Issuu on Google+


ISAGOGE


.Porplıgrios

ISAGOGE ARİSTOTELES1N KATEGORİLERİNE GİRİŞ

Çeviren: Dr. Betül ÇOTUKSÖKEN

RemJri Kitalteı,i -Ankara �acidesi, 93 - lstanbul


TEMEL DiZi : 11

EVRİM Matbııacıhk Ltd. Şti. Selvili Mescit S. l Caplollu • lstBobul 1986


İÇiNDEKİLER 7

Sunuş Porphyrios ve Tümeller Sorunu

11

Jean Trkot'nun Tanıbna Yazısı

21

Jean Tricot'nun Kaynakçası

27

. • . • • • . . . . . . . . ISAGOGE (LYKOPOLISLl PLOTİNOS'UN ÖÖRENCISi FENİKELi PORPHYRIOS'UN GiRiŞi) Cins Üzerine Tilr Üzerine Aynm Üzerine Özellik Üzerine . İlinek Üzerine • Beş Sesin (Genellerin) Ortak Karakterleri Üzerine Cins ile Aynmın Ortak Karakterleri Üzerine Cins ile Aynm Arasındaki Fatk Ozeriııe .• Cins ile Türün Ortak Karakter]eri Üzerine Cins ile Tür Arasındaki Fark Üzerine • Cins Ue Özellilin Ortak Kaynaklan Üzerine Cins ile Özellik Arasındaki Park Üzerine Cins ile ilincAin Ortak Karakterleri Üzerine Cins ile ilinek Arasındaki Fark Üzerine • Ayrım ile Türün Ortak Karakterleri Üzerine Tür ile Aynm Arasındaki Fark Üzerine • . Aynm ile ôzelliiin Ortak Karakterleri Üzeriııı: özellik ile Aynm Arasındaki Fark Üzerine Aynın ile İlinejin Ortak Karakterleri Üzerine Aynm ile llinele Özgü Karakterler Üzerine Tür ile Özellilin, Ortak Karakterleri Üzerine Tür He Özellik Arasındaki Fark Ozcriııe .

29

31

. .

• • •

32 34 40 45 45 46 47 47 48 49 so so 51 51 5l 53 S4 54 55 55 S6 '6


Tür ile Tür ile Özellik ÖzelHk

İlineiin Ortak Kıuııkterleri Üzerine . . . . • ilinek Arasındaki Fark Üzerine • • • • . . ile Ayrılamaz llineğin Ortak Karakterleri Üzerine ile ilinek Arasındaki Fark Üzerine • . . . .

Jean Tricot'nun Notları

. •

.

+

+

57 57 58 58 59

HAMDI RAGIB ATADEMIR: ''PORPHYRlOS'UN lSAGOJl'Sl VE BiRKAÇ SÔZ" . • . . . • • . . . 71

r


SUNUŞ Porphyrios'un lsagoge'si felsefe ve mantık alamn­ da yüzyıllar boyunca etkili olmuş ender yapıtlardan bi­ ridir. Felsefe tarihçileri ve filozoflar tarafından çok çe­ şitli zamanlarda ele ahnmış, deierlendirilmiş. alınası, hiç kuşkusuz onun içeriğinden kayrurldanmaktadır. Bir yandan Aristoteles'in Kategorller'i ile kurduğu ilgi, öte yandan da sezinlettiği felsefi sorunların her zaman ta­ şıdığı güncellik (çünkü asıl, gerçek felsefe soruları gimcelliklerinden hiçbir şey yitirmezler), felsefe ile ilgi kuran kişilerin bu yapılı şu ya da bu biçimde göz ardı etmemesine yol açmıştır. 1947'de Jean Tricot'nun çevirisi• ile Fransızca ola­ rak yayımlanan yapıt, hemen bir yıl sonra, 1948'de Hamdi Ragıb Atademir tarafından Türkçeye kazandı­ rılmıştır••. J. Tricot'nun Fransızcaya çevirirken yapı­ ta kattığı aydınlatıcı dipnotlarla lsagoge'nin Batı felse­ fesi tarihindeki yeri okuyucuya apaçık bir biçimde gös­ terilmektedir. Ama, Türkçeye yapılan ilk çeviride her nedense bu dipnotlar yer almamışbr. Yalnız H.R. Ata­ demir, İslam felsefesinde mantığın ve lsagoge'nin öne­ mini, bu konuda yapılan araşbrmaları da anarak uzun­ ca bir önsöz ile okuyucuya göstermeye çalışmıştır.

( • l PORPHYRE, lSAGOGE, Traductlon et Notes par J. Trlcot, Ltbralr:le Phllosophlque J. VRIN, Parls, 1947. (**) PORPHYRİOS, İSAGOJI, Hamdi Ragıb Atademir, Atade­ mlr Yayımevl, Konya, 1948.

7


J. Tricot'nun Porpbyrios ile ilgili tanıtma yazısı kı­ sa olmasına karşın, bu Yeniplatoncu filozofa ilişkin öz­ lü bilgileri içermektedir. Bu nedenle, bu konuda şim­ diki çeviriye pek fazla bir .şey eklenmemiş; 1947'de yapı­ lan çeviri eksiksiz olarak Türkçeye kaza.ndırılnııştır. Ancak, Porphyrios felsefe tarihinde «tümeller tar­ bşması>nın başlatıcısı olarak· değerlendirildiğ·inden, bu asıl kaynağı göz önüne alarak adı geçen sorun yum.a­ ğının önemine biraz olsun bir kez daha değinmek gere­ ğini duydum. «Porphyrios ve Tümeller» başlıklı kısa yazının ortaya konuluş amacı budur. Tümeller sorunu felsefe tarihinde sürekliliğini korumuştur; Porphyrios tarafından bilinç alanına daha belirgin bir biçimde çı­ karılan bu sorular t daha değişik bağlamlarda, daha farıklı soru öbekleri içinde ve daha değişik dile getirme­ lerle Platon ve Aristoteles'te de vardı. Porpbyrios'un apaçık dile getirdiği (çözüm önerisi getirme cesaretini bulamasa bile) bu sorular Boetius tarafından Ortaçağ düşünme geleneğine aktarıldı zamanla. Daha sonra, hatta birkaç yüzyıl sonra Roscelinus çok başka amaç­ lar için soruyu yeniden gündeme getirdi. XII. yüzyılda Abelardus ise, sorunu dilsel-manbksal boyutu içinde yeniden ele aldı. Bu sorun, Occam'lı William ile daha başka boyutlar kazanarak ve felsefe tarihindeki varlı­ ğını hep sürdürerek t modern felsefede de yerini almış­ tır «genel kavramlar>, <genel sözcükler> adı altında. Bu küçük yapıtın uyandıracağı verimli çağrışım­ ların dijşünenler için zihin açıcı olacağı umuduyla böy­ le bir çabaya giriştim. Ayrıca her okunu§larında yeni düşünme olanakları açan klasik ·yapıtların zaman geçi­ rilmeden dilimize -kazandırılması gerekti�i gibi, kimi klasik yapıtların eski çevirilerinin de günümüz Türkçe­ siyle yayımlanması gerektiitine yürekten inanıyorum. Berrak, aydınlık düşüncelerin doitması, yaratıcı olunması için düşün dünyasının değerli ustalarına her zaman gereksinmemiz var. 8


Bu kita:bın hazırlanmasında beni yüreklendiren Sa­ yın Prof. Dr. Aykut Kazancıgil'e; ayrıca Yunanca söz­ cüklerin çevriyazımını gözden geçiren Sayın Doç. Dr. Y. Kenan Yonarsoy'a teşekkür ederim. «Düşünenlere:, yeni ufuklar açmak dileği ile.

Bostancı, 1986

BETOL ÇOTUKSôKEN

9.


PQRPHYRIOS VE TÜMELLER SORUNU

t

Modern felsefe ile birlikte «genel düşünceler>, «ge­ nel sözcükler> adını alan «tümeller, felsefenin en önemli sorunlarından birini oluşturmuştur öteden beri; tümel­ ler sorunu altında toplanan sorular, insanın düşünme dizgesinin izleyi§ini, dü§ilnenle düşünülen arasındaki iliş. kiyi aydınlığa kavuşturmada büyük rol oynamışbr her zaman. Birçok felsefe tarihçisinin de dediği gibi, tümel­ leri anlamak, .kavramak; ·düşünmeyi, düşünme sürecini anlamaya, kavramaya başlamak demektir. Felsefed� cdü§ünen> ile «düşünüleni>, cvarolallll> ilişki içine sokmak; düşQnen varlığın, düşünüleni nasıl ele aldığını, nasıl yorumladığını, kavradığını açık kıl· mak söz konusudur. Bu yönden ,konuya bakıldığında, el­ bette tümeller sorununun önemi iyice artmaktadır; tüm felsefe çalışmalarının da asıl can ahcı noktasını oluş­ turmaktadır bu sorun: Kavramlar nasıl oluşuyor? Tek t:ek varolanlar nasıl kavranıyor? Tek tek varolanların dışında onlar kadar gerçek ve tek tek varlıkların belir­ leyici niteliklerini içeren genel yapılar var mı? Eğer bu genel yapılar (kavramlar) varsa onlara nasıl ulaşılı­ yor? Tek tek varolanın dışında hiçbir §eY yok mu? Varolduğunu sanmak yanılmak mı? Genel kavramların keneli başına varolmaması düşünenleri ne gibi başka kuramsal ve pratik sonuçlara vardırıyor? Düşünen var­ lıklar, olgular dünyasında mı yaşar? Yoksa yalnızca di­ le gelen, anlam verilen, anlamlı lalınan «nesneler> ve colgulan> dünyasında mı yaşanmakta? Salt sözcükler mi insanı kuşatan, hatta onun varoluşunu ıtemellendi11


ren? Sözcükler dışında bir şey yok mu? Yoksa sözcük­ ler dışında sadece cyönelimsel> (intentionnel) varlıkla­ rın varlığı mı söz konusu? Felsefe işte bu türden soruları söz konusu eder ve bu sorulardan her biri belli bir felsefe disiplini içersine girer,; varlıkbilim, metafizik, mantık, dil felsefesi gibi. Bu sorular Antikçağda dei!işik anlatımlarla, dile ge­ tirmelerle sık srk ele alınmışlardır. özellikle Platon ve Aristoleles'in yapıtları bu sorular bağlamında değerlen­ dirilmelidir. Yukarıda saptanan ve her filozofun ilgi alanına, in· san ve dünya tasarımına göre yanıtlamaya çalıştıitı so· rular tümeller sorununun bir bakıma farklı ,anlatımları­ dır da denebilir. Tümellerin, genel -kavramların varlığı ile ilgili çalışmaları daha dizgesel bir biçimde ortaya koyan ve yüzyıllar boyu tartışılacak bir alan olarak be­ lirleyen Pbrphyrios olmuştur. Ünlü yapıtı lsagoge'nin ilk paragrafı, filozof ve felsefe tarihçileri tarafından hep bu sorunun çıkış noktası olarak dej!erlencliril.miştir. Hat­ ta tüm Ortaçaf felsefesinin bu kitapçıkla ilgili yorum­ lardan oluştufunu ileri süren felsefe tarihçileri bile ol­ muştur; Victor Cousin buna bir örnektir. Ancak bu ara­ da, «Romalıların sonuncusU> denen Anicius Manlius Boetius'u, onun Antikçai! ile Ortaçaj! arasında köprü oluşunu, göz ardı etmemek gerekir. Boetius, Marius Vic­ torinus tarafından Latinceye çevrilmiş olan lsagoge'nin ilk kez açıklamalı yorumunu yapan filozoftur. Daha sonra lsagoge'yi bizzat kendisi de Latinceye çevirmiş ve yeniden yorumlamıştır. Ayrıca Kategoriler'in hem çevirisini yapmı-5 hem de açıklamalı bir yorum oluştur­ muştur bu yapıt üzerine. Öteki Antikçaf filozoflarına da büyük ilgi duyan Boetius, Ortaçağın XII. yüzyıla dek mantık hocası olmuştur. Üzerinde bu denli çok durulan, birçok kez Latince­ ye çevrilen ve açıklamalı yorumları yapılan lsagoge'de Porphyrios'un neyi ortaya koymaya çalıştığını daha açık seçik bir biçimde göz önüne sermek çok önemlidir. Gerçekten bu yapıt Aristoteles'in Kategoriler'ini anla-

12


şılır -kılmayı sağlamakta mıdır? Aristoteles'i gerçekten doğru bir biçimde anlamış mıdır? Porpbyrios bu yapıtı ile Aristoteles1e aynı düşünme geleneğini mi paylaş­ maktadır? Tümellerle ilgili soruların çok derin ve titiz bir araştırmayı gerektirdiğini ileri sürmesine karşın, Porpbyıios bu sorulara hiç yanıt vermemiş midir; ya da daha sonraki yanıt denemeleri lsagoge'nin hangi an­ latımlarım kendileri için temel olara!k almışlardır? Bu­ rada belirtilen bu sorulardan her birine ayrmttlı olarak yamt vermek ayrı ayrı çahşmalann ödevidir. Bu kısa yazıda ise, salt ctön kategorisi dikkate alınarak Aris­ toteles'in bu konuda neler söylediği ile, Porphyrios'un cins-tür derken genellikle neyi anladığı; Arist.oteles'in birinci töz - ikinci töz ayrımının farkında olup olmadığı gözler önüne serilmeye çalışılacakbr. Ayrıca bu küçük yapıtın gerçekten de kavram gerçekçileri, adcılar ve kavramcılar için çıkış noktası olabileceği belirtilecek­ tir; ama 'bu ikinci yönü l:am olarak gün ışığına çıkar­ mak başka bir ·araştırmanın görevidir. lsagoge'nin ilk paragrafında Porphyrios neleri ken­ dine ödev edindiğini belirler. Bu paragrafı buraya ak­ tararak durumu daha belirgin ·bir biçimde görmek ola­ na!klı: c:••• Arlstote)es 'in Kategoriler öğretisini öğrenmek için cinsin türün, ayrımın, özelliğin ve ilineğin ne oldu­ ğunu bilmek zorunludur. Bu bilgi tanım vermede ve ge­ nel olarak da kuramları çok yararlı olan bölme ve ta­ mtlamayla ilgili her şey konusunda gereklidir. Bu ko­ nuda sana çok kısa bir açıklama yapacağım ve az söz. cükle, bir giriş niteliğinde olmak üzere, eski filozofların bu konuda söylediklerini, pek derinlemesine araştırma­ ya yönelmeden ve daha yalın olanlara sadece şöyle bir dokunarak gözden geçirmeyi deneyeceğim. İHdn cins­ leri, türleri ilgilendiren şeylerde, bunlann kalıcı tözsel gerçeklikler olup olmadığını. ya da anlığın yalın kav­ ramları olup olmadığım ve tözsel gerçeklikler olduğu kabul edildiğinde, cisimli mi yoksa cisimsiz mi oldu­ ğunu son olarak da onların ayrı ya da duyulur şeylerde ve onlara göre varolup olmadığını biline ıkonusunda

13


söz etmekten kaçınacağım: burada çok başka ve çok daha geniş bir araştırma isteyen bir sorun vardır. Bu­ rada sana eskilerin ve onlar arasında özellikle GEZİM­ CİLER'in bu son noktalar üzerinde daha akla uygun şeyler tasarladıklarını ve ıbenim incelemeyi istediğim şeyler hakkında düşündüklerini ,göstermeye çalışaca­ ğum (lsagoge, 1, 1-15). Porphyrios'un asıl amacımn Aristoteles'in katego­ riler öğretisini öğrenmek olduğu burada açıkça görül· mektedir. Ancak Porpbyrios'a şöyle denilebilir: Aris� toteles'in «varlığı> ve «düşünmeyi> anlamamn araçları olarak belirlediği «kategoriler> aynı ad ile oluşturulan yapıtın ·bütünlüitfi içersinde zaıten açık seçik değil mi? Böyle bir yeniden açıklamayı içeren yapıta neden gerek var? Artık oluşan yapıt ckategoriler>i anlamaktan çok, düşünenin varolana bakışını, onlar arasındaki ilişkileri açığa çıkaran yeni bir yorum denemesi olmayacak mı­ dır? Porphyrios'un açtklaniaları için Aristoteles'in kate­ gorilerinden töz en büyük önemi ta,ımaktadır. Töz, Ka­ tegoriler,de de görüldüğü -gibi çok anlamlı bir kate,to­ ridir: «Terimin en temel, ilk ve bitinci anlamında töz, ne bir konu hakkında söylenen, ne de bir konu içinde olandır: örneğin tek insan ya da tek at. Ama birinci anlamrla alınan tözlerin içerildiği türlere ikinci töz de· nir ve türlere, bu türlerin cislerini de eklemek gerekir: örneğin tek insan, insan denen türe girer ve bu tilrün cinsi de hayvandır. Öyleyse bu son tözleri yani insan ve hayvanı ikinciler adı gösterir (Categories, 5a-10). Aristoteles'in Katego_rller,de getirdiği birinci töz, ikinci töz ayrımı son derece önemlidir. Tözün «birinci» niteliğini almasının ·göstergesi «bir şey hakkında söy­ lenmemesi> ve �bir şey içinde bulunmaması>dır. Tek tek varlıklar için ancak birinci töz denebilir. Aristoteles töz ile ilgili açıklamalarını yalnızca Ka· tegorller adlı yapıtıyla sınırlamaz; Metafizik!te de yer yer sözü geçer tözün. Platon'un İdealar öğretisi ile he­ saplaşbğı Metafizik adlı yapıbnda Aristoteles, Platon'

14


un tözün tümel olduğu anlayışına temelden karşı çıkar. Kategoriler'de belirlediği ve töz dışındaki tüm öteki ka­ tegorilerin salt töz ile kurdukları ilgiye göre bir anlam kazandıklarını, kendi başlarına hiçbir anlam taşımadık­ ları düşüncesini temellendiren (Metaphysique, 1028 a) Aristoteles'e göre töz şöyle de tanımlanabilir: «Toprak, Ate§, Su gibi ve bütün benzeri şeyler gibi ·basit cisim­ lere; genel olarak cisimlere ve onların birleşik yapıla­ rına, h�m hayvanlara hem de tanrı�al varWdara ve son olarak da bu cisimlerin bölümlerine tö;E denir. Bunlar tözdür çünkü bir öznenin yüklemi değildirler; ama tam tersine öteki şeyler onların yüklemleridir.» (Meqıphy­ sique, 1017 b 10-15). Tümel (ikinci töz-cins ve tür) bir konu için yüklem ohtbildiğlne göre, tümelin tanımı böyle yapıldığına gö­ re, tözün (birinci töz) tümel alınası olanaksızdır. Öyft leyse tümeller töz değildir: c:Kimi filozofların düşünce­ lerine göre tümel, sözcüğün tam anlamıyla bir neden ve bir ilkedlı:. Öyleyse bu nokta üzerinde tarhşmaya giri3elim. Gerçekten tümel terimin ne olursa olsun bir töz olması olanaksız görünüyor. Birinci olarak, bir te­ kin (bireyin) tözü ona özgü olandır; bir başkasına ait olmayandır; tam tersine tümel ortak olan bir şeydir; çünkü doğal olarak bir çokluğa ait olan şeye tümel de­ nir ... töz ·bir konunun yüklemi olmayan şeye denir; oy­ sa tümel her zaman herhangi •bir ·konunun yüklemidir .> (Metaphysique, 1038-b 5-10, 15). Porpbyrios'un cins, .tür derken.anlatmak istediği ise Aristoteles'in töze verdiği ikinci ·anlama, başka deyişle <ikinci töze» ilişkindir. Porphyrios'un «cins>, «tür> alt başlıkları alb.nda ortaya koyduğu görüşler bunu açık­ ça göstermektedir. Aristoteles 'e göre tür ve giderek cins, birinci anlamda alınan yani bir şey hakkında söy­ lenmiş olmayan (yüklem olmayan) bir (konu) şey için­ de de ·bulunmayan tözün (birinci tözün) içinde yer al­ dığı (şey) türdür; türleri içeren de cinstir. Aristoteles'e göre> «İkinci tözler �asında, tür cins­ ten daha çok tözdür' çünkü birinci, töze daha yakındır. 15


Gerçekten eğer birinci tözün yapısı hesaba katılmak is­ tenirse, ona daha kesin ve daha yalan bilgi verilecek­ tir cinsten daha çok türle açıklayarak: tek insan söz konusu olduğunda bu böyledir, onun bir hayvan olduğu­ nu söylemekten çok bir insan olduğunu söyleyerek onun hakkında daha ·kesin bir bilgi verilecektir; çünkü birin­ ci özellik tek insana daha özgüdür, oysa.ikinci daha ge­ neldir, (Categorles, 2 b S.10). Kategoriler'de tür ve cinse hep ikinci töz diyen Aris­ toteles onların özelliklerini de belirler; ikinci ıtözler bi­ rinci tözlerin yüklemi durumundadırlar. İkinci tözlerden tür tek'e; cins de hem türe hem de tekte yüklenmişler­ dir (Categories, 3 a 45). Aristoteles'in tür ve cinsle ilgili olarak: üzerinde dur· doğu nokta, sorunun mantıksal ve varlıkbilimsel boyu· tu ile ilgilidir ve temelde de insanın dilsel, mantıksal, düşünsel yapısı ile varolanı kavrayıp, suuflandırabilece­ ği, tanımlayabileceği anlayışına dayanır. Porphyrios da Aristoteles ile aynı düşünceyi paylaş­ bğını ünlü paragrafında açıkça göstermiştir; onun g5rüşlerinin de arkaplamnda aynı temel düşünce yer al­ maktadır: düşünen varlığın, insanın, varolam ıkendi dil· şünme yapısıyla kavrayabileceği, aydınlık kılabileceği düşüncesi.· Varlığı anlamak da buna göre tek tek var­ lıklar arasındald «kategorial» ilişkileri göstermekle ola­ naklıdır: varolanın niteliklerini belirlemek; ardından da sınıflandırmak, bölmek. Isagoge'nin içerdiği her bir bölümde cinsin, türün, ayrımın, özelliğin ve ilineğin açıklamaları yapılır; ta­ nımlar verilir. __!\yrıca herbirinin öteki ile olan ilişkileri incelenir. Örneğin cinsle ilgili olarak verilen birinci ta­ nımda onun teklerin topluluğu olduğu söylenir. Bu ta­ mına göre birçok tek (Aristoteles'in diliyle birinci föz) bir araya gelince, onların topluluğu cins ti oluşturur. Ama yine de tek olandan, bireyden (birinci tözden) topluluğa (cinse, ikinci töze) nasıl geçilmiştir? Porphyrios'ta bu nokta açıklığa kavuşturulmamıştır. Porhyrios Aristote­ les'in çok net bir biçimde üzerinde durduğu birinci töz 16


..,.

- ikinci töz ayrımım önemsemiş görünmüyor. Cinsin, her şeyin çıkış noktası olduğunu belirten tanımında da aynı özellik gözden kaçmış görünmektedir. Örnekleme yoluyla cinsin, türün vb. 'nin tek tek varlıklara verilen yüklemler olduğunu belirlemesine karşın, bunların var­ lıksal yanını daha çok gündeme getirdiği görülmekte­ dir. Porphyrios 'un belki de bilinçli olarak kavrayamadı­ ğı, göremediği durum şu önermeyle açıklanabilir: tü­ mel (cins-tür) şeylerden çılonaz ama şeylere başvurur. Ama Porphyrios'un çıağı gereği bir yandan da Yenipla­ to�cu düşünme kalıpları içersinde yer almasından ötü­ rü, hep «tümel şeY>in pe§inde olduğu söylenebilir. «Tü­ mel şeY>in olamayacağı yargısına açık seçik olarak varmak için XII. yüzyıla dek beklemek gerekecektir. Porphyrios Isagoge'nin ünlü paragrafında dile getir­ diği açıklamalarda cins ile türün, başka deyişle tümel­ lerin: a) dcendinde kalıcı (tözsel) gerçeklikler olup olına­ dıklarını; ·b) ·bunların tözsel gerçeklikler oldukları kabul edil­ diğinde, cisimli ya da cisimsiz olup olmadıklarım; c) bunların ayrı ya da yalnızca duyulur şeylerde ve onlara göre varolup olmaclıklarını bilmeye ilişkim soruları gündeme getirmeyeceğini, çünkü bunları yamt­ Iamanın çok derin bir araşbrmayı gerektirdiğini ileri sürerek, bu soruları yanıtlamayacağını belirtiyor. Ger­ çekten de Porphyrios'un bu soruları, sonraları çok farklı biçimlerde yorumlanabilecek olan sorular olmuşlardır. Porphyrios bu soruları yanıtlamaktan çekinmekle bir­ likte yine de «tümel şey,> görüşünden kurtulamıyor gi­ bidir. Tümelin bir şey olamayacağını, şeyden çıkmadı­ ğım ama, açıklanması için şeye başvurmak gerektiğini bilinçli olarak göstermiyor. Bu türden sorulara dalia belirgin yamtlar vermek ve bu yanıtları temellendir­ mek ancak dil-mantık alanında olabilirdi. Oysa Porphy­ rios sorunun daha çok varlıkbilimsel yanı üzerinde dul 2

17


ruyor. Bununla birlikte yapıt, çeşitli yorumlara açık bir nitelik taşıyor. Tümeller tartışmasında varolanı kavramada salt iki yolun (Platon'unkiyle, Aristoteles'inki) bulunduğunu sanmak sorunu çözümlemeyi amaçlayan çalışmada tek başına yeterli değildir. Mutlak olanın ortaya çıkarılma­ sının insana yakışır bir çaba oldulu temel yargısından yola çıkan Platon felsefesi, kavramların tek, mutlak bir tanımına varmaya çalışmıştır. Bütün diyaloglarda söz konusu edilen, tek bir tanıma varmayı amaç edinen ta­ nım denemeleri ve her şeyin değişmekte olduğu bir dün­ ya tasarımının ardında kesinlikle mutlak olan bir yapı­ nın varolduiu inancının taşınması. Aristoteles'in yaklaşımı varolanı kavramada daha yeterli gibi görünmektedir. Ancak varolandan değil, dü­ şünenden yola çıkılarak varolamn {varlığından hiçbir şekilde kuşkulanılamaz) kavranabileceği temel görüşü­ nü taşımak koşuluyla Aristoteles'in görüşü daha işlev­ seldir. Kavram gerçekçiliğİnde Batı'da daha XI. yüzyılda en büyük gedik açılmıştı. Roscelinus çok aşın bir gö­ rüş getirmişti belki de tümellerin salt cflatus vocisıı ol­ duğunu söylemekle; ama varolanla düşünen arasındaki ilişkilerin metafizik ·birtalam spekülasyonlarla açık­ lık. kazanamayacağı inancını da taşıyordu bu görüş. Hiç kuşkusuz bunda onun, doğaüstü olduluna inanılan (çün­ kü burada bir bilme söz konusu değildir) varlıklara, ge nel toplumsal düşünüş biçimine karşı takındığı eleştirel tavrın da payı büyüktü. Jean Tricot'nun Etienne Gilson'dan aktardığı gibi, Porphyrios'un bu metni filozoflar dünyasım kavram ger­ çekçileri, adcılar ve sayısız kilçük ayrımlarıyla kav­ ramcılar olarak ayıran bir metin olmuştur (lsagoge, s. 12). Zamanla <tümel şeY> anlayışı yerini «tümel kav­ ram>, «genel kavra.ım ·anlayışına bırakmıştır. Dolayı­ sıyla tümeller sorunu, «genel düşünceler>, «genel kav18


ramlan deyişiyle modern felsefenin gündemine yeniden girmiştir. Porphyrlos'un ortaya attığı bu üç soru aslında tek bir soruya indirgenebilir: Tümeller şey midir yoksa şey değil midir? Ama bu soruları öyle bir biçimde dile ge­ tirmiştir ki, her üç tür düşünme biçimi de bir bakıma (gerçekçilik, adcılık, kavramcılık) bu dile getirişte ken­ disi için dayanak noktası bulabilir. Salt tek tek varlık­ ların nesnel varlığını benimseyen, tek tek varlıkların dışında kalan her şeyin sözcüklerden, adlardan başka bir şey olmadığını ileri süren adcılara göre Porphyrios' un beş genellerden anladığı sadece sözcüklerdir; şeyler değildir. İşte yapıtın önemi de çok çeşitli yorumlara yolaçmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, tümel­ ler sorununun tarihçesini açığa kavuşturmayı üstlene­ cek olan bir çalışma Antikçağın bu kesitini göz ardı et­ memeyi kendine görev edinmek zorundadır.

19


JEAN TRICOT'NUN TANITMA YAZISI Yeniplantoncu filozof Porphyrios'un yaşamını sade­ ce genel çizgileriyle biliyoruz1 • Tyr'de2 232 ya da 233'te Hıristiyanlık döneminde doğmuş olan Porphyrios ilkin Longinus'un, Origenes'in (bu ünlü Hıristiyan hoca ile hiçbir ortak yam yoktur) ve Apollonius'un derslerini izledi. Otuz yaşında iken, Roma'da coşkulu bir biçimde hocalık yapan Plotinos'a bağlandı ve bundan böyle de onun düşüncelerini yaymaya kendini adadı. Plotinos 'a yapıtlarımn düzeltilmesinde ve oluşt�ulmasında yar­ dun etti; 270'te Roma okulunun yönetiminde onun yerine geQti. 267'den 270'e değin Sicilya'da Lily­ baeum (bugün Marsala) 'da bir köşeye çekilen Porphy· rios, hocasının yapıtlarım yayımladı; yapıtı bilindiği gi·bi Enneadlar (her biri dokuz kitaptan oluşan altı par­ ça) haline getirdi ve Plotlnos'un Yaşaını adlı yapıtı da en başa 'koydu. Yeniplatoncu okulun başı olarak, Ploti­ nos 'ıtan mistik ve dinsel bir anlamda devraldığı öğre­ tiyi yönlendirmede ayrıca, Iambilikos ve izleyicilerin­ de en kötü saçmalıklara dek varan çileci ve bir tür de büyücü eylemlerin zevkini öğrencilerinde geliştirmede katkısı oldu. Ama bu konuyu3 reddetmemesine karşın salt spekülatif bir mistisizmin sınırları içersinde kal­ mayı da başardı. Plotinos 'un başlattığı Y onan dininin ve mitolojisinin felsefece yorumlanışını, yapıbnda sür­ dürdü ve hocasımn öğretisinin karanlık ve tartışma ko­ nusu olan yönlerini aydınlık ve belirgin lalma çabası­ na kendini verdi; bunu da, hypostas çoğalmaları aracı­ lığıyla plotinosçu ıtanrıbilimi zenginleştirerek ve böyle21


ce ilkin İambilikos'un daha sonra da Proclus'un coş­ kulu spekülasyonlarına yol açarak yaptı. Ardında çok aydınlık bir dille yazılmış verimli ve çeşitli bir yapıt bırakarak Roma'da 304 sıralarında öldü; bıraktığı ya­ pıtın yalnızca bir bölümü bize ulaşmıştır. Yapıtları arasında yukarıda adı geçen Plotinos'un Yaşamı'ndan4 başka, bir Felsefe Tarihi, Pythagoras'm Yaşamı, Perilerin Mağarası, Perhiz Üzerine, Marcel­ lus'a Mektup (bu küçük yapıtların tümü A. Nauck ta­ rafından basılmıştır, Leipzig, 1886), Sententiae ad In­ telliglbilia ducentes (aphormai pros ta noeta, B. Mom­ mert tarafından basılmıştır, Leipzig, 1907), Anebo'ya Mektup (G. Parthey tarafından yayımlanmıştır, Ber­ tin, 1857, İambilikos'un Gizemleri Üzerine Bir İnceleme ile birlikte) .anılabilir. Porphyrios güçlü bir polemikçi olarak da kendini gösterdi: Hıristiyanlığa Karşı (Kata Khristianon) adı altında on be§ ,kitaplık §iddetli bir. yergi yazısını kaleme aldı; bu yapıt Theodorus Il ile Valentinianus ill'ün egemenlikleri sırasında ortadan kaldırıldı, fakat· Eusebius, Apollinaire, Methode, Phi­ lostorge adlı Hıristiyan yazarlar onun çürütmelerini içe. ren kimi parçaları sakladılar. Evrensel bir merak anlayışıyla Porphyrios Aristo. teles'ten de haberi olan bir yorumcudur ve bu ·bakını­ dan bizim için de çok ilginçtir. Onunla ilgili olarak, so­ ru ve yanıtlarıyla hiçbir zaman değerini yitirmeyen Kategoriler üzerine açıklamalı bir yorum yapmıştır•. Fakat Porphyrios özellikle, Isagoge (Eisagoge) başlıklı küçük bir incelemenin yazarıdır; bu adının da göster· diği gibi Kategorller'in incelenmesine bir Glriş'tir ve bu yapıtın tüm Ortaçağ boyunca son derece şaşırtıcı bir yazgısı olmuştur. Doğrusu bu, Boetius'un8 çevirisi aracılığıyla farkına varılan Porphyrios sayesinde ol­ muştur denebilir ve Aristotelesçi mantığın ilkelerinin V. yüzyıldan başlayarak işlendiği söylenebilir; bu yapıt Aristoteles'in felsefesinin yenidendoğuşundan çok önce batı düşünce a1nmları içinde yerini almıştır. 22


Isagoge konu olarak quinqne voces'in (beş ses ya adlandırmalar: cins, tür, ayrım, özellik ve ilinek) da incelenmesini alır; bunlar Aristoteles 'in öğretisinde bü­ yük bir rol oynarlar, ancak bunlarla ilgili olarak Sta­ gira'lının yapıtları çok kısa ipuçları verir. Topika'ların çeşitli parçalarından esinlenen Porpbyrios, bu ·kavram· lar üzerine, gösterişli olmayan ama çok. belirgin Vf:! an­ laşılır nitelikler taşıyan bir açıklama yapar; bu açık­ lama, Organon labj.rentine dalmak isteyen biri için çok yararlıdır. Üstelik yapbğı bu kadarla da kalmaz: Isa­ goge düşün tarihçisi için de son derece yararlıdır: da­ ha yapıtın başında, tüın belirginliği içersinde tümeller so.rununu da araya sıkıştırır; Ortaçağ hocalarının da iyice gördükleri gibi, bu sorun felsefenin merkezinde yer alır ve yüzyıllardan beri üzerinde durulan ve he­ men hemen aynı terimlerle düşünürlerin dikkatini çe­ ken sorulara ulaşmada pek güçlük çekilmeyecektir. Bu küçük yapıtın, binlerce yıl boyunca yorumlandışı, bü· tün yayımcı ve yorumcuların, Aristoteles'in yapıtları­ nın yanında onu, Corpns aristotelicum'un başına koy­ maları göz önüne alınırsa, hiç kuşkusuz değeri daha belirgin bir biçimde ortaya çıkacaktır; bütün bunlar, Kategoriler'in incelenmesine giriş ve önsöz olarak Isa­ goge'yi yerleştiren değerli bir çeviriyi ortaya koymayı üstlenen ve bu şekilde çalışmasını tamamlayacağına inanan bir Organon çeviricisi için son derece güçlü et­ kenlerdir. Yorumcuların çağlar boyunca yaptıkları ayrıntılı çalışmalara olanak veren bu metin pek az güçlüğü or­ tadan kaldırmıştır; bu nedenle açıklayıcı notları çoğalt­ manın yararsız olduğunu düşündük. Porphyrios'un açık­ laması yayımcının, çoğu zaman, açıklayıcı bilgiler ek­ lemesine izin vermeyen temel bir özellik gösterir.

2.1


NOTLAR ( ı) Karş. J. BIDEZ, Vle de Porphyre, le phllosophe neo-pJaıo­ nlclcn (Travaux de l� Faculte de pbilos. et Lettres de l'Unlverslte de Gand, 1913). Histolre critique de l'Ecole d'Alexandrle'de (Parls, 1846 tome il, p. 11-54 ve 1Q9.120} E. VACHEROT'nun PORPHYRIOS'un ôğretisinl açıklamaya özgüle<ligt sayfalar çok ilginçtir. (2) Vlta Pi., 17; EUNAPE, Vlla Soph., 7 (Ed. Bolssonnade, Pa· ris 1822). (3) AUGUSTINUS'un (de Clv. Del, X, 9, p. 415) ilginç met· nine bakılabilir, DOMBART; R1'ITER ve PRELLER, Hlst, � phllos, gr., 9. ed. (E. WELLMANN), Gotha, 1913, n. 646, p. 548-550. AUGUSTINUS, PORPHYRIOS'un öğretisinin çe­ lişkileri ve kararsız yanlan üıerinde önemle durur. (4} Vie de Plotln (Plotlnos'un Yaşamı), Enneadlann her ba· surunda en başta yer alır. Bu basımların en iyileri şun· lardır: H.F. MULLER, Bertin, 187ft.1880; R. VOLKMANN, Lelpzig, 1883; ve özellikle de E. BREHIER, Parls, 1924-1938 (cali. G. BUDEJ. (5) Bu açıklamalı yorum (ln Atlstotells categorlas exposltlo per lnterrogatlonem et reıponslon.em) A. BUSSE tarabn· dan Isagoge'nin sonunda basılmıştır (Collectfon des com· mentateurs grecs de l'Academle Berlin IV, 1, 1887, p. 5S.142). Kaynakçaya da bakınız. PORPHYRIOS, ORGA· NON'un öteki parçalamu da yorumlamıştı. (6) 480'e doğru Roma'da doğup, 525'ta ilen 13oetlus'un (Ani· clus Manllus Severlnns Boethlus) yapıtları MIGNE'de top. lannuşnr, Patr. lat., t. LXIIl-LXIV. Bkz.: P. GODET, Dlct. de Th. cathol., col. 918-922; STEWART, Boethlns, Edim· bourg, 1891; H.R. PATCH, The Tradltlon of Boethins, a

25


study of his lmportance in Medleval Cultııre, New-York, 1935; ve özellikle E. GILSON'un ona ayırdığı sayfalar: La Phllos. BU Moyen Age, Parls, 1944' p. 138-151, POR­ PHYRIOS'un ve BOETIUS'un karş.ılaşbrmalı mantıkları üzerine ve BOETIUS'un Yenlplatoncu felsefe ile llglsi üzerine, karş. J. BIDEZ, Boece et Porpbyre, Comptes Ren­ dus de l'Acad. des Inscr., 1922, p. 346-350 . ve Revue Belge de Phllos. et d'Hlst., t. ı (1923), p. 189-201. - BOETIUS'un Latince çevirisi A. BUSSE tarafından Isagoge'nin (şimdi adı geçen Cell. acad. iV, 1) baskısına Porphyrll' Intro­ dnctlo in Arlstotells Celegorlas a Boethlo translata baş­ lığı ile konulmuştur (p. 2S.51). BOETIUS, AR!STOTELES mantı8ı .konusunda Ortaca· 81.n OncilsO. olmuştur. Isagoge'nin Latince çevirisi, onun· kinden önce de • vardı aslında. Bu çevlri, 3701ere dollru ölen Afrika kökenli oidullundan AFER de denen ilnlil re­ torlkçl C. MARIUS VICTORINUS'un çevlrisldlr. BOETIUS' un yorumuna göre bu, onanlrnış bir çevirldir, P. MON· CEAUX, Melanges Havet, Parls, 1909, p. 296-320. Biçim­ sel manbk termlnoloflslnl ·kendisine borçlu olduğumuz VICTORINUS ile ilglll olarak bkz.! E. GIL'50N, La Phllos. an Moyen Age p. 121-125.

26


JEAN TRİCOT'NUN KAYNAKÇASI Bu çeviri A. BUSSE'nln metni üzerine ��,rapılınıştırı Por­ phyrU lsııgoge et ln Arlıtotells categorleı commentadum, edl­ dtt A. •BUSSE (Gommcntarla in Arlıtolelem Graeca, Acad. de Berlln, iV, 1, 1887). Latince bir önsOz (p. V-IX) ve bu önsOze_ ekten sonra (Conıpectuı Ubrorum mana scrlptornm et lmpreısornm) p. X-L, PORPlffRIOS'un metni 1-22 ı;ayfalan arasında yer alır ve başlıgı da şudur: PORilHYRIOU EISAGOGE TOU PHOINIKOU TOU MATHETOU PLOTINOU TOU LYKOPOLITOU. Scl10Jles'In başında lıligoge'yi ba.sıiuş olen 1JRANDIS'Jn kaynaklan A. Busse'nln metnlnln dışında yer alırlar, Ama biz sadece bu kaynaklardan sonuncusunu bellrttlk. Bu ciltte BOETIUS'un PorphyrU lntroductlo in Arlıtotells Cntegorlas a Boelhlo tmnılata başlıklı çevirisi de bulunmak· tadır. (p. 25-51 arası). 55. sayfadan 142'ye dek PORPHYRIOS' un Kategoriler üzerine yorumu bulunur IPorphyrU in Arlsto­ tells caregorlas Expoıldo per lnterrogatlonem et responılo­ nem): Bundan 1936'da yayımlanan Kategoriler incelencmesl­ nln çevirisinde de yararlandık (Organon'un 1. cildi). - En son olarak 145, sa!Jfadan 181. sa!Jfaya dek NoUar yer alır. Ellınlıde lsagoge'ye ilişkin Qç tane Grekçe yorum vardır. riunlar, PROCLUS'un ogrenclsi ve SIMPLICIUS ile Jean PHI­ LOPON'un hocası olan AMMONIUS'un yorumu; ELIAS'ın ve VI. y!lzyılın Ermeni filozofu DAVID'in yorumlarıdır. Berlln Akademisi bunları yaynnlamıştır: Ammonll in Porrphyrll lsagogen ılve V voces, ed. A. BUSSE Berlln, 1891 (Coll. acad., iV, 31, Ellae (ollm David) in PorpbyrU lsagogen el Arlıtotells Commentarla, ed. A. BUSSE, Berlln, 1900 (Coll. acad., xvnı, ı Adı geçen yorumda önemli ön bilgiler de yer alır.

ı.


Davldls Prolegomena et in Porphyrll Isagogen commen. ladDD1, ed. A. BUSSE, Bertin, 1904 (Coll., acad., xvrn, 21. Aşı®da bellrtllen ve başka birçok yorumu denetleme ola­ nagını veren Latince yonımlardan da yararlandık: AN. MANL. SEVT BOETII Commeııtada in PorhgrlDDI a se translatum, Patrol, lat. de MIGNE, t. LXIV, p. 71·158. BOETIUS'un kendi çevirisinin de arada bulundull,u beş kllaplık geniş bir yorum. ARISTOTELOUS ORGANON, Arlstotells Staglrltae... Orga· DUDl, J. PACIUS mcensuit... Morglls, MDLXXXIIII. JUL PACIUS A �ERIGA in Porpbyrll lsagogen et Arlslo­ tells Organaın Commentarias analyUcııs, Aurella Allobrogıun, MDCV. SYLVESTRO MAURUS. Arlstolells Omnla Opera quae extant, brevl paraphnısl et lltteme perpehıo lnhaemnıe expo­ sltlone Wastmla a SYLVESTRO MAURO, Romae, 1668. - xvn. yüzyıldan bir clzvlt bllglninln bu yorumu F. EHRLE tarafın· dan yeniden basılmışbr; kullandıll,unız bu yeni basımdır (To­ mus 1, conttnens Loglcam, Rhetodcam, Pı;ıeUcam, Paris, 1885; Isagoge'nin yorumu J. PACIUS'un 4-28 sayfaları arasında yer alan Latince çevirisiyle birliktedir.

28


ISAGOGE


r·· .

LYKOPOLİS'Lİ PLOTİNOS'UN öGRENCİSİ FENİKE'Lİ PORPHYRİOS'UN GİR.İŞİ ... CHRYSAORIOS1, Aristoteles'in Kategoriler öğre- 1 tisini öğrenmek için cinsin, aynının, türün, özelliğin ve ilineğin ne olduğunu bilmek zorunludur. Bu bilgi 5 tanım2 vermede ve genel olarak da kuram1an3 çok yararlı olan bölme4 ve tamtlaına11 ile ilgili her şey konusunda gereklidir. Bu konuda sana çok kısa bir açıklama• yapacağım ve az sözcükle, bir giriş niteli­ ğinde olmak üzere, eski filozofların bu konuda söy­ le�erini, pek derinlemesine araştırmaya yönelmeden ve daha yalın olanlara sadece şöyle bir dokunarak gözden geçirmeyi deneyeceğim. İlkin cinsleri, türleri ilgilendiren şeylerde, bunların kalıcı tözsel 10 · gerçeklikler olup olmadığını ya da anlığın yalıiı kav­ ram.lan olup olmadığını ve tözsel gerçeklikler olduğu kabul edildiğinde, cisimli mi yoksa cisimsiz mi olduğunu son olarak da onların ayn ya da duyulur şeylerde ve onlara göre1 varolup olmadığını biline konusunda söz etmekten kaçınacağım: burada çok başka ve çok daha geniş bir araştırma• isteyen bir sorun vardır. Burada, sana eskilerin ve onlar arasın- 15 da özellikle GEZİMCİLER'in bu· son noktalar üz� rinde9 daha akla uygun şeyler10 tasarladıklarını ve benim incelemeyi istediğim ş'eyler hakkında düşün­ düklerini göstermeye çalışacağım. 31


ctNs OZERlNE Öyle görünüyor ki cins de tür de yalın11 terim değildir. Gerçekten cins ilkin, tek .bir varlığa ve bu tek tek varlıkların da aralanndaki ilgiye göre belirli bir biçimi olan bireylerin topluluğu için kullamlır. Bu anlamdan ötürüdür ki varolma biçimleriıı tek bir 20 kökle yani Herküles ile ilgili olduğu için, Herakli­ desler soyundan ve aynı zamanda da ortak bir ata· dan itibaren aralarında belirli bir akrabalık bulu­ nanların tümünden söz edilir. Onlara verilen ad on· Jan kök bakımından bütün soylardan ayırır. Cins, başka bir anlamda da alınmaktadır: bu, her şeyin doğuşunun çıkış13 noktasıdır, ister üretenin bizzat kendisi ya da ister bir şeyin ortaya çıkmış olduğu 2 yer söz konusu olsun. Böylece biz Orestes'in, Tanta­ los soyundan ve Hyllus'un, Herakles soyundan gel.. diğini söyleriz; hatta Pindaros'un Thebaililerin so­ yundan ve Platon'un da AtinaWann soyundan oldu­ ğunu söyleriz, çünkü insanın kendi babası14 gibi va­ tan da bir şeyin ortaya çıkışının bir çeşit ilkesidir. 5 En yaygın anlam bu gibi görünüyor: Herakles'in so­ yundan gelenlere Heraklides ve Kekrops'un soyun­ dan gelenlere ve yakınlarına da Kekropides denmiş­ tir. İlkin, her şeyin doğuşunun çıkış noktasına, da­ ha sonra da tek bir ilkeden, örneğin Herakles'tenu gelenlerin tümüne cins denmiştir; onu sınırlandıra­ rak ve ötekilerden ayırarak, bu öbeğin tümüyle He10 raklides soyu olduğunu söylüyoruz11• Cinsin bir baş­ ka anlamı daha vardır: bu, türün altında sıralandı­ ğı şeydir ve bu ad ona kuşkusuz önceki durumlarla olan benzerliği için verilmiştir: bu anlamda cins, gerçekten ona bağlı olan bütün türler için bir çe82


,.,•.. şit ilkedir ve kendi altında17 sıralanmış bütün bir çokluğu da içermiş görünmektedir. Öyleyse cins üç anlamda alınmıştır ve filozof.. !arca incelenen bu üçüncüsüdür: filozoflar cinsi,11 hayvan örneğinde olduğu gibi, özelde farklı olan şeylerin çokluğuna uygulanabilen asıl yüklem11 olarak tanımladıklarında onların anlatmait2.0 istedikleri işte budur. Gerçekten ,yüklemlerden kimileri ancak tek bir varlık için.söz konusudur, bireylerde21 olduğu gibi; örneğin Sokrates, bu adam, hu şey; kimileri de birçok varlik için söz konusudur; ortak nitelikler taşıyan ayrıca da bir teke özgü olmayan cinslerin, türlerin, ayrımların, özelliklerin ve ilineklerin duru­ mu böyledir. Örneğin cins, hayvandır; tür, insan: ayrım, akıllı olma; özellik, gülme yetisi; ilinek ise beyaz, siyah ve «oturmak»tır. Öyleyse, cinsler bir çokluğa yüklenebilir ol.malan bakımından bir yan­ dan tek bir birey için söz konusu olan yüklemlerden farklıdırlar; öte yandan bir çokluğa verilen yüklem­ lerden, örneğin, birçok bireye yüklenmiş olduğu halde türlerden de farklıdırlar; çünkii türler, aralarında özgül olarak değil, sadece sayısal olarak farklı olan bireylere yüklenmişlerdir. Bir tür olan insan, birbirinden tür olarak değil, sayı olarak farklı olan Sokrates'e ve Platon'a yüklenmiştir: oysa· bir cins olan hayvan artık sadece sayı olarak değil, tür ola­ rak da aralarında farklı olan insana, öküze ve ata, yüklenmiştir. Cins özellikten de farklıdır; özellik ise, özelliği olduğu tek bir türe ve bu tür altında sıralan­ mış teklere yüklenmiştir: örneğin, gülme yetisi salt insanın ve tek tek insanların özelliğidir; cins tam tersine tek bir türe yüklenmemiştir; (tür bakımın­ dan)" farklı terimlerin çokluğuna yüklenmiştir. Son olarak cins, ortak ilineklerden olduğu gibi ayrımdan I 3

15

20

25

3

5


da farklıdır; çünkü ayrunlar ve ortak ilinekler, özel olarak farklı birçok terime yüklenmiş olmakla bir­ likte, bunlara özsel olarak yüklenmemişlerdir. Ger­ çekten, ayrımın ve :llineğin hangi terime yüklenmiş olduğunu sorduğumuz takdirde, onların terime öz�O sel olarak23 değil, daha çok niteliksel olarak yüklen­ miş olduğunu söyleriz: örneğin, insanın ne olduğu sorulursa, onun akıllı olduğunu söyleriz� karganın nasıl olduğu sorulursa siyah olduğunu söyleriz; bi­ rinci durumda, akıllı olma bir ayrımdır ve ikinci du­ rumda ise, siyah bir illnektir. Ama, bize insan nedir diye sorulduğunda, onun bir hayvan olduğu yanıt!fil veririz, insanın cinsi için hayvan deriz. Sonuç: te,. rimler çokluğu için 'kabul edilmiş olmak, cinsi24 tek 15 bir bireye yüklenmiş olan bireysel yüklemlerden ayıran şeydir; özgül olarak farklı terimler için ka­ bul edilmiş olmak cinsi tür olarak ya da özellik ola­ rak yüklenmiş terimlerden ayıran şeydir. En sonun­ da özsel olarak yüklenmiş olmak, cinsi, ayrımlardan ve ortak ilineklerden ayıran şeydir; ayrımlar ve or­ tak ilinekler, özce değil, nitelik olarak ya da herhan­ gi bir ilişki içersinde karşılıklı olarak yüklemleri ol20 duldan konulara yüklenmişlerdir. Cins kavramının, şimdi betimlediğinµz gibi eksiği ve fazlası yoktur'.

4

Tür, herhangi bir şeyin biçimi için söz konusu­ dur: «İlkin, krallığa yaraşır bir güzellik»z, denildi­ ğinde işte bu anlamda alınmıştır. Cins olarak hayvanı aldığımızda, insanın hayva­ nın bir türü; beyazın, rengin bir türü ve üçgenin. bi­ çimin bir türü olduğunu söyleme alışkanlığımız var..

34


dır; bu anlamlara göre, verilen cinse21 bağlı olan şe­ ye tür denir. Cinsin tanımında, türün özgül olarak farklı terimlerin çokluğuna özsel olarak uygulanan bir yüklem olduğunu söyleyerek, ondan söz ettiği- 5 · mize göre, cinsin herhangi bir şeyin cinsi olarak, türün herhangi bir şeyin türü olarak, iki terimin de birbiriyle ilgili olduklarını ve birinin tanımı içih öte­ kinin21 tanımını zorunlu olarak kullanmak gerektiğini bilmelidir. Öyleyse tür şöyle tanımlanır: tür, cinsin altında sıralanmış olan ve cinsin özsel olarak kendi- 10 sine yüklenmiş olduğu şeydir. Şöyle de denebilir: aralarında özgül olarak farklı terimlerin ço·kluğuna özsel olarak uyan yüklemdir. Ama bu soniıncu ta­ nım, ancak tür olan en özel türün30 tanımı olabile­ cektir; tam tersine öteki tanımlar en özel olmayan türlere:sı de uyabilirler. Söylediğimiz şey aşağıdaki "biçimde açıkça ortaya konabilecektir: her katego- 15 ride32, en genel cinsi gösteren kimi terimler ile en özel türü gösteren kimi terimler vardır; sonra da en genel cinslerle, en özel türler arasında yer alan aracı durumundaki terimler vardır. Kendi üstünde artık daha yüksek baş·ka bir cinsin bulunmadığı te­ rim. en genel olandır; kendinden sonra kendine bağlı başka bir türün olmadığı terim, en özel olandır, sonunda farklın terimlerle olan ilişkisine göre gerçekten, .Jıem cins, hem de tür olan öteki terimler 20 de, en genel ve en özel arasındaki aracı terimlerdir. Söylediğimizi, tek bir kategoriyi ele alarak an­ laşılır kılalım. Tözün kendisi bir cinstir; onun al­ tındaki cisimdir; cismin altında canlı cisim; canlı cismin altında hayvan; hayvanın altında akıllı hay­ van; akıllı hayvanın altında insan; insanın altında da en son olarak Sokrates ve Platon ile tek tek in· � sanlar varclıı.l!. Bu terimlerin hepsinin en genel ola35


nı tözdür

ve yalruzca o cinstir; insan en· özel türdür ve yalnızca türdür; cisim tözün türü ve canlı cis­ min cinsidir; canlı cisme gelince, o, cismin türü ve 30 hayvanın cinsidir; sırasıyla, hayvan canlı cismin türü ve akıllı ıhayvamn cinsidir; akıllı •hayvan hayva­ nın türü ve insanın cinsidir; insan akıllı hayvanın türüdür, ama tek tek insanların cinsi değildir; ar­ tık o türden başka hiçbir şey değildir; ve bireyler­ den önce yer alan ve onlara aracısız olarak yüklenen S şey,• ancak tür olabilir ve aynı zamanda artık bir cins değildir. Nasıl ki töz, kendinden önce hiçbir cins bulunmadığı için en yüksek terim olarak en ge­ nel cins ise, tıpkı bunun gibi, bir tür olan kendin­ den sonra başka ·bir tür bulunmayan. aynca türlere bölünebilmeye elverişli hiçbir terimi olmayan, ama yalnızca bireyleri olan (çünkü Sokrates, Platon ve 5 bu beyaz şey bir bireydir) insan da artık ancak tür, son tür ve bizim dediğimiz gibi en özel tür olabile­ cektir. Ara terimlere gelince: bunlar kendilerinden önce olan terimler için ancak tür; kendilerinden sonra gelen terimler için de cins olabilirler. Dolayı­ sıyla bu terimlerin iki yönü:ıe vardır, biri kendinden önce gelenlere doğru çevrilmiştir ve onları, onların türü diye adlandıran da budur; ikincisi ise kendin­ den sonra gelenlere doğru çevrilmiştir ve onları, on­ ların cinsleri diye adlandıran da budur. Uçtaki te31 10 rimlerin ise bir tek yönü vardır; en genel terimin salt kendine bağlı terimlerle ilgisi vardır; çünkü o, hepsinin üstünde• yer al� cinstir; kendinden önce olan terimlerle artık ilgisi olamaz, çünkü o en üst terimdir, birinci ilke rolünü oynar ve bizim dediği­ miz gibi, kendi üzerinde artık başka bir en üst cin­ sin bulunamayacağı cinstir. Kendi yönünden en özel terimin -de salt bir yönü vardır: kendinden önceki

36


terimlerle ve kendilerinin türü olduğu terimlerle an­ cak ilgisi vardır; oysa kendinden sonra gelen terim- 15 lede her zaman aynı ilişkiyi sürdürür we ona birey­ lerin39 türii de denir. Ama bir yandan kendinde an­ lan içerdiği için bireylerin türü deniyor, öte yandan da, karşıt anlamda bireylerce içerildiği için bireylerin türü deniyor. Öyleyse, en genel cins aşağıdaki biçimde tanım­ lanır: cins olup tür olmayan şey; dahası: kendi üze­ rinde başka bir üst cins olmayan şey. En özel tür, tür olup cins olmayan ve tür olarak, artık türlere bölünmeyen şeydir; hatta sayıca farklı terimlerin çokluğuna özsel olarak yüklenen şeydir. Uçtaki te· 20 rimler arasında bulunan ara terimlere gelince, bun­ lara, bağlı cinsler ve türler denir; bunlardan her biri, farklı terimlerle ilgileri göz önünde tutularak hem cins, hem de tür olarak tasarlanırlar. Böylece en özel tü_rlerden önceki terimlere, en genel cinse değin çıkıldığında bunlara hem bağlı cinsler hem de bağlı türler.o denmiştir; Agamemnon; Atreus, Pelo- 6 pides ve Tantalides'tir; sonunda da Zeus'a bağlıdır. Soy kütüklerinde, en çok çıkılan tek ilice, örneğin Zeus'tur. Ama cinsler ve türler için bu böyle değii­ dir, çilnkü varlık tüm varlıklarda ortak bir cins de­ ğildir ve hepsi en üst cins olarak tek bir terime göre türdeş değildir; ARİSTOTELES'in öğretisi de41 5 böyledir. Ama Kategoriler'de söylenene göre, ilk on cinsi, ilk on ilke olarak kabul etmek gerekir; üstelik onların hepsine varlık denebildiğini varsayarak, hiç olmazsa ARİSTOTELES'in söylediğine göre, on­ Iann böyle belirlenmesi eşan1amlıhk42 yönünden değil de eşadlılık yönünden olacaktır ancak. Gerçek­ ten, Varlık, bütün şeylerde ortak tek cins olsaydı, her şeye eşanlamlılıktan ötürü varlık denmiş ola- 10 �


caktı. Ama gerçekte ilk on cins olduğu için, bu ad ortaklığı salt sözeldir ve bu adlandırma ile açıkla· nan tanıma uymaz. Öyleyse, en genel cins on tane­ dir; en özel türler sonsuz sayıda değil, belirli sayı­ dadır;43 en özel türlerden sonra yer alan bireylere gelince, bunlar sonsuz sayıdadır. Bunun için PLA­ TON,44 en genel cinslerden hareket edip en özel tür­ lere değin çıkıldığında, bu terimlerde durmayı ve öz15 gül aynmlarına45 göre bölünen ara terimlerden ge­ çerek bu türlere inmeyi salık veriyordu; bireylerin sonsuzluğuna gelince, o bunların bir yana bırakıl­ ması gerektiğini bildirir, çünkü onlar için mümkün bir bilim41 olamayacaktır. En özel türlere inildiğin­ de, bölme zorunlu olarak, çokluk yönünden yapılır; tersine, en genel cinslere çıkıldığında, zorunlu ola­ rak çokluk tekliğe indirgenir: gerçekten tür ve da­ hası cins,4'' çokluğu tek bir yapıya götürürler, oysa 20 özel ve bireysel terirnler41 tam tersine, tekliği yavaş yavaş çokluğa bölerler. Böylece, onun türe katılına­ sıyla, insan kalabalığı ancak tek bir insan olur; bu­ na karşılık, tek tek insanlarla, tek ve ortak insan çok olur: tek olan her zaman bölme etkeni; ortak olan şey de toplama ve birleştirme etkenidir. Cinsin ve türün yapısını tanıttıktan, cinsin tek· liğini, türlerin çokluğunu gösterdikten sonra (çiln­ 7 kü cins her zaman birçok türe bölünür), cinsin her zaman türe ve bütün üst terimlerin de alttaki terim­ lere yüklenip yüklenmediğini, huna karşılık türün ne doğrudan doğruya cinse, ne de üst cinslere yük­ lendiğini söylemek zorundayız; bu durum da kar­ şılıklılığın yokluğundandır49• Gerçekten gerekli olan 5 şey, ya eşit kaplamlı terimlerin, eşit kaplamlı terim­ lere yüklenmiş olmasıdır, tıpkı «kişneyen»in ata yüklenmesi gibi, ya .da daha çok kaplamlı terimle38


rin daha az kaplamlı terimlere yüklenmesidir; tıpkı hayvanın insana yüklenmesi gibi; ama daha az kap­ lamlı terimlerin daha çok kaplamlı terimlere yük­ lenmesi söz konusu .değildir; insanın hayvan olduğu­ nun söylenmesi gibi, hayvanın insan olduğu artık söylenemez. Türün kendilerine yüklendiği terimler de zorunlu bir biçimde yüklem olarak türün cinsini, en genel cinse kadar cinsin cinsini alacaklardır: gerçekten eğer Sokrates'in insan, insanın hayvan ve hayvanın töz olduğunu söylemek doğru ise, Sokra­ tes'in hayvan ve töz olduğunu söylemek de doğru­ dur. Öyleyse., en üst terimler her zaman bağlı terim­ lerin yüklemleri olduğu gibi, tür bireye, cins türe ve bireye., en genel cins de cins ya ela cinslere (eğer birçok ara ve bağlı terimler varsa) aynı zamanda türe ve bireye de yüklenmiş olacaktır. En genel cins, türlere ve bireylere olduğu gibi, kendine bağlı olan tüm cinslere uyar; en özel türden önce yer olan cins, en özel bütün cinslere ve bireylere; yalnızca tür olan tür, tüm bireylere; ve birey ise salt tek bir özel bi­ reye uyar. Sokrates'e ya da şu beyaz şeye ya da Sophroniskos'un biricik oğlunun .Sokrates olduğunu varsayarak, yaklaşan Sophroniskos'un bu oğluna, birey Sokrates denir. Bu çeşitten varlıklara birey den­ miştir; çünkü onlardan her biri, birleşmeleri hiçbir zaman başka bir varlıkta aynı olamayacak olan özel­ liklerin511 birleşimidir: Sokrates'e özgü özellikler her ne kadar insanın özellikleri, genel olarak alman in­ sanın özelliği demek istiyorum, birçok insanda, hatta insan olarak alınan bütün insanlarda aynı olsa da, her bir özel varlık için aynı olamazlar. Böylece, birey tür tarafından, tür de cins tarafından içeril­ miştir: cins bir bütündür ve birey bir bölümdür; tür ise aynı zam�da hem bir bütün, hem de bir bö39

10

15

20

25


lümdür, ama baş ka bir şeyin bölümüdür; 51 oysa bü8 tün, başka bir şeyin ,bütünü değildir, ama başka şey­ Ierdedir, çünkü bütün, bölUmlerdedir. Cins ve tür üzerine, en genel cinsin; en özel tü5 rün, hem cins, hem de tür olan terimlerin, bireyle­ rin yapısı üzerine; cins ve türün çeşitli anlamlan üze­ rine söyleyeceklerimiz bunlardır.

AYRIM ÜZERİNE

Ayrımın bir genel anlamı, bir özel anlamı ve bir de çok özel bir anlamı vardır. 'Genel anlamda, bir şey, ister kendine göre, ister bir başka şeye göre her­ hangi bir başkalık ile ayn olduğu zaman, bir başka şeyden ayrıdır, denilir: Sokrates, Platon'dan ayndır ıo çünkü o, başkadır; kendisinden çocuk olmasıyla, sonra adam olmasıyla, eylem ya da hareketsizlik du­ rumunda olmasıyla ve varolma biçimi bakımından başka olduğu tüın durumlarda ayndır. Özel anlam­ da, bir şey başka bir şeyden, kendinden aynlama­ yan bir ilinekle başkasından ayn olduğu zaman ay­ ndır denilir: bu ayrılamaz ilinek, örneğin gözlerin yeşil rengi, burnun gaga biçim.i52, bir yaranın bırak15 tığı silinmez izdir. Son olarak çok özel anlamda, bir şey bir başkasından, özgül bir aynmla aynldıi, za­ man, o ondan ayndır denir: böylece, insan özgül bir ayrımla, yani akıllı olma niteliğiyle attan ayndır. Genel bir biçimde bir varlığa eklenen her ayrım, onu değiştirirA; ama genel ya da özel ayrımlar onu ni­ telik yönünden değiştirir; oysa en özel ayrımlar onu tümüyle başka yaparlar, [çünkü; ayrımlar arasında kimileri varlığı nitelikçe başka yaparlar, kimileri de 20 bir varlığı tümüyle başka yaparlarJ1'. Onu başka ya-

40


pan ayrımlara özgül ayrım denir; onu başka bir ni­ telikte yapanlara ise yalnızca aynın adı verilir'5. Böy­ lece hayvana eklenen akıllı olma aynını onu başka yapar, oysa devinme aynını onu, hareketsiz olan varlıktan sadece nitelik yönünden ayn kılar: bunun 9 için birincisi onu başkası yaptı; ikincisi ise sadece nitelikçe başka yaptı. Öyleyse, bir şeyi başka yapan aynmlara göredir ki, cinsler türlere ayrılır ve cins bu çeşitten ayrımlann114 birleşmesiyle tanımlar oluşur. Tam tersine, başka bir niteliği oluşturan ay­ rımlar, ancak varolnıa biçiminde çeşitlilikler ve de- 5 ğişimler yaparlar. Sorunu yeniden ele a1arak17, aynmlar arasında, kimilerinin aynlabilir, kimilerinin de ayrılamaz ol­ duğunu söylemek gerekir: gerçekten, devinmek, ha­ reketsiz olmak, sağlıklı olmak, hasta olmak ve öteki benzer ayrımlar ayrılabilir ayrımlardır; oysa gaga ya da yassı burun, akıllı ya da akılsız olma, ayrıla­ maz ayrımlardır. Aynlamaz ayrımlar arasında, kimileri kendiliğinden yüklemdir; sa ötekiler ise il.inek 10 olarak yüklemdir: ölümlü ve bilgi elde etmeye yatkın olma durumunda olduğu gibi, akıllı olma da kendiliğinden insana ilişkindir; oysa gaga ya da yassı burun kendiliğinden değil ilineksel ayrımlardır. Konuya kendiliğinden ait olan ayrunlar, tözün tanı­ mında yer alırlar ve konuyu da başka yaparlar; oy- 15 sa ilinek biçimindeki ayrımlar tözün tanımında yer almazlar ve konuyu başka yapmazlar, ama onu sa­ dece nitelik yönünden başka yaparlar. Tümüyle ay­ rılamaz olabilseler de ilinek yoluyla varolan ayrımlar, daha az ya da daha çok büyük bir yoğunluğa elverişli olduklan halde-, kendiliğinden ayrımlar azlık ve çokluk kabul etmezler:89 ne cins, kendisinin cinsi olduğu şeye ,ne de kendilerine göre bölündüğü 20

ile

41


25 .10

5

10

15

aynmlar cinse daha az ya da daha çok yük]enir, çünkü her şeyin tanımını sağlayan bunlardır; tek ve özdeş olan bir şeyin özü,m daha az ya da daha çok11 büyük bir yoğunluğu kabul etmez; buna karşılık, gaga ya da yassı burunlu olmak, ya da herhangi bir biçimde renkli olmak daha az ya da daha çok bir yoğunluğa elverişlidir. Böylece ayrımın üç türünü de incelemiş olduk ve ayrılabilir ayrımları, ayrılamaz ayrımları ve ayrı­ lamazlar arasında öze ilişkin olanlarla ilinek yoluyla alanlan da ayırt ettik. Burada yeni bir alt bölü­ mü ekleyelim: kendiliğinden ayrımlar arasında ki­ mileri, kendilerinin yardımıyla, cinsleri türlerine ayırdıklanmızdır; ötekiler ise, kendileriyle, şeylerin türler halinde oluşturulduğu ayrımlardır. Örneğin, hayvana ilişkin bütün kendiliğinden ayrımlar şun­ lardır: canlı ve duyarlı,12 akıllı ve akılsız, ölümlü ve ölümsüz; canlı ve duyarlı aynını hayvanın tözünün kurucusudur, çünkü hayvan canlı, duyarlı bir töz­ dür, oysa ölümlü ve ölümsüz, akıllı ve akılsız ayrım­ ları hayvanı sadece bölen ayrımlardır; çünkü bun­ larla biz cinsleri türlerine ayırırız. Ama cinsleri bö­ len bu ayrımlar türleri tamamlar ve oluştururlar. Gerçekten hayvan,aı ölihnlü ve ölümsüz ayrımıyla bölündüğü gibi, akıllı ve akılsız ayrımıyla da bölünmüştür; ama ölümlü ve akıllı ayrımları insanın da kurucu ayrımı olmaktadır; akıllı ve ölümsüz ayrım­ ları da Tann'nın kurucu ayrunlandır; akılsız ve ölümlü ayrımları ise akıldan yoksun hayvanların ku­ rucu ayrımları olmaktadırlar. Başka bir örnek: en yüksek tözü bölen canlı v,e cansız, duyarlı ve duyarlı olmayan ayrımları, töze ekli canlı ve duyarlı aynm­ Jarı hayvanın biçimlenişini gerçekleştirirler; canlı ve duyarlı ol.mayan aynınları ise-bitkinin biçimlenişini

42


gerçekleştirirler. Sonra, herhangi bir biçimde alınan aynı ayrımlar. kurucu ayrımlar olurlar; başka bir biçimde alınanlar ise sadece cinsleri bölerler, bunlann tümüne özgül ayrımlar denir. Onların asıl yarar­ lan, cinsleri bölmeleri ve tanımlar oluşturmalan­ dır; ama ne ayrılamaz olan ilineksel aynmlar, ne de 20 daha güçlü bir nedenle, ayrılabilir olan ayrımlar için durum aynı değildir. Öyleyse ayrımlar, şöyle diyerek de tanımlanabi­ J.lıM: türiln, kendisiyle, içerik olarak, cinse üstün geldiği şey ayrımdır. Örneğin, İnsanın hayvandan fazla 1l olarak akıllılığı ve ölümlülüğü vardır; gerçekten hayvan bütün bunlardan hiç biri değildir,115 çünkü o uman türler ayrunlannı nereden çekip çıkaracak­ lardır? Hayvanda artık bütün karşıt ayrunlar da yoktur, çünkü aynı konu aynı zamanda karşıtları alacaktı; ama haklı olarak söylendiği gibi• o, ken­ disine bağlı olan tüın ayrımlara, sadece güç olarak sahiptir; bunların hiçbirine edimsel olarak sahip 5 değildir. Böylece, varolmayan şeyden hiçbir şeyin doğamadığı17 ve karşıtlann artık aynı zamanda aynı konuya ilişkin olmadıkları görülüyor. Aynın aşağıdaki gibi de tanımlanır: ayrım nitelik kategorisinde özgül olarak ayn terimlerin çok­ luğuna yüklenen şeydir: böylece, akıllılık ve ölümlü­ lük; kendi özünde değil, nitelik kategorisinde alın­ masıyla insanın yüklemleridir. Gerçekten eğer insa- 10 nın ne olduğu• bize sorulursa, onun bir hayvan ol­ duğunu söylemek zorundayız; ama hangi hayvanın söz konusu olduğu araştırılırsa, uygun yanıt, onun akıllı ve ölümlü olduğu olacaktır. Çünkü madde ve biçimden oluşmuş şeyler için, ya da hiç olmazsa madde ve biçimden oluşanlara benzer" bir birleşimi olan nesneler için olup bitenin ne olduğunu göre43


lim: heykelin maddesinin tunç, biçiminin de yüz ol15 ması gibi, insan da ister genel insan, ister özgül in­ san70 olsun, maddenin benzeri olan cins ile biçimin benzeri olan aynından oluşmuştur; bundan sonuç olarak ortaya çıkan bütün, hayvan-akıllı-ölümlü in­ san olarak, biraz önce olduğu gibi heykeldi11• İşte bu çeşitten aynmların başka bir anlatımı daha: aynın, aynı cinse bağlı terimleri doğal olarak ayıran şeydir. Gerçekten, akıllılık ve akılsızlık aynı 20 cins, yani hayvan cinsi altında yer alan insanı ve atı ayırır.. Başka bir açıklama biçimi daha: ayrım, her şeyin kendisiyle ayn12 olduğu şeydir. Böylece insan ve atın cinse ilişkin aynını yoktur: çünkü biz ve akılsız varlıklar, hepimiz ölümlü hayvanlarız;11 ama akıllılık bir kez eklendi mi bu da bizi onlardan ayırır; biz ve tanrılar akıllı varlıklarız, ama ölümlü­ lük bir kez eklendi mi bu bizi tanrılardan ayırır. Ay12 nm kuramını derinleştirerek, ayrımın aynı cins al­ tında yer alan varlıkları ayıran herhangi bir terim ol­ madığını, ama kesinlikle şeyin tam özüne katılan şey, onun neliğinin14 bir parçası olan şey olduğunu söylemek gibi bir durum çıkar ortaya. Örneğin, yüz5 me konusunda doğal yetenek; bu, insanın bir özelli­ ği olsa da insanın bir ayrımı değildir; kuşkusuz, (in­ sanı bütün öteki varlıklardan ayırarak) hayvanlar arasında kimilerinin doğal olarak yüzme yeteneği olduğunu, kimilerinin de olmadığını söyleyebilece­ ğiz; bununla birlikte, yüzme ile ilgili doğal yetenek ne tözü15 tamamlayan bir ögedir, ne de onun bir bö, lümüdür; ama bu, tanı anlamıyla özgül ayrımlar de­ nen ayrımlarla aynı yapıda bir ayrım da olmadığından, tözün yalın bir varolma biçimidir. Öyleyse, öz­ 10 gül aynmlann nelikte içerilmiş olan ve türü başka yapan aynmlar olduklarını söyleyelim. 44


Aynın üzerine yeteri kadar konuştuk. ôZELUK OZERtNE Özelliğin dört anlamı vardır. İlkin bütün bir türe ilişkin olmayıp, tek bir türe ilineksel olarak ait olan şeydir: örneğin ,insan için hekimlik yapmak ya da geometri ile uğraşmak gibi. Sonra, tek bir türe ilişkin olmadan, bütün bir türe ilineksel olarak ait 15 olan şeydir, insanın iki ayaklı olınası gibi. Bir de tek bir türe, bütün bir türe ve sadece belirli bir anda ait olan şeydir: yaşlanınca saçı sakalı ağarmak her insana özgüdür75• Dördüncüsü, tüm bu koşulların aynı anda bir araya gelmesidir: tek bir türde, hepsinde ve her zaman olmak," insan için gülme yetisi gibi. Gerçekten, insan her zaman gülmese bile, her zaman güldüğü için değil, ama doğal olarak buna gücü olduğu için, insanın gülme yetisi vardır den· mektedir; bu onun yapısının, her zaman bir bölü­ münü oluşturan bir niteliktir; at için kişneme yetisi 10 gibi. Bu son niteliklere de haklı olarak özellik den­ miştir, çünkü bunlar konu ile karşılıklı ilişki .kurarlar: eğer at varsa, kişneme yetisi de vardır ve eğer kişneme yetisi varsa at da vardır.

1L1NBK -OZBJmIB İlinek, konunun ortadan kalkmasına yol açma­ dan oluşan ve yok olan şeydir. İki türe ayrılır: biri 25 konudan ayrılabilir, öteki ise ayrılamaz. Böylece, uyumak ayrılabilir bir ilinektir; siyah olmak, karga ve Etiyopyalı için tümüyle ayrılamaz bir ilinek ol- 13

45


duğu halde, beyaz bir kargayı ve konunun kendisi ortadan kalkmasa bile, rengini yitiren bir Etiyopya­ lıyı tasarlamaya engel değildir78• İlinek, aşağıdaki bi­ çimde de tanımlanır: ilinek aynı konuya ait olabi­ len ya da ait olamayan şeydir; ya da son olarak ne cins, ne tür, ne ayrım, ne öz�llik olan, ama bununla 5 birlikte, yine bir konuda her .zaman bulunan şey­ dir71. Ele alınış olduğumuz tüm bu terimleri yani cin­ si, türü, ayrımı, özelliği ve ilineği tanımladıktan son­ ra, onlara ilişkin ortak özellikler ile salt onlara öz­ gü özelliklerin neler olduğunu beli�lemek gerekir. BEŞ SESİN (GENELLERlN) ORTAK KARAKTERLER1 OZERINE

Bütün bu kavramlarda ortak olan şey, bir konu çokluğuna yüklenmiş olmak.t:rrDO. Cins, türler ve bireyler için doğrulanmıştır ve ayrımda da durum ay­ ındır; tür, içerdiği bireyler için doğrulanmıştır; özel­ lik, özelliği olduğu tür ve bu tür altındaki bireyler için doğrulanmıştır; ilinek hem türler, hem de bi­ reyler için doğrulanmıştır. Gerçekten, hayvan, tür­ leri olan atlara ve öküzlere; aynı biçimde bireyleri 15 olan şu ata ve şu öküze de yüklenmiştir; akıllı ol­ mama11 atlara ve aynı zamanda öküzlere ve bu tü­ rün bireylerine yüklenmiştir. Ama tür, örneğin in­ san, ancak tek tek insanlara yüklenmiştir; özellik, örneğin gülme yetisi aynı zamanda hem insana, hem de tek tek insanlara yük.lenmiştir. Ayrılamaz bir ili· nek olan siyah hem karga türüne, hem de tek 20 tek kargalara yüklenmiştir; ayrılabilir bir ilinek olan devinmek insana ve ata yüklenmiştir, fakat il10

46


kin bireylere, ikinci derecede yalnızca bireyleri içe­ ren türlere yüklenmiştiı-82. CİNS lLE AYRIMIN ORTAK KARAKTERLERİ ÜZERİNE

Cinsin ve aynının ortak karakteri, türleri içer. mektir: çünkü aynın, cinsin kapsadığı bütün türleri içermemekle birlikte, türleri kuşatır. Gerçekten, akıllı olma, canlı varlık gibi akıllı olmayan varlıkları kapsamına almasa da, hiç olmazsa türleri olan insan ve Tann'yı kapsar. Öte yandan da, cinsi olması açısından cinse yüklenen her şey cinse bağlı türlere de yüklenmiş olduğu gibi, ayrım olması açı­ sından ayrıma yüklenen her şey de onun oluşturduğu türe de yüklenmiş olacaktır. Gerçekten, hayvan cins olduğundan, töz ona cins olarak yüklenmiştir, aynca. canlı olma da; ama bu terimler hayvana bağlı olan türlere de, bireylere değin yüklenmişlerdir; aynı biçimde, akıllılık aynın olduğundan, aklı kullanmak ona aynın olarak yüklenmiştir ve aklı kullanmak yalnızca akıllıya değil, ama akıllıya bağlı olan türlere de yüklenmiştir. Bir başka ortak karakter de, cins ya da aynın, bir kez ortadan kalkınca, ona bağlı olan bütün terimlerin de ortadan kalkmasıdır: hayvan varolmayınca ne at, ne de insanın olmaması gibi, akıllılık olmayınca da aklı kullanan hayvan da artık olmayacaktır. CİNS İLE AYRIM ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE

Cinse özgü karakter, ayrımdan, türden, özellik ve ilinekten daha çok sayıda büyük bir terim çoklu� 47

14

5

ıo


15 ğuna yüklenmiş olmaktır: hayvan insana, ata, kuşa ve yılana yüklenmiştir; dört ayaklılık.113 yalnızca_ dört ayağı olan hayvanlara; insan ancak bireylere yük­ lenmiştir; kişneme yetisi yalnızca ata ve tek tek at­ lara; bunun gibi ilinek daha az sayıda terime yük­ lenmiştir". Ama burada aynınlarla cinsin, kendile20 riyle bölündüğü aynmlan anlamak gerekir, cinsin özünü tamamlayan ayrınılan değila. Başka bir ay­ nlık: cins, ayrımı da güç olarak içerir: 18 gerçekten, hayvan akıllı olmamayı içerir. Aynca, ciıJsler kendi­ lerine bağlı olan aynınlardan öncedir. Bunun için onların ortadan kalkması, ayrımların da ortadan kalkmasına yol açar; oysa aynmlann ortadan kalk­ ması cinsin ortadan kalkmasına neden olmaz: hay­ vanı yok ediniz, akıllı olmayı ve akıllı olmamayı da 15 yok edersiniz. Buna karşılık ayrımların ortadan kal­ dırılması, cinsin ortadan kaldırılmasına yol açmaz: hattA hepsi yok olsalar bile, kesinlikle hayvan olan şey, töz-hayvan-duyarlı varlık olarak tasarlanabilir. Aynca, cins özden aynlınayan bir yüklemdir; oysa aynın, dediğimiz gibi, niteliğe girer. Üstelik, cins her tilr için bir tanedir; insanın cinsi hayvandır; oy5 sa akıllı, ölümlü, kavrama gücünü ve bilgiyi elde etmeye elverişli olma gibi insanı öteki hayvanlardan ayıran tilin ayrımlar çok sayıdadır. En son olarak, cins madde rolünü, ayrım da biçim rolünü oynar. Cins ve ayrıma ortak ya da özel başka karakterler de eklenebilir; ama biz bu konuda burada kalabi­ liriz. CiNS 1LE TORON ORTAK KARAKTERLERl ÜZERİNE

10

Cins ve türün ortak karakteri, daha önce de söylediğimiz gibi bir terimler çokluğuna yüklenmiş

48


olmalarıyla ilgilidir. Bununla birlikte, cins olarak da87 alınan türün değil, tür olarak türün söz ko­ nusu olduğunu anlayalım, çünkü aynı terimin hem cins hem de tür olabildiği doğrudur. Bir başka or­ tak karakter de, onların yüklendikleri terimlere gö­ re önce olmalarıdır. Üstelik onlardan her biri bir bütünü oluşturur.

CİNS 1LE TÜR ARASINDAKİ FARK OztıtlNE

Türler, cinste içerildikleri ve cinsi içennedik- 15 leri halde, cins ve tür, cins türleri içerdiği jçin fark­ lıdırlar: 118 cinsin türden daha çok kaplamı vardır. Ayrıca, cinslerin daha önce119 konulmuş olmaları ve özgül ayrımlarla bildirilerek türlerin kuruluşunu ta­ mamlamaları gerekir; cinslerin doğası gereği önce olmaları buradan kaynaklanır. Onların yok olması, ıi:irlerin yokolmasma yol açar, ama tersi olmaz: tür verilmiş olunca, ne olurşa olsun cins de var demektir; ama verilmiş olan cins ise, tür ne olursa olsun 20 var değildir. Cinsler kendilerine bağlı olan türlere eşanlamWık bakıniından yüklenmişlerdir; 90 oysa türler konusunda cinsler için aynı durum yoktur. Üs­ telik, cinslerin daha büyük bir kaplamı vardır, çünkü bunlar kendilerine bağlı olan türleri kuşatırlar ve türlerin, kendilerine özgü ayrımları gereğince, cinslerden daha büyük bir içlemi eri vardır". En son olarak ne tür, en genel cins; ne de cins, en özel tür olabilir.

1 4

49


16

CİNS iLE ôZELilGIN ORTAK KARAKTERLERl ÜZERİNE

Cins ve özelliğin ortak karakteri, bunların man­ tıkça türlerden sonra olmalandır:112 tıpkı insan var­ sa, hayvan da vardır; insan varsa gülme yetisi de vardır, gibi. Aynca, cins türlere ve özellik de kendi­ ne katılan bireylere eşit olarak yüklenmiştir: insan 5 ve ökilz her ikisi de aynı zamanda hayvandır ve Ani­ tus ile Melitus'un her ikisinin de gülme yetisi var­ dır aynı zamanda. Başka bir ortak karakter: cinsin özel türlere eşanlaınlılıkla yüklenmesi gibi, özellik de, kendisinin özelliği olduğu şeye yüklenmiştir". CİNS İLE ÖZELLİK ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE

ıo

15

Cins ile özelliğin farkı, cinsin önce, özelliğin sonra olmasına dayanır: ilkin hayvanın verilmiş ol­ ması gerekir; bunun ayrımlanyla, özellikleriyle bö­ lünmüş olması ancak daha sonradır. Aynca, cins birçok türe yüklenmiştir; oysa özellik tek bir türe, özelliği olduğu şeye yüklenmiştir. Üstelik, özeJJik, özelliği olduğu şeyin yerine geçer; N oysa cins hiçbir zaman karşılıklı olmaz: hayvan varsa zorunlu ola­ rak insan yoktur; hayvan varsa zorunlu olarak gül­ me yetisi de yoktur; oysa insan varsa, gülme yetisi de vardır ve gülme yetisi varsa insan da vardır. Ay­ nca, özellik, özelliği olduğu bütün türe, yalnız ve her zaman ona aittir; cins de, cinsi olduğu türe, yal­ nız ona ait olmamakla birlikte }}.er zaman aittir. En son olarak, özelliklerin ortadan kalkması, cinslerin ortadan kalkmasına yol açmaz; oysa cinslerin orta­ dan kalkması, kendilerinin özellikleri olan türleri 50


ortadan kaldırır: böylece, onların özellikleri olduk­ ları konular bir kez ortadan kalktı mı, özellikler de aynı zamanda ortadan kalkarlar.

CİNS İLE lLlNEGlN ORTAK KA.RAKTERLER.l ÜZERİNE

Cins ve ilinek, terimler çokluğuna yüklenmiş ol- 20 duklarından ortaktırlar; ilineklerin ayrılabilir ya da ayrılamaz olduklarını söylediğimiz gibi: böylece, de- 17 vinmek birçok terime yüklenmiştir; ve siyah da kar­ galara, Etiyopyahlara ve kimi cansız varlıklara yük­ lenmiştir. ClNS iLE 1LlNEK ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE

Cins, cinsin türlerden önce ve ilineklerin tür­ lerden sonra olmasıyla, ilinekten farklıdır: gerçek­ ten, ayrılamaz bir ilinek alınsa bile, ilineğin ait ol- 5 duğu konu, ilinekten daha önce değildir". Aynca, cinse katılan terimlerin tümü eşit olarak ona katı­ lırlar, ama ilineğe katılan terimler eşit olarak ona katılmazlar, çünkü ilineklerin katılması, az ya da çok büyük bir yoğunluğa elverişlidir;" oysa cinsle­ rin katılması konusunda artık durum böyle değil­ dir. Üstelik, ilinekler, bireylerde daha baştan var­ dır; oysa cinsler ve türler doğal olarak bireysel töz­ lerden öncedirler". En son olarak cinsler, kendileri-· 10 ne bağlı olan terimlere özsel olarak yüklenmişler­ dir, oysa ilinekler ancak nitelikte ya da her bireyin varolma biçimindedirler:" gerçekten Etiyopyal�'nm ne olduğu sorulursa, onun siyah olduğu söylenecek51


tir ve Sokrates'in nasıl davrandığı sorulursa, onwı oturmakta ya da gezinmekte olduğu söylenecektir. Cins ile öteki dört terim arasındaki ayrunlann hangileri olduğu şimdi söylendi," ama bu öteki 'te· 15 rimlerin herbiri ,. öteki dördünden de farklı bulunu· yor; öyle ki beş terim olduğu ve onlardan herbiri öteki dördünden farklı olduğu için, dört kere beşin toplamı olan yirmi farkın elde edilmesi gerekecek­ tir. Ama bu böyle değildir: sonraki terimler her za­ man göz önünde bulundurulduğundan ve daha ön­ ce alındıklarından ötürü ikincilerin bir fark eksiği, üçüncülerin iki fark eksiği, dördüncülerin üç ve be­ şincilerin dört fark eksiği olacağından,100 ancak on 20 fark elde edilir: dört + üç + iki + bir. Böylece cins aynından, türden, özellikten, ilinekten farklıdır; bu dört fark eder: ama cins ayrımdan ne bakımdan farklıdır deqdiğinde, aynının cinsten ne bakımdan ayn olduğu söylendi; öyleyse geriye,101 cinsin ne ba- kundan türden, özellikten ve ilinekten farklı oldu25 ğunu söylemek kalıyor, bu da üç fark eder. Türe sı· ra gelince, ayrımın ne bakımdan türden farklı oldu­ ğu bir kez söylendi mi ,. onun aynından hangi konu­ da farklı olduğu söylenmiş demektir. Cinsin türden hangi bakımdan farklı olduğu söylendiği zaman, tü­ 18 rün cinsten hangi bakımdan farklı olduğu söylen­ miş demektir; geriye tüıün özellikten ve ilinekten ne bakımdan farklı olduğunu söylemek kalır, bu da iki fark yapar. Özelliğin ilinekten hangi konuda farklı olduğunu görmek geriye kalacak, çünkü ona göre bu terimlerin farkınd� söz edildiği zaman, 5 daha önce onun türden, ayrımdan ve cinsten nasıl ayn olduğu söylendi. Böylece, cinsin, öteki te· rimlere göre dört farkı, ayrımın üç, türün iki ve özelliğin ilinekle bir farkı alınırsa, toplam on ola-

52


caktır; bunların sa�sına, bütün daha önce kanıtla­ dığımız öteki terimlere göre cinsin dört farkı girer102•

AYRIM İLE TORON ORTAK KARAKTERLERİ ÜZERİNE

10

Ayranla türün ortak karakteri eşit olarak katı­ l�bilir olmalarıdır: tek tek insanlar eşit olarak hem hayvana ve hem de akıllı alına aynmına katılırlar. Başka bir ortak karakter de, her zaman onlara ka­ tılan varlıklarda yer almalarıdır: Sokrates her za­ man akıllıdır ve Sokra\es her zaman insandır.

TOR iLE AYRIM ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE

15

Aynının kendine özgü karakteri, nitelik içinde bir yüklem olmasıdır; oysa tür özsel bir yüklemdir: insan, her ne kadar, bir nitelik olarak alınabilirse de, mutlak anlamda nitelik olamaz, ama yalnızca, cinsi oluşturmak için cinse eklenen aynmlan içer­ mesi bakımından nitelik olur 103 • Üstelik, ayrım çoğu zaman•CH bir tür çokluğu içinde göıiilmüştür: dört 20 ayaklı özgül olarak farklı birçok türe uyar; oysa tür yalnızca, tür altında yer alan bireylere uyar. Bun· dan başka, aynın kendisini oluşturan türden önce-­ dir: akıllı olına bir kez yok oldu mu, insan da yok olur; oysa insan bir kez yok olsa bile, akıllı olma yok olmaz, çünkü Tann hala vardır. Üstelik, ayrım başka bir aynına eklidir: akıllılık ve ölümlülük insanı gerçekleştirmek için birlikte konulmuşlardır. 19 Tam tersine, bir tür, herhangi bir başka türü doğu­ racak biçimde bir türe eklenmiştir: bir at, bir katır 53


doğurmak üzere bir eşekle birleşir, ama mutlak an­ lamda eşeğe eklenmiş olarak at katın oluştura­ m.azuı..

AYRIM İLE ôZELIJİClN ORTAK KARAKTERLERİ ÜZERİNE 5

10

Aynın ve özelliğin ortak karakteri, onlara katı­ lan varlıklarca, eşit olarak katılabilir nitelikte olma­ larıdır: akıllı varlıkların hepsi aynı biçimde akıllı­ dır ve gülme yetisi olan varlıkların hepsi de eşit olarak gülme yetisine sahiptir. Başka bir ortak ka­ rakter, her ikisinin de her zaman bütün konuda bu­ lunmasıdır: iki ayaklı, sakat da olsa, her zaman do­ ğal olarak varolana göre söylenmiştir; ıoıı çünkü gül­ me yetisi olan varlık her zaman bu yetiyi elinde bu­ lundurur, ama bu onun her zaman gülüyor olmasın­ dan ötürü değildir.

ÖZELLİK İLE AYRIM ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE

Ayrıma özgü karakter, onun çoğunltikla bir tür çokluğuna uymasıdır: örneğin, akıllılık Tanrı'ya ve insana uyar. Buna karşılık, özellik ancak, özel­ liği olduğu tek bir türe uyar. Bundan başka, ayrım mantıksal olarak, ayrımı olduğu terimlerden sonra­ dır, ama bu terimlerle karşılıklı değildir; oysa özel15 likler yüklemede,117 karşılıklı olmalarından dolayı özellikleri oldukları terimlerin yerine geçerler.

54


AYRIM İLE 1LtNEC1N ORTAK KARAKTERLERİ OZERlNE

,

Aynın ile ilinekteki ortak karakter bir terim çokluğu için söylenmiş olmalarından dolayıdır. Başka bir ortak karakter de: ayrılamaz ilinekler konusunda, bunun konuda ve bütün konuda her za­ man bulunuyor olmasıdır: iki ayaklı her zaman bü­ tün kargalara aittir, siyah da tıpkı böyledir.

AYRIM İLE ttlNECE OZGO KARAKTERLER ÜZERİNE

20

Bunlar, aynının içeren ve içerilen olmaması ko­ nusunda farklıdırlar: akıllılık insanı içerir. İlinekle­ 20 re gelince, onlar birçok terimde bulundukları için bir bakıma içerirler; ama başka bir bakıma göre de içerilmişlerdir, konular tek bir ilineğin değil, birçok­ larının bir topluluğu olduklarından içerilenlerdir. Ayrıca, aynın, daha az ya da daha çok büyük bir yo­ ğunluğa elverişli delildir,108 oysa ilinekler azlık ve 5 çokluğu kabul ederler. Karşıt ayrımlar birleştirile0 mezler, oysa k arşıt ilinekler birleşebilirler109• İşte ayrımın öteki terimlerle ortak nitelikleri ve özellikleri bunlardır. Türün cinsten ve aynından han­ gi bakımdan farklı olduğuna gelince, bunu cinsin ve ayrımın hangi konularda öteki terimlerden farklı 10 olduğunu söyledilimiz zaman incelemiştik.

55


TÜR İLE ôZELLlGlN ORTAK KARAKTERLER.l ÜZERİNE

15

Tür ile özelliğin ortak karakteri, bunların kar­ şılıklı olarak birbirlerine yüklenebilmeleridir: insan varsa, gülme yetisi vardır ve gülme yetisi varsa, in· san da vardır. Gülme yetisi, doğal olarak gülmeyle donatılmış olan şey anlamında alınınalıdır: 110 bunu birçok defa söyledik. (Ortak başka bir nitelik de eşit olarak onların konularında bulunmalandır): uı türler eşit olarak kendilerine katılan varlıklara, özel· likler de, özellikleri oldukları konulara aittirler.

TOR 1LE ÖZELLİK ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE

Tür, özellikten, türün başka terimlerin cinsi ola· bilmesiyle aynlır: 1u oysa özelliğin başka terimlerin 20 özelliği olması olanaksızdırın. Tür aynca, özellikten önce gerçekleşmiştir ve özellik türden sonra gelir: gülme yetisinin olması için insanın olması gerekir. Üstelik, tür her zaman konusunda edim halinde var· dır, özellik de öy]edir, ama kimi zaman yalnızca güç olarak vardır: Sokrates her zaman edim halinde in· sandır, faJ{.at o, doğal olaralc gülme yetisi olmasına karşın her zaman gülmez. Bundan başka, tanıınlan 21 farklı olan terimlerin kendileri de farklıdır. Öyley· se, tür cins altında olan şey olarak, sayıca farklı bir terim çokluğuna özsel olarak yüklenmiş olan şey olarak ve öteki benzer tanımlarla tanımlanır; özel­ lik, tam tersine, tek bir türde her zaman ve bütün türde var olan şey diye tanımlanır. 56


TOR 1LE 1L1NEGlN ORTAK KARAKTERLERİ ÜZERİNE

Türün ve ilineğin ortak bir karakteri, bir terim çokluğuna yüklenmiş olmalarıdır. Öteki ortak ka­ rakterler azdır; çünkü ilinek ile ilineğin ait olduğu konu birbirinden olabildiğince büyük bir uzaklık­ tadırlar.

5

TOR 1LE 1L1NEK ARASINDAKİ FARK OZERlNE

Bu terimlerden herbirinin kendine özgü karak­ terleri vardır. Tür, özsel olarak, türü olduğu şeylere 10 yüklenmiştir; oysa ilinek için, yüklenme nitelikte ya da varolma biçiminde olur. Üstelik, her töz, ayrıla­ maz olduğu kadar ayrılabilir birçok ilineğe katılma­ sına karşın, ancak bir tek türe katılır. Bundan başka, türler ayrılabilir de olsalar, ilineklerden önce olarak tasarlanmışlardır [çünkü ilkin, herhangi bir ilineğin ona yüklenmesi için, bir konunun varolması gerekir], ilinekler doğal olarak ancak sonradan ortaya çıkarlar ve doğuştan olmayan yapıdadırlar11'. En son olarak, türün katılması, terimler arasında eşitçe olur, oysa ilinek için, hatta ayrılamaz ilinek için bile katılma eşitçe olmaz: böylece bir Etiyopyalı, siyah 15 rengine göre, başka her Etiyopyalı'dan daha çok ya da daha az koyu bir tende olabilir. Geriye sadece özellik ve ilineğin ilişkilerinden söz etmek kalıyor: çünkü özelliğin türden, ayrımdan ve cinsten ne bakımdan farklı olduklarım söyledik.

57


20

ÖZELLiK iLE AYRILAMAZ 1LlNEG1N ORTAK KARAKTERLER! ÜZERiNE

Özellik ile ayrılamaz ilineğin ortak bir karakte­ ri, bunlar olmadan, kendileriyle düşünüldükleri ko. 22 nuların artık varolmadıklandır: gülme yetisi olına­ dan, insanın varolmanıası gibi; böylece, siyah olma­ dan da, Etiyopyalı varolamaz. Özelliğin her konuda her zaman olması gibi, ayrılamaz ilinek için de bu böyledir.

ÖZELLİK 1LE lLlNEK ARASINDAKİ FARK ÜZERİNE

5

10

Özellik ve ilinek, özelliğin ancak bir tek türde bulunması bakımından farklıdırlar, tıpkı gülme ye,. tisinin insanda olınası gibi; oysa ayrılamaz ilinek, örneğin siyahlık, yalnızca Etiyopyalı'da değil, kar­ gada, kömürde, abanoz ağacında ve başka şeylerde de bulunur. Özellik yüklemlemede,. özelliğin olduğu şeyin yerine geçer ve bu da eşitçe olur. Oysa ayrı­ lamaz ilinek karşılıklı olarak yüklenmemiştir. Özel- . ilklerin katılması eşitçe oluyor; ilineklerin katılması ise azalıp çoğalmaya elverişlidir1". Belirttiklerimizin dışında, başka ortak karakter­ ler ve başka özel karakterler de vardır. Ama, bizim şimdi söylediklerimiz, hem anlan ayırt etmeye, hem de ortak ilişkileri açıklamaya yeter.

58


JEAN TRICOT'NUN NOTLARI (l) PORPHYRIOS'un ôğrenclsl (Karş. AMMONIUS, 22, 13 ve 39, 5). (2) Tanım (horlsmOs, hôros, horlstlkos lôgos) gerçekten, lllnekler dışında, cins ve avnmdan oluşur. Bu çeşitli kavramları bilme, ayırt etme zorunluluğu bundan do. )ayıdır (3) Theoria genel olarak inceleme, daha ender olarak dn seyretme ile eşanlamlıdır. Bu parçada gnosls ile eşan· � lamlıdır (AMM., 38, 6). (4) Cinsin ayrımlar aracılığıyla türlere aynlması. (5) Tanıtlama aynrnla türün Ozelllğlnl gösterme işlevine sahiptir. - Aristotelesçl apôdelksls bir tanımdan yola çıkarak, konuya uygun bir yO]demi ortaya koymaya da· yanır. Bu, blllmln asıl aracıdır ve bu konudaki kuram hcınal Analltlkler'de verilmiştir. (8) L. 7, Paradosls tam anlamıyla bir gelenek, hoca tarafın­ dan açıklanmış bir ö�tlnln aktarılışıdır. PORPH. bir· çok yerde isteğinin, Arlstotelesçl mantığı salt ve yalın olarak açıklamak olduRunu bellrtlr. (7) Bu ·kısa metin (l.9·14) dikkate deRer tarihsel bir duru· mu ortaya koymaktadır. Bu, birçok yüzyılı blrblrinden ayırmış olan tümeller sorununun kökenidir; filozoflar dünvasını gerçekçiler olarak (bireylerin dışında ve üs. tünde cinsler ve türler kendi başına vardır, bu Platon­ cu savdır), adcılar olarak (bunlar ANTHISTHENES'e baglananlşrdir: Bir at gOrürilm, ama atlılığı gOrmem. Karş. AMM., 40,8; EUAS, 47, 13) ve sayısız küçük ay­ rımıyla kavramcılar olarak (genel düşilnceler sadece anlıkta vardır). PORPHYRIOS da aslında kendi progra· nurun dışına koyduğu bu üç soruyu son derece net bir

59


( 8) (9) (10)

(11)

(12)

'biçimde ayırt eder. BOETIUS'tan Renalssance'a dek gilç· lil zihinleri etkilemiş olan metaflzllc yap.ılann da çıkış noktası durumundakl sakıncasız bir metindir bu (bu konuda bilgi için: E. GILSON, la Phllosophle au Moyen Age, 1944, p. 142·143). L.12, Perl tauta'run, epl tols pollois dnynlnr olan. da tçkln anlamı vardır ve ancak Onca gelen en tols alsthetois sözcüklerlnl yineletir (DAVID, .120, 13; ELIAS, 48, 17; 49, 23): bu Aristotelesçl bir deyiştir; Platoncu anlamda İdea'nın aşkınlığına karşıttır: İdea ise çokluk· tnn Once ve onun dışındadır. Para tA pollıi. Metafizik. Cinsler ve türler ton prokelmenon'a knrşıt olarak ı. 14, aynın, özelllk ve ilinek, (AMM., 45, 15). L. 15, Mantığa, akla uygun loglkoteron magls ad logi· cam accommodate, PAClUS. Arlstoteles'te çok sık rast· !anan bu terını dialektikös'un (ya da cllalektlkos), eşan· Jamlısıdır; DAVID, 120, 26, onu, şeylerin kökeni ve ere· gı ile llgll1 konularda PLATON'un araştırmalarını bellr· leyen theologikos'un karşın sayar. ARISTOTELES'in cllllnde usavurmak loglkos salt ola· rak diyalektik ve soyut olan düşünceleri temel olarak almakhr; ek ton kelmenon kavramlar yani belirll bir bilime Ozgü ilkelere göre ve onların gerçek içeriğine göre alınmayıp, kuşattıkları genel yapılar içinde tasar· lanan ve hiçbir Ozel bilime lltşkin olmayan nedenlere dayanan kavramlar. Usavurmak physlkos tam tersine, gerçege uygun olarak ve doAa felsefesine uygun gelen yönteme göre usavurnuıktır. AR. için logikös'un eşan· lambsıdır, özellikle Platoncu kavramlar söz konusu ol· (luğunda. semaslon, alla pol· L. 18, haplos l�gesthal yani on l!s (DAVID, 126, 9). haplos zarfı (sık sık ,kyrlos'un ve hOlos'un eşanlamlısıdır) yalın olarak, mutlak olarak, avnm yapmaksızın, aneu prosthekes) Karş. WAITZ, Ar. Organon, ll, 301; TRENDELENBURG, Elementa log. arlst., p. 53. AMM., 50, ıı, skhesis kata tekhnen (hocanın öğrenci· siyle llglslnl), sklı. kata tykhmı (efendinin köleyle ilgi­ sini) ve sk. kata proalresln (babanın çocul<la llglslnl)

mlan

60


( 13)

(14)

(15J

( 16) ( 17}

(18) ( 19)

(20) (21)

(22) (23)

ayırt eder: burada söz konusu olan işte bu sonuncu­ sudur, ten aph'enos pros polloıis skhesln (ELIAS, 54, 18). L. 1, arkhe, ilke, genel olarak başlama noktası: karş. Metafizik, 1, 1012 h 34. AR. öge olan stolkheion ile içkin nedelll sık sık ayırt eder. Arkhe ile stolkhelon arasındaki ilişkiler fiZerlne Ps. - ALEXANDRE'a başvu. runuz, Melallzlk'te 681, 2·3 Hayduck; BONITZ, Metaft· zlk'te 225·226. Ana vatan denir. Köken olan Herakles genus'turı sonra ondan gelenle· rln hepslnln birliği genus'tur. L. 10, phamen'l, ephamen yerine A., ile birlikte oku· yoruz. ld, cul species subjlciuntur, est quocldam prlncipium speclerum subJectarum (SYLV. MAURUS, 7), Herakles, Herakleslerln ilkesi olduğu için, hosper to semalnome. non skhesln ekhel henos, pros hena kai ten· ton aıtıou kal tou altlatou, houto kal touto s.khesln ekhel henos pros hana, balon tou Zoou pros anthropon, aJtlatou pros altlon�� Karş. Top., ı, 5, 102 a 31. L. 16, 1categoroumenon kategoridir, hattA ·kategorema ve kategorla da. - Kategoreln filli dolmJamak, atfet· mek, ırııeıemek olumlu ya da olumsuz olarak (karş. TRENDEL., Elementa log. arısı., p. 56). En to ti esti, özsel sıfatını gösterir. Arlstoteles'ln ter· mlnoılojlsinde to ti esti (ya da to ti) qu.ld'cllr, nz, tftz. dllr, varolma olarak neliktir. Bu terim birinci kategoriyi gösterir onsla. Karş. BONITZ, Ind. arlst., 545 a 59, 764 a 4, ve Metallzlk'te, 311·313, burada daha önemli açıklama­ lar da vamır. L. 15, hypographeln filli deflnlre anlamındadır ve apo­ didonaı de eruırrare anlamındadır. L. 18, ta atoma lilroyler anlamını taşır ve ·hemen he­ men ta kattı' hekasta lle aynı anlamdadır. Ama 1>u te­ rlm lnDmae specles, yani en özel t1lrlerl (atoma elde) gösterir; bunlar cins olarak ayrılamaz ve farklı olanlar· dırı avrunıara ayrılabilir olmayan lndlvJduo'dır. L. 5, Jdmllerl anlam tarafından yönetilen specle to eidel' yl eklerler. L. 9, ti esti (qufd), polon (quale) ye karşıttır.

61


{24) L. 15, BOETIUS ile birlikte diastellei'dlm sonra auto'su yok sayıyoruz. (25) Bu aşağıda.ki şu kurala uvgundur: her tamın bellrll ola­ na uvar, yalnızca bellrll olana uyar (Karş. AMM., 67, 14). (26) Aristoteles'ln sOzlilğilnde eldOs'un hem tür (cinse kar­ şıt olarak), hem duyulur olanda içkin hiçim (artık bu Platon'ıfa olduğu gibi aşkın deAUdlr) demek. olduğunu anımsayalım. (27) EURIP., Aeolus, 15, 2 (.NAUCK, Trag. Grec. fragm., p. 292. - DAVID'ln verdig! kaynak, 143, 22, kesin gOriln­ milyor): secundum qnam dlclmls, qnemllbet mum IJll+ perlo esse aptwn propter lomıae exlmlam dlgnl­ tatem (BUSSE'de yer alan BOETIUS çevirisinin notu, p. 28)1 •karş. DAVID, 143, 25-25: ton eumorphon euelde ve ton amorphon dvselde'yl adlandırmak ge­ lenektir. Eldos'un (specles olarak) gilzelllk anlanunı taşıdı(tı bilinir. SYLV. MAURUS, 9, çok net bir biçim­ de PORPHYRIOS'un dilşünceslnl açıklar: Speclosus idem slgn11lcat ac fomıosus ... De hac specle dlcebatur a bar­ barls, qul dlgnltatem homlnls meUebantor potiDS a pnlchrltudlne corporls qnam a vırtuıo anlml. (28) Cinsi tür ile, tilril de cins ile tanımlayarak savı kanıt­ lamış oluyoruz. Bkz. AMMONIUS'un 174, 5), PACIUS'un (Camın. anal., p. 8) ve SYLV. MAURUS'un (9) açık­ lamaları. (29) Cifti yanının lkl katı olduğunu sOyJeyerek, varımı da çiftin yansı olduğunu sOyleyerek tanımlamak olanaklıdır. (30) To eldikotaton 1.13, ve to genlkotaton 1. 25, devlşlerine ARlSTOTELES'te rastlanmazı o en Ozel türü gOstennek için to ataman ya da to eskhaton eidos ve en genel cinsi ta prota gOstennek için kullanır. - Avnca, eldilros ve genikos terimleri ARİSIDTELES'ln deg!ldlr. (31 l Avnı zamanda hem cins hem de tür olanlar. (32) ARISIDTELES'ln dizgesinde Kategoriler Varlılıın en ge­ nel yfrklemlerl ve en Qst cinslerdir (summa genem); bunlar Varlığın gerçek bellrlenlmlerlni oluştururlar. Ka· tegorllerln mantıksal olduğu kadar, metafizik ve varlık· blllmsel bir karakteri de vardır: onlar Varlı(tın sıfatla­ rıdır ve Salt Aklın Eleştlrlsl'nde olduğu gibi salt düşün­ menin Ozrıel biçimleri deglllerdlr.

62


(33) Respecto superioris generls ya da respeciU hıferloram specierum. (SYLV. MAURUS, 10). (34) PORPHYRIOS'un ftnlO. egacı PACIUS'un Arfst. Orgammı' un sonunda s. 9'da şöyle gösterilmektedir. TOz (en üst cins)

1

Cisim

1 1 Havvan 1

Canlı cisim Beğlı Clnsler ve Tfirlerl

Akıllı havvan lnsan (en özel

tilrl

1

Sokrates (birey) (35) L. 32, prosekhos un eutheos kal emesos anlanu vardır (AMM., 79, 17l.

(36) L. 7, 9, 10 ve 13, skhesıs, varolma, hareket etme biçimi. (37) L. 9, ta akra yani to te genikotaton kal to eldikotaton. {38) ano terlml ve onun karşılığı kato üzerine, karş. ·BONITZ, Ind. arısı, 68 b 50 ve 379 b 39: in serle notlonam, ano dlcuntur quae magfs snnt nnJversales... keto... quae mi· nns snnt nnlversaıes (Karş. WAITZ ile de, ı, 443l. (39) Başka bir devişle tilr·altı yoktur. (40) L. ı, anionta'dan sonra gene te'yı yok sayıyoruz ve okU· yoruz: anlonta legetai kat elde kal'hypallela gene. (41) Özellikle Metaflzlk, B, 3, 998 b 22; 28, 1024 b lS'te açık· lanmıştır. - Duııwur Evreni ve İdealar dilnyesıru en -0.st cinse, en özel türe değin, en aşegıdakl tüm özle­ rin kendisine katıldığı. Varlık ya da Bir olana ba!Uı cins ve türlerin sıra düzeni olarak tasarlayan PLATON'un tersine AR1SfOTELES, blrb!rlne indirgenemeyen, blrbl­ ne bag!ı ve dolayısıyla topluluk olmayan bir kategori· ler Wkl�nda, !lir pollakhos Iegomenon olmak için ilke ozeıııaını yitiren Var}$ tasarlamayı anladı. Bir cinsten ötekine geçişi yasaklayan ve Aritmettgtn belir·

63


lenimlerlnln Geometriye Ozelllkle uymazlıAını veren ilk cinslerin bu mutlak bagdaşmazlıA], (metabasis els allo genos), çeşitli bilimler ve hatta. onlann dallan arasında DE.SCARTES'a degln aşılmaz gibi düşünülen bir engel oluşturma sonucunu verir. (42) AR1STOTELES'in terminolojisinde eşanlamh synonymon, terlminin tek bir anlamı vardırı tekanlamh şeyler (synonyma) yapıca ve adca özdeş olanlardır, bunlar aynı cinste tçerilmlşlerdir. Synonymon, homonymon'a karşıttır, eı;ıadlı, çokanla.mlıdır: homnnyma1ar hiçbir özel yanı olmadan sadece adı ortak olan şeylerdir; ör· negtn klels analttar ve köprllcQk kemlRf gibi. Bu esaslı aynmla llglll olarak, karş. Kategorller, 1, 1 a l; lnd. Arlst., 514 a 40 ve ARİSTOTELES'in dizgesinde -yer alan biltün açıklamalar. - 'Bu terlmlerin dışında ARtSTO­ TELES, pros hen legomena'yı da anar: bunlar, özel, tek bir türün eşadlılandır ve on1arm ad ortaklığının cken­ dini gösteren belli 'bir yapısının olmasıyla, belli bir bi· çimde, onların bütün anlamlannda, oldukları şeylerle llgill ve ortak adlandırmanın ilkesi olarak> bir varolma nedeni vardır. (L. ROBIN la Th. platonlcienne des Jdees et des nombres d'apres Arlstote, p. 151): sadece ben· zeşim özdeşliği vardır. Varlııtm durumu kesinlikle böy· ledir ve PORPHYRIOS eşadlılan gösterdJğf zaman olduk· ça uzak bir çözümlemeye kadar gitmez. Çok önemll olan ve Varlık mctaflzlAine tümüyle egemen olan bu kav­ 2'ye başvurulmalıdır. ram için MetaOzlk, (43) Qaornm nnmerus est qnldem maxlmns ac nobls lncog· nltus, UnUus lamen {PACIUS, Comm. enolyt., p. 11}. (44} Phll., 10 c; Pollt., 262 a, b, c; Soph., 266 a, b ve 219. ARlSTOTELES'te de (Karş. Metafizik birçok yerde ve özelllkle Z, 15, 1039 b 2Bh blllmln alanının dışında ka· lan .bireyi tanımlamak olanaksızdır: omne anlmal lnef· fahlle. Sonsuz nnlamı gereğince birey tammlanamozdır. Khatholou olmayan son tı1r1erin araştırılması bilgin için yararsızdır. Ama blr yandan öblrey tek gerçe!cse, prote ousia gibi ve Ota yandan ARlSTOTELES'in sık sık doğruladıı:tı gibi sadece genelin bllgisl varsa (exlsteıttla cst slngnlarum, scientla est de unlversalllıns), sonuç olarak bundan, bilgi kuramı ile Varlık kuramı arasın· da k1'ıklü bir ayrım ortaya çıkacakhr ve biz de var-ol·

r.

64


(45) (46)

(47) (48}

(49) (50) (51)

(52) (53)

(541 (55)

rs

mayanın bilim konusu olduAunu sövlemek zorunda kn· lacağız. Bu ARlSTOTELES'Jn dizgesinin ve belki de har kavramsal bilginin dikkate deger bir güçlılgıldür. Biz burada artık duramayız, konusu obje olan birçok ince­ lemeye dönerlz. .Bu konuda özellikle karş. WERNER, Arlst et l'ldceJ. platon., p. 67 ve dev. ve özel nltellğin· de olarak da aynı yazarın la Phllosophle grecqno, p. 143; ROSS, ArlsL Mctaplıyslcs, I, Introd., p. CVIII-CV,.v.b. L. 15, eldopolos dlaphora deyişi ARlSTOTELES tarafın· dan sadece bir kez kullanılmıştır, Top., VI, 61 143 b 7; l<arş. lnd, arlst., 217 b 56. Bilim, hllfnısel bUgl, (cplsteme) sıradan bilgiye, doksa' ya, yalın samya ve duyuma karşıttır. O twuUanabllir dogruJann bilgisidir, oysa tanıtlanamaz doğnılann bil· gisi nous'a, lntellekt'e ilişkindir. Karş. AMM., 87, 18-19: to gar eidos periektikon esti ton kata meros, to de genos ·kal ton eldon. To kath' hekaston, birey, bireysel terimi, _to kathotou ge­ nel, tümel ve to eskbaton'un eşanlarnlısına karşıttır (karş. lnd, wist., 226 a 24). Bir dlzlnln en son terımı lnllma specles anlamına da gelir ve bu da en genel te­ rimlere :karşıtbr. L. 4, antistrephein'ln birçOk kereler kullanılmış antika· tegoreln ile aynı anlamı varoır .(karş. özellikle 16, 12). SkolastikJer böylece bireyin özellllderinl Ozetllyorla.rdı: Forma, Dgııra, locus, sUrps, nomen, patrla, tempns. Cins, monos, bir hüt!lndürı tür ise monos, bir bölüm­ dür. Tür bireylere göre bir biltiindür-. ama cinse göm bir bölümdür (·karş. AMM., 90, 75-91, 2). Til.r-eın olma­ dığı gll>l tür blreylel'l.n her birinde tilınüyle gerçekleş­ mlştlr. L -.14, grypotes, bumun gaga karakteridir ve slmotes'e yassı biçime karşıttır (karş. aşağıda 9, 10). Yunanca terim, 1, 18, lınteroıon'dur. L. 19, alloion lllnek­ Ier, beyaz ya da yassılık gibi şeyler t!lrO başka yap­ mazlar (DAVID, 177, 11-12). L. 20, allo: akıllı olmayanı, akıllı olanla deltiştirtrsem (ve Otekllerl ouslodels), tü­ rün kendisini başka yapıyorum (DAVID, 177, 14·16). ôzg1ll aynın blçlınlnden başka bir şey delJlld!r. Kimi elyazmalannda kabul edilmiştir. DUferentla sine adju.nctlone (PACIUS, Comm. oneı., 13).

65


(56) Aıtlmel ambıılans acto insanı tanımlamaz ama anlmnl

mtıoııale onu tanımlar (SYLV. MAURUS, 14). (57l Ayrım için dalla kesin bir tanım vermek için PORPHY­ RIOS burada 1Jaşka bir blllme kullanır. (58) Yüklemler, Kath'hauta, bir şeyin özünden çıkan ama bu Oze illşldn olmayan özelliklerdir (karş. imi, u.rlst., 713 b 43). Tarutlanamayan Oziln ayrımında, tanıtla· mamn aynı konusu Ozsel yüklemlerıllr (.karş. Anal. post., 1, 7, 75 b lı ı, 22, 8 3 b 19): Omeg!n, bir ilçgcn 1çln, ııçılarının toplamı iki dik açıya eşit olma Ozellf. gine sahip olmak böyledir. ARİSTOTELES peı: se yilk· Iemlerine -illşldn derlnl® olan bir lcuram oluşturdu, Anal. post., 1, 4, 73 a 34-b 5, - Bu metinde PORPHYRIOS' un, ttım bu ayırmalar ilZerlnde dıırmadığı ve ARİSTQ. TELES'in mantık ve metaflzlk yapıtlannda bilyük bir 'Ozenle hazırladığı bir ögretlyi Ozet olarak açıkladığı açıktır. (59) L. 18, epıtasls (fntenUo, contcnttoJ ve anesls (remlsslo) gerilme ve gevşeme, gerçekte mallon ve hetton ile eş­ değerlklfr (DAVID, 185, 5-6). (60) L. 21, ta einal hekasto to ti en einai ile eşanlamlıdır (karş. WAITZ, Ar. Organ., I, 271). (61) TOz on azı ve en çoğu kabul etmez (karş. Kategoriler, 5, 3 b 33-4 a 9, p. 16 ve devamı). (62) BOETIUS, 36, 1, şöyle tamamlar: anbnnU et lnanlmaU, senslbllJs et lnse1191bllls. (63) zoon terimi yaşayan varbk genel anlamını taşır (64) GEZİMCİLERLE birlikte ,çdnkll PORPHYRIOS kendi Ozel adından söz etmez (karş. DAVID, 192, 11 ve devamı). (65) Hayvan per se pmeclsc ne akıllıdır ne de akılsızdır. (66) GF.ZİMCİLER. - Gizllgilç (dynamls) ile edlıne (energe1a entelekhela) illşldn ilnlü agrun ex pro[eııso Metaflzlğln 8 kitabuıda incelenmiştir. Bunun ARİSTOTELES'in diz· geslnin ana parçalarından biri oldnAu bUinlr. Ozet ama çok kesin bir açıklama Vocabolalıo de la Pbllosophle' de, Il, 654, V0 verilmiştir, Gizllgilç ve L ROBIN'in notu (4. bs., Paris, 1932). (67) Ayrımlar ex nlhilo'dan gelmez, ama cinste glzllgilç olarak Içerllmlşlerdirı Ote yandan cins karşıt ayrımları edJnı olarak içermez.

66


İ68) Qald ve quale arasında gOrillen karşıtlık. (69) L 13. analogon, benzer. Benzerlik kavramı gezimci fel· sefede büyük blr rol oynar. Pros hen'ler (y-a da kath'hen) synonyma1ar ve homonyma arasındaki ara· cı kavramlar legoıİiena, bunlar yukarıda sOz konusu edilıplştl, bunlar kath'analoglan dlye de adlanclınlırlar. (70) Her Arlstotelesçl metaflzıgın temelinde yer aıc1ıgı bili· nen ve ancak karşılıklı olarak varolabllen kavramlar olan madde ve biçim Ozerlne, bfitilnGyle Metııflzlge H başvurulmalıdır; burada ARİSTOTELES bu konuda belli bir kuram oluşturmuştur. 171) Dolayısıyla, eger ayrım blçinrln benzeri ise (burada eldos anlamım alan morphe) ve biçim nlteltk katego. r!slne giriyorsa (karş. Kategoriler, 8, 10 a ·ıı 1, cins oıe bag)ı oldugu halde, aynmın blr nitelik oldugu açıkhr (DAVID, 195, 27·29); EUAS, 87, 28-88, 6; AMM., 106, 12 ve devamı). (72) özsel olarak. 173) L. 22, Thneta gar zoa kal bemels kal ta aloga. Thneta'yı yoksa!}lllak gereklidir bellcl de (kiınl elyazm.alan glbl) ve de hol hJppol ile ta aloga'nın yerini değiştirmek. (74) ARlSTOTELES bir şeyin nemPnt gOstennek .!Çin sık sık to ti en elnal deyimlıtl kullanır lquod qnJd erat ene): bu cvarolmaya devam etmekte olan bir varlıgın ne ol· du�..nu gösterir (BREHIER, Hlııt. de la Phll., I, 199). RAVAISSON şu sözlerle bunu çok gflzel bir biçimde gösterir: cfflr şeyin nelllU o şeyin fflmü değildir, ama bu olmadığı zaman artık varotamnz ... Bu karmaşık deyişin en'ln hlkA.ye zamaıu blçlmin birleşim tlzerindekl Oncell8inl açıklamış gOrünGyor (karş. bu nokta Gzerlnde, WAITZ, Ar. Organ., il, 400; Ind. adst., 764 a 56). To ti en elnai horismos ve logos'u ayıran aynın Gzerlne bkz. BONITZ, MetaDzllUe, 308-309. (75) L 7, symplerotlkon tes ousias, ousiodes'ln eşanlamlı· sıdır. (76) Non semper, sed nllqoando, boc est in senectuıe (SYLV. MAURUS 17). (77) Quod convenlt omnl, soU et sem.par (SYLV. MAURUS, 17). (78) İllneğln ortadan kalkışının konunun ortadan kalkışıru

67


(79)

(80) (8l) (82) {83) (84) (85)

(86} (87) (88) (89) (90) (91)

gerektirmediğini sôyleverek illneğtn tarumııu haklı çı­ karmaya yeten şey. İlineğin son tanımı E.LIAS'm dedJ� gibi 91, 24, illneğin tl'sinl vermeyen salt olumsuz bir tanımdır. Nlçln öy­ leyse PORPHYRIOS öteki voces'l aynı 1:>lçlmde tarumla­ madı7 Sonunda, PORPHYRIOS'un, bu kavramla llglli son incelemesinde ta amphlhola eks ıımphiboluyu ta­ rurnlamarun güçlüğünden ötürü bu tanımı gözden ge­ çirmek zorunda kaldığını düşOnen DAVID'in açık.lama­ larına bkz. 207, 9-18. Hatt4 oukh .bomoios (DAVID, 209, 16}. Ayrım. AMM. 116, 24-25, burada tam zamanında işaret eder: ho gar katholou anthropos asomatos estl kal oukh hyparkhei gelnstilms. Aynın. Ama bu llineklerin aynı cins altında yer alan varlıkla· ra lllşkfn olmalan gerekir (AMM., 118, 22; DAVID, 212, 15). Karş. DAVID, 212, 19-21; SYLV. MAURUS, 19: çünkil hayvan duyarlı olandan daha çok sayıdaki bir terim çokluğuna yQk.lenmiş deRUdlr, bu duyarlı olma hayva­ nın ıcurucu ayrımıdır. Tersi değil. Çünkü o zaman bu ondan önce olacaktı; bu da saç­ madır (karı;. DAVID, 214, 29-32). Specles non conttnet genus ut partem subJectlvam fJ6d tit partem essenUalem (PACIUS, Ar. Org., 24). ôte yan­ dan cins glzllgilç olarak tilrlerl içerir. Doğrudan doğruya Onde yer alanın sonucu, çOnldl ta tathollkotera physel protereueı (DAVID, 215, 2). Hiç olmazsa, SYLV. MAURUS, 20, praedlcatlone natnral.l' yl gösterir. Hayvan insandır deRll, nlst praedJcattone lnnatnrall insan hayvandır denir. Genus supra slngulas specles adıUt allas specles, quas conttnet polentla; specles supra genus adcllt dlffereitttas, quas conttnet actn: ex. gr., ani.mal ultra hom.lnem dlclt in potentta eqnum, avem, etc.r homo ultm unlmal lnclodlt actu dlHerentJam ratlonalls· (SYLV. MAURUS, 20).

68


(92) L. 2, hepcsthai izlemek, sonucu olmak, ako}puthein'in eşanlamlısı. ( 93) Slcut anlınal unlvoce dlcttur de homlne et leone, slc .dslblle unlvoce dlcttur de Socrate et Platone ( SYLV. MAURUS, 21). (94) L. 13, antikategoreltal. Antlkategorein, antlkategorelsthai fiili, antistrephein'in eşanlamlısıd.ır (DAVID, 217, 12). t95) Karş. DAVID, 219, 8-9: hogar Althiops ton melanos protereuei hos anthropos ve SYLV. MAURUS, 22: prios est esse corvum quam esse nlgrum, cum. nlgrum. accf. dat corvo nt subjecto. (96) Epltasls ve anesls 1lzerlne ·karş. yok.anda 9, 18. Hay. vanlar benzer biçimde hayvandır ama beyazlar benzer blçlmde beyaz değildir. (97) Bu platoncu bir noktadır ve haklı olarak SYLV. MAU­ RUS buna işaret od.er, 22. (98) Aynlablllr ya da aynlamaz illnekler önemli olduğuna göre {DAVID, 219, 15-İ8). (99) Beş ses (genel) arasındaki karşılaştırmaların (ortak ve farklı karakterlerin) ylrmiden ona lnlşi ve incelemenin bundan sonraki planı. PACIUS, Arist. Organ., 28, bu indirgemenin işleyişini anlamaya yardım etmek fizere blr şema verir. (100) DAVID:lıı açıklamaµ yorumu burada sona erer. (101) L. 23 BOETIUS ile birlikte (45, 20) ve benzer olarak 18, 2 (oun), de (lgltur) okuyoruz de'nln yerine. ( 102) 'Bunu blr yana bırakmak zorundayız. Bize incelemek fizere (altı benzerlik ve altı fark) altı karşılaştırma ka�t

(103) in quale quld denenler için AMM., 125, 3-7, daha yalın olarak katho (to eldos) metekhel ton diaphoron der. Ayrı.mlar nltellkten kath'heautas kaynaklanır ve yal­ nızca türler dla tas dlaphoras. Karş. SYLV. MAURUS, 23, bizim çevirimiz de buradan esinlenmektedir. ( 104) «Sık sık» ama her zaman değil. ELIAS'ın işaret ettıgı gibl 101, 19-20, kan me ael dla tas antlstrephousas dlap­ horas (,karşılıklı ayrımlar), holon to nou kal eplstemes dekttkon. (105) Başka deyişle, katmn doğuşu olur, ek ton katholou, atı ek ton merlkon'unkl delU} (AMM., 125, 11). (106) Varlığı non secumlum actum'a göre değil, sed secuıı-

69


(107) ( 108)

(109) ·110) (111) (112) (113) (114) (115)

dam naturalem aptltudlnem'e gOre düşünmek gerekir (SYLV. MAURUS, 23). Antlkategoreital "ilzerine, 1.14, karş. yokanda, 17, 13.­ Akıllı olma insanı karşılamaz, ama gülme yetisi inse· na uygundur. Anepltatos ·kal ananetos dzerlne, 1. 4, karş. yukarıda, 9, 18. Az ·va da çok akıllı olandan konuşmuyoruz; eğer onu söylüyorsak ten loglken ousian'ı düşünmüyoruz, ama ömeıtın ten en rnathemasl loglken beksin hetls epita. delotes esti psykhes•ı düştlnüyoruz (AMM., 126, 5-6). Akıllı olma lle akıllı olmama karıştırılamaz, ama si­ yah ile beyaz karıştırılırsa gri elde edilir (AMM., 126, S.10). Quod actn rldet değil (SYLV. MAURUS, 24, 2). Kimi elyazmalan ile eklemnJş: koinon de kal to ep'ises elnal. Doğal olarak son tür dışında. Gülme yetisi sadece insanın bir Ozelligtdlr, oysa canlı tlirü yani hayvan insanın cinsidir (SYLV. MAURUS, 25). L. 14, epelsodiode, ııaıurae adventlciae ("BOETIUS, 50, 15). Karş. SYLV. MAURUS, 25: Ex sua natura advenltmt spcclebus jam constltutls. Tilın rlslbnıa benzer biçimde rlslhWa'dır, ama bfltiln nlgralar benzer biçlmde nJgra deJ}lldlr (SYLV. MAU· RUS, 25).

70


PORHYRİOS'UN İSAGOJİ'Sİ ve BİRKAÇ söz• Memleketimizin ister Darülfünununda, ister Üniver­ sitelerinde yıllardan beri mantık okutulduğu halde hala bu alanda ana eserlerden ve metinlerden mahrum ol­ duğumuz bir hakikattir; son zamanlarda çıkan birkaç değerli eser 1 bir yana bıralalırsa dil ve muhteva bakı­ mından bugünkü nesle sunulacak eserlerimiz hemen he. men yok gibidir. Eski ve yeni orta öğretim müessesele­ rinde okutulmak üzere hazırlanan; hemen hepsi de bi­ rer c:hulasa> veya basit birer cel kitabı> olmaktan bir adını ileri gidemeyen; çoğu Fransızca olmak üzere Av­ rupa kitaplarından alınma, -seçme bile diyemiyece­ ğimiz devşirme bilgilerden vücuda getirilen- ders ki· tapları üzerinde durmanın yeri burası değilse de bunla­ rın da sağlam ve tutarlı bir mantık bilgisi veremedik­ lerini yıllarlık müşahede ve tecrübelerimize dayanarak ı•ı PORPHYRtos,· ISAGOJt, Hamdi Ragıb Atademtr, (ss. 7-25). f ı J Bu değerli eserler: Prof. H.Z. ·Oiıcen'ln Man� Tarihi; Prol. Z.F. Fındıkoğlu'nun MetodoJoJi'sl; Doç. H.V. Eralp'ın Me· tod'u olup bunlann ynrunda, memJeketimizde felsefi kül· türün yayılmasında Ogretlrnl ile faydalı ve verlmll olan nadlr yabancı profes0r1erden Ord. Prof. E. Von. Aster'in Bllgl Teorisi ve Mantık adlı eserln1 anmakla yetlmsiyece­ ğiz. 71


söylemek zorundayız. Kolayca kürsüler ele geçirmiş ve yıllarca akademik unvanlardan bol bol faydalanmış olanların bu irfan durumumuzdaki sorumluluğu mu­ hakkak ve pek ağır olmakla beraber yapılacak işin bü­ yüklüğünü ve üstelik çetinliğini de bilmemezlikten gelmek doğru olmaz. İliın anlayışı ile beraber yürüyen mantık ve metot incelemelerinin, ilimler teorisi ve felsefenin hem geniş ve sağlam bir ilmi bilgiyi gerektirmesi, hem de çok yorucu olması ve maddi kazanç ve şöhret ba­ kımlarından verimsiz bir ihtisas sayılması bu kürsü sa. hiplerini ve bu alanda çalışanları cesaretsizliğe ve ümitsizliğe düşürse gerek! Bunların yaranda, bir de bu gibi eserler ve incelemelere karşı duyulan umumi ilgisizliğin bu cesaretsizliği ve bu verimsizliği artırdığı da şüphesiz sayılmalıdır. Bununla beraber Aristo (Aris­ tatalis) geleneğine bağlı bir ilim ve mantık anlayışı da­ ha çok yakın zamanlara kadar hakim olmuş ve İslam ve Türk-İslam düşünürlerin, hatta son zamanlara ka­ dar Anadolu çevresinde bile son derece verimli olduk­ ları bu alanda belli şekil ve metodlarla, belli konu ve muhtevalarla uğraşmışlarsa da, bunlar arasında sağ� fam ve derin bir bilgi yanında pek çeşitli sezgi ve gö­ rüşleri, türlü ileri anlayışları kucaldayan denemelere girişenler de olduğu muhakkaktır. Ama bu düşünürlerin pek çoğunun başlıca eserlerini o zamanın büyük ve müşterek kültür dili olan Arap diliyle yazmış olmala­ rı, sonraları gitgide bu eserlerden faydalanmayı im­ kfuısızlaştırmıştır. Büyük filozof ve mantıkçılarımızın türlü telifleri yaranda klasik mantık anlayışında ve öğ­ retiminde büyük bir yer tutan ve mantığa yine bir gi­ riş olan ve her birinin yüzlerce şerhleri olan, Ebheri [ölümü 1263] 'nin İsagoci'sP ile Katibi adıyla da anılan Kazvini [ölümü 1276]'nin Eş..Şemsiyye fi Kavaid il-Man(2) lsagocl Yunanca {Elsagogel den Arapçaya ve diUnıize gi­ ren Hir terim olup bazı mantlk kitaplarında, şerhlerinde ve haşiyelerinde bu kelimenin heceleri alınarak uydurmıı ve garip tefsirlere konu olmakta ve bu te!s4'lerde bazı

72


tıkıyye'si3 gibi eserler zamanımıza kadar uzanan basa­ mak basamak şerhleriyle ve türlü tertipleriyle, bugün­ kü ilim anlayışına muvazi düşünce hareketini. ve iliın­ ler teorisini temsil edememekle beraber sade döşünce ve mantık tarihçilerini ve araştırıcılarını ilgilendiren eser­ ler olarak kalmıyor, aynı zamanda klasik mantık anla­ yışında kazandıkları değerlerinden de hiçbir şey kay­ betmemiş ana metinler olarak yaşıyorlar. İllin ve mantık anlayışının gelişmelerine karşı du­ yulan büyük ihtiyaç bazı tercüme ve telif eserlerle biz­ de de vakit vakit kendini hissettirmekten kalmamıştır; fakat ne klasik manb.k anlayışını, ne de yeni anlayışları benimseyen bir fikir ve kürsü geleneği koymaya da kafi gelmemiştir. Galupi (?)nin Miftah ül-Fünun -adı al­ tında tercüme edilen mantık kitabı [H: 1274] ile başla­ yan; Cevdet Paşa'nın Mi'yar-ı Sedad (elimizdeki ikinci baskı: 1303) 11 ve oğlu Sedad'ın Lisan ül-Mizan'ı ile Mi­ zan ül-'Ukul fi'I-Mantıkı ve'l-Usul [1303] adlı eserleri; Salih Zeki'nin lojistiğe ait Mizan-ı Tefekkür [1332]) 'il, müderris İzmirli İsmail Hakkı'nın Muhtasar fenn-i me­ nahic [1329]'i ile Darülfünun Felsefe Dersleri [1330]; müderris Ahmet Naim'in Fransızcadan çevirdiği, Ra­ bier'nin mantık kitabı gibi yeni bölümleri ve yeni gö­ rüşleri zamanına göre bir hayli yetkin ve orijinal şekil­ de irfan hayatımıza maleden eserlere uzun yıllar boyun­ ca yeni bir şeyler eklenememiş ve onlardan daha mü­ kemmel eserler konulamamıştır. Bununla beraber bu kitapları yazanların kullandıkları dil ve terimler bakı­ mından, neslimiz ve bugünkü nesil bu eserlerden fay- _ büyük mantıkçı otoritelere izafe olunmakta ise de Arap. ça kaynaklarda da açıkça bellrtlldl!U gibi mnkuddeme, ya. nl giriş demektir. Esasen bu terim bir mnntılc terimi de değlldJr. Gemlnos'un tsagoJl'si gibi, türlü illmlere giriş teş­ kil eden başka ısagoJiler de vıınlır. (3) Bu lkl ·kitabı Arapçadan d.lllmize çevinnekıteyiz. Yakın bir gelecekte olnırlarıınqa sunacağımızı umuyoruz.

73


dalanacak bir durumda bulunmadığından bu eserler de irfanımıza süreklice faydalı olmaktan uzak kalmışlar­ dır.

**

Yakın bir geçmişteki bu eserler bu kadar çabuk verimsizleştirilirken manbk kütüphanemizin belli-başlı eski metinlerden ıtah1ili ve tenkidi ana eserlerden veya yabancı dillerde çıkmış bu türlü eserlerin doğru tercü­ melerinden mahrumluğu da sürüp gitmektedir. Bu e� si'ldiği mümkün olduğu kadar az bir zamanda doldur­ mak zorundayız. Bu metinlerin ve eserlerin, mantık alanındaki çalışmaların geçmişi, şimdiki durumu ve ge­ leceği bakımından elde bulunması hem öğretim zaruret­ leri, hem de yarının araştırıcılarının ve yaratıcı kafa­ larının istifadesi için dilimize kazandırılması -yüzyıl­ lardan beri ihmal ve imha! olunmuş- büyük bir vazi­ fedir. Biz böyle bir anlayışla, İslam düşüncesinde ve il­ minde esas itibariyle hakim kalmış bulunan Aristo'nun yüzyıllarca meçhulümüz kalan ve Organon adı albnda altı ciltte toplanan mantıki eserlerini bütün eksiklerimi­ ze rağmen dilimize çevirirken• Po,ı,hyıios'un İsagojl (Eisagoge) 'sini de Trlcot'nun Fransızca tercümesiılden dilimize kazandırmayı da üzerimize alınış bulunuyoruz. Hiçbir maddi menfaat gözetmeden ve her çeşit zorluk­ lara rağmen sade Yunanlı ve Avrupalı düşünürlerin manbğa ait eserlerini değil, aynı zamanda İslam ve Türle düşünürlerinin bu alandaki eserlerini de, -sayısı pek çok olmayacağını yalandan bildiğimiz- yabancı dil bilmeyen okurlarımızın ve meraklıların istifadelerine arzebnek ve böylece yüzyıllar boyunca yapılmayan bir hizmeti yapmak yolunda duyduğumuz manevi zevkle · yetimsiyoruz.

00

(4} Mill1 Eğitim Bakanlığı yayınlarından, Yunan Klnslkleri Se­ risinde çıkmaktadır.

74


Bazılarının sanıları hilafına olarak, İslam-Türk dü­ şünce hayab.nda mantık ilmine verilen yer pek büyük­ tür. Bugün bilinen eserlerin sayısı zamandaş olarak ba­ tı memleketlerininkinden pek fa.zla olduğu gibi, değerleri de hiçbir suretle küçuksünülemez. Birçok düşünürleri­ miz, yukarıda söylediğimiz gibi, pek eski zamanlardan beri türlü dini ve ilini açıklamalar zaruretiyle manbki düşünceye ve mantık incelemelerine derin bir ilgi gös­ termişlerdir. Bu hususta Selefiynn ve Sofiyun ile.Müte­ kellimin, Filozonar ve Mutezile arasında birçok müna­ kaşaların ve anlayış farklarının temelinde veya netice­ sinde ilim, mantık ve met.od anlayışlarımn rolü büyük olmuştur. İslamlıktan önce Yunan düşünürlerinin tıbba, astro_ nomiye, coğrafyaya ait eserleri ile Arısto ve Porpbyrios' un mantığa ait eserlerinin süryani ve pehlevi dillerine bilhassa nasturiler tarafından çevrildiği biliniyorsa da, hele İslamlıktan sonra bu alandaki verimli faaliyet bu dillerden ve bilhassa doğrudan doğruya Yunancadan Arap diline yapılan tercüme faaliyetinde ve bu faali­ yetin büyük ölçüde ve sistemli bir şekilde başlamasında görülüyor. İşte İslamlıktan sonra fikir hürriyetini sağ­ layan ve koruyan, başka milletlerin her çeşit fikir mah­ sullerini İslam dünyasına kazandırmak isteyen Abbasi Halifeleri zamanında eski Yunan düşünürlerinin felse­ feye, tabii ilimlere, tıbba, matematik ve astronomiye, coğrafyaya ait türlü eserlerinin ya doğrudan doğruya, veya Süryani veya Pehlevi dillerinden Arapçaya çev­ rilmek veya önce çevrilenler gözden geçirilmek suretiy­ le İslama giren ilimler (ulüm-ı dahile) arasında man­ tık eserleri mühim bir yer tutmaktadır. Bu yeni disip­ lin İslam ilminde ve öğretiminde türlü açLltlamalar za­ ruretiyle zaruri ve temel bilgi olduğu kadar felsefi spe­ külasyon ihtiyacını da kısmen karşılayan bir disiplin oluyor ve her mesele dolayısıyla mantık meaeleleri cid­ di bir inceleme ve araştırma konusu teşkil ediyor. İslamdan önce Sergios [ölümü 539] tarafmdan Sür­ yani diline çevrildiği jleri sürülen mantık eserleri ara· 75


sında Aristo'nun Organon'unun bazı kitapları ile Por­ phyrios'un Isagoji'sinin bulunduğu; başka çevirenler ve şerhciler arasında da bilhassa Gregorlos [ölümü 724)' un yine Organon'u tercüme ve şerhettiği söylenir. Peh­ levi diline çevrilen mantık eserleri arasında bu İsagoji' nin de bulunquğu ve daha sonra mazdeizmden İslama dönen Abdullah ibn il-Mukaffa [ölümü 757] veya oğlu l\1uhaınmed'in bu eserlerden bazılarını, mesela Arista­ talis'den Katıgoryas (Makulat;Kategoryalar)ı, Barier­ meniyas (İbare=Önerme)'ı ve Analutrki (Tahlilat=Ana­ litikler) ile Forfiriyos'dan İsagoci'yi çevirdiği haber ve­ rilmektedir. Türlü kaynaklarda, Arapçaya çevirenlerin türlü isimleri verilmektedir; fakat mütercimlerin isim­ lerinden ziyade, bizi burada ilgilendiren nokta, muhak­ kak olarak, Emeviler devrinde başlayıp A:bbasiler dev­ rinde büyük ve sistemli hir faaliyet halini alan tercü­ me işinden sonra dokuzuncu yüzyıl sonlarında bütün bu­ ana eserleri ve şerhlerini Arap dilinde bulmanın müm­ kün olduğudur.. İlk Arap filozofu El-Kindi [ölümü 873 su. ları] ile başlayan ve en büyük Türk filozofları olan Fa­ rabi [ölümü 95D] ile İbni Sina [ölümü 1037], İslam dün­ yasında olduğu kadar batıda da en büyük Aristocu ola­ rak tanınan İbni Rüşd [ölümü 1198], ·birçok eserleri ara­ sında sekiz mantık kitabı bulunan pozitivist bir filozof Razi [ölümü 1210] ve Seyit Şerif adıyla anılan Cürcani [ölümü 1340], ilh... gibi düşünürler mantık ilmini spe­ külasyonlarının başlangıcı, sistemlerinin temeli saymış. lar ve eserleri d�, hatta eserlerinin türlü şerhleri ile de, tercüme eserleri aratmayacak ·büyük değerlerde eserler olmakla, ünlü mantıkçılar arasında yer almış­ lardır. Buradan tercüme faaliyetinin büyük ·bir telif faaliyetini derhal hazırlamış ve büyük ölçüde speküla­ tif bir yaratma gücünü tahrik etmiş olduğunu görüyo­ ruz. Bu büyük düşünürler sayesinde sade tercüme ve naklin durmasına şahit değil, tercüme edilen eserlerin yerine tam yetkin ve felsefi anla�larıyla tutarlı; ay­ nı zamanda tercüme eserlere baş vurmaktan müstagni kılan zengin muhtevalı, tertipli meşhur eserleri kazan76


nuş bulunuyoruz. Bunların bağlı bulundukları gelenek yine Aristo ve Porphyrios mantık geleneği de olsa, bu eserler onlarm eserlerinden daha büyük bir itibara maz­ har oluyor. Bütün bu büyük düşünürlerin söz götürmez otorite­ lerine ve büyük çapta mantık eserlerine rağmen man­ tık ilmine ağır hücumlar da yapılmıştır. Her din, hatta fikri ve sosyal hareket -gibi İslamlık da aksiyon durduk· tan sonra teoriye geçme zaruretiyle kendini akli suret­ te açıklanıak ve yaptlan veya yaptlabilecek hücunı ve tenkitlere karşı koymak üzere manbğa hatta diyalekp tiğe başvurmaktan kendini alamamışsa da akli illmlere ve ·hele mantığa karşı, teologlar ve sofiyun ile filozoflar arasında başlayan bitmez tükenmez münakaşalarda za­ man zaman gülünç hükümlere sürüklenilmiş "(e hatta korkunç hareketlere kalloştlmıştır. Bilginin akl'e veya nakl'e veya hls'se dayandığı üzerinde yaptlan sonsuz tartışma ve hatta çekişmeler; kıyas-ı fikht ile kıyas-ı mantıki arasında yapılan ayırt ve doğrulamalar bazı yerlerde ve bazen mantık eserlerinin toplaıtılınasına, yalalmasına, alınıp saW.nıasının yasak edilmesine ka­ dar varan birtakım garip hareketlere sebep olduğu gibi mantığın boş, hattA din için tehlikeli bir alet olduğu, manb:kla uğraşmanın haram olduğu ve mantık kitapla­ rının zekat konusu olan bir mal olduğu tarzında garip hükümlere de sürüklediği görülmüştür. Bu suretle dü­ şünce ve öğretim hayatında matematik ve tabii ilimler alanını da içine almak üzere vakit vakit bir durakla­ maya, hattA bir gerilemeye şahit oluyoruz. Böylece mantık ve diyalektik, aksiyon durduktan sonra, İslam dininin kendini açıklamak gerekliliği ile, dini olduğu ka. dar bütün ilmi ve felsefi spekülasyon (nazar)'un aleti, hakikatı bulmanın biricik sanatı, doğruyu yanlıştan ayırt etmenin ölçüsü ve zihni yanlıştan korumanın tek­ niği olduğu haldei "reis ül-ulftm", "hadim ül·ulılm" sa­ yıldığı halde yavaş yavaş bir itibarsızlık içine yuvarla· myor. İlıne, ilmi faaliyetlere idari mülahazaların, siya­ si maksatların .karıştığı ve karışbrtldığı her yerde ve her

77


devirde derhal �layan bu itibarsızlık, kötü niyetli ve ilmi zihniyetten ve ilim -ahlakından mahrum insanların elinde, bilhassa serbest düşünce ve serbest araşbrmayı gerektiren spekülatif ilimlerde birdenbire kendini his­ settirir. İşte mantık da öğretim hayatında son zaman­ lara kadar İslami ilimlerin okutulduğu medreselerde bazı aydın hocaların okutmakta devam ve israr ettik­ leri, fakat ikinci derecede bir disiplin olmakla kalını­ yor, aynı zamanda ilmi ve felsefi spekülasyonu doyu­ racak bir disiplin olmaktan çıkı.yor, bir nevi vet"ballzm içinde bazı eserlerin ·basma kalıp şerhinden ve bazı te­ rim ve kaidelerin ezberlenmesinden başka bir şey olamL yordu. Mantık inceleme ve denemeleri alanında olduitu ka­ dar mantık öğretimi alanında da düşülen bu itibarsızlık ve bu verballzmi hazırlayan sebeplerin ne olduğunu araştırmak ayrı ve ucuz bir incelemenin konusu ise de bunu İslam düşüncesini ve ilmini batı Hıristiyan araştı­ ncılarmdan öğrenmek alışkanlığında olan ve hatta ge­ rekli ihtisasa sahip olmayan bir silrU ·kimselerin, man­ tık bilmeyenin ilmine itibar olunamayacağını ilan eden fetvalara rağmen "ilerlemeye mani" diyerek İslamlığa, ve hele en büyük İslam teologlarından Gazali [ölümü 1111] 'nin Arist.ocularla mücadelesinden sonra kurduğu akli İslam teolojisine yüklemeye kalkışmaları artık ba­ tıda bile terk olunmaya yilz .,. tutan bir hükümdür. Esasen ilim ve felsefe tarihçileri de sık sık belirtmektedirler ki İslam düşüncesinde, İslam filozofları, teo1ogları ve ftli.mleri eski Yunan düşüncesinin bir nAkıli otarak değil, üstün ve öz eserleriyle de varlık göstermişler; eser ve tesirleriyle Avrupa'nın ele geçirdiği yeni bir ilim hazinesi olduktan başka yeni düşüncenin hazırla­ nışını da sağlamışlardır. İlmin ve ilmt düşüncenin ge­ lişmesinde İslamlığı ve İslam teolojisini temelsiz bir şe­ kilde bu kadar menfi bir rol oynamakla suçlandırmayı bir yana bırakarak, İslam düşüncesinin düşünceye ve ilme neler kazandırdığını incelemeli ve İslam ilmini ve

78


felsefesini bilmeden ortaçağın ve ortaçağla yeniçağ ara­ sındaki süreklilik ve bağlılığın kavranılamayacağı üze­ rinde birleşen fikirleri de göz önünde tutarak ilim zih­ niyetinin şartlarına uygun bir araşbrma ve açıklama yolu ·benimsemelidir.

• ••

Arapça kaynaklarda Sur'lu Fo�lyos adıyla anılan Porphyrios 232 sularında Tyros(Sur)'da doğmuş 304 su­ larında Roma'da ölmüş, yeni-Eflatuncu okula mensup bir filozoftur. Türlü hocalardan, bu arada Apollonlos' dan ders görüyor, otuz yaşlarında iken Roma'da bir fel­ sefe okulu açan yeni-Eflatuncu Plotınos'u tanıyor; ta­ lebesi, kM.ibi, fikirlerinin ve eserlerinin tertipleyicisi ve yayıcısı oluyor. ,Bu suretle İskenderiye okulunun en büyük mümessillerinden olan Plotlnos'un en dikkate de• ğer talebesi cılan Porphyrios, 270'de Roma okulunun yö­ netimini eline alarak hocasının yerine geçiyor ve hoca­ sının doktrinini yaymakta büyük bir rol oynuyor. Hıris­ tiyanlığın amansız bir hasmı; bir zahid olduğu kadar da haşin ve mutaassıp bir karakter sahibi olarak tanınır. Hocasının sistemine bağlı kalmakla beraber ondan bazı noktalarda, söz gelimi, insanların ruhunun hayvan­ lara geçtiğini red ve inkar etmek gibi hususlarda ayrı­ lır; Eflatun ile Aristo'yu uzlaşbrınaya, sistemini yine dini ve mistik bir yönde geliştirmeye devam eder. Spe­ killatif mistisizmin sınırları içinde kalarak uknumlar (hypostases)'ı çoğaltarak hem hocasının teolojisini açık­ laştırır, hem de kendinden sonra gelen aynı okula men­ sup, yine bir süryell filozof ve teolog olan İamblchos'a ve bu okulun büyük mümessillerinden biri olan Prok­ los'a yeni spekülasyon yollarını açar. [Tricot: notice]. Porphyrios bir hayli eser bırakmıştır. Hocasımn Enneades'leri başına en mühim kaynaklardan sayılan Plotinos'un Hayatı adlı eserini koymuştur, Bundan baş­ ka, başlıca eserleri arasında, Pythagoras'm Bayatı'm, Eflatuo'a kadar bir felsefe tarihini, De Abtlnentia'sım;

79


bir de Hıristiyanlığa karşı sert tenkitleri ihtiva ettiğin· den dolayı yok edilen ve ancak Hıristiyan yazarların kendine cevap vermek üzere aldıkları bazı bölümleri elde kalan Hırisüyanlara Karşı adlı eseriyle bizim Türk­ çeye çevirdiğimiz İsagoji'sini sayabiliriz. Böylece bir filozof, bir felşefe tarihçisi, bir mantıkça olduğu kadar bir şerhci ve bir hicivci olarak türlü eserlerin sahibidir. Bizi burada ilgilendiren bu İsagoji kitabıdır. Por­ phyrios'un bu eseri Aristo 1 nun mantık eserlerinin ilki. yani Organonn'nun birinci cildi olan Kategoryalar'a Gi­ riş (Eisagoge eis tas Aristotelous kategorias) olarak yazılmışbr. Tamamiyle Aristocu veya meşaiyeci man­ tık anlayışıyla kaleme alınan bu kitap Aristo'nun ilim ve marttık anlayışının felsefi esaslarım teşkil eden Ka­ tegoryalar'm anlatılması gayesini taşımaktadır. Bu eser, İslam dünyasınca, yukarıda söylediğimiz gibi, hemen hemen Aristo'nun eserleriyle aym zamana rastlayarak ilk tanınan, ıtercüme ve şerh olunan eser­ lerden biri olduğu gibi5 batı dünyasında da bu eserin Boetios [öfümü 525J'un tercüme ve şerhleri sayesinde birinci plana geçtiği görülür; Abelard [ölümü 1142] ile ortaçağda büyük bir itibar kazanmıştır. Onu ilk defa Latinceye çevirenin Afrikalı retorikçi Marius Victori­ nus [IV.'ncı yüzyıl ortaları] olduğu söylenir. (5) Islam -kaymıklarmdan Arlsto'nun Kltab ill · Ma.kulat Kltab nı - ibare (Bari ermenyas), Kltab nı-Klyas IAnalutikalfila) Kltab m · Burhan (Analutlkassaniye), Kitab fil· Mevaz:ı' ve'I • CedeUınıe (Tobika), Kltab fil· Akval ll • Mugallata (So­ fistik.al, Kltab fil-Hitabe (Rltorlka) ve Kltab uş • şl'r (Boye­ tlkal adlarıyla anılan sekiz kitaptan mürekkep sayılan eser­ lerinin EHazı Hamse adı altında bir Glrlş'i olar1* birinci kitap sayıldığı gibi, lhvanos-Safa mannğının da _yine Por­ phyrios'un mukaddemesiyle başladılıt söylenir. Adeİ!l bu bir gelenek olarak zamarumıza kadar devam etmiştir. Bu me. yanda Ebheri'nin Isagocl'sinln de bu kHıil:ıın bir adaptaslyo­ nu olduğu söylenirse de bıı- husustaki düşilncemızı Ebheri' nlıı lsagod'slııi yayımladığımız zamana bırakıyoruz.

80


Ortaçağda en çok okunmuş ve en çok yayılmış bir eser olan bu İsagoJi kitabının konusu beş ses (Yunan­ ca: pente phonai) ve (Latince: quinque voces)'in veya beş lafzın; cins (genos) nevi (eidos), ayrım (diaphora), hassa (idion) ve ilinti (symbebekos) 'nin ve karşıhklı ayırt ve münasebetlerinin incelenmesidir. Mantık ve felsefe kitaplarında, hele ortaçağ felsefesinde bunlar beş bütüncül (les cinq universaux) adını alacaklardır. Umumi fikirlerin fercllerden ve ferdi varlık ve nesne­ lerden önce, onların üstünde ev dışında milstakil var­ lığını. iddia eden gerçekçiler; onları bir isim ve bir ke­ limeden ibaret sayıp kavram diye bir şey kabul etme­ yen adcılar; türlü anlayış farkları olmakla beraber umumi fikirleri ancak zihinde bir varlık, birer akli v�­ lık sayan kavramcılar arasında şiddetli ve bitmez mü­ nakaşa ve mücadelelerin konusunu teşkil edeceklerdir. Boetios ile başlayarak Rönesans'a kadar hemen hemen bütün felsefi spekülasyonun, bütün sistemlerin başlıca konusu olacaklardır. Beş ses veya beş lafz bazılarının sandığı gibi Por­ phyrlos'un icadı deiti]dir; bu biltüncüller meselesi çok eski bir mesele olup Sokrat ile sofistler arasında, Ena� tun'da bulunmakta ve bilhassa Aristo�nun doktrininde mühim bir yer tutmakta ve rol oynamaktadır. Aristo' nun manbğa ve fizikötesine ait eserlerinin türlü yerle­ rinde verdiği lasa bilgilere dayanarak Porphytjos bun­ ları yine onun kuru ve sade üslubuyla, anlaşılması da­ ha kolay ve daha toplu bir şekilde bu eseriyle ortaya koyar. İşte ortaçağ iskolasti:k düşüncesinin en başta ge­ len ve bütün ilmi ve felsefi spekülasyonun mihverini teşkil eden meselelerinden -beş bütüncül meselesini; umumi fikirlerimizin gerçekliği, ne türlü bir varlığı ol­ duğu, hususi nesnelerle ne gibi münasebetlerde bulun­ duğu meselesini ilk olarak koyduğundan değil; orta­ çağda bu meselelerin inceleme ve tartışma konusu ol­ masına sebep olan ve zihinleri tahrik eden bir eser ol­ duğundan tarihi değeri dalına büyüktür. Böylece İsagoJI kitabı daha başlangıçta, hiçbir çözüm vermeden ve 1 6

81


hiçbir çözüme girişmeden, üç temel soru içinde toplan­ ması mutad olan bütüncüller (külliyat) meselesini or­ taya atmıştır: 1. Cinsler, neviler gerçek mi; yoksa zihnimizde dü­ şünce, sırf soyut bir kavram olarak mı var? 2. Bunlar bizim dışımızda ve tabiatta var .mı; var­ sa, cismani mi, cismani değil mi? 3. Bunlar duyulabilir, ferdi nesnelerin içinde mi; yoksa bu nesnelerden ayn mıdır? Bu soruların, ortaya konuluşlarıoın da açıkça gös­ terdiği gibi, gerçekçi, adcı ve kavramcı birer felsefe sistemine dayandırmak veya bunları uzlaştırmak sure­ tiyle, cevplandırılması gerekiyor ve böylece karşımıza bir manbk meselesinden çok, bir felsefe ve fizik.ötesi meselesi çıkıyordu. Gerçekçi, adcı \7e kavramcı bakımlardan türlü çö­ zümlere ve bunlar etrafında çağlar boyunca süren tar­ tışmalara sahne olan fikir Aleminde, Arlsto'nun düşün­ celerini ve açıklamalarını benimseyen bu eser, bir çö­ züm vermemesine ve bu çözümü mantıktan ayn bir di­ sipline, yani fizikötesine bırakmış bulunmasına rağmen, meseleyi mümkün görünüşleriyle ortaya koymasından ötürü ve bugüne kadar klasik kalan öbür açıklamalarıy­ la çok büyük bir ehemmiyet ve deleri haiz olmakta de­ vam etmektedir. Kavramların veya umumi fikirlerin, daha çok kap­ lamcı, balo.mdan ele alınan bir açıklaması şemalaşbrı· )arak ortaçaida Porpbyrlos'a bir aiaç kazandırmıştır. Cins ve neviler azalan kaplam (şümul), çoğalan içlem (tazamun)'e veya çoğalan kaplam azalan içleme göre düzenli bir sıraya konulmakta; kavramlar arasındaki ayırt ve münasebetleri tayinde esas alarak zıd neviler halinde ikiye bölünerek (dichotomie) aşağıda görülece­ ği üzere -kaplam tükeninceye kadar inilmeMedir. Bu meşhur Porphyrios dacı şu: 82


1

Ôz

Cismani olmayan

Cismani

Cisim Cansız

ı

Canlı

Canlı ci.\tm

Duygusuz

Duygulu

Hayvan

Akıf51z

Akıllı Akıllı hayvan

Ölümsüz

1

Ôlümlü insan

Sokrat

Eflatun

şekli de bütün klasik mantık kitaplarında görülen te­ rimler hiyerarşisini gösterir. Manbğın, antik veya ontolojik olduğu kadar epist� molojik temeli ve mahiyeti bakımından, Aristo'ya göre varlığın gerçek taayyünlerini ifade eden, varlığın umu­ mi yüklemleri ve en yüce cinsleri olan kategoryalar'ı

83


açıklatnak için yazılan bu kitapla ve bunun şerhleriyle hem yöntem, hem de doktirin bakımından ortaçağ fel. sefesine 1 İslam felsefesine tesiri çok büyük olmuştur. Herhalde öbür manbk kitapları yanında, - açık ve an� ]aşılması kolay olmasından olacak, El-Kindi 1 nin daha o zaman bu kitabı bütün öğrencilerin okumalarım tavsiye etmesi pek yerinde; bu örnek üzere birçok eserlertn ka­ leme alınması tabü; muhtevasından birçok şeylerin bu-· güne kadar kaldığı ve benimsendiği muhakkaktır.

'

Hamdi Ragıb ATADEMİR

84


BEDİA AKARSU WILHELM VON HUMBOLDT'DA

DU·Kiiltül' Bağlantısı

Humboldt'un çeşitli ulusların dillerini ve kültürlerini inceleyen araştırmalan

NERMİ UYGUR

DU Yönünden Plzffı Felsefesi Fizik biHroioin felsefesi ... Fizi� dil yönünden iç kuruluşu ve kfiltürdeki önemli yeri

C. E. M. JOAD

Diinyanın Btiyüfı Pelsefelel'I Çeviren: Semih

UMAR

Genel okurun kolayca anlayabileceği bir dil ile felsefe

CAHİT TANYOL

TÜRK EPEBIYATINDA

Yalıya Kemal inceleme ve Anılar

Yahya Keroal'in şüri ve kişiliği, Yahya Kemal ile ilgili amlar ve Yahya Kemal'in edebiyatımızdaki yeri.


ŞAFAK URAL

ı'enıel Mantılı Günümüz anlayışı açısından Klasik Manbğın temel problemleri

NERMİ UYGUR insan Apsından Edebiyat

Yazarın edebiyat üzerine sekiz deneme yazısı

MORITZ GEIGER Esteti� Anlayq

/

Çeviren: Tomris MENGÜŞOÖLU

Bu kitap, kişiyi sanat yapıtının kendisine götürecek yollan gösteriyor.

WILHELM WORRINGER

Soyutlama ve Ome,ıeylnı Çeviren: İsmail TUNALI

Sanat üsluplarına psikolojik ve felsefi açılardan bir bakış.


BOZKURT GÜVENÇ KültüP Konusu SoPlllllaPnnız

ve

Kültür nedir? Ti.irk kültürünün sorunları nelerdir?.

ÖZDEMİR NUTKU

Uzatmalı

GePçelıleP

Tiyatro toplumbiliminden tarihine, eleştirisinden, incelenmesine kadar çeşitli türde tiyatro yazılan.



Porphyrios isagoge (aristoteles'in kategorilerine giriş)