Page 1


Rosa Luxemburg Sermaye Birikiminin Tarihsel Koşullar•


Bu kit$ın

yayın haldan

Sistem Ofset Matbaacılık Yayıncılık

ve

Ticaret Limited Şirketi'nindir Birinci Baskı: Eylül 1984

Kapak

:

Sungu Çapan

(David Siqueiros'un Çıjtlık adlı Tablosundan) Kapa.k Baskı· Matbaa 70

Dizgi Baskı

:

Dizargonca Ma.tbaası

KAYNAK YAYlNLARI: 31

SİSTEM

ve ŞİRKETİ Cajtalojtlu - İSTANBUL

OFSET MATBAACILIK YA YINCIUK TICARET LlMln:D

Nuruosmaniye Cad. :J/2


ROSA LUXEMBURG Sermaye Birikiminin Tarihsel Koşullari Prof. Dr. Korkut Boratav'ın

Önsözü ile


İÇİNDEKİLER

Türkçeye Çev ir enin Notu Rosa Luxemburg (1871

-

9 1919)

(Prof. Dr. Korkut Boratav'ın Önsözü) Sermayenin Yeniden - Üretimi v e Toplumsal Ortamı

13 25

Doğal Ekonomiye Karşı Mücadele

49

Meta Ekonomisinin Girişi

71

Köylü Ekono mis in e Karşı Mücadele

82

Ulusal Borçlar

lll

Korumacı Gümrük Vergileri ve 'Birikim

143

Bir Birikim Alanı Olarak Militarizm

153


TÜRKÇEYE ÇEVİRENİN NOTU kitap, Rosa Luxemburg'un ilk kez 1913'te Die Akkumulation des Kapitaıs, (Sermaye Biri­

Elinizdeki Berlin'de

kimil adıyla Almanca olarak yayımlanan eserinin Üçün­ XXVI.-XXXII. kısımlardan oluş.

cü Bölümünd e yer alan maktadır.

Luxemburg, Sermaye Biriki r. .( ni n bütüni.inde, Kapi­ tal'de yeterince geliştinimemiş oldu�una inandıA-ı kriz ku­ rammı derinleştinne amacını izler ve Marks'ın yeniden­ üretim semalanndan hareketle, sermaye birikimini sürek. li kılan talebin nereden kaynaklandılı sorusunu irdeler. Orijinal eserin

1.-IX. kısımlan kapsayan ilk Bölümü, Ques­

nay ve Smith'in yeniden-üretim sürecine ilişkin çözümle­ melerini eleştirdikten sonra, miş yeniden-üretim

Marks ın basit ve genişletil­ '

şemalannı ele alır.

İkinci Bölümdt:

ise sözkonusu sorunun çeşitli düşünürlerce nasıl sunuldu­ �u ve nasıl yanıtlandıtı incelenir. Sismondi, MacCulloch.

Ricardo, Say, Malthus, Rodbertus, von Kirchmann, rontsoY,

Nikolayon,

Struve,

Bulgakon

ve

Vo­

Tugan Bara.

novski'nJn görüşlerinin X.-:XXIV. kısımlar boyunca eleşti­

rildJtl lir:

bu Bôlümün sonunda, aynı soru gene önümüze ge.

Birikimi sürekli kılan talep nereden kaynaklanıyor? I�te, ·Birikimin Tarihsel Koşulları· başlığını taşıyan


Üçüncü Bölr.ımde ruyu

C kısım

XXV -XXXIIJ

·kapitalizm dışından·

Luxemburg

bu so­

diye y anıtlamaktadır;

yani,

kapitalist ülkelerin

kendi içinde yaşamaya devam

küçük üreticilikten

ve daha önemlisi, dünyanın gen kal­

mış bölgelerinden.

Sermaye Birikimi' nin

mü,

eden

toplı1m 24 kısımlık ilk iki Böl ü­ IXXV.l kısım, yazıl­

ve hatta Üçüncü Bölümdeki ilk

dığı zamandan

bugüne çok eleştiriye uğramış ve aşılmış

bulunan, oldukça soyut ve uzman iktisatçı olmayan oku­ yucuya oldukça kapalı bir tartışmayı içeriyor. Buna ka�ı­ lık,

·Birikimin

münün son 7

Tarihsel

Koşullarıo

başlıklı Üçüncü Bölü­

kıs mındaki yaklaşım

alabildiğine somut,

tarihsel, güncel ve yak.ıcıdır. Kapitalist üretim tarzı ile pa­

zar paylaşma mücadelesi, fetihler, min

kaçınılmaz sonu

arasındaki

savaşlar ve kapitaliz­

ilişkilerin

ilk kapsamlı

Marksist çözümlemesini oluşturan bu kısımlarda, Luxem­ burg sömürgeci yayılmanın •uygarlık 'taş ıyıcı· yönlerini keskin alaycılığıyla açığa

vurmuş; kapitalizmin yayılma­

sının banşçı yollar izleyeceği, başlı başına sömürgeciliğin kınanacak bir olay olmadığı, hatta sömürgeci ülke emek­ çilerinin

refah

düzeyini

yükseltmek

için

yararlı

olduğu

biçimindeki görüşleor-e ilk ağı r darbeyi indirmiştir. Eserin önemi kuşkusuz yalnızca bu

uilk·liğinden kaynaklanmı.

yor. Kalkınma, geri kalmışlık-bıraktınlmışlık, dünya eko­ nomisinin içerdiği hi yerarşik işbölümü, vb. konu ve tema­ lannın giderek önem kazandığı 1960'larda adeta yeniden keşfedilmesinin nedenleri

arasında, üretim tarzı ve

çişD

tartışmalanndan kapitalizmin çevre

deki

çelişik etkilerine, emperyalizm kuramından

ülkeleri

•ge­

üzerin­

çeşitli

az­

gelişmiş ülkelerin özgül iktisadi tarihlerine kadar bir dizi çok önemli noktaya ışık tutması da sayılmalıdır. İşte bu nedenlerle, elinizdeki hasıma yalnızca bu son yedi kısım alı nmış bulunuyor.

İngilizce ve Almanca me.

tinlere başvuruyu kolaylaştınnak için, her kısımda, başlı. ğın altına parantez

içine ronıen rakamıyla

y.azıl ı olarak

eserin orjinalindeki kısım numaralan konmuştur.

* lO


Sermaye Birifcimi' nin

·Birikimin

Tarihsel

bölümündeki bu kısımlardan, yalnız lar. başlıklı kısmın Osmanlı devleti ile

rı,

Koşulları..

Uluslarara;şı Borç­ ilg il i bazı sayfala­

Türkçede daha önce Atilla Aksoy tarafından derlenen

Emperyalizm ve Azgelişmişlik: (Gözlem

lan.. 'bölümünün

adlı ki­

Yayınları)

·Birikimin Tarihsel Koşul­

tapta yayımlanmıştı. Aşağıda,

soyut yeniden-üretim tartışmasını sür­

su­ bu �aynen. sözcüğü hakkında bir-iki şey söyle­

düren XXV. kısım dışındaki son yedi kısmını aynen

narken.

mek istiyorum Sermaye

Birikimi

: kitabı İngil i zce d e ilk. kez

195l'de

Routledge and Kt>.!an Paul tarafından, Agnes Schwartzsc­ hild çevirisiyle yayımlandı. Türkçeye çe vi r is i ne esas alı­ nan, Monthly Review Press tarafından çıkartılan Modem

Reader Paperbacks'teki 1968 tarihli ilk baskı, bu ıgsı çe­ v i ri s ini n aynısıdır. Schwartzschild'in İngilizce çevirisinde dikkat çekic i bazı sorunlarla karşılaşılması üzerine, eliniz­ deki kitap için, İngilizce metin ve ondan yapılmış T ürk ­

Çe çe �irin in Almanca metinle cümle cümle karşılaştınl. ması yoluna gidilmiştir. Bu karşılaştırma so n uc u nda İn­ ,

gilizce metinde şu beJli başlı hata a)

tipleri

oırtaya çıktı:

Almanca metindeki bazı cümleler ve hatta bazı pa. İn gili zcesi n de hiç yoktu; bl Almanca metin·

ragraflar

de yoruma açık olan bazı c ü mleler ; İngilizceye belli bir yorum

(olası bir yorum, ancak olası yorumlardan yal­ yüklanerek çevrilmişti; c) ter imi ere

nızca bir tanesi)

ilişkin çeviri hatAlan söz konusuydu Cklan-aile-kabile.aile birliği,

toplumsal formasyon-toplumsal

maye-kaptalist, serf-köle terim lar gib il. vardı :

Bir de daha

örgütlenme,

ser­

gruplanndaki kaınşıklık­

ufak-tefek

Yıllara, tarihlere, sayfalara,

b ir takım sorunlar üretim miktarlanna,

fiyatlara vb. ilişkin sayısal yanlışlıklar gi bi. Örneğin Os­ manlı

devletinin anlatıldığı

kısımda,

Almanca

metinde

Haydarpaşa olarak geçen -ve içerik dikkate alındığında da öyle olması gereken- isim, İngilizceye Adapazan ola­ rak çevrilmişti. ması içeren

Bu tip atlama. yorum veya anlam kay.

çeviri,

terimsel

çeviri

hatalan

ve

diğer

ll


ufak-tefek hatalarda, Almanca metne bağlı kalmayı ter­ cih ettim. Aynı likrio anlam farklılığı taşımayan dejişik bir biçimde ifade edildiği yerlerde ise, İngilizceden yapı­ Ian çeviriyt değiştırrnedim. Uzunluk, para ve ala n birimleri İngilizce metinde hemen sine

tümüyle mil, sterlin ve

çevrUmişti. Burada ise, uzunluk

ve

akr cin­

para birimiertnde

tümüyle Almanca metne bağlı kalınmıştır. Ala n ölÇ'::isü olarak Almanca metnin büyük çoğunluğunda hektar kul. lanılıyordu.

Dolayısıyla,

alıntı içersinde akr olarak geçen

bir-iki yeri dahi hektara çevirdim. den yapılmış

Artı-Değer Teorileri'n.

alıntılar, doğrudan doğruya kitabın İngiliz­

cesinden dilimize aktarılmıştır. Almanca metinle karşılaştırma işini değerli ve sınırlı zamanının önemli bir kısmını vererek, olanca dikkati titizliği,

sabn

ve

iyimserliği

ile

mümkün kılan Semih Koray'a nasıl

baftalarca

ve

uğraşarak

teşekkür edeceğim!

bilemiyorum. Bu kadar önemli bir yazann bu kadar önem­ li bir kitabının en azından ana metinden sapma içerme­

yen bir çevirisini yapabilmiş olmayı, önemli ölçüde ona borçluyum.

Kullanılan dil e ilişkin bütün sorun

ve hata­

lar ise bana &ittir.

Ne71yir Kalaycıoğlu Ağustos 1984, Ankara

12


ROSA LUXEMBURG

(1871-Hll9)

Prof'. Dr. Korkut Boratav Rosa Luxemburg, s Mart 1871 yılında Polanya'nın Za­

mosc kentinde doğdu. Babası iyi hallt ve Yahudi

kökenl i

bir tüccardı. Kültürlü; Almanca, Rusça ve Lehçe konuşan

bir aile çevresi içinde yetişti. Ilk ve orta öğrenimini Var­ şova'da tamamladıktan sonra 1889'da İsviçre'ye geçen genç Rosa, bir yıl sonra Zürich Üniversitesi'ne kaydolmuş; felsef'e, siyaset bilimi, muş;

1897 yılında

tarih, kamu hukuku ve iktisat oku­

·Polonya'nın Sınai

Gelişmesi-

başlıklı

doktora tezini verinceye kadar Zürich'te kalnuştır. Daha lise öğrencisi ike n devrtmci hareketlere kanşan

İsviçre sadece üniversite öğrenimi yapabiiER:eği u lusla rarası sosyalist hareketin önem­ li merkeziertnden biri olarak da önem taşıyordu. Plekha­ nov, Akse lrod ve Jogiche s gibi sürgündeki Rus ve Polen ­ Rosa iÇin

,

bir yer olarak değil,

yalı Mar.ksistlerle burada tanıştı. Polanya Sosyalist Parti. si ne girdi; ancak bu partinin milliyetçi ta vır la rıyla uzlaşa. madığı için, Polanya Krallığı Sosyal Demokrasisi adını taşı.

tabanı olmamasına rağmen lkin­ ct Entemasyonal'e kabul edilen bu partinin temsilcisi ola­ yan bir partt kurdu. Kitle

rak

Rosa

Luxemburg,

1896'dan

sonra Enternasyonal'in

tüm kongrelerine katıldı.

13


Rosa 1898'de Berlin'e geçti. Bir muvazaalı nikiil1 ya­ parak Alman vatandaşlığına girdi; Alman Sosyal Demok­ rat Partisi'ne üye oldu ve bu tarihten itibaren sürekli ola­ rak bu partinin sol kanadında yer aldı. Zamanla, sol, dev­ Sosyal Demokrasi'nin rimci ve beynelmilelci den biri ve ana teorisyenı olacaktır.

liderlerin­

saflanndaki ilk Rosa'nın Alman Sosyal Demokrasisi mücadelesi. Bemstein'in temsil ettiği revizyonizme karşı­ dır. Bu mücadele de Alman Marksizminin nüfuzlu temsil­ cilerinden pekçoğuyla, örneği n Kautsky ve Bebel ile aynı saftadır. Karı Kautsky ve eşi Luise ile on yıl silrecek ya­ kın bir dostluğun kurulması da aynı yıllara rastlar. Ro­ sa, Polanya'daki sosyalist hareketlerle de yakından ilgilen­ mektedir. 1905 Rus devrimint heyecanla karşılar ve dev­ rimin Polanya'ya yayılması doğrultusunda çalı şmak için

1906 başında., sevgilisi ve dava arkadaşı Jogiches ile bir­ lik'te Varşova.'ya geçer. İki ay süreyle devrimci hareketlP.r içinde çalışır ve sonunda tutuklanırlar. Birkaç a.y sonra tahliye edilen Rosa, Finlandiya'da kısa bir süre kalır ve bu arada Lenin'le tanışır. İki yıl önce Rus Sosyal Demok­ bölünmeden dolayı Bolşeviklerı eleştir­

rat Partisi'ndeki

miş olan Rosa, 1905 devriminden sonra Bolşevikielin ta­ vırl.anna

çok

yaklaşmıştır.

Finlandiya'daki tanışmaların­

dan sonra Lenin'le Rosa'nın yakınlığı sürecek ve iki dev­ rimCi Enternasyonal'in kongrelerinde zaman zaman yakın bir işbirliği içine gireceklerdir. Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin artan parlamen­ tarist eğilimleri ve yaklaşan savaşa karşı giderek milli­ yetçi bir tavra yönelmesi, 1910'dan itibare n Luxemb urg'un Parti ü9t kademeleri ile ve bu arada Kautsky ıle çeşitli ça­ 1914'te Sosyal Demokrat

tışmalara girmes ine sebep oldu.

Parti milletvekillerinin topluca savaş kredilerı lehine oy kullanmaları, Luxemburg'un Part i ile baglannın kopma­ sında son halkayı

oluşturdu.

Sava.ş

aleyhtan mücadele­

sınden ötürü büyük bölümünü hapiste geçirdiği 1914-1918 yıllan arasında, Enternasyonal Grubu, Alman Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi ve Spartakus Birliği gibi siyasi

14


gruplann oluşma

ve gelişmelerine

katkılarda bulundu.

1916 yılında hapiste yazdılı ve Junius takma adıyla ya. yınladığı lan>

(ve

bu nedenle •Junius Broşürü. diye de anı­

·Sosyal Demokrasinin Krizi- başlıklı çalışması, dev.

rimci çevrelerde çok etkili oldu. çıkar çıkmaz, olduğunu

Kasım

savundu

ve

Spartakus

1918'de hapisten

koşullannın doğmuş

Almanya'da devrim

Biriiii'nin

Alman

Ko­

müni6t Partisi'ne dönüşmesini gerçekleştirecek kongrenin hazırlıkianna katıldı. Yeni partinin programını hazırladı. Kongrenin ı Ocak 1919'da son bulmasından sonra , aslın­

da

erken

bulduğu için onaylamadığı Berlin ayaklanma­

sına ve Berlin'dek i işÇi ve asker konseyleriyle dayanışma göstermek için yapılan, ancak birkaç gün sonra ezilecek olan ihtilı\1 girişimine katıldı. Arkadaş ı Karl Liebknecht'­

birlikte sağcı birlikle r tarafından yakalandı. Iki dev­ rimci, aynı gün askerler tarafından vahşic e. öldürüldü. Bu

le

sırada

Almanya'da Rosa'nııı eskı Parti arkadaşı Ebert'in

başkanlığında bir Sosyal Demokrat hükümet iktidarda idi.

* XX.

yüzyıl

başlannda sosyalist hareketin ve

sist düşüncenin en

ilginç ve güçlü

Mark­

temsilcilernden biri

olan Rosa Luxemburg'un, işçi sınıfı hareketinin taktik stratejisi sorunlannı

ve

ilgilendiren siyasi görüşlerı ile em.

peryalizm ve kriz kuramı üzerindekJ ekonomik çözümle­ melerini, ayn ayn incelemek gerekir. Polonya ve

Alman sosyalist hareketlerinin

ön

safla­

nnda mücadele verdiği yirmi küsur yıl boyunc a Luxem. burg, sürekli ve istikrarlı olarak bu hareketlerin enter­ nasyonalci, devrimci sol kanadında yer almış; s iyasi yazı­

büyük ölçüde, işçi sınıfı hareketine yer egemen ola.n milliyetçi, reformcu ve par­ sızan ve yer lamentarist akımlara karşı yapılan pole miklerden oluş. lan da

bu nedenle,

muştur. Lwcemburg'un enternasyonalizm.!, zaman zaman onu. milliyetlf.V sorununu tamamen gözardı ede n bir uç nok-

15


taya sürüklemiştir. Polanya'nın bağımsızlığını savunan Sosyalist Parti'ye karşı. bu ülkenin Rusya'ya b�ğlı olma­

sını, hem Polanya ekonomisinin geniş bi r pazara üretim yaparak gelişmesine katkıda bulunacağı gerekçesiyle; hem

de sosyalist hareketin milli aynlıklar değil, sınıf mücade­ lesi üzerin e inşa edildiğini savunarak karşı çıkmıştır. Ke­ z a, Bolşevikl erin, milletieri n kendi kaderlerini belirleme hakkı üzerine kurulu milliyetler programına, Ekim dev­ riminde n önce ve ısonra karşı çıkmıştır. Buna kar şılık Luxemburg'un enternasyonalizmi, Bi.r:ln­ ci Dünya Savaşı karşısında i şçi sınıfının ve sosyal demok­ rat partilerin tavn söz konusu olduğunda, Bolşevikterin çizgisi ile birleşmiştir. Savaşın karanlık gölgesi İkinci En­ ternasyonal'in ve bu örgütü n çatısı altındaki çeşitli par­ tilerin üzerine düştükçe, o tarihe kadar işçi sınıfının ulus. lararası dayanışmasının hamretli savunucusu görünen sosyalist liderlerin giderek çoğunluğu, emperyalist bir sa­ vaşta çeşitli ülkelerin işçi sınıflannın birbirlerini kırma­ sına önce sessiz, sonra aktif bir biçimde destek olmuşlar: hattı\ savaş aleyhtarlığını ülkeye ihanet sayan bir tavra sürüklenmişlerdir. Luxemburg ve Lenin ise, bu dönemde asıl bu milliyetçi sapınayı işçi sınıfı hareketine ihanet sa­ ya n bir tavırda birleşmişlerdir. Eski dostu Kaunsky'nin. ·Enternasyona l,

savaş zamanında

değildir!• tezine karşı Luxemburg,

kullanılacak bir 8il8.h •öyleyse Manifesto'yu

değişti�lim ve diyelim ki 'bütıin dünyanın işçileri, banş za manında birleşiniz; savaşta is e birbirierinizi boğazlayı­ nızı. sözleriyle tepki gösterecektir. Luxemburg'un siyasi karlyerinin ve siyasi yazılannın diğer önemli vuruş doğrultusu, revizyonizme ve reformiz­ me karşı ödünsüz bir devrimciliğin savunulması biçimin­ de ortaya çıkar. Sosyalizm hedefini fiilen gündemden çı­ kararak kaptalizmin içsel evrimini iŞÇi sınıfı lehinde elki­ lerneyi amaçlayan bir mücadele biçimini n açık part.izanlı. ğını yapan Bernstein revizyonizmine karşı, özellikle cSos­ yai Reform mu, Devrim mi? .. başlıklı broşürü ile yaptığı mücadelede Rosa. Alman sosyalistlerini n büyük .çoğunlu-

16


ğuyla aynı safta yer almakta idi. Ancak, I906'dan itibaren ·kitle grevin teması üzerindeki çalışmalan ile birlikte, Parti'nin yıllanmış send.ikacılan ve parlamento temsilci­ leriyle ve zamanla tüm lider kadrosuyla da ters düşmeye başladı. Bu çatışmanın doğmasına yoı açan •kitle grevi•, devrime götüre n aslf Luxemburg'a göre, işçi hareketini biçim ve en güçlü ısilahtır. Kavramın anarşistlerin •ge­

nel grev·

kavramıyla akrabalığa açıktır.

Luxemburg'un

bu sorunu tartışmaya getirmesinden yirmi yıl kadar önce Friedrich Engels. genel grevi bir devrim aracı olarak kul­ lanabilecek örgütlenme ve disiplin düzeyine ulaşmış bir iŞÇi sınıfının, böyle bir noktada esasen !ve genel grevsiz) iktidara el koyabilecek durumda olacağını; dolayısıyla ge­ nel grevin siyasi öneminin a bartılmaması gerektiğini ile­ ri sürmüştü. Alman sosyalizmi üzerinde büyük bir nüfu­ zu olan Engels'in bu görüşü, ekonornizme saplanmış bir sendika

hareketi ile parlamentarizme saplanmış bir siya. sete fiilen angaje olan Alman Sosyal Demokrasisi'nin dev­ rimci müc adeleden kaçması için bir bahane olarak kul­ lanılmaktaydı. ·Kitle grevi• ile anarşistlerin •genel grev·i arasındaki temel fark, partinin rolü etrafında düğümle­ nir. Anarşistler tamamen kendiliğinden !yani, devrimci bir grev bi­ ŞÇ i i sınıfının bilinçl i öncülüğü

bir partirun rehberliğine ihtiyaç duymayan) çimini

·savunurlarken,

kendiliğinden eylemciliği

Luxemburg,

olayı,

ile Parti'nin arasında bir diyalektik bütünlük kurmaya çalışarak su­

nar. Gerçekten d e kitle hareketlerin in kendiliğinden lspon­ tanel niteliğinin taşıdığı devrimci potansiyele duyduğu kuvvetli inanç, Luxemburg'un siyasi görüşlerinin belirle­ yiCi bir özelliğini oluştunnuşt.ur. L.uxemburg bu değerlen­ dirmesinde

(sonraki tarihlerde kendisi için yapılan bazı yorumların aksine! hiçbir zaman öncü bir partinin gereği­ ni inkar noktasına varmamıştır; ancak, onun parti anlayı. şı Leninist parti anlayışına göre daima daha gevşek. da­ ha geniş ve daha az homojen bir örgütlenme b içimine ya.

17


Rus Sosyal Demokrasisi'nin kın olmuıstur. Bolşevik Vl'! Menşevik kanatlara bölünmesini uzun süre bu nedenle eieıstilmiş ve çok şiddetli ilke ça'tışmal'anna rağmen Al­ man Sosyal Demokrat Partisi'nden ayn bir devrimci par­ ti kurulmasına karşı bu nedenle uzun süre direnmiştir. Aynı nedenle, 1917 devriminden sonra işçi sınıfı egemen­ lijini ifade eden temel örgütlenmenin, partiden ziyade. tŞÇi ve asker konseylerı (Sovyetler! tarafından ifade edil­ diğini savunmuştur. ·Tükenmez enerjiye ve sınırsız bir tdealizme sahip parti liderlerinin yönettiği: zaman zaman seçkin işçilerin, şefierin konuşmalann1 alkışlamak ve ken­ dilerine sunulan kararlan oybirliğiyle onaylamak üzere toptantılara çağrıldığı bir durum, tabii ki bir diktatörlük­ tür ama işçi sınıfının değil, bir avuı;: siyaseteinin dikta­ törlüğüdür; Jakoben egemenliği anlamında ve burjuva. an­ layışına. uyan bir diktatörlük Luxemburg'un bu ifade­ lerle çizdiği tablo. bazı yorumlann aksine Rus devriminin ve Bolşeviklerin bir eleştirisini değil, sosyalizmin iktidar yapısının oluşmasında. ka.rşılaşılaca.k t ehlikelerle ilgili bir endişe ve uyarıyı içeriyor. Nitekim, ·Lenin vı:ı yoldaşlann­ dan bu koşullarda en İYi demokrasiyi, örnek bir işÇi sı­ nıfı diktatörlüğünü ve müreffeh bir sosyalist ekonomiyi yaratıvermelerini ummak, onlardan insanüstü birşey iste­ rnek olurdu. Onlar. korıkunç derecede güç koşullar altın­ da örnek devrimq tavırlan ve sosyalizme ödünsüz bağlı­ Iıklan ile yapılabilecek herşeyi yapmışlardır. Ancak, zo­ runluluklan bir fazilet olarak görmeye başlamaları ve bu amansız koşulların kendilerine empoze ettiği taktikleri ek­ siksiz bir teorik sistem halinde dondurmaya kalktıklan zama n tehlike başlar· sözlerı de Rosa'ya aittir. . . .•

* Rosa Luxem'burg 1913'te yayınladığı Sermaye Biriki­ mi ile bu ye.pı.tın eleştirilerini yanıtlamak üzere 1918'de kaleme aldığı Anti-kritikle, Kapital'de yeterince gelişti­ rilımemiş olduğuna inandığı (özellikle kapitalizmin nihai

18


krizi anlamındakil le;:-. Kuramın

kriz kuramını geliştirmek

amacın ı iZ­

bu yönde tamamlanmasına gerek vardır; zi.

ra, kapitalizmde birikim ve büyümenin kesintisiz olarak sürebileceğini, yan i •sermaye birikiminin sınırsız olabile. ceğini kabul edersek, sosyalizmin sağlam temelini oluştu. ran nesnel tarihse) zorunluluk zaman,

sosyalizmi,

içinde

ortadan kAIIrmııı olur. O

yaşadığımız

dünyanm adalet­ sizliğinden, kötülüğünden ve iŞÇi sınıfının devrimci irade­ sinden türetmek iddiasında olan Marksizm-öncesi ı;is�em. Jerin ve okulların bulanıklığına düşmüş oluruz

Luxemburg, kapitalizmi nihai çöküşe sürükleyecek bir kriz kuramını, Kapital'in lMarx'ın çeşitli notlannda n ya. yına hazırlanani ikinCi cildindeki yeniden. üretim şemsia­ rından türetmeye ve geliştinneye çalışır. Genişletilmiş ye. n iden-üretim in !büyüyen bir ekonominin) denge koşulla. halinde, ekonominin nnın sürekli olarak gerçekleşmesi genişleyen üretim kapasitesinin tam olarak kullanılabil­ ması

(-realize edilmesi•)

sormak gerekir. bir

düzeyde

için talebin

Kapitalizm,

lişgücünün

nereden geleceğim

ücretleri zaman içinde belli

değerı

düzeyindel

tutma eğili­

mind e olduğu için, tüketim mallan talebi sınırlı kalır. Do­ layısıyla,

·birikmiş

artı-değeri karşılayacak. talep nerde­

dir?· sorusunu sormak gerekir. Soruyu, Tugan.Baranows. ki'nin yaptığı gibi kapitalistlerin diğer kapitalistlere sü­ rekli artan miktarlarda üretim malı satabileceğini ileri sü­ rerek çözemeyiz; böyle bir durumda,

Luxemburg'a göre,

-Boşlukta hareket eden bir dönme dolapla karşı karşıya. yız demektir.

Bu da kapitalist üretim

değil, onun zıddı

olan üretim için üretimdir ve bu durum sermaye açıs ın­ dan tam bir saçmalık olur

.•

Kapitalistlerin kesintisiz biri.

kime yönelmeleri, ancak yatınm yaptıkları daliann ürün­

leri için sürekli genişleyen bir piyasa talebi olması halin­ de mümkün olur. Farklı bir ifadeyle, büyüyen bir ekono­

mi sürekli sermaye birikimi gerektirir; bu da üretim mal­

lan üreten sektörün genişlemeSi anlamına gelir. Bu sek. törün genişleyen üretim kapasitesi, reel ücretierin sabit 'kalması nedeniyle, tüketim malları üreten sektörden kay.

19


yatınm mallan talebiyle karşılanamaz. Kapalı bir kapitaJist ekonominin genişleyen yeniden-üretimi sür_

naklanan dünnesi,

bu

nedenle imkan :sızd ır.

kapitalizm dışından kaynak­

Luxemlburg, bu açmaza.

lanan talep türlerinin varlıtı halinde geçici bi r çözüm bu­ ıunabilecetini

ileTi sürer.

Bu,

kapitalizmin bağnnda ya­

şamaya devarn eden küçük üreticiliğin yaygın olduğu kır­ .ve en önemlisi- dünya eko nomisi­ kalmı ş ve pre-kapitalist bölgelerinin, sermaye

sal kesiml erin. ya da nin

geri

i çi n ·fethedilecek• alanlar ve pazarlar oluşturması ile ger­

çekleşir. Özellikle dünya çapınd a pazar paylaşılması mü­ c ade le sinin pitalizmin

politik ifadesi ola n emperyalist varlıtını uzatmak için

Pazar paylaşıl masının çekleşmesi

-kapitalist

ka­

son çaredir.

siyasi ve silahlı çatışmalarla üretim in

mant ığı na

dolayısıyla bir anlamda •Sistem dışı• silahianma ve

yayılma,

bu lduğu

ger­

uymayan,

sayılması gereken­

savaş giderlerinin aşın ar t ı şın ı

gerektir ir

ve bu unsurlar d a artı-değerin realiza.syonunu sağlayan bir talep kalemi oluşturur. Ne var ki kapital i zm tüm dün­

yayı fethettiği; kendi üretim biçimini fetbedile n alanlara lve keza ulusal ekenomilerin pre-kapitalist kırsal kesim­ lertne)

egemen kıl dı ğı

zaman, bu çözüm yolu tıkanacak

ve kapitalizmin dünya çapında bir sistem olarak bunah.

ma sür üklenme si ve çöküntüye uğraması kaçınılmaz ola­ caktır.

* Rosa Luxemburg'un siyasi görüşlerinin değerlendiril­ mesi, kuramsal düzeyde değil , Alman ve Avrupa sos yali st hareketinin taktik ve strateji sorunlan içinde tartışılarak

yapılabilir. Daha genel bir çerçeve içinde bakılınca, sos­ yal demokrat hareketin parlam enter ve sendikal çalışma­ yı ön

plana alarak kapitalizmin sınırlan

içinde yaptığı

mücadelenin sosyalizme giden bir yo l olmadığı doğrultu­

sunda Rosa'nın yaptığ1 te şhi sin, zaman içinde doğru çık­ tığı söylenebilir.

20


Luxemburg'un,

kendisiyle

devrimcı bir çizgide

birle­

şen hareket ve akımlara,

örneğin Bolşevizme ilişkin de­ ğerlendirmeleri ise daha tartışmalıdır. Lenin, 1922'de ka­ leme aldığı bir yazıda, Luxemburg'un siyası ·hatalannı•,

Polanya'nın bağımsızlığı,

Bolşeviklerle

Menşeviklerin

ay­

nlması ve U'31B'de hapiste yazılan) Ekim devrimi hakkın­ daki gocüşlerinden ibaret görür ve bu son görüşlerinin büyük bir bölümünü 1918 sonu ile ölümü arasında düzelt­

ttgin i belirtir. Ve şunlan ekler: ·Kartallar, zaman zaman tavuklann düzeyine inebilirler; ancak tavuklar asla kar­ taUar gibi yükselemezler. Hatılianna rağmen Luxemburg bir kartaldı; bir kartal kalacaktır ve hayat hikayesi ile

tüm

eserleri bütün dünyad a kuşaklar boyunca devrimci­

leri eğitecektir.• Luxemburg'un Sovyet devriminin nesnel zorlamala. nmn yarattığı eğilimlerden daha katılımcı, daha geniş tabanlı ve aşağıdan yukarıya doğru kurulma özellikleri ağır basan bir sosyalizm modeline taraftar olduğu, doğ­ rudur.

Bu konudaki endişelerinin kuvvetli bir öngörüyü içerdiğini tarih gösterecektir. Ancak, 1917 sonrasında Rus devrimini ve Bolşeviklerı bütün gücüyle desteklediği de aynı derecede doğrudur. Rosa'ya bir Leninist demek her­ halde abartmalı bir teşhistir; ne var ki onun çağdaşı akım­ lar içinde en çok Leninizme yakın

olduğunu söylemek.

doğru bir saptama olsa gerektir. Luxemburg'un stnde

kriz

ve

geliştirdiği ekonomik

emperyalizm

konuları

görüşleri

hem

ise,

çevre­

çağda.şı,

hem de sonraki kuşaklann MarksisUerinin çoğunluğu ta­ rafından eleştiriye uğramıştır. Marx'ın bir düzgün büyü­ me modeli oluşturmaya elverişli yeniden-üretim şamala­ nndan bir kriz modeli türetmek çok güçtür ve bu dene­ meye girişen Tugan-Baranowski ve Luxemburg, zı·t doğ­ rultularda.,

fakat aynı

rtlklenrnişlerdir.

derecede

Luxemburg'un

ciddi

tutBl'Sızlıkla.ra sü­

tutarsızlıklarıodan

biri.

üretim malJarı Oreten sektörün genişlemesinin, bu sektör­ de daha fazla işgücü

(değişken sermaye)

y-ol açması hasebiyle,

tüketim mallan

k ullanılmasına

üreten

sekter-e ek

21


bir talep

yaratacağını görmemesidir.

Ancak böylec e olu­

şan talep artışı, tek başına, Luxernbu rg'un ortaya koydu­

gu

gibi

ramaz.

·biıikmiş artı-değeri karşılayacak talebi·

İşte

bu

sorunu sadece vazetmiş

maye birikimi'nin

oluştu­

olması bile

yazılışından 40-50 yıl sonra,

SeT­

Robinson

ve Kaleeki gibi Keynes ile Marx arasında yer alan iktisat­

çılar tal"afından önemli bir katkı olarak değerlendirilmiş­

Ur.

Üretim kapasitesi ile talep arasında. mekanik ve ken­

diliğinden bir uyum sağlanamayacağını; dolayısıyla kapL talis tlerin :t.ülmeden

birikime devam

etmelerinin,

açıklanamayacağını

belirten

talep

sorunu çö­

Luxemburg,

Joan

Robinson'a göre. Keynes'gil tasarruf-yatırım ikiliğini fark. lı bir dil içinde formüle etmeyi başarmıştır. Ne var ki, so. runun vazedilmesinde

belirtilen- hatalar bir

düşünülen - ye

yana,

önceki paragrafta

Luxemburg'un soruya getir­

diği yanıtta da içsel tutarlılık yoktur: Kapitalist sistemin kendi dışına

hal

(sömürgelerel

edilerek gerçekleşiyorsa

ra, ihraç edilen

mal ibracı, onlardan mal it­ talep sorunu çözülemez; zi­

mallara kapitalist ekonomide talep yok.

sa, ithal edilen mallara da yoktur.

Keza,

Luxembur'un

varsaydığı gib i silahianma masrafları tümüyle iŞÇi sını­ fına (yani tüketimel yüklenen vergilerle finanse ediliyor­

sa, gelir dağılımı ve talebin yapısı etkilenir; ancak talep

değişmey eceği için

kapitalizmin

toplam

talep-realiza.syon

sorununa bir çözüm gelmez. ana.

Ancak burada da bu tutarsızlıklar,

getirilt!!n yanıtın

doğrultusunun hatalı olduğunu göstermez.

Kale eki'­

nin belirttiği gibi. dış alem borçlandırılarak (yani serma­ ye ihracı ile birlikte. gerçekleşe n bir net ihTacat fazlası,

kapitalizmin talep sorununa bir çözümdür. Aynı biçimde,

sila.hlanma masraflan !bütçe

açıklan ile karşıtanıyorsa.

realizasyon sorununa bir diğer çözüm getirilmiş olur. Os.

telik her iki çözüm, emperyalist yayılma. savaş ve faşizm doğrultusunda verimli bir dönüşümleri açıklama

gibi

yak laşıma kapı

arala.maktadır.

peryalizme ve savaşa

22

Böylece,

sürükleyen

kapitalizmi

eğilimlerin

em­

ardındaki


içsel ekonomik süreçlerin açıklanması doğrultusunda kü­ çümsenmeyecek bir mesafe alınmış olmaktadır. Luxemburg'un siyasi görüşleri ile ekonomik analizi arasındaki bağın da tam olarak kurulduğu söylenemez. Siyase11t.e oldukça voluntarist bir yak.Jaşıma angaje olan Luxemburg'un, kapitalist ekonominin geleceğine ilişkin çözümlemelerinde, ekonomik detenninizm ağır basmakta­ dır. Bu ikinci çözümleme doğru kabul e dilirse, Bukharin'in belirttiği gibi dünya nüfusunun yüzde 60'ından fazlasının pre-kapitalis t biçimler içinde yaşadığı 20. yüzyıl başların­ da, bu kapitalizm-dışı alanın ·fethedilerek. kapitalizme dönüşmesinin çok uzun bir süre alacağı da doğrudur ve günü gününe devrim için mücadele veren siyasetçi Lu:ıı:em­ burg'la, kapitalizmin çöküşünü uzun bir emperyalist ya­ iktisatçı Luxemburg yılma sürecinin sonuna erteleyen arasında önemli bir kopukluk olduğu açıktır. Bütün bu çelişki ve iç tutarsızlıklara rağmen Rosa Luxemburg, derin kültürü, sağlam ve çok yönlü, zengin kişiliği, ilkelerinden ödün vermeyen, tutarlı siyasi hayab ve ölümü; pek çok önemli sorunu gündeme getiren ve dağ­ nı yanıtiara kapı aralayan iktisatçı boyutlan ile, yinninci yüzyıl başlannın en etkili sosyalistlerinden ve en yaratı­ cı Marksistlerinden biri olarak önem taşımaktadır. Başlıca Eserleri : - Die industrielle Entwicklung Polens ı 1898) Sozialreform ader Revolution? 11899) Organisationfragen der nıssischen Sozialdemokratie (1903)

Massenstreik, Partei und Gewerkschaften 11906) Einführung in die Nationalökonomie Cyazıhşı 1906, ya­ yını 1925) Die Akkumulatio n des Kapitals 119131 Die Krise des Sozialdemokratie IJunius-Broschüre) (1916) Die Akkumulation des Kapitals ader Was die Epigonen aus der Markschen Theorie gemacht haben. Eine Anti­ Kritik lyazıhşı 1918, yayını 1921) Die russische Revolution lyazıhşı 1918, yayını 1922) 23


1

SERMAYEN1N

YENİDEN-ÜRETİMİ

VE TOPLUMSAL ORTAM!

(Kısım XXVI)

Marks'ın genişletilmiş yeniden-üretim

şeması gerçek

ve tarihsel birikim sürecini açıklayamaz. Peki neden? Tam da,

şemanm öncüileri

toplumsal

tüketimi

yüzünden.

Şema,

gerçekleştirenlerin

birikim sürecini,

yalnızca kapitalist­

ler ve işçiler olduğu varsayımı temelinde betimlemeye gi­ rişir. Kapital'in her

üç cildinde Marks'ın ısrarlı ve kasıtlı

bir biçimde, kapitalist üretim tarzının evrensel ve dıştala­ yıcı egemenliğini, çözümlemesinin kuramsal bir öncülü ola­ rak var96ydıiını gördük. Bu koşullarda,

herkesin kabul

edeceii gibi, toplumda kapitalistler ve işçiler dışında hiç bir sınıf olamaz;

şemaya göre, kapitalist toplumun bütün

«ÜQiincii ikişiieni -memurlar, serbest meslek sahipleri, din adamlan, vb.-, tüketiciler olarak, bu iki sınıf içinde, ter­ cihan da kapitalist sınıf içinde ek> �ıınmalıdır. Ancak bu öncü! kuramsal bir kf)ltuk. aeğneğidir; gerçek hayatta ka­ pitalist üretizrı oıçiminin dıştalayıcı egemenliği altmda ken­ dine ypJ-ri bir kapitalist topluma hiç rastlanmamıştır. Bu ., ... amsal

aracm kullanılması,

ancak problemin koşulları-

25


değiştirmediği, tersine

ertaya

bu

koşulların

olanca

saflı�yla

kanmasına yardımcı olduğu

yerinde olur.

durumlarda, tümüyle Bu durumlardan biri, toplam toplumsal ser­

mayenin basit yeniden-üretiminin

çözümlemnesidir. Bura­

da sorunun kendisi bir kurguya, kapitalist yöntemlerl e üre­ tim yapan yani

artı-değer yaratan bir toplumda, bu artı­

değerin tümünün ona kurgusuna

el koyan

d·ayanmaktadır. Amaç,

kapitalistlerce tüketildiği bu veri koşullarda top­

lumsal üretimin ve yeniden-üretimin nasıl biçimlenmek zo­ runda olduğunu ortaya koymaktır. Burada bizzat sorunun formülasyonu,

üretimin

kapitalistler ve işçiler dışında bir

tüketicisinin olmadığını varsaymaktadır ve dolayısıyla Marks'ın öncülüyle, yani kapitalist üretim biçiminin evren­ sel ıve dıştalayıcı egemenliğiyle ıtam bir uyum iCindedi r. İ•ki

kurgu kuramsal olarak çakışmaktadır. Kapital'in birinci cil­ dinde yapıldığı gibi, bireysel sermayelerin birikiminin çö­ zümlenmesinde sermayenin mutlak

egemenliğini

varsay­

mak da aynı şekilde meşrudur. Bireysel sermayelerin yeni­

den-üretimi toplam toplumsa l yeniden-üretimin bir unsuru­

dur fakat diğer unsurların Hareketlerinin tersine. bağımsız bir yol izler. Sonuç olarak, toplumsal sermayenin toplam hareketi, bireysel sermayelerin ayrı ayrı hareketlerinin me­

kanik bir 'OOplarııu değil, kendine ö2ıgü Ib ir bileşkesidir. Ger­

çi bireysel sermayelerin toplam değeri, toplam toplumsal

sermayenin değeriyle;

bireysel sermayelerin tek tek bile­

şenlerinin (yani değişmeyen sermaye, değişken sermaye ve artı-değerin) kendi içlerindeki toplamı da, toplam toplumsal sermayenin tek tek bileşenlerinin değeriyle çakışmaktadır. Ancak,

toplam

toplumsal sermayenin

ürünün ayrı ayrı parçalarındaki

değerinin

toplumsal

somutlanır;ıı ile bireysel

sermayeterin değer ilişkilerinin biçimlenişi, birbirinden tü­ müyle ayrılnıaktadır. Dolayısıyla bireysel sermayeterin ye­ niden-üretim

ilişkilerı,

birleriyle, ne de

:ıom�t biçimleri açısından ne bir­ toplam serma�niıı veniden-üretim ilişki­

leriyle uyum içinde d eğillerdir. Her bireysel �ıımaye, do­ laşım ve birikim sürecine bütünüyle kendi başına Jcatılır ve normal dolar;ıım koşullarında diğer sermayelere, anca'h

26


un.ınun realize etmek zorunda oldulu ve bireysel etkinlik­ leri için gereken üretim araçlarını bulması gerekti�i ölçü­ de ba�ımlıdır . Kuramsal olarak, bireysel sermaye birikimi­ nin çözümlenmesinde en uygun öncül, kapitalist üretimin evrensel ve dıştalayıcı egemenlik kazanmış oldu�u ve bu sürecin tek ortamını oluşturdu�u varsayımı olduğu halde, • b u pazarı sunan v e gereken üretim araçlarını sa ğlayan ke­ simlerin kapitalist üreticiler olup olmaması, bireysel ser­ maye açısından hiç farketmez . Ancak şimdi, bireysel sermaye için tayin edici olan varsa�mla rı n , toplam sermayenin ele alınışında da meşru olup olmadığı sorusu ortaya çıkmaktadır. Gerçekten de, Marks'ın toplam ve bireysel sermayeie­ rin biriki'ın koşulla rını özdeşleştirdiği. kendisi tarafından da aşa�ıdaki alıntıda açıkça do�rulanr'naktadır : <�orun şimdi şöyle formüle edilmelidir : genel birikim halinde, di�er bir deyişle bütün üretim dallarmda bir ölçü­ de sermaye birikimi olduğu -ki bu aslında kapitalist üre­ timin bir koşulu olduğu kadar , tıpkı istifçinin para yığma güdüsü gibi , kapitalistin de kapitalist olması nedeniyle s a ­ hip olduğu b ir güdüdür de < aynı zamanda d a kapitali st üre­ timin ilerlem esi için bir zorunluluktur) - varsayılması du­ rumun d a , bu genel birikimin koşulları nelerdir , bu genel birikim neden ibarettir ? :�> V e y anıtı : «Dolayısıyla sermaye birikiminin Jcoşulları

sermayenin ilk üretimi ve genel olarak yeniden-üretimi ko­ şullarının tamamen aynısıdır. Bu ko§ulla r ise paranın bir kısmıyla emek , diğer kısmıyla da . . . meta (harmnadde , ma­ kinalar vb . ) s atın alınma sıdır . . . Dolayısıyla yeni sermaye-

rak

ı

d aki,

· S ermaye ne k a dar b ü y ü k , emek verimli liği ve genel ola­

kapital ist üretimin ö l ç e ği ne k ad ar g e l i ş k i n olursa, dolaşımdaki,

üretim

il e

tüketim

sı n d ı:ı. geçi ş hali ndeki meta hacmi de

t ikel

sennayenin

kendi

o

! bireysel

pazar­

ve sınai l

ara­

k adar büyüktür ve her

ye niden- üretimi

i çin

gerekli ko1ulları

p az.ı.rda hazır bulma güvencesi o k ad ar büyüktür.• Kari Mark s ,

Tbeories of Surplus Value

!Artı-Değer Teorileri : Tbeorien Qber

den

baskısı;

Mehrwert'in İngilizce

4 83 - 4 84 .

Moskov-a.,

19681 , Cilt II ,

s.

27


nin birikimi ancak 2aten varolan sermayenin yeniden-üre ­ timi ile a ynı koşullard a ilerleyebilir.:.

2

Gerçek ha yatta tDPlam s ennayenin gerçek birikim k o ­ ş ulları,

bireysel sermayeninkilerden ve ba sit yeniden-üre­

timinkilerden bütünüyle farklıdır. SorWl şuna gelip dayan­ maktadır :

Artı -delerin gittikçe artan bir kısmının kapi ta ­

li stlerce tü ketilmeyip üretimin genişletilmesinde kulla nılma ­ sı durumunda, toplumsal yeniden -üretim nasıl biçimlenmek ­ tedir ? Toptumsal ürünün , sabit semıayenin yenilenm�i için

bir pay ayrıldıktan sonra geri kalanmın , işçilerin ve kapita ­ listlerin tüketimine gitmesi yolu ba�an kaplıdır ve bd, soru ­ nun ana boyutunu oluşturur. Dolayısıyla işçilerin ve kapi­ talistlerin toplam ürünü realize etmesi

yolu da kapalıdır.

Yalnızca delişken sermayeyi, delişmeyen sermayenin kul ­ lamhp tüketilen

kısmını ve

artı-değerin

tüketilen

kısmını

her zaman realize edebilirler ; fakat bununla, ancak üreti ­ min önceki ölçekte yenilenmesi koşullarını güvence altına alabilirler.

Işçiler

ve kapitalistler artı-değerin

sermayeye

dönüşecek olan kısmını _realize edemezler. Dolayısıylıı , yal­ nızca işçilerden ve kapitalistlerden oluşan bir toplumda ar ­ tı-değerin birikim amacına yönelik realizasyonu olana ksız ­ dır. Ricardo ve Sismondi'den Marks'a kadar, birikim soru ­ nunu ele alan bütün kuramcıların, işe tam da sorularını çö­ zümsüz kılan varsayımla başlamaları :garip tir. Artı-değerin realizasyonunun «Üçüncü kişiler»i, yani kapitalist üretimin do�udan unsurları (işçiler ve kapitalistler) dışında tüketi­ cileri �erektirdiği yolundaki liaklı ka çış

yolunu

beraberinde

toprak sahibinin

bir :y'önelim,_ her türlü

getirmiştir :

ki iililinde ;

Malthus ·un,

VorO!ıtsov'un.

feodal

militarizmde ;

Struve 'nin, «Serbest meslek sahipleri» ve kapitalist sınıfın diğer

asalaklarında somutlaştırdıkları ,

«üretken olmayan

tüketim:. fikri gibi . Ya da , Si'!mıondi 'den Ni1lro layon 'a , biri ­ kime kuşkuyla yaklaşan her!kes için kullanışlı bir emniyet 2

Aynı eser, cilt II, s. 483-484: Almanca

mulatloo

ran l a r i

28

voa

Kapital und Krlsen

ba.şlığını

t aşıyan

bö l üm.

CSerrnaye

İta.likler

orijinalinde

Akk u ­

Birikimi ve

Marks'a aittir.

Bulı­


sü'babı oluş turan dış ticaret sahneye ç ıkarıldı . Sorunun çö. zümsiizlüğü Von Kirch man n ve RJodber tus gibi bazılarını bi­ riki m fikrinden bütünüyle va zgeçm eye , ya

da S i s mon d i

ve

onun Ru s <<popülisb izleyicileri gibi, en a zından birikim ko­ mümkün

nusunu

boş bir çaba

olduğu

kadar

bulanıkiaştırma

yolunda

harcamaya götürdü.

Birikim sorununun dikkat çekici yönü ve bu sorunu çöz­ meye yönelik önceki çabaların zayıf noktası, ancak m daha

derin

Marks'

çözümlemesi, toplam yeniden-üretim süreci­

nin kusursuz şematik gösterimi ve özellikle basit yeniden­

üreti m sorununa ilişkin dahic e sunuşu il e gözler önüne se ­ rilebilmiştir . Ancak o da , kısmen çtizümlemesini neredeyse başlamaz yarım bıra ktığı, kısmen de daha önce

başlar

gös­

termiş oldugumuz gibi, kafası Adam Smith 'in çözümleme­ sini mahkum etmekle meşgul olduğu runu

ve

gözden kaçırır gibi olduğu i çin ,

bu yüzden ana s o­ d oğrudan hazı r

bir

çözüm sunam a d ı . Aslın da , kapitalist üretim tarzının evren­

sel egemenliği varsayımını ya parak çözümü daha da gü ç ­ leş ti rd i .

Gene

birikim

d e,

sor ununu

hem

Marks'ın öğreti·

sinin d iğer kısmılarıy l a , hem d e kapi talimıin tar:imel dene­ yimi

ve Marks'ın

günlük uygulamasıyla uyum içindeki bir çözümü , basit yeniden -üretim üzerine eksilciiz çözümleme­

sinde ve kapitalist s ürece ilişkin, s ürecin i ç s e l çelişkiler ini ve bu çeliş kiler in gelişmesini gösteren (Kapital, cilt III 'teki) bütünsel n i telemesinde, zımnen içerilmektedir . Şe ma nın

ye­

tersizlikleri bunun ı şığında d üzel tilebilir . Dah a yakından i n ­ celendiğinde,

genişletilm i ş

' lerinin kapit.ılist

yeniden -üretim şema sının ilişki-

üretim ve biri kim alanının dışında kalan

ilişkilere de işaret ettiği görülecektir. Buraya kadar,

yeniden -üretimin yalnızca

genişletilmiş

bir yönünü, güçlükleriyle şimdiye kadar kuşkucuların

tün dık.

ilgisini

çeken

Artı-degerin rea liza syonu,

sorunudur.

fonunu

İşi

kapi talist

basitleştirmek için

bütünüyle

bü­

artı-değer in realizasyonu sorununu ele al­

görmezden

birikimin

kapitalistlerin

gelirsek,

hayati tüketim

a rtı -değerin

reali­

zasyonu birincil koşul olarak kapi talist toplum dışında alı­ cı kesimlerin varlığını gerektirir.

Dikkat edin iz ,

tüke ticiler

29


değil alıcılar diyoruz, çünkü artı -değerin maddi biçimi ar­

tı -değerin realizasyonu açısmdan önemli değildir . Belirleyi ­ ci olan, artı-değerin ne işçiler ne de kapitalistle r tarafından realize edilemeyip

ancak

kendi

üretim tarzları

kapitalist

olmayan toplumlar ya da kesimlere satılmsa realize edile­ bileceğidir . 'Burada iki farklı durum dü ş ünebiliriz : 1) Kapitalist üretim kendi gere'ksinmesinden , i� çilerin ve kapitalistl�rin talebinden daha fazla tü ketim malı su­ nar ve bunlar kapitalist olmayan kesimler ve ülkelerce sa­ tın alınır.

ÖrneAin ondokuzuncu yüzyılın ilk• üçte ikisi bo ­ yunca İngiliz pamuklu s a na yi si , Avrupa kıtasının köylüleri

ve küçük burjuva kentlileri ile Hindistan , Amerika, Afrika , vb. köylülerine pamuklu dokuma sunmuştur ; bu durum bir ölçüde bugün bile sürmektedir . Dolayısıyla İngiliz pamuklu sanayisinin dev gelişmesi , kapitalist olmayan kesimlerin ve ülkelerin

tüketimi temeline dayanıyordu .

3

İngilter e

içinde

ise , bu serp i lip gelişen pamuklu sanayisi , sanayi makinal a ­ rı üreti'minde ( bobinler v e d'dkuma tez!gahları) , 3

Aşağı daki

sayıl ar pamuklu

sanayi sinin

metal v e

1 ngi l i z

i thal a t ı

iQI.n t aşıdlğı önemi açıkça göstermektedir : l893'te 2T7 000

000 sterlin değerindek i toplam m amul ma l ( 64 000 000 sterli n tutarı ndaki kısmı ! p a ­

i hracatımn yüzde 23'ü muklu

yü zde

i h racatından,

ı7'nin

altında. bi r k ı smı

i se

demir

ve diğer metal ihııacatınd an oluşuyordu . l BQB'de 233 400 000

ihracatının y üzde 28'i

muklu

sterlin değerindeki

toplam

mamul

mal

(65 000 ooo sterl in tutannda k i kısmı ! pa­

ihracatından, yüzde

yordu_

22 ' si ise metal

ihracatından oluşu­

Bir karşıklştınna yapmak için Alman İmparatorluğuna iliş­ kin ''erilere baktı�ımızda ise şunu görü rüz: 18Q8 'de 200 5000 000 sterlin

değerindeki

toplam

ihracatın

yüzde

5,75 'ini oluşturan

pamuklu i hracatımn tutan l l 595 000 sterlindi . Aynı yıl 2 250 000

000 yardası Hindistan'a olmak ü zere 5 250 000 ooo yard a p amuk ­ l u dokum a ihraç edildi r E. Jaffe, Die engllache Baumwollind

strl e

und die Organisation des Exporthandeks, Schmoller's Jahr­

böcher, Ci lt XXIV,

s.

1033 1 .

1 908"de İngi ltere'nin yalnız pamuJt i pliği i hl"acatı 1 3 ıoo ooo

sterliiJ değerindeyd1 I Statist. Jahrb . für das Deusche Reich, ı 9ıD) .

30


kömür, vb. sanayilerinde bilyük ölçekli gelişmelere yol aç­ tı. Bu örnekte, Departman II (tüketim araçları üretimi) kapitalist olmayan toplumsal kesimlere satış yoluyla ürün ­ lerini giderek artan boyutlarda realize etti ve kendi biri ­ kimiyle Departman I'in (üretim araçları üretimi) ülke için­ deki üretimi için artan bir talep yaratarak, bu Departma ­ nın artı-değerini realize etmesine ve kendi birikimini arttır­ masına yardımcı oldu. 2) Tersi durumda, kapitalist üretim kendi talebinden fazla üretim aracı sunar ve kapitalist olmayan ülkelerde alıcı bulur. Örneğin ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında tn . giliz sanayisi Amerika ve Avustralya devletlerinde demir ­ yolu yapımı için malzeme sağladı. (Demiryolu yapımı , ken ­ di başına , bir ülkede kapitalis t üretimin egemenliğinin ka­ nıtı olarak ele alınamaz. Alslında , bu olayda demiryolları, kapitalist üretiınin iş başına gelmesinin ilk koşullarından yalnızca birini oluşturdu . ) Diler bir örnek, kendi üretim­ Ieri kapitalist olmayan Asya ve Afrika ülkelerine ve diğer­ lerine boya gibi üretim araçlarını büyük miktarlarda su ­ nan Alman kimya sanayisidir . 4 Burada kapitalist bi rikimin Departman I'i, ürününü kapitalizm -dış ı çevrelerde realize eder . Departman I' in bundan kaynaklanan ve ilerleyen ge­ nişlemesi, aynı ülkedeki Departman ll'nin, Departman I'de­ ki büyüyen işçi ordusunun ih'tiyaç duyduğu tüketim araç la ­ rını sunabilmek için genişlemesine yol açar. Bu durumların ikisi de Marks'ın şemasından farklılık göstermektedir. Birisiınrle , Departman II'nin ürünü, her iki departmanın artı-değerin tüketilen kısmı ve değişken ser ­ maye ile ölçülen gereksinmelerini aşmaktadır . İkinci du­ rumda ise, Departman I'in ürünü her iki departmandaki değişmeyen sermaye hacmini (bu hacimin üretimin geniş­ letilmesi amacıyla arttırıldığı hesaba katılsa da) aşmakta­ dır. Her iki d urumda da artı-değer, departmanların herhanAlmanya'nın ürettiği anilinin beşte bi ri, Japonya, İngiliz Hindistanı . Mısır, Asya zi lyıı ve Meksiln� gi bi ülkelere gider.

4

Çin.

ç i vitinse

yan ­

Türkiyesi. B re ­

31


:gi birinde sermayeye dönüştürülmesini olanaklı ve gerekli

kıla cak o doğal biçimde ortaya ıçıikmamal�tadır. Gerçek ha ­ yatta bu iki protatip sürekli olarak üstüste b iner , birbirini tamamla:r ve içi çe geçer .

Bir nokta hala a1çı'k değiiidi r . Tilketim mallarının , diye ­ lim pamukluların , kapitalist olmayan ülkelere satılan faz­ lası , yalnız ca artı-de�eri temsil etmemekte ; kapitalist bir meta olarak de�işmeyen ve değişken sermayeyi de ba�rın ­ da içermektedir. Yalnızca toplumun kapitalist kesimleri dı­ şına 's atılan metaların artı-de�er dış ınd a h iç bir şeyi tems il e tmediğini vars a yma!k , epey keyfi olacağa benzer . Öte yan ­ dan, bu d urumda Departman I'in yalnızca artı-değerini rea ­ lize etmekle kalmayıp_ birikim de yapabilece�i ve bunu , ürü ­ nü için kap i talist üretimin i k i departmanı dışmda başka bir pazara gerek duymadan yapacağı açıktır. Ancak bu karşı çıkışların her ikisi de anca k görünürde kalır. Hatırlamamız gereken tek ş ey, toplam ürünün her unsurunun toplam d e ­ ğerin b i r oranını temsil ettiği ve kapitalist üretim koşuna ­ rında yalnız toplam ürünün değil tek tek her metanın d a artı-değer içerdiğidir . Ancak bu, b ireysel kapitalisti , ken ­ di metalarının satışının önce deği şmeyen sermayeye yap­ tığı yatırımın masrafını çıkarması , sonra da değişken ser­ mayesini yenilernesi (ya da gerçek uygulamaya uygun �. ma daha a z doğru bir deyişle , önce sabit , sonra dola şan serma ­ yesini yenilemes i ) gerektiğin i hesaplamaktan alıkoymaz ; bunlardan sonra geride kalan ise , kar hanesine yazılacak­ tır. Benzer biçimde, toplam toplumsal ürünü de, değer cin­ sinde n ifade edil diğinde 1) topiLimda lcullanılıp t'üke tilmiş olan değişmeyen

sermayeye , 2) değişe n şermayeye ve 3)

el konan artı-de�ere denk düşen ü ç oransal kısma ayırab i ­ liriz . Basit yeniden üretim durumunda bu oranlar , toplam ürünün maddi b içimine de y a nsır ; değişmeye n sermaye, üretim araçları ; değiş ken sermaye , i ş çilerin tüketim araç­ ları ; ve artı-değer , kapitalistin tüketim a ra-çları olarak mad ­ deleşir . Ancak bi ldiğimiz gibi artı-d-e�erin tamamının kapi­ talistlerce tüketildiği ba sit yeniden -üretim ka•Hamı, tümüyle hayalidir. Genişletilmiş yeni den-üretim ya d a birikime ge-

32


şemasında toplumsal ürünün dej'er cınsm· maddi biç imiyle tam bir oransallık içer­ sindedir ; a rtı-değer. daha dogruısu artı-değerin ser m ayeye dönüştürülmek üzere a yr ılan kısmı, en başından beri ü re ­ timin veri bir teknik temelde ıgeniışletilmesine uygun bir oranda -üretim ara�ları ile iş�ilerin tüketim araçları ara sm ­ da dağılmıştır. Görmüş olduğlHnuz ıgibi , 'kapitalist üretimin kendine yeterliliği ve yalıtılmışlığı temeline dayandırıJan bu kavramsallaştırma, artı-<ieğerin realizasyonunu ele aldığı­ mız a nda çöker. Oysa, artı-değerin kapitalist üretim alanı dı ­ şında realize edildiğini varsayarsak, artı-değerin maddi bi­ çimi kaprtalist üretimin gereklerinden !bağımSızlaşır. Bu maddi biç i m , ıleendisinin realize edilmesine yardımcı olan kapita li s t obnayan �evrelerin gereksinmelerine uyar ; yani kapitalist artı-değer, tükeıtim malı (örneğin parnuklu) ya da üretim aracı (örneğin demiryolu yapımı için malzeme) biçimine bürünebilir. Bu şekilde, bir departma nın ürünlerin­ de rea lize edilen artı-değer bunu izleyen üretim genişleme­ siyle diğer departmanın artı-değerini n realize edilmesine yardımcı oluyorsa , bu , toplumsal a rt ı d eğe r in tümünün, kıs ­ men dolaylı kısmen de dolaysız olarak iki d e p a rtman dışm­ da realize edilmiş olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ben ­ :;:eri d üş ü n c eler bireysel kapitali9tin, metalarının tümü di ­ ğer bir kapitalistin yalnızca değişen Y a da de ği ş m e yen ser ­ mayesini yenileyebiliyor olsa da, artı-değerini realize ede­ bitmet>ini olanaklı kılar. lince, Marks 'ın

den bileşfnıi de

-

,

Kaldı ki , artı-değerin realizasyonu yeniden üretimin tek değildir . Departman I' in artı -değerini dışa­ rıya ( h er iki d epartmanın dışına) sürebi ldi ğim v e böyl e ce birikim sürecini başiattığını ve dahası, kapitalist olmayan çevrelerde yeni bir talep artışı bekleyebileceğini veri alsak bile, bu iki koşul birikim için gerekenin an!!ak yarısını oluş ­ turur. Bardağı ağza götürene !kadar ne olacağı belli olmaz. Biriki min ikinci gereği , yeniden-üretimin genişletilmesi için gereken maddl Uli s u r ları elde et'm ektir. Dep a r t m a n I 'in ar ­ tı-ürününü , ü r e ti m a raçları fazlasmı kapi talist olmayan çevrelere satarak paraya çevirebildiğimize göre, bu maddi h a yati yönü de

33


unıml.'l� r nereden gelecektir ? Artı-değerin realizasyonu için

ç:ı loş yolu dan alışveriş , realize edilen bu artı-değerin üret­ ken serma yeye dönüştürülme

olanaklarının tümüyle uçup

gittiği bir arka kapı gibidir ; birisi cehenneme , diğeri deni ­ zin derinliklerine götürür . Ş imdi olaya daha yakından b a ­ ka lım. 'Burada , üretimdeki bütün değişmeyen s ermaye buymuş gibi , her iki departıman için de

c

kull anıyoruz . Ama bunun

yanlış olduğunu biliyoruz . Şemanm I. ve II. departmanların ­ da görün en c 'n in , toplumun toplam değişmeyen sermayesi­ nin ya lnız ca tbir •kı'Sm ı ;

bir yıl içind e dol a ş a n , ·k ullanılan

ve üretimin bir döneminin ürünlerinde içerilen kısmı oldu ­ ğunu,

yalnızca şemayı

basitleştirme

kaygılarıyla

görmez ­

den geliyoruz. Yoksa , kapitalist -ya da başka bir - üreti min her üretim döneminde d eğişmeyen

sermayesinin

tümünü

kullanıp yeni baştan yaratması çok anlamsız olurd u . Tersi­ ne , dönemsel topla m yenilenmesi şemada kulla nılan kısmın yı llık yenilenmesiyle gö sterilen bütün üretim a raçla rı k i t ­ ş emada s unuld uğu gibi , üre limin ardınd a ya t t ı ğı ­

lesinin,

artması ve üretim

nı varsayıyoruz . Emeğin verimliliğinin

hacminin genişlemesiyle birlikte, bu kitle yalnızca mutlak olarak değil, değişmeyen sermayenin etkinliğindeki paralel bir ar'tışla birlilkte, her d uru mda üretimde tüketilen kısma oranla göreli olarak da artar . Üretimin genişlemesi için büyük öneme sahip olan ,

e11.

değişmeyen sermayenin bu kıs ­

mının, değerindeki artış ne olursa olsun, daha yoğun işle ­ tilmesidir. <d:stihraç

sanayi inde,

madencilik ,

vb.de hammaddeler

yatırılan serma yenin bir kısmını oluşturmaz . Bu durumda eme�in

nesnes i ,

daha

önceki

bir

ür ünü o:ı:mayıp ,

emeğin

me tallerde , minerallerde , körnürd e , ta şta , vb . olduğu gib i , doğa tarafından sağlannuş bir l ütuftur . değişmeyen

Bu g i b i hallerde

sermaye neredeyse bütünüyle .

< örneğin işçile ­

rin gündüz 'Ve ıgece vaTdiyalar halinde çalışımaları sonucu)

artan bir emek mi �tar ını ernebilecek iş araçlarından oluşur . Diğe r koşullar eş it kalma k ü zere , ül"ii n ün değeri ve kitlesi , ha rcanan ernek le doğru

34

o rantı

lı olarak artar . Üretimin ilk


gününde old uğu gibi, şimdi sermayenin maddi uns urlarının yaratıcıları haline gelmiş olan

ilk

ürün -biçimlendiri cileri

(insan ve d oğa) gene bir arada çalışırlar. İşgücünün esnek­

liği sayesinde,

değişmeyen s ermayede daha önceden her ­

hangi bir artış olmaksızın biriki m a lanı gen işlemiştir . 4t'I'arımda , işlenmekte olan toprak , daha fazla tohum ve gübre kullanılmaksızın arttırılamaz . Ama bu yatırım bir de ­ fa . yapıldıktan sonra, toprağın tamamen mekanik olarak iş ­ len mesi, alınan ürünün mörtarı üzerinde olağanüstü bir et­ ki ya ratır . Aynı miktar işçi tarafından harcanan daha faz ­

la emek, i ş araçlarmda herhangi b i r yeni yatırımı gerek ­ tirmaksizin , verimliliği arttırır. Burada da gene işe herhan ­ gi bir yeni sermaye kar.ışmaksızın, insanın doğa üzerinde­ ki dolaysız eylemi daha büyük bir birikim kaynağı halini alır.

«Nihayet, imalat sanayii

adı verilen alanda , her ek

emek harcaması , b una tekabül eden ek bir h ammadde har ­ camasını öngördüğü halde, iş ara çları i çin de muUaka böy ­ le bir ek harcamayı gerektirmez . İstihraç sanayii ile tarım imalat sanayiine ham madde ile iş ara•çlarını s a ğ ladığı için , bunların ek sermaye yatırımı ol maksızın ya rattığı ek ürünler de imalat sanayiinin y a rarınadır . «Genel sonuç ; başlıca iki servet yaratıcısmı, i�ücü ilc toprağı

kendisiyle

birleştiren

sermaye ,

birikim

öğelerini ,

kendi büyüklüğü tarafından, ya da kendilerinde varolduğu , halen üretilmiş bulunan üretim araçlarının değer ve kitle . leri tarafından

g örü nürde değişmez kılınan

sınırların öte­

sinde çağaltmak olanağını veren bir genişleme gü cü kaza ­ nır.:ı>

5

Ayrı ca , üretim araçlarının ve

tüketim mallarının ya l ­

nızca kapitalist yöntemlerle üretilmesini gerektiren açık bir neden de yoktur . Bu varsayım ,

Marks tarafından tezinin köşe taşı olarak kullanılma sın a karşın , ne sermayenin gün ­ lük pratiği ve tarihiyle , ne de bu üretim tarzının özgül ni­

teliğiyle uyum içindedir. Ondokuzuncu yü zyılın ilk yarısın5

Karl Marks. Capital , Ci lt I, s s . 6 ı 5-616; Kapital

yınlan , Anka.ra. 1975 l . Cilt 1, ss. 64 1 ·642 .

! Sol Ya­

35


da İngiltere' deki artı-değerin büyük kısmı pamuklu biçimin ­ de üretilirdi. Oys a bu artı-değerin sermayeye dönüştürül­ mesinin maddi unsuTları, muhakkak ki bir artı-ürünü tem ­ s il ettikleri halde , hiç de bütünüyle kapitalist artı- değer ­ den ibaret değillerdi . Yalnızca Ameri kan Birliği 'nin köleci devletlerinden gelen ham pam uğu ya da serflik Rusya' sı ­ nın tarlalarından (İngiliz işçileri için bir tüketim malı ola­ rak) gelen tahılı hatırlamak yet er. Kapitalist birikimin ka ­ pitalist yöntemlerle üretilme�en üretim araçlarına ne ka ­ dar bağımlı olduğunu, örneğin plantasyonlann işlenmesinin bütünüyle durduğu Amerikan İç Savaşı sırasında İngiltere ' ­ deki pamuk buhranı, ya da serflik Rusya ' sından keten ithal edilemediği Doğu'daki savaş l)oyunca Avrupa keten doku ­ ma-cılı�ının yaşadığı buhran göstermektedir . Kapitalist ol ­ mayan kesimlerle sermayenin birikimi için gerekli maddi unsurlar ara sındaki yakın ili şkileri biraz daha göstermek için, köylülerce yetişti ri len -yani kapitalist yöntemlerle üre­ tilmeyen- t.� h ı h n ru

olarak,

ithalinin, değişken sermayenin bir unsu ­

endüstrideki emeğin

beslenmesinde

hayati

bir

rol oynadığını hatırlamamız yeter. Dahası, kapitalist üretim, doğa sı gereği , kapitalist yön­ temlerle üretilen üretim ara çlarıyla sınırlandırllarnaz. Kar oranını arttırmaya çalışan bireysel kapitalis t için, d etişme ­ yen sermayenin unsurlarının ucuzlatılması , önemli bir araç ­ tır. Ek olarak, artı-değer oranının a rttırılmasının en önem­

li yöntem i olan emek verimliliğinin sürekli olarak arttırıl ­ ması koşulu , do�anın ve top r a ğ ın s unduğu bütün madde ve kolaylıkla rm

sın ırsız kulla nımı de me ktir . Bu k onud a h e r ­ hangi bir sınırian dırmaya izin veribne s i , serma yenin özüne ve bütün

varoluş biç imine aykırıdır . Yüzler ce yıllı k bir g e ­

lişmeden

sonr a , kapitalist üretim tarzı hala toplam dünya

üretiminin yalnızca bir par ça sını oluşturmaktadır . Şu an ­ da esas olarak egemen olduğu kü çük Avrupa kıtasında bi ­ le , köylü tarımı ve bağımsız zanaatlar gibi bazı üretim dal ­ larının bü tününü egemenliği a ltına almayı henüz başarama ­ m ı ştır. Aynı şey Kuzey Amerika 'nın geniş kesimleri ve di­ ğer kıtalardaki çeşitli bölgeler için de geçerlidir. Genelde

36


kapitalist üretim şu ana kadar esas olarak ıhman kuşak ülkeleriyle sınırlı kalmış , örneitin Doğu da ve Güneyde da ­ ha az ilerleme k aydetımiştir. Dolayısıyla , yalnızca bu ka ­ dar dar sınırlar içinde bulunabilen üretim unsurların a da ­ yanıyor olsaydı, bugünkü düzeyi ve aslında genel olarak gelişmesi olanaksız olurdu. Başınd an beri kapitalist üreti ­ min hareket biçim ve yasal·ar ı , bütün dünyayı bir üretici güçler deposu haline getirmeyi amaçlamıştır . Üreti c i g ü ç ­ lere sömürü amacıyla e l koymaya yönelen sermaye, bütün dünyayı ya�alar ; bütün uygarlık düzeylerinden ve bütün toplum biçimlerinden gerekirse zorla alarak, üretim araç ­ larını yeryüzünün bütün köşelerinden sağlar. Kapitalist bi­ rikimin maddi uns urları sorunu, üretilmi ş olan artı -değerin maddi biçimiyle çözülmekten uzaktır ve old u kça d elişik bir şekil ahr . Realize ettili artı-delerin üretken kulla nımı için sermayenin bütün dünyayı giderek daha tam kullanması. üretim araçları arasınd a , hem nitel hem de nicel olarak sı­ nı.rs� bir s eıçim yapma olanağ ı kazanması gereki r . Esnek ve sıçramalı olan birikim süreci, h e m e s ki kay ­ naklardan ithalatın kesintiye ulrama sı, hem de toplumsal talebin birdenbire artması gibi durumlar nedeniyle, sürek­ li olarak yeni hammadde alanlarına çabuca-k ulaşabilmeyi kaçınılmaz olarak gerektirir. İç Savaş, Amerikan pamuğu ithalatım kesinltiye uğratarak Lancasbire yöresindek i meş ­ hur <<pamuk kıtlılı»na yol a çar açmaz, Mrs ır'a büyü y� ­ pılmış gibi yeni ve ç ok geniş pamuk plantasyonla rı ortaya çıkıverdi. Bu olayda Avrupa sermayesi i çin bir etkinlik ala ­ n ı yara ta n , eski bir bağımhbk düzeniyle birl eşmiş Doğu despotizmiydi . Bu ka dar kısa bir zamanda böyle mucizevi bir değişmeyi, yalnızca sermaye, sahip olduğu teknik kay ­ naklarla yara tabilir. Ancak, böyle mucizeler yaratabilmek için gereken kumanda kuvvetini , yalnızca daha ilkel top­ lumsal lroşulların kapitalizm-öncesi topra ğında gelişt.irebi ­ lir. Aynı türden diğer bir örnek , bugün ( 1 912'de) yılda 50.000 000 İngiliz sterlini değerinde bir ham ka uçuk arzı ge­ rektiren, dünya kauçuk tüketimindeki büyük artıştır. Ham­ madde üretiminin ekonomik temel i , Avrupa sermaY'!sinin ,

37


Afrika sömürgelerinde ve Amerika 'da uyguladığı , köle­ l i k ve bağımlılık kurumlarının çeşitli biçimlerde bir leşti ği ilke ı bir sömürü düzenidir . � Burada ş u noktaya dikkat çekmel i y i z : Yukarıda De­ partman I ya da II'nin kapi lali s t olmayan ortamda yalnız­ c a arta -ürününü rea lize ettiği varsayımını yapmaktaki a m a ­ açısından en uygun c ı mız , Mar ks'ın �emasını irdele me k dur umu, yeniden -üretim ilişkilerini saflıkl ar ı içinde göste­ re.'l durumu ele a lma ktı . Aslında değişmeyen ve değişk e n s ennayenin b i r bölümünün de kapitalist çevrelerin dışında ilgili departmanın ürünü olarak realize edildiğini var s a y ­ m a m ı z için , hiç bir neden yoktur. B u n a ek o l a r a k , üretimin g enişletilm es i , kısmen d e kullanılıp tüketilen üretim unsur ­ larının yenilenme si , maddi biç im olar a k , kapitalist olma y a n çevrelerin ürünleri a r a c ılığıyla gerçekle s tirilebi l ir . Yuk a ;· ı ­ d a ki örneklerle a çıklığa kavuş turulmak istenen ş e y , en azın­ dan sermayeye dönüştürülmesi gereken artı- değerin ve ka · pitalis t ürünler kütlesinin buna karşılık gele n bölümünün . kapitalist çevrelerde realize edilmesinin olanaksız olduğu ve mutlaka bu çevrelerin dışında, kapitalist olmayan şeki l ­ lerde üretim yapan toplum kesim ve biçimlerinde kendisi ­ ne alıcılar aramak zorunda olduğudur . O halde , artı-değerin üretimi i le bunu izleyen birikim dönemi arasında iki ayrı alış-veri•ş •ge rçekleşir ; artı-değerin realizasyonu, yani saf değere çevrilmesi ve bu saf değerin üretken sermayeye dönüştürülmesi. Bunların i kisi de kapi LS

lan

Putumayo'dak i hakkındaki

d ı ş k onu l-ardaki yay ı n ı de ııiç

dan ,

Peru A m azan Ltd

İngi l i z

bir siyasal

-

Mavi

Ki tabı

uygulama­

Parlamentosunun

T.c.n. l özgür Peru Cumhuriyetinde, hem

sömürge egemenliği biçimi sözkonusu olma­

uluslararası serınayenin geri

gaspederek

Ş irke tinin

! İngiliz

ülkelerin

üretim

araçlarını

geniş çapta söm ürebil m ek için yerl ileri köleleetire.

bile :eğini ortaya çıkarttı. Ingiliz ve diğer ülke kapitalistlerince finanse

edi len

yaklaşık

ooo y erl i

öl dürü l d ü ve

saka� edi l d i .

38

bu şi rket 1000 y ı l ı ndan beri Londra piyasasın a

4000 ton Putumayo kauçuğu sağ kalan

ıo

yığdı . A y nı dönemde 30

OOO' inin de çoğu döv'Qierek


talist üretim ile onu çevreleyen kapita list olma yan dünya a ra sındaki alışveriş lerdir . Hem artı -değerin

realiıasyonu ,

h e m de değişmeyen sermayenin maddi unsurlarmm elde edi lmesi açısından dış ticaret ..gerçek koşullarda esas ola ­ r ak kapitalist ve kapitalist olmayan üretim tarzları arasın­ da bir değişim olan dış ticaret- kapitalizmin tarihsel varo ­ luşu için birin cil bir gerekliliktir . Buraya k adar , birikimi yalnızca a rtı -değere ve

değiş ­

m e y en s ermayeye i lişkin olarak ele a ld ı k . Birikimi n üçün­ cü unsuru ise, birikimin gelişmesiyle birlikte artan değiş ­ ken sermayedir . Marks 'm şemasında toplumsal ürün , işçi ­ l er için bu değişken sermayeye uygun düşen , maddi biçim olara k giderek artan miktarda tüketim mahnı i çerir . An ­ cak değişken sermaye, a slında işçilerin tüketim malları d e ­ ğil, yeniden -üretimi için bu tüketim ma l l a nnın gerekli ol­ duğu yaşayan emektir . Dolayısıyla birikimin temel koşulla­ rında n biri , sermaye tarafından kendi isteklerini karşıla ­ mak için harekete geçirilebilecek bir yaşayan emek arzı ­ dır . Bu arz , kısmen -kıoşullar izin verdiği ölçüde - daha

uzun çalışma saatieri ve daha yoğun çalışma ile arttırılabi ­ li r . Ancak arzı arttırmanın bu iki yol u da deği şiken serma ­ yeyi ya arttırmaz, ya da ç o k k üçük oranda arttırır (örne­

gin faz la mesai ö demeleriyle) . Dahası, bu i ki yöntem, hem do«al, h em de toplumsal nede'll l erle aşamadıkları kesin ve

oldukça dar sınırlar

içinde

k a lır la r .

Dola yısıyla

değişken

sermayenin birikime eşlik eden ve giderek h ı zl:tna n büy ü ­ mesi, çalıştırılan işçi sayısının giderek artması biçiminde ortaya çıkmalıdır. Bu ek emek nereden bul wıabilir ? Bireysel sermaye birilkimine ilişkin

çözümlemesinde

Mar•ks ş u yanıtı verir : «Şimdi , bu unsurlara sermaye olarak fiile n iş gördürebilmek için, kapitalist sınıfın elk emeğe gereksinmesi

ımalda ola n

işçilerin

vardır. Eğer halen çalıştırıl ­

sömürülımeısi,

ya'Ygınlık ve yo­

ğunluk bakımından arttır ılamıyorsa , ek işgücü bulun ­ ması .zorunludur.

B unun i!çin , kapitaliıst üretim me­

kanizmaısı daha önceden tedlbir almış, işçi sınıfını üc ­ rete bağlı bir sınıf haline

•getirmiş ve eline geçece'k

39


ücreltin yalnız kendi hayatını sürdürmesine değil ço ­ ğalmasına da yetecek kadar olmatsını sağlamıştır. Ser ­ ımaye

için şimdi

şey,

yapılacak telk

nın her yaŞıtan işçi olaraık

her yıl işçi sınıfı ­

işıgüc ünü ,

sağladığı !bu ek

yıllık ürünün kap�adığı fazla üretim araıçiarı ile bir leştirmektir ; böylece artı -d eğerin ımesi tatnamlanmış olur .»

sermayeye çev:ril ­

7

Dolayısıyla değişken ser m a yed eki artış , doğrudan doğ ­ ruya ve bü tünüyl e , zaten s e nn a y enin e gemenliği altmda olan bir işçi smfının doğal fizi ks el artışına ba ğlanmaktadır.

Bu, yalnızca kapi ta li s tleri ve işçileri toplumsal sınıf olarak tanıyan ve kapitalist üretim tarzını dıştalayıcı ve mutlak

gören genişletilmiş yeniden -üretim şemasıyla tam bir uyum içindedir. Bu varsayımlar altında sermayenin kumanda et ­ tiği işgücü arzının büyümesinin tek yolu, i şçi sınıfının do ­ ğal art�ıdır . Ancak bu görüş, birikim sürecini yöneten ya ­ salara aykırıdır. İşçilerin doğal çoğalma sı, biriken serma­ yenin gereksinmelerine 7

Karl

ha

Marks, C apital, C. I. S. 594; Kapital

! Sol YayınJan

1975 ) , C. I, S . 619. Aynı şekilde bir başka yerde: ·Da­

Ankara,

sonra

kısmı

zerna n ve nicelik a çısından denk

artı-değerin,

yeni

üretilen

tüketim araçlan

fazlasının bir

emek alınması için deği şken sermayeye dönüştilrü: .

melidir. Bu, ancak

işçi sayısı artar ya da iş süresi uzarsa.

pılabilir . . . . Anoa.k bu, birikim için hazır bi r çözüm detildir. lışan nüfus, önceleri

nüştürülür

ya.

üretken olmayan işçiler üretken hale

ya­ Ça­

dö­

da nüfusun kadınl ar, çocuklar ve yoksullar gibi

önceden

çal ışmayan kesimleri ü retim

artabilir.

Anoak burada işin bu yönünü

süreci

yok

i çersine

çekilirse.

sayacağız. Çalı şan

nüfus, son olarak da nüfu s u n m u tlak o l arak artması yoluyla. a r ­

tabilir.

B i rikim Isti krarl ı v e s ü rekli ol arak gel işecekse . Jrullanı ­

lan sermayeye oranl a az alsa da mutlak o l arak artan temeline

bir

n üfu s

otunnalıdır. Birikimin istikrarlı bir süreç oluşturması ­

nın temeli nüfus artışıdır. Bunun vazgeçilmez önkoşulu ise ça ­ lışan nüfusun yeniden-üretimi i çin yeterli olmakla kalmayıp b u

nüfusun

sürekli artışı nı da müm kün k ı l an bir o rt al ama ücret ­

tir• (Karl Marks, Theorieu über d en Verwandlung

von

R e v enue

Dönüştürülmesi l başlıklı kısım.

40

Mebrwert, C II, BOIQm 2 . i

In Kapital

( K az ancın

Sermayeye


düşmemektedir. Marks 'ın kendisi de doğal çoğalmanın ser­ mayenin ani genişleme gereksinmelerine ayak uydurama­ yacağını çok parlak bir şekilde göstermiştir. Sermayenin gelişmesinin tek temeli doğal çotalma olsaydı , aşırı zor ­ lanma ve tükenme ara sında gidip gelen dönemsel salınım­ lan içinde birikim süremezdi, üretici alan sıçramalarla ge­ nişleyemezdi ve biriki min kendisi olanaksızJaşırdı . Birikim, değişmeyen sennayenin unsurlarının büyümesine olduğu kadar, d eğişken sermayenin büyümesine ilişkin de sı nırsız bir hareket özgürlü�nü gerektirir. Yani birikim süreci, i� ­ gücü arzı konusunda da sınırsız bir kullanım olana�ına sa­ hip olmalıdır. Markis bunun lbir <�:sınai yedek işçi ordusuJI)­ ile sağlanabileceğini düşünmektedir. Marks'ın genişletilmiş yeniden-üretim şeması böyle bir ordunun varlığını a çıkça kabul etmemektedir ve. kapitalizme özgü ücretli proletar­ yanın doğal çoğalması böyle bir sınai yedek işç i ordusu sağlayamayacağmdan, sözkonusu şemada bu ordunını yeri de ola ma'Zd ı . Bu ordu için işgücü, sermayenin kumandası dı­ şlll'd a ki toplumsal kayınark lardan sağlarmıakta , ancak gerek duyuldu�u zaman ücretli proletaryaya eklenmektedir . Ka ­ pitalist üretim için böyle bir ek işgücünü, yalnızca kapita ­ lıst olmayan kesim ve ülkelerin varlığı güvence altına ala ­ bilir. Oysa Marks , sınai yedek işçi ordusuna ilişkin çözüm­ lemesinlde , 8 yalnızca a) daha ya'şh iş cilerin yerini maki ­ naların alimasını , b) tarımda, ıkapi ta}is't üretimin egemen li ­ ğinin ısonuıcunda ·k ı rsal iş-çilerln 1ken'tlere a'k rnasıını, c) za­ man zaman sanayi dışın a düşen işgücünü ve d) son olarak da göreli fazla- nüfusun en aşağı kesimini, yoksulları ka ­ bul etmektedir . Bütün bu kategoriler, şu ya da bu biçimde kapitalist üretim tarafından bir kenara atılırlar ve şu ya da bu şekilde işi bitmiş ve gereksizleşmiş bir ücretli pro­ letaryayı oluştururlar . Yüksek bir kapitalist gelişme düzeyi içeren İngiltere koşullarmdan etkilendiği anl aşılan Marks , sürekli olarak kentlere göçen kırsal işçilerin, daha önce ta­ rımsal sennayenin egemenli�i albnda oldukları ve şimdi de sanayi sermayesine bağımlı h ale geldikleri için, ücretli pro a

Capital, C. I. S . 642 dipnot.


.le ta ryanın bir parçasını

oluşturduklannı öne sürmektedir.

Ancak, kıta Avrupasındaki koşullar için birincil önem ta ­ şıya n sorunu , yani b u kentsel ve kırsal proletaryanın elde .edildiği kaynakları, köylü ekonomisinin ve küçük zanaat ku­ ruluşlarının çürümesiyle birlikte kırsal ve kentsel orta ta­ bakaların

sürekli olarak

proleterleşmesini ,

yani

ilerleyen

çöküş ve parçala nış süreçlerinde kapitalizm öncesi ( kapita ­ list olmayan) üretim tarzlarının bir kenara attılı bir işgü ­ cünün kapitalist

olmayan

koşullardan

kapitalist koşullara

l<esintisiz geçiş sürecini, ihmal etmektedir. Burada Avrupa köylü ve zanaatıkarlarının

çözülmesinin

yanısıra , Avrupa

dışı ülkelerdeki çok çeşitli ilkel üretim ve toplumsal örgü t ­ lenme biçimlerin in parçalanmaları da buna dahildir. Kapitalist

üretim

ancak bütün bölge ve iklimiere tü ­

müyle erişebilirse tam olarak gelişebildiğinden , kendini ı l ı ­ m a n kuşalın doğal kaynakları v e üretici güçleri içersine h apsedemediği gibi , yalnızca beyaz ırkın işgücüyle de işi ­ n i yürütemez. Sermaye beyaz adamın çalışa mayacağı böl­ gelerden yararlanabilmek için başka ırkiara gerek duyar. Dünyanın bütün üretici güçlerini artı -değer üretim düzeni ­ nin zorladığı sınırlara dayanana

dek kullana bilmek için ,

dünya işgücünü hiç bir kısıtlama olmadan harekete geçire­

bilmelidir . Oysa pek çok durumda bu

işgücü

geleneksel

kapitalizm öncesi üretim ilişkilerine sıkı sıkıya bağımlılaş­ Sermayenin etkin

tırılmıştır .

ordusuna

katılabilmesi için

önce «özgürleştirilrnesi» gerekir. İşgücünün ilkel toplumsal koşullardan

kurtarılması ve

kapitalist ücret sistemi tara ­

fından yutulması, kapitalizmin vazgeçilmez tarihsel temel­ biridir.

İlk gerçekten

kapitalist üretim dalı olan

Ingiliz

pamuklu

sanayisi için ,

yalnız Amerikan BirJ.iti'nin

Güney

eyaletlerinin

lerinden

pa muğu

delil,

plantasyonlara

işgücü

sağlamak için gemilerle Amerika 'ya yollanan ve İç Savaş ­ tan sonra özgür bir proletarya olarak kapi talist b ir sistem ­ deki ücretli işçiler zenci 9

de

belir:leyici

sınüına öneme

milyonla rca Afri:.kalı

katılan sahipti .

Ameri ka Birleşik D e v l e t l e ri" nde

9

Kapitalist

olmayan

Savaştan az önce y a .

y ı mlanan bir tablo :köl aci e y a J e tle rde yıllık ü r e t i m d e ta r:l n e v e

·42


toplumlardan gerekli işgü·c ünü elde etme sorununun önemi, sermaye için sömürg e l erd e «işçi sorunu» diye adlandırılan bi�imiyle daha da belirgin dir . Bu sorunun çözümü için , iş­ gücünün eski toplumsal d ü ze nle r de n kurtarılıp serm ay e n i n yönetimi altına aktarılması için mümkün . olan bütün «yu­ muşak zorlama» yöntemleri uygulanmaktadır. Bu çaba sö ­ mürgelerde çağdaş ücret sistemiyle ilkel otoritenin en ga ­ rip bileşimieri'ni ortaya çıkarır . 10 Bu , 'kapitalist üretimin , -ç oğu

le

pamul> plan tasyonl annda olmak üzere- çalıştınlan kö­

s a y ı s ı n a i li şl{ i n şu verileri içeri y ordu : Yıl

Pamuk

! dolari

Köle sayısı

5 200 000

1 800

893

04 ı

182 0

15 000 000

26 300 000

ı 19 1 364

1830

34 1 00 000 74 000 000

2 009 053 2 4 87 255

137 300 ()()()

3 200 000

1810

1840

ı e.so

ı 543 688

101 BOO 000

1851

3 1 97 509

I Simons, Klassenkampfe in der Gnhi chte A m erik as . Ergan­

zungsheft der

• Neuen Zel t • , No: 7 ,

S. 3 9 . 1

! Am erika Tari h inde

S ı n ı f Mücadeleleri . N e u e Zeit dergisinin e ki . l

10

Esk i

bir İ ng i l i z b a kanı olan B ry c e , Güney A fri k a elmas

madenieri nde

bu

tür

bir

m e l e z biçi mlenme modelini

şöyle

be­

timler: · K imberley'de en ç a rp ı c ı olan ve d ün y a d a başka h i ç bir yerde rastl anmayan görün t ü , m adenierde ç al ı şan y e ri i i e ri n o tur­ d u gu v e kapatı l d ı ğı

iki

' m ü ş tem i l a t ' tır. B u n l ar, çatısı z ama ü s­

tü dışarı b i r şey atı l m a sını önlemek i ç in telden y apılm ı ş b i r ağ l a icapatı l m ı ş . h emen b i t i ş i k t eki m a d e n e to prak altı ndan b i r gi ­ ri ş i olan büyük ve etrafı ç e vrili alanl ardı r

Maden sek i zer saat­

lik

işçi

üç

vard i y a y l a

d efad a

sekiz

boy u n c a b araka I an n

i şl et i lmekte .

s a a tte n

yeri i ierin

d o l ayısıyla

fazl a k al m a m aktadır.

ç alışmad ık l an

zaman

yer

altında

Duvann iç yaşayıp

bir

tarafı

u y uduklan

ya da kulübe l er vardır. Alanda b i r h astane ve çalı şan­

boş

zama n1an m

o k u m a- y azma

öğrenerek

d eğerlendirebi­

l ecekleri bir de okul bulunur. Içki satılmaz . . B ü t ün girişler sıkı s ı kı y a korunur ve beyaz ya da yerl i hiç kimse giremez. Bütün gereksinmeler maden şi rketinin al an içindeki d ük k anı ndan kar­ şı l anı r.

Ben gitti ğimda De Beers m aden

l müşte m i l at ı ' n d a Ç&iitli

43


diğer toplum sal örgütlenmelerden gelen işgücü olmadan yürüyeıneyeceği gerçe�ne somut bir örnektir . kabilelerden 2600 l a n d 'd an

yerli

doğ u d a

vard ı .

Insan

Tangani k a G ö l ü

güneyde Na tal ve Pondo­ kıyıl ann a k adar

çok

çeşitli

k abllelerden farklı yerli tipl erini n örnekleri ni görebiliyor-du. Ge­ nellikle h afta d a 1 8-30 şilin o l a n yüksek

ücretierin çekici liğine

k apılıp dört bir y an d a n gelen yerliler, burada üç ay , b az an da daha uzun süre k alırlar . . . . Dikdörtgen biçimindeki büyük 'mü ş ­ tem i l at'ta Natal'den gelen Zulu'lara, Fingo 'l ara, Panda, Tembu , Basuto ve Bechuanaıara, Portekiz bölgelerinden gelen Gungun­ hana u yruklarına, bir kaç Matabele ve

Mak alaka'ya, Zambazi

nehri kıyılanndan gelen pek çok del i k anlı ya, kısacası G ü ney A f­ rika'run başka hi ç bir

yerinde görülemeyecek çeşitlil ikte c an l ı

b ir etnoloj ik kolieksiyana rastlanır. Hatta buşimanlar l b ushmen l ya da en azından buşi man kanından y erliler bile görü l ü r . Bir arada 'banş içinde yaşa.rlar ve boş zamanlannda çeşitli biçim­ lerde eğlenirler. Talih o yunlannın yanısıra, tahta üzerinde ça­

kıllarla o ynanan ve 'tilki ve kazlar' oyununu andıran bi r oyun gördük; iki kaba yerli aletiyle, farklı uzunlukta demir parçala­ OlDUl

bir çerçeveye yanyana i l l ştirilmesiyle yapı l m ı ş 'KMi r pi ·

yanosu' ve b i r sopayla vurulduğunda, b i r mel odinin başlangıc ı ­ nı

oluşturan değişik notalar çık aran farklı büyüklükte sert odun

parçalarından Bir-i ki

olu şan

kişi mektup

bir

di ğe r

okuyar y a

ıll etl e

yapıl an müziği

da yazıyordu;

geri

dinledik .

kal ao l a r ye­

mek pişiri y or ya d a birbirleri y l e konu şuyorl ardı . Bazı kabileler dur-d urak sında

bilmeden

konuş u rl a r

Bu

garip

k ara

insanl ar pota.

insan gruptan gruba yürürken bir düzine dilde konuşul ­

duğunu du yabi l i r . · Londra , 1897, p.

242,

! G ames Bryc s, lmpressions or South Afri ca, dipno t . !

Zenci, b i r k aç a y çalıştıktan sonra birik tirdiği paralarla m a­

deoden ayrılır. Kabilesine döner, bu parayla kendine b i r eş sa­ tın

a l ı r ve

geleneksel hayatını

Afrik a'da •I şçi sorununu•

sürdürür.

çözm ek

çok canlı bir b i ç i m d e anlatı l ı r . ellerinden alınarak.

rak,

a l k aile

Witwatersra.nd, N atal ve

planta.syonlarda senna.yenln

Zenc i l e ri n . toprak v e sığırlan

varolu :ı araçl a n n dan yoksun bıra..k ı l a .

proleterle�tirilerek ve

barley ,

44

yani

Aynı kitapta , Gılney I ç i n kul l anı l an yöntemler de

çal ışmay a

çöküntüye

uğratılarak , K i m ­

Mata.belel a n d' daki

zorlandıtı

anlatılır.

•müşternilatı• n a gi rdiklerinde ise,

m aden

!Daha

ve

sonra,

al ı :ı tınldıklan iç-


Marks'ın kapitalist olmayan üretim araçlarının kulla­

nılması süre ci n i olduğu gibi, köylülerin kapitalist bir pro­

letaryaya

dönüştürülmesini

ni kabul etmeliyiz.

de

ayrıntılı ol arak incelediği ­ XXIV. bölü­

Kapital'in birinci cilcHnin

mü İngiliz proletaryasınm, kapitalist tarımsal kiracı sını­ fın ve sanayi sermayesinin kökenini betimlemeye ayrılmış ­ tır. Ve bu s onu n cu sürecin betimlenmesinde, sömürgelerin Avrupa ser m aye si tarafından ya ğm alanması özellikle vur­

gulanmaktadır. Ancak, bü tün bunların yalnızca ilkel biri ­

kim denen olgu a çı s ı nd a n ele a lınd ı ğ ın ı akılda tu tmalıyız . M arks için bu

süreçler, yalnızca

sermayenin

yeryüzünde ilk ortaya çıkışını a çı kl am ak tad ır

doğ uşunu,

Bunlar ade­ ta, fedoal toplumun bağrında n kapi talist üretim t arzı nı ya­ ratan doğum sancılarıdır. M arks kapitalist üretim ve do­ .

la şı m sürecini çözümlerneye girişir girişmez, kapitalist üre­ ti mi n evrensel ve dış t alay ı c ı egemenliği varsayımını sü­ rekli olara k yeniden vurgulamaya başlamaktadı.f .

Oysa görmüş olduğumuz gibi , kapitalizm tam olgunluk halinde de kendisiyle bir arada v aro lan kapitalist olmayan kesimler e ve toplumsal örgütlenmelere de her bakımdan dayanmaktadır.

Sorun,

Sismondi 'nin

ve

ka pita lis t birikimi

eleştiren ve bundan kuşku d uyan diğerlerinin ortaya koy ­

duk l a rın ı n tersine, ek ürün i çin pazar bulunmasından iba ­ ret

d eğildir .

S er m a yeni n birikim süreci

bütün

değer i liş ­

k il e ri ve maddi ilişki lerle, yani deği�meyen sermaye, deği­ §en sermaye ve artı-d eğerle, kapitalist olmayan üretim bi­ çimlerine bağlıdır . Kapitalist o lm a y a n üretim biçimleri, bu sürecin veri tarihsel ortamını oluştururlar. Kapitalist olma ­

yan bir ortamın yokluğu halinde sermaye bi rikimi h er ba ­ kımdan olan aksızlaştığından, k apital ist üretim tarzının dış­ t ala yıc ı ve mutlak egemenliği varsayımı altında bu birik i ­ min gerçek tablosunu elde edemeyiz. G üç lüklerini tümüyle

s or un un a a tfettiklerinde , Sisman­

artı -değerin realiza syonu

di ve izleyicileri birikim i çin gerekli k oşull ar hakkı n da ger · kiler kesi n li kle y asakl anı r . S ö m ürü nesnesi i � e t u tulmalıdır. l

Son olarak

da

zor

yoluyla,

yarar

durumda

hapsedilerek ve kır­

.baçlanarak senn ayeru n ücret sistemine sokulurlar.

45


çekten de doğr u bir

sezgiyi sergilemişlerdi . An c a k , deği ş

meyen ve deği ş en sermayenin gen�letilmesi

koş ullarıyla realiza syonunu yönlendiren koş u l la r arasında , maddi biçimleri a çısından önemli bir fark vardır. Sermaye , engelleomemiş birikim için bütün yer yuvarlağının üretim araçlarına ve işgücüne gerek duyar ; bütün bölgelerin do­ ğal kaynakları ve işgücü olmadan işini yürütemez . Kay­ naklarm ve işgücünün b ü yü k çoğunluğunun gerçekte hiHii kapitalizm- öncesi üretim alanmda bulundu�nu (ki bu. bi ­ rikimin tarihsel 'Ortamıdır ) gören sermaye, bu nedenle bu

artı-değerin

bölgeler ve toplumsal örgütlenmeler üzerinde egemenlik ku rabilmek için elinden gelen herşeyi yapmak zorundadır. Ö r ­ neğin kapitalist biçimde işletilen kapitalist plantasyonla rın , örneğin Hindistan'da olduğu gibi , kapitalist üretimin ger e k ­ lerine d e hakkıyla hiımet edernemeleri i çin hiç b i r neden yoktur. Ancak, bu üretim dallarının bulunduğu ülkelerde kapitalist olmayan toplumsal ilişkilerin füli egemenliği , ser ­ mayenin bu ülkeler ve toplumlan egemenliği altına alma çabasını doğurur. Ve aslında ilkel koşullar , birikim in saf kapitalist toplumsal koşullard a düşünülerneyecek kadar olalanüstü hızlı ve şiddetli atılımlannı olanaklı kılar. Artı -değerin realizasyonunda ise durum oldukça farklı ­ dır. Bu, en ıbaştan itibaren, kapitalist alımayan üreticile r e ve tüketicilere ba ğlıdır . Dolayısıyla sermayenin kendisi ve

birikimi için dolays ı z ve hayall koşul, artı-değerin kapita ­ list olmayan alıcılarının varlığıdı r ve bu va r l ı k birikim sorunu için bu ölçüd e belirl eyi cidir.

,

ka pitali st

Kuramsal boyutları bir yana, tarihsel bir süreç olarak sermaye birikimi, her bakımdan kapitalist olmayan toplum ­ sal kesim ve örgütlenme biçimlerine bağımlıdır .

Dolayısıyla u lusal ekonomide neredeyse yüzyıldır tar­ nOktasını olu�turan bu sorunun çözümü, iki aşırı ucu n , biri kimi türnden yadsıyan Sismondi, von Kir chma nn , Vorontsov ve Nikolayon'un vaz'ettiği küçük burjuva kuşku­ culuğu ile kapita lizmin kendi dışında bir şeye gerek duy­ trşma

madan kendini yeniden yaratma yeteneğin'in sınırsızlığına , dolayısıyla ölümsilzlüğüne inanan Ricardo, S a y ıve Tugan

46


Baranovski 'nin savunduğu

kaba

iyimserlik

a rasında

bir·

nol«adadır . Marks 'm öjretisine göre çözüm, kapttaHst bi­ rikimin hareketi icin çevresinde kapitalist olmayan toplum ­ sal foıımasycmlara gereksin me d uyduğu , sürekli olarak bunları özümseyerek ileriediği ve bu ortamı buldu iu sürece iler leyebi leceği şeklindeki di y alektik ç elişmede yatmakta­ dır . Bu noktad a , birikim haklundaki

tartışmada o kadar·

önemli olan iç ve dış pa zar kavra miarım yeniden gözden gecirmeliyiz .

Siyasal

kavramları olan

coğrafya

değil,

toplumsal ekonomi

ve dış pazar , kapitalist

gelişme süre­

cinde kuşkusuz büyük, an cak temelden farklı bir rol oynar ­ lar . İç pazar , kapitalist üretim açısından kapitalist pa zar ­ dır ; kendi ürünlerinin alıcısı ve koodi üretim unsurlarınm kaynağı o l ması nedeniyle kapitalist üretimin kendisidir . Sermaye açı sından dış pazar, kendi ürünlerini emen ve ona üretici mallar ve işgücü sunan , kapitalist olmayan toplum ­ sal çevred i r . Dolayısıyla ekon omik balkış a çısından Alm a n ­ ya ile İngil tere arasındaki meta akışı esa s olar a k bir iç , kapitalist pazarda

gerçekleşmek te ;

buna

karşılık Alman

sa nayisi ile Alman köylüleri a r a sındaki al�veriş ,

Alma n

sermayesi açısından b i r dış pazarda yürütülmektedir . Ye ­ niden -ü retim şe masında görülebi lec e�i kesin ve ka t.ıdır. İıç kapita l ist ticaret ,

gibi , bu ka v r-am la r en fazla b:)plumsa l

üründe i çerilen belli değer büy ü kl üklerini, yani deği şmeyen

sermayenin kulla nılıp tüketilen kısmını , d eğişiken semıa yeyi ve artı-değerin tüketi len kı smmı r ealize edebilir Artı -değeri n sermayeye dönüştürütmek için a yrılan bölümü i s e , «dış a r ­ d a » realize edilmelidir. Üretimin gerçek itici g ücü ve ama­ cı, artı-değerin sermayeye dönüştürülmesidir ; öte yan d a n , üretimin ön 'koşulunu v e üs'tünde yükseldiği geniş temelini de, değişmeyen ve değişen sermayenin (ve a rtı- değe!'in tü ­ ketilen kısmının) yenilenmesi oluşturu r . Daha'sı , kapitaliz ­ min uluslararası gelişmesiyle birlikte

artı -değerin

serm a ­

yeye dönüştürülmesi giderek daha acil v e nazik bir h a l a l ­ dık!ça , deği�eyen ve değişen sermayenin oluşturduğu bu gerrlş temel , kütle olarak mutlaklaşır ve etkisi a r t ı - d eğer e 47


göre

artar . E ski kapitalist ülkelerin, bir yandan birbirleri

ıçın

g�derek daha büyük pazarlar

dan

kapitalist

oluııturur

ve

birbirleri

için giderek daha vazgeçilmez hale gelirlerken, diğer yan­ olmayan

ülkelerle ticaret ili�kileri kurmak

ve geli&tirmek için giderek daha acımasız bir rekabete gi­ rişmelerinin, Art ı - değerin

bu

çelişkili

s e rmayeye

durumun

nedeni ,

dönü ştürülmesi

işte

koşulları

bud ur .

11

toplam

sermayenin yenilenmesi ko§ulları ile giderek artan bir ç�­ Hıırne içindedir.

Bu çelişme , azalan . kar oranı yasasmda

zımnen içerilen çe�kilerin bir yansımasından ibarettir.

ll

nektir.

48

Almanya

ile

İngiltere

arasındaki

ilişkiler tipik blr ör­


Il

OOGAL EKONOMİYE KARŞI MÜCADELE (Kısım

XXVII)

Tarihsel olarak kapitalizm, kapitalist olmayan bir top­ lumsal ortamda doğar ve gelişir. Batı Avrupa'da önce, içer ­ sinden çı'ktığı bir feodal çevrede .kırsal bö]igelerde bağımlı­ Iık düzeni ve kentlerde lo nca düzeninde -be lirir ; sonra ları, feodal düzeni yuttuktan sonra ise, esas olara k köylülerden ve zanaatkilılardan oliJian bir çevre içinde, diğ'er bir de­ yi�le hem tarım da hem de zanaatlerde bir b asit meta üre­ timi sistemi iç ersinde varlılını sürdürür. Avrupa kapitaliz­ mi buna ek olarak, göçebe çoban , avcı ve toplayıcılarm ü­ ve zanaatkarların kel komünist aşiretlerinden köylülerin meta üretimine kadar bütün geli�me düzeylerini kapsayan geniş Avrupa -dışı uygarlık bölgeleri tarafından çevrelen­ nti-ştir . Sermaye biri!k imi n in or'tamı budur . Üç aşama yı birbirinden ayırdetmeliyiz ; 'Sermayenin do­ ğal ekonomiye karşı mücadelesi ; meta ekonomisine karşı mücadele ; sermayenin, geride kalan birikim koşulları için uluslararası alandak i rekabet mücadeles i . Kapitalizmifı varlığı ve gelişmesi b ir kapitalist olma ­ yan üre tim biçimleri çevresini gen!ktirir ama bu bicimle 49


rin b.epsi bu amaca hi2met etmez. Kapitalizm , kapitalist oJ. mayan toplumsal kesimlere, artı-değeri için bir pazar , üre · tim araçları için bir kaynak ve ilcret sistemi için bir işgü ­ cü deposu olarak gerek duy.ar. Doial ekonomiye dayana n üretim biçimleri, bu amaçlaxm hiçbiri için sermayenin işi­ ne yaramaz . Bütün doğal ekonomi biçimlerinde, ister top ­ rağın ortak mülkiyetlnin sözk.onusu olduğu ilkel köylü top ­ luluklarında, ister bir feodal bağı.mhlık düzeninde ya da bu türden herhangi bir başka durumda , ekonomik örgüt­ lenme esas olarak iç talebe göre biçimlerımiştir ve dola­ yısıyla yabancı mal talebi ya hiç yoktur , ya da çok azdır ; fazla ÜrQtim yoktur, ya da en azından artı-ürünlerden kur­ tubna acil bir gereksinme delildir. En önemlisi de , her ­ hangi bir değal ekonomide üretim biçiminin hem üretim araçlarının hem de işgücünün şu ya da bu biçimde bağımlı olması temelinde sürmesidir. Komünist köylü toplul�. ekonomik örgütlenmesini, işg(icünü ve en önemli üretim aracı olan toprağı yasa ve gelenek yönetimine bağımlı kıl­ mada feodal corvee• çiftiili ve benzer kurumlardan geri kalmaz. Bu ne4enle bir doğal elronomi, kapitalizmin gerek­ siıunelerinin önüne her alanda kesin engeller çıkartır . Do­ layısıyla kapitalizm, karşı karşıya geldiği her tarihsel do­ ğal ekonomi biçimine (ister köle ekonomisi , feodalizm, ya da ilkel komüniz m , ister ataerkil köylü ekotıomis i olsun ) karş ı her zaman ve her yerde bir yoketme savaşı verir . Bu müc adelenin a na yöntemleri siyasal zor (devrim, savaş ) . devletin velrgi baskısı ve ucuz mallardır ; bunlar kısmen a:y ­ nı anda kulla n ı l ı r , kısmen de birbirini izler ve tamamlar . Avrupa 'da zor , feodalizme karşı savaşta devrimci 'biçimler aldı (onyedinci , onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllardaki burjuva devrimlerinin a çıklaması son kertede bud u r ) ; d a •

Corvee: Angarya, zorunlu emek hizmetlert. · Fe o da l corvl§e

çiftliği • deyimiyle, Ortaçağ Avrupa

manor'unun

doğrudan doğ­

ruya senyör tarafından k öyl ü l erin zorla çalı$lın l m ası yoluyl a iş·

le ne n

bölümü,

vlrenin 50

notu .

yan i

dem esne

kastedilmek tedir. - Türkçeye

ce­


ha ilkel toplumsal örg ütlenmelere karşı savaştıiı A vr upa ­ dışı ülkelerde, sömürgEci siyaset biçimlerine büründü . Bu yöntemler , bu tip durumlarda uygulanan vergi sistemleri ve özellikle ilkel topluluklarla olan ticari ilişkilerle bir ara ­

da, siya sal iktidar ile elrono.mlk e tk enierin elele yürüdü(tü bir karışım oluştururlar . Daha ayrıntılı olarak, doğal eJronomiye sahip top lu m ­ lara karşı mücadelesinde sermaye ş u amaçlara

ulaşmaya

çalışır :!

1 )' Toprak, yaşlı ormanlardaki av hayvanları, mine­ raller, değerli taş ve maden cevh�rleri, kauçuk gibi egzo ­ tik bitkiler ve benzeri önemli üretici

güç kaynaklarının

doğrudan mülkiyetini elde etJmeik.

2)1 İşgücünü <«izgürleştinnek» ve zorla kendi hizmeti ­ ne sokmalk.

3)1 Bir 4)

meta ekonomisi geliştirmeye başlamak .

Zanaatleri tarundan ayımıak.

Avrupa 'da kapitalizmin tarihinin başladığı ilkel birikim döneminde,

yani Ortaçatın

sonlarında

ve ta ondokuzuocu

yüzyıla kadar , İngiltere'deki ve kıta Avrupasındaki köylü­ lerin mülksüzleştirilmesi,

üretim araçlannın

ve işgücünün

sermayeye büyük -ölçekli dönüşümünde en büyük araçtı. İk­

tidardaki sermaye a ynı işi çaidaş sömürgeci siyasetle b u ­

g ün de, h em de daha önemli bir ölçekte yapmaktadır . Ka ­ pita lizmin

meta

değişimi

yoluyla

elde

edebileceği

üretim

ara"Çiarıyla yetineceii bir günün geleceğini ı.rmma'k, hayaldir . Sermaye bu konuda şimdiden güçlüklerle karşı karşıyadır, çünkü yeryüzünün geniş alanları, meta

delişimi için hiç­

bir istek duymayan ya da tüm toplumsal yapıları ve mül ­ kiyet biçimleri nedendyle sermayenin en çok ilgilendiği üre ­ tici güçleri satışa sunamayan !toplumsal örgütlenmelerin elindedir . Bu ür etici güçlerin en önemlileri , elbette ki bağ­ rında gizli olan maden hazineleri, çayll'lan , onn an ları , su­ yu ile toprak ve illrel çoba n aşiretlerinin sürüleridir. Ser ­

maye yavaş iç parçalanma sürecini beklemekle yetinseydi , bu ona

yüzyıllara malolabilirdi. Bu sürecin sonucunda en 51


önemli ür etim araçlarının ticaret yoluyla elden çıkarılma ­ s ını sabırla beklemek, bu böl�lerin ü�tici güçlerinden bü tünüyle vazgeçmek demek olurdu. Kapitalizmin sömür ­ ge ülkelerle ilişkilerind e en önemli üretim araçlarını zora dayanarak mülk edinmesinin hayati bir ısorun olması , bun­ dan kaynaklanmaktadir . Ülkenin yerUierinin ilkel birlikle­ ri, toplumsal örgütlenmelerinin ve varlıklarının maddi te­ mellerinin en g üçlü koruyuculan oldujundan , sermaye i§e kendi gelişmesini engeJleyen bütün kapitalist-olmayan top ­ lumsal birlikler i sistemli olarak pal"Çalama ve yoketme planları yapa rak başlamalıdır . Bu olayın a rtık ilke l biri ­ ki role hi çbir ilgisi yoktur ; bu süreç günümüzde de sürmek­ tedir. Her yeni sömür geci yayılmaya , i §in doğası gereği , sermayenin, yeriilerio toplumsal ve ekonomik ilişkilerine karşı ac 1m a s rz sava §ı, ür eti m a raçları ve işgüçlerini z or ­ l a gaspetmesi eşlik eder . Sermaye birikimini yalnızca «ba ­ rışçı rekabet.» ile , yani kapitalist üretici ülke ler ar asında ­ kine benzer düzenli meta deği§ imiyle sınırlandırma umu d u . semıayenin daha ilkel örgütlenmelerin üretici güçler inin aracılığı ve talebi olmadan birikebileceji ve doğal ekono ­ minin yavaş içsel parçalanma süreciyle yetinebileceği bi ­ çiminde bir doktriner aldanmaya dayanmaktadır . Birikim , sıçramalı genişlemesi nedeniyle, tıpkı çalışan nüfusu n do­ yetinemediji gibi , ğal artışıru bekleyemediği ve bununla kapitalist olmayan forıma·syonların doğal içısel pal"Çalanrna ­ larını ve meta ekonomisine geçi§lerini de bekleyemez ve bununla yetinemez. Zor, sermayeye a ç1k olan tek çözüm­ dür ; tarihsel bir süreç olarak sermaye birikimi, yaln1z do­ ju§unda değil günümüze kadar zoru sürekli bir silah olarak kullanrmştır . İşin içindeki ilkel toplumlar için bu bir ölüm ­ kalım sorunudur ; onlar için sonuna kadar , tümüyle tüke­ nip yokoluncaya kadar, direnmekten ve savaşmaktan baş ­ ka bir davranış sö zkonusu olamaz. işte bu nedenle sömür­ gelerde sürekli askeri işgal, yerli ayaklanmalan ve bunla­ rın bastırılması için sömürge seferleri, her sömürge rej i ­ minin gündemindeki olaylardır. Demek k i zor yöntemi, ka ­ pi taliz mle doğal ekonominin birikimi sınırlandıracak örgüt-


lenmeleri arasındaki çatıimanın dolaysız bir sonucudur . Kapitalizm için onların yalnız kendi artı -ürününe olan ta ­ l epl e ri deği l , üreti m a ra�ları ve iş gü çle r i de zo r u n lud ur Ama gene de kapitalizm , onların ü ret im araçla rının ve iş ­ güçlerinin mülkiyetini ele geçirmek ve onları meta a lıcı la ­ rı haline getirmek i çin , toplumsal oluşum olara k bağımsız­ lıklarını ortadan kaldır maya kesinlikle kararlıdır . Bu yön ­ tem en karlısıdır ve en çabuk sonuç alanıdır ; dolayısıyla sermaye için en uygunudur. Bu yönteme , birikim için ö n e ­ mi i l erd e başka bir b a � lamd a gösterilecek ola n , g e l iş e n bir milit a r iz m de d eğ işm ez bir biçimde eşlik eder. İn gilt e r e 'n in Hindistan ve Fra nsa 'nın Cezayir p olitikaları, bu y ö n t eml e ­ rin k ap itali z m tarafından uygulanmasının klasik örnekleri ­ dir. Hintlilerin esk i ekonomik örgütlenmeleri , yani komü­ nist köy top lu l uğu , uzun ta rihl e ri boyun ca yer alan bütün siyasal karışıkhklara karşın, binlerce yıl boylHlCa çeşitl i biçimleriyle korunmuştu . M.Ö altıncı yüzyılda Pe r s le r İn­ dus havzasını işgal ett il er ve ülkenin bir kısmını kendileri­ ne bağımlı kıldılar. İki yüzyıl sonra Yunanlılar ge ldile r ve arkalarında bütünüyle yabıtrıcı bir kültürün filizleri olan İskender kolonilerini bıraktılar . Sonra ülkeyi vahşi İskitler işgal e tti v e Hin d i st an yüzyıllarca Arap egemenliği altında kaldı. Daha sonra Mganlar İran d ağları n da n inerek s a l ­ dı rdılar ; bu da Tatar kavimlerinin acımasız saldırılarıyla üllreden atılmalarına ·ka dar sürd ü . Moğolların geçtiği yolda terör ve yıkım vardı, köy l er olduğu gibi ka tledi l iyo rdu , ye­ ni pirinç filizleriyle dolu huzurlu kırlar kana boya nıyord u . Ve Hint köy topluluğu bala yaşıyordu . Çüınlkü bi r bir i n i i z ­ leyen Müslüman fatihlerden hiçbirisi köylü kitlelerinin iç toplumsal hayatı na ve g e l e n ekse l yapısına dokunmamı ştı Askeri örgütl e n me yi yönetmek ve halktan vergi toplamak için eyaletlere kendi valilerini yerleştirmekle yel'indil er . Bütün fatih ler ülıkeye egemen olma ve onu sömürme ama ­ cıyla hareket ediyorlardı ama hi çbirisi halkın üretici güç ­ lerine el koymak ve toplumsal örgütlenmesini parçalamak niyetinde değildi . Moğol lmparatorlu�nda köylü ya bancı

53


yöneticiye yıllık ayni v ergisini vermek zorundaydı ama kö ­ yü nde i�ine karışılmadan y aş ay abili r ve atalarının yaptığı

gibi sholgura· s ın d a pirineini ekebilir d i . Sonra İngimler gel­ di . Ve kapita l ist uygarlık vebası halkın bütün toplumsal

örgütlen mesini çökertm eyi ba § a rd ı ;

binlerce yılın, Nogay ' ­

ların kılıcının yapamadığını kıs a zamanda ya ptı. İngiliz ser ­ mayesinin nih ai ama c ı

Hint

temelin i n

topluluğunu n varlık

,

topra ğın mülkiyetini ele geçirmekt i . Bu amaca en başta , Avrupa sömürgecilerin in her za ­ man çok beğendiği bir mas a l , sömürge

to pr a ğın ın her za ­ hizmet etti . İngi ­

man siyasal yöneticiye ait olduğu masalı l i zler

ken di

ve Moğol

«meşrulaııtırmab için

yap ti'kiarını

valilerinin bütün

Hindistan'm

özel

Moğollarm mülkiyetine

s atip olduklarını öne sürdüler . James M ill gibi en saygın

ekonomi uzmanlar ı bu masalı «bilimsel» sa v la r la destek l e ­ diler v e a şağıdaki ü n l ü sonuca ula ştılar : mülkiyetinin hü k üm r ana

Hindistan'da topra k

a i t oldu­

ğur.u kabul etmek zorundayız «ç ünkü eğer toprağın sahibi

o olmasaydı ohnazdı.k .� ı

Th e

'

sahilbinin

Hi st ory

of

kim olduğunu söyleyecek

British

lnd.Ja

! 1 ngi!iz

d u rum da

Hindi stanını n Ta­

rih i ! adlı kit ab ı n da Mi ll. ç o k çeşi tli kaynaklardan ! M ungo Park.

Heroclot, Volney, Acosta. G arcila s so de la Vega, Peder Grosier, Diodonus,

Strabo

ve

diğerleri)

ayınm gözetmeksizin dayanarak , ilkel koiUllBl'­ da toprakı n her zanıan ve her yerde hükümdara ait oldutu te­ z i n i k anı tl amay a giriı,ıir. D a h a sonra da bu tezi Hindistan'& uy­ gulayarak ı:ıöyle der: -Bu ge rçek l erde n ancak bir sonuç, toprak mül ki yetinin h ük ü m randa olduğu sonucu çı kar, çünkü eğer böyle olmasaydı toprağın kime a i t olduğu gösterilemezdi . . (Ja­ mes Mill , The Hi story of Bri ti s h lnd.ia, 4 . bask ı , 1840, c . I, s. 3 1 1 . 1 Mill 'i n y ay ı mc ı sı , Oxford Üniversitesinde Sanskıit Prof'eBÖrü olan ve dolay ı sıyla Eski H indi stan'ın h u k u k i i lişkilerini ço k iy i bi l en H . H . Wi l son bu kl asik ç ı k a rs am a üzeri ne ilginç bir yorum Barrow.

ve eleştirmeks.izin topladıkı kanıtı ara

.

yapar.

D aha ön sözünde.

l ı k k a z an dı rm ak

y aza n Ba nth a m ' ı n kuraınlanna h akl ı .

için bütün tarihi e l çabukluğuyla çarpıta.n ve

bu &m açl a Hindular h ak k ı nda aslı y l a hiç bir ilgisi olmayan ve

54


Da h a 1 79 3 ' te Bengal'de İ ngilizler, köylü kitlelerine kar­ �·

müc a deleler inde

ülke

tüm a o

desteğini

yerlilerinin

mek için , bölgeler i n de buldukları

ver g i toplayıcıları )

s a jtlayabil­

bütün zemindarlara ( Müs­

ya da kalı ts a l pazar den et<; ile ­

rine toprak mülki yeti ver dile r . D ah a sonr a , A g r a eyaleti n çi led en

i n s anl ı ğı yoUan

kullanmış

ç ı k art an

bir

çi zerken en k u ş k u

ta.bl o

b i r p art i zan

o l arak

niteler .

Yu kanya

mız a lı ntıya şu dipno tu ekler: . B uradak i metnin ve

ğu

ve ıi cı a l dı ğı­

notl ann ço­

konu dı şı d ı r . Doğru ol duklan varsay ı mı y l a M ü s l üm a n u y g ll­

l am ası nda n

türetilan

Hind ul ann

beti m l e melerin.

y as alan

ve

h ak l a n y l a hiç bir i lgisi y o ktur. Bu b e t.i m l e meler tam do ğru da d e ği l dir ve Bay M i l l ' i n rehberleri o nu y anl ı ş yol a g ö t ii rm ü ş l er­

W il s o n d ah a sonra, do� ruda n do�ruy a., ö z elli kl e de Hin­

di r . •

di s tan l ar

örneğinde

h ii küm dan n to p r ak mülkiyeti h ak k ı n ı

!Aynı eser, s. 305 , d i p n o t ) . Henry

distan top r a �ı ra

Main e de,

sorgu­

İngilizle rin Hin­

üz eli ndek i bak iddialannı ilk e l de Miisl ümanla­

d a yan d ı nn a y a ç a lı ş tıklan ve bu i ddianın t üm ü y le d ay ana.k­ ııız oldujıı kanısındadır . • İ ngi l i z l e ıi n ilk va rsay ı m ı M ii sl ii m a n

ö nc e lle ri nde n de v r a l ı nm ı ş tı .

Bu varsayım t o p ra � n m u t l ak m ü l ­

kiyetinin h iik iimdarda o l d uğu ve toprak t a ö z e l m ii l kiyetin an ­

cak b ı1küın d a n n boşgönlsii saye sinde v a r o l abi le ceği biçimin­ dey di .

l s !a.mJ ye tin k uramı ve b un a d ay a na n . uygul aması , hii­

k ümdara,

t oprağın iirününden Batılı y ön e ti c i le ri n hiçbirine na­

sip o lm ayan büy iikliikte bir pay vemıekle birli kte toprakta özel m ülk.iyet.in varlı�ını h i ç bir biçi mde yad s ı m ayan e s ki b akışı göz­ lerde n gizlemi şti.•

I Villıı. g e C ommunitles in the E a.se t and West

Doğuda v e Ba t ı d a Köy Topluluklan' s . baskı, c . 2, 1890.

ıı.

104 1

Ö t e yandan Ma.xim Kovalevski, bu sözd e ·İslami k urarn ve uy­ g u lama - nın bir I ngiliz masalından i bare t ol d ugu nu Kovalevski ' nin R u sça

! Bkz:

the

Causes, the Deve l opme n t and th e Con sequences . of the 01-

s ln te grati o n or Com m u n a l rak

M ü l k i yetinin

yazılmış

O wn ership or Land

Çöz ülmesinin

Nedenleri ,

l an Üzerin e ' M o skova , 1879, kı s ı m 1 . 1 l arın ı n

orada öne

ve

F ra n sız m eslekta � l an n ı n

bütün

t op rak l an n

yetkin

kanıtlamış­

tır.

incelemesi ,

'Kom Wıal Top­

GeUı,ı mesi ve S onuç­

Bu arada. I n g ili z uzman­ Çin

lmparatonın

h akkın da da, örne�n

miilkiye tinde

oldu,tunu

süren benze r bir m asala sıgınd ı k l an da hatırlard adır.

efsanenin

Dr. O. Frank e tarafından

On

lBu

çıirütQJüşü i çin, bkz: Die

Rec ht s w e rb albı.i s se am Grun d e l gentum in China, H IOJ . J

55


deki, Oudh 'daki ve Orta Eyaletlerdeki yeni fetihlerinde de aynı politikayı izlediler. Bunu fırtınalı köylü ayaklanmala­ rı izledi ; vergi toplayıcılar sık sık kovuldu. Bunun sonu ­ cunda do�iın karışıklık ve anarşi ortarnmda İngil.iz kapita ­ listleri toprağın hatırı sayılır bir bölümünü kendi mülkiyet­ lerine geçiTmeyi başardıla r . Dahası, vergi yükü o kadar acımasızca arttırıldı ki , halkın eme�inin neredeyse bütün ürününü vergiler alıp gö ­ türüyordu . Bu , Delhi ve Allah abad bölgelerinde o kadar aşırıya vardırıldı ki, İngiliz vergi makamlarının I B54 'teki resmi bulgularına göre, köylüler ödemeleri gereken vergi miktarı karşıbitında toprakta'ki paylarını kiraya vermeyi ya da rehin vermeyi daha uygun buluyorlardı. Bu vergi sisteminin temeli üstünde tefecilik, Hint köyüne girip yen­ geç gibi yapıştı ve toplumsal örgütlenrneyi içerden kemir ­ meye başladı. 2 B u süreci hızlandıl'ma!k iiçin İngilizler, köy topluluğunun bildiiti geleneklerin ve adalet kavramının tü­ müne açıkça aykırı olan bir yasa geçirdiler : Ödenmemiş verıgi 'l)or�çlarına karşılık köy toprağına zorla el lkonacaktı . Eski aile birlikleri , meralar ve akraba toprakları üzerin­ deki ilk. satın alma Cşu!fa) ha'klarıyla lkendilerini buna kar­ şı boşuna korumaya çalıştılar. Çözülme gemi azıya almış ­ tı. Toprakların zorla açık arttırmaya çıkarılması ve teoker teker elden çıkması, köylülerin borçlanıp rnülksüzleşmesi günlük hayatın bir parçası haline gelmişti . İngilizler, her zamanki sömürge aldatrnacalarıyla , as­ lında geleneksel toprak mülkiyeti biçimlerini ortadan kal­ dıran ve Hindu köylü ekonomi'sinin yıkılmasına yol açan zor siyasetlerini, köylüleri yerli zorba ve sömürücülere kar­ şı koruma gereğinden kaynaklanmış ve onlarm çıkarları­ nı korumaya hizmet eder gibi göstermeye çalıştılar. 3 İn 2

·Mi rasla.nn

parçalanması ve toprağın s ı rtına binen borç

yükleri topluluklan yok ediyor. Bugün Hindistan'ı n her yen nde duyulan budur. •

3

llar'da

56

( Henry Maine , a.g.e. , s . ı ı:ı . ı

Ingiliz sömürge

politikasına bu

bakış , örnegin

Kanda­

Lord Robıırt s 'in ( uzun yı l l ar Hindistan'dak i İngiliz ikti-


giltere,

köylü

topluluklar ının

çok

eskilerden

g elen mülki­

yet hakları pahasına yapay bir ·toprak

sahibi aristok.rasi yarattı ve sonra da köylüleri bu sözde baskıcılara karşı «ko­ rumaya� ve yasadışı yollarla el konan bu toprağı İngiliz kapitalistlerinin mülkiyetine geçirmeye girişti . Böylece Hindi stan 'da bir yanda n kısa zamanda büyü k

toprak mülkleri oluııurken, diğer yandan da pek

çok bölge-

de köylüler kitle halinde , kısa s üreli kira anlaşmaları ola n yoksunaşmış küçük kiracılar h a l i n e getirild i l e r .

So n olarak, bir ç arpıc ı o l g u dah a , tipik kapitalist sö ­ mürgeleştirm e yöntemini yansıtır . İngilizler kamusal yatı­ rımlara karııı büyük bir kayıtsızlık içinde olan ilk Hindis ­ tan fatihleriydiler . Araplar , Afganlar ve M oğallar Hind i s d alının

bir tem si l c i s i o l m u ş t u r )

savunduğu b i ç i m i y l e . t i p i k t i r .

Sepoy A y aklanmasını ancak İ ngi l i z yönetici lerinin b abaca amaç. l a nnın

• y anlış a n l aşıl m ası yla•

açı k l ay ab i l e n Lord Roberts. şöy­

)(! dem ektedir:

· İ skan K o m i sy o n u . göre vi olduğu üzere belli bir toprak par­

ç a sımn ge rçek sah i b i n i ve toprak verg i s i mükellefi n i b e l i rlem e k am acıy l a toprak üzeri ndek i m ü l k iyeti ve tasarruf h aklanru d e ­ n e tlediği nde,

haksızlık

y aptığına

i l i şk i n

çirki n

savlar

öne

sü­

rüldü . . . Yerli h ü k ümdar ve hane d a n l a r arasınd a toprak mül k i ­ yetinin

gasp

ve

zor

y o l u y l a ele

gelmişti. Banş v e d üzen

geçiri l m e si

a l ı ş k a n l ı k hal i n e

sağlandıktan sonra, kısmen b u yoll a

eeliniim i ş toprak m ü l k i yeti irdelenmel i y d i .

Bu a m aç l a i n c e l e me­

ler yapı ldı . mülkiyet ve tasarru f h a k l arı s o nı ş t u nı l d u , pek ç o k d u rumd a makam ve e t k i sahibi şulann ı n

ai leleri n dah a a z sayg ı n k om ­

mül klerine el koymuş ol duklan

y a da ve rgi

yükünü

toprak m ü l klerine orantı l ı biçimde o n l arı n sırtianna yık m ı ş ol ­ duklıı.n

ve

tur m alar üst sımflarca madı.

Bu durum adil bir bi çi mde degiştiri l ­

ortaya çı kan ldı .

d i . E n iyi niyetlerle Yönetici

mülkiyetinin

büyük b i r ih tlyatla yürütülen b u soruş hoş

karşılanm ad ı ,

aileler hakiann

eşit

biçi m de

e şitçe

vergi lendirilmesi

mıza derin bir tepki duydular. . .

öte

kitleleri

i se kazan s. - .

belirlenmesi v e topn�k yolundaki çabal arı­

yandan tanmsal nüfus, bü­

tün bu önlemlerin kendi durumunu iyileştirmek amacım güttü­ günü

anla yamadı .•

l Forty

One Years in India

'Hindistan 'da

Kırk Bir Yıl' Londra . 1 901 , s. 233. 1

57

·


tan 'da muazzam bir kan a llar şebekesi kurmuş ve sürdür­

müşler, köprüler

ü lkeyi �1 a�larıyla önnüııler, oehirlerin üstüne kurm uş l a r ve ku y ul a r açmışlardı . Hindistan 'da

Mo�ol egemeniilinin kurucusu o l a n Timur ( ya da Timur ­ leok) toprağın işlenmesi , sulama, yoll ar ın güvenliği ve yol­ culara yiyecek satlaınması işlertyle i lgil en i rdi .

4

İHrel

Hint

racaları, Mgan ya da Moğ'ol fa t.üı le r i , tek tek ldşilere za ­

man z a man yaptıklan z ul me kar�m. bugün her adımda ka r ­ şınuza çıkan ve dev bir ırkın el inde n çıkmışa benzeyen

izl erini bıraktılar. «Kumpanya (Hind is tan'da 1 858'e kadar egemenli�ini sürdüren İngiliz Doğu Hint Kumpanyası) Hi ntiiierin yararlanması için ne bir pı­ nan kullanılır hale g etirdi , ne bir t�k kuyu açtı, ne de bir köprü yaptı .» 5 Bir di�er tanik, James Wilson adında bir İngiliz is e şwılan söylüyor : «Madras eyaletinde, izleri günümüze ka­ görlremli yapılarda

lror unmu ıı

.dar

­

eski görkemli

sulama sistemlerine hayran

ka lmamak Jqmsenin elinde d e �ildi r

leri büyük göller içine a lır la r 4

G overnment

on

M8JIIms

dan İngilizceye

Havuz ve setler neh ir

­

! Yönetim Ilkeleri !

adlı,

Farsça­

1783 yılında çeVIilen ki tabınd a Timur şöyle der:

- Ve ben her sehirde tapı nm a y e rleri nı

.

Bu göllerden kanallarla alı -

.

ve

m anastı d ar kurmalan ­

ve yollarda yolculan ağırl a y acak y apıl ar k u nn alannı ve ne ­

hlrler üzeri ne köprüler kurm l annı buyurdum .

•Ve

hirler rer

ben

yı k ı l mış

köprülerin

onanl masın ı ,

çaylar

ve

ne ­

üzerine köprüler kurulm asını ve yollarda birbirinden bi­

menzil

uzak ta

kervansaraylar kurulması n ı ,

hafız l a r v e gözc üle r

yoll ıı..ra m u ­

yerlei',jtiri lme sini, h e r karvansaray a

s üre k­

li oturaDILk insanlar atanmasım buyurdum . . . •Ve ben h e r k i m bo ş toprakl&n işlerse, y a d a suyolu :v a da k anal

yaparsa,

ya

da koru ol usturursa

ya da terk edilmiş bir

yöreyi t anma açarsa i l.k yıl ondan bir şey alınmamasını ve ikin­ ci yıl

uyruk kendili ğinden ne verirse o kadanrun alınmasım ve

üçünc ü

yıl

vergilerin k ural lara

!Jame s Mill, a.g.e.,

c.

II .

s.

493, 4981

göre

alınmasını

5 Kont Warre n, De l' � tat moral de la

A k taran: Kovale vsk:i. a.g.e., s. 164 .

buyurdum . •

population lndlgbe.


nan su 60-70 mil uzakhla kadar yayılan bir alana daiıtı­ Iır .

Büyük nehirJerde bii y le 30-40 bent vardır . . .

Da ğla rda n

gelen yağmur suyu , ç oğu halA duran ve ç evreleri 1 5 -25 mil kadar olan yapa y hawzlarda toplanırdı . Bu dev yapıların h emen

hepsi

1 750 yılından önce

Kumpanya ile Moğol

ta mamlanm�tı.

yooeticiler ara sındaki

a çık konuşalım, Hindistan'daki tüm egemenliğimiz ce- çürüdüler .»

Çok

doiaJ :

Bunlar

sava�ta -ve

süresin­

6

İngiliz

sermayesinin

Hint topluluklarına

ekonomik destek saj'la ma ya da yaşarnalarına yardımcı ol­

ma gibi bir amacı yoktu. Tam tersine, onları yoketmeye ve üretici güçlerinden yoksun bırakmaya çalışıyordu. Biri ­

kimin gemlenmemiş hırsı, el koyma içgüdüsü, doğası ge ­

reii ckonjonktürlerle» yaşar ve yarını düşünemez. Daha es­

ki bir uygarlığın ekonomik anıtJannın değerini aniayabile­ c ek kadar uzak görüşlü değildir . Son zamanlarda kap i ta ­

list girişimin ilerletilınesi için Nil' d e büyük ölçekli b ir ba ­ raj sistemi kurmakla görevlendiri len İngiliz mühendisleri , aptalca bir dargörüşlülüğün Hindistan'da çürümeye terket ­ ti� benzer bir eski sulama s isteminin izlerini harıl harıl aradılar . İngilizler a ncak 1867 yılında , o yılki korkunç kıt­

hk:ta ya1ruz Orissa bölgeı�inde bir milyon lruji ölüp, Parla ­ mento dehşete dü!iüp olaym nedenlerini araştırmaya başla ­

kendi elleriyle yarattikla n soylu eserin sonuçla ­ rının biraz farkına varmaya başladılar . İngiliz hükümeti şimdi köylülüiü tefecilikten kurtarm a çabası içinde idari önlemler alıyor . 1 900 ' de çıkarılan Pencap Ferağ Yasası , d ığında,

köylü topraklannın köylü kast ' ı dışındaki kişilere satılma ­ sını ve ipotek ed i1meısini

yasakladı . Ancak vergi toplayıcı­

n ı n onayına bağlı olarak, bazı du rumlarda istisnalar olabili 6

Hugh M urray , James W i l s o n , G revi lle , Profe sö r J am e s o n ,

W i l l i am Wallace ve Y ü zb a ş ı

D a l ry mple ' ı.n

en

eski

ciOnem cl e n

A f gan S a v a s ı n ı n s o n u n a k ad ar g e l e n e se ri : H l s t o ı1 c al a n d

Des ­

criptfve A c ı: o un t of B ritish lndJa ı l ngiUz H i n d i s t a n ı nı n Tari h i v e Tasviri A n l a t ı mı l , Edinburgh, 4 . b a s k ı , 1 84 3 , c . I I , s . 427. A k ­ t :'l ra n : K o vale vsk i . a..g.e • •

59


yordu. ' Eski

Hindu

toplumsal b irliklerjnin

lroruyucu

bağ­

l arını kasıtlı olarak bozd uktan , yüzde 15 '1i'k b i r f a i:z oranı ­ nın

normal

kabul edildi�i

büyüttülcten

bir tefecili'k sistemini

sonra, İnıgitizler şiirndi çökertilip

be sleyip

sefalete itH ­

miş Hint köylüsünü İngiliz Hazinesinin ve gtir evlilerinin sı­ cak ilgisine ,

ya ni dolaysız

kan

emicilerinin

«korumasına»

e manet ediyorlar. Fransız e gemenliği a ltındaki C e zayir . kapitalist sömür­ gecilik

kayıtlarında ,

hemen

yanında

acılar

içind e ki

şer efli bir yere

İngiliz

ta liptir .

Hindistan ' ının

Fransızlar Cez a ­

yir'i ele geçir diklerinde

Arap -Berbe r i h a lk kitle si arasın ­ da eski top lumsal ve ekon onük kur umlar sürmek t e y d i . B u

kurumlar ondakuruncu yüzyıla kadar korunmuştu v e ülke ­ nin uzun ve ç alkantılı tarihine kar�ın bugün e kadar kıs m e n d e o l s a varlıklarını s ürdür müşlerdi r . Ö zel mülkiyet, kuşku s u z kentle rde , M a ğripliler v e Mu ­ seviler arasınd a , tüccarlar , zanaatkarlar ve

tefeciler a r a ­

sında varolmuş olabil i r . Türklerin süzerenliği s ır asınd a , b ü ­ yük top rak p ar çalarına devletin miri arazisi olara k el kon­ muş da olabilir. Gene de , kullanılan toprağın yaklaşık ya ­ rısını hAla, eski ataerkil adetleri yaşatan Arap ve Berberi aşiretleri ,

bölünmemiş biçimde ellerinde tutmaktadır.

Pek

çok Arap klanı ondokuzuncu yüzyılda, çok eski zamandan beri

sürdürdükleri

hayat,

göçebe

hayatı

yalnızca yüzeysel gözlemci

ya �ıyo rdu .

Bu

göçebe

için değişiklik dolu

ve

düzensiz olup, aslında ıkesin kurallara ba�lı ve son derece tekdüzedir. Yazın kadın , erkek, çolu:k çoc uk, sürülerini ve çadırlannı alıp, Tell yöresindeki rüzgarlarla düzl�tirilmtş seri n deniz kıyısına göçerler ; caklığına geri dönerlerdi . yolları, nak

çadırlarını

7

çoğunlu kla Vi ctor

v.

4 , s . 1 855.

klanların

Leyde n .

Britl scb Ostindien,

60

kurduikiarı yazlık ve kışlık

belli k o ­

yerleri vardı. Toprağa yerleşmiş olan Arapların

laları

no.

kışın ise çölün koruyucu sı ­

He r aşire t ve klanın belli göç

ortak

mül kiyetindeyd i

A grarverfassung und

Jahrb . f . G e s . , V e rw .

u.

ve

tar ­

bü-

Grundsteuer

Volksw . .

c.

in

XXX V I ,


yük. Berberi aileleri de, secimle gelen ba�kanlarınm ataer ­ kil önderli�inde, eskiden beri gelen kurallara göre yaşar­ lardı . Bu büyük aile çevresinin f!V ekonomisinin tümü, ay­ nı şekilde ailenin seçimi teme lin d e Ya da kadınl ar tarafın­ dan sırayla olmak üzere, ailenin yaşlı bir kadın üyesi ta ­ rafından yönetilirdi. Afrika ,cölünün. kıyısındaki Berberl bü­ yük ailes in deki bu örgütlenme ünlü Güney Slav zcıdruga 'sı ­ na şaşılacak dereced e benzemekteydi. Yalnız tarlalar de­ ğil bütün alet, silah ve paralar , aile üyelerinin ele geeir­ dikleri ya da işleri için gerek duydukları her şey, a ile üye­ lerinin ortak malıydı. Kişisel mütk, erke'k için bir kat el­ biseden, kadın için ceyiz olarak aldığı elbiseler ve süs eş ­ yasmdan ibaretti . Daha değerli elbise ve mücevherler ise ortak mülkiyet sayılır, bireylerin bunları kullanmasına a ncak a ilenin bütününün onaylaması halinde izin verilirdi . Aile çok kalabalık değilse yemekler ortak bir sofrada ye ­ nirdi ; kadınlar sırayla pi�irir ama tabaklara dağıtım işi en yaşlılara emanet edilirdi . Aile çevresi çok genişse, her ay tek tek ailelere kesin eşitlik gözetilerek pi�memi� yiyecek dağıtılır, aileler de bunları hazırlarlardı . Bu toplulukları stkı dayanışma. karşılıklı yardmı ve eşitlik ba�ları sarma ­ lar, reis ölüm döşe�ndeyıken , ojullarma aileye sadık kal ­ malarını eımrederdL a Bu toplumsal ili�kiler, Cezayir 'de onaltmcı yüzyılda ku­ rulan Türk egemenliğince bile ciddi bicinıde zedelenmişti . a ·Baba ölürken hemen hemen her zaman çoculdanna, bü­ y üklerini örnek alıp birlik Içinde y aşamlannı öğütl er. Bu onun son öA'üdü, en içten dileğidlr.• lA. Hanotaux ve A Letournaux , La Kabylie et les Coiitumes Kabylesl 'Berberiler ve Serberi Adet­

leri ', c. II, 1873, ·Droit Civil•

! Medeni Hukuk, s . 468-73 1 . Şu­

nu da belirtelim ki yazarlar b ü y ük aile komüni zminin bu etki­ leyic i betimlemesini şu ilginç cümleyle değerlendirmi�lerdir: ·Bu çalı şkan ai le birliğinde, herkes ortak bir amaçta biı1e �miıı­ tir, herkes ortak yarar için çalı :ıır, ama hiç kimse özgürlüğün­ den ve kalıtsal haklanndan vazgeçmez . Başka hiçbir ulusta ör. gütlenme eşitliğe bu kadar yakın ve aynı zamanda komünizm­ den bu kadar u z a k değildir. •

61


Ama Türklerin hazine a dına topralın bütününe el koyduk ­ ları , Fransızların daha sonra icat etıtikleri bir masaldır . Ger�ekten de , İslamiyetin bütün ekonomik temeline hem kuramda hem de pratikte aykırı olan böyle bir hayali, an ­ cak bir Avrupa kafası yaratabilir. Tersine Türkler, köy topluluklarnun ve büyük ailelerin toprak ilişkilerine genel olarak dokunmadılar Yalnızca klanlarm işlenmeyen top ­ raklarının büyük bir kısmına miri topraklar biçiminde el konup, Türk yerel yöneticilerinin yönetimindeki crbeylible­ re dönüştürüldü. Devlet bu toprakların bir kısmını yerel işgücüyle işletti, bir kısmını da parasal ya da ayni ödeme karşılığında kiraya verdi . Türkler, baiımlı kılmrmş klanla­ rıo her isyanından ve ül!kedeki her kargaşalıktan da, büyü k miktarlarda toprala el koyarak hazine mülkünü genişlet­ mek ve bu mülk üzerinde aslkeri kolonHer kurmak için ya ­ rarlandılar. Ya d a e l konulan mülkler açık arttırmalarda , çoiunlukla da T·ürk ve diier tefecilere satıldı. Vergi ve el koyma yükünden kurtulmak için pek çok köylü, tıpkı Orta ­ çal Ahnanya'smda oldulu gibi Kilisenin korumasına sı­ ğındı. Böylece geniş alanlar Kilise topra�ı haline geldi. Bütün bu de�işiklilder sonucunda Fransız işgalı sırasında Cezayir'deki mülk ilişkileri şöyleydi : Miri topraklar yak­ laşık 1.500.000 hektar büyüklüiündeydi ; 3 .000 .000 hektar iş ­ lenmeyen toprak ise, bütün müminlerin ortak mülkü C beled­ el- İslam) olarak yine devletin elindeydi. 3-000 .000 hektar Romalılardan beri Herberilerin özel mülkiyetindeydi ; Türk egemeniiiinde bi r 1.500.000 helktar daha özel mülk haline gelmiş, böylece Arap ltianlarının ortak mülkiyetinde yal­ nızca 5.000.000 hektar kalmıştı . Sahra 'da, Salıra Vaha ları yakınlarmdaki 3 . 000 .000 hektar kada r verimli toprak, kıs ­ men büyük ailelerin ortak mülkiyetinde , klSmen de özel müık durumıındaydı. Geri kalan 23.000 .000 hektar me esas olarak boş ve işlenemeyen topraktı . _

Cezayir'in fethiyle birlikte Frans12lar , bu ülkeye uy­ garlık götürdülderi yolunda büyük bir tantana yaptılar, çünkü onsekizinci yüzyılm başmda Türk boyunduruğundan kurtulmuş olan Cezayir, Akdeniz 'i giivensiz kılan ve Hıris62


Uyan

köle

Ö zell i k le o

ticaretiyle

uÇa§an

korsanları

ban ndır ı yord u ..

sırada kendileri de pek küçük olmayan boyutla r ­

da köle ticareti yapan İspanya ve Kuzey Amerika Birli�i .

Müslümanların bu büyük günahlarına kar§l a ma ns ız bir s a ­ vaş ilan etti. B ü yü k Fransız Devrimi sırasmda Cezayir 'de ­ ki anarş iye karşı haçlı sefe r i açıldı . Cezayir'in Frans a ta ­ rafından ba�ırnlılaştırılması «köleliie karşı savaş» ve «dü­ zenli ve uygar koşulların göt ü r ü l me s i» sloganları altında yürütüldü. An ca ·k pratik , bütün bunların altmda neyin yat­ t ıiını kısa zamanda gösterecekti . Cezayir 'in ba �ş tı­ r ı l ma s ını izleyen kır'k yıl iç ind e , hiç bir Avrupa devl eti nin siyasal sisteminin Fransa 'nınki kadar çok deiişikliie ui­ ramad ıiı bilinen bi r gerçektir. Rest.orasyonu Temmuz Dev­ r i mi ve «Yurtltaş Krall.ığl» , bunu da Şubat Devrimi İk i n c i Cumhuriyet, İkinci lmparatorluk ve son o la r a k da , 1870 fe ­ Hiketinden sonra. Üçüncü Cu mhu r iyet izledi. Aristok�a s i . yüksek mali çevreler , küçü'k bu rj u v a z i ve geniş bi r k es im oluşturan orta bur j uv az i, sırayla siyasal eg e m enl ik kazan ­ dılar. Ancak Fransa 'nın Cezayir politikası bu o laylar zin ­ cirind en hiç etki len med en sürdü ; ba şınd a n s onuna kadar tek bir arnarç p eş i nd eoyd i ; ondolruzun c u yü zyıl Frans a 's ın ­ daki d evl e tin uğTadı�ı bütün dönü ş ümleri n bir tek temel· çıkar çev res in d e , bir kapita li s t burjuvazinin ve onun mül ­ kiyet biçiminin eg emen i iii çevresinde adaklaştığını , Afri ­ ka çö lün ü n kıyısında , açıkça gösterdi .

Cezayir 'de Tarımsal

Koşullan

Dü ze nl eme Komisyon u

sözcüsü milletvekili Hu mbe r t , 30 H a z ir a n 1 873'teki , F ra n s ı z «.g ö r üş l er i nize

s unulan tasarı.

k ara r , tebliğ, yasa ve senato karama me6i

temeline iyi c e

Ulusal

M ec lis i oturumunda ,

tek tek ve bir arada aynı amaca , Araplar arasında özel mülkiyetin yerleştirilmesi amacına y öne lik bü tün bir dizi otormuş bi r binanın taç landırılmasından ba şk a b ir şey d e · ğildin diyordu .

İç devlet yaşamındaki bütün fırtınalara karşın Fra n ­ sız sömür g e s iyase ti , ortak mülkiyet.i yı km a v e ortad&n

kaldırma y a yönelik sistemli ve kasıtlı çaba larını elli yıl boyunca ısrarla sürüdürdü . Bu, ftti ayrı amaca h i z met ed i 63


yordu : Ortak nıiilkiyetin parçalanmasıyla birin c il olarak, Arap klanlarının toplumsal gücünün yık ilma s ı ve böylece Fransız boyunduruluna karşı inatçı direnişlerinin ba stır ıl ­ ması amaçlanıyordu. Bu direniş süresince o kadar çok aya k ­ as ke r i üstünlüğüne karşın sö ­ hali rva r dı . 9 !Iki nc i s i , fe'thedilen ülkenin ekO'Il o m i k varlıklarının ele geçirilebilmesi için or ­

lanma o ldu Iki, Fransa'nın mürgede s ü rekli bir savaş

tak mülkiyet parçalan ma lıydı . Yani Fransız kapitalistleri ele geçirebilsin diye , Araplar bin yıl dır sahip oldukları topraklardan yoksun bıra kılmalıydı. Öteden b eri bildiğimiz masal. yani İslam yasasına göre bütün Uıpra ğın hükümda ­ ra ait olduğ u ma�alı bir kere dalha p iyaıs ay a çıkartıldı. Louis Philippe'in C e z ayir 'de ki valüeri, tıpkı !İnıgimlerin İngiliz Hindistan ' ında y a p tıkl a r ı gibi , klanın sahipliğindeki ortak mülkierin va rolma sın ın «olanaksız» olduğunu ilan ettiler . Bu ma sal , işlenmeyen toprakların çoğuna, öz elli kle de or­ t a k topraklara , orman ve otlaklara devlet adın a el konma ­ si'Da ve bunların sömürgeleştirme amaçlarına uygun biçim­ de kullanıJmasına yaradı. Fransız kolon İ s t l er in i klan top­ ra1klarınm ortasına yerleştiren ve aşiretleri küçük alanla'l' içine hapseden cantonment* adlı bütün bir iskan düzeni gelişti . Arap aile toprağından yapılan bu hırs12lıklar 1 830, 1831, 1840, 1844, 1845 ve 1846 kararnameleriyle «yas alla ş tı­ r ıldu Ancak bu iskan düzeni sömürgeciliği ilerletmedi ; yalnı z c a azgın bir spekülasyon ve tefecilik yarattı. Pek çok durumda Araplar kendilerinden alınmış olan toprağı, ağır borç yükümlülükleri altına girerek de olsa geri satın al­ mayı başardılar. Fransızlarm ezici vergilerne yöntemler i de aynı yönde etk i y a ptı . Özellikle 16 Haziran 1 85 1 yasası bütün

ormanların

devlet malı olduğunu ilan ederek yerii ­

lerin 2 .400.000 heıktarlık otlak v e çalılığına el koydu , böy 9 kü

·Klan birl i k l erini zaman k aybetme den dagıtmalıyız, çün­

bunlar

dırlar.• •

yönetimimize

yönelen bütün muhal efeti n k aldıracı­

1 1 85 1 Ulusal Mecli sinde milletvekili Didier. l

Cantonm ent:

K antonla!Jhnn a . Aslında da Fransızca ol arak

bırak ılmıııtır - Türk çeye çevi renin notu.

64


lece ha yvancılıiın

varoluş temelini ellerinden

almış

oldıı.

Bu yasa , kararname ve yönetmeirk seli, ül!kedeki mülkiyet iliŞkilerinde

hummalı

anlatılmaz

toprak

bir

kar,gaşa

spekülasyonu

yaratb . Yaygın ve koşullarmda pek çok yerli

sonradan geri almak umuduyla topraklarını

Fransızlara

sattı. Aynı toprağı n aynı zamanda iki-üç ki§iye satılması s ık rastlanır bir olaydı. Dahası sattıkları toprak genellikle el değişıtireımez

aile toprağıydı ve kendilerine

ait değildi

bile. Örneğin Rouen 'li bir speıkülat.örler şirketi , 20. 000 hek­

tar satın aldığını sanırken , yalnızca 1370 hektar üzerinde, o da tartışmalı bir hak elde etmişti . BaŞka bir örnekte, satın alınan 1230 hektarlık bir topr ağm , bölüşüldükten sonra as ­ lında

yalnızca 2 h ektar olduğu ortaya çıktı . B unu sınırsız

sayıda davanın açılması izledi. Bu davalarda F:ransız mah­ kemeleri bütün bölüştürır.eleri ve alıcıların bütün hak id­ dialarını ilke olarak desteklediler. Güvenilmez ilişkiler, spe­

Ancak Fransız külasyon, tefecilik ve anar� i ald ı yürüdü. bukümeıtinin Arap halkın arasına çok sayıda Fransız kolo­ nisli yerleştirerek kendine güçlü bir destek sağlama planı, acıklı bir şekilde başarısızlığa uğradı. İmparatorluk yönetimindeki Fransa

B u nedenle , İkinci

yeni bir

yol denedi.

Avrupalı dargörüşlülüğü içinde , otuz yıl boyunc a ortak mül­ kiyelin varlığını yadsıyan yönetim , nihayet dersini a lmış­ tı. Ortak klan müıkiyeti resmen tanındı ve ayını anda da parçalanmaya mahkum edildi. Sena to'nun 22 Nisan 1864 ta­ rihli kararnamesinin senat>J'da şöyle dedi : diükümet,

a nlamı

budur.

General

Allard,

poli tika s ının genel amacının klan şeflerinin

nüfuzunu zayıftatmak gözden

ikili

ve

klanları çözmek olduğu gerçeğini

kaçırmama ktadır . Bu yollarla,

hükümet tasarısına

karşı

çıkanların savundultiarı son feodalizm kalıntılarını (aynen böyle! ) temizleyecekt i r . Özel mülkiyetın kurulma­ s ı , Arap k l a n larının ortasma Avr upalı k�1oni's tlerin yerle§­ tirilmesi. . . bunlar klan birliklerinin çözülme sürecinin hıır;­ 10 landırılmatsının en emin araçları olacak tır . » ıo

A k taran:

Kovalevskt

a.g.e.,

s. 2 17. Büyük

Devrimden 65


L863 yasası, toprakları parçalama için , ya tuğgenera l d a a lbay rütbesindek:i bir ba§·k an ile bir sous prefet • . Arap askeri makamlarının bir temsil cisi v e miri toprak yö ­ netiminin b ir temsilcisinden oluşan özel komisyonlar kur ­ du. Afrika ekonomisinin ve toplumsal koşullarının bu do�al uzmanlarına, önce klan alanlaruun kesin s ınırlarını sap ta ­ mak, ikinci olarak her klanın topraklarını o klanın tek tek dalları ya da geniş aileleri arasında bölüştürmek , son ola ­ rak da bu geni� aile topralını tek tek özel parsellere a y ı r ­ mak şeklinde üçlü bir görev verildi . Tuğgenerallerin Ceza­ yir içlerine doğru bu seferleri zamanla gerçekleştirildi . Komisyonlar bölgelerine ulaştılar . B u komisyonla r bütün toprak a nlaşmazlıklarında kadastro memurluğu , toprak da ­ �ıtıcılı�ı ve üstüne üstlük yargıçlık yapacaklardı. Son ka­ r ar Cezayir Genel Valisinindi. Komisyonların on yıl kan­ ter içinde yürüttükleri çalış malar şu sonucu verdi : 1863 ile 1873 yılları ara sında 700 Arap klan bölgesinden yaklaşık 400' ü geniş aileler arasında bölüştürüldü ve büyük topr aklı mülk ­ lerle kü çük toprak parselleri arasındaki gelecek eşi tsizlik­ lerin temelleri böylece atılmış oldu. Mülkün büyüklü�üne ve klan i çindeki ü ye sayısına bağlı olarak, bir üye 1 -4 h e k ­ tar arasında topr a k alırken , bi r d i�eri 100. hatta 180 h e k ­ tar alabiliyordu . .A!ncak parçalanma geniş aile düzeyinde durdu . Ara p adetleri , aile tC9pra�ının d a ha fazla bölüştürül ­ mesinin önünde a şılmaz engeller olu şturuyordu . Amacı bi ­ reysel mülkieri n yaratılması ve bunların sonra dan Fran sız­ lara devredilmes i olan Fransız poli tikası , tuğgen erallere ve a lbayla r a karşın gene başa rı'Sızlığa uğramıştı . Ama açıkça burjuvazinin rejimi olan Üçüncü Cumhuri­ yet, dosdoğru hedefe yönelmek ve İ kinci İmparatorluğun ya

-

peşrevlerini bir kenara bırakıp sorun a diğer yönden saldır­ ma'k i ç i n gereken cesareite ve soğuk çıkarcılı�a sahipti . 1 873 ' sonra,

yöneti m e

feod a l i z m

bütün

karşı

s a v u n u cu s u

m u h al efeti

giz l i

muştu. •

66

V a l i y ardı nı c ı sı

ya

da a ç ı k

bir

o l arak d amgal a m a k . Fransa'da m o d a ol­

-

T ü rk ç e y e çevi renln notu .


te Ulusal Meclis , 700 Arap klanının bütün toprakla r ını hemen parçalama ve ö zel rnülkiyeti en kısa zama n{i a , zor yt>luyl a kurma niyetini açıkça i l a n eden bir yasa hazırladı. Bu ön­ l emin

bahanesi,

kamuoyunun

sömürgedeki umutsuz

İng iliz sömürge

koşullardı.

politika sının

güzel

İngiliz

sonuçları ­

nı görebilmesi v e parlamento araştırması açılmasını mesi

için ,

1866'daki büyük Hint kıtlıiı gerekmi şti .

iste ­

Benzer

şekilde , 1860 'ların sonunda, kırk yılı aşkın Fransız yöneti ­ mini n yaygın kıt lı k ve Arapla r arasında feci b i r ölüm ora ­ nı ile doruğa ulaştıiı Cezayir 'den yükselen feryatla r da Av ­ rupa 'yı dehşete düşürdü. •umun

nedenlerini

Yeni

yasal önlemler alarak du­

ara ştırm a k ve

vuşturmak amacıyla bir

Arapla r ı

t.ek cankurta ran s imidin in özel mülkiyet yoksulluktan

mutluluita

komisyon kuruldu .

ka ­

Ara p la r için

olduiun a , onları oybirliiiyle

yalnız bunun kurtarabileceiine

karar verildi , çünkü a n c a k o zaman topraklarını istedi kleri zaman satabilider Y a da i potek ettirebili rlerdi. Dolayı sıy l a , Fransızların toprak soygunculukları ve e zici vergileri ne ­ deniyle bağaziarına kadar borca batmış olan Arapla rın a c ı­ larını hafifletmenin tek yolunun, onları tefecileri n eline tü ­ müyle tes lim etmek olduğuna k a rar verildi .

Bu mask a r a ­

Irk ınusal M e c lis önünde büyük bir ciddiyetle savunul d u ve o yü c e kurul tarafından da aynı ciddiyetle kabul edildi . P a ri s

Komününe

karşı «zafer

kazananlar�ın

utanmazhiı

bunu sefih cümbüşlerl e ·k utladı . Ulusa l Mecliste yeni yasaya ö zell i k l e

i ki sa v d e s tek

oldu : Hükümet tasansını destekleyenler , tekrar tekrar, ive­ dilikle özel mülkiyete

geçilmesini

Arapların

kendilerinin

istedtlderini vurguladılar. Araplar bunu gerçekten de isti­ yorlardı,

daha doirusu C ezayirli toprak spekülatörleri ve

tefeciler istiyorlardı , çünkü onla r kurbanlarını klanların k o ­ «kurtarmak:ı>la ruyucu bağlarından v e dayanışmas ından çok yakından ilgiliydiler . Cezayir'de İslam h ukuku egemen kalıtsal k.lan ve aile toprakları el deiişti­ b u ise toprağını ipotek ettirmek is teyenlerin önü ­

olduğu sürece, remezdi ;

ne aşıl maz gü ç lükler çıkarıyordu . 1863 yasası bu engellerde yalnızca bir çatlak yaratabilmişti ;

şimd i

söz

kO'!Iusu olan

67


ise, ı ç ın

tefecileri hareketierinde bütünüyle serbest bırakmak !Ju engellerin tümüyle kaldırılm asıydı . İkinci sav ise «b'ilimsel»di ve o sayıgın James Mill 'in Hint mül'kiyet iliş ­

kiler�.ne ilişkin anlaşılması güç sonuçlarına ulaşırken yola çıktı�ı entellektü el donammdan , İngiliz kla:si!k ekonomi ku­

r amından kaynaklanıyordu . Usta ların ın

öğretilerini bütü ­ nüyle özümlemiş olan Smith ve Ricardo müritleri , Cezayir ' ­ d e kıtlıkların önlenmesi, topr a ğın daha yoğun ve daha iyi işlenmesi için özel mülkiyeti n vazgeçilmez oldu�unu, çün­ kü kimsenin kendine ait olmayan ve ürününü kendinin de ­ gerlendiremeyec eğ i yoğun

bir

t oprak

parça sına

sermaye

ya

da

emek y atırımı yapmayı düşünmeyeceğinin açık ol­

duğunu önemle belirttiler . Ama gerçekler baş ka bir dil den konuşuyorlardı. zayir'de

Gerçekler , Fran sız

yaratmış

spekülatör lerin i n , Ce­

oldukları özel mülkiyeti

topra�ın daha

yoğun ve daha iyi i şlen m esi dışında her şey için kullandık ­ larını ka nıtlıyordu . 1 873'te 400 . 000 hekta r toprak Fransızla ­ ra aitti. Ama bunun 120 . 000 h ektarını elinde b ulunduran iki bu topra�ı kapitalist şirket, Cezayir ve Setif Şirketleri , kendileri hiç i şiemiyor ve geleneksel yöntemlerle tarım yapan yeriilere kiraya veriyordu. Geri kalan Fransız top ­ rak sahiplerinin dörtte biri de tarımla uğraşmıyordu . Ge ­ nel olarak kapi talist koşullar nasıl hiç yoktan varedileme ­ mişse , kapitalist yatırımları ve yoğun tarımı da yapay ola ­ rak b i r gecede yaratmak olanaksızdı . Bunlar yalnızca kar peşindek i Fransız spekülatörlerin hayalinde ve onların bi­ limsel iktisatçılarının

sisl i doktriner dünyalarında yaşıyor ­ du. 1873 yasas ı çıkartılırken ileri sürülen bahane ve boş söz­ ler bi r kenara bırakıldı�md a , temel sorwıun Arapları var ­ lık temellerinden , yan i topraktan yoksun bırakma isteği ol ­ duğu görülür . V e bütün bu savların temelsiz ve açıkça ger ­ çek dışı olmasına karşın. Cezayir halkına ve maddi zengin ­ li�ine ölümcül darbe y i indirecek olan bu yasa , 26 Temmuz 1 B 73'te o ybirliğiyle kabul edild i . Fakat b u zorbalık bi le kısa s ürede fiyaskoyl a sonu ç­ landı. Üçüncü Cumhuriyetin politikası da tıpkı İkinci lmpa ­ ı a torlu ğ un politikası

68

gibi , eski komünist geniş aile birlikl e -


r inde burj uva özel mülkiyetini bi r darbede kurmanın güç ­ lüğü nedeniyle başarısızlığa uğradı . 1890'a gelin diğinde , 2;J Nisan 1887 'de çıkarılan ikin c i bir yasanın da eklen diği 26 Temmuz 1873 yasa sı on yedi yıldır yürürlükteyken, 1 . 6 00 .000 i şleminin yürütülmesi için hektarlık bir alanda tasf i ye 14 .000 .000 fran k harcanmıştı. Sürecin 1 950'den önce ta mam ­ lanmayacağı tab min

ve

bir 60 . 000 . 000

ediliyord u .

fran k

daha

gerektireceği

Ve esas a m a ca , yani geniş aile lromü ­

nizmini!n ortadan kaldırılmasına henüz erişilememiııti . Ger ­ ula'ş ılmış olanlar ise apa çık ortadaydı ;

çekiten

bilmeyen topra k spekülasyonu ,

dur dura·k

alıp yürüyen tefecilik ve

yeriiierin ekonomik y ı kımı . Özel

mülkiyetin zor yoluyla

kurulma sın daki

başarısız­

lık yeni bir deneye girişilmesine yol a çtı . Cezayir hüküme ­ tince 1890 yılında , 1 873 v e 1 887 ya' s ala nnın gözden geçi r i l ­

i çin a t a n an bir kom i s yon , sö2kon usu yasala rı mah­ küm e tti. Seine nehri kıyısında k i yasa k o y u c u ların y ı k ı m a

mesi

uğramış ü lkenin yararına bazı r eformlar yap ı l masını ele a l ­ gere k ti . B u k e z ö z e l

maları iç in , y e d i y ı l d a h a geçmesi

zorla mayla yerleştirilme sin ­ mülkiyetin devlet tarafınd an den i lke olarak kaçını lıyordu. 2 Şubat 1897 ya sas ı ve Ceza ­ yir Genel Valisinin 7 Mart 1898 tarihl i talimatı, özel m ü lki ­ yete, sahip ya da alıcının gönüllü başvur usundan sonra ge­ çitmes i n i esas a l ıytırdu .

11

Ama terk bir rm al sahibin in, to p ­

rağın diğer sahiplerinin rızası olmadan özel mülkiyet iddia ­ sında bulunmasına olana k tanıyan maddeler vardı . Daha s ı , borçlu mal

sahibinden,

da , böyle bir

«gönüllü:�>

tefecinin ba9kı yapmas ı duru mu n ­ başvuru her an kopartılabilirdi.

Böylece yeni yasa , Fransız kapitalis tlerinin ve yerli ka p i ­ talistlerin aşiret topraklarını v e geniş a ile mülkle r i ni d a ha da

parçalaması ve

ya�alaması için

kapıları a rd ı n a

ka ­

dar a çık bırakıyordu . Cezayir'in ll

yıldır

süren

bu

kötürü m le � t ir i l m e s i ,

G . K. Anton Neuere Agra.rpolitik i n Algerien u n d

ıı i e n . Jahrb . f.

( 1 9 00 1 ,

se ks en

g,

1341

G essetzgebung, Verw aJ tun g

ve

devamı .

und

Tune­

Volkswlrtsch aft


son

yıll a rda daha

d a az d ir e n işle karşılaşıyor , çünkü

nus ' un bağımhla§\ırılması ( 18 8 1 ) ve Fas 'ın

Tu­

yakın zamand a

ele g eçirihnesi ile Fransız sermayesin ce kuşa tılan Araplar ,

daha da çaresizleşmektedir . Cezayir'deki Fransız rejimi , son olara k da Ar a pla r ın Asya Tü rk iy e sine kitle ha ­

giderek

'

linde göç etmes ine yol aç mıştı r .

12

20

Ha z i ran

l i si nd e

v erd

doğru

i �i

ve

1 9 l 2 ' d e , Albin

söylevde ,

binlerce

· Indigena t •

Cezayirlinin Setif yöresinden

söyledi . B i r göçmen yeni

e t m i ş çok C e z ayirli

ragı i ş i e y e c e k araçlar

göç e t m e k isteyenl ere

Suriye'ye

yurdundan

şunlan

u y um Suriye'de benim var Hükümet b ize toprak ve top ­

y azıyordu: • Şam'a yerleştim ve

çok

m utl

.

verdi . . Cez a y i r h ü k ümeti bu göçe p asaport

vermeyerek m ü c a d e l e

! Bkz: Jo u rn al Offlciel . 2 1 H aziran 1 9 1 2 ,

70

Cezay ir'de

1 9 1 1 y ı l ında 1 200 yerl i nı n Tlemsen' den

göçtü�ünü

gibi göç

Rozet,

Reform Komisyonu adına, Fransız Mi l l et M e c ­

( İ d are H uk uku)

göç e tt i ği n i

'3

s.

k arşı ,

ediyor

1594 ve devamı )


lll

META EKONOMİSİNİN GİRİŞİ

(Kısım XXVlll) Üretim araçlarını ele geçirm enin ve artı-değeı-in rea­ liza syonunun ikinci önemli koşulu, doğal ekonomi birlikle­ rtne, yı.kıldıktan sonr a ve yıkıbnaları sayesinde, meta de­ ğişimi ve meta ekonomisinin sokulmasıdır. Sermayenin, ka­ pitalist olmayan bütün kesim ve toplumlarm ürünlerini sa­ tın alma sı ve kendi metalarını da bu kesim ve toplurnlara satması zorunludur. Burada en sonunda şu «barı�» ve «eşit­ liğin» , öo ut des 'iın, • karşılıklı çıkarın , <<barışçı rekabet» ve «kültür etkilerhnin başlangıcını buluyor gibiyiz . Çün kü sermaye gerçekten de yabancı toplumsal birlikleri zor kul­ lanarak üretim ara çlarından yoksun bırakabilir, çalışanla­ rı kapitalist sömürü nesneleri haline gelmeye zorlayabilir, ama onları kendi metalarını satın almaya ya da artı-değeri­ ni realize etmeye zorlayamaz. Daha önce doğal ekonomi ­ nin egemen olduğu bölgelere ııla şmı ara çlannın -demiryol­ larının, deniz ul aşımı ve kanalların- girmesinin meta eko­ nomi si nin yaygınla�masının dolaysız önko§ulunu oluşturma'" d o ut des: Olmak i çin yap - Türkçeye çev i ren i n notu.

71


bu varsayım ı doğrula r gözükmektedir . D ol a yı sıy l a m e ­ ta e kıonom is inin fetih sefer i , ç o ftu n l ukla görkeml i modern

sı ,

ulaşım

in§ aatl a rıyla , örneğin

bakir

ormanlan

geçen

ve

dağ l ar ı delen d emiryolları, çö l le ri a ş a n telgraf telleri ve en u z a kta·k i limanlara uğrayan oky anu s -a�ırı gemiler le başlar .

Ama bunlar ın barış ç ı d eğişiklikler oldu�u . hayalden ibaret­

tir .

Doğu

H i nt Kumpanyası ile baharat

üret ic i s i ü lkeler

a r asındaki ticari i l i ş k ile r , bugün Amerikan kapi tali stleri ile k ü rklerini satın aldıkları Kanada kızılderilileri ya da Al­

man tüccarları i le Afrika zencileri arasın d aki i lişkiler gi ­ b i , ticaret bayrağı altında yürütülen korsanhk . zorba lık v e

d ola nd ı r ıc ı lık tan ibarettir .

açık

Çin'in ça ğ d a !ii

tarihi ,

geri

ülk elerl e «yumuşak:. ve «b ar ış se ven meta de �işi m inin kla­ sik bir örneğidir. 1 840'ların başından ber i Çin 'in ondokuzun . cu yüzyıl tarihi, ülkeyi kaba kuvvetle ti car ete açmaya yö­

s av a ş lar t a doludur . Misyonerler , Hıristiyanların ta ­ kibata uÇamasını kışkırttı ; Avru pal ı lar ayaklanmala r tez ­ gahiadı ve dönem dönem yinelenen kıyımlarda tümüyle ç a ­

nelik

!l'esiz ve barışçı bir tarımcı halk, Avrupa 'nın bütün büyük devletlerinin en modern kapitalist askeri tekni ğiyle boy ölçüşmeye zo rlandı . Ağır sa v a� harcamaları devlet borç­

lanmalarını gerektirdi; Çin A vr up a 'dan borç aldı . Bu , Av­ ru pa'n ın Çin maliyesi üzerinde denetim kurması ve asker i

y�maklarını ele geçirmesiyle sonuçlandı. Zorla serbest li­ man lar açtırıldı, Avrupa kapitalistleri için demiryolu ayrı ­ calılkları lkoparıldı. BüWn bu önlemler, geçen yüzyılın kırk­ lı yıllarının

başından Çin

devriminin ba şla ngı cın a kadar ü l ­

ke de meta ticaretinin do�muna yardımcı olan u nsu rlardı .

Avrupa uyga rlıi ı , yani Avrupa semıayesiyle meta de ­ ftişimi, ülke üzerindeki ilk etkisini, İngiliz kapitalistlerinin para Ikazanabilmesi iiçin Çin'in Hint plantasyonlarından af ­ yon almaya zurlandığı Afyon Savaşlarmda yaptı . Onyedin­ ci yüzyılda Doğu Hint Kumpanya sı afyon ekimini B en g a l ' e

sokmuştu .

Uyuşturucu

kullanımı Çin'de K ump a n ya' nın Kan ­

ton kolu tarafından yaygınlaıştırıldı.

başmda fiya tı

O ndok uzunc u yüzyıl

o kadar diştü ki , afyon hızla «halkın

keyif

maddesi» haline ·geldi . 1 82l'de 4628 kasa af y on ortalama 265

72


sterlinden Çin ' e ihraç

edildi .

Sonra

fiyat

yüzde 50

düştü

ve Çin'in a fyon i thalatı I B Z5 ' te 9621 kasaya , 1 830'da ise 26 670 ka'Saya çıktı.

Uyuş'Wruıcunun , özellikle

d e daha yok ­

sul halk kesimlerince kullanılan u c uz cinslerinin öldürücü etkileri ulusal felaket haline geldi ve Çin'in tehlikeye kar­ şı bir önlem olarak ithal ya sa�ı koymasını gerektirdi . 1828 ' de Kanton

genel valisi afyon ithalatını yasakla mıştı bile .

Ama bu , yalnızca ti ca retin di�er limanlara k a ymasına ya ­ ramıştı.

Sorunu

a raştınnası emredilen Pekin

yüksek

me­

murlarından biri , şu raporu sundu : 1 «Afyon

içenlerin ,

dukları istek

bu

zararlı

nedeniyle , onun

uyuş turucuya

karşı duy­

verdi� i zevki tadabilmek

için her şeylerini verebileceklerini öirendi m . Alışılmı ş saat­ te afyonlarını içmezlerse elleri ayakları titremeye başlar. a lınlarından yüzlerine iri ter damlaları akar ve en ufak işi bile yapamaz hale gelirler. Çubuğu alır a lma z i se bir ka ç nefes çekerler ve derha l iyi leşirler. «Dolayısıyla afyon , içen herkes

için

bir gereksinme h a ­

l i ni almıştır . v e yerel makamlarca sorguya ç ekildiklerinde kendilerine uyuşturucu sa�layanların tansa her türlü cezaya

a dlarını açıklama k ­

boyu n eimeleri ş a şırtıcı de�ildi r .

Bazı durumlarda yerel makamlar a bu kötülü�ü hoşgörme ­ leri ya da başlamış olan bir soruşturmayı ge ciktinneleri için hediyeler de verilmektedir . Kanton'a satmak için mal getiren tüccarların çoğu afyon -kaçakçılı�ı da yapmaktadır. «Afyonun kumardan çok daha büyük bir

bela olduğu

ve dolayısıyla afyon içenlerin en azından kumarbazlar ka ­

dar cezalandırılması gerektiği kanısındayım.»

Bu memur, hüküm giyen her afyon içicinin seksen s o 1

ı

1B54 ' te 77 379 k a sa afy on ithal edi l d i . Daha sonra iç üre-

ar t m a s ı

timin d i stan

ı 873- ı 874

6 100 000 tan

neden i y l e ithalat b i raz d ü ş t ü . G e n e de Çi n Hin­

planta..s y onlan ru n yıl l arı n d a k i l ogra.mı

ıso 000 000

hemen tam amını

ürününün

6 4 00 000 Ç i n iilere

mark Çin'e

satı l d ı .

degerinde ve

baş

k i l o g ra m

Hindistan

alıcı s ı y d ı . afyon

Bugün

4 800 000

üretti ,

( 1 9 12'd e l kil ogram

M a l ak k a t ak ım ad alan n a

bunun

Hindi s ­ afyonun

satıyor.

73


pa yla , afyon sağlaya n ı n ismin i vermeyj r e d d ed e n her kesin yüz sap a v e ü ç yıllık s ürgünle c ezalandırılmasını öneriy o r ­ du . Pekin 'in bu atkuyr u klu Cato'su , r a porunu, herhangi b ir Avrupa m e m u r unu � a� ırta cak bir açıkyüre klil.i4tle sonuçla n - , dır ıyordu : «Afyonun çoğunlutcla dürüst olm a yan meınıır l ar ­ c a dış ü l keler d e n g e tir i lip gözünü kar h ı r s ı bürü müş tü c ­ carlarla anla � m a h a linde ü l ken in içlerine taşındığı anlaş ı l ­ makta d ır . İlk b a ş t a iyi ai le le r den gelme gençler , z engin l e r v e tüccarlar afyonkeş

olurlar , f akat

s onun da uyuşturucu

s ıradan in sanla r aras ınd a yaygınla ş ır . Eyaletl e ­

a l ı şkanlığı

r i n himün d e yalnız c a sivil memurlar arasında değil , ordu ­ da da afyon i ı;:ildiğini öğrendim. Çeşitli bölgeler dek i görev ­ Iiler g e r çek t e n de ö z e l kararnameler le s a tı ş ı yaea klıyorl a :· . Fakat aynı

zaımanda ana -baabları ,

akr a b a l arı ,

bakmakla

y ükümlü o ldukları kişiler v e hizmetçileri af yon içmeğe de ­ vam ediyo r l a r ve t ü cc a r lar f iyatları a rttırarak bu yasakta n kazanç sağlıyorl a r . Polis bile onla r ı n ta rafına geçmiş ; ma ­ lın satışını engelleyeceği yerde kendisi d e sa tın alıynr . Bu da

bütün

yasaklama ve

sızlığın bir diğer nedeni .:ı.

kararnarnelere

gö ster ilen

alduı ş ­

2

Bunun üzerine , 1 833'te afyon içen herkesi yüz sapaya ve iki ay prangaya mahkum eden daha ağır bir yasa ka ­ bul edildi ve eyaJet valileri yıllık raporlarında afyona ka r ­ şı s avaştaki

başarılarını da belirtmekle görevlendirildiler .

Bu kampanyanın bö lgelerde ,

çifte başarısı

özellikle

şöyleydi ; bir

Hunan , Sezuan

ve

yandan

K veyçan eya Jetle ­

rinde büyük ölçekli afyon plantasyanları doğdu ; diğe r yan­ dan

İngiltere,

afyon

ithalatının

serbest

bıra kılma sı

için

Ç in ' e savaş açtı . Bunlar , Çin'in kapılarının Avrupa uygar ­ lığına afyon

ç u buğuyla açılışının

parlak başlangıçlarıydı.

İlk hedef Kanton 'du. Kentin Perl halkinin ana girişin ­ deki

savunma

tahkimatından daha

ilkeli

düşünülemezdi .

Her gün günbatımınd a çeşitli uzaklıklarda demirlenmiş tah ­ ta

saliara dem i r zincirlerden oluşan bir engel tutturulurdu

2

Aktara n :

d e k i Sa vaşJ 1 903 ,

74

Binbaşı c.

Il,

s.

J . Schei bert, Der Krieg In Chlna

ını.

IÇin'·


ve s a vunmanın esası buydu. Da hası , Çin topları an c a k bel ­

li bir aç ıda ateş edebiliyorlardı ve dolayısıyla tümüyle z a ­

rarsızdılar . C inliler , ya bıızca bir i ki tic are t gemisinin giri ­ § i n i engellemeye yeterli bu ilkel savunmayl a karşıla dılar İ n g i liz s a l d ırısını . O zam a n da 7 Eylül 1839'da şeh r e gir ­ mek için iki İngiliz s a v a ş gemisi yetti bile. Çinlllerin di · r enrnek için öne sürdükleri on a ltı yelkenli savaş gemisiy ­ le on üç top gemisi kırk beş daküca içind e ya havaya u ç u ­ ruldu, ya da da�ıbl�ı . Bu i l k zaferden sonra , İngilizler 1841 başında önemli ölçüde güçlendirilmi ş bir donanmayll! y e · niden saldırdılar . B u kez , yelkenli savaş gemilerind en olu ­ ş a n donanmaya v e kalelere a ynı a n d a sa ldırıldı. Ateşlenen ilk yangın mermisi bir y elkenlinin gövd esini d elip barutl u ­ ğ u n a girdi ve gemiyi bütün mürettebatıyla birlikte hava ya uçurdu . Kısa sürede amiral gemisinin de aralannda bulun ­ duğu on kaçtı .

bir

yelkenli imha

edildi ;

ieri kalanlar

da

hızla

Karadaki harekat biraz daha uzun sürü d . Çin top ·

ları tümüyle i ş e yarama z olduğundan İngilizler tahkimatı ellerini kollarını saliayarak ge çtiler, sav unmasız bıra kılmış s tr a tejik bir n oktaya tırmandılar ve ç a r esiz kalan Çiniileri yuka rdan ka tletmey e b a ş ladılar . Savaşın kayıp listesi : Çin ­ liler, 600 ölü ; İngilizler , 1 ölü ve

( yarıdan fazlası bir ba ­

rut deposunun kazara patlamasıyla

yaralanan)

30 Y.3-ralı .

Birkaç hafta sonra İngilizler yeni bir kahra manlık de sta ­ nı yarattılar . Anung-Hoy ve Kuzey Wantong kaleleri a lına ­ caktı . Bu iş için ta m on iki tane tepeden tırnağa silahlı s a ­ vaş gemisi hazırd ı . Dahası , yine e n önemli şeyi unutan Çin liler, Güney Wantong a d asın a yığmak yapmayı ihmal e tmişlerdi . İngilizler buraya gönül rahatlığı içinde bir ha­ van topu bataryası yerleştirdiler ve kaleyi savaş gemileri bir yandan, batarya diğer yandan ateşe tutmaya başladı . Bundan sonra Çiniiierin kalelerden çıkartılması için birka ç dakika yetti v e karaya çıkış hiç bir direnmeyle karşılaş­ madı. Bunu izleyen insanlık dışı sahne, diyor bir İngiliz ra­ por u , İngiliz kurmayınca he r zaman a nılaca ktır .

Barik a tlardan

kaç maya

derin bir üzüntüyle çalışan

Cinliler

h e ndeğe düşmüşler ve hendek kısa sürede, a man

bir

dileyen

75


çaresiz askerlerle kelimenin tam anla mıyla a�zına kad ar dolmuştu. Bu bitkin insan gövdeleri kitlesinin üzerine, İn­ giliz ordusundaki Hintli askerler, iddiaya göre emirleri din­ lemeyerek, tekrar tekra r ateş ettiler . Kanton meta üreti­ mine böyle açıldı. Diğer limanların yazgısı da daha iyi değildi. 4 Temmuz 1 841'de Ningpo kentinin girişindeki adaların açıklarında 120 toplu üç İngiliz savaş gemisi belirdi. Bunları ertesi gün yeni savaş gemileri izledi . Akşam vakti İngiliz amirali Çin­ li valiye adanın teslimini isteyen bir mesaj yolladı. Vali, direnecek gücü olmadığını ama Pekin 'den emir almadan tes lim olamayacağın ı açıkladı . Bu nedenle süre istedi. Bu süre tanınmadı ve sabahın iki buçuğunda İngilizler savun ­ masız adaya saldırdılar . Dokuz dakika içinde kale ve kı­ yıdaki evler için için yanan bir yıkıntı haline gelmişti . Kı­ rı:k mızrakların, kılıçlann , kalkanların, tüfeklerin ve bir ­ kaç cesedin yattığı ıssız kıyıya çıkan askerler. Tinghai ad ­ lı ada kentinin duvarlarına doğru ilerledileer . Göndoğu ­ muyla birlikte, o arada gelen diğer gemileri n müretteba ­ tıyla sayıları artmış bir halde. hemen hemen h iç savu ­ nulmayan s urlara saldırı merdivenlerini dayadılar . Sonra ­ ki birkaç dakika onları kentin efendisi yaptı . Bu şanlı za ­ fer, bir Günlük Emir 'de, uygun alçakgönüllülükle açıklan ­ dı : «Kader, 5 Temmuz 1841 'in , Majestelerini n bayra�ının , bu ·gü zel kırlarda zaferle dalgalanan ilk Avrupa bayrağı­ nın, Çin İmparatorluğunun en güzel adası üzerine çekild i ­ ği tarih i gün olmasma karar vermiştir .» 3

25 Ağustos 1841 'de İngilizler , kaleleri en büyük kaHb­ reli Çin toplarından yüz tanesiyle silahlanmış olan Amoy kentine yaklaştılar . Bu toplar hemen hiç işe yaramadığın ­ dan ve kumandanlar da gerekli beceriden yoksun old ukla­ rından, Iimanın ele geçirilmesi çocuk oyuncağaydı . İngi liz gemileri, yoğun bir baraj ateşinin koruması altında Ku ­ langsun s url arının yakınına geldiler, deniz piyadelerini ka ­ raya çıkardılar ve kısa bir direnmeden sonra Çin askerle3

76

Binbaşı

Scheibert,

a.

g. e . , s . 207.


ri ke ntte n aWdı. Limandaki toplam 128 toplu yirmi altı sa ­

yelkeniisi de ele geçirildi. Mürettebat kaçmıştı , Ta t a r ­ batarya beş İn gi l iz gemisinin ortak ate ­ şine karşı yi�itçe direndi ama, karaya çıkan İngilizler b a ­ taryanın geri5ine düştüler ve or talığı kan gölüne ç ev ir e r e k on lar ı yoketti l er Bu, meş hur Afyon Sa v aş man sonuydu . 27 Aiu s too 1842' vaş

ların kullandığı bir

.

deki barış anlaşmasıyla Hongkong adası İngiltere'ye bıra­

kıldı. Ayrıca, Kanton, Amoy, Futchou, Ningpo ve Şangay dış ticarete açacaklardı. Ama on beş yıl içinde Çin'e ka rş ı yeni bir savaş b a ş latıldı. Bu defa İn­ giltere güçlerini Fransızlarla birleştirmişti. 1857'de bağla ­ şık donanmala r ilk savaşta kine denk bir kahramanlıkla ( 1858) , afyon K a nton u ele geçirdiler. Tientsin b arışıyla alışverişinin, Avr u p a ticaretinin ve Hıristiyan misyonerle­ rin in i ç hötgelere girmesine izin verildi . Ama daha 1859'da İngilizler çarpışmaları yeniden başlattılar ve Peiho ırma ­ iı üzerindeki Çin tahkimatını imha etmeye ç alıştıl ar ; an­ cak, 464 kiş in i n yaralandılı ya da öldüğü şiddetli bir sa ­ vaştan s on r a geri pÜs'k Ürtüldüler . 4 kentleri l ima nlarm ı

'

4

Onuncu

Hsien-Feng

luk

Fermanı nda,

du:

·İngiltere

saklama dık

ve

yılının

ay

gününde 16/9/1000)

ayının üçüncü

takvimine

göre

sekizinci

yayımlanan bir Im parator ­

başka şey lerin yanısır a şunlar da söyleniy or­

ve

Fransa.'mn

uzun

y ı l l ar

Çin'le

ticaret

yapmasını

boyunca onlarla

bizim

hi ç

ya­

aramızda

hep b arış o l d u . Fakat üç yıl önce İngilizler, hiç bir geçerli ne­ den ID I ZI

olmaksızın

Kanton

esir ettiler.

O

kentimizi

zaman

işgal

op ııilleme

e ttiler

ve

ö nlemleri

memurl an ­

almaktan

ka­

çındlk çünkü Vali Yeh ' in inadının bir ölçüde d ü şmanlık nede­

Di olduğunu kabul etmek zorunda kaldık . İki yıl önce barb ar

Kumandan Elgin Ting-heia.ng' a i n c elemesini

emrettik .

rarlanarak Ta.ku klmızı

savaşın

kaçındık tik .

kuzeye

geldi

görüşmelere

ve

o

zaman ChihU valisi T'an

geçilme den

Fakat

barbar

kalelerine saldırdı ve

dehşetinden

korumak

önce

mevcut

durumu

haı:ırlıksı ılığımızdan

Tientsin'e için

ilerledi.

misillerneden

y a­

HaJ ­ gene

ve Kuei Liang'a banş konusunu görüşmesini emret­

Barbarların taleplerinin çileden çıkartıcı niteliline karşın

Kuei ü ang ' a, önerilen Ticaret Anlaşmasın a ilişkin olarak Şan-

77


Bundan sonra İngiltere ve Fransa güçlerini yen iden bir ­ le§lird i , 1860 Ağustosunun sonunda General Cousin-Mnntau ­ ban yönetimindeki 12 .600 İngiliz v e 7 .500 Fransız asll.eri , ?:ince , tek kur şun a tmadan Taku kalelerini ele geçirdi. Son­ ra Tientsin'e ve or adan da Pekin'e do�ru ilerledi. 21 Eylül l860'ta Palikao'da kanlı bir sa vaş oldu ve Pekin Avrupa devletlerinin eline geç ti. Hemen hemen bütünüyle boşal ­ mış ve tümüyle savunmasız kente giren galipler , işe, impa ­ ratorluk Sarayını ya�malayarak başladılar . Daha sonra feldmareşal ve Palikao Kontu olacak olan General Cousin, bu işin bizzat başmı çekti. Sonra Saray, Lord Elgin 'in emri üzerine, bu yağmanın «kefaretini ödemek)) i çin ateşe veri l d ı. . 5 gay ·a

ve i yi

gitmesini e m rettik

bir göstergesi

niyetimizin

ol a .

rak bu Anlaşmanın onayianm ası na bile izin verdik. · Bütün

bunlara kar�m. barbar önder Bruce gene en man ­

tıksı zca i natla sekizinci

ayda bir

daha Taku önlerine geldi.

kere

savaş

Bunun

gemileri üzerine

filosuyla

Seng Ko

bir Lin

Ch'ln şiddetle saldırdı ve onu hızla geri çekilmeye zorl adı . B ü

t ün b u gerçekler açıkça göstermektedir k i bir şey

Çi n

güven kın cı hiç

ve h aksız olan barbarlı:ı.rdır. Bu yıl bar­

y apmamıştır

önderl er E l gi n ve Gros gene kı yıla.nmı zın açıklannda or­

bar

taya

çıktılar

aniann

ama

k a raya

önlemlere

aşın

çı k m aların a

ve

başvurmak

Anlaşm anı n

i stemeyen

Çin

onaylanm a&ı

için

Pekl n 'e gelmelerine izin verd i . ·Bütün

bu

süre

boyunca

barbarların

karanlık

komplolar

ıçinde

olduklarına, beraberlerinde bir ord u ve toplar getirdik­

lerine

ve bunlarla Taku

rtmiz1 püskürterek

nırdı ! • ress

arkadan

k al elerine

Tientsin"e

saldı n p kuvvetle­

doğru ilerleyeceklerine kim ina

U. O. Bl and ve E . T. Blackhouse China under the Emp­

Dowager 'D ul

İmparatoriçe

Döneminde

Çin',

Londra.

191 0, s. 24-25. Bkz: aynı eserde •The Flight to Yehol • Yehol ' a Kaçış bölümünün tamamı . )

3

Avrupalı

kahramaniann

yönelik bu e tkinlikları

Çin'i

meta

değişimine

Çin'in i çsel tarihindeki

açmayı:.

hoş bir olay l a

bağlantılıdır: Mançu Imparatorunun Yaz Sarayının yağmalanma­

sından bir

79

sonra

·Cin'in

sefere gitıi

Gordon'u•

J 863' te

doğru

imparatorluk

Taiping asilerine askeri

kliJ'Şı

k u v vetl e ri nin

ku -


Böylece

Avrupa Devletleri , Pekin 'de

ve

elçi lik aç ma

Tientsin ve diler kentlerle ticarete başlama ayrıcalıkları ­ nı kazandıl a r . İngiltere'de Afyona Karş ı Mücadele Der ­ neğinin Londra , Mancshester ve diğer sanayi bölgelerinde uyuşturucu alrşkanhğına karşı aj itasyon

yaptı�ı . bir pal"l a ­

mento komisyonunun afyon tüketiminin son derece zararlı

1876 Tehi-fu

o�duğunu açıkladığı bir sırada Çin'e afyo n ithali için her

türlü

!!Özleşmesi ,

kolaylığı güvence

altına

alıyordu. O sırada Çin ile büyük devletler a rasında yapı ­ lan bütün anlaşmalarla. tüccar olsun , mi s yoner olsun , her Avrupalının ıtoprak edinme hak'lu garanti editm i şti. Bunun sallanmasında,

top ateşinin yanısıra hile

ve desisenin de

önemli katkısı olmuştu . Anlaşma

metinlerinde'ki

belirsizlik,

Avrupa

sermayes i ­

nin anlaşmalarda belirtilen limanların da dışına adım adım yayılması için uygun bir bahane sağlıyordu . Çin hüküme­ tinden,

misyoneriere

yalnız Anlaşm a Limanlarında değil , eyaJetlerinde toprak ed1nme hakkı kopartıl­

ü l kenin bütün

dı. Hak iddiaları, Fransa ile yapılan ek sözleşmenin Çince a slının Rahip Delarnane tarafından yapılan resmi çevresin ­ d e ki

bilinen

utanmazca

tahrifata

dayandırılıyordu .

Fran ­

sız diploma• s isi ve özellikle ProteSitan misybnerleri, katalik

pederin şeytanca ettiler ,

küim

mandasını

bile

o rdusunun

e ııe ri ydi.

o laa

çok

ele

sayıda

mak

için

hem

kendi

dolandırıcılığmı hep bir

bu

ama

aldı .

onları, Aslında

An c ak

Avrupalı,

hay atlarını

verirken,

y a n d aşlanna

isyanın

aralan nda Çin'i

hem

ağızdan mah ­

Fra nsız

misyonerlerinin

h astı n l m a sı

bir

Fransı z

Mançu Hanedanı Avru p a

t i care t i nin

de -onl ara

silah s atarak küçük b i r ticare t y ap t ı l ar .

karş ı

İngi J i ·,_

ami rali

c

adın a k o ru . t e m silcileri

sava şan asilere

Saygıdeğer t ü c cara he:·

i ki ordu y a silah ve c e phane sağlay arak para k a z a n m a fırsatı çe ­ kici geldi ve asiler silah bulmak ta l m p aratorun a s kerlerinden da ­ ha b ü y ü k güçlük çektikleri ve d,olayısı yl a d a h a y ü ksek fi y a t l a r ödemey e mecbur v e hazır oldu klan için öncelik on l a r a verildL Bu sayede y alnız kendi hükümetlerinin deği l , lngi l te re ve Fran �j a ' n ı n

ordularına d a karşı

ro in Ostasian

'Doğu

durabildile r . •

C M.v.

Asya'da 33 y ı l ' 191 1 ,

c.

Brandt, 33

Jah­

I I I , Cblna, s_ l U

79·


bu

sahtekarlıkla

elde etti kleri hakların

kullanılması n d a n

ve bu hakların . kapsamının 1887'de Protes tan mi syonerleri ­ ni

de

açıkça kaps ayacak

lw y m adı-

biçi mde �eni �letilmesinden ala ­

6

Ç in ' i n meta

deği�imin e Afyon

Savaşlarıyla

ba�layan

girişi, bir dizi <�kirala ma»yla ve Avrupa se rmayelSinin tica ­

ri çı!karlarının Çin topra�ı üzerinde hayasız bir uluslara ­ rası kem ik kapma k a vgasına tutuştuğu 1900 Ç in seferiyl e tamamlandı . Taku kalelerinin e l e geçirilmesinden sonra D u l İmparaf:oriçe 'nin Krali çe Victoria'ya yazdıkları, Ç in 'd e ­ ki Avrupalı <<Uygarlık taşıyıcıları>>nın başlangıçtaki 'kuram ­ ları ile sonraki uygulamaları ara sındaki bu çeliş kinin a l ­ tını ustaca çizmektedir : «Majestelerine selamlar ! - İngiltere 'nin Çin İ mparator ­ olan bütün işleri-nde , aramızda ilk i lişkilerin ku­ rulmasından beri , Büyük Britanya için hiç bir toprak ge ­ nişlemesi fikri söz konus u olmamış ; yalnızca ticaretinin çı ­ karlarını korumaya ve geliştirmeye yönelik güçlü bir is ­ tek varolmuştur. Ülkemizin şimdi korkutucu bir savaş or ­ tamıına sakulmuş olduğu gerçeği üzerinde düşünürken , Çin 'in ticaretinin büyük bir bölüm ü n , yüzde yetmiş ya da s e'kseninin İngiltere ile yapıldığını a kı l d a tu tuyoruz . Dah a ­ sı, güm r ü k vergil eriniz dünyadakilerin e n hafifi ; ithalat üzerinde li manlarınızda ç ok az kısıtlam a var . Bu nedenler ­ le anlaşm a li manlarınızda İngiliz tü ccarlarıyla dostJ;;a ift-şki ­ Ierimiz , karşılıklı yarar yaratara'k son yarım yüzyıl bo ­ yunca kesinti siz sürmüştür . -Ama şimdi ani bir değişikli k oldu ve bize kar�ı genel bir kuşku yaratıldı. Dolayısıyla şimdi sizden , eğer koşulların belli bir bileşimi sonucun ­ bağımsızlığı yitirilir ve Büyük da İmparatorluğumuzun Devletler topraklarımızı ele geçirmeye yinelik uzun süre­ luğuyla

planlanan

dir

tasarılarını

uygulamalk

için

birleşirlerse:. -

( aynı sırada Japon İmparatorun a yollanan bir diğer me6

Dr.

O.

Franke, Die Recht.sverhiiltuisse

7

Bl and ve Bl ackhou s e .

t u m in Ch i n a ( Leipzi g , ı903 1 .

BO

s.

82 ve devamı.

a.

g. e., s . 338.

am

Grun delge n ­


sajda, duygusa l Tzu Hsi, açıkça , dfırsb kaplan gözleri bi­ ze do�ru çevrilmiş olan Batının toprak açiıiı içindeki dev­ letleri»nden

«bunun ticaretiniz üzerinde­ söz etmektedir) olmayacalını dü şün­ ki etkisilnin talihsiz ve meşum olup menizi rica ediyoruz . Şu and a İmparator luğumuz s a vun­ ması için yeterli bir ordu ve fon yaratmak için e n büyük çabayı harcıyor ; bu arada, ara c ı olarak yapacağınız iyi hizmetlere

güveniyor ve kararıruzı sabırsızlıkla

ruz .» 8 Gerek

s avaşlard a

Avrupalı uygarlık

ve

gerekse savaş -arası

taşıyıcıları,

Çin

bekliyo­

dönemlerde

İrnparatorluk

sarayla­

rınd a , kamu binalarında ve es'ki uygarlığın anıUarmda bü­ yük çapta bir yağma ve hırsızlıkla meşguldü. Bu olayl ar , Fransızların İmparator Sarayını v e efsanevi

hazinelerini

talan ettiği 1860 yılıyla ya da kamusal

ve özel mülkiyeti

çalmakta

yanştılı

hyla

«bütün uluslarm:t

sınır lı

değildi :

birbirleriyle

Avrupa 'nın her

1900 yı­

ilerlemeSine yalnızca

meta ekonomisinin ilerlemesi deği l, en büyük ve en kutsal kentlerin için için yanan yıkmtıları , geniş kırsal alanlarda tarımın çöküşü ve savaş katkıları için katlanılmaz derece­ de ağır vergiler eşlik ediyordu . Şimdi 40'tan fazla

Cin An­

laşma Limanı var ve bunlardan her birinin bedeli kan de­ releriyle, katliam_ ve yıkım la ödenmiştir .

Aynı eser. s 337 .

81


ıv

KÖYLÜ EKONOM1SİNE KARŞI MÜCADELE ( Kısım XXIX ) Doğal ekonomiye kar�ı verilen mücadelede önemli bir son aşama , zanaatları tarımdan a yırmak , kırsal zanaatla ­

n köylü ekonomisinin bütün üyle dışına atmaktır. EI zanaat­ ları, tarihsel başlangıçlarında bir yan uğra §tan , uygar ve yerleşik toplumlarda tarımın bir uza ntı"Sından ibaretti . O r ­ taça ğ Avrupas.ında giderek corvee çiftliğinden v e tarımd a n bağımsızla§tılar ve geliııerek uzmanl a§ mış meslekler hali ­ ni, yani kent loncalarınca gerçekleştirilen meta üretimi ha ­ lini a ldılar.

Üretim,

el zanaatlarmdan başlayıp

ilkel

ma ­

nüfaktürden geçerek büyük sınai kapitalist fabrikalar ha ­ line gelmi�ken bile , kırsal bö lgelerde , köyhi ekonomisi a l ­ tında el

zanaatları tarıma sıkı sıkıya

bağlıyd ı . Toprağın

işlenmesinden artakalan her saat, bir yardımcı e v sanayi ­ si olarak kiş isel gereksinmeleri karşılamada ötıemli bir rol oynaya n el zanaatlarına ayrılıY'Ol'dU . ı

Yakı n

ra!ından kentlerde

zamana

bile

uygulanıyardu.

ayakkabılannı.

82

kadar

Çin'de

ve 300 000 n ü fuslu şap kal arı nı ,

1

ev

sanayisi

Ningpo

·Yalnızca

bir

göml ekleri ni .

gibi

kuşak

vb.

burjuvazi ta ve e s k i

büyük

önce.

kadınl ar

ai leni n kend i -


Kapitalist

üretimin gelişmesi,

zanaat k ol lar ı nı teker

teker ta r ım s a l ekonomiden kopartır ve seri üretim iç in fa b ­

rik alard a yo�unlaştırır . Tekstil sanayisinin tarihi buna ti ­ pik mr örnektfr, ama aynı şey, daha az b el irgi n olmakla

birlikte kırsal ekonominin di�er el zanaat dallarında da yaşanmaktadır. Sermaye , köylüleri kendi metalarının alı­ cısı durumuna getire bi l meık için , işe köylü ekonomisini tek bir dala, kapitalist egemenli�e hemen boyun e�dir ile mey e n ve Aıvrup a ' daki mülkiyet kioş u l lar ında bu egemenliğe an ­ cak büyük güçlükle boyun eldirilebilen tarıma indirgemek ­ le başlayacaktır. 2 Dışard an bakıldığında bu süreç ta ma ­ men ba nşçıld ır , belli be l i r s izd ir ve görünüşte tümüyle eko­ nomi k unsurların sonu cudur. Fabrikalardaki seri üretimin, daha yüksek uzm an ia ş m a düzeyi , üreti m sürecinin bilim­ sel ta hli li ve yönetimi , gel işm iş makinalar ve ulus la ra r as ı hammadde kaynaklar ına ulaşabilme nedenleri:yle, ilkel köylü zana atlar ınd a n teknik olarak daha ü s t ün olduğu kuş ­ ku götü rmez . Gerçekte ise, köylü tarımıyla zanaa tlarm bir ­ birinden ayr ılma s ı sürecinde, ezi c i vel"g i ler , s a v a ş , Ya da ulusal top rağın peşkeş ç e ki lmes i ve te k e ll eştir i lm e s i gibi unsurlar etkilidir ; ve bu nedenle bu süreç, ekonomi bilimi kapsamına olduğu ka d ar , siya si iktidar ve ceza hukuku kapsamına da girer. Bu süreç hiç bir yerde Amerik a B i r le ş ik Devletler i ' n ­ d e olduğu kadar eksiksiz yürütülmemiştir . Avrupa v e ö zel-

le ri yapardı . O zaman !.Mr genç k a dı nı n kendi elleriyle yapa­ bileceği bir şeyi tüccarnan alm ası garip k a� ı l a.nırdı . .. I Dr Nyok-Cbing Tsur, l Die gewbllcben Betrieb!lforınen der Stadt Ni n gp o I Ningpo Kentinde Sanayi Biçimleri, Tübingen , 1009, s . 5 1 1 2 Köylü ekonomisi t ari h i n i n son a.şamalarında, kapitalist üretim bütün e t k i si ni yapmışkan bu i l i ş k i n i n tersi n e d ön d ü ğ ü kabul edilmel idir. Küçük köylüler bir kel"B yıkıma uğradıktan sonra, e rke k ler h ayatlannı kazanmak i çin k ap it alist girtı,ıimci­ Jer a d ı na ev sanayilerinde ya. da ü cre t li köleler olarak fabri­ kalarda ç a lı şma k zorunda .kalırken, bütün çiftlik işi genelllk le ka­ dınlann, yaşlılann

ve

çocu.k.la.nn

üstüne

örnek Württemberg'deki küçük köy l ü dü r .

kalır.

Buna

tip i.k bir


li kle

İ ngiliz

s ermayesince

finanse edilen demiryollarıoıo

açtığı izden yürüyen Amerikan çiftçisi, ülkeyi doiudan ba ­ tıya geçti ve ilerlerken kızılderilileri ateşli silahlar ve a v köpekleriyle, i çki v e zührevi hastalıklarla öldürüp geri ka­ lanları da batıya s ü re rek, «boşalttıkları� toprağa el koydu,

temizledi ve i ş le tm eye açtı. Amerikan çiftçisi, İç Savaştan önceki e ski :güzel i!Ünlerin ıs sız ormanlarda . y:ontulmamış

adamı,

aslında

bugünkü

yaşayan bu

karşılığından

çok

Yapamayacağı hemen hemen hiç bir şey yoktu ve dış d ünya dan yalıtılmış çiftiiiinde neredeyse bütünüy­

f arklıydı.

le kendi kendine yeterli bir hayat sürerdi. Çiftçi B ir iiii ' nin y'öneticilerinden biri olaın Senatör Pef­ fer,

1890 'lı yılların başlarında

şöyle yazıyordu :

«Bugünün

Amerikan ç iftçisi elli ya da yüz yıl önceki atasından tü­ müyle farklı bir insandır. Şimdi hayatta olan pek çok erkek

v e kadın, çiftçilerin önemli ölçüde zanaaatlarla uğraş tıkla­ rı, yani kendi kullanımları için pek çok alet yaptıkları gün ­ leri hatırlarlar. Her çiftçinin, yaba ve tırmık, bel ve pul­ luk sapı, a r aba oku ve bir sürü başka tahta alet yapmakta kullandığı çeşitli araçlan vardı. Çiftçi, keten, kenevir, yün ve pamuk da üretirdi . Bunlar çiftlik'le iş lenir , evde eirile­ getirilir , giysi rek iplik haline, dokunarak kumaş haline yapılır ve giyilirdi . He r çiftlikte tahta ve demir işleri için küç'ük bir atıölye,

evde yün taralkları ve dokuma tezgah­

ları vardı. Halılar dokunur, farklı türlerde yatak örtüleri yapılırdı. Her çiftlikte kaz beslenir , tüyleri evdeki yatak ve yastık gereksinmesini gidermede kullanılır ,

fazlası

da

en yakın kent pazarında satılırdı. Kış mevsiminde buğday , un ve mısır, altı ya da sekiz atla çekilen büyü'k arabalarla yüz-iki yüz mil uzağa , pazar a taşınır ve satılıp karşılığın­ da ıg elecek yıhn bakkaliye ve manifaturadan oluşan çiftlik stokları alınırdı. Bunun yanında , ç if tçiler arasında zanaat ustaları da vardı. Bir arabanın çiftlikte yapımı bir-iki yıl alırdı. Malzeme çevreden sağlanır, kullanılacak kerestenin niteliği komşuyla yap ıl a n sôzleşmede be li rtilirdi . Kereste belli bir zamanda kesilmeli ve belirli bi r süre boyunca ku ­ rutulmalıydı . Öyl e ki, araba bittiği zaman , sözleşme ta raf-


larının ikisi de her

tahta p ar casının nereden geldiğini ve

ne süre kurutulduğunu bilird i . Kışın , yörenin dağramacısı gelecek mevsimki inşaatlar için pencere çerçeıveleri , pan ­ curlar, kapılar. çatı kirişleri, pervazlar ve tahta 'kornişler yapardı. Sonbahar kırağıları başladığında ayakkabıcı çift­ çileırin evlerine gider ve orada , kendi'Sine ayrılnuş bir köşe­ de oturup aileye ayakkabı yapardı . Bütün bu işler evde ya­ pılır ve masrafın büyük kısmı çiftliğin ürünleriyle ödenir­ di .

Kış başladığında gerekli eti sağla ma

zamanı g.;Lniş

ailenin ertesi y ıl kullanacağı et hazırlanır ve tü l ­ sülenerek saklanırdı. Ailenin gereksinmesini karşılamaya

olurdu ;

blo! bol yetecek kadar şıra , elma marmeladı v e çeşitli kon ­ seı-veler için gereken ürünler , çiftliğin meyva bah çeler i n ­ d en sağlanırdı.

Buğday,

ailenin

n akit

gereksin mesini

an­

cak k arşılayacak kadar azar a z a r harman lan ırdı . H e r şey saık lanır ve kullanılırdı . Böyle bir ekonominin son u çlarından b ir i , çiftçilik işin i yürütmek için göreli olarak ç o k az para gerekmes iydi . O günün en bnyü k çiftçi lerine, işlerinin ge­ reği olar ak , tutulan rençber , alet onarımı ve zaman zaman çıkan d iğer harcamalar için ortalama yüz doların yetmiş olması gerekirdi . »

3

İç Savaşta n sonra

bu kırsal c ennet hayatı birdenbire

sona erecekti . Savaş devlete 1 200 000 sterlin (6 milyon do­ lar) tu tarında

büyük bir ulu sa l borç yükü

getirmişti ve

bunun sonucunda vergiler önemli ölçüd e artbrıldı . Ö te yan ­ dan , çağdaş ulaşım v e san ayinin , özellikle makina yapı mı ­ nın hızla gelişmesi, daha yük s ek koru macı gümrük vergi ­ lerinin konmasıyla teşvik edildi .

Demiryolu

ya pımının

ve

toprağuı ciftçilerce iskanının geliştirilmesi için, demiryolu şirketlerine büyiik mikt arlarda hazine toprakl verildi . 3

Bu

W. A . Peffer. Th e Farmer's SJde. His Troubles and Their

Remedy

sım ll.

(Çiftçinin

·Cha.nged şullan l . Farmer

Tarafı .

• How We Got s.

Conditions

56-57.

Onun

Here · of

Ayrı ca

the bkz:

Sık ıntı lan

ve

Farıner• .;\ M.

C Çiftcinin

Simmons.

C Amerikan Çiftçi si l . 2 . bas. Chicago,

Kı ­

Çarel eri l ,

!Buraya Nası l Gel d l k? J .

Deği şen

Th e

1006.

Böl .

s.

i.

Ko·

American

74 dipnot..


şirketlere yalnız 1867 yılı nd a 74 milyon hektardan fazla top­ rak verildi ve bu nedenle demiryolları görü lmem i ş bir hız­

la arttı 1860'ta 50.000 kilometrenin .

uzunluğu, 1870 'te 85.000

altında

kilometreyi ,

olan demiryolu

1880'de ise 150.000 ki­

(Aynı d ö nemde , 1870-1880 arasında , Av ·

lometreyi aşmıştı..

rupa 'dak i d emiryolu uz unluğu 130.000 kil'Ometrede n 169.000 k i l om e tr eye çıkmıştı . ) D emi ryo llar ı ve tıoprak spekülasyon ­ Avrupa ' da n

ları

Birleş i k Devletlere

kitle

halinde

göçlere

yol açtı ve 1869 ile 1 892 arasında ki yirmi üç yıl iç ind e 4,5 milyondan fazla in s an göç etti . Bu yolla ABD g i d e r e k Av ­ rupa ve özellikle İngi liz sanayisinden özgürleşti , f a brika ­ lar kuruldu ve ulusal tekstil , demir , çe lik ve maki na sa na ­ yileri geliş ti .

Devrimci dön üşüm sürecinin en hızlı olduğu

kesim tarımd ı .

Zencil e r in ö z gürlüğe

kavuşması

Güneyli

,

çiftçileri İç Savaştan kısa süre sonra buharlı pulluğu k ı l ­ Batıda i s e , demi ryollarının p e ­

lanmak zorund a bırakmış ; şinden , en

çağdaş makinaları ve teğniği kullanarak işe baş ­ layan yeni çiftlikler ortaya çıkmıştı . «Makina kullanımı Batı tarımını devrimci bir biçimde değiştiriyor ve işte kullanıla n insan emeği oranmı şu ana kada r ulaşılan en düşük d üzeye indiriyor. . . Bu arad a , öne çıkmış yönetici ve örgütsel yetenek ler de kendilerini tarıma

adıyorla r . Binlerce hektarlık çifl l i kl er , 40 hektarlık pek çok

ç iftl i k t en daha büyük bir u s ta l ı kla , araçlardan a ma çlara daha u yg un ve daha ekonomik bir şekilde yararlanılara k ve daha yük'sek bir k a r la işletiliyorlar . »

4

Bu sırada dolaysız ve dolaylı vergi yükü büyük boyut­ lara va rmıştı . İç Savaş vergi

sisteminin

s ı.raiS ında temelini

,

30 Hazira n 1 864 'te b u ­ tüketim

ve

gelir üzerinden alınan vergileri olağanüstü bir düzeye

çı­

g ü :ık ü

oluş tura n ,

kartan yeni bir mali yasa ona yla nd ı . Bu ağır sa va ş v e rgi 4

ABD

Ta.rı m

! W ashington,

reldehandel

i çinde,

s.

kale ilk

86

18681 .

In den

Komisyonu

Aktaran:

Başk anı nın

Lafargue.

Vera l n l gten

Staaten;

1867

yılı

raponı

Getreldebau und Get ­ Die

Neue

Zelt

( 1885 1

344 . A B D ' d e tahıl ekimi ve tic aretine ilişkin bu o l arak

1 88 3 ' t e bir Rus d e rgisinde yayı mla.n d ı .

ma.


leri , iç üretim üzerindeki yükü gümrük vergileriyle denge­ lerneye yönelik gerçek bir korumacı gümrük resimleri çıl­ gınlığı için bahane oldu .

5

Koruma cı

programlarını uygu­

lamak için savaşı bir manivela olara k öne süren MorriU , Stevens ve diğer baylar, gümrük politika sı araemın tümüy­ le açık ve çıkarcı bir biçimde, her türden özel karı arttır­ mak için kul lanılmasını başlattıl ar . Yasama meclisinin önü­ ne kendi cebini doldurmak için herhangi bir özel gümrük vergisi dileğiyle ç ıkan her yerli üretici , isteklerinin seve seve kar�ıla ndıltnı görüyordu . Gümrük vergisi oranları, il ­ g ili tarafla rdan herhangi birinin isteyebileceği k a d ar yük­ sek tutuluyordu . <<Sa vaş� diye ya zıyor Amerikalı Taussig , «ulusa l haya ­ tımız üzerinde pek çok aıçıdan dinçleştirici ıve soylulaştırı­ cı bir etk'i yaptı ; ancak iş hayatı ü zerindeki ve parasal çı­

karlarla ilgili bütün yasalar üzerindeki dolaysız etkisi ce­

saret kırıcıydı. Kamu görevi ile bireysel çıkarlar arasmda­ ki çizgi, yasa koyucularca sık sık gözden kaçırıhyordu. Bu i ş ten kazancı olanlarca zorlanan ve çıkartılan yasa deli ­ şiklikleri sayesinde büyük servetler yapıldı ve ülke, kamu görevlilerinin

onur

ve

na musla rının

lekesiz

kalmarlığını

üzüntüyle gördü .» 6 Ülkenin e konomik hayatını tümüyle deliştiren ve yirmi yıl boyunca hiç değişmeden yürür lük te kalan bu gümrük yasası, Kongreden üç gün , Senatodan iki gün içinde, hiç bi r eleştiri , hiç b ir tartı şma v e hiç bir karşı çıkış olmadan apar •30 Haziran 1864 tarihli üç Gelir Y as a sı aslında tek bir

5

ö n lem.l,

dünyanın gördüiü belki

oluş tunıyordu . . .

İç

Donnybrook

gibi,

yanılarak

Fuan ndaki

hazırlanmı ş tı:

United States

vergi önlemini

lrlandah'nın önerdiği

! gördüğünüz

nüz malı vergilendinn.) • the

de en büyük

Gelir Yasas ı , Mr. David A . Wells'in dediği

kafaya

vunın,

i lkeye da­

gördüjü­

CF. W. Taussig, The Tariff Hi11tory ot

[ B i rle ş i k

Devletlerin

Gümrük

Vergisi Tari­

hl i , New York- Londra, 1888, 163-16 4 1 6

Aynı

eser, s.

1 6 6 - 1 67.

87


topar geçirildi .

7

Bu

ya sa

gunumuze kadar A.B .D . gümrü k

yasalarınm temelini oluştu rmuştur . Amerikan mali politikasındaki bu ani değişiklik, parla ­ mentonun utanmazca çürümesi, büyük iş çevrelerinin hırsı­ nı dayurabilmek için seçimlerin , yasamanın ve basının açık!ça ve insafsızca kullanılması çağını a ç tı . insanlığı «kö­

lelik lekesinden� kurtarmak için verilen «soylu savaş» son­ rasında toplumsal yaşanun sloganı «enrichissez-vouz»

"'

ol­

du. Zenci kurtarıcısı Yankee , borsada çılgınca spekülasyo n ­

la servet yığınaya yöneldi ; Kongrede kendini k a m u top­ raklarıyla donattı ; gümrükler ve vergilerle , tekellerle , sah ­ te hisselerle ve kamu fonlarını çalarak zenginleşti. Sanayi gelişti. Küçük ya da orta çiftçinin hemen hiç paraya gerek duymadığı,

buğday

yedeklerini

olgunlaştıkça

harmaniayıp

paraya çevirebileceği günler geride kalmıştı . Şimdi , vergi­ lerini ödeyebilmek için

sürekli olarak para , hem de çok

para gereksinmesi içindeydi . Ürününün

bütününü hemen

satmaya ve gereksinmelerini hazır ma l halinde imalatçılar ­ dan almaya zorlanıyordu. Peffer'in dediği gibi .

<<Ü zamandan bugün e neredeyse herşeyin değiştiğini gö ­

rüyoruz . Özellikle Batıda çiftçi buğdayının tümünü bir defa ­

da harmanlıyor , tümünü birden elden çıkarıyor ve p ek çok durumda saman ziyan oluyor . Domuzlarını satıyor, su cuk ve domuz eti s atın alıyor ; s�ırlarmı satıyor ve yerine göre ta ­ ze, konserve ya da tütsütenmiş et satın ahyor ;

meyvasını

satıyor ve konserve biçiminde geri alıyor . Keten yetiştirse bile, elli yıl öncesinde yaptığı gibi iplik haline getirip ç o ­ cuklarına giysi yapmak yerine , ketenini biçiyor , tohumu ­ nu satıyor, sapmı i s e yakıyor . E lli çiftçiden en fazla biri

koyun besliyor. Kull anm a sı için hazır kumaş ya da giysi haline g etirilmiş yün için , ko yu n yetiıstlricisi büyük çiftç i 7 ·Durumun gereği, ülkenin kritik durumu, a c i l ge lir ge­ reği, uygar ülkeler tarihinde örne ği ne rastl anmadığını rah a t ­ ç a aOyleyebileceğlm lz b u aceleyi mazur gö sterebilir. • (Tauss i g . a. •

K· e., s . 1681

Zenıinleşln - Türkçeye

çevtrenin notu .


ye muhtaç . Giy5ilerin i çif tlikte , kendi evinde ya da bir kom ­ şu kadına ya da bir mil ötedelti köy terzisine yaptırmak ye­ rine, ya en yakın kentte hazır giysi satın alıyor, ya da ku­ maşı alıp bir kent terzisine diktiriyor . Yaba , tırmık gibi çirtlikte kullandı�ı ara·ç ları ·kendisi yapmak yerine, balta ya da tokaç sapını bile kentten satın alı yor. Kınnapı, ipi ve gerekli ba�a her çeşit lifli malzemeyi satın alıyor . Kon· serve meyvayı ve reçeli satın alıyor ; jambon , k ol , parça domuz ve dan a eti satın alıyor . Aslında bir zam anlar kend i ürettiği hemen herşeyi sat.ın alıyor ve bütün bunlar para gerektiriyor . Bütün bunların yanısıra diğer heprs�nden daha garibi , önceleri Amerikan evi özgür ve ipotek!siz bir evken , borç ödeme güvencesi olarak ipoteklenffl ev binde bir bile değilken ve çiftçilik işini yürütmede gerçekten kul­ lanılmak için çok az miktarda para gerekirken , çiftçilerin her zaman talebi karşılamaya yetecek parası vardı. Şimdi, eskisinin en az on katı para gerekirken, ya çok az para bu ­ lunabiliyor ya da hiç bulunarnıyar ; çiftiikieri n neredeyse yartsı değerler i kadar ipotek altında ve faiz oranları ç ok yükisek . Bu hayranlık uyan dırıcı değişikliklerin nedenine gelince. . . İmalatçı , yü n ipliği fabrilkasıyla, yü n tarama fabri kasıyla . süpürge fabrikasıyla , ip fabri kasıyla , tahta eşya fa brika sıyl a , pamuklu fabrika sıyla , domuz eti paket­ Ierne kuruluşuyla, kofliServe ve meyva konserıvesi fabrikala ­ rıyla çıkageldi . Çiftlikteki küçük atölye yerini kentte ki b ü ­ yük atölyeye bıra ktı . Yöresel araba atölyesi yerini hafta ­ da yüz -iki yü z arabanın yapıldığı . . . kentteki büyü·k kurulu ­ şa bıraktı . Ayakkabı atölyesi yerini işin ç oğunun makina ­ larca yapıldığı kentteki büyük kuruluşlara bıraktı . » 8 Nihayet, çif�inin kendisinin tarımsal emeği , makina kullanan emek haline geldi : «Topra ğı makinay la sürüyor , tohumu rnaikinayla ekiyor ve ekini makin ayla biçiyor . Buğ­ dayını bir makina biçip demetliyor ve harman makinala n ­ nı buhar çalış tır ıyor . Çiftç i , toprağı sürerken s abah ga z e 8

Peffer,a. g.

e.,

s. 58.

89


te sini okuyabilir ve ekini bi çerken bir tentenin a ltında otu ­ rabilir .:& 9 Sering ,

seksenli yıllarm ortalar ında

Kuzey -batıda en

küçük bir çiftlikte «çok mütevazi bir baş langıç için:�> gerek­ li paranın 1200-1400 dolar olduğunu tahmin ediyordu .

10

Amerikan tarunmda «Büyük Sava§:ı>tan sonraki bu kök ­ lü

dönüşüm ,

g ir dabın

işin

yalrw:ca

sonu

de�ild i .

Bu ,

başlangıcıydı .

ç iftçinin

Çiftçinin

s ür üklend�i

tarihi

kapitalist

bir ikimin gelişmes'inin i'k inc i a §amasınm yetkin bir örne� i ­ d i r ve bizi kendili�indeın b u aşamaya getirir. Doğal ekono­ mi,

Jdş'isel gereksinmeler i çin üretim ve zanaat ile tarım

arasındaki yakın i li§ki , orta dan kaldırılmalı ve bunların ye ­ rine basit bir meta e konomisi

geçirilmelidir . Kapitalizm ,

kendi artı -değerini satmak için meta ekonomisine gerek du­ yar. Meta üretimi , kapitalizmin içer sinde s erpilip gelişebi ­

� nca k ,

leceği genel biçimi oluşturur .

basi t

meta

üretim i

doğal ekonominin yıkıntıları üstünde yaygınlaşmaya başlar başlamaz, sermaye ona düşman kesilir . Sermaye basit me ­ ta ekonomisine hayat verir verme z , bu ikisi üretim ara çla ­ r ı , iş gücü ve pazar için rekabete girmelidir. Kapitalizmin amacı başta üreticiyi tecrit etmek ve onu koruyan topluluk ba�larmı oldu ;

koparmaktı ;

sonra

tarımın

zanaattan

ayrılması

�imdi ise. küçük meta üreti cilerini üretim araçların­

dan ayırmaktır. Birleşik Amerika'da , yük Savaş:�>

kamu

yukarıda değindiğimiz gibi,

topraklarına

<<Bü ­

tekelci kapitalist şirketler

ve tek tek s pekülatörlerce büyük çaplı e l koymalar çağını başlattı. rindeki

Çılgınca demiryolu

yapımı ve demiryolu hissele­

giderek artan spekülasyoo ,

toprak ü zerinde delic e

bir kumara neden oldu ve tek tek serüvenciler ve şirketler smıi"Sız

servetler vurdular ; h atta bir ilin tüm topraklarını

ele geçirdikleri oldu . Ek olarak, bir aracılar güruhu , ta n ­ tanalı v e utanma z c a bir r eklamla , her türden kandırmaca 9. ıo.

Aynı eser, -Introductl on, •

D i e l andwirtschaftllche

s. 6. Konkurrenz Nordamerlkas

zey Ameri k a"da Tan m s al Rekabet ) Leipzig, 1887,

90

s.

43 1 .

CKu


ve

sahte i ddiayla A vrupa 'dan ABD'ye büyük bir göçmen

a kımı sağla dı . Bu göçmenler önc e Atıantik kıyılarındaki d o�u eyaletlerine yerleştiler . Bu eyaJetlerde san ayinin ge ­ lişmes iyle tarım batıya kaydı. 1850'd e Ohio 'da , Columbus 'ta ol an «bu�day merkem, sonraki elli yıl içinde 99 mil kuzey ­ de

ve 680 mil ba tıdaki bir bölgeye kaydı . 1850 'de toplam

buğda y üretiminin yüzde 5 1 , 4 'ünü kar�ılayan Doğu eyalet ­ lerinde, bu oran 1 8BO'de yalnızca yüzde 1 3 ,6 idi ve buğday ü retim i nin yüzde 71 ,7'sini Orta -kuzey , yüzde 9 ,4 ' ün ü Batı eyaJetleri sağlıyord u . J 825'te Kongresi ,

Monroe

başkanlığındaki

Birle� ik

Devletler'in

kızılderililerin. Missis sippi'n i n do�s unda n batıs ı ­

na nakledilmesine karar vermişti . Kızılderililer umutsuzca direndilerse de, kırk kızılderili sava�ındaki !5 0ykırımlardan s a ğ çıkanların hepsi süprüntü gibi atıldılar , s ığır gibi ba

tıya s ürüldüler ve vah�i hayvanlar gibi , çitlenmi� «rezer ­ vasyon bölgelerine» dolduruldular . Kızılderili, çiftçiye yer a çmaya zorla nmıştı . Şimdi de çiftçi , sermayeye yer a çmak i çi n Mi ssissippi 'nin ötesine sürülü:yordu . Amerikan çiftçisi,

demiryollarmı

izleyert!k Batıya ve

Kuzey-batıya� büyük toprak spekülatörler inin parlak ilerledi .

resimlerini

çizdikleri

vaadedilmi�

a rac ılarının

tx:ıprağa

doğru

Ancak en verimli ve en uygun yerlerdeki toprak ­

lar, büyük işletmele r halinde , saf kapitalist yöntemlerle i � ­ lenen şirketlerin elindeydi . Yabanıllığın orta sına sürülmüş çiftçinin dört bir ya nında tehlikeli bir rakip ve ölümcül bir düşman , eservet çiftlikleri» , ne yeni ne de eski dünyanın daha ö n c e bilmediği büyük kapitalist ta rım i�letmeleri ba � ­ gös teriyordu . Bunlarda artı-değer , modern bilim ve teılcno­ loji

çerçevesinde bilinen

bütün kaynaklarm

kullanılmasıy­

la ü retiliyordu . «Mali ta runın önde gelen temsilcisi olarak, bugün is ­ mi Atlan ti�in iki yakasında da bilinen

Oliver Dalryrnple

görü l ebilir . 1874'\en beri aynı anda hem Red River •

A BD'nin

güneyind e ,

Tex a s ,

Arka.nsas.

Loui siana

"'

ve

üzeOk­

I ah oma.'d an geçen, y ak:Jaşı k ıaoo kilometre l i k b i r ne h i r - Türk ­

çeye ç e v i ra nin notu .

91


rind�ki bir buharlı ,gemi h at t ını , hem de bir banker şia keti ­ 30. 000 hektarlık altı ç iftliği işle­ ne ait toplalin y akl aşık tiyıor. Bu çiftii kierin her biri 800 hektarlık bö lü m l ere, her bölüm de 267 h ektarlık alt.Jbölümlere a yr ılmı ş t ir . Bunların her birin in ba§ında ekip şefleri ve alt-ekip şe:fleri v a rdır . Her alt-bölümde 50 kişiyi barındıra cak barakalar ve bi r o kad a r at ve k atırın bulunduğu ahırlar, a yrıc a mu tfaklar, y!yecek ma dd e'S i satan dükkanlar, makina depoları , nal­ bant v e çilin g ir le r için aiX>lyeler yapılmıştır. Her alt bölüm­ de 20 ç'ift at, 8 ta ne iki bıça'klı pulluk, 12 tane atla çekilen mi'bzer, 12 t ane çelit dişli tırmık , 12 biçerbağlar . 2 h a rm an ma kinası ıve 16 araba bu lunur . Makinaların v e iş h ayV a n la ­ rının ( i ns an la r ın , atların ve k at ı r la rı n ) iyi ve mümkün ol a n en f a zla işi yap a bilece k durumda olmalarını s a ğlamak için her ş�y y a p ı l ı r . Bütün alt bölümleri birbirleri yle ve merke ­ zi yönelimle ba ğlay an bir telefon hattı vardır . <ı:30 .000 h ek t ar lı k altı çiftliği , a s k eri düzende örgü llen ­ miş 600 kişilik bir işç i ordusu işler . Hasat sırasında iş l et m e 500-600 ek işçi d a h a tutar ve ç eşitli alt-bölümlere d ağ ıt ı r . Sonbaharda iş tama mlandıktan sonr a , ek i p ş e f i ve a lt -bö · lüm başın a 10 kişi d ış ı n d a ki işçiler işten çıkartılır . Dakota ve Minnesota 'dak i bazı çifiliklerde at ve katırla r kışı iş y e ­ rınde geçirmez . Ha s a t s onrası siiriim biter bi tmez , a t v e kalırlar yüzer ya d a ik i yüzer ç iftlik g r u p l a r ha linde , gele ­ cek bahar geri g etir i bnek üzere 1 000 - 1 500 k ilometre güneye gö'türülür .

<ı:Sürme, ekim v e h asat ma kinaları ç a lışırken , a t sırtın ­ daki teknisyenler o n l a r ı izler . Bir aksilik ol u n c a , s ö z k o ­ nuısu m a ki n a ya dörtnala aıt ko ş t u r u r , makinayı onarır ve gecikmeden yeniden çalışır h a le g et ir ir l er . B içi l e n e k in g e ­ ce günd ü z aralıksız çahş a n h a l'man m a k i n a t a r ın a taşınır . Makinalar , d em ir borularından ocağa verilen saman deme t ­ leriyle ısıtılır . Ekin m a ki n a l ar l a dövü lür , savrulur , tartılır

ve çuve ll ar a doldurulur, sonra ç iftliğin yanından geçen v a ­ gonlara konu r ve Duluth ya da Buffa l o ' ya gönderilir . Da l -


rymple ekili alanını her yıl 2000 hektar a rtırır. 1 880 ' de ekili 11 alanı 1 0 .000 hekta r d u

1 870 ' 1i yılların s o n unda , buğday ek ili 14 000 - l B 0 00 h e k ­ t a r toprağa sahip t e k t ek kapitalistler ve �irketler ort ay a çı:kmı�tı Dile. Lafargue 'ın yazdığ'ı zamandan bu yana, Ame ­ r ika 'da büyük öl çekli kap i ta li s t tarımda tekni k i lerlemeler elde ed ildi ve makina kulla n ımı büyük ölçüde a rttı . ız Amerikan çiftçisi b u kapitalist girişimlerle başarılı bir şekilde r ekabet edeme z di . M a l iye üretim ve ta �ıma koşul­ larındaki genel köklü dönüşümün. kendisini kişisel g e r e ksi n ­ meler i r; in ür etimi b ı r a k ı p yalnız c a pazar için üretmeye ,

ll ru

ı2

L a fargu e . a . g. e . , s . 3 4 5 . Ç a l ı ş m a K o misyonu

! W a s h ingto n ,

şısında

o

1898 1 ,

zam a n k i

B aş k an ını n Onücün c ü Y ı l l ı k Rap o ­

m akina

üs tünl ü ğ ün ü

k u l l a m m ı nı n e l l e

şöyl e

B i rim b a şı na emek iş

Tipi

Küçük tahıl ekimi ve h armanı

ı

Mı sı r ekimi Mı s ı r k e simi

3

Mı sır ayıkl a nması Pamuk ekimi Pamuk yeti ş t i rilmesi

ı

ı2

Ot biçm e l arak X biçici l

S a m an bi çme

ve balyal a rn a

Patates ekimi

Domates ekimi

Domates yetiştirilme ve hasacl.ı

ll ı

ı

134

k e.r­

zaman

Mak ina saat

K ü ç ü k tahı l hasılat

çalışma

tabloiB.Ştı.rnu ştır:

El

dk .

saat

32,7

ıo

55

40

37,5

6

s

4,5 3,6

66

dk .

ıs

40

5,1

8

60

48

0,6

7

20

3, 4 2,5

35

39

5,2

�·

3,0

4,0

ıs

ıo

20

93


zorladığı bir

sırada , tarıoun önemli ölçüde ya ygınla§ma s ı .

tarımsal ürün fiyatlarında olağanüstü bir düşüşe yol açtı . Ve tam çiftçi ld'tlesin.in kaderinin pazara batlandıftı sıra ­ da, Birleşik Devletler'in tarunsal pazarı yerel bir pazar ol ­ maktan çıkıp bir dünya pazarı haline dönüştü ve birkaç de v sermayenin çılgın spekülasıyonlanna a çık hale geldi.

Hem Amerika'da hem de Avrupa 'da tarunsal ilişkilerin tarihinde önemli bir yıl olan 1 879'da ABD'den Aıvrupa 'ya

buyük boyutlarda bulday ihra�atı başladı . �3 13.

buğday

ABD'nin Avrupa'ya

Mi lyon kile

Yıl

ihracatı:

Milyon kile

Yıl

17, 9

1885--86

57,7

1874-75

71,8

1890-9 1

55, 1

1879--00

153,2

1 86 6---{! 9

CJuraschek.

1 8 99--- 1 900

Ueberslchten

der

Weltwirtschaft,

10 1 . 9

C.

I, s . 321 Aynı

an d a,

olarakl şöyle

çiftli kte tesl im kile başı buğday

d üşt ü

: ) 05

ı 87o-79

83

1 88 ()..--...89

57

1895

VII.

K ı sı m

fi y a t ı

( ce n t

1 896

73

1 897

81

58

ı 898

1 899'da ki l e başı b u ğ d a y fi yatı 5 8 cente d üştükten sonra ye

n id en artmaya başladı. 1900

62

1 903

70

1901

62

ıoo4

92

1903

63

CAynı eser, s . 18) MoaatUclıe Nachwelıı e Ober den Auswö.rtigen Handel'e göre,

ton başı mark olarak fiyat 1912 haziranında şöyleydi: Berlin New York

Maonheim

9i

227 , 82

178,08

247 , 93

Londra Odessa. Paris

170,96 173.94 243,69


Bu büyüyen pazardan tek kar eden, elbette büyük ser­ mayeydi .

Küçük çiftçi

giderek ço�alan

rekabeti altında ezildi ve

dünya

büyük

çiftiikierin

pazarı üzerinde baskı olu § ­

turmak için ürününü a l a n spekülatörlerin eline, d ü§tü . Ser ­ mayenin büyük güçleri karljısında çaresiz kalan çiftçi bor­ ca girdi

-

lroylü ekonomisinin çöküşünün tipik biçimi . Çift­

çilerin borçlanınası kı'Sa zamanda bir uluşal felaket haline geldi. 1890 'da AIBD Tarım Bakanı Rusk ,

çiftçilerin umutsuz

durumuna delinen bir sirküler da�ıttı . Sirkülerde şöyle de­ niyordu : 4:Çiftlikler, ev ler ve toprak üzerindeki ipotek yükü kuş ­ kusuz son derece

huzursuzluk verici boyutlar

kazanmıştır

ve bazı durumlarda bu yük altına girilmekte acele edilmili olduğu kesinse de, çoğu durumda iprote'k zorunluluk

sonucu

ortaya çıkmıştır . Yüksek faiz oranla rı . . . getiren bu ipotek­ ler . . . bugün ,

tarım ürünü fiyatlarındaki

karljısınd a çok ezici hale gelmekte

çi!tç'inin dır .

süregelen düşüş

ve pek çok durumda

evini ve toprağını yitirmesi tehdidini ya ratmakta ­

B u , çiftçilerimizin çektiit.i a cılara

çare bulmaya çalı ­

�an herkes i çin çok güç bir sorun oluştunnaktadır . Bu du­ rumd a , çiftçinin bugünkü fiyatlarl a borcunu ödemek üzere ı

dolar kazanması için , bu doları borç aldı�ı zamankinden

çok daha fazla ürün satmak zorunda oldu�u

görülmekte ­

dir . Faiz ödemeleri birikirken ana paranın ödenmesi bütü ­ nüyle olanaksız görünmeye başlar ve tam

lUmiz

da

sözünü etti ­

bu bunalım, ipotejin yenilenmesini çok g ü ç leştirir

.

:.

u

ıg Mayıs 1891 sayımına göre , 2 , 5 milyon çif tlik a�ır bir borç yükü altındaydı ve bunların üçte

ikisi

borçları

milyar doları bulan çiftlik s ahiplerince iıileti l iyordu .

2,2

c:Durıım ljUduır ; çiftçiler ölümün vadisinden ve gölge ­ Çiftçilik kAr getirmiyor . Çiftlik ürünle ­ rinin de�eri büyük s a valjtan beri yüzde 50 o ranında dü§tü ;

sinden geıçiyor lar . •

14 Perter. a. g. e . , kısım 1, •W here W e Are• ! Neredeyiz? ) . Böl. ll, ·Pro gre ss of Agriculture » ! Tarı m ı n I l e rl emesi l , s 30-3 1 . •

ley

Almanca ori j i nali nde de , Ingilizc e ol ara k tırn ak içinde: • val­ and

shadow

of death•

-

Türk ç e y e

çeviranin notu.

95


çiftlik değerleri ise son on yıl boyun ca yüzde 25-50 oranın ­

da azaldı. Evleri üzerindeki ipotelk.lerle güvence altına alı n ­ m ı ş borçların ezdiği çiftçiler , pek ç o k durumda vadesi ge ­ len faizleri bile ödeyemiyor ve genel bulıran nedeniyle ke ­ faletler değer kaybettiği Bu korkunç

için

borçlarını yenileyemiyor lar .

umutsuzluk rüzgarında

pek çok çiftçi evini

ka ybediyor ve ipotek değirmeni onları öğütmeye devam edi ­ yor . Acımasız bi r g ü c ün eline düştük . Ç iftlik çökü y or.;ı)

ıı

B orç y ü k ü a ltmda yıkıma uğramış çiftçinin , ücretle ç a ­ lışarak ek kazanç sağlamaktan y a da henüz binlerce ba ş ­ ka çiftlik gibi alacaklılarının pençesine düşmemişse çiftli­ ğini bütünüyle terketmek. kendisine

cehennem olmuş bu

«vaadedilmiş toprağın�. kendisi için cehennem haline ge l ­ mi§ olan bu «buğday cennetinin :ı> tozunu ayaklarından sil­ keleme!kten ba§ka çares i yoktu . 1880 '1i yıllarm ortalarında terkedilmi§ ,

yıkılan çiftliklere

her yerde

rastlanabilirdi .

Sering, 1887 'de şöyle yazıyordu :

«Çiftlci borcunu zamanında ödeyemezse, ödemesi gere ­ ken faiz yüzde 12, 15, hatta 20'ye çıkartılır . Ağır çalışma ­ sının meyvalarını elinden alan bankacmın , makina satıcı­ sının ıve bakkalın baskısı altındadır . . . Kiracı olarak çiftlik­

te ka labilir ya da şansını başka yerde aramak için daha ba tıya gidebilir. Kuzey Amerika 'nın hiç bir yerinde, Kuzey­ batı

çayırlarının

buğday bölgelerinde'ki kadar çok sayıda

borçlu , dܧ kırıklığına uğramış ve acılı çiftçiye rastlama ­ dım. Dakota'da çiftli�ni satmaya hazır çiftçi görmedirn . :ı> 16 Vermont

eyaleti Tarım

Komisyonu

olmayan bir tek başkanı ,

1 889'da

eyaletinde çok yaygın olan çi ftiikierin ter'ki olgusunu şöyle «-

anlatıyordu : seni n

. . anla§ılıyor ki bu eyalette, okulun ve kili­

yakınında ve demiryolu

yan yerlerde,

olan aklarından uzak olma­

Batıdaki toprak fiyatlarına yakın bir fiyat­

tan satın alınabilecek, geniş ekilebilir bulunduğu ku§lku 15 16.

96

Aynı

e ser. s .

sahip's iz ıtopraklar

götürmemektedir. Eyalette böyle toprak42 .

Seri ı:ıg, a . g . e . ,

s.

433.


ların b u l u n d ulu bildirilen illerin t ü mü ne henüz gitmedik ; a nc a k, geçmişte işlenmiş olup halen sahipsiz bulunan top­ t·ağln şimdi ıssız durumda yattığı ama bunun önemli bir kısmmm sıkı bir çalışmayla iyi bir gelir getir ebileceği ka­ msına

varmamıza yetecek kadarma gitmiı; bulunuyoruz.»

New

Hampshire eyal e ti yetkilisi ise, 1890 yılında, 67 s ay ­

f asını en düşük fiyatlarla satıhğa çıkartılan ç if tl ikler i an ­

latmağa ayırdığı bir broşür yayımladı. Broşürde, oturula­ bilir binaları olan ve kısa biır süre önce terkedilmiş 1442 çiftliği anlatıyor. Aynı şey başka bölgelerde de olmuştur. Bir zama n la r mısır ve buğday yetiştiren bi nler ce dön üm 11 t opr a k i ş lenrniyor , ot ve çalıyla kaplanıyor . Terkedi lmiş toprağı yeniden iskan etmek için , speküla­ törler r e kla m kampanyaları açtılar ve bölgeye göçmenleil', öncellerinin yazgısma daha da çabuk ulaı;acak olan yeni kurbanlar çektiler. Özel bir mektupta şunlar yazılı : «Demiryolları ve pa­ zarların yakınında hiç kamu toprağı kalmamıı; . Hepsi spe­ külatört e rin elinde. Yeni gelen boş toprağı devralıyor ve çiftçi sayılıyor ama çiftliği var lı ğ ını s ürdürmeye yetmiyor bile ve büyük çit�çiyle re k a bet etmesi olanaksız . Top r a ğı ­ n ı n yasanın zorladığı ka darını ekiyor , ama doğru dürüst bir hayat s ür d üreb ilm ek için tarım dışında ek gelir kay­ nakları araması gere]c . Örneğin O r egon ' d a beş yıldır 65 h e k ta r toprağı olan bir adam tanıdmı ki , h er yaz Temmuz sonuna kadar, günde bir dolara on iki saa t yol yapımında ç a lı ş ıyor d u . Bu a dam 1 890 s ayım ı n d a beş milyon çiftçiden biri olarak gözüküyor tabii . Gene, Eldorado'da toprakluı­ nı yalnızca

sığırl arı n a ve kendilerine yiy e c e k sağlamak için çiftci gördüm . Pazar için üretim yapmalan

eken pek çok

hiç kar getirmeyecekti ve gelirlerinin esası a ltın arayıcılı­ ğında n , odun kesiciliği ve s atı c ı l ı ğ ın dan, vb. ge liyord u . Bu in s anla r doğru dürüst bir hayat sürdürüyorlar ama tarım s a y esi n d e değil . İki yıl önce Eldorado'da Long Canarı'da ç a lı şı r k e n bir kulübede oturdu'k.Bu kulübenin üzerinde buı7

Peffer,

a.

g.e. ,

s.

35 36.


lunduğu top r ağın sahibi evine yılda bir kere birka ç g ün l ü ­

k ala n zam anında Sacramento 'da demi ry o l und a

� ne gelir,

çalı�ırdı . B i r k a ç

yıl önce toprağuı küçük bi:r k ısmı y a s a y a

Bir ik i ama �imdi h i ç i:; lenmiyor . t el le çevrilmi� ; orada kütükten yapılmış bir

u�ak için i�lenirmiş , hektarlık yer kulübe ve

b i r baraka

-

da

var . Fa kat son yıllarda b un l a r

anahtar bir kom:;ud a , lrulübeyi bize o verd i .

boş duruyor ;

Yo l c ul uğu mu z boyunca , geıcmi :;te üstlerinde tarımı s ü rdü r ­ m e denemelerine giri:; ilmiş pek çok terkedilmiş toprak par ­ ç a s ı gördük . O ç yıl iYn c e bana yüz dolara, içinde oturula · cak evi de o l a n bir çif tliği almam önerildi , a ma sahipsiz e v daha s on r a

kar a l t ınd a çöktü . Oregon ' d a küçük evleri v e se'boze bahçeleri olan terkedilmi:; pek çok çiftl.i1ı:: gör dük . Bi r tanesi çok g üzel yapılmı:;tı. Usta elinden çıkmı:; , keres te d e;1

yapılmı� 'Sağlam bir ev ve alet tark ım1arı . . . Ama çiftçi hep­ sini bırakıp gitmi:;ti. Herhangi bir i hepsini b e d a vaya alabi · l ir di » .

18

Yıkıma uğramış Amerikan çiftçisi ne y a p abi l ir d i ? D e ğ ­

ne�ini alıp ,

yola koyu l d u eniemin

b u ft d ay merkez i n i ve de m iry o l la rını izleyerek Buğday merkezi esas olar ak Kan a d a y a , 62. '

.

altın da

olup buğdayın

yetiş elbil e c eğ i

Saska tche ­

wan'a ve Mac'kenzie Irmağı:na ka ymı:J tı . B ir k ısım Arneri ­

kan çif�i, s i de onu izl ed i ve bir s ü r e s onra

K a na d a ' d a a yn ı

y a zg ı y ı y eni de n yaşa dı . 18 Son yıllarda Kana da buğday ihra ­ catçısı bir ü lke o larak dünya pa z a r ına girdi ama Kana da ' · d a ta rım , ba şka h iıçbir yerde olmadığı kadar büyük ser ma · yenin e g e me n l i ğ i a l tın d a dır . 20 18

A k t a ra n :

N i kol ay o n ,

Slnce the R efonn

zin Anahatlan J , Rusya., 1093, s.

19

leri n liz.

J 90l ' de 49

sayı sı

Our

Social

Economy

224 .

1 4 9 kişi K anada' y a göç e t t i . l 9 l l ' de g ö ç m e n­

300 OOO ' in üzeri ndeydi

1 34 OOO ' i Ameı·i kalıydı .

bilcüri l d i Q:ine g ö re.

of

O u tlfaes

C Raformdan B u Yana Top l u m sal Ekonom i m i ­

11H2

ve

Mayıs

b unlann

sonunda

1 38 OOO ' i

l ngi ·

Montre al 'da n

Amerikan ç iftçileri n i n a k ı n ı bu b a h a rci a d a

sürüyordu

20

küçük

98

· K a.na d a. ' n ı n bat ı s ı n d a

yalnızca

bi r

çirtlik

yo l c u l uk

gö rdüm .

ederken

Kanad a

400 h ek t a r d ;ı n

Dom i n y o n u n cl a k i


Kanada ' d a ka m u top ra kları özel Birleşik

Kapitalist şirketlere,

Devle'tler 'de

olduğundan bile daha in'anılmaz öl ­ çeklerde peşkeş çekildi . Topnk ihs a nını d a içeren Ka n a da Pa sifik Demiryolu Şirketi ayrıcalı�ına dayanara k , özel ser­ maye eşi görül m emiş bir kamu malları yağma sına giri ş ti . Şirkete demiryol u yapımınd a yirmi yıllık tekel hak'lu tan ı ­

makla, 3 5 milyon dolar değerindeki 71 3 millik b i r demiryo­ lunu n yapım hakkı parasız verilmek.Je, 1 00 milyon dolar de�erindeki hisse senetleri sermayesine on yıl s ü reyle yü z ­

de 3 faiz güven c esi tanınma kla , 27 , 5 mil�n dolar tutarın ­ da

borç verilmekle yetinilmemiş ;

şirkete pa rasız bir armağan

bütü n bunlardan başka ,

olarak ,

demiryol unun hem en

yakınında ol ması dahi gerekmeyen , en uygun konumlu ve en verimli topra klardan istediği

10 milyon hektarını seçip

a lm a hakkı d a tanınmıştı . Dolayısıyla bu geniş a lana yer ­ Jeşeceklerin

h epsinin

alınyazısı ,

daha

başından

d e miryolu

sermayesinin elindeyd i . Demi �Ju şirketi ise hemen 2 mil­ yon hektar toprağı , mü mkün olduğu kadar çabıik paraya ç ev irmek için , İngiliz kapitalis tlerini n M a n c h ester Dükü başkanlığındaki

bir

kuruluşu olan Kuzey-balı Toprak Şir ­

ketine sattı . Cömertç e kamu topra ğı veri len ikin c i serma ye ! .8 8 1

s ayı m ı n a

g 077 ' y i

göre .

geçme yen

950 000 h e k t a r t o p rak . s a y ı s ı

Mani toba 'd a

çift ç i n i n

elindeyd i .

buna

göre

bir

çi ft ç i n i n

payı ı oo o h e k t a rd an az deği l d i . B i rl eş i k D e v l e tlerin h i ç b i r ye

rinde ort a l am a buna yakl a ş a m az l • yılların

başında

b ü y ük

d eğildi . A m a S e r i ng,

ölçekli

ı S e ri n g , a. g. e . , s. 37H l

tarım

Kanada'da

faz l a

IBBO'li

yay gı n

b i r l i m i ted ş i rk e te a i t o l an ve Dalrymple

�:iftliği y l e aynı bi çimde ç a l ı ş a n 22 soo hektarlık • Beli Çiftliği• n i a n l a tır .

Sekse n l i

yıll arda K a n a d a ' n ı n

re k a b e t ş a n s ı

k onu!lunda

kuşku l u o l an Sering, Batı K a n ada'nın • ve r i m l i k u ş ağı · n ı 3 1 1 000 km1

ya da A lm a n y a ' n ı n topl am toprak lannın b e şte üçü k a d ar

g ö nn e k te t oprak

ve

ve

en

b unun

yalm zca

faz l a 6 000 000

ı s 500 000

hektannın

t oprak o l duğunu tahmin e t me kteydi .

he k t a n n ı n

ekilebi li r

b u ğ d a y e k i lebilece k

CSering,

a.

g.

e ..

s. 337-338 1

Haziran 1912'de Manltoba Free Press gazetesi , 1912 yazı nda Bir­

leş i k

Devletlerde

h e k t ar a

ilkbahar

7 700 000

b u ğ day ı

h ek t a ra ,

eki l i

Kanada 'da

o l dugunu

I se

4 soo 000

hesaplamıştı .

C Bk z .

Beriiner Tageblatt, Handelszeitung, N o . 305. 1 8 H a z i na n 19121

99


grulbu ise, Hudson Bay ba tıdaki

Company

ayrıcalıklarından

idi . Bu şirkete , Kuzey

va zgeçmesi karşılıAında ,

Winni­

peg Gölü, ABD sınırı, Kayalık Dağlar ve Kuzey Sa skatc ­ hewan arasındaki toprakların yinnide biri üzerind e tasa r ­

ruf hakkı verildi . Bu iki sermaye grubu bir arad a , iskan edilebilecek

tüm toprakların dokuzd a beşini ele geçirmiş ­ lerdi. Geri kalan toprakların önemli bir k ısmı, devletçe 26 kapitalist «kolonileştirme şirketi»ne la

21

a yrılmıştı . Dolayısıy­

Kanada ıçiftçisi hemen hemen her yandan sermaye ve

kapitalist

spekülasyon

kitlesel göç hala

tarafmdan kapana

kı'stırılmıştı.

Ve

sürüyordu . Yalnız Avrupa 'dan değil Bir ­

leşik Devletler 'den de ! te

Kapitalist egemenliğin dünya sahnesindeki a tılunları iş­

bunlardır . Köylüyü

toprağından

çıkartır ,

İngilter e ' d e n

Birleşik Devletlerin d oğu'Suna , oradan d a batısına sürer ve kızılderili ekonomisinin yıkıntıları üzerinde yeniden bir kü­ çük meta üreticisine dönüştürür. Sonra bir kere daha yıkı ­ ma uğramış olarak batıdan kuzeye sürülür. Önünde demi r ­ yolları, ardında yıkım . . . Yani ön ündeki yol gösterici d e , ar ­ dında bıraktığı cani de aynı sermayedir .

H l90'Iarın büyük

fiyat düşüşünü tarımsal ürün fiyatlarında'ki genel a r tış i z ­ ler ama bu, Avrup a köylüsün ün işine yar a madığı gibi , k ü ­ çük Amerikan çiftçisinin de işine yaramaz . Gene de çiftiikierin zuncu

yüzyılın son

sayısı sürekli kabarıyor .

Ondoku­

on yılında sayıları 4 600 OOO'den 5 700

OOO ' e çıktı ; sonraki o n yıl da sayısal bir artışa tanıklık etti . Aynı zaman da

çiftiikier in toplam değeri d e ,

son on yılda

751 200 000 dolardan 1 625 800 000 d olara çıkmıştı.

23

Tarım

ürünleri fiyatlarındaki genel artışın çiftçinin kendi ayakla ­ rı üstünde durmasına yardım cı olm a sı beklenebilirdi . Ama böyle olmadı. Kira cı çiftçi sayısınd a ki artışı:n çiftçi sa yısı *

21

Hudson Körfezi

22

Sering, a . g.

Şirketı s. 3 6 1 ve

Emst S c hultze, · D as

Staaten • , Jahrb. 1 7, s . 172·1 .

1 00

e.,

r.

Türkçeye devam ı . -

çe virenin notu .

Wirtscb artsleben

G e setzg. Verw.

u.

der

Verelnigten

Volks wirtschart

1 9 12,

no.


artışmı geç tilini goruyoruz. 1880'de kiracı çiftçi ler Birle­ şi'k Devletler'deki toplam çiftçilerin yüzde 25,5'ini , 1 890 'da yüzde 28 , 4 ' ü n ü , 1900'de yüzde 35 , 3'ünü ve 1 9 1 0 ' da yüzde 37,2'sini oluş turuyorlardı . .., Tarım ürünlerinin fiyatla n arttıiı halde, kiracı çiftçi giderek artan bir hızla çiftlik sahibinin yerini a lıyord u . Ve bugün Birieşi'le DeıvlE!tler 'deki çiftçilerin üçte birinden çok fa z ­ lası kiracı çiftçi olduğu halde, bunların ABD 'deki toplum ­ sal konumları Avrupa 'daki tarım iş ç isininkine denktir . Bun ­ lar semıayenin gerçek anlamda ücreUi köleleri, sermayeye servet yaratmak itin dişlerini tırnaklarına takıp çalışan ve karşılığ ında ellerine sefil , güvensiz bir hayat dıııında hiç bir şey geçmeyen , sürekli değişme halindeki bir un su ­ ru oluştu rurlar. Tümüyle farldı bir tarihsel ortamda , Güney Afrika 'da aynı tıı üreç , sermayenin küçük meta üreticisiyle rekabetin ­ de kullandığı «barışçı yöntemieni daha da açıkça gö sterir . Kap Koloni si n de ve Boer Cumhuriyetlerinde , geçen yüz­ yılın a ltmışlı yıUarma kadar katıksız köylü iliııkileri ege ­ mendi . Boerler uzun zaman çoban göçer hayatı sürdürmüş ­ ler, en delerli otlakları ele geçirmek iç in Rotaoto'ları v e Kdfir'leri öldürmüşler ya d a topraklarından sürmüşlerdi . Onsekizinc i yüzyılda Doğu Hint Kumpanya sı gemi leriyle gelen ve sık sı k Hotanm kabilelerini olduğu gibi s i li p s ü ­ pürereık topraklarının Hollanda gö ç menlerinin elirıe geçme ­ sini sailayan vebanın çok değerli yardımlarından yararlan ­ mışlardı. Boerler doğuya doğru yayıldıkça B antu kabilele ­ riyle çatışm a içine girdiler ve uzun ve k or k un ç Kd/ir sa ­ va şlan dönemini başlattılar . Modası geçmiş Püriten ahlak­ ları ve Eski Ahit 'e a şinalıklarıyla • övünen bu dindar Hol­ landahlar, kendilerini Seçilmiş Ka vim olarak görüyorlardı . Ama yeriilerio topraklarını ellerinden almakla yeti nmeyip kendi köylü ekonomilerini asala'klar gibi zencilerin sırtına *

ca

da

Eski Ahit, ya da Tevrat, Yeni A b i t i l e birlikte, Hıris t i y an l a r .

kutsal kabul

Türk çeye

çevi renin

edilir

notu.

ve

İncil'in

ilk

yarı s ı n ı

o l u şturur ­

101


ku rd u l a r ; onları kl!'ll d ilerine köle e m ell lUnmay a zorladı­ lar ; kasıtlı ve s i s temli olarak yozlaş tırdılar ve iliklerini k u r u ttul ar İçki bu süreçte o kadar önemli bir rol oynadı ki , İngiliz yöne timinin Kap Kol o n i si nd eki alkol yasağı , Pü ­ riten direnişi neden i y le başarısız oldu . 1 859' a k a dar demir ­ yolu yoktu ve Boer ekonomisi 1860'lara kadar genel o l a r a k ataer'kil ve doğal ekonı>miye bağlı kaldı. Ancak ataerkil ka ­ rakte r le ri Boerleri ö lçü s üz zulüm ve a cım ası zlıkt an alakoy ­ m adı . Livinıgstone'un K djir le rd e n çok daha fazla Boerler ­ den yakındığı bilinmektedir. Boerler zencileri Ta nr ı n ın ve doğanın ken d i ler ine kölelik etmek için y a ra ttığı bir nesne ve dolayısıyla köylü ek ono mi le r m in va21geçilmez bir te-me­ li ola rak görüyorlardı. O ka d a r ki , l836'da İngiliz sö mürg e ­ ler inde köleliğin kaldırılmalSına yanıtları , köle s a h ipler in e 3 000 000 sterl i n tazminat v erildi ği halde , «Büyük Gö ç , o l ­ d u . Boerler Orange n eh ri rve Vaa l y oluy l a K a p Kol onisinden göç ettiler ve bu s ü r eç'te Matabele 'leri kuzeye , Li mpopo ' n un karşı kıyısına, Makalaka l a rm üzerine sürdüler . Tıpkı k ap it a l i st ekonominin etkisi a ltın d a Amerikan çif tçis i n i n kızılderiliyi önü n e katıp batıya sürdüğü gibi , Boer de ze'Tl ­ ciyi ku zeye sürdü . Orange nehri ile Limpopo arasınd a'ki «Özgür Cumhuriyetler» işte böyle, İngiliz burjuvazisinin kuıtsal kölelik hakkına yö nelttiği darbeye ka r ş ı bir protesto ol a r ak kuruld u . Küçük köylü cumhuriyetleri , Ba�tu zenci­ lerine k a rşı sürekli bi r gerilla sa vaşı içi n d e ydile r Ve Boer­ lerle İn g ili z yönetimi arasında on yıll a rc a süren savaş da , zencilerin sırtından verildi. Zenci sorun u , yani İngiliz bur ­ j u va z isi nin görünürdeki a macı olan zencilerin kurtuluşu , Ing il te re ile c um h uriye tl er arasında'ki çatışma için bir ba­ haneydi. Aslında köy l ü e'kon O'Ill i s i ile büyük kapitalist sö ­ mürgeci politika, burada Hota n to la r ve Kdfir' ler uğ r una yani onların toprakla rı ve iş g üçle r i uğruna çalışıyorlardı. İki rakibin amacı b ü tünüyle aynıydı ; k a r aden i iler e boyun eğdirmek , on ları topraklarından at m ak Ya da ortadan kal ­ dırmak. topraklarına el koyma k ve to p lum s a l örgütlenmele ­ r ini dağ ı ta r a k kendilerine hizmet etmeye zorlamak . Yal ­ nızca yö n te ml er i tem elden farklıydı . Boe r l er ataerkil köy ,

'

'

'

.

'

1 02

,


tü ekonomilerinin te, l i nj oluşturan küçük ölçekli , moda sı geçmiş" köleliği savunurlılrken , İnrgili'z burjuvazisi topra�ın ve yeriiierin m-odern, büyük öl·çekli kapitalist sömürüsünü temsil ediyordu. Transvaal acımasız

Anayasası

bir

(Güney,

Afrika)

darrgörüşlülüğü

Cumhuriyeti

ilim

ediyordu :

«Halk , beyazlarla siyahlar arasınd a , ne ki lisede ne de d e v­ l ette hiç bir eşitliğe izin vermeyecektir.» "

Orange Özgür Devletinde ve Transvaal 'de zenciler top­ rak sahibi olamaz, pasaportlan olmadan yolculuk yapa ­ maz ve günbatımından S'onra dışarda dolaşamazlardı. Bryce. bi r çiftçinin ,

raslarıtıya baiını ki

Kafir

Kolonisinde

bir İngilizin ,

kölesini öldürene kadar

Doğu Kap

kırbaçladı�ı bir

a layı anlatır . Mahkemede heraat ettiğinde, komşuları ada ­ mı evine müzik eş liğinde götürmüşler. Beyaz adam çoğun­ lukla işleri ni bilirmiş ö�ür yerli işçilerine öyle kö tü da v­ ranırdı

ki ,

işçiler

ka�ar ,

böylece

ücretleri

efendilerinin

el i nd e ka l ırd ı .

İngiliz hükümeti ise, tam tersi taktikler uygulad ı . Uzun Özellikle kabile

süre yeriiierin koruyucusu gibi göründü. şeflerini pohpobladı,

otoritelerini

destekledi ve topraklar

üzerindetti tasarruf hakkını onlara aktarmaya çabştı . O la ­ na'k bulduğu yerde, denenmiş yöntemlere başvurdu v e zen ­ cilerin geleneklerine ve toplumsal ilişkilerine a ykırı oldulu halde, kabile toprağının mülkiyetini şefiere verdi . Asimda toprak , kabHelerin ortak mülkiyetindeyd i ve Matabele şe!fi Lobengula gibi en zalim ve ba;skıcı hükümda rlar bile , yal ­ nızca her aileye, işledikleri sürece ellerinde tutabilecekleri

bir toprak parçası dağıtmak hak ve görevine sahipti , İngi ­ liz politikasının n ihai a macı açıktı ;

yerli şefleri ara· ç ola ­

rak kullanarak çok önceden, büyük ölçekli toprak soygun ­ büyük askeri hare­ culu�na hazırlanıyordu . Başlangıçta katlarla zencileri «asayiş a ltına almak»la yetiniyord u . Han ­ tu 'ların direnişini kı rmak iç in 1879'a kadar 9 'kanlı v a şı veril di İngiliz 23

Kd/ir

sa­

.

sermayesi

gerçek

niyetlerini ,

ancak iki

önemli

Madde 9 .

1C3


olay da n sonra açık:ça ve güçlü bi r Mçimd e orta ya koydu. Bu o layl a r , 1867-70 'te K imbe r ley elma s m adenlerinin , l B82 85'te i se Transvaat'de a ltın

m adenierin in bulunma sıydı

ve

bunlar G ü n e y Afrika tarihinde yeni bir döne m a çtı . Bunda n

hemen sonra İngili z Güney Afrika Şirketi , yani Cecil Rho ­ des ha rek ete geçti . İngi ltere ' deki ka muoyu hızla saf değiş ­ tirdi ve G ün ey Afrika h a zinele rin e yooelik hırs , İngiliz yö ­ netimini enerj ik adımlar atmaya z or ladı . İn g i liz burjuva z i ­ si açısından, G ü ne y Af rik a ' daki ülkelerin egem enlik altı ­ na aluım a sı için ö denecek bedel ve dökülece k kanın ö n em i ydktu . O güne kadar sayıları a z olan gö çmenler ( göçün yö ­ nü B irleş i k Devletlere kay1Dı�tı) birdenbir e Güney Afrika ' ­ yı kapladı. E l:mas ve altın m adenier inin bulun masıyia bir Iilcte Güney Afrika sölnürgelerindeki beyazların s a yı s ı bü ­ yük bir hı zla arttı. 1885 ve 1 895 yılla rı arasında y a lnı z Wit­ wate r<s ra nd ' a 100 000 İng ili z göç etmişti . Mütevazi köylü e ko ­ nomisi derhal

arka plana

itildi ;

m adenler

ve

dolayısıyla

madencilik sermayesi ö n e g e ç ti . İngiliz yönetiminin politi ­

kası ansızın yön deitiştirdi. Büyü k Britanya 1850'lerde Sand Nehr i

Anlaşması

ve

Bloemfontein

Antlaşmasıyla

Boer

Cumhuriyetlerini tanımrş tı . Şimdi ise , bütün kom şu bölg e ­ leri egemenliiti altına alarak yayılma olanaklarını tü m ü y ­ le �k ettiği küçük cumhuriyetleri , her yönden siyasal ku ­

şatması a ltına alıyordu . Aynı zamand a , a rtık korunan göz ­ deler olmaktan çıkan zenciler kurll an ediüyorla rdı. İngili z sermayesi darbe

re

ü st ü ne

-elbette y a ln ızca

darbe indiriyordu. 1 868 'de İngilte ­

yeriiierin

«tekra r

tekra r yalvarması»

üzerine - Basutoland 'ın yönetimini ele geç irdi . 24

24

1 871 'de W it-

·Basuto halkının varlığını ces a re t i ne ve devlet adam l ı ­

ğına b orçlu oldugu büyük Basuto önderi Moseş, o zaman s ag ­

c:lı. ama. Özgür Orani Devletiyle sürekli savaş onu ve izleylelle­

a ş am a sına getirmişti. İki bin B asuto s a ­ sığırlan kaçınl m ı ş , yerlileıin evleri yıkıl mış ve ürünleri yokedilmlşti. K ab i le a.ç m ü l teciler h aline ge l mi$ti ve onları tekrar tekrar y a rd ı m a çağırdıklan Ingiliz ko ­ ruması ndan başka. h i ç bir şey kurtaram azdı . • ! C . P. Luc a s , ı A

rini çaresizliğin son vaşçısı

öldürülmüş,

Historl c a l

104

Georgraph y of the

British

Colooles

! İ ngiliz Koloni -


watersra nd elrnas yatakları, Orange Özgür Devletinin elin­ den alındı ve «Batı Griqualand» adıyla Kralbk Kolonisi ha­ Hne getirildi . 1879 'da Zululand egemenlik altına alındı ve s onradan Natal Kolonisinin bir parçası haline getirildi ; bu­ nu 1885'te, sonradan Kap Kolanisine katılacak olan Bechu­ analand'ın egemenlik altına alınması izled i . 13il8'de İngil­ tere, Matabeleland ve Mas honaland'ı ele geçirdi . 1 889 'da, elbette gene yerlileri memnun etmek için ve on ların ısrar­ lı ricaları üzerine , İngiliz Güney Mrika Şirketi ' ne bu iki bölge için ayrıcalık verildi . 15 1 884 ve 1 887 yı lları arasında İngiltere , St . Lucia Körfezini ve Portekiz'in elindek i bölge­ ye kadar tüm do�u kıyısını ilhak etti . 1894'te Tongalan d ' ı egemenliği altına aldı . Matabele ve Mashana 'lar son güçle ­ riyle umutsuz bir savaş daha verdile r ama Rhodes ba�kan­ lığmdak.i Şirket , önce ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastır ­ dı ve hemen yerlileri uygarlaştırm a ya ve asayi� altına a l ­ ma ya yönelik iyi bilinen yöntemi uygulamaya koyuldu ; i s ­ yan bOlgesinde iki büyük demiryolu yapıldı . Boer Cumhuriyetleri bu öldürücü kıskançtan giderek daha çok rahatsızlık duyuyorlardı ve içi�leri de tümüyle düzenısiz bil' hal alıyordu. Ezici �ö çme n akını, yeni ve hırslı kapitalist ekonominin yükselen dalgaları, şimdi kü­ çük köylü devletlerinin oluşturdu�u engelleri tehdit ediyor ­ du . Gerçekten de, bir yanda tarlada ve devlette köylü eko ­ nomisiyle diğer yanda sermaye birikiminin talep ve Uıtiya ç ­ ları arasında, kendini şiddetle duyuran bir çelişki vardı . Cumhuriyetler bu yeni sorunlarla h� bir şekilde başedemez durumdaydılar. Kdfir'lerin oluşturduğu ve kuşkusuz İngiliz ­ lerin hoşnutlukla karşıladıkları sürekli tehlike, yönetimi n beceriksizlik ve ilkelliği, volksraad 'uı gidere k çürümesi v e l arinin Bir Tari hsel Coğrafyası l , Kısım I l , C . I V

South and

Eut

Afri c a l

! Güney

ve

( G eography of

Doğu Afri k a 'nın Coğrafya.

sı; Oxfoı11, 1904, s. 39 1

2S

•İngiliz

G üney

A frika Şirketi.

ilk

olarak,

bölgeni n

do­

ğu kesimi olan Masbonaland'da, Kral Lobengul a'mn izniyle ku­

ruldu . • (Aynı eser s . 721

ı o.�


büyük kapita listlerin rüş veUe işlerini yürütmeler i , dhiplin­ siz sertıvenci güruhları düzene soka cak bir polis gücünün ek sikliği , zencilerin madenierde sömürülmesini düzenleyen ve güvence a l tına alan i � kanunlarının yokluğu , birdenbi ­ re ortaya çıkan 100 000 göçmenlik koloninin ih tiya�larını ka rşılayacak su ve ulaşım a raçlar ı yetersizliği , emeğin ka ­ pita listlere maliyetini a rttıran yüksek koruma cı gümrük v ergileri ve kömür için yükse·k taşıma fiyatları - bütün bu unsurlar 'bir araya .gelerek , köylü cumhuriyetierinin ani ve başdöndürü cü ifla sına yol açtı. Kapitalizmin kendilerini yutan ani patlamasına karşı di�kafalı ve yaratıcılıkta n uzak bir şekilde , ancak inatçı ve dar kafalı köylü aklının bulalbileceği, inanılmayacak kadar kaba bir yöntemle direnmeye çalıştılar ; sayıları kendilerin ­ den çok daha fazla olan ve serma yeyi , gücü ve çakın eğilimi­ n i temsil eden vitlanders ' ın elinden , bütün yur ttaşlık ha k­ larını aldılar. O tehlikeli günlerde bu yalnızca kötü bir şa ­ kaydı. Köylü cumhuriyetleri ekonomi'Sinin kö tü yönetilme ­ si hiç bir iekilde hoş görülemeyecek bir olaya, temettüler ­ de önemli bir düşüşe neden oldu . Madencilik sermayesi ayaklandı . ln�g iliz Güney Afrika Şirketi demiryolları yaptı, Kdfir'leri bastırdı, vitlander isyanlan örgütledi ve sonun ­ da Boer Savaşını kışkırtb. Çanlar köylü ekonomisi için ça ­ Iıyordu. Birleşik Devletler 'de dönüşüm bi r s avaşla başla ­ mıştı ; Güney Afrih 'da is e, bu aşamayı savaş noktaladı . Ancak h er iki durumda da s onuç aynıyd ı ; ser maye , kendi ­ si de yeriiierin ilkel doğ a l ekonomik örgütle-nmesinin yıkm ­ lıları üzerinde kurulmu§ kii'çük k'"ö ylü ekonomi sini yenilgi­ ye uğrattı . Sermayenin egemenliği kaçınılmaz sonuçtu ve Boer Cumhuriyetlerinin İngiltere 'ye karşı direnişi, Arneri ­ kan çiftçisinin Birleşi'k Devletler 'de sermayenin egemenli ­ ğine karşı direnişi kadar umu tsuzdu. Sennaye , Cecil Rho­ des 'un emperyalist programının ön;gördüğii gib i , küçük köylü c umhuriyetierinin yerini a lan büyük bir modern d ev ­ lette, yen i Güney Mrika Birliği 'nde dizginleri resmen eline geçirdi . Sermaye ile ernek ara sındaki yeni çatışma , İngl ­ lizlerle Hollandalılar ara sındaki eski çatı§manın yerine 1 06


geçmişti. Güney Afrika Birliği ' nde, her iki ulustan bir mil ­ yon beyaz sömürücü , dokunaklı kardeşçe ba�laşıklıklarını, beş milyon karaderili i�çinin medeni ve siyasal haklardan y�un bırakılmasıyla mütıürlediler_ Boer Cumhuriyetleri zencilerinin eli boş bıraıkılma�ı yetmedi ; bir zamanlar İnıgiJiz Hükümetinin siyasal eşitıi•k tanıdığı Kap Kolonisi yerli lerinin de bazı hakları ellerinden alındı. Ve Muhafaza­ karların emperyalist siyaselti altmda açık bir tahakkümle dorui\.ına ulaşan bu soylu eser , İngiltere'nin Güney Afri ­ ka 'da bir avuç beyaza tam lbir özyönettm ve özgürlük tanı­ mış olması gerçeğini duygusal bir bOibürlenmeyle İngiliz li ­ beralizminin hala süregelen yaratıcı gücünün ve büyüklü­ ğünün ka nıtı olarak gören «Avrupa 'nın liberal avanakları» mn çılgınca alkışiarı a rasında , Liberal Parti tarafından ta ­ mamlanacaktı . Göze daıha az çarptığı halde daıha az acılı olmayan, ba ­ ğımsız zanaa tkarlığın kapitalist relkabetçe yıkılması süre­ ci , kendısine başlı başına bir bölüm ayrılmasını hak eder . Bu bölümün en karanlık kı smını kapitalizm altında ev s a ­ nayisi oluştura cakbr ; ama burada b u olgular üzerinde da ­ ha fazla dunn aya gerek yOk . Kapitalizm ile basit meta üretimi arasındaki mücade ­ lenin genel sonucu şudur ; sermaye ö n c e doğal ekonominin yerine meta ekonomisini geçirir , sonra da basit meta üre ­ timinin yerini kendisi alır . Kapitalist olmaya n formasyon­ lar kapitalizm i çin verimli bir toprak oluştururlar ; daha açık bir deyişle , sermaye bu formasyonlar ı n yıkıntılarıyla beslen ir ve kapitalist olmayan bu ortam biri kim için vaz ­ geçilmez olduğu hal d e , birikim bu ortamı tüketip ortadan ka ldırarak ilerler . Tarih sel olarak sennaye birikimi, ka­ pitalist ve kapitalizm -öncesi üretim tarzları arasmda ger ­ c;e1deşen bir metabolizma sürecidir . Sermay e birikimi ka ­ pitalizm -öncesi üretim tarzları olma'lcnzın gerçekleşemez , ama öte yandan birikim bunların kemirilmesi ve özümlen­ me5inden ibarettir. Nasıl sermaye birikimi kapitalist ol­ mayan formasyonlar olmaksızın varolamazsa. bu oluşum ­ lar da onunla bir arada varolamazla r . Sermaye birikiminin 1 07


varlık ko şu l u , kapitalist aifilayan oluşumlar ı n s ü re k l i ve g i ­ derek iler leyen çözWüşüdür. Do layı'S ıyla Marks 'ın birikim şemasında v a rsay ı lan ön ­

cWier,

yalnızca birikim h a r eket i n in tarihsel eğilimini

kuramsal sonucunu

yansıtırlar .

ve

Birikim s ür e c i , her yerd e

d oğal ekonominin yerine basit meta e ko n om i sini , ba sit me ­ ta ekonomi'sinin yerine kapitalis t ekonomiyi g eçirme k , bü ­

tün ü lke l er d e ve sanayinin bütün dallarmda biricik ve d ı ş ­

talayıcı ü r eti m tarzı olarak kap ital i st

üretimin mutlak

eg e ­

m en iii ini satla mak eğilimindedir .

Ama bu rad a kendimizi bir çıkma z

sokakta buluyoruz .

Bu nih a i sonuca ulaşıldıtı anda -elbette ki yalnızca kuram ­ sal olarak- birikim olanaksızlaş ır . Artı -değerin realizasyo ­ nu v e sermayeye dönü§türülmes i çözümsüz bir sorun h a l in e

ge lir . Ger çek tam Markıs 'ın geni şletilmiş yeniden üretim ş e ­ masına uygun hale gelmeye baş la d ıl m d a , birikim s ür e c i ­ nin sonu görünür ; birikim hareketi tarihsel sınırlarına ula ş ­ nu ş v e dolayısıyla ka p it a l i st üretimin sonu gelmiştir . B i ­ rikimin ol a na k'Sız lılı , sermaye için üretici güçlerin geli§me­

sinin sürmes in m olanaksıziıiı anlamına gelir ve nesnel bir taris el gereklilik olarak bunu kaçınılmaz bir biçimde k a pi ­ talizmin

çöküşü izler .

Kapit a l izmin

tarih'Sel gelişmesinin

son a şama sınd a ki , yan i e mperya l i zm aşamasındaki çelişkili sürecinin k a ynalında bu yata r . Marks 'ın ge nişletilm i ş yeniden-üretim şeması , bu n e ­ denle, ilerleyen bir biriki mdn koşullarıyla uyum içinde de­ ti ldir . Birikim, sözkonusu ş ema nın

yaptıiı

malları departmanları)

karşılıklı d u r a g a n

gibi , toplumsa l

üreti min iki büyük departmanı ( üretim ara-çlan v e tüketim kilere ve karşılıklı

arasındaki

bağımlılığa indirgenemez .

iliş ­ Birikim, ka ­

pitalist ekonominin farklı dalları arasındaki bir iç ilişkiden ibaret delildir ; her ş eyden önce sennaye ile kapitalist ol­ mayan bir çevre a ra s ında b i r iliş kidi r . Bu i l i ş ki içersinde iki büyük üretim dalı birikim s ü re c in i kısme n birtm-lerin­ den

baiım1sız

o lar ak, kendi başlarına yürütürler ama hare­

ketleri her adımda içi�e geçer ve kesişir. Buradan Çikan karmaşık ili§ kiler , iki departman a r a s ı nd a k i birikim h ı zı

108


ve yönü farklılaşmaları ,

her iki departmanın kapitalist ol­

mayan ür e tim tar zlarıyla olan,

maddi unsurları ve de�er

unsurları açısından farklı ilişkiler , katı ve şematilc bir bi­ çimde ifade

edilemezler .

Marks 'ın birikim şema sı yalnız­

ca sermayenin egemenliğinin tam sınırlarına vardı�ı anm kuram'Sal ifadesidir

ve bu nedenle,

en

azından

kapitalist

birikimin başlangıç noktasının kuramsal formülasyonu olan basit yeniden -üretim şema sı kadar k urgusaldır. Kapitalist birikimin ve yasalarının kesin tanımı , b u iki kurgu aras ın­ d a bir yerlerdedir .

109


V

;

ULUSLARARASI BORÇLAR ( Kısım XXX )

Sermaye birikiminin emperyalist dönemi , ya da serma ­ yenin dünya relkabeti dönemi, daha önce sermayenin artı ­ değerini realize ettiği yer olan hinterland 'ın sanayileşme ­ sini ve kapitalist özgürleşmesini kapsar. Bu dönemin özgül yöntemleri, başka ülkelere borç verilmesi , demiryolu yapı­ mı , devrimler ve savaşlardır. 1900'den 1910'a kadarki son on yıl, sermayenin dünya çapındaki, yani A!Sya 'da ve Av­ rupa'nın Asya 'ya komşu bölgelerindeki , Rusya , Türkiye, İran. Hindistan, Japonya ve Çin 'deki ve Kuzey Afrika 'daki emperyalist hareketi açısından özellikle karakteristiktir . Tıpkı, doğal ekonominin yerini meta ekonomisinin ve basit meta üretiminin yerini kapitalist üretimin almasının savaş ­ larla , toplumsal buhranlarla ve toplumsal formasyonların toptan yıkıllnasıyla başarılması ıgibi, şimdi de ekonomik hinterland'da ve sömürgelerde kapitalist özerklik, sa vaşlar ve devrimler ortasında kazanılıyor. Devrim , hinterland 'ın kapitalist özgürleşme süreci .i!çinde, d�ğal ekonominin ve basit meta ekonomiiSinin kalıntıları olan modası geçmi ş devlet bi·çiminin parçalanması , kapitalist üretimin amaç la lll


nyla uyumlu modem bir devlet a ygıtı y aratılması için zo ­ runludur. Tü rkiye, Rusya ve Çin 'deki devrimler bu kate ­ goriye dahildir. Çin ve Rus devrim lerinde old uğu gibi, bu devrimierin sermaye egemenliğinin d o�rudan siyasal talep ­ ler inin yanısıra da kı.5me n modası geçmiş kapitalizm-ön ­ cesi ünıitleri , kısmen de sermaye egemenli�ine ters düşen yepyeni

çelişmeleri

daha

şimdiden

içlerinde

banndırarak

toprağı yarıp gün ışığı.na çıkmaları, hem söz konusu dev ­ rimierin derinli�ini ve sınırsız atılımlarını a çıklar , hem de başarılı ilerleyişlerini zorlaştırır ve geciktirir . Savaş , genç bir

kapitalist devletin yaşlı devle'tlerin

vesayetinden kur ­

tulmak için kullan dığı alışılmış yöntem, çağdaş bir devletin kapitalist özerkiilinin ateşle vaftiz edilip sınanmasıdır. M a ­ li reformlarla birlikte askeri rf:rl'ormların d a her y er d e eko­ ilk a dımı o l m a sı , bundandır .

nomik özerkleşmen in Sermayenin

ileri

a tılımlarıru ,

demiryolu

ağının

geliş ­

mesi yaklaşık olarak yansıtmaktadır . Demiryol unun en hızlı yayılması Avrupa 'da 1840'larda, Amerika 'da ellilerde , Asya 'da a ltmışlarda , Avustralya 'da yetmişler ve seksenler ­

de, Afrika'da doksanlarda ger-ç ekleş ti . 1 ı Yıl

Demiryolları ( ki l ometre olarak l : A vrupa A m eri ka Asya

184 0

504

1850

23

1660

51

1870

104 9 1 4

15

862

1 880

1 68 983

1 8 90

223 869

Afri k a

A v ustral ya

4 754

2 925

064

ı 393

53 935

8 185

93 139

455

367

1 786

ı 765

174 666

1 6 287

4 646

33 1 4 17

33 724

9 386

1 8 889

20 1 1 4

24 014

1900

283 B7B

4 02 1 7 1

6 0 30 1

1910

333

848

526 282

101 9 1 6

36

7

854

847

31 014

Buna göre, artı ş oranlan şöyledir : % 164 0/50

%

710

2 15

1860170

102

1 650/60

1 870/BO

1 860/9 0

1 8 90 / l QOO

ll2

12 1

%

257 73

406

Bl

BB

99

89

ıo7

27

32

79

%

%

350

350

156 1 04 1 14

333 142

27


Demiryolu yapımı ve silahianma için kamu borçlanma ­ sı, sermaye birikiminin bütün aşa malarma. meta ekonomi­ sinin girişine , ülkelerin sanayileşmesine, tarımın kapitalist devrimcileşU:n.eSine oldu�u de

özgürleşmesine borçların

çeşitli

eşiiık

gibi, etti .

işlevleri

gel'l'Ç kapitalist Sermaye

vardır :

devletlerin

biriıkimi

a)

a çısından

kapitali'St

olmayan

keısimlerin paraısını sermayeye dönüştürmeye, yani paranın hem bir meta eşde�eri (aşağı -orta sınıf ıtasarrufları) , hem de kapitalist sınıfın asalakları için

tüketim fonu haline gel­

mesine hizmet eder ; b ) devlet girişimi -demiryolu yapımı) ve a skeri gereçler- a racılığıyla para

sermayesini üretici

sermayeye dön ü ştürmeye hizmet eder ;

c)

bi rikmiş serma ­

yeyi yaşlı kapitalist ülkelerden ge n ç kapitalist ülkelere akıt­ maya

hi zmet

eder .

Borçlar

s ermayeyi onaltıncı

ve

dinci yüzyıllarda İtalyan kentlerinden İngiltere 'ye ; zinci yüzyılda Hollanda 'da n İngiltere 'ye ;

İng iltere'den

yılda ya 'ya ,

onye ­ onseki­

ondokuzun c u yüz ­

Amerikan Cumhuriyetlerine ve Avustra l­

Fran s a ,

müzde

Almanya ve Belçika 'dan Rusya 'ya : günü ­ ( l 912de-İngilizceye çev . notu) ise Almanyadan Tür ­

kiye 'ye, İngiltere , Almanya ve Fransa 'dan Çin 'e ve Rusya yoluyla İra n ' a a ktar mıştır . Emperyalist Ça�da dış borç , genç kapitalist d evletlerin özerkleşme araçlarından biri olara•k çok önemli bir rol oy­ nadı . Modern dış borç si'Steminin doğasında bulunan çeliş­ kiler, emperyalist aşamayı niteleyen çelişkilerin somut ifa­ desidir. Dış borçla r yükselen kapitalist devletlerin özgürleş­ mesi iCin vazgeçilmez oldukları halde, aynı zamanda yaşlı kapitalist devletlerin genç

kapitalist

devletlerin

gümrük,

dış ve tiıcaret poli tikaları üzerinde baskı yapntalarını, mali denetim

uygulamalannı

ve

vesayetlerini

sürdürmelerini

sağlayan en güvenilir aracı oluştururlar. Bu borçlar yaşlı ülkelerde ama nın,

birikmiş

sermayeye yeni alanla r

açılmasmın ,

aynı zamanda bu ülkelere yeni rakipler yaratılması ­ yani sermaye

birikiminin

olarak genişletilmesinin ama

etkinlik ala nının b i r bütün

aynı za manda

daraltılması­

nın , en önemli aracıdır . Ulu slararası borç

sisteminin 'bu çelişmeleri ,

artı -değe 113


rin r ealizasyonu ve sermayeye dönüştürülmesi koşullan arasındaki mekan-zaman farkhlaşmalarmın klasik bir ör­ nelini oluşturur. Artı-deterin realizasyonu, yalnızca meta ü retiminin genel yaygınlaşmasına gerek duyarken, serma ­ y eye dönüştürülmesi, basit meta üretiminin yerine giderek kapitalist üretimin geçmesini gerektirir . Bunun zorunlu so­ nucu iSe artı-değerin h em realizasyonunun hem de ser ­ mayeye dönüştürülmesinin sınırlarının giderek daha fazla daralmasıdır . Dünya demiryolu ağının yapımında uluslara­ rası semıayenin kullanılması, bu değişmeyi yansıtır . Ondo­ kuzuncu yüzyılın otuzlu ve altmışlı yılları arasında demir­ yolu yapımı ve bu yapun için gereiken bor çlar , esas olarak doğal ekonomiyi kovmaya ve meta ekonomisin i yaygınlaş ­ tır maya tıizımet etti - altmışlardaki Rus demiryolu borçları ya da Avrupa sermayesiyle yapılan Arnerikan demiryolla ­ rı örnelderinde olduğu gibi. Buna karşılık , son yirmi yılda Afrika ve Asya'daki demiryolu yapımı h emen bütünü� le emperyalist politikanın amaçlarına, yani hinterland 'ların ekonomik olarak tekel , siyasal olarak boyunduruk altına alınmasına hizmet etti . Örneğin Doğu ve Or ta Asya 'daki demirıyolu yapımı gibi . Rusya 'nın Marıç urya'nın askeri iş­ galini, Mançurya demiryolunda çalışan mühendislerini lro­ nımak için asker göndererek hazırladığı herkesçe bilinmek­ tedir . İran 'da Rusya 'ya sağlanmış olan demiryolu ayrıca­ lıklan, Almanya'nın Küçük Asya ve Mezopdtamya 'daki de ­ miryolu girişimleri , Afrika'daki İngHiz ve Alman girişimle ­ ri aynı niteliktedir . Bu bağla mda , dış ülkelerdeki sermaye yatırımıarına ve bu ülkelerin sermaye ithali taleplerine ilişkin bir yanlış anlamayı ele almalıyız . Daha geçen yüzyılın yirmili yılla ­ rının başlarında , Amei"ika'ya İngiliz sermayesi ihracı çok­ önemli bir rol oynuyor ve İngiltere 'de 1825'teki ilk gerçel< sına i ve ticari buhranların sorumluluğunun büyük bir kıs ­ mını taşıyordu . Londra borsa'Sı l 824'ten itibaren Gü ney Amerika tahvil ve hisselerinin akınma uğramıştı. 1824 ve 1825 yıllarında Güney ve Orta Amerika 'nın yeni kurulan devletleri LClll d ra 'da 20 000 000 sterlinden fazla borç aldı1 14


lar ve buna ek olara k çok büyük miktarlarda G üney Ame ­

riıJca sm ai hisseleri

ve benzeri tahvil satıldı . Güney Arneri ­

ka p a za r larının bu ani gelişme rve alÇılması i se , İnıg iliz mc­ talarınm Güney ve Orta Amerika

d evletlerine ihracatında

büyii k bir artışa yol açtı . Bu ülkelere İngiliz meta ihra ca ­ tı 182l 'de 2 900 000 sterlin de�erindey'ken , 1 825 'te 6 400 000 sterline ulaşmıştı. Bu ihracatın en önemli kalemini pamuldu dokuma oluş ­ turuyorrlu ; bu güçlü talep İngiliz pamuklu üretiminin hızla artma'sına yol açtı ve pek çok yeni fabrika açıldı. İngilte ­ re'de 182l 'de 129 milyon sterlinlik ham pamuk işleni rken , 1826'da bu miktar 167 milyon sterline çıkmıştı . Dolayısıyla Baranovski

buhranın bütün

unsurları

şu soruyu ortaya atıyor :

Amerika ülkeleri 1 825'te 182l'dekinin olanağı nereden

hazırdı.

«Peki

Tugan

ama , Güney

iki katı mal ala ca k

bu ldular ? B u olanağı

onlara İngilizlerin

kendileri sağladı . Londra borısasında alınan borçlar ithal edilen malların bedelinin ödenme�inde kullan ı ldı . Kendileri ­ nin yaratmış oldu� talebe aldanan İngiliz fabrika sahiple ­ ri. yüksek beklentilerinin temelsiz olduılunu kısa zamanda kendi deneyleriyle anladılar ,:\) 2 Böylece Tugan Baranovski ,

Güney Amerika 'nın İngiliz

maliarına ola n talebinin İngiliz sermayesince uyarılmış ol­ ması gerçeğini �.aldatıcı», sağlıksız ve anorma l bi r eko n o ­ mik olgu olarak niteliyor. Dolayısıyla o, bunun dışında h iç ­

bir ortak noktası olmasın ı istemediği b ir kurarncının görüş ­ lerini olduılu gibi dervralmaktadır. Daha 1825 İngiliz buh ­ ranı sıra sında, bu buhranın

İngiliz sermayesiyle

Güney

Amerika 'nın talebi arasındaki ilişıkilerin «Özgün» geli ş mesiy­ le a çıklana bileceği görüşü ortaya konmuştu . 'I\ıgan Bara­ n()Vski ile aynı soruyu ortaya atan ve Nouveau:r Principes

adlı ya pıtının ikinci baskısında olayları kusursuz bir şekil ­ de betimleyen , Sismondi'den başkası değildi : a

Tugan Barano vski , Stud ies on the Theo-y and H i 3 t O !"}" of

Com.merci al Crises In Engl and, •

s.

7-i .

Yeni İlkeler - Türk çeye çevi reni n notu.

115


«İspanyol

Ame rikasının

sanayi

ürünlerine

sağl adığı

muazzam pazarın açılması, e n önemli etkisini , İngiliz ima ­ lat s anay!sinin yeniden g'üçlendirilmesi yönünde yapmış gö. züküyor. İ n gil iz hükümeti de aynı kanıdaydı ve 181 8 buh ­ ranrnı izleyen yedi yıl b oyunca , İngiliz ticaretini Mek sika , Kolombiya, Brezilya , Rio de la Plata , Şili ve P e r u n u n en '

uzak k6şelerine ka dar sokmak �ı;:in d uyulmamış bi r etkin ­ lik

gosterdi.

Bakanlık b u y e ni devletleri

tanunaya

karar

vermeden önce , İnıgiliz ti c a re t in i , 'k aptanları as k e r i olmak­ tan çok d\plom atik bir görev ü s tle n miş olan s a vaş gemile­ rinin sık ziyaretleriyle korumak zor un day dı

Kutsal İttifak'ın yaygarasına meydan

.

Sonuç olarak,

okumuş

ve bütün

Avrupa 'nın yikmaya uğraştığı bir sırada yeni cumhuriyet­ leri tanımıştı. Ancak, özgür Amerika 'nm sağla dığı talep ne ka dar büyük olursa ol'sun , İngiliz mallarını satın alm!!. oln ­

na'k ları yeni cumhuriyetiere verilen borfçlarla bütün s ı n ı rla ­ rı aşarak a rtmasaydı, İngilter e'ni n kendi tüketim gerekle­

Her Am eri kan devleti İngil'tere'den kendi hükümetin i sağlam ­ laştırmaya yetecek mik tarda borç aldı . Bunlar ser ma y e bor-çları oldlikları h a lde , hemen ayn ı yıl içinde gelir g i b i harcandılar . Diğer bi r deyi şle, bu borçla r bütü nüyle hazi­ nenin İngiliz mallar ı alma sına ya da özel kiş i l erc e alına n

rinin üstündeki üretiminin tümünü emıneye y et mez d i

.

malların bedellerinin ödenmesine har candı . Aynı zamanda , bütün Amerikan madenierini işiemek için mua zz am serma ­ yeli çok s ayıda ş ir k e t kuruldu ; ancak bu şirketlerin harca­

dığı bütün par a , ya doğrudan kullanılan m ak i n ala r m , ya da çalışa cakları yörelere gönderilen İngiltere 'ye lngiliz özgün

döndü .

s ermayesiyle

İn gili z le r i n

malların bedeli olarak,

Amerikalılardan ya lnızca

İn gil i z m alları a lmalarını istediği bu

ticaret var olduğu sürece, İngiliz tmalat sanayisinin

ge l i şme s i göz karna ş tırıcıydı. Artrk tüketi mi etkileyen , ge­ lirden çok İngiliz sermayesiydi . Am er ika 'ya yolladıkları mallan alanlar ve bedelini ödeyenler, İn gi li z ler in kendile­ ıiydi ; yalnızca bu malları kullanma zevlkinden yoksun bı­ rakıyorlardı kendilerini » 3 116

3

Si smondl , Nouveaux

Princfpes . . . , C.

II,

Kitap

IV,

kısım


Sismondi buradan, kapitali'sı pazarın gerçek sınırlarını gelirin , yani yalnızca

kişisel tilketimin çizdi�i biçimindeki

kendine özgü sonucu çıkartıyor ve bu örneği birikime kar ­ §1

bir ek uyarı olar a k kullanıyordu.

1825 buhranından önceki olaylar, günümüze kada r bü ­

yftme ve sermayenin genişlemesi döneminin tipik özellikle­ ri olarak kalmışla rdır ve şu «Özgün:. ili�i, aosbnda sermaye birikiminin en önemli temellerinden biridir . Özellikle İngi­

liz sermayesi tarihinde,

Tugan

Baranovski 'nin

de aşağıdaki olgu ve �ayılarla gösterdiği gibi, bulırandan önce düzenli olarak yinelenir :

bu

kendisinin ilişki her

1836 buhranının

dolaysız nedeni , Amerikan pazarının gene İngiliz parascyla finanse edilen

İngiliz mallarının

istilasına uğramasıydı .

1834'te ABD meta ithalatı , ihra catın 6 milyon dolar üzerin ­ deydi ve aynı zamanda değerli maden ithalatı, ihracatın neredeyse 16 milyon dolar üzerindeydi .

Bubran yılı ola n

1836 'da bile ABD'nin ithal ettiği meta fazlası

52 mil yon do­

lar tutarındaydı ve ithal edilen değerli maden fazlası 9 mil­ yon dolar kadardı . Bu para akışı, tıpkı mal akışı gibi, en başta A:BD demiryolu hisselerinin kitle balinde satm alın­ dığı İngiltere'den kaynaklanıyordu. 1835 -36 yılları , ABD'de

52 milyon dolarlık C ve esas olarak İngiliz kaynak l ı ) bir ser­ mayeye sahip 61 yeni bankanın açılmasına İngilizler ifıracatlarının

� elini

ta nıklık etti.

gene kendileri

ABD 'nin Kuzey Eyaletlerindeki , sonuç olarak

ödediler.

İç Savaşa yol

a çan benzeri görülmemiş sanayi patlaması da , aynı şekil­ de, Birleşik Devletler'de pazar yaratan

İngiliz

İngiliz

sanay-Bi için büyüyen bir

sermayesince finanse edildi .

'Yalnız İngiliz sermayesi de değil ; diğer Avrupa serm a ­ yeleri de bu «Özgün ticarebe katılmak için mümkün olan Schaeffle'ye dayanarak, 1849 ve 1854 arasındaki beş yıl içinde çeşitli A!vrupa borsalarında Almerikan değerli kağıtlarma en azından 100 milyon sterlin her çalbayı harcadılar.

yabrıldığını söyleyebiliriz. Dünya sanayisinin epnlı canla IV: .eommercial Wealth Fol l o ws the Growth of Incom e • , s. 368370.

U7


ulaştı ki, 1857 d ünya buhranıyla sonuç ­ landı. Altmışlarda İngiliz sennayesi Birleşik Devletler 'deki koş u ll a rın aynısmı Asya 'da da ya r a tmak icin hic zaman kaybet med i . İngiliz seımayesi ki tle halinde, çok büyük de­ miryolu p r oj eleri n in fina ns e edildi� Küçüık Asya ve Do­ ğu Hindi s ta n ' a aktı . İngiliz Hindistan 'ındaki demiryolları 1860'ta 1350 , 1870 'te 7683 , 1 880'de 14 977 ve 1 8 90 'd a 27 000 ki ­ lometre uzunluğundaydı. Bu, İngiliz mailarına ol a n talebi de rh a l arttırdı. Am e ri k a n İ;ç Savaş ı sona erer ermez, İn ­ g iliz sermayesi Birleşik D ev l et ler e de y e ni d e n aktı. Alt­

nışı öyle boyu tlara

'

mışlı ve yetmi§li yılla r boyunca ABD ' deki muazzam demi r ­ yol u yapımının büyük kı:smının b ede li n i

gene İng i liz serma­ yesi ödedi ; 1 850'de 14 151 k i l om et re uzunluğundaki d emir ­ yaliart 1 860'ta 49 2 92 , 1870'te 8 5 139, 18BO ' de 1 50 7 17 v e 18:JO' ,

409 kilometreye ulaştı . Bu · d emiryoll ar ı için gereken malzemey i de Ing iltere sağlıyordu ; İngiliz kömür ve demir

da 268

s ana y il er ini n hızlı g e l işm e si n i n ve bu sanayilerin 1866, 1 873

ve 1884 Amerik an buhranlarından o kad a r ciddi bir biçim ­ d e etkil en m ele ri'n in temel n edenlerinden mondinin

kelimesi

biri buydu. Sis ­

delilik olarak değe r lendirdili olgu , kelimesine

doğruydu :

İngilizler ,

bu durumda

kendi

demirleri

ve di ğer malzemeleri i le ABD'de demiryolları ya pmış la r bu d emir yoll a r ının bedelini kendi s ermayeleriyle ö demi şl er .

ve

ya�nızca 'b unların

dt.ullanıımındaru vaZJgeçrnişlerdi .

ca'k, bütıün d ö ne m sel bulıranlara

An­

karşın , Avrupa sermayesi

bu ç ı lgın l ığ a kendini öyle bir k aptır mı ş t ı ki, Londra borsa ­ sı yetmişli yıll ar ın ortasında ger ç ek bir dış borç salgınma

y aka l an d ı. 1870-1875 yılları arasında 260 milyon sterlin tu­

ta rında dış borç s a ğ la ndı . Bunun ilk sonucu , İn gili z malla ­ r ı n ın denizaşırı ihracatındaki hızlı artış oldu . İ l g i li dış ü l ­ keler d ö n em s el olarak iflas ettikleri halde , s e rm aye kitle halinde a kmaya devam etti . Yetmişlerin sonlarında Türki ­ ye, Mısır , Yunan�sta n , Bolivya , Ko sta Rika , Ekvator, Hon ­ duras ,

Meksika, Paraguay, Per u ,

Santo D omi ng o

( Domi ­

nik ) , Uruguay ve Venezuela faiz ödemelerin� bü tünüy le y a da kısmen ertelediler . Ama bundan yılmayan den izaş ırı dev ­

let borc u humması, s eksen li yıllar ın sonunda yeniden pat 1 18


lak verdi ; Güoey Amer ika devletlerine ve Güney Afrika sö"mürgelerine büyük miktarlarda Avrupa sermayesi borç olarak ve ri ldi . Örneğin 1874 'te Arjantin Cumhuriyeti 10 mil­ yon sterlin tutarmda borç aldı ; bu ülkenin borcu 1 890'da

59, 1 milyon sterline varmıştı. İngiltere bütün bu ülkelerde demiryollarıru. bedellerini

ke'tldi sermayesiyle ödediği, kendi demiri ve kömüriiyle yap­ tı . 1883'te 3 123 kilometre uzunluğundaki Arjantin demiryol­ l arı 1893'te 1 3 691 k.iliımetreyd'i. İngiltere'nin ihracatı da buna bağlı olarak artıyordu : 1 886 Demir

milyon ster lin 21 , 8

Kömür

10,1 9,8

Ma k ina

1890 milyon sterlin

31 ,6 16,4 19,0

İngiltere'nin Arjantin'e toplam ihracatı 1885'te 4,7 you sterlin tutarındayken, yalnızca dört yıl sonra

mil­

10,7 mil­

yon sterlini bulmuştu .

Aynı zamanda İngiliz s e ımaye s i devlet borçl arı biçi ­ minde Avustralya'ya aktı. Seksenli yıllarm sonunda üç sö ­ mürgeye , Victoria , Yeni Güney Ga ller ve Tasmanya 'ya ve­ rilen .borçlar 112 milyon sterlin tutarmdaydı ve bunun 81

milyon s ter l in i demiryolu yapnnına yatırılnuştı. Aıvmtralya demiryolları 1880'de 4 900 mllken, 1895'te 15 600 mil uzun­ luğuna ula§ tı.

Bu d em iryoll arı i çin sermaye ve ma lz eme sağlayan İngiltere ; Arj antin, Transvaal, Meks ika ve Uruguay'dald 1 890 bulıranından v e Avustralya 'daki 1 893 buhranından pa­

yını aldı . Bunu izleyen yirmi yılda bu iliııkide yalnızca şu değişik ­ lik ortaya çıkmıştır : Dış yatırımıara ve özellikle borçlara , İngiliz sermayesinin yanısıra Alınan, Fransız ve - Belçika

sermayesi de büyük

ö lç üde katıldı. Küçük Asya 'daki d e ­ yapımı 1850'lerden 1880'lerin soouna kadar İngi ­ liz serm aye'Since yü rü tül me kt eyd i Daha sonra Alman ser-

miryolu

.

119


mayesi Anadolu ve Ba�at büyDk demiryolu p roj es in i üst­ lendi ve yürürlüje koydu. Türkiy e'deki Alman sermaye ya ­ tı rım ları bu ülkeye Alman mallan ihrac anı arttırdı. Almanya 'nın mark.

1911 'de

Türkiye 'ye

Uıracatı

1 8 96 'da

1 13 milyon mark tutarınd a yd ı .

28

mi lyon

Ö zel

olarak

Asya Türkiye ' sine_ ihra ç edilen m alların deler i 1 9 0 1 'd e 12 milyon mark, 191 1 'de 37 milyon marktı . Bu durumda da Alman ma llarının

bedelini ö dernek için önem li ölçüde Al­

man se nnay es i kull a nılmışb ;

Abnanlar , Sismondi'nin deyi ­

şiyle, yalnızca kendi mallarını kullanma zevk.inden vazgeç ­

mişlerdi. Durumu daha yakından inceleyelim : İngihere ya da Almanya 'da sernn aye y e dönüş türülerne ­ yen ve atıl duran realize edilmiş artı-değer , Ar j a ntin de , '

Avustralya 'da . Kap K o l on i si nde ya da Mezopota m ya ' da d e ­

miryolu yapımma, sulama v e maderncilik işlerine, v b . y a ­ tırılır.

Makina,

malzeme ve bemer i ,

sermayenin kaynak ­

landığı ülke tarafından s a lla nır ve bunların bedelini aynı sermaye öder . Aslında a ynı şey, kapitalist üretim altında­

ki ülkenin k endi'S i nde de yapılır . Sermaye, iş görmeden ön­

ce, kendi üretim un'Surlarını satm a lm a k ve onların içinde

vücut bulmak zorundadır. Kabul etmek gerekir ki, bundan sonra ürünler ülke içinde kullanılır ; oysa ön ceki duru mda

bu ürünleri yabancılar kullanıyordu . Ama zaten kawtalist

üretimin amacı ü r ü nl er i ni n

tadının çıkarılması değil, artı ­

değer ve birikimdir . Ülke içinde artı-ürün için talep yok ­

tu ; bu nedenle sermaye, birikim olanağı olmadan , atıl ya­ tıyordu. O�a kapitalist üretimin henüz gelişmediği dış ül­

kelerde, gönüllü o l a r ak ya da zor yoluyla, kap i t a li st olma ­

yan k es im l er in yeni bir talebi ge l:i"ş ti .

Ülke içindeki kapi ­

talist ve emekçi sınfların titketimi, biri'kim am a cı için önemsizdir ; sermaye için önemli olan , tam da ürünlerinin

başkaları tarafmdan «kullanıl!masu gerçejidir. Yeni tüke ­ ger çek ten d e ürünleri realize etmeli, kulla nm ıı lıı rınm bedelini ödem elid i rl er ve bunun için paraya ihtiyaçları var ­ dır. Bu paranın bir kısmını, bu noktada baş l aya h m eta de ­ ğişimi yoluyla , d em irya lu yapımınm ve madencililin (altın

ticiler

120


madenleri , vb. ) hemen ardından gelen canlı bir meta tica ­ retiyle elde edebilirler. 'Böylece demiryol u yapımı ve ma ­ dencilik için ödün ç verilen sermaye , ek birlikte giderek rea li ze edilir .

bir artı-değerle

Bu ihraç edilmiş sermayenin,

kendi gücüne dayanarak ve hiss e senedi s ermayesi olarak kendine a lan mı a r adığı, yoksa bir devlet borcu olarak s a ­ nayi ve ticarette yeni i§ alanları bulmak için bir dış devle ­ tin

ara cılığını

kullandı,lı ,

durumun

bütünü

a çısından

hiçbir şeyi değiştinnez. Birinci halde şirketlerin bazılannın dolandırıcı olması ve bir süre sonra batması, ya da ikinci halde borçlanan d evletin sonunda ifla s et�esi de , yani ser ­ maye sahiplerinin bazan sermayelerinin bir kısmını şu ya da bu bi çimde kaybetmeleri d e , hiçbir Sermayenin

ana

ülkesinde bile ,

şeyi d eğiştirmez.

bireysel sermayeler buh­

ranlarda s ık sık yi tirilirler . Önemli olan nokta , eski ülked e birikmiş sermayenin , birikimin sürebilmesi için , ba şka ül­ kelerde, arb-deier elde etmesini ve realize etmesin i yani

birikimi sürdünnesini sağlayacak yeni fırsatları bulabilıne­ sidir. Yeni ülkelerde meta ekonomisine dönüştürülen geniş doğal ekonomi alanları ya da sermaye tarafından yerinden edilen geniş meta ekonomisi a lanları vardır. Demiryolu ya ­ pımı ve madencilik, özellikle d e altın maden ciliği , eski ka­

pitalist ülkelerin sermayelerinin yeni ülkelerdeki tipik ya ­ tırımlarıdır.

Bunlar

herşeyden önce,

o güne kadar

ek'onomi tarafından belirlenen koşullarda ticaretini

uyaı1mak

için

gerekli

niteliklere

canlı bir

doğal meta

sahiptirler

ve

her ikisi de eski ekonomik formasyonlarm hızla çözülmesi, toplwnsal buhranlar ve m'odern koşulların gelişmes i yolun­ da ;

yani başlangıçta meta e�OD'Omisinin

ilerde de sermaye üretimi yolunda

gelişmesi, daha

kilometre taşları olarak ,

ekonomi tarihinde büyü'k önem taşırlar. Bu nedenle hem dq borçların , hem de yabancı demir ­ yolu ve maden hisselerindeiri sermaye yatırımlarının rolü , Marks 'ın birikim şemasmın eksiklerine iyi bir örnek oluş ­ turmaktadır. Bu örneklerde sermayenin genişletilmiş yeni­ den -üretİ'ill i

(borçlar

ya da

yabancı hisse senetleri alımı,

küQi.ik burjuvazinin ya da yarı - prol etaryanın tasarrufları 12!


tarafından finanse edilmediği sürece) , önceden realize edil­ miş

bir ar\ı-de�eri serm ayeye dönüştürmektedir . Eski ül ­

kelerin sermayesinin yeni ülkeye a'kabilme'Si için ne zaman , nerede ve nasıl realize edildiğinin , o anki birikim alanıy ­

la hiç 'bir ortak tarafı yoktur . Arjantin demiryolu yapımına akan İngiliz seıımayesi, pekala geçmişte Çin'de Hint afyo ­ nu

biçiminde

realize edilmiş olabilir.

Dahası ,

Arjantin'de

demiryolları yapan İngiliz sermayesi , yalnızca parasal ser ­ maye olarak

saf değer biçiminde d eğil, demir, kömür ve

ma'kina olarak maddi biçiminde de, İnıgiliz kökenlidir. Ya ­ ni artı-değerin kullanım biçimi, İngiltere'de daha en başın ­

dan birikim amaçlarına uygun bir şekilde doğmuştur. De ­

ğişken sermayenin gerçekteki kullanım biçimi, yani işgücü ise çofunlukla yabancıdır ;

eski ülkelerin sermayesince ye­

ni bir sömürü nesnesi haline getirilen , yeni ülkelerin yerli i şgücüdür . İncelememizin a rılığını sağlamak için, işgücünün k endisinin de sermaye ile aynı kökenden oldutunu vama ­ yabiliriz. Gerçekten de, örneğin yeni altın madenierinin bulunması, özellikle ilk aşa malarda eıski ülkelerden kitleısel göçlere yol açmak'ta ve yeni

ülkelerde büyük

oranda bu

işgücü kullarubnaktadır . O halde, yeni bir ülkede, serma ­ ye, işgücü ve üretim araçlarının tümünün

aynı kapitalist

ülkeden , diyelim İngiltere'den gelmesi pekala mümkündür . O halde birikimin bütün maddi önkoşulla rın ı n -p arasal ser­ maye olarak realize edilmiş bir artı-değerin ,üretken biçim ­ de bir artı-ürünün ve son olarak emek yede'klerinin- varol­ duğu ülke, gerçekte İngiltere'dir. Oysa lbirik'im orada ller­ leyemez ;

İngiltere'nin ve onun eski alıcılannın ne demir ­

yollarına , n e d e sanayinin genişletilmesine ihtiyaçları yok ­ t ur . G eni'Şletilmiş yeniden-üretim, yani birikim, ancak ka ­ pitalist olmayan b ir uygarlığa sahip ve geniş alanlara ya ­

yılmış yeni bölgeler sahneye çıkar ve tüketici sayısını art­ tırırsa mümkün olur. Peki o zaman,

bu yeni tüketiciler gerçekte kimlerdir '?

Son çözümlernede drş borcu kim öder ve bu dış borçla ku ­ rulmuş

i 22

ola n ser maye girişimlerinin artı-değerin i kim rea -


nze eder ? Mısır 'daki uluslararası borçlarm tarihi, bu

so­

rulara klasik bir yanıt sağlamaktadır :

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Mısır 'ın iç tari­ ü ç oLgunun karşılıklı etkileşimiyle belirlenir ; büyük ö l ­ çekli çağdaş sermaye gi rişimleri , hızla büyüyen b ir devlet hi,

borcu ve köylü ekonomisinin çöküşü. Çok yakın zamana ka­ dar Mısır'da an.garya egemendi ve önce vali, sonraları Hi­ div, toprak mül'kiyeti koşullarına ilişkin kendi şiddet poli ­ tikalarmı özgürce sürdürüyorlardı. Tam da bu ilkel koşul ­ l a r , Avrup a sermayesinin etkinlikleri için kıyaslanamaz ve ­ rimlilikte bir zemin oluşturma'ktaydı. Ekon ooıik olarak , herşeyden önce para ekonomisi için gerekli koşulla r yerleş­ tirilmeliydi yarattı .

ve devlet bunları d.o�rudan para araçlarıyla

1 830'lu

yıllara

kadar ,

modern

Mısır 'ın

kurucusu

Mehmet Ali ataeritil basitiiikle bir

yöntem uyguladı : Her yıl fellahların tüm hasadını devlet hazines i adına <csatın

aldı1> ve daha sonra onlara geçi mlik ve tohumluk olarak as­ gari bir miktarı daha yüksek bir fiyattan geri s attı . Ayr ı ­ ca, çivit, biber , Do�u Hindis tan 'dan pamuk, Amerik a 'dan şeker kamışı ithal ett i ve fellahlara neyi ne kadar eke ­ ceklerine ili;:ikin resmi emirler ver di . Gene hükümet, pa­ muk ve çivit a lım ve satım hakkını yalnızca kendisine ta ­ nıyarak, b u mallar üzerinde tekel oluşturdu . Meta değiııi­

minin Mısır' a girmesi böyle yöntemlerle olm�tur . Mehmet Ali'nin emek verimliliğini arttırmaya yönelik

olarak yap­

tıklarının da az olmadı�ı kabul etmek gerekir . Eski ka ­ nal si'steminin kum ve çamurunun temizlenmesini sağladı , k uyular kazdırdı ve herşeyden önemlisi ,

Mısır 'da büyük

kapitalist işletmeler dizi<Sini açacak olan büyük Kaliub Nü baraj lar ı nın yapımını başlattı . B u çalışmalar daha sonra dört bü:r.ü:k alanı kapsayacaktı : 1) Sulama tesisleri ( bun­ l ar arasında en önemlisi, 1845-1853 yılları arasında yapılan , ücretsiz zorunlu emeğin dı;:iında 2,5 mi]'yon sterline mal olan ve başlangıç'ta işe yaramayan Kaliub tesi:sleridir ) ;

2) ula ­

şım yolları (bı:nların en önemlisi ve Mısır'ın kaderi açısın­ dan en u�rsuzu, Süveyş Kanalıydı) ; 3) pamuk eik.imi ; 4) şeker 'kamışı üretimi .

Sü,veyş

Kana lının

yapınnyla Mısır ,

123


oi: daha

kur-tulmamacasuıa Avrupa

yakalandı . Frans12

kapitalizmiınİn a�ına

senna�esi yolu açtı ; İngiliz sennayesi

hemen ardından geldi. Sonraki yi.rmi yıl içinde bu iki s er ­ maye arasındaki rekabet mücadelesi , Mısır ' d a ki iç karışık­ lıklar ara:cı!ılıyla yürüdii . Yararsız büyük Nil barajı kad a r

Sürveyş Kanalını d a yapan Fransız sermayesinin etkinlikle­ ri, ilkel ilişkiler pahasına yür'ü'tülen Avrupa sermaye biri ·

kimi yöntemlermin belki de en öıgül örne�ini oluşturuyor . du. Mısır , birincisi ,

bir

kaç yıllılma 20 000 serfin emeğini

bedelsiz olarak sunmayı ;

ikincisi,

Süveyş Şirketinden 70

milyon mark değerinde , yani şirlretin toplam sermayesinin yüzde 40'ı tutarında bisse almayı kabul etti . Bütün bunlar , A'vrupa i l e Asya arasındaki ticaretin tümünü Mısır 'ın bur ­ nunun dibinden geçirecek ve bu ticaretteki rolünü olumsuz

Bu 70 milyon mar k , Mısır'ın, yirmi yıl !onra İn1g iltere 'nin askeri i�ali ­ ,Yönde e�ileyecek bir kanalın a çılması içindi .

ne yol açacak olan muazzam devlet borcunun temelini oluş­ turdu . Sulama sisteminde ani dönüşümler başlatıldı, yalnız Nil deltasında yılın yedi ayında 50 OOO'i harıl harrl çalışan eski sakia 'ların ( Oküzlerin dôndürdü�ü

su

çarkları nın ) yeri ­

ne, kısmen buharlı pompalar geçirildi. Nil üzerinde, Kahi­ re ile Asvan arasında artık modern buharlı gemiler işliyor­ du. &na Mısır'ın ekonomik

ilişkilerindeki en köklü defiş i k ­

li!e, pamuk ekimi yol açtı. Amerikan İç Savaşı ve İngiliz pamuk kıtlığı nedeniyle kilo başına fiyatın 60-80 fenik ci ­ varından 4 -5 marka fırlamasıyla, Mısır'da pamuk ekimi ne­ redeyse saDgın halini a ldı. Herkes , en başta da vali ve aile­ Bi, pamuk ekiyordu. Valinin mülkleri , büyük çapta toprak soygunları,

el

koymalar .

cebri

q:satışlar» ya

da düpedüz

hı.rsı zlıkla genişledi. Hiç bi r yasal gerekçe olmadan birçok

köy birdenbire hazine nı:ülkü haline getirildi . En kl'sa za ­ manda bu uçsuz bucaks12 topraklar pamuk ekimine açıldı. ve

Mıs ır 'ın geleneksel tarımının tüm tekniğinin kôkten de­

ğişmesi sonucunu doğurdu . Pamuk tarlalarını Nil'in mev ­ simlik taşkınlarından korumak için her yerde bentler ya pıldı ve yayıgın bir yapay sulama şebekesi Jrulruldu. Bu

·

sulama Wıisleri , toprağın sür�ldi otarak derin s üıii lmesi 124


-ki bu , o zamana kadar Firavunlardan kalma bir sabanla topra�ı ancak hafifçe kazıyabilmiş olan Fellah için önemli bir de�işi'k.lik oluşturuyo r du - , son olarak da hasadın ge ­ r�ktirdi�i

ytı�un

çalışma ,

Mısır'da

i ş gü cü

talebini

büyük

ölçüde arttırdı . Bu iş g ü c ü, hep , d evletin kendisine üzerle­ ri n d e sınırsız bir tcrsarruf hakkı tanıdığı , a ynı cebri köy .

tü emeğiydi ve bunların binlereesi zaten Kaliub barajı ve Süveyş Kanalın da çalı şmışlardı . Şimdi ise bu cebri emek, valinin mali kanelerind e yapılmas ı gereken sulama ve ekim iş l eri için isteniyordu . Süveyş Kanalı Şirketinin tasa rrufu. na verilen 20 000 kö l ey e şimdi Hid ivin kendisinin ihtiyacı vardı ve Fransız sermayes iyle ilk ç atışmaya bu yol a çtı . III. Napolyon 'un hakemliğiyle , Şirkete 67 milyon mark t.az. minat ödenmes i karara ba ğlanc.ı . Hidiv bu çözüme dünden razrydı , çünkü bu tazminat , ta m da i şgü çleri ç ekişme ko­ nusu olan fellahların sırtına yıkıla c aktı sonuç olarak . Su­ lama işi derhal ele alındı. Buna yii n eli k olarak İngil tere ve Fra n s a ' d an santrifuj makinaları, buharlı motorlar

ve

çek .

me motorları ısmarlandı. Bunların yüzler cesi İn g i lt er e 'd en �Skenderiye'ye , oradan da buhar h gemiler , Nil kayıkları ve develerle ülke içlerin e, dört bir yana taşındı . T oprağın s ü ­

rülmesi için, özellikle d e 1864 sı�ır humması bütün sı�ırları öldürmüş oldu�undan , buharlı pullukla r gerekiyordu. Bu ma­ kinaların baş s atıcısı gene İn g ilte r e ydi . '

Mısır'ın öd em es i •gereken

Valinin , bedelini

ihtiya çlarını karşılamak ilıere ,

Fowler faıbrtkaları d erhal büyük ö l çüd e g enişletildi . 4 tır:

Fowler'ı n

temsilci lerinden

•Kahi re . Londra

geliyordu.

Fow l e r

ve

mühendis

Eyth

4

şunl arı

an l a·

Leeds arasında telgraflar çı lgınc a gidip

150 buharl ı pull uğu n e zaman teslim edebi ­

U r? -Yanı t: Tam k apasite çalışırsa bir yıl içinde. -Yeterli deği l .

Balıard a İskenderiye' ye ı s o buharlı pulluk indi ri n . -Yanıt: Ola­ naksız .

O sırad a h aftad a ancak üç buh arl ı pulluk üretilebili­

yordu tesiste.

! Not: B u tiJ.'J bir m akina 2 500 sterli n değerinde­

dir, dolayı sı y l a sipari ş 3,75 milyon sterlin tutannday d ı . l Paşa'nın

bundan

sonraki

telgrafı :

me maliyetini bildiri n . Vali

! Fabri kayı

derhal

hesabı ödemeyi ü s tl e n i y or. )

d e aralıksız demi r dövül düğünü

gözünün

önü ne

İ smail

genişlet­

-Leed s '

getireb i l i rsi .

ı .


Ancak Mısır' ın şimdi de ü çün cü tip bir makinaya , çır ­ ç ır

makinaları ve paketierne pr es le r ine ihtiyacı vardı . Nil

Delta sı kentlerinde düzinelerle çırçır fabrikası kuruldu. Sa gasig, Tanta , Samanud 'Ve di�er kentler, tıpkı

İngiliz sana .

yi k entler i gib'i d u man l a örtülürken , İskenderiye ve Kahire

bankalaı;ında büyük servetler do laşı yo rdu .

Atacak bunu izleyen y ı l da , ABD 'de ba rış ın sağlanması­ 27 pens ­ ten önce 15, sonra 12 pense ve nihayet 6 pense düşmesiyle birlikte, bu pamuk spekülasyonu çö kmü ş tü bile. Ertesi yıl nı izleyen günlerde pamuk fiyatlarının libre başına

İsmail Paşa yeni bir spekülasyon a , şeker ka mışı ü r et imi ­ ne atıldı. Cebr i fellah emeği, ABD 'nin koleliğin kaldırılmış niz.

Dahası ,

harlı

İngiltere ve

pulluk

maliann

Fransa'da başk a

ısmarlanmı etı .

boşaltıldığı

Valilik

İs ke nd e ri ye

fabrikalara

topraklarına

depolan

da

bu­

gönderilecek

tapeleme

kazan,

te­

kerlek. silindir. tel halat ve her t ü r kasa ve k u tu dolu y d u . K a­ hi re ' n i n ikinci

alınıp

sınıf hanl annı .

aceleyle buharlı pulluk

şeyi yapabilen ve hi ç bir şey

d u nnu ş tu ,

örsün

y a da

sürücülğüne

sabanın

başından

terfi ett irilen. her .

yapam ayan umutl u gençler d ol .

çılnkü her b u harl ı pulluğun tep e sine uygarl ı ğ ı n

i'i­

ten anlayan e n azından b i r öncüsünün o t urtulması ge reki y o r­ du. Bir soiU'aki geminin

boşaltılabilm esi

için

arab a l ar dolusu

yük içeri ere gönderiliyord u . Gitmeleri gereken y e r e , ç ogunlul( ­

la da gitmeleri gerekenden başka ye rlere n e durumd a vardık .

lanm dılşünemezsiniz. On kaz an Nil kıyılarında yatı yordu. ait

oiduklan makina ise on mil uzaktay d ı . Şurad a küçük bir tel

halat yığıru va.rdı a.m a ona uygun mak aralan bul mak i çin 20

saatlik sı

yol

almanız gerekiyordu.

Bir yerde makinaları kurma­

gereken bir İngi l i z , bir .Fran sı z sandık yığını üzeri nde u mut­

suz

ve

aç b ir şekilde çökm üştü ve başka bir yerde ark ada�;ı

umuts u zluk i çinde kendini yerli i ç k i s i n e vermişti . Allahtan y ar­ dım di leyen efendiler ve k atipler Siut ile İ skenderiye arasınd a koşuşturuyar ve isimlerini

bile bilmediklert maddelerin l i stesi ­

ni yapıyorlardı . Ama ge ne de son u nda bu aygıtıann bir kısmı harekete

geçirildi .

Y uk arı

-Clvillsatfon et progr�s

Mı sı r ' d a buharh pulluklar i şliy or du daha atmıştı . • (Lebendlge

bir a dı m

Kratt e , 7 Vortri!.ge aus dem Gebiete der Tech n l lt, Berlin. S.

219) *

AsJmda Fransızca. uygarlı k v e ilerl eme - Türkçeye çevt ­

renin notu.

1 26

1008,


'

olduğu Güney ey aJetl eriy le r ekabet edecekti . Mısır tarımının ikin ci kez altı i.fstüne ge tir ili yor du . Fransız ve İn gili z k apitalistleri yen i bir hızlı bi rikim alanı buldular. 1868-69· yıllarında günlük üretim i 200 000 kilogram , y an i o zamanın

en büyük fabrikasından

kat kat fazla olan 18 d ev şeker

fabrikası ısmarland ı . Bun lann altısı lngiltere'den , on i kisi Frans a 'dan ısmarlandıysa da, Fransız-Alman savaşı nede­

niyle sonunda aslan pa yını alan İngiltere old u

.

Bu fabrika ­

lar, 10 kilometre karelik bir ala ndaki ş e k e r ka m ış ı pla:ntas

yonlarmın mertk ez le r i olarak

­

Nil boyunc a 10 kilometrelik

, arala rla kurulaca ktı . Tam kapasiteyle çalıştığmd a her fa b · rikaya günde 2000 ton şeker kamışı sağlanması gerekiyor­

du . . Pamuk döneminden kalma yüz tane eski buharlı pul ­ luk etrafta kırık -dökük yatarken , şeker ka mış ı tarımı için

yüz tane yenisi ısmarlandı . Binlerce fell ah ş eker pl a n ta s ­ yonlarmda cebri çalışmaya zorlanırken , binlereesi d e İbra .

himiye Kanalını inşa etti . Sopa ve kırba·ç e s i ı-genmiycrdu Taşıma kısa sürede sorun oldu .

Ş eker

ka m ı şla r ın ın tahrika ­

lara taşınması için her fabrikanın çevresine bi r demiryolu

a�ı kurulması gerekti ; mümkün olan en kısa za manda de ­ k.ov:il , havai hat , lokomotif, vb. sağ la nrn al ıy dı Bu büyük s iparişler gene İngiliz sermayesine verild i . İlk dev fabrika 1872'de açıldı ; taşıma işlevini geçici olarak dört bin deve .

üstlenmişti. Ancak , işletmenin gerektirdiği miktarlarda ş e ­ ker kamışı Topra kta

sa ğlanmasının

cebri

olanaks ı z olduğu

ortaya çıktı .

çalışmaya alışmış fellahın , kırbacın şakla ­

m asıyla bir g ec ed e modern sanayi i ş ç i s i h a line dönüştürü ­

lememesi nedeniyle, personel tümüyle yetersizdi. Daha it­

hal edilmiş makinaların pek çoğu kurulmadan girişim çök­ tü . Bu şeker speküla'Sıyonu

1873'te Mısır'da

dev kapitalist

işletme d ö n em i n i sona erdirdi . Neydi bu iş letm el er e sermaye

sağlaya n ? Uluslararası

borçlar. 1863'te S a it Paşa , ölmeden bir yıl önce , kmnisyon ­ larııı v e diğer kesintilerin düşülmesinden s on r a 5 0 mil yon mark tutarında nakit getiren ve oominal değ e r i 65 mi lyon mark olan

ilk is tikrazı almıştı . hmail Paşa 'ya , bu

borcu

ve Süveyş Kanalı Şirketiyle yapılan ve Mısır 'a 340 milyon

1 27


markhk bir bor ç yükü g etirecek olan sözleşmeyi miras hı · raktı. İ-smail Paşa ise, n dmina l değeri 114 milyon mark ve nominal faiz oranı yüzde 7 , gerçek değeri 97 milyon mark ve ger çek faiz oranı yüzde 8 .25 olan ilk bor c unu , 1864'te al­ dı. Bu borcun tamarnı bir yıl iıçinde, Süveyş Kanalı Şirketi­ ne tazminat olarak 67 milyon mark ödenerek, kalanının ço­ lu da pamuk macerası ta r afından yutularak harcandı . 1865'te Hidivin özel mülkleri güvence gös terilerek ilk Daire is tikr a z ı İngiliz-Mısır Bankas ı aracılığıyla piyasaya sürül ­ dü. Bu borc un nominal değeri yüzde 9 faizle 68 milyon mark, gerçek değer i ise yüzde 12 faizle 50 milyon marktı. 1866'da Fruehling ve Goschen, no:rninal değeri 60 milyon mark, ger ­ çek değeri ise 52 milyon mark olan yeni bir borç sağladı. 1867 'de Osmanlı Bankası nominal olarak 40 milyon mark, gerçekte ise 34 milyon marklı k bir diğer borç sağladı. Bu tarihte, borç karşılığı piyasaya sürülen ve el d en ele dola­ şan değişik ta rihl1 tahviiierin tutan olarak toplam borç , 600 milyon markı buluyordu. 1868'de Oppenheim ve Neffen Bankacılık Kurumu, bu bbrcun bir !kısmını konsolide e tmek için büyük bir istikraz · daha sağlandı . Bu IXırcun nominal değerinin yüzde 7 faizle 238 milyon mark olmasına karşın, Isınail'in eline geçen yüzde 1 3 . 5 f a izle 142 milyon marktan ibaretti. Ancak bu para , S üveyş K an alının Avrupa s a r a y ­ larınm, mali dü n ya s ı nın ve s osyete gülle rinin önde gelen Ikişiieri huzurundaki tantanalı açıh� ffirenlerini ve dolayı ­ sıyla ortaya çıkan çılgınca isr aıf ı karşılayabildiği gibi , bü­ tün bunlar ı n üstüne , Türk hükümdarının ya ni sultanın eli­ ne 20 milyon marklık yeni bir b ah şi ş sıkıştırma y a da yet­ ti. Şeker ma ce rasını n masraflarını ka r ş ı l ama k için 1870'de yeni bir borç alınd ı . Bischoffsheim ve Goldschmidt firma ­ s�a p i ya sa ya sunulan bu rstikrazın naminal değeri yüzde 7 faizle 142 milyon ım a rk , gerç ek değeri ise yüzde 13 faizle 100 milyon marktı . 1 872 -73 'te Oppenheim Kurumu , biri yüz ­ de 14 faizle 80 milyon mark, diğeri yüzde B faizle 640 mi l ­ yon mark t u t a r ın d a iki is tikraz dah a sağladı . 640 milyon m a rkl ık büyuk borç , yüzen borçların tutarın ı yarıya indir ­ mekteydi ; ancak Arvrupa b a n k acılık kurumlarının, tıu mik128


tarın bir kıs mını daha önce kırdıkları bonolarla ödemeleri nedeniyle, ele geçen nakit ancak 220 milyon mark old u . 1 874'te, yılda yüzde 9 faizli v e 1 milyar mark tutarın da

bir ulusa l borç için yeni bir giriş imde bu lunulduysa da, ele geçen yalnızca 68 milyon m a rk oldu . Mısır tahvillerinin fi­ yatları nomina l değerlerinin yüzde 54 ' üne dܧmü§tÜ. Sait Paş anın ölümünü izleyen 13 yıl i çinde Mısı r ' ın toplam ka ­ mu borçları 3 milyon 293 bin sterlinden 94 milyon l l O bin sterüne çıkmış, yani yakla �ık 2 milyar mark artmr§tı 5 ve çöküş kapının eşitindeydi . S'ennayenin �u etkinlikleri ilk bakışta çılgınlığın doru ­ ğun a varmış gibi görünür . Bir borcun hemen a rdından d i ­ ğeri geliyor , eski borçların faizleri yeni borçla rla ödeniyor ve İngilizlerle Fransızlardan ödünç alınan s ermaye İngiliz ve Fransız sanayi sermaye'Sine veri len b üyük sipar i � lerin bedelini karşılıyordu . Tüm Avrupa İsmail 'in çılgın ekonomisi karşısında iç çekip omuz sillkerken , Avrupa sermayesi aıslmda Mısır 'da e�siz ve akıllara durgunluk verecek boyutlarda iş yapıyor ­ du. Bu , Tevrat' taki şişman inek efsanesinin k a pitalizm t a ­ rih inde eşiıne ra(S tla n mayan ç a ğdaş bir çeş i tlem eslyd i _ .

ra. •

S

Evelyn Baring, Cromer Lordu. Egypt Tad ay

Bkz:

H l08 1 ,

c.

I, s. l l .

( Lond­

Tevrat'a göre, günlerden bir gün. Mı sır Firavunu b i r rüya gö­

rür: llk ö n c e . yedi t an e ş i şman ve besili i nek çıkar ortaya; son­ ra

nır,

yedi

sıska ve

tekrar

s onra

gun, dolu

inek

gelip,

onlan yiyiverir.

uyur ve gene r üya

görür:

rı n dan y okedilir . . . B u rüyayı Mı sır' d a s a d e c e , yılı

ol­

taneli mısır b a ş a ğ ı , yedi tane h asta, kor b aş ak tara­

lunduğu e vd e n ç ağo l an Yusuf t abir

edebi lir:

olacak. ardı n d an yedi m ü th i ş k ı tl ı k yılı

denle

Firavtın uya­

Bu sefer, yedi

Yusuf,

Firavun' a,

her

yerde

biiyük

köle

olarak bu­

Önce yedi bolluk gelecektir. Bu ne­

ambarlar

y apt ı np

tahıl depol amasını tavsiye eder. Firavun d a onu kendi ne vezir yapar. n.

yedi

vb

.

.

Rosa Luxemburg,

ş işm a n

ineğin

Mı s ı r ' ı n ifl tı.sından

sembolize ettiği b o l l u k

önceki

yılla­

y ı l i anna benze-

'ti y or. - Türkçeye çevirenin notu .

129


Bir kere , her borçta bir tefecilik unsuru vardı ; borcun görünürdeki miktarmin beşte biriyle üçte biri arasmda de . ğişen bir kısmı, Avrupa bankerlerinin elinde kalıyordu. Te ­ feci

faizinin sonuç olarak bir şekilde ödenmesi gerekiyur ­

du ;

ama

nasıl, hangi

olanaklarla ?

Bu kaynaklar Mısır 'ın

içinde olmalıydı-bu kaynak Mısır lı f ellahtı , Mı sır köylü eko ­ nomisiıyd i . Bunlar son çözümlemede muazzam sermaye gi rişimlerinin

en

önemli

unsurlarını

sağlı�rlardı .

Hidivin

sözde özel malikaneler i , sayısız lroyün soyulması ve ş antaj yoluyla hızla

büyük boyutlara ulaştığı için , toprağı sağla ­

yan anlardı v e

sulama projelerinin ,

pamuk ve ş eker ka ­

mışı spekülasyonlarının temelini işte bu malika neler oluş­ turuyordu. İşgücünü s ağlayan da fellahtı ; dahası , para a l ­ madan sömürülüyordu ve çalışbğı süre içinde geçrm arar; ­ lannı bile kendisi bulmak zorunda yth . Avrupa mühend i s l -:? ­ rinin v e Avrupa makinalarının Mısır 'ın sulama , ulaş ım , ta ­ rım v e sanayi alanlarında yarattıkları

teknik harikaların

temeli , felJihm zorla çalıştırılrna·sıydı . Kaliub Nil barajında ve Süveyş Kanalında , demiryolu yapımında ve bentlerin ku . rulmasında, pamuk plantasyQınlarmda

ve şeker f abrikala ­

rmda sayısız serf yılınları 'Çahştırılıyor, gerek duyuldukça bir işten diğerine aktarılıyor ıve sınırsız ölçülerde sömürü ­ lüyorlardı . Modern se rmayenin

amaçları için cebri emek

kullanılmasının teknik sınırları oldulu her adımda a çığa çık ­ tığı halde , sermayenin işgücü kitlesi ü zerindeki , insanlar ın ne kadar

süre

ve hangi koşullarda ç alışacakları ,

yaşaya .

eakları ve sömürülecekleri üzerindeki sınırsız de'Jletim g ü ­ cü, b u n u fazlas ıyla telafi e diyordu . Ama köyl ü ekonomis i yahıız topra ğı ve işgücünü parayı al tmda �öylü

da sallıyordu. Bu d a , fetlahla rı

sıkıştıran

işletmele rin den

detil.

kapita list e.lronommin etkisi

vergi sistemiyle sağlanıyordu .

alınan

vel'gi

ısrar la

arttınlıyordu.

1860'lı yıllarm sonlarmda bu vergi h ektar ba�ına 55 mark , büyük toprak sahipleri i çin hektar başına 18 mark iken, h a ­ nedanın geniş öze l malikanelerinden metelik vergi alınmı ­ yordu . Daha s ı , durmaksızın y eni özel vergiler icat ediliyor ­ du : Hemen hemen

130

yalnızc a haneda n malika nelerinin yara r .


landıftı sulama sisteminin bakımı için, hektar başına 2,50

ma rk ; her hurma ağac ı için 1 ,35 mark ; içinde yqamlan her kerpiç kulübe için 75 fenik ödemeliydi fellah . Dahası. 10 yaşmı a şkın her Nkek 6,5 marklık bir baş vergisi öde­ mekle yükimılüydü . Fe41ahlarm Ö'dediğ'i toplam vergi Meh ­ met Ali döneminde 50 milyon mark , Sait dönemimde 100 mil ­ yon mark , İsmail döneminde ise 163 milyon marktı . Avrupa

sermayesine olan

borç

arttıkça , köylü

ekono ­

e

1009'c1 a

misinden sızdırılması gereken mikta r da ar tı�-urdu .

Wtün vergiler yüzde 10 oranında arttır ı ldı ve ertesi yılın vergileri peşin toplandı. 1 870'te toprak vergisi hektar başı . na

8 mark a r ttınldı . Bütün Yukarı Mısır ' da insanlar köy­ evlerini yıkıyor ve lıop r a'klarını işlem elt ­

lerini terkediyor ,

ten v azgeçiyordu - yaln12ca \'ergi

ödememek için . 1876'da

hurma ağa çlarından alınan vergi 50 fenik arttırıldı . Köylü ­ ler kitle halinde hunn a a ğaçlarını kesmeye kalktılar ve a n ­ c a k ateş arçılarak durdurulabildiler. 1 879'da Siut'un kuzeyin ­ de , tarlalarının sulama ve�gisini artık ödeyemeyen ve sığır vergisini ödememek için sılırlarını ö ldüren 10 000 fellahm açlıktan öldüğü söylenir . '

Artık fellab , kanının son da mlas ına kadar tüketilrnişti . Avrupa sermayesi tarafından

bir sillük olarak kullanılan

Mısır devleti işlevini tamamlamııı ve artık ona gerek kal 6

Mısır

Avrupa Mn

1854.

fellahmdan

sökülüp

sermayesinin eline

arttınlan

1 855, VII

1871 ,

1877

doğrudan

alı nan

Türkiye

ve

Bank

p a ranın

yoluyla

bir k ı s m ı

geçiyordu.

da

Türkle­

1886 borçları , Mı sır'ın bir kaç kez or E ngland 'a

l lngiltere B ank ası l

ödenen katkılanna dayanıyord u .

l eri

7

ğunu lar.

3 1 Mart 1879 t a ri b i i The Times şöyle diyor: · D e l ta sak i n ­

bu yılın verg i s inin ve

eski

toplama

üçüncü

çeyreğin i n

yönte mlerinin

Bu, insaniann yol k e n arlannda aç l ı k tan

rak parçalannın

işlenemııdiği,

eşyalannı sattı ğı , tefe cilerin kemeleri

rabiniere el

nin yanında, çok

topl a nm ak t a o l d u ­

uygul andığını

öldüğü,

bildiriyor­ geniş top

ç i ftçilerin sığırl arı ru . k adıni a n n süs

ipotek

b üro l annı bonolanyla, m a h­

k o y ma davalanyla doldurduğu haberleri­

garip

gel i y o r

insana.•

IAktaran:

Th

Roth s .

le i n , Egypt's Ruin, 1910, s . 60-70 1

131


mamıştı . H'idiv İsmail' e yol verildi ; sermaye , alacaklarının tasfiyesine koyulabitirdi . 1ngiltere'nin 1875'te satın almış olduğu 80 milyon mark değerindeki 172 000 Süveyş Kanalı his·sesinin faizi olarak, Mısır'ın daha 394 000 Mı.sır lirası ödemesi gerekiyordu . Mı­ sır maliyesini «düzenlemek>> üzere İngiliz lromisyonları ha­ rekete .geçti. Gariptir ki, iflas etmiş ülkenin umutsuz duru mundan yılmayan Avrupa sermayesi, Mısır 'ın «kurtarılma ­ Sl>> iç in büyük borçlar vermeyi öneriyordu, tekra r tekrar . Cowe ve Sto'kes, toplam borcun ·konsolidasyonu için yüzde 7 faizle 1 m il yıt r 520 milyon mark borç vermeyi önerdi, Ri ­ vers Wilson i•se, en azından 2 milyar 60 milyon mark gerek­ tiği karusındaydı. Toplam borcu 1 milyar 820 milyon mark­ lık bir istikr a zla 'konsolide etmek amac ıyla Credit Foncier mi.IYonlarca tahvil satın aldı , ama ba:ıı arılı olamadı. Mali durumun giderek umutsuz bir biçimde ağırlaşmasıyla , ül · kenin bütün üretici güçleriyle birlikte Avrupa sermayesinin pençesine düşeceği günler yaklaşıyordu . 1878 Ekimi , Avr u ­ p a alaca'klarırun temsilcilerinin İSkenderiye ' ye a y a k hasma ­ larına tanık oldu . İngiliz ve Fransız sermayeleri maliye üze­ rinde ikili bir denetim kurdu ve yeni vergiler yarattı. 1876' da geçici olarak askıya a lınan faiz ödemelerinin 1877'de ye ­ n iden başiayabilmesi i çin köylülere dayak atıldı ve zulme · dildi. 8 Şimdi Avrupa sermayesinin talepleri, ekonomik haya ­ tın ekseni ve mali sistemin tek kaygısı haline gelmişti. 1878' de yeni bir komtsyon ve yarı-Avrupalı bir ba·k anlık. kurul­ du. 1879'da Mı:sır maliyesi Avrupa sermayesinin sürekli de ·

8

The

Times'ı n

İ skenderiye

muhabiri

şunl arı

yazıyordu:

· Eu ü rü n tümüyle köylülerin ayni olarak ödedikleri vergilerden

oluşur ve insan acınacak haldeki kulübelerinde

fazla çalıştınl an, geç

.:ı.

g.

132

düşündüğünde,

mutluluk C.,

S.

491

o t uran yoksul,

para verilen fell ahl ıı.nn erkenden başlayıp

saatiere kadar ala.caklılann

lıştıkl annı

bir

az

u n s u ru

cebini

kuponun

olmaktan

dolciurabilmek için ç a ­

tam

çık ı y o r . •

z amanında

ö denme si

ı Akt aran:

Rothstein .


netimi altına alındı . Den etimi Kahire 'deki la. Dette Publique Egyptienne yapıyordu. •

Com mission de I B7B'de 175 000

h ektar genişliğindeki ciftlikler (vali ailesinin malikaneleri) miri araziye dönüştürüldü ve kamu borcuna karşılık temi . n at olarak Avrupa kapitalistlerine rehin verildi. Aynı şey ,

adı verilen, Hidiv'in çoğunlu� Yukarı Mı ­ sır 'daki 195 000 h ektar lı k özel m alikanelerinin de başına

daire topraikları

geldi ; bu topraklar sonradan bir konsoniyuma satıldı. D i ­ ğer malikanelerin çoğu kapitalist şirketlerin , özellikle de Süveyş Kanalı Şirketi 'nin eline geçti . İngiltere, işgal mas­ r afla rını karşılamak için cami ve okullara ait topra kları talep etti . Avrupalı memurla r çok yüksek ma a ş lar alırken Avrupa mali deneti m i a ltınd a aç lık çeken Mıs ır ordusun ­ d aki bir i'syan ve varı ·yoğu elinden alınmış iıskenderiye halkı arasında kışiurtılan bir ay aklaın m a ,

son dartıe için

uygun fır ­

satı sağla dı . Sermayenin ü lkedeki yinni yıllık muazzam et­ k i n li ğinin sonucu olarak, İngiliz a s ker leri I 882 'de Mı sır 'ı bir

d a ha çıkm amak üzere i ş g al ettiler . E u , M ı sı r ' daki kö:,:lü ekonomisinin Avrupa sermayesi tarafından tasfiye e d i l m e ­ s i s ürec i n i n son ve nihai adımıy d ı . 8 Avrupa istikraz sermay-esiyle A vrupa sanayi se r ma y esi ara sındaki alı şv e r i şl e r i n Mısır 'dan alınan s i p a ri şl e ri M ı ­ sır 'a verilen borç sennayesinin karşılama sı ve bir borcun ,

Mı sı r

Kamu

Borçlan

Komisyo n u ;

yani

Mı sı r

D ü y un - u

Um umiye'si - Türkçeye çevi ren i n notu .

9

Kapitali s t uygarl ı ğı n i l kel ülkelerdeki ö n d e gelen t e m s i l ­

cilerinden Mı sır

Eyth,

veri l e ri mi z i n

tablosu nu,

çoğunu

ald ığım ı z .

u s t aca

çizd.i l';i

a.şağıdaki emperyalist iman unsurl an y l a biti ­

rir:

·Geçmişten öğrendik l erimiz gelecek açısından zorlayıcı ö n e .

me

ııa.hiptir. Avrupa, kendi başına ç a. g d a ş ko ş u l l ara art ı k a� :ı.!t

u yduramayan

ülkeler,e

kuvetle

m ü d ahale

etmeli d i r

ve

e d e c e k­

tir. Bu, her türlü mücadeleyi gerektire c e k , dogruyla yanlış ara.

sı ndaki

a. y n m

bulanıklaşacak,

siyasal

ve

tari h s e l

adalet

mil­

y o nl ar i ç i n y ı k ım anlamına gelecek v e k u rtu l u ş l an siy a sal h ak ­ sızlıkla eşanlamlı olaca k t ı r . B ü t ü n d ün y a d a o l d u ğu gibi Nil k ı ­ y ı l annda da e n güçlü e l kargaşayı son a erdire cekti r . • s.

l a. g. e . ,

2471 Roths tein I ng i l i z ie ri n • N i l k ı y ı l a n n d a. · n a s ı l b i r · düze n •

kurduklarını yeteri n c e a ç ı k l a m a. k t a d ı r.

1 33


faizini n yeni

bir borcia

ödenmesi

n edeniyle

yüzeysel

bir

gôzlemle anlamsız gele n , oysa serma ye birikimi a çıs ından s on derece akılcı ve 41Sağlıkluı olan ilişkiler temeline otur ­ d uğu, artı:k açı•klık kazanmış olmalıdır . Bütün maskeleyici baklarından arındırıldığında bu ilişlkiler, Avrupa semıaye­ sinin Mısır köylü ek�>oomisini büyük ölcüde yutması ba�it gerçeğinden i•b arettir. Uçsuz bucaksız topra kla r , sınırsız iş ­ g ücü ve sayısız emek ürünleri devlete vergi olarak intikal etmekte, sonuç olarak da Avrupa sermayesine dooüştürül­ mekte ve birikime konu olmaktadır. Açıktır ki , n ormal ola­

ra k yüzyıllar alacak olan bir tarihsel gelişme , ancak kır ­

baç zoruyla bir kaç on yıla sıkıştırılabilirdi ve sermaye bi­ rikimine bu

kadar verimli

bir

toprak

sağlayan ,

Mısır 'ın

toplumsal ilişkilerinin ilkelliğinden başka bir şey değild i .

Bir

yandan sermayenin akılalmaz artışına karşılık , di­

ğer ekonomik sonuç , ülkenin üretici güçlerinin sonuna ka ­ dar zorlanmasından kaynaklanan meta değişiminin gelişme­ siyle birlikte köylü ekonomisinin yıkılmasıdır. İsmail'in yö . netimi

sırasında Mısır 'ın ekilebilir ve bentlerle korunmuş

topra'kiarı 2 milyon hektardan 2,7 milyon hektara çıktı ; ka ­ nal ağı 73 OOO 'den 87 000 kilometreye, demiryollarının uzun ­ luğu ise 410'dan 2 020 kilometreye yü kseldi . Süveyş ve İs ­ kenderiye'de limanlar , İskenderiye'de büyük tersaneler ya ­ pıldı ; hacıları Mekke 'ye götürmek üzere Kızıl Deniz , Suri . ye ve Küçük Asya kıyıları boyunca çalışan buharlı gemiler hizmete kondu. Mısır'ın 1 861 'de 89 milyon mark değerinde olan ihracatı 1864'te 28 8 milyon marka ulaştı ; döneminde

Sait Paşa

24 milyon mark tutan ithalatı İs mail döneminde

100- 110 milyon markı buld u . Süveyş Kanalının açılmasından sonra anca'k s eksen li yıllarda toparlanabilen ticaret , 1 890 ' da

163 milyon mark değerinde bir ithalatı ve 249 milyun

mark d e ğerinde bir

ih r acatı

i çerirk en ,

bu s ayılar 1 900'de

sırasıyia 288 milyon ve 355 milyon marka , 1 91 1 'de i'se sıra ­ sıyla 55 milyon ve 593 milyon marka yükseliyordu. Avrupa sennayesinin yardımıyla ekonomi'Sinin bu

büyük bir hızla genişleyen meta

gelişmesi sa yesinde<:ftr

ki Mıs ır , Avrupa

sermayesinin malı olmuştur . Mısır örneği , tıpkı Çin ve da -

1 34


ba yakın geçmişteki Fas örnekler i gibi , ulus lararası borç ­

lar, demiryolu yapımları, sulama sistemleri ve difter uygar ­ lık eserlerinin arkasından gizlenen militarizmin, sermaye bi ­ rikiminin yürütücimü olduftunu gösrermektedir . Do�u ülke­ leri hummalı bir telaşla doğal ekonomiden meta e;konomisi ­ n e ve buradan da kapitalist ekonomiye yfinelen gelişmeleri ­ ni

gerçekleştirirken ,

uluslararası

sermaye

tarafından

yu­

tulurlar, çünkü b u köklü dön'üşümü kendilerini sennayenin ellerine kayıtsız

şartsız

teslim

etm ed en

gerçek.leştiremez ­

Jer . Ya kın geçmişteki diğer bir örnek , Alman sermayesinin Asya

Türkiye'sinde yaptığı �tir .

Avrupa

sermayesi, özel­

likle de İngiliz sermayesi , Avrupa ile A'Sya ara smdaki eski ticaret yolu boyunca uzanan bu alanı ele geçirme çabaları­ 10

na daha önceden başlamışlardı .

1850'li ve altmışh yıllarda İngiliz sermayesi, dın -Dinar ve l:zmir -Kasaba -Alaşebir demiryolunu Afyon Karabisar ' a

İ:zmir-Ay ­

demiryollarını yaptı,

kadar uzatma ayrıcalığnu

elde etti ve Anadolu demiryolonun Haydarpaşa -İzmit ara­ smdaki ilk bölümünü kiraladı . Aynı dönemde Fransız ser ıo

Daha geçen

!i7. Hint tan

yönetimi

yüzy ı l ı n

Akdeniz

arasında m ümkün

mesi

için

Fırat

i şini

Albay

Nehri

otuzl u

lle

olan

Iran

en

verdi

Ingi l i z

subay

sey i r

Aynntılı

k ı şındaki b i r ö n keşiften sonra, ti .

ve görevlileri

lngt­

dolay ı s ı y l a Hindis­

kısa bağlantı nın oluşturulabil­

üzerindek i

Chesney "e

y ı l lannın başlannda, Körfezi .

olanaklarını

araştırma

hazırl ı k lardan

ve

183 1

asıl keşif' 1835-37'de gerçekleş .

zamanla Dogu

Mezopotam y a ' G a.

d aha gen i ş bir al anı inceledil er. Bu çabalar 1866 ' ya kadar, In­ gi liz

yönetimine

pratik

bir

sonuç

sağlamadan

sürdü.

Daha

sonraki

bir tari hte B ü y ük Britany a Akdeniz! Iran Körfezi ara­

cılığıyla

Hindi stan 'a baglama pl anı na dönd ü , am a bu defa de­

gi !]ik bir bi çi m sözkonusuydu: Dicle demiryol u projesi. Ingi l i z h ükümeti nce

görevlendirilen

Cam ero n .

tasarl an an

demiryolu

iç i n arazinin durumunu incelemek üzere Mezopo tam y a ' yı gez­ di .

l Max

Frei h e rr von

Oppenh e i m .

Vom

Mittelmeer zum Per­

ı;i schaa G o lf d u rcb den Ha.vran, die Syrische WGste und Me­ sopotamien, C. II ,

s.

5

ve

36 . )

135


mayesi demiryolu yapımının bir kısmı üzerinde giderek etki sahibi oldu. 1888'de sahneye Aknan sermayesi çıktı. Esas olarak da Banque Ottoman * tarafından temsil edilen Fran ­ sız sermayedar grubu ile girişilen görüşmeler sonucu olu ­ ş an yeni bir uluslararası çıkar birli�i kuruldu . Buna göre, büyük Anadolu ve Bağdat Deırmryolu girişimine A lmıuı ma­ li grubu yüzde 60 , uluslararası sermaye yüzde 40 hisseyle katılacaktı . 11 Yetmişli yıllardan beri çalısan Haydarpaşa . !zmit hattını ve İzmit-Eskişehir-Ankara hattı (845 km) ayrı­ c alığ"lnı devra lmak için , 1306 yılı Recep ayının 14'ünde < 4 Mart 1889 'da) , ardında esas olara k Deutsche Bank'ın bulun ­ du�u bir Türk şirketi, An adolu Demiryolu Kumpanyası ku­ ruld u . Şirket Haydarpaş a - Üsküdar hattını , Bursa'ya ba�la­ nan yan hatları tamamla mak , 1893 ayrıcal ığı esasın a göre ilave Eskişehir -Konya ağını (yakl a ş ık 445 km) ve An kara­ Kayseri (425 km) d emiryolunu yapmak haklarına da sahip ­ ti. Türk hükümeti Şirkete kilometre başına Haydarpaşa hat­ tında 10 300 frank, İzmit.-Aınkara hattında 15 000 frank yıl ­ lık brüt kazanç için devlet garantisi verdi . Bu amaçla İz­ m it , Ertu�rul, Kütahya v e Ankara sancaklarının .ö şürleri ­ nin iltizamından gelen geliri doğrudan Adminis tration de la Dette Publique Otomane'a ** devretti. Bu gelirlerden hü ­ kümetin garanti etti� brüt kazancın s a�lan ması için ge­ r ekli olan kı smı, demiryolu ş irketine Düyun-u Umumiye ödeyecekti. Hükümet, Ankara· Kayseri hattı için yılda kilo · metre başına 775 Osmanlı a ltın lirası (yani 17 800 altın frank ) , Es kişehir-Konya hattı için de (kilometre başına fii ­ li devlet ödemesinin 2 19 Osma nlı lirasını .yılda 4995 frank · aşmaması koşuluyla) kilometre başına 604 Osmanlı lirası (yani ya·k laş ık 13 741 frank ) brüt yıllık kazanç garantis i verdi. Brüt kazancın garanti edilen miktarı aşması halin ­ de, bu fazlanın dörtte birini h ü:kümet alacaktı . Hü'kümet ll •

• •

S.

S c h n a ider, Die Deutsche B a gd ad bahn ( 1 900 1 ,

Osm anlı B a nkası

s.

T ürkçeye r;:eviren i n notu .

Osmanlı Kamu Borçlan

Türkçeye ç evirenin notu .

136

-

Yönetimi, Düyun-u Umumiye

-


garantisinin uygulayıcısı olan ve Gümüşhane sancaklarının

Düyun-u Umumiye,

Trabzon

öşürünü doğrudan topluyor,

bu ama çla ayrılmış öşürlerden oluşan bir ortak fondan de ­ miryolu

şirketine

ödeme yapıyordu.

Eskişehir-Konya

için

verilen fiili garanti 1898 'de 219 <hmanlı lirasından 296'ya çıkartıldı . l 899'da Şirket Haydarpaşa 'da bir liman ve yan tesis ­ ler kurma ve işletme, yazılı emir yayınlama, tahıl taşıma

makinaları ve her çeşit mal için depolar yapma ayrıcalık­ larını ; dahası, yükleme ve boşaltma i şlerind e kendi adam

larmı kullanma ve son olarak da , gümrük açısından, bir tür serbest l iman kurma hakkını elde etti . Konya-Ereğli -Bulgurlu Şirket , 190l ' de Anadolu hattını hattıyla

birleştiren

Konya -!Bağdat -Basra -Basra

Körfezi

(2 400 km) hattını , yani Bağdat demiı-yohmu yapma ayrı­ calılını aldı. Bu ayrıcalılı almak için yeni bir anonim şir­ ket kuruldu ve bu yeni şirket hattın Bulgurlu'ya kadarki bö ·

lümünün yapımını Frankfurt -am-Mainz'da kayıtlı bir inşaat şirketine ısmarladı . 1893 ile 1910 yılları arasında Türk hükümeti , Haydarp a ­ şa -Ankara hattı için 48 ,7 milyon frank ve Eskişehir-Konya hattı için 1 800 000 Osmanlı lirası olmak üzere yaklaşık 90 , 8 milyon frank e'k tazminat ödedi . 1 1 Son olarak 1907 ayrı­ calığıyla Şirkete Karaviran Gölünün kurutulması ve Konya ovasının sulanması işi verildi ; bu çalışmalar hükümetin he ­ sabına göre altı yıl i çinde tamamlanacaktı . Bu kez Şirket. gerekli olan 19,5 milyon frarrklık sermayeyi yüzde 5 faizle ve otuz altı yıl içinde ödenmek üzere hükümete borç verd i . Karşılığında Tü r'le hükUmeti şunları teminat gösterdi : lometre garantilerinin ve

diğer yükümlülükleriın

1 ) Ki ­

ödenme ­

si için Düyun-u Umumiye'ye bırakılmış öşür fonu fazla sın ­ dan ödenecek olan, yılda 25 00 0 Osmanlı lirası ;

2 ) sulan ­

maya başlanan alanlarda öşürün son beş yıldaki ortalama miktarı aşan kısmı ; den elde edilen 12

3 ) s ulama sisteml erinin işletilmesin ­ 4) kurutulan y a d a sulanan

n et hasılat ;

Saling, Börseojahrbuch

1 9 1 1/ 1 2 ,

B.

22 1 1 .

13T


toprakların satışın d an elde edilen bütün gelir. Bu işin uy ­

gulamaya konulması için Fran kfur t şirketi , «Konya ova sı ­ nın sulanması iço 135 m ilyu n frank sermayeli bir inşaat şirketi kumıuş tu . Anadolu Demiryolu Şirketi , 1908'de Konya demiryolunu Bağdat'a v e

B a sra Körfezine kadar

uzatma ayrıcalığını ,

gene kilometre garantisiyle birlikte a ldı .

Bu gara ntinin ödenebilmesi için Aydın , Bağdat, Mus ul , Urfa ve Halep vilayetlerinin toplam Oşür ge­

Diyal'bakır,

lirleri ve Konya , Adana, Ha le p, vb. vi la yetl e ri n koyun ver­

gileri 'karş ı lık gösterilerek 54, 1 08 ve 1 1 9 mi lyon franklık

ü ç taksit halinde yüzde 4 f a lı li Bağdat demiryolu istikrazı a lındı. 13 Birikimin temeli burada çok aç ık biçimde o rta ya çı k ­

malktadır. Alman sermayesi Asya Türki ye ' s ind e dern�lla ­

rı , limanlar 13

ve

s ul a m a

teısi sleri kunnakta , bü tün bu giri -

S al i n g, a . g . e., s. 360-361.

-cısı o l arak, Avrupa

Baran

Türki yesindeki bu

von

H i rsc h ' i n

al ı şverişlerle

rak uğraşan Wuerttemberg'li mühendis Pres s e l, Avrupa

serm a

Türk hükümetinden kopardığı Türkiye'de de mi ry ol u ödemelerine ilişkin şu hoş h esabı tutmuştur:

yesinin pımı

yardı m ­

aktif ola

l km l

Uzunl uk

Avrupa Türkiyesinde

ya­

l frank l Ödenen Garanti

üç hat 1 888 , 8 33 099 352 Asya Türk i yesinde 1900'e kadar ta m am l an m ı ş d e m i ry o l u 2513 , 2 53 8 1 1 538 Kilometre garantisine i li şkin o l arak Düy u n -u TJmumiye'ye öden en komisyon ve diğer masraflar 9 35 1 209 Toplam 96 262 099 Bunlar. ödemeleri n kısmen yapılmaya b aş l an d ı ğı 1 899 y ı ­ l ı ndan ö nceki döneme ilişkindir. A s y a Türk i yesindeki 74 san­ caktan en az 2B'tnin öşür geliri bu ödemeler i ç in a ynlnu ştı ve bu öd em el erle 1856- 1900 y ıll a n arasında Asya Tü rki ye ' si nde 25 13

kilometre demiryol u

en

y ap ı l dı . I W .V. Pressel,

TUJ'Ciuie d'Asieı Zurich, 1900 ,

s.

l u şirketinin Tü rkleri n aleyhine el altından

138

Les ChemJns de fer

59 ) Uzman Pressel , de mi ryo­

uyguladığı yöntem-


şimle rde i şg'ii cü olarak ku ll and ığı Aıs yahlardan ye-ni artı ­ değer gaspetmektedir . Ancak bu artı-delter, Almanya 'dan gelen üretim araçlarryla (demiryolu malzemeleri , makina . l ar , vb.) bi rl ikte realize edil melidir. Bu nasıl olacaktı r ? Kıs­ men demiryolları. limanl a r , vb. i le ortaya çıkarılan ve do­ ğal e'kon om i kbşu llarındaki Kü'çük Asya 'da serpilip gelişen meta de�işimi yoluyla . Kıısmen d e yani meta ekt>nomisinin sermayenin realize edilme gereksinmesini karşılayacak ka ­ da r hızlı büyümedi�i ö lçüd e d e , halkın a yn i gelirini devlet aygıtı aracılığıyla zor kullanarak meta haline dönüştürüp , bu metayı paraya •çevirerek artı-değer ile birlikte serma­ yenin realize edilmesi için k ullanara•k . Yabancı sermayece işletilen bağrmsız işletmelere brüt kaza nçları için verilen «ki lometre garantilerinin» ve borçlara karşılık g öste r i l e n te­ min a tla r ın gerçek anlamı budur . Her iki d urumd a da , çok çeşitli biçimlerde t em ina t gösterilen �ür, Türk köylüsünce ayni olara•k öd enir. Öş.ü r oranı giderek yaklaşık yü zd e 1 2 1 2,5' a çı'k �n1m ış tı As y a v i l a y etle r ind etti kö ylü n ün ödeme­ mesi ha linde , öşür ja ndamıa ve merkezi ve yerel otorite ,

.

l e re örnek olarak . 1 893 anlaşmasına göre Anadolu şirketi Bağ­ d at demi ryolunu Ankara'dan geçirmeye söz vermi şkan sonra­ dan bu planın işlemeyeceğine karar verip, kilo metre garanti­ siyle sağlama alınmış bu h attı kaderine bırakarak Konya'dan başka bir yolla uğraşmaya başladıklannı öne sürer. •Şirketler İzmir-Aydın-Dinar hattını ele geçirir geçlrmez bu h attın Kon­ ya'ya kadar uzatı l masını i steyecekler; bu yan hat tamamlandı ­ ğı anda da mal akışının ki lometre garantisi olmayan ve dah a da önemli si kazançlarını h ükümetle paylaşmak zorunda olma­ dıklan ( diğer hatlarda brüt gelirin belli bir miktan aşması ha­ linde bu fazlanı n bir kısmı hükümete ödenmektedir) bu yeni yaliara k aymasını sağlamak i çin yeri göğü birbirine katacak­ lardır. Sonuç olarak h ükümet Aydın hattından bir şey kazan­ mayacak, şirketler mil yonlar vuracaklardır. Kasaba-Ankara hat­ tının neredeyse bütün kilometre garantisinin faturasını hükü­ met ödeyecektir ve 800 sterlinlik 1 15 000 franl ı k l brüt kazan ­ cı n üzerin de k alan miktann y üzde 25'i olarak b�li:lenmiş payı :ı l d e ederek kar etmesi bek leneme z . • ! Aynı eser, s . 7. J

139


lerce zorla a l ı n ır . Zaten doğal ekanamiye dayanan Asya lik delipotizmin kadim bir tezahürü olan öşür , doğrudan Türk hükümetince delil, ancien reoime'in

vergi toplayıcıların­

d a n pek farklı olmayan mültezimlerce toplanır . He r vilaye­ tin beklenen v ergi getiri tek tek , devlet tarafından mülte ­ zimler arasında a ç ık artt ırmaya konulur . B unları alan tek tek spekül a törler ya da gruplar, h er s anca ğın (ilçe) öşürü ­ n ü başka spekü latörlere , onla r d a paylarmı ço k sayıda d a ­ ha küçük aracıya satarlar. Bu a racılarm hepsi masraf l a rı ­ nı karşılamak ve mümkün ola n en fazla kim elde etmek is- terler ve bu nedenle öşür köylüye yakla ştık ça korkun ç bo ­ Mültezi m hesaplarındaki her yaniışı köylü ­

yutlara ulaşır .

nün sı rtına yıkmak i s ter ; neredeyse her zaman bor ç i ç in d � olan köylü i s e , h a sa dını satabiieceği a n ı sabırsızlıkla bek . l er . nı

Ama genellikl e ekinini biçtikten s onra , m ü l tezim pa y ı ­ abnaya tenezzül eden e kadar , haftalarca harmanı b a ş ­

l a tamaz. Ürününün tümü tarlada çürümek ü zeredir v e g e ­

nelli'kle aynı zamanda tahıl tüccarı d a olan mültezim , bu durumdan yararlanıp, ekini kendisine düşük fiyatla satma ­ ya

zorlar.

Bu

karşı devlet

vergi

toplayıcıları ,

memurlarının.

h oşnutsuz

yakınmalara

özellikle d e yerel

yöneticiler

olan muhtarların desteğini s a ğlamayı iyi bilirl er .

••

Tuz, tü tün , i çk i , ipek, balıkçıbk , vb. vergileriyle birlik . te öşürler de, kilometre garantileri y a da borçlar için te­ minat olaralk Düyun-u Umumiye'ye bırakılmıştı . Mültezim­ lerin dojrudan kendi bölıgesel bürolarındaki kasalara öde­ yecekleri öşür gelirine ilişkin s özleşme ve taahhütlerini de­ netleme

hak'kını ,

Mültezim saklar ;

Düyun ·U Umumiye

bulunarnazsa öşürü

depo anahtarları

kendine

Türk hükümeti

ürünü

kendi

v ermiştir .

ayni olarak

he"Sa bına

satması

için Düyun-u Umumiye'ye verilir. •

E ski rej im . Fran sa.'da, 1789 Devrtmi öncesindeki rej i m i ç in

kullanılır - Türkçeye çevirenln notu.

14 Charles Moravltz, Die Türkel lm Spiegel ihrer Fioanzeo

( 1 903 1 ,

140

s.

84 .


Bi r yanda Kü çü� Asya , Sw-iye ve Mezopotamya köylü ­ leriyle di(ter y and a Alman sermayesi arasrııdaki ekonomik ilişki şöyle ger çekl e �i r : Kony a , B a ğd at, Basra , vb. vilayet­ lerde t a hı l,

ilkel köylü e k onomi s in in

basit bir

kuHanım ­

ürünü olarak ortaya çıkar ve derhal devlet vergisi olarak mültezimin eline geçer .

Tahıl ancak o zam an müıtezimin

elinde meta biçimine v e bu haliyle de devletin e l i ne geç e n para biçimine d ö nüşür . Bu para , köylünün meta olarak bi · le üretilmemiş ola n tahılının de(tişi kli ğ e u ğr a tı lm ı ş b i r b i ­ ç imd en baş ka b i r

şe y d e(tildir . Oysa şimdi, devlet gar a n ­

tisi olarak demiryollarının yapımı ve i şl etıme ma sraflarını

karşılamaya , yani hem üretim a ra çla r ının de ğe rini hem de

A�a

ve

kö ylü ler i n i n ve proleta r yasının demiryolunun yapımı

çalıştırılması

s ürecinde

gaspedilen

rea li­

a rt ı d eğerini -

ze etmeye hizmet etmektedir . Demiryolu yapımında Abnan ya'da

ür et i lm iş

.

üretim araçla rı kullanıldıltı için , Asya 'nın

para haline dönüştürülen kö y lü tah ıl ı Alm a n iş ç i l er ind en bu ür eti m araçlarının yapımı sürecinde gaspedilen artı-de ­ �eri n yaldızlanmasına da yarar . Para bu i şl e v ler i yerine getirirken , Türk h ükü m et i nin elinden Deutsche B an k ın k a ­ salarma akar ve orada . B a y G w inner 'ların , B a y Siemens ' ,

'

lerin ve di �er yöneticilerin, Deutsche Bank'ın h isse d ar ve müşterilerinin ve bütün bir yan şirketler ağının h esa pl ar ı n ­

da girişimci k a r l a r ı , imtiyaz hakları, tetneıtüler v e faizler

biçimlerine bürünerek, kapitalist artı ·değe r olara k hi ri kir. . Mü ltez i m yoksa ; ayrıcalıklarda belirtilen süreç bu karma­

şik döniüşüm dizisini en basit ve açık biçime indirger ; köy­ ta h ılı doğrudan doğruya Düyun-u Umumiye'nin , ya ­

lünün

ni Avrupa sermayesinin temsilcilerinin eline geçer v e daha doğa l halindeyken Alman serma yesi ve diğer ya b an c ı ser . mayeler için bir gelir halini alır. Yani , daha Asya köylüsü için kulla'l)ım biçiminden sıyrılmadan, Avrupa s erma yesin in birikimini sağlar ; daha meta haline gelmeden ve dolayısıy­ la lkendi d eğ e ri re a lize edil meden lize eder. Bu ,

,

kapitalist artı-değeri rea

Avrupa s ermay es i yl e Asyatik k ö ylü ekono­

misi arasında kaba ve açık bir ilişkidir. Bu yapı içersinde

Türk d ev l eti gerçek rolün e , köylü ekonomisinin k a pi ta list

141


amaçlarla sömürülmesine

-ki bu , kapitalist

emperyalizm

döneminde bütün dolu devletlerinin gen;ek işlevihi oluştu­ rur- yönelik

bir siyasal aygıt haline indirgenmi şti r . Alman

mallarının bedelinin Asya 'da Alman sermayesiyle ödenme ­ si i ş i, ilk bakışta sanıldığı gibi

di lbüyülk

iyi yürekli Alman larm ken­

uyıgarhlk eserlerin i kurnaz Tür'kierin

tlkullanma­

larına» izin verdikleri mantıksız bir totbloji değil,

temelde köylü ekonomisi arasında bir değiş im , devlet zoruyla gerçekleştirilen bir değişimdir . Bir ya•ndan bu değişim, Alman sermayesinin T ü rki y e de siya ­ sal ve ekonomlik genişlemesine fırsat sağlayacak olan biri ­ kimin hızlanması ve «çıkar alanlarının» genişlemesini s a ğ ­ l a r . öt e yandan, demiryolu yapımı ve meta değişimi , As · ya t ik köylü ekonomisinin hızla çökmesi. yıkılması ve söm ü ­ Alman sermayesiyle Asyatik

'

rülm�si temelinde devletçe teşvik

edi lir . B u süreç i çersin ­

de Türk devleti Avrupa serma yesine hem siyasal hem de mali bakımdan gidere'k daha bağımlı hale gelir . ' 5

gıdı

15

· Bu ülkede herşe y z o r ve kanşı k . H ükümet sigara ka

ya

da

oyun

k ağıdında

Avusturya-Macaristan açısından en az

veto

ediyor.

bu

tekel

fikri

Sorun

petroise

yandırı yorl ar. Türk i y e 'nin

kaderi

Rusya

dipl ornat

Sanşo

Fransa

ticaret k arş ı

vtr

çıkarlan

çıkıyor ve

Panzo ile yemağınin

bir şey yapmak istediki an­

ayağa kalkıp sözünü

veto fırl atıyor . • ! Marovi tz, a. g. e., s. 70l .

142

i sterse,

kendi

ilgil i güçler b i le anl aşmalannı bi r baş k a anlaşm aya da­

kaderi ne benziyor; maliye bakanı da bi r

kurmak

derhal.

kesiyor

ve suratma

bir


VI

KORUMACI GÜMRÜK VERGİLERİ VE BİRİKİM ( Kısım XXXI )

Emperyalizm, k apitalis t-olm ayan ala nların h enül sahip ­ sız

bulunanları

için

verditti

rekabetçi mücadele içind eki

serma ye birikimi sürecinin siya5al ifadesidir . Coğrafi ola ­ rak bu ortam , ha la dünyanın geni§ bölgelerin i kapsama k ­ tadır . ı\n c ak, artı -ürunü i çin çıkış olanağı arayan, artı - d e ­ ğerini sermayeye dönüştürme olana'kiarı i çin mücadele eden eski kapitalist ülkelerin mevcut sermaye bi r i kiminin dev boyutları

gözönüne

alındığında ;

bugün çe§itli böl ­

ayrıca ,

gelerin kapitalizm -öncesi uygarlıklardan kapitalizme dönüş ­

m-e hızı gözönü n e a l ındığında ; diğer bir deyi§le sermayenin üretici g ü çlerinin

geli şmesinin şimdiden

ulaşmış olduğu

yüksek düzey göZ'ö'nüne alındığında , sermayenin yayılması i-çin halen açık olan alan önemsiz gözükmektedir . Sermaye ­ n in dünya sahn esindeki uluslararası etkinlikleri buna uygun olarak biçimleniyor . Kapitalist ülkelerin yüksek gelişme dü ­ zeyi ve kapitalist olmayan bölgeleri ele geçirmeye yönelik rekabetinin giderek

keskin l eş-meısi ile

emperyalizm, hem

kapitalist-olmayan dünyaya 'karşı saldırganlığım , hem de d a ­ ha enerjik biçimde, rakip kapitalist ülkeler a rasında gide -

143.


r e k ciddil�şen çatı�malarda zorhalılını arttırır . Ancak , em .

peryalizm kapitalist-olmayan uygarlıkların çöküşünü ne ka ­

da r zolrbaca , ne kadar büyük bir enerjiyle ve ne kadar ek ­ s iksiz biçimde sağlars a , kapitalist birikimin ayakları altın ­ daiki toprağı da o kadar hızla çekip alır. Emperyalizm , ka ­ pitalizmin ömrünü uzatmaya yönelik bir tarihsel yöntem ol ­

makla 'birlikte , nesnel olarak :bu ömrü en kısa zamanda so­ na erdirece k en emin araçtır da . Bununla, bu U'Ç ndktaya tam olarak ulaşılması •g erektiğini kastetmiyoruz ;

kapitalist

gelişmeınİn bu son ama ca yönelmesi bile, kapitalizmin son cr.ı amasını bir felaket dönem i haline getiren biçimler alır . Klasik ekonomi bilimi, kendi coşkun gelişme dönemi n . d e , sermaye birikiminin barışçı gelişmesine

ve «yalnızca

barış zamanında serpilip gelişebilecek bir ticaret ve sana­ yiye» ilişkin güçlü umutlar besliyordu. Bu umutlar giderek , bir yandan dünyanın ticari ulusları ara sında ki , diğer yan ­ dan da sermaye ile emek arasındaki çıkar uyumuna ilişkin ortodoks Manchester ideoloj isine dönüştü. Avrupa'da 1860 'Iı ve yetmişli yıllarda yaşanan kısa Serbest Ticaret dönemı bu boş umutları doğrula r gibiydi . Bu umutların temelinde . İngiliz Serbest Ticaret ekolünün

sermaye birikiminin tek

önkoşulunun meta değişimi olduğu ve sermaye birikiminin meta ekonomi•siyle özdeş olduğu biçimindeki ha:talı doğma ­

sı yatmaktadır. Daha önce gördüğümüz gibi , bü tün Rica r ­ d o ekolü birikimi basit meta üretimiyle, biriki min yeniden · üretimi koşullarını da basit meta dolaşımı k oşullarıyla öz· d eşleştiriyordu . Aynı durum, pratiğe yönelik Serbest Tica retçide bir kez daha vülger bir biçimde ortaya çıkacak'i. ı . Cobden Birliği 'nin akıl yürütmesini , tümüyle, Manchester ' ­ de'ki ihracatçı Lanscashire pam_uklu imalatçılarının özel çı ­ karları belirliyordu . Temel ama çları pazar bulmaktı ve şu fikre iman edilmeye başlandı : sanayi

satahm-»

Cobden

ve

Brig'h't'ın ,

özellikle yiyecek maddelerinin ketici , listti .

«Dış ülkelerden mal alın ki

ürünlerimizi , pamuklu ürünlerintizi yeni pazarlaorda Serbest Ticareti

ve

ucuzla m asını i stedikleri

tü .

adına

ek meği t üketen i şçi d e ği l , i ş gü cünü tüketen kapita ­


Bun la rın İn cili , hiç bir z aman sermaye birikiminin çı­ karlarının bir bütün olarak gercek ifadesi olmadı . Bu İncil,

İngiltere'de

daha 1840' larda, Afyon Sava§larıyla yalanlandı.

Bu sava§lar ticaret uluslarının doğudaki çıkar uyu mu n u top atrşlarıyla ilan ederlerken, Hbnıgtrong 'un ilhakıyla bu uyu­ rnun tam ter si ni , bir <�çıkar alanlaru sistemini getirdiler.

1860'lı yılla rda S erb est Ticaret, sermayesinin çıkarlarını temsil

1

A'Vll' upa kıta!Sında sanayi

etmiyordu , çünkü k ıtanın olara k zayıf

önde gelen Serbe!St Ticaret ülkeleri halil göreli

bir sanayil�meye sahip. tarım ülkeleriydiler esa!i

olarak.

Serbest Ticaret sistemi, daha çok Orta Avr upa devletleri · nin-siyasal inşasının aracı olaralk hayata getirildi . Alman­

ya 'da , Bismarck ve Manteuffel dönemlerinde, Avustrya 'yı Bund • ve Zollverein'dan at m a k ve P ru s ya h bir önderlik ••

ı

Yalnız

Ingil tere'd e

de

değil .

1859 'd a ,

·Daha

Viersen 'li

bir fabrika sah ibi olan Dierga rd t ' a atfedilen ve Almanya'yı Do­

ğu

Asya pazarlannı

b ir

an

önce güvence altına almaya ç ağıran

bir broı:ıür bütün A lmanya'da dağıtıldı . Japonlara ve

bütün

Do­

ğu Asya uluslanna karş ı , ticari alanda herhangi bir ı:ıey e l de

edilmek i steniyorsa. bunun tek

aracı

vıard ı ; askeri

güç k ullan­

mak. Halkın küçük ta.s arrufl any l a bir Alman fil o s u k unn a çimindeki maya

gençlik

konmuştu.

düşü ,

Hanni bal

Prnsy a 'nın

bir

Fischer

tarafından

bi­

uygul a ­

kaç gemisi vardı a m a d e n i z

gü­

tıcarı

görüşmelere

<lturmak Için bir filo d onatılmasına k arar veri l d i .

En yetenek­

etkileyici

değildi.

Ama

Doğu

Asya

ile

li ve akıllı Prusya devl e t a.damlanndan Graf zu Evlenburg bi­ limsel amaçları d a olan en

güç

koşullarda

adalanyla

bu

görevin başına getiril di . Bu görevi

b üyük bir ustalıkla yerine

görüşmeler

yapmak

tasansından

run d a kalındıysa da görev başanyla

getirdi:

Ha.wai

vazgeçilmek

zo­

tamamlandı . Gerçekleri

dah a iyi bilen zamanın Berlin ba.sını, her yeni güçlük habertn­ d e bunun beklenınesi gerektiğini söyler ve deniz gücü gösten­ leıine yapı l an bütün h arcamaları vergi ödeyicileıinın parasının boşa

harcanması

olarak kınarken,

yeni

rar etti ve başan onu izleyen bakanlığa

dönemin

ait

oldu . •

bakanlığı ıs­

! W . Lotz, Die

ldeen der deutschen Ho.ndelspolitik, s. aoı •

• •

Bundı birlik - Türk çeye çevirenlerin no t u .

Zollverein : G ümrük

Biriiki - Tü rkçeye çeviranin

notu .

145


a.tt ında yeni

Alman İmpa.ratorluğunu kurmak

için

Prusya

tipi bir araıçtı. Burada Serbest Ticaret , ekonomik olarak yaln ızca tüccar sermayesinin

(özellikle

de Ha nsa

kentle­

rindeki, dünya ticaretiyle ilgilenen sermayenin) ve ta rımsal tüketicilerin

çıkarlarına

dayanmaktaydı ;

sanayi

a çısından

durum farklıydı . Demiır üreti mi Serbest Ti carete güçlükle ve Ren gümrük resimlerinin kaldırılm a sı karş ı l ı ğ ında ka · zamlatii ldi .

Ama

Giiney

Almanya 'daki

pamuklu

sanayisi ,

uzlaşmazlığını sürdürerek, Jrorumacı gümrük vergici m uha ­ lefette kald ı . Serbest Ticaret düzeninin bütün Avrupa ' d a ku ­ rulmasının

en çok

temelini oluşturan

müsaadeye

ma zhar

ülke anlaşmaları , m. Napol)'on tarafınd a n , korumacı güm ­ rük

vergilerinden yana olup parlamentoda salt çoğunluğu

oluşturan sanayici ve tarımcıların onayı olmaksızın , hatta onlara rağmen onaylandı. İkinci İmparatorluk yönetimi , ti ­ cari anla�alar yoluna , J.nıgiltere'nin de benimsedili gib i ­ Fransa'dak i siyasal muhalefeti kandırmak v e yasama or ­

ganınl!l arkası dönükken uluslararası bir hareketle Serbest

Ticareti kurmak için bir acil durum önlemi olarak başvur ­ du .

İnıg iltere'yle

ilk büyük anlaşma ,

Fransa arasındaki

Fransa 'daki kamuoyunu hiçe imparatorluk kararnamesi ,

sayara'k imza landı.

1 853 'ten

ı

Otuz iki

1862'ye kadar yürü r­

lükte kalmış olan Eski Fransız korumacı gümrük vergiler i düzenini

kaldırdı. B u kararnameler , 1 863 'te formaliteler pek gözetifmeksizin , «yasama usullerine� u)'durulaırak ona y ­

landı . İtalya'da Serbest Ticaret, Cavour 'un politikasının ve

ve

2

Fransı z

Richard

ve

Ingiliz

Cobden

h ü k ümetleri

a.ra!ftndaki

ön

gö ıılşmeler k ı sa zamanda ba�ladı yü ıiltüld ü . yazılmış yıldınm nı

kat

bir mem orand u m d a önce

Önceki

ve

büyük

Chevalier

sonra

• resmi

bir gizli l i k

içinde

vergi

gi ri�Uırfeyeceği

ni y etleri n i

sistemi ni

d e ğ i ş t i rm e y e

yol undaydı .

an l a şma 23 O c a k ' t a imz al anclı . •

tique co mmerc i al e

de

açıkladı .

Bu

a ç ı kl am a

yılın o l a y l an n dan sonra ge n e l k o ­ Herk e s

yönelik

çok

hiç

öfkelen d i ,

I A u guste De vers.

la France depuis 1 860.

reins fOr Sozialpoliti k , C. 5 1 , s. ı 36 )

H5

Mi c h e l

ı Ocak 1 860' d a III. Napolyon . Devlet Bakanı Fould ' o

etkisi y a p tı .

1 86l ' d e n

çabaya

adına

t artışmadan

La

bir

fa­

po ü ­

Schrlften des Ve­


dayanma gereksinmesinin d ayattığı koşullard a n

Fransa 'ya

biri.Yfli . Kamuoyu baskısıyla 1870 'te yapıla n bir a nket .

ko ­

nuy l a en yakından i lgili olanlarm Serbest Ticaretçi poli ti­

kaya ol a n desteğinin ne kadar az oldu�nu ortaya çıka rdı Son olarak, Rusya 'da 1860'Iı yıllann Serbest Ti c aıret eğili ­ mi, seriliğin kaldırılması ve

bir

demiryolu ağı kurulmasıyla

a ynı döneme rastlıyordu ve meta e�k'onomisi , büyük ölçekli s a na y i i çin geniş bir temel kurulmasının ilk a d ı mı n ı

tu:ru�rdu . 3

oluş ­

3

18S7 - 1 8t;8 arasınd a

Rus

gümrük

verg i l eri n i n

l i beral

bir

doğrultuda y eniden düzen l e nm esi v e k orum acı g ü m rük vergi­ l erine i l işki n çılgın kantrin sistem i n i n kaldın lması , yı kıcı Kınm savaşlan ııı n kaçınılmaz k ı l dığı tüm r e fonn çalışmala r ı nın ta­ mamlanışı ve sonucu ydu. Am a güm ru k vergilerinin azalblma ­ sı. hem y ab ancı m al tü keticileri hem de i hraç edilen tahılın üreti cileri o l arak , Rusya i l e B atı Avrupa a rasında sınırlanma. mış ticaretten y an a o l an toprak sahi bi soylulugun çıkannı yan­

sıtıyordu. Tarımsal çıkari an n savunucusu olan · S e rb est Eka nomik Dernek• şöyle diy ordu : · 1 822 ile 1 &!2 arası ndaki son al t ­

mış yıl boyunca Rusya'nın en b ü y ü k üretic i si o l an t arım dört kez çok büyük zarara uğrayarak

tehlikeli

Bu dört durumun herbiri do trudan doğru y a

bir noktaya

geldi .

çok yüksek güm­

rük vergilerinin sonucudur . Öte y and an 1 84 5 ile 1 Bn arasında­ ki gü mrük vergilerinin ı l ı m l ı bir d üzeyde old uğu otuz iki yıl

boyunca üç savaş ve bir iç savaş kastediliyor -RL I

U B63 P ol a nya ayaklanm ası

olmasına ve bunlann hepsini n d evleti n m ali.

kay nakl an üzerinde k ü ç ük y a d a büyük bir yük oluştunn a l a ­ k arş ı n , b ö y l e bir so ru nl a karş ı l a şılmadı.• I Me moran dum

nna

or the lmperlıı.l Free Eı:onomfc As so cl ati o n on Revisln g Ru ssfan

Tariffs: Sen Petersburg, nin bi l i m se l

1890, s.

sözc üsü ol a n

1481

Serbest ticaret h areketi .

·Serbest Ekonomik Dernek• Rusya ' ­

d a kapitalist sanayiyi • y apay o l arak aş ı l ama • nı n b i r aracı olan korumacı gümrük vergilerine karşı a j i tasyon y apmak zoru n d a kald ı . G eri ci b i r •populist. ruh i çinde, k api talizmi modern p r o ­ l etaryanın,

· kaybedecek h i ç b i r ş e y i olmay an ve uzun zaman­

dır kötü bir şöhrete sahip olan bu evslz, rnill k süz, be ceriksiz ın san kitlelerinin• ürerne alanı olarak mahkılrn ediyordu l a. g .

e., s. 1 71 1 . Bunlann hepsi , yakın zaman a kadar serbest tl ı:ııre-

147


Dolayrsıyla Seribest Ticaret, bir uluslararası sistem ola­ rak, en baştan itibaren kap�talist birikim ta rihinde bir ma ­ ceradan ibarettir . Tek baııma bu bile, 1870 'lerden soora k o ­

rumacı gü'mrük vergilerine dolru genel geri dönüşü İngiliz Serbest Ticaretine karşı bir sa vumna tepkisine bağlamanın yanlışlı�ını gösteı1r .

4

Hem Almanya hem de Fransa'da korumacı gümrük ver ­ gilerine dönüııün önderlerinin tarımsal çıkar çevreleri ol. ma:sı ; önlemleri n İngiliz

rekabetini delil Amerikan rekabe .

tini hedef aJması ; gelişen yerli sanayiye yönelik baş telıli keyi İngiltere 'nin değil, Rusya i'çin Almanya 'nın , İtalya i çin de Fransa 'nın oluııtunnası gerçekleri, bu açıklamayı geçe.r . s i z kılmaktadır .

1870'lerden beri süren v e korumacı güm·

riik duvarları isteğini uyara n dünya bulıranının da , lngil y a da

tin

culannın

en

azından

sanayi

ılımlı

g ü m rük

sermayesinin

ve rgilerinin Rus savunu ­

çıkarlannı

temsil

pek

etmedik­

ler1ni yeterince göstermektedir. Ayrıca bl.z: K . Lodyshenski: The History of the Russian Tariffs C Sen Petersburg, 18861 , s . 239-58 .

4

yon' a

F. Engels de aynı kanıda�hr. 18 Haziran 1 892'de Nikola ­

yazdığı

körleştirdiği

mektupta

Ingiliz

şöyle

demektedir :

·Ulusal

ç ı karl arı n

yazarlar b ü t ün d ü n y a nı n n e d e n Ingi ltere ' ­

n i n serbest tic aret örneğini bu kadar inatla redde dip yerine ko­ rumacı

gümrük vergileri

ilkesini

anlayam amaktadırl ar.

Elbette ,

korumacı

si steminin

gümrükler

benimsediğini hiç bir şekilde neredeyse

evren selleşmiş

Ingi l tere ' ni n

sanayi

olan

tekelinin

yetkinleşti rilmesinin bir aracı olan İ ngiliz serbest tic aretine kar­ şı

bir s avunma önlemi olduğunu kendilerine bile i tiraf etmek­

ten çekinmekted.lrler. Böyle bir savunma politikası az ya da çok mantıklı

olabilir.

Bazı

durumlarda,

örneğin serbest ticaret dü­

zeninde büyük bir sınai güç haline gelmiş olup şimdi tanmsal ü rünler sanayi

ve

hammaddeler

üzerine

üretiminin mal i ye tini

korumacı

g ümrült

arttıran Almanya

için,

koyarak bu aptal­

lıktır. Bence korumacı gümrüklere bu genel dönüş rastlantı de­ ğil,

Ingiltere'nin dayanılmaz

sanayi

tekeline karşı bir tepk i d i r.

Daha önce de söylediğim gibi bu tepkinin al dı�ı biçim y anh � . yetersiz:

ve

açık ve

belirgindir. •

daha

kötü

olabilir

( Letters

ama

tarihsel

gc1s to Nikolayon, S en Pe tersburg, 1 90!! , s . 7 1 1

148

gerekliliği

bence

of Karl Marx and Frederick Eıı ­


tere 'nin tekeliyle pek fazla ilgisi �ktu . Korumacı gümrük veı:ıgileri sorunundaki saf de�işikliline yol açan nedenleri daha derinlerde aramabyız. Dünya pazarındaki çıkar uyu muna ilişkin Serbest Ticaretçi yanılsama, her

şeye

meta

delişimi açısından bakılmasından kaynaklanıyordu . Büy ük sanayi sermayesi Aivrupa kıtasının belli başb ülkelerinde kendi birikimi için gert4cli koşullarla ilgilenecek kada r yer · leştiği anda, bu bakış açısı bir kenara atıldı. Bu k�ullar ise,

kapitalist ülkelerin

çıkar larının

karşilıklılılı yerine ,

kapitalist-olmayan ülkeler için ver'ilen mücadelede düşman­ lık ve rekabeti ön plana geçirdiler.

Serbest Ticaret çağı başladığınd a , Doğu Asya yolu Çin

sava§la rıyla daha yen i açılıyordu ve Aıvrupa sermayesi M ı ­

s ır 'da ilk adımlarını henüz atmıştı . 1 880 'lerde koruma cı gümrük vergileri polı'tikasına k�ut olarak yayılma politi­ kası daha da güç kazandı. İngiltere'nin Mısır'ın işgali , Al ­ manya 'nın

Afrika 'daki sömül.ige fetihleri,

Fransa ' nın Tu ­

nus'u işgali ve Tonkin seferi, İtalya 'nın AS'sab ve Massawa ' ­ daki ilerleyişi, Habeşislta n savaşı v e Eritre devletinin ku ­ rulması ve İngiltere'nin Güney M.rika 'daki fetihleri . . .

Bü ­

tün bu olaylar zinciri , seıksenli yıll a rda kesintisiz bir biçim ­ de

gerçekleşti .

İtalya 'yla

Fra nsa

arasında'ki

Tunus

çıkar

alanı çatış'Dlası, yedi yıl sonra patlak verecek ve Avrup a kıtasında Ser�t Ticaret çıkar uyıumuna kesin bir son ve ­ recek olan Fransız-İtalyan gümrük savaşının tipik bir uver ­ türüydü. Kapitalist olmaya n yayılma alanlarının gereik e5 .

ki kapitalist deıvletlerin içinde, gerekse dışarda , denizaşırı

ütkelerde tekelleştirilmesi sermayenin parolaısı olurken, ser ­

best ticaret, yani <<a�ık kapı:. politikası, özel olarak kapi ­ talist olmayan ülkelerin uluslararası sermaye ka�ı sındaki korunmas12lılı ve rekabet içindeki semıa yeınin den gesi bi ­ çimine büründü ; kapitaliıst ohnayan bölgeleri n somürg e l er ya da çıkar a lanları olarak kısmen ya da bütünüyle işgal edibnelerinin ön aşa ması haline geldi . yalnızca İngiltere

Bu 7.a mı:m�

kadar

serbest ticareıle sadık kalabildiyse ,

l>u ,

en başta en eski sömürgeci imparatbrluk olarak,

elindeki

geniş

itibaren

kapjtaJist olmayan

bölgelerde

başlangı ç ta n

1 49


yakın zamana kadar kendisine sermaye birikimi için nere ­ deyse smırsız olanaklar sağlayan bi:r etkinlik tabanı bul ­ m uş ve bunun kendisini di�er kapitalist ülkelerin rekabeti­ nin dı�ında tutmuş olma:sıından dolayıdır. Kapita list ülkele ­ rin

kendilerini birbirlerine karşı gümrük duvarlar ıyla

ko ­

ruma yönündeıki genel iıste'kleri, bundan dolayıdır. Bu, bir . birler iın:in mallannı almalarına ve yeniden-üretimin maddi

koşullarının sağlanması

için giderek birbirlerine daha ba­

�mlı hale gelmelerine karşın , koru macı gümrük duvarla ­ rının artı'k üretici güçlerin gelişmesine �ararh olmaktan çıkıp çoğunlukla modası geçmiş üreti m yöntemlerini yapay olarak koruman ın böyledir.

Tıpıkı

aracı haline

uluslararası

gelmiş

bor ç

olmalarına

sisteminin

karşır. .

çelişmeli

ka

rakteri gibi , uluıs lararası korumacı gümrük polltikasının iç çelişmesi de, birikirnin çı'karlarıyla , yani artı-de�erin reali . ze edilmesi ve sermayeye dönüştürülmesiyle ve yayılma ­ sıyla saf meta değişimi arasında oluşan tarihsel çelişıne ­ nin bir yansımasından ibarettir . Sömürgeci yayılmaya ve kapitalist ortam içinde keskin­ leşmiş olan çelişmelere denk düşen çağdaş yüksek koruma ­ cı gümrük sisteminin,

aynı zamanda silahlanınayı hızlan­

dıl'lma ama cıyla da kurulmuş olması, bu gerçeği kanıtlar . Almany a 'da olduğu gibi, Fransa , İtalya ve Rusya 'da da ko­ rumacı gümrük vei"gilerine dönüş , o sırada önce karada , sonra giderek denizde de gelişen Avrupa silahlanlma yarı­ ş ının temeli olarak , silahlı kuvvetlerin genişletilmesiyle bir arada ve bu amaca da yönelik olarak gerçekleştirildi . Av­ rupa serbest ticaretinin ve ona eşlik eden piyade düzeninin yerini , deniz gücüne özel a�ırlık veren bir emperyalist sis ­ temin temeli ve tamamlayıcı'Sı olan korumacı gümrü'k po li ­ tikaları almıştı. Dol ayl'S�yla, somut tarihsel süreç olarak sermaye biri­ kimi nin bir bii tün olarak iki farklı Yönü va rd ır . Bunlardan birisi meta piyasa'Sına ve artı-değerin üretildiği yere , yani fabnkaya , madene, tarımsal işle'tırneye iliş'kindir . Bu a çı ­ dan yaklaşıldığında birikim salt ekonomik b ir süreçtir ve en önemli aşama'Sı kapitalistle ücretli işçi ara sındaki alış -

150


veriştir . Ancak birikim her iki aşamasında da ,

yani hem

fabrikada hem p1yasada , meta delişiminin. yani eşdeğer ­ Ierin deti�iminin s ınırları içi nde kalır. Burada , biçimsel olarak barış , mülkiyet ve eşitlik egemendir ve mülkiyet haiJc!kının biri'kiini s üreci içinde naısıl giderek di�er insanla­ r m mütküne el lroymaya dönüştüğünü , meta d elişiminin nasıl sömürü haline geldilini ve �it1iAin suııf ı:gemenlili

halini aldıauıı açığa çıkarmak için , bilimsel çözümlemenin keskin diyalektiği ger e klidir . Sermaye birikiminin diğer yönü,

semıayeyle kapita list

olmayan üretim biçimleri ar a s ındaki ilişkiler)e ilgilidir . Bu yön dünya sahnesinde ortaya ç ıka r . Bu alanda ege men yön ­ tanıler sömürgeci politl'ka, uluslararası bor ç sistemi , çıkar alanları politikası ve savaştır. Zora, hileye , zulme, ya�a ­ ya açıkça , hiç bir gizleme gereti görülmeden başıvurolur ve bu llly asal şiddet eylemleri ve gü·ç denemeleri karmaş a · sı içersinden ekonomik sürecin kesin yasalarını ortaya ç ı ­

karmak yo ğuın b ir çaba ister .

!Burjuva liberal kuramı bu iki yönden yalnız birinciyi ,

�arrşçı rekabeb alanını, teknoloj inin ve saf meta deği ş i . minin m u cizelerini di kkate alır ; bu alanı d iğerinden , ser ­ mayenin ek'onomik alanını «dış politikamın az ya da ç ok rasiantısal tezahürler i olarak görülen zo:rbalık alanından ayırmaya çalışır . Ge�ekte siyasal ı:or , ekonomik sürecin aracından baş­ ka bir şey delildir . Sermaye birikiminin bu iki yü nü , ser · mayenin yeniden -üretimi koşuUarıyJa organik b içimde b i r ­ birine keneıtlenmi�tir .

Sermayenin t a r i hs e l seyr i , ancak bu

iki yönün bir arada ele alınmasıyla d eğerlendirilebilir . Ser­ maye. «tepeden bma�a bütün gö2eneklerinden kan ve irin akarab dünyaya gelmekle kalmaz ; böylece dünyadan adım adım ge·çer ve gittikçe şidde tleneo kıvranma ve çırpınma­ la r içinde kendi çöküşünü hazırlar .

151


VII

BİR BİRİKİM ALANI

OLARAK

(Kısım XXXll )

MİLİTARİZM

Birikimin büt ün tarihsel aşarnalarına eşlik eden mili ta ri2llll , sermayenin taribinde ıgayet belirli bir işlev görür . Mi ­ .

litarizm, Avrupa kapitalizminin ilk dönemlerinde , yani <<İl · kel birikim� dönemi adı verilen a'Şamada , Yeni Dünyayı ve Hint yarımadasının baharat üreticisi ülkelerini fethetme yolu olarak belirleyici bir rol oynar. Daha sonra, modern sôm'ürıgeleri fethetmek ,

ür�im

araçlanna

el

lronulabilhıe ­

si için ilkel toplumların toplum98l birliklerini yikmak , tıop ­ lumsal yapının meta

ticaretine elveri§'Siz olduğu

ülkelere

bu ticareti rorla sOkmak, sömürgelerde ü creıtli erne� zor ·

la yerleştirmek ve yerlileri zorla proleterle�tirmek için kul­

lanıbr. Avrupa dışındaki bölgelerde Avrupa sermaye'si için çrkar alaınları yaratılmasında ve bu alanların genişletilme ­ sinde, ıgeri ülkelerden demiryolu ayrıcalııkları kopartılma ­ sında ve ulu1slararası alacaklı olan Aıvrupa sennayesinin is ­ teklerinin

yerine getirilmesinde

'belirleyici

bir

rol

oyn a r .

Son olarak militarizm, kapitalist ülkeler arasında kapitalist olmayan uygarlık l:Jö}geleri için 'V'erilen rekabet mücadele ­ sinde bir silahtır .

153


MiHtari2lmin bunlara ek ola'I'ak bir önemli işlevi daha vardır. Salt ekon10mik a�ıdan , artı-değerin realize edilmesi­ nin önde gelen araçlarmdan biridi'l", yani kendisi de bir bi ­ artı-değeri içeren rikim alanıdır . Sermayeye dönüşmüş sorusunu incelerken , üıiinleri kimlerin sa'bn alabileceği devleti ve organlannı tüketiciler arasında saymadık Gelir . leri türetilmiş gelir oldutundan, onları günümüz toplumu­ nun serbest meslekleri ve çeşitli elldentileri <kral, papaz , profe'SÖr, fahi'Şe, paralı askeD ile birlikte artı-değerle (ya

da kı'9men emeğinin ücretiyle) geçinenler özel kategorisine kattık. Oysa bu yorum ancak iki varsayım altında geçerli ­ dir : Birincisi. Marks'ın yeniden üretim şemasıyla uymn içinde, devletin kapitalist artı-değer ve ücret dışında bir verlgi kaynağı olmadığını 1 düşünüreek ; ikincisi, devleti ve drıganların ı

yalnızca

tü'ket'iciler

olarak

değerlendirirsek .

Devle't memurlarının 'kişisel tüketimi sözkonusu oldulunda (1tıı)kı «Paralı asker» in tüketimi gibi) , temel nokta tüketi min kısmen , faturası işçilerce karşı[andığı ölçüde, işçi sı­ nıfından kap'italist sınfın eklentilerine aktarılmış olmasıdır . İş�ilerden alınan ve tüketimlerini bir ölçüde kısan do­ l aylı ve�ilerin bütünüyle devlet memurlaruıın maaşlarının ı Örneği n Dr.Renner vergi incelemesini fiilen bu varsa­ yım temeline oturtmaktadır. ·Bir yıl i çersinde üretilen her de­ ğer zerresi bu dört kısı mdan, kar, faiz, rant ve ü cre tten ol u­ şur, dolayısıyla yıllık ve rgi ancak bunlardan alınabilir.• I D as arbeilende Volk und die Stevern, Vienna , ı 909 . s. 9 ) Rennar bundan sonra hemen köylüleri n varlığını anı m samakta, ancak onlan b i r cümleyle başından savmaktadır: ·Örneğin bir köy­ lü aynı anda işveren, işçi ve toprak sahibidir; tanmsal ürünü { ) n a , ücret, kar ve rantı bi r arada getirir.• A cıktır k i kapitalist üretirnin bütün kategorilerini aynı anda köyl ülüğe u y g u lam a k . köylüyü aynı anda b e m i şve ren, hem i !JÇ i , h e m de toprak sah i ­ b i ol arak görme k. boş bir s o y u tla m ad an ibarettir. Renner gibi köylüy ü tek bir k ategoriye sokmak ıstersek, ekonomi açısın­ dan özgünlütü , onun ne kapital i st girişimci ne de ücretli pro­ letarya sınıfian n a dahil olmaması, kapitalizmin değil baııit m e ­ t a ü re t i m i n i n tems i lcisi ol m ası gerçeğinde y atar .

1 54


ödenmesinde ve düzenli ordunun ihtiyaçlarınm karşılarıma­ sında kullanıldığını varsayalım,

bir an için. Bu durwnda

toplumsal sermayenin bir bütün olarak yenlden-üretiminde lıi'ç bir değişilklik olmayacak'tır . Hem geıçim araçları depart ­ maru, hem de üretim araçları departmanı sabit kalacaktır, çün:k'ü toplumun tür ve milrtar olarak toplam gereksinmesi değişmemiş olaca'ktır . Yalnızca , i§'gücü meta�ıı olarak v ile

Departman II'nin ürünleri, yani geçim araçları ara'Sındaki değer Hişkisi dejişmiştir Aynı v, i•ücünü temsil eden ay ­ _

nı miktar para, ar tık daha küçük miktarda geçim aracıy­ la

de�ştirilmektedir. Departman II'nin ürünlerinin kalan­

kısmına ne olur ? Onlar "işciler yerine devlet memurları ve orduya gider . Kapital'ist devletiın organları işçilerin tüketi­

mini tamamen aynı ölçekte devralır. Yeniden -üretim ko­ şullarının deiişmemiş olmasına karşın, toplam ürünün bö ­ lüşümü de�şikliie ujramıştır. Departman II'nin başlangıç ­ ta

v

nin karşılanması için işçi sınrl'ınıaı tüketimine giden bir

kısmı , şimdi kapitalist 'Sınıfın eklentilerinin tüketimine a y ­ rılmışır . Toplumsal yeıniden -üretim açısından , sanki başlan . gıçta göreli artı-değe r olduğundan bir miktar daha büyük­ tür de , bu mi!Jda r kapitalist sınıfıaı ve eklentilerinin tük e ­ timlerine e klenmiş tir .

1ı;çi sınıfının , kapi'talis't devlet aygıtının destekle rini ko r umak için dolaylı vergi mekani7Jill a sı

yoluyla sömürüsü,

buraya kadar yalnızca artı -değerin tüketilen kısmında bir artıştan ibarettir . F arklılık , artı-değer ile delişken serma ­ ye a rasındaki

bölüşümün bu biçimde

tamamlanmasının,

sonradan , ancak sermayeyle emek arasındaki de�işim ta ­ mamlandıktan sonra gerçelideşmesinde yatar . Ancak, tüke . tilen artı-d eğerdeki artı:ş sonradan ortaya çıktığı için , kapi­ talist d ev let organlarının bu tüketimi -işçi sınıfının sırtın­ dan kaza nılmış olsa da - sermayeye dönüşmüş artı-delerin realize edilmesinin bir devlet

memurl arının

ve

aracı olarak

görülemez .

cı.paralı askerlerin))

Aslın d a ,

masraflarının

büyük kısmını işçi sınıfı ödemeseydi, bütün maliyeti kapi­ talistlerin yü1tleımıesi gerekecekti . O zaman doğrudan doğ ­ ruya artı -değerden buna denk düşen bir kısmını , ya kendi

155


tUkeıtimlerinin kısılrnası pahasına, ya da daha büyük bir olaısılı1cla al"tı-değerin sermayeye dlönüştürii hnek üzere ay­ rılmış kısmı

pahasın a ,

sınıf t:�gemenli!klerinin

ayakta tutulmasına ayırmak zorunda

organlannın

k.alacaklardı.

Kendi

bulunmak zorunda

sınıflarını koru'Inaya dah çOk katkıda

'kalan kapitalistler, daha küçük miktarları sermayeye dö­ nuştüre't>ilece'klerdi . Eklentilerinin yükünün

çoğunu

işçi sı­

temsilcilerinin , örneğin nıfının (rve ba's i t meta üretiminin köylülerin ve zanaatkArların ) sırtına karydıraıbildikleri oran­ da,

kapiıtati'stlerin elinde artı -değerin

sermayeye dönüştü ­

rüleb'ilecek daha ıbüyü•k bir kısmı 'kalır . Ancak henüz, ser­ mayeye dönüştürme işi için hiç bir olanak, yani bu artı-de­ �rin yeni metalar üretelbilmesi ve realize edebilmesi için

hi'ç bir yeni pazar oluşmaımıştır . Ama vergi yoluyla devle ­ tin elin�e biriken paralar silah üretiminde kullanıldılı

za

-

man , bu tablo dd'işir . Dolaylı vergiler ve yii'ksek korumacı gümrük vergileriy ­ le,

militarizmin faturası esa� olaralk i�çi sınıfına ve köy­

Iiliere ö dEitilir

_

Verıgitendirinenin iki türü ayrı ayrı ele alın ­

Ekon'Oini'k aç ıdan ,

malıdır .

durum ş undan Ilaret'tir :

işçi

sınıfına

Üıcretlerin,

ilişkin olarak bu

besin maddelerindeki

fiyat ar�ını kaırşılaya-cak şekilde arttırılmaması halinde, do­ laylı ve®lend'il'me , iş�i sınıfının satınalma gücünün bir kıs ­ mının deıvlete aktarılması anlamına gelir - Besin maddele­ rindeki fiyat artışlarının ücretiere yan'Sıtılmaması i se, kar­ tellerin ve işveren örgütlerinin baskısı nedeniyle, bugün sendikalarda Öl"gütlenmiş azınlık da dahil olımak üzere bü­

yülk işçi sıınıfı kitlesinin kaderidir .2 Belli bir büyüklükte pa ­ rasal sermaye olarak de�işken sermaye, eskisi gibi ,

beiJi

miktarda canlı emeği harekete geçirecek , yani buna denk düşen miktarda deliş mez s erma yeyi üretim amacıyla k u l 2

Empery a l i s t aşamanın

lerl e l e

özg ül

o lg u ları o l a n kartel ve trö s t ­

al m a k . b u I ncelemenin k a p s a m ı

dı şındadır .

Bunlar bi ­

reysel k a p i talist gru p l a rın varo l a n b i ri ki m alan l annın te k e l i ve

kılrıo böl iisümü için

cudurlar.

156

verd i k l eri i ç rekabetçi

m• ücadelenio son u -


lanmaya ve gene bu miktara denk düşen artı-değeri üret­ tneye hizmet edecektir. Semıayenin dolaşımı tamamlandı­ ğı anda , işçi sınıfıyla devlet ara sında bir böl üşü m gerçek­ leşir ; işçi sınıfı, işgücü karşılı�ında aldığı paranın bir kıs mını devlete teslim eder. Sermaye, değişken sermayenin tamamına maddi biçimini o[uşıturan işıgücü halinde el koy ­ muştur ; oysa işçi sınıfı para biçimindeki değişken serma­ yenin ancak bir kısmını elinde tutabilir ve k alanını devlet alır . Ve bu al�ıver� . sermayenin ..sermaye ile emek arasm­ daki devrinin her tamamlanışından sonra yinelenir ; deyim yerindeyse sermayenin arka sında , sermaye dolaşımı ve ar . tı-değer üretimi gibi hayati önemdeki aşamalara dolaysız bir etıki yapmadan, dolayısıyl'a bunları hiç ilgilendirmeden gerçekleşir. Ama toplam sermayenin yeniden -üretimi ko­ şullarını etkiler . Satınalma gücünün bir kısmının işçi sını ­ fından devlete aktarılma's ı, işçi ·sınıfının geç im araçları tü ­ ketiminin aynı oranda azalması anlarnma gelir . Bu, toplam se�maye açısından şu olguyla özdeştir : Sermaye , aynı bü­ yüklükte değişken sermaye ( para ve işgücü biçimlerinde ) ve aynı büyü klükte e l konan artı-değer ile , işçi sınıfı için daha az miktarda geçim aracı üretmek zorundadır ve ona toplam üründen fiilen daha az bir pay vermektedir . O hal ­ de, sermayenin tıümünün yeniden-üretimi sürecinde tüke . tim araçları, del.i::ıken sennayenin değerinden daha küçük miktarlarda üretilece'ktir . Çünkü de�i şken sermayeyle bu­ nun rea lize edildiği tüketim araçları arasındaki değe r ili::ı ­ ltisinin kendisi değişrıüşt'ir ; dalaylı verginin yüksekliği ge­ çim aracı fiyatlarının artmasında ifadesini bulur ; işgücü · nün parasal ücreti vaırsayımımıza göre ya değişmez , ya da geçim aracı fiyatlarmd aki artı::ı la aynı oranda deği::ımez . Bu aktarma , yeniden-üretimin maddi ilişkilerinde han ­ gi y'öne doğru ge�ek.leşece'ktir ? İ::ı g ücünün yen ilenmesi iıçin gerekli geçim a raiÇiarı mi·� larında ki göreli azalma nede­ n iyle , buna d enk düş en nu"'ktarda delişmeyen sermaye ve c anlı emeık serb est kalacaktır. Bu deli::ımeyen sermaye ve ca n lı emek, toplumda yeni ve ödeme g'ii c ü bulunan bir ge­ reksinm e olduğu ölçüde , başka malların üretimi i ç i n ku Ila . ·

157


nıla:bili r . Bu

yeni gerelr's inmeyi vergi yoluyla işçiler in

sa ­

tı nalma gü c ünün bir kıs mına el koyan devlet ortaya çık a r ­ tır .

Alıcak

devlet bu defa

geçim araçları def.il

�ilen başlığı altında bi.ltün söylediklerim izden r ad a devlet

memurlannın

( «Üçün cü sonra bu ­

vergilerle karşılanan

tüke tim

araçları talebini yok sayıyoruz ) , özel bir tür mal , militariz ­ min karada ve denizde kullanılacak savaş a ra çlarını talep etmektedir . Toplumsal yeniden- üretimde ortaya çıkacak değişmele ri daha yakmdan incelemek için , gene Marks ı n ikinci birikim '

şemasını örnek alıyoruz :

ı. II .

5000 1430

C +

C +

1000

285

V + V +

1000

s

=

285

s

=

üretim aracı

7000 2000

tüketim aracı

Şimdi, dolayh vergi ve bunun tüketi m aracı fi ya tlar ınd a

yarattığı ar·tış nedeniyle reel ü:cretin, yani işçi s ınıfının bir

bütün olarak tüketiminin, 100 değer Ibirimi azaldığını vars a ­ yalım. İşçiler eskisi gibi parasal olarak 1000 v + 2 3 5 v 1285 v almakta, ama bu parayla anealk 1 1 85 değerinde tü ­ =

ketim aracı edinebilmektedirler . Ge·çim araıçlarındaki fiyat artışına eşit olan 100 bi ri m li k para miktarı,

vergi olarak

devlete gider. Devletin bundan başka , köylü vb.den aske­ ri teçhizat için topladığı v e rgi l erde n de elinde diyelim ki

150 birim varsa , toplam 250 eder . Bu topla m , yeni bir talep , savaş araçları talebi oluşturur . Ancak şu anda bizi yalnız .

ca işçilerin ücretlerinden alman 1 00 bi rim i lg ilen d ir iy o r . 100

birim değerindeki bu savaş aracı gereksinmesinin gideri l ­

mesi için, Marks 'ın şemasında özetleneo ortalama orga nik bileşiine uygun olarak, 7 1 ,5 birim değişmez

14.25 birim değişken sermaye

gerektiren

bir

sermaye ve ü r etim

dalı

oluşur.

71 ,5

c +

1 4 , 25

v +

1 4 , 25

s

=

100

savaş a ra c ı

Bu yeni üretim dalının gereksinmesi iç in de 71 ,5 d e ğ e ­ rinde üretim aracı ve işçilerin reel ücretl�ri de y aklaşık 158


on ü�e bir oranında düşmüş olduğundan ,

yakla'§ık 13 de ­

ğerinde tüketim aracı üre lilmelidir .

Buna , bu yeni pazar genişletmesinin sermayeye getirdi ­ ği kirm kAAııt üstünde kaldıiJnı, çünkü işçi sınıfının gerç ek tÜ'keUmindeki azalmamn tüketim araiçiarı üretiminde buna

denk dilijen bir dü-şüşe yol açmasmın kaçın ılmaz olduğunu söyleyerek kal'§ı çrkabiim;iniz . Bu dara lma Departman II için aşağıdaki oranda ola caktır :

7 1 ,5

C + 14 ,25 V +

1 4 , 25 s

=

1 00

Dahası, üretim araçları departmanı da buna uyg un ola ralk .dara1mak zorundadı r . Sonuç olarak , i§ çi sınıfının azalan tii'ketimi departman e-şitlikler ini şu biçime getirecektir :

J. II.

49 4 9

C +

1358,5 c +

Eğer aynı 100

989 ,75 2 70 , 75

V + 989 ,75 S = 6 928,5 V +

270 7 5 .

s =

ı 900

birim şimd i a ynı büyüklükte bir savaş

aracı ortaya çıkartıyo r ve bu da üretim a ra çları üretimini denk bir oranda uyarıyorsa, bu ilk bakışta toplums al üre ­ timin maddi biç imlerinde dışsal b i r değişiklikten ibarettir ; bir mi!ktar tüketim aracı yerine bir miktar savaş aracı üre ­ tibnektedir zanmıştır .

Sermaye bir eliyle k a ybettiğini diğer eliyle ka ­ Ya d a diğer

bir d e yişle ,

tüketim

aracı üreten

çdk sayıda kapitalis t , pazarlarını a z s ayıdaiki büyük silah yapınıcısına kaptırmışlardır . Ancoak bu tab l o yalnızc a bireysel serma ye iÇin geçer l i ­ dir . Bu açıdan üretimin şu y a da bu etkinlik alanında g e r

·

çeldeşmesinin gerçeıkten de biç önemi yuktur . Bireysel ka ­ pnalist için , şemanın birbirinden a yırdığı toplam üretim de ­ pamnanları değil , yalnızca metalar ve alıcılar vardır, ya ­ şam araıciarı mı ölüm araçları m ı ,

ü rettiğ i h'ilç önemli değildi r .

et konservesi mi zırb

Milftari-zm karşıtları , a skeri alana yapıla n sermaye ya ­ tırımlarının yalnızc a bir kapitalistten aldığı karı diğerinin

eelbine koyduğunu göstermek i�in , bu bakış açısını sık s ı k

159


öne sürerler .

3

Öte ya nd a n , sermaye ve ya ndaşları , i�i sı ­

nıfını dolaylı verıgilerin ve devlet gereksinmesinin yalnızca

yeniden -iiretimin maddi

biçi minde bir deği şikliğe yıol aça­

cağın a ikn a etme>ye çalıoşırlar ; ba�ka mallar yerine kruıva . zörler ve toplar ür etilecek ve bunlar sayesinde işçi şurada y a da burad a en azından önceki kada r i y i bir iş bulup ek ­ meğini kazana c aktır .

şöyle bir g ö z a1t mak , bu ma nbğın i�ç iler a ç ı ­

Şemaya

sından ne kadar geçersiz olduğunu göstenn eye yeter . Kar ­ şılaş't ırmayı ko laylaştırmak i cin.

silah fabrikalar ı n ın eski ­

den işçi sınıfı için tüketim aracı ü retilminde çalışan sayıda

O

işçiyi çalıştırdığını varsayacağız . denk düşen bir

halde 1285 v'lik ücrete

çalrşma 'kar·şılığında şimdi 1 185 değerinde

geçim aracı alınabilecektir . Durum, toplam sermayenin bakış a çısından farklıdır . S ermaye için, devletin elindeki 100 birim silah talebini tem . sil eder ve yeni bir pazar oluşturur. Başlangıç ta bu para değişken sermayeydi ve değişken sermaye olara k görevini yaptı , artı-değeri üreten canlı ernekle değişime girdi . Ama

.o

3

Örneği n .

zaman

P.us

y azıyordu: pitalist Top,

varlığı

Manuilov.

V orontsov ' a

t arafından

çok

bir

ö vülen

yanıtında

şu

satırlan

·Bu b aglarnda silah üreten bir grup girişimci ile ka­

s ı nıfın

tüfek

Profesör

Marksi stleri b ü tünü

ve diğer

hiç

arasında

kesin

savaş d onanı mı

k u şk usuz karlı ve

bir

ayrım

yapmalıyı z

y apanlar i ç i n askertyenin

vazgeçilmezdir. S i H \hl ı b a rış d ü ­

z e ninin y ı k ı l m a s ı n ı n Krupp i çi n y ı kım demek o l m ası çok müm ­

kündür. A nca k sorun özel b i r gnıp g i rişim c i d e ğ i l , bir sını f ol a­ rak

k apitalistler.

ba�l amd a olması

kapitalist

yükünün

bütünüdür . •

ü retimin

esas olarak emekçi

Ancak

b l'

nüfus üzerinde

durumunda b u y ük teki her artı şın nüfusun satı n alma

gücünü malıdır. çekten

•vergi

v e d ol ayı sı y l a m e t a talebini düşürdüğü•

Bu

de

gerç e k . ·bir

m i l i t arizmin

grup

kapi talisli

si l a h

üretimi

d i kk ate

alın­

y ö nünün

ger.

zenginleştirirken

diğerlerine

zarar verdiğinin, bir y and an kazanç diger yandan zarar yarı:.t

tığımn.. of t he

k anıtı ol arak göstertlmektedir.

Law Society

and C ap ıt a l ism• ı

160

I Sen

Petersburg ,

I Vesntk Prava, Journal

ı aeo l . no

1.

•Militarism


bundan sonra defişken sennayenirı dolaşımı yarıda kesildi ; bu para dolaşımdan ayr ıldı ve şimdi devletin elinde yeni 1:rir satınalma gücü olarak orta ya çıkıyor. Adeta yoktan vare­ dildi, ama gene de yeni açıla n bir pazarla aynı etkiy i ya­ pıyor. Elbette şu anda sermaye işçi sınıfına 100 birim tü­ ketim malı s atımaktan alıkonuyur ve bireysel sermaye için i ş�i de tıpıkı başka bir kapitalist, devlet, köylü , o.dış ülke · ler», V'b. kadar iyi bir tüketici ve alıcıdır . Ama sermaye­ nin bü'bünü i çin iŞçi sınıfın ın beslenmesinin yalnızca bir ma ­ lum necess.cıriıını , • üretimin gerçek amacının , yani artı-de­

�erin yaratılmasmın ve real ize edUmesinin dol'ambaçlı bir yolu olduğunu unutmayalım . Aynı miktarda aıtı-değer iş­

gücüne aynı miktarda tüketim aracı vermeden elde edilebi­ lirse, bu , iş çevreleri için çok daha iyi olur . Bu durum her ş'eyden önce, sermaye -geçim ara�larını pahalılaştımıaksı ­ zırn- iş-çilerin emek :g'ii c ünü azal tımadan para sa l ücretlerini düşürmeyi başarabHseydi m eydana

gelecek durumla aynı

kapıya çıkar. Çün'kü sürekli ü·cret kısıntıları da daha uzun dönemde, ttiketilm malı üretiminin daralması sonucunu ve ­ rir. Ücretler çok fazla düşürülürs e sermaye işçiler için da ­ ha az tüketim malı üre tilmesi ıgereğiınden rahatsız olmaz ; tersi n e , bu yö ndeki her fır sattan mutlu olur . Aynı ş eki l d e , bi r bütü n ola'rak sermaye d e ü cret artışayla karşılanmayan dolaylı vergini n işçi s ınıfının g eç im araçlarına olan efektif ta lebini Imm a sından r ahatsızlık duyma z . E tbette ki ikinci d urumda d eğişken sermayenin işçiden kesilen kısnu hazin e ­ ye giderken , d oğrudan bir ü cret kısıntısı durumunda kapi ­ t a listlerin c ebinde k alır ve - m e t a fiyatla rının aynı kalma ­ sı durum u n da - göreli artı-değer i a r ttır ır . Ama , h e l e sen di ­ ka öl"gütl e n m e si nin g e li ş me dü zeyi y üks eks e , parasal ü c . r etlerde g e nel ve s ürelkli indirimler yapm ak çok e nder d u ­ rumlarda g e r ç ekleştirilebili r . Ser mayenin bu kuts a l isteği ­ nin ö n ürı d e güç l ü toplumsal ve s iya s a l engeller vardır , Oy ­ sa •

reel üc r etin dolaylı vergilendirme yo l uyla

M al u m necessari u m ,

z o ru n l u

d ü ş ürü l m e s i

kötü l ük - Türk ç e y e

r;; e virenin

n o tu.

161


kıısa sürede. olaysız ve herkesi kapsar biçi mde uygulanabi ­ lir ve karşı çıkışların duyubnası zaman alır. Dahası, bu karşı çıkışla r siyasal alanla sm ırh kalır ve d olru dan eko . nom!k sonUç lar doğurmaz . Tüketim araçları üretirnlnde ya­

ratılan daralma bir bütün olarak sennaye için bir kayıp deiD}, artı-de�rin üretim maliıyeıtlerinden

bir

tasarruftur .

İşçiler için tüketim ar a çlan üretimi , artı-değer üretimi ya ­

ni canlı işgücünün yeniden üretimi için sine qua non bir koş u ldur , ama hiç bir z aman artı -değerin realize edilmesi ­ nin bir aracı delildir. •

Yeniden örneğimize dönelim :

I. 500 0 ll. 1430

c +

C +

1000 285

V +

V +

1000 285

s

=

S =

7000 2000

üretim ar acı tü'ketim aracı

nk bakUJta , Departman I tüketim araçlarının ür etimi içm gereken üretim araçlarını ür ettiği ölçüde, Departman n de işçiler için tüketim aracı üretme sürec inde artı-de�er yaratıyo'r ve realize ediyormuş gibi görünüyor. Ama toplam toplumsal ürüne baktıtımızda bu görünüm kaybolur. Bu du­ rumda eşitlik şu hali alır :

6430

C +

1285

V +

1 285

S

9000

=

Şimdi, işçilerin tülketiminde 100 birimlik aza l ma olursa bunun sonucu nda

iki departmanda oluşan daralınayla ye ­

niden-üretimde meydana gelen değişiklik , aşağıdaki eşitiik .

lerde

üadesini bulacalktır : I. II .

4949

c

+

989,75 V + 989,75 s

1358,5 c + 270 ,75 V + 270 , 75 s

=

6928.5

=

1 900

Toplam toplumsal ürün içinse :

6307,5 •

+ 1 260 ,5 V + 1260 ,5 S

S ine q u a non : o l mazsa

162

=

ol maz - Türkçeye

8828,5 çe v i re n i n not u .


Bu, ilk bakışta hem üretimin toplam hacrnind e , hem de artı -deger üretiminde genel bir düşü� gibi gözükmektedir . Ama lbu, topla m ürünün maddi bileşimi delil , anca k toplam iirtinün bileşimindeki soyut değer büyüklükleri dikkate a lı n ­ dılında geçerlidir . Daha yakından baka cak ol ursak, falnız.. ­ ca işgücünün var lığının sürdürülmesi masraflarının azaldı ­ tım görür ü z . Zate-n işçilerin hayatlarını sürdünnek dışında lnr işlevleri olmayan tüketim ve üretim araçlan, artık da ­ ha az üretilmektedir. Şimdi daha az sem1aıye kull anılmak ­ ta ,

daha

az ürün üretilmektedir ;

ama

kapitalist ü retimin

amacı zaten mümlkün olduğu kadar çok sermaye kullanmak deği l , mümkün olduğu kadar çx:ık artı-değer üretmektir . Se r ­ mayenin azalmasının t ek ned en i , işçilerin hayatlarını sü r . gerektimıesidir . Başlan ­

dürmelerinin daha az sermayeyi

gıçta toplum da çalışan işçilerin toplam

yaşama

masrafı

1285 birim idiyse , toplumsal üründeki 171 ,5 birimlik (9000 erk'si 8828,5 birim) azalma bu masraftald düş�U!n kaynak­ lanmaktadır ve bunun sonucunda toplumsal ürünün bileş i ­ mi!l1de bir değişiklik olur :

6430

1 1 13,5

C +

V + 1285 S

=

8828,5

Değişmeyen sermaye ve a rtı -değer aıynı kalır ; . yaln ızc a değişken sennaye, ödenmiş emek azalmıştır. Ya da , deği ş . meyen s ermayenin e'lıkilenmemesi kuş'ku uyarn dırıyor sa , ger ­ çek h a yatta ola catı gibi , iş ç i l erin tüketim aratçları azalır ­ ken d eiişmeyen serm ayede de buna karşı gelen bir düşüş olduğunu düşünebiüriz .

O zaman topla m toplu msal ürün

eşitliği ş ()yle olacaktır :

6307 ,5

C +

1236

V +

1 285

S

=

8828 , 5

Her i k i durumda d a , toplumsal ürünün aza lmasına ka r ­ ş ı n artı -deterde bir delişme yaktu r ve a z a lan , yalnızca iş ­ çilerin hayatımı sürdürme maosrafıdır . Sorun

şöyle

de

konulabilir :

Toplam

toplumsal

ürünün

değerine göre , toplumun tt>pla m deği şomeyen sennayesi , top -

163


lam değişken sermayesi ve toplam artı -değeTi biçiminde üç oransal kısma bölünetıileceğini ve sanki bu kısıDll ardan il­ kinin ürünlerinde hiç ek emek zerresi, ik.in'Ci ve üçüıncünün ürünlerinde ise hiç üretim aracı içerilmedilini söyleyelbili ­ ri%. Urünün her üç kısmı da, maddi biçimleri açısından aıynı üretim döneminde ortaya çlktlldarı için -değer büyü'k­ lül'ü olarak değişmeyen sermayenin bir önceıki dönemde üretilmiş ıve $imdi yalnızca yeni üriin lere aktarılmakta ol­ ma'Sma karşın-çalışa n bütün işçileri de bu temelde üç ka · tegoriye ayırabiliriz ; sırf toplumun toplam değişmeyen ser­ mayesini üretenler, sırf bütün işçilerin tüketi'ın gereksini­ mini karşılayanlar ve son olarak da sırf kapillalist sınıfın toplam artı-değerini yaratanlar. O halde, işçilerin tü'ketimi kısıldığmda , yalnızca ikinci kategorideki bu 'kısılmaya denk sayıdaki işçi işini kaybe decektir. Bu işçiler, baştan itibaren , sernıaye için a rtı-de­ ğer yaratmamtşlardı ve dolayısıyla işten çıkarılmaları ka­ pitali'st için bir kayıp değil, tersine artı-değerin üretim ma ­ liyetini düşürdüAli için bir kazançtır . ·

DevletJın aynı anda

ortaya

çıkan

talebi ,

artı-değerin

realize edilmesi için yeni ve çekici bir alan görünümünde­

dir. Değişken semıaye olarak dola şan paranm bir kısmı bu dolaşımın dışına çıkar ve devletin elinde yeni bir talebi yan­ sttır. Vergi tekniği açısından sürecin f,atklı olması, yani do ­ layh verıgiDin a'Slında önceden sennaye tarafından devlete ödenmesi ve sonr ad an metaların satışıyl a birlikte , fiyatın bir pa rç a s ı olaralk kapitalistlere geri dönıne'Si , sürecin eko­ nomik yanmda hiç lbir değişikHk yaratmaz. Ekonomik ba ­ kımdan önemli olan , değişken sermaye işlevi ni gören pa­ ranın önc e sermayeyle işgücü ara�ındaki değişime aracılık emtesidir . Daha sonr a , işçilerle kapitalistler arasında , tü­ keticilerle meta satıcıları olarak yeni bir değişim olduğun . da bu para kısmen el değioş tirecelk ve vez,gi olarak devlete geçecektir . Sermayenin dolaş ıma soktuğu bu para önce iş ­ gücüyle ıdeğiş'ime girerek birincil işlevini yerine getirir ; bundan sonra ise, devletin elinde yepyeni bir dolaşıma gi. rer. Ne işçiye ne de sermayeye ait bulunmayan yeni bir

164


satınalma gücü olarak yeni ürü nle rle , ne kapitaliStlerin ne de iııçi sınıfının geırelk s in me l e ri n e yönelik olmayan özel bir üretim d alıy l a ilgilenmeye baıılar ve böylece aıtı -değerin yaratılması ve realize edilmesi için s erm ayey e yeni bfr f ır ­ sat sağlar_ Daha önce, işçilerden alınan dalaylı ver gile r in

devlet mem u rla r ın a yapılan maa ıı ödemeleri v e ordunun donan ımı için kullanılma sim ele a lırk en , işçi sınıfının tükl! ­ ka pita li st

timinde sağlanan «tasarruf:mn ekonomik açıdan

sınıfın ek len t i ler i n i n ve sınıf egemenliğinin a r a çl a r ın ın ki ­ ş i sel tüketim masraflarını ka pit a l i stle r den işçilere , a rtı - de ­

ğerden deg'işken s e rm ayeye aktardığı ve böylece buna den k miktarda artı - d e ğe ri sermayeye dönüştürülmek üzere ser ­ best bır aktığı sonucuna varmıştik. Şimdi , iş�i lerd en alınan vergilerin savaş araçları ü retim i nde kullanılmalarının, se r ­ mayeye nasıl yenL bir birikim o l a n ağı s a ğl a dığın ı �ıör üyo ­

ruz . Militarizm,

dalayli

vergi

temelinde

pratikte

iki

yönlü

ça l ış ı r . lııçi s ın ıf uı ın n ormal yaş a m düzeyini düşürereık ser ­ mayenin

hem

ser maye egemenliğinin

ol"'ganı

olan

düzen li

orduyu beslemes i n i , hem de da h a fazla birikim için önem ­ li bir alanı kullanabilmesini sağlar .

Devletin satınalma gücünün ö rn eğimizd e değinilen i kin ­ ci ka ynağın ı , silahlanmaya yatırılan toplam 250 biri mi n g e ­

r i kalan 150'sini d e i n c e l eyel im . Bu 1 50 birimin yukarıda ele alınan 100 birimden temel farkı, işç i ler tarafından de­ ğil , küçük burjuvazi , yani z anaatkar la r ve köylüler tara ­ fı nd an sağlanmalSıdır. (Bu bağla m d a , kapitalist s ınıfın ken ­ dis ini n göreli olarak küçük v erg i katkısını yok sayabiliriz . ) 4

Nihai

bozulm ası ,

gunluğunun cek

olarak.

i şgücünün ve

işgücünün

yen ilendiği

nonnal

kendisinin d e bozul m a sını,

üretkenliğinin

azalmasını

k o ş u lla n n

ortalama

beraberi nde

yo­

ge lire ­

ve böy l ec e artı-deger üretimi koşull annı tehlikeye atacak­

tır . A ncak , sermaye tarafından uzun bir zaman so nra hissedi l ­ m e y e başlanacak olan bu sonuçl ar, başlangıçta o n u n ekonomik h esaplannda görülmezler; lemlerinin

genel

olarak

bunlar ücretli i şçiler1n k e s k i n l e ş m e si n d e

s avunma.

kendileri ni

ey­

dolaysı z

ol arak gösterirler.

165


Devlete vergi olarak köylü kitlelerinden (bu terimi pro­ leter olmayan bütün tüketiciler için kullanıyoruz) akan pa ­ ra , ba:ilangıçta sermaye

tarafından önceden ödenmemekte

ve dolaşımdaki sermayeden ayrılıp alınmamaktad ır . Bu pa ­ ra köylünün eHndeyken ,

realize edilmi:i mallarm e:idderi ,

basit meta üretiminin değ'i:iim değeridir. Devlet :i imdi ka ­ pitalist olma'Yan tüketi cilerin satmalma gücünü n bir kısmı ­ nı, yani birt'kim amacıy la artı-değer realize etmeye

zaten

hazır olan satınalma gücünü alır. O zaman bu kesimlerin saıtınalma gücünün militarisı amaçlarla devlete aktarılma­ sının ısemıa� üzerinde ekonomik bir ellk i yaratıp yaratma ­

yacağı. böyle bir etki yaratılacaksa bunun ne tür bir etki olacağı sorusu ortaya çıkar. İlk bakışta , yeniden üretimin maddi biçiminde bir diğer değişmeyle karşılaoşmışa benzi ­

yoruz. Sermaye köylü tüketiciler için büyük miktarlarda ü retim ve tüketim aracı üreteceğine, dev let için buna eş ­ değer

miıktarda

sava:i

malzemesi

üretecektir

arıtık.

Ama

gerçe4ı:te değişiklik daha derinlere uzanır. Birincisi ve en başta geleni, devlet vergi mekanizmasını kapitalist olma ­ yan tüketicilerden , harcayaca klarından

normal olarak

kendi tüketimleri için

ç o k daha büyük miktarda sa'tın alma

gücü olarak harekete geçirmek için kullanabilir . Gerçekten de köylülerin meta ekonomisine girmeye zor ­ lanmasından büyük ölçüde S'Orumlu olan, çağda :i v e rg i sis ­ teminin kendisidir. Vel'gi baskısı altındaki köylü ürününün

giderek daha büyük kısmını meta b iç im i ne dönü:itii r mek ve aynı zamaında pazardan d a

gidereık daha çok mal alma k

zorunda kalır . Vergi köylü ekonomisinin ürününü dola:iıma sokar ve köylüleri s ermaye ürünlerinin

alıcılara haline gel­

meye zor lar. Son olarak da, köylü tipi bir m eta üretimi te ­ melinde, vergi sistemi k'öylü ekonomisinden başka türlü et ­ kinleşecek olandan daha fazla s atınalma gü cü koparır . Aksi takdirde

tasar r uf

sandağı ve bankalarda yatırım

alanı arayan sermayeyi büyütmek üzere köylüler ve aşağı­ ()r'ta sınıflar tarafından biriktirilecek olan para , şimdi ter ­ sine , devletin elinde sermaye i çin bir talep ve �atırım ola ­ nağa haline gelir . Dahaısa, değişik mallara yönelik , fa r k lı 1 66


zamanlarda efektif hale gelecetc ve genellikle basit

meta

üretimiyle de karşılanabilecek, dolayısıyla da serqıaye bi ­ rikimi aıçısından bir işlevi olamayacak olan Ç'Ok sayıda bi ­ reyısel ve önermriz 'talebin yerini, şimdi devletin kapsamlı ve tü rdeş talebi almıştır. Ve bu talebin karşıla nması en baş­ tan itibaren en büyük ölçekte bir büyük sanayi gerektirir ;

a rtı-değe r üretimine ve birikime en uygun koşullarm var­ lığını gerektirir . Tüketici kitlelerinin m'ilitarist devlet söz . leşmelen biçrminde muazzam büyüklUk'te yoğunlaşıtırılan sartınatma ıgücü, kişisel tüketirnin istek ve öznel dalıgalan­ malarından uzaklaştırılır ve hemen

hemen kendiliğinden

bir düzenliliğe ve ritmi'k bir büyümeye

kavuşur.

Militarisı

semıaye üretiminin ıbu kendifiğintien ve ri1mik hareketinin kaldıracını, yasama organı ve işlevi «kamuoym denen şeyi oluşturmak olan basın aracılığıyla, sermaye elinde tutmak­

tadır. Bu özel kapitalist birikim alanının ilk bakışta sınır­ sız genişleme ye'ti'Sine sahip görünmesinin

nedeni budur.

BüWn diğer paza r genişletme ve sei1maye için etkinliiJi te­

meli kunna çabalaTı

büytük

ölçüde sermayenin denetimi d ı ­

şındaki tarihsel , tbplmnsal ve siyas a l etkeniere bağlıyken,

militarizme yö nelik üretim , sürekli ve ilerleyen genişleme ­ si esas olarak sermayenin kendisi tarafından belirlenen bir alan durumundadır. Serma yenin birikim koşulları uğruna keskinleşmiş dün­ ya rekabetinin tarihSel zorunlulukları. böylece serma yenın kendisi için birinci sınıf bir birikim alaruna dönüşür . Ser ­

maye,

'kapitalist olmayan ütke ve t opl umların üretim araÇ­

Iarım ve işgüçlerini

ele geçirmeye yönelik bir . dünya

ve

sömürge politika sını uygulamak için, giderek artan boyut ­ larda miUtarizme başvurur . Militarizm bu alanda ne kadar enerjik uyıgulanırs a , ka pitalist ülkelerde de kapitalist olma­

yan kesimlerin , ya n i basit meta üretiminin temsilcilerinin olduğu kadar işçi s ınıfının da satına lma gücünün bir kısmı­ n ı elde etmeye o kada r f azla yarar. Sermaye birikimi gü­ cünün doruğuna bu iki kesitnin sırtınd a , birinin üretici güç­ leri ni çalarak , diğerinin de yaşam düzeyini düşürerek , çı ­ kar . Belli bir aşamadan sonra sermaye birikimi

koşullan

167


dönüşür,

serma ­

mke içmde

ve dış

hem ülke içinde hem de dışında zıtlarına yenin çöküş koşulları haline gelir. Sermaye,

milita rizm aracılı�ıyla ,

dünyada kapitalist olmayan kesimleri

yıkmaya ne kadar

acımasızca girişir , bütün çalışan kesimlerin yaşam düzeyi­ ni ne kadar dlii şüri.irse, se�maye birikiminin günlük tarihin­

delki deği·şme de o kadar büyük olur. B u tarih dünya sah­ nesinde bir siyasal ve toplumsal felaketler ve çırpınışlar zinciri halini alır ve dönemsel �nomik felaketler ya da buiıranlara tanık olan böyle bir ortamda birikimin sürdü · rülıne!si olanaiksızlaşır. B u bulıranlar uluslararası iŞÇi sını­

fının

seı> maye egemenliğine karşı ayaklan'masını, daha ser­

maye eıgemenliği ekooomik ba•kımdan

kendisinin yarattığı doğal sınırına ulaşımadan bir zorunluluk haline getirecektir.

Kapitaliıın propaganda silahına sahip ilk ekonomi tar ­

zıdır ; fR-rkl ı ekonomi tarzlarının kendisiyle birarada bulun­ masına dayanamayan, bunların tümünü yoketme ve bütün

dünyaya yayılma eğiliminde'ki bir tarzdır. Ama aynı zaman . da da 'bir ortam ve beslenme zemini olarak başka ekono­

mik sistemlere gerek duyan , kendi ba�ına varolamayan ilk ekonomi tarzıdır. Evrensel o�maya çalışmas ına karşın, as­ lında tam da bu eğilimi yüzünden

çökmeye m ahkum d ur

çünkü iç yapısı gereği evrensel bir üretim biçimi haline ge ­ lemez. Kapitalizm, kendi içinde canlı ve tarihse l 'bir çeliş­ medir ; sermaye birikimi ise çeli'§imenin üadesidir, çelişıne ­ yi bir yandan sürekli olarak çözerken bir yandan da şiddet­ lendirir. Belli bir geli· ş me düzeyine ulaşı ldığın d a sosyalizmin ilkelerinin uygulanması dışında bir

çözüm yolu kahnaya ­

ca'ktır. Sosyalizmin amacı biriikim değil ,

bütün dünyanın

üretic i güçle rinin geliştirilerelk çalışan insanlığın ihtiyaçla ­ rının kar'Şılanmasıdır. Bu yüzden d e sosyalizm . doğası ge­ reği uyumlu ve evren'sel bir e'lronomik sistemd ir.

168


Ro s a L u xem b u r g . de r i n k ü l t ü r ü . s a ğ l a m ve ç o k y ö n l ü . z e n g i n k i � i l i ğ i . i l k e le r i n d e n ö d ü n v e r m e y e n t utar l ı s i y a s i h a y a t ı i l e yüz y ı l ı n ba� ı n d a e n e t k i l i s o s y a l ı st l e r d e n b ı r i o l a r a k t a n ı nd ı L u xem b u r g b u k i t a p t a . k a p ı t ol i st ü r e t i m t a r z ı i l e paz a r p a y l a ş m a m üc a d e l e s i . fet i h l e r . s a v a � l a r v e k a pi t a l ı z m i n kaç ı n ı l m a z s o n u a ra s ı n d a k i i l i ş k i leri k a psam l ı bir bi ç i m d e ç ö z ü m l e m e siyle; g ü n ü m ü z d e d e tart ı ş ı l m a kt c o l a n g e r i kal m ı � l ı k - b ı r a kt ı r ı l m ı şl ı k. d ünya ekono m i s i nin i ç er d i ğ i h i y e r a r ş i k i ş b ö l ü m ü kapital i z m i n çevre ü l k eleri üzer i n d e k i çelişik etkileri. v.b. konulara ışık t u t m a ya devam e d i y o r .

.

Rosa luxemburg sermaye birikiminin tarihsel koşulu kaynak yayınları (1)  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you