lecky, W, E. H 1 36

Lenin, V. I 31, 34, 6!1, 210, 215, 224. 24 1 , 242

1 87, 188, 191, 194, 1 95,

Locke, John 1 32

1 97, 199, 209. 2 1 0, 240, 246

Luxemburg, Rosa 242

J

M

James, L. R 249

maceracılık 208

Jameson, Fredric

23

Jefferson, Thomas 38

Macmurray, John 1 6 1 Malthus, Thomas 259


268 1 Te r r y Eagleıon

mancviyııı 1 09, ı 5 8 , 1 77. ıso

Hr:gcl'irı Hukuk Felsefesinin

Mann, Thomas 1 82

Ele�tirisi I 86

Maoizm 28, 30

insaıı. doğa.�ı 97, 1 00

Mao Zedong 27, 206

Kapital 70 , 1 0 1 , 1 9 1 , 207, 222,

Marksizm

254

Komünist Manifesro 50, 62, l03,

devrim 202

işçi sınıfı

105, 220

1 86, 1 94

kadın soruı\U 235, 24.0

Kutsal Aik 104

kapitaliZmin eleştirisi 16

Louis Banapart'in On Sekiz Brıı-

maire 9 1

kurtulu� hareketleri 241

sınıf mücadelesi

1 Bl

Marvell, Andrew 2 59

maneviyat 1 59

materyalizm 149, 1 53

Marx, Ele�o r ı 7S

öı.gürlük 156

Marx. Karl

pre-kapitalist toplum 1 38, 229

1844

El-Yazmaları

100, 1 40

5osyalizm

106, i 09

ahlak 1 79

sömürgecilik 243

Alman Ideolojisi 3 1, 70, l 25,

tarih ıeori5i 77

WagrıeT H11kkmda

1 33, 1 49, 160, 163, 168,

16I

237. 257 altyapı-üstyapı

Düşünc-eler

168

Artı-Değer Teorileri

materyaüzm 95, 149, 1 78

75, 174-

determinizm 69 dt:vlet 2 1 9, 225, 232 doğa 252, 256, 258, 259 Ekonomi Po/itiğirı Eleştirisine

Katkı 168

Meksika 243 nıiUiyeıçilik 241 , 242

Mill, john Stuart 38 .r-..1ilton, John 49

Morris, WilUam 249

muhafazakirtık 72, 87, 204, Z l6, 232

eşitlik ! 20, 1 2 1 Fransaii� Iç Savaş 86, 227 Frtmsa(:ia. Sınıf Mücaddeleri 226

Gothn Progra,mnın Eleftirisi 88, 1 20, 253 Grundrisse 1 43, 1 94

N NaziZm U 7, 230 Nidzsche, Friedrich llS, 1 66, 232 Nkrumııh, Kwame 240 Nyerere. Tulius 240


serbest piyasa 28, lOS. 107, l lS. orta sınıftar 28, 84.. 264

orweıı. George

ın

Owen,. lkıbert BS

özgürlük 36, 41. 61. 64. n.. 76. 93, 104. 109. 118, 121. 143, 148, 162, 178, 213, 230,

lll, 237, 248, 249. 260, 264

1 23, 148

Shakespeare. William 80, 87 suııf 138. 181. 183, 187,

188, 222

ııivil haklar mücadelesi 201

siyasd 159 Smith. Adam 135

sosyalizm 31-35, 38, 40, 62, 7-'

,

75,

79. 90, 93, 104. 122, 144,

210, 230, 232. 260, 263

p

Sovyet sistemi 29, 202

Paine, Tom 132 Paris Komünö 67, 171, 226, 228.

230

parlaınmtolar 213, 214, 224

puifistler 205. 2(16 Platon ı 53 postmodernb:ın 20, 257, 258

sömörgOOlik 239. 244 Stalinizm 30, 34, 36. 72 Stıilin. Josı:ph 32. 204, 2 ı o

süfnıjet

209, 24R

T tarih 1 7, 24, 3 1

post·söınürseclllk 243, 246, 248

ahlak 1 1 1 , 1 79

prı)letarya 36, 48,

alternatif tarih 80

ı 90, 1 9 1 , 1 92,

1 98, 204., 228 Proust, Mareel 1 7 1 , 1 82

büyük anlatı!ar 5 1 , 1 30, 238 çoğulcu güçler 126 doga yasaları 71 , 1 5.6, 257

R

iktlsat teor isi 1 34, 1 36

Rarı'i�re, Jacques 221 Reıısan, Ronald 1 9 Relch, Roberi 225 Rou.sseau, jean-Jacques 49, 1 35, 223

s Said, Edward 246, 247

Saint-Simon, Claude de Rouvroy 85 Schm idt, Alfred ı so

ilerleme 56, 73, 84, 134

insan doğası 87, 97, 99 konusu SO �arx 5 1 , 52, 54, 58, 62, 64, 67,

71, 76, 1 2 5 modeller 1 2 8 , 129

rastlantılar 69, 7 1 sınıf mücadelesi 48, 50, 62, 66, 1 1 0, 138

sömürü 91, 1 16, 207 üretim güçleri 59, B3


270

\ T�try EiJgleton Tawnry, R. H. 213 teknoloji lll. ss. 58, ısa. 262

Thaıcher, Macgaret 19

1bompson, William 48 1hukydides 1 70 Townshend. Jules 1 93. 240 Troçki. Leon 34, 37, 40, 242. 260 u Üçllncü Dünya 1 90, 241 ütopyA 85, 87, 96, 123, 1 8 1 V Vielkong

240

Voltaire 4!1

w

Wilde, Oscar

42

Williams, Raymond 43, 43, �ı

Wlıtgenstc:ln, l.udwig 1 60, Wood, Flle n Meibins .261

163

y

yabUKı�ma 70. 155, \ 89, lSS Young. Robert I. C. 239 z Zimbabwe 70



Terry eagleton marks neden haklıydı yordam kitap